EntellektuelForum Forum Ana Sayfa EntellektuelForum

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Ergenekon ve Balyoz Davaları
Sayfaya git Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> İÇ SİYASET
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Pts Oca 26, 2009 8:22 pm    Mesaj konusu: 1 Numara Alıntıyla Cevap Gönder

“Meselâ savcı yazı yazmış... Sen kimsin lan bana yazıyorsun? Sen kimsin?”
Murad Salih




Normal bir devlette...

Yani hukukun üstün ve egemen olduğu bir devlette...

Başlıktaki sözleri o devletteki makamı, mevkii, rütbesi, statüsü, konumu, durumu, işi, gücü her ne olursa olsun hiç kimse söyleyemez...

Söylerse?..

Hukuk sistemi, o kişiye, bu sözü asla söylememesi gerektiğini öğretecek ve bir daha unutmamasını sağlayacak şekilde derhal harakete geçer...

Ve adalet en kısa zamanda tecelli eder...

***

Başlıktaki sözler Türkiye’de söylenirse ne olur?

Ne olacağını bilmek için o sözleri söyleyenin makamına, mevkiine, rütbesine, statüsüne, konumuna, durumuna, işine gücüne, soyuna sopuna bakmak gerekir...

Bu sözleri söyleyen sıradan bir insan, yani rütbesiz, makamsız mevkisiz, statüsüz, arkasız bir kimse ise; savcının emriyle derhal harakete geçen polisler, gecenin en karanlık vaktinde o kimsenin evinin kapısını -iliştirilmiş medya kameraları eşliğinde- kırarak içeriye girer, evde kim var kim yoksa hepsini don gömlek, pijama gecelik üstlerinde ne varsa onlarla derdest ederek kelepçeleyip polis otosuna tıkarak götürürler merkeze...

Sonra?

Götürülenlerin eşi dostu, hısımı akrabası beklerler ki; gidenler geri gele...

Gelirler rmi?

Gelirler de...

Ne zaman; o belli değil...

Ölü mü diri mi; o hiç belli değil...

Misâl: Gözaltında işkence görenler... İşkence sonucu ölenler... Gardiyana esas duruş göstermedi diye cezaevi hücresinde öldürülenler... F tipi cezaevlerindeki insanlık dışı tecrite direnirken ölenler... Yıllarca tutuklu kaldıktan sonra beraat edenler... Uyduruk delillerle ağır cezalar kesilenler...

Hangi birini yazayım?

Zaten hepsini herkes biliyor ama bir şekilde vicdanını bastırıp susmayı tercih etmiyor mu?..

***

Ya ötekiler?

Makamı, mevkii, rütbesi, statüsü, konumu, durumu, işi, gücü kıyak olanlar mı?

Onlar başka...

Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, muvazzaf veya emekli general , milletvekili, yüksek yargıç, yüksek savcı üst düzeyde bürokrat, TÜSİAD üyesi işadamı, Sabataycı/dönme, mason locası üyesi, roteryan, lions, yargıç, savcı, polis, asker, istihbaratçı, korucu, itirafçı veya muhbir iseniz ve buradaki makam, mevki rütbeniz ne kadar yükseksee veya bu yükseklikten himaye gören şanslılardansanız hukukun size ulaşması için çok uzun, çok çetrefilli ve hukuku oralara uzatmak isteyen görevililer için çok tehlikeli bir süreçten geçilmesi gerekmektedir....

Çoğu zaman da bu süreç hiç tamamlanamamaktadır...

Balık hafızalılardan değilseniz durup sakin kafayla biraz düşündüğünüzde, onlarca bu türden tamamlanamamış veya tersine döndürülmüş yargı sürecini hatırlayabilirsiniz...

Sizlere hafıza egzersizi olsun diye ben herhangi bir misâl vermeyeceğim...

Bunları unuttuysanız acilen hatırlamalısınız...

Ve asla unutmamalısınız...

Çünkü; varolan hukukun herkes için acil ve eşit şartlarda adaleti sağlayamadığı bir ülke, o ülkede yaşayan sıradan/arkasız/normal insanlar için mayın tarlası kadar tehlikelidir...

Böyle bir ülkede başınıza her an her şey gelebilir...

Her an kim vurduya gidebilirsiniz... Bir adli skandal sonucu inanamayacağınız kadar ağır cezalar alabilir veya size bir şekilde zarar vermiş ve çok ağır cezalar alması gereken kişilerin ertesi gün ellerini kolarını sallaya sallaya serbestçe dolaşarak size sırıttıklarına şahit olabilirsiniz...

Bu size pek de inandırıcı gelmedi mi?

Peki...

Başlığa geri dönelim...

***

İnternete düşen ses kaydında Ergenekon Davası’nın tutuklu sanığıyken “gatakulli” ile kendini tahliye ettiren emekli Orgeneral Hurşit Tolon anlatıyor:

“Meselâ savcı yazı yazmış... Ne savcısı, kim oluyor lan? Sen kim oluyorsun, sen kimsin? Sen kimsin lan bana yazıyorsun. Sen kimsin?”

Tolon’un “Sen kimsin lan bana yazıyorsun. Sen kimsin?” dediği savcı da, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin...

Aynı komuşmada Tolon, cezaevinde düzenli spor yaparak hızla kilo düştüğünü de söylüyor...

Tolon GATA’ya niye sevkedilmişti?

Sivil hastahanelerin”hızlı kilo kaybı”na bir hastalık teşhisi koymaması sebebiyle...

O yaşta zayıflamak kastıyla düzenli olarak egzersiz yaparsanız kilo kaybınız kaçınılmaz olur...

Gerekli muayene ve testleri yapan sivil hastahane hekimleri de bunu kolaylıkla anlarlar...

Nitekim anladılar da...

Sonra ne oldu?

“Aman, paşam elden gidiyo bir de GATA baksın..”. dediler...

Bakış o bakış...

GATA sanki hastahane değil... Sivil mahkemelerin tutukladığı sanık generaller için “mor çatı sığınma evi”...

Oraya kapağı atan elinde kapı gibi bir raporla cezaevinden pırrr...

Peki bu durum, Tolon açısından “hile yoluyla firar”; onun tahliye olmasını sağlayan kurum görevlileri açısındansa hem “adaleti yanıltmak ve firara yardım etmek için yalan içerikli resmî evrak tanzimi”, hem de “firarîye yataklık” suçlarının bütün unsurlarıyla gerçekleşmiş olduğunu göstermiyor mu?

Gösteriyor...

Eeee?

Bunu kim soruşturcak?

Savcı...

Savcı, kendisine “sen kimsin lan” diye gürleyen firarî sanık emekli general karşısında pısmış kalmış...

Tık yok...

Üstelik de kendi hakkını ve makamının haysiyetini korumak için harekete geçemeyen bu savcı, daha önce aynı sanığın göstere göstere firarı karşısında da aynı tavrı sergilemedi mi?

Böyle hukuk olur mu?

Böyle hukuktan adalet çıkar mı?

***

Son olarak: Ergenekon Davası’yla topyekûn derin devletin ve bilumum darbecilerin tasfiye edildiğini/edileceğini zannederek sevinç içinde el çırpan gaza getirilmiş gariban/safoş takımı için minik bir tüyo verelim: Aykut Cengiz Engin,. 28 Şubat döneminin İstanbul DGM savcılarındandı. O dönemde jet hızıyla önce DGM Başsavcı Vekili, daha sonra da DGM Başsavcısı oldu. Susurluk Davası ve bir takım banka hortumlcularını da o soruşturmuştu. Hafızam beni yanıltmıyorsa İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’na delilsiz mesnetsiz idam cezası verilen davanın da savcılarındandı... 28 Şubat dönemindeki “üstün başarılarından” dolayı da İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yapılmıştı... Şimdi de İstanbul Başsavcısı olarak Ergenekon Davası’nda son kararları o veriyor... Kendisi İstanbul Başsavcısı olduğu halde, nedense ikinci adresiymişcesine; çok sık olarak Ankara’da görülüyor...

Kaynak: Baran dergisi

Ruşen ÇAKIR
Vatan Düşmanlarının silahlarıyla silahlanan kutsal Ergenekon avcıları
26 Ocak 2009

Ergenekon sürecinde “ortayolcu” bir çizgide ısrar ettiğim için istisnasız her iki tarafın alay, hakaret, suçlama dolu taarruzlarından bunalmışken üniversite öğrencisi bir okurun kısa e-postası ilaç gibi geldi. Kendisini “Cumhurbaşkanımızın hemşerisi” ve “Necip Fazıl (Kısakürek) ile büyümüş biri” olarak tanımlayan okurum “Sizi anlıyorum Ruşen abi. Sizin sol görüşlü biri olduğunuzu biliyorum” diye başlayan mektubunda Ergenekon’a bakışını şöyle açıklamış:

“Bu konunun gidebildiği yere kadar gitmesini istiyorum. Bu işin çözülmesini istiyorum. Devlete yapışmış bir kene varsa bu halledilsin istiyorum.”

Okurum “ancak” deyip şöyle devam ediyor: “Bu iş yapılırken bu zamana kadar Müslüman insanlara yapılan haksızlıkların şimdiki insanlara yapılmasını istemiyorum. Belki içeriye alınanlar içinde gerçekten suçsuz olan insanlar olabilir. Bunlar için üzülüyorum. Sizi anlayan karşı cenahtan insanların varlığını bilmenizi istedim. Biz müspet insanlar her kim olursa olsun, Müslüman olmasa dahi ezilen suçsuz insanlar için üzülürüz.”

Erdemliler ittifakı

Yönetenler ile yönetilenler arasında doğrusal bir ilişki bulunmamakla birlikte, birbirlerini beslediklerini düşünürüm. Bu bağlamda Hz. Muhammed’e atfedilen “Kavimler layık oldukları şekilde yönetilirler” sözüne daha yakın dururum. Bu yüzden, alıntıladığım okur mektubunu “sessiz çoğunluğun sesi” gibi bayağılıklara kapılmadan, önce bir “dayanışma hamlesi”, daha sonra da bir “ittifak önerisi” olarak görüyorum. “İttifak” kavramına takılıp çok büyük siyasi projeler önereceğimi sananlar yanılır. Şöyle ki, okurumun “müspet insanlar” diye tanımladığı kişiler bu ülkede çoğunlukta değiller. Çoğunluk olsalar bile güçlü değiller. Dolayısıyla dinleri, inançları, yaşam tarzları ne olursa olsun biraraya gelip herkes için eşit hak ve özgürlük talebini dile getirmeleri çok isabetli olur. Bu noktada, bazı İslamcıların 1980 sonlarında, yani muhalefetteyken gündeme soktukları “Medine Vesikası” ve bununla bağıntılı olarak “Erdemliler İttifakı” (Hilfü’l-Fudul) gibi önerileri neden bugün unutmuş olduklarını sorabiliriz.

Bumin’in isyanı

1980 ve 90’lı yıllar Türkiye’de “irtica avı” ile geçti. Aynı yıllarda, İslami hareketi “ilericilik/gericilik” yerine “gelenek/modernlik” perspektifinden bakarak anlamaya ve anlatmaya çalıştığım için; örneğin istihbarat raporları yerine İslamcıların yazdıklarını okuduğum; polis ve savcılar yerine bizzat İslamcılarla konuştuğum için bazıları tarafından lanetlendim ve “şeriatçıların ekmeğine yağ sürmek” le suçlandım.

Zamanla iki kutup yer değiştirdi; avcılar av, avlar avcı oldu. Ama benim gibilerse aynı yerde kaldılar. Dün “her dindar İslamcı, her İslamcı terörist değil” derken şimdi “her muhalif ulusalcı, her ulusalcı Ergenekoncu değil” demeye çalışıyoruz. Tabii bu sefer de “Ergenekoncuların ekmeğine yağ sürmek” le suçlanıyoruz.

Dün medyanın yargısız infazlarından en fazla mağdur olan Fethullah Gülen cemaatine mensup kişiler bugün birer “kutsal Ergenekon avcısı” oldular. Nasıl dün “kutsal irtica avcıları” sadece İslamcıları değil, onların da hak ve hukukunu gözetmek gerektiğini savunanları karşılarına almışlarsa, bugün Gülen cemaatine yakın medya kuruluşlarında soruşturmayla ilgili herhangi bir itirazı olan kişiler de çarmıha geriliyor.

Son kurbanlardan biri Kürşat Bumin’di. Bumin’in günahı “Her kötülüğü Ergenekon’un hesabına yazmak doğru mu?” gibi haklı bir soruyu sormuş olması ve TRT’nin Tuncay Güney yayınını eleştirmesiydi. Cumartesi günü Yeni Şafak’ta kendisini linç etmeye kalkanları “fitne fücur” olarak tanımlayan Bumin “Siz mi bana ’demokrasiden dem vurmayı’ öğreteceksiniz? Siz mi bana Ergenekon’u anlatacaksınız?” diye öfkeyle sordu. (http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=14969&y=KursatBumin)

Ava giden avlanır

Birilerinin esas derdinin yakın geçmişin intikamını almak olduğu ortada. Keşke ellerindeki muazzam imkanları gerçekten demokrasi, temel hak ve özgürlükler ile hukuk devletinin hizmetine koşsalardı. Zira hedeflerine ulaşma şansları hiç yok. Çünkü düşmanlarının silahlarıyla silahlanmış durumdalar.

Şimdilik, “eğer o silahlar bir işe yarasaydı, siz çoktan yok olmuş olurdunuz” demekle yetinelim.

RUŞEN ÇAKIR - VATAN

rcakir@gazetevatan.com

Cüneyt ÜLSEVER
Hürriyet Ergenekon’un organik yapısı
27 Ocak 2009

1) Zamanında MGK’dan gayri nizami savaş yetkisi alıp JİTEM’i kuran ve aldığı semi-legal yetkiyi faili meçhul cinayetlerde pervasızca kendi çıkarlarına kullananlar. Belli ki, bunlar arasında emekli olduktan sonra da "durumdan vazife çıkarmaya" devam edenler olmuş.

2) "Durumdan vazife çıkarma" konusunda emekli olan bu grupla halen işbirliği yapmakta olan bazı muvazzaf asker ve halen görevli polisler (İşbirliği için olası örnekler: Susurluk, Hrant Dink cinayeti, Malatya katliamı).

3) Zamanında AKP’yi yıkmak için darbe girişiminde bulunan ama Genelkurmay Başkanı kabul etmeyince darbe yapmaktan vazgeçen emekli paşalar. Bunlar emekli olduktan sonra toplumu hükümet aleyhine galeyana getirmek için çeşitli toplumsal hareketlere (örnek: Cumhuriyet mitingleri) önayak olmuşlar.

4) Hükümete karşı toplumsal hareketler düzenleme konusunda emekli paşalar ile işbirliği yapan sivil unsurlar, bazı siyasi partilerin yöneticileri.

5) Hükümet aleyhine görüş beyan eden bazı akademisyen, gazeteci ve araştırmacılar.

6) Doğrudan darbe yapmaya kalkışanlar (örnek: 28 Şubatçılar).

7) Ne idüğü belirsiz tanıklar (örnek: Tuncay Güney).

* * *

Davada şu ana dek ortaya çıkan başlıca deliller:

1) Sanıkların bilgisayar kayıtları, 2) Telefon dinlemeleri, 3) Gömülü silahlar.

Not: Davada en somut delil gömülü silahlardır, ancak bu silahların sanıklarla irtibatlandırılması da gerekir.

"Darbe Günlükleri" de delil olabilir, ama henüz günlükler davaya dahil edilmemiştir.

* * *

Yukarıda sayılan unsurlar, bazı soruları da içermektedir.

1) Dava JİTEM irtibatlı ise zamanında "vur!" emri veren MGK üyeleri ve JİTEM’e çalışmış diğer kişiler ne olacaktır?

2) Dava 28 Şubat irtibatlı ise neden bazı 28 Şubatçılara henüz dokunulmamıştır?

3) Dava Susurluk irtibatlı ise neden Susurluk’ta ortaya çıkan ilişkileri organize edenlere hálá ulaşılmamıştır?

4) Dava darbelere karşı bir dava ise neden Anayasa’nın 12 Eylülcülere dokunulmazlık sağlayan geçici ama ebedi görünüm veren maddesini ortadan kaldırmaya teşebbüs dahi edilmemektedir?

5) Genelkurmay Başkanı’na "darbe" yapmak için müracaat eden komutanlar, paşa "hayır!" deyince anlaşılan "emredersiniz!" deyip davadan vazgeçmişler. Darbe böyle mi yapılır? Özkök Paşa’yı da irtica ile işbirliği yapmakla suçlayıp, onu da aşarak darbe neden tamamlanmamıştır?

6) Gözaltına alınanlar dahil, tutuklular-sanıklar kişisel bazda neyle suçlanmaktadırlar?

Somut olarak şahsen işledikleri suçlar nelerdir?

Mehmet Altan (Star) ve Emre Aköz’ün (Sabah) yaptıkları gibi "Ben gündelik olaylara, kişisel suçlamalara, kişisel sözlere, velhasıl öze bakmam, beni genel anlam ilgilendirir" mealli bir yaklaşım bırakın hukuku, akıl ve vicdanla alakalı olabilir mi?

7) "Eski MGK Genel Sekreteri gözaltına alınıyorsa savcının muhakkak bir bildiği vardır" (Mümtaz’er Türköne-Zaman) mantığı ile vicdanlar tatmin edilebilir mi?

* * *

Türkiye bağırsaklarını temizlemek için çok güzel bir fırsat yakalamıştır. Ama hukukun üstünlüğü ancak hukukun üstünlüğüne riayet eden bir davayla sağlanabilir!

Ben, beni hayasızca dinleyen paşanın bile hukukuna saygı duyulmasını istiyorum.

CÜNEYT ÜLSEVER - HÜRRİYET

culsever@hurriyet.com.tr



Enis BERBEROĞLU
Hürriyet
Ergenekon soruları
27 Ocak 2009

BUGÜN Ergenekon’la ilgili kafama takılan bazı soruları paylaşmak istiyorum.

* * *

Danıştay rötarı:

Emniyet Genel Müdürlüğü, geçen hafta Ergenekon soruşturmasının 2001 yılında Tuncay Güney’in verdiği ifade üzerine değil... 2006 yılı Mayıs ayındaki olaylar nedeniyle başladığını açıkladı. Yani Ergenekon’un miladı, sanıldığı gibi Güney’in hezeyanları değil, Danıştay’a kanlı baskın ve arkasındaki karanlık, karmaşık ilişki ağının su üstüne çıkması.

Eğer 2006 Mayıs ayı gazete koleksiyonlarına, hatta bu köşenin arşivine göz atarsanız, Danıştay saldırısıyla ilgili haklı çıkan bazı soru işaretlerine rastlarsınız. Muzaffer Tekin, İbrahim Şahin gibi isimlerin telefon irtibatına "flaş haber" muamelesi yapmazsınız. Yani polisin o tarihte iyi çalıştığını görürsünüz.

Soru bir: Danıştay baskınının daha ilk haftasında bugüne yakın bilgi ve kanıta ulaşılmış olmasına rağmen, neden dosyanın üstü örtüldü, bir yıl beklendi?

* * *

Silah kardeşliği:

Ankara Sincan’da bulunan cephanelik soruşturması sürüyor. Ama nedense daha önceki bomba ve silah kardeşliği üzerinde durulmuyor. İzmir’deki İbrahim Çiftçi cinayetinde kullanılan bombalar Ümraniye (Danıştay) ve Cumhuriyet kafilesinden. (Çiftçi’nin Necip Hablemitoğlu cinayeti faili olduğu yolunda ihbarlar vardı.)

Yine 1999 yılında Şırnak’taki Hizbullah operasyonlarında ele geçen bombalar da aynı kafileden.

Son olarak Ankara cephaneliğinde yakalananlarla MLKP örgütünün bombaları da aynı kafile ve seriden.

Soru iki: Birileri ordu cephaneliğini kevgire çevirmiş, istediği ağır silahı dışarı çıkartıyor. Ya kasıtlı olarak örgütlere dağıtıyor veya sahip çıkamıyor(!). Sonuçta o silahların namlusu bize dönüyor. Neden engellenmiyor?

* * *

Azeri modeli mi?:

1995 yılı Mart ayında Azerbaycan’da Haydar Aliyev’e karşı başarısız darbe girişiminde bulunan OMON birlikleri, Türkiye’deki polis özel harekát timlerini model almıştı. Zaten eğitimlerinden İbrahim Şahin sorumluydu. Şahin ile OMON Komutanı Ruşen Cevadov yakın ilişkideydi.

İbrahim Şahin’in evinde bulunan ve Ergenekon’un 11. dalgasında çok sayıda özel harekátçı polisin gözaltına alınmasına, tutuklanmasına yol açan S-1 listesi... Azerbaycan’da denenen başarısız darbenin benzerinin hazırlığı olmasın.

Soru üç: Bakü’deki darbe hazırlığını 3 ay önceden duyan... Dışişleri, Başbakan ve 9. Cumhurbaşkanı’na haber veren. Bu sayede Aliyev iktidarını kurtaran MİT bu kez Ankara kaynarken, neden kulağının üstüne yattı?

* * *

Karayılan paketi:

2007 genel seçimi öncesinde Murat Karayılan’ın paketlenip Ankara’ya getirilmesi amacıyla özel bir ekibin Başbakanlık izniyle kurulduğu söylentisi yayıldı. Aynı söylentiye göre ekibin başına Ergenekon’un 10. dalgasında tutuklanan Güneydoğu kahramanı emekli albay Levent Göktaş getirildi. Hatta Göktaş’ın MİT’te önemli bir göreve getirilmesi söz konusuydu.

Dördüncü ve son sorum basit: Bu söylentiler doğru mu, Göktaş’a görev teklif edildi mi?

Ve eğer öyleyse, devlet dediğin bu kadar çabuk karar değiştirir mi?


ENİS BERBEROĞLU - HÜRRİYET

Veberber@hurriyet.com.tr

27 Ocak 2009 Salı
'Eşref Bitlis'i ABD öldürdü!'


İSTANBUL - ''Ergenekon'' davasının 42. duruşması başladı. Perinçek savunmasına "Her seçimden önce tutuklanıyoruz, seçimden sonra beraat ediyoruz" dedi.


İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın bugünkü duruşmasına, 39 tutuklu sanık katıldı. Tutuklu sanıklar Mete Yalazangil ve Aydın Yüksek ise duruşmaya gelmedi.


Tutuksuz sanıklar Güler Kömürcü Öztürk ve Rafet Arslan ile geçen duruşmada tahliye olan gazeteci-yazar Vadet Yenerer ile emekli astsubay Orhan Tunç da duruşmada hazır bulundu.


''HER SEÇİMDEN ÖNCE TUTUKLANIYORUZ, SONRA DA BERAAT EDİYORUZ''
İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, ''her seçimden önce tutuklandıklarını, sonra da beraat ettiklerini ''öne sürdü.


İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savunmasını sürdüren Perinçek, kendilerini ''Kürt örgütü'' olarak adlandıran örgütlerin liderlerine gönderdiği 26 Mayıs 2000 tarihli mektubun da iddianamede suç unsuru olarak yer aldığını kaydetti.


Perinçek, şunları söyledi:


''2000 yılında Abdullah Öcalan'ın avukatları bir heyet halinde ziyaretime geldiler, görüşlerimi sordular. Bizzat Abdullah Öcalan'ın görüşlerimi öğrenmek istediğini, ona aktaracaklarını söylediler. Ben de Kürt meselesinin çözümü dahil, Türkiye'nin yaşadığı sürece ilişkin tahlilimi ve programımızı anlattım. Daha sonra bu çözümlerin yetersiz ve eksik aktarılmasından kaygılanarak, görüşlerimi yazılı hale getirdim ve bütün Kürt örgütü liderlerine ve basına gönderdim. Resmi makamlara da yolladım ve ayrıca Teori Dergisi'nin Aralık 2000 tarihli sayısında tam metin halinde yayımladım.''


Söz konusu mektubun gizli olmadığını belirten Perinçek, mektubun yayımlandığı Teori Dergisi'nin Aralık 2000 sayısına ilişkin herhangi bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan sorulmasını talep etti. Perinçek, ''Bu mektubun her satırının altına bugün de imza atarım. Herkese de dikkatle incelemelerini ve bu meselenin çözümünde değerlendirmelerini öneririm'' dedi.


''Kürt meselesi konusunda sorunu halkı kazanarak çözmeyi amaçladıklarını'' belirten Perinçek, bu konudaki görüşlerini anlattı.


Atatürk'ün ''Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir'' dediğini, ''bunun Kürt ve Türk'ü kaynaştırdığını'' söyleyen Perinçek, ''Atatürk'ün başlattığı sürecin daha sonra kesildiğini'' savundu.


Perinçek, ''Atatürk devrimlerin tamamlanamaması, Atatürk'ün üzerinde durduğu Güneydoğu Anadolu'daki toprak reformunun yapılamaması nedeniyle bugün bulunulan noktaya gelindiği'' görüşünü dile getirerek, ''İP'in can ve kan pahasına bunları uygulamaya çalıştığını'' söyledi.


''TÜRKİYE'Yİ BÖLME SENARYOLARI''
''İP'in bu konudaki çalışmaları nedeniyle tutuklandıklarını'' öne süren Perinçek, ''Türkiye'yi bölme senaryolarının 1987 yılından itibaren yeniden gündeme geldiğini, hatta 1960'lar da benzer planların yapıldığını'' iddia etti.


Perinçek, 1986 yılında dönemin ABD Savunma Bakanı'nın Türkiye'ye geldiğini, görüşmek istediği konuların Türkiye'nin bölünmesiyle sonuçlanabilecek şeyler olması nedeniyle dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Üruğ'un görüşmeyi reddettiğini savunarak, kendisinin Üruğ ile görüşerek bu konuyu yazdığını söyledi.


Doğu Perinçek, ''Bunun bedeli de 1990 yılında hapsedilmem olmuştur. Daha sonra beraat ettim. Beraat ettim ama 1991 yılındaki seçimlere hazırlanamamış oldum. Zaten her seçimden önce tutuklanıyoruz, sonra da beraat ediyoruz'' diye konuştu.


''Abdullah Öcalan'ın Suriye'de bulunduğu süre içerisinde PKK'da 2 başlı bir durumun ortaya çıktığını'' söyleyen Perinçek, PKK'nın Kuzey Irak'ta bulunan kadrolarının ABD'nin kontrolünde olduğunu, Öcalan'ın ise Suriye'nin etkisinde bulunduğunu kaydetti.


Perinçek, ''bu nedenle ABD'nin bir operasyonla Öcalan'ı Şam'dan çıkarttığını'' iddia ederek, ''Dünyada başka bir ülke var mıdır? Kendi hapishanesinde bulunan hükümlüyü, kendisini bölmek isteyen ABD'nin eline versin. Abdullah Öcalan hükümlü bulunduğu cezaevinde Türkiye'yi bölmek için faaliyetlerde bulunmaktadır'' dedi.


''Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Barzanileştirilmeye çalışıldığı'' görüşünü dile getiren Perinçek, ''AK Parti'nin bu bölgedeki adaylarının da Barzanici olduğunu'' iddia etti.


Perinçek, ABD'nin Barzani ve Talabani üzerinden Türkiye'ye bölmeye başladığını, bunun da yerel yönetimler üzerinden yapıldığını savundu.



''BENİ BIRAKIN, AİHM'DEN 'ERMENİ SOYKIRIMI YALANDIR' DEME HAKKINI ALAYIM GELEYİM''


İddianamede, Talatpaşa Komitesi'nin ''Ergenekon terör örgütü''nün bir yan kuruluşu gibi gösterildiğini ve faaliyetlerini de örgüt adına yürüttüğünün söylendiğini belirten Perinçek, 2005 yılında dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun ''Ermeni Soykırımı yoktur'' dediği için İsviçre'de hakkında soruşturma başlatıldığını kaydetti.


Halaçoğlu'nun savunma vermeyeceğini öğrendiğinde, İsviçre'ye giderek burada bu konuyu savunma gereği hissettiğini anlatan Perinçek, bunun üzerine 7 Mayıs 2005 tarihinde İsviçre'de bir basın toplantısı düzenlediğini anlattı.


Perinçek, 22 Temmuz 2005'te İsviçre'de Rauf Denktaş'ın da aralarında bulunduğu bazı kişiler ve akademisyenlerle bir dizi etkinlik yaptıklarını anlatarak, duruşma salonunda bu etkinliklerin görüntülerini izlettirdi. Doğu Perinçek, ''Ergenekon örgütü yapıyorsa bunları, herkes Ergenekoncu olur'' dedi.


Winterthur'daki konferans sonrasında gözaltına alındığını belirten ve çıkışta basın mensuplarına yaptığı açıklamanın görüntülerini izlettiren Perinçek, şunları söyledi:


''Aynı yargı burada da devam ediyor. Çünkü o yargının merkezi aynı. İsviçre'yi o yargıya zorlayan da iddianameyi yazdıran da ABD'dir. O yargı benim her yerde peşimden geliyor. AİHM'de bu konuda dava açmıştık. Beni arkamdan vurdular. 'Onu kendi ülkesinde bu Talatpaşa Komitesi'nin çalışmalarından dolayı hapse tıktılar' deniyor. Şimdi gelin AİHM'den adil bir karar bekleyin. Beni bırakın, AİHM'den 'Ermeni Soykırımı yalandır' deme hakkını alayım geleyim.''


Talatpaşa Komitesi'nin İsviçre'de yaptığı etkinlikleri ayrıntılarıyla anlatan Perinçek, hakkında açılan soruşturmanın önce kapatıldığını, 6 ay sonra ise dışarıdan bir müdahale ile yeniden açıldığını söyledi.


ALMANYA'DAKİ ETKİNLİKLER
Perinçek, Talatpaşa Komitesi'nin Almanya'da yaptığı etkinliklere de değinerek, buradaki çalışmalara her kesimden insanın katıldığını, aralarında AK Partili Nevzat Yalçıntaş, İbrahim Özdoğan ve Mehmet Dülger'in de olduğunu kaydetti.


Almanya'daki etkinlikten bir ay sonra Avrupa Parlamentosu'nun Talatpaşa Komitesi'nin lav edilmesi için bir karar aldığını söyleyen Perinçek, bunun ardından Başbakan Erdoğan'ın bu çalışmalara katılan AK Parti üyelerini Kızılcıhamam'daki toplantıda azarladığını öne sürdü.


Perinçek, Dülger ve Özdoğan'ın tanık olarak dinlenmesini istediğini bildirdi.

''SUSURLUK'U YAPANLAR, SUSURLUK İLE MÜCADELE EDENLERİ YARGININ ÖNÜNE ÇIKARDI''
''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, bombalı saldırı sonucu hayatını kaybeden gazeteci yazar Uğur Mumcu'nun 53 yıllık arkadaşı olduğunu belirterek, ''Benim can arkadaşım Uğur Mumcu'yu, İlhan Selçuk ile falan öldürecekmişiz. Bu derece gerçekle tamamen kopmuş, bu kadar büyük yalan olur mu?'' dedi.


İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savunmasına devam eden Perinçek, partisinin Türkiye tarihinde ''gladyo''ya karşı mücadelenin partisi olduğunu ifade ederek, Türkiye'deki ''gladyo''nun faaliyetlerini tek başlarına ortaya çıkarttıklarını söyledi.


Perinçek, vatanseverler arasında ''Ülkenin gidişatı nereye?'' şeklinde yapılan konuşmaların darbe faaliyetleri olarak gösterildiğini, olmayan darbelerin yargı önüne getirildiğini, bunun da ABD tarafından gerçekleştirildiğini öne sürdü.


Perinçek, Türkiye'deki darbelerin arkasında ABD'nin olduğunu savunarak, 12 Eylül askeri müdahalesinin ABD'nin olduğunu savundu. ''Bugün bizi bu huzura getirenler de ABD. 600 bin kişiyi hapislere atmış koskoca darbe var. O darbenin yavruları bugün Türkiye'yi yönetiyor'' görüşünü dile getiren Perinçek, şöyle konuştu:


VURULANLARLA SANIK SANDALYESİNE OTURTULANLAR AYNI
''12 Eylül darbesinin çocukları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla vatanseverlerin yakasına yapışıyor. Kemalist devrimi tasfiye sürecinde Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Eşref Bitlis katledildi. Kim bunlar? Eşref Bitlis, Şener Eruygur, Uğur Mumcu, İlhan Selçuk. Aynı adamlar bunlar. Vurdukları adamlarla sanık sandalyesine koydukları aynı.''


''BİTLİS'İN UÇAĞINI ABD DÜŞÜRDÜ'' İDDİASI
Orgeneral Eşref Bitlis'in ''Ergenekon'' şemasında yönetici olarak yer aldığını ileri süren Perinçek, ''Gladyocular Eşref Bitlis'i öldürdünüz, hıncınızı alamadınız mı?'' dedi.


Orgeneral Bitlis'in ölümünden kuşku duymaları üzerine uzmanlara araştırma yaptırdıklarını belirten Perinçek, yaptıkları çalışma sonucu buzlanmanın olmadığı, pilotaj ve yapım hatasının bulunmadığının belirlendiğini kaydetti.


Perinçek, bu nedenle olayın kaza olamayacağını saptadıklarını ifade ederek, görevde olan bir generalin, 3 albayın önünde Aydınlık muhabirine, uçağın Amerika tarafından düşürüldüğünü söylediğini, bunu da bazı komutanlardan teyit ettiklerini iddia etti. Perinçek, ''Orhan Pamuk'a benzeyen, batıya yaranmak için ne yaptığını şaşıran bir adam var mı öldürülen? Hrant Dink bizden biriydi. Bizi birbirimize kırdırmak isteyen bu oyuna gelmeyin diyordu'' diye konuştu.


Perinçek, 1956'dan beri tanıdığı Uğur Mumcu ile karınca kararınca gazetesini çıkarttıklarını, liseyi ve üniversiteyi beraber okuduklarını, Mamak Cezaevi'nde de birlikte kaldıklarını dile getirdi. Perinçek, ''Benim can arkadaşım Uğur Mumcu'yu, İlhan Selçuk ile falan öldürecekmişiz. Bu derece gerçekle tamamen kopmuş, bu kadar büyük yalan olur mu?'' dedi.

SUSURLUK OLAYI
Susurluk olayını da parti olarak kendilerinin ortaya çıkardıklarını öne süren Perinçek, Susurluk Komisyonu'na ilk olarak kendisinin çağrıldığını ve ifade verdiğini, Susurluk'un arkasında ABD olduğunu söylediğini kaydetti.


''Susurluk'u yapanlar, Susurluk ile mücadele edenleri yargının önüne çıkardı'' diye konuşan Perinçek, 12 yıl önce düzenledikleri konferansa konuşmacı olarak katılanların şimdi ''Ergenekon'' davasının sanığı olduğunu dile getirdi.


Doğu Perinçek, ''Kim Susurluk'un üzerine gitmiş, tutuklanmıştır. Demek ki Ergenekon iddianamesini Susurlukçular yazmıştır. İddianame, Susurluk'un üzerine gidilmesi için değil, kapatılması içindir'' diye konuştu.
anadoluhaber





Hedefte Baykal var!

Doğu Perinçek, Tuncay Güney'in mülakat kasetlerindeki ''Fethullah Gülen, Ethem Sancak ve Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili bölümlerin çıkarıldığını'' iddia etti. Perinçek Ergenekon örgüt şemasının kapatılarak Deniz Baykal'ın da soruşturmaya karıştırılmak istendiğini ileri sürdü

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın 43. duruşmasına, emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu 37 tutuklu sanık katıldı.

Tutuklu sanıklardan Hayrettin Ertekin, Selim Akkurt, Mete Yalazangil ve Bekir Öztürk'ün gelmediği duruşmada, tutuksuz 45 sanıktan Güler Kömürcü Öztürk ve Yusuf Beşerik de hazır bulundu. Duruşmada savunmasını sürdüren Doğu Perinçek, iddianamenin temel dayanağının Tuncay Güney'in mülakatı olduğunu öne sürdü.

"GÜNEY'E TEK KURUŞ ÖDENMEDİ"

''Soruşturma savcılarının Tuncay Güney hakkında yakalama kararı çıkartıp, ifadesinin bu mahkemede alınması gerektiğini'' söyleyen Perinçek, ''Güney'in ne Aydınlık Dergisi'ne, ne Ulusal Kanal'a ne de İP'e sızdığını ya da istihbarat yaptığını'' kaydetti. ''Parti, dergi ve TV'ye kışkırtmaya, tertibe gelen kişilerin kulaklarından çekilerek atıldığını'' anlatan Perinçek, ''Güney'e tek kuruş ödenmediğini, hizmet sözleşmesi ve muhabirlik ilişkisinin olmadığını'' ifade etti.

"GÜNEY'LE GÖRÜŞMEDİM"

''Çekirdek kadrodan itibaren her şeyi bildiğini'' öne süren Güney ile hiçbir şekilde görüşmesi olmadığını dile getiren Perinçek, İP üyesi Bayram Yurtçiçek'in hazırladığı bir raporda, ''Tuncay Güney'in görevli olduğunun anlaşıldığını, özel sohbetlerde İşçi Partisi'ne düşmanlığını ortaya koyduğu, Fethullah Hoca'yı ve Amerika'yı savunan sözler sarf ettiğini'' tespit ettiğinin belirlediğini kaydetti. Perinçek, ''Şimdi tüm olumsuz niteliklerini bildiğimiz bu karanlık adamla İP ve liderlerinin aynı örgütte olmaları mümkün mü? İddianameye göre İP ve yöneticilerinin Ergenekon örgütü ile bir tek bağı var o da Tuncay Güney'' diye konuştu.

"GÜNEY EYMÜR'ÜN ADAMI"

Perinçek, Güney'in, Aydınlık Dergisi'nde çıkan bazı haberleri başka bir gazetede yayımlayarak, Aydınlık Dergisi haberlerinin kamuoyu yaratmasında bir işlevi olduğunu dile getirdi. ''Tuncay Güney'in eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür'ün adamı olduğunu'' öne süren Perinçek, ''Eymür'ü herkes tanır. MİT içerisindeki CIA, MOSSAD kliğinin Hiram Abbas'tan sonraki en önemli adamıdır. MİT, Eymür'ü iki kez uzaklaştırmıştır'' diye konuştu. Perinçek, ''1990'ların sonlarında Güney'in çok yönlü ilişkileri olduğu anlaşıldığını, polis, askeri istihbarat örgütleriyle ilişki içinde olduğunu'' söyledi.

Güney'e 10 yıllık vize ve Greenkart verilmesini de eleştiren Perinçek, Nevzat Yılmaz adlı bir kişinin Güney'in mahalleden arkadaşı olduğunu ve Güney'i 2007'nin sonlarından 2008 yılı Mart ayına kadar 3-4 kez mahallede gördüğünü söylediğini, bu gerçeğin sonunda ortaya çıkacağını kaydetti.

"MÜLAKAT KASETLERİNDE KESİNTİ VAR"

''Güney'in bu tarihlerde Türkiye'ye getirtilip, tertipte, soruşturmada görevlendirildiğini'' savunan Perinçek, ''MİT'in de Güney'i operasyonlarda kullandığını, şüpheli olarak izlediğini'' öne sürdü.

Tuncay Güney ile mülakat yapan polis ekibinde yer alan polis şefi Ahmet İhtiyaroğlu'nun açıklamalarının, Güney'in anlatımlarının ''uydurma, bir tertibin parçası olduğunu gösterdiğini'' anlatan Perinçek, ''O kasetler bizim suçsuzluk kanıtımız. En sonunda gelen kasetler gerçek kasetler değildir. Gerçek mülakat kasetleri 'mini DVD' adı verilen kasetlerdir. Gelen kasetlerde montaj ve kesintiler olduğunu tespit ettik. Bunun nedeni bazı bölümlerin yok edilmek istenmesidir'' dedi.

GÜLEN SANCAK VE YAZICIOĞLU İSMİ ÇIKARTILDI

''Bu mülakat kasetlerinde 3 tane makaslama tespit ettiklerini'' öne süren Perinçek, ''Fethullah Gülen, Ethem Sancak, Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili bölümlerin kasetten çıkarıldığını'' iddia etti. ''Ethem Sancak'ın adının MİT'in gönderdiği şemada 69 kişinin arasında yer aldığını, ancak Sancak'a ait bölümlerin kasetlerden çıkarıldığını'' savunan Perinçek, ''2002 yılına kadar görüştüğü Sancak'ın kendi içlerine sızdırılacak birisi olduğunu'' öne sürdü.Perinçek, yine Tuncay Güney'in ''televizyon programında Muhsin Yazıcıoğlu'ndan özür dilediğini ve işkence altında kendisi hakkında ifade verdiğini belirttiğini'' kaydetti.

"MEHMET EYMÜR REZİL OLACAĞINI BİLDİĞİNDEN TANIKLIKTAN KAÇTI"

Dava dosyasında aleyhine konuşan kişilerden birinin de ''tertibin başında yer alanlardan Mehmet Eymür olduğunu'' savunan Perinçek, Eymür'ün bilgi notunu da eleştirerek, ''Mehmet Eymür, rezil olacağını bildiğinden tanıklıktan kaçmıştır. Bilgi notunda suçlama yapmıştır. Yaptığı açıklamalarda da sanıklar arasında yalnız İP'liler hakkında menfi bilgisi olduğunu söylemektedir. Böylece diğer sanıklara mesaj vermekte, 'sizle işim yok, benim derdim Perinçek ve arkadaşları' demektedir. Mehmet Eymür kendi görev alanına girmemesine rağmen Perinçek ve grubunu izlediğini defalarca söylemiştir. Bu da CIA ve MOSSAD'dan aldığı görevdir'' dedi.

Eymür'ün dediği gibi siyasal bilgiler değil, hukuk fakültesinden mezun olduğunu ve Almanya'da 2 yıl kalmadığını belirten Perinçek, bilgi notunda iddia edilen suçu kanıtlayan bir şeyin de olmadığını söyledi.

''TAHLİYEMİZİ GECİKTİREREK TÜRKİYE'NİN ÇÖZÜMÜNÜ HAPİSTE TUTUYORSUNUZ''

''Ergenekon'' davası kapsamında savunmasını sürdüren İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, ''Bu deliller ışığında kimse bu örgütü kuramaz'' dedi.

Perinçek, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki savunmasında, Mehmet Eymür'ün İP hakkındaki beyanlarına değinerek, ''bu beyanlardan partinin kontrgerillaya karşı çalışmalarda bulunduğu ve bunun sonucunda da kontrgerilla dairesinin yasal sınırlarının içine çekilmesinin sağlandığının ortaya çıktığını'' savundu.

''Bugün Türk tarihini bitirmek için Ergenekon denilen gladyo ile savaştığımızın kanıtlarıdır'' diyen Perinçek, gladyo ile savaştıkları için davada yer aldıklarını öne sürdü.

''Mehmet Eymür'ün kendisine suikast düzenlediğini, bunun çeşitli beyanlarla ortaya çıktığını'' savını dile getiren Perinçek, ''hatta Eymür ve Atasagun grubunun internet sitelerinde birbirlerini bu konuda suçladıklarını, Eymür'ün olayı Atasagun grubunun üzerine atmaya çalıştığını'' iddia etti.

İP'in eski yöneticilerinden Hasan Yalçın'ın Mehmet Eymür ile konuştuğunu ve anlatmak istediklerini 2000'e Doğru Dergisi'nde yayımlayacağını söylediğini belirten Perinçek, Eymür'ün konuşmasında İP'nin Filistin ile ilişkilerinden bahsettiğini kaydetti. Perinçek, ''Filistin ile ilişkilerimizden iftihar ediyoruz. Filistin halkı bizim kardeşimizdir'' dedi.

''ZEKERİYA ÖZTÜRK EYMÜR'ÜN ADAMIDIR"

Tutuklu sanıklardan Mehmet Zekeriya Öztürk'ün kendisi hakkındaki ifadelerine değinen Perinçek, ''3-4 ay Ulusal Kanal'da çalışan Öztürk'ün bu çalışmasının nasıl bir çalışma olduğunun daha sonra ortaya çıktığını'' söyledi.

Öztürk'ün dava dosyasına giren ajandasında ''Doğu Perinçek ile fotoğraf çektireceğim'' şeklinde bir not bulunduğunu belirten Perinçek, Öztürk'ün bu notların değişik zamanlarda alındığını söylediğini hatırlattı.

Perinçek, bu notların aynı zaman dilimi içerisinde yazıldığını ve Öztürk'ü Ulusal Kanal'a gönderen kişi tarafından yazdırıldığını öne sürdü.

Mehmet Zekeriya Öztürk'ün dava dosyasında yer alan bir mektubunu okuyan Perinçek, bu mektuptan Öztürk'ü Ulusal Kanal'a gönderenin bir kurum olduğunun anlaşıldığını savundu.

Mektupta Öztürk'ün ''Türk ajan olmadığı ve ABD Büyükelçiliği'nin kendisine güven duyduğu'' iddiasında bulunan Perinçek, ''Yine Mehmet Eymür vakası. Mehmet Eymür kiminle çalışsa Amerikan bağlantıları var. İddianamede bize ilişkin iddialar Tuncay Güney'e dayanıyor. Tuncay Güney de, Mehmet Zekeriya Öztürk de Mehmet Eymür'ün adamı'' dedi.

Gizli tanık ''Dilovası''nın kendisine ilişkin beyanlarının 1968 yılına ilişkin olduğunu belirten Perinçek, ''Dilovası'nın yaşı nedir ki? Dosyada bulamadım ama 40 yoktur herhalde. Bunlar yaman adamlar, anasının karnında göreve başlıyorlar. Doğmadan önceki olayları anlatıyorlar'' diye konuştu.

GEZMİŞ VE ÇAYAN'A UYARI

''Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan'ın kendisinin liderliğinde eylemler yaptığını, bu eylemlerin halk tarafından desteklendiğini ve kabul gördüğünü'' anlatan Perinçek, 1968-1971 yıllarında yaşananların farklı olduğunu, 1971'deki yaşanan banka soyma gibi eylemlerle 1968 yılında yaşananların örtülmeye çalışıldığını savundu.

Perinçek, 1971 yılında yaşananların tecrübesizlikten kaynaklandığını, bireysel maceralara atılanlar olduğunu, bu konuda kendisinin Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan'ı uyardığını söyledi.

MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün de 12 Haziran 2007 tarihinden önce ''Ergenekon terör örgütü'' olarak kendilerinde bir bilgi bulunmadığını bildirdiklerini söyleyen Perinçek, bu durumun Adil Serdar Saçan'ın üzerine yıkılmaya çalışıldığını, oysa Saçan'ın soruşturmanın derinleştirilmesi için çaba harcadığını kaydetti.

''DENİZ BAYKAL DA SORUŞTURMAYA KARIŞTIRILMAK İSTENİYOR''

Perinçek, ''Bu deliller ışığında kimse bu örgütü kuramaz. Burada bir örgüt yok. Böyle bir örgüt yok. ABD istedi diye bu örgüt kurulamaz. Her şeyden önce ortak bir ideoloji yok'' diye konuştu.

İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve kendisinin ''örgüt lideri gösterilmesinin hiçbir kanıtı olmayan saçma sapan iddialar'' olduğunu söyleyen Perinçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Buradaki tek örgüt İşçi Partisi'nin örgütüdür. Ben bu insanları örgütlenmedikleri için hep eleştirdim. Tarih bu insanları yargılayacaksa, örgüt kurmadılar diye yargılayacak. 'Bu hayasız akını durdurmak için örgüt kurmadılar, hapislere düştüler' diye yazacak. Hep söyledim bu işler bireysel olmaz, örgütlenmeden olmaz.''

Doğu Perinçek, dosyadaki belgelerden, bir kısım isimlerin kapatıldığı şemadaki bazı kişileri tahmin ettiklerini anlatarak, ''CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın da soruşturmaya karıştırılmaya çalışıldığını'' öne sürdü.

Perinçek, ''Ortada bir örgüt vardır. Zekeriya Öz, Tuncay Güney, Sami Demirkıran, Mehmet Zekeriya Öztürk ve Osman Yıldırım bir örgüttür. Zekeriya Öztürk altına attığı imzayla iddianamede Türk milletine, TSK'ya ve İP'e karşı tertip örgütlemiştir. Bu örgütü yargılayacak bir makam çıkarsa yargılanacaktır. Bir gün mutlaka yargılanacaktır'' diye konuştu.

''Örgüt İP gibi olur'' diyen Perinçek, davada İP üyesi sanıklar arasında herhangi bir tartışma ya da anlaşmazlık yaşanmadığına dikkati çekerek, bunun aynı parti örgütünün içinde bulunmaktan kaynaklandığını oysa diğer sanıkların aralarında sorunlar olduğunu söyledi.

İP'in Türkiye'nin en dürüst, en vatansever partisi olduğunu ve ileri dönemde Türkiye'nin birinci partisi olacağını savunan Perinçek, ''Burada Türkiye'nin çözümü hapse atılmaktadır. Siz tahliyemizi geciktirerek Türkiye'nin çözümünü hapiste tutuyorsunuz'' dedi.

4 DURUŞMA 18.5 SAAT SÜREN SAVUNMASINI TAMAMLADI

''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, 4 duruşma süren savunmasını tamamladı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki savunmasına 22 Ocak Perşembe günü başlayan Perinçek, 4 duruşmada yaklaşık 18,5 saat konuştu.

Perinçek, savunması sırasında yer yer notlarından alıntılar yaparak konuştu. İP Genel Başkanı Perinçek, kendi yazdığı bazı kitapları da mahkeme heyetine sundu.

"SANIKLAR DA HAKİMLER HAKKINDA HÜKÜM VERİRLER. BİZ SİZİ AKLIYORUZ''

''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Perinçek, yaklaşık 18,5 saat yaptığı savunmasının sonunda mahkeme heyetine hitaben ''Bu dava aydınlanmıştır. Her şey ortaya çıkmıştır. Eninde sonunda doğru karar vereceğinize inanıyorum'' dedi.

Perinçek, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki savunmasında, ''Ergenekon'' isminin bu davaya kasıtlı olarak verildiğini, Genelkurmay Başkanlığı'nın yazışmalarında bu ismi kullanmadığını ve bunun çok anlamlı olduğunu söyledi.

Perinçek, ''Birileri Atatürkçülük adına örgüt kursa Atatürk terör örgütü mü diyeceğiz? İddianamenin ruhu, daha başlığından kendisini ortaya koymaktadır'' diye konuştu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin'in iddianameyle ilgili yaptığı basın açıklamasına değinen Perinçek, açıklamadan şu sonuçları çıkardığını kaydetti:

''Başsavcı, bu soruşturmaya sahip çıkmamaktadır. 'Bu soruşturmayı o savcılar yaptı, iddianameyi başsavcı vekili imzaladı, ben imzalamadım' diyor. Yani 'benim onayım yok' diyor. 'Tutukluluğun devamının sorumluluğu bize ait değildir' diyor. 'Bildiğimiz ideolojik terör örgütü değil' diyor. Yani 'terör örgütü suçlaması uydurma' diyor. 'Basındaki yayın ve yorumların çok büyük bir bölümü gerçek dışı' diyor. Ama o yayınların hepsi iddianameye yazılmış. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı 'bu iddianamenin çok büyük bir bölümü gerçek dışıdır' diyor. 'Bilgi kirliliği yaratıldı' diyor. 'Şüphelilerin özel yaşam ve temel hakları ihlal edildi' diyor. Bu suç değil mi? Bunlar iddianame hakkında yapılmış hukuki ve tarihi olağanüstü değerlendirmelerdir. Bu basın açıklaması bizim savunma kanıtımızdır.''

Perinçek, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile aralarında yazarların da bulunduğu birçok kişinin bu soruşturmanın arkasında dış güçler olduğunu söylediğini ifade ederek, delillerin de iddianamenin seviyesini ortaya koyduğunu belirtti.

Emniyetteki ifadesinde Fethullah Gülen ile ilgili kendisine sorular yöneltildiğini ifade eden Perinçek, ''F Tipi polisler listesi soruldu bizlere. Bu listeyi biz yazmadık. Emniyet Genel Müdür Vekili Necati Altıntaş isim isim Fethullahçıları tespit etmiş, listelemiş ve devlet kurumlarına vermiştir'' diye konuştu.

İddianamede ''Fethullahçılık''tan ''dini görüş'' olarak söz edildiğini, ''Fethullahçılık''ın dini görüş değil, tarikat ve cemaat olduğunu kaydeden Perinçek, soruşturmanın ''Fethullah Hoca adına yürütüldüğünü'' öne sürdü.

İP'E TERTİP YAPILACAĞI İDDİASI

İddianamenin maddi delillerle tartışmasız olarak çöktüğünü öne süren Perinçek, 2002'de erken seçimle Türkiye'de bir darbe gerçekleştiğini, tertibin ikinci ayağının 2006 yılında olduğunu, dava dosyasında da bulunan emniyetin üst düzeyinden gelen bir bilgi notunda İşçi Partisi'ne karşı bir tertip yapılacağının yazıldığını savundu.

Perinçek, bu bilgi notundan sonra Danıştay saldırısının yaşandığını, sınıf arkadaşları olduğu için Danıştay'a giderek başsağlığı dileğinde bulunduğunu söyledi.

Türkiye'de 1947'den itibaren ''gladyo'' olduğunu, NATO'ya girecek ülkelere böyle bir örgütlenmenin şart olarak sunulduğunu anlatan Perinçek, ''gladyo hukukuna göre, Süleymaniye'de Türk subayının kafasına çuval geçirildiğini'' ileri sürdü.

İP'İN KAPATILMA DAVASI

Bu davanın İP'in kapatma davası haline getirildiğini, her seçimden önce kendisinin hapse atıldığını belirten Perinçek, ''Şimdi 29 Mart seçimleri... gene hapisteyim. Buradan gladyonun bir ve iki numarasına sesleniyorum, sevsinler sizin demokrasinizi'' dedi.

Savunmasının sonunda mahkeme heyetine hitaben konuşan Perinçek, bütün samimiyetiyle gerçekleri anlattığını, polis ifadesinde söylediklerinin doğru çıktığını, dürüst davranarak aleyhine olanları da söylediğini kaydetti.

Perinçek, ''Bu dava aydınlanmıştır. Her şey ortaya çıkmıştır. Eninde sonunda doğru karar vereceğinize inanıyorum. Bizim araştırmamız sonucunda siz tertemiz hakimlersiniz. Sanıklar da hakimler hakkında hüküm verirler. Biz sizi aklıyoruz'' dedi.

Hakikatin ortaya çıkarılmasının Türkiye için gerekli olduğunu belirten Perinçek, ''Savcılara da güvenmek istiyorum. Hakkımızdaki uydurma yalanları iddianameye yazdınız ama bu gerçekler ortaya çıktıktan sonra, hakikati aramaya iddia makamı da destek olsun'' dedi.

Duruşmaya, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün Perinçek'in emniyet, savcılık ve nöbetçi mahkemede alınan ifadelerini okumasıyla devam ediliyor.
Akşam

Perinçek'in Açıkladığı 1 Numara
26 Ocak 2009 21:35

Doğu Perinçek, Ergenekon şemasındaki 1 numarayı açıkladı. Perinçek Türk Solu ekibine de yüklendi..

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savunmasına devam eden Perinçek, "Fransa Metrosu'nda yere bir harita çizilmiş ve üzerinde ezilen liderler şeklinde fotoğraflar konulmuştu. Türkiye'den de Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun resmi konulmuştu. Biz 3 gün bekledik, hükümet bunun kaldırılması için bir girişimde bulunmayınca ben oradaki parti teşkilatıma, "gidin o resmi kaldırın, gerekirse altına bomba koyun ama resim orada durmayacak" dedim. Ergenekon şemasında bir numara Hüseyin Kıvrıkoğlu'dur.

İddia edildiği gibi İsmail Hakkı Karadayı değildir. Karadayı'nın adı şemada yer almamaktadır." şeklinde konuştu.

Türk Solu ekibi ajan provakatör

ETÖ'den tutuklu Doğu Perinçek, Türk Solu dergisi etrafında örgütlenen grup hakkında ağır sözler sarfetti. "Ordu Göreve" pankartı açan grup hakkındaki Perinçek'in değerlendirmesi ise şöyle:

"Üniversitlerin Anıtkabir'e yürüyüşünde "Ordu Göreve" pankartı açılıyor. Fotoğrafları gazetelerde yayınlandı. Kemal Gürüz ve Kemal Alemdaroğlu konuşuyorlar 'Bu nereden çıktı?" der gibi. Bu pankartı kaldıranlara Ankara Cumhuriyet Savcılığı'nca dava açıldı. Gökçe Fırat ve Ali Özsoy isimli şahıslar İP'ten kışkırtıcı ajan oldukları gerekçesiyle atılmıtır. Hatta Ali Özsoy, Nur Serter tarafından İktisat Kürsüsü'ne alındı. Ali Özsoy'un ajan provakatör olduğu hakkında dosya yapılmıştır. Serter'e verilmiştir. Rektörü mektup yazdım. Ama dikkate alınmadı uyarılarım. Onlar üniversitede provakasyona başlayınca üniversiteden atıldılar. Onların bizim partimizde ordu düşmanı fikirler yaydıklarını tespit ettik. Partiden dışarı attık. İstanbul Üniversitesi'nde kışkırtıcı faaliyetleri tespit edildi. İhraç edildiler. Sonra CHP'ye girdiler. Deniz Baykal ile resimleri çıktı. Baykal bu konularda daha geniş davranıyor. Baykal da kışkırtıcı faaliyetlerini tespit edince CHP'den attı. Şimdi Ordu Göreve pankartı ile sahne aldılar. Güzelim üniversite yürüyüşünü lekelediler. Birileri diyor ki gidin pankartı alın. Onlarda alıyor. Şimdi onların da Silivri'ye getirileceği söyleniyor. Bizim aramıza kışkırtıcı ajanları sokmayın." dedi.

aktifhaber

Ahmet Hakan

28 Şubat mı yargılanıyor

PARDON, pardon...

...

Çünkü ne zaman Ergenekon’dan içeri alınan herhangi biri ile ilgili, "Bu adamın Ergenekon’la ne alakası var?" falan diye itirazlar edildiğinde...

Şu türden yanıtlar veriliyor:

"İyi de o adamın 28 Şubat döneminde neler yaptığını unuttuk mu?"

Tamam, ama...

Hani esas konu, AKP iktidarını alaşağı etmek için çevrilen dolaplardı?

Hani her şey Ümraniye’de ele geçirilen bombalarla başlamıştı?

* * *

Eğer gerçekten Ergenekon kapsamında "28 Şubat" da sanık sandalyesine oturtulduysa...

Neden hiç kimse Çevik Paşa’dan söz etmiyor? Neden dönemin brifingleri falan gündeme getirilmiyor? Neden Karadayı Paşa dışarıda? Neden Demirel’den söz eden yok? Neden kimse Erbakan’a "Sen MGK kararlarının altına neden imza attın? Seni buna kim zorladı" diye sormuyor?

Yoksa... Yoksa...

28 Şubat süreciyle, açıktan, doğrudan bir hesaplaşma yapılamıyor da, arkadan mı dolanılıyor? "Ergenekon" gösterip, "28 Şubat" mı vuruluyor?

Sürecin dokunulmazlarına dokunulmayıp, dokunulabileceklerine mi el atılıyor?

Yoksa... Yoksa...

28 Şubat’ta her şeyin "racona uygun" geliştirilmesi nedeniyle, açık bir "suç" bulunamıyor da, "Ergenekon"a sığınılıp bir tür "örtülü devri sabık" mı yaratılıyor?

* * *

28 Şubat’ta suç işlendiğini mi düşünüyorsun?

Dönemin yöneticilerinin hukuk dışına çıktığına dair bir kanaatin mi var?

Meşru iktidara karşı bir darbe yapıldığı görüşünde misin?

O zaman yapacağın şey gayet basit: Ergenekon’dan ayrı olarak şöyle okkalı bir "28 Şubat Yargılanıyor" dosyası açacaksın... Açıkça... Çekinmeden... Adlı adınca... Riski alarak... Doğrudan hesaplaşarak... Suçun tanımını yaparak... Sanıkların adını koyarak...

Açacaksın dosyayı...

Ama eğer "Hazır elimde ’Ergenekon’ diye bir şablon var... Bu şablona birkaç 28 Şubat mağrurunu da ekleyip keyfime bakarım" diyerek "el çabukluğu marifet" numarası çekersen...

En başta Ergenekon’a büyük zarar vermiş olursun... Benden hatırlatması...

Hürriyet


En son Ekim tarafından Cum Mar 20, 2009 12:54 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Oca 28, 2009 10:08 pm    Mesaj konusu: HSYK'DAN SAVCIYA YARI DARBE Alıntıyla Cevap Gönder

A. İhsan KARAHASANOĞLU
Vakit
Bu tahliye kararını, anlayan biri var mı?
08 Şubat 2009

Ben bu karardan hiçbir şey anlamadım.
Hangi karardan?
Hurşit Tolon Paşa’nın tahliye kararından!
Avukatı açıklıyor, “Tahliye kararı, esasa ilişkin hukuki gerekçelerle verilmiştir!”
Oysa bizim bildiğimiz, Tolon hakkında henüz dava açılmadı ki; “esas hakkında hukuki gerekçe ile tahliye kararı” verilebilsin!
Olsa olsa, sağlık sebebi ile tahliye kararı verilebilinir. Veya, cezaevinde kalınan süre, isnat edilen suçun cezasını karşılamıştır, onun için tahliye kararı verilmiştir. Veya, kanunda belirlenen azami tutuklu kalınacak süre dolmuştur, bu sebeble tahliye kararı verilmiştir..
Avukat beyin ifadesine göre, bunların hiçbirisi değil.
Tolon Paşa, bileğinin hakkı ile tahliyeyi almış!
O zaman da sormamız lazım, “Peki aynı kararın devamındaki, yurtdışı yasağı ne oluyor?”
Avukatı bir yana bırakalım.. Kararın içinde de benzer çelişkiler söz konusu!
Kararın bir yerinde sanık için, “kaçma şüphesi yok” deniliyor. Birisine göre kaçma şüphesi vardır, bir başkasına göre yoktur.. Bu, tartışmaya açık bir değerlendirme.. Dolayısı ile, bizim değil, hakimin değerlendirmesine üstünlük tanımak zorunlu.
Ama “kaçma şüphesi yoktur” diyen bir hakim, aynı sanık hakkında, aynı kararın hemen sonrasında “kaçma şüphesi olanlar” için öngörülen “yurtdışı yasağı konulmuştur” ifadesine nasıl yer verebiliyor?
Hayır, yorum yapmıyorum; “karar şu yönde olmalıydı”, “karar bu yönde olmalıydı” tartışmasına girmiyorum.
“Karar ne yönde olursa olsun, tutarlı olmalı” diyorum!
Ve; açıkça “kaçma şüphesi yoktur” denilen bir sanık için, “yurtdışı yasağı” konulmasının makul olmadığını söylüyorum!
Tutarsızlık sadece bununla sınırlı değil. Kararı anlayamamamın bir sebebi de, aynı kararda, “Sanık aleyhine delil yok” tesbitine yönelik iddia!
Tolon Paşa tutuklanmış! Yani aleyhinde ciddi deliller olduğu, mahkeme tarafından kabul edilmiş! Artık bundan sonra, iddianame ortaya çıkmadan, “delil vardı-yoktu” tartışmasına tekrar girilmesi de, bence makul olmayan bir değerlendirme!
O yönde ilk tesbiti sorgu hakimi yapmış! Arkasından tutuklamaya itiraz edilmiş.. Tutuklamaya yapılan o itiraz, 3 kişilik mahkeme heyeti tarafından reddedilmiş!. Artık bundan sonra, bir hakimin tekrar başa dönüp, “delil yok” gerekçesi ile tahliye kararı vermesi, “delil yok” tesbitinde bulunması, hiç mümkün değil!
Ama, Tolon’un tahliyesi ile birlikte, bu garabeti de görmüş olduk!
Yine devam ediyoruz, tahliye kararındaki ilginçliklere..
Kararın bir yerinde, “delil yok” deniliyor.. Delil olmadığı için de, “tahliye” deniliyor! Kararın diğer bir yerinde ise, aleyhinde delil olan sanıklar için verilen “yurtdışı yasağı” kararı konuluyor!
Olur mu böyle bir şey?
Bence olamaz. Olmamalı!
Ama, oluyor işte!
Bir başka ilginçlik.. Kararda sanık Hurşit Tolon için, “tahliyesine” deniliyor.. Ama “tahliyesine” denildiği anda, zaten Tolon Paşa cezaevinde değildi ki! Cezaevinde değildi ki; tahliye olsun! O çoktaaan hastaneye sevkini yaptırıp, “3 ay ben buradayım. Siz istediğiniz kadar tutuklama kararı verin” restini çekmişti bile!
O rest çekildikten sonra da, “tahliye kararı” geldi!
Kimbilir belki de, “Biz tutuklama kararı veriyoruz. Adamlar gidip hastanede yatıyorlar. Yargının itibarı beş paralık oluyor! Madem bu adamları cezaevinde tutamıyoruz, mahkeme kararlarına rağmen, onlar bir şekilde gidip hastanede yatıyorlar. O zaman biz de tahliye kararı verelim de, yargının itibarı sarsılmasın bari!” diyorlardır!
Bu yorumla tahliye kararı veriliyordur, belki de!..
Size uçuk bir yorum gibi mi geldi bu?..
Evet uçuk olabilir ama, “tahliye kararı”ndaki çelişkiler kadar uçuk değil!
Hele hele, tutuklama kararı verilmiş bir sanık için, mahkeme ve cezaevi ile yapılmış bir yazışma olmadan, bir hastanenin kendi kendisine karar alıp, “Sanık 3 ay süre ile hastanemizde tedavi görecektir” açıklaması yapması, bence çok daha uçuk bir durum!..
Ama yaşanmış bir durum! Hastane, kendisine sevkedilen hastayı muayene edip, cezaevine geri gönderir. “3 ay bende kalacak” diyemez!
Diyebiliyorsa eğer, kimse sevinmesin; “Ergenekon bitti” diye..
Ergenekon sürüyor. Bu gidişle de, daha sürecek gibi!..

Ali Karahasanoğlu - Vakit
akarahasanoglu@vakit.com.tr


Mustafa ERDOĞAN
Star
Statüko direniyor

29 Ocak 2009

Türkiye’de statükonun değişime direnme konusunda her türlü mahareti sergileyecek kadar güçlü olduğunu yazar dururuz.

Bu ‘statüko’nun, resmi-legal unsurları yanında, adına ‘derin devlet’ de denen illegal bir ayağı bulunduğunu da... Dahası, demokrasi olmak iddiasındaki bir rejim için tuhaf ama, Türkiye’de irikıyım medyanın da devletin hukuka bağlı ve saydam hale getirilmesi çabalarına direnen güçler arasında yer aldığını da biliyoruz.

Bir süredir gündemde olan ‘Ergenekon’ kovuşturmasının halihazırdaki gidişatı ne yazık ki bu bilgilerimizi teyit ediyor. Gerçekten de, son haftalarda yoğunluğu iyice artan karşı kampanya yüzünden bu kovuşturmanın akamete uğraması ihtimali belirmiştir. Kovuşturulan, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye kasteden karanlık bir örgüt değil de iktidar partisinin muhalifleriymiş havası yarattılar. Bu karanlık örgütün değil de hükümetin kovuşturulması gerektiğini söylemelerine az kaldı!...

Bu hiç de şaşırtıcı değil. Çünkü tabulaştırılmış ideolojik referansını hukuksuzluklara ve devlet kötülüklerine karşı bir kalkan olarak kullanmak Türkiye’nin ‘rejim’inin doğasında var. Baksanıza, ne kadar şaibeli adam varsa, hepsi ‘Atatürkçü olduğumuz için kovuşturuluyoruz’ diyor. Bu dokunulmazlık kalkanı olmasaydı, sırf AKP’nin hükümet olduğu bir dönemde yürütüldüğü için böylesine hayati bir kovuşturmayı karalamak bu kadar kolay olabilir miydi?...

Bırakınız olağanüstülüğü, bu rejimin olağan çerçevesi bile ‘Devlet’in demokrasiye ve hukuka direnmesini ve kontrolü hiçbir zaman demokratik güçlere bırakmamasını meşrulaştırmaya yarıyor. Çok mütevazi ‘sivil anayasa’ girişimlerine bile statüko güçlerinin geçit vermemesinin temel nedeni budur. Devletin ideolojik karakterinden soyutlanması düşüncesine şiddetle karşı çıkmalarının nedeni de budur. Çünkü, referansı sadece hukuk ve halk iradesi olan demokratik bir rejimde karanlık emellerini ve kirli çıkarlarını maskelemelerine yarayacak bir dayanak bulamayacaklarını çok iyi biliyorlar.

Gerçi, kışkırtmayı tasarladıkları ‘zinde güçler’ nezdinde halá etkili olsa da, bu tür ideolojik veya ‘hikmet-i hükümet’çi gerekçelerle toplumu eskisi kadar kolayca ikna edemeyeceklerini de fark etmiş görünüyorlar. Bunun için olsa gerek, tam bir ikiyüzlülükle, şimdi de yedek bir güç olarak ‘insan hakları’ ve ‘hukuk’ söylemini devreye soktular.

Şimdiye kadar, yaptıkları manipüle edilmiş haber ve yorumlarla ve satır aralarına sıkıştırdıkları alaycılıkla insan hakları savunuculuğunun Türkiye’ye zararlı olduğu düşüncesini okuyucularının bilinç altına yerleştirmeye çalışanlar, dahası insan hakları savunucularının ‘devlet düşmanı’ veya ‘bölücü’ olduklarını haykıran ve onları hedef gösterenler, meslektaşlarını ‘derin devlet’in istediği şekilde hainlikle yaftalayanlar, katilleri açıkça ‘kahraman’ ilán edenler, devlet güçlerini özgürlüklerini kullanmaya çalışan kimi yurttaş gruplarının üstüne kışkırtanlar, sivil yönetimi orduya şikáyet edenler... şimdi kalkmış insan haklarından ve hukuktan bahsediyorlar!...

Kısaca, resmi olanları ve sivil görünümlüleriyle bütün statüko güçleri Ergenekon kovuşturmasını akim bırakmak için akla gelebilecek her yolu deniyor. Atatürkçülük savunması tutmazsa, insan hakları savunucusu kesiliyorlar. O da olmazsa, mahut ‘367 formülü’ gibi yeni bir hukuk karikatürü keşfedebilirler.

Bütün bunlardaki ikiyüzlülükleri aşikár olsa bile, itiraf edelim ki, başarılı olma şansları yine de var. Onun için, Ergenekon kovuşturmasının hukuka ve demokrasiye gerçekten hizmet edecek, devlet içindeki karanlık güçleri tasfiye etmenin yanında bunların sözde sivil uzantılarını da teşhir edecek bir şekilde sonuçlanacağından o kadar emin olmayalım.

MUSTAFA ERDOĞAN - STAR

merdogan@stargazete.com



HSYK'DAN SAVCIYA YARI DARBE
28 Ocak 2009 08:14HSYK, Ergenekon Savcılarına ilk hamlesini Kanadoğlu'nun teorisi doğrultusunda yaptı.

Yargıtay emekli Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ve YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun ortaya attığı Ergenekon Davası’na yeni savcılar atanması fikri HSYK tarafından hayata geçirildi.

HSYK’nın dün yapılan toplantısında Ergenekon Davası’nı yürüten Beşiktaş Cumhuriyet Savcılığı’na üç yeni savcı atandı. Yeni üç savcıdan biri Ergenekon Davası’nın ana yürütücüsü Savcı Zekeriya Öz’den daha kıdemli. Atanan savcılar; Rasim Işıkaltın, Kasım İlimoğlu ile Mustafa Çavuşoğlu...

Savcılardan üçü de özel yetkili savcı olarak atandı ve birinci sınıf yargıç statüsündeler. Rasim Işıkaltın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemiyle ilgili açılan soruşturmada Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ifadesini almıştı.

ÖZ'DEN DAHA KIDEMLİ SAVCI ATANDI

Sabah Gazetesi’nde geçen hafta; Ergenekon Davası’na yeni üç savcı atanacağı bu üç savcıdan birisinin Savcı Zekeriya Öz’den "daha kıdemli" olacağı böylece Zekeriya Öz’ün dolaylı yoldan pasifize edileceği en azından dengeleneceği haberleştirilmişti. Bu iddia da doğru çıktı. Çünkü atanan savcılardan Rasim Işıkaltın, Zekeriya Öz'den daha kıdemli.

Sözkonusu haberin üzerinden hafta geçmeden beklenen gelişme yaşandı. Ancak bu gelişmenin Sabih Kanadoğlu’nun ilk olarak Star TV ekranlarından yaptığı “Ergenekon davasına 40 savcı atanmalı” görüşü çerçevesinde ilerlediği belirtiliyor.

Kanadoğlu’nun tavsiyesi doğrultusunda gelişen bu durum, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) üzerindeki Yargıtay ve Danıştay etkisini de bir kez daha hatırlattı.

Bugüne kadar “siyasilerin etkisinde olmakla” eleştirilen HSYK’nın aslında neredeyse tamamı Yargıtay ve Danıştay tarafından belirleniyor. Adalet Bakanı Başkanlık edip iki oy hakkı bulunsa da Yargıtay ve Danıştay’ın belirlediği üyelerin ağırlıklı eğilimi her şeyi belirliyor.

Ergenekon Davası’nın yönetildiği Savcılığa, yeni savcıların atanmasını da Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in istemediği ancak Kanadoğlu ve YARSAV etkisinde olan üyelerin görüşlerinin bu yönde bir kararın çıkmasını sağladığı belirtiliyor.

YARSAV ve Kanadoğlu etkisi, Ergenekon Davası’nın nihayetinde geleceği Yargıtay’da da oldukça belirgin. Özellikle 9. Daire Başkanı ve üyelerinin pek çoğu YARSAV üyesi, bunların önemli bir bölümü ise YARSAV’ın kurucu üyelerinden…

PERİNÇEK DE AYNI ŞEYİ İSTEDİ

Ergenekon davasına yeni savcı atanması konusu Doğu Perinçek'in sahibi olduğu Aydınlık Dergisi'nde de açık bir istek olarak dile getirilmişti. Aydınlık Dergisi'ndeki "HSYK'ya çağrı: Soruşturmaya gerçek savcıları atayın" başlıklı haberden hemen sonra sözkonusu atama gerçekleşti.

Danıştay, Yargıtay ve YARSAV etkisindeki HSYK’nın, Ergenekon Savcıları’na yönelik ilk müdahalesi olan 3 savcı atamasından sonra akıllara Şemdinli Savcısı gelirken, gözler HSYK’nın Kanadoğlu’nun önerileri doğrultusunda ikinci müdahale adımı atıp atmayacağında.

aktifhaber

Zekeriya Öz'e 'Abi Savcı' Darbesi
28 Ocak 2009 09:31Ergenekon savcısı Öz'e örtülü Ferhat Sarıkaya operasyonu yapıldı. Öz'ün başına 'abi savcı' getirildi. ETÖ lobicileri Adım adım ilerliyor..

Adem Yavuz Arslan/Bugün
Zekeriya Öz’e ‘abi savcı’ geldi

Başladığı günden bu yana sulandırmaya/ rotasından saptırılmaya çalışılan ETÖ soruşturmasında dün önemli bir dönemeç yaşandı. Davaya üç yeni savcı daha atandı.

19 Ocak'ta bu köşe de davaya yeni savcı atama yönündeki kulisleri ve girişimleri anlatmıştık. Hatırlanacağı gibi İstanbul Başsavcısı Ankara'ya gelmiş, yeni savcı talebinde bulunmuştu. Aynı dönemde YARSAV ve Sabih Kanadoğlu'ndan ilginç açıklamalar gelmişti. Yine aynı dönem de davaya yeni savcı atanması, bu savcılardan en az birinin kıdem olarak Öz'den büyük olması yönünde yoğun kulisler yapılmıştı.

10. Dalga sonrası çıkan silahlardan sonra Öz'ün görevden alınmasının çok dikkat çekeceğini düşünen bazı çevreler 'ETÖ' ye soğuk bakan, kıdemli bir savcının atanması için lobi yapıyordu. HSYK dün yaptığı toplantı ETÖ soruşturmasını yürüten savcılık emrine Rasim Işıkaltın, Kasım İlimoğlu ve Mustafa Çavuşoğlu'nu atadı. Bu durum 'abi savcı senaryosu' gerçekleşti anlamına gelebilir.

Çünkü Rasim Işıkaltın kıdem olarak Zekeriya Öz'ün üstünde. Yargı camiasında kıdem önemli bir gösterge olarak kabul ediliyor. Tabi bu durum 'acaba davaya müdahale mi edilecek?' sorusunu akla getirdi. Olumsuz örnekler; Susurluk ve Batık banka davaları ortadayken şüpheler artıyor. Yeni savcı atanmasının pratik zorlukları da olacak.

Öncelikle dava 1,5 yıldır sürüyor ve mevcut savcılar konuya hakim. Yeni üyelerin dosyaya bütünüyle vakıf olması aylar sürer. Savcı Öz'ün davadan alınması ya da pasif göreve çekilmesi terör örgütü lehine müdahale olarak algılanır. Bir bakıma ikinci bir Ferhat Sarıkaya hadisesi demektir ki Türkiye tarihinin en önemli operasyonunun yarım kalması anlamına gelir.
aktifhaber

Savcı Öz'ün Koruması Ergenekon
30 Ocak 2009 12:59

Ergenekon'un 11. Dalga operasyonunda tutuklanan Polis Kenan Temur, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün, eşinin ve çocuğunun koruması çıktı. Dehşet ayrıntı.

Kenan Temur'un, Öz'ün çocuğu ve eşinin korunmasında görevlendirildiği ortaya çıktı

Ergenekon'un 11. dalga operasyonunda gözaltına alınan ve İbrahim Şahin'in korumalığını yapan Kenan Temur'un, 6'ncı dalganın ardından Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün çocuğu ve eşinin korunmasında görevlendirilen ekiplerinden birinde yer aldığı ortaya çıktı.

6'ncı dalgadaki aramalarda Savcı Öz'ün çocuğunun okul krokisi bulunmuştu. Bunun üzerine Öz'ün koruma ekibindeki polis sayısı 15'e çıkartılmıştı. 11'inci dalgada gözaltına alınan ve son 1 yıldır İbrahim Şahin'in korumalığını yapan 30 yaşındaki Kenan Temur'un Savcı Zekeriya Öz'ün eşi ve çocuğuna tahsis edilen koruma ekiplerinde görevli olduğu ortaya çıktı.

Sabah Gazetesinden Veli Sarıboğa'nın haberine göre; İbrahim Şahin'in "S1" ismi verilen 300 kişilik listesinde yer aldığı iki suikast timinden birinin lideri olduğu iddia edilen Temur'un gözaltına alınmadan önce Ermeni Patriği Mutafyan'a yönelik düzenlenecek suikast hazırlığı içinde olduğu iddia ediliyor. Temur'un, Elazığ Özel Harekât Şube Müdürü Ayhan Atabek ile birlikte kaldığı Silivri 4 No'lu Cezaevi'ndeki koğuşunda zaman zaman bağırarak, "Savcının da korumalığını yaptım. Neden beni gözaltına alıyor" dediği öne sürülüyor. Temur'un savcılık ifadesinde ise, resmi kayıtlarda 1 yıl görünmesine rağmen fiili olarak 3 yıldan fazla İbrahim Şahin'in yakın korumalığını yaptığını anlattığı öğrenildi
aktifhaber

Perinçek'in Çapraz Sorgusu Bitti
30 Ocak 2009 16:42

"Ergenekon" davasında tutuklu yargılanan İP Genel Başkanı Perinçek'in çapraz sorgusu tamamlandı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen duruşmada çapraz sorgusuna devam edilen İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, dünkü sorulara verdiği cevaplarda eksik kalan noktaları açıklamak istediğini belirterek, "Devletin Yeniden Yapılandırılması Belgesi"ne ilişkin açıklamalarda bulundu.

Perinçek, belge ile Kuddusi Okkır'a ait olduğu iddia edilen belge arasında hiçbir benzerlik bulunmadığını savundu.

Hüseyin Gülerce, Nazlı Ilıcak ve Mümtazer Türköne'nin yazılarında, kendisinin savunmasına yer vererek, "Hüseyin Kıvrıkoğlu'nu 1 numara olarak gösterip, sizi yakarım" mesajı verdiği yönünde yorumlar yaptıklarını belirten Perinçek, şu görüşleri savundu:

"Benim karakterimdeki bir insan böyle alçakça bir tavrı benimsemez. Ben şemadan söz ettim. Bu tutanaklarda da bellidir. Şemada Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun 1 numara olduğunu söyledim. Bu şemanın da bir tertip nedeniyle hazırlandığın anlattım. ABD, 2001-2002 yılında erken seçime gidilmesi ve Hilmi Özkök'ün Genelkurmay Başkanı yapılması için bir tertip hazırladı. Bu tertip de amacına ulaştı. Orgeneral Kıvrıkoğlu, Orgeneral Karadayı ve diğer komutanlarımız Türk milletine layık olduklarını kanıtlamış değerli komutanlarımızdır. Benim onlara "sizi yakarım" demem, ahlakıma, vicdanıma, karakterime uygun değildir."

Tutuklu sanık Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk ile bir telefon görüşmesinde, "halk ihtilali"nden söz ettiğini anımsatan Özese, Perinçek'e "Halk ihtilalinden kastınız nedir, biraz açar mısınız?" diye sordu.

Perinçek de 2007 yılında Cumhuriyet mitinglerinin yapıldığını, bir "367 formülü"nün konuşulduğunu anımsatarak, şu iddialarda bulundu:

"Bunun alternatifi AKP'nin iktidardan indirilmesiydi. AKP'nin hukuk ve ayak oyunları ile indirilmesinin kesin çözüm olmayacağını anlattım. Bunun halka dayanan, halk hareketinin oluşturulmasıyla mümkün olacağını söyledim. Benim önerim silahlı isyan falan değil. Benim önerim dikkate alınsaydı, dün Davos'taki Türkiye'yi utandıran hallere düşülmeyecekti. Türkiye derin krize girecektir."
aktifhaber

Uçkun Geray Öldü
30 Ocak 2009 21:25

Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve serbest bırakılan Prof. Dr. Uçkun Geray öldü.

Ergenekon" soruşturması kapsamında Konya merkezli operasyonda Temmuz 2008'de gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Prof. Dr. Uçkun Geray, tedavi gördüğü hastanede öldü.

Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Prof. Dr. Geray'ın, Özel Gaziosmanpaşa Hastanesinde, çoklu organ ve solunum yetmezliği nedeniyle bugün saat 16.00'da hayatını kaybettiği belirtildi.

20 yılı aşkın süredir hipertansiyon hastası olan ve uzun süredir böbrek yetmezliğinden tedavi gören Geray'ın, 26 Ocak'ta hastaneye getirildiği ifade edilen açıklamada, yoğun bakım ünitesine yatırılan Geray'ın tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı kaydedildi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen hastane doktoru Müslüm Çiçek, Geray'ın, 26 Ocak'ta, kalp zarının iltihaplanmasına bağlı ciddi tabloyla hastaneye getirildiğini belirterek, "Şuuru kapalıydı. O günden beri solunum cihazına bağlı olarak hayatta tutulmaya çalışılıyordu. Bu sağlık nedenlerinden bugün saat 16.00'da vefat etti" ifadesini kullandı.

Öte yandan, İşçi Partisi'nden (İP) yapılan açıklama da Geray'ın, İP Merkez Karar Kurulu Üyesi ve partinin Ulusal Strateji Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi olduğu bildirildi.

Geray'ın, "Ergenekon" soruşturması kapsamında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldığı hatırlatılan açıklamada, Geray'ın gözaltına alındığında yüksek tansiyon hastası olduğu belirtildi.

Açıklamada, Geray'ın tahliyesinden birkaç gün sonra iki böbreğini kaybettiği öne sürülerek, "Diyaliz makinesine bağlandı. Hekimler, gözaltındaki sürede yüksek tansiyonun yol açtığı damar tıkanıklığıyla böbreklerini kaybettiğini açıkladılar" denildi.

Geray, 21 Temmuz 2008'de Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen arama kararı uyarınca, "Ergenekon soruşturmasında ele geçirilen dokümanlardan elde edilen bilgiler" çerçevesinde Konya merkezli gerçekleştirilen operasyonda İstanbul'da gözaltına alınmıştı.

Daha sonra Adana'ya gönderilen Geray, sevk edildiği adliyeden serbest kalmıştı.
aktifhaber

ESKİYE AİT ŞEYLER

1 Şubat 2009 09:44
Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan ve daha sonra serbest bırakılan yazar Yalçın Küçük'ün "MİT'in Abdullah Öcalan'a yapacağı suikastı dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Genelkurmay Başkanı Karadayı ve Mesut Yılmaz'ın bilgisinde Öcalan'a sızdırdım" iddiasını "Bunlar eskiye ait şeyler" diyerek geçiştirdi
Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve daha sonra serbest bırakılan yazar Yalçın Küçük'ün "MİT'in Öcalan'a suikast planını dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın bilgisi dahilinde Öcalan'a sızdırdım" şeklindeki iddiasını "Bunlar eskiye ait şeyler" diyerek geçiştirdi. Demirel, Moldova Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi Başkanı Mihail Formuzal ile beraberindeki heyetle Güniz Sokak'taki evinde görüştü.

DÜN DÜNDÜR

Gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevaplayan Demirel'e, Yalçın Küçük'ün MİT'in Öcalan'a yapacağı suikastı yine devletin bilgisi dahilinde Öcalan'a sızdırdığı ve Öcalan'ın bu şekilde kurtulduğu yönündeki açıklamaları hatırlatıldı. Yalçın Küçük'ü tanımadığını ve onunla konuşmadığını öne süren Demirel, dolaylı da olsa ihbarı doğrulamış oldu. Demirel gazeteciye "Bu gibi hallerde laf çok. Senin dediğinin üzerinden 15 sene geçmiş. Bunlar eskiye ait şeyler. Biraz önümüzdeki zamanın işleriyle uğraşsak daha iyi" karşılığını verdi.

AĞAR'IN AKLI YOK MU

Demirel, Türkiye'yi kilitleyen 367 tartışmaları sırasında DP Genel Başkanı Mehmet Ağar'a Meclis'e girmemesi yönünde baskı yaptığı iddiaları için ise şunları söyledi: "Bunların hepsi safsata. Onların içinde hiç beni ilgilendiren bir şey olmaz. Herkesin aklı yok mu? Neyi doğru bulduysa onu yapmıştır."

Devlet bana görev verdi

Yalçın Küçük, 32. Gün programında 24 Aralık 1995 seçimlerinden önce MİT'in suikast planını Abdullah Öcalan'a sızdırdığı iddiasını doğrulamış ve ilginç açıklamalar yapmıştı. Kendisini 'devlet görevlisi' olarak nitelendiren Küçük, Öcalan'a suikast ihbarını dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın bilgisi dahilinde sızdırdığını iddia etmişti. Küçük, Star gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar'ın sorusunu, "Bundan dönemin Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve Mesut Yılmaz'ın da haberi vardı. O dönemde devlet bana görev vermişti" diye cevaplandırdı.
Yeni Şafak

MİT Şeması Açıklanmayacak
03 Şubat 2009 21:32

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, “Ergenekon Şeması” olarak bilinen şemada yer alan üzerleri kapatılmış isimlerin açıklanmamasına karar verdi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, kişisel hak ve özgürlüklerin korunması hususu göz önünde bulundurularak, “Ergenekon Şeması” olarak bilinen şemada yer alan üzerleri kapatılmış isimlerin açıklanmamasına karar verdi. Mahkeme Heyeti, verdiği ara kararda, davanın 442. klasöründe MİT tarafından düzenlenen çizelgedeki bazı isimlerin gizli kalması gereken evrak olduğundan bahisle üzerlerinin kapatıldığının görüldüğünü hatırlattı.

Savcılık ve MİT Müsteşarlığına müzekkere yazılarak, çizelgenin orijinal ve açık haliyle istendiğini belirten Mahkeme Heyeti, MİT tarafından “çok gizli” ibareli olarak gönderilen bu belge ve daha sonra gönderilen bilgi notları ile kitapçıklar üzerinde inceleme yapıldığını kaydetti.

Üzeri savcılık tarafından kapatılmış bir kısım kişiler hakkında herhangi bir soruşturma açılmamış olduğunu ifade eden Mahkeme Heyeti, bu çizelgedeki kimi kişilerin sosyo ekonomik ve siyasi konumlarına, MİT tarafından aslı gönderilen bu belgenin “çok gizli” ibaresiyle kayda bağlanmış olduğuna işaret etti.

Mahkeme Heyeti, üzeri kapalı bu kişilerin, isimleri açık ve davanın sanığı olan kişiler hakkında herhangi bir beyanları bulunmadığını kaydetti.

Davanın sanıklarının, iddianamede açıklanan beyan ve belgelere göre yargılamalarının sürdüğünü ve açıklanmayan şema içeriğine göre sanıklara herhangi bir suçlama getirilmediğini belirten Mahkeme Heyeti, bu şemanın alt kısmındaki notta da ne şekilde düzenlendiğinin açıkça belirtildiğini ifade etti.

Haklarında bu aşamaya kadar dava kapsamına göre herhangi bir işlem yapılmayan üzeri kapalı kişilerin, CMK’nın 187. maddesi de göz önünde bulundurulup yorumlandığında saygınlıkları ve haklarının zedelenme olasılığı bulunduğunu belirten Mahkeme Heyeti, bu doğrultuda yayın yasağı düşünülse bile, sanık ve avukat sayısının çokluğu, duruşmanın aleni olması, davanın ayrıntılarıyla medyaya yansıyor olması dikkate alındığında, bu tedbirin yalın olarak uygulanmasının etkili ve yeterli olmayacağı sonucuna varıldığını bildirdi.

Mahkeme Heyeti, bu kişilerin kişisel hak ve özgürlüklerinin dikkate alınması ve korunması gerektiği gibi hususlar göz önüne alındığında, belgelerin orijinal ve açık haliyle açıklanmamasının, yargılaması sürdürülen sanıkların savunmasına herhangi bir şekilde kısıtlama getirmeyeceği dikkate alınarak, bu belgelerin orijinal haliyle açıklanmamasını karara bağladı.

HAYRETTİN ERTEKİN’İN SAVUNMASI TAMAMLANDI

“Ergenekon” davası duruşmasında, tutuklu sanıklardan Hayrettin Ertekin’in savunması tamamlandı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada Ertekin, iddianamede, “Enternet” grubunun sahibi olduğu, çeşitli gazete, internet sitesi ve televizyonlarda sözde örgütün amacı doğrultusunda yazı, yayın ve propaganda faaliyetleri yaptığı, örgütün amaç ve faaliyetlerine uygun olarak medyayı ele geçirmek için faaliyetlerde bulunduğunun ifade edildiğini belirtti.

“Enternet”in, kendisine ait bir internet sitesi olmadığını, bunun, resmi ortaklığı bulunan Sofya’da kurulu bir şirketin unvanı olduğunu dile getiren Ertekin, internet üzerinden resmi üyesi olduğu bu gruba hitaben aylık strateji yazıları yazdığını söyledi.

İnternet ortamında paylaştığı araştırma ve yazılarının içeriğinde, halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden fikir ve düşüncelerin yer almadığını ifade eden Ertekin, internet ortamındaki yazılarının, ticari şirketiyle ilgili strateji ve milli duygu yazıları olduğunu kaydetti.

“HADDİNİ AŞAN SÖZLERDİR”

Diyarbakır’da 8 kişinin öldüğü patlamayı duyunca üzüldüğünü ve arkadaşı kolordu komutanını telefonla arayarak durumu sorduğunu ifade eden Ertekin, telefonda konuşurken Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir hakkında “kafasına sıkmak lazım” şeklinde bazı sözler sarf ettiğini anlattı.

Ertekin, bunların “haddini aşan” sözler olduğunu dile getirerek, “Bu, gidip de kafasına sıkmak anlamına gelmesin. Hiç kimseye sıkmak istemedim. Bu olayın ardından yaşanan duygudur. O an için söylenmiştir. Mahkemeden özür diliyorum. Onları saf ettiğim için utanç duyuyorum” dedi.

Ertekin, oy verdiği bir parti için halkı silahlı isyana tahrik etmeyeceğini belirterek, “Memlekete hizmet etsin diye yardım ettiğim arkadaşlarıma karşı bir cephe oluşturmuş gibi suçlanmaktayım” diye konuştu.

“En iyi Kürt ölü Kürt’tür” şeklindeki mesajı da açıklayan Ertekin, bunu, bir avukata, suç olup olmadığını öğrenmesi için gönderdiğini söyledi.

Bu davanın tutuksuz sanıklarından Semih Tufan Gülaltay’ın kardeşi Emre Gülaltay hakkında yakalama emri bulunmasına rağmen yerini yetkili makamlara bildirmediğine ilişkin iddiayla ilgili de Ertekin, Gülaltay ile Çin’de düzenlenen uluslararası bir fuarda, kendisine tercümanlık yapan kişi aracılığıyla tanıştığını anlattı.

Arandığını ve soyadını bilmediği Emre Gülaltay’ın kendisiyle ilgilenmesine çok sevindiğini dile getiren Ertekin, “Temiz yüzlü bir kişi. Türkiye ile ilgili konuşmalar yapıyordu. Hoşuma gitti.

Akşam yemek yedik. Daha sonra da görmedim. Beni telefonla arayarak, Çin iş adamları derneği kurduklarını, bunun Türkiye’deki başkanı olup olmayacağımı sordu. Araştırınca, Türkiye’de bu derneğin başkanı olduğunu öğrendim. Kabul etmedim. Zaten Çin’den geldiğim akşam gözaltına alındım. Arandığını bilmiyordum, bilseydim de böyle bir şey yapmazdım. Çünkü Çin’de başıma ne geleceğini bilemezdim” şeklinde konuştu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) mensup şahıslara ilişkin kendisinde bulunan telefon listesinin çok normal olduğunu ifade eden Ertekin, iş adamı olduğunu, Özal ailesine danışmanlık yaptığını, bu nedenlerle bir generalin telefonunun kendisinde bulunmasının doğal olduğunu kaydetti.

Ertekin, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının da bu telefon listesinin TSK’ya ait resmi bir belge ve bilgi statüsünde olmadığını bildirdiğini ifade etti.

Dekoratif amaçlı bulundurduğu süs eşyalarını, antika merakından dolayı yurt içi ve dışında yaptığı seyahatlerde aldığını anlatan Ertekin, el konulan bu eşyaların orijinallerinin iade edildiğini, ancak kalıp olarak hazırladıklarının tabiat varlığı diye tutulduğunu öne sürdü.

TALEPLER
Duruşmada, tutuklu sanıklardan Ergün Poyraz, MİT’ten, Cemal Alpaslan Ertuğ’un kurumda hangi tarihte görev yaptığı, görevine devam edip etmediği, bu kişinin Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Arslan’ın bürosunu donatıp donatmadığının sorulmasını istedi.

Tuncay Güney’in, Ertuğ tarafından MİT İstanbul Bölge Müdürlüğüne teslim edilip edilmediğinin sorulmasını isteyen Poyraz, Ertuğ’un Danıştay saldırısında yer alıp almadığının, Mehmet Eymür ile ilişkilerinin sorulmasını talep etti. Poyraz, Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesine ilişkin soruşturma dosyasının da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından getirtilmesini istedi.

Tutuklu sanık Nusret Senem, Başbakanlık’tan dava dosyasına gönderilen Kutlu Savaş’ın hazırladığı raporun 19 sayfasının eksik olduğunu, 42 paragrafının da çıkarıldığını öne sürdü.

Söz konusu raporun 1997’de tüm basın mensuplarına dağıtıldığını ve haber olarak yer aldığını belirten Senem, “Raporun yeniden eksiksiz ve sansürsüz olarak gönderilmesini istiyorum. MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğünden de raporun eksiksiz ve sansürsüz bir örneği var ise gönderilmesi istensin” dedi.

Tutuksuz sanık Vedat Yenerer söz alarak, tutuklanmasına neden olan ve basında “vahim nitelikli” olarak yer alan tüfeğe ilişkin Adli Tıp Kurumunca hazırlanan raporda, bu silahın 6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu kapsamında bulunmadığının bildirildiğini söyledi.

Polis kriminal laboratuvarı tarafından tüfeğin “vahim nitelikli” olduğuna dair rapor hazırlandığını belirten Yenerer, “Ben cezaevindeyken dayım benimle ilgili konuştuğu sırada, ‘Vedat’a yapılan haksızlığa dayanamıyorum’ deyip, kalp krizi geçirerek ölmüş. Bunu cezaevinden çıkınca öğrendim. Bunun sorumlusu bana bu tertibi kuranlardır” dedi.

GÜNEY’İN MÜLAKAT CD’SİNDE KESİNTİ İDDİASI

İşçi Partili sanıkların avukatlarından Mehmet Cengiz de Tuncay Güney’e ait 2001 yılındaki mülakatın kayıtlarının bulunduğu ikinci CD’yi LCD ekrandan mahkeme heyetine gösterdi.

Yavaş modda izletilen CD’nin 6. dakikasının ilk saniyesinde Güney’in yerinde başka birinin oturduğu görüldü.

Güney’in 2001’de yapılan mülakatına ilişkin görüntü kayıtlarının bulunduğu CD’lerde kesintiler olduğunu ifade eden Cengiz, “CD’nin 6. dakikasının 1. saniyesinde Tuncay Güney’in oturduğu koltukta başka birinin oturduğunu tespit ettik. Bu kişi, o dönemde organizede çalışan komiser Alper Özdemir’dir. Yani bu kasetler orijinal değildir. Kesintiler yapılmıştır. Bu haliyle delil değeri de yoktur” dedi.

Taleplerin ardından söz alan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, tutuklu sanıklardan Vatan Bölükbaşoğlu’nun tahliyesini istedi.
aktifhaber

Emekli Tuğgeneral Ersöz, Bedrettin Dalan, Cem Uzan ve Emin Şirin gibi isimlerin ses kaydını aldığını, Balbay'la 'Genç Subaylar Rahatsız'ı görüştüğünü söyledi.
[img]http://s.aktifhaber.com/images/news/88402.jpg [/img]
Emekli Tuğgeneral Ersöz, ziyaretine gelen Bedrettin Dalan, Cem Uzan ve Emin Şirin gibi isimlerin ses kaydını aldığını, Mustafa Balbay'la 'Genç Subaylar Rahatsız' manşetinden sonra görüştüğünü söyledi.

Ergenekon operasyonunun 6. dalgasından bir gün önce Rusya'ya gittiği için 6 ay süreyle aranan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, ameliyat olmak için sahte kimlikle Ankara'da bir hastaneye yatarken yakalanmıştı. Savcılık ifadesi tamamlanmadan gözaltı süresi dolduğu için mahkemeye sevk edilen Tuğgeneral Ersöz, burada 5 sayfa ifade vermişti. Her türlü terör örgütünün ölüm listesine girdiğini belirten Ersöz, ifadesinde "Hakkımdaki koruma kararı emekli olduktan sonra da devam etti. Diyarbakır'da Jandarma Bölge Komutanı olduğum sırada bana gelen bir istihbari bilgiye göre ABD'nin istihbarat örgütünün beni ölümle tehdit ettiğini öğrendim" dedi.

KIZININ ŞENER ERUYGUR'A ÇEKTİĞİ MESAJLAR

Kızı Fulya'nın, eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'a babasını aramaması yolunda mesajlar çekmesi ve telefon etmesi sorulduğunda Levent Ersöz, bunu kızının psikolojik durumun bozuk olmasına bağladı. Kızı Fulya'nın kendisinin emekli olmasını hazmedemediğini, üç kez intihara teşebbüs ettiğini belirten Ersöz, "Ben Şener Eruygur'la eski komutanım olması nedeniyle bayramlarda görüşüyordum. Bu nedenle bana zarar gelmesinden korkmuş olabilir ve o mesajları çekmiş olabilir" diye konuştu.

DALAN, UZAN VE ŞİRİN ZİYARETİME GELDİ

İstihbarat Daire Başkanlığı döneminde kendisini ziyarete gelen kişilerin bazılarının ses ve görüntülerini üstlerinin emriyle çektirdiğini öne süren Levent Ersöz, şunları söyledi:

"Beni ziyaret eden Bedrettin Dalan, Cem Uzan, Kıvanç Değirmenci ve Turgut Altınok ile görüşmemde ses kaydı yaptım. Bu kişilerden bazılarının bize iletmek istedikleri şeyler oluyordu, biz de bu maksatla dinliyorduk. Emin Şirin isimli kişi de benden önce İstihbarat Daire Başkanlığı'na gelip gidermiş, görevli olduğum dönemde de bir kaç kez bana geldi. Aramızda ülkenin içinde bulunduğu durum ile ilgili görüşmeler geçmiştir."

MUSTAFA BALBAY'LA GÖRÜŞTÜM

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ı gazeteci olarak tanıdığını ve bir iki kez ziyaretine geldiğini anlatan Levent Ersöz, "'Genç Subaylar Rahatsız' diye bir haber çıkmıştı. Genel Komutan'ın takdirleri üzerine kendisini çağırdım, haber ile ilgili görüştük" dedi.

DARBE SUNUMUNU ERUYGUR'A VERDİM

Gazeteci Nuray Başaran'ın tanıştırdığı Faruk Demir isimli kişinin kendisine 4 sayfalık bir darbe sunumu getirdiğini belirten Ersöz, bu sunumda kutucuklar içine yazılmış bazı kod isimlerin bulunduğunu belirttiği belgeyi komutanı Şener Eruygur'a götürdüğünü, onun da "Gereğini yaparım" diye teslim aldığını söyledi. Ersöz, darbe planının Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven olup olmadığını bilmediğini belirtti.

CUMHURİYET ÇALIŞMA GRUBU'NDAN HABERİM YOK

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in günlüklerinden ve bunların içeriğinden haberdar olmadığını öne süren Ersöz, Cumhuriyet Çalışma Grubu içinde oldukları iddiasıyla tutuklanan muvazzaf askerler Mustafa K. ve Enver Ö'yü emrindeki subaylar olarak tanıdığını, Cumhuriyet Çalışma Grubu'ndan ise haberdar olmadığını savundu.

YARSAV BAŞKANI'YLA YEMEK YEDİK

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ile bir arkadaşı aracılığıyla tanıştığını ve Ankara'da Liman Lokantası'Nda bir kez yemek yediklerini, yemeğin tamamıyle nezaket amacıyla düzenlendiğini ifade eti. Bu yemeğe iddia edilenin aksine Ergün Poyraz'ın katılmadığını, bir Yargıtay Savcısı ve emekli bir binbaşının yemekte olduğunu belirten Ersöz, yemekte AKP'nin kapatılmasıyla ilgili hiçbir şey konuşulmadığını da iddia etti.

Kendisinin herhangi bir suç işlemediğini belirten Levent Ersöz, Ergenekon diye bir örgütü hiç duymadığını iddia etti.
aktifhaber


En son Ekim tarafından Pts Şub 09, 2009 1:17 am tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Şub 04, 2009 9:50 pm    Mesaj konusu: i$TE PROVOKASYONUN MERKEZi Alıntıyla Cevap Gönder

Kürşat BUMİN
Yeni Şafak
Bir tahliye kararı
09 Şubat 2009

Baştan söyleyeyim de birileri vakit geçirmeden klavyeye sarılmasın.

Bugüne kadar emekli general Hurşit Tolon hakkında, hem de görev başındayken, Ege ve sonrasında 1.Ordu Komutanı olarak görev yaptığı dönemde yapıp ettiklerine dair ihtiyacı giderecek miktarda yorum yayınlamıştım. Emekli generalin bu son görevlerini sürdürürken Ege'de her hafta sonu kırsal bölgelere, İstanbul'da her fırsatta okul, üniversite vs gibi kurumlara yaptığı ziyaretlerde yaptığı konuşmalar ve açıklamalar Castoriadis'in bir zamanların Sovyetler Birliği'ni anlamak için kullandığı “stratokrasi”nin (: “Ordu tarafından yönetilen politik sistem”; “stratos= ordu”) kavramının ülkemizi anlamak için de ne derece uygun bir kavram olduğunun kuvvetli delillerinden birisini oluşturuyordu.

Yani diyeceğim, emekli generalin fikriyatını bu derece zararlı gören birisi olarak yazıyorum bu satırları.

Amma, benim bu değerlendirmem yargılanmakta olduğu mahkemece emekli general hakkında önceki gün verilen “tahliye kararı”nın yol açtığı şaşkınlığı gözden geçirmeme engel değil.

Lafı uzatmadan doğrudan “tahliye kararı”na göz atalım isterseniz: “Tutuklama kararına esas alınan 29 sayfalık Ergenekon yapılanmasını içeren kitap fotokopisinin daha önce çeşitli basın kuruluşlarında haber konusu yapıldığı yapılan incelemede söz konusu belgenin gizliliğinin bulunmadığı kamuca bilinen bu belgenin fotokopisinin şüphelide bulunmasının tek başına şüphelinin suç örgütüne üye olduğuna veya yöneticisi olduğuna dair bir delil niteliğinde bulunmadığı gibi şüphelinin telefon görüşmelerinin örgütle bağını gösterecek unsur içermediği, ayrıca örgütün gerçekleştirdiği iddia edilen eylemlerle şüphelinin bağının kurulamadığı gözetlenmiştir. (“gözlenmiştir” olsa gerek. K.B.) Şüphelinin yurt dışına çıkış yasağı konarak tahliyesine karar verilmiştir.”

Biliyorum alıntı biraz uzun kaçtı ama hiçbir satırı atlanmaması gereken bir karardan söz ediyoruz.

Kararın daha iyi anlaşılabilmesi için şu bilgiyi aktarmayı da unutmayalım:

Kararda sözü edilen “29 sayfalık kitap fotokopisi”nin daha önce (2001'den itibaren) hangi internet adresleri ve gazetelerde yayımlandığı bilgisini (talibi üzerine) mahkemeye veren de MİT'di.

Hurşit Tolon şöyledir böyledir, o başka bir mevzuu. Ancak kararı görüyorsunuz. “Şüpheli”nin (çünkü ortada iddianame olmadığı için “sanık” değil, sadece bir “şüpheli”dir.) “tutuklanma kararına esas alınan” 29 sayfalık kitap fotokopisini bulundurması “tek başına” suç teşkil etmemektedir. Ayrıca “telefon görüşmeleri”nde de tutukluluk halinin devamına gerektiren unsurlar bulunamamıştır.

“Ergenekon” çerçevesinde başından beri -ben de- “daha ciddi olunması” gerektiğini söylüyorum. Bu dava çerçevesinde ileri sürülen iddialar ve de şimdiden ortaya saçılan deliller göz önüne alındığında idarenin ve yargının ülke tarihinin çok önemli bir faslını aralamaya başladığını gözlemlememek imkansız. Ama toplumun büyük kısmının bağlandığı bu umudun bu “tahliye kararı”nda olduğu gibi şaşırtıcı ve anlaşılması gerçekten imkansız gelişmelerle birlikte varolabilmesi imkansız.

Hurşit Tolon şöyledir böyledir, o başka bir mevzuu. Ancak önümüzde, 2001'den itibaren pek çok yerde yayımlanan bir “belge”nin oğlunun evinde bulunmasından dolayı “şüpheli” sıfatı altında 7 ay tutuklu kalan birisi var.

Sizi bilmem ama ben bu tahliye kararını “adaletin tecellisi” olarak değerlendirmiyorum. Her şeyden önce, bu karar eğer “adaletin tecellisi” ise “tutuklama kararına esas alınan” söz konusu belgenin canı isteyen herkesin ulaşabileceği türden bir şey olduğu niçin ancak 7 ay sonra anlaşılabildi. Bilgiyi veren MİT aynı MİT, belgeyi isteyen mahkeme heyeti aynı heyet olduğuna göre bu zaman zarfında ne değişti? Bunun adının hemen her zaman olduğu gibi “adaletin geç tecellisi” olduğunu söylüyorsanız, o zaman da şu soru cevapsız kalıyor: “Kamuca bilinen” bir belgeyi esas alarak kamuoyunun aylarca en başta “1 Numara Kim?” gibi “şüpheli”nin de merkezinde yer aldığı esrarengiz hikayelerle olmadık hayaller kurmasına niçin izin verildi?

Bitirirken bir kez daha hatırlatayım ki birileri yine klavyeye saldırmasın:

“Şüpheli” benim açımdan yıllardır, “stratokrasi”nin önde gelen bir savunucusuydu.

“Bağımsız ve tarafsız yargı”: Kulağa çok hoş geliyor ama çok zor iş doğrusu...

Kürşat Bumin - Yeni Şafak
kbumin@yenisafak.com.tr


AYDIN DOĞAN'A ERGENEKON KIYAĞI

05 Şubat 2009 10:34Ergenekon'un Derin Kulağı, Aydın Doğan'a bu kıyağı niye yaptı?

Ergenekon’un derin kulağı İstihbaratçı Tuğgeneral Levent Ersöz’ün medya dünyasıyla ilgili itirafları, medya patronlarıyla Ergenekon yapılanması arasındaki ilişkileri gündeme getirdi.

Ersöz’e ait adreslerde yapılan aramalarda 2500’ün üzerinde dinleme ve gizli çekilmiş video kaydı bulunmuştu.

Ersöz, yakalandıktan sonra savcılıkta alınan ifadesinde bunlardan bir kısmını itiraf etmiş ve Cem Uzan ve Mehmet Emin Karamehmet gibi dönemin iki büyük medya patronunu “üstlerinin emriyle" kayda aldırdığını itiraf etmişti.

Ersöz’ün dinleme ve kayıt yaptırdığı dönemde, Cem Uzan, Star TV, Star Gazetesi, Kral Tv, Turkish News ve çok sayıda radyonun sahibi bir medya patronuydu.

Mehmet Emin Karamehmet ise o dönem ve halen daha Show TV, Akşam, Güneş, Tercüman gazeteleri dahil oldukça geniş bir medya gücüne sahip.

Sözkonusu dönemde diğer büyük bir medya grubu olan Sabah&ATV grubunda ise işler karışıktı. Patron Dinç Bilgin’in bankasına el konmuş, medya gücü ise yarı canlı ve sahipsiz haldeydi. Devam eden süreçte ise TMSF el koymuştu.

Ersöz’ün medyaya yönelik aktif dinleme ve kayıt yaptırdığı bu dönemde üç büyük medya patronu, Cem Uzan, Mehmet Emin Karamehmet ve Aydın Doğan’dı.

Ersöz savcılıkta Uzan ve Karamehmet’i dinleyip, kaydettirdiğini itiraf etti. Bu kayıtlarla ilgili bazı bilgiler de medyaya yansıdı. Ancak Ersöz’ün Aydın Doğan’a yönelik hiçbir faaliyeti henüz ortaya çıkmadı.

Bu durumda ortaya iki ihtimal çıkıyor: Ergenekon tutuklusu Ersöz Paşa ya “Aydın Doğan bizden” diyerek, izleme ve dinleme yaptırmadı. Ya da bu kayıtlar yapıldı ancak henüz ortaya çıkmadı.

ERSÖZ'LE GÖRÜŞEN GAZETECİYİ DOĞAN TRANSFER ETMİŞTİ

Ersöz Paşa’nın “Bana darbe planlarını veren kişi gazeteci Nuray Başaran’ın tanıştırdığı kişidir” sözü bu noktada çok önemli. Çünkü Nuray Başaran, sözkonusu dönemde Karamehmet Grubu’ndaydı ve Akşam Gazetesi’nin Ankara Temsilcisiydi.

Ersöz’le sık sık görüştüğü anlaşılan Nuray Başaran, Akşam’dan ayrılıp direkt Doğan Grubu’na geçmişti. Star TV’yi satın alan Doğan Grubu, Başaran’ı Ankara Temsilcisi yapmıştı. Nuray Başaran’ın Aydın Doğan’ın kızlarıyla sıkı ilişkileri ise medya kulislerinin en sık konuşulan konularından.

Dün Levent Ersöz’ün Nuray Başaran’ı Karamehmet Grubu’nda çalıştığı dönemde dinlettiği de ortaya çıktı. Ersöz, Başaran’ı Sivas’ta yerel bir mahkemeden aldığı kararla Jandarma dinlemesine aldırmış. Sebep ise “Başaran’ın Sivas’ta bir olaya karışması” olarak gösterilmiş. Ancak Başaran’ın hayatında Sivas’a gitmediği ortaya çıkmıştı. Sözkonusu olayın ne olduğu ise muamma.

AYDIN DOĞAN'DAN ZARAR GELMEZ Mİ?

Peki iki büyük medya patronunu ve onların iyi isimlerini Sivas gibi Anadolu illerinden alınan mahkeme kararlarıyla dinlettiren Levent Ersöz, başka medya patronlarını da Sivas’tan, Tokat’tan, Amasya’dan alınan kararlarla dinlemiş midir? Dinlememişse onları ayrıcalıklı kılan nedir?

Bunun nedeni; 2500’ün üzerinde kayıt bulunduran Levent Ersöz’ün savcılıkta verdiği ifadedeki şu sözlerde gizli: “Zarar gelebilecek ve şüphelendikleri kişilerin kayıtlarını aldım”

Bugün Ergenekon’un yakın dönem için en kilit ismi olan ve uzun süre firari olduktan sonra yakalanan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün, “Zarar gelebilecek” sözleri çok önemli.

Ergenekoncu Ersöz’ün Aydın Doğan’ı kaydettirmemesinin altında kendilerine “zarar gelmeyeceği” rahatlığı mı var yoksa?
aktifhaber

Şemada Aydın Doğan'ın Adı Var
05 Şubat 2009 15:59

Ergenekon Davası'nın bugünkü duruşmasında tutuklu sanık Ertekin, MİT'in Ergenekon Şeması'nda Aydın Doğan'ın olduğunu açıkladı. İşte çok çarpıcı sözler...

Ergenekon şemasında Aydın Doğan'ın ismi var

Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) davasının 48. duruşmasında tutuklu sanıklardan Hayrettin Ertekin savunmasına devam etti. "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak, Halkı Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı isyana tahrik, Halkı Kin ve Düşmanlığa Alenen Tahrik" gibi suçlardan yargılanan Ertekin, MİT tarafından hazırlanan ve mahkeme tarafından gizli kalmasına karar verilen Ergenekon şemasında Aydın Doğan'ın isminin de bulunduğunun söyledi. Doğan'ın saygın bir iş adamı olduğunu ifade eden Ertekin, mahkemenin "Şemadaki isimlerin saygın kişiliğini dikkate alarak gizlilik kararı vermesini eleştirdi. Ertekin,"Ben ve buradaki sanıklar saygın kişi değil mi?" diye sordu. Terörist olmadığını savunan Ertekin, asıl teröristin PKK'lılar olduğunu söyledi. Ertekin,"Buradan ihbar ediyorum, Osman Öcalan'ın Beka'daki adresini verebilirim. Cemil Bayık'ın kaldığı yerin koordinatlarını verebilirim. Gidip onları yakalasınlar, getirsinler." dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Silivri Cezaevi'nde yürüttüğü ETÖ davasında tutuklu sanık Hayrettin Ertekin, Salı günü yarım kalan savunmasına devam etti. Ertekin, mahkemenin bir önceki oturumda örgüt şemasının orjinal halinin, ismi açıklanmayan kişilerin "Kişilik haklarının zarar görmemesi ve itibarlarının zedelenmemesi" amacıyla açıklanmaması yönündeki kararını doğru bulduğunu söyledi. Ertekin, "MİT şemasında saygın dediğiniz insanlar acaba ne kadar vergi veriyorlar? Benim verdiğim vergiler Kayseri defterdarlığından sorulsun. Biz de onlar kadar saygınız. O şemadaki insanların kimler olduğunu biliyoruz. Onların buraya gelmelerini istemiyoruz. Ancak, buradaki insanlar, ben saygın değil miyim? Yüce mahkemeniz çok iyi bir karar verdi. Benim ismim şemada yok ama şemada yer alanlardan ne Ethem Sancak'ı ne de Aydın Doğan'ı tanırım. Doğan, 15 okul açtı. Yanında 10 binin üzerinde insan çalışıyor. Bunları kamuoyuna açıklamıyor. Ben de onun gibi istihdam sağlıyorum. Aydın Doğan benim televizyonuma POAŞ ile ilgili reklam veriyor. Bu örgüt bağlantısı olarak mı değerlendirilmeli?" dedi. Ertekin, Business Channel'in örgüt propagandası amacıyla kullanılması yönündeki iddiaları reddederek, "Ben ticaret yapıyorum, amacım televizyonum üzerinden para kazanmak." şeklinde konuştu.

Ertekin, ajandasında Muzaffer Tekin'le ilgili notları da şu şekilde açıkladı:"Muzaffer Tekin'in intihar girişimini haber müdürüm vasıtasıyla öğrendim. Televizyonun yönetim kurulunda bulunan generaller uçakla Ankara'ya gidiyorlardı. Onlara ulaşamadığım için tanıdığım Muammer Ünal paşayı aradım. O da Tekin'in sarışın, iyi bir komutan olduğunu, babasının MİT'te çalışan Salih Reşit Tekin olduğunu, kendisinin de Kıbrıs'a çıkan ilk komutan olduğunu söyledi. Ben bunları ajandama not alıp daha sonra haber müdürüme söyledim. Tamamen haber amaçlı nottur." diye konuştu. Ertekin, Harp Akademilerinde birçok konferans verdiğini ve bu yüzden kendisine Harp Akademilerine giriş kartı verildiğini dil getirdi. Genel Kurmay Başkanları, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan gibi üst düzey devlet yöneticileriyle samimi ilişkisi olduğunu savunmasında sık sık ifade ettiği gözlendi.

ETÖ davasında sanık olmasını ATV ve SABAH ihalelerine bağlayan Ertekin, "Bu ihaleye girmemem yolunda tehditler aldım. Turkuaz ve Leon şirketlerinin sahibi Ediz Aydın beni arayarak 'Burası beyefendiye lazım. Çalık Holding bizim ajansımız. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın isteğiyle bu ihaleye giriyoruz' dedi. Daha sonra Akif Beki de konuyla alakalı beni aradığını ancak kendisine ihalede olacağımı söyledim. Ben terörist olduğum için değil, bu ihaleye girmek istediğim için sanık oldum." dedi.

Ertekin, TSK'nın Güneydoğuda başlattığı yardım faaliyetleri kapsamında oradaki öğrencilere 5 bin önlük dağıttığını anlattı. "Diyarbakır'da bir komutan bana yardım kampanyası kapsamında Sedat Peker'in de üç TIR giyecek gönderdiğini söyledi. Komutan, Peker'e bu konuyla alakalı teşekkürlerini iletmemi istedi.Bu teşekkürü şu ana kadar iletme şansım olmadı." diyen Ertekin, arkasını dönüp Sedat Peker'e bakarak "Şimdi burada iletiyorum" diye konuştu.


'Benim tanıdığım Sedat Peker kuyumculuk yapıyor'

Ertekin, hakkındaki iddialara cevap verirken sanıklardan sıkıldıklarına yönelik tepki gelinc savunmasını bitirdi. Ertekin, sanıklara yönelik de; "Ben sabırla herkesin savunmasını dinledim ama arkadan sıkılmış gibi sesler geliyor. Ben nasıl sizi dinlediysem sizden de aynısı beklerdim. Burada savunmamı bırakıyorum." dedi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün "Sözlerinizi bitirdiniz mi?" şeklindeki sorusuna Ertekin, "Arkadaşlar sıkılmış" diye cevap verdi. Bunun üzerine Başkan Şengün, Ertekin'in emniyet ifadesini okudu. Mahkeme başkanı Şengün, Ertekin'in telefon görüşmelerinde geçen konuları tek tek sordu. Ertekin'in görevden alınan Erkan Daşgın isimli bir askerin davası ile ilgili telefon görüşmesinde, "Dava 13. Ağır Ceza'da. Bizim başkan, Köksal bey. Gidip görüşelim" sözlerini sordu. Şengün,"Köksal beyi tanıyor musunuz? Hiçbir araya geldiniz mi? bu telefon görüşmesini yaptığınızda tanıyor muydunuz?" diye sordu. Ertekin, konuşmanın yanlış anlaşıldığını belirterek," bahsettiğim 'Köksal bey"siz değilsiniz. Sizi burada tanıdım. Bu dava albay Mustafa Levent Göktaş'ın baktığı bir davaydı. Oradaki kişi de Genelkurmay adli müşaviri Binbaşı Köksal'dır." şeklinde cevap verdi.

Notlarında geçen "Sedat Peker"in kim olduğu da sorulması üzerine Ertekin," Kapalı çarşıda kuyumcu dükkanımın yanında 'Peker kuyumculuk' var. Sahibinin ismi de Sedat'tır." dedi.
aktifhaber

İŞTE PROVOKASYONUN MERKEZİ
04 Şubat 2009 10:56

Türkü, Kürdü, Ermeniyi, Rumu birbirine düşüren 35 sitenin yapımcısı Yüzbaşı çıktı.

Kürt, Ermeni, Rum, dindar düşmanı internet sitelerinin tümünü Ergenekon tutuklusu emekli yüzbaşı bilişimci Ataman Yıldırım’ın kurduğu ortaya çıktı.

HEPSİ İÇ SAVAŞ ÇIKARTACAK SİTELER

İçeride ve Türkiye’nin komşularıyla savaş çıkartacak kadar düşmanca tezler içeren “derin devlet” internet siteleri son zamanlarda hızla çoğaldı. Devletin en gizli birimlerinden beslenmeden sürdürülemeyecek kadar zengin ve güncel içerikli olan bu sitelerin esrarı düne kadar sürdü.

KURUCUSU ERGENEKONCU ÇIKTI

Son Ergenekon operasyonu internette yürütülen psikolojik savaşın başrolündeki kişiyi ortaya koydu: Emekli deniz yüzbaşı Ataman Yıldırım. Böyle yüzlerce site kuran Yıldırım’ın halen TSK’da sivil memur olan Mehmet Bülent Sarıkahya ile de düzenli ilişki içinde olduğu belgelendi.

Uzun süredir internette terör, irtica, Ermeni sorunu, PKK, Batı Trakya, Kıbrıs konularnıda araştırma yapanların karşısına kim tarafından hazırlandığı bilinmeyen bu çok profesyonelce hazırlanmış ve çok sık güncellenen Türkçe ve İngilizce siteler çıkıyordu.

Profesyonelce hazırlanılıp, yönetilen bu sitelerin “net”, “org” ve “com” uzantıları da satın alınmakla kalınmamış, aynı başlıklarla ilgili muhtemel adlardan da daha pek çok site ismi satın alınıp bu sitelere yönlendirilmişti. (www.naksilik.com yazınca, irtica sitesine; www.yunanli.com yazınca da Yunanlıların Batı Trakya ve Kıbrıs katliamlarına ulaşıyorsunuz)

Türkiye’de hem İngilizce yayın yapıp hem de güncelleştirilen çok az site olduğu biliniyor. Pek çok profesyonel sitede olmayan zengin içeriklere sahip bu sitelerin çok güçlü bir bilgi, belge, fotoğraf, video arşivi kullanılarak hazırlandığı da açıktı. Tüm bunlara rağmen bu kadar emek, para ve zaman ayırarak bu siteleri hazırlayan hakkında sitelerin hiçbirinde herhangi bir bilgiye rastlanmıyor, birbirinin aynısı olan iletişim bölümlerinde de karşınıza otomotakik bir mesaj gönderme sisteminden başka bir şey çıkmıyordu.

Peki devletin kırmızı çizgileri içindeki (terör, irtica, PKK, Ermeni soykırımı, Kıbrıs, Batı Trakya) tüm başlıklarla ilgili resmi tezlerin anlatıldığı, pek çok isim, kurum hatta ülkeye yönelik suçlamalarda bulunan bu siteleri kim hazırlıyor ve güncelliyordu?

İşte bu soruya cevap Ergenekon soruşturmasının son dalgasında gözaltına alınıp tutuklanan bilişimci Hüseyin Ataman Yıldırım sayesinde bulundu.

Eski Denizci, Yeni Bilişimci

Hüseyin Ataman Yıldırım’ın adı Ergenekon’un son dalgasında gözaltına alındığında Çağdaş Türkiye Partisi Genel Başkanı ve Tuncay Özkan’ın sanal örgütü “Biz Kaç Kişiyiz Platformu” sözcüsü olarak geçti. Ama eski bir Deniz Subayı olan Yıldırım’ı asıl ilginç kılan Mecidiyeköy’de bulunan “Naryaz” adlı yazılım şirketinin de sahibi olması, internetteki faaliyetleri, askerlerle kurduğu ilişkilerdi.

Asker bursuyla ABD’ye

Tutuklanmasının ardından halen şirketin genel müdürlüğünü yürüten kızının medya organlarına gönderdiği bilgilere göre “Ataman Yıldırım 1950 doğumlu. Yıldırım, denöz önyüzbaşılığınının son senesinde istifa edip, sivil hayata geçmiş, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından burslu olarak gönderildiği ABD’de aldığı ‘Computer Science’ eğitimin ardından da Bilgisayar Yüksek Mühendisi olarak 1984’te bu alanda ticari faaliyetlerine başlamış”

Karargahevleri’nden isimlerle

Yıldırım, Deniz Harp Okulu’ndaki aynı devreden emekli ve muvazzaf arkadaşının da üye olduğu “4000ler.trnt.com” adlı sitenin kurucusu ve yöneticisi. Yıldırım’ın öncülüğünde pek çok buluşma ve yemeğin organize edildiği sitenin ünlü üyeleri var. Bunlardan en ilginci ise adı Ergenekon davasıyla gündeme gelen Karargah Evleri oluşumu hakkındaki MİT belgesinde geçen Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral A. Feyyaz Öğütçü.

Sitedeki forum panolarına göre Ergenekon tutuklusu Yıldırım ile Öğütçü arasında güçlü ilişkiler var. Sitenin üyeleri arasında aynı belgede adı geçen ve son YAŞ’ta emekliye ayrılan Ali Deniz Kutluk ve Özden Örnek ile ilgili bazı iddialar da Fatih Altaylı tarafından adı gündeme getirilen emekli tümamiral Özer Karabulut’a da rastlanıyor.

“4000ler.trnet.com” adlı sitenin sponsorları olarak ise Ataman Yıldırım’ın sahibi olduğu Naryaz şirketi, Tr.net ve Orta Doğu Yazılım Hizmetleri A.Ş.’nin adları sıralanıyor.

35 site tek adres

Ortadoğu Yazılım adlı şirketi ile karşılaşılan tek yer burası değil. Haberde bir kısmı sıralanan benzer içeriklere sahip 35 farklı sitenin domain (yer) sağlayıcısı aynı: Ortadoğu Yazılım Hizmetleri A.Ş. Ve bu siteler alınırken de iletişim için verilen e-mail adresi de hep aynı: hayhaytr@yahoo.com .

Yani irtica, PKK, soykırım iddiaları, Kıbrıs, Batı Trakya ve terör gibi konularda yayın yapan birbirinden bağımsız ve hiçbir isim geçmeyen siteler tek bir adres tarafından hazırlanmış, güncelleniyor.

Hayhay belgesi

Ergenekon’un son dalgasında tutuklanan Ataman Yıldırım’ın ev ve işyerinde yapılan aramalarda bulunan “hayhay” adlı bir belge ise tüm sitelerin kontrol edildiği merkez hakkında ilginç bağlantıları ortaya çıkardı. Belgede Yıldırım’ın Mecidiyeköy’deki Murat Muhallebicisi’nde buluştuğu Mehmet Bülent Sarıkahya adlı kişiyle yaptığı bir görüşme notları yer alıyor. Notlara göre ikili “irtica.net” “irtica.org” “gencizbiz.net” “gençlik.info” “pkkgerçegi.net” “turkses.org” “naksilik.com” “turkatak.gen.tr” “turkihsgenocide.net” “ozgurgenc.net” adlı siteler ve notta “başkanlık siteleri” denilen “gnkur.org” ve gnkur.net” için yazılım ve içerik desteği üzerinden konuşuyor. Telefon numaraları ve başka isimlerin de bulunduğu notta “Ortadoğu yazılım ile irtibata geçilmesi” ve “Feyyaz Amiralle görüşülmesi” gibi ibareler dikkat çekiyor.

TSK’da sivil memur

Taraf Gazetesi’nin ulaştığı bilgilere göre Yıldırım’ın görüşmeyi yaptığı Mehmet Bülent Sarıkaya TSK’da sivil memur olarak çalışıyor. Bütün sitelerin içerik sağlayıcıya verdiği ortak e-mail hayhaytr@yahoo.com adresine de Mehmet Bülent Sarıkaya’ya ait olduğu tespit edilen “ms3124829725@ttnet” ADSL aboneliğinden pek çok kez girilmiş. Aynı mail adresinin Ortadoğu Yazımlı Hizmetleri A.Ş.’ye ait ip numaralarından da zaman zaman girilip kontrol edildiği anlaşılıyor. Taraf’ın ulaştığı tüm bu bilgiler isimsiz yayın yapan sitelerin aynı merkezden kontrol edildiğini ortaya koyuyor.

Sitelerin hazırlanmasında bir Ergenekon tutuklusu ve TSK’da görevli bir sivil memurun adlarının geçmesi ise bu sitelerin psikolojik harekat için hazırlanıp hazırlanmadığı sorularını da beraberinde getiriyor.

Kaynak: Taraf

Sırada Ağar ve Kıvrıkoğlu mu var

Ergenekon davasının bugünkü oturumunda ifade veren sanık Hayrettin Ertekin bundan sonraki operasyonlar ve gözaltılarla ilgili ilginç isimler verdi.05 Şubat 2009 22:30


Ergenekon davasının öğleden sonraki oturumunda sanık Hayrettin Ertekin'in çapraz sorgusu gerçekleştirildi. Ertekin, dinlemeye takılan telefon konuşmalarında sanıklar Kemal Kerinçsiz ve Veli Küçük için sarf ettiği sözlerden dolayı pişman olduğunu belirterek özür diledi. Ertekin önemli iddialarda bulunarak bundan sonraki operasyonlarda İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Mehmet Ağar, Korkut Eken gibi isimlerin gözaltına alınacağını iddia etti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında savunmasını tamamlamasının ardından Hayrettin Ertekin'in çapraz sorgusu yapıldı. Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Ertekin'e "Yaptığınız bir telefon konuşmasında Kemal Kerinçsiz'in akıllı bir kişi olmadığını, bir örgüt üyesi değil, olsa olsa mafya olabileceğini söylüyorsunuz. Bu konuyu açıklar mısınız?" diye sordu.

Bu konuşmanın Ergenekon soruşturmasını yapan Emniyet Amiri Yıldırım bey ile yaptığı bir görüşme olduğunu belirten Ertekin, "Kemal bey hakkında bunu söylemişsem densizlik etmişim. Özür diliyorum." dedi. Ertekin, yaptığı başka bir telefon konuşmasında da Veli Küçük hakkında "Kafayı yemiş. Paşalar onu uyardı ama dinlemedi" şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine Küçük ile irtibatının bulunmadığını sözleri nedeniyle de "Telefonda kastımı aşan bir konuşma olmuş. Özür diliyorum." diye konuştu.

Muzaffer Tekin'in illegal işler yaptığına ilişkin konuşmasının hatırlatılması üzerine Ertekin, "İddia makamına mı cevap vereyim, arkadan gelen sorulara mı? Ben bugüne kadar sabırla dinledim" diye konuştu. Mahkeme Başkanı Şengün, "Haklısınız, koskoca insanlar, oturdukları yerden müdahale edilmeyeceğini bilmeliler." dedi. Daha sonra Ertekin, "Muzaffer Tekin, silahlı kuvvetlerden şerefiyle emekli olmuş bir subaydır. Böyle bir kasıt kesinlikle olamaz. Ben illegal derken isminin Danıştay olayında geçmesini kastettim. Böyle diyorsanız yanlış yazmışsınız." dedi.

-"KURTLAR KONSEYİ DOSYASI OĞLUMUN"-

İncelenen bilgisayarında "Kurtlar konseyi ve reis" isimli fotoğrafların hatırlatılması üzerine Ertekin, bilgisayarın kendisine ait olmadığını söyledi. İncelenen bilgisayarın oğluna ait olduğunu belirten Ertekin, "Genç bir çocuk. Kurtlar vadisinin etkisi altında kalmış olabilir. Sedat Peker'in fotoğrafının çıkması da normal birşey. Ancak benimle birlikte fotoğrafı yoktur. Varsa çıkartın herkese göstereyim. Kaldı ki onunla fotoğraf çektirmenin nesi var. İsterse şu an birlikte fotoğraf çektirebilirim." diye konuştu.

Savcı Pekgüzel'in, "İhtilal yapılmasını isteyen arkadaşınızla yaptığınız bir görüşmede 'Bizim grubun bir muhtıra çalışması var' diyorsunuz. Bu muhtıra çalışması nedir? Bu grup nedir?" diye sordu. Ertekin ise Business Channel'da bir "Think thank" grupları olduğunu belirterek, "Başbakana ya da herhangi bir bakana sert haber yapılır. Bu haberler ihtar niteliğindedir, muhtıra olarak düşünülmesin. Sizin anladığınız şekilde değil. Emekli subaylarla ihtilal olmaz zaten. O dönemler geride kaldı. Bir darbeden bahsediliyorsa karşısında ilk duracak kişi benim." dedi.

Pekgüzel, "Yaptığınız bir görüşmede televizyonu psikolojik harp amacıyla aldığınızı söylüyorsunuz. Ancak birşey yapamadığınızdan bahsediyorsunuz. Psikolojik harekattan kastınız nedir? Kime karşı yapacaktınız?" diye sordu. Ertekin bu soru üzerine "PKK'ya karşı bir psikolojik harekattan bahsediyorum. Bu konuyu Kıvrıkoğlu ve Büyükanıt ile konuştum. Medyanın bu konuda yanlarında yer almadığından şikayetçi oldular. Ben de kendi televizyonumu kastederek 'Buyur size televizyon' dedim. Ne söylemek isterlerse söylesinler dedim." şeklinde konuştu.

-TANKLAR DARBE İÇİN DEĞİL PKK İÇİN-

Savcı Pekgüzel, Ertekin'e yaptığı bir telefon görüşmesinde, "Konuşmanızda 'Onlar sahte Ergenekon. Biz gerçek Ergenekon'uz. Yakında tankların yürüdüğünü göreceksiniz' diyorsunuz. Tankların yürümesinden neyi kastediyorsunuz?" şeklindeki sorusuna, "Sayın Baykal doğru söylüyor. Ben 22 Şubat'ta tutuklandıktan sonra Türk tankları Kuzey Irak'a girdi." dedi. Savcının, "Tankları PKK'nın üzerine mi gönderiyorsunuz?" şeklindeki soruya ise Ertekin, "Evet, bu memleketi parçalamak istiyorlar. Tanklar Kuzey Irak'ın derinliklerine kadar gitmeli. Kılıçlarımızla tabancalarımızla üzerlerine gitmeliyiz. Memleketi parçalatmak mı istiyorsunuz? Savcılar, bizle uğraşacaklarına ülkeyi tehlikeye düşürenlerle uğraşsınlar. Keşke bu konferans şeklinde olsa da Türkiye'nin ne duruma düştüğünü size ayrıntısıyla anlatabilseydim" diye konuştu.

Savcı Pekgüzel'in "Komutanım bunların kökünü kazımak lazım. Ankara-Gebze-İstanbul hattının yeniden açılması lazım. Siz bu sözünü ettiğiniz hatta neler yaptınız? şeklindeki sorusuna ise Ertekin, "Gebze-Ankara hattında hızlı tren kazası yaşanmıştı. Onu kastediyorum." dedi.

Üye Hakim Hasan Hüseyin Özese ise Ertekin'e soruşturma kapsamında 360 kişinin alınacağına dair iddialarını hatırlatarak bu bilgilere nereden ulaştığını sordu. Ertekin bu soruya ise "360 kişinin ismini ABD Büyükelçiliğindeki ajanlar hazırlayıp Türkiye'ye verdi. Geçen duruşmalarda 'İki hafta sonra şu kişiler alınacak' dedim o da çıktı. ABD'de stratejik araştırmalar yapan Ali Koçak isimli bir arkadaşım var. Üniversitelerde hocalık yapıyor. Onunla bir yemekte bunları konuşmuştuk. Ankara'da iki hakim daha alınacak. Sonra İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Mehmet Ağar, Korkut Eken'in alınacağını söylüyorum. Bu söylentiler üzerine de bir yerlere Türk Silahlı Kuvvetleri'ne tarihi sorumluluk yüklemeyin diye haberler gittiğini biliyorum. "
aktifhaber

Silivri yolundan hastaneye döndü

Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersoz hastaneden taburcu olduktan sonra cezaevine gönderilirken Ersöz hakkında yeni bir karar çıktı.10 Şubat 2009 00:30

Ergenekon operasyonunun 6. dalgası yapılmadan bir gün önce Moskova'ya kaçıp 5.5 ay sonra Ankara'da yakalanan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, tutuklandıktan sonra cezaevinde kalbinden rahatsızlanmış ve Koşuyolu Kalp ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılmıştı. Daha önce kalp krizi geçirdiği belirtilen Ersöz'ün damarlarında yeniden daralma olduğu yapılan anjio sonrası ortaya çıkınca, emekli tuğgeneral yoğun bakımda tedavi altına alınmıştı. Aynı zamanda prostat kanseri de olan Levent Ersöz, gözaltına alındığından bu yana 18 kilo zayıflamıştı.

Koşuyolu Kalp ve Araştırma Hastanesi'nde yatan Ersöz'ün ameliyat edilmesine karar verildi. Ancak Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, hastanenin kroner arter hastalığı, hiper tansiyon ve prostat kanseri raporuna rağmen Ersöz'ün önce Silivri Cezaevi'ne nakledilmesini kararlaştırdı. Nakil kararı güvenlik gerekçesiyle alındı. Ersöz, ambulansla akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne nakledildi.

Ersöz'ün avukatı Ali Rıza Dizdar, sevki durdurmak için elinde dilekçe ile adliye adliye dolaştığını belirterek, "Hasta bir kişinin cezaevine nakledilmesi kötü sonuçlar doğurur" diyerek tepkisini dile getirdi. Dizdar, hastanenin ayrıca prostat ameliyatı ve tedavisi uygundur şeklinde raporunun da bulunduğunu hatırlattı. Ersöz'ün yazışmaların ardından da gerekli görüldüğü taktirde GATA'ya sevkedilmesi bekleniyor.

SON GELİŞME

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında tutuklu bulunan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün avukatı Ali Rıza Dizdar, tedavi gördüğü Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Silivri Cezaevine nakledilen müvekkilinin, oradan da Silivri Devlet Hastanesi'ne sevk edildiğini bildirdi.

Dizdar, AA muhabirine yaptığı açıklamada ciddi sağlık sorunları nedeniyle tedavi gördüğü Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden ''tedavisi kesilerek'' çıkarılan ve ambulansla Silivri Cezaevine gönderilen müvekkilinin, buradan Silivri Devlet Hastanesi'ne sevkine karar verildiğini belirtti.

Dizdar, ''Cezaevi revirinin şartları, Levent Ersöz'ün bakımı için yeterli olamazdı. Müvekkilimin tam teşekküllü bir hastanede tedavi görmesi gerekiyor'' diye konuştu.

Müvekkilinin yolda tansiyonunun yükseldiğini, kanamasının olduğunu anlatan Dizdar, hastaneye sevk kararının cezaevi doktorları tarafından bakım ve tedavinin revirde yapılamayacağı gerekçesiyle verildiğini tahmin ettiğini söyledi.

Avukat Dizdar, bu arada Silivri Cezaevine gittiğini ve cezaevi yetkililerine Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Levent Ersöz hakkında verdiği ''tam teşekküllü bir hastanede tedavi ve cerrahi müdahale'' raporu gösterdiğini ancak müvekkili ile görüşemediğini belirtti.
haber7

Konya'da 27 kişiye takipsizlik kararı

Konya merkezli olarak geçen yıl 5 ilde düzenlenen operasyon kapsamında, haklarında soruşturma açılan 27 kişiyle ilgili takipsizlik kararı verildiği bildirildi.10 Şubat 2009 00:12

Konya, İstanbul, Kocaeli, Mersin ve Elazığ'da 23 Temmuz'da gözaltına alınan ve 26 Temmuz tarihinde getirildikleri Adana Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından serbest bırakılan 27 kişi hakkında sürdürülen soruşturma sonuçlandı.

Bir süre önce vefat eden İşçi Partisi üyesi Prof. Dr. Ahmet Uçkun Geray ve Milli Çözüm Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Akgül'ün de aralarında bulunduğu 27 kişiyle ilgili soruşturmanın ''Ergenekon'' soruşturmasıyla birleştirilip birleştirilmeyeceği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na soruldu.

Gelen cevabi yazıda, adı geçen 27 kişinin ''Ergenekon soruşturması çerçevesindeki şüphelilerle bağlantılı olduklarına dair bir delil bulunmadığı''nın belirtilmesi üzerine, Adana Cumhuriyet Savcılığınca bu kişiler hakkında takipsizlik kararı verildiği belirtildi.

Savcılığın, takipsizlik kararı gerekçelerinde, ''ele geçirilen tabanca ve mermilerin kişisel olduğu, bu miktarda silah ve merminin terör örgütünün varlığı için yeterli olmadığı, Milli Çözüm Dergisi'nin de 'Ergenekon' örgütünün meydana getirdiği basın kuruluşlarından biri olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, şüphelilerin silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek, üye olmak suçundan takibatına gerek olmadığına'' hükmettiği bildirildi.

Kararda, ayrıca, ''Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye ve silahlı isyana tahrik etmek'' suçunun işlenebilmesi için ''silahlı bir güce sahip olmaları veya silahlı bir gücün kontrol edilmesi gerektiğine'' dikkat çekilerek, ''şüphelilerde ele geçirilen silahlar itibarıyla bu güçte olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, silahlı bir gücü de kontrol ettiğinden bahsedilemeyeceğinin'' vurgulandığı ifade edildi.
haber7
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal Şub 10, 2009 12:54 am    Mesaj konusu: Fatma Sibel Yüksek Alıntıyla Cevap Gönder

Serdar Akinan
Rezalet! Tolon serbest bırakıldı...

Böyle rezalet olur mu? Böyle skandal olur mu? Hukuk nerede? Bu tahliye kararını kim nasıl izah edecek?
Hatırlarsınız emekli Orgeneral Hurşit Tolon bir temmuz sabahı yakalanmıştı.
Savcı Zekeriya Öz'ün titiz çalışmasıyla soruşturma kapsamına alınan Tolon, emniyet istihbaratın aylar süren teknik takibi sonucu Ergenekon terör örgütünün üyesi olduğu anlaşılmış ve askeri lojmanlarda kıskıvrak yakalanmıştı.
Asıl delil ise oğlunun evinde yapılan aramada ele geçmişti.
Üzerinde 'Ergenekon yapılanması' yazan bir fotokopi!..
Yapılan derinlemesine tahkikatta savcılar şu şok sonuca ulaştılar:
Ergenekon yapılanmasını anlatan bu belge 6.Dalga'dan hemen önce bazı gazetelerde yayınlanmıştı. Hatta hatta bazı internet sitelerinde günlerce yayınlanmıştı...
İşte bu kritik belgeye internet aracılığıyla ulaştığı anlaşılan Tolon, 'printer' denen bir alet vasıtasıyla bu belgeyi yazdırmış.
Hatta bununla yetinmeyerek bir de fotokopisini çekmiş.
Özellikle fotokopisini çekmesi savcıların dikkatinden kaçmadı.
Emekli paşa Hurşit Tolon, gazetelerde günlerce yayınlanan bir belgenin fotokopisini neden çektiğini açıklayamayacağından olsa gerek susma hakkını kullanmıştı.
Sükutun ikrardan geldiğine dalalet eden bu tavır da emniyet istihbaratın ve savcıların dikkatini çekti.
Gene o süreçte, savcılıktan sızan bazı haberlere göre, Hurşit Tolon'a torunlarıyla yaptığı telefon görüşmeleri sorulmuş, bu kayıtlarda, 'Karne nasıl bakalım, kırık var mı?' cümlesinin Ergenekon örgütünün askeri kanadına bir talimat olup olmadığını açıklaması istenmiş.
Tolon, bu sorular karşısında da sessizliğini korumuş.
Ancak tutuklanmasına neden olan asıl gelişmenin, gözaltından birkaç gün önce eşini telefonla arayarak, 'Bi daha bana danışmadan eve misafir çağırma akşam Fener'in maçı vardı. Şimdi izleyemeyeceğim...' demesi olduğu anlaşıldı.
Bu cümlede geçen 'danışmadan' kelimesinin Danıştay saldırısıyla doğrudan alakalı olduğu söylendi.
Yazılabilseydi iddianamede bu vahim argümanlara yer verilecekti.
Ancak asıl hukuk skandalı iste tam burada...
Dünyanın hangi ülkesinde daha mahkemeye iddianame bile sunulmadan tutuklu bir sanık altı ay sonra serbest kalır?
Yok, hakikaten bu ülkede yaşanmaz.
Terör örgütü üyesi adamlar şimdi ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşacak.
Ben bu ülkenin polisine, savcısına nasıl güveneceğim?
Adamı tutuklamışsın ne güzel, altı aydır da cezaevi cezaevi gezdirmişsin... Şimdi kalk delil yetersizliğinden serbest bırak...
Allahtan yurtdışına çıkış yasağı koydular. Maazallah çıkıp dışarıdan darbe falan da tezgahlar bunlar...
Vedat Yenerer'in Kuzey Irak'tan getirdiği 1930 model vahim nitelikteki tüfek ve boş uçaksavar mermisi kovanlar kullanılırsa ne yapacağız?
Hurşit Tolon ve Vedat Yenerer artık serbest...
Türkiye'ye rahat yok...
Böyle hukuksuzluk olur mu?
Medya da medya olsa...
Tutturmuşlar bir Ekrem Tosun... Neymiş Başbakan'ın oğlu ortakmış.
Olacak tabii... Aç mı kalsaydı çocuk?...
Tutturmuşlar bir 'Deniz Feneri' dosyası aylardır neden gelmiyormuş?
Gelemez tabii... Posta kolay mı geliyor taa Almanya'dan?
Tutturmuşlar bir Cumhurbaşkanı'nın oğlu neden Suudi Arabistan'da iş bağlıyormuş?
Bağlayacak tabii... Ne yapsın çocuk ticaret sünnet...
Siz asıl şu hukuksuzluğu yazın... Ergenekon terör örgütü nasıl dışarı çıkmaya başladı?
Rezalet valla... Rezalet...

Akşam

Şamil Tayyar'dan Tahliye Yorumu
10 Şubat 2009 17:39

Şamil Tayyar, Org. Eruygur'un eşinin "bizden" dediği 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye edilen Hurşit Tolon'un, tahliye kararını değerlendirdi..

Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, Tolon’un tahliyesini tartışmalı bulduğunu belirterek kararın hukuki olmadığını söyledi.

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un tahliye kararının beraat anlamına gelebilecek şekilde yorumlandığını belirten Tayyar “Delil yetersizliği neye göre? İtirazım tahliyeye değil. Beraat gibi bir kararı veremez 12. Ağır Ceza Mahkemesi. Bu hukuki değil” dedi. Tayyar, son yaşanan gelişmelerin Ergenekon lobisinin faaliyetlerini hızlandırdığını gösterdiğini belirterek “İki emekli generali dışarıda tutan ve Veli Küçük ile İbrahim Şahin noktasında davanın yol almasına çalışan bir faaliyet olduğunu düşünüyorum. Gelinen noktanın da bu kaygılarımızı güçlendirdiği görünüyor. Ergenekon lobisi çalışıyor. 1 numaya giden yolun önüne çok yüksek bir bariyer kondu. Bırakın bariyeri aşmayı, bariyer öncesi mevziler de kaybediliyor” dedi.

Star gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, Yazı İşleri programında Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır’ın, ‘Mehmet Ağar’ın yargılanması, emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un tahliyesi ve Yargıtay’ın telefon dinlemelerin delil sayılamayacağına ilişkin kararıyla’ ilgili sorularını yanıtladı.

Şamil Tayyar, şunları söyledi:

AĞAR’IN YARGILANMASI VE ERGENEKON

Son derece önemli bir olay. Türkiye’nin demokratikleşmesi adına hangi zaman kesitiyle sınırlı olursa olsun, o dönemin aydınlatılması açısından bu tür gelişlemeleri çok önemli buluyorum. Ergenekon’la Susurluk meselesine gelince, benim dikkat çektiğim husus şu: eğer siz ve birbiriyle çok ilintili yada doğrudan bağlantılı olmayan iki hadiseyi aynı dava biraraya getirirseniz, yargı önüne çıkarırsanız; bu iki süreç arasında bağlantı kurmakta zorlanırsınız. Ve bütün dava sürecini çökertecek bir sonuca yol açmış olabilirsiniz. Benim Ergenekon’da rahatsız olmaya başladığım nokta davanın bir torba dava haline getirilme kaygısıdır. Susurluk’un üzerine gidilsin, Ergenekon’un da üzerine gidilsin, ama ikisi ayrı dava olarak görülsün.

TOLON’UN TAHLİYESİ

* Ergenekon’da ikinci iddianame merakla bekleniyordu. Şubat ayında çıkması bekleniyordu. İkinci iddianamenin en temel sanıklarından biri olarak görülüyordu Tolon. Delil yetersizliğinden serbest bırakıldı. Ne diyorsunuz?

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı çok tartışmalı. Açıkçası benim çok içime sinmedi, kararı hukuki de bulmuyorum. Benim itirazım Tolon’un tahliyesine değil. Mahkeme bu şüphelinin geçmişte yaptığı işler ve görevi nedeniyle ve delil karartma ihtimalinin bulunmadığını varsayarak tahliye kararı verebilir. Ancak siz tahliye kararı verirken beraat gibi algılanabilecek, ‘onunla ilgli delil yoktur’ derseniz; hiç irdelemediğiniz, binlence sayfalık dökümanı incelemeden karar verirseniz, ‘delil yoktur’ derseniz, şüphe uyandırırsınız.

* Hurşit Tolon’un tutuklanmaması gerekirdi diyenler de var. Tek delil ‘lobi belgesi kitapçığı’ydı diyenler de var?

Onu bilmiyoruz. Hakkındaki delilin sadece o olup olmadığı bilmiyoruz. Henüz iddianame ortaya çıkmadı. Delil yetersizliği neye göre? Neye göre delil yetersiz? Tahliye edilebilir. İtirazım tahliyeye değil. Beraat gibi bir kararı veremez 12. Ağır Ceza Mahkemesi. Bu hukuki değil.

* İkinci iddianamenin 1 ve 2 nolu sanıkları Tolon ve Eruygur’du. İkinci iddianemi daha güçlü olacak deniyordu. Şimdi bu görüşe gölge düşmüş olmadı mı?

İkinci iddianame daha güçlü olacak deniyordu. Bu karar elbette tartışmalı hale getirir. Savcıları psikolojik baskı altında bırakır. Şimdi savcının itiraz hakkı var. İtiraz nasıl sonuçlanır, ona bakmak lazım. Nitekim hukukçular, 12. Ağır Ceza Mahkemesi kararı üzerine yeni bir tartışmaya başladı. Deniyor ki ‘Bu karar aslında beraat karadır. Yeniden yargılanamaz, hakkında iddianame oluşturulamaz’. Dolayısıyla bu karar süreci tartışmalı hale getirdi. Keşke 12. Ağır Ceza Mahkemesi Tolon’u tahliye etseydi, ancak ‘delil yeterli değildir’ gibi bir kesin hüküm bildiren ifade kullanmamış olsaydı. Böylece sürece müdahale etmemiş olurdu. 12. Ağır Ceza Mahkemesi sürece müdahil oldu. Keşke tahliyeyi delil yetersizliğinden yapmasaydı. Çok kirtik bir olay yaşıyoruz.

TELEFON DİNLEME

* Yargıtay’ın telefon dinlemelere ilişkin ‘tek başına delil sayılamaz’ şeklinde kararı var. Ergenekon olayı da o kadar çok dinleme kaydı üzerinden yürüyor ki, sanki birçok kişinin hakkındaki suçlama dinlemeymiş gibi bir hava var. Görüşünüz nedir?

O biraz süreci sulandırmak isteyenlerin görüşü. Patlayıcılar da var, el bombaları da var. Yargıtay’ın kararı yeni değil. Böyle birden fazla karar var. Bu kararı çekici hale getiren Ergenekon sürecidir.

* Bu karar Ergenekon’a uygulanacak olsa dava süreci etkilenebilir mi sizce?

Farklı bir ruh iklimi yaratır. Ergenekon’u etkiyebilir.

ERGENEKON’A SİYASİ MÜDAHALE TARTIŞMALARI

Ben bir siyasi müdahaleden ziyade; Ergenekon lobisinin daha etkin biçimde çalışmaya başladığını düşünüyorum. İki emekli generali dışarıda tutan ve Veli Küçük ile İbrahim Şahin noktasında davanın yol almasına çalışan bir faaliyet olduğunu düşünüyorum. Gelinen noktanın da bu kaygılarımızı güçlendirdiğini gösteriyor. Ergenekon lobisi çalışıyor. 1 numaya giden yolun önüne çok yüksek bir bariyer kondu. Bırakın bariyeri aşmayı, bariyer öncesi mevziler de kaybediliyor. 1 numarayı alacak irade görünmüyor.”
aktifhaber

Ergenekon soruşturmasına 'nişanlı'nın ifadesi alındı

10 Şubat 2009 S- "Ergenekon" davasının tutuklu sanıklarından "açık istihbarat" adlı internet sitesinin sahibi Halil Behiç Gürcihan'ın nişanlısı Fatma Sibel Yüksek, soruşturma kapsamında "şü pheli" olarak ifade verdi.
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne avukatıyla birlikte gelen Fatma Sibel Yüksek'in ifadesi, "Ergenekon" soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet savcılarından Ercan Şafak tarafından alındı.
Yüksek, adliyeden ayrılırken basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün ifadesine başvurulması amacıyla kendisini davet ettiğini ve polislerin telefonla arayarak bu daveti bildirdiğini söyledi.
Yüksek, "Gözaltı uygulamalarını düşündüğümüzde medeni bir noktaya geliyor olmamız açısından bu davet bizler için önemlidir" dedi.
Bir sayfa kadar "şüpheli" olarak ifadesinin alındığını, kendisine telefon konuşmalarının sorulduğunu anlatan Yüksek, "telefon konuşmalarının hukuki delil teşkil edip etmeyeceğinin belli olmadığı bir ortamda cevap vermek istemediğini, bunların delil olmayacağını belirterek somut 3-4 soruya cevap verdiğini" dile getirdi
Yüksek, "Ergenekon" soruşturmasıyla ilgili bazı kişileri tanıyı p tanımadığının da sorulduğunu kaydetti.
netgazete

Akfırat Tahliyesini İstedi
10 Şubat 2009 16:19
"Ergenekon" tutuklusu İP MKK üyesi Mehmet Adnan Akfırat, tahliyesini istedi.

"Ergenekon" davası kapsamında tutuklu yargılanan İşçi Partisi (İP) Merkez Karar Kurulu üyesi Mehmet Adnan Akfırat, dün başladığı savunmasını tamamladıktan sonra tahliyesini istedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savunmasını sürdüren Akfırat, iddianamede, eski Genelkurmay başkanlarından Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Yaşar Büyükanıt'a yönelik iftiralar bulunduğunu öne sürdü.

Aydınlık Dergisi'nde yer alan bir yazısının suç unsuru içerdiğinin iddia edildiğini belirten Akfırat, bu yazısında, iddianamenin TSK'yı yıpratmak amacıyla düzenlenen bir metin olduğunu, buna karşı Genelkurmay Başkanlığının TSK'nın manevi şahsiyetini koruması gerektiğini, bu konuda yasal girişimlerde bulunulabileceğini anlattığını söyledi.

İddianamede İP'in Merkez Karar Kurulu üyesi olmakla suçlandığını öne süren Akfırat, eylemlerinin de yazdığı kitaplar olduğunu savundu.

Yazdığı kitaplardan birinin "Çiller'in ABD Vatandaşlığı" olduğunu belirten Akfırat, bu kitapta Çiller'in ABD vatandaşlığına ilişkin bilgiler verdiğini, bu bilgilerin hiçbirisinin yalanlanmadığını anlattı.

"Gladyonun yakasına yapıştığı için yargılandığını" savunan Akfırat, "Amerikan vatandaşı birinin Türkiye'nin başına oturtulması gladyonun işidir" dedi.

"Özel Savaş" adlı kitabında da gladyonun çok güçlü olmasına rağmen ne kadar aptal olduğunu anlattığını belirten Akfırat, suçlamalardan birinin "Eşref Bitlis Suikastı" adlı kitabından dolayı yapıldığını söyledi.

"Eşref Bitlis suikastı, Türkiye'nin tarihinde yaşadığı en önemli suikasttir. Jandarma Genel Komutanımızın hayatına en büyük müttefik tarafından kastedilmiştir" diyen Akfırat, "Bitlis'in ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesine karşı olduğunu" kaydetti.

Akfırat, bu olayla TSK'ya göz dağı verildiğini, "Sizin Jandarma Genel Komutanızın hayatına kastederiz ve siz bunu açık açık gündeme getiremezsiniz" mesajı verildiğini öne sürdü.

Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin Bitlis'in helikopterinin buzlanma ya da pilotaj hatasından düşmediğini bildirdiğini, mahkemenin aldığı bilirkişi raporlarının bu yönde olduğunu belirten Akfırat, bu konunun kitabında ayrıntılarıyla açıklandığını ifade etti.

Akfırat, "Bu benim eylemlerimden biridir. Bu benim çocuklarıma bırakacağım en önemli mirastır" dedi.

"MİT'in Yalanları" adlı kitabına ilişkin de bilgi veren Akfırat, "Bütün Yönleriyle Susurluk" adlı kitabının da Susurluk olayıyla ilgili düzenlenen bir sempozyumda konuşulanlardan derlendiğini anlattı.

"Bu kitapları yazarken baskı göreceklerini bildiklerini, ABD işbirlikçilerinin eylemlerini ortaya koymanın bir bedeli olduğunu" belirten Akfırat, şöyle konuştu:

"Düşüncelerinden dolayı parti başkanı, öğretim görevlileri, gazeteciler, yazarlar tutuklanıyor. 20 aya yakın bir süredir cezaevinde tutuluyor. Bu davanın savcısı olduğunu söyleyen bir Başbakan'ın elinden 'Düşünce Özgürlüğü' ödülü almak şu anda cezaevinde olmaktan daha alçaltıcıdır. Biz düşüncelerimizden dolayı buradayız."

Dün başladığı savunmasını tamamlayan Akfırat, tahliyesine karar verilmesini istedi.

aktifhaber

ŞOK! ŞOK! ŞOK! SES KAYDI
10 Şubat 2009 09:20

Org. Şener Eruygur'un eşi Mukaddes Eruygur herşeyi itiraf ediyor...

Mukaddes Eruygur eşinin tahliye edilmesi olayını anlatırken, İstanbul Ağır Ceza Mahkemelerini kastederek "12 ve 14. Mahkemeler bizden" diyor. Hatırlanacağı üzere Org. Hurşit Tolon'u da tahliye eden mahkeme 12. Ağır Ceza Mahkemeleriydi...

Şener Eruygur'un eşi Mukaddes Eruygur'un GATA Beyin Cerrahisi Servis Şefi Kd. Albay Nusret Demircan'la yaptığı konuşmaların ses kaydı video paylaşım sitelerine düştü.

Ses kaydında Mukaddes Eruygur, eşi Şener Eruygur'un taburcu edilip edilmemesi konusunda Alb. Demircan'la fikir alışverişinde bulunuyor. Kamuoyunun ağır hasta olarak bildiği Org. Eruygur hakkında Tabip Albay Demircan çok farklı konuşuyor.

GATA'nın verdiği kararın hastanın durumuna göre değil, Hukuksal durumuna göre verildiğini ortaya çıkartan ses kaydında, Albay Demircan, hukukçularla görüşülmesini buna göre istenirse taburcu, istenirse yatış verilebileceğini kendileri için hiçbirşeyin fark etmeyeceğini söylüyor.

Albay Demircan, Eruygur'un taburcu edilmesi halinde tekrar tutuklanabileceğinden endişe ettiğini ima ederek, "buradan taburcu edilirse tekrar aynı şeyler yaşanır endişesi var" diyor.

Konuşmanın diğer bölümünde ise Org. Eruygur'a hiçbir tedavi yapılmadığı, Org. Eruygur'un hastaneye gitmiş olmak için GATA'da bulunduğu ortaya çıkıyor. Eruygur'la ilgili GATA'da ne bir kan testi ne bir film olduğunu bunun Emekli sandığına fatura edilirken sıkıntıya neden olacağı üzerinde duruluyor ve bunların halledilmesi isteniyor.

Videonun bir bölümünde ise Org. Eruygur'un ayakta GATA içinde çekilmiş fotoğrafları bulunuyor.

"12. MAHKEME BİZDEN"
Konuşmanın sonunda ise Mukaddes Eruygur'un, eşinin tahliyesi için "mahkeme seçimi" üzerine konuşmaları yeralıyor. Konuşmanın bu bölümünde Mukaddes Eruygur, 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Zekeriya Öz'ün istekleri doğrultusunda karar verdiğini, 12 ve 14. Ağır Ceza mahkemelerinin ise kendilerinden olduğunu şu sözlerle belirtiyor:
"Şimdu bu Zekeriya Öz 13. Mahkemede. İtirazlarımızı bunlar kapatıyor. 12. Ve 14. Mahkemeler bizdenmiş. Ankara Barosu, İstanbul Barosu, İzmir Barosu hazırız biz dediler. Teşekkür ettik herkese ama bir ceza profesörü, anayasa profesörü birisi ceza profesörü. Sinan Aygün nasıl çıktı dedim. Sinan Aygün'ün yanında Hisarcıklıoğlu vardı dedi. Sizin arkanız nerde arkanız dedi bana."

Org. Eruygur'un eşi Mukaddes hanımın "bizden" dediği 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Org. Hurşit Tolon'u tahliye eden mahkemeydi. 12. Ağır Ceza, Org. Tolon hakkındaki delilleri ve hazırlanacak iddianameyi beklemeden tahliye kararı vermiş ve bunu da "delil yetersizliğine" dayandırmıştı. Oysa daha önce Org. Tolon hakkında yapılan tahliye talepleri aynı deliller nedeniyle defalarca reddedilmişti.

Kaynak: www.sonsayfa.com

GATA'NIN YENİ YOLCUSU
10 Şubat 2009 09:18

Org. Eruygur ve Tolon'dan sonra sıra geldi daha alt rütbeli paşalara. İlk sıra Tuğgeneralde

Yolu GATA'dan geçen Ergenekon tutuklusu generallerin tahliye edilmesi gelenek haline gelirken sıra ETÖ'nün telekulağı Tuğgeneral Levent Ersöz'e geldi.

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu bulunan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, GATA Haydarpaşa Hastanesi'ne sevk edildi.

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün avukatı Ali Rıza Dizdar, tedavi gördüğü Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden Silivri cezaevine nakledilen müvekkilinin, yolda tansiyonunun yükseldiğini, kanamasının olduğunu belirterek, Silivri Devlet Hastanesi'ne sevk edildiğini bildirdi. Dizdar, hastaneye sevk kararının cezaevi doktorları tarafından bakım ve tedavinin revirde yapılamayacağı gerekçesiyle verildiğini tahmin ettiğini söyledi.

Haseki eğitim hastanesine ardından GATA'ya

Levent Ersöz, daha sonra Silivri Devlet Hastanesi'nden Jandarmaya ait bir minibüsün eşliğinde Sağlık Bakanlığı 112 ambulansıyla Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne ulaştırıldı.

Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisi önünde ambulansın içinde doktorlarca muayene edildi. Yaklaşık 1,5 saat süren muayenenin ardından Ersöz, aynı ambulansla GATA Haydarpaşa Hastanesi'ne gönderildi.

Bu arada, ambulansın içindeki muayene ve GATA'ya sevki sırasında basın mensuplarınca fotoğraf ve görüntü alınmaması amacıyla jandarmaların ambulansın önünde dizildikleri görüldü.

aktifhaber

Ergenekon'dan tutuklandığında 105 kilo geliyordu! Hapiste zayıflayan Hurşit Tolon’un kilo kaybı durdu
13:40 - Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ve geçtiğimiz hafta sonunda ‘delil yetersizliği’ nedeniyle tahliye edilen 1. Ordu Eski Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un, cezaevinde başlayan kilo kaybı durdu. Emekli Orgeneral Tolon’un, İstanbul GATA’daki tedavisinin sürdüğü, doktorların ‘yolculuk yapmasında sakınca’ bulunmadığına ilişkin rapor vermeleri durumunda Ankara GATA’ya sevk edileceği öğrenildi. 10.02.2009 ANKARA
netgazete

İ. Şahin TSK'dan İsimler Verdi
11 Şubat 2009 10:39

İbrahim Şahin'in ifadeleri Türk Silahlı Kuvvetleri'ne uzandı. Şahin'in ismini verdiği Tuğgeneral, İlker Başbuğ'un sağ kolu çıktı.

Eski Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, Ergenekon kapsamında tutuklanmadan önce çıkarıldığı savcılıkta; Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un bilgisi dahilinde ve Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak’ın talimatıyla 150-300 arası asker ve polisten oluşacak S-1 adlı birimi oluşturmak üzere çalıştığını iddia etti.

Metin Gürak, İlker Başbuğ döneminde haftalık basını bilgilendirme toplantılarını yapmakla görevlendirilmiş ve kendi adına konuşma yetkisi verilmişti.

Şahin’in ifadesindeki iddialarına göre üst düzey askerler onu aradığında numaraları telefonunda görünmüyordu. Bu görüşmeler sonrası Genelkurmay’a giderek Gürak’la toplantılar yapıyordu. Bazı konularda detaylı bilgiler veren İbrahim Şahin’in pek çok soruyu yanıtsız bırakması da dikkat çekti.

‘S-1 listesi doğrudur’

Radikal Gazetesi'nden İsmail Saymaz'ın haberine göre, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili ve Susurluk hükümlüsü İbrahim Şahin, ‘Ergenekon’ kapsamında tutuklanmadan önce çıkarıldığı savcılıkta 107 sayfalık ifade verdi. Savcı Zekeriya Öz’ün sorguladığı Şahin’e, Ankara’daki evinde yapılan aramada, üzerine ‘S-1’ yazılı evrakları sordu. Bu evrakta polislerle, Ergenekon kapsamında tutuklanan askerlerin isimleri yer alıyordu. Ayrıca Şahin’in dinlemeye alınan telefon görüşmelerinde ‘S-1’ adlı oluşum sıkça anılıyordu.

Şahin, sorgusunda, bu listeleri kabul ederek, “Doğrudur, bu listeleri ben yaptım. Hepsini tanımam ancak benim tanıdığım kişilerin hazırladığı listedir” dedi.

‘Ekibi Gürak istedi’

Şahin, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak’ın talimatıyla bu oluşumu kurmak üzere harekete geçtiğini belirtti. Metin Gürak’ın bir ay önce kendisini Genelkurmay’a çağırdığını iddia eden Şahin, şöyle dedi: “Terörle mücadelede yeni ekip kurulduğunu, ekibin başına benim geçirilebileceğimi, konuyla alakalı ekip hazırlamamı istediler. Ben de Ankara’ya gittim. Eskiden tanıdığım terörle mücadele etmiş insanların listesini yaptım, evimden çıkan S-1 başlıklı listeyi ben yaptım. 150-300 kişilik liste yaptım. Bu konunun Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakan Beşir Atalay’ın imzasından çıktığı söylendi. Bu kişilerle ekibin resmi bir çalışma yaptığını bilerek görüştüm.”

‘Genelkurmay’da buluştuk’

Şahin, Gürak’la düzenli görüşme halinde olduğunu iddia ederek, “Gürak’la Genelkurmay’da görüştüm. Ben buraya alınana kadar sürekli Gürak paşayla görüşüyordum, yaptığım çalışmaları onlara anlatıyordum, onlar da bana ‘Şunu hazırla bunu hazırla’ diyorlardı. Ben bu listeleri bunların talimatlarına uygun olarak hazırladım” dedi.

İbrahim Şahin, dinleme kayıtlarında ‘Genelin bir numarası’ diye andığı Metin Gürak’ın kendisini telefonla arayıp çağırdığını söylerken savcılık Gürak’la ya da TSK’den başka bir yetkiliyle Şahin arasında bir telefon görüşmesi saptayamadı.

‘Numaraları görünmüyor’

Şahin, “Bu kişilerle nasıl ilişki kuruyordunuz” sorusu üzerine şunları söyledi: “Burada ‘genelin bir numarası’ dediğim kişi Metin Gürak paşadır. Onlar beni telefonla çağırıyor ancak onların numaraları düşmüyor.”

‘Başbuğ’un haberi var’

Savcılık ifadesine göre ‘görev emri verileceği’ gerekçesiyle Ankara’ya giden Şahin, askerler ve özel timcilerden S-1 listesi oluşturmaya başladı. Dinleme kayıtlarına göre asker ayağını örgütleyen, tutuklu sanık Teğmen Taylan Özgür Kırmızı (Reşadiye Komando Bölük Komutanı) ile Şahin, 13 Kasım 2008’de mesajlaştı. Şahin, Kırmızı’ya mesaj çekip, “Buğ paşamın haberi var yüzde yüz güvendiğin adamlar olmalı” diye yazdı. Savcı Zekeriya Öz’ün, “Bununla neyi kastediyorsunuz” sorusu üzerine Şahin, şunları söyledi:

“Gürak paşayla benim görüşmelerimde (Genelkurmay Başkanı Orgeneral) İlker Başbuğ’un benden bu işleri yapmamı istediğimi söylüyor, ben de bunların Taylan Özgür Kırmızı’ya bildirdim.”

‘Perşembe paşadaydım’

Savcının sorgusunda Şahin’e sorduğu görüşmelerin büyük kısmını Kayseri Hava İndirme Komutanlığı’nda görevli olan ve Ergenekon’un 10. dalgasında tutuklanan Fatma Cengiz ile görüşmeleri oluşturuyor.

Şahin, aynı bilgiyi 4 Kasım’da tutuklu sanık Fatma Cengiz’e de vererek, “Perşembe günü de Başbuğ paşanın yanındaydım” diyor.

Şahin, 24 Aralık’ta kendisini arayıp, bazı belgeleri çaldığını anlatan Fatma Cengiz’e, “Onu isteyen zaten Başbuğ paşamız. Biz Başbuğ emir verdi diye yaptık bu işi yani” dedi.

Bunun üzerine Savcı Öz’ün, “Genelkurmay Başkanı olan İlker Başbuğ’la görüşmekte misiniz” ve ‘Bu ismi hangi amaçla kullanıyorsunuz?’ sorularını yanıtsız bıraktı. Ayrıca Fatma Cengiz’in telefonuyla yaptığı konuşmada ‘B Paşam çok önemli, o emir verdi’ şeklindeki sözüne ilişkin ‘Neyi kasdettiğinizi açıklayın sorusuna cevap vermedi.

'En büyük kim?' sorusuna yanıt yok

Şahin’e 2 Kasım 2008’de telefon görüşmesinde Fatma Cengiz’e ‘Akşam en son konuştuğum en büyük var ya?’ dediğini anlatan Savcı Öz, “En büyük diye hitap ettiğiniz şahsın kim olduğunu açıklayın’ dedi. Ancak Şahin bu soruya da yanıt vermedi.

Örgütün adı 'Sefir'

Ayrıca savcının sorduğu Şahin’in Fatma Cengiz ile yaptığı görüşmeden örgütün ismi öğreniliyor:? Fatma Cengiz Şahin’e “Rehber olarak Genekurmay’ı bilecek onun için askeri yapılanma içir Sefir koyduk ismini” diyor. Savcı Öz, “Sefir ismini koyduğunuz askeri yapılanmanın ne olduğunu açıklayın” şeklindeki soruyu Şahin yanıtsız bıraktı.

‘İç temizlikten sorumluyuz’

Savcılık ifadesine göre Şahin 18 Kasım’da da Kırmızı ve diğer tutuklu sanık Oğuzhan Sağıroğlu ile yaptığı görüşmede ekibin amacını “Türkiye’nin iç temizliğinden sorumluyuz” diye açıklayıp söyle dedi:

“Biz yetki olarak her şeyin üstündeyiz kimseden de emir komuta almıyoruz sadece benim söylediklerim yapılacak... En büyük bir numara ve yardımcılarıyla Kayseri’de toplantım var..”

‘Ekibin hepsi Türk olacak’

Savcı Öz, bu görüşmeleri de Şahin’e sordu. Şahin, görüşmeleri kabul ederek, “Doğrudur, Türkiye’nin iç temizliği derken Kuzey Irakta iç ve dış olarak söyledim. Bana ekiptekilerin hepsinin Türk olacağını Metin Gürak söyledi. Ben de bunları söyledim” dedi.

Görev emri için Ankara’da

Görev emri için Ankara’ya yerleşip haber bekleyen Şahin, 30 Kasım 2008’de ‘Tevfik’ adlı, askeri bir yetkiliyi aradı. Şahin, yetkiliden ilginç bir ricada bulundu: “Yarın saat ikiden sonra Genelkurmay’da tören var. Benim göreve başlama töreni. Müsaitseniz burada yanımda olun diye aramıştım komutanım” dedi. Savcı Öz, bu törenin içeriğini sorunca Şahin, “Beni daha sonra Ankara’ya çağırdılar. Görev tevdi edeceklerdi. Ben onun için 1.5 aydır Ankara’dayım, çalışıyorum, liste yapıyorum” diye açıkladı.

İbrahim Şahin’in iddiasına göre, şayet gözaltına alınmasaydı, 12 Ocak’ta kendisi için tören yapılacaktı. Ele geçirilen evraklar arasında, “Sayın Genelkurmay Başkanıma” yazılı bir sayfalık yazı vardı. Şahin “O metni törende Genelkurmay Başkanlığı’na sunmak üzere hazırladım.”

‘Bomba ve kroki’ soruları yanıtsız

İbrahim Şahin’in sorgulamasında ev aramasında ele geçirilen Ankara Gölbaşı'nda gömülü cephaneliğin krokisi soruldu. Şahin “bana ait değildir” dedi. Yine ‘Öğretmen ders notu’ başlıklı ve ‘konu: Sabotaj’ ibareli bomba yapımına ilişkin dökümanın da kendisine ait olmadığını belirtti. Şahin, “Notlarda verilen tariflere göre bir bomba hazırladınız mı?’ sorusuna ‘Hazırlamadım’ yanıtını verdi. “Bu konuda herhangi bir kimseye ders verildi mi, verildiyse amacı ne?’ sorusunu da yanıtsız bıraktı.

Yine evinde bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, Ermeni Patriği Mesrop Mutafya, Alevi Bektaşi Genel Sekreteri Kazım Genç’in ev ve işyerlerine yönelik krokiler ile fotoğraflar üzerinde işaretlenmiş suikast hazırlığı evraklarının da kendisine ait olmadığını söyledi.

Oktay ile dikkat çeken yakınlık

İfadelerindeki sorular Şahin’in bugünkü Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay’la yakınlığı dikkat çekici. Şahin, 6 Ekim’de Oktay’dan tahsilat yapan bir grup özel timcinin ikaz edilmesini isteyip “Adi mafyadır, bizimki değil, bu şerefsizi bulun” dedi. Oktay da, “Abi yarın oraya çocukları gönderiyorum” dedi. Oktay, 22 Kasım’da bir başka görüşmede Şahin’e, “Abi her türlü şeye varım biliyorsun” dedi. Ancak Şahin, Oktay’dan pasaport ve silahla ilgili talepte bulunduğunda olumsuz yanıt aldı

Korkunç albümde Dink fotoğrafı

Şahin ve Cengiz’de ‘Özür Dileyenler’ başlığı altında doküman çıktı. Bu listede, özür dileyen 300’e yakın aydının isimleri yer alıyor. ‘Ermeni Yeni Klasör’ içerisindeyse ‘Genel Liste (Agos-Papaz-Öğretmen-Soykırım-AKP-) yazılı dosya bulundu. Bu dosyada yazar Ragıp Zarakolu, Prof. Dr. Halil Berktay ve tarihçi Taner Akçam’ın isimleri yer alıyor.

Ayrıca avukat Fethiye Çetin, siyasetçi Hikmet Çetin, MİT’çi Mehmet Eymür, MHP’li Mehmet Şandır, müzisyen Ahmet Kaya ve Fethullah Gülen’in Ermeni kökkenli olduğuna dair istihbarat notları...

'Ulusal Güvenliğe İhanet Edenler' başlıklı belgedeyse yazar Orhan Pamuk, Hrant Dink, tarihçi Taner Akçam, yazar Murat Belge, Prof. Dr. Halil Berktay ve gazeteci Oral Çalışlar’ın isimleri ve fotoğrafları yer alıyor. Ayrıca Fener Rum Patriği Bartholomeos, Süryani Kalotik Cemaati Lideri Yusuf Sağ, eski Vatikan Temsilcisi George Maroviç’in de fotoğrafları var.

Şahin’den ‘Ermeni ölmeli’ mesajı

Savcı Zekeriya Öz tarafından sorgulanan İbrahim Şahin, Fatma Cengiz’e (Kayseri Hava İndirme Komutanlığı’nda memur olarak çalışan Fatma Cengiz Ergenekon’un 10. dalgasından gözaltına alınmıştı) attığı bir mesaj soruldu. Takibe aldıkları Sivas’taki Ermeni cemaatinin lideri olan Minas Duran Güler’e ilişkin mesajında Şahin “Yat Asena, görev var. Ermeni öldürülmeli” diye yazdı. Savcı Öz, bu mesajı okuyup Güler’a karşı eylem yaparak neyi amaçladığını sordu. Şahin, anlamsız bir yanıt verdi: “Alevi Kürt yoktur, Ermenidir’ dedim. Bu mesajı hatırlamadım.”

Şahin, Cengiz’e çektiği bir başka mesajda: “Ben de özel sopa yaptırıyorum sana Ermeni dövmen için. Talat komutanıma da baston, kaburgalarını kırman için..”

Savcının bir sorusu da şöyle: “‘Alevi derneklerinde silahlanma olduğu, bu şahısların Ermeni olduğu’ şeklindeki bilgileri ne amaçla toplandınız.”Şahin, Cengiz’e, DTP’de 580 Ermeni, Yahudi ve Süryani’nin bulunduğunu, listesini isteyeceğini söyledi. Savcı Öz, “Bu listeyle ne yapacaksınız?” diye sorunca yanıtı şu oldu: “Bir operasyon yapacaktık.” Şahin, Ermenilerle ilgili topladığı bilgileri 7. Ordu Komutanı Bekir Kalyoncu’ya da verdiğini iddia etti.

Savcı Öz, Cengiz’le Şahin arasındaki “Dün soba masası ile Kürt dövdüm.. Hem de Alevi... “Ermeni Kürttür ve benim düşmanımdır” şeklindeki diyaloglara dikkat çekti ve sordu: “Azınlıkları kendinize düşman görmektesiniz , neden çeşitli kökenlerden gelen gruplara tepkiniz var.”

aktifhaber

"Fethullah Hoca İle Neden Uğraşıyorsun?"

Hangi gazeteci kaç para alır. Ali Kırca transfer ücreti olarak ne kadar aldı?
Gazete yazar Vedat Yenerer Ergenekon soruşturması kapsamında 11 ay tutuklu bulunduğu süreci Saygı Öztürk’le Manşet programında anlattı.

İşte Yenerer’in inanılmaz anekdotlarla dolu cezaevi süreci ve yaşadıkları:

Sabahın 05:30’unda 22 Polis Kapımdaydı

-Evimin zili sabahın 05:30’unda çalındığında sıranın bana da geldiğini anladım. Mevcut siyasi iktidara karşı tepki gösterip, eleştiride bulunanlar sırayla alınıyorlardı. Eşime merak etme 3-4 gün gözaltında tutar sonra bırakırlar dedim.


Arabamın Olup Olmadığını Bilmiyorlardı
-Evimi didik didik aradılar, ancak yatak odasında bulunan kasayı görmediler. Bana sordular evde kasa var mı diye. Evet var dedim ve içini açarak gösterdim. Evime gelen polisler arabamın olup olmadığını dahi bilmiyorlardı. Belli ki birilerinden direktif alınmış, herhangi bir hazırlık yapılmamış.

-Arabamı elleri eldivenli polisler sanki eroin operasyonu yapıyorlarmış gibi aradılar.

Gizli Belgeler Nerede?

-Kayda değer bir şey bulamadıklarını anlayınca iki amir beni kızımın odasına çekip ‘otur’ diye sert bir tavırla “gizli belgeler nerede? Nereye sakladın” şeklinde sorular sormaya başladılar. Bende herhangi bir belge yok. Bana gelen belgeyi ben ya köşemde yazarım yada televizyon programlarımda, kitaplarımda yayınlarım.

Fethullah Hocayla Neden Uğraşıyorsun?

-Emniyet’te bodrum katta bulunan bir hücreye konuldum. Bir odadan diğerine ellerim kelepçeli götürüyorlardı. 4 gün gözaltında kaldım, 2 saat sorgulandım. Sorgu medya konulu sorgularla geçti. Hangi gazeteci kaç para alır. Ali Kırca transfer ücreti olarak ne kadar aldı? Gibi sorular soruldu. Bazı polisler Fethullah hocayla neden uğraşıyorsun? Diye inanılmaz sorular yönelttiler.

1873 Avusturya-Macaristan Yapımı Av Tüfeği Vahim Silah Oldu

Savcılıkta televizyon programımda gösterdiğim antika tüfeği sordular. Annemin evinde dedim. Tüfeğin maket olduğunu yada elimden çıkardığımı söyleyebilirdim. Ama gayet açık hiçbir gizli saklım olmadığı gibi annemin evine gidip alabileceğimizi söyledim. Gecenin bir yarısı annemin evine tüfeği almaya gidildi ve arama izni olmamasına karşın annemin evini bile aradılar. Emniyet Kriminoloji 1873 yapımı antika tüfek için denenmek üzere fişeği dahi bulunamayan tüfeğe yivli-setli vahim tüfek raporu verdi. Savcı bu tüfeği görmesine karşın beni tutuklanmam üzere mahkemeye sevk etti. Hakimde vahim raporunu görünce haliyle tutuklanmama karar verdi. Daha sonra Adalet Bakanlığı'na başvurduk. Gelen raporda tüfek yivsiz-setsiz av tüfeği olarak yer alıyordu. Bu durumda mahkeme heyetininde kafası karıştı haliyle. Askerlik yapmış herkes tüfeği gördüğünde anlar ne olduğunu. Mahkemede tüfeği incelemek üzere getirilmesi talebinde bulundu. Tüfeği görüp karar verecekler.

Dünya’yı Dolaştım Böyle Rezillik Görmedim

-İlk olarak Bayrampaşa cezaevine konuldum. Konulduğum hücre pislik içerisindeydi. İşim gereği dünyanın hemen her bölgesine gittim. Ama ben bu kadar rezil bir yer görmedim. Leş gibi kokan bir hücre. Ceketimi çıkarıp yastığa sarmak zorunda kaldım. Oradan Kandıra cezaevine sevkedildim.

Böbrek Bitiren Kandıra

-Kandıra F tipi bir cezaevi. İlk gün 3 arkadaş karantina koğuşuna konulduk. Şubat ayı olduğundan çok soğuktu cezaevi. Daha sonra 3 arkadaş 15 metre karelik bir hücreye konulduk. İçeride buraya tabutluk deniliyor. Sebebi de tavanının tabut şeklinde olması. Bir süre sonra insanın psikolojisini bozuyor. Kandıra inanılmaz rutubetli bir cezaevi. Kaloriferleri akşam birkaç saat yakıp söndürüyorlar. Rutubetten duvarlardan sular akıyor. Konumu gereği zaten soğuk olan Kandıra iyice yaşanılmaz hal alıyor. Yatarken eliniz battaniyenin altından dışarı çıktığında resmen donuyor. Sadece yüzümüzün bir kesimini nefes almak üzere dışarıda bırakabiliyoruz. Her kişiye 2 battaniye veriyorlar. Ama boyum uzun olduğundan battaniyeler yetersiz kalıyor ve üşüyorum. Defalarca dilekçe yazmama karşın aylar sonra cevap geldi cezaevi yönetiminden. Bir kişiye yönetmelik gereği 2 battaniyeden fazla veremeyiz diye. Kantinden al dediler. Peki alalım dedim. Ama kantinde battaniye kalmadığını söylediler. Peki depoda yok mu? Orada varsa alalım dedim. Deponun anahtarı şu an yok dediler. Böyle bir şey olamaz.
Gazeteci olduğumuzdan soru sorma alışkanlığımız var haliyle. Bir gün doktora çıktım. Doktora hastaların en çok şikayetinin ne olduğunu sordum. Doktor böbrek dedi. Burada herkes böbrek hastasıdır, rutubet burada yatanların böbreklerini adeta bitirir. 5 yıl burada kalanın böbreği biter dedi. Gerisini siz düşünün.


Silivri Cezaevine Gelen Saraya Gelmiş Gibi Oluyor

Silivri cezaevi diğer cezaevi şartlarına göre daha iyi durumda. Başka cezaevinden gelenler saraya gelmiş gibi oluyorlar. Burada yemekler güzel ve bol. Ancak o kadar para harcanmasına karşın işçilik ve kalite çok kötü. Kalorifer petekleri eski petekler. Gardiyanlar isyanda. Servisi kaçıran yanıyor. Şehre çok uzak başka bir ulaşım aracı yok. Gardiyanlar benden rica ettiler bu durumu dile getirmemi.

Sürekli İsyan, Uykusuz Geceler

Cezaevinde sürekli isyan var. Günün belirli saatlerinde DHKP-C, PKK, El-Kaide militanları bir şeyleri protesto ediyorlar. Bir bakıyorsunuz dumanlar tütüyor. Ne olduğunu sorduğumuzda Sakka bir şeye sinirlenmiş odasını ateşe vermiş diyorlar. Ama ilk olarak Sakka kurtarılıyor. ABD önem veriyormuş Sakka’ya. Ona bir şey olmamlıymış. Sürekli bir ses gürültü, uyumak imkansız. Günde en fazla 3,4 saat uyku uyuyabiliyorsunuz. Gardiyanlar ellerindeki demir çubukları sürekli kapılara demirlere sürtüyorlar. İnsanın ciğerleri yerinden oynuyor. Defalarca rica etmemize rağmen buna son vermediler. İnsanların psikolojilerini bozuyorlar. Cezaevlerinde rahabilite denen olay yok kesinlikle.

Diğer Mahkumlar Sürekli Haberleşiyor

F tipi hücreler olduğundan hepsi yan yana. Özellikle terör suçu işlemiş PKK, DHKP-C ve El Kaide militanlarının hücreleri yan yana. Sürekli olarak haberleşiyorlar. Avlular yan yana olduğundan pet şişeler içerisinde birbirlerine sürekli bir şeyler gönderiyorlar. Bu bazen gazeteden bir haber ya da bir not olabiliyor. Bazen bir ses duyuyorsunuz Hüseyin geliyor diye. Pat bir şey düşüyor bizim avluya, üzerinde 51 nolu hücre yazıyor örneğin bizde diğer bir avluya atıyoruz bu pet şişeyi.

Yaşadıklarımızı Ailelerimizden Gizlemek Zorunda Kaldık

Silivri’ye ulaşım zaten çok güç. Ailem sağolsun her hafta ziyaretime geldi. Ama ziyaret saatinden en az 3 saat öncesinde burada olması gerekiyordu. Birde düşünün İstanbul’dan Silivri’ye gelmek ne kadar sürüyor. Sabahın 5’inde yollara dökülüyorlardı. Birde burada yapılan uygulamalar. 4 yaşındaki kızımın ayakkabısını hatta çorabını bile çıkarıp arıyorlar. Her hafta bunca eziyete maruz kalan ailemizden içeride yaşadıklarımızı gizliyorduk haliyle. Zaten hakkımızda bir kısım medyada ortaya atılan iftiralar onları yeterince yıpratıyordu.


Dayımı Kaybettiğimi Çıkınca Öğrendim

İçeride yaşadıklarımızı ailelerimizden gizlediğimiz gibi onlarda dışarıda yaşanan olumsuz olayları bizden gizlemek durumunda kaldılar. Örneğin ben tutuklandıktan sonra annemin büyük ve tehlikeli bir ameliyat geçirdiğini çıkınca öğrenebildim. Dayımın hakkımda ortaya atılan iddialara çok üzüldüğünü ve bu durumu bir arkadaşına anlattığı sırada kalp krizi geçirip hayatını kaybettiğini yine çıkınca öğrendim. Bunlar çok kötü şeyler. Ama inanıyorum ki Türk Adaleti doğru kararı verecektir. Tek güvencemiz Türk Milleti ve onun temsilcisi Yüce Türk mahkemeleri.


Albay Levent Göktaş’la Sarılıp Ağlaştık

Savaş muhabiri bir gazeteciyim. Görevim sırasında tanışmıştım Albay Levent Göktaş ile. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana TSK’dan 3 altın madalya almış ve yüzlerce ödül sahibi bir asker daha yok. Binlerce çatışmaya katılmış ve yüzlerce arkadaşını gözlerinin önünde şehit vermiş. Vücutları parçalanmış arkadaşlarının parçalarını kendi elleriyle toplamış. Yanında mayına basan arkadaşının ayağını kendi elleriyle kesmek zorunda kalmış bir askerdir emekli Albay Levent Göktaş. Cezaevine yeni getirilmişti koridorda tesadüfen karşılaştık. Birbirimize sarıldığımızda ikimiz de çocuk gibi ağlamaya başladık. Düşünün odasında benim kartvizitimi bulduklarında tamam işte bu demiş polisler. Yani insanlar birbirine kartvizitlerini yada telefon numaralarını veremez mi? Bu nasıl bir anlayış? Yıllarca hayatını terörle mücadelede ortaya koymuş bir kahramanı teröristlerle aynı çatı altına koymak. Terörist muamelesi yapmak ne acı bir durum.


Bunun Hesabını Kim Verecek?

Albay Levent Göktaş Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan getiren birimin başında bulunuyordu. Aynı şekilde Öcalan’ı İmralı’ya sorgulayan ve Ergenekon davasında tutuklu bulunan emekli Albay Atilla Uğur. Gizli kalması gereken bu durumu kim nasıl açıklar kamuoyuna. Bu insanların hayatları söz konusu. Bunun hesabını kim verecek?

Saygı Öztürk: Albay Göktaş’ın gözaltına alındığı gün PKK’nın sitesinde ‘Vatanı’na hoş geldin Levent Göktaş’ başlıklı bir yazı yer alıyordu. Kendisi bana cezaevinden mektup yolladı. Bu mektupta yer alan bazı bölümleri son kitabımda yayınladım.

Vedat Yenerer: Evet sanırım Abdullah Öcalan’a uçakta “Vatanına hoş geldin Abdullah Öcalan” diyen sesin Albay Göktaş’a ait olduğu birileri tarafından onlara bildirilmiş. Ve bu nasıl bir organizasyondur ki terör örgütünü mutlu edebiliyor.

“Keşke Bende Şehit Olsaydım”

Albay Levent Göktaş, eşine ziyaretine geldiği sırada “keşke bende arkadaşlarım gibi şehit olsaydım da bu günleri görmeseydim” dediğini anlattı bana. Düşünün ömrünü terörle mücadeleye adamış bir kahraman ne halde.

Özkök’le Kavgalı Olduğu İçin General Yapılmadı

Emekli Albay Levent Göktaş bunca başarısı sonucunda Generallik makamına yükseltilmesi gereken bir komutandı. Ancak Hilmi Özkök’le arasının açık olması nedeniyle General rütbesine yükseltilmemiştir.

Gözaltına Alınanların Ortak Noktası PKK’ya Karşı Mücadele Vermiş Olmaları


Bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bakın bu hayali terör örgütü Ergenekon davasında yargılanan isimlerin ortak bir noktası var. Yazılarıyla görüşleriyle yada eylemleriyle hep PKK’ya karşı mücadele vermiş kişiler. Türk Milleti’nin bölünmez bütünlüğünü savunmuş kişilere atılan iftiralara bir bakın. Bir poşet oluşturulmuş ve bu poşetin içerisine suça bulaşmış bir takım kişileri de bu poşetin içerisine atıyorlar. Ama inanıyorum yüce Türk Adaleti doğru kararı verecektir.

Duruşmalar Çok Düzeyli Geçiyor

Duruşmalar çok düzeyli geçiyor. İlk başlarda bir mezbelelik ortaya çıkmıştı kalabalık yüzünden. Ama artık çok daha düzeyli devam ediyor. Mahkeme Başkanı çok başarılı bir insan. Herkes tarafsızlığına inanıyor. Müvekkillerin avukatları bitmiş durumda. Sanık avukatları artık duruşmalara gelemez hale geldiler. Düşünün Silivri İstanbul arası 100 km. Her gün en az 150 TL benzin parası vermek bu insanları perişan etmiş durumda. Çoğu avukat bu hayali Ergenekon örgütü yüzünden diğer işlerini kaybetmiş durumda. Toplumda bir hava yaratıldı ve bu avukatlar diğer müvekkillerini kaybetmiş durumda.

Her Gün Değerlendirme Yapılıyor

Her duruşma sonrası sevk aracında günlük değerlendirme yapılıyor. Avukatların söylemlerine göre bazen mutlu bazen mutsuz olunur. Davanın gidişatına göre avukatlar günlük yorumda bulunuyorlar. Örneğin bir avukat bu haftadan sonra 15 kişiyi bırakabilirler diyor herkes sevinç içinde oluyor. Diğer Ergenekon tutuklusu arkadaşlarla mektuplaşmak suretiyle arada bir haberleşebiliyoruz.

Gönlümüz İçeride Kaldı

Tahliye haberini duyunca çok sevindim. Ama bir taraftan da üzüldüm. Çünkü suçsuz olduğuna inandığım diğer arkadaşlarımı içeride bırakmak zorunda kaldım. Orada adettir tahliye olanın ismi anons edilir cezaevi koridorlarında. ‘Vedat Yenerer tahliye’ sözü hayatımda hiç unutmayacağım bir andı. Diğer arkadaşlarla sarılıp kucaklaştık, içeride meşhur bir sözdür ‘Allah kurtarsın’ sözü. Allah kurtasın deyip ayrıldık. Ama hayatım boyunca unutamayacağım günler yaşadım. Tekrar yineliyorum: Yüce Türk Adaleti kim haklı? kim haksız?, kim suçlu? Kim suçsuz ortaya çıkaracaktır.

İnternetajans- ÖZEL

08.02.2009 16:23:00

Hasan CEMAL
Milliyet
Susurluk’ta çekilen çizgi, Ergenekon'da da çekilir mi?
11 Şubat 2009

-7 Eylül’ü düşünüyorum. Gayri müslim vatandaşlarımıza, özellikle Rumlara karşı 1950’lerin İstanbul’undaki o tüyler ürpertici insanlık suçunu kim işledi?
Derin devlet...

Milli Güvenlik Kurulu genel sekreterlerinden emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, 6-7 Eylül için 1991’de açıklamıştı:
“Muhteşem bir Özel Harp örgütlenmesiydi.”
Hesabı soruldu mu?
Hayır.

Devlet, üstünü örttü.


1990’larda, özellikle Güneydoğu’da işlenen binlerce faili meçhul cinayet aklıma takılıyor.
Hesabı soruldu mu?
Hayır.


Meclisteki Faili Meçhul Cinayetler Araştırma Komisyonu Başkanı Sadık Avundukluoğlu, 1990’lı yıllarda devlet-çete ilişkileri konusunda dehşete kapılınca, dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’yi arar ve şu yanıtı alır:
“Karıştırma bu işleri!”


Susurluk sürecini, JİTEM’İ düşünüyorum, binlerce faili meçhul cinayetle ilgili olarak. Mecliste 1990’lı yıllarda kurulan Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış‘ın yakınmaları aklıma takılıyor.

MİT’ten, Genelkurmay ve Milli Güvenlik Kurulu’ndan Meclis araştırmalarıyla ilgili olarak herhangi bir yardım alamadıklarını söylemişti.

Ergenekon sanığı emekli General Veli Küçük’ün, eski MİT Müsteşarı ve Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman’ın Meclisteki Susurluk Komisyonu’na ifade vermeye gitmediklerini açıklamıştı Mehmet Elkatmış...
Hesap verilmemişti kısacası.

Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı döneminde, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun hazırladığı Susurluk Raporu‘nda sık sık adı geçen Abdullah Çatlı’yı anımsıyorum.

Mesut Yılmaz diyor ki:
“Susurluk Raporu’nu bugün tekrar okumakta fayda var. Orada bir olay anlatılıyor. Zamanın Ankara Sıkıyönetim Komutanı olan dört yıldızlı general, Abdullah Çatlı’yı idam talebiyle yargılatmak için ararken, MİT’in başında bulunan üç yıldızlı general onu görevle ve en üst mercilerin bilgisi dahilinde yurtdışına göndertiyor. Şimdi gelin de, 1998’in Başbakanına (yani Mesut Yılmaz’ın kendisine-HC) yol gösterin lütfen. Nereden işe başlayacaktı? Kendisinden bilgi gizleyen kurumlardan mı, yoksa devletin tepesinden mi?” (İsmet Berkan’ın 2 Şubat 09 tarihli Radikal’deki “Mesut Yılmaz’dan mektup var” başlıklı yazısından)

Başbakan’dan bilgi gizleyenler...
Hangi kurumlardı?
MİT mi, Genelkurmay mı?..

Mesut Yılmaz, Başbakan olarak ‘devletin tepesi’ne, yani cumhurbaşkanlığına mı eleştiri oklarını yöneltiyordu?..
Bunlar da sorgulanmadı.
Mesut Yılmaz’ın daha bu yakınlarda çıktığı bir televizyon programında devlet ve hukuk konusundaki ilginç açıklamaları aklıma takılıyor. Terörle mücadele adına devletin 1990’larda nasıl hukuk dışına kaydığını anlatırken, askerle güvenlik güçlerini eleştirmişti.
Bunların hesabı soruldu mu?
Hayır.

Bütün bunları, Mehmet Ağar‘ı geçen akşam televizyon haberlerinde izlerken düşündüm.
Onca yıl geçti aradan.
Mehmet Ağar, Susurluk süreciyle, Abdullah Çatlı’yla ilgili olarak mahkeme karşısına çıktı.
Çok şey biliyor Mehmet Ağar. Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel‘den de, dönemin Başbakanı Çiller’den de, hatta belki Genelkurmay Başkanlarından da çok şey biliyor.
Konuşur mu? Sanmıyorum.

Mehmet Ağar, devletin tepesinden veya başbakandan daha çok şey biliyor ama bir noktanın da farkında elbet.

Özetlenirse:
Devlet, tıpkı 6-7 Eylül’de olduğu gibi, “Milli menfaatler söz konusu olunca gerisi teferruattır” zihniyetiyle 1990’larda hukuk dışına kayarken, bunun siyasal sorumluluğunun tek tek kimlere ait olduğunu da çok iyi biliyor Mehmet Ağar...
Susurluk’un hesabı sorulmadı.

Bundan sonra sorulabilir mi?
İyimser değilim.

Peki, Susurluk’un üstüne çarpı koyan devlet iradesi, Ergenekon’da da varlığını gösterecek mi, göstermeye başladı mı?
Soru işaretleri var, suyun yüzüne vurmaya başladı, zamanla daha iyi anlaşılır.

Şunu yazın bir kenara:
“Böyle devlet olmaz!” diyen, “Devletle hukuku tanıştırmak şart” diyen bir siyasal irade ve kararlılık olmadıkça, her seferinde seçilmiş otorite sonunda gidip devlete teslim oldukça, demokrasi ve insan hakları kapımızı çalamayacak.
Bu gerçeği çoktan öğrendim.
Böyle devlet olur mu dizisinin ikinci yazısı yarın.

Hasan Cemal - Milliyet
h.cemal@milliyet.com.tr
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Şub 11, 2009 8:57 pm    Mesaj konusu: "12, 14 ve GATA Bizden" diyenler Alıntıyla Cevap Gönder

Prof. Nevzat TARHAN
Haber 7
"12, 14 ve GATA Bizden" diyenler
11 Şubat 2009

Silahlı kuvvetlerde görev yaptığım 30 yıllık süreçte yaşadığım ilginç bir olayda bir orgeneralimizin diş tadavisi hatırasıydı.

Paşamızın dişini dişhekimi arkadaşımız tedavi etti. Tedavi bittikten sonra arkadaşımız esas duruşa geçip ‘Başka çekilmesini emrettiğiniz dişiniz var mı komutanım’ demişti.

O tarihlerde gülüp geçtiğimiz bu olayın, aslında TSK’daki bozuk sistemin bir işareti olduğunu sonradan anladık.

TSK’da öyle bir sistem kurulmuş ki bu sistem dünyada başka hiç bir orduda olmayacak kadar ‘Komutancı’ olmayı gerektiriyor. Askeri hâkimler arasında ‘Komutancı’ olan hâkim albaylar kolayca paşa olur. Askeri doktorlar arasında ‘Komutancı’ olan tabip albaylar kolayca paşa olur.

Kor ve üzeri bir generalin küçük bir ricası yasaları aşmak ve yasalara rağmen risk almak için yeterli idi. Bunu yapan subay cesur olarak nitelenirdi. Bu cesur fedakârlıklar da bir şekilde terfi sisteminde karşılığını bulurdu.

Hatta bu sistemi eleştiren bir paşamız TSK’da hizmete değil hürmete daha çok önem veriliyor diye ‘Yağcılık’ sistemini kibarca eleştirmişti.

Aşağıda basına yansımış haberi genelkurmay yalanlamadı veya doğruluğunu araştıracağına dair bir söz vermedi.

“Üst düzey görevlerde bulunan birçok generalin oğlunun, yeğeninin, akrabasının, eniştesinin çürük raporu alarak vatani görevini yerine getirmediği ortaya çıktı.

Yıllardır on binlerce vatan evladı teröristlerle girdiği çatışmada şehit edilirken/yaralanırken, TSK'da görevli bazı yüksek rütbeli generallerin 1. ve 2. derece yakınlarının çürük raporlu oldukları ortaya çıktı. Vakit'in ulaştığı bilgilere göre, bazı general yakınlarının çürük raporu alarak ya askerlik yapmadıkları, ya da birliğine katıldıktan bir süre sonra rapor alarak evine döndükleri ortaya çıktı.

Bazı generallerin bizzat oğulları hatta kayınbiraderleri çürük raporları alırken, bazılarının ise 5 yeğeninin birden çürük raporu alması dikkatlerden kaçmıyor. Genelkurmay'ın, çürük raporu alınmasında general yakınlarının etkisi olup olmadığı yönündeki sorularımıza sessiz kalması dikkat çekiyor.

KİMİSİNİN 3, KİMİSİNİN 5 YEĞENİ ÇÜRÜK

Gazetemizin ulaştığı bilgilere göre; Jandarma Genel Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Korgeneral İbrahim Açıkmeşe'nin 1981 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Volkan Yerebakan, 1970 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Mustafa Yerebakan, 1968 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Osman Yerebakan, 1979 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Mustafa Karabela, 1975 Artvin doğumlu yeğeni Adem Yılmaz; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda Tümamiral olan Haydar Mücahit Şişlioğlu'nun kayınbiraderi Yalın Dirik, teyzesinin oğlu Faik Aydın, dayısının oğlu Şevket Dişkaya; Harp Akademileri Komutan yardımcısı Korgeneral Selahattin Uğurlu'nun 1975 doğumlu Haydar Okay Uğurlu isimli yeğeni ile eşinin 1976 doğumlu akrabası Levent Uludoğan, Şırnak Tümen Komutanı Tümgeneral Ahmet Yavuz'un 1980 Osmaniye Bahçe doğumlu oğlu Çetin Mert Yavuz, 1972 Adana Seyhan doğumlu yeğeni Buğra Selim Ölçen, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın 1975 İzmir Çeşme doğumlu dayısının oğlu İlgi Çora, Ege eski Komutanı Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın 1978 Bursa Osmangazi doğumlu oğlu Gökhan Sarıışık, Kocaeli Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi'nin 1970 Ankara Çankaya doğumlu yeğeni Osman Bahadır Mendi, 7. Kolordu Komutanı Korgeneral Bekir Kalyoncu'nun eşinin 1982 Ardahan Posof doğumlu yeğeni Doğan Erdoğan, Tekirdağ Şarköy 95. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Nurettin Işık'ın 1984 Balıkesir Erdek doğumlu yeğeni Mustafa Kemal Işık ve Kara Kuvvetleri'nde görevli Tümgeneral Aydemir Cülcüloğlu'nun 1974 Sivas Zara doğumlu oğlu Mehmet Barış Cülcüloğlu çürük raporu almak suretiyle askerlik görevinden muaf tutulmuş.

BAZISI HİÇ KIŞLAYA GİRMEMİŞ

Çürük raporlarının ayrıntılarına göre, Orgeneral Hasan Iğsız'ın dayısının oğlu İlgi Çora hiç askere gitmeden çürük raporu almış. Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın oğlu Gökhan Sarıışık da birliğe hiç katılmadan çürük raporu almış. Korgeneral Galip Mendi'nin yeğeni Osman Bahadır Mendi de hiç askere gitmeden çürüğe çıkmış. Korgeneral İbrahim Açıkmeşe'nin yeğeni Volkan Yerebakan da hiç birliğine katılmadan çürük raporu almış. Açıkmeşe'nin diğer yeğeni Mustafa Karabela ise 1999'da İzmir'de bulunan 7'nci Jandarma Komando Er Eğitim Alay Komutanlığı'na katılmış, daha sonra Mardin Savur İlçe Jandarma Komutanlığı'na sevkedilip 18 Şubat 2000 tarihinde de çürük raporu alarak evine dönmüş.
6.2.2009 Anadoluda Vakit”

Yukarda ismi geçen kişilere rapor verilirken hiç bir komutanın baskı ve ısrarda bulunduğunu sanmıyorum.

Sistemin çürümüşlüğü sistemin ‘havuç’u olan terfilerle insanları kullanıyor.

Fakat bu yapay yöntem diktatörlükler de bile göze batmıştır orta vadede açgözlü ve doyumsuzları ayıklama sistemine dönüşmüştür.

Diğer taraftan kafa travması nedeniyle GATA Haydarpaşa hastanesinde yatan Ergenekon sanığı E.Orgeneral Şener Eruygur’un tıbbi nedenlerle değil, idari ve hukuki nedenlerle hastanede yattığı bilgisi doğruluk kazanmaya başladı.

Aynı şekilde E.Orgeneral Hurşit Tolon hakkında vücut susuz kaldığı için GATA’da üç ay yatması gerekir diye şüpheli bir rapor verildi. Alelacele verilmiş bir rapor izlenimi uyandı.

Ergenekon sanıkları yakınlarının ‘Bizden’ dediği 12.Ağır Ceza Mahkemesi hukukçu olmayanların bile göreceği garip bir tutarsızlıkla tahliye kararı verdi. Şimdi de GATA zor durumda kaldı, üç ay paşayı hastanede misafir etmezlerse raporlardaki şaibe açığa çıkacak.

Ergenekon sanıklarının kapağı GATA’ya atmak için ‘artistikler’ yaptıklarını gördükçe GATA da görevli doktor arkadaşlara ‘Hitlerin doktorları olma’ riskini hatırlatmak isterim.

’Komutancı’ doktor veya hâkimler mesleklerine ihanet ederler. Hiçbir ideolojik uygulama hastane ve mahkeme kapısından girmiyorsa ve uygulamaya yansımıyorsa asker ve yargı çürümemiş demektir.

Hastalık insani bir durumdur, sanıkların da aileleri ve çocukları var. Her ne kadar onlar mağdur ettikleri kimselerin aile ve çocuklarını düşünmemişlerse de yanlışa yanlışlıkla karşılık vermek ilkel bir davranıştır. Toplumun hasta sanıklara adil davranmak gibi bir borcu var.

Yargılanmaktan kaçan ve hastaneye özellikle GATA’ya sığınmak isteyenlerin saklamak istedikleri çok özel bilgiler var demektir.

Asıl bu bilgilere sahip olanlar hastane ortamında ‘tıbbi bir kaza’ya kurban gidebilirler. Hastaneler cezaevlerine göre daha korumasız alanlardır.

Herkes bir sınavdan geçiyor vesselam...
NEVZAT TARHAN - HABER 7
ntarhan@gmail.com

VE FLAŞ BAŞBUĞ İTİRAFI
13 Şubat 2009 14:12

Murat Yetkin, farketmeden Başbuğ'la ilgili flaş bir itirafta bulundu.
İlgili Haberler
DOĞAN'DAN BAŞBUĞ'A ÇENGEL Radikal'in Akreditasyonu Askıda

Genelkurmay dün Radikal Gazetesi’nde çıkan iki habere yönelik yaptığı sert açıklamada direkt Radikal’i hedef almıştı. Ancak Genelkurmay’ın açıklamasında hedef alınan ikinci bir kesim daha vardı.

TSK şu ifadeyle; “Bu haberler ile; Türk Silahlı Kuvvetleri, bir kurum olarak haberin odağına alınmaktadır. İfadeyi basına sızdıran veya servis edenler, neden 11 Şubat 2009 gününe kadar beklemişler ve bugün bu işlemi yapmaya karar vermişlerdir? Eğer söz konusu gazete bu bilgiye daha önce sahip ise, neden 11 Şubat 2009’a kadar beklemiştir? Sağduyulu medyanın ve kamuoyunun bunu sağlıklı olarak değerlendireceğini umuyoruz. Ayrıca, haberi sızdıran veya servis edenlerin telaş ve acz içinde olduklarına ve çaresiz kaldıklarına da inanıyoruz.” haberi sızdıranları da hedef alıyordu.

TSK’nın “haberi sızdıranları” da hedef alması, özellikle Doğan Grubu’nda işin Radikal boyutunun hiç görülmemesine sebep oldu. Doğan Grubu, tamamen işin sızdırma yönü üzerinde durdu.

Hatta Radikal Gazetesi’nin Yayın Yönetmeni İsmet Berkan ve Ankara Temsilcisi Murat Yetkin, sanki TSK kendi gazetelerinde çıkan iki haber üzerine bu açıklamayı yapmamış gibi davrandılar ve topu taca attılar. Özellikle Murat Yetkin, konunun hep bu boyutunun üzerine dikkat çekip Ergenekon Soruşturmasını yürüten savcılar ve kolluk kuvvetlerine yüklendi.

MURAT YETKİN ŞECAAT ARZEDERKEN…

Genelkurmay’ın dün yaptığı sert açıklama sonrası Murat Yetkin bugün, CNN Türk’te Ankara Kulisi Programında ilginç sözler sarfetti. Murat Yetkin, polisi ve savcıları, İbrahim Şahin’in sözkonusu ifadelerini kayda geçerek, bu ifadelere resmiyet kazandırdıkları, böylece TSK’ya karşı her şeyi resmi kayda geçirtme çabası içinde oldukları gerekçesiyle suçladı.

Yetkin’in bu suçlamasına programı beraber yaptığı Fikret Bila bile itiraz etti ve “hazırlık soruşturması böyle yapılır ama, ifadeler kayda geçirilir” dedi. Bunun üzerine Murat Yetkin lafı çevirdi.

Oysa sorgu sırasında, zanlının ağzından çıkan her söz kanunen kayda geçirilmek zorunda. Kimi neyle suçlarsa suçlasın.

İşin asıl önemli kısmı, bu ifadelerden haber yaparken Gazetecilik etiği çerçevesinde hareket etmek. Ve ifadelerdeki ipe sapa gelmez, suçlunun kendini kurtarmak için yaptığı alenen elli olan bölümleri ayıklamak.

Radikal gibi editöryal kadrosu güçlü bir gazetenin bunu bilmemesi mümkün değil. Radikal’in İbrahim Şahin’in Org. Başbuğ’la ilgili ağır suçlamalarını kasten ve bilerek manşetine iki gün üst üste taşıdığı açık. Üstelik de bunu açık eden Murat Yetkin oldu…

Program sırasında Fikret Bila, Genelkurmay’ın yaptığı açıklamadan bahsederken sözü “sızdırma”ya getirdi. Ancak Fikret Bila, Mukaddes Eruygur’un ses kaydının sızdırılmasından bahsedecekti. Murat Yetkin bir anda Bila'nın sözü "Radikal'e sızdırma"ya getireceğini zannedip söze girdi ve “Fikret bir dakika kusura bakma. Burada benim bir şey söylemem lazım. Bu İbrahim Şahin haberlerinin Radikal’de yayınlanması ne bir sızdırmadır, ne de bir şeydir. Bizim İstanbul’daki muhabir arkadaşlarımızın gidip İbrahim Şahinin avukatlarından aldıkları sorgu tutanağıdır. Bu ne sızma, ne sızdırmadır. Bunu Radikal Ankara Temsilcisi olarak burada söylemek isterim, seyircilerin aklına başka bir şey gelmesin. ” dedi.

Sözü daha sonra alan Fikret Bila, ben “Ben zaten onu kastetmedim, GATA’da yapıldığı iddia edilen Bayan Eruygur’un konuşmasından bahsediyordum” dedi. Ancak söz ağızdan çıkmış oldu.

Murat Yetkin, bu sözleriyle Ergenekon Savcılarını ve soruşturmada görevli kolluk güçlerini aklamış oldu. Genelkurmay’ın hedefindeki “sızdırmacıların” ne savcılar ne polis olmadığı, Radikal Muhabirleri’nin haberin peşine düşerek, İbrahim Şahin’in avukatlarından bu sorgu tutanaklarını alıp, Radikal’de basmak için üstün çaba gösterdikleri ortaya çıkmış oldu.

Radikal’in Org. Başbuğ aleyhine ağır ifadeler içeren bu sorgu tutanağını elde etmek ve basmak için böylesine üstün uğraş vermesi şimdi asıl deşifre edilmesi gereken durum.

Genelkurmay tarafından bugün Akreditasyonu askıya alınan Radikal, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un ismini Ergenekon operasyonuna neden bulaştırmak istiyor?

aktifhaber

DOĞAN'DAN BAŞBUĞ'A ÇENGEL

13 Şubat 2009 08:32
Doğan Grubu Ergenekon'un içine Org. Başbuğ'u çekmek için operasyon başlattı.


Doğan Grubu, Ergenekon Davası’na karşı hukuksal çerçevede davranan, dava sürecine müdahil olmayan Org. Başbuğ’u dava sürecinin içine çekerek, Ergenekon Davası’na karşı cephe almasını sağlamaya mı çalışıyor? Tıpkı, mahkemedeki savunmasında ve çapraz sorgusunda ısrarla ve tekrarla iki eski Genelkurmay Başkanı’nın ismini zikreden Doğu Perinçek gibi…

Perinçek’in, Genelkurmay Başkanları’nın ismini davaya karıştırarak, davanın önünü tıkamaya çalışması ve üst düzey komutanlara üstü kapalı “sizi de bu işin içine çekerim” mesajı göndererek davanın önünde bir set oluşturacak cephe kurma hamlesi, kendisi ETÖ sanığı olduğu için anlaşılabilir…

Peki Doğan Grubu neden aynı şeyi yapıyor?



ANALİZ: AKTİFHABER

Genelkurmay Başkanlığı dün akşam saatlerinde yaptığı 11 maddelik açıklamada, isim vermeden Org. İlker Başbuğ ve isim vererek Tuğgeneral Metin Gürak hakkında çıkan iki habere vurgu yaptı. Ve bütün açıklama bu iki habere yönelik tepki üzerine kuruluydu.

Ergenekon Terör Örgütü sanığı İbrahim Şahin’in ifadelerinden alınarak yapılan bu iki haberi de Radikal Gazetesi yapmıştı.

Haberler 11 ve 12 Şubat tarihinde yayınlandı. Genelkurmay açıklamasında aynen şöyle diyordu: “…. aynı tutuklu kişiye ait (İbrahim Şahin) ifadelerin bu sefer büyük bir bölümünün, 11 ve 12 Şubat 2009 tarihlerinde bir gazetede yer alması gerçekten düşündürücüdür. Bu haberler ile; Türk Silahlı Kuvvetleri, bir kurum olarak haberin odağına alınmaktadır.”

Sözkonusu haberlerde İbrahim Şahin, Org. İlker Başbuğ ve Tuğgeneral Metin Gürak’la ilişkileri olduğunu, kendilerinden emirler aldığını ve bu doğrultuda yaptıklarını çeşitli biçimlerde iddia ediyordu.

Radikal, Şahin’in geniş ifadelerinden sözkonusu iki üst düzey komutanla ilgili iddiaları öne çekerek, üst üste iki gün oldukça büyük haberler verdi.

Türk basınında ilk kez bu haberlerle Org. Başbuğ’un ismi Ergenekon’la anılmış oldu. Yani TSK’nın açıklamasındaki deyimle; “Türk Silahlı Kuvvetleri bir kurum olarak odağa alındı”

Genelkurmay’ın açıklamasından sonra Doğan Grubu’na ait televizyonlarda ve gazetelerde, Genelkurmay’ın açıklaması sanki Ergenekon Operasyonu’nu yürüten Yargı ve kolluk güçlerine yapılmış gibi sunuldu. Oysa açıklamanın ana ekseni Radikal Gazetesi’nde üst üste iki gün büyük boyutla verilen sözkonusu iki haber üzerine kuruluydu.

Ergenekon Terör Örgütüne karşı sert yayınlar yapan, Taraf, Star, Zaman, Yenişafak, Sabah gibi gazetelerden hiçbiri İbrahim Şahin’in ifadelerinin bu bölümünü yayınlamadı. Peki daha önce rahatlıkla ulaşılabilen Ergenekon belgelerini, hatta basına dağıtılan iddianame ve delil klasörlerindeki pek çok belgeyi yayınlamayan Doğan Grubu ve Radikal Gazetesi, Genelkurmay Başkanı hakkında İbrahim Şahin’i referans alarak böylesine ağır iddiaları neden manşetlerine taşıdılar?

Ergenekon Davası’na Org. Başbuğ’un ismini bulaştırma gayreti neden?

Doğan Grubu, Ergenekon Davası’na karşı hukuksal çerçevede davranan, dava sürecine müdahil olmayan Org. Başbuğ’u dava sürecinin içine çekerek, Ergenekon Davası’na karşı cephe almasını sağlamaya mı çalışıyor? Tıpkı, mahkemedeki savunmasında ve çapraz sorgusunda ısrarla ve tekrarla iki eski Genelkurmay Başkanı’nın ismini zikreden Doğu Perinçek gibi…

Perinçek’in, Genelkurmay Başkanları’nın ismini davaya karıştırarak, davanın önünü tıkamaya çalışması ve üst düzey komutanlara üstü kapalı “sizi de bu işin içine çekerim” mesajı göndererek davanın önünde bir set oluşturacak cephe kurma hamlesi, kendisi ETÖ sanığı olduğu için anlaşılabilir…

Peki Doğan Grubu neden aynı şeyi yapıyor?

Org. İlker Başbuğ’un ismini İbrahim Şahin gibi birini referans alarak Ergenekon Davası’na katmanın amacı ne?

4 DVD’den oluşan Ergenekon delil klasörlerinde tonla “belge” varken; “belgeleri” es geçip bir “ifade”yi referans almak ve Başbuğ’u bu işin içine çekmek neden?

Ergenekon Dava sürecine hukuk çerçevesinde yaklaşan ve Ergenekonla irtibatlı tüm muvazzafları savcılığa teslim eden bir önceki Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt da görevi devrederken Doğan Grubu’nun benzer saldırılarına maruz kalmıştı. Oramiral İlhami Erdil’in resmen yolsuzluktan mahkum olmasını bile geçiştiren Doğan Grubu, Org. Büyakınıt’ın evinden arabasına kadar her şeyi çarşaf çarşaf vermişti. Daha da ileri giderek, Org. Büyükanıt’ın eşiyle ilgili ipe sapa gelmez iddiaları manşetlere çekmişti.

Aynı şeyi Ergenekon’a mesafe koyan ve Karargah Evleri’yle ilgili bütün belge ve bilgileri savcılıkla paylaşan, sözkonusu muvazzafları savcıya teslim eden Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Aydoğan Babaoğlu’na da yapmıştı Doğan Grubu… Babaoğlu’nun üzerine tarihte hiçbir kuvvet komutanının üzerine gitmediği kadar gitmişti Hürriyet, Milliyet ve Vatan…

Şimdi, Org. Başbuğ'un Ergenekon soruşturmasına karşı saygılı tavrını, bu tip haberlerle tahrik yoluyla değiştirme çabasıyla karşı karşıyayız.

Genelkurmay bu çabayı sezmiş olmalı ki; 11 maddelik sert bir açıklama yaptı.

Genelkurmay ayrıca çok ilginç bir şey daha yaptı. Radikal sayesinde bugüne kadar Ergenekon hakkında çok haber yapmış, Ergenekon’a karşı gazetelere şu cümlelerle teşekkür etti: “11 Şubat 2009 günü bir gazetede yer alan habere ilişkin, 12 Şubat 2009 günü, birkaç gazete hariç, çok sağduyulu bir davranış içinde bulunan yazılı medyaya da bu hassasiyetinden dolayı teşekkür ederiz.”

Genelkurmay’ın belirttiği 11 Şubat’ta Radikal’de devasa boyutla verilen ve Org. İlker Başbuğ’u işin içine çekmeye çalışan haberdi. Bu haberi Radikal vermesine rağmen, bugüne kadar Ergenekon aleyhine sayısız haber yapan gazeteler vermediler, bu oyuna düşmediler.

Bu açıklama, Radikal’in oyununa İlker Paşa’nın düşmeyeceğinin de kamuoyunu rahatlatan göstergesiydi..
aktifhaber

Saçan Faturayı Polise Kesti
13 Şubat 2009 22:48Ergenekon'dan Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Adil Serdar Saçan, mahkemeye verdiği dilekçede polise ağır ithamlarda bulundu.

Mahkeme tarafından Emniyete, Ergenekon Örgütü'ne ilişkin bilgi sorulduğunu, bilinmesine rağmen kasten yanıltmak amacıyla böyle bir kayda rastlanılmadığının belirtildiğini ileri süren Saçan, bu soruşturmanın "Veli Küçük ve grubu" koduyla kayıtlarda bulunduğunu iddia etti. Mahkeme, söz konusu iddialarla ilgili olarak Emniyet'tten bilgi istenmesine karar verdi.

Ergenekon davasının öğleden sonraki oturumunda tutuklu sanıklardan Behiç Gürcihan, tahliye olunca iki şeyi yapmayı planladığını söyledi. "Cumhuriyet Savcısı Yetiştirme Vakfı" kuracağını ve savcı olmak isteyen gençlere burs vereceğini, Ergenekon davasını anlatacağını söyledi. Gürcihan, yapmayı planladığı ikinci şeyin "Hayatının kadınını bulmuşken dışarı çıkar çıkmaz çocuk yapmak" olduğunu ve çocuğunu bir hukukçu olarak yetiştirmeyi düşündüğünü söyledi.

Kendi vicdan muhakemesinde mahkeme heyetini beraat ettirdiğini söyleyen Gürcihan, "mahkeme heyeti, 'Senin vicdan muhakemenin ne önemi var?' diye düşünebilir. Sizin Ergenekon Davası'yla ilgili gerekçeli kararınızın yıllar sonra okunma şansı, benim kitaplarımın okunması ihtimalinden daha az. Onun için benim vicdan muhakememin çok önemi var." dedi.

Gürcihan, çocuğuna mahkemeyi anlatırken ya da yazılarında mahkeme heyeti için, "İçine atıldıkları denge oyunu içinde pek çok hatalar yapsalar da herşeye rağmen sonunda düğümü çözmeyi başardılar" demeyi arzu ettiğini belirterek tahliye talebinde bulundu.

Tutuklu sanıklardan Sevgi Erenerol da daha önce yaptığı Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'ne nakil talebinin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü tarafından reddedildiğini belirterek, zaman zaman koridordan geçerken erkek mahkumların rahatsız edici bakışlarına maruz kaldığını, can ve ırz güvenliğinden endişe duyduğunu, maksatlı olarak burada bırakıldığını savundu. Erenerol, tutuklu bulunduğu cezaevinin şartlarının yerinde tespit edilerek, Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'ne naklinin sağlanmasını talep etti.

Gizli tanık Osman Yıldırım'ın ifadelerinin kendilerine parçalar halinde verildiğini belirten tutuklu sanık Muzaffer Tekin, bu ifadeleri incelediklerinde çelişkiler bulunduğunu tespit ettiklerini söyledi.

Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz de 9 No'lu gizli tanık olarak geçen Osman Yıldırım'ın 12 Mart 2008 tarihli ifade tutanağı incelendiğinde tanığın ifadesinin aynı gün içinde tamamlandığının görüldüğünü, ancak ifadenin bir yerinde Yıldırım'ın "İşte onların hepsini ben dün anlattım aslında" diyerek, savcıların bir gün önce cezaevine Yıldırım'la görüşmeye gelerek kayıtlara alınmayan bir görüşme yaptıklarının ortaya çıktığını savundu.

Kerinçsiz, "Yıldırım'a bir gün önce gelerek ifadesini dikte ettiriyorlar. Savcılığın tanığı nasıl yönlendirdiği inkar edilemez biçimde ortaya çıkmıştır. Bu görevin kötüye kullanılmasıdır. Mahkemenin bu çirkinlikler içinde yargılamayı bu savcılarla sürdürmesi mümkün değildir. Savcıların değiştirilmesi için Cumhuriyet Savcılığı'na müracaat edilmesini talep ediyorum." dedi.

Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz'in avukatı Tolga Akalın, soruşturma ve kovuşturmanın birlikte yürütüldüğünü, bunun yasalara ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu belirterek, basından takip ettikleri kadarıyla soruşturma sonunda 2. hatta 3. iddianamenin hazırlanmasının söz konusu olduğunu söyledi. İkinci iddianameyle açılarn davanın görülmekte olan dava ile birleştiğinde her iki davanın iddianamesinin yeniden sanıklara okunmasının gerekeceğini, kovuşturmanın başka aşamalarının da tekrarlanmasının gündeme geleceğini anlatan Akalın, "Bu durumda huzurunuzdaki sanıklar bitmeyecek, uzun yıllar sürecek bir yargılamayla karşı karşıyadır." iddiasında bulundu.

Bu gerekçelerle soruşturmanın sonlandırılmasının istenebileceğini, ancak mahkemenin buna yetkisi olmadığını belirten Akalın, kovuşturmanın durdurulup, sanıkların tahliye edilmesine karar verilmesini talep etti. Akalın, "Kıyas yolu ile durma kararı talebimiz, naip hakim çalışmasından sonra değerlendirilsin" diye konuştu.

Öte yandan avukat Mehmet Cengiz, soruşturma kapsamında Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Adil Serdar Saçan'ın mahkemeye bir dilekçe gönderdiğini söyledi. Ek iddianame hazırlandığı için duruşmalara katılamadığını belirten Saçan'ın, dilekçesinde bazı konularda mahkemenin kasten yanıltıldığını ve adalete yardımcı olmak için bazı hususları bildirmek istediğini söyledi.

Saçan, isminden sıkça bahsedilen Tuncay Güney'in 2001 yılında Asayiş Şube Müdürlüğü görevlilerince gözaltına alındığında Susurluk benzeri bir yapılanmadan bahsetmesi nedeniyle Organize Suçlar Şube Müdürlüğü'ne teslim edildiğini belirtti. Güney hakkında "Oto sahteciliği" ve "Çete" suçlamasıyla adli işlem yapıldığını belirten Saçan, "Gözaltındayken Veli Küçük ve örgütlenmesinden bahsettiği için konu DGM Başsavcılığı'na iletilmiş, Başsavcılıktan izin, Veli Küçük ve Grubu hakkında çalışma yapılmak üzere alınmıştır. Çünkü Organize Suçlar Şube Müdürlüğü, mafya örgütleriyle mücadele amacıyla kurulmuştur. Örgüt isimleri, liderlerinin isimleriyle anılmakta ve arşivlenmektedir. Başsavcılık da izni, Susurluk olayının soruşturma numarası üzerinden vermiştir." dedi.

2001 yılında Organize Suçlar Şube Müdürlüğü'nün teknik imkanları olmadığı ve Tuncay Güney'i İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerinin 2000 yılı Kasım ayından 2001 yılı Mart ayına kadar telefon dinlemesi dahil, teknik takibe aldıklarını belirten Saçan dilekçesinde, bu nedenlerle Güney'in sorgusunu İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerinin yaptığını söyledi. Saçan, İstihbarat görevlilerinin, daha sonra bu kasetlerden iki suretini Organize Suçlar Şube Müdürlüğü'ne gönderdiğini söyledi.

İznin Veli 'Küçük ve grubu' olarak alındığını belirten Saçan, İstanbul İstihbarat Şube ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü'nün kayıtlarına da bu şekilde geçtiğini söyledi. Emniyet Genel Müdürlüğü'ne Ergenekon terör örgütü adıyla bir yapılanmanın varlığından haberdar olup olunmadığının sorulduğunu hatırlatan Saçan dilekçesinde şu açıklamalara yer verdi: "Genel Müdürlük bu durumu bilmesine rağmen, salt mahkemenizin yazısı üzerinden arşiv taraması yaparak, bence kasten yanıltıcı yanıt verip, bu isimde bir örgüte rastlanamadığını belirtmiştir."

Adil Serdar Saçan, dilekçesinin sonunda gerçeklerin ortaya çıkması için mahkemeden bazı taleplerde bulundu:

"İstihbarat Hizmetleri Yönetmeliği gereği İstihbarat Şubesi'ne bildirilen 'Veli Küçük ve grubu' ile ilgili olarak İstihbarat Daire Başkanlığı'nın bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve Veli Küçük ve grubuyla ilgili yapılan çalışma kapsamında Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan isimli şahısların sorgu kasetlerinin orijinallerinin nerede olduğunun, kaset çözümlerinin arşivlerinde bulunup bulunmadığının ve bu şahıslarla ilgili arşivlerine intikal etmiş tüm belgelerin onaylı suretlerinin istenmesi halinde gerçekler ortaya çıkacaktır."

Avukat Mehmet Cengiz, bu doğrultuda Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan daha önce "Ergenekon örgütü" olarak sorulan sorunun "Veli Küçük ve grubu" olarak tekrar sorulmasını talep etti.

Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, Adil Serdar Saçan'ın söz konusu dilekçesinin mahkemeye gelmediğini söylemesi üzerine Cengiz, Saçan'ın 'Şüpheli' olması nedeniyle dilekçenin soruşturma dosyasına gitmiş olabileceğini ifade etti.

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, tutuklu sanıklardan Vatan Bölükbaşıoğlu'nun 5. kez tahliyesini istedi.

Dava dosyasına gelen belgeleri okuyan Mahkeme Heyeti Başkanı Şengün, Danıştay saldırısına ilişkin olarak tüm cerayim evrakının ve cenaze görüntülerinin mahkemeye gönderildiğini açıkladı.

Taleplerin ardından verilen ara sonunda mahkeme başkanı Şengün, avukat Mehmet Cengiz'in talebi doğrultusunda, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'na yazı yazılarak, Adil Serdar Saçan'ın dilekçesinde belirtilen kişilerle ilgili ellerinde herhangi bir kaset olup olmadığının sorulmasına, var ise gönderilmesinin istenmesine karar verdiklerini açıkladı.

Sanık Sevgi Erenerol'da ele geçirildiği öne sürülen, kendilerine ait kişisel belgelerle ilgili profesör doktor Hüsamettin Erdem, Prof. Dr. Tacettin Uzun ve Yard. Doç. Dr. Hidayet Işık'ın talepleri doğrultusunda davaya müdahil olarak katılmaları karara bağlandı.

Tutuklu sanıklardan Sami Hoştan, Serhan Bolluk ve Abdulmuttalip Tonçer'in dosya kapsamı, suç vasıflarının değişme ihtimali ve tutuklulukta geçen süreler dikkate alınarak tahliyelerine karar verildi. Tahliye edilen 3 sanığa yurt dışı çıkış yasağı konuldu. Mevcut hallerinin sürdürülmesine dair verilen ara karara, 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz hakları bulunduğu konusunda sanıklar ve müdafilerine ihtarat yapılmasına karar verilen duruşma bu nedenle 23 Şubat 2009 günü saat 09:30'a bırakılmasına oy birliği ile karar verildi.
aktifhaber

Bu Suskunluğun Sebebi Ne?
13 Şubat 2009 17:35Çukurova Grubu'nun patronu Karamehmet'in Ergenekon kayıtları, susmayan yazarların gazetelerini susturdu. Yasemin Çongar'dan can alıcı soru...

Yasemin Çongar/Taraf

Komutanlar, Selocanlar, Gazeteciler

Duydunuz değil mi?

Tıs.

Farkındasınız değil mi?

Tıs.

Duymamak mümkün mü?

Bunca gürültücü bir sessizliğin, bu kadar yüksek perdeden bir susuşun farkında olmamak mümkün mü?

Hasan Cemal’in dün yazdığı gibi...

“Gerçek demokrasilerde, Taraf’ınkine benzer bir haber ortalığı toz duman eder, medya ve siyaset dünyasını ayağa kaldırır. Bizde ise sessizlik hâkim. Ne yazık!”

Hasan Cemal’in sözünü ettiği haber malum.

Bugün ikisi de Ergenekon tutuklusu olan eski Jandarma İstihbarat Başkanı Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Jandarma İstihbarat Başkanlığı Teknik Takip Daire Başkanı Albay Atilla Uğur’un, bugün adının önüne “Ergenekon zanlısı” ibaresi düşülmüş dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur adına, Çukurova Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve medya patronu Mehmet Emin Karamehmet’le yaptığı görüşmenin tutanakları üç gün önce Taraf’ta yayımlandı.

Türkiye’de askerin üzerine vazife olmayan ve gerçek bir demokraside suç sayılacak etkinlikler içinde olduğunun; iş dünyasıyla bir tahakküm-biat ilişkisi kurduğunun; medyayı yönetmek, yönlendirmek, kullanmak istediğinin ve bunu çoğu zaman başardığının kanıtıydı o tutanaklar.

Dahası, Jandarma’nın Karamehmet’in sahibi olduğu Turkcell üzerinden yasadışı dinleme yaptığı kuşkusunu doğuran ve bu kuşkunun doğrulanması halinde taraflar hakkında “lisans iptali” dahil cezai işlem gerektirebilecek bir bölüm de içeriyordu.

Hasan Cemal gibi, toplamı iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda köşe yazarı bu haberin önemini, anlamını kavrayan ve birçoğu da habere konu tutanakların ima ettiği suçların üzerine gidilmesini isteyen yazılar kaleme aldı.

Diğerleri sustu.

Susmayan yazarların gazeteleri de sustu.

Hatta o gazetelerden birinin yöneticisi bu konuda susmayı açıkça savundu.

Peki neden?

Türkiye’de gazeteci milletinin mensubu olup da bu sorunun cevabını bilmeyen yok.

Ama büyük bir iyi niyetle, adı “gazete” olan kâğıt tomarlarını “gazete” sanan okurların hepsi cevabı biliyor mu ya da ne kadarını biliyor, ondan emin değilim.

Siz, mesela, bu satırları okurken “Bilmez miyim” diyorsunuzdur belki; orduyu “dokunulmaz” bellemiş gazete yöneticilerinden, Jandarma’nın medya üzerinde baskı kurma girişimini yazmalarını, bunu sorgulamalarını beklemeyecek kadar tanıyorsunuzdur ülkenizin basınını...

Ama sessizliğin tek nedeni acaba bu mu?

Yoksa kendilerinin ve/veya patronlarının da aynı kirli ilişkinin göbeğinde olduklarını bildikleri için mi susuyor gazete yönetmenleri?

Yoksa, bir medya patronunun Jandarma Genel Komutanlığı’nda, “komutanım” diye hitap ettiği bir albayla bir generale tekmil vermesini; medya grubunda kimi çalıştıracağı konusunda emir almasını; adı “gazeteci” olan bazı grup mensuplarının telefon numaralarını “haber” ilişkisi olmadığı apaçık bir işbirliğinin “güvenilir” irtibat elemanı olarak Jandarma’ya sunmasını anlatan tutanaklar çok mu tanıdık geliyor bazılarına?

Bir tür “dejavu” duygusu mu yaşıyorlar, dersiniz?

Mehmet Emin Karamehmet’in bu ibretlik görüşmesinin kayda alınmış olmasına gizli gizli içerliyor ve yarın öbür gün kendilerinin ve/veya patronlarının benzer karargâhlarda, benzer komutanlarla, benzer üslupta yaptığı konuşmaların kayıtlarının da ortalığa dökülmesinden mi çekiniyorlar?

Sessizliklerinin nedeni bu korku mu?

Ya da belki aslında içten içe isyan ettikleri ama envai sektördeki çıkarları sayesinde bir türlü itiraz edemedikleri bu tahakküm-biat ilişkisinin orta yerinde olmanın utancı mı onları susturan?

Ar duygusunun sessizliği mi bu, eyvah duygusunun mu?

Her iki durumda da, bu ülkede medyanın çok geniş bir kesiminin, iktidarın çelik çekirdeğini oluşturan üniformalı güçlerden bir türlü bağımsızlaşamadığını anlatan bu suskunluğun başka nedenleri de mi var acaba?

Gazetecilerin Mehmet Emin Karamehmet’e, Taraf’ın yayımladığı tutanaklardaki o unutulmaz cümlelerin üzerine düşürdüğü şaibeden kurtulması için çağrı yapmamalarının ticari bir nedeni de mi var?

Neydi o unutulmaz cümleler?

“Komutanım da buradayken belirtmek istiyorum. Turkcell ile ilişkilerimiz çok güzel devam ediyor. Bunun için de teşekkür etmek istiyorum. Aşağıdaki arkadaşlarla da gayet iyi ilişki içindeyiz.”

O dönem Jandarmanın “telekulak” sorumlusu olan, bugünün Ergenekon tutuklusu emekli albayın bu cümleleri, Mehmet Emin Karamehmet’in “Turkcell operatörünü Jandarma’nın emrine sunup cep telefonlarının mahkeme kararı olmaksızın dinlenmesine izin verdiği” şaibesini yaratmıyor mu?

Görevi bu şaibenin üzerine gitmek, Karamehmet’e “Bu şaibeden kendini kurtar” çağrısı yapmak olması gereken gazete yöneticilerinin dut yemiş halinin nedeni “ilanlarımız kesilir” kaygısı mı?

Bu kadar mı bağımlılar Turkcell reklamlarına?

Gazetecilik refleksinden, sorumluluğundan, ahlakından daha mı önemli o reklamların sağladığı gelir?

Apoletlileri seviyorlar, onlardan korkuyorlar, onların sözünün dışına çıkamıyorlar; anladık.

Selocanlardan da mı korkuyorlar?

Sarı antenli maskotlara biat ediyor olmak hiç mi garip gelmiyor onlara?

Eruygur'un Ziyaretçi Defteri
14 Şubat 2009 12:11

Org. Şener Eruygur'u GATA'da ziyaret etmeyen kalmamış. GATA'daki ziyaretçi defterine çok önemli kişiler neler yazmış neler. İşte el yazısıyla o defter..

Emekli Orgeneral Şener Eruygur'un GATA'daki ziyaretçi defterine öyle şeyler yazılmış ki...

Emekli Orgeneral Kemal Yavuz, Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Şener Eruygur'un GATA'daki ziyaretçi defterine, “Çok güç bir dönemden geçtik ve geçiyoruz. Bu mücadelede bazı zayiatlar vermemiz kaçınılmazdı. Şener Paşa onlardan biridir. Tarih yanılmaz. Çok zaman geç kalır, fakat yanılmaz. Her mücadeleden onurla çıkanlar da olacaktır, onursuzlukla da” ifadelerini yazmış.

Paşa'nın ziyaret defteri; örgüt defteri gibi: Vakit'in ele geçirdiği belgelere göre Ergenekon terör örgütü lideri olduğu gerekçesiyle yargılanan Şener Eruygur'un, GATA'da sözde yattığı günlerde sık sık emekli birçok generalle görüştüğü anlaşılıyor.

Hasta olduğu iddiasıyla GATA'da yattığı günlerde hastaneyi adeta bir üs gibi kullandığı anlaşılan Şener Eruygur, hastanede açtırdığı ziyaretçi defterinde dostlarının tavsiye ve görüşlerini bile almış. Söz konusu defterlere görüşlerini yazan bazı emekli generaller ise itiraf gibi açıklamalar yapmış.




MÜCADELEDE ERUYGUR'U ZAYİAT VERDİK

Ergenekon soruşturması kapsamında ele alınan karargah evlerinin İstanbul yöneticisi olduğu iddiasıyla gözaltına alınan emekli Orgeneral Kemal Yavuz, söz konusu deftere yazdığı notta ilginç bir mesaj vermiş. Emekli Orgeneral Yavuz, Eruygur'un ziyaretçi defterine, “Çok güç bir dönemden geçtik ve geçiyoruz. Bu mücadelede bazı zayiatlar vermemiz kaçınılmazdı. Şener Paşa onlardan biridir. Tarih yanılmaz. Çok zaman geç kalır, fakat yanılmaz. Her mücadeleden onurla çıkanlar da olacaktır, onursuzlukla da” ifadelerini yazmış.

İtiraf gibi açıklamalarda bulunan Kemal Yavuz'un yanında, emekli Orgeneral Nahit Özgür, Ergül Gökçen ve Zihni Naipoğlu ise ziyaretçi defterine, Şener Eruygur'a yazdığı notta, “Fenerbahçe Dostlar Grubu adına sizi milli bir kahraman olarak selamlıyoruz” ifadelerini kullanıyor.

MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK

GATA'da Şener Eruygur'la görüşen isim bununla bitmiyor. Emekli Tuğgeneral Ercan Birol da yazdığı notta Şener Eruygur'a, “Mücadelemizin aynı azim ve kararlılıkla devam edeceğine inanıyorum” diyor. Murat F. Bayam ise, “Sizlerle beraber çalışmanın verdiği ilkeleri daima aklımızda taşıyoruz. Bunun mücadelesini devam ettirmeyi kendimize bir görev addediyoruz” ifadelerini kullanıyor.
aktifhaber

Peki Şahin S1 Emrini Kimden Aldı
14 Şubat 2009 13:49

"İbrahim Şahin'in Org. Başbuğ'la bir alakası olmadığı kesin, Ama S 1 örgütünü kurmak için kimden işaret aldı?"

Nazlı Ilıcak'ın bugünkü yazısının ilgili bölümü:

İbrahim Şahin'in, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile bir alâkasının olmadığı kesin.

Ama, S-1 örgütünü kurmak için, mutlaka bir yerlerden işaret almıştır. Kayseri Hava İndirme Tugayı'nda görevli olduğu hususu TSK tarafından yalanlanan Fatma Cengiz isimli kadın kim? "Kime ve hangi amaçlara hizmet ediyor?" diye Genelkurmay Başkanlığı da soruyor. Bu kadının, İbrahim Şahin'i yönlendirdiği, düzmece isimli sivil şahısları asker ve paşa olarak Şahin'e takdim ettiği, sorgu metinlerinden anlaşılıyor. (Dünkü yazımda, teferruatlı bir şekilde anlattım.) Fatma Cengiz'in arkasında kimler var?

Kurumlar, birbirini suçlamadan el ele vermeli, gerçeğin aydınlanmasına çalışmalı. Ben şahsen, Şahin'in tek başına 300 kişilik bir vurucu tim oluşturacağına ihtimal vermiyorum. Ciddi ve derin bir sorgulamaya ihtiyaç var.
aktifhaber

ÇİLLER ERGENEKON'A DAHİL EDİLSİN

14 Şubat 2009 21:20
İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şube Başkanı Ethem Açıkalın, Tansu Çiller, Doğan Güreş ve Mehmet Ağar'ın da Ergenekon soruşturmasına dahil edilmesi gerektiğini iddia etti
İnönü Parkı'nda düzenlenen eylemde konuşan Açıkalın, bu kişilerle ilgili Cumhuriyet savcılarını göreve davet etti.

Kimi sivil toplum kuruluşlarının da destek verdiği protestoda Açıkalın, yaklaşık 2 yıldır süren Ergenekon operasyonunun ülkedeki bir dönemin karanlık ilişkilerini gözler önüne serdiğini söyledi. Açıkalın, "Böyle önemli bir soruşturmanın sadece AK Parti'ye karşı darbe girişimiyle sınırlandırılması ve iddianamelerin bu çerçevede hazırlanması operasyonun hiçte 'temiz eller' davası olmadığı kanaatini oluşturmuştur. Ergenekon ile bir dönemin karanlık ilişkileri aydınlatılmak isteniyorsa, faili meçhul cinayetlerin açığa çıkartılması ve soruşturulması gerekir." dedi.

Atılan slogan ve kısa süreli oturma eylemiyle eylem son buldu.

Zaman

"Genelkurmay'dan Yazı Bekliyordu"
15 Şubat 2009 15:13

Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınarak tutuklanan Fatma Cengiz'in Kayseri'de yaşayan erkek kardeşi Şahin'i anlattı.

Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınarak tutuklanan Fatma Cengiz'in Kayseri'de yaşayan erkek kardeşi, ablasının terör örgütü ile bir ilgisi olmadığını ileri sürdü.

Alper Cengiz, ablasının bir şekilde tanıştığı eski Özel Hareket Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin'i iki kez evlerinde misafir ettiklerini ifade etti. Son misafirliğinde iki gece evlerinde konakladığını dile getiren Alper Cengiz, İbrahim Şahin'in üst düzey yöneticilerle görüştüğünü anlatarak, "Genelkurmay'dan görev yazısı bekliyorum. Gelince gidip görevi teslim alacağım" sözlerini sarf ettiğini açıkladı.

Sahabiye Mahallesi'nde kirada oturan Fatma Cengiz'in annesi Meliha Cengiz ve erkek kardeşi Alper Cengiz, Ergenekon soruşturması kapsamında Fatma Cengiz'in tutuklanmasının halen şokunu yaşıyor.

Kardeşinin bir terör örgütü içerisinde örgüt elemanımıymış gibi alınmasına bir anlam veremediklerini kaydeden Alper Cengiz, ablası ile ilgili suçlamaların doğru olmadığını ve iftira olduğunu öne sürdü.

Alper Cengiz, ablasının İbrahim Şahin'le nasıl tanıştığın şöyle anlattı: "Bir akrabamızın cep telefonuna bakarken, ablam İbrahim Şahin'in cep telefon numarasını görüp almış. Sonra kendisi görüşmeler yapmış. Ablam, Korkut Eken, İbrahim Şahin gibi terörle mücadelede başarılar elde etmiş önemli görevlerde yer almış insanlara merakı fazladır. Sonuçta bütün insanlar bu kişilerle ilgili merakları vardır. Tanışmak istemiş. Ablam da bir şekilde tanışmış. Geçen yıl Ramazan ayının ilk günü İbrahim Şahin'i evimize misafir etti. Yanında bir arkadaşıyla birlikte geldiler, iftar yaptıktan sonra ayrıldılar. Biz de tanıştığımız için memnun olmuştuk."

Alper Cengiz, İbrahim Şahin'in ablası tarafından ikinci kez evlerinde misafir edildiğini hatırlatarak, İbrahim Şahin'in iki gece evlerinde kaldığını söyledi.

Cengiz, iki günlük süreçte İbrahim Şahin'in sürekli telefon görüşmeleri yaptığını, üst düzey yöneticilerle görüştüğü yönünde bilgiler verdiğini kaydetti.

Cengiz, İbrahim Şahin'in, Genelkurmay İletişim Daire Başkanlığı ile görüşmeler yaptığı yönündeki sözlerini de hatırlatarak, "İbrahim Şahin, 'Genelkurmay İletişim Daire Başkanlığı ile görüşüyorum. Görev bekliyorum' diyordu. Genelkurmay'dan görev yazısı beklediğini, kağıt geleceğini, kağıt aldığında görevi gidip teslim alacağını söylüyordu. Bunun dışında bir şey de bilmiyoruz. Biz de misafir olduktan tahminen 20-25 gün sonrada tutuklandı. Kardeşimi de bu süreçte kendisiyle yaptığı görüşmeler nedeniyle tutukladıklarını düşünüyoruz." diye konuştu. Alper Cengiz, tutuklandıktan sonra ablası ile görüştüklerini belirterek, avukat tutmak istediklerini ancak 6-7 bin TL istendiğini, bu parayı verecek güçleri olmadığından dolayı avukat tutamayacaklarını belirtti.

Cengiz, avukat tutamadıkları için ablasının barodan talepte bulunacağını belirterek, şunları söyledi: "Ablam, gazete ve televizyonlarda çıkan haberlerin doğru olmadığını ve inanmamamızı istedi. Anladığımız kadarıyla, ablam, İbrahim Şahin'in evimizde kalması yüzünden, terör örgütü üyesine yardım ve yataklık etmek suçlamasıyla karşı karşıyadır. Bu olayla hiçbir ilgisi olmadığı ortaya çıkacaktır. Ablamı, annemi ve beni yıkan terör örgütü üyesi suçlamalarının bir iftira olduğu anlaşılacaktır. Ama biz bu süreçte maddi ve manevi olarak yıpranıyoruz. Böyle bir şey olduğunu da bilseydik, evimizde misafir etmezdik."

Cengiz, ablasının ne nişanlısı, ne de sevgilisi olduğunu, sevdiği insanın şehit düşmesi gibi bilgilerin tamamen yalan olduğunu ifade etti. Cengiz, aile olarak bu yalan haberler hakkında hukuki süreç başlatacaklarını sözlerine ekledi.

Yozgat'ın Boğazlıyan ilçesi Poyrazlı köyü nüfusuna kayıtlı olan Fatma Cengiz'i, köyünde fazla tanıyan yok.

Poyrazlı Köyü Muhtarı Durak Cankılıç, 1999 yılında ailenin Kayseri'ye göç ettiğini, Fatma Cengiz'le ilgili bilgiye sahip olmadığını belirterek, ancak babasını yakından tanıdığını söyledi.

Cankılıç, "Fatma Cengiz'i tanımam. Aile köyden 10 yıl önce göç etti. Aile, vefat eden baba Hasan Cengiz'in cenazesi için köye geldi. Bir gün kalıp gittiler. Başka bir bilgim yok." diye konuştu.

Öte yandan Fatma Cengiz'in köşe yazarı ve gazeteci olduğuna dair çıkan haberler de doğrulanmadı.

Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Recep Bulut, cemiyetlerinde Fatma Cengiz isimli üyeleri olduğunu ama isim benzerliği nedeniyle bu üyeleriyle karıştırıldığını kaydetti.

Bulut, Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan Fatma Cengiz'i tanımadığına dikkat çekerek, cemiyete böyle bir üye olmadığını sözlerine ekledi.

Kayseri Postası Gazetesi Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Zorlu da Cengiz'in gazetelerinde çalıştığı bilgisinin gerçeği yansıtmadığını, gazetesi ile isminin geçtiği bu konudaki haberler hakkında hukuki süreç başlatacağını aktardı.

Daha önce sabıkası olmadığı belirtilen Fatma Cengiz'in, bir radyoda çalıştığı, burada yaptığı programda DSP'nin eski Genel Başkanı ve eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında söyledikleri sözlerden dolayı, radyonun kapatılmasına neden olduğu bilgisi bulunuyor.

aktifhaber

İhsan KARAHASANOĞLU
Vakit
Ne oldu, Tolon Paşa’nın tahliyesini yazanlara?
15 Şubat 2009

Şu Hurşit Tolon’un tahliye edilmesi olayı..
Tahliye kararı çıktığında, kartel medyası ve Tolon’un avukatı ne demişlerdi?
“Tolon Paşa, sağlık sebepleri ile değil, delil yetersizliğinden tahliye edilmiştir!”
Karara savcılık itiraz etti..
Tolon vekalet vermemiş olsa da, Tolon’un paralı avukatları 10’a yaklaşmış olsa da, dışardan bir ünlü avukatımız hemen itiraz etti: “Savcılığın, tahliye kararlarına itiraz etme yetkisi yoktur!”
Ne olacak peki?
Karar, itirazsız kabullenilecek!
Öyle buyurdu çünkü, bir zamanlar derin örgütlerden dolayı şikayetlerinin ardı arkası kesilmeyen Turgut Kazan beyefendi!
Evet, bu işler, eski solculara kalmış anlaşılan..
1980 öncesinde 141-142’den mahkum olduğu için, avuktalık yapması bile tartışmalı olan Turgut Kazan, şimdi Tolon Paşa’nın tahliyesine zarar gelmesin diye, uçuk hukuk mütalaaları yayınlıyor!
Bir başka solcu avukatımız Ali Rıza Dizdar da, Levent Ersöz Paşa’nın ücretli avukatlığına soyunmuş. Koşturuyor ha koşturuyor!
Dersiniz ki, Dizdar’ı hiç kimse tanımıyor!
Sol söylemlerle, derin yapılanmalar aleyhine hiç bugüne kadar konuşma yapmamış.. Televizyonlarda ahkam kesmemiş!
Şimdi derin yapılanmaların kralının avukatlığını yapıyor!
Her neyse, gelelim Tolon Paşa’nın tahliyesine..
Turgut Kazan bey öyle istese de, savcılık itirazını yaptı ve İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi de, dosyayı incelemeye başladı.. Sonrasında da, karar açıklandı..
Ne kararı bekliyorsunuz?
Kazan’a göre, “Savcılığın itiraz yetkisi yoktur. İtirazın reddine!”
Ne güzel olurdu ama..
Öyle düşünüyordu Turgut Kazan beyefendi..
Ama öyle olmadı..
Dahası var..
12. Ağır Ceza Mahkemesi, Şener Eruygur Paşa’nın eşinin söylemine göre, “onlardan” olmasına rağmen, “delil yetersizliği gerekçeli kararı” da beğenmedi!
“Delil yetersizliğinden değil, olsa olsa sağlık sebepleri ile tahliyeye onay verebiliriz” dedi.
Kim verdi bu kararı?
Tahliye kararını tek başına veren hakimin başkanı ile, iki hakim arkadaşı!
Yani tahliye kararından daha değerli bir karar bu! Daha üst bir makamın verdiği bir karar!
Bu karardan sonra, kartel gazetelerinde olayı açıklığa kavuşturan ciddi bir yazı görebildiniz mi?
Hayır!
Tolon Paşa’nın avukatından, “Delil yetersizliği kararı yanlışmış. Neyse, buna da şükür. Sağlık sebebi ile tahliye olduk. Ama işimiz zor. ‘Deliller ciddi’ deniliyor. Önceki açıklamamızı düzeltir, özür dileriz” türünden bir açıklama duydunuz mu?
Hayır!
Bir hava estirdiler.. “Delil yetersizliğinden tahlile kararı çıktı. Şimdi 7 ay boyunca tutuklu kalan Tolon Paşa’nın zararını kim ödeyecek?”
Hiç düşünmüyorlardı, Tolon Paşa’nın ilerde mahkum olması halinde, iddia edilen suçları işlediği tesbit olunduğunda, hele hele Tolon Paşa serbest bırakıldığında yarım kalan suçunu tamamlamaya kalkışırsa, bu ülke halkının zararlarını kim ödeyecek?
Nasıl ödeyecek?
Evet, halkı düşünen yok.
İki tane emekli paşamıza zarar gelmesin de.. Onlar orduevlerinde, lüks hayatlarını sürdürsünler de, halka ne olursa olsun!
Tolon Paşa önemli.. Halk hiç önemli değil..
Tahliye kararı ile birlikte ahkam kesen kartel kalemşörleri, şimdi birden bire sus-pus oldular..
Hiçbirisi, tahliye kararının sebebinin değiştirildiği üç kişilik mahkeme kararı hakkında tek satır yazamıyorlar!
Lafa gelince, “Hukuka saygı” diyorlar ama, hukuk onların aleyhine bir karar verince, “hukuk”u hemencecik unutuveriyorlar!

'3 BAŞBAKAN ERGENEKON'UN İÇİNDE'

15 Şubat 2009
DTP'li Sakık: "Ergenekon'un bir ayağı Demirel, Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz'dır" dedi
DTP'li Sırrı Sakık, "Ergenekon'un bir ayağı Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz'dır" diyerek başbakanlık yapmış üç ismi töhmet altında bıraktı.

DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Ergenekon üyelerinin Doğu ve Güneydoğu'da katliamlar işlediğini ve bunu dönemin siyasi aktörlerinin bilgisi dahilinde yaptığını savunarak, "Ergenekon'un bir ayağı o dönemin siyasi aktörleridir. Bunun adı Demirel'dir. Bunun adı Çiller'dir. Bunun adı Mesut Yılmaz'dır" iddiasında bulundu.

Diyarbakır'da bir araya gelen 200 kadar kayıp yakını İnsan Yaşam Hakkı Anıtı önünde oturma eylemi yaptı. Kayıp fotoğraflarının taşındığı eylemde DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ve Muş Milletvekili Sırrı Sakık ile bazı sivil topluk örgütlerinin temsilcileri de katıldı.

kaynak: son sayfa

Ergenekon firarisi Bedrettin Dalan, Abdullah Çatlı'nın kızlarını İstek Vakfı'na bağlı okullarda burslu okutmuş


19 Şubat 2009 - Ergenekon soruşturmasının firari şüphelisi eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Bedrettin Dalan, Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı'nın kızlarını İstek Vakfı'na bağlı okullarda burslu okuttu. Sabah gazetesinin haberine göre Dalan, Çatlı'nın küçük kızı Selcen'i masraflarını karşılayarak kendisine ait kolejde okuturken, büyük kızı Gökçen'e de özel bursu ile Yeditepe Üniversitesi'nde master imkanı tanıdı.

YEDİTEPE'DE MASTER

Abdullah Çatlı, 3 Kasım 1996'daki Susurluk kazasında Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ ve Gonca Us'la birlikte hayatını kaybettiğinde büyük kızı Gökçen 21, küçük kızı Selcen de 16 yaşındaydı. Abla Gökçen Çatlı, babasının sık sık 'görev' için gittiği Fransa'nın başkenti Paris'e bağlı Poitiers'de ilkokulu bitirdi. Gökçen Çatlı ilkokulun ardından Türkiye'ye dönerek İstanbul Saint Benoit Fransız Koleji'ne gitti. Gökçen Çatlı daha sonra İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü'nde lisansını tamamlayarak Ergenekon firarisi Bedrettin Dalan'ın burs verdiği Yeditepe Üniversitesi'ni tercih etti. Yeditepe Üniversitesi'nin Sosyal Antropoloji bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamlayan Gökçen Çatlı, 'uluslararası ilişkiler ve siyaset' üzerine doktora yapmayı planlıyor. Çatlı'nın aynı okulda eğitimine devam edeceği öğrenildi.

İSTEK KOLEJİ'NDEN MEZUN

Abdullah Çatlı'nın küçük kızı Selcen ise babası 1996'daki Susurluk kazasında vefat ettiğinde Bedrettin Dalan'ın vakıf okulunda lise ikinci sınıfta eğitim görüyordu. Selcen Çatlı, Dalan'ın verdiği bursla lise eğitimini tamamlayarak, Beykent Üniversitesi'ne kaydoldu. Radyo Televizyon Sinema bölümünü bitiren Selcen Çatlı daha sonra bir dersanede İngilizce öğretmeni olarak çalışmaya başladı.

SAÇAN'IN ÇOCUĞU DA YEDİTEPE'DE OKUYOR

Bugün Ergenekon'da yargılanan Veli Küçük ile dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'ı barıştırmak için makam odasında buluşturan Bedrettin Dalan'ın, Abdullah Çatlı'nın kızlarına burs vermesi, Susurluk kazasından çok önce Çatlı'yı da tanıdığını ortaya koydu. Ergenekon sanığı Adil Serdar Saçan'ın çocuğu da Yeditepe Ünevirsitesi'nde eğitim görüyor.

100 kişilik liste ilişkileri çözecek

Yeni Şafak muhabirinin “Veli Küçük ile Adil Serdar Saçan'ı makam odanızda görüştürdünüz mü?” sorusu üzerine ABD'ye kaçan Bedrettin Dalan ergenekon soruşturmasının 10. dalgasında gözaltına alınamadı. Yeditepe Üniversitesi'nde saatlerce arama yapan polis, Dalan'ın kasasından 5 silah ve binlerce mermi ele geçirildi. Dalan'ın makam odasındaki bir kasada ise burs verdiği öğrenciler ile ailelerin isim listesi çıktı. İddiaya göre 100 kişilik listede Dalan'ın okullarında bedava okuttuğu üst rütbeli askerler, polis ve ünlü işadamlarının çocukları bulunuyordu. Savcılığın incelediği burs listesinden hareketle Dalan'ın Ergenekon içindeki ilişkilerini çözeceği belirtiliyor.

Dalan polisin eline geçtiği için kendisini tedirgin eden burs listesiyle ilgili olarak bugüne kadar 7 bin öğrenciye burs verdiğini belirterek şunları söylemişti:

“Burslu öğrenciler arasında memurlar, öğretim görevlileri, subay çocukları, emniyet mensuplarının çocukları, yargı mensupları ve yetim çocukları var. Babas
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Cum Şub 20, 2009 9:15 pm    Mesaj konusu: Hur$it Tolon'un inkar ettigi çelenk Alıntıyla Cevap Gönder

Karadağ'dan Beddualı Savunma
26 Şubat 2009 17:27

Ergenekon sanığı Karadağ, Silivri'de görülen davanın bugünkü duruşmasında beddualı savunma yaptı. Menderes'in idamıyla ilgili ilginç bir iddiada bulundu.

Ergenekon'un tutuklu sanığı emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ, iddianamede bazı gazetecileri takip ettirdiği iddialarının da yer aldığını vurgulayarak, 'Senin soyun kurusun inşallah. Ben niye takip ettireceğim? Aklına, hayaline gelen her şeyi iddianameye yazıyor' dedi.

'Ergenekon' davasının 56. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın duruşmasına, tutuklu sanıklardan 28'i katıldı.

Tutuklu sanıklardan emekli Tuğeneral Veli Küçük, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in de aralarında bulunduğu 10'u ise duruşmaya gelmedi. Duruşmada, tutuksuz sanıklardan Güler Kömürcü Öztürk de hazır bulundu. Önceki gün başladığı savunmasına devam eden Karadağ, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde önceki gün başladığı savunmasına devam eden Karadağ, ırkçılıkla suçlandığını belirterek, bunun tamamen asılsız olduğunu söyledi.

Karadağ, Türk kelimesinin kökenine değinerek, 'Türk, kesinlikle bir ırk adı değildir. 'Türk kişi', tanrıya inanan ölümlü insan demektir. Gazi Paşa zamanında zaten bütün bunlar biliniyordu. Sonradan unutuldu' görüşünü dile getirdi. Dağdaki teröristlere af çıkarma teşebbüsünde bulunulduğunu, 'Gelin, bizimle siyaset yapın' denildiğini savunan Karadağ, 'Siz hangi şehit anasının, babasının onayını aldınız ki Türk çocuklarının kanlarını dökenleri affediyorsunuz? Kim dağa çıksa, televizyon açın, ayrı bölge kurun diyeceksin. Yok öyle bir şey' diye konuştu.

'Düşmanın' kendisine yapılanları unutmadığını ve vatanın 'asil evlatlarını' infaz ettirdiğini öne süren Karadağ, Kıbrıs Türk Mukavemet Teşkilatını kuran Adnan Menderes'in idam edildiğini, bunu yapanların da İngilizler olduğunu, bugün de milletine hizmet eden vatan evlatlarına 'sen hainsin' denildiğini iddia etti.

"DARBENİN NE KADAR YIKICI OLDUĞUNU BİLİYORUM"

Karadağ, Kuvayi Milliye Derneğinden ayrıldıktan aylar sonrasına denk gelen bir dönemde, 38 kişilik bir örgüt kurduğunun ileri sürüldüğünü anlatarak, daha önce başka bir savcının, bu konuda dava açılmasını 'bu kadar saçma delillerle dava olmaz' diye reddettiğini savundu. Mehmet Fikri Karadağ, bir grup insanın fişlenerek hedef haline getirildiğini, terör bölgelerinde görev yaptığını, darbenin, bir neslin yok edilmesinin ne kadar yıkıcı bir şey olduğunu bildiğini, bu nedenle askeri darbe yapmanın 'aklından bile geçmeyeceğini' öne sürdü.

"POLİSLER DE REİS DİYOR"

İddianamede, bir telefon tapesinde Sedat Peker'den 'Reis' diye bahsettiğinin belirtildiğini ifade eden Karadağ, Türkiye Futbol Federasyonu eski Başkanı Hasan Doğan'dan da 'Koca Reis' diye bahsettiğini kaydederek, 'Sayın Sedat Peker'le hiçbir alakam ve irtibatım yoktur. Kardeşi bana telefon ettiğinde, 'reis nasıl?' demişim. Herkes reis diyor, polisler de reis diyor' iddiasında bulundu.

Hasan Doğan'la görüşmelerinin, Doğan'ın kendisini Fehmi Koru'nun programına çıkarmak istemesiyle ilgili olduğunu öne süren Karadağ, bu görüşmeden kendisinin Fehmi Koru'ya suikast düzenlediği şeklinde bir iddianın ortaya atıldığını ileri sürdü.

BEDDUALI SAVUNMA

Karadağ, iddianamede bazı gazetecileri takip ettirdiği iddialarının da yer aldığını vurgulayarak, 'Senin soyun kurusun inşallah. Ben niye takip ettireceğim? Aklına, hayaline gelen her şeyi iddianameye yazıyor' dedi. Sami Hoştan'dan para aldığı iddialarının doğru olmadığını, Hoştan'ı ömründe görmediğini iddia eden Karadağ, 'Öyle bir şey olsa elektrik, telefon kira borcumuzu öderdik. Simit alacak paramız yok. İyiki de yok' diye konuştu.

Karadağ, Hasan Doğan'la olan telefon konuşmasına değinerek, 'İSKİ beni kaçak su kullanımından mahkemeye vermişti o dönem. Bütün sıkıntım buydu. Hasan Doğan'dan yardım alıp bunun parasını yatırdım' dedi. Ordu kurduğu iddiasına da değinen ve 'Ordu kurmak öyle kolay iş mi sayın Başkanım?' şeklinde konuşan Karadağ, iddianamenin yalanlardan ibaret olduğunu ve bunu desteklemek için yalancı gizli tanıkların çıkarıldığını öne sürdü.

İddianamede tetikçi tuttuğunun söylendiğini, ancak asıl cinayet planlayanın kendisi değil, iddianameyi hazırlayan savcı olduğunu, çünkü 'hukuk cinayeti' gerçekleştirdiğini ileri süren Karadağ, bir telefon tapesinde, 'Onlar isteseydi bizimle temas kurardı' ifadesinden yola çıkılarak askeri darbeye teşvik ettiği iddiasında bulunulduğunu aktardı. Karadağ, 'Bu sözü Genelkurmay için söylemişim. Hatırlamıyorum konuşmayı. Söylemişim işte. İddianamede amaç örtülü olarak TSK'yı yıpratmak. Yapmayın. Milletin güveneceği başka bir şey yok' dedi.

Karadağ, CHP Sarıyer ilçe başkanının Mercedes minibüsüyle 2 kez Ankara'ya gittiği iddiasının da saçma olduğunu savundu. 'Ergenekon' diye bir terör örgütünde görev almadığını savunan Karadağ, 'Ergenekon terör örgüt diye bir örgüt hiç duymadım ki ondan görev alayım. Hem madem örgütün kurucusuyum, görev almam, benim altımda adamlar vardır, görev veririm' diye konuştu. Karadağ, Sevgi Erenerol, Kemal Kerinçsiz gibi isimlerle irtibat halinde olduğunun belirtildiğini, ancak örgütün kurucuları olduğu iddia edilen İlhan Selçuk ve Kemal Alemdaroğlu'yla herhangi bir irtibatının yer almadığını, bunun bir çelişki olduğunu ileri sürdü.

'VELİ KÜÇÜK'LE BAĞIM YOK'

Tutukla sanıklardan emekli Tuğgeneral Veli Küçük'le görüşmeleri bulunduğunun doğru olmadığını savunan Karadağ, 'Küçük'le herhangi bir bağım yok ki örgütsel bağım olsun' dedi.

Doğu Perinçek, Kemal Kerinçsiz ve Sami Hoştan'ı tanımadığını belirten Karadağ, bu kişilerle örgütsel bir yapı içerisinde bulundukları iddiasının doğru olmadığını savundu. Mehmet Fikri Karadağ, 'Böylesine insafsız ve mesnetsiz iddiaların hukukçuların süzgecinden geçmediği yönünde büyük inancım vardır' diye konuştu.

Osman Yıldırım'ı tanımadığını ve hakkındaki beyanlarını kabul etmediğini anlatan Karadağ, 'Osman Yıldırım cehennemde şeytanla arkadaş olsun. Osman Yıldırım'a inanan insan yeryüzünde nasıl dolaşır' dedi. Karadağ, askeri müdahale için faaliyette bulunmanın aklının ucundan bile geçmeyeceğini belirterek, 12 Eylül döneminde kendisinin de görevde bulunduğunu, bu sırada askeriye adına halka zulmedenlerle mücadele ettiğini anlattı.

Tutuklu sanık Karadağ, 'Benim için hürriyet her şeyden önemlidir. Hürriyetim 13 aydır kısıtlanıyor. Benim 13 saniyem bu iftiracıların bütün soylarının kıyamete kadar olan ömürlerinden daha kıymetlidir. Çünkü ben yalan bilmem, dosdoğru konuşurum. Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. Tahliyemi ve beratımı talep ediyorum' diye konuştu.
aktifhaber

Ergenekon'da bir öğretim üyesi daha tutuklandı
12:30 - İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimat ı doğrultusunda Diyarbakır'da gözaltına alınan Abdurrahman Doğru, sorgusunun ardından nöbetçi mahkemeye çıkarıldı. Doğru, nöbetçi mahkemece tutuklandı. İstanbul'a gönderilen Doğru'nun Silivre Cezaevi'ne konulduğu bildirildi. "Ergenekon terör örgütü üyesi olmak" suçundan tutuklanan DÜ öğretim görevlisi Doğru'nun geçen yıl bir süreliğine Diyarbakırspor Asbaşkanlığı görevini yürüttüğü öğrenildi. 24.02.2009 DİYARBAKIR
netgazete

Perinçek, 'Karargahevleri' ile bağlantısını reddetti

27 Şubat 2009 "Karargahevleri"ne ilişkin Askeri Savcılıkça yürütülen soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek'in, "Bir Türk subayıyla tanışmaktan ve konuşmaktan mutluluk duyacağını ancak soruşturmada adı geçen subaylar ile tanışmadığını" söylediği bildirildi.
İP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Özbey, "Ergenekon" davas ından tutuklu Doğu Perinçek ile partinin Basın Bürosu Başkanı Hikmet Çiçek'in dün askeri savcılık yetkilileri tarafından ifadesinin alınmasına ilişkin basın mensuplarına açıklama yaptı.
MİT'in 28 Mart 2007 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına 4 sayfalık bir yazı ile bir şema gönderdiğini dile getiren Özbey, bunun üzerine Genelkurmay Başkanlığı tarafından idari bir soruşturma başlatıldığını anlattı.
Özbey, "Ergenekon" soruşturması kapsamında Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'ün aynı konuda Genelkurmay Başkanlığına 8 Mayıs 2008 tarihinde bir yazı gönderdiğini vurguladı.
MİT'in, Genelkurmay Başkanlığına gönderdiği yazıda, "İşç i Partisinin, Alevi kesimden kişilerle birlikte, Türkiye'nin bölünmesi parçalanması tehlikesi doğduğunda, gerekirse TSK'nın yanında silahlı mücadele vermek amacıyla bir yapılanmaya giriştikleri, bu yapılanma içinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı mensubu bir kısım muvazzaf subay ve Harp Okulu öğrencisinin de yer aldığı, bunun bir düşünce hareketi olarak değerlendirildiğinin" bildirildiğini anlattı.
TSK bünyesinde idari soruşturma sürdüğü sırada, Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Askeri Savcılığa adli soruşturma talimatı verildiğini belirten Özbey, soruşturma kapsamında şemada yer alan kişilerden öncelikle muvazzaf subaylar ile askeri öğrencilerin ifadelerine başvurulduğunu, ardından İP üyelerinin ifadesinin alındığını kaydetti.
Özbey, soruşturmanın, biri Albay diğeri yüzbaşı 2 askeri savcı tarafından yürütüldüğünü, temel olarak ""Kararahevleri diye bir örgütlenme var mı?" ve "Bu konudaki MİT belgesinin nasıl dışarıya sızdığını"nın araş tırıldığını ifade etti.
Perinçek'in Askeri Savcılıktaki ifadesinde "Bir Türk subayıyla tanışmaktan ve konuşmaktan mutluluk duyacağını ancak soruşturmada adı geçen subaylar ile tanışmadığını" söylediğini aktaran Özbey, Perinçek'in "Şemanın tı pkı diğer Ergenekon şemaları gibi MİT içinde çöreklenmiş CIA-MOSSAD ekibi tarafından tertip amacıyla imal edildiğini" dile getirdiğini belirtti.
Özbey, Perinçek'in ifadesinde "TSK komuta kademesinin, Türk Ordusu'na yönelik iftira ve yıpratma kampanyasına, psikolojik savaşa sessiz kalmayarak, tertipçiler hakkında yasal yollara başvurarak şikayetçi olması gerektiğini düşündüğünü" sözlerine eklediğini anlattı.

netgazete

Korgeneral Kalyoncu Sorgusu
26 Şubat 2009 13:19

‘Ergenekon şüphelisi' öğretim görevlisi görevlisi Abdurrahim Doğru’ya ‘Korgeneral Kalyoncu' dahil 53 soru soruldu... Vahim nitelikli silah trafiği ise akla ziyan..

Ergenekon soruşturması kapsamında Diyarbakır'daki evinden gözaltına alındıktan sonra tutuklanıp İstanbul’a gönderilen Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Atatürk ilke ve İnkılapları Bölümü öğretim görevlisi Abdurrahim Doğru'nun, halen görevini sürdüren 7'nci Kolordu Komutanı Korgeneral Bekir Kalyoncu ile olan ilişkisi nedeniyle sorgulandığı belirtildi.

Abdurrahim Doğru'nun Elazığ'ın Sivrice İlçesi'ndeki yazlığında silah ve cephanelik bulunabileceği gerekçesiyle kazı çalışması yapıldığı ortaya çıktı.

Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların talebi üzerine Diyarbakır'da gözaltına alındıktan sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde 2 gün sorgulanan Abdurrahim Doğru, savcıların talimatıyla 2 gün daha ek gözaltı süresi alınarak tam 4 gün sorgulandı. Doğru, ardından sevk edildiği özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi yedek hakimliğince tutuklandı.

BAHÇE VE DUVARLAR KAZILDI
Evinde yapılan aramada 5 silahın bulunması üzerine soruşturmayı genişleten savcılık, Abdurrahim Doğru'nun Elazığ'ın Sivrice İlçesi'ndeki Hazar Gölü'nde bulunan yazlığında da arama ve kazı çalışması yapılması talimatını verdi.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ile Elazığ'daki Terörle Mücadele Şubesi ekipleri ortak çalışmasıyla Abdurrahim Doğru'nun Sivrice'deki dubleks yazlığında arama yapıldı. Yazlıkta suç aletine rastlanılmaması üzerine savcılık bu kez odalarla bağlantıyı sağlayan evin duvarları ve bahçe içerisinde de silah ve cephanelik olabileceği ihtimaliyle kazı çalışması yapılması emrini verdi. Polis ekipleri 2 günlük süren kazı çalışmaları sonucunda silah ve mühhimmata rastlanmaması üzerine evden ayrıldı.

53 SORUDA KALYONCU PAŞA SORGUSU
Sorguya alınan Abdurrahim Doğru'ya yöneltilecek 53 soru Ergenekon'u soruşturan savcılar tarafından Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne gönderildi. Abdurrahim Doğru'nun özellikle bölgede görev yapan üst düzey askeri yetkililerle olan ilişkilerinden dolayı sorgulanması dikkat çekti.

Diyarbakır'daki 7'nci Kolordu Komutanı Bekir Kalyoncu ile ilgili Doğru'ya, “Bekir Kalyoncu'yu tanıyor musun? Ne ilişkiniz var?” diye sorusunun polis ve yedek hakimlik tarafından yöneltildiği belirlendi.

Abdurrahim Doğru'nun ise Korgeneral Kalyoncu'yu geçmişte Diyarbakırspor yöneticisi olması nedeniyle tanıdığını, kulübe destek olmak amacıyla kendilerini ziyarete geldiğini belirterek, “Bizi ziyaret ettiği için biz de kendisine kulüp yönetimi olarak kendisine iade-i ziyarette bulunduk. Başka bir ilişkim yoktur” dedi. Doğru'nun Korgeneral Kalyoncu ile birlikte çektirdiği hatıra fotoğraflarına da el konulduğu bildirildi.

Öğretim görevlisi olan Abdurrahim Doğru’nun, Diyarbakır'da Jandarma Bölge Komutanlığı yapan ardından Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı'ndan emekli olan Ergenekon'un tutuklu sanığı Tuğgeneral Levent Ersöz, Veli Küçük ve JİTEM Grup Komutanı Albay Arif Doğan, Sakarya'daki evinden cephanelik çıkan ve ardından tutuklanan Yarbay Mustafa Dönmez ile olan ilişkilerinden dolayı polis ve hakim tarafından sorgulandığı belirlendi. Doğru, adı geçen askerleri tanımadığını, ilişkisinin olmadığını söyledi.

“ADIM ŞEYHMUS' DEYİNCE ŞÜPHELENDİM”
Abdurrahim Doğru'ya ait 2 cep telefonuna el konulurken, ilgili GSM kuruluşlarından son 1 yıl içerisinde yaptığı görüşmelerin dokümü istendi. 5 saat hakim tarafından sorgulanan Abdurrahim Doğru, Malatya'dan kendisiyle görüşmeye gelen ve rektörlük seçimleriyle ilgili konuştukları Uzman Çavuş Mehmet Çolak'ın adını Emniyet Müdürlüğü'nde öğrendiğini, kendisini ‘Şeyhmus Yüzbaşı' olarak tanıttığını belirterek ifadesinde şöyle dedi:

“Malatya'daki bir yakınımın referansıyla kendisiyle görüştüm. Bana kendini ‘Şeyhmus Yüzbaşı' olarak tanıttı. Adının Mehmet Çolak, görevinin uzman çavuş olduğunu burada öğrendim. Hatta isminden şüphelendim ve kendisine, ‘Şeyhmus' adı genellikli bu bölgedeki insanlara verilir. Sen batılısın ve adın nasıl Şeyhmus? Yoksa bu kod isim mi?' dedim. O da gülerek sessiz kaldı. Yanında bir de üsteğmen vardı. Ona ‘Müdür’ diye hitap ediyordu. Bir pastanede oturduk. Yanımızdaki masada tanımadığım birileri daha vardı. Onlar bizi tanıyormuş, kalkarken hesabı vermemize engel oldular. Onların da asker olduklarını düşünüyorum. Mehmet Çolak benden daha sonra 1000 lira istedi. Ama ben vermedim. İyi ki de vermemişim yoksa Ergenekon'a finans sağlamakla da suçlanırdım. 35 yıllık profesyonel avcıyım. Av merakım nedeniyle silahlara ilgim var. Evimde 1'den fazla silah bulundurma sebebim de budur.”

“ADLİ EMANETTEKİ SİLAHI VALİ KENDİ ADINA ÇEVİRMİŞ”
Öğretim görevlisi Abdurrahim Doğru'nun evinde bulunan 5 silah, 1 bilgisayar, 2 harddisk, CD'ler ve hafıza kartlarıyla ilgili de incelemeler sürüyor. Öğretim görevlisinin evinde ele geçen 5 silahtan eski Olağanüstü Hal Bölge Vali Yardımcısı ve Şırnak eski Valisi Hüseyin Başkaya adına kayıtlı olan uzun namlulu vahim nitelikli yivli kurşun özellikli tüfeğin keskin nişancı ‘Smirnoff' marka gece görüş dürbünlü silah olduğu saptandı.

Bu silahın Vali Hüseyin Başkaya'nın Şırnak'ta görev yaptığı dönemde Uludere İlçesi'nde bir köylüde ele geçirildiği, bu köylünün ‘vahim nitelikli silah bulundurmak' suçundan tutuklandığı, silahın adli emanete alındığı bildirildi. Davanın sonuçlanmasından sonra silahın Makine Kimya Endüstrisi'ne (MKE) gönderildiği, dönemin Şırnak Valisi Hüseyin Başkaya'nın bu silahı Ankara'dan Şırnak'a getirtip adına ruhsatlandırdığı ortaya çıktı.
55'inci Hükümet döneminde GAP'tan Sorumlu Devlet Bakanı olan Şırnak eski milletvekili Salih Yıldırım'ın adına kayıtlı silahı ise, Doğru'nun bakandan aldığı, başkası adına kayıtlı olması ve ruhsat süresi dolmasına rağmen Emniyet Müdürlüğü'ne teslim etmediği bildirildi.
aktifhaber
Senem'e Göre Dava Komplo
23 Şubat 2009 21:17

ETÖ sanığı İP'li Senem, Ergenekon terör örgütü davasını eleştirdi..

"Ergenekon" davasının tutuklu sanıklarından İşçi Partisi (İP) Genel Sekreteri Nusret Senem, bu davanın "bir psikolojik harp davası olduğunu" öne sürerek, "Bir hukuk, ceza davası kesinlikle değildir" dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savunmasına başlayan Senem, hukuk devletinin yazılı hukuka, kanunlara dayandığını belirterek, bu davada savcılığın yazılı hukuku çiğnediğini iddia etti.

Senem, "Bu soruşturmayı savcılar değil, emniyet yürütmüştür. Soruşturma emniyetin talimatları doğrultusunda yürütülmüştür" dedi. Senem, süreç boyunca soruşturmanın gizliliği ilkesinin medyada çıkan haberlerle birçok kez çiğnendiğini ileri sürerek, "Bu dava aslında bir basın davasıdır. Kimin suçlu olduğu, kimin tutuklanması gerektiğine dair ifadeler önce basında yayımlanmakta, kamuoyunda olumsuz bir hava yaratılmakta, ardından hukuki işlem yapılmaktadır. Bu dava bir psikolojik harp davasıdır. Bir hukuk, ceza davası kesinlikle değildir" diye konuştu.

Dava, asrın komplosudur

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, "Belgelerin duruşma salonundan sızdırıldığını, avukatların sızdırdığını" söylediğini ifade eden Senem, "Sayın Adalet Bakanı elini bu davadan çekmeli" diyerek şöyle devam etti:

"Bu dava, hükümetin doğrudan içinde olduğu bir davadır. Bu dava, hükümetin bütün gücüyle, emniyetteki Fethullahçılar'ı kullanarak oluşturduğu bir davadır. Bu davayı 'asrın davası' diye büyütmeyelim, değildir. Bu dava asrın komplosudur."

Senem, iddianamede suç tarihinin bile bulunmadığı iddiasıyla şöyle konuştu:

"Böyle bir iddianame olmaz. İddianame değil bu, bir psikolojik harp belgesi. Bu iddianameyi savcılar yazmadı. Birçok yerinde şube müdürü ifadesi var. Bunun iddianameden çıkarılması istendi. Çıkarılmasın. Bu, iddianameyi emniyetin yazdığını gösteriyor. Cahil birileri falan da yazmamış. Psikolojik harbin eğitimini bilenler tarafından yazılabilir böyle bir iddianame ancak. Hukukçular, böyle bir belgeyi isteseler de yazamazlar."

Kendisinin de 30 yıllık avukat olduğunu, bu yolla elde edilen belgelerin kesinlikle delil olma niteliği bulunmadığını iddia eden Senem, 30 sayfalık arama tutanağını Mahkeme heyetine göstererek, iddianamede söz edilen 4 adet CD'den tutanağın hiçbir yerinde bahsedilmediğine işaret etti. Senem, "Kanımca bu CD'ler İstanbul'da emniyetteki bütün arşiv bilgileri açılarak, taranmış ve delillerin arasına sonradan konmuş" dedi.

Senem, CD'lerdeki delil olarak gösterilen ve suikast planı olduğu iddia edilen şemanın altında "Veli Küçük'ün illegal yapılanması" ifadesinin yazılı olduğunu Tuncay Güney'in emniyetteki ifadesinde elle çizdiği şemanın aynısı olduğunu, bunun emniyetten başka hiçbir yerde bulunmasının mümkün olmadığını savundu. Nusret Senem, şemanın bilgisayar ortamına aktarılarak delillerin arasına polis tarafından konulduğunu öne sürdü.

Senem, "Biz İşçi Partisi'ne bir tertip düzenlendiğini biliyoruz ama partimizin sekreterlik masasına delil olacak CD'ler bırakıyoruz. Affedersiniz ama benim alnımda enayi yazmıyor. Faillin suç kanıtlarını koyup gelin bunları bulun demesi mantıksız" diye konuştu.

aktifhaber

Ergenekon/ İP'li Senem: Belgeleri polis hazırladı
17:00 - "Ergenekon" davasının tutuklu sanıklarından İP Genel Sekreteri Nusret Senem'in çapraz sorgusu tamamlandı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, Senem, CD'lerin birinde Ümit Sayın'dan geldiği öne sürülen bir belgenin bulunduğunu, ancak Sayın'ın kendisine belgeyi hiç kimseye göndermediğini söylediğini savunarak, "Sayın, benden 1 ay önce gözaltına alındı. Bu da o belgelerin İstanbul Emniyeti'nde hazırlandığını gösteriyor. Partimizde davayla ilgili herhangi bir şey çıkmamıştır. O belgeler İstanbul Emniyeti'nde hazırlanmıştır. Ayrıca neden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına müdahale edilmiştir. Bunlar savcılık, onlar savcılık değil mi?'' dedi. 24.02.2009 İSTANBUL
netgazete

Ergenekon'un %75'i Doğru
23 Şubat 2009 09:18

Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan Erhan Göksel iddianame hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.

Ergenekon'dan gözaltına alınıp sorgulandıktan sonra serbest bırakılan Verso araştırma şirketinin sahibi Erhan Göksel, "Ergenekon'daki iddiaların yüzde 75'i doğru." dedi.

ODTÜ Mezunları Derneği'nin düzenlediği 'Ekonomik Kriz ve Küreselleşme' konulu konferansta konuşan Göksel, Ergenekon terör örgütü operasyonundan bahsetti.

İddiaların büyük bölümünün doğru olduğunu belirterek, "Ancak beyaz çamaşırla renkli ve siyah çamaşırlar aynı anda yıkanıyor. Veli Küçük, İbrahim Şahin gibi bir iki piyon ceza alacak ve bu olay kapatılacak. Bu davanın gerektiği biçimde sonuca ulaşacağını sanmıyorum." iddiasında bulundu.

Erhan Göksel, davanın en büyük destekçisinin, faili meçhullerden dolayı Kürtler olduğunu savundu. Ancak faili meçhullerin savcıların umurunda olmadığını, olayın tamamen politikleşip iktidar mücadelesi haline dönüştüğünü ileri sürdü.

Kendi sorgulanma sürecine de değinen Göksel, bilgisayarına, telefonlarına ve yayınlanmak üzere hazır olan bir kitabına el konulduğunu, halen geri verilmediğini aktardı.
aktifhaber

Hurşit Tolon'un inkar ettiği çelenk

Başkan ve üyeleri tutuklanarak cezaevine konulan VKGB Derneği'nin yaptığı ilk toplantının kamera kayıtları ortaya çıktı. Görüntülerde Hurşit Tolon'un inkar ettiği bir gerçek de var.20 Şubat 2009 17:58


2005 yılında yapılan toplantıya dönemin 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un çelenk gönderdiği, bir çok Ergenekon sanığının da bizzat katıldığı görülüyor.

Ergenekon iddianamesinde de söz edilen toplantıya katılanlardan Muzaffer Tekin, Danıştay saldırganı Alparslan Aslan'ı bu toplantıda gördüğünü söylüyor.

Tarih 13 Nisan 2005. Kadıköy'deki Erol Çakır öğretmen evi, çok sayıda davetlinin katıldığı Vatansever Kuvvetler Güç Birliği'nin ilk toplantısına ev sahipliği yapıyor.

Vatansever Kuvvetler Güç Birliği derneğinin tanışma toplantısı, daha sonra Ergenekon'la gündeme gelen veya tutuklanan birçok ismi de bir araya getirmiş. Toplantıya katılanlar arasında silah üzerine ölme ve öldürme yemini ettiren Kuvvai Milliye Derneği Başkanı Emekli Albay Fikri Karadağ ile Derneğin yöneticilerinden Hüseyin Görüm, Danıştay saldırısı sonrası gözaltına alınan Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin de bulunuyor.

Onursal başkanlığını emekli Korgeneral Hasan Kundakçı'nın yaptığı ileri sürülen Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Derneği'nin toplantısına birbirinden ilginç isimlerin de çelenk gönderdiği görülüyor. Dönemin 1. Ordu Komutanı, bugünün Ergenekon sanığı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un gönderdiği çelenk diğerleri arasında dikkat çekiyor.

Toplantıya ayrıca KKTC Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Emekli Tümgeneral Cumhur Evcil , Emekli Korgeneral Suat İlhan ve Yargıtay Onursal Başsavcısı Vural Savaş'ın da çelenk göndererek destek verdikleri anlaşılıyor.

Bu toplantı Ergenekon iddianamesinde de geçiyor. İddianamede, toplantıya katılan Muzaffer Tekin'in, Danıştay saldırısında tetiği çeken ve yakalandığında da üzerinden Vatansever Kuvvetler Güçbirliği'nin kartviziti çıkan Alparslan Arslan'ı bu toplantıda gördüğünü söylediği yazıyor.

Üyeleri şehit ailelerini dolandırmak ve çete kurmak suçundan tutuklanan derneğe Çelenk gönderen Emekli Orgeneral Hurşit Tolon,daha önce bu konu ile ilgili yapılan haberleri avukatı aracılığıyla yalanlamıştı. Dernek toplantısına, çelenk gönderdiği yönündeki haberleri tekzip ettiren Tolon, dernekle ilişkilendirilmesini de avukatı aracılığıyla şu sözlerle eleştirmişti.

''ANILAN HABERDE BAHSEDİLMİŞ OLDUĞU GİBİ MÜVEKKİLİM VATANSEVER KUVVETLER GÜÇ BİRLİĞİ HAREKETİ'NİN HERHANGİ BİR TOPLANTISINA ÇELENK GÖNDERMEMİŞ VE BU KURUM VEYA ÖRGÜTLENME İLE HERHANGİ BİR İLİŞKİ İÇERİSİNE GİRMEMİŞTİR. MÜVEKKİLİM HAKKINDA GERÇEĞE AYKIRI İTHAMLAR İÇEREN, MÜVEKKİLİMİN ŞEREF VE HAYSİYETİNE SALDIRI TEŞKİL EDEN, MÜVEKKİLİMİ İLLEGAL BİR ÖRGÜT YAPILANMASI İÇERİSİNDE GÖSTEREN BU HABERİN DÜZELTİLMESİNİ...''

Tolon, derneğe çelenk gönderilmesi ile ilgili haber yapılmasını ''Şeref ve haysiyete saldırı, illegal bir örgüt içinde gösterme çabası'' olarak değerlendiriyor. Ancak vatansever kuvvetler güç birliği toplantısının görüntülerinde üzerinde 1. Ordu Komutanı Hurşit Tolon yazılı bir çelengin yer aldığı açıkça görülüyor.


Samanyoluhaber

BELGELER KARŞISINDA ÜRPERMİŞ
22 Şubat 2009 08:40

Emekli Tümgeneral Erdal Şenel, belgeleri görünce Ergenekon'dan ürpermiş..

Ergenekon'un 10'uncu dalgasına yakalanan emekli Tümgeneral Erdal Şenel, sorgu odasında çarpıcı ifadeler verdi: Derin yapılanmayı nezarethanede gösterilen belgelerden farkettim, ürperdim.

Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınan eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel, sorgusu sırasında fark ettiğini ileri sürdüğü Ergenekon belgelerinden ürktüğünü söyledi. Şenel, “Bana sorulan sorulardan sonra Ergenekon'un bir terör örgütü olduğunu anladım” dedi.
Ergenekon Operasyonu'nun 10'uncu dalgasında gözaltına alınan emekli Tümgeneral Erdal Şenel, Ergenekon terör örgütü ile gözaltında bulunduğu nezarethanede yüzleştiğini ileri sürdü.

ÇOK DERİN BİR YAPILANMA

Hürriyet'in haberine göre, Emniyet Müdürlüğü'ndeki sorgulama sırasında Şenel'in , yaptığı bir telefon görüşmesinde ifade ettiği,

“Yapılan soruşturma bir rövanş” sözleri gündeme geldi. Polisler eski Genelkurmay Adli Müşaviri Şenel'e, “Yürütülen soruşturma tamamen hukuksal bir süreç olmasına rağmen sizin bunu bir rövanş olarak görmenizin sebebi nedir?” sorusunu yöneltti. Şenel'in bu soruya cevabı şu oldu: “Sözün gelişi böyle söyledim. Kaldı ki o sıralar Ergenekon'un ne olduğunu bilmiyordum. Emniyette bana gösterilen belgelerden Ergenekon'un çok ciddi ve derin bir yapılanma olduğunu anladım. Ergenekon terör örgütünü bana nezarethanede gösterilen belgelerden farkettim ve ürperdim.”

PİŞMANLIKTAN FAYDALANMADI

Bu gelişmeler üzerine Şenel, soruşturmayı yürüten Savcı Zekeriya Öz tarafından, “etkin pişmanlık hükümleri ihtimali” doğduğunu belirten bir üst yazı ile mahkemeye sevk edildi. Ancak Şenel, mahkemede, “Cumhuriyet savcılığı yazısındaki isnadı ve buna dayalı olarak hakkımda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yönelik düşünceyi kabul etmiyorum” diyerek, etkin pişmanlıktan faydalanmaktan kaçındı.

Batı Çalışma Grubu'nun beyni

Emekli Tümgeneral Erdal Şenel, 28 Şubat sürecinin baş aktörlerinden biri olarak tanındı. Batı Çalışma Grubu'nca hazırlanan tüm plan ve projelerde imzası bulunan Şenel, Genelkurmay hukuk müşavirliği görevini en uzun süre yapan askerî hukukçu olarak da kayıtları geçti. Şenel, 1995-2003 yılları arasında bu makamda oturdu. Hukuk müşavirleri tuğgeneralliğe kadar yükselebilirken Erdal Şenel, tümgeneral yapıldı. Şenel'in geçmişte JİTEM sanıklarıyla ilgili tutumu da dikkat çekti. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ve emekli Albay Arif Doğan gibi isimlerin yargılanmalarına imkân tanımadı.
aktifhaber

Veli Küçük: 13 aydır paşa paşa yatıyorum

24 Şubat 2009 "Ergenekon" davasının tutuklu sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük, "Ben burada tutukluluğu bir ceza olarak görmüyorum. Vatanıma, bayrağıma, Atatürk'e yaptığım bir hizmet olarak görüyorum" dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada söz alan Veli Küçük'ün avukatı ve kızı Zeynep Küçük, "Bu durumu size aktarmaktan rahatsızlık duyuyorum, ama sizden başka talepte bulunacağımız bir merci kalmadı" ifadesini kullandı.
Müvekkilinin kalp damarında stent olduğunu, bazı başka şikayetlerinin de olması nedeniyle 20 Şubatta Silivri Devlet Hastanesine sevk edildiğini belirten Zeynep Küçük, bazı tetkiklerle kan testlerinin yapıldığını kaydetti.
Kan testinde AFP değerinin normalin 4.5 katı çıktığının görüldüğünü belirten Zeynep Küçük, doktorun bu nedenle Veli Küçük'ü daha ileri tetkiklerin yapılması için başka hastaneye sevk etmek istediğini anlattı.
İlgili doktorun sevk yapılabilmesi için Başhekimden izin almaya gittiğini, ancak döndüğünde, aynı kan örneklerine yeniden test yapılmasını n istendiğini ve başka hastaneye sevkin onaylanmadığını söylediğini kaydeden Küçü k, yeniden yapılan testte değerlerin aynı çıktığını aktardı.
Buna rağmen Veli Küçük'ün başka hastaneye sevkinin yapılmadığı nı belirten avukat Küçük, tahlil sonuçlarının da kendisine verilmediğini ifade etti.
Tahlil sonuçlarını almak için Başhekimliğe bir dilekçeyle başvurduğunu, Başhekim ile yaptığı görüşmede aynı testlerin 3. kez yapılmasının istendiğini kaydeden Küçük, testin 3. kez yapılmasına izin verdiğini, ancak diğer 2 testin sonuçlarını almak istediğini anlattı.
Başhekimin, kendisine 2 testin sonuçlarını alabileceğini söylemesine rağmen, test sonuçlarını alacağı birime gittiğinde, buradaki personeli ertesi güne kadar sonuçları vermemeleri konusunda telefonla talimatlandırdığını savunan Küçük, bunun rutin bir uygulama olmadığını belirtip, 3. testin yapılmasını reddettiğini kaydetti.
Zeynep Küçük, şöyle konuştu:
"Sabah bir araç göndererek test için kan almak istemişler. Biz kan vermeyi reddettik. Onunla birlikte test sonuçlarını da cezaevine göndermişler. Sonuçları cezaevinden almak istedim, ama doğal olarak onlar da vermediler. Savcılıktan olur aldıktan sonra test sonuçlarına ulaşabildim. O da 2 testin sonucu değil, bir testin sonucu. 3 gündür müvekkilime uygulanan kan testinin sonuçlarını almak için uğraşıyorum. Ben kimi kime şikayet edeyim. Bizim en değerli hakkımız olan yaşam hakkımız ihlal ediliyor. Sizden yaşam hakkım ızı koruma altına almamızı istiyoruz. Bundan sonra müvekkilime ilişkin tüm sağlık kayıtlarının dosyaya celp edilmesini istiyoruz. Avukatı ve kızı olarak ben bunu beceremedim."
Bunun üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, "Biz deneyelim bakalım, becerebilecek miyiz acaba?" dedi.
Söz alan tutuklu sanık Veli Küçük, Kandıra F Tipi Cezaevindeyken ağır bir rahatsızlık geçirdiğini, bu sırada kalp damarına da stent takıldığını anlattı.
Bu stentin 6 ayda bir kontrol edilmesi gerektiği söylenmesine rağmen, "Hastaneye yatmak istiyor" denmesini engellemek için kontrole gitmediğini söyleyen Küçük, şöyle konuştu:
"Ben duracaksam, bu vatan için dik duracağım. Öleceksem de vatan için öleceğim. Gücüme giden, yukarıdan talimat geldi. Yukarıdan diyorsam, Hükümet'ten, bu davanın eş başkanı olan savcısından talimat geliyor; 'Veli Küçük'ü sevk etmeyeceksiniz, 2. kez kan alacak, başkasının kanıyla karıştırıp bir şey yok diyeceksiniz'. Ben 35 sene bu ülkeye hizmet ettim. Ölünceye kadar da hizmet edeceğim. Bir diyet ödetilecekse ben bunu ödeyeceğim. Ben burada tutukluluğu bir ceza olarak görmüyorum. Vatanıma, bayrağıma, Atatürk'e yaptığım bir hizmet olarak görüyorum. 13 aydır tutukluyum. 13 aydır paşa paşa yatıyorum. Lütfen beni rahat bıraksınlar."
Tutuklu sanıklardan İsmail Yıldız da özel bir televizyon kanalında yapılan bir haberde, JİTEM'de çalıştığının ifade edildiğini belirterek, bu televizyon kanalından, kendisinin JİTEM elemanı olduğuna dair bilgi ve belgelerin istenmesini talep etti.
Söz alan bazı tutuklu sanıklar ile avukatları da tahliye talebinde bulundu.
Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, tutuklu sanıklardan Vatan Bölükbaşıoğlu'nun 6. kez tahliyesini talep etti.
Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün de değişik tarihlerde Genelkurmay Başkanlığına yazılan yazılara tek bir cevap verildiğini söyledi.
Muzaffer Tekin'in talebine ilişkin cevapta, bomba eğitiminin MKE 1A modeli eğitim el bombalarıyla yapıldığının belirtildiğini kaydeden Şengün, Fikret Emek'in de hangi tarihler arasında hangi eğitimi aldığının bildirildiğini söyledi.
Başkan Şengün, RTÜK'ten Tuncay Güney'in katıldığı TRT 2'deki yayının DVD'sinin gönderildiğini de tutanağa yazdırdı.

netgazete

PAŞALAR ÇIKTI MAŞALAR KALDI
27 Şubat 2009 08:31

Cezaevinde dün itibariyle hiç General kalmadı, lüks hastane odalarına sevkler rütbe sırasına göre

Ergenekon terör örgütü davasının tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Veli Küçük hastaneye kaldırıldı. Dün sabah Silivri Cezaevi'nden Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gönderilen Küçük, mide kanaması şüphesiyle Gastroenteroloji bölümüne yatırıldı.

Emekli generalin rahatsızlığının tespiti için bugün tetkikler yapılacak. Veli Küçük'ün hastaneye yatırılmasıyla birlikte, cezaevinde Ergenekon'dan tutuklu general kalmadı. Daha önce de eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, cezaevinde düşüp kafasını çarpmış ve ardından GATA'ya sevk edilmişti. Eruygur, 'sağlık gerekçesiyle' tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilirken, ardından emekli Orgeneral Hurşit Tolon aynı hastaneye sevkini sağlamıştı. Daha sonra Tolon da kaldırıldığı askerî hastaneden tutuksuz yargılanmak üzere salıverildi. Emekli orgeneralin tahliyesiyle birlikte Silivri'de Ergenekon'dan tutuklu en yüksek rütbeli asker olarak Levent Ersöz ve Veli Küçük kaldı. Emekli Tuğg. Ersöz, rahatsızlığı sebebiyle iki hafta önce GATA'ya sevk edildi. Dün de Veli Küçük hastaneye kaldırıldı. Böylece cezaevindeki en yüksek rütbe albaya indi.

Ergenekon davasının en rütbeli tutuklu sanığı olan Veli Küçük'ün kızı avukat Zeynep Küçük, 24 Şubat'ta görülen duruşmada talepler kısmında söz alarak babasının hastaneye sevk edilmesini talep etmişti. Zeynep Küçük, babasının kasıtlı olarak hastaneye sevkinin yapılmadığını ileri sürmüştü. Ardından Veli Küçük, Kandıra F Tipi Cezaevi'ndeyken kalbine stent takıldığını, 'hastaneye yatmak istiyor demesinler' diye kontrole gitmediğini ileri sürmüş ve "Lütfen beni rahat bıraksınlar. Paşa paşa yatıyorum." demişti. Mahkeme heyeti, Küçük'ün Silivri Devlet Hastanesi'ndeki muayene ve tetkiklerine ilişkin belgelerin ivedi istenmesine karar vermişti. Gelişmeler üzerine Veli Küçük, Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Yapılan tetkiklerin ardından Küçük'ün tedavisinin hastanede devam etmesine karar verildi. Bugün sabah midesinde kanama olup olmadığının tespit edilmesi için gastroskopi yapılacak. Kanama varsa ilaç tedavisi, kan takviyesi ya da cerrahi müdahale söz konusu olabilecek.

SEVKLER RÜTBE SIRASINA GÖRE

Veli Küçük'ün de hastaneye kaldırılması ile Ergenekon soruşturması kapsamında cezaevinde bulunanlar arasında general kalmadı. Daha önce emekli orgeneral Şener Eruygur GATA'ya sevk edilmiş, daha sonra 'sağlık gerekçesiyle' tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verilmişti. Hastane koridorlarında yürürken çekilen fotoğrafları ve eşinin GATA'daki bir doktorla yaptığı konuşma kamuoyunda tartışıldı. Ardından Hurşit Tolon uzun uğraşlar sonucu GATA'ya sevkini yaptırdı. O da tutuksuz yargılanmak üzere salıverildi. Tolon'un da gönderilmesiyle cezaevindeki en rütbeli isimler olarak emekli tuğgeneraller Veli Küçük ve Levent Ersöz kaldı. Ardından Levent Ersöz de bir gecede 4 hastane değiştirdikten sonra nihayet GATA'ya gönderildi. Savunmasında 'devletin komplo kuracağını düşünmediğini' söyleyen Veli Küçük, davanın 55. duruşmasında 'hasta olmasına rağmen kontrole gitmediğini' söyledi. Kızı ve avukatı Zeynep Küçük ise babasının çok hasta olduğunu söyleyerek hastaneye sevkini istedi. Veli Küçük de dün hastaneye sevk edildi. Küçük'ün de hastaneye gönderilmesiyle cezaevindeki en büyük rütbe albaya indi.
aktifhaber

Veli Küçük Benden Haraç İstedi
28 Şubat 2009 12:14

Ergenekon tutuklusu eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan milletvekillerine aynen şöyle dedi: "Veli Küçük benden 10 milyon dolar haraç istedi"

Ergenekon tutuklusu eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan Silivri Cezaevi’nde inceleme yapan TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na “Veli Küçük benden 10 milyon dolar haraç istedi” dedi

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde AKP’li Murat Yıldırım, Fatih Arıkan, Mithat Ekici, CHP’li Malik Ecder Özdemir ve MHP’li Gürcan Dağdaş’dan oluşan Cezaevi Alt Komisyonu önceki gün Silivri Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’ne gitti. Alt komisyon, yerleşkede bulunan üç cezaevinde inceleme yaptı.

Cezaevinde girdikleri her koğuşta vekillere “Banyo ve tuvaletler bile kamerayla izleniyor” şikâyeti iletildi.

Cezaevinde ortak şikâyetlerden biri de ‘ses yalıtımsızlığı’ oldu. Vekiller, merdiven trabzanlarına asılı battaniyeler gördü. Tutuklu ve hükümlüler, battaniyelerin kurutmak için mi asıldığı yönündeki sorulara, “Ses yalıtımı o kadar kötü ki, yere çatal düşse, diğer koğuşlara bu büyük bir gürültü olarak yansıyor, konuştuğumuzda koğuş duvarlarından sesler çınlıyor. Çoğumuzda yüzde 30-40 düzeyinde işitme kaybı oluştu. İşitme duyumuzu kaybetme riski var” yanıtını verdiler.

Ergenekon tutuklusu gazeteci Tuncay Özkan, milletvekillerine Silivri’den önce Metris Cezaevi’nde 17 gün ‘hücrede tecritte’ kaldığını ve burada kaldığı dönemde işkenceden ölen Engin Çeber’in işkenceden gelen seslerini duyduğunu söyledi.

Eski İstanbul Organize Suçlar Müdürü Adil Serdar Saçan, Başbakan Erdoğan’ı belediye başkanıyken 27 dosyadan ‘sanık’ olarak sorguladığını ifade ederek, “Bunu kine dönüştürmüş bir başbakanla karşı karşıyayım” diye konuştu.

Gürbüz Çapan’sa Veli Küçük’ün kendisinden 10 milyon dolar haraç istediğini de iddia ederek, “Aynı kefeye koyuyorlar, benden haraç istemiş adam, ben nasıl, Ergenekoncu olurum” dedi. Haftada iki günü iki saat süreyle sıcak su verilmesini de eleştiren Çapan “Bırakın yıkanmayı bir Müslüman abdest alacak su bile bulamaz burada” dedi.

Haber: Yurdagül Şimşek/Radikal

Ergenekon'da İlginç Diyaloglar
02 Mart 2009 20:44

Ergenekon örgütü davasının bugünkü duruşmasında çapraz sorgusu yapılan Hüseyin Görüm ile mahkeme heyeti arasında ilginç diyaloglar yaşandı..

''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından Hüseyin Görüm, Danıştay 2. Dairesi üyelerine yönelik saldırının sanığı Alparslan Arslan kadar dürüst bir çocuk görmediğini belirterek, ''Allah'ın kelamını keşke onu tanımadan önce bilseydim de ona da anlatsaydım. Allah'ın kelamını bilenin cinayet işlemeyeceğini biliyorum'' dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada çapraz sorgusuna başlanan Görüm'e Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, 18 Kasım 2008 tarihli duruşmada söz alarak Muzaffer Tekin'e bazı sorular sorulmasını istediğini hatırlattı.

Savcı Pekgüzel'in ''Muzaffer Tekin'e Alparslan Arslan'la görüşüp görüşmediğini sormuştunuz. Bu konuda ne biliyorsunuz?'' şeklindeki sorusu üzerine Görüm, Arslan ile Tekin'i bir arada hiç görmediği söyledi.

''Muzaffer Tekin'le buluştuğunuz kafede Abdurrahman Öz'ün de bulunduğunu niye vurguladınız?'' sorusu üzerine Görüm, İbrahim Cingi ve Abdurrahman Öz'le Fenerbahçe'de bir kafede otururken, Muzaffer Tekin ve Fikri Karadağ'ın da buraya geldiğini anlattı.

Görüm, ''Abdurrahman Öz'ün bildiği tek bir konu vardı. Sahte mazot, benzin olaylarıydı'' dedi.

''Kendisini MİT'çi olarak tanıtan Ümit Selman'ın PKK ile ilgili bir dosyayı kendisine verdiğini'' söyleyen Görüm, bunu kaçakçılık şubesine götürdüğünü ifade etti.

-''ÖZELLİĞİN NE?''-

Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün, ''Bu dosyalar sana niye geliyor? Özelliğin ne?'' diye sorduğu Görüm, ''Ben de çözemedim reis'' cevabını verdi.

Savcı Pekgüzel'in, Abdurrahman Öz'ün kim olduğunu sorduğu Görüm, Öz'ün emekli binbaşı olduğunu ve bu dosyadan bir tek onun haberi olduğunu söyledi.

Muzaffer Tekin'e hep ağabey dediğini, ama onun kendisini kırdığını belirten Görüm, Başkan Şengün'ün, ''Ne yaptı da seni kırdı?'' sorusu üzerine, ''Hangisini açıklıyayım ki? Bu olayın altında büyük kaçakçılık olayı var. Bana ne söylettiriyorsunuz? Bilmiyor musunuz kim olduğunu?'' diye konuştu.

Görüm, Şengün'ün mahkemenin bunları bilmediğini söylemesi üzerine, kaçakçılık olayının arkasındaki kişinin Altay Tokat olduğunu öne sürdü.

''Muzaffer Tekin'in bunlarla ne alakası var?'' sorusu üzerine de Görüm, ''Onu da kendisine sorun. Kimdi bu adam? Bu kaçakçılık olayından dolayı bana geldiğini bilmiyordum. Öyle tanımak istediler bizi. Muzaffer Tekin bana kimi tanıştırdıysa ben öyle tanıdım bunları'' dedi.

Bu dosyanın kendisine Kuvayı Milliye Derneği'nden olduğu için verildiğini savunan Görüm, Başkan Şengün'ün ''Başka kuvacı yok mu? Niye sana geliyorlar askerler?'' sorusu üzerine, ''Ben de diyorum ki, niye geliyorsunuz? Kuvayı Milliye'ye gelen bu dosya kaçakçılık dosyasıdır. Bana bir tek ondan dolayı mı geldiler bilmiyorum. Bir emniyet müdürü vardı, o da biliyor'' diye konuştu.

-''SORULAR UÇTU GİTTİ YİNE''-

Görüm'ün sorulara cevap verirken sık sık başka konuları anlatmaya başlaması üzerine Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, ''Sorular uçtu gitti yine'' diye tepki gösterdi.

Görüm de Şengün'ün bu tepkisi üzerine, ''İddianame gibi işte'' diye konuştu.

Savcı Pekgüzel'in Ahmet Baydar'ın kim olduğunu sorması üzerine, iş adamı olan Baydar'ı Alparslan Arslan'dan dolayı tanıdığını söyleyen Görüm, şunları kaydetti:

''Baydar'ı 2000-2001 senelerinde tanıdım. Ulusal Güç Birliği Yeniden Kuvayı Milliye almış başını gidiyordu o tarihte. Baydar, Arslan'a kim olduğumu sormuş. O da söyleyince tanışmak istemiş. Baydar, bana 'Bir arkadaşım var, durumu vahim. Ankara'dan 1-2 kişiyle tanışmak istiyor' dedi. Ben de 'pek kişiyi tanımam' dedim, onu Nihat Gürkan'la tanıştırdım. O Ankara'da işi olan insan da Hayyam Garipoğlu'ymuş.''

-''ALPARSLAN ARSLAN KADAR DÜRÜST ÇOCUK GÖRMEDİM''-

Alparslan Arslan'ın da evine icraya geldiğini ve bu vasıtayla tanıştıklarını anlatan Görüm, ''Alparslan Arslan kadar dürüst bir çocuk görmedim. Allah'ın kelamını keşke onu tanımadan önce bilseydim de ona da anlatsaydım'' dedi.

Mahkeme Heyeti Başkanı Şengün'ün ''Belki o daha iyi biliyordur sizden, ne biliyorsunuz?'' demesi üzerine Görüm, ''Allah'ın kelamını bilenin cinayet işlemeyeceğini biliyorum'' cevabını verdi.

Danıştay saldırısında ölen kişinin ''şehit'' olduğunu söyleyen Görüm, ''O davanın asıl katili, birisi takiyyeci, birisi tefrikacı. Bu fitneyi sokanlar onlardır'' dedi.

Oktay Yıldırım'ı da Muzaffer Tekin'le birlikte Şile'ye giderken tanıdığını, Tekin'in isteği üzerine onu yoldan aldıklarını anlatan Görüm, daha sonra Yıldırım'ı Vatanseverler Güç Birliği toplantısında ve Kuddusi Okkır'ın Dudullu'daki iş yerinde gördüğünü belirtti.

-''UNUTURSAM HATIRLAT BANA MEHMET ALİ BEY''

Konuşması sırasında zaman zaman başka konulardan bahsettiği için soruyu unutan Görüm, Savcı Pekgüzel'e yönelik ''Unutursam hatırlat bana Mehmet Ali Bey. Hani diyorlar ya, Mehmet Ali Bey yardım eder misin?'' sözleri duruşma salonunda gülüşmelere neden oldu.

Savcı Pekgüzel'in ''Taner Ünal, Muzaffer Tekin'i tanıştırdığında, Prof. Dr. Ömer Aksu da varmış. Bunu niye belirttiniz?'' sorusu üzerine Görüm, Taner Ünal'ın kendisini Kalender Orduevi'ne davet ettiğini, buraya İbrahim Özcan'la gittiklerini, daha sonra Tekin'in bildiği bir yere giderek Ömer Aksu ile görüştüklerini anlattı.

Bir otopark işinin çözülmesi için arandığı hatırlatılan Görüm, kendisini Muzaffer Tekin'in arayarak otoparkçı bir arkadaşının otoparkının bir kısmını Alperen Ocakları'nın aldığını söyleyerek yardım istediğini belirtti.

-İBRAHİM ŞAHİN'İN OĞLUNUN OTOPARKI-

Savcı Pekgüzel'in İbrahim Şahin ve Korkut Eken'in Bostancı Gösteri Merkezi yakınındaki bir otopark sorununu çözmek için de kendisini aradıklarını hatırlatması üzerine Görüm, aslında İbrahim Şahin'in oğlunun olan bu otoparkı Korkut Eken'in adamlarının almış olduklarını ve bu konuyu çözmesi için Muzaffer Tekin'in kendisini aradığını anlattı.

Kendisinin de sorunu çözmesi için Şahin'in oğlunu İsmail Paker'e gönderdiğini kaydeden Görüm, Savcı Pekgüzel'in ''Muzaffer Tekin'in bunların dışında senden istediği başka konular var mı?'' sorusu üzerine de ''Düşünmem lazım. One minute please'' dedi.

Görüm, kısa bir süre düşündükten sonra ''Yok olmadı'' diye konuştu.

-TERÖR ÖRGÜTÜ PKK'NIN KASALARI-

Kaan Soyer vasıtasıyla tanıdığı ve mason olduğunu öne sürdüğü Vahit Özkaya'dan da bahseden Görüm, ''PKK'nın Avrupa'daki kasalarını vermek istiyoruz ama güvenilir bir insana dediler. Bizi de kuvacı biliyorlar ya. Muzaffer Bey'i tanıştırdım. Dediler ki, biz PKK'nın bütün para trafiğini vereceğiz'' şeklinde konuştu.

Rasim Görüm'ün Kuvayı Milliye Derneği'nde faaliyette bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Görüm, Yasin Rasim Görüm'ün yeğeni olduğunu ve böyle bir bağlantısı olmadığını söyledi.

Görüm, Savcı Zekeriya Öz'ün kendisinin Düzce'de kamplarda gençlere silahlı eğitim yaptırdığını belirttiğini hatırlatarak, ''Ne silahı, ne kampı? Ben o zaman Kur'an-ı Kerim dağıtıyordum'' dedi.

-SANIKLARLA İLİŞKİSİ-

Görüm, Zekeriya Öztürk ile Muzaffer Tekin aracılığıyla tanıştığını, Öztürk'ün kendisinin binbaşı olduğunu söylediğini, İsmail Paker ile Öztürk'ün Maltepe'de ofis olarak da kullandığı konteynere 2 defa geldiğini söyledi.

Görüm, ''Samimiyetimle söylüyorum. Bu fotoğrafta gördüğünüz ekipten hiç kimse Kuvayı Milliye 1919'a gelmedi. Tekin'e 'sen iyi askersin gel bu Kuvayı Milliye'ye ön ayak ol' dedim. 'Kuvayı Milliye elbisesi bana çok büyük' dedi'' şeklinde konuştu.

Savcı Pekgüzel'in Türk Ortadosks Kilisesi'ndeki toplantılara kimlerin katıldığı şeklindeki sorusuna da Görüm, Muzaffer Tekin'in ''Fener Rum Patriği'ne karşı kalabalık olsun'' diyerek kendisini çağırması üzerine bu kiliseye bir kere gittiğini, ayin dinlediğini kaydetti.

Görüm, başka bir soru üzerine, Mehmet Fikri Karadağ'ın Kemal Kerinçsiz için inanmış bir vatan evladı, Kuvayı Milliyeci olduğunu söylediğini ifade etti.

-GÖRÜM'ÜN İHSAN GÖKTAŞ İLE İLİŞKİLERİ-

Davanın tutuksuz sanıklarından İhsan Göktaş ile olan ilişkisini de anlatan Görüm, Scientology'den söz eden Göktaş'ın bu tarikat tarafından Türkiye'deki kumarhanelerin başında olan bir kadınla evlendirildiğini söyledi.

Göktaş'ın bu tarikattan ayrılarak kuvayı milliyeye sığınmak istediğini söylediğini kaydeden Görüm, kendisinin de bunu kabul ettiğini, bir süre sonra dernektekilerle Göktaş arasında sorunlar yaşandığını belirtti.

Görüm, ''Dernekte çalışan Ayşe adlı bir kadını kafaya alan Göktaş'ın derneğin defterlerini, tüzüğünü aldığını'' söyleyerek, cezaevine girdikten sonra Göktaş'ın derneğin bütün eşyalarını bit pazarında sattığını, Ayşe adlı bayanla birlikte de Göktaş'ın kendisi hakkında derneğin parasını zimmete geçirdiği iddiasıyla savcılığa şikayette bulunduğunu, ancak bunun takipsizlikle sonuçlandığını anlattı.

Savcı Pekgüzel'in ''PEJAK'ın uluslararası eroin kaçakçılığı yaptığı şeklindeki konuyu neden Muzaffer Tekin'e söylüyorsun. Resmi kurumlara neden bildirmiyorsun?'' diye sorduğu Görüm, Tekin'in de asker ve resmi bir kişi olduğunu söyledi.

-''AYRIK OTU'' DOSYASI-

Görüm, ölen Kuddisi Okkır'ın ''ayrık otu'' adlı dosyasıyla ilgili bir soruya da Okkır'ı buradaki sanıklarla kendisinin tanıştırdığını belirterek, Okkır'ın hazırladığı bu dosyanın internette olduğunu ve kendisinin de bunu değiştirdiğini söylediğini anlattı.

Savcı Pekgüzel'in Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün ile irtibatı olup olmadığını sorduğu Görüm, 2002 yılında ATO'daki bir konferansta Aygün ile tanıştığını söyledi.

Aygün'ün şu an görse kendisini tanımayacağını ifade eden Görüm, ''Hele şimdiden sonra ben hiç tanımam. Televizyonlarda konuşuyor, bir de Başbakan olacağım diyor'' dedi.

-''HAİN LİSTESİ''-

Görüm, ''Fikri Karadağ'da 13 bin 500 kişilik hain listesi olduğu'' yönündeki iddiaya ilişkin bir soruya da ''Kamran İnan'ın televizyondaki bir programda Türkiye'de 200 bin casus var diyerek liste gösterdiğini, bunu televizyondan duyarak kendisinin de söylediğini'' öne sürdü.

Savcı Pekgüzel, ''Gizli tanık 17'nin Veli Küçük'ün Kuvayı Milliye Derneğine geldiğinden söz ettiğini'' belirterek, Görüm'den bunu açıklamasını istedi.

Görüm, ifadesi sırasında Küçük'ü duyduğunu, ancak tanımadığını söylediğini belirterek, ''Ben dernekte 2,5 sene kaldım. Gelse tanırdım, söylerdim. Geldi diye tarih yazdılar. Oraya taksici, pazarcı, manavcı gelirdi. Küçük gelmedi. Benim garip taksicim kadar olamadılar'' dedi.
aktifhaber
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Pts Mar 02, 2009 10:18 pm    Mesaj konusu: "Silivri, Guantanamo gibi!" Alıntıyla Cevap Gönder

Oray Eğin
oray.egin@aksam.com.tr
'Şebeke' kendini belli ediyor

Dünkü Sabah'ın birinci sayfası gösterdi ki bu gazete kendi kendisini kullandırtmaya devam edecek. Avrasya TV'nin sahibi Mustafa Özbek'in bir dinleme şebekesi kurduğunu haber yapmış Sabah. Hepimizi dinleyenin Özbek olduğuna inanmamızı bekliyor Sabah.
Daha evvel de Yeni Şafak, Tuncay Özkan'ın saksıya dinleme cihazı yerleştirerek bir balıkçıyı dinlediğini haber yapmıştı. Bunun Doğan Grubu'nda çok büyük rahatsızlığa sebep olduğunu, grupla arasının bozulduğunu da yazmışlardı hatta. Ancak şöyle bir problem var bu haberde: Doğan Grubu'nda bu saksı dinlemesinden haberi olan yok! Dahası, Özkan'ın Doğan Grubu'ndan ayrılması da arası bozularak olmadı. Bu gerçeği de ya bilmiyorlar, ya da kasıtlı olarak çarpıtıyorlar.
Aslında bu iki haberde de verilmek istenen mesaj çok açık: 'Kimse telefon dinlemiyor, sadece Ergenekoncular dinliyor.'

Herkesi bu kadar saf zannediyor olabilirler mi?
Bakın son zamanlarda artık sistematik hale gelen dinlemelere:

l 28 Şubat'ın yıldönümünde İsmail Hakkı Karadayı'nın telefon kaydı sızdırılıyor.

l Doğan Grubu'na aklın almadığı bir vergi cezası kesiliyor, Soner Gedik'in konuşmaları sızdırılıyor.

l Hurşit Tolon hastaneye sevk ediliyor, GATA'da yatan Şener Eruygur'un eşinin ses kaydı ortaya çıkıyor.

l Kuzey Irak'tan askerimizin dönmesi tartışılıyor, bir generalin konuşma kayıtları gündeme düşüyor.

Her duruma, her şarta uygun bir konuşma kaseti özenle saklanıyor ve uygun ortam hazırlandığında sızdırılıyor. Ya gündemi belirlemek ya gündemi değiştirmek ya da gündemi desteklemek için.
Birileri 'Daha ne bombalar patlayacak' diye konuşuyor ya, atıp tutmuyorlar. Bilerek konuşuyorlar demek ki. Üstelik, şu birkaç örnek yeni bombaların ses kayıtlı olacağını da gösteriyor.
İyi bir arşiv çalışması yapılmış, konuşmalar klasörlere ayrılmış demek ki. Habere göre servis edilecek.
Bunun bir 'şebeke' işi olduğu ortada. Ancak bu telefon kayıtlarını dinleyenler ve sızdıranların Ergenekoncu olup olmadığı konusunda emin değilim. 'Ergenekoncu' dedikleriniz içeride bir kere! Ama onlar içerideyken bol bol telefon dinleniyor ve sızdırılıyor, herhalde bunu Silivri'den örgütlemiyorlar.
Daha da önemlisi, yandaş basında kimi köşe yazarlarının hedef göstermesinden sonra böylesi bir servis yapılıyor.
13 Ocak tarihinde Akşam'da yayımlanan '11. Dalga Fiskosu' başlıklı habere bakalım. Süleyman Arıoğlu 'Bugüne kadar kehanetlerinin çoğu gerçekleşen bazı yayın organları bir sonraki adımın da 'medyadaki Ergenekonculara' ve bazı siyasetçilere yönelik olacağını söylüyor' diye yazmış, 'Tartışmaların etrafında döndüğü isim ve adresler ise bir şekilde 28 Şubat ile bağlantılı. Hürriyet Gazetesi ve Aydın Doğan açık açık telaffuz ediliyor.'
Mehmet Emin Karamehmet'in konuşmalarının tetikçi yayın organlarına sızdırılması bu haberden sonrasına denk geliyor.

17 Şubat'ta da Fehmi Koru şöyle yazmış:
'Acaba Ergenekon soruşturması önümüzdeki günlerde medya gruplarına doğru yön mü değiştirecek? Önce birine, sonra daha büyüğüne?'
Doğan Grubu'na verilen vergi cezası da hemen bu yazıdan sonra. Bu işte de bir kaset sızdırma olayı olduğunu hatırlatmak isterim.
Bütün bunların tesadüf olmadığı da ortada. Artık kesin olarak kanıtlandı ki bu bir şebeke işi. Ve son zamanların bütün manşetleri, bütün gündem maddeleri önceden tasarlanmış ve o kurgu etrafında ilerliyor.
Bu gerçeği, tasarımın mimarları bizzat ele verdi.
Akşam

Albay Arif Doğan cezaevinde düşüp kemiğini kırmış

05 Mart 2009 Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklu yargılanan Arif Doğan, tedavi gördüğü Silivri Devlet Hastanesi'nde ağırlaşınca Koşuyolu Yüksek İhtisas Hastanesi'ne sevk edildi.
Hastanenin acil servisine alınan Arif Doğan'ın durumunun ağırlaştığı için buraya sevk edildiğini söyleyen kızı Arzu Doğan, "Babamı ilk olarak Haseki Devlet Hastanesi'ne getirdiler. Daha sonra kalp rahatsızlığından dolayı ihtisas hastanesine sevki yapıldı. Bu geldiğimiz hastanenin daha önce verdiği bir rapor vardı. Cezaevi koşullarında hayatını idame ettirmesi mümkün değildir diye. Ancak herhangi bir sevk isteğimiz olmamasına rağmen apar topar cezaevine geri götürüldü. Cezaevinde tekrar rahatsızlanmış. Düşerek kuyruk sokumu kemiği kırılmış. Bu nedenden dolayı Silivri Devlet Hastanesi'ne gönderilmiş. Durumunda düzelme olmadığı için buraya sevki yapıldı. Hastane hastayı stabil hale getirir getirmez, tekrar cezaevine gönderilecekmiş. Ve şu anda çok endişeliyiz. Röntgene götürülürken 'Nasılsın babacığım' dedim, o kadar konuşabildim" dedi.
Avukat Kaya Kabacaoğlu ise, "Müvekkilim Arif Doğan 1995 yılından bu yana hasta. Kalp krizi geçirdiği için by-pass ameliyatı olmuş. Kalp yetmezliği, diyabetik nöropati, kroner arter hastalığı, hipertansiyon. 2 damarında stend var. Bir ayağında düşük taban durumu vardı. Rahatsızlığından dolayı ikinci ayağı da sakat oldu. Tansiyonu ve panik atağı var. Daha önce Koşuyolu Yüksek İhtisas Hastanesi'nden cezaevi koşullarında hayatını idame ettiremeyeceğine dair raporumuz var. 5275 sayılı yasanın 16'ncı maddesi diğer hastalıklar da dahil, mahkum cezaevi koşullarında yaşamayacak durumda ise, hastaneye sevk edilir ve daha sonra hastane koşullarında tedavisine rağmen hayati tehlike teşkil ediyorsa cezasının infazı geriye bırakılır. Buna dayanarak hastaneden rapor aldık. Hastane bu somut rahatsızlığı saptadı. Mahkemeye başvurumuza rağmen sonuç alamadık. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından raporların Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesini bekliyoruz. Acilde şu an tedavi altına alındı. Sağlık durumu iyi değil. Hayati tehlikesi var" diye konuştu.
Oğlu Hamza Doğan'ın eline hastaneye girerken bir kağıt tutuşturduğu ifade edilen emekli Albay Arif Doğan'ın notunda, mezarını gösteren bir kroki çizip mezar taşına da Namık Kemal'in "Görmeden ölürsem milletimin yüzündeki feyzi, Yazsınlar mezar taşıma vatan mahsun ben mahsun" yazın dediği belirtildi.

netgazete
SP'li Candan bombaladı: Silivri, Guantanamo gibi!

Ümraniye davasının, 28 Şubat’ın hesaplaşması olduğunu söyleyen SP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Veysel Candan, “Amerika’nın Guantanamo’da yaptığını, AKP bugün Silivri’de yapıyor” dedi

Haber: Neslihan GÜRSOY

Saadet Partisi (SP) Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Veysel Candan, yerel seçim öncesinde tartışma yaratacak iddialı açıklamalarda bulundu. Veysel Candan, kendilerinin değil, AKP’li Melih Gökçek’in oyları böldüğünü söyledi. Candan, Türkiye genelinde değerlendirme yaparken de, çok tartışılacak sözler kullandı ve “Silivri ABD’nin Guantanamosu gibi” dedi. Usta Gazeteci Hulki Cevizoğlu’nun hazırlayıp sunduğu ART ekranlarında canlı yayınlanan Ceviz Kabuğu’nun bu haftaki konuğu SP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Veysel Candan’dı. Yerel seçim öncesi “oy bölüyorlar” şeklindeki iddialara sert yanıt veren Veysel Candan “Asıl oy bölen onlar. AKP bölmeyi iyi bilirler. Onlar benim partimi bırakıp gittiler” dedi.


AKP’nin milli duruşu yok

Bu sözleriyle Milli Görüş’ten kopan yol arkadaşlarına sitem eden Candan, hükümeti de milli duruşu olmamakla suçlayarak şöyle konuştu: “Milli duruşları yok. Olmadığı için de her şeyi satıyorlar. Satacak bir şey kalmadı. Türkiye ekonomisinde milli gelirler su gibi akıyor. Petrol yabancıda Doğalgaz yabancıda... Siz Amerika’da gidip bir liman alamazsınız. Ülkenin kâr eden şirketlerini dahi sattılar. Kâr eden bir şirket neden satılır?” SP adayı Veysel Candan, Türkiye’nin uluslararası arenada daima dik duruş sergileyen bir ülke olması gerektiğini, çünkü Türkiye’nin aslında ihtiyaç duyan değil, ihtiyaç duyulan bir ülke olduğunu ifade etti.


Ekonomik harp var

Candan, “Başbakan’ın Davos’taki tepkisi haklıydı. Ben olsam o moderatöre belki iki de tokat atardım. Ama buraya döndüğünde daha somut adımlar atması gerekiyordu. Mesela, İsrail uçaklarının uçuşunu durdurabilirdi ya da çeşitli alanlardaki işbirliğini askıya alabilirdi” dedi. Veysel Candan, son dalgasında Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek’in de gözaltına alındığı Ümraniye davasının 28 Şubat’ın bir hesaplaşması olduğunu kaydetti. Hesaplaşmanın bugün bu gözaltılarla ve iddianamesi tam olmayan bu dava ile yapıldığını ifade eden Candan, “Bu iş daha uzun zaman sürer gider. 28 Şubat CIA ile Pentagon’da hazırlanmıştır. ABD ile ilişkiler bugün gözden geçirilmelidir. Türkiye’de ekonomik bir harp var. Pastadan kimin pay alacağı kavgası var. Fakirler mi, zenginler mi alacak? Yolsuzluğun partisi olmaz. Bugün 28 Şubat’ın hesaplaşması yapılıyor. Amerika’nın Guantanamo’da yaptığını, AKP bugün Silivri’de yapıyor” dedi.

Kızılırmak öldürür

SP’li Candan, Kızılırmak’ın Ankaralıların sağlığını tehdit ettiğini belirterek şunları söyledi: “Biliminsanlarına göre Kızılırmak’tan gelen su, beton kanalla getirilmesi gerekirken demir borularla getirildi ve bu borular beş on yıl sonra eriyecek. Demir boruların içinde demirsülfat oluşuyor ve bu büyük oranda sağlığı tehdit ediyor. Yakında Ankara’nın birçok yerinde böbrek klinikleri kurulur. Ankara’nın suyunun temizlenmesi için arıtma tesislerinin kurulması şart. Bu eninde sonunda kurulacak. Yapılmazsa insanların böbrekleri iflas eder.Sonra Ankara’nın her yerine diyaliz merkezi kurmak zorunda kalırsınız.”

En büyük Cumhuriyet projesi

Cevizoğlu’nun ”Hayalinizdeki en büyük projeniz nedir? Ne ile anılmak istersiniz?“ şeklindeki sorusuna ”En büyük projem Ankara’ya Master İmar Planı“ yapmaktır” yanıtını veren Candan’a izleyiciler de “Bir Cumhuriyet projeniz var mı?” diye sordu. Veysel Candan’ın yanıtı şöyle oldu: “Vatanına, milletine bağlı, aydın insanlar yetiştirmek en büyük cumhuriyet projesidir.”

Yönetim boşluğu var

Veysel Candan aday olduğu Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bir yönetim boşluğunu ileri sürerek rakiplerine yüklendi. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde sadece yolsuzluk ve israfın önüne geçildiğinde çok şeyler yapılabileceğini belirten Candan, en büyük projesinin “master imar projesi” olduğunu açıkladı. Hiçbir dış kaynak, kredi kullanmadan kentin yeniden imarını yapabileceğini ve konut ihtiyacını karşılayabileceğini iddia eden Candan, “Doğru yönlendirilirse gelecek nesillerin dua edeceği en büyük iyilik, imar planıdır” dedi. SP Adayı Veysel Candan, Başkan seçilirse neler yapacağını hangi projeleri hayata geçireceğini şöyle anlattı:

Hovardaca para harcıyor
“Ankara Belediyesi hovardaca para harcıyor. Bir yerde yolsuzluk varsa orada parti yoktur. Yolsuz insanın partisi olmaz. Ankara’nın ilk ve en büyük sorunu imar sorunu. İnsanların yaşamlarını kolaylaştıracak alanlar oluşturulmalı. Halktan önce alanlara gidip imar planları oluşturulmalı. Hiçbir dış kaynak kullanmadan bunu yapacağımızı söylüyorum. İşimiz dışarıdan para bulmaktan zor, ama bu yapılabilir. ”

Korkuyu besleyen utanmalı

Programa telefonla katılan bir izleyici, Ümraniye davasıyla insanların içine sürüklendiği dinlenme korkusuna dikkat çekti
Programı Trabzon’un Of ilçesinden telefonla arayan Hakkı Karakullukçu adlı izleyici, insanların bu dava ile içine sürüklendiği dinlenme korkusuna dikkat çekti. Karakullukçu “Biz eşimizle dostumuzla konuşurken ’dinleniyor muyum?’korkusuyla ’iyi ki varsın bayrağım, Türkiyem’demekten çekinen zihniyeti anlayamıyoruz” dedi.

Paranoyak yaptılar
Hulki Cevizoğlu da bu yorum üzerine “Bu korku iktidar eliyle, bakanların söylemleriyle beslendi. Bugün tanık olduğum bir durumu anlatayım ki, gençler kitap yazarken koysunlar. Politika ve basınla ilgisi olmayan bir arkadaşımın hastanedeki annesini ziyarete gittiğimde, ’bu oda dinleniyor mudur?’dedi. Toplumu gerçekten paranoyak yaptılar. İnsanları bu korkuyla yaşar hale getirenlerin utanması gerekmiyor mu?” diye sordu.

02/03/2009 02:46
yeni çağ

Dalan'ın Dönmeyeceğinin Kanıtı
03 Mart 2009 08:06

Bedrettin Dalan'ın söylediğinin aksine dönmemek üzere gittiği ve sağlık nedeninin de hikaye olduğunun kanıtı ortaya çıktı. Konumunu devretmiş... Hem de kime?

Sağlık sorunları sebebiyle yurtdışına gittiğini iddia eden İstek Vakfı ve Yeditepe Üniversitesi eski Yönetim Kurulu Başkanı Bedrettin Dalan’ın, kendisine gelen ‘kaç’ ihbarından sonra yetkilerini Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Üyesi Namık Kemal İzler’e bıraktığı ortaya çıktı.

Vakit Gazetesi'nin haberine göre; Tuğgeneral Nurettin Işık’ın, bir ziyareti sırasında Aydın Doğan’a, yeni bir operasyonla ilgili tüyo verdiği ve Doğan’ın da Dalan’a ‘Seni de içeri alacaklar’ dediği iddia edilmişti.

Öte yandan; usulsüzlük ve yolsuzluk yapıldığı iddiaları üzerine mercek altına alınan İstek Vakfı ve Yeditepe Üniversitesi’nin kayyuma devredilebileceği belirtiliyor.

Sağlık sorunları sebebiyle yurtdışına gittiğini iddia eden Bedrettin Dalan’ın, kaçmadan 1 ay önce tüm yetkilerini Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Üyesi Namık Kemal İzler’e bıraktığı ortaya çıktı. Bu arada usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları üzerine mercek altına alınan İSTEK Vakfı ve Yeditepe Üniversitesi'nin kayyuma devredilebileceği öğrenildi...

Ergenekon davası kapsamında aranan İstek Vakfı ve Yeditepe Üniversitesi eski Yönetim Kurulu Başkanı Bedrettin Dalan’ın, yurtdışına kaçmadan 1 ay öncesinden, yerine vekil atadığı ve bunu da YÖK’e bildirdiği ortaya çıktı. Önce İngiltere, ardından da İsrail ve ABD’ye uçan Dalan’ın, sağlık sorunları sebebiyle yurtdışında bulunduğu iddia edilmesine rağmen, tüm yetkilerini 1 ay öncesinden devretmesi, bir daha dönmeyeceğinin işareti olarak yorumlanıyor.
HER ŞEYİ HÂLLETTİ ‘KAǒ İHBARINI BEKLEDİ
Yeğeninin uyuşturucu olayı sebebiyle gündeme gelen Tekirdağ Şarköy 95. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Nurettin Işık’ın, son Ergenekon dalgası öncesi Aydın Doğan’la görüşerek, “Dalan’ı da içeri alacaklar” dediği ve Doğan’ın da Dalan’a haber salarak kaçmasına sebep olduğu ileri sürülürken, operasyondan haberdar olan Dalan’ın, 1 ay öncesinden İstek Vakfı ve Yeditepe Üniversitesi’ndeki tüm yetkilerini vekil tayin ettiği Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Üyesi Namık Kemal İzler’e bıraktığı ortaya çıktı. Hakkındaki iddialar sebebiyle çok önceden tüm resmî işlerini hâlleden Dalan, kendisine gelen ‘kaç’ ihbarından sonra ülke dışına çıktı.

YENİ BAŞKAN, HÜR VE KABUL EDİLMİŞ MASONLARDAN
Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Üyesi ve Eczacıbaşı Holding İnşaat Grup Başkanı olduğu belirtilen Namık Kemal İzler’in isminin, 17 Kasım 2008’de Yüksek Öğretim Kurumu’na (YÖK) bildirildiği belirtildi.

YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ KAYYUMA DEVREDİLEBİLİR
Öte yandan Ergenekon zanlılarının buluşma merkezi olduğu ortaya çıkan İstek Vakfı’na bağlı Yeditepe Üniversitesi’ndeki yolsuzluk ve usûlsüzlük iddiaları da mercek altına alınıyor. İstek Vakfı’nca verilen bursların çoğunun, vakfın kaynaklarının suîistimal edilerek Ergenekon’la ilişkili asker ve sivillerin çocuklarına verilmesi, Yeditepe Üniversitesi’ni kayyuma devretmek için yeterli sebep olduğu belirtiliyor.
aktifhaber


05 Mart 2009 09:21
Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesi iki Orgeneral'i hakim karşısına çıkartacak.

Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesi 10 gün sonra Başsavcılığa gönderilecek. Başsavcılığın onaylamasının ardından iddianame 13. Ağır Ceza Mahkemesine verilecek.

Sonuna gelinen iddianamede, en ilgi çekici bölüm ise "Örgüt kurmak ve yönetmek" suçundan tutuklanan ve daha sonra sağlık nedeniyle serbest bırakılan iki orgeneralin sanık olarak hakim karşısına çıkacak.

Bin beş yüz sayfadan oluşacağı beklenen 2.Ergenekon iddianamesinde, "Bir numara" olarak nitelendirilen eski jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ile Hurşt Tolon'un Ergenekon Terör Örgütüyle fiili bağlantılarına dikkat çekiliyor. "Beyin takımı" olarak nitelendirilen ve müebbet hapis cezası istenilebilecek olan iki paşanında katıldığı öne sürülen Encümen-i Daniş toplantısı ile Ankara Kent otelde yapılan gizli toplantılara yer verildiği öne sürülüyor.

ŞOK BELGELER İDDİANAMEDE

Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un, İstanbul'da Fenerbahçe Orduevi'ndeki ofisinde yapılan aramalarda ele geçen şok belgelere de 2. iddianamede yer verildi. 2. iddianamede, Eruygur'dan ele geçirilen bilgi ve belgelerin, Ergenekon soruşturması kapsamında bugüne kadar toplanan bütün dökümanlardan daha önemli olduğu ileri sürülüyor. En kritik belgeler arasında "Darbe eylem planı" da en ince noktasına kadar iddianame de yer veriliyor.

Bu plana göre, Temmuz 2008'in başında siyasi cinayetler işleneceği, bu cinayetler için aralarında JİTEM'den ayrılan kişilerin de bulunduğu tim kurululacağı iddia ediliyor. Ülkede bir iç çatışma ortamı oluşturup darbeye davetiye çıkartılacağı ifade ediliyor. İkinci iddianamede emekil Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'un örgüt yapılanması içindeki yerlerinde detaylı olarak anlatıldığı yer alıyor. İddianamenin temel konularında ilk iddianamedeki gibi Danıştay Saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesi'nin bombalanması olayları da irdelendiği ileri sürülüyor.

AYRI AYRI İDDİA EDİLEN SUÇLAR

İddianamede her şüpheliye ayrı ayrı yer verilerek, örgüt içindeki faaliyetleri ve bağlantılar ile kod adları verilen gizli tanık ifadeleri ile de detaylı olarak anlatılıyor. İkinci iddianamede şüpheli sıralaması gzöaltına alınma sırasına göre belirlendi. Eruygur ve Tolon'un da aralarında bulunduğu şüphelilerin suç teşkil edecek ve ilk iddianamede yer alan sanık olarak yargılanan kişilerle yaptıkları telefon dinlemeleri de iddianamede detaylı olarak yer veriliyor.

İDDİANAMEDEKİ DİKKAT ÇEKEN İSİMLER

İddianamede, dikkat çeken isimler arasındaki şüpheliler, emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Albay Atilla Uğur, t Osman Gürbüz, ATO Başkanı Sinan Aygün, Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay , muvazzaf teğmenler ile gazeteci Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan, Adil Serdar Saçan, ve JİTEM'ci emekli Albay Arif Doğan olarak yer alıyor.

İDDİANEMA 6. DALGA OPERASYONUNDAN BAŞLIYOR

İkinci iddianame Ergenekon Opreasyonunun 6. dalgasından başlıyor.

6.DALGA: Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı ve emekli Orgeneral Şener Eruygur ve emekli Orgeneral Hurşit Tolon, ATO Başkanı Sinan Aygün, emekli Albay Atilla Uğur, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay

7. DALGA: Ergeneokon'un 7. Dalgası tüm Türkiye'ye yayıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın talebi üzerine Adana'da bulunan Özel Yetkili 8. Ağır Ceza Mahkamesi 26 kişi hakkında yakalama talebi çıkarttı. Kararın ardından Konya'da 13, İstanbul'da 5 , Kocaeli'nde 6, Elazığı ve Mersin'de birer kişi gözaltına alındı. İstanbul'da , İstanbul Üniversitesi Orman fakültesi emekli öğretim üyesi eski Orman Mühendisleri Odası Başkanı ve İşci Partisi milletvekili adayı Prof. Dr. Uçkun Geray ile İşci Partisi yöneticilerinden Nurhan Gökdemir'i gözaltına alınmıştı. Eski Ülkü Ocakları İstanbul BaşkanıLevent Temiz , 28 Şubat'ın aktörlerinden `Sisi` lakaplı Seyhan Soylu, sanatçı Nurseli İdiz

8.DALGA: Bu dalgada tamamen askerlerden oluştu. 5 ilde eşzamanlı gerçekleşen operasyonlarda orduda görevli 15 subay

9 DALGA: Gazeteci Tuncay Özkan, eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ve eski Organize suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan

CİNAYETLER DE ÜÇÜNCÜ İDDİANAMEDE

3. iddianamenin de hazırlıklarına başlayan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, soruşturma kapsamında gündeme gelen İşadamı Üzeyir Garih ve Güneydoğu'da işlenen faili meçhul cinayetler, öldürülen Mardin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden cinayetlerinin ise hazırlanacak olan üçüncü iddianamede yer verileceği kaydedildi.

3. iddianame ise 10 dalgada gözaltına alınanlar arasında eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, eski Harp Akademileri Komutanı emekli Orgeneral Kemal Yavuz, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şenel ve Prof. Yalçın Küçük'ün da aralarında bulunduğu 40'a yakın kişi yer alması bekleniyor.

Kaynak: Bugün

''Söylediklerimi el yazınla yaz tahliye olacaksın''


05 Mart 2009 - "Ergenekon" davasının bugünkü duruşmasında, tutuklu sanıklardan Erol Ölmez ifade verdi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde görülen duruşmada Ölmez, Kuvayı Milliye 1919 Derneğinin tabelası nı minibüsle giderken gördüğünü ve ilgisini çektiği için içeri girdiğini, burada Hüseyin Görüm'le tanıştığını anlattı.
Görüm'ün kendisine ne iş yaptığını sorduğunu dile getiren Ölmez, işsiz olduğunu, kalacak yer baktığını söylemesi üzerine de dernekte kalabileceğini ifade ettiğini kaydetti.
Erol Ölmez, burada kalırken gündüzleri iş aramaya çıktığını, Murat Aydoğan adlı arkadaşının derneğe geldiğinde yer sorununu öğrenmesi üzerine, kendisini Fatih Çarşamba'daki evine davet ettiğini söyledi.
Zeytin ve zeytinyağı işi yapan bu arkadaşına yardıma başladığını, bu arada birkaç kez derneğe de giderek zeytin bıraktıklarını, sohbet ettiklerini aktaran Ölmez, Kahraman Şahin'le de zaman zaman telefonla sohbet ettiklerini, genelde Şahin'in kontörü olmadığı için kendisinin onu aradığını söyledi.
Tutuklandığı için bir açıdan mutlu olduğunu belirten Ölmez, "Neden mutluyum? Onurlu, şerefli insanlarla bir aradayım. Dışarıda olsaydım tanışamazdım. 30-40 kontöre böyle insanlarla bir aradayım" dedi.
Şahin'in ifadesinde belirttiği Çarşamba konusunu da açıklamak istediğ ini kaydeden Ölmez, şöyle devam etti:
"Ben telefonda geyik yapmasını, şaka yapmasını severim. Çarş amba mevzusu şöyle oldu; Çarşamba'da arkadaşın ofisinin tam karşısında bir butik vardı. Bu butikte çalışan bayandan hoşlandım. Bir süre sonra gezmeye başladık. Sonra kızı istemeye gittik. Artık o da olmayacak. Babası AK Partili bir adam, bu saatten sonra kalkıp kızını bana verir mi?"
Daha sonra bir tanıdığı aracılığıyla casting ajansında şof örlük yapmaya ve burada kalmaya başladığını ifade eden Ölmez, gecenin bir vakti buradan göz altına alındığını söyledi.
Ölmez, "Baktım kapı vuruldu, kalktım. Birden ellerinde silahla içeri daldılar. Orada bulunan herkesin eline kelepçe taktılar. Benim Erol Ölmez olduğumu öğrenince diğerlerinin kelepçesini çözdüler. 'Silahlar nerede?' dediler. Arkadaşın şirketini darmadağın ettiler. Hiçbir şey bulamadılar" diye konuştu.
Bu sırada gözaltı işleminin de kamerayla çekildiğini ifade eden Ölmez, "Aşağı indirirken bir yandan kamerayla çekiyorlar, bir yandan da bir polis omzuma bastırarak, 'Ya, kuvvacı, gelsin Mustafa Kemal'in seni kurtarsın şimdi' dedi. Sen kime hizmet ediyorsun? Türkiye Cumhuriyeti'nin polisi misin, işgal kuvvetlerinin mi?" şeklinde konuştu.
Terörle Mücadele Şubesine getirildiğinde Fuat Turgut adlı avukatın kendisine sorular sorduğunu ve bu sorular nedeniyle Turgut'un polis olduğundan şüphelendiğini söyleyen Ölmez, "badem bıyıklı" bir polisin kendisine, "Sen çok şey biliyorsun. Bizimle anlaş. Sen bize yardımcı olacaksın. Biz de savcıyı arayacağız, seni serbest bıraktıracağız" dediğini öne sürdü.
Kuddusi Okkır'la ilgili şahit olduğu şeyleri de anlatan Ölmez, Okkı r'ın çok sessiz olduğunu ve zaman zaman bir psikoloğun yanına geldiğini, zaman zaman da Okkır'ın tedaviye gittiğini kaydetti.
Kendisinin de cezaevinde bunalıma girerek bu psikoloğa gittiğini kaydeden Ölmez, psikoloğun bir gün kendisine, Okkır'ın kanser olduğunu söyleyerek, "Her şeyi içine atmış" dediğini aktardı.
Okkır'ın durumuna üzüldüğünü, bunun üzerine Savcı Zekeriya Öz'e sürekli mektup yazmaya başladığını dile getiren Ölmez, Öz'le görüşebilmek için mektubunda, "Çok önemli şeyler anlatacağım. Ek ifade vermek istiyorum" ifadesini kullandığını kaydetti.
Zekeriya Öz'ün yanına götürüldüğünü aktaran Ölmez, Öz'e, Kuddusi Okkır için geldiğini söylediğini, ama Öz'ün kendisini ciddiye almadığını savundu.
Kendisini içeri çağıran Öz'ün, Muzaffer Tekin ve arkadaşları nın neler yaptığını, neler konuştuklarını sorduğunu ifade eden Ölmez, Öz'ün kendisine, "Bilmek isteyebileceğim bir şeyler var mı?" dediğini öne sürdü.
Ölmez, şöyle devam etti:
"Bilmek istediğiniz ne olabilir?' dedim. 'Ben seni araştırdım, orada burada kalıyormuşsun, mağdurmuşsun. Sende pek bir şey yok. Sen bana yardımcı olursan bir şeyler gelişebilir bugün burada' dedi. Ben o anda anladım, bir şeyler var savcıda. Avukatım o sırada telefonuyla oynuyordu. Bir mesaj geldi. 'Misafirim gelmiş aşağıya' dedi, çıktı. Savcı, jandarmaya da 'Siz biraz dışarı da bekler misiniz?' dedi. Onlar çıkınca, 'Erol'um' dedi. O ara çekmecesini açıp evraklar çıkardı. 'Alpaslan Aslan'ı tanıyor musun?' dedi. Tanımadığımı söyledim. 'Tanımıyorsun biliyorum, tanıyacaksın' dedi. 'Ben şimdi senden bir şeyler isteyeceğim. Sen benim söylediklerimi kendi el yazınla yazacaksın, ek ifade gibi vereceksin. Sen daha cezaevine varmadan ben seni tahliye ettireceğim. Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım'la birlikte olduğunu anlatacaksın. Ben seni tanık korumaya alacağım' dedi. Tanık korumanın ne olduğunu sordum. 'Sen gizli tanık olacaksın' dedi. Ben tanımadığım insanlar hakkında iftira atacağım... Erol Ölmez, kimsesiz diye gariban diye parası, pulu yok diye onursuz bir adam mı?"
Savcı Öz'ün bunun üzerine kızdığını ve "bunlar aram ızda kalsın" dediğini öne süren Ölmez, Kuddusi Okkır'ın o günlerde kaldığı koğuşa getirildiğini belirterek, "Yanımıza verdiler, ama ölüyü verdiler yanımıza, canlı bir şey vermediler" dedi.
Okkır'ın saçı sakalı birbirine karışmış, kirli ve çok hasta halde olduğunu, Okkır'a bakmaya başladığını belirten Ölmez, ancak bir süre sonra Okkır'ın Bayrampaşa Cezaevi'ne nakledildiğini, "orada da bir köşeye atıldığın ı, ilgilenilmediğini öğrendiklerini" söyledi.
Savcılara defalarca Okkır'ın durumunu anlattığını öne süren Ölmez, şöyle konuştu:
"Şu adamı artık tahliye edin' dedim. 'Tahliye edin ya, bu insan ölüyor. İnsanlık namına... Nedir yani? Kuddusi Okkır'ı tahliye etsen ne kaybedeceksin? Kasaymış, ne kasası?' İnanın Başkan, Kuddusi Okkır bu davanın şehitlerindendir. Cumhuriyet şehididir. İnanın, iddia makamı tarafından katledildi. Karşılarına kadar geldim, 'Bu adam ölmek üzere' dedim. Savcısın, insansın, gel cezaevine kadar bir bak. Nihat savcının yanına da geldim. 'Ben size yardımcı olayım, siz de yardımcı olun. Kuddusi Okkır'ı tahliye edin' dedim."
ABD Başkonsolosluğuna yönelik saldırıda ölen saldırganlardan biriyle telefonla görüşme yaptığı iddiası ve bu gerekçeyle savcılar tarafından ifadesinin alınmasına ilişkin de Ölmez, "2005 yılında bir bayanla tanıştım. Turizm zamanıydı. Tatlı tatlı konuşup arkadaş olduk. Bana 'ağabeyim, babam ve yengemin telefonundan arıyorum' diyordu. Kısmet ya başımıza gelecek varmış. Saldırganları tanıyorum diye ifadem alındı. Nereden tanıyacağım. Saldırının Ergenekon'la bağlantısını benim üzerimden kuracaklardı. Ergenekon'la bağlantısı bulunamadı" şeklinde konuştu.
Ölmez, Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında şikayette bulunduktan sonra çeşitli gazetelerde "kendisini karalamaya yönelik" haberler çıktığını dile getirdi.
"Hayatımda hiç silah taşımadım, nasıl tetikçi olacağım?" diyen Ölmez, "Cebimde 5 kuruş param yok. Örgüte nasıl maddi gelir temin edeyim? Evim, ailem dağıldı. Şirket de kapandı. Tahliye edin gidecek yerim yok, otele gidecek param yok. Beni şimdi değil, baharda, yazın tahliye edin" şeklinde konuştu.
netgazete

Şimdi de emekli Orgeneral Hurşit Tolon'a ait olduğu iddia edilen ses kaydı internete düştü! Tolon, kayıtta askerleri savcıya teslim ettiği için Genelkurmay’ı eleştiriyor


05 Mart 2009 - Son dönemde internette yayınlanan ses kayıtlarına bir yenisi daha eklendi. En son, Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’a ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı yayınlandı. Video paylaşım sitelerine düşen kayıttaki ses, askerleri savcıya teslim ettiği için Genelkurmay’ı eleştiriyor. Askeri personelle ilgili gözaltıları eleştiren ses, Genelkurmay ve komuta kademesini sert bir dille eleştirerek ‘Mıy mıy’ olmakla suçluyor. Kayıttaki ses, 1’inci Ordu Komutanı’na “Makamınıza geleyim 5 dakikada savcının elinden askerleri alırım” diyerek görevdeki personeli de eleştiriyor. Haberden.com sitesinde yer alan habere göre; asker ve polisi karşı karşıya getirecek bir üslupla olayı değerlendiren kayıttaki ses şunları söylüyor: “Bir ekip hazırlasınlar doğru Koşuyolu’na. Hastamızı almaya geldik desinler. Sen de Cengiz Aykut’a söyle. Ekip çıktı yola alıp gelecek de. Hadi şimdi o çevik kuvvetle durdursun. Hadi gücünü göreyim bakayım. Bakan, başbakan, gelsin durdursun. Hadi. Mümkün değil yaav. Zaten onun için içerdeyim ben.”

GATA PERSONELİNE TAVSİYELER
Ses kaydında geçen konuşmalarda, GATA’daki yetkililere savcılara nasıl davranmaları gerektiğini anlatıyor. Savcıları muhatap kabul etmemeleri, yazışmaları Genelkurmay’a yönlendirmeleri gerektiğini aktaran ses, “Savcı da kim oluyor” diyerek eleştiri dozunu arttırıyor.
Aşırı kilo kaybı ve yaşlılık nedeniyle tahliye Olan Org. Hurşit Tolon’a ait olduğu iddia edilen ses kaydında, kilo kaybının spordan kaynaklandığı, günde 5 km yürüdüğü ve spor yaptığı için kilo verdiğini söylüyor.

SES KAYDININ TAM METNİ
Kendi doğurduğu bebeği yetimhanenin önüne vermektir teğmeni düşmana teslim etmek diyorum. Teğmeni götürüp bunlara teslim etmek; teğmenini teslim eden ordu olmaz! Aşiret bile olmaz!
Bunların hepsi duyuyor, gidin söyleyin diyorum komutanlarınıza. Ordu komutanına diyorum ki o paşayı orda tutmak demek ihanet demektir. Müsaade edin bana beş dakika makamınıza geleyim yedinci dakikada alırım diyorum onu ben. Alırım, almazsam namerdim bilir bütün dünya.

HADİ ÇEVİK KUVVET DURDURSUN
Şuraya oturtun tekrar Selimiye’ye beni kurmay başkanı gel buraya, aç telefonu Cengiz Aykut’a, de ki ben şimdi, biz şimdi Gata’dan bir heyet gönderiyoruz buraya de emrimi ilet, buranın komutanına da emrimi ilet. Bir ekip hazırlasınlar doğru Koşuyolu’na. Hastamızı almaya geldik desinler. Sen de Cengiz Aykut’a söyle. Ekip çıktı yola alıp gelecek de. Hadi şimdi o çevik kuvvetle durdursun. Hadi gücünü göreyim bakayım. Bakan, başbakan, gelsin durdursun. Hadi. Mümkün değil yaav. Zaten onun için içerdeyim ben.

STAR GAZETESİYLE GENELKURMAY NASIL UZLAŞIR?
Kararı vereceksiniz karar, karar. Yüreğinizle karar verilir. Bizimkiler mıy mıy mıy mıy teğmeni ver, yarbaya kelepçe tak, mermiler bizim mi sizin mi belli değil. Star gazetesiyle uzlaşma yap. Star gazetesiyle Genelkurmay uzlaşmış. Ne demek yav. Nasıl ne demek uzlaşmak? Biz uzlaştık! Olur, mu öyle şey.

SAVCI KİM OLUYAR LAN!
Siz muhatap olmayın. Genelkurmay’a söyleyin genelkurmay’dan bildirilsin. Yani savcılıkta genelkurmay buraya telefon ediyor. Bir dakika kardeşim, genelkurmaya gideceksiniz ben seni muhatap alamam. Mesela savcı yazı yazmış, ne savcısı, kim oluyor lan sen kim oluyorsun, sen kimsin? Sen kimsin lan bana yazıyorsun. Sen kimsin? Doğru oraya. İşte ahhh, orası ahhh orası, orası yazacak. Ah orası yazacak ahh. Ah, ah orası diyecek. “bana yazacaksın kardeşim” diyecek. “benim çocuğuma yazamazsın, bana yazacaksın ben cevap veririm” diyecek.

HIZLI KİLO VERMENİN SIRRI!
Her gün yedi ay bir saat yürüdüm. Ne kadar yürüdüm biliyor musunuz? En az beş kilometre her gün. Her gün en az beş km. Ben zayıflarken dört ayda böyle eridim yani muntazam bir eğriyle zayıfladım. Ama ben cezaevine girdiğim günden beri mutlaka yürüdüm. Gece yürüdüm. Sabah yürüdüm. Yürüdüm

netgazete

KOÇ Grubu'nun Ergenekon Aşkı
07 Mart 2009 11:56

Mustafa Koç'un Ergenekon sanığı Sinan Aygün'ü ziyaretinden sonra ikinci bomba... Rahmi Koç, GATA'da Hurşit Tolon'la 1 saat görüştü... Kritik temas...

Ergenekon Terör Örgütü soruşturmasında yargılanan ve sağlık sorunları olduğu iddiasıyla tahliye edilen emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un GATA'da önemli misafirler ağırladığı belirlendi.

Koç Holding patronu Rahmi Koç'un GATA'da Hurşit Tolon'u ziyaret ederek bir saat görüştüğü ortaya çıktı.

Daha önce Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ATO Başkanı Sinan Aygün'ü ziyaret eden Mustafa Koç'tan sonra babası Rahmi Koç'un da GATA'da Hurşit Tolon'la görüşmesi akıllara birçok soru işaretleri bıraktı.

GATA'DA BİR SAAT NE KONUŞTULAR
Rahmi Koç'un 15 Şubat günü saat 14:30'da GATA'ya gelerek Tolon'la bir saatlik görüşmesinin arkasındaki sır perdesi esrarını korurken, Koç Holding basın birimi görüşmeyi doğrularken, ayrıntıları ile ilgili bilgi vermedi.

Söz konusu görüşmenin, Ergenekon Terör Örgütü İddianamesi'nde adı geçen Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç'un, Ergenekon Terör Örgütü üyeleriyle yaptığı görüşmeler hakkında olup olmadığı ise henüz netlik kazanmadı.

Bilindiği gibi Ergenekon Terör Örgütü İddianamesi'nde Rahmi Koç'un Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile buluşmak istediği, Ergenekon zanlısı Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk'la holding binasında sürekli görüştüğü yer alıyor.

İLHAN SELÇUK, RAHMİ KOÇ'A “DOSTUM” DİYE HİTAP EDİYOR
ETÖ iddianamesindeki bilgilere göre Rahmi Koç, İlhan Selçuk'la özel görüşmelerde bulunuyor ve Cumhuriyet gazetesinin yaşaması için elinden gelen her şeyi yapıyor… İlhan Selçuk da, Rahmi Koç'u, “Dostum” diye tanımlıyor.

İlhan Selçuk, Rahmi Koç'un eniştesi İnan Kıraç'ı Cumhuriyet gazetesine destek veren Cumhuriyet Vakfı'nın Danışma Kurulu'na, Koç Grubu'ndan Hakan Gören'i de Vakıf Yönetim Kurulu üyeliğine getirmiş!.. İlhan Selçuk, 7 Şubat 2008 tarihinde Koç Holding'in Nakkaştepe'de bulunan binasında Rahmi Koç ile görüşme yaptığı ve söz konusu toplantıda, Cumhuriyet gazetesinin durumunun görüşüldüğü, Rahmi Koç'un İlhan Selçuk'a, “Sınır aşıldı mı” dediği yer alıyor.

KOÇ, SİNAN AYGÜN'LE DE GÖRÜŞMÜŞTÜ
Koç Holding ve TOFAŞ A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç da, Ergenekon Terör Örgütü operasyonu kapsamında tutuklanan ve daha sonra serbest bırakılan Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün'e ‘geçmiş olsun' ziyaretinde bulunmuş. Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç da, Sinan Aygün'ü cezaevinde ziyaret edeceğini, ancak tahliye olunca mesaj yolladığını açıklamıştı. Ayrıca ATO Başkanı Sinan Aygün'le görüşmesi sırasında Sinan Aygün'ün kendisinden oldukça küçük olan Mustafa Koç'a abi diye hitap etmesi dikkat çekmişti.

KOÇ TUNCAY ÖZKAN'IN TV'SİNE DE 8.440.000 YTL ÖDEMİŞTİ
Koç Holding yöneticilerinin ilişkileri bununla sınırlı değil. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç'un sahibi olduğu Beko Ticaret A.Ş'nin, Tuncay Özkan'ın sahibi olduğu dönemde Ergenekon Terör Örgütü'nün sözcülüğünü yaptığı iddia edilen Kanaltürk'e kuruluş aşamasında 8.440.000 YTL'lik (8 trilyon 440 milyar Türk Lirası) ödeme yaptığı da ortaya çıkmıştı.

Bilindiği gibi Koç, Saray cezaevinde yolsuzluktan yatan eski Deniz Kuvvetler Komutanı İlhami Erdil'i de ziyaret etmişti.
aktifhaber

Ergenekon'un OYAK Oyunları
07 Mart 2009 10:56Ergenekon Örgütü'nün Ordu Yardımlaşma Kurumu'nun başına kendilerine yakın emekli bir askeri getirmek istediği ortaya çıktı.

Davanın 58. duruşmasında tutuklu sanık Hüseyin Görüm diğer tutuklu sanık Muzaffer Tekin ve çevresinin OYAK'ın başına arkadaşları emekli Albay Hüseyin Mümtaz Bayazıt'ı getirmek istediğini iddia etti. Beyazıt'ın ismi Danıştay saldırısı sonrasında gündeme gelmişti. Beyazıt bir dönem Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Haydar Baş'ın yardımcılığını da yaptı. Yine Beyazıt aynı partiden milletvekili adayı olmuştu.

Muzaffer Tekin, önceki duruşmalarda Görüm'ü emekli Albay Beyazıt'la kendisinin tanıştırdığını belirterek, "Hüseyin Beyazıt'ı ben tanıştırdım. Hüseyin Beyazıt, Kara Harp Akademisi'nde şey, öğretmenlik yapıyor part time." Demişti.

Kaynak:Zaman

Görüm ise hafta başında görülen 58. duruşmada "Hüseyin Beyazıt'ı tanıyor musunuz?" şeklindeki soruya şu yanıtı verdi:

"Muzaffer Tekin'in bürosunda tanıdım. Tekin ve arkadaşları onu OYAK'ın başına getirmek istiyorlarmış. Harp Akademeleri'nde öğretim üyeliği yaptı. İşte ABD'de okumuş. ABD'de eğitim gördüğünü falan anlatıyorlardı. Mehmet Ali Bayar ve Kemal Derviş ile ev arkadaşlığı yapmış orada. Hanımı ile ayrılma durumu vardı. Beraber İzmir'e gittik. İzmir'e beraber gitmek için arkadaşı olmamı istedi. ABD hakkında ne düşündüğümü falan sordu. Burhaniye doğumludur.İstanbul'a dönerken memleketine gittiğimizde bir kadınla karşılaştık. Ona 'Sen Terzi Cemal'in oğlu Ciyan Hüseyin değimlisin?' diye sordu. İstanbul'da oturup konuştuğumuz oldu. İbrahim Cingi, Can Özaray gibi isimlerle oturup konuşurduk."

Toplumsal Dönüşüm Yayınları'nın ve Yeni Mesaj gazetesi yazarı da olan Beyazıt'ın ismi Hrant Dink cinayetinde geçmişti. Beyazıt'ın geçmişte Akdeniz Üniversitesi'nce Antalya'da düzenlenen "301. madde ve düşünce özgürlüğü" konulu panelde, Dink'le panelist olarak bir araya geldiği ve Dink'in bazı açıklamalarına tepki gösterdiği belirlenmişti. Beyazıt, Haydar Baş'ın kurduğu Bağımsız Türkiye Partisi'nde yöneticilik yapmıştı. Beyazıt, Akın Birdal suikastinin azmettiricisi Semih Tufan Gülaltay'ın dergisi Yeni Hayat'ta yazı yazmıştı. Danıştay saldırısı sonrasında gözaltına alınan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde verdiği ifadede Hüseyin Mümtaz Beyazıt'ın tanıdığını açıklamıştı.

Mümtaz, 11 Haziran 2002 tarihli köşe yazısında "iki ayrı uç Yeni Mesaj–Meltem ekibi'nin BTP'si ile, 'Aydınlıkçılar"ın İP'sinin 'müşterek düşmana karşı hedefte birlik' içinde bulunmalarından derin haz duyduğumu elbette belirtmeliyim." demişti.

aktifhaber

AMA O BİLGİLERİ SİLMİŞTİM!
07 Mart 2009
Mustafa Balbay, savcılıkta bilgisayarından çıkan belgeleri görünce şok oldu...

Ergenekon soruşturması kapsamında ikinci kez gözaltına alınan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ile yazar Neriman Aydın tutuklandı. Balbay’ın 6 ay önce el konulan bilgisayarındaki incelemelerde, daha önce sildiği ancak ana hafızada saklı kalan ’çok gizli belgelere’ ulaşıldığı iddia edildi

Ergenekon soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008’de gerçekleştirilen 6. dalgada gözaltına alınıp serbest bırakılan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ile yazar Neriman Aydın, önceki gün Ankara’da yeniden gözaltına alınıp İstanbul’a getirilmişti. Ek deliller ışığında gözaltı kapsamındaki “zorla getirme” kararıyla İstanbul’a getirilerek sorguya alınan Balbay ile Aydın, Cumhuriyet Savcıları Zekeriya Öz, Fikret Seçen ve Kasım İlimoğlu’na yaklaşık 10 saat ifade verdi.

Karargah evleri soruldu

Balbay’a bilgisayarından ele geçirilen belgeler ve kendisinden sonra gözaltına alınan şüphelilerin ifadelerine dair sorular soruldu. Balbay’ın 6 ay önce el konulan bilgisayarındaki incelemeler geçen hafta tamamlandı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde bilişim uzmanları tarafından incelenen bilgisayarda, Mustafa Balbay’ın daha önce sildiği ancak bilgisayarın ana hafızasında bulunan çok önemli gizli belgelere ulaşıldığı iddia edildi. Yapılan bu incelemede Balbay’ın bilgisayarında şifreli darbe planları, MGK notları ve kozmik bilgiler (TSK’ya ait çoğaltılamayan ve şifreli gizli bilgiler) çıktığı öne sürüldü. Savcıya 95 sayfa ifade veren Balbay, bu bilgileri haber yapmak amacıyla elde ettiğini söyledi. Ancak kendisine neden bugüne kadar haber yapmadığı soruldu. Ayrıca elde ettiği bilgilerin çok gizli olduğu, bu nedenle haber yapılmalarının bile yasak olduğu kendisine söylendi. Balbay’a bu nedenle “Devletin gizli bilgilerini ele geçirmek” suçu yöneltildi. Balbay’a 200’e yakın isim verilip bunları tanıyıp tanımadığı da soruldu.

Balbay ile birlikte gözaltına alınan Neriman Aydın’ın ise 4 saatlik savcılık sorgusu 18.00 sıralarında bitti. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar Murat Yönder ve Ercan Şafak tarafından yaklaşık 4 saat süren sorgulamada, Aydın’a 1 Temmuz 2008’deki operasyonda el konulan bilgisayarında ele geçirilen ve 2004’ten beri Genelkurmay ile Şener Eruygur’a yazdığı elektronik mektupların ve görüşmelerden sonra tuttuğu günlüklerin sorulduğu öğrenildi. Eylül 2008’de tutuklanan Mehmet Ali Çelebi, Eren Mumcu, Noyan Çalıkuşu ile tutuksuz şüpheliler Hasan Hüseyin Uçar ve Yaşar Tozkoparan’ın yaklaşık 4 yıl boyunca Aydın’ın evine niçin geldiği soruldu. Aydın’ın teğmenlerin geldiği evin karargâh evi değil kendi evi olduğunu söylediği belirtildi.

Sabaha karşı tutuklama

Sorgulamanın ardından savcılar, gece yarısı 00.30 sıralarında Balbay ve Aydın’ı tutuklanmaları talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk etti. Balbay ve Aydın’ı sorgulayan Nöbetçi 14. Ağır Ceza Mahkemesi Balbay’ın tutuklanarak Metris Cezaevi’ne, Aydın’ın da Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’ne gönderilmesine karar verdi.

Mustafa Balbay ile Neriman Aydın’ın tutuklanmasıyla Ergenekon soruşturması kapsamında yargılanan tutuklu sayısı 95’e çıktı.


Ağırlaştırılmış müebbet hapisle yargılanacaklar

Balbay ile Aydın, “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçundan tutuklandı. TCK’nın “hükümete karşı suç” başlığı altında düzenlenen madde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını öngörüyor.

'Genç subaylar tedirgin' haberini Ersöz'le görüştüm

Mustafa Balbay ve Neriman Aydın, Ergenekon soruşturması kapsamında ilk olarak 1 Temmuz 2008'de gözaltına alınmıştı. İki isim, mahkeme tarafından 5 Temmuz'da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Balbay'ın, aynı davanın tutuklu şüphelilerinden emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'le Jandarma İstihbarat Dairesi başkanı olduğu dönemde makamında görüştüğü ve Ersöz'ün bu görüşmeyi kayda aldığı ortaya çıkmıştı. Balbay, 'Genç subaylar tedirgin' haberiyle ilgili Ersöz'le görüştüklerini anlatmıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, söz konusu manşet sebebiyle gazeteyi lanetlediğini söylemişti.
aktifhaber

BALBAY'IN ORG. ERUYGUR NOTLARI
08 Mart 2009 09:10Mustafa Balbay'ın bilgisayarından çıkan notlarda çarpıcı bilgiler bulunuyor...

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın bilgisayarından, 'Sarıkız' ve 'Ayışığı' isimli darbe planlarını dönemin Jandarma Genel Komutanı emekli orgeneral Şener Eruygur'un hazırladığı yönünde notlar çıktığı öne sürüldü. İddiaya göre, Mustafa Balbay'ın bilgisayarından elde edilen notlar, Nokta Dergisi'nde yayımlanan ve emekli oramiral Özden Örnek'e ait olduğu ileri sürülen günlükteki Sarıkız ve Ayışığı isimli darbe planlarıyla ilgili bilgileri değiştirdi. 1998'den beri Jandarma Genel Komutalığı ile sık sık görüşen Balbay, yaptığı tüm görüşmeleri en ince ayrıntısına kadar not etti. Bu da polisi gerçek bilgilere ulaştırdı. Ergenekon soruşturmasında temmuzda gözaltına alındığında serbest bırakılan ancak ikinci kez ek ifade için gözaltına alındığından bu kez cezaevine konan Balbay, Eruygur'un Jandarma Genel Komutanı olmasından sonra her gün karargaha gitti. Bu notlara göre, Ayışığı ve Sarıkız adlı darbe planlarını Eruygur hazırladı. Ardından kendisine destek vermeleri için dönemin kuvvet komutanlarına sundu. Darbe planları emekli oramiral Özden Örnek'in eline de bu şekilde geçti.

DESTEK VERMEMİŞLER
Yine Balbay'ın notlarına göre, kuvvet komutanları bu planlara karşı çıktı. Hatta bir çoğu "Şener Eruygur bunları Genelkurmay Başkanı olmak için planlıyor" düşüncesiyle destek vermedi. Ardından dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü zor durumda bırakma planları yapıldı. Eruygur, Balbay'a, "Genelkurmay Başkanı'nı zor durumda bırakmak için haber yap" dedi ve Balbay bu isteği 'Genç Subaylar Rahatsız' başlıklı bir haber yaparak yerine getirdi. Notlarda, Balbay'ın o dönem Jandarma Karargâhı'nda bütün yetkililer ile görüştüğü, Eruygur'la diyalogları kaleme alırken oldukça samimi üslup kullandığı dikkat çekti. Yine Balbay'ın her perşembe Ankara Kent Otel'deki toplantılara katıldığı, Ankara'ya geldiğinde Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk, emekli tümgeneral ve Genelkurmay Hukuk Müşaviri Erdal Şener'in de yer aldığı, toplum mühendisliği ve darbeden sonraki oluşumların tartışıldığı öne sürüldü. Balbay'ın, ayrıca eski Jandarma İstihbarat Dairesi Başkanı Levent Ersöz ile görüştüğü de notlarda yer aldı.

Kaynak:Sabah

TSK Belgelerini Mossad'a Vermiş
08 Mart 2009 13:42Balbay'ın tutuklanmasına sebep olan ve şifresi çözülen belgelerle ilgili şok bilgiler ortaya çıkmaya devam ediyor. Baybal TSK belgelerini İsrail'e servis etmiş..
İlgili Haberler
BALBAY'IN ORG. ERUYGUR NOTLARI AMA O BİLGİLERİ SİLMİŞTİM!

Mustafa Balbay'a 'vatana ihanet suçu': TSK'nın İran belgelerini İsrail'e verdi iddiası

Vakit gazetesinin haberine göre Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan Mustafa Balbay, TSK'nın İran ile ilgili istihbarat bilgilerini ele geçirerek, bunları İsrail'deki bir e-posta adresine servis etmekle suçlanıyor...

MOSSAD'A MI YOLLADI?

ETÖ soruşturması kapsamında tutuklanan Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'ın, TSK'nın İran, Irak ve Suriye'nin askeri ve beşeri yapısına ilişkin istihbarat bilgilerini, kaynağı İsrail olan bir e-posta adresine servis ettiği iddia ediliyor.

ŞİFRELER ÇÖZÜLÜNCE...

Balbay'ın daha önce gözaltına alındığı sırada el konulan bilgisayarında incelemeler yapan emniyet uzmanlarının, silinmiş ve şifrelenmiş bazı dokümanları çözdüğü; çözülen dokümanlarda, TSK'nın İran, Irak ve Suriye hakkındaki 'gizli' ibareli belgelerine ulaşıldığı ileri sürüldü. Sorgusu sırasında, "Onları silmiştim, nasıl ulaştınız" diyerek paniklediği belirtilen Balbay'ın, 'Ben o bilgileri kitabımda kullanırım diye almıştım" dediği öğrenildi.

Balbay'dan İsrail'e servis!

Ergenekon Terör Örgütü" soruşturması kapsamında tutuklanan Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay hakkında şok belgeler ortaya çıktı.

Balbay, TSK'nın İran ile ilgili istihbarat bilgilerini elde ederek bunları İsrail'deki bir e-posta adresine göndermekle suçlanıyor. Tutuklu sanık Mustafa Balbay'ın, TSK' ya ait gizli bilgileri İsrail gizli servisi MOSSAD'a gönderdiği iddia ediliyor...

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nin ve MİT'in, Mustafa Balbay'ın İsrail bağlantısını araştırdığı öğrenildi. Mustafa Balbay'ın bilgisayarından sildiği, fakat İstanbul Emniyeti uzmanları tarafından kurtarılan belgelerde TSK'nın hazırladığı İran, Irak ve Suriye'nin askeri ve beşeri yapısına ilişkin belgeler bulunduğu iddia edildi. E-posta ayrıntılarında ise Balbay'ın kaynağı İsrail'e uzanan bir e-posta adresine TSK, İran, Irak ve çevre ülkelerin askeri bilgilerini, demografik yapılarını aktardığı ileri sürüldü.

Sorgu sırasında Mustafa Balbay'ı 'Bilgisayarımdan silmiştim, nasıl ulaştınız' diye panikleten Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait gizli belgeler, dudak uçuklatan detayları ile dikkat çekiyor. Adeta bir istihbarat görevlisi gibi çalıştığı ortaya çıkan Balbay'ın elde ettiği ve TSK'nın askeri planlamalarda kullanmak üzere arşivlediği gizli belgelerin, Türkiye'yi, ilişkilerini yeni yeni düzeltmeye başladığı komşu ülkeler nazarında zor durumda bırakacağı kaydediliyor.

TSK'NIN İRAN, IRAK VE SURİYE'YE İLİŞKİN ASKERİ VE BEŞERİ HER TÜRLÜ TESPİT VE İSTİHBARATI BALBAY'DA

Mustafa Balbay'ın el konulan bilgisayarında bulunan ve silindiği anlaşılıp uzmanlar tarafından kurtarılan şifreli belgeler arasında çıkan 74–75 ve 82 numaralı klasörlerde çok gizli belgeler yer alıyor.

Balbay'ın bilgisayarında ele geçirilen şifrelenmiş klasörlerde çıkan belgelerin bir kısmı ise şöyle:

74 numaralı klasörde:

Genelkurmay Başkanlığı 2. Başkanı Orgeneral Ergun Saygun'a ait ve 'sağ yarısı' isimli 23 Kasım 2006 tarihli doküman.

75 numaralı klasörde:

Başbakanlık Güvenlik işleri Başkanlığımdan çıktığı anlaşılan belgeler.

Yine aynı klasörde gizli ibareli, "Türkiye Cumhuriyetinin iç Güvenliğinin Tesis Edilmesi ve iç Güvenlik Konsepti" içerikli doküman.

TSK'ya ait askeri terimler içeren gizli ibareli ve İran'la ilgili gizli askeri değerlendirme raporu.

TSK'ya ait psikolojik harekât ile ilgili doküman.

Komşu ülke (İran) kara kuvvetlerine ilişkin silah araç ve gereçlerinin belirtildiği doküman.

"Türkiye'ye komşu ülkelerin davranış ilkeleri" isimli, Silahlı Kuvvetler tarafından hazırlanmış rapor.

82 numaralı klasörde:

TSK tarafından hazırlanıldığı belirtilen Türkiye'ye komşu ülkeler İran, Irak, Suriye'nin askeri durumu, mevcut silah kapasitelerine ilişkin önemli bilgilerin yer aldığı doküman, Türkiye'ye komşu ülkelerin etnik ve dini yapısına ilişkin doküman.

Yine Genelkurmay Başkanlığı'nın çok gizli ibareli komşu bir ülkeye ilişkin stratejik istihbarat kitabı ve bu kitabın ekindeki gizli ibareli bölümler.

Üzerinde gizli kaşeli, Türk Silahlı Kuvvetleri'nce hazırlanmış, komşu bir ülkenin (Suriye) istihbarat silahlı kuvvetlerine ilişkin istihbarat raporu ve bu raporun ekindeki aynı ülkeye ait sivil savunma teşkilatı, askeri okullar ve bu ülkenin istihbarat teşkilatına ilişkin dokümanlar, aynı ülkenin bakım onarım tesisleri ve bu ülkenin kara kuvvetlerinin konuşlanması, birliklerinin konumlarına ilişkin ayrıntılı dokümanlar, çok sayıda gizli ibareli rapor.

STRATEJİK BELGELERİ KİTAP YAZMAK İÇİN TEMİN ETMİŞ

Sorgu sırasında Mustafa Balbay'a, TSK tarafından hazırlanan komşu ülkelerin silahlı kuvvetlerine ilişkin 'gizli' ibareli istihbarat raporlarının kendisinde ne aradı
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Pts Mar 09, 2009 9:31 pm    Mesaj konusu: Bana suikast düzenleyeceklerdi Alıntıyla Cevap Gönder

Enis BERBEROĞLU
Hürriyet Baykal: Ergenekon balans ayarı çabası
15 Mart 2009

MARDİN/K.MARAŞ CHP Lideri Deniz Baykal, Mardin yolunda Cumhuriyet’in manşetini gösteriyor.

"Mustafa Balbay’ı (Ergenekon tutuklusu Cumhuriyet Ankara Temsilcisi) yalnız bırakmıyorsunuz, iyi yapıyorsunuz" diyerek meslektaşımız Türey Köse’nin şahsında bu gazeteyi kutluyor.

Sohbet kaçınılmaz olarak Ergenekon’a kayıyor. CHP lideri, Ergenekon’u muhalefeti sindirme çabası saydığı için "Stalin dönemi" benzetmesini pek haksız bulmuyor. Hatta bu konuda daha yakın tarihli taze örneği bile hazır:

- Bulgaristan Meclis Başkanı ile dört partinin temsilcisi beni ziyarete geldi. Üçü iktidar ortağı ve eski günlerin (sosyalist dönem) devamı gibi. Ben Ergenekon’u anlatmaya başlayınca tek muhalif Bulgar üye kafasını salladı, "Bu akılları bizimkilerden almışlar belli" dedi.

Deniz Bey, Ergenekon’a girdi mi freni pek tutmuyor.

İlave soruya bile gerek kalmıyor:

- İddianameye göre Ergenekon 1990’ların başında faaliyete geçtiyse, o tarihte AKP var mı, Erdoğan var mı? O zaman Ergenekon kime karşı, kimi devirmek için kuruldu? Demirel mi, Özal mı? Bir numarası o tarihte kimdi, bugün kim? Böyle hukuk, öyle iddianame olur mu hiç?

Baykal, Ergenekon konusunu 28 Şubat literatüründen ödünç tanımla kapatıyor:

- Ergenekon, muhalefete balans ayarı çabasıdır. Yapabiliyorlar demiyorum ama yapmaya çalışıyorlar. Statükoya karşı çıkmak zor iştir, herkes beceremez.

AKP 4 bin, CHP 2 bin 500

POLİS rakamlarına göre iki hafta önce Mardin’e gelen Başbakan 4 bin kişi topladı, CHP 2 bin 500’de kaldı. Uzun ayrılık sonrasında bu ilk randevu için CHP açısından fena rakam sayılmaz. Daha da önemlisi meydandaki Kürtçe pankartlarda Baykal’a yöneltilen taleplerdi. Yani CHP de AKP ile birlikte sistem adına meydanlarda boy göstermeye başladı.

Deniz Baykal’a ulaşamayanların talepleri de bizim naçiz boynumuza borç kaldı, aktaralım:

Alpaslan Çelik: Haşti aşiretinin geçici köy korucularının başkanıyım. Bu sabah karşıki dağlardan indim, geldim. 20 yılda 30 şehit verdik. Biz nasıl vatana sahip çıktıysak, bugün CHP de aynı savaşı veriyor. TRT Şeş de neymiş!

Şükür Sula: Siirt İl Başkanı’yım. Sanatçı Nihat Doğan Siirt’e gelmeden basın toplantısında "Siirtliler şeref ve namusunuz varsa, Tayyip Erdoğan’a sahip çıkın" gibi laf etti. Ben de "Biz şeref namusu iyi biliriz, sen git İstanbul’a namusunu temizle" diye yanıt verdim. Duydum ki bana dava açmış.

Bir şoför: Habur’dan beş bin kamyon geçerdi, bugün bu sayı onda birine indi. Yük yok, karşı taraftan sipariş yok. Zaten petrol ticareti de durdu. Millet iyice sefil oldu. Kriz teğet geçecekmiş, bu nasıl teğet geçmek.

Ve son olarak iki kente ilişkin tahminler:

Mardin’de yarış DTP ile AKP arasında geçer, DTP önde.

Kahramanmaraş’ta AKP favori, MHP belki sürpriz yapar.

Anayasa

CHP lideri, Başbakan’ın iddiasız Anayasa değişikliği önerisine temkinli yaklaşıyor. "Nasıl karşıladınız?" sorumuza, "Onu görelim bakalım, ne düşünüyor anlayalım" yanıtını veriyor.


Enis BERBEROĞLU / Hürriyet
eberber@hurriyet.com.tr


Tolon ve Şener için müebbet talebi

Ergenekon soruşturması kapsamında yargılanan Tolon ve Eruygur için ikinci iddianamede ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi...11 Mart 2009 02:45

Ümraniye ilçesinde bir evde ele geçirilen patlayıcı maddeler nedeniyle başlatılan ve ''Ergenekon'' adı verilerek genişletilen soruşturmada, ikinci iddianame hazırlanarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan yazılı açıklamada, 12 Haziran 2007 tarihinde İstanbul Ümraniye ilçesinde bir evde ele geçirilen patlayıcı maddeler sebebiyle başlatılan ve genişletilerek sürdürülen soruşturmada, 10 Temmuz 2008 tarihinde açılan birinci kamu davasından sonra devam ettirilen soruşturmanın sonuçlandırıldığı bildirildi.

Açıklamada, 8 Martta 2009/511 soruşturma sayılı 1909 sayfadan oluşan iddianame ile ikinci kamu davası açıldığı ve 10 Martta UYAP sisteminden İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine tevzi edildiği belirtildi.

İddianamede 21 tutuklu, 35 tutuksuz olmak üzere 56 şüpheli olduğu ifade edilen açıklamada, yakın tarihlerde soruşturmaya dahil edilen 48 tutuklu, 29 tutuksuz olmak üzere 77 şüpheli hakkındaki soruşturma evrakının tefrik edildiği ve bunlar hakkındaki soruşturmanın devam ettiği kaydedildi.

İDDİANAMEDE YER ALMASI BEKLENEN OLAYLAR
İddianamede sanıkların sorumlu tutulduğu olayların şunlar olduğu öne sürülüyor:

1- Sivas olayları
2- Gazi olayları
3- Başbağlar olayları
4- Diyarbakır Koşuyolu Parkı’nda 8’i çocuk 11 kişinin öldüğü bombalı saldırı (TİT eylemi)
5- General Bahtiyar Aydın’a yönelik olarak Lice’de gerçekleştirilen suikast
6- Hayata dönüş operasyonu sonucu Ümraniye Cezaevi’nde çıkan olaylar
7- 1993 yılında Bingöl Elazığ Karayolu’nda 33 askerin kurşuna dizilmesi. Ergenekon'un PKK'nın üst düzey yöneticileri ile ilişkileri.

TUTUKLU ŞÜPHELİLER
Muzaffer Özkan, emekli Albay Arif Doğan, Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, gazeteci Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan, Aduil Serdar Saçan, Birol Başaran, İbrahim Özcan, Osman Gürbüz, Durmuş Ali Özoğlu, Kemal Aydın, Mehmet Ali Çelebi, Noya Çalıkuşu (muazzaf subay), Eren Mumcu (teğmen), Hamza Demir, Mahmut Oğuz, Süleyman Solmaz, Kurtça Bektaş, Rıza Demir, Rıfat Yıldırım, Emcet Olcaytu (Aydınlık Dergisi Yazarı)

TUTUKSUZ ŞÜPHELİLER
İlker Güven, Ufuk Büyükçelebi, Siyami Yalçın, Murat Avar, Ercüment Ovalı, Tunç Akkoç, Barboros Hayrettin Altuntaş, Sinan Aygün, Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Doğukan Yorulmaz, Levent Temiz, Hasan Hüseyin Uçar, Yaşar Tozkoparan, Mesut Özcan, Selim Utku, Evrim Baykara, Adnan Kılıçaslan, Tanju Güvendiren, Hüseyin Nazlıkul, Seyhan Soylu, Nurseli İdiz, Ertaç Giray'ın da aralarında bulunduğu 35 sanık.

OLASI YÖNETİCİLER
Olası yönetici olan 12 kişi ise Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Levent Ersöz, Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan, Arif Doğan, Hasan Atilla Uğur, Kemal Aydın, Neriman Aydın'ın isimleri olduğu ileri sürülüyor.

AÇIKLAMADA İSİM VERİLMEDİ AMA
Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde tutuksuz şüpheliler emekli Orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur hakkında örgüt yöneticisi olmak, "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasına kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belgelerini kullanmak, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek, kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek, adil yargılamaya etkilemeye teşebbüs suçlarından haklarında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılması isteniyor. Ayrıca örgütün üst düzey yöneticileri olduklarından dolayı örgüt üyelerinin işledikleri diğer suçlardanda da ceza almalarının istendiği ileri sürülüyor.

12 ŞÜPHELİ HAKKINDA ''ÖRGÜT YÖNETİCİSİ OLMAK'' SUÇLAMASI YER ALDI
Ümraniye ilçesinde bir evde ele geçirilen patlayıcı maddeler nedeniyle başlatılan ve ''Ergenekon'' adı verilerek genişletilen soruşturmada hazırlanan ikinci iddianamede, 12 şüpheli hakkında ''örgüt yöneticisi olmak'' suçlaması yer aldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan yazılı açıklamada, 12 Haziran 2007'de başlatılan ve müteakip tarihlerde genişletilerek sürdürülen soruşturmayla ilgili olarak 10 Temmuz 2008'de açılan birinci kamu davasından sonra sürdürülen soruşturmanın ikinci aşamasının tamamlandığı anlatıldı.

İDDİANAME 1909 SAYFA BEŞ BÖLÜM
Açıklamada, toplam 1909 sayfalık iddianamenin 5 bölümden oluştuğu belirtildi.

Birinci bölümde, ''Ergenekon'' soruşturmasının ilk aşamasıyla birinci iddianamenin özetinin yapıldığı, ikinci bölümde soruşturmanın sonraki aşamaları ve ''Ergenekon'' örgütünün anlatıldığı dile getirilen açıklamada, üçüncü bölümde ''örgütün işlediği suçların genel olarak ve topluca anlatıldığı, dördüncü bölümde örgütün diğer faaliyetleri, başka örgütlerle sivil toplum ve medya kuruluşlarıyla ilişkilerinin yer aldığı, beşinci bölümde ise iddianamede yazılı şüphelilerin bireysel eylemleri ve bu eylemlerin oluşturduğu suçlar ve sevk maddeleri ile hukuki durumlarının işlendiği'' bildirildi.

HÜKÜMETİ VE TBMM'Yİ CEBİR VE ŞİDDETLE ORTADAN KALDIRMA
Açıklamada, şüpheliler hakkındaki suçlara ilişkin şu bilgilere yer verildi:

''2 şüpheli hakkında 'örgüt yöneticisi olmak', 'cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs', 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik', 'devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belgelerini kullanmak', 'devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek', 'kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek', 'adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarından' ve örgütün üst düzey yöneticileri olduklarından yasa gereği örgüt üyelerinin işledikleri suçlardan,

FİŞLEME İDDİALARI İDDİANAMEYE GİRDİ
2 şüpheli hakkında 'örgüt yöneticisi olmak', 'cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs', 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik', 'devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belgelerini kullanmak', 'devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek', 'kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek', 'resmi evrakta sahtecilik' suçlarından,

ASKERİ İTAATSİZLİĞE TEŞVİK SUÇLAMASI
4 şüpheli hakkında, 'örgüt yöneticisi olmak', 'cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs', 'askeri itaatsizliğe teşvik', 'kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek', 'adil yargılanmayı etkilemeye teşebbüs' suçlarından,

1 şüpheli hakkında 'örgüt yöneticisi olmak', 'kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek' suçlarından,

DEVLET SIRRINI ELDE ETME SUÇLAMASI
3 şüpheli hakkında 'örgüt üyesi olmak', 'cebir ve şiddet kullanarak TBMM'yi ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs', 'devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek', 'patlayıcı madde bulundurmak', 'yasaklanan bilgileri temin etmek' suçlarından,

3 şüpheli hakkında 'örgüt yöneticisi olmak', 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasına kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs' suçlarından,

37 şüpheli hakkında 'örgüt üyesi olmak', 'yasaklanan bilgileri temin etmek', 'kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek', 'uyuşturucu madde bulundurmak', '6136 sayılı yasaya muhalefet' suçlarından,

4 şüpheli hakkında 'örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek' suçlarından kamu davası açılmıştır.''

Açıklamada, yasa gereği iddianame, mahkeme tarafından kabul edilinceye kadar soruşturmanın içeriğiyle ilgili gizlilik kuralının devam ettiği vurgulandı.
haber7

11 Mart 2009
Şamil Tayyar / Star
Ergenekon iddianamesindeki sürpriz

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ikinci Ergenekon iddianamesinin tamamlandığını duyurdu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 gün içinde iddianamenin kabul veya reddine ilişkin kararını açıklayacak.

14 Temmuz’da açıklanan iddianamede 48’i tutuklu, 38’i tutuksuz olmak üzere 86 isme yer verilmiş, 36 kişi hakkında ise kovuşturmaya gerek olmadığı belirtilmişti. Dün açıklanan ikinci iddianamede ise 21’i tutuklu, 35’i tutuksuz olmak üzere toplam 56 şüphelinin bulunduğu ifade edildi.

Böylece, bir kısmı tutuklu, kalanı tutuksuz olmak üzere haklarında iddianame oluşturulan sanık (şüpheli) sayısı 142’ye ulaştı.

Ancak, henüz Ergenekon soruşturması tamamlanmış değildir. Ufukta üçüncü iddianame var. Eğer bugünden itibaren yeni bir operasyon olmaz ve farklı isimler gözaltına alınmazsa, üçüncü iddianamede 48’i tutuklu, 29’u tutuksuz olmak üzere 77 şüpheli yer alacak.

Bu durumda Ergenekon’daki sanık (şüpheli) sayısı 219’a çıkacak. Tabi dediğim gibi, yeni operasyonlar olmazsa...

İstanbul Başsavcılığının açıklamasına bakarsak, dün mahkemeye intikal ettirilen ikinci iddianamedeki 56 şüpheliden 12’si ‘örgüt yöneticisi’ olmakla suçlanıyor. Satır araları iyi okunduğunda, iki şüpheli için ‘üst düzey yönetici’ ifadesinin kullanıldığı görülüyor.

Bu iki isim emekli orgeneraller Şener Eruygur ile Hurşit Tolon... Başka bir ifadeyle, şu ana kadar Ergenekon sürecinde haklarında iddianame oluşturulan toplam 142 sanık (şüpheli) arasında 1 ve 2 numaralı konumda bu isimler yer alıyor.

Dikkat çekici olan başka bir unsur, ilk ve ikinci iddianame arasındaki ‘suç’ kapsamının farklılığıdır. İkinci iddianameyle, sanıklara isnat edilen suç kapsamı genişletilmiştir. Daha önce ‘Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak veya görev yapmasını engellemeye teşebbüs’le suçlanan sanıklar, şimdi buna ilave olarak TBMM’yi ortadan kaldırmakla suçlanıyorlar.

Yani, hem hükümete hem meclise darbe yapmakla suçlanıyorlar. Sanıyorum, en önemli gelişme budur.
haber10

Serdar Turgut
serdarturgut@superonline.com
Çocuğuma Ergenekon'u anlatmak

Nedenleri ilerleyen yaşla birlikte gelen tedirginlikler mi dersiniz yoksa dünyanın ve Türkiye'nin insanın üstüne yüklediği ilave yüklerden mi kaynaklanıyor dersiniz bilmiyorum ama son zamanlarda ciddi bir uykusuzluk çekmeye başladım.
Sabaha karşının bence en zalim saati olan 4.30 civarında uyanıyorum. Bu zalim bir saat çünkü sabah hayli yakında ama dakikalar bir türlü geçmek bilmiyor. Kalkıp kitap okuyayım desem bu da anlamlı gelmiyor çünkü saatlerinin hemen hemen tamamı okumakla geçen bir yaşama ilave okuma saatleri eklemek de pek çekici değil.
Yatakta sabahın gelmesini beklerken, beyin hiçbir şey yapmadan duramayacağından, mecburen Türkiye'de olan bitenleri düşünmeye başlıyorum. Haydiii bu sefer de gayet tabii ki kafamda yazılar uçuşmaya başlıyor ve o noktadan sonra tekrar uykuya geçme şansı hiç kalmıyor. Birkaç gece önce yine o zalim saatler sürerken ben de kalktım oğlumun yanına uzandım. Oğlanın uyurken çıkardığı nefes sesleri bende sakinleştirici etki yapıyor.
Oğlumun biraz kafasını okşadım, terlemişti yorganın altına girdiği için. Biraz rahatlasın diye yorganı düzelttim. O sırada elimde olmadan Mustafa Balbay'ı düşündüm. Zalim saatlere hapishanede yakalananlar aklıma geldi. Balbay'ı düşünme nedenim sadece bu değildi, karısının bir televizyon kanalında yayınlanan sözleri bana hayli dokunmuştu. Balbay'ın karısı, çocuğunu bir süre okula göndermeme kararı almış çünkü okulda babası hakkında olumsuz laflar duyabileceğinden çekiniyormuş. Düşünebiliyor musunuz bir annenin neler düşünmek zorunda bırakıldığını bu ülkede.
O an oğluma Ergenekon tutuklamalarını anlatmaya karar verdim. Tutuklamaları anlatacak ve eğer aynı şey benim de başıma gelirse sakın ha üzülmemesini ve korkmamasını anlatacaktım. Eğer okulda arkadaşları televizyondan duyabilecekleri bazı kötü şeyleri söylerlerse bunlara da inanmaması gerektiğini iyice anlatacaktım. O durumun olması halinde annesine onca işi arasında bir de oğlana konuşma yapmak mecburiyetini ayrıca ve okulda ne olur- biter bunu düşünmenin yükünü yüklememek için oğluma her şeyi önceden anlatmanın doğru olacağına karar verdim.
Evet Türkiye'de her şey her an olabilir. Bu duruma geldik biz. Olmaması gerekenleri olabilir diye kabul ettirdiler bize belki de yaşanılan her şeyin gerçek amacı da buydu kim bilir. Eğer amaç buyduysa çok başarılı olundu bu da bilinsin.
7 yaşındaki çocuklar kendilerine açık ve dürüst konuşulduğunda hayatın her karmaşık olayını kavrayabiliyor. Ben de oğluma daima öyle konuşmayı ilke edindim. Alp ile arkadaş olduk bu yüzden. Oğluma sabah vakti durup dururken Ergenekon davası diye bir şeyi anlatmaya karar vermiştim de nasıl anlatacaktım acaba?
Çocuğuma anlatmam gereken şeyi henüz ben kendim daha tam anlayamamıştım. Bize anlatılanları tabii ki biliyordum ve bu lafların alt metinlerini de okuyordum ama bütün bu karmaşadan ne çıkabileceğini kestirmek tam da mümkün değildi. Arkadaşları öldürüldüğü, sakat kaldığı veya işkenceden delirdiği için Ergenekon türü gizli örgütlenmelerden adı ne altında olursa olsun daima nefret ederek yaşamış ve bu yüzden 'Tiksiniyorum' başlıklı yazı yazmış bir insan olmama rağmen bir gün bizim evimize de polislerin gelebileceğini ve benim de götürülebileceğimi oğluma bir şekilde anlatmalıydım... Ama nasıl? Neden-sonuç bağlantılarını kurabilmem, onun bunu kavramasını sağlamanın yolu pek yoktu.
Türkiye'de ne olursa olsun hangi kurum şu anda güvensizlik verirse versin, oğlumun ülkenin kurumlarına güvensizlik duyar bir şekilde büyümesine yol açmayı benim yapabilmem mümkün değildi. Askere güvenilmeyen, emniyet güçlerine karşı kuşkuların oluştuğu adalet mekanizmalarından yaygın bir yılgı olduğu bir ortamı 7 yaşındaki bir çocuğa nasıl açıklarsınız? Ya 'neden', kim sorumlu bu işten diye sorular gelmeye başlarsa ki mutlaka gelecektir. Çocuğu ülkesinden korkutmadan mantıki cevaplar verebilmem imkansızdı. Çaresizdim anlayacağınız.
Sonunda ona bir gün babasına da haksızlıklar yapılabileceğinin nedenlerini anlatabilmemin mümkün olmadığına karar verdim. Sabah o konuşmayı yapmaktan vazgeçtim. Yükü yine Rana'ın omuzuna bırakmış ve her şeyin her an olabileceği bu ülkede benim alınıp götürülmem durumunda oğlana konuşup açıklama işini ona bırakmıştım. Okulda duyabileceklerine de o hazırlayacaktı Alp'i. Kendimi korkak gibi hissettim. Baba sorumluluğundan kaçıyordum. Ama bu kez suç bende değildi galiba bu kez gerçek suçlu Türkiye'ydi. Bizleri bu hale getirdi ya, yazıklar olsun.

Akşam

Balkız: Bana suikast düzenleyeceklerdi

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Ali Balkız, Ergenekon tarafından kendisine suikast düzenleneceğini öğrendiğini açıkladı.09 Mart 2009 20:25


Baldız, 15 gün önce İstanbul'a giderek Savcı Zekeriya Öz ile görüştüğünü kaydetti.

Pir Sultan Abdal Derneği Alanya Şubesi tarafından düzenlenen "Aleviler ve Güncel Siyaset" konulu panele katılan Baldız, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevapladı. Savcı Zekeriya Öz ile görüştüğünü belirten Baldız, "Savcı ile görüşmemde belgeleri, bilgileri gördüm. Belgelerde evimin fotoğraflarını, krokisini, haritasının çoğaltılmış halini, geliş-gidiş yollarımı, evin önündeki parkı, görevlendirilmiş 9 kişiyi, bunlardan kimin patlayıcı temin edeceği, kimin otomobili çalacağı, kimin düzenek yerleştireceği, kimin gözetleyeceği, kimin yakın koruma olacağı, kimin uzaktan koruyacağı, kimin patlatacağı gibi bir düzenek gördüm. O anda aklıma Uğur Mumcu katliamı ile Hablemitoğlu, Bahriye Üçok ve diğer demokrasi adına karanlık güçler tarafından bu ülkenin değerli insanlarının katledilişi geldi. Savcı bana 'Geçmiş olsun' dedi. Evet herkese, hepimize geçmiş olsun." dedi.

haber7

Veli Küçük'ten Savcılara Hakaret
10 Mart 2009 18:16

Ergenekon terör örgütünün tutuklu sanığı Veli Küçük ile savcı arasında tartışma çıktı. Küçük savcılar için hakaret içeren sözler sarfetti..

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Selim Akkurt'un savunması ve çapraz sorgusu tamamlandı. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, Akkurt'un savunmasını yaptığı sırada sanık Veli Küçük'ün yerinde sürekli bir şeyler söylediğini belirterek, bunu ayağa kalkarak tekrarlamasını istedi.

Bunun üzerine ayağa kalkan Veli Küçük, sinirli bir şekilde ve yüksek sesle, "Bu nasıl mahkeme? Suçluysam assınlar beni. Bu Veli Küçük'e olan kinleri nedir bu savcıların, lütfen izah etsinler bana" diye konuştu.

Bu arada savcılara hakaret içeren sözler söyleyen Küçük, "savcıların, kendisi aleyhinde ifade verilmesi için herkese yalvardığını" ileri sürdü.

Küçük'ün bu sözleri üzerine Savcı Pekgüzel de "Küçük, hakaret içeren sözler söyledi. Siz duymadınız, ama biz burada duyduk başkanım" dedi.

Akkurt da savunması sırasında "Türk milleti, Kurtlar Vadisi gibi farazi dizilerle kandırılıyor. Bunlar, Atatürk'ü, Yavuz'u, Peygamberimizi anlatmıyorlar. Gençler bu şekilde onlardan gördükleriyle yetişiyor. Sadece biz değil, Türkiye'de binlerce kişi aynı şeyleri düşünüyor" diye konuştu.

Ergenekon operasyonunu Erzurum'da cezaevinde televizyondan öğrendiğini ve "Selim Akkurt adlı bir kişinin çeşitli suikastlar düzenleyeceğine" yönelik haberi de "isim benzerliği" olarak yorumladığını savunan Akkurt, Erzurum H Tipi Cezaevinde kendisini bununla ilgili sorgulayan Cumhuriyet savcısının, "Veli Küçük ve Fikri Karadağ'ın suikastlar için talimat verdiğini söylersen kurtulursun" dediğini, bunu reddetmesi üzerine de "Senin hayatın bitti. Hayatın boyunca cezaevinden çıkamazsın" ifadesini kullandığını ileri sürdü.

Fehmi Koru'yu, kendisinin ona suikast düzenleyeceği iddiasını öğrenmeden önce hiç tanımadığını, Koru'nun ise buna yönelik, "Yazılarımı dahi okumayan bir kişi bana suikast düzenlemek istiyormuş" dediğini belirten Akkurt, "Fehmi Koru, peki sen beni tanıyor musun, kişiliğimi biliyor musun? Bana atılan iftiralarla nasıl böyle bir şey söylersin? Ben, bırak seni öldürmeyi, Allah'ın yarattığı hiçbir canlıya kıyamam" dedi.

Akkurt, Orhan Pamuk ve DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'ün de aralarında bulunduğu isimlere suikast düzenleyeceği suçlamasına ilişkin de "Orhan Pamuk, ülkemize Nobel ödülü kazandırmış biri. Kendisine hiçbir husumetim yoktur. DTP Başkanı'na da husumetim yoktur" diye konuştu.
aktifhaber

2 Muvazzaf Tutuksuz Yargılanacak
11 Mart 2009 13:12

Ergenekon'da tutuklanan 2 muvazzaf asker, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı..

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında tutuklanan teğmenler N.Ç. ve E.M, avukatlarının itirazı üzerine tahliye edildi.

Alınan bilgiye göre, N.Ç. ve E.M'nin avukatlarınca İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine verilen tahliye talebine ilişkin dilekçe, nöbetçi hakim tarafından incelendi. Hakimin tutukluluk halinin devamına karar vermesi üzerine, avukatlar bu kez aynı mahkemenin heyetine başvurdu.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, N.Ç. ve E.M'nin tahliyesine karar verdi.

E.M. ve N.Ç, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında 20 Eylül 2008'de tutuklanmıştı.
aktifhaber

SP Adayının Ergenekon İddiası

12 Mart 2009 15:24Saadet Partisi'nin Ankara adayı Veysel Candan'dan sonra ilginç bir Ergenekon açıklaması da İstanbul adayı Bekaroğlu'ndan geldi..
İlgili Haberler
SP'den Ergenekon Savunması SP'den Ergenekon Açıklaması

Saadet Partisi Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Veysel Candan, “Amerika’nın Guantanamo’da yaptığını, AKP bugün Silivri’de yapıyor” demişti.

İlginç bir açıklama da SP'nin İstanbul adayı Bekaroğlu'ndan geldi. Bekaroğlu, AKP'nin Ergenekon soruşturmasını seçimlere aracı yapacağını ve AKP'nin seçimlere bir kaç gün kala 28 aktörlerini gözaltına aldıracağını ileri sürdü.

Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Bekaroğlu, "Ergenekon soruşturması yerel seçimlere araç edilecektir" iddiasında bulundu.

Bekaroğlu, Taksim Meydanı'nda yaptığı basın açıklamasında, "12 Mart 1971'de, dönemin Süleyman Demirel hükümetine muhtıra verildiğini" ifade ederek,
"Demirel'in muhtıraya karşı direnmek yerine şapkasını alıp gittiğini" öne sürdü.

"12 Martın 27 Mayıs 1960'daki darbenin, 27 Mayısın ise 1909'da Makedonya'da örgütlenen ve 'Serez çetesi' olarak bilinen bir cuntacı grubun devamı olduğunu" iddia eden Bekaroğlu, "Türkiye'nin 100 yıldır bir türlü bu
çetelerin tasallutundan kurtulamadığı" görüşünü savundu.

Bekaroğlu, "bu grubun, bazen meşru bir başbakanı 'bebek/köpek davası'ile darağacında katlettiğini, bazen meclise zorla cumhurbaşkanı dayattığını,
bazen de 500 bin kişiden fazla insanı gözaltına alıp insanlık tarihinin ender göreceği Mamak, Metris ve Diyarbakır zindanlarında işkenceye tabi tuttuğunu" öne
sürdü. Bekaroğlu, "Bugün konuşulan 'Ergenekon terör örgütü'nün de bu geleneğin
NATO/Gladyo ile takviyeli şeklinden başka bir şey olmadığı" iddiasını dile getirdi.

Mehmet Bekaroğlu, "AK Parti'nin gerek dayandığı sosyolojik taban, gerek içinden çıktığı siyasi gelenek itibarıyla darbe ve darbecilerle ontolojik bir
ayrım içinde olması gerektiğini, ancak AK Parti'nin bugün darbe ve darbecilerkonusunda samimi davranmadığını" iddia ederek, şu görüşleri savundu:
"Asıl şaşırtıcı olan AK Parti'nin tutumudur. 'Ya ben ya Ergenekon'diyerek bu önemli konuyu gündelik siyasete malzeme etmektedir. Aslında AKP'nin kendisi de bir darbenin sonucunda kurulmuştur.

28 Şubat süreci sona erdiğinde ya da Ergenekon türü darbeci zihniyetler tasfiye edildiğinde konjonktür partisi olan AKP'ye de yol görünecektir.

28 ŞUBAT'IN AKTÖRLERİ GÖZALTINA ALINACAK!

Yerel seçimlerde sıkışan AKP, öyle tahmin ediyorum ki, seçime birkaç gün kala 28 Şubat döneminin kudretli bazı simalarını ve bazı ünlü gazetecileri göz altına aldırtacak, bu hareketiyle seçimleri kurtarmaya çalışacaktır. Seçimlerden sonra ise gözaltına alınanlar bir şekilde Koşuyolu Hastanesi üzerinden GATA
Hastanesine geçip normal hayatlarına devam edeceklerdir. Yani Ergenekon
soruşturması yerel seçimlere araç edilecektir."
aktifhaber

Ergenekon'da İki Tahliye Kararı
13 Mart 2009 20:39

Ergenekon davasında tutuklu sanıklardan Vatan Bölübaşoğlu ve Hüseyin Gazi Oğuz. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Ergenekon davasında tutuklu sanıklardan Vatan Bölükbaşoğlu ve Hüseyin Gazi Oğuz hakkında "suç vasfının değişmesi ihtimali ve yargılama safhası" dikkate alınarak tahliyelerine karar verildi.

Ergenekon davasının Silivri'de kurulan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan duruşmasında iki tahliye daha çıktı. 30 Mart 2009 tarihine ertelenirken, tutuklu sanıklar Vatan Bölükbaşoğlu ve Hüseyin Gazi Oğuz'un, "suç vasfının değişmesi ihtimali ve yargılama safhası" dikkate alınarak tahliyelerine karar verildi.

Kuvayi Milliye 1919 Derneği'nin Pendik temsilcisi olan Hüseyin Gazi Oğuz ile TİT (Türk İntikam Tugayı) örgütü üyesi olduğu öne sürülen Vatan Bölükbaşoğlu, Ergenekon soruşturmasının 3. dalgasında gözaltına alınmış, her iki zanlı da 27 Ocak 2008 tarihinde tutuklanmıştı.
aktifhaber

MİT, Güney'i Kontrol Altına Almış
13 Mart 2009 19:18

MİT: Güney, kontrol altına alındı ancak herhangi bir tahkikat yapılmadı

Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin talebi doğrultusunda MİT'ten gönderilen yazıda, Tuncay Güney'in şüpheli temasları nedeniyle kontrol altında alındığı, ancak herhangi bir tahkikat yapılmadığı kaydedildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmanın öğleden sonraki bölümünde sanıklar ve avukatları bazı taleplerde bulundu.

Tutuklu sanıklardan Kemal Kerinçsiz, Genelkurmay Başkanlığından gönderilen ''Ergenekon tipi bir yapıya ait herhangi bir bilgi ya da belge mevcut değildir'' şeklindeki yazının, savcılar tarafından iddianamede değiştirildiğini öne sürdü.

Savcıların bu yazıyı iddianameye ''Böyle bir oluşumun TSK ve Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde bulunmadığı'' şeklinde koyduğunu ileri süren Kerinçsiz, savcılar hakkında tahrifat suçunu işledikleri gerekçesiyle hukuki işlem yapılmasını istedi.

Kerinçsiz'in avukatı Tolga Akalın ise Ergenekon soruşturmasının ilk iddianamesi kabul edildiği için devamında gelen iddianamelerin kabulü konusunda kanun gereği herhangi bir karar verilemeyeceğini öne sürdü.

Taleplerin ardından görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, 10 Mart 2009 tarihindeki duruşmada konuşun Veli Küçük'ün Erzurum Cumhuriyet Savcısı ve bu davanın savcılarına tehdit ve hakarette bulunduğunun anlaşıldığını kaydetti.

Savcı Pekgüzel, Küçük hakkında gereğinin yapılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasını talep etti.

-DOSYAYA GELEN EVRAKLAR-

Taleplerin ardından, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, dosyaya gönderilen evrakları okudu.

Avukat Tolga Akalın'ın talebi doğrultusunda ''İstihbarata karşı koyma faaliyetleri'' (Casusluk) kapsamında MİT yasalarının 4 ve 6. maddeleri dikkatte alınarak, Tuncay Güney hakkında işlem yapılıp yapılmadığına ilişkin MİT'e gönderilen yazıya cevap verildiği görüldü.

MİT'in yazısında Güney'in şüpheli temasları nedeniyle kontrol altına alındığı, ancak Güney hakkında herhangi bir tahkikat işleminin bulunmadığı belirtildi.

MİT tarafından Tuncay Güney'in 2001 yılındaki mülakatına ilişkin 6 CD'nin yapılan dökümünün de mahkemeye gönderildiği kaydedildi.

Yine İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürlüğü'nden gönderilen yazıda da, 2001 yılında Tuncay Güney ile yapılan mülakata İstihbarat Şubesi'nden polislerin katılmadığı bilgisi yer aldı.

Kuvayı Milliye 1919 Derneği hakkında bilgi vermek isteyen Çınar Mustafa Altınbaş'ın 15 Temmuz 2008 tarihinde alınan emniyet ifadesi ve 8 Ekim 2008 tarihindeki savcılık ifadesi de dava dosyasına geldi.

Bunun üzerine Başkan Şengün, Muzaffer Tekin ve Kemal Kerinçsiz ile bu derneğin üyesi olan sanıklara Çınar Mustafa Altınbaş'ı tanıyıp tanımadıkların sordu.

Bu kişilerden Hüseyin Görüm ve Oğuz Alparslan Abdulkadir, Altınbaş'ı tanıdığını belirterek, ara sıra derneğe geldiğini söylediler.

Kerinçsiz de, iddianamenin mahkemede olmasına rağmen savcıların delil toplamaya devam ettiğini belirterek, kanuna göre yürüyen davayla ilgili savcıların ifade alamayacaklarını, bu nedenle bu ifadenin geldiği makama iade edilerek delil sayılmamasını talep etti.

Başkan Şengün, talepleri değerlendirmek amacıyla duruşmaya ara verdi.
aktifhaber

ETÖ'de Kavgayla Gelen Şok İtiraf
14 Mart 2009 13:58

Ergenekon davasının tutuklu sanığı Hayrettin Ertekin, Veli Küçük'ün kızı Zeynep Küçük'le sert bir tartışmaya girince şok bir itirafta bulundu..

Mahkemede yer kavgasıyla başlayan tartışmada önemli itiraf

Tutuklu sanık Hayrettin Ertekin Veli Küçük’ün kendisini ve diğer sanıkları tehdit ettiğini söyledi.

Şok itirafa Ergenekon davasında tutuklu sanık Hayrettin Ertekin ile Veli Küçük’ün hem kızı hem de avukatı olan Küçük arasındaki tartışma sebep oldu.

Veli Küçük, Cuma günü yapılan duruşmada ilk kez daha önce oturduğu yere değil Hayrettin Ertekin’in salonda sanık bölümünün sağ en arka köşede sürekli bulunduğu yere oturdu. Bu durumdan rahatsızlığını Veli Küçük’ün kızı Zeynep Küçük’e ileten Ertekin; “en azından nezaketen izin istemeniz lazımdı” dedi. Ancak hiç ummadığı bir cevapla karşılaştı. Ertekin’e bağıran Küçük; “git dilekçeni yaz savcılığa bizi şikayet et” dedi.

Tartışma alevlenince duruma üye hakim Sedat Haşıloğlu müdahale etti. Küçük’ü bağırmaması konusunda uyardı. Bunun üzerine tutuklu sanık Hayrettin Ertekin, herkesi şok eden o önemli itirafını yaptı; “BUNUN BABASI İKİDEBİR BİZİ TEHDİT EDİYOR, KÜFREDİYOR. ŞÖYLE YAPIN BÖYLE YAPIN DİYOR.” Aynı cümleleri ikinci kez tekrar etmeye başlayan Ertekin’i Jandarma salondan çıkardı.

Peki bu önemli itirafla neticelenen yer kavgasının geri planında ne vardı.
Veli küçük tutuklu sanıklara ayrılan bölümün soldan üçüncü sırasına, onun arkasına ise Sami Hoştan otururdu. Veli Küçük’ün tüm oturumlar boyunca konuştuğu kişi ise sadece Sami Hoştandı. Ancak Hoştan tahliye olunca Küçük de yalnız kaldı. O gün yani 65 inci celsede öğleden sonra Sami Hoştan duruşma salonuna geldi ve tutuksuz sanıkların en ön sandalyesine yani Veli Küçük’ün hemen arkasına oturdu. İkilinin sohbeti tüm duruşma boyunca devam etti. Küçük’ün konuşurken etrafına bakınması ve sık sık ağzını eliyle kapaması ise dikkat çekti. Bu durum Veli Küçük’ün Sami Hoştan ile konuşarak dışarıya mesaj gönderme çabası olarak yorumlandı.

Kaynak: Arif Sorgucu/Kanal A

Sızan Ne Sızdıran Kim?
18 Mart 2009 11:51

Ergenekon Davası' sürdükçe sızdırma tartışmaları da sürüyor. Ancak satır aralarından çıkan bilgiler "sızdırma"yla ilgili çarpıcı bağları ortaya çıkardı.

Ergenekon Davası Başladığı’ndan beri “sızdırma” tartışmaları da başat olarak ilerliyor. Ancak sızdırmanın da sızıntıları yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Emekli Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, Fikret Bila’ya bugün yaptığı ve “savcı çağırırsa giderim” dediği açıklamasında yine sızdırma konusuna değinip şöyle konuştu:

“Fikret Bila: Mustafa Balbay’a ait olduğu öne sürülen günlükleri okudunuz mu?

Org. Özkök: Evet. İnternet sitesinde okudum. Benim de adım geçiyor, tabii ilgi duydum. Bunlar nasıl sızıyor, nasıl basına yansıyor onu da anlamış değilim. Soruşturmanın gizliliği prensibi var ama her şey sızıyor. Bu nasıl oluyor?”

Özkök’ün bahsettiği haber Doğan Grubu’na ait Tempo24 isimli sitede yayınlandı. Aslında Doğan Grubu’nda da “sızdırma”yla ilgili sayısız yazı kaleme alındı. Ancak haberi yapan Doğan Grubu olunca “sızdırma” yazıları durdu.

Aslında Doğan Grubu’ndaki ikinci olay bu. Daha önce de İbrahim Şahin’e ait ifade tutanakları yine Doğan Grubu’na ait Radikal Gazetesi’nde yayınlanmış ve İfade tutanaklarında Org. Başbuğ’la ilgili ağır iddialara yer verilmişti.

Bunun üzerine Genelkurmay’ın yaptığı açıklamada “sızdırma”ya dikkat çekilmiş ancak Radikal’in Ankara Temsilcisi Murat Yetkin canlı yayında büyük bir gaf yapmış ve muhabirlerinin haber kaynaklarını deşifre ederek “Bu haberi muhabir arkadaşlarımız İbrahim Şahin’in avukatlarından aldılar” demişti.

Şimdi Mustafa Balbay’ın günlükleri nedeniyle bu tartışma yeniden alevlendi ancak Umur Talu çok farklı bir gerçeği ortaya çıkardı. Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın günlüklerini yazan iki muhabirin ikisi de eski Cumhuriyet çalışanı olan, Doğan Akın ve Aydın Engin’di.

Ve Tempo 24’te yayınlanan o belgeler de Avukatlardan alınmış belgelerdi.

Ancak bugüne kadar yapılan “sızdırma” tartışmalarını Doğan Grubu ve Ergenekon Davası’na karşı çevrelerin zaman zaman askıya almalarını özellikle de son örnekte bunun yaşanmasını Ali Atıf Bir ilginç bir noktaya bağlıyor.

Bir, son belgede Şener Eruygur’un Ertuğrul Özkök aleyhine sözler söylemesi nedeniyle bu belgenin Doğan Grubu’nda yayınlandığını iddia etti.

Bir’e göre adı Ergenekon’la paralellikler kurulan Ertuğrul Özkök, böylece kendisini akladığnı düşünüyordu.

aktifhaber

TOLON'UN 2. SES KAYDI
18 Mart 2009 13:26

Org. Hurşit Tolon'un olduğu iddia edilen yeni ses kaydı internete düştü. Neler yok ki, Başbuğ'u, Cerrah'ı, polisi, askeri, valiyi resmen bombardımana tutmuş...

Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’a ait olduğu iddia edilen ikinci ses kaydı yayınlandı. Ses kaydında basındaki haberlere yeterli tepki verilmediği şikayet ediliyor. Kaydın bir bölümünde asker ve polis arasındaki ilişkilerde emniyet müdürü için ‘ayaklarını keserim’ ifadesi kullanılıyor. Ordu içindeki atamaların kişisel nedenlerle doğru yapılmadığından şikayet edilen bölümde ise ‘Ordunun başına molla geldi’ ifadesi kullanılıyor.

Video paylaşım sitelerine düşen Tolon’a ait olduğu iddia edilen ses kaydında basın kuruluşlarında çıkan haberlere yeterli tepki gösterilmediği dile getiriliyor. Kayıttaki ses basında çıkan haberlere ilişkin verilecek cevabı, “Ben açıyordum derdim ki sen kimsin ulannn, aman ne biçim konuşuyorsunuz, böyle konuşuyorum, yazının değeri kadar cevap alırsın” şeklinde belirtiyor.

Askerle polisin ilişkilerini değerlendiren sesin, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la ilgili söyledikleri ise oldukça dikkat çekci; “Celalettin’i emniyet genel müdürünü sıkar yaa. Şeyi sıkar yaaa Vali’yi. Bu telefonu açar bu ordu komutanı, yapmayın etmeyin, çıldıracağım, açar bana bak vali, o emniyet müdürüne söyle ayaklarını keserim haa der tak kapatır.”

Ordu içindeki atamaları değerlendiren ses kaydı, yapılan atamaların doğru olmadığını ve kişisel çıkarlar nedeniyle bozulduğu dile getiriyor. Kişisel nedenlerle yapılmayan atamaların değerlendirildiği ses kaydında şu ifadeler yer alıyor: “Şimdi bakınız o Çevik Bir’i niye kıvırttırıyor Sayın Kıvrıkoğlu istemedi. İstemez. Ben Çetin’i çok severim ama Ankara’da olmasını istemem niye? Dizginleyemem. Haaa o zaman molla gelir.”

İŞTE SES KAYDININ TAM METNİ:

M. ALİ BİRAND'I MAHKEMEYE VERDİM
Şimdi köşe yazarlarından biri, ben bantta yürürken, şeyleri de dinliyordum, köşe yazılarının özetlerini veriyor birisi, köşe yazarı Silivri’den GATA’ya oradan GATA’ya doğru tünel vasıtasıyla gidenler, işte gidiyor falan diye, bir de ayırdım, haa aslında siz biliyor musunuz bilmiyorum, Yaşar paşa bana aynen şunu itiraf etti. Bizim adli müşavirimizden itiraf edeyim ki yeterince ben sordum ben, sizin adli müşaviriniz, sizi tatmin ediyor, doyuruyor mu, size yeterli ve gerekli bilgiyi verebiliyor mu, teksir ediyor mu dedim, tam diyemem dedi, şimdi diyemezseniz bakın bende eski tarihli bir şey gazetesi var, Yeni Asya gazetesi var, orda suç işlenmiş. Suç evet ben bu işle uğraştım, vakti zamanında bunları hep mahkemeye verdim, M. Ali Birand dâhil mahkemeye veren adamdım ben. Hepsi suç, yani bunların hepsi suç duyurusu. Yeni Asya’nın ayırdım da oraya, orda çok çarpıcı bir şey var, bağımsız bir kurul bakın şimdi bakın bağımsız bir kurul, Paşaları muayene etmelidir başlıklı bir yazı, Yeni Asya’da bağımsız bir kurul paşaları muayene etmeli Yeni Asya’da Hüseyin kemal isimli herif yazmış. Bu lafı eden insan hakları savunucusu, Av. Kadir Akbaş bu zat söylüyor bu lafları, bir röportaj. Hep suç. Baştan aşağı hepsi suç. Simdi ben başka türlü konuşuyorum da o konuşan yok orda. Ben açıyordum derdim ki sen kimsin ulannn, aman ne biçim konuşuyorsunuz, böyle konuşuyorum, yazının değeri kadar cevap alırsın.

GENEL KURMAY’A MESAJ GÖNDERDİM

Burası dispanser olsaydı da öyle, silahlı kuvvetler temsil bu. Çok ayıp bunu söylemek ama sıkılarak söylüyorum. Ben bizzat, bizzat 2. Başkan ile buradan konuştum şu telefondan, GATA’yı konuştuk, oğlum gitti konuştu, artı İsmail Paşa gitti konuştu. İsmail Koçman’ı bu iş için gönderdik, bu iş için gitti. Oğlum gitti konuştu, ben de konuştum.
Yani çok utanarak söylüyorum yapamıyorlar. Yani darılıyorlar, üzülüyorlar, kırıyorum gibi geliyor. Ama istedikleri kadar kırılsınlar. En başındakine söyledim. En başlarındaki adama söyledim.

“AYAKLARINI KESERİM”
Celalettin’i emniyet genel müdürünü sıkar yaa. Şeyi sıkar yaaa Vali’yi. Bu telefonu açar bu ordu komutanı, yapmayın etmeyin, çıldıracağım, açar bana bak vali, o emniyet müdürüne söyle ayaklarını keserim haa der tak kapatır. O kadar. Böyle konuşulur, biz böyle konuştuk. Böyle yaşadık. Sıkar diyorum bak şerefsizim sıkar yaaa. Celalettin’i falan sıkar. Buradan polis salâvatla geçer. Şerefsizim diyorum yaaa. Ama bunlar kurmay başkanı bile adam değil söylettirmeyin beni seni yaa yapma yetiştiremez olaydım bunları yaa. Burada kulağına diyorum ki yaa, kardeşim şunu söyle yap diyorum. Böyle pısmırık, bunlar nasıl pısmırıklar yaaa. Şerefsizim böyleler. Avukata diyorum ki, ya kardeşim Hıfzı Çubuklu aklı ermiyor mu buna diyorum. Efendim diyor, kıtadan gelmiş ama diyor. Ermiyor diyor. Ermiyor yaa. Yetmiyorrr. Kızarlar mızarlar ama ben Erdal’ı bilirim. 12 sene benle çalıştı. Günde en az 3 defa odaya girer çıkardı böyle. Ben atlasam o gelirdi yaa. Buna hemen hemen, hemen reaksiyon görecek. Yani misliyle. Altından kalkamayacak. Buraya Çevik Bir geldi. Çevik Bir de orda gerçi bana 2. Başkanlık yapmadı, ordu komutanlığı yaptı bir sene, şimdi kızarlar mızarlar. Ama ordunun bir raconu var. Ordunun bir raconu var. Şimdi moda bir deyim var, hani, Karizması, ne karizması yaa. Hani bilmem ne dersini aldırmazda bir şey oldu şimdi. Affedersiniz. Yapamıyor. Yani, bana bir arkadaşım dedi ki, buraya gelen; “hayırlısıyla şu ağustos gelse de ben de bırakıp gideyim” yooo. Yani ben de bırakıp gideyim ben de paçayı kurtarayım, olmaz o. Haaa karşılığı bak sonra böyle olur. Olsunn. Olsun

ORDU’NUN BAŞINA MOLLA GELDİ BÖYLE OLDU
DGM’nin savcısını çağırırdık. Arkadaşlar, ikaz ediyoruz. Böyle konuşulurdu, nezaketle önce, efendice. Yapamıyoruz, yapamıyoruz. Yalnız bu iş için değil silahlı kuvvetlerin bütün fonksiyonları bitik. Uruğ paşa geldi, adam Uruğ paşa gibi adama, açmış ona telefonu Uruğ’a sığınıyor. Kim sığınıyor. Karadayı, Uruğ’a sığınıyor. Olmadı. Söyleyeni sevmiyorlar. Ben söyleyeyim size, sevmezler, bana sorun siz. O çok, çok böyle azdı o insanlar. O insanlara yol verilmez. Şimdi bakınız o Çevik Bir’i niye kıvırttırıyor Sayın Kıvrıkoğlu istemedi. İstemez. Ben Çetin’i çok severim ama Ankara’da olmasını istemem niye? Dizginleyemem. Haaa o zaman molla gelir. Bak şimdi O’nu getirmezsen mollayı getirirsin. Sonra da şimdi dizini vurursun molla bizim anamızı belledi diye. Molla geldi, bu ordunun başına bir molla gelmiştir. Kim ne derse desin. Ondan sonra bizim şeyimiz bozuldu. Ben bunları söylerken utanıyorum. Biz hapislere girdik onun yüzünden. Biz hapislere girdiğimiz için Gülhane pırıl pırıl Gülhane bakın nasıl oyuna, bizim yüzümüzden, benim Şener’in birde bu Levent’in yüzünden GATA hedef tahtasında yaaa görülmüş iş mi bu yaa. Allah için bak söylüyorum yaa benim için, Şener için, bir de şey için.

İŞTE O SES KAYDI

http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=213202

ASKER&POLİS ÇATIŞMASI PLANI
18 Mart 2009 08:31Güneydoğu'daki kazılardan Asker&Polis çatışması çıkartılması için düğmeye basıldı ancak İstanbul Emniyeti'ne gelen ihbar mektubu herşeyi deşifre etti.

Silopi Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı ile Şırnak ve Diyarbakır polisinin ortaklaşa gerçekleştirdiği operasyonda 1'i PKK itirafçısı 8 kişi gözaltına alındı. Olayla ilgili eski Cizre Belediye Başkanı Kamil Atak'ın ise arandığı belirtildi. Atak'ın evinde yapılan aramada ise çeşitli çap ve markada 5 silah ele geçirildi. Gözaltına alınanların sorgularının sürdüğü ve ifadeler doğrultusunda yeni gözaltılar olabileceği bildirildi.

Zanlıların isimleri açıklanmazken JİTEM'in tetikçilerinden olduğu iddia edilen Koçero Saluci'nin de gözaltına alınan isimler arasında yer aldığı öğrenildi. Bölgedeki kazıların ardından gözaltına alınacağını anlayan Saluci'nin bir süre önce Ergenekon soruşturmasını yürüten polisleri suçlayıcı bir dilekçeyi savcılığa verdiği öğrenildi.


Edinilen bilgiye göre, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifade veren ismi açıklanmayan bir tanığın Kuştepe köyünde gösterdiği yerde kazı yapıldı. Tanığın ifadesinde, 1990'lı yıllarda terör örgütüne yataklık ettikleri iddiasıyla bazı kişilerin belediye başkanı olan Kamil Atak tarafından alınarak, sorgulanmak üzere Hizbullah'a teslim edildiğini söylediği öğrenildi. Hizbullah üyelerinin bu kişileri eğitim amaçlı olarak kullandıkları Kuştepe köyünde sorguladıktan sonra öldürdüklerini ifadesinde iddia eden tanık, cesetlerin yerlerini gösterebileceğini yetkililere iletti.

İHBAR MEKTUBU: EMNİYETE KUMPAS KURULACAK

BOTAŞ kuyularının açılmasının ardından Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde faili meçhul cinayetlere adı karışan itirafçıların panik yaşadığı ortaya çıktı. İstanbul Emniyeti'ne geçtiğimiz hafta gönderilen bir ihbar mektubuna göre; JİTEM adına tetikçilik yapan isimler, görevdeki askerleri 'Yaşananları anlatırsak siz de yanarsınız.' diyerek tehdit etmeye ve 'korunma' istemeye başladı. Aynı şekilde halen GATA'da tedavi gören Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Levent Ersöz de 'itirafçı ve infazcıların' konuşmasını engellemek için harekete geçti. Ersöz, bu amaçla daha önce emrinde çalışan askerlerden bir ekip oluşturarak, konuşma ihtimali olan kişileri tehdit ettiği, itirafta bulunanların ise ifadelerinin geçersiz sayılması için çalıştığı öğrenildi. Bu çerçevede itirafçı Abdulkadir Aygan 'JİTEM tetikçisi' dediği Koçero Saluci'ye operasyonları gerçekleştiren polisi suçlayıcı, dönemin komutanlarını aklayıcı bir mektup yazdırıldı.

Silopi'de bulunan kemiklerle ilgili olarak gözaltına alınan Saluci, savcılığa verdiği dilekçede polisin kendisine 'tanıklık' teklif ettiğini savunuyor. 'Devlete bağlı bir korucu' olduğunu söyleyen zanlı, bir dönem birlikte çalıştığı komutanları savunurken iddiaları 'dedikodu' olarak nitelendiriyor.
aktifhaber

Tolon'un Avukatından Açıklama
19 Mart 2009 11:21

Org. Tolon'un çarşaf çarşaf yayınlanan ve Türkiye'yi hayretlerde bırakan ses kayıtlarıyla ilgili Org. Tolon'un avukatı açıklama yaptı.
İlgili Haberler
TOLON'UN 2. SES KAYDI TOLON'UN BİRİNCİ SES KAYDI

Ergenekon terör örgütü sanığı Org. Hurşit Tolon'un avukatı İlkay Sezer,'Kayıtlar elektronik sahtekarlık' dedi.

Sezer, bazı basın kuruluşları ve internet sitelerinde, Tolon’a ait olduğu ileri sürülen ses kaydının, daha önce benzeri yapılan ileri dijital teknoloji ile üretildiğini, hukuken hiçbir geçerliliği bulunmayan elektronik sahtekarlığın bir başka örneği olduğu söyledi.

Günümüzde, bilim adamlarınca ışığın, sese dönüştürüldüğü, telefonla görüşmemiş kişilerin, karşılıklı görüşmüş gibi gösterildiğinin teknik açıdan ispatlandığı ve daha da önemlisi, ileri dijital teknoloji ile bir kişiye ait ses kaydının bir başkasının sesinin frekansına dönüştürülmesinin mümkün olduğu anlatılarak şöyle denildi:

"Hukuken hiçbir geçerliliği bulunmayan gerçekleşmemiş söz konusu beyanın soruşturmanın bu aşamasında yayımlanmasının adil yargıyı etkilemek ve bilgi kirliliği yaratarak müvekkilimiz Emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile çeşitli kişi ve kurumlar arasında suni husumet oluşturmak ve belirgin bir şekilde aleyhte kamuoyu oluşturma amacıyla kasıtlı olarak yapıldığı açıktır.Hangi amaca hizmet ettikleri bilinen kaynakların, masumiyet ilkesini hiçe sayarak ve hukuk dışı yöntemler kullanarak, müvekkilimiz Hurşit Tolon hakkında yapmış oldukları, gerçek dışı komplo niteliği taşıyan ve süreklilik arz eden bu yayınların, basının haber verme hakkı ve özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığındani konusu suç teşkil eden fiillerin sorumluları hakkında gerekli yasal yollara da başvurulacaktır"
aktifhaber

Özbek'in Finansörlüğü Doğrulandı
19 Mart 2009 13:33'

Ergenekon'un Karun'u Mustafa Özbek'in, örgütün finansörü olduğu iddiaları, Mustafa Balbay'ın darbe günlükleriyle doğrulandı.

Mustafa Balbay'ın günlükleri, Türk Metal Sendikası'nın Ergenekon terör örgütüne finansman sağladığı yönündeki iddiaları güçlendirdi.

Günlüklerde Türk Metal'in Genel Başkanı Mustafa Özbek'in "Bizim Türk Metal'in kullanılabilecek 8 trilyonu var. Bunun yüzde 40'ı yasaya göre şirketlere ortak olmaya, hisse almaya uygun." ifadeleri yer alıyordu. Bu diyalog, Türk Metal'in kaynaklarının sendikanın faaliyet alanı dışındaki işlerde kullanıldığının en üst düzeyde itirafı olarak değerlendiriliyor. Özbek'in Balbay ile yaptığı görüşmede atıfta bulunduğu madde, Sendikalar Kanunu'nun 33. maddesi. Bu maddenin yedinci fıkrası, sendikalara, nakit paralarının yüzde 40'ından fazla olmamak kaydıyla sınai ve iktisadi kuruluşlara yatırım yapma imkanı tanıyor.

Sendikalar ayrıca vakıf kurarak sosyal faaliyet adı altında çeşitli etkinliklerde bulunuyor. Türk Metal Sendikası tarafından kurulan Metal Sosyal Kültür ve Eğitim Vakfı (METVAK) aracılığıyla çeşitli faaliyetlerde bulunuyor. Sendikanın varlıklarının önemli bir kısmı, bu vakfa aktarılmış durumda. Sendikanın sahip olduğu otel ve benzeri taşınmazlar, vakıf üzerinden çeşitli şirketlere kiralanmış durumda. Özbek'in sendika başkanlığını kaybetmesi durumunda da iktidarını devam ettirebilmek için METVAK'ı kurduğu iddia ediliyor. Özbek, bu vakfın 40 milyon TL mal varlığı olduğunu ve üniversite kurmak için YÖK'e başvurduklarını açıklamıştı.

Kanun, sendikaların bütçesinin yüzde 10'unun ise eğitim amaçlı harcanmasını öngörüyor. Bu maddeden yararlanan sendikalar, kurdukları otelleri eğitim tesisi göstererek buralara para aktarabiliyor. Örneğin Türk Metal, kendi mülkiyetinde olan ancak başka bir şirkete kiraladığı Büyük Anadolu Oteli'ne hizmet satınalınması adı altında para aktarabiliyor. Büyük Anadolu Oteli'nde yapılan Ergenekon toplantıları karşılığında buraya sendika kasasından ödeme yapıldığı iddia ediliyor.

Türk Metal'in Ergenekon'a kaynak aktardığını ilk kez Manisa Şube Başkanı Mehmet Ali Özaltın açıklamıştı. Özaltın'ın suç duyurusu üzerine sendika defterlerine el koyan Ankara Cumhuriyet Savcılığı'nın soruşturması sürüyor. Savcıların soruşturma kapsamında Türk Metal'in kasasından Kıbrıs'taki bir şirkete aktarılan 2 milyon TL'nin izini sürdüğü belirtildi. Mustafa Balbay'ın günlüklerinde Cumhuriyet'in Türk Metal Sendikası'na satılması için yapılan görüşme süreci de yer aldı. Mustafa Özbek, "Cumhuriyet'le her şeye varız. Arkadaşlar proje getirsinler." ifadelerini kullanıyor. Bu ifadelerin yer aldığı tarihle Türk Metal Sendikası'nın Cumhuriyet Gazetesi'ni satın almak için yaptığı girişimler aynı günlere rastlıyor. Ancak çetin görüşme trafiğinin ardından sendika Cumhuriyet'i almaktan vazgeçmiş, bunun yerine gazeteye finansman desteği sağlanması konusunda anlaşma yapılmıştı.
aktifhaber

Enis BERBEROĞLU
Hürriyet
Ergenekon’a Kutlu Savaş raporu lazım
24 Mart 2009

ERGENEKON iki ayrı düzlemde farklı viteste ilerliyor.

Operasyonlar tam gaz, ama hukuk peşinden yetişemiyor.

İddianame yani resmin tamamı bir türlü ortaya çıkmıyor.

Fili tarif eden görme özürlü misali tuttuğumuz yerden konuşuyoruz.

Hayvanın bacağına yapışan "sütun" diye bağırıyor.

Kulağ
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Mar 25, 2009 8:14 pm    Mesaj konusu: Ergenekon'un 2. iddianamesinin tam metni Alıntıyla Cevap Gönder

İŞTE İKİNCİ İDDİANAMENİN TAM METNİ
25 Mart 2009 16:36

İşte gündemi sarsan Ergenekon'un 2. iddianamesinin tam metni... Tıklayın, indirin...

Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamında hazırlanan 2. iddianamede şok iddialar bulunuyor.

Ergenekon davasında ikinci iddianeme açıklandı. İddianamede 'Yakamoz', 'Eldiven' gibi darbe planları yer alıyor.

Ergenekon davasında 21'i tutuklu 56 sanık hakkında hazırlanan 1909 sayfalık ikinci iddianame, davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın ilk duruşması 20 Temmuz 2009 tarihinde yapılacak.

Ergenekon'un İkinci İddianamesini İndirmek İçin Tıklayın:

http://s.aktifhaber.com/dosya/iddianame_2009_511.doc

İŞTE 2. ERGENEKON İDDİANAMESİ

Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan 2. iddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianame 21’i tutuklu 56 sanık hakkında 6, 7, ve 8. operasyonları kapsıyor. İddianamede, hükümeti yıkmaya teşebbüsle suçlanan emekli orgeneral Hurşit Tolon ve Emekli Orgeneral Şener Eruygur için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. Davanın ilk duruşması 20 Temmuz 2009 tarihinde yapılacak.

2. İDDİANAMEDEN BAŞLIKLAR

Çeşitli kaynaklardan gelen haberlere göre, iddianamede, AKP ve MHP'yi bölme, CHP lideri Deniz Baykal'ı devirme planlarının yer aldığı belirtiliyor.

Ek iddianamenin çatısını darbe günlükleri oluşturuyor.

SANIKLAR:

-Emekli generaller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur Ergenekon Terör Örgütünün yöneticileri.

-Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan, Adnan Bulut, Merdan Yanardağ, Osman Gürbüz Neriman Aydın gibi isimlerde Ergenkon Terör Örgütü davasında sanık sandalyesindeler.

Siyasi Parti başlıkları:

- Ergenekon AKP ve MHP'yi bölmeye çalışıyor

- Ergenekon CHP içinde çeşitli operasyonlara gitti. Amaçları Deniz Baykal'ı devirmekti.

- Ergenekon CHP içerisindeki Baykal'a muhalif kanatla bağlantılı

- Ergenekon, CHP ve MHP yönetimini değiştirme çabasında

- Ergenekon, Baykal'a yönelik yoğun bir dinleme çabası içindeydi

- Ergenekon, AKP'yi kapatma davasına nüfuz etti.

- Ergenekon Atatürkçü Düşünce Derneği'ni (ADD) kullanıyordu.

- Cumhuriyet mitingleri Ergenekon tarafından düzenlendi

Terör başlıkları:

- İddianamede Karargah evlerinin nasıl örgütlendiğiyle ilgili ayrıntılı anlatımlar var.

- Ergenekon PKK, TİT, Hizbullah, Hizbut Tahrir gibi terör örgütleriyle ilişki içinde

- Şemdin Sakık'ın da Ergenekon ile bağlantısı kuruldu.

Darbe başlıkları:

- "Ayışığı" ve "Sarıkız" darbe planları iddianamede, ama soruşturulmuyor.

- "Eldiven" kod adlı darbe planı inceleniyor.

DARBE PLANLARI İDDİANAMEDE

İddianame için darbe iddianamesi deniyor. İddianamede Ayışığı ve Sarıkız operasyonları yer alıyor. Ancak Eldiven operasyonuyla ilgili plan esası oluşturuyor.

Çünkü Ayışığı ve Sarıkız operasyonları, emekli generaller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'un askerlik dönemine geliyor. Bu nedenle askeri mahkemede yargılanabiliyorlar. Emekli olduklarında yapmayı planladıkları öne sürülen Eldiven operasyonu, Ergenekon soruşturması kapsamında değerlendirilebiliyor. Bu operasyonlarla zanlıların darbeye zemin hazırladıkları öne sürülüyor.

Siyasi partilere ayrılan başlık

ERGENEKON AKP VE MHP'Yİ BÖLMEK İSTİYOR

Ergenekon AKP ve MHP'yi bölmek istiyor. Ergenekon iddianamesinde yer alan zanlıların, AKP içindeki bazı isimlerle partiyi bölme planları yaptığı anlatılıyor. Kapatma davasına nüfus etme çabaları olduğu öne sürülüyor.

ERGENEKON CHP'DE BAYKAL'I DEVİRMEK İSTİYOR

İddianamede CHP'ye yönelik çalışmalar olduğu belirtiliyor. Ergenekon CHP içinde çeşitli operasyonlara gitti. Ergenekon'un Deniz Baykal'ı devirme planları da iddianamede. CHP'nin üst düzey kadrosunun değiştirilmesi amacıyla planların yapıldığı kaydediliyor.

PKK MLKP HİZBULAH;HİZB-UT TAHRİR VE TÜRK İNTİKAM TUGAYI BAĞLANTILARI

Ergenekon örgütünün diğer terör örgütüyle bağlantıları da yer alıyor. PKK, MLKP, Hizbullah, Hizbut Tahrir ve Türk İntikam Tugayı'yla ilişkileri anlatılıyor. Hepsinin aynı çatı altında Ergenekon yapısı tarafından yönetildiği iddia ediliyor. Ergenekon'un bu terör örgütlerine nasıl nüfus ettiği anlatılıyor.

Karargah evleriyle ilgili anlatımlara da iddianamede yer veriliyor. Karargah evlerinde kimlerin yer aldığı, nasıl örgütlendiği ifade ediliyor.

Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'la ilgili iddialar hemen hemen örtüşüyor. Hükümeti bilerek ve isteyerek ortadan kaldırmaya teşebbüs yer alıyor... Eruygur için devletin güvenliği ilgili gizli belgeleri kaydetme , açıklama, uyuşturucu madde veya uyarıcı madde ticareti yapma, sağlama, terör örgütüne bilerek isteyerek yardım etme,gibi iddilar var.

İDDİANAMENİN 1 NUMARASI ERUYGUR

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, "Ergenekon" soruşturmasına ilişkin 19'u tutuklu, 37'si tutuksuz 56 sanık hakkındaki 1909 sayfalık ikinci iddianameyi kabul etti. İddianamede, 1 numaralı sanık olarak eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur görülüyor. İddianamede AKP ve MHP'yi bölme, CHP lideri Deniz Baykal'ı devirme planları da yer alıyor.

Ümraniye ilçesinde bir gecekonduda ele geçirilen patlayıcı maddeler nedeniyle başlatılan ve "Ergenekon" adı verilerek genişletilen soruşturma kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin kabulüyle, ikinci dava da açılmış oldu.

Mahkeme, halen görülmekte olan "Ergenekon" davası ile ikinci davanın birleştirilmesi yönünde karar vermedi, duruşma tarihi 20 Temmuz 2009 olarak belirlendi. Birleştirme talebi daha sonra değerlendirilecek.

DURUŞMA GÜNÜ 20 TEMMUZ

Açılan ikinci dava ile halen görülmekte olan davanın birleştirilmesi yönündeki savcılığın talebi, daha sonra değerlendirilecek. Mahkeme heyeti, tutuklu 19 sanığın bu hallerinin devamına karar verdi.

Emekli Orgeneral Şener Eruygur, Ergenekon örgütünün üst düzey yöneticisi olmakla suçlanıyor.
Eruygur, darbe girişiminde bulunmakla suçlanıyor.

Hurşit Tolon, iddianamede 2 numaralı sanık.

'Eldiven' kod adlı darbe planına da iddianemede yer verildi.

İDDİANAME 5 BÖLÜMDEN OLUŞUYOR

2. İddianamenin ilk bölümünde, Ümraniye'de bir gecekondunun çatı katında bulunan patlayıcılar ile başlayan soruşturma ve ilk iddianame anlatılıyor.

56 sanığın ismi ve sevk maddelerinin yazıldığı giriş bölümünde, Emekli Orgeneraller Mehmet Şener Eruygur ve Ahmet Hurşit Tolon, silahlı örgütün üst düzey yöneticileri olmakla suçlanıyor.

Bu nedenle Eruygur ve Tolon, Danıştay baskını başta olmak üzere örgütün işlediğinin idda edilidiği bütün suçlardan sorumlu tutuluyorlar.

Ergenekon sürecinin anlatıldığı bölümde, Ümraniye'de bir gecekonduda bulunun el bombalarıyla başlatılan soruşturma çerçevesinde, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması ile irtibat kurularak soruşturmanın genişletildiği belirtiliyor.

Ardından ilk iddianamenin özeti yapılıyor ve "Yapılan çalışmalar ile 'Ergenekon' isimli terör örgütüne ulaşılmıştır" deniliyor.

1999'DAN ÖNCE GİZLİ FAALİYET

Ele geçirilen dokümanlardan Ergenekon terör örgütünün 1999'dan öncesine dayanan gizli örgütlü faaliyet içerisinde bulunduğu belirtiliyor. Yönetici ve üyelerinin örgütü 'derin devlet' kabul edip, dışa karşı da bu şekilde gösterdikleri belirtiliyor.

Örgütün yakın amacının, ülkede yönetim zaafiyeti oluşturacak eylemler yaparak kargaşa yaratmak, nihai amacının da oluşacak kargaşa ortamında hukuk dışı bir müdahale ile yönetimi ele geçirmek olduğu idida ediliyor.

Bu bölümde devlete ait çok gizli belgelerin ele geçirildiği, kamuoyunun yakından tanıdığı kişilere suikast planlarının yapıldığı da yer alıyor.

Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Emekli Albay Fikri Karadağ, eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk, eski rektör Kemal Alemdaroğlu örgüt yöneticisi olmakla suçlanıyor.


GAZİ MAHALLESİ OLAYLARI

Üçüncü bölümde örgütün işlediği suçlar topluca ve genel olarak anlatılıyor.

Gazi Mahallesi olayları ile ilgili "tanık 9" olarak gösterilen Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım'ın anlatımıyla, Gazi Mahallesi olaylarının Osman Gürbüz tarafından gerçekleştirildiği öne sürülüyor.

PKK VE HİZBULLAH İLE İLİŞKİLER

İddianamenin 4. bölümünde ise Ergenekon Terör Örgütü'nün PKK, Hizbullah, DHKP-C ve Hizbu't Tahrir örgütü ile ilişkileri anlatılıyor.

Bu bölümde, çoğunluğu cezaevinde bulunan terör örgütü üyesi gizli tanıkların ifadelerine yer veriliyor.

İlk iddianamede numaralandırılan gizli tanıklara bu kez "imdat" ve "kıskanç" gibi kod adlarının verildiği görülüyor.

Bu bölümde örgütün siyaset dünyasına yön verilmesi faaliyetleri başlığı altında yürütülen çalışmalara değiniliyor.

MEDYA AYAĞI

Medya yapılanması başlığı altında ise medya kuruluşlarının kontrol altına alınması ve kendi medya kuruluşları oluşturulması anlatılıyor.

Ulusal medya grubu kurulması amaçlandığı belirtilen bu bölümde Türk Metal-İş Sendikası'nın Doğu Perinçek'in ve Tuncay Özkan'ın televizyonlarının da aralarında bulunduğu 4 kanalda ortak bildiriler yayılarak ortak hareket edilmesenin planlandığı belirtiliyor.

İddianame'de yer alan tv pazarlığı

İkinci iddianamede Tuncay Özkan, İlhan Selçuk, Adil Serdar Saçan ile Gürbüz Çapan'ın da katıldığı televizyon kanalı pazarlığına ilişkin notlar yer aldı.

'Ergenekon'' soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, sanıklardan Adil Serdar Saçan'ın, ''Tuncay Özkan ve Güler Kömürcü ile irtibatlı olarak Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde faaliyet gösterdiği, görevi gereği kendisinde bulunan, eline geçen bir kısım gizli belgeleri yasalara aykırı şekilde diğer şüphelilerle paylaştığı'' öne sürüldü.

İddianamede, eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Saçan'ın, görev yaptığı dönemde bir kısım soruşturmalar ve projeli çalışma olarak adlandırılan ön soruşturmalar sırasında bir kısmı paraflı olup emniyette kalması gereken belge suretlerini ''Ergenekon'' soruşturmasının şüphelilerine verdiği, bir kısmının ise kendi evinde yapılan aramada ele geçtiği kaydedildi.

Bunun yanında, soruşturmalar sırasında mahkeme kararlarına istinaden yapılan teknik takiplere ait telefon görüşme tutanaklarının da Saçan'ın evinde ele geçirildiğinin açıkça ortaya çıktığı vurgulanan iddianamede, şöyle denildi:

''Şüphelinin, delil niteliğindeki belgeleri görevli bulunduğu şube müdürlüğünün arşivinde bulundurması gerekirken, yasaya aykırı bir şekilde dışarıya çıkartarak tanıdığı bir şahsın iş yerine ait depoda gizlemiş olduğu ve bu dokümanların bir kısmının da şüphelinin evinde ele geçen CD'de kayıtlı bulunduğu tespit edilmiştir. Böylece şüpheli, 2001 yılında bir başka suç nedeniyle yakalanan Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan'dan ele geçirilen Ergenekon terör örgütüne ait dokümanları, teknik takip yapmakla yükümlü İstihbarat Şube Müdürlüğüne teslim etmeyerek, soruşturmanın bu şube tarafından derinleştirilmesine de bu şekilde engel olmuştur.''

Adil Serdar Saçan'ın, şüphelilerden Emcet Olcayto ile sık sık telefonla görüşerek çeşitli konularda fikir alış verişinde bulunduğu, telefonda her konuyu görüşmemeye özen gösterdikleri, aralarındaki ilişkinin gazeteci eski emniyet müdürü ilişkisinden farklı olarak örgütsel nitelikte olduğu sonucuna varıldığı savunuldu. İddianamede, şu ifadelere yer verildi:

''Şüpheli Tuncay Özkan ile ilgili bölümde yer verilen iletişim tespit tutanaklarına göre, Adil Serdar Saçan, son zamanlarda bu şüpheli ile yakın ilişki içerisindedir. Her 2 şüpheli arasındaki 28 Ocak 2008 tarihli telefon görüşmesinde söylenen sözlerin, şüphelilerin soruşturma kapsamına alındıkları yönünde kuşkuları nedeniyle ileride sorulduğu takdirde kendi lehlerine yorumlanacak veri oluşturmak, delil yaratmak amacıyla örgüt hakkında ayrıntılı konuştukları sonucuna varılmıştır. Eski bir emniyet müdürü olan şüpheli ile gazeteci olan öteki şüphelinin diğer konuşmalarındaki ihtiyatlı konuşma tarzlarını bu görüşmede örgüt aleyhine açık açık konuşmak şeklinde değiştirmeleri, dosya kapsamındaki kanıtlar göz önüne alındığında, haklarında başlatıldığı kuşkusunu yaşadıkları soruşturmada lehlerine kanıt oluşturma kurnazlığının bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.''

İddianamede, Saçan'ın, Veli Küçük tarafından tehdit edildiğine yönelik savunmasının ise ''Bu soruşturma çerçevesinde hakkında işlem yapılan birçok şüpheli ile yakın ilişki içerisinde olup birlikte hareket etmesi, eline ulaşan pek çok gizli bilgi ve belgeyi örgüt mensuplarına ulaştırması, özellikle şüphelilerden Güler Kömürcü ile yapmış olduğu telefon görüşmelerinden örgüt mensupları ile aynı düşünce ve idealleri paylaştığının anlaşılması ve verilecek görevlere hazır olduğunu beyan etmesi'' gibi hususlar göz önüne alındığında inandırıcı olmaktan uzak olduğu kaydedildi.

Adil Serdar Saçan'ın, Tuncay Özkan ve Güler Kömürcü ile irtibatlı olarak ''Ergenekon silahlı terör örgütü'' içerisinde faaliyet gösterdiği, ''terör örgütü üyesi olmak'' suçunu işlediği, görevi gereği kendisinde bulunan, eline geçen bir kısım gizli belgeleri yasalara aykırı şekilde diğer şüphelilerle paylaştığı, pek çok sanık ve şüphelide ve kendi evinde ele geçen ''gizli'' ibareli ve bir kısmı kendi imzasını taşıyan resmi belgeler ve iletişim tespit tutanaklarıyla ilgili olarak ''yasaklanan bilgileri açıklama'' suçunu birden fazla işlediğinin anlaşıldığı ileri sürüldü.

-GÜRBÜZ ÇAPAN-

İddianamede, Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10 Temmuz 2008 tarihli iddianamede, ''Medyanın Kontrol Altına Alınması ve Güç Birliği'' başlığı altında ayrıntılı açıklamalar yapıldığı belirtildi.

''Ergenekon terör örgütü''nün ilk olarak kendisine ait ve yakın gördüğü medya kuruluşlarının tek çatı altında toplanmasını kararlaştırarak, bu konuda çalışmalar ve projeler hazırlayıp toplantılar yaptığının, örgütün ''Ulusal Medya ve Cumhuriyet Gazetesinin Reorganizasyonu'' adlı dokümanlarında açıkça görüldüğü kaydedildi.

İddianamede, hakkında kamu davası açılan sanıklardan Hikmet Çiçek'in flash belleğinde bulunan ve 2004'te oluşturulduğu anlaşılan, ''İlhan Selçuk Ferid'' isimli word belgesindeki, İlhan Selçuk ve Ferid İlsever arasında yapılan görüşme notlarında ''Bir konuşmamızda İS iki çelişmeli cümle kullanıyordu: 'Bize TV'yi verin' ve 'Beraber yapalım'. Daha sonra 'beraberliği' şöyle açtı: 'Bir taban hareketi olacak. Siz, G, Cumoklar, vb. herkesin hissesi olacak. Ama, yukarıyla ilişki bakımından benim önderliğimde, C logosuyla. Böyle bir piramit için hisseleri dağıtalım'' ibaresinin yer aldığı ifade edilerek, şöyle denildi:

''Buradaki 'İ.S'nin İlhan Selçuk, 'G'nin Gürbüz Çapan olduğu, Ferit İlsever ve Doğu Perinçek'in Ulusal Kanalı temsil ettiği, bu mutabakatın yukarıda bahsedilen örgütsel dokümanlarda belirtilen hususlar ile bire bir örtüştüğü, şüpheli İlhan Selçuk'un Ergenekon terör örgütünün en üst makamındaki yöneticileriyle direkt irtibat kurarak ulusal medya oluşturulması çalışmalarını yönettiği, alınan kararlar ve uygulanan bölümlerin raporlarını ilettiği, şüpheli Gürbüz Çapan'ın da üye olduğu bu terör örgütünün talimatıyla Cumhuriyet gazetesinin bedelsiz devredilmesi konusunda yardım ettiği anlaşılmaktadır.''

İddianamede, ''Ergenekon silahlı terör örgütü'' tarafından Cumhuriyet gazetesinin, ulusal medyanın merkez üssü olarak seçildiği öne sürülerek, şöyle denildi:

''Örgütün üst düzey yöneticilerinden İlhan Selçuk ile yakın ilişki içerisinde olmasının da etkisiyle Veli Küçük'le ENKA tesislerinde yapılan toplantının ardından şüpheli Gürbüz Çapan'ın, örgütün bu yöndeki kararlarına uymayı, bu doğrultuda gazetedeki hisselerini karşılıksız olarak devretmeyi, projeye para yardımında bulunmayı kabul ettiği, şüphelilerden Mustafa Balbay'ın bilgisayarında ele geçen doküman içeriği, diğer şüphelilerden ele geçen dokümanlar ve şüpheli Gürbüz Çapan'ın beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Çapan'ın Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde yönetici konumda bulunan İlhan Selçuk ile doğrudan irtibatlı bir örgüt üyesi olduğu anlaşılmıştır.''

"ÖRGÜTÜN ADD İLE İLİŞKİSİ VAR"

Mevcut demokratik yönetimin değiştirilmesi başlığı altında ise örgütün amaçlarından birisinin darbe yaparak yönetime el koymak olduğu öne sürülüyor.

İddianamede "Örgütün ülkede darbe zemini oluşturmak için ciddi faaliyetlerde bulunduğu, birçok silahlı ve bombalı eylem gerçekleştirdiği, ülkede kaos ve anarşi ortamı oluşturmaya çalışarak ordunun darbe yapması için telkin, tavsiye ve teşviklerde bulunduğu anlaşılmıştır" deniliyor.

Örgütün Atatürkçü Düşünce Derneği başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu ile ilişki içinde olduğu, bu kuruluşların hükümete karşı Cumhuriyet Mitingleri'ni organize ettiği de iddianamede yer alıyor.

4 TEĞMEN TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ İLE SUÇLANIYOR

Ergenekon'un 2. iddianemasinde 4 muvazzaf teğmen terör örgütü üyeliği ile suçlanıyor.

aktifhaber/haber7

İki Komutanın Üzeri Çizilmiş

25 Mart 2009 16:10

Ergenekon terör örgütünün ikinci iddianamesinde örgütün 'güvenilir' bulmadığı için iki komutanın üzerini çizdiği yer alıyor. İşte o iki komutan...

Ergenekon'un ikinci iddianamesinde yer alan bir şemada örgütün 'güvenilir' bulmadığı için Org. Büyükanıt ve Org. Türkeri'nin üzerini çizdiği iddiası yer alıyor.

Ergenekon’un ikinci iddianamesinde planlandığı öne sürülen askeri darbelerle ilgili ilginç ifadeler yer alıyor. Eldiven Kod adı ile bahsedilen darbe planının şemalarında kuvvet komutanlıkları, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı ve ordu komutanlıklarında alınacak tedbirlerden bahsediliyor.

İddianamede darbe planının yapıldığı öne sürülen dönemde ordu komutanı olan Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Orgeneral Fevzi Türkeri’ye Ergenekon Örgütünün güvenmediği ifadeleri yer alıyor.

İddianamede ordunun darbe planı çerçevesinde kuvvet ve ordu komutanlıklarıyla ilgili değerlendirme şemalarında 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve 2. Ordu Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri’nin üzerilerinin çizildiği belirtiliyor.

İddianamede örgütün “güvenilir” bulmadığı için iki komutanın yerine korgeneral atanması için çalışma yapılması kararı aldığı da vurgulanıyor.
aktifhaber

II. İddianamede İstenilen Cezalar
25 Mart 2009 19:58

İşte Ergenekon'un 2. iddianamesinde istenilen cezalar ve mübbetleri istenilenler.

2. iddianamede istenen cezalar listesi

İkinci iddianamede, 56 sanıktan 13'ünün ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması, bu cezanın emekli orgeneraller Tolon ve Eruygur hakkında 3'er kez uygulanması istendi.

Diğer 43 sanık için de 7,5 ila 80 yıl arasında çeşitli hapis cezaları talep edildi.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığınca hazırlanan iddianamede tutuksuz sanıklar arasında yer alan emekli orgeneraller Mehmet Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'un, ''silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''yargıç üzerinde nüfuz kullanmak'', ''devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etmek, amacı dışında kullanmak, hile ile almak, çalmak'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek'', ''tasarlayarak kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürmek'', ''patlayıcı madde bulundurmak'', ''kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak'', ''mala zarar vermek'' ve ''yasaklanan bilgileri temin etmek'' suçlarını işledikleri savunuldu.

''Örgütün üst düzey yöneticisi olmak''la suçlandıkları için Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması eylemlerinden de sorumlu tutulan sanıklardan Eruygur'un 3 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 142 ila 246 yıl arasında hapsi, Tolon'un da 3 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 129 ila 219 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istendi.

-2'ŞER KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBETLERİ İSTENENLER-

İddianamede, tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün de ''silahlı terör örgütü yönetmek'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''resmi belgede sahtecilik'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ile 42 ila 66 yıl arasında hapsi talep edildi.

Tutuklu sanık Hasan Atilla Uğur'un da ''silahlı terör örgütü yönetmek'', ''pek az sayıda mermi bulundurmak veya taşımak'', ''bir adet ateşli silah ve mutat sayıda mermi bulundurmak'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 39 ila 63 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istendi. İddianamede, tutuklu sanıklardan Mustafa Ali Balbay'ın da ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etmek, amacı dışında kullanmak, hile ile almak, çalmak'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek'', ''açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etmek'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ile 48 yıldan 80 yıla kadar hapsi istendi.

Tutuksuz sanık Sinan Aygün'ün de ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış hapis ve 30 ila 45 yıl arasında hapsi istenen iddianamede, tutuklu sanık Ahmet Tuncay Özkan'ın da ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurmak veya el değiştirmek'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek'', ''ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın almak, taşımak veya bulundurmak'', ''açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etmek'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 22 ila 54 yıl arasında hapsi talep edildi.

Tutuklu sanıklardan Durmuş Ali Özoğlu'nun ''silahlı terör örgütü yönetmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''askerleri itaatsizliğe teşvik etmek'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 16 ila 27 yıl arasında hapsi öngörülen iddianamede, tutuklu sanıklar İbrahim Özcan ve Kemal Aydın'ın da ''silahlı terör örgütü yönetmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'', ''askerleri itaatsizliğe teşvik etmek'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 17 ila 31'er yıl arasında hapisleri istendi.

İddianamede, tutuklu sanık Neriman Aydın'ın da ''silahlı terör örgütü yönetmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'', ''yargıç üzerinde nüfuz kullanmak'', ''askerleri itaatsizliğe teşvik etmek'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ile 20 ila 31 yıl arasında hapsi talep edildi.

-ÇÖMEZ'İN DE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBETİ İSTENDİ-

Hakkında yakalama kararı bulunan eski milletvekili Turhan Çömez'in de ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''silahlı terör örgütüne üye olmak'' suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 7,5 ila 15 yıl arasında hapsi istenen iddianamede, tutuklu sanık Birol Başaran'ın da ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etmek'' suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 30 ila 45 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması öngörüldü.

-HAPİSLERİ İSTENENLER-

İddianamede, tutuklu sanıklardan Adil Serdar Saçan'ın ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''açıklanması yasaklanan gizli bilgileri açıklamak'' suçlarından 12 ila 23 yıl, Gürbüz Çapan'ın ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''ateşli silahlarla mermileri satın almak, taşımak veya bulundurmak'' suçlarından 8,5 ila 18 yıl, Emcet Olcaytu'nun ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''özel hayatın gizliliğini ihlal etmek'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'' suçlarından 10 ila 30 yıl, Arif Doğan'ın ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapmak veya sağlamak'', ''sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin satın almak, taşımak, bulundurmak'', ''açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etmek'' suçlarından 21 ila 50 yıl, Muzaffer Öztürk'ün de ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapmak veya sağlamak'', ''sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermileri satın almak, taşımak, bulundurmak'', ''örgüte bilerek, isteyerek yardım etmek'' suçlarından 19 ila 43 yıl arasında hapsi istendi.

Tutuklu sanıklardan Mehmet Ali Çelebi'nin de ''silahlı terör örgütü yönetmek'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'' suçlarından 15 ila 27 yıl arasında hapsi öngörülen iddianamede, tutuklu sanık Hüseyin Keskin ile tutuksuz sanıklardan Ertaç Giray'ın ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''2863 sayılı kanuna aykırılık'', ''örgüte bilerek isteyerek yardım etmek'', ''ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın almak, taşımak veya bulundurmak'' suçlarından 10 ila 23'er yıl hapisleri talep edildi.

İddianamede, tutuksuz sanıklardan İlker Güven'in ''silahlı terör örgütüne üye olmak'' ve ''açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etmek'' suçlarından 9 ila 20 yıl, Yüksel Dilsiz, Tunç Akkoç, Noyan Çalıkuşu, Muhammed Murat Avar ve Siyami Yalçın'ın ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'' suçlarından 8 ila 18'er yıl, Ferda Paksüt'ün ''silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek'' suçundan 9 ila 20 yıl, Ufuk Mehmet Büyükçelebi'nin ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın almak, taşımak veya bulundurmak'' suçlarından 9 ila 20 yıl, Mahir Akkar ve Levent Temiz'in ''silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''bir adet ateşli silah ve mutat sayıdaki mermileri bulundurmak'' suçlarından 9 ila 18'er yıl hapisleri istendi.

İddianamede, tutuklu sanıklar Osman Gürbüz, Hamza Demir ve Süleyman Solmaz ile tutuksuz sanıklar Barbaros Hayrettin Altıntaş, Erol Mütercimler, Emin Şirin, Hakan Şanlı, Halis Yavuz Işıklar, Tanju Güvendiren, Adnan Türkkan, Mesut Özcan, Hüseyin Nazlıkul, Adnan Bulut, Merdan Yanardağ, Murat Ağırel, Selim Utku Gümrükçü, Evrim Baykara, Fatma Sibel Yüksek, Eren Mumcu, Önder Koç, Hasan Hüseyin Uçar, Yaşar Tozkoparan, Doğukan Yorulmaz, Hatice Bahtiyar ve Ercüment Ovalı'nın da ''silahlı terör örgütüne üye olmak'' suçundan 7,5 ila 15'er yıl arasında hapisleri talep edildi.

TURAN ÇÖMEZ-FERDA PAKSÜT İRTİBATI

''Ergenekon'' soruşturmasının ikinci iddianamesinde, sanık Turan Çömez'in ''Ergenekon''un siyasi partileri bölüp, parçalama veya farklı partilerin tek merkezden yönetilmesi amacı kapsamında, özellikle kapatma davası sürecinde sanık Ferda Paksüt ile irtibata geçtiği, Paksüt'ten aldığı gizli ve stratejik bilgileri örgütün yöneticilerine ulaştırdığı öne sürüldü.

İddianamede, ordu ve kuvvet komutanlığı yapmış şüpheli Şener Eruygur'un emekli olduktan sonra geçmişte önemli suçlar işleyip mahkum olan hükümlü Semih Tufan Gülaltay ile toplantı yapmasının, ''Ergenekon'' gizli yapılanmasının nasıl yönetildiğini, toplumsal olaylarda infiale neden olan basit gibi görünen fiillerin hangi makamlardaki görevliler tarafından yönlendirildiğini çok açık ortaya koyduğu vurgulandı.

Örgütün ülkede kaos ortamı yaratmak için eylemler düzenlediği ifade edilen iddianamede, Mersin ve diğer illerde meydana gelen ''bayrak yakma olayları'' sonucu oluşan atmosfer ortamında İşçi Partisi tarafından organize edilen ''Bayrak Mitingi'' yürüyüşlerinin Diyarbakır'da tertiplenmesinin de örgütün kaos ortamı oluşturmak için her yöntemi denediğini ortaya koyduğu kaydedildi.

Sanık Hurşit Tolon'un ifadesinde, hiçbir siyasi oluşum içinde olmadığını beyan etmesine rağmen birçok siyasi oluşumu doğrudan yönlendirip koordine ettiğinin belirlendiği ileri sürülen iddianamede, aynı konuda bu dosyada mevcut askeri şahısların örgütsel irtibatlarına bakıldığında hem görevli askeri şahısların hem de emekli olan askeri şahısların irtibatlarının hayatın olağan akışına uygun olmadığına dikkat çekildi.

-NECİP HABLEMİTOĞLU'NUN ÖLDÜRÜLMESİ OLAYI-

Sanık Osman Gürbüz'ün, 2002 yılında Necip Hablemitoğlu'nun öldürülmesi işini Veli Küçük'ün huzurunda gizli tanık 9'a teklif ettiği, tanığın kabul etmemesi üzerine Küçük'ün Osman Gürbüz'e hitaben ''Bu iş yine sana kaldı'' dediği anlatılan iddianamede, Hablemitoğlu'nun bir seneye kalmadan öldürüleceğinin, tutuklu sanık Habip Ümit Sayın'ın bilgisayarlarında yapılan dijital incelemelerde bulunan e-mail yazışmalarından anlaşıldığı kaydedildi. İddianamede, söz konusu yazışmalarda ''Hablemitoğlu'nun örgüt üyelerince çok sevilmediği, tehlikeli kişilerle ilişkilerde bulunduğu, MİT Müsteşarlığına adının geçtiği ve sakıncalı hareketler yaptığı'' yönünde ifadeler yer aldığı belirtildi.

İddianamede ''Hablemitoğlu'nun bir seneye kalmadan öldürüleceği belirtilmiş ve öldürmüştür. Ancak failleri bugüne kadar bulunamadığı gibi fail olarak adı geçen İbrahim Çiftçi'nin de bu hususta şüpheli olarak ifadesi alındıktan sonra herhangi bir dava açılmadan 2 Ekim 2006'da iki el bombasıyla öldürülmesi ve bu bombaların tutuklu sanık Oktay Yıldırım'dan elde edilen bombalarla benzerlik göstermesi de örgütsel ilişkilerin boyutlarını göstermektedir'' denildi.

''Ergenekon'' silahlı terör örgütü üyelerinin görevde iken Ergenekon'la bağlantıda oldukları, emekli olduklarında da örgütte ayrı görevlere getirildikleri öne sürülen iddianamede, örgütün ülkeyi istedikleri gibi yönetmek için ülkede kaos ortamı oluşturmaya çalıştığı, bu amaçla suikast dahil her türlü yasa dışı yola yöneldikleri, bu amaçla darbeye zemin hazırlamak ve yürütme organını ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yaptıklarının anlaşıldığı bildirildi.

İddianamede, elde edilen resmi içerikli ve gizli belgelerde oluşuma ''Cumhuriyet Çalışma Grubu'' adı verildiği, bu isimle oluşturulan grubun askeri müdahaleye zemin hazırlamak amacıyla yaptıkları planlara ''Sarı Kız'', ''Ay Işığı'', ''Yakamoz'' ve ''Eldiven'' gibi kod isimleri verdiklerinin belirlendiği ifade edildi.

-''AYNI MERKEZDEN YÖNETİLİYOR''-

Sanık Şener Eruygur'un, emekli olmadan önce hükümeti devirmeye yönelik eylem ve fiilleri sırasında alınan örgütsel kararlar gereği, emekli olunca da aynı eylem ve fiillerini devam ettirmek için Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), aynı fiilere iştirak eden şüpheli Ahmet Hurşit Tolon'un Anadolu Uyanış Hareketi Platformunun başına geçirildiği anlatılan iddianamede, Ankara Ticaret Odası Başkanı olan sanık Sinan Aygün'ün odanın tüm imkanlarını Ergenekon terör örgütünün faaliyetlerinin kullanımına açtığı belirtildi.

İddianamede, Ergenekon terör örgütünün etkisi altında bulunan sivil ve askeri üyeler ile medya, sivil toplum ve siyasi partilerde bulunan örgüt üyelerinin hepsinin aynı merkezden yönetildiği, alınan kararların aynı anda uygulamaya konulduğu ve tüm birimlerin aynı anda harekete geçirildiği bildirildi.

İddianamede, ''Soruşturma aşamasında vefat eden Kuddusi Okkır'ın hazırladığı 'Devletin Yeniden Yapılanması' belgesinde, devlet kurumlarından mafyaya, tarikatlardan orduya ve istihbarata kadar sızılması gerektiği belirtildiği halde, terör örgütlerine sızılması diye bir amacın bulunmaması da aynı merkez tarafından oluşturulan planların uygulanması için oluşturulduğunu ortaya koymaktadır'' denildi.

-''ÖRGÜTÜN AMAÇLARI TELEVİZYONDAN YAYINLANDI''-

Harp okulu öğrencilerine yönelik olarak sanıklar Kemal ve Neriman Aydın'ın Türk Silahlı Kuvvetleri ve harp okullarına sızma, örgütlenme ve elaman kazanma faaliyetlerini yürüttükleri kaydedilen iddianamede, şöyle devam edildi:

''Sanık Tuncay Özkan'ın, bir dönem Kanaltürk adlı televizyon kanalının görünüşte sahibi ve 'Biz Kaç Kişiyiz' isimli platformun kurucusu ve başkanı olduğu, Tanju Güvendiren'in legal olarak televizyon ve platformla alakasının bulunmamasına rağmen Tuncay Özkan ile Ergenekon terör örgütünün üst düzey görevlileri arasında irtibatları ve maddi olarak Tuncay Özkan'a finansman desteği sağladığı, ayrıca Tuncay Özkan'ı yönlendirdiği anlaşılmıştır.''

Tuncay Özkan'ın, sanık Adil Serdar Saçan'ın hem emniyet müdürü olduğu dönemde hem de meslekten atıldığı dönemde görevi gereği elde ettiği bilgi ve belgeleri televizyon kanallarında yayınlamak suretiyle örgütün amaçlarına uygun faaliyetlerde bulunduğu anlatılan iddianamede, sanıklar Hüseyin Nazlıkul, Murat Ağırel, Selim Utku Gümrükçü, Evrim Baykara, Mahir Akkar, Merdan Yanardağ ve Mesut Özcan'ın, örgütün amaçları doğrultusunda kurulan televizyon kanalı ve sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerinde görevli oldukları, sanıklar Fatma Sibel Yüksek, Ufuk Mehmet Büyükçelebi'nin de medya yapılanması içinde yer aldıkları ifade edildi.

Sanık Emcet Olcaytu'nun, örgüt üyesi olduğu ve soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları hakkında istihbarı bilgiler topladığı anlatılan iddianamede, eski ülkü ocakları başkanı olan sanık Levent Temiz'in Sedat Peker'in organize ettiği ''Kızıl Elma'' koalisyonu olarak adlandırılan örgütsel birlikteliğin oluşturulmasında görev aldığı belirtilerek, şöyle denildi:

''Sanık Turan Çömez'in örgütün amacı doğrultusunda, Ergenekon'un siyasi partileri bölüp parçalama veya farklı partilerin tek merkezden yönetilmesi amacı kapsamında özellikle kapatma davası sürecinde şüpheli Ferda Paksüt ile irtibata geçerek ondan aldığı gizli ve stratejik bilgileri, örgütün yöneticilerine ulaştırarak kamuoyunu yönlendirmeye çalıştıkları, aynı zamanda örgütün stratejisine uygun olarak partiyi bölüp etkisiz ve yürütme yetkisini kullanamayacak hale getirmeye hedefledikleri belirlenmiştir.

Sanık Emin Şirin'in Ergenekon'un siyasi partileri bölüp parçalama veya farklı partilerin tek merkezden yönetilmesi faaliyetlerine, milletvekili olduğu dönemde ve görevi sona erdikten sonrada devam ettiği anlaşılmıştır.''

-SİNAN AYGÜN-

İddianamede, sanık Sinan Aygün'ün evinde yapılan aramada, kendisine ait kasada 2.5 milyon avro bulunduğu, şahsi parası olduğunu beyan etmesi üzerine paraya savcılığın talimatıyla o an için el konulmadığı belirtildi.

Aygün'ün kendisini, bir sivil toplum örgütü lideri olarak vasıflandırdığı dile getirilen iddianamede, MASAK tarafından yapılan incelemede, Aygün'ün vermiş olduğu gelir vergileri mukayese edildiğinde orantısızlık bulunduğunun görüldüğü kaydedildi.

İddianamede, böylesine büyük meblağdaki paranın kasada bulundurulmasının ticaret mantığı açısından karlı bir iş olmadığı, bu sebeple bu paranın terörün finansmanında kullanılma şüphesi taşıdığının belirtilmesi üzerine, nöbetçi mahkemece paraya el konulması kararı verildiği anlatıldı.

Daha sonra şüpheli tarafından verilen gayrimenkul teminatları karşılığında paranın kendisine iade edildiğinin mevcut tutanak ve mahkeme kararlarından anlaşıldığı belirtilen iddianamede, şüphelinin ticaret yaptığını beyan etmesine rağmen parasını bankaya koymayıp evinde kasada saklaması, arama kararından sonra da parayı eşinin üzerine bankaya yatırmasıyla, ''parayı, Ergenekon silahlı terör örgütünün faaliyetlerinin finansmanında kullanılmak üzere hazır bulundurduğu'' sonucuna ulaşıldığı bildirildi.

İddianamede, el konulmasının ardından yatırıldığı bankaca aylık yaklaşık 10 bin Avro faiz verilmesinden de bu paranın evin kasasında saklanmasının ticaret yapan bir kişinin mantığıyla izahının mümkün bulunmadığının anlaşıldığı kaydedilerek, yapılan aramadan sonra paranın Sinan Aygün'ün eşi adına bankaya yatırılmasının da para hakkındaki şüphelerin artmasına sebep olduğu ifade edildi.

İddianamede, şu bilgilere yer verildi:

''Elde edilen belgelerde, şüphelinin örgütsel faaliyet içindeki derneklere yardım yaptığına ilişkin teşekkür mektupları ve yine yardım için Aygün'e gidileceğine dair mektuplardan, Sinan Aygün'ün Ergenekon silahlı terör örgütünün finansman işlerine yardımcı olduğu, yöneticisi olduğu ATO tesislerini örgütün propagandası için düzenlenen panel ve konuşmalarda kullandırdığı, birçoğunu tanımadığını iddia ettiği yargılaması devam eden örgüt üyelerinden İsmail Yıldız, Ayşe Asuman Özdemir, Hayrettin Ertekin, Muammer Karabulut, Kemal Kerinçsiz, Güler Kömürcü, Hüseyin Görüm, Sevgi Erenerol, Veli Küçük, Hayrullah Mahmut Özgür ve Bekir Öztürk ile örgütsel irtibatlarının tespit edildiği, Kuvvai Milliye Derneği bürosunun tutulmasından, dernek başkanı Bekir Öztürk'ün tayin işinin yapılmasına kadar ilgilenip Abdüllatif Şener ile görüşüp referans olduğu, önceki dosyamızda mevcut e-mail görüşmelerinden anlaşılmıştır.

Yine devam eden soruşturma dosyasından şüpheliler Ahmet Hurşit Tolon, İbrahim Özcan, Durmuş Ali Özoğlu, Hasan Atilla Uğur, Mehmet Şener Eruygur, Levent Ersöz, Vedat Yenerer, Ufuk Büyükçelebi, Erol Mütercimler, Mustafa Ali Balbay, Turan Çömez ve Levent Temiz ile örgütsel irtibatlarının bulunduğu, bilgisayarında yapılan incelemelerde bu kişilerle MSN yoluyla birbirlerine mesajlar attıkları, e-posta iletileriyle tamamen Ergenekon silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda hazırlanmış yazıları kendi içlerinde birbirlerine gönderdikleri tespit edilmiştir.''

-EMEKLİ ORAMİRAL ÖRNEK'İN GÜNLÜĞÜNDEKİ İFADELER-

İddianamede, emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'in 2003-2005 yılları arasında yazdığı ''Anılar'' adlı günlüğün incelenmesi sonucu, Aygün hakkında sarf edilen şu cümlelere de yer verildi:

''ATO Başkanı Sinan Aygün'ün Ziyareti: Sinan Aygün, ilginç kişiliği olan bir insan. Bizlere böyle devre devre gelir ve kendi görüşlerini anlatır. Bazen kendisinden iyi bilgiler alırız. Bu kez de biraz ileri giderek konuştu. Ülkenin her yönüyle elden gittiğini, TSK'nın ne zaman bir şeyler yapacağını ve sesini çıkaracağını sordu. 'Bütün halk ümidini size bağlamış, ama sizden bir kıpırdanma gelmeyince herkesin morali bozuluyor' dedi. Kendisine, 'bizden önce kıpırdayacak olan sivil kuruluşlardır. Herkes bileti TSK'ya kesmiş, kimse bir eylem yapmak teşebbüsünde bulunmuyor. Eğer kanaat, ülkenin elden gittiği şeklinde ise önce sivil kuruluşlar kıpırdasınlar. Biz hiçbir şey yapamayız' dedim. Bana, 'bunlar iktidar olurken askerden çok korkuyorlardı, ama artık askerden korkuları kalmadı. İstediklerini yapıyorlar ve çekinmeden yapıyorlar' dedi.''

İddianamede, Aygün'ün, ''ülkenin her yönüyle elden gittiğini'' söyleyerek, açıkça askerin darbe yaparak yönetime el koyması için tahrik ettiğinin anlaşıldığı kaydedildi.

-YARARLANILABİLECEK KURULUŞLAR ARASINDA-

Ahmet Hurşit Tolon ve Mehmet Şener Eruygur'da ele geçen Cumhuriyetçi Çalışma Grubu raporlarından ''Eldiven'' ve ''Demir Yumruk'' başlıklı darbe çalışma slaytlarında Sinan Aygün'ün ve ATO'nun, yararlanılabilecek kişi ve kurumlar arasında sayıldığı kaydedilen iddianamede, şöyle denildi:

''Yine şüpheli Sinan Aygün'ün hem Kuvvai Milliye Derneği ile irtibatları, hem örgüt içi konuşmalarda örgütün A takımını oluşturan kişilerden olduğunun belirtilmesi, hem de 2004'te Cumhuriyetçi Çalışma Grubu darbe çalışması faaliyetleri içinde önemli yer tutan ve birçok kuvvet komutanı ve ordu komutanının resmi kıyafetlerle katıldığı 3 Mart 2004 tarihli 'darbe öncesi gözdağı verme provası' olarak değerlendirilen toplantıya ev sahipliği yapması, diğer delillerle ve özellikle de mevcut telefon görüşmelerinde ifade edildiği üzere sanığın, kendisinin başkanı bulunduğu kuruluşun üyeleri ile özellikle irtibat halinde bulunduğu kitlelere askeri müdahalenin gerekliliği hususunda telkin ve kışkırtmalarda bulunduğu, bu hususun Özden Örnek'e ait günlüklerde de yer aldığı, ayrıca 'kriz ortamı oluşacak, parti kapatılacak ve yeni bir oluşuma gidilecek' varsayımıyla hareket ederek halkı hükümete karşı isyana tahrik ettiği ve yürütme organı yetkisini kullanan partiyi bölmek için değişik kişilerle kulis faaliyetleri yapması ile birlikte ele alındığında, Sinan Aygün'ün Ergenekon silahlı terör örgütü içinde üst düzey görevlerde faaliyet gösteren örgüt üyesi olduğu, yürütme organını devirmeye teşebbüs eylemlerine iştirak ettiği, halkı hükümete karşı isyana tahrik ettiği, terör suçlarının işlenmesinde kullanılmak üzere 2.5 milyon Avro fon sağladığı ve evinde bu amaçla sakladığı, 3713 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince fon kullanılmamış olsa bile cezalandırılması ve gerekçe ile zor alımının gerektiği anlaşılmış olmakla, belirtilen eylemleri gereğince TCK'nın 311/1, 312/1 313/1 314/2, 3713 sayılı Kanunun 8/l (2. cümle), 5, TCK'nın 53, 55/1, 58/9, 63. maddeleri gereğince cezalandırılması talep edilmiştir.''

Ergenekon davasının 2. iddianamesinde Ergenekon'un İsrail bağlatısı kim? Sorusuna cevap veriliyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen Ergenekon davasının 2. iddianamesinde, muvazzaf olduğu dönemde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Teknik İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yapan şüpheli Hasan Atilla Uğur, İsrail'den gelecek heyetle, bir şahsın ısrarla görüşmesini istiyor.


Uğur, Halil M. isimli şahsa, ocak ayının 1'in ameliyat durumundan bahsediyor ve konuya vakıf olabilmesi için mutlaka ikisinin beraber çalışması gerektiğini vurguluyor.

19.12.2007 tarihinde saat 10.18'de Halil M. ile yaptığı görüşmede özetle; Uğur'un "Şimdi Pazartesi günü önümüzdeki Pazartesi günü ya da Salı günü ee", "Şöyle söyleyeyim elimizde acil bir şey var aa", "Ayın 11'inde de İsrail'den bir heyet gelecek bu heyetle sizin mutlaka görüşmenizi istiyorum", "Sizi şimdi Ocak ayının 1'inden itibaren ameliyat durumunuz var ya", "Ayın 11'inde 11'inde İsrail'den heyet geliyo ben sizin mutlaka görüşmenizi istiyorum ama bundan önce", "Sizin bir konuya vakıf olabilmeniz açısından beraber bi çalışmamız lazım" diyor. Halil M."...Atilla'cığım ben ee bayramdan sonra bana telefon aç istediğin gün müsait olduğum gün" diye karşılık veriyor
aktifhaber
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Cum Mar 27, 2009 12:31 am    Mesaj konusu: Piyon Mehmet Alıntıyla Cevap Gönder

Engin ARDIÇ
Sabah
Biraz yatıp çıkarlar
28 Mart 2009

Raviyan-ı ahbar ve nakilanı asar şöyle rivayet ve bugüne hikâyet ederler ki, Celal Bayar, artık Yassıada'da mı, İmralı'da mı bilmem, arkadaşlarına şunu demiş:

"Önemli olan asılmamak... Bu badireyi asılmadan atlatalım, gerisi kolay, birkaç sene yatar çıkarız."
Gerçekten de öyle oldu, üç kişi "gittiğiyle kaldı", diğer bütün mahkûmlar da 1963 yılında kurtuldular. Toplam üç yıl yatmışlardı...

Gene o yıllarda... "Başarısız darbeciler" Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan ölümden kurtulamadılar, Yüzbaşı Fevzi Bingöl de idam yedi ama cezası müebbete çevirildi... Kaç yıl yattı, bilir misiniz? Yedi yıl yattı, çıktı.
Ergenekon işinde idam cezası sözkonusu olmadığına göre, darbeci paşalar ve onların sivil kuyrukçuları "bilmemkaç kere ağırlaştırılmış müebbet" de yeseler, günün birinde " çıkarlar " ...
Tarih de böyle söylüyor, istatistik bilimi de. Üstelik gene istatistik bilimine göre, bazı sanıklar beraat edecekler, bazı sanıklar da savcının istediğinden daha farklı hükümler giyeceklerdir, bu sanık kalabalığında iddianamenin "bire bir" sonuç vermesi pek düşük bir ihtimaldir. Mahkemeyi etkilemeye çalışmıyorum, "ihtimal hesapları matematiğinden" sözediyorum.

Bizde bir de "af çıkarma" geleneği vardır. Böylece yargının işine yürütmenin direktifiyle yasama karışır. Sonra da "kuvvetler ayrılığından" dem vurulur!

Yunanistan'da yok... 1967 darbesini yapan albaylar ve sonradan bir "iç darbeyle" onların yerine gelen generaller birer ikişer Korydallos hapisanesinde ölüyorlar. (Papadopoulos eşek cennetini boyladı, Ioannidis hâlâ orada, hücrede tesbih çekiyor, havalandırmaya çıkıp tavla oynuyor. Pattakos ve Makarezos "sağlık nedenleriyle" yırttılar.)
İdam yemişler, cezaları Karamanlis tarafından müebbete çevirilmişti. Daha sonra Mitsotakis af çıkarmak istedi ama yoğun protesto gösterileri karşısında geri bastı...

Bizde af, mutlaka çıkar.

Protesto gösterisi falan para etmez.

Yufka yürekliyiz, "şunlara yazık değil mi Bülent" mantığı, politikada "halkçılık" sayılmaktadır bizim memlekette.
"Haklısın Rahşancığım" yaklaşımına da isterseniz "açılım" deyiniz!
2011 seçimlerinde değilse bile 2015 seçimlerinde bir CHP-MHP koalisyonu göreve gelse, ilk yapacağı işlerden biri, çete üyelerini salıvermek olmayacak mıdır sanırsınız?

"Ergenekon'un avukatı" olduğunu utanmadan söyleyen kişi mi "müvekkillerini" içeride bırakacak, hapisane kapısının anahtarı eline geçince?

Demek ki Celal Bayar haklıymış, önemli olan tantuna gitmemek. Sonrası kolay.
Ama "doğal ölümlere" karışmaya hiçbir ölümlünün gücü yetmez tabii, adamlarda şeker var, tansiyon var, prostat var, arterioskleroz var, yaşlar ileri, kimisinin eli ayağı tutmuyor, dili dönmüyor, kim ne zaman gider bilinmez... Kim ne zaman Pattakos ve Makarezos gibi sağlık nedenleriyle ufak ufak arazi olur, onu da biz bilemeyiz, GATA'nın derin tıp uzmanları bilirler!

Fakat biz tarafsız davranalım da başımıza dert almayalım ey okuyucu, umarız bütün bunlar olmaz, darbe girişimi falan palavradır, "Sarıkız" ineklere verilen bir isim, "Ayışığı" ünlü bir piyano sonatıdır... Ergenekon sanığı herkes de aklanır, böyle bir örgütün gerçekte varolmadığı, "Atatürk düşmanları tarafından" uydurulduğu kanıtlanır, bizim de kör, sağır ve sersem olduğumuz ortaya çıkar, kuyrukçu medya rahat bir nefes alır, cart curt.
Böyle yazsaydım bazı hokkabazların pek hoşuna gidecekti, değil mi?

ENGİN ARDIÇ - SABAH
eardic@sabah.com.tr



İDDİANAMEDEN KOÇ BÖLÜMLERİ
27 Mart 2009 14:14

ETÖ 1. ve 2. İddianamelerinde Türkiye'nin en büyük grubuyla ilgili şok bölümler var.

Ergenekon Terör Örgütü 2. İddianamesi Koç Holding’le ilgili çok çarpıcı bilgiler içeriyor.

Grubun ismi iddianamede çok ilginç biçimlerde ve yüksek miktarda para destekleriyle geçiyor. Bu destekler kimi zaman İlhan Selçuk üzerinden yürüyor, kimi zaman Kanal Türk üzerinden. Ergenekon Savcısı Pekgüzel konuyla ilgili özel yazışmalar da yapmış.

İşte Ergenekon 2. ve 1. İddianamelerinden o bilgiler…

1 - CUMHURİYET GAZETESİNE “İŞBİRLİĞİ” İÇİN İKİ MİLYON DOLAR

İddianamedeki Balbay günlüklerine göre Koç Holding CEO’su Bülent Özaydınlı, Cumhuriyet’e iki milyon dolarlık destek vereceklerini belirterek “İlhan abi, biz görevli geldik. Bu parayı reklam avansı kabul edin. İşbirliğini sürdürelim” diyor.

Ergenekon İddianamesi’nin belki de en çok ses getirecek bazı detayları da Koç Grubu ve Rahmi Koç ile ilgili olan bölümleri. Taraf Gazetesi’nde yer alan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın günlükleri olduğu ileri sürülen notlarda özellikle Cumhuriyet Gazetesi’nin çevresinde dönen bazı finansal süreçler dikkat çekiyor.

Bunlar içerisinde en fazla ismi geçen gruplar ise Türkiye’nin en büyük holdingi olan Koç Grubu ve medyanın büyük patronlarından Turgay Ciner’in Ciner Grubu.

Balbay’ın notlarında, Koç Holding’in Hakan Görür ve CEO Bülent Özaydınlı ve bir diğer Koç Grubu çalışanını, görevli sıfatıyla İlhan Selçuk’a gönderip iki milyon dolar destek verdiği ifadeleri yer alıyor.

Ergenekon İddianamesi’ndeki bu “notlarda” Hakan Görür, Bülent Özaydınlı ve diğer Koç çalışanının, “İlhan Abi, biz görevli geldik... her türlü desteği veriyoruz. İki milyon dolarlık destek... Bunu reklam avansı olarak veriyoruz... İşbirliğini sürdürmek istiyoruz” dediğinden bahsediliyor. Balbay’ın notları “İS çok sevinçli. Yırttık Balbay, bu iş tamam, haydi hayırlısı dedi” diye devam ediyor.


2- CUMHURİYET MİTİNGLERİNE DESTEK

Koç Grubu’nun ismi son genel seçimler öncesinde hükümete karşı düzenlenen “Cumhuriyet Mitingleri”ne ilişkin bölümde de geçiyor.

Türk Metal sendikası üyesi olduğu anlaşılan Mehmet Ali Özaltın’ın bilgi sahibi sıfatıyla emniyette alınan ifadesinde, İzmir ve Bursa’da yapılan mitinglere ilişkin Türk Metal’in destek ve zorlamaları olduğu, mitinglere İstanbul’dan katılanlara en büyük desteğin ise Koç Grubu tarafından verildiği ifade ediliyor.

Aynı sendikaya hibe edilen araç ve gereç ile çalışan personelin ART Televizyonu’nda kullanıldığını, kanalın naklen yayın aracının bir dönem Koç Holding’e ait Ford Otosan’ın genel müdürlüğünü yapan Turgay Durak tarafından sendikaya hibe edilen araç olduğu ifade tutanaklarında geçiyor.

3- CUMHURİYET VAKFIYLA TEMAS

Bu arada dönem dönem Koç Grubu ile Cumhuriyet Vakfı arasında bazı yönetici transferlerinin de gerçekleştiği görülüyor.

İlhan Selçuk ve dönemin Tercüman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Büyükçelebi’nin yaptıkları telefon görüşmelerinde, İlhan Selçuk gazetenin kendisi öldükten sonra da yaşaması için yaptığı şeyleri şöyle anlatıyor:

“Mesela bu İnan K. vardı. Koç’un şeyi falan. Onu getirdik, Vakıf Danışma Kurulu Başkanı yaptık. O da yanına iki tane yardımcı aldı, biri Osman B., diğeri Erdoğan T. Efenim vakfın yönetim kuruluna Hakan diye bir çocuk aldık. Efendim işte bu KOÇ, müthiş ilgi gösteriyor, KOÇ Grubu. Onlar da şimdi anladılar aynayı, konyayı.”

4 - KOÇ GRUBU'NDAN KANALTÜRK'E DAHA KURULURKEN 8.4 TRİLYON

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç`un sahibi olduğu Beko Ticaret A.Ş`nin, Tuncay Özkan`ın sahibi olduğu dönemde Ergenekon Terör Örgütü`nün sözcülüğünü yaptığı iddia edilen Kanaltürk`e kuruluş aşamasında 8.440.000 YTL`lik (8 trilyon 440 milyar Türk Lirası) ödeme yaptığı ortaya çıkmıştı.

Ergenekon Terör Örgütü soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Beko Ticaret A.Ş`nin, Kanaltürk`ün kuruluşu sırasında 8.440.000 YTL`lik ödemesi hakkında Maliye Bakanlığı`ndan bilgi istedi.

Bu sırada, Beko Ticaret A.Ş. 16 Mart 2007 tarihinde isim değiştirerek Zer Merkezi Hizmetler ve Ticaret A.Ş ismini aldı.

İŞTE ERGENEKON SAVCISININ O YAZISI

Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, 5 Haziran 2008 tarihinde Maliye Bakanlığı`na yazı yazarak, Beko Ticaret A.Ş. tarafından Kanaltürk`e yapılan ödemeleri sordu.

Mehmet Ali Pekgüzel`in, söz konusu yazısında, aynen şu ifadeler yer aldı:

`İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı

(CMK`nun 250/1 Maddesinde Belirtilen Suçlara Bakmakla Yetkili ve Görevli Birim)

Soruşturma No: 2007 / 1536

T.C. Maliye Bakanlığı

Cumhuriyet Başsavcılığımızla yürütülen 2007/1536 sayılı soruşturma çerçevesinde yapılan incelemede, Yaşam Televizyon Hizmetleri A.Ş. ile Gökcan Prodüksiyon A.Ş`nin (Kanaltürk) kuruluş aşamasında ve izleyen dönemlerde Beko Ticaret A.Ş tarafından söz konusu şirketlere 8.440.000 YTL ödemede bulunduğu tespit edilmiştir. (…) Beko Ticaret A.Ş`nin Yaşam Televizyon Hizmetleri A.Ş.`de herhangi bir örtülü ortaklığının bulunup bulunulmadığı, kuruluş aşamasında ödenen tutarlar ile çeşitli tarihlerde yapılan ödemelerin Beko Ticaret A.Ş. ve Yaşam Televizyon Hizmetleri A.Ş. tarafından faturalandırılıp faturalandırılmadığı, söz konusu ödemelerin her iki şirket kayıtlarında yer alıp almadığı, Bakanlığınız denetim elemanları tarafından her iki şirket nezlinde yapılan denetimlerde bahse konu hususlara ilişkin tespit yapılıp yapılmadığı hususları ile yapılan tespitlere ilişkin olarak tüm bilgi ve belgelerin Cumhuriyet Başsavcılığımıza İVEDİ olarak gönderilmesi hususu ARZ olunur.`

5 – VELİ KÜÇÜK’LE İLGİLİ BÖLÜMLER

Ergenekon Terör Örgütü 1. İddianamesi`nde, Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç`un Ergenekon Terör Örgütü üyeleriyle yaptığı görüşmeler de yer alıyor. Rahmi Koç`un, Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile buluşmak istediği, Ergenekon zanlısı Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk`la holding binasında sürekli görüştüğü yer alıyor.

İddianamede, Rahmi Koç`un, Eski Başbakan Mesut Yılmaz`ın danışmanı vasıtasıyla Veli Küçük ile `Yemek yiyelim` diye haber gönderdiği yer alıyor. Rahmi Koç`un, Veli Küçük`ün, Marmara Denizi`nde bulunan adasını fotoğraflarını çektirmesi üzerine Veli Küçük ile buluşmak istemiş.

Rahmi Koç’a Tam Güven Yok

Koç’a ilişkin iddianameye giren bu ifadelere karşılık, Ergenekon şüphelisi bazı önemli isimlerin Rahmi Koç ve Koç Grubu’na yönelik kararsız ve güvensiz tavırları da yok değil.

Örneğin 20 Mart 2008’de Ulusal Kanal’da yapılan aramalarda ele geçirilen 40-41 Nolu CD içerisinde yer alan Doğu Perinçek’e ait olduğu iddia edilen konuşma metninde, Koç Holding’in İstanbul Üniversitesi’ne yeni rektör atanmasında YÖK ve Çankaya’yı yönlendirme girişimlerinin “karşı çaba” olduğundan söz ediliyor.
aktifhaber

KİM BU ESRARENGİZ MEHMET?..

26 Mart 2009 08:15
Yıllardır kulislerde konuşulan ve devletin uyuşturucu kaçırdığına yönelik iddialar da iddianameye yansıdı.
Sanıklardan ATO Başkanı Sinan Aygün’ün bilgisayarında ele geçirilen bir değerlendirme yazısında, 5 Nisan krizinin yaşandığı günlerde, dönemin başbakanı Tansu Çiller’e Afganistan ve İran kaynaklı eroin geçişinin Türkiye üzerinden olması halinde, en az 20 milyar doların ülkeye gireceğinin Mehmet ... tarafından telkin edildiği, bu şekilde dışarıdan beş kuruş almadan krizin atlatılabileceği ifadeleri yer aldı. İddianamaye göre, yazıda şu ifadeler yer aldı: “Bu işte piyon olarak Mehmet ... tarafından Ömer Lütfi Topal’ın kullanıldığı, Topal’ın bu bağlantıları, ortağı olan Sami Hoştan vasıtası ile sağladığı...”

Hurşit Tolon’da Büyükanıt’la ilgili özel dosyalar bulunmuşİddianamenin iki numaralı sanığı Hurşit Tolon’un ev ve ofisinde yapılan aramalarda çok sayıda fişleme dosyasının bulunduğu iddianamede yer aldı. Tolon’dan ele geçen CD’lerde, dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın ailevi ilişkileri, hesap hareketleri, sağlık raporları ve mal varlığıyla ilgili dosyalar bulunuyor.

Tolon’un bilgisayarından ayrıca Cumhurbaşkanı Gül ile AKP’li tüm üst düzey isimler, bakanlar, 500’den fazla milletvekiliyle ilgili istihbari bilgilerin çıktığı belirtildi.

CD’lerde ayrıca AKP hükümeti döneminde atanan üst düzey bürokratlardan, öğrenci yurtlarına, kabine üyelerinden, vali ve kaymakamlara kadar birçok fişleme dosyaları da yer alıyor.

İddianamenin 5. bölümünde sanıkların eylemleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler ve sanıklardan ele geçirilen belgeler anlatılıyor. Bu bölümde emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un savcılık ve mahkeme ifadelerinin yanı sıra Tolon’dan ele geçirilen belgelere de yer veriliyor. Tolon’da bulunan dosyalardan bazıları şöyle:

Büyükanıt’ın doktor raporları

- Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve eşinin doktor raporları ve ilaç bilgilerinin bulunduğu 22 sayfalık belgenin fotokopisi

- “Büyükanıt’ın Dostları” isimli, içerisinde çeşitli isimlerin yeraldığı belge fotokopisi

- “Org. Büyükanıt” isimli klasörde Büyükanıt’la ilgili kişisel bilgiler, aile bilgileri, banka hesap bilgileri, bağlantılı olduğu kişiler, gayri menkulleriyle ilgili bilgiler, sağlık durumuyla ilgili bilgiler, ailesiyle ilgili yapılan soruşturma dosyalarıyla ilgili bilgileri içeren geniş kapsamlı araştırma dosyaları

Arap alfabesiyle imza atanlar

- RTÜK üyelerinin kişisel bilgilerinin, arşivlerinin yer aldığı belge fotokopisi

- İçeriğinde milletvekilleri, parti başkanları, başkan yardımcıları ve birçok siyasiye ait özel bilgilerin yer aldığı 46 sayfalık belge fotokopisi

- “İrtica eğilimli kaymakamlar” başlıklı, içeriğinde bazı kaymakamlarla ilgili bilgiler bulunan 10 sayfalık belge

- “Kadrolaşma” başlıklı klasörde bakanlıklarda yapılan atamalar ve görevden almalarla ilgili 8 sayfalık bir dosya

- “Çok önemli dosyalar” isimli bir klasörde bazı üst düzey bürokratların imzalarının Arap alfabesini kullanarak attıklarını içeren rapor.

Milliyet

Bu İki General Dolar Milyoneri
27 Mart 2009 14:31

ETÖ'nün 2. iddianamesinde, MASAK raporuyla ortaya çıkan Eruygur ile Yalman'ın banka hesabından Şanlı'nın hesabına aktarılan yüklü para miktarına yer veriliyor.

Ergenekon sanığı Eruygur ile Emekli General Yalman Cumhuriyetçi Çalışma Grubu’nun darbe hazırlıkları için şahsi hesaplarını kullanarak dinleme altyapısı almışlar.

İkinci Ergenekon iddianamesinin bir numaralı sanığı eski Jandarma Genel Komutanı emekli orgeneral Şener Eruygur ile eski Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Aytaç Yalman’ın banka hesabından Ergenekon sanıklarından Hakan Şanlı’nın hesabına 1.500.000 ABD doları para aktardığı ortaya çıktı.

MASAK raporuyla ortaya çıkan para transferinin darbeye zemin hazırlığında kullanılmak üzere gizli dinleme programı karşılığında Şanlı’nın hesabına aktarıldığı belirlendi.

İkinci Ergenekon iddianamesine göre BDDK’ya baskın düzenleyen ve Mehmet Emin Karamehmet’e yakınlığıyla bilinen sanıklardan Hakan Şanlı, Şener Eruygur, Levent Ersöz, Atilla Uğur, Ergün Poyraz ve Emin Şirin’le örgütsel irtibatı bulunuyor.

Şanlı’nın işyerinde yapılan aramalarda, NBC silahlarıyla alakalı olarak birçok bilgi ve belge ile Ergenekon’a ait örgütsel dökümanların ele geçirildiği belirtilen iddianamede şunlara dikkat çekildi:

“Şüphelinin işyerinde yapılan aramada elde edilen (23) rakamıyla numaralan-dırılan CD içerisinde ‘Arşiv Projesi isimli Word belgesi içerisinde NİCE TRACK gizli dinlemeyi istihbarata dönüştürme yasal gizli dinleme izleme sistemi tanımı’ başlıklı doküman çıktığı ve şüpheli bu konuyla ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bir sunum yaptıkları ve çeşitli yazışmalarının olduğu, ancak daha sonra satışın gerçekleşmediği, bu cihazın İsrail patentli olduğu, Türkiye‘de satışının kendisinin şirketinin yapacağını ama bu projenin gerçekleşmediğini, yine aynı şüpheli de elde edilen (1) adet harici hard disk d1-u2’nin yapılan incelemesinde - signet-1- signet-2 başlıklı dokümanın aynı şekilde devlet birimlerine satılacak olan dinleme cihazının özelliklerini anlatan belgeler olduğu, bununla ilgili sunumun Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne, İstihbarat Daire Başkanlığı’na ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yapıldığı, ancak bu cihazın da satışının gerçekleşmediğini beyan etmiş ise de bu cihazın tamamen illegal dinleme cihazı olduğu şüphelinin bilgisayarında elde edilen verilerden belirlenmiştir.”

Jandarmaya faturasız satış

“MASAK tarafından düzenlenen 06.10.2008 tarihli rapora istinaden, Gelir İdaresi Başkanlığınca düzenlenen şüpheli Hakan Şanlı’nın hesaplarında yapılan incelemelerle alakalı olarak düzenlenen 10.11.2008 tarihli raporun dosyamıza gönderildiği.

2002 yılı itibarıyla MASAK raporunda 154 milyar TL net hasılat, 113 milyar gider gösterildiği, sadece aynı yıl içinde 234.850 ABD dolarının Cambridge Lake ve EMTA USA şirketlerine havale yapıldığı belirtilmiş yine raporda, Turkcell A.Ş’den Hakan Şanlı’nın hesabına 600 bin dolar para yatırıldığı, şüpheli her ne kadar beyanında Jandarmaya satmış olduğu cihazların resmi kayıtlara intikal ettirilmemesi sebebi ile olduğunu, kendisinin bu satışlara fatura kesmediğini, ancak bunların örtülü ödenek olduğu için bu satışları yaptığını.”

Yüklü para transferi

“Turkcell’den kendisine gönderilen 600.000$ (altıyüzbindolar) paranın karşılığında GSM Protokol Analizer bedeli isimli proje sebebiyle paranın yatırıldığını ve Signet isimli programın da tamamen GSM (cep telefonu) dinleme cihazı olduğunu, şu ana kadar kimseye satmadığını, ancak kendisinin bu konuda tatmin edici bilgi veremediğini ve bu cihazın teknik özelliklerini bilmediğini, beyan etmiş ise de;şüpheli Hakan Şanlı’nın Ergenekon silahlı terör örgütünün 2003-2004 yıllarında yapmayı planladığı yürütme organını devirmeye yönelik çalışmalar için ihtiyaç duyulan illegal dinleme cihazlarını Türkiye’ye ithal ettiği ve kendisine şüpheli Aytaç Yalman ve Mehmet Şener Eruygur’a ait banka hesablarından dolar bazında yüklü miktarda para ödendiği.”

“Dosyada mevcut MASAK raporunda şüphelinin hesaplarına aktarılan yaklaşık 1500.000 ABD doları civarında paranın kaynağını açıklayamadığı gibi gelir ve gider beyannamelerinin çok üzerinde bulunan bu paralar karşılığında dönemin Jandarma Genel Komutanlığı görevini yapan Mehmet Şener Eruygur tarafından alınan malzemeler için fatura alınmadığı, şüpheli Hakan Şanlı tarafından istenmediği gerekçesiyle bu konuda fatura kesilmediği gibi herhangi bir çıkış yapılmadığı, ayrıca alınan malzemenin cinsi için şüpheli Hakan Şanlı her ne kadar uydu takip sistemi sattım dese de, bilgisayarında çıkan Signet-1 isimli kaçak dinleme yapabilecek programların ihale ve demo tanıtımlarının bulunması o tarihlerde Cumhuriyetçi Çalışma Grubu tarafından oluşturulan Özel İstihbarat Arşivi için yapılan dinlemeler için alınan program olabileceği değerlendiril-mektedir.”

Bu arada hakkındaki iddialar üzerine aradığımız işadamı Hakan Şanlı, telefonumuza çıkmasa da sekreteri aracılığıyla Taraf‘a yaptığı açıklamada, “Bu konu yargıya taşındığı için konuşmayacağım. Kusura bakmayın” dedi.

Kaynak: Taraf



MOSSAD'IN ERDOĞAN'I ÖLDÜRME PLANI

26 Mart 2009 12:06
İddianamede MOSSAD'ın 'İslami Terörist' olarak nitelediği Erdoğan'a suikast planladığı ve suikast için Doğu Bey'den olur beklediği geçiyor
İkinci Ergenekon İddianamesi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a İsrail Gizli Servisi Mossad’ın suikast girişimi için Türkiye’deki Dogu Bey adlı birisinden talimat beklediği iddiası yer alıyor. Mossad başkanı Meir Dagan'ın 2004 yılında İslami Terörizm'le mücadele edilecek açıklamasına denk gelen bilgiler içerisinde, İslami Terörist olarak nitelendirilen Recep Tayyip Erdoğan'a suikast için 10 kişilik çok özel bir timin hazır olduğu ve Türkiye'deki 'Doğu Bey'den suikast için 'olur' beklendiği aktarılıyor.

Soner Yalçın'ın Doğu Bey tarafından 'kontrgerillayı çökertmek için kontrgerillanın içine sızma görve verildiği ve bu görevi başardığı bilgisi yine iddialar arasında yer alıyor. Tansu Çiller'in Abdullah Çatlı'ya Kamu Güvenliğ Teşkilatı'nı (KGT) kurması için 500 milyar verdiği bilgisi de başka bir dosyada yer alıyor.

Soner Yalçın'ın konsept danışmanlığını yaptığı Kurtlar Vadisi adlı dizide KGT adlı bir oluşumun adı sık sık geçiyordu.


Turhan Çömez’in bilgisayarındaki İsrailli bir gazetecinin gönderdiği mailde yer alan bilgilerde, ‘Bay Eymür.doc.’ adlı belgede ehudperez@inMail24.com mail adresinden Mehmet Eymür’ün web sitesine ait admin@atin.org adresine gönderilen ve gulerkomurcu@superonline.com turhancomez@yahoo.com e posta adreslerine yönlendirilen mailde şok bilgiler yer alıyor.

İSRAİL'Lİ GAZETECİ BİLGİ VERİYOR

Eymür Bey, diye başlayan mailde maili yazan şahıs İsrail’li bir gazeteci olduğunu ve ‘Dogu Bey’in özel birliklerinden Atmaca, Sırtlan ve Akbaba tarafından öldürüleceğini belirtiyor.

MOSSAD ERDOĞAN'A SUİKAST İÇİN TALİMET BEKLİYOR

Şifreli mesaj olması da ihtimal dahilindeki bu bilgilerden sonra, Başbakan Erdoğan’a yönelik Mossod’ın suikast hazırlığında olduğu ve Türkiye’deki ‘Dogu Bey’den (Türkçe karakter kullanılmadan yazıldığı için Dogu Bey yazılmış olma ihtimali yüksek, muhtemelen Doğu Bey) haber beklendiği belirtiliyor. Mailde, “Bizler Doğu Bey’i destekliyoruz ve şu anda bulunan İslami terörist R.T Erdoğan’ın yıkılmasını ve iktidara Doğu Bey’in geçmesi için Tüm gücümüzü kullanacağız. Erdoğan’ı öldürmek için Mossad’ın yetkilisi ‘Meir Dagan’ geçenlerde Doğu Bey’le görüştü…”

Mailde bu Meir Dagan’ın suikast için Doğu Bey’den haber beklediği ve 10 kişilik çok özel bir suikast timini hazır beklettiği bilgileri de yer alıyor.

İSLAMİ TERÖRİZM'LE MÜCADELE

Mailden bu bilgileri aktardıktan sonra 24 Nisan 2004 tarihinde Fikret Ertan’ın Zaman gazetesindeki ‘Meir Dagan’ başlıklı yazısından bir paragraf aktaralım;

“Meir DaganDün bazı gazetelerde İsrail gizli servisi MOSSAD’ın yeni başkanı Meir Dagan ile ilgili ilginç bir haber yer aldı. İsrail’in popüler gazetelerinden Yediot Ahronot’tan iktibasen yapılan haberde MOSSAD’ın yeni başkanıyla birlikte artık ‘doğrudan eyleme’ öncelik verdiğine dikkat çekiliyor ve bir paragrafta şöyle deniliyor: ‘... Ekim 2002 sonunda Meir Dagan’ın başkanlığa getirilmesiyle MOSSAD’ın yurtdışında komando operasyonlarına başladığı ve dünyada ‘İslami terörizmle’ doğrudan mücadele ettiği belirtildi."

Meir Dağan’la ilgili bilgi detaylı bilgi için BURAYI TIKLAYIN

Aynı dosyadaki başka bir paragrafta ise ‘Doğu Bey’e gelen çok gizli mektupları Aydınlık Ankara bürosunda çalışan S.Y'nin Doğu Bey’e ilettiği belirtiliyor. Doğu Bey’in S.Y’yi Kontrgerilla içine sızmak için görevlendirdiği, S.Y’nin bunu başardığını ve Cem Ersever’in kontrgerilla faliyetlerinin yüzde 15’ini anlattığını, S.Y’nin kontrgerillayı çökerttiğini aktarıyor. Mailde S.Y’nin ‘Soner Yalçın’ olduğu bilgisine de yer veriliyor.

Mailde Dogu Bey olarak geçen şahsın Aydınlık Dergisi ile ilişkileri de dikkate alındığında Ergenekon sanığı Doğu Perinçek mi sorusu akıllara geliyor?

KONTRGERİLLA'NIN VURUCU TİMİ

Epostanın devamında; 1950 yıllarda Natonun isteği üzerine Özel Harp Dairesinin kurulduğu, Emekli General Hasan KUNDAKÇI’nın kontragerillanın eylemleri için Ahmet Cem ERSEVER’i görevlendirdiği, kontrgerillanın birçok cinayet işlediği, PKK’nın uyuşturucu trafiğinden elde ettiği geliri önlemek amacıyla uyuşturucu trafiğini yönetmeye başladığı, ele geçirilen PKK’lıların işkence ile konuşturulup itirafçı yapılarak kontrgerilla eylemlerinde kullanıldığı, Ersever’ın en önemlı tim elemanlarının kod adlarının Mete , Mahmut , Hakan , Cerkez Ethem , Testere ve Yeşil olduğu, bu şahısların Elazığ İnsan Hakları Derneği Başkanı Metin CAN, Doktor Hasan KAYA, Dep milletvekili Mehmet SİNCAR ve Musa ANTER cinayetlerini işlediği, şeklinde iddialar da yer alıyor.

Yine Çömez’in bilgisayarındaki başka bir dosyada Uğur Mumcu’nun Pilot Necati isimli şahısla ilgili bilgiler nedeniyle öldürüldüğü bilgisi yer alıyor.

ÇİLLER, ÇATLI'YA 500 MİLYAR ERDİ

“ilhan Han.doc’ isimli dosyada yer alan başka bir bilgi ise oldukça dikkat çekici. Tansu Çiller’in Abdullah Çatlı’ya KGT isimli birim kurulması için 500 milyar verdiği belirtiliyor. Bu kurumun adının Kamu Güvenliği Birimi (KGB) olarak belirlendiği ancak Rus gizli servisinin ismiyle benzerlik nedeniyle KGT olarak adlandırıldı bilgisi de yer alıyor.

Bilindiği gibi Kurtlar Vadisi adlı dizide Kamu Güvenliği Teşkilatı adlı bir yapılanmadan bahsediliyor. Kısa adı KGT olarak geçen bu dizinin konsep danışmanı ise Soner Yalçın.

Ergenekon İddianamesinin 1233’üncü sayfasında yer alan bilgiler:


Şüpheli Turan ÇÖMEZ’ e ait ASUS marka bilgisayar içersindeki hard disk incelendiğinde

“Bay Eymür.doc” isimli bir MSword dosyası incelendiğinde, ehudperez@inMail24.com isimli e posta adresinden admin@atin.org isimli e posta adresine gönderildiği ve aynı e postanın gulerkomurcu@superonline.com turhancomez@yahoo.com e posta adreslerine yönlendirildiği, söz konusu e posta içerisinde ise; “EYMUR BEY, BEN ISRAELLI GAZETECIYIM VE SIZIN COK YAKINDA DOGU BEYIN, ALFA BIRIMINDEKI SECKIN SINIF OLAN OZEL BIRLIK TEN ATMACA, SIRTLAN VE AKBABA TARAFINDAN OLDURULECEGINIZI BEKLIYORUZ. ATMACA, AKBABA VE SIRTLAN 1,92 BOYLARINDA VE IRI KASLILAR. ATMACA , SIRTLAN VE AKBABA, SIZI INFAZ ETMEK ICIN " VUR EMRINI" BEKLIYORLAR.”

“DOGU BEY, COK DEGERLI BIR DOSTUM VE TEL AVIV DE BASLAYAN DERIN DOSTLUGUMUZ DEVAM EDIYOR. BIZLER DOGU BEYI DESTEKLIYORUZ VE SU ANDA BULUNAN ISLAMI TERRORIST R.T. ERDOAGAN IN YIKILMASINI VE IKTIDARA DOGU BEYIN GECMESI ICIN TUM GUCUNUMUZU KULANACAGIZ. ERDOGAN I OLDURMEK ICIN, MOSSAD IN YETKILISI "MEIR DAGAN" GECENLERDE DOGU BEYLE GORUSTU. MEIR DAGAN, DOGU BEYDEN TERRORIST ERDOGAN I SUIKASTLA OLDURMEK ICIN IZIN ISTEDI. DOGU BEY, BU KONUYU DUSUNECEGINI SOYLEDI. MEIR DAGAN, DOGU BEYDEN HABER BEKLEYECEGINI VE HABER ALIR ALMAZ, 10 KISILIK MOASSAD IN EN KESKIN SUIKAST VURUCU TIMINI ANKARA YA YOLAYACAGINI BELIRTTI. KASIM AYLARDA ISE RUSYA DERIN DEVLETININ 2 NUMARALI ISMI " DUGIN " ILE GORUSTU. DUGIN, DOGU BEYE 3 COK GIZLI DOSYA VERDI 1. AMERICAN DERIN DEVLETI 2. NATO 3. CIN DEVLETI.”

“DOGU BEYE, 90 LI YILARDA COK GIZLI MEKTUPLAR GELIYORDU. BAZI MEKTUPLAR AYDINLIK-ANKARA BUROSUNDA GOREVLI S.Y. YE GELIYORDU. S.Y., BU MEKTUBLARI DOGU BEY E VEREREK BILGILENDIRIYORDU. DOGU BEY, S.Y. YI KONTRAGERILLANIN ICINE SIZMA GOREVI VERDI . S.Y., KONRTAGERILLANIN ICINDEKI AHMET CEM ERSEVER LE GORUSMEK ICIN ARAYA ADAMLAR KOYARAK SONUNDA ERSEVERLE YUZYUZE GORUSTULER.ERSEVER , BOLGEDEKI KONTRAGERILLANIN FAALIYETLERININ ANCAK %15 INI ANLATTI. S.Y., TAMAMEN KONRTRAGERILLANIN ICINE SIZMAYI BASARMISTI VE SONUNDACOKERTTI. PEKI S.Y. KIMDI? S.Y. NIN ACILIMI " SONER YALCIN " yazdığı,

E Postanın Devamında; 1950 yıllarda Natonun isteği üzerine Özel Harp Dairesinin kurulduğu, Emekli General Hasan KUNDAKÇI’nın kontragerillanın eylemleri için Ahmet Cem ERSEVER’i görevlendirdiği, kontragerillanın bir çok cinayet işlediği, pkk’nın uyuşturucu trafiğinden elde ettiği geliri önlemek amacıyla uyuşturucu trafiğini yönetmeye başladığı, ele geçirilen pkk lıların işkence ile konuşturulup itirafçı yapılarak kontragerilla eylemlerinde kullanıldığı, ersever’ın en onemlı tim elemanlarının kod adlarının mete , mahmut , hakan ,cerkez ethem , testere ve yesıl olduğu, bu şahısların Elazığ İnsan Hakları Derneği Başkanı Metin CAN, Doktor Hasan KAYA, Dep milletvekili Mehmet SİNCAR ve Musa ANTER cinayetlerini işlediği, şeklinde iddiaların bulunduğu,

SAYFA 1234’TEKİ BİLGİLER

“İlhan Han.doc” isimli MSword dosyası incelendiğinde; değişik tarihlerde ilhanhan@hotmail.com isimli e posta adresinden gulerkomurcu@superonline.com ve guler.komurcu@aksam.com.tr isimli e posta adreslerine gönderilen e postalar olduğu, söz konusu e mail içeriğinde ise, Uğur MUMCU’nun Türk ismi ve kimliği taşıyan Pilot Necati isimli şahsın servislere çalıştığının öğrenmesi nedeni ile öldürüldüğü, Tansu ÇİLLER’in Abdullah ÇATLI’ya KGT isimli birimin kurulması için 500 milyar verdiği, asıl ismi kamu güvenliği birimi ancak bu KGB (rus gizli servisi) çağrıştırdığı için görmediği, şeklinde iddiaların yer aldığı ayrıca “bu ay bizim dergide bu olayların hemen hepsini açıklayacağım..”, “tayyip yeşili yakalamış yargı önüne çıkartmışş..şimdi tayyibe bi süikast düzenlenirse şaşma..” şeklinde yazdığı,

Haber 7

TARAF'TA ERGENEKON ŞOKU!

27 Mart 2009 09:36
Taraf Gazetesi'ndeki bir haberle ilgili Taraf Gazetesi'nin bir çalışanının bir Ergenekon Sanığı'na bilgi sızdırırken yaptığı görüşme 2. İddianamede..
Taraf Gazetesi 7 Nisan 2008 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Daire Başkanlığı'nın 2006 yılı Mart ayında yayımladığı, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Harekat Başkanı Bekir Kalyoncu ve Bilgi Destek Daire Başkanı Tümgeneral N. Baykul'a gönderilen ve altı bölümden oluşan bir Andıç haberini yayınlamıştı.

Haber kamuoyuna yeni andıç biçiminde yansımış ve "Koç da Andıçlandı" başlığıyla muhabir Mehmet Baransu imzasıyla Taraf'ta manşetten verilmişti.


Önceki gün açıklanan 2. Ergenekon İddianamesi'nin 1138'inci bölümünde bu manşetle ilgili Taraf Gazetesi Kültür Sanat bölümünde çalışan Nena Çalidis ve ETÖ Sanığı Erol Mütercimler'in telefon konuşmaları ortaya çıktı.

Rum asıllı olan Nena Çalidis ile faşizan düzeyde milliyetçilik pompalayan Ergenekon Terör Örgütü'nün bir sanığı arasında o haberden sonra çok ilginç diyaloglar yaşanıyor.

Nena Çalidis haber üzerine Ergenekon Sanığı Erol Mütecimler'i arayıp, kendisi hakkında haber çıktığını ihbar ediyor ve bu dinlemeye takılıyor. Mütercimler Taraf Gazetesi'ne, "şerefsizler, köpekler" gibi ağır ifadeler sıralarken Nena Çalidis bunları onaylıyor ve daha önce haber veremediği için üzüntülerini bildiriyor.

İşin ilginci Nena kendi kurumundan bu bilgileri verirken ikilinin arasında "dünyanın en şerefsiz mesleği ispiyonculuk" gibi diyaloglar geçiyor.

Öte yandan Nina Çalidis'in şuan Taraf'ta çalışmadığı ve gönderildiği öğrenildi.


İŞTE İDDİANAMEDEKİ O BÖLÜM


Tape No: 4841 da, 07.04.2008 günü saat 21:37’de NİNA…… ile yapmış olduğu görüşmede özetle; NİNA’ nın “Ya bu Türk Silahlı Kuvvetlerinin desteklediği isimlerle ilgili” dediği, EROL M’in“Bi göriyim bakim Taraf gazetesinde demi” dediği, NİNA’ nın “Ya çok kötü bizim gazte varya Erol bi bokluk yapmışım haberim yok yani neyse bugün gittim Fatih ALTAYLI ile konuştum” dediği, NİNA’ nın “Ya bu Tarafta çok büyük hata yaptım ya Erol ya Halil bana diyor ki hemen ayrıl valla çok üzüldüm ya” dediği, EROL M’in“Hemen ayrıl” dediği, NİNA’ nın “Yani öyle olucağını tahmin etmiyordum” dediği, EROL M’in“Hemen ayrıl hayatım bunlar bunlar şerefsiz ispiyoncu ahlaksız bi gazete oldular tabi” dediği, EROL M’in“Bi taraf gaztesi alayım bakayım bulabilirmiyim” dediği, NİNA’ nın “Bi al ya senin listen var ee şey Türk Silahlı Kuvvetlerin desteklediği insanlar arasındaymışsın” dediği, EROL M’in“Köpekler köpekler” dediği, NİNA’ nın “İkinci ikinci andıç ortaya çıktı” dediği, EROL M’in“İkinci andıç öylemi” dediği, NİNA’ nın “Evet evet o listenin içinde sende varsın” dediği, EROL M’in“Bunlar ne şerefsizler ya bunlar zaten biliyosun bu Ergenekon meselesi çıktığından beri bisürü millet beni hedef göstermeye çok çaba harcadı” dediği, EROL M’in“Sizinkiler de yazdı ahlaksızlar tamam mı” dediği, EROL M’in“Bu toprakların biliyosun ispiyoncusu çoktur şerefsizi” dediği, NİNA’ nın “Çok valla doğru söylüyosun” dediği, EROL M.’ in “Tabi hayatım bu şerefsiz meslek tabi tabi bu şerefsiz mesleği yapıyor bunlar dünyanın en şerefsiz mesleği ispiyonculuk ama onlarda bunu yapıyorlar” dediği,

Aktifhaber

Uçak Düşüşlerindeki Sırlar Aydınlanıyor

Netpano yazarı Oktan Keleş'in geçen ay gündeme getirdiği Uçaklar düşmeye başlayacak iddiası sonrasında birçok uçak düşmüştü. Bu uçakları bakın kimler düşürüyormuş. Ergenekon görüşmelerinde ortaya çıktı.
Kaynak:Zaman Gazetesi

netapno.com - - 26 Mart 2009 Perşembe - 00:00:00


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen Ergenekon davasının 2. iddianamesinde, muvazzaf olduğu dönemde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Teknik İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yapan şüpheli Hasan Atilla Uğur'un yaptığı görüşmelerde suikast yöntemleri ile ilgili ilginç bir konuşma yer alıyor.

25.04.2008 tarihinde saat 20.14'de Eyüp ile yaptığı görüşmede H.A.Uğur'un "(Uydu kanalıyla istedikleri yerde istedikleri aracı bak bu yolda giden araç ta olabilir, kaza yaptırabiliyorlar, uçağı düşüttürebiliyiorlar, gemiyi batırttırabiliyorlar, bu çok özel bir Yahudi Grubun elinde evet ) Alo", "E anladım şey yapmayın yani kusura bakmayın biz de o şekilde oturmak zorunda kaldık, yanlış anlaşılmasın Savcıda" dediği belirtiliyor.

28 Şubat, STK'lar için buluşma günü

Ergenekon silahlı terör örgütünün darbe ortamını hazırlamak için etkin şekilde kullandığı sivil toplum örgütlerinin arka yüzü, iddianamede çarpıcı şekilde yer aldı. Soruşturmada ele geçen örgütsel içerikli dokümanlarda her biri örgütün bir hedefi için kullanılan STK'ların 28 Şubat tutkusu dikkatlerden kaçmıyor. Ergenekon'un bütün STK'ları birleştirdiği çatı kuruluşu Ulusal Birlik Hareketi'nin (UBH) son toplantısını 28 Şubat 2004'te yaptığı ortaya çıktı. Toplumu darbeye hazırlama görevini de STK'lara yükleyen Ergenekon terör örgütü, kontrol altına aldığı kuruluşları darbe tarihlerinde bir araya getirmiş. Çatı kuruluş UBH, son genişletilmiş STK toplantısını 28 Şubat 2004'te İstanbul Üniversitesi (İÜ) Baltalimanı Sosyal Tesisleri'nde gerçekleştirmiş. Örgütün 'postmodern darbe'nin yıldönümlerinde büyük toplantılar organize etmesi dikkat çekiyor. Toplantıda hazırlanan 'sivil uyarı metni'nin bazı gazete ve televizyonlar aracılığıyla kamuoyuna duyurulması planlanmış. "Ankara'ya yapılacak yeni ziyaret programının mart ayına ertelenmesi", "İÜ ve ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı) tarafından hazırlanan '4 Kasım'dan Bu Yana Neler Oldu' kitabına UBH'nin katılması", "Anadolu toplantılarının nisan ayına ertelenmesi", "Star TV, TV8, NTV ve Yön FM için belirlenen üyelerin temasa geçerek UBH sözcülerinin programlarda yer alması", "ÇEV'in CD'sinin broşür haline getirilmesi" ve gelecek toplantının ÇEV'de yapılacağı kararları alınmış. Burak Kılıç, İstanbul

Cumhuriyet'in ekine Metal-İş'ten kaynak

Ergenekon'un 2. iddianamesinde örgütün finansörleri arasında gösterilen Türk Metal-İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek, sendika ve işçilerin paralarını çarçur etmiş. 2004 tarihli belgede Mustafa Balbay tarafından, Metal-İş Başkanı Özbek'ten haftalık 25 milyar TL'nin Türkiye Ulusal Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi'ne (TUSAM) aktarıldığı kayıt altına alınmış. Cumhuriyet'in Strateji eki TUSAM denetiminde çıkıyor. Merkezin Yönetim Kurulu Başkanlığını da Özbek'in oğlu Ahmet Oğuz Özbek yürütüyor.

Mustafa Balbay'ın 2004- 'girişimcilik adına yaptıklarım' adlı notlarında "Mustafa Özbek'le konuşup TUSAM'ın ayda 20 milyar TL vermesiyle haftalık Strateji Dergisi 5 Temmuz'da ilk sayımız çıktı. Geçen hafta parayı ayda 25 milyara sayfayı da 24'e çıkarma kararı aldık." diyor. Mustafa Balbay, ASAM'dan ayrılan Dr. Şenol Kantarcı'nın Mustafa Özbek'in aracılığıyla sendikanın desteği ile edindiği kaynak sayesinde TUSAM'ı kurduğunu da notlarında belirtmiş. Merkezin açılış toplantısı da Özbek'e ait Akyurt Büyük Otel'de gerçekleşmiş. Yaklaşık bin kişinin katıldığı görkemli törende ATO Başkanı Sinan Aygün, emekli Hava Korgeneral Erdoğan Özalan, gazeteci Saygı Öztürk, Türk Metal- İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek de hazır bulunmuştu. Burak Kılıç, İstanbul

Ergenekoncular da 27 Mayısçılar gibi Türkçe ibadet istemiş

Cumhuriyetin ilan edildiği ilk yıllarından itibaren devrimlerin içerisinde anılan 'Türkçe ibadet', Ergenekon darbe ve teşebbüslerinin merkezinde de yer alıyor. 1932 ile 1950 yılları arasında 18 yıl Türkçe olarak okutulan ezan, bu planın en somut göstergelerinden biri. Ergenekon terör örgütü üyeleri de 27 Mayısçılar gibi Türkçe ibadet isteyerek konunun emellerine ulaşmada önem taşıdığını vurguluyor.

Mustafa Balbay'ın ajandasından çıkan bir belgede MGK Genel Sekreteri Orgeneral Cumhur A. ve 5 kişilik MGK üst yönetiminden kişiler dört gazeteciyle sohbet toplantısı düzenliyor. Yazılmaması kaydıyla yapılan söyleşide Orgeneral Cumhur A., Sedat E., Fikret B., Murat Y. ve Mustafa Balbay'a Türkiye'de yaşanan birçok problemin altında Türkçe ibadete geçilmemesi olduğunu söylüyor. Bu konuda brifing verdiği gazetecilerden yardım isteyen Cumhur A. "Türkiye'de Türkçe ibadete geçmediğimiz sürece şu sorunla çok uğraşırız. Bu konuyu sizler de sık sık gündeme getirmelisiniz." diye konuşuyor. Cumhuriyet Gazetesi'nin 27 Mayıs darbecilerini temize çıkarmak için ihtilalin kahramanları ile yaptığı 'İkinci Cumhuriyetin İhtilal Meclisi Üyeleri' başlıklı röportajlar serisi de Türkçe ibadetin hangi dönemlerde gündeme geldiğini gösteriyordu. İstanbul, Zaman

'Bahtiyar Aydın'ı bir asker vurdu, onu da başka bir asker'

İkinci Ergenekon iddianamesinde örgütle PKK bağlantısını gözler önüne seren ilginç bilgiler yer alıyor. Gizli tanık Deniz, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın 1993 yılında PKK tarafından öldürülmediğini, helikopterden indiği sırada bir asker tarafından vurulduğunu ve o askerin de başka bir askerin açtığı ateş sonucu hayatını kaybettiğini söyledi. Gizli tanık, 1993 yılında TSK'nın terör örgütüne karşı Diyarbakır kırsalında geniş çaplı operasyon başlattığını, kendisinin de o bölgede PKK militanı olarak yer aldığını ifade ediyor. Operasyonda PKK militanlarının imha sürecinde olduğu anda Türk askerlerinin telsiz konuşmalarında 'Geri çekiliyoruz, paşa vuruldu' sözlerini duyduğunu, paşanın örgüt mensupları tarafından vurulmadığını daha sonra öğrendiğini kaydediyor. Tanık, "Lice'de PKK'nın büyük bir baskını olduğu söylenerek paşanın ilçeye gelmesi sağlandı. Helikopterden iner inmez bir asker tarafından vuruldu. Vuran asker de başka bir asker tarafından öldürüldü. İkisinin birlikte helikopter ile Diyarbakır'a getirildiğini öğrendim. Bu olayı PKK'nın yapmadığını, en üst düzey örgüt mensuplarından bizzat öğrendim. Bahtiyar Aydın isimli paşanın ne amaçla ve kim tarafından öldürüldüğünü bilmiyorum. PKK'nın en üst düzey mensuplarından bazılarının da imha edilmesi aşamasına gelindiği esnada böyle bir hadisenin olması, karanlık nokta olarak kaldı." diyor.

PKK, Bingöl'de 33 askeri pusuya düşürdü

Aynı gizli tanık, 1993 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Güneydoğu Anadolu'daki problemler konusundaki projelerinin örgütte olumlu karşılandığını belirterek, Öcalan'ın Lübnan'daki Bekaa kampında basın açıklaması yaparak tek taraflı ateşkes ilan ettiğini anlatıyor. Bu açıklamadan sonra Bingöl'de 33 askerin Doktor Süleyman kod adlı Sait Çürükkaya kontrolündeki PKK örgütü mensuplarınca vurulduğunu anlatıyor. Gizli tanık, bu olayla yeşeren umutların tamamen kaybolduğunu, devletin çözüm arayışlarına girdiği dönemde PKK içerisindeki bir grubun bu eylemi gerçekleştirmesine, bu askerlerin de korumasız, silahsız olarak tehlikeli bölge üzerinden gönderilmesine hiçbir zaman anlam veremediğini kaydediyor. Ancak şimdiye kadar bu olayın Bingöl kırsalındaki PKK'lı ekibin başında bulunan Parmaksız Zeki kod adlı Şemdin Sakık olduğu ve olayı Sakık'ın gerçekleştirdiği biliniyordu. Yahya Öylek, Van, Cihan

Nazi yöntemlerini aratmayan 'azınlık' planları

2. Ergenekon iddianamesinde yer verilen bazı belgeler, okuyanın kanını donduracak türden. Şüphelilerden eski Ülkü Ocakları İstanbul Şube Başkanı Levent Temiz'den elde edilen 3 sayfalık "Turan İhtilal Ordusu / Manifestosu" başlıklı yazıda, Nazi yöntemlerini aratmayacak planlar yer alıyor. Türk kimliğinin Osmanlı döneminde eritildiği ve aşağı ırklara gereksiz yere hoşgörü gösterildiği öne sürülen yazıda, yapılacak bir ihtilalle azınlıkların tüm hukukî ve mülkiyet haklarının ellerinden alınacağından bahsediliyor. Bunun yanı sıra azınlıkların mal varlıklarının ihtilal komitesince devletleştirileceği, nüfus kâğıtlarının ellerinden alınacağı, Müslüman olan azınlıklara devşirme, Müslüman olmayanlara Jenosit kartı verileceği ifade ediliyor. Levent Temiz'in, Danıştay saldırısından üç gün önce, 14 Mayıs 2006 gecesi Ergenekon sanıklarından Veli Küçük, Sevgi Erenerol, Zekeriya Öztürk, Fikri Karadağ ve Kemal Kerinçsiz'e gönderdiği mesaj da bir hayli ilginç. Türklerin, tarihte görülmediği kadar aşağılandığını öne süren Temiz, mesajında, "Bu durumda Türkçü-devrimci gençlere ihtiyaç vardır. Türklüğün tek kurtuluş çaresi kalmıştır; o da silahlı mücadeledir." diyor.
aktifhaber

Ergenekon Fenerbahçe'de...
29 Mart 2009 14:40

Ergenekon Fenerbahçe'ye bulaştı. Örgüt üyeleri Fener-Sevilla maçında tribün liderlerinin yardımıyla Şükrü Saracoğlu'na bin afiş astırmış. İşte asılan o afişler...

Ergenekon, Fener-Sevilla maçında tribün liderlerinin yardımıyla Şükrü Saracoğlu Stadı’na “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” afişlerini astırmış. İkinci iddianamedeki kayıtlara göre, Ergenekon zanlısı İbrahim Özcan diğer bir Ergenekon zanlısı Hatice Bahtiyar’a “1000 tane afiş gidecek Fenerbahçe Stadı’na” diyor. İddİanamede Ergenekon tutuklusu Neriman Aydın’ın diğer bir tutuklu Durmuş Ali Özoğlu’na çetenin işleri için “Fenerbahçe’den para bulabilir miyiz” diye sorduğu da var.

Ergenekon İddianamesi’ne giren telefon kayıtlarına göre Ergenekoncular Fenerbahçe trübün liderleriyle anlaşıp Şükrü Saracoğlu Stadı’na “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” pankartları astırmışlar. İddianamede yer alan Ergenekon tutuklusu Toplumsal Dönüşüm Yayınevi yöneticilerinden Hatice Bahtiyar ve İbrahim Özcan arasında geçen konuşmada Özcan, Toplumsal Dönüşüm Yayınevini’nin bastırdığı “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” pankartlarından bin tanesini Fenerbahçe-Valencia maçı sırasında stada sokacağını anlatıyor:

(Görüşmenin yapıldığı tarihin 18-01-2008 olduğu düşünüldüğünde kastedilen maçın Fenerbahçe-Valencia değil, 20 Şubat 2008 günü oynanan Fenerbahçe-Sevilla maçı olduğu zannedilmektedir. Taraf)

Özcan: Bu şimdi bir tane pankart var bizde bu Valencia maçına tamam ben geçen fener maçındayım onu aradım herhalde telefonu hiç cevap vermedi. Şimdi bu Valencia maçına o bizde ki afişler var ya. 1000 tane afiş gidecek Fenerbahçe Stadı’na.

Bahtiyar: Kim götürecek kim bastıracak?

Özcan: Ben astıracağım gelecek onlar alacak. Ben staddaydım. Sefa falan o tribüncülerin hepsini topladım biliyormusun. Dedim bu maça bir tane afişlerden abi dedi gönder astıralım biz tanıdık bize söyle nerden alacağımızı... Bunu Türkiye maçlarına o maç iyi bir maç Avrupa bütün Avrupa...

İddianamede Fenerbahaçe ile ilgili bir diğer görüşme ise Karargah Evleri yapılanması nedeniyle tutuklanan Durmuş Ali Özoğlu ve Neriman Aydın arasında geçiyor. Neriman Aydın kurdukları ajansın işlerinin iyi olmadığını anlatan Özoğlu’na “Fenerbahçe birşey vermiyor mu” diye soruyor:

Özoğlu: En üstteki sıkıştırıyor. İşte ajans zora düştü bu aralar. Onu kalkındırmaya çalışıyoruz. Ajans elimiz ayağımız bizim.

Aydın: Şu Fenerbahçe menerbahçe azıcık birşey vermiyor mu? Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihalelerinden paraları götürdüler.

Özoğlu: Ablacım maalesef vermezler.

Kaynak: Taraf

Şener&Aygün Görüşmesi
29 Mart 2009 09:14

Ergenekon terör örgütünün ikinci iddianamesinde Abdüllatif Şener ile ETÖ sanığı Sinan Aygün arasında geçen bir telefon görüşmesine yer veriliyor..

Ergenekon iddianamesinde, eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile telefon görüşmesine yer verilen ATO Başkanı Sinan Aygün’ün, bu faaliyetlerle siyasi partileri yönlendirdiği öne sürülüyor

Ergenekon davasının ikinci iddianamesinde, örgütün Türkiye’deki siyasi yaşamın şekillendirmek için gizli çalışmalar yaptığı öne sürülüyor. İddianamede, sanıklardan Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün ile AKP’den ayrılan eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener arasında geçen bir telefon görüşmesine de yer verilerek, “örgütün iktidardaki partiyi bölüp, kapatma davası sonrasında oluşacak ekonomik kriz ve kaos or- tamında siyasi partileri el altından yönetmeyi amaçladığı” belirtiliyor.

İddianameye göre, 4 Mayıs 2008’deki telefon konuşması şöyle:

A.Ş: Demeçlerini görüyorum yani, Şener parti kurarsa beraber çalışırım demişsin.
S.A: Bi mahsuru var mı?
A.Ş: Ya hiç mahsuru yok ya. Valla şu başlığa bak Posta’da.
S.A: Çok adam aradı abi ya.
A.Ş: Yani Abdüllatif Şener’den iyi bir başbakan olur demişsin.
S.A: Daha ne deyim abi ya.
A.Ş: Yani bu alenen dünya aleme bunları ilan ettiğine göre demek ki gönlünde sağlam bir yerim var.
S.A: Ondan hiç şüphen olmasın abi. Geçen hafta yapmıştım o röportajı sana söylemedim. Allah için çok seviyorum. Sen çok düzgün bir adamsın, adam gibi bir adamsın abi. O yüzden ne elimizden geliyorsa sağolsun sayın Başbakan yardımcım bi emrin var mı bana nerelerdesin?
A.Ş: Estağfurullah ben bir kitabım var onun baskısını tamamlamak istiyorum, onunla ilgili çalış bugün yarın onları bitirmem lazım yoğun şey yapıyorum çalışıyorum.
S.A: Peki sayın başbakanım kendine iyi bak.

Bir randevu talebi
17 Haziran 2008 tarihinde yapılan görüşmenin içeriği de şöyle:
S.A: Sayın başbakan, başbakan yardımcım iyi misiniz efendim?
A.Ş: Sağolun teşekkür ederim siz nasılsınız?
S.A: Sağol abi canım hemşerim.
A.Ş: Evet.
S.A: Şimdi benim bi tanıdık. Bi benim yönetim kurulu üyem var. Mustafa Derya bey var da. Onun ee bacanağı ee Ahmet S.
A.Ş: Evet.
S.A: Senden bir randevu talep ediyoruz.
A.Ş: Tamam.
S.A: Yarın kaçta?
A.Ş: 12’den sonra gelsin.
S.A: Üniversiteye mi gelsin?
A.Ş: Evet üniversitedeyim.

Değerlendirme bölümü

Bu kayıtlarla ilgili iddianamede değerlendirmede bulunan savcılar, görüşmelerin tümünün içeriğinin ele alındığında Aygün’ün siyasi partileri yönlendirdiğinin görüldüğünü ifade etti. Savcılar, “Ergenekon yapılanmasının gizli örgütsel faaliyetleri gereğince, Abdüllatif Şener ile gizlice görüşerek yeni oluşumun organizasyonu için çalışıldığını” kaydetti.
Savcılar, “bu faaliyetlerin, yürütme organı görevini yürüten partiyi bölüp kapatma davası sonrasında oluşacak ekonomik kriz ve kaos ortamı sonucunda Ergenekon’un amaçları arasında bulunan siyasi partileri gizlice el altından yönetmek amacı taşıdığını” iddia etti.
aktifhaber

Sistemi Tasarlamışlar
29 Mart 2009 09:05Ergenekon sanığı Kemal ve Neriman kardeşler, darbeden sonraki sistemi bile tasarlamışlar: 'Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nu çıkarılacak...'

Ergenekon terör örgütünün yöneticiliğini yapmakla suçlanan Kemal ve Neriman Aydın kardeşlerin, örgütün Meclis'i ortadan kaldırdıktan sonra getireceği sistemi ve kanun maddelerini tasarladığı ortaya çıktı.

Örgüt içi görüşmelerde askerî öğrencilerin kendisinden sürekli 'önder' diye bahsettiği Kemal Aydın, bir konuşmasında, "Çok kısa bir süre sonra Türkiye'nin yönetiminde bulunacağım." diyor. Örgütün uygulamaya koymayı düşündüğü planlardan biri de 'Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nu çıkararak, Lozan Antlaşması'nın imza gününü resmî tatil olarak ilan etmek. M.H. isimli şahsın cumhurbaşkanı olarak düşünüldüğü belirtiliyor.

Neriman Aydın, Temmuz 2005'te yönetime el konulduktan sonra Anıtkabir Özel Defteri'ne neler yazacağını bile tasarlamış. İşte o satırlar:

M.H.- Cumhurbaşkanı olarak düşünülüyor.

Lozan Antlaşması'nın imza günü Türkiye'de resmî tatil günü ilan edilecek.

Kanun Teklifi: Türk Ortodoks Kilisesi'ne bağlıdırlar. Hıristiyan Kilisesi olarak ülkemizde geçerli tek kilise ve otorite Türk Ortodoks Kilisesi'dir.

Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarılacak, sonra Anayasa maddesi yapılacak.

Gizli Önerge ve Gizli Oturum: Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın mevcut kadroları ile sosyal güvenceleriyle görevden el çektirilmeleri...

Kanun: Milli Güvenlik Genel Sekreterliği lağv edilerek mason olmayanlarla yeniden kurulacak.

aktifhaber

Derin Kadro Hala Aktif...
29 Mart 2009 10:40

Ergenekon'un ikinci iddianamesinde ETÖ sanığı Eruygur’un ‘bilinmeyen bir makama’ yazdığı ilginç bir nota yer veriliyor..

ETÖ sanığı Eruygur’un ‘bilinmeyen bir makama’ yazdığı notta darbenin ‘akamete’ uğratıldığı belirtilerek ‘Darbeci ekip dağıtılsa bile, yedek kadro hala görevde’ deniliyor.

ERGENEKON terör örgütüne yönelik hazırlanan ek iddianamede yakın tarihte atlatılan darbe tehdidinin hala devam ettiği de ortaya çıktı. ETÖ sanığı emekli Orgeneral Şener Eruygur’a ait bir notta darbe girişimlerinin dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök tarafından ‘akamete’ uğratılmasına rağmen, planlar çerçevesinde oluşturulan yedek kadroların hala görevlerine devam ettiği vurgusu yapılıyor.

BAŞARILAMAYAN DARBE PLANI

İDDİANAMEDE Şener Eruygur’un ADD’de ele geçirilen dijital verilerinde bilinmeyen bir makama rapor hazırladığı belirtiliyor. İddianamede ‘verilerin içinden ‘ayışığı metin’ isimli bir doküman çıktığı ‘Başarılamayan bir darbe planı ve bugüne yansımaları’ başlıklı (15) sayfadan oluşan bir metin olduğu, söz konusu metnin 2003-2004 yıllarında gerçekleştirilmesi planlanan darbe planları ile ilgili bir makama hitaben ayrıntılı bir şekilde bilgi mahiyetinde yazılan bir yazı olduğu anlaşılmaktadır’ deniliyor.

ÖZKÖK TASFİYE YAPMADI NOTU

‘SÖZ konusu darbe planının baş aktörü Eruygur olarak görünüyor’ denilen iddianamede: ‘Bu darbe planlarının 2003 yılında hazırlandığı ve 2004 yılı Haziran-Temmuz aylarında uygulamaya konulacağı, fakat söz konusu darbe planları Genelkurmay Başkanı Hilmi ÖZKÖK tarafından öğrenilip akamete uğratıldığı, görülmüştür. Söz konusu metnin devamında ‘DİKKAT ÇEKEN HUSUSLAR’ başlığı altında, darbe planlarında dikkat çeken hususların anlatıldığı ve bu çerçevede, ‘Bu sadece askerlerin planladığı bir girişim değil sivillerle ortaklaşa yürütülen bir girişimdir. Darbeci ekip dağıtılsa bile hareketi sürdürecek İDHARIN (yığınağın, kadrolaşmanı
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Pts Mar 30, 2009 10:01 pm    Mesaj konusu: BAKÜ'DE TiKA UZMANI Alıntıyla Cevap Gönder

ETÖ'nün Telekulak Ve İnfazları
30 Mart 2009 11:34İddianamenin Levent Ersöz’le ilgili bölümünde, Ersöz’ün telekulak faaliyetleri yer aldı. İddianamede,Sanık Albay Uğur'un yargısız infazları ve gerekçeleri...

Levent Ersöz’ü adamı ihbar etmiş!

İhbar e-posta’sında Ersöz’ün, gizli ortağı olduğu bir şirketle TSK’dan ihale aldığı da iddia edildi.
Kardanadam111@gmail.com adresinden gelen ihbar postasında, Ersöz’ün emrinde çalıştığı anlaşılan istihbarat görevlisi, hükümet üyelerinin telefonlarını nasıl dinlediklerini anlatıyor.

Bakanların telefonları
İhbarcı, yasadışı dinlemeleri, kendilerine, Ersöz’ün bilgisi dahilinde, “Kürşat” kod adını kullanan Albay Hasan Atilla Uğur’un yaptırdığını belirtiyor.
İhbarcı ayrıca, Ersöz’ün Hakan Şanlı isimli bir kişiyle ortak olarak Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ihalelerine girdiğini ve Hasan Atilla Uğur’un bu işleri takip ettiğini iddia etti. İşte, o e-posta: “Levent Ersöz paşanın bilgisi dahilinde hükümet üyelerinin telefonlarının yasadışı dinlenmesini de yine Kürşat (Hasan Atilla Uğur), bize yaptırıyordu. Elde edilen bilgileri Şener Eruygur ve Levent Ersöz paşaya aktarıyordu...
Aynı zamanda Hakan Şanlı ile de ortak askeri malzemelerin ihalelerini yapan şirketin gizli ortağıydı, bu şirketin TSK’dan ihale almasını bizzat
Kürşat takip ediyordu.
Emin Şirin, Kürşat tarafından AKP’nin bölünmesi için görevlendirilmişti, ama beceremedi... Buluşmaları deşifre olmasın diye Hakan Şanlı’nın Ankara Yıldız’daki Sama şirketine raporları bırakıyor, Kürşat da oradan aldırıyordu, bu şekilde haberleşiyorlardı.”
Ersöz, sorgusunda bu ihbarı kabul etmdi. Ersöz, Şirin’in ofisine zaman zaman geldiğini, Meclis’teki soru önergeleriyle ilgili olarak kendisine bilgi vermediğini, ayrıca Uğur’un da kendisine bu tür bilgiler vermediğini belirtti.

Sanık emekli albay tecavüzcü öldürmüş

Gizli tanık Aydost, Uğur’un tecavüz olayları ile ahlak dışı tutumlar sergileyen kişileri nasıl öldürdüğünün detaylarını da verdi. buna göre, Uğur’un Mardin’de görev yaptığı sırada, o bölgede 18 kişilik bir grup, bir genç kıza tecavüz etti. Aydost, kızın ailesinin şikayeti üzerine zanlıların gözaltına alındığını, Uğur’un gözaltındaki zanlıları karakoldan aldığını ve bir kadın aracılığıyla yemeklerine uyuşturucu madde attırdığını söyledi.
Aydost, kendinden geçen tecavüz zanlılarının daha sonra Uğur’un adamları tarafından kırsal bölgede infaz edildiğini öne sürdü.
Aydost’un iddialarına göre, aynı dönemlerde Gurs-Erikli köyünde yaşayan köyün imamının kızı Uğur’a gitti ve Uğur’un adamı olan Yasin kod adlı kişinin aynı zamanda PKK ile işbirliği yaptığını ileri sürdü.

Aldatılan kadın
Yasin kod adlı kişiyle kendisinin gönül ilişkisi olduğunu söyleyen kız, bu ihbarı yapmasının nedeni olarak da Yasin’in kendisini yengesiyle aldatması olduğunu belirtti. Aydost, bundan sonra yaşananları şöyle anlattı:
“Uğur, kendisine anlatılanların ardından, Gurs-Erikli köyüne gelerek köyün etrafını çevirdi. Terörist grubu canlı olarak aldı. Yasin kod adlı şahsın kafasına sıkarak köyün ortasında öldürdü.
Diğer teröristleri ise yanına alarak Kızıltepe İlçe Jandarma’ya gitti. Uğur genelde grubun en söz sahibi şahsını öldürüp diğerlerini de bülbül gibi konuştururdu.”
aktifhaber

BAKÜ'DE TİKA UZMANI
30 Mart 2009 11:14

Bakü'deki darbe girişimine karışan eski TİKA uzmanı Demirkol'u yönlendiren Ergenekon paşaları, görüş değiştiren YÖK üyesine küfürler, medyumdan beklenen yardım.

Susurluk raporunda, “Bakü’deki darbe girişiminin mimarı” olarak adı geçen eski TİKA uzmanı, akademisyen Ferman Demirkol’un, Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Şener Eruygur’la sıkça görüştüğü iddia edildi.
Demirkol’un zanlılardan emekli Amiral İlker Güven aracılığıyla, Eruygur ile buluşup değerlendirmeler yaptığı belirtildi.
Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesindeki detaylarda ilginç bir bilgiye rastlandı. İddianamenin birinci sırasında yer alan emekli Orgeneral Şener Eruygur’un dönem arkadaşı olan ve kendisini Eruygur’un danışmanı olarak tanıtan zanlı emekli Amiral İlker Güven’in, Eruygur’un temaslarına yardımcı olduğu belirtildi.
Eruygur’un, Güven’in aracılığıyla, Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde Azerbaycan’daki darbe girişiminde rol oynadığı ifade edilen akademisyen Ferman Demirkol’la görüştüğü iddia edildi.

Bikinili turist
İddianameye giren teknik takip tutanaklarında, Demirkol’un hem zanlı Güven hem de Eruygur’la buluşup sıkça değerlendirmeler yaptıkları yer aldı.
Güven’de bulunan belgelerin tasnifinde ilginç fişleme kayıtları bulundu. Bunlar arasında, Almanya’nın Mainz kentindeki Türkiye Başkonsolosluğu’nda başkonsolos yardımcısı olan Y.O.’nun Melami tarikatından olduğunu açıklayıp, çevresindekilerle zikir yaptığı yönünde bir kayıt elde edildi.
Ayrıca Güven’de bazı AKP’li bakan ve siyasetçilerle ilgili ise şu kayıt bulundu:
“MSB Vecdi G., Sanayi ve Tic. Bak. Ali C., Adalet Bak. Cemil Ç. ve AKP Gn. Başk. Yrd. Necati Ç., bayramda Alanya’da tekne turu yapmışlar. Gezide, erkekler teknenin üst katında, kadınlar ve çocuklar alt katında oturmuşlar.
7 saatlik geziden önce teknedeki alkollü içkiler kaldırılmış. Bikinili turist kız fotoğrafları gazeteyle örtülmüş. Kadınlar bölümünde kadın garsonlar hizmet etmiş.”

YÖK üyesine küfür
İddianamenin bu bölümünde, emekli Orgeneral Şener Eruygur, Güven ve Demirkol’un, Beykent Üniversitesi’nin YÖK’teki bazı işlerini takip etmek için görüş birliği yaptığı, girişimlerde bulundukları iddia edildi.
Özellikle, üniversitenin kadro kontenjanı için yapılan girişimlerinin sonuçsuz kalması nedeniyle, YÖK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İsa Eşme hakkında küfürederek konuştukları belirtildi.
Güven’le Demirkol’un bir telefon görüşmesinde, Eşme’nin görevi sırasında görüş değiştirdiği gerekçesiyle, “İsa Eşme nasıl kaydı, eşş....” şeklinde konuştukları kayda girdi.

Soruşturmaya karışan medyum

Ergenekon soruşturmasının ikinci iddianamesinde yer alan başka bir bilgiye göre, Eruygur’un Ergenekon soruşturmasının gidişatını öğrenmek için devreye koyduğu medyum İslam A.’nın Belçika’dan getirteceği 35 milyon dolar için Güven’in aracı olduğu anlaşıldı.
Telefon kayıtlarına göre, İslam A., paranın Türkiye’ye getirilmesini sağlaması halinde Güven’e 100 bin dolar vermeyi vaat etti. Güven’in kendi hesabının bulunduğu bankanın müdürüyle görüştüğü belirlendi.
Güven’in İslam A. ile yaptığı bir görüşme şöyle:
- İ.G.: Buradan senin bir gelirin olacak herhalde di mi?
- İ.A.: Evet inşallah size de birşeyler çıkartmaya çalışıyorum merak etmeyin.
- İ.G.: Benim hesaba gelirse tabii.
- İ.A.: Haliyle olur, en az 100 bin olur abi.
- İ.G.: O zaman bu kara para mı yav!
- İ.A.: Hayır!
- İ.G.: Ama, Belçika’dan geleceğine göre umurumda değil yav, nerden gelirse. Nijerya’dan gelse o zaman hallederiz de.
- İ.A.: Hiç yav. Otomatik kesecek abi. Yav, dünyanın her yerinde tertemiz herhangi bir şey yapmamış, herhangi bir bağın yok, sadece senle olacak hesap numaranı kullandırıyorsun, bu kadar basit, her şeyde geçeriz bir şey de olursa.

aktifhaber

'Minyonlar Yalan Mı Söylüyor?'
30 Mart 2009 19:23

Ergenekon terör örgütü davasının bugünkü duruşmasında Mahkeme Başkanı Şengün ile tutuklu sanık Görüm arasında ilginç diyaloglar yaşandı..

''Ergenekon'' davasının bugünkü duruşmasında, tutuklu sanık Murat Çağlar'ın çapraz sorgusu tamamlandı.

Ergenekon sanığı Murat Çağlar'ın çapraz sorgusu tamamladı

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel'in, 2 kez silahla yakalandığını hatırlatarak, sürekli silah taşıması için bir neden olup olmadığını sorduğu Çağlar, yaptığı iş nedeniyle silah taşıdığını, çalıştırdığı turizm tesislerinin birkaç kez basıldığını söyledi.

''Antalya bölgesinde turistik işletmelerin kimin eline geçeceğine yönelik bu tür baskınların çok yaşandığını'' ifade eden Çağlar, ''Ben de turizm işi yapıyorum. Turizmde böyle peşmergeler çok olur. Peşmergelerin saldırısına çok uğradık biz. Bundan dolayı silah bulunduruyorum'' şeklinde konuştu.

Savunmasında bahsettiği Maltepe'deki konteynırda bulunan şahısların ve ''Özel Kuvvetler'' olarak belirttiği kişilerin kim olduğunun sorulması üzerine de Çağlar, ''Kuvayı Milliye 1919 Derneğini basmaya gelen 6-7 kişilik grubun Özel Kuvvetler'den olduğunu bildiğini, bu kişilerin 'haplanıp' derneği bastıklarını, ancak kendisinin ismen hiçbirini tanımadığını'' öne sürdü.

Savcı Pekgüzel'in, üzerinde Ali Özoğuz ve Alpaslan Aslan'ın adları olan bir not kağıdının deliller arasında yer aldığını hatırlatarak, bu kişileri tanıyıp tanımadığını sorduğu Çağlar, Özoğuz'u, tutuklandıktan sonra geldiği Metris Cezaevinde gördüğünü, Aslan'ı ise tanımadığını söyledi.

Çağlar, savcı Pekgüzel'in, Kuvayı Milliye 1919 Derneğinin istihbari faaliyetlerde bulunduğuna ve askeri bir ordu gibi birlikler kurduğuna yönelik deliller olduğunu hatırlatıp, bunlar hakkında bilgisi olup olmadığını sorması üzerine de ''Kuvayı Milliye'de hiçbir zaman 'askeri örgüt olalım' gibi bir çalışma olmadı. Ben görmedim. Buradaki kişilerin tamamı kendi çıkarına bir şeyler yapmış'' yanıtını verdi.

''Dernekte, 13 bin kişilik hain listesinin ellerinde bulunduğundan bahsedildiği'' yönündeki iddiaların hatırlatılması üzerine de Çağlar, bunun, merak edip derneğe gelen sıradan vatandaşları etkilemek için söylenmiş olabileceğini, bu nedenle ''vatan elden gidiyor'' söylemlerinde de bulunulduğunu savundu.

Zaman zaman Hüseyin Görüm'den bahsetmesi üzerine Görüm'ün tepki gösterdiği Çağlar, ''Bir kere adından başladı yalan söylemeye. Bir kurumu, Kuvayı Milliye ruhunu tamamen kendi çıkarları doğrultusunda kullandı'' dedi.

SİZİ TANIMASIN, KESİN DOLANDIRIR

Söz alan Görüm de Çağlar'ın çek-senet tahsilatı yaptığını öne sürerek, ''Adamları sıkıştırıyor, çek-senet imzalatıyor. Onları anlatmıyor tabii. Bunu anladıktan sonra onu kovaladık. Sayın Reisim, sizi tanımasın, kesinlikle sizi dolandırır. Bakarsınız cüssesine, yalan mı söyler bu cüsse?'' diye konuştu.

Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün de Görüm'e, ''Niye, minyonlar yalan mı söylüyor?'' diye tepki gösterdi.

Çağlar, Görüm'ün iddiasının doğru olmadığını savunarak, ne dolandırıcılık ne de çek-senet tahsilatı konusunda hakkında hiçbir suçlama bulunmadığını söyledi.

Duruşma, Görüm'ün avukatının savunmasının ardından yarın saat 09.30'a ertelendi.

aktifhaber

Ergenekon tutuklusunu içerideki muhbir uyarmış: ''Farklı işler yapılıyor. Sadece adı Kuvayı Milliye"

30 Mart 2009 "Ergenekon" davası kapsamında tutuklu yargılanan sanıklardan Murat Çağlar, Kuvayı Milliye 1919 Derneğinden "Gülücüklerle" değil, düşmanlıkla ayrıldığını, zira yapılan işleri tasvip etmediğini söyledi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını veren Çağlar, 2006 yılında iş yerine gelen bir asker arkadaşının aracılığıyla Kuvayı Milliye 1919 Derneğinin Mersin Şubesinin açılışına gittiğini, burada arkadaşının ricası üzerine açılışa gelecek Mehmet Fikri Karadağ'ı Adana'da havalimanından kendi arabasıyla alarak Mersin'e getirdiğini söyledi.
Derneğin açılışındaki yemin töreninin kendisine garip geldiğini ifade eden Çağlar, "(Ölmek var, öldürmek var, öldürülmek var) deniyordu. Tabii ilk defa duyuyoruz bunu. Kendi kendime şunu sordum (bu kanun dışı bir olay mıdır acaba?) Silah üzerine yemin ediliyor. Fakat orada emniyet güçleri de var. Emekli paşalar var, emekli emniyet müdürü var. (Herhalde kanuna uygun olmayan bir şey yoktur) diye düşündüm" dedi.
Burada Karadağ'ın fenalaşarak askeri hastaneye kaldırıldığını , bunun üzerine kendisini görmeye gittiklerini anlatan Çağlar, Hüseyin Görüm'ün "Özel Kuvvetler Kartı" göstermesi üzerine nöbetçiyi geçtiklerini bildirdi.
Hüseyin Görüm'ü o dönemde Hüseyin Kerim Bayraktaroğlu olarak tanıdığını öne süren Çağlar, Mersin'deki açılışta Görüm'ün de konuştuğunu ve iyi bir konuşmacı olduğunu belirterek, "Orada peygamberlik yok, hiçbir sapkınlık yok. Biz Hüseyin Kerim Bayraktaroğlu'nu sevdik. Biz ne zaman ki Hüseyin Görüm'ü tanıdık, biz burada yer alamayız dedik" diye konuştu.
Kendisine Alanya bölgesinde derneğin şubesini açmasının teklif edildiğini, ancak işlerinin yoğunluğunu gerekçe göstererek reddettiğini aktaran Çağlar, İstanbul'a iş için geldiğinde de derneğe ziyarete gittiğini belirtti.
Dernekte hoşlanmadığı şeyler görünce uzaklaştığını söyleyen Çağlar, "Dernekte bazı arkadaşlar gece de kalıyordu. Sigara almak için para bıraktım, uyuşturucu alınmış. Ne zaman ki kötü gidişatı gördüm, itiraz ettiğimde benden kötü Murat Çağlar olmadı" dedi.
Dernekte daha sonra emniyet ve jandarmaya muhbirlik de yaptığını öğrendiği Mehmet Dalmaz adlı kişinin, kendisini "Senin burada ne işin var? Burada farklı işler yapılıyor. Sadece adı Kuvayı Milliye" diyerek uyardığını savundu.
Dernekten "Gülücüklerle" değil, düşmanlıkla ayrıldığını, çünkü yapılan işleri tasvip etmediğini ifade eden Çağlar, Hüseyin Görüm'ün bir yere gitmek için kiraladığı arabada silahlar olduğunu, kendi arabası bir arkadaşında bulunduğu için halletmesi gereken bir iş nedeniyle bu kiralık arabayı kısa bir süreliğine ödünç aldığını belirterek, şunları söyledi:
"Ben silah taşıyorum. İnkar etmiyorum. Silah benim. Yanındaki yedek şarjör de benim. Ben bunları inkar etmiyorum ki. Pompalı tüfek fişekleri de benim. Çok kısa bir işim çıktı. Kuvayı Milliye'den arabayı aldım ve o esnada yakalandım. Araba benim oldu birden. O arabada Mersin'den gelen arkadaşların bavulları da vardı. Bir arkadaşın da ajandaları çıkmış."

netgazete

GAZİ'DE İLK KURŞUN ERGENEKON'DAN
31 Mart 2009 10:42

Hollanda belgelerine göre, Gazi Olayları'nda ilk kurşunu Ergenekon sanığı Osman Gürbüz atmış..

Ergenekon, Alevi Sünni çatışması için her yolu denemiş

Hollanda polisi, Gazi olaylarında ilk kurşunu sıkanın Gürbüz olduğunu beş yıl önce belirlemiş, 2006'da Türkiye'ye bildirmiş.


İDDİANAMEDE AYRINTILI YER ALDI

DHKP-C'ye yönelik olarak Türkiye ile eş zamanlı İtalya, Belçika, Hollanda ve Almanya'da yapılan operasyonlarda örgütten ele geçirilen belgeler 'İkinci Ergenekon İddianamesi'nde yer aldı.

KATLİAMI GURURLA ANLATMIŞ

Belgelerde Necip Hablemitoğlu cinayetini de işlediği iddia edilen Ergenokon sanığı Osman Gürbüz'ün arkadaşlarına Gazi olaylarında ilk kurşunu kendisinin attığını gururla anlattığı var.

İKİ BELGE DE DOĞRULUYOR

'Tutsak arkadaşlarımızdan Hakan K. ile görüşmemiz' başlıklı bir belgede 'Hakan bize Gürbiz'ün ilk kurşunu attığını söylemişti bu doğru. Kaynaklarına güveniyor' deniliyor.

Hollanda ve Belçika'dan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gelen belgelerde Gazi Olayları'nda ilk kurşunu atan kişinin Osman Gürbüz olduğu belirtildi, DHKP-C ve Aydınlık dergisi bağlantısına dikkat çekildi İkinci Ergenekon İddianamesinde, DHKP-C örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesi amacıyla başta İtalya olmak üzere, Belçika, Hollanda, Almanya ile birlikte Türkiye'de 1 Nisan 2004'te eşzamanlı olarak operasyonlar yapıldığı, bu operasyonlar sonucunda çeşitli adreslerde Türkiye'de bulunan örgüt mensuplarının özgeçmiş raporları ile günlük faaliyet raporlarının ele geçirildiği belirtiliyor, örgüt arşivinin Hollanda'dan Türkiye'ye verilmesi için 7 Kasım 2005'tc İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Adalet Bakanlığı'na yazı gönderildiği ve Adalet Bakanlığı'nın da 16 Kasım 2006'da ele geçen örgüt arşivinin Hollanda Adalet Bakanlığı'ndan adli istinabe ile talep edildiği ve bunun üzerine ise arşivin Türkiye'ye verildiği kaydediliyor. İlk kurşunu ben attım' Hollanda'dan gönderilen örgütsel dokümanların incelenmesinde ise 8 Ekim 2000 tarihli ve "Hakan K. ile görüşmemiz" başlıklı bir doküman bulunduğu bilgisi yer alıyor. Söz konusu dokümanda "Hakan'ın gayrimeşru işleri kovalayan arkadaşları bazen ortak mekanlarda DHKP-C kökenli itirafçı Osman Gürbüz ile karşılaşıyorlarmış, çevresine gururla Gazi katliamındaki ilk kurşunu kendisinin attığını söylüyormuş, özcesi, Osman Gürbüz Gazi'deki kahve taramalarını kendisinin yaptığını söylüyormuş" ifadelerinin bulunduğu saptandı. 20 Ekim tarihli başka bir belgede ise "Tutsak arkadaşlarımızdan Adem K.'nın abisi Hakan K. ile görüşmemiz" başlıklı dokümanda "Hakan daha önceden bize Osman Gürbüz hakkında bilgi getirmişti. Sözde Osman Gürbüz, bulunduğu mekânda Gazi katliamında ilk kurşunu kendisinin sıktığını söylemişti. Bu doğruymuş, söylemesi uzun zaman önce olmuş. Sadece Hakan yeni öğreniyor, ancak öğrendiği kişilere güveniyor.

Ama Osman Gürbüz şu an Trakya'da bir hapishanede, ne zaman çıkacağı da belli değil" beyanlarının yer aldığı ifade ediliyor.

Belgede yer alan kişilere ilişkin emniyet arşivlerinde yapılan araştırmada ise Adem K.'nın DHKP-C örgütü içerisinde uzun yıllar faaliyette bulunduğu, Amasya Cezaevi'nde tutuklu olduğu, şahsın ağabeyi olan Hakan K.'nın pek çok suçtan cezaevinde yattığı tespit edildi.

Bilgi Gürbüz'den alınmış

Bu tarihe kadar Osman Gürbüz isimli şahsın Gazi olaylarında yer aldığına dair kamuoyunda bir bilgi ve habere rastlanılmadığı belirtilerek "Hakan K.'nın gerekse Osman Gürbüz'ün gayrımeşru işlerle uğraştıkları göz önüne alınarak Hakan K.'nın Gazi katliamına ilişkin bilgiyi açık kaynaklardan değil, Osman Gürbüz ile olan ortak irtibatları aracılığıyla edindiği açıkça anlaşılmaktadır" deniyor.

"Gürbüz konusunda Aydınlık'la konuşurum"

Yine iddianameye göre, bu defa Belçika'dan gönderilen ve Emniyet tarafından incelemesi yapılan dokümanlarda "Aydınlıkçıları ara ve sor, Osman Gürbüz için Dev-Sol itirafçısı diye yazıyorlar, bunu hangi belgeye dayanarak yazıyorlar, mutlaka bir cevap al, tabii bu günlerce sürmesin" şeklinde talimat verilmiş. Başka bir dokümanda ise "Beşinci madde, Osman Gürbüz konusunda Aydınlıkçılarla konuşurum" diye cevap verildiği; 23 Aralık 1997 tarihli dokümanda ise "Birinci madde, Aydınlıktan Ferit İlsever ile görüştüm. Haberin kaynağından kaynaklı bir sorun olmuş olabileceğini, bu hafta bir düzeltme yayınlayacaklar" diye beyanın içerdiği ifade ediliyor. Aydınlık Dergisi'nin daha sonra 11.01.1998 tarihli sayısında "Gürbüz Dev-Sol itirafçısı değil" başlıklı bir tekzip haberin yayımlandığı da belirtiliyor.

Kaynak: Taraf

Ergenekon'da Flaş Gelişme
31 Mart 2009 15:07

Ergenekon sanıklarının tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi'nin 2 müdürü hakkında soruşturma başlatıldı. İşte soruşturmanın nedeni...

Adalet Bakanlığı Silivri'de 2 Cezaevi müdürü hakkında idari soruşturma başlattı.

Adalet Bakanlığı müfettişi Abdullah Cangür'ün yaptığı özel denetim sonucu hazırladığı raporda, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında tutuklu bulunan kişilerin mevzuata aykırı olarak Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesinde 4 ila 9 kişi olarak odalara yerleştirildikleri belirtildi.

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen dilekçede, Silivri 4 ve 5 numaralı L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında kalan tutuklu ve hükümlülerin mevzuata uygun şekilde kuruma yerleştirilip yerleştirilmedikleriyle ilgili olarak Abdullah Cangür tarafından hazırlanan 24 Şubat 2009 tarihli rapora yer verildi.

Cangür'ün raporunda, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 9, 111 ve 113. maddelerinde belirtilen ceza infaz kurumlarında hükümlü ve tutukluların barındırılmalarıyla ilgili düzenlemelere dikkat çekildi.

Yasaya göre bu odalarda kalan tutukluların kapılarının sürekli kapalı tutulması ve birbirlerinin odalarına gitmelerine, temasta bulunmalarına izin verilmemesi gerekirken kurumda mevzuata uygun bir yerleştirme yapılmadığı kaydedilen raporda, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında tutuklu bulunanların 4 ila 9 kişi olarak odalara yerleştirildikleri ifade edildi.

Raporda, ''İştirak halinde suç işlemiş olanların aynı odalarda barındırıldığı'' belirtilerek, kurumlarda tutukluların kullanımına sunulan bilgisayarların, anılan tutukluların şahsi bilgisayarı gibi kullandırıldığı vurgulandı.

Raporda, ''Bu şekilde bir araya gelmeseler bile ortak bir savunma hazırlama imkanı edindikleri ve birbirlerine her türlü bilgiyi bu yolla aktarabildiklerinin tespit edildiği'' ifadesine yer verildi.

-DİLEKÇE-

Raporun özetine yer verilen dilekçede, Silivri 4 ve 5 numaralı cezaevlerinde yüksek güvenlikli kurum statüsü dikkate alınarak mevzuata uygun barınma koşullarının oluşturulmadığı kaydedildi.

Dilekçede, mevzuata aykırı yapıldığı bildirilen işlemlerle ilgili olarak sorumlular hakkında adli yönden Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yapılması istendi.

Dilekçede, soruşturma sonucundaki kanaatin de disiplin yönünden değerlendirilmesi için Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne bildirilmesi talep edildi.

Öte yandan 4 ve 5 numaralı cezaevleri müdürlerinin görev yerlerinin de değiştirildiği öğrenildi.

aktifhaber

Darbe Sonrası İçin FİŞLEME
31 Mart 2009 14:08

Ergenekon'un ikinci iddianamesinde Hurşit Tolon'da ele geçirilen fişleme belgesine yer veriliyor. Fişlemeler darbe sonrası yeni yönetim için yapılmış..

Ergenekon silahlı terör örgütüne (ETÖ) yönelik hazırlanan ikinci iddianamede, örgütün kamu yöneticilerini fişleme sebebi deşifre oldu.

ETÖ'nün, fişlemeleri darbe sonrası oluşacak yeni yönetimde görev alacakları belirlemek için yaptığı ifade edildi. İkinci iddianameyle örgütün, devletin valilerini ve Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneleri bile fişlediği ortaya çıktı. Hurşit Tolon'da ele geçirilen belgelerde 'İrtica Eğilimli İl Valileri.doc' isimli dosyada, 17 vali için kimlik bilgileri, siyasî ve dinî görüşleri ile ırkî kökenleri tek tek kaydedilmiş. 'İrticai Faaliyette Bulunan Sağlık Bakanlığı Hastaneleri.doc' isimli bir dosyada ise 304 sağlık personeli fişlenmiş. Bu bölümde, 'irtibat var, yardımcı oluyor, işbirliğine açık, kontrol edilebilir ve kullanılmaya müsait' şeklinde değerlendirmeler yapılmış. Soruşturmayı yürüten savcılar, fişlemeler için iddianemede, "Darbe sonrası kullanılmak amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır." tespitinde bulunuyor.

Darbe çalışmalarının bütün ayrıntıları ile yer aldığı iddianamede, sanıkların Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven isimli planları adım adım hayata geçirirken, bir taraftan da darbe sonrasına hazırlandığı belirtildi. Cumhuriyet Çalışma Grubu, Ergün Poyraz ve sanık İsmail Yıldız'a ait SESAR isimli araştırma şirketi aracılığıyla yoğun bir fişleme faaliyeti gerçekleştirerek devlet kurumlarında yapılanmaya gittiği anlatıldı. Fişlemeler sonucunda darbe sonrasına yeni bir yapılanma öngören örgütün, Türkiye genelinde kaymakamlar belirlediği, neredeyse bütün kamu atamalarını takip ettiği tespit edildi. Savcıların bu fişlemelere ilişkin tespiti de iddianamede şu şekilde yer aldı: "Binlerle ifade edilebilecek kadar çok sayıda olan kamu görevlilerinin kişisel verilerinin hukuka aykırı bir şekilde saklanmasının ve atamalarının takip edilmesinin örgütün amaçları doğrultusunda ve darbe planları çerçevesinde, darbe sonrası sivil idarenin düzenlenmesinde kullanılmak amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır."

İddianamede, ETÖ'nün amaç ve hedefleri doğrultusunda çalışmayacak olan kamu görevlilerinin irtica ve benzer yakıştırmalarla, öte yandan da örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda faaliyet gösterecek kişilerin ise "ulusalcılar" adı altında fişlendiği anlatıldı. Örgütün kullanabileceği kitlelerle ilgili olarak da 'irtibat var, yardımcı oluyor, işbirliğine açık, kontrol edilebilir ve kullanılmaya müsait' şeklinde değerlendirmeler yapıldığı kaydedildi. Ayrıca, Eruygur ve Tolon olmak üzere bir kısım şüpheliler tarafından, AK Parti iktidarı döneminde tüm bürokrat ve kamu görevlilerinin atamalarının takip edildiği, bu atama listelerinin saklandığı, bu listelerdeki sayılara bakıldığında neredeyse değişik makamlarda görev yapan binlerce kamu görevlisinin olduğu aktarıldı. Binlerce kişinin hukuka aykırı bir şekilde kişisel verilerinin kaydedilerek fişlendiği vurgulandı.

İlk fişlemeler milletvekillerine

İkinci iddianamede fişlemeler başlıklar halinde yer aldı. İddianamedeki bilgilere göre, birinci grup fişlemeler AK Parti hükümetini yıpratmak ve milletvekillerini partiden koparmak amacıyla milletvekillerine ilişkin yapıldı. Birinci iddianamenin sanıklarından SESAR Başkanı İsmail Yıldız, AK Parti'nin yıpranma süreci ve 368 milletvekilinin hangi durumlarda partiden kopabileceğini tespit etti. Milletvekillerine ilişkin notlar bölümünde ise "MİT, İran, CIA, Mossad, Almanya, AKP yönetiminin güvendiği isimlerden, konjonktürel davranabilir, ilişkilerinde pragmatist, AKP'den kopabilir, AKP'den kopmaz" gibi, kişinin yapısı, davranışları, ideolojisi ve etnik durumuyla ilgili bilgilerle milletvekillerini ayrı ayrı fişleyen çok kapsamlı bir rapor hazırladı. Yıldız'ın AK Parti'ye ilişkin çalışmaları ETÖ sanıkları Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'da ele geçirildi. Yıldız, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki savunmasında söz konusu araştırmaları Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'in talebiyle 354 bin YTL ücret karşılığı yaptığını söylemişti.

'Ulusalcıların' kaydı tek tek tutulmuş

"Ulusalcılar.xls" isimli dosyada, Ergenekon davasında yargılanan Mehmet Fikri Karadağ, Muzaffer Tekin, Asuman Özdemir, Emin Gürses, Doğu Perinçek, Ergün Poyraz, Erol Mütercimler, Sevgi Erenerol, Sinan Aygün ve soruşturma kapsamında gözaltına alınan Tuncer Kılınç, İlker Güven, Emcet Olcaytu ve İbrahim Şahin'in aralarında bulunduğu 2 bin 112 kişinin isminin yazılı olduğu iddianamede yer aldı. Bunların yanı sıra birçok üniversite ve üniversite çalışanlarının hakkında da kişisel verilerinin kaydedildiği tespit edildi.

'Özel' milletvekillerine özel dosya hazırlanmış

Ergün Poyraz'da, AK Parti'ye yönelik 39 milletvekilinin yer aldığı 'Özel durumu olan milletvekilleri' başlığı altında çalışmalar bulundu. Tolon'da ise AK Parti ile birlikte CHP'nin de içinde olduğu partilerin milletvekillerine yönelik 'özel durumu olan milletvekilleri' çalışmaları ele geçirildi. 500'ün üzerinde milletvekili ve bütün bakanların kişisel bilgileri, öz geçmişi, siyasî ve dinî görüşü, etnik kökeninin hukuka aykırı olarak kaydedildiği belirlendi.

Oğlunun şirketine de para aktarmış

Ergenekon iddianamesinde örgütün finansörleri arasında gösterilen Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek'in, sendika ve işçilerin paralarını kişisel harcamaları için kullandığı ileri sürülüyor. 2004 tarihli bir belgede Mustafa Balbay, Türk Metal Başkanı Özbek'ten haftalık 25 milyar TL'nin Türkiye Ulusal Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi'ne (TUSAM) aktarıldığı kayıt altına alınmış. Cumhuriyet'in Strateji eki TUSAM denetiminde çıkıyor. TUSAM'ın Yönetim Kurulu başkanlığını da Mustafa Özbek'in oğlu Ahmet Oğuz Özbek yürütüyor.

Cumhuriyet'e aylık 25 bin TL destek

Mustafa Balbay'ın '2004-Girişimcilik adına yaptıklarım' adlı notlarında ortaya çıkan bilgiler, Türk Metal Sendikası Başkanı Özbek'in, kurumun paralarını keyfince dağıttığı doğrulandı. Balbay, notlarında, "Mustafa Özbek'le konuşup TUSAM'ın ayda 20 milyar TL vermesiyle haftalık Strateji Dergisi. 5 Temmuz'da ilk sayımız çıktı. Geçen hafta parayı ayda 25 milyara, sayfayı da 24'e çıkarma kararı aldık." diyor. Balbay, ASAM'dan ayrılan Dr. Şenol Kantarcı'nın Mustafa Özbek'in aracılığıyla sendikanın desteği ile edindiği kaynak sayesinde TUSAM'ı kurduğunu da notlarında belirtmiş. TUSAM'ın açılış toplantısı da Özbek'e ait Akyurt Büyük Otel'de gerçekleşmiş. Yaklaşık 1.000 kişinin katıldığı törende ATO Başkanı Sinan Aygün, emekli Hava Korg. Erdoğan Özalan, gazeteci Saygı Öztürk, Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek de hazır bulunmuştu. Burak Kılıç, İstanbul

Patalya Otelleri 'uygulama üssü'

Başkent Üniversitesi'ne 'uygulama oteli olarak' tahsis edilen Kızılcahamam ve Gölbaşı'ndaki Patalya Otelleri, Ergenekon'un 'uygulama merkezi' olarak kullanılmış. İddianamede yer alan bilgilere göre, sanıkların büyük çoğunluğu düzenli olarak Patalya Otelleri'nde bir araya gelerek 'geleceğe yönelik neler yapılabilir' toplantısı düzenliyor.

4291 No'lu telefon kayıtları dökümünde, Hurşit Tolon, Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek'i arayarak Gölbaşı Patalya Otel'de her ayın ilk haftasında yapılan ve burs verilen öğrencilerin katıldığı toplantıya konuşmacı olarak davet ediyor. Yine İlhan Selçuk'tan el konulan ve 1'den 111'e kadar numaralandırılmış dokümanlarda; Kamran İ. imzasıyla Ankara'da 14 Ocak 2008'de bir toplantı yapılacağı, toplantıya özel olarak Doğu Perinçek, Güler Kömürcü, İlhan Selçuk, USİAD Başkanı Fevzi D., ADD Genel Başkanı E. Orgeneral Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Tuncer Kılınç, Hasan K., Rıza K. gibi şahısların katılacağı aktarılıyor. Dokümana göre, Adı Dialog Grubu Patalya Oteli'nde toplantı yapıyor. Toplantıda içinde bazı siyasi parti liderleri, öğretim üyeleri, bazı gazeteciler olduğu ve yeni bir parti kurma çalışmalarının konuşulduğu belirtiliyor. İstanbul, Zaman

Arif Doğan da tutuksuz yargılanmak istiyor

Ergenekon silahlı terör örgütü davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Arif Doğan, dün Adli Tıp'a sevk edildi. Doğan, kontrollerin ardından yeniden hastaneye gönderildi. Aynı davanın tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün 'sağ kolu' olarak bilinen Arif Doğan'ın avukatı Kaya Kabacaoğlu, müvekkilinin tutuksuz yargılanması için mahkemeye dilekçe verdi. Dilekçesinde, müvekkilinin sağlık durumunun ciddi boyutlarda olduğunu ileri süren Kabacaoğlu, "Tutuksuz yargılanmak için bu başvuruyu yaptık. Neticeyi bekliyoruz." dedi. Başvuruyu değerlendiren adli makamlar, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi gören Doğan'ın sağlık durumunun tespiti için Adli Tıp Kurumu'na sevkine karar verdi. Emekli Albay, sabah saatlerinde hastanenin arka kapısından çıkarıldı. Hasta nakil aracı ile Yenibosna'daki Adli Tıp Kurumu'na getirildi. Kızı Arzu Doğan da Adli Tıp Kurumu önünde bekledi. Arif Doğan, kontrollerinin tamamlanmasının ardından yeniden hastaneye gönderildi. Silahlı terör örgütüne üye olmakla suçlanan Doğan'ın 21 ila 50 yıl arasında ağır hapis cezası isteniyor. İstanbul, Zaman

Darbeyi 'hak' olarak görüyorlar

İkinci Ergenekon iddianamesiyle birlikte darbe ve darbe teşebbüslerine ilişkin vahim planlar daha ayrıntılı bir şekilde ortaya çıkarken bazı çevreler halen yapılanların 'normal' olduğu düşüncesinde. Aralarında gazeteci, akademisyen ve hukukçuların da bulunduğu bu isimler, Ergenekon terör örgütünün yaptıklarının meşruiyetini de katıldıkları çeşitli televizyon programları ve konferanslarda da anlatıyor. Hatta, bunun bir 'hak' ve 'görev' olduğu yönünde beyanatlar dahi veriyorlar.

Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, bu isimlerin başında geliyor. Ceza Kanunu'na göre darbe hazırlıklarının 'suç sayılamayacağını' iddia ediyor. 'Darbe iddiasını araştırmanın askerî savcının görevi' olduğunu düşünen Kanadoğlu bu amaçla, Genelkurmay'ı göreve çağırıyor. TCK'daki darbe teşebbüsünün suç olmadığını savunuyor. Akıllara durgunluk verecek bir savunma yapıyor: "Teşebbüs hazırlığı suç değildir. Çünkü hiçbir yasada, ceza hukukunda hazırlık hareketleri cezalandırılmaz. Hazırlık hareketleri icrai harekete dönüştükten sonra suç oluşur. Eğer gönüllü olarak teşebbüs başladıktan sonra bu eyleminden vazgeçmişse siz onu teşebbüsten yine cezalandıramazsınız." Siyasetçilerin darbeye sebebiyet vermemesi gerektiğini anlatıyor: "Siz o darbeye sebebiyet vermeyeceksiniz. Darbeye sebebiyet verme olayına giriyorsanız o zaman sizi de suçlarlar."

Sabih Kanadoğlu'nu YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu izliyor. Soruşturmanın, hukuk düzenine aykırı yürütüldüğünü savunuyor. Ergenekon'un merkez üssü olarak seçtiği Cumhuriyet Gazetesi yazarı Cüneyt Arcayürek de Şener Eruygur'un TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi çerçevesinde darbe yapmaya hakkı olduğunu savunuyor. "(Balbay) Darbe olsun dedi, suç olur mu canım? Eylem olmadan suç olur mu?" ifadelerini kullanıyor. Emine Dolmacı, İstanbul

Savcılık ifadesinde eşiyle çelişti

Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün savcılıktaki beyanında, Ergenekon soruşturması kapsamında arandığını yakalandıktan sonra öğrendiğini ileri sürdü. Ancak eşi Muzaffer Ersöz, gazetelere yaptığı açıklamada, Levent Ersöz'ün arandığını operasyondan hemen sonra öğrendiğini söylemişti.

Ergenekon davasının sanıkları arasında bulunan Levent Ersöz'ün, Cumhuriyet Savcılığı'nca yapılan sorgusundaki beyanları iddianamede yer aldı. Ersöz, ifadelerinde Moskova'ya 30 Haziran 2008 tarihinde kendi pasaportu ile İstanbul Atatürk Hava limanından gittiğini belirtiyor. Sağlık problemlerinin çıkması üzerine Türkiye'ye dönmeye karar verdiğini anlatıyor. Türkiye'ye rahat girebilmek için İvan isimli yabancı şahıs adına düzenlenmiş sahte pasaport ile denizyoluyla Zonguldak'tan giriş yaptığını aktarıyor. Türkiye'ye geldiğinde üzerinde bulunan Mehmet Orhan G. adına düzenlenmiş sahte kimliğin kendisine eşi Muzaffer E.'nin verdiğini belirtiyor. Arandığını ise yurda döndüğünde öğrendiğini savunuyor. Oysa Levent Ersöz, operasyon sonrası kendisine ulaşan gazetecilere, "İşim biterse dönerim, döndüğümde teslim olacağım." demişti. Ayrıca eşi Muzaffer Ersöz de bir gazeteye verdiği demecinde, Levent Ersöz'ün arandığını bildiğini, duyduğunda üzüldüğünü açıklamıştı. Ergenekon terör örgütünün yöneticisi olmakla suçlanan Ersöz'ün iki kez müebbet hapsi isteniyor.
aktifhaber

Kemal Kerinçsiz: Ergenekon savcıları kullanılıyor! Onların önüne atılmış silâhsız gladyatör gibiyiz

31 Mart 2009 "Ergenekon" davasının tutuklu sanıklarından avukat Kemal Kerinçsiz, soruşturmayı yürü ten savcıların ya kullanıldıklarının farkında olmadıklarını yahut da baştan beri buna rıza gösterdiklerini öne sürerek, "Kendileri adına üzülüyorum. Çünkü kendi ordusuna, Türk Silahlı Kuvvetlerine, Atatürkçülere terörist diyen savcılar olarak Türk tarihine geçmişlerdir" dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesindeki salonda görülen davanın 67. duruşmasında savunmasına başlayan Kerinçsiz, hukuk fakültesindeki hocasının "Toplumda bir hukukçu kadar güçlü olan yoktur. Sakın ola ki o gücünüzü başkasına kullandırmayınız" tavsiyesinde bulunduğunu hatırlattı.
Kerinçsiz, "Sayın savcılar bu davada ya kullanıldıklarının farkında değiller ya da baştan beri kullanılmaya muvafakat etmişler. Kendileri adına üzülüyorum. Çünkü kendi ordusuna, Türk Silahlı Kuvvetlerine, Atatürkçülere terörist diyen savcılar olarak Türk tarihine geçmişlerdir" dedi.
Bunun ilk örneğinin daha önce "Şemdinli iddianamesinde" görüldüğünü, bu iddianamenin "Ergenekon" davasının da ilk işareti olduğunu söyleyen Kerinçsiz, "Şemdinli iddianamesi"ni hazırlayan savcı Ferhat Sarıkaya'nın satır aralarında TSK'ya "terör örgütü" dediğini, Genelkurmay Başkanının da "terör örgütünün başı" olduğunu iddia ettiğini savundu.
Kerinçsiz, "Bu tarikat elemanı, işi bittikten sonra alındı, götürüldü tarikat şeyhinin dizinin dibine oturtuldu. Şimdi de gizli tanık olarak kullanıldığı söyleniyor. Sayın savcılar sakın ola ki 'Biz savcıyız. Arkamızda Adalet Bakanı var, hükümet var, dış güçler var, Fethullah Gülen var, kimse dokunamaz bize' demesinler. Gün gelir arkanızdaki güç biter. Tek kalacak olan güç Türk milletinin gücüdür" diye konuştu.
Yapılanın "sivil bir darbe olduğunu" ileri süren Kemal Kerinçsiz, "Sayın savcılar söylediklerimi ideolojik bir kimlikle değil, hukukçu kimliğiyle dinlerlerse onların da kazanacakları vardır. Savcıların şahıslarına yönelik herhangi bir kastım yoktur. Önemli olan bu yeşil yargı darbesinin parçaları olmalarıdır. Senaryosu dışarıda yazılan, milli değerlere, Türk milletinin bekasına, Atatürkçü düşünce yapısına, masum insanlara ve şahsıma bu dava yoluyla verdikleri zarar beni yakından alakadar etmektedir" görüşünü dile getirdi.
İddianamede, darbe hazırlığı içinde olduğu öne sürülen kişilerin yakalanana kadar TSK içindeki yüksek mevkili komutanlarla bu konuda irtibat içinde olmaya devam ettiğinin belirtildiğini aktaran Kerinçsiz, bu nedenle davanın askeri mahkemede görülmesi gerektiğini savunarak mahkemenin "görevsizlik kararı" vermesini talep etti.
Davanın başından beri hukuk kurumlarının değil, emniyet güçlerinin kontrolünde olduğunu öne süren Kerinçsiz, savcı Zekeriya Öz'ün kendisine, "MİT benim kulağıma fısıldar ben gereğini yaparım" dediğini öne sürdü .
Kerinçsiz, Ümraniye'de ele geçirilen el bombaları konusunda usule uygun hareket edilmediğini öne sürerek, bu bombalar konusunda mutlaka bilirkişi incelemesi yapılmasını istedi.
Mahkemenin Beşiktaş'taki ağır ceza mahkemelerinde görülen davalardan farklı olarak kesintisiz duruşmalara devam ettiğini ifade eden Kerinçsiz, şunları kaydetti:
"Sadece bu davada kesintisiz yargılama yaparak CMK 192. maddesinin uygulanmasının, mahkemenin bu davayı farklı gördüğü, bu davaya ön yargı lı baktığını gösterir. Mahkemenin kesintisiz yargılamayı neden yaptığını açıklaması gerekir. Kesintisizlik kuralının uygulanması mahkemenin bu davaya tahsis edilmesini zorunlu kılmıştır. Mahkeme, Ergenekon davasının diğer ceza davalarından farklı olarak kesintisiz olarak yapmasının gerekçesini ortaya koyamadı. Kesintisiz yargılamayla sadece tarikat medyasının takip ettiği bir dava haline gelindi."
Usule uygun olmayan bir şekilde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ikinci bir heyetin oluşturulduğunu belirten Kerinçsiz, 2 başkan ve 6 üyenin bulunduğunu, ancak adli mahkemelerin kuruluş yasasına göre bir başkan ve gerektiği kadar üye olması gerektiğini söyledi.
İkinci heyet ve soruşturma için yeni savcı atamalarının olağ anüstü yargılamanın yolunu açtığını savunan Kerinçsiz, Silivri'deki cezaevinde yargılama yapılmasını da eleştirerek, sanıkların müdafiilik konusunda istenildiği kadar yararlanamadıklarını, az sayıda yakınlarının duruşmayı izleyebildiğini, mahkemenin sağlık sorunları, güvenlik gibi gerekçelerle Beşiktaş'taki mahkemede değil de sanıkları cezaevinde yargılamasını eleştirdi.
Kerinçsiz "Bugüne kadar 10 binlerce kişi araçlarla sağlıksız koşullarda duruşmalara taşındı" diyerek "Sanıklar adeta savcıların önüne arenada atılmış silahsız gladyatörlere dönüştürülmüştür. Ben o sorulan suallere inanamıyorum" şeklinde konuştu.
Davanın Beşiktaş'taki ağır ceza mahkemesinde ve diğer davalarda uygulanan usul kurallarına göre yapılmasını isteyen Kerinçsiz, hazırlanan yeni iddianamenin kendilerine de okunarak ek savunmalarının alınması gerektiğini öne sürdü.
Kemal Kerinçsiz, ikinci iddianame ve ekleri ile tüm delillerin kendisine verilmesini istedi.

netgazete

CHP'li Akaydın'a Ergenekon'dan Ödül
01 Nisan 2009 22:24

CHP'li Antalya Belediye Başkanı, Ergenekon'dan ödüllü çıktı

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen CHP'li Prof. Dr. Mustafa Akaydın, Ergenekon Terör Örgütü ile irtibatı ortaya çıktı.

Prof. Dr. Akaydın, Akdeniz Üniversitesi Rektörü iken ETÖ üyelerinden Yılın Kuvvacısı ödülü aldığı ortaya çıktı.

Söz konusu ödül töreni ETÖ iddianamesine de girmişti. 2005 yılında ETÖ sanığı Vedat Yenerer'in düzenlediği Yılın Kuvvacısı ödülünü alan Prof. Dr. Akaydın'ın görüntüleri fotoğraflara böyle yansımıştı.

Prof. Dr. Akaydın'ın hemen yanında ETÖ tutuklu sanığı Kuvayı Milliye 1919 Derneği Genel Başkanı Hüseyin Görüm bulunuyor.

Görüm'ün yanında ise ETÖ tutuklu sanığı Sevgi Erenerol var.
aktifhaber
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Nis 01, 2009 8:39 pm    Mesaj konusu: "Ergenekon’a müdahale edildi" Alıntıyla Cevap Gönder

Polis 1 Numaranın Kapısındaydı
01 Nisan 2009 11:14

Ergenekon’a müdahale edildi. Sabih Kanadoğlu’nu ve Tuncer Kılınç’ı gölgede bırakacak bir şahsın evine son anda gidilemedi. Operasyon yarıda kesildi... Flaş ayrıntılar..

Ülkede seçim heyecanı geride kaldı şimdi herkes sonuçları tartışırken, bir diğer gündem maddesi Ergenekon Davası Silivri'de devam ediyor. Aradan geçen yaklaşık 2 yılda ne bütün failler, ne yapının tam fotoğrafı ortaya çıktı. Konuyu yakından takip eden Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, Neşe Düzel'le yaptığı ropörtajda, davanın seyrine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Tayyar, Ergenekon davasında “gizli” pazarlıkları, kimlere dokunulamadığını, bundan sonra ne olacağını, kimlere dokunulabileceğine dair fikirlerini paylaştı.

İşte Taraf Gazetesi'nden Neşe Düzel'in, Şamil Tayyar'la yaptığı ropörtajdan çarpıcı notlar:

....

İkinci İddianame’ye de baktığımızda, Ergenekon’un en tepesinde darbecilikle suçlanan gene sadece iki emekli general var. Bunlar gerçekten örgütün en tepedeki isimleri mi?

Birinci ve İkinci İddianameleri topladığınızda 142 sanık var. Ayrıca dokuz ve onuncu dalga operasyonlarla ilgili olarak 77 kişi hakkında da soruşturma devam ediyor.

Ergenekon’a müdahale edildi. Sabih Kanadoğlu’nu ve Tuncer Kılınç’ı gölgede bırakacak bir şahsın evine son anda gidilemedi. Operasyon yarıda kesildi

Bedrettin Dalan bunlar arasında mı?
Evet. Aslında çok kritik isimler olacak Üçüncü İddianame’de. Eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, eski Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek... Hepsi Üçüncü İddianame’de olacak. İkinci İddianame’ye gelince... Şu anda bir numaralı sanık eski Jandarma Genel Komutanı emekli General Şener Eruygur, iki numaralı sanık eski Birinci Ordu Komutanı emekli General Hurşit Tolon, üç emekli Albay Levent Ersöz, dört emekli albay Hasan Atilla Uğur, beş numaralı sanık da emekli General Veli Küçük. Darbe girişimleri onların görev yaptığı dönemde olmuş. Bu isimlerden sadece Eruygur ve Tolon için Ergenekon örgütüyle ilgili “kurucu üye ve üst düzey yönetici” tanımı yapılıyor. Diğer üç sanıkla ilgili sanıkla böyle bir ifade yok.

Bundan, Ergenekon’un kurucu üye ve tepe yönetici sayısının aslında iki generalden ibaret olmadığını mı anlamalıyız?

Tabii. Ergenekon’un ele geçirilen bir örgüt şeması var. Orada, “Ergenekon Başkanlığı” deniyor. Bu başkanlık beş ya da yedi kişilik bir “Konsey”i tarif ediyor. Şu anda sanık iki kişi var. Asgari üç kişinin daha bu konseyde olması lazım. Savcılar buraya kimleri oturtacaklar, bilmiyoruz.

Üçüncü’de mi belli olacak bu?

Üçüncü İddianame’ye, Eruygur ve Tolon’la aynı fonksiyonu icra eden veya o konseyde yer alan iki isim daha girebilir. Bunlar emekli asker ya da sivil olabilir. Ağırlıklarına baktığımız zaman ilk akla gelen isimler, Tuncer Kılınç, Sabih Kanadoğlu ya da Kemal Yavuz... Kılınç ve Yavuz’un ifadeleri alındı. Üçüncüye sanık olarak girerler mi henüz bilmiyoruz. Ama konseyin tamamlanması için en az üç kişiye daha ihtiyaç var. Bunlar kim bilmiyoruz.

Dava konusu olan Ergenekon örgütü kaç yılında kurulmuş?

Ele geçirilen belgelere göre, 1999’un ekim ayında kurulmuş. Aralıktan itibaren faaliyete başlamış. Aslında bu, ordu içindeki iktidar savaşının sonucunda ortaya çıkmış bir örgüt. Dava konusu olan Ergenekon, 28 Şubat kadrolarına karşı kuruldu. Bunların o dönemdeki rakipleri Batı Çalışma Grubu’ydu. 1998 yılı 30 ağustosta Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı emekli oldu. Onun emekli olmasıyla iki grup arasındaki
iktidar çatışmasında güç dengesi Ergenekoncular lehine değişmeye başladı. Çünkü Karadayı’nın yerine Hüseyin Kıvrıkoğlu genelkurmay başkanı oldu. Kıvrıkoğlu, bir yıl, Karadayı’nın kendisine emanet ettiği kadrolarla çalıştı. 1999 ağustosundaki Şûra’da ise kendi damgasını vurdu.

Ergenekon’un en az beş kurucusu var. Eruygur ve Tolon biliniyor. Diğer üçü, Üçüncü İddianame’de çıkacak. İlk akla gelenler Kanadoğlu, Tuncer Kılınç, Kemal Yavuz

Ne yaptı?

Eruygur, Tolon ve eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Kıvrıkoğlu’nun çok yakın çalışma arkadaşlarıdır. Onun döneminde güçlendiler. 1997’de Kıvrıkoğlu’na suikast girişiminde bulunulduğu iddiasını çok daha kolay aydınlatabiliriz bu yüzden. Kıbrıs’ta bir tören sırasında tribüne ateş açılmış ve Kıvrıkoğlu’nun önündeki birine oturan bir albay ölmüştü. Tatbikatı Özel Kuvvetler yapıyordu. Özel Kuvvetler, Genelkurmay Başkanlığı’na bağlıdır. Burası karanlık bir noktadır. Kıvrıkoğlu’nun genelkurmay başkanı oluncaya dek 1998 yılı boyunca uçağa binmediği ve özel programlara katılmadığı anlatılır. Gerçi, aradan epey zaman geçtikten sonra 28 Şubat kadroları içinden Ergenekoncularla işbirliği yapanlar oldu. Mesela Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şener... Aynı şekilde Susurluk’un içindeki bazı kadrolar da daha sonra Ergenekon’la işbirliği yaptılar. Mesela Veli Küçük, Sami Hoştan, İbrahim Şahin... Ama 28 Şubat’ın lider kadrosundan Çevik Bir bugün ortalıkta yok mesela...

28 Şubat darbesinde genelkurmay başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ydı. Bugün Karadayı’nın kasetleri yayınlanıyor. Bu kasetlere göre Karadayı, 367 kararı için baskı yapıyor, ANAP ve DYP’yi birleştirmeye çalışıyor. Karadayı da mı daha sonra Ergenekonculara yakınlaştı?

Karadayı genelkurmay başkanı olmasına rağmen 28 Şubat’ın lideri değildi. Karadayı alt kadroları sert buluyordu. 28 Şubat’ın lider kadrosu Çevik Bir ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’ydı. Batı Çalışma Grubu’nu da Erkaya kurdu. Daha sonra Batı Çalışma Grubu güç kaybetti. Yerine Ergenekon parladı. 28 Şubat kadrolarıyla Ergenekon arasında iktidar kavgası yaşanmış olsa da, AK Parti’nin iktidar olması üzerine, 28 Şubat’ın tasfiye olmuş bazı isimleri, Ergenekon’la mutabakata girdiler. Karadayı da böyle bir zımni mutabakata girmiş gözüküyor.

28 Şubatçılar Amerikan karşıtı değillerdi. Ergenekoncular ise Amerikan karşıtı ve Rusya’yla işbirliği kurulmasını istiyorlar. İki darbeci grubun arasındaki ideolojik farklılık bu muydu?

Ergenekoncular başta Amerikan karşıtı değillerdi. Onların Avrasya politikası, Rusya’yla ve Almanya’yla yakınlaşma politikaları 1 Mart 2003 tezkeresinden sonra başladı. 1 Mart tezkeresinde AK Parti hükümetiyle Amerika arasında yaşanan gerginlikten yararlanmak istediler. Zaten 2003-2004 yıllarında darbe planları hazırlamaya cesaret etmelerinin bir sebebi de budur. O tarihte Amerika, AK Parti hükümetini hırpalamak ve burnunu sürtmek adına hükümet karşıtı faaliyetleri engelleyici olmadı. Ama bunların darbe yapacağını

Amerika, hükümete darbe bilgisini vererek mi Ergenekona müdahale etti?

Hem siyasi iktidarı bilgilendirerek bence müdahale etti. Ayrıca Amerika’nın bilgisi olmadan ve onun desteğini almadan Türkiye’de darbe yapamazsınız. Dolayısıyla o dönemde AK Parti hükümetinin de darbecileri kontrol etmeye çalıştığını görüyoruz.

Askerî ihalelere giren ya da fabrikaları Jandarma bölgesinde olan patronlardan Ergenekon’a para akmış. Ergenekon, bu işadamlarıyla çok sıcak temas kurmuş

Ergenekon davasının tümüne bir darbe hazırlığının davası olarak bakmak mümkün mü?

Evet. Şu anda Ergenekon bir darbe davası haline geldi.

İddianame, üç eski kuvvet komutanının görevdeyken bir ayaklanma hazırlığına katıldıklarını ama emekli olduktan sonra bu girişimden çekildiklerini söylüyor. Niye onlar durdu da Eruygur ve Tolon duramayıp devam etti sizce?

Örnek’in günlüklerinden, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman asında en az Eruygur kadar bu işe hevesli biri gibi algılanıyor. Bence Amerika bazı istihbarat bilgilerini MİT’le ve hükümetle paylaştı. Dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, komutan Aytaç Yalman’a gidiyor ve, “Şener Eruygur’u uyarın. Bazı yanlış işler yapıyor. Sanmayın ki bunlar gizli kalıyor. Birileri bunlardan haberdar” diye uyarıyor. O konuşmadan sonra Yalman deşifre olduğunu hissediyor ve bunun bedelinin ağır olduğunu düşünmüş olmalı ki yavaş yavaş darbe planlarından ve Şener Paşa’dan uzaklaşıyor. Aynı şekilde diğer kuvvet komutanları İbrahim Fırtına ve Özden Örnek de kopuyorlar.

MİT onları niye uyarıyor?

Sonuçta başbakanlığa bağlı bir kurum. Belki hükümetin baskısıyla uyarıyor. Belki de Amerika darbeye dur deme ihtiyacını duydu ve bu operasyonu MİT üzerinden yaptı.

Aytaç Yalman’la Şener Eruygur’un kişisel banka hesaplarından 1,5 milyon doları transfer edip dinleme aygıtları alındığını duyurdu Taraf gazetesi. Bu paralar nereden gelmiş olabilir?

Bu iddia doğruysa, ciddi bir kaynak ayırdıkları anlaşılıyor bu işe. Ergenekon’un iş dünyasıyla ilişkileri olduğunu biliyoruz. Bunlar Ergenekon üyesi değiller. Ama bunlar askerî ihalelere girdikleri ve orduyla iş yaptıkları için ya da fabrikaları Jandarma bölgesinde kurulu olduğu için, Ergenekon, iş dünyasından ciddi bir para akışı sağlamış gözüküyor. Özellikle Jandarma bölgesinde işletmeleri bulunan patronlarla Jandarma arasında daha sıcak bir temas kuruluyor.

....

Kürt meselesini çözmek Ergenekon’la hesaplaşmanın önüne geçebilir mi?

Evet geçebilir. Şöyle bir anlaşma olabilir. ‘Evet, bazı yanlışlar yapıldı. Kendi içimizde çözelim. Burada durulsun’ denebilir. Çünkü bu iş daha büyük isimleri kapsıyor. Onuncu dalga operasyonda Sabih Kanadoğlu’nun sadece evi arandı. Onun ifadesi bile alınamadı. Bence müdahale edildi.

Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?

Kendisi aramadan sonra televizyona çıktı, Bana, Danıştay cinayetini ve Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan bombaları sordular” dedi. O olaylarla bağlantısı olduğu iddia ediliyor ki, evine giden savcı ve emniyet görevlisi tarafından bununla ilgili görüşü sorulmuş. Bunlar ev aramasında dosyalar karıştırılırken ayaküstü sorulacak sorular değil. Zaten Birinci
ve İkinci İddianamelerin ruhuna bakarsanız, Danıştay baskını ve Cumhuriyet’e bombalarla ilgili olarak sadece örgütün üst düzey yöneticileri suçlanıyor. Çünkü örgüt yöneticileri üyelerin yaptıkları tüm eylemlerden sorumlu tutuluyorlar. Bu cinayeti bizatihi Sabih Kanadoğlu işlemediğine göre, ona isnat edilen suçlama örgüt yöneticiliğidir.

Ergenekon çok tepelere çıktı diye mi sürece müdahale edildi sizce?

Evet. Hatta bu isimleri gölgede bırakacak önemli bir şahsın daha evine gidileceği ancak bir müdahale sonucunda gidilemediği iddiası var. Operasyon grubu içindeki Emniyet’ten bazı isimler bize, bunun Sabih Kanadoğlu’nu da, Tuncer Kılınç’ı da gölgede bırakacak bir isim olduğunu, fakat
operasyonun yarıda bırakıldığını söylediler. ‘Zımni mutabakat bozuldu ya da bir numaraya kadar gidilecek yolun üzerine çok ciddi bir bariyer çekildi’ derken bunu anlatmaya çalışıyorum.

Gündüz'ün Yardımcısı Ajan Çıktı
01 Nisan 2009 14:15

Aczmendi Tarikatı lideri Müslüm Gündüz'ün sağ kolu Yüksel Dilsiz, Ergenekon silahlı terör örgütünün ajanı çıktı. Dilsiz'in içine sızmadığı cemaat yok gibi...

28 Şubat’ın aktörlerinden Aczmendi Tarikatı lideri Müslüm Gündüz’ün sağ kolu, Ergenekon sanığı Levent Ersöz’ün “haber elemanı”ymış. İkinci Ergenekon İddianamesi’ne göre, Levent Ersöz’ün haber elemanı Yüksel Dilsiz, Aczmendi Tarikatı’na sızmış ve iki yıl boyunca dergâha giderek Müslüm Gündüz’ün yardımcılığına kadar yükselmiş. Ersöz’le ilişki kuran Dilsiz’in Bursa’daki evinde dev bir istihbarat arşivi ele geçti. Ersöz de ifadesinde Dilsiz’le çalıştığını kabul etmişti.

Ergenekon’a üye tutuklu sanık Yüksel Dilsiz’de ele geçirilen gizli kamerayla çekilmiş görüntü, elektronik kayıt, Jandarma iç yazışma raporları ve fişleme belgeleri Refah-Yol hükümetinin düşürülmesiyle sonuçlanan 28 Şubat sürecine ışık tutuyor. Ergenekon iddianamesine göre, Yüksel Dilsiz’in Bursa ili Yıldırım ilçesi Yavuz Selim Mahallesi Hayretttinoğlu Caddesi Hatip sokak No:18/1’deki ikametinde Müslüm Gündüz ve tarikatıyla ilgili yazılı istihbarat fişlerine, gizli çekilmiş kamera görüntülerine ve kayıtlara ulaşıldı. İddianamede, Yüksel Dilsiz’in, Ankara ve Bursa’da Jandarma İstihbarat Komutanlığı yaptığı dönemde Levent Ersöz ile temas kurduğu ve Ersöz’e bağlı olarak illegal bir şekilde istihbarat elemanı olarak kullanıldığı belirtildi. Savcılar, Ersöz’ün Dilsiz ile “bir dönem çalıştığını” kabul ettiğini hatırlattılar.

İddianamede Dilsiz’de ele geçen “15/1 nolu deliller” kısmında, Müslüm Gündüz ile ilgili el yazılı istihbarat fişine yer verildi. Yüksel Dilsiz’in babası Mehmet Dilsiz’e ait Ulus Mah. Baş Sokak No:2/1 sayılı adreste de ele geçen deliller arasında da Gündüz ile ilgili kayıtlar yer aldı. “08, 09, 10,11 ve 12 kodlu CD”lerde Gündüz’ün lideri olduğu tarikatın vaaz toplantıları ve zikir ayinlerinde gizli kamerayla çekildiği anlaşılan görüntüler yer alıyor. 17, 18, 19 nolu CD’lerde ise Aczmendi lideri Müslüm GÜNDÜZ’ün de yer aldığı gizli kamera çekimi ile yapılan dini vaaz, toplantı, zikir ve sohbetler bulunuyor.

İki yıl Aczmendi tarikatında kalmış

16 nolu delil evrak içeriğinde de Yüksel Dilsiz tarafından “Çavdaroğlu Paşa’ya hitaben” yazılmış bir sayfalık bilgisayar çıktısı mektupta daha ilginç bilgilere yer veriliyor. Levent Ersöz’ün Bursa Jandarma İstihbarat Bölge Komutanlığı’nda ilk kez çalışmaya başladığını anlatan Dilsiz, Ersöz’ün Ankara’da Jandarma İstihbarat Komutanı olduğu dönemde de bu ilde Grup Komutanlığı’nda çalışmaya devam ettiğini söylüyor. Dilsiz, Hizbullah ve diğer cemaatlerle ilgili istihbarat tecrübesi olduğunu, arşivleme yaptığını belirttiği mektubunda, örnek olarak da Müslüm Gündüz ile ilgili yaptığı çalışmayı anlatıyor. iki yıl Aczmendi tarikatını izlediğini kaydeden Dilsiz, Müslüm GÜNDÜZ’ün sağ kolu konumuna yükseldiğini, iki yılda tuttuğu tüm kayıtların bir bilgisayar hard diskinde, kendisinde olduğunu söylüyor.

Dinleme bilgileri bürekratlardan

Soruşturma savcıları hırsızlıktan sabıkalı Yüksel Dilsiz’in Levent Ersöz tarafından illegal işlerde kullanıldığı değerlendirmesini yapıyor. Bu çalışmalar kapsamında Ersöz’ün, Dilsiz’i Şener Eruygur ile de görüştürdüğünün tespit edildiğini belirten Ergenekon savcıları şu değerlendirmeyi yapmış: “Dilsiz’in birçok üst düzey bürokratla istihbarat elemanı olarak irtibat kurduğunu, milletvekillerinin fotoğraflarını çekip telefon numaralarını illegal dinlemeler için kolaylıkla temin ettiği, çok sayıda kişiyi illegal olarak dinleyerek bu kişilerle alakalı bilgileri karşı siyasi görüşte olan kişilere verip değişik şekilde gazetelerde yayınlattıkları, bu konuyla alakalı birçok raporun Cumhuriyet Çalışma Grubu’nun dönemsel devre raporlarında yer aldığı anlaşılmıştır.”

İkinci görevi Nur cemaati

Yüksel Dilsiz, 2002’den sonra Fethullah Gülen cemaatini takip etmekle görevlendirilmiş. Dilsiz, gözaltına alındığı Bursa’da emniyet ve savcılık ifadelerinde Nur cemaati içersinde kendisine duyulan güvenden dolayı cemaat ile ilgili görevlendirildiğini, toplantılarda kimlik tespiti ve gizli kamera çekimi yaptığını, dönemin milletvekillerinden Nur cemaati ile ilişkisi olanları tespit görevi verildiğini, milletvekillerinin bulunduğu ortamlarda çekim yapıp evlerini izlediğini, rapor hazırlayıp Dursun adlı bir yüzbaşı vasıtasıyla Salih Albay’a verdiğini, bu şekilde 2004 yılına kadar devam ettiğini, o dönemde kendisine verilen kredi kartından İsmail Uzman çavuşun 300.000.000 YTL para çekildiğini, ancak parayı geri vermediğini, bu nedenle Dursun ve diğer görevliler ile arasının bozulduğunu anlatmış.

İşi teknik takip yapmak

Yüksel Dilsiz, emniyet ve savcılık ifadelerinde Levent Ersöz’le ilgili ilginç bir iddiada daha bulunmuş. Dilsiz, Ersöz’ün kendisini Şanlıurfa İl Jandarma Komutanlığı İstihbaratı’na göndererek, dönemin Genelkurmay Başkanı ile Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Abdulkadir Aksu ve Hüseyin Çelik’in cep telefonlarının dinlenmesi talimatını verdiğini de öne sürmüş. Dilsiz, Ersöz’ün teknik takibe aldırmak istediği kişileri Jandarma Genel Merkezi tarafından fark edilebileceği endişesiyle dinleme işini başka ilden yaptırma kararı aldığını da söyledi.

Kaynak: Taraf

Eruygur Hakkında Şok İddia!
02 Nisan 2009 21:14

Emekli Orgeneral Şener Eruygur'un görevde olduğu dönemde, darbe ortamına zemin hazırlamak için, korsan belge ve karar düzenlettiği iddia ediliyor...

Eruygur'la ilgili bir başka önemli suçlama ise, Ankara ve İstanbul'da kurdurduğu ifade edilen dinleme sistemleri... Eruygur'un, internet kullanıcılarını takip etmek için bir buçuk milyon dolar ödediği ileri sürülüyor.

1.5 MİLYON DOLARLIK DARBE KULAK SİSTEMİ

Emekli orgeneral Şener Eruygur'un, planladığı darbe girişiminin ayrıntıları tek tek ortaya çıkıyor. Eruygur'un darbe planlarını gerçekleştirmek için, bir buçuk milyon dolarlık "darbe kulak sistemi" aldığı ve bununla yasadışı istihbarat arşivi kurmaya çalıştığı iddia ediliyor. Sisteminin hedefi, internet kullanıcıları.

PARAYI NEREDEN BULDU?

İddianamede, Eruygur'un, bir buçuk milyon dolar ödemesine rağmen fatura almadığı, sorgusu sırasında da paranın kaynağını açıklayamadığı ifade ediliyor.

ŞEHRİN ORTASINDA DARBE KULAK SİSTEMİ

2003-2004 yıllarında yapılması planlanan darbe için alınan cihazlar, ETÖ sanıklarından Hakan Şanlı aracılığıyla ithal edilmiş. Şanlı'nın ifadesine göre sistem kritik noktalara takılmış.

İki cihaz da Ankara'ya yerleştirilmiş; biri, ODTÜ'ye diğeri Ulus'a.

İddianamede, cihazları yerleştiren Hakan Şanlı'nın hesabına, dönemin Kara Kuvvetleri komutanı orgeneral Aytaç Yalman ve Eruygur'un ait banka hesaplarından, yüklü miktarda para ödendiği ifade ediliyor. Hakan Şanlı'nın, askeri ihaleleri alan bir firmasının, gizli ortakları arasında ETÖ sanıkları Levent Ersöz ve Hasan Atilla Uğur olduğu ifade ediliyor.

TSK ADINA KORSAN EMİRLER

İddianamede, Eruygur'la ilgili çok önemli bir başka suçlama daha yer alıyor... Eruygur görevde olduğu dönemde, darbe zemini oluşturmak için, Türk Silahlı Kuvvetleri adına, korsan rapor, karar ve belge hazırlatmış. Bu önemli gerçek soruşturma sırasında ortaya çıkmış. Savcılık, ETÖ sanıklarından ele geçirilen "Gizli" ibareli belgeleri, Genelkurmay Başkanlığı'na sorunca, "TSK'ya ait değildir", "mevcut kayıtlarda rastlanılmamıştır" şeklinde cevaplar almış. Soruşturma derinleştirilince, Eruygur'un, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden habersiz ve yine TSK'nın bilgisayar sistemini kullanarak korsan rapor, belge ve kararlar hazırlattığı belirlenmiş.

"TEKNİK İNCELEMELER SONUCU BU RAPORLARIN, BÜYÜK BİR KISMININ TSK'YA AİT BİLGİSAYARLARDA YAZILDIKLARI, ANCAK BU BELGELERİN TSK'NIN KAYITLARINA AKTARILMAMASININ, YAPILAN ÇALIŞMALARIN ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNÜN AMAÇ VE FAALİYETLERİ DOĞRULTUSUNDA O KURUMDA GÖREV YAPAN BAZI KİŞİLERCE HAZIRLANDIĞI SONUCUNU ORTAYA KOYDUĞU ANLAŞILMIŞTIR."


Samanyoluhaber.


03 Nisan 2009 20:38
''Ergenekon'' davasına bakan Mahkeme Heyeti, MİT'ten gönderilen, 2001 yılında Tuncay Güney ile yapılan mülakatın orijinal CD'leriyle ilgili yayın yasağı koydu.

Ergenekon davasında mahkeme, 2001 yılında Tuncay Güney'i sorgulayanlar hakkında, "sorgu sırasındaki davranışları" nedeniyle suç duyurusunda bulundu.

''Ergenekon'' davasına bakan Mahkeme Heyeti, MİT'ten gönderilen, 2001 yılında Tuncay Güney ile yapılan mülakatın orijinal CD'leriyle ilgili yayın yasağı koydu.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, verilen aranın ardından alınan kararları açıkladı.

Mahkeme, MİT'ten gelen CD'lerdeki Tuncay Güney'e ait ses kayıtlarının çözümünün bilirkişi aracılığıyla yapıldığını belirterek, çözümle ilgili raporun ve CD örneklerinin talep halinde sanıklar ve avukatlarına verilmesini kararlaştırdı.

Ancak mahkeme, verilecek mülakat metni ve CD üzerinde, ''bunun daha önceki delil dosyalarında bulunmadığı'' ve CMK'nın 187/3. maddesi de dikkate alınarak yayın yasağı konulmasını ve bu konuda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasını hükme bağladı.

Bu CD içerikleri dikkate alınarak, sorgulanan Tuncay Güney'e yönelik davranışlarla ilgili olarak da mahkeme, sorgulayanlar hakkında gereğinin yapılması için Beşiktaş'taki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasını kararlaştırdı.

Sanıkların cezaevinde bilgisayar kullanamadıkları yönündeki beyanlarına ilişkin de mahkeme, cezaevinde delil klasörlerinin bilgisayar ortamında incelenebilmesinin mevcut mevzuat kapsamında birtakım zorluklar içerdiği anlaşıldığından tüm delil dosyalarının birer kitap haline getirilmesine karar verdi.

Mahkeme, bu kitapların cezaevi kütüphanesine konulup bu dosyada bulunan tutuklu sanıkların incelemesine sunulmasını, basım işleriyle ilgili de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasını kararlaştırdı.

Sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar veren Mahkeme Heyeti, duruşmayı 6 Nisan Pazartesi günü saat 09.30'a bıraktı.
aktifhaber

Çiçek'e Ergenekon Desteği
03 Nisan 2009 16:49‘

DTP Iğdır’ı aldı, Ermenistan sınırına dayandı' sözleri tepki toplayan Çiçek'e ETÖ'cü Kerinçsiz'den destek geldi. Kerinçsiz Çiçek'le ilgili çarpıcı bir iddiada da bulundu.

Ergenekon Davası’nın 69. duruşmasında tutuklu sanığı Avukat Kemal Kerinçsiz’den, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’e destek geldi.

Kerinçsiz, Cemil Çiçek’in “Ermenistan sınırına dayandılar" sözüne de göndermede bulunarak, şunları söyledi: “Çiçek Boğaziçi Üniversitesi tarafından düzenlenen Ermeni Konferansı ile ilgili de ‘Bu Türk milletini sırtından hançerlemektir.’ demişti. Doğru bir sözdü. Son dönemde söylediği söz de çok önemlidir. Doğru tespitlerdir. Son derece sağduyulu bir Bakan. Bu söylediklerinden dolayı kendisini tebrik ediyorum" dedi.

ADALET BAKANLIĞI'NI NEDEN KABUL ETMEDİ?

Ergenekon tutuklu sanığı Kerinçsiz, Cemil Çiçek'in son kabinede Adalet Bakanlığı görevini bizzat kendisinin kabul etmediği iddiasında da bulundu.Kerinçsiz'e göre Çiçek, Ergenekon davasının açılacağını o günden gördüğü için bu mesuliyete ortak istemedi
aktifhaber

Teğmenler Erdoğan'ı Vuracaktı

03 Nisan 2009 11:08Ergenekon Silahlı Terör Örgütü 2. İddianamesinde Erdoğan ve Gül'ü tutuklu teğmenlerin öldürme planlarına yer verildi. İşte yer ve zaman..

Ergenekon 2. iddianamesinde Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'e yönelik suikast planlandığı tespit edildi. Savcı, "Tutuklu teğmenlerin resmi geçit sırasında tankları eylem için kullanmayı düşündükleri telefon görüşmelerinde tespit edilmiştir" dedi.

Habertürk'ün haberine göre 2. iddianamesinde, 2. karargah evleri organizasyonu ile TSK'ya sızan zanlıların 30 Ağustos Zafer Bayramı törenlerinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan'a yönelik eylem hazırlığı yaptıkları ileri sürüldü. İddianamede, tutuklu teğmenlerin resmi geçitteki tank veya tankları eylemde kullanmayı düşündüklerinin telefon konuşmalarıyla belirlendiği yer aldı. Savcının mütaalasında, tutuklu teğmenler Erdoğan ve Gül'ü tıpkı Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat gibi resmi geçit töreni sırasında öldürmeyi planladıkları iddia ediliyor.

SAVCININ MÜTALAASI

İddianamede, tutuklu sanıklar Kemal Aydın ve Neriman Aydın ile bağlantıları tespit edilen bazı TSK mensubu muvazzaf teğmenlerin faaliyetlerine de yer verildi. İddianamede, tutuklu teğmen Mehmet Ali Çelebi ve Noyan Çahkuşu'nun faaliyetleri şöyle belirtildi:

Şüpheliler Kemal Aydın, Neriman Aydın ve Durmuş Ali Özoğlu'nun Ergenekon Terör Örgütü'nün hedeflerini gerçekleştirme amacıyla hayati derecede önem verdikleri Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sızabilmek için bir kısım Harp Okulu öğrencilerine çeşitli şekillerde ulaşarak örgüte kazandırdıkları dosya kapsamıyla ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Çelebi ve Çahkuşu'nun, Kemal ve Neriman Aydın'a okul ve askeri öğrencilere ait istihbari nitelikte bilgi temin ettiği, bu çalışmaları nedeniyle örgütteki üstlerinin takdirini kazandığı, faaliyetlerinin deşifre olmaması için çalışmalarını gizlice yürüttüğü, kendi aralarındaki örgütsel irtibatı sağlamak için sivil kişiler aracılığıyla temin ettikleri isim ve yer kaydı bulunmayan özel cep telefonu hattı kullandığı ve bunu diğer arkadaşlarına da sağlamaya çalıştığı,

Şüphelilerin, askeri okul içinde örgüt faaliyetlerini hücre tipi yapılanma şeklinde sürdürdüğü, oluşan hücre yapılanmasında tüm örgüt üyelerinin bir birlerini tanımadıkları, Aydın kardeşler ve Özoğlu'nun talimatları doğrultusunda örgüt üyelerini öncelikle komando olmaya ve daha sonra bu özelliklerinin yardımıyla özel Kuvvetler Komutanlığı'na sızmaya teşvik ettiği anlaşılmaktadır.

Şüpheli Çelebi'nin diğer şüphelilerle aralarında geçen konuşmalarda Ergenekon'un hedeflerinden olan "Yasama ve Yürütme" organını cebren ortadan kaldırmanın bir gereği olarak sürekli siyasi konularda yorum ve değerlendirmeler yaptığı, bu bağlamda terör örgütünün kendi görüş ve düşüncelerine aykırı siyasi parti ve görüşlere karşı tahammülsüz, şiddet içerikli konuşmalar yaptığı, Çelebi'nin, oluşturulan ihanet içinde olduğu kabulünden hareketle karşı eylem ve yasadışı girişim arayışında olduğu, buna bağlı olarak şüpheli Çalıkuşu ile birlikte 30 Ağustos Zafer Bayramında Cumhurbaşkanı veya Başbakan'a karşı bir eylem planı hazırlığı içinde olduğu, bu çerçevede tören resmi geçidi sırasında geçitte kullanılan tankın veya tankların törende bulunan Cumhurbaşkanı veya Başbakan'a karşı vahim bir eylemde kullanmayı düşündüklerini ima ederek konuştuğu telefon konuşmalarıyla tespit edilmiştir.
aktifhaber

04 Nisan 2009 08:32
General Levent Ersöz, sapasağlam gittiği GATA'da komaya girdi.

GATA'da yatan Ergenekon sanığı emekli General Levent Ersöz, komaya girmesi şüphe ile karşılandı.
Ergenekon'un tutuklu sanığı Jİ- TEM eski Başkanı Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün GATA'da komaya girdiği ve yoğun bakıma alındığı iddia edildi.

Levent Paşa'nın yakınlarının verdiği bilgiye göre, 28 Mart'ta yapılan tahlillerde tamamen iyi olduğu halde, 30 Mart'ta uyluk (femur) kemiğinin üstündeki kas ve kasları kuşatan zarda morluk ve foksiyonsuzluk tespit edildi. "Nekrotizan fasiit" adı verilen enfeksiyon belirtileri teşhis edildi. İlerleyen dört gün içerisinde buradaki "şişkinliğin" tüm vücuda yayıldığı ve Ersöz'ün yoğun bakıma alındığı kaydedildi.

VÜCUDUNDA ET YİYEN BAKTERİ VAR

Uzmanlar "nekrotizan fasiit" rahatsızlığının "ölümcül" olabileceğini, hastayı komaya soktuktan sonra yaşamını yitirmesi ile sonuçlanabileceğini söyledi. Halk arasında bu bakteriye "et yiyen bakteri" deniyor. Bu şekilde beş gün içinde hızla yayılabilecek bir bakterinin, bir iğne ucu ile bile herhangi bir insana enjekte edilebileceği belirtildi.

Enjeksiyon şüphesi

Uyluk kemiği bölgesi ile teması gerektiren herhangi bir rahatsızlığı olmayan Levent Paşa'nın ani rahatsızlığı yakın çevresinde şüphe ile karşılandı. Paşa'nın yakınları, GATA gibi hijyenik ortamın yüksek olduğu bir hastanede enfeksiyon ihtimali olmadığını ama dışardan bir "bakteri" enjekte edilmiş olmasından endişe duyduklarını vurguladı.

"Sağlam gitti, komaya girdi" diye tepkilerini dile getiren yakınları, Levent Paşa'nın son dönemlerde büyük depresyon yaşadığını ve cezaevine geri dönmemek için büyük gayret gösterdiğini hatırlattılar.

PAŞA KONTROLÜNÜ KAYBETTİ

Paşa'nın cezaevine geri dönmemek için bazı ilaçları kontrolsüz aldığı, bu nedenle mide kanaması geçirdiği de ileri sürülüyor. Paşanın geri gönderilmemesi için “tehditler" savuracak kadar kontrolünü kaybettiği iddia edildi. Bu tehditler arasında "konuşurum" tehtidinin de olduğu belirtiliyor.

VELİ KÜÇÜK BU NEDENLE Mİ GATA'YA GİTMEK İSTEMEDİ?

Ergenekon'dan yargılanan tüm Paşa seviyesindeki zanlılar bir şekilde GATA'ya sevkedilirken, Veli Küçük'ün bu yönde çaba sarfetmemesi ilginç bulunmuştu.

Veli Küçük'ün GATA'da başına bir iş gelmesinden şüphelendiği belirtilirken, geçtiğimiz günlerde Silivri'de de ilginç bir olay gerçekleşmiş ve zanlılardan Abdullah Arapoğulları'nın üzerinde esans görünümüne "civa" bulunmuştu. Civa yemeğe katıldığında beyni sulandırıp, geri dönülmez biçimde fonksiyonlarını yok ediyor. Konuyla ilgili Adalet Bakanlığı'nın soruşturması sürüyor.

ÖLDÜRMEK ÇOK NORMAL

Ergenekon İddianamesi'nde konuşması muhtemel kişilerin kendilerine en yakın adamlar olsa bile öldürülmelerinin normal olduğu yönünde çarpıcı bilgiler vardı. Yine iddianameye göre Ergenekon ayrıca, işinin bittiğini düşündüğü ve pekçok derin olayı bilen ve yapan kişileri risk oluşmasın diye infaz ediyor..
aktifhaber

Yatak Odanızda Ergenekon Var
04 Nisan 2009 12:33

Ergenekon’un sanatçılardan gazetecilere 12 bin kişiyi yatak odası sırlarına kadar fişlediğinin belgeleri ikinci iddianamede yer aldı.

Ergenekon sanığı Eruygur ve Tolon’da ele geçen belgelerde vali, polis şefi, bürokrat, general ve savcıların dışında 243 lisedeki öğrenciler de fişlenmiş. AKP’li vekillerin bazılarına “tarikatçı” notu düşülmüş. Fişlenenler arasında Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ün yanı sıra çok sayıda “ulusalcı” da var.

Ergenekon soruşturmasında ele geçen belgelerde Türkiye’nin birçok ilinde eğitim, sağlık, emniyet, PTT, RTÜK görevlileri, üst düzey bürokratlar, bakanlık, milletvekilleri, siyasi parti yöneticileri, sanatçılar, gazeteciler, generaller, savcılar dahil toplam 11 bin 960 kişinin fişlendiği ortaya çıktı. Belgelere göre örgüt üyeleri birbirini fişlemiş.

İkinci Ergenekon iddianamesinde yer alan çok sayıda fişleme belgesi, sanıklar eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, eski Jandarma İstihbarat Daire Başkanı Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Tunç Akkoç ve Aczmendi Tarikatı lideri Müslüm Gündüz’ün sağ kolu ve Ersöz’ün istihbarat elemanı Yüksel Dilsiz’den ele geçirildi. Belgelerde örgütün toplam 11 bin 960 kişi ile 243 okulda sayısı belirtilmeyen öğrencileri fişlediği ortaya çıkıyor.
Özellikle Tolon, Eruygur ile Ersöz’den ele geçen belgelerdeki bilgiler hemen hemen aynı. Fişleme dışında istihbari bilgiler kapsamında 1999 yılında birçok ilde toplam 243 lise düzeyindeki eğitim kurumunda bazı öğrenci ve öğretim görevlileri hakkında irticai faaliyetlerde bulundukları iddiasıyla raporlar bile tutulmuş.
2002-2003 yılları arasında değişik bankalardan ve kamu kurumlarında başbakanlığa ve bakanlığa 953 kişinin atandığı belirtilen belgelerde ağırlıklı çalışmanın ise AKP’ye yönelik olduğu gözüküyor. AKP’li tüm vekiller hakkındaki iddiaların yer aldığı belgelerde bazılarının karşısına “tarikatçı” diye not düşülmüş. Belgelerde bakan ve akrabaları da fişlenmiş. “Oluşum” adlı dokümanda eski Başbakan Mesut Yılmaz, eski Devlet Bakanı Güneş Taner, Alaattin Çakıcı, işadamı Korkmaz Yiğit, işadamı Kemal Gülman, “Örtülü faaliyetler” isimli dokümanda ise emekli Orgeneral Çevik Bir hakkında da bilgiler verilerek fişlendiği tespit edildi.

Zekeriya Öz de var
İddianamede ayrıca sanıklardan ele geçen belgelerde, Adana, Diyarbakır, Sivas, Malatya, Adana, Kahramanmaraş, Van’da bazı öğretim görevlileri, PTT çalışanları, öğrenciler hakkında bilgiler tutulduğu, Emniyet Müdürlüğü Kararnamesi’nde ismi geçen emniyet görevlileri, Fazilet Partili milletvekilleri ile 2004 yılında yerel seçimlerinde AKP’den belediye başkanı olanlar, kaymakamlar ve Ergenekon soruşturmasını yürüyen Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, soruşturmada görevli emniyet görevlilerinin de aralarında bulunduğu on binlerce şahsın fişlendiği belirlendi.
Ele geçen belgelerde örgütün kendi içindekileri de ‘Ulusalcılar’ başlığı altında fişlediği belirtiliyor. Bu listede şu isimler yer alıyor: Emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, gazeteci Ayşe Asuman Özdemir, Doç. Dr. Emin Gürses, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, yazar Ergün Poyraz Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol, yazar Erol Mütercimler, ATO Başkanı Sinan Aygün, emekli Tuğamiral İlker Güven ile emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, eski Özel Harekatçı İbrahim Şahin.

Kaynak: Taraf

DİŞİMİ YAPTIRIYORUM DÖNEMEM
04 Nisan 2009 08:31

Firari Ergenekon yöneticisi Bedrettin Dalan'ın yeni açıklamaları...

Kalp ameliyatının ardından ABD'den dönüp savcıya ifade vereceğini açıklayan Ergenekon firarisi Bedrettin Dalan bu kez de diş tedavisini bahane gösterdi. Dalan bir TV kanalına yaptığı açıklamada, “Ne zaman dönerim bilmem, şu an diş tedavisi oluyorum” dedi.

Ergenekon'da gözaltına alınacağını öğrenince ABD'ye kaçtığı ileri sürülen ve 'Kalp ameliyatından sonra döneceğim' açıklaması yapan Bedrettin Dalan bu kez diş tedavisini bahane gösterdi. Dalan 'Ne zaman dönerim bilmem. Şu an diş tedavisi görüyorum' dedi.


3 AYDIR FİRARİ

Ergenekon soruşturmasının 7 Ocak 2009'daki 10. dalga operasyonunda gözaltına alınacağını bir medya patronundan öğrendiği ileri sürülen İstek Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bedrettin Dalan, 3 aydır firari. Gözaltına alınmamak için yurtdışına kaçtığı iddia edilen Dalan, operasyondan sonra yaptığı açıklamada kendisinin ve eşinin tedavisi için ABD'ye gittiğini açıkladı. Dalan 'Kalp damarlarımda tıkanma tespit edildi. Tedavi biter bitmez Türkiye'ye döneceğim ve savcıya ifade vereceğim' dedi. Ocak ayında Bedrettin Dalan'a Miami Üniversitesi Hastanesi'nde anjiyo yapıldı.

NE ZAMAN DÖNERİM BİLMEM

Kendi üniversitesi Yeti Tepe'ye bağlı modern bir tıp fakültesi bulunan Dalan'ın tedavi için ABD'yi tercih etmesi dikkat çekerken son açıklaması ise akıllarda soru işareti bıraktı. Dalan ABD'den HaberTürk TV'ye yaptığı açıklamada, "Ne zaman dönerim bilmem. Şu an diş tedavisi görüyorum" dedi.

İddianamede darbeciler arasında

Dalan'ın adı ikinci Ergenekon iddianamesinde emekli orgeneraller Şener Eruygur, Hurşit Tolon, YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz'ün de aralarında buluğundu darbeye teşebbüsle suçlanan 15 sanık arasında geçiyor.

aktifhaber

ETÖ Yazmış Emin Şirin Okumuş
04 Nisan 2009 10:11

Soru önergesi verme rekoru kıran Emin Şirin’in kaynağı ETÖ'ymüş. Vekillerin Ergenekoncularla paslaşmaları ve Perinçek'in sandığından İP'e çokan oy.

Milletvekilliği döneminde 700’e yakın soru önergesi veren Emin Şirin’in önergelerini de ETÖ hazırlamış. İddianamede Şirin’e önerge bilgilerini ETÖ sanığı olan Jitem’in kurucusu Atilla Uğur’un verdiği belirtiliyor.

ERGENEKON terör örgütü sanıklarından eski milletvekili Emin Şirin’in, meclise sunduğu birçok soru önergesinin Ergenekon tarafından hazırlandığı ortaya çıktı. Savclığa 16 Ağustos 2008’de ulaşan bir ihbar mektubunda Şirin’in mecliste verdiği tüm soru önergelerinin, örgüt üzerinden ulaştığı’ iddia edildi. Savcılık, Albay Atilla Uğur’da ele geçen belgeler ışığında, soru önergelerinin örgütçe temin edilen gizli bilgiler doğrultusunda hazırlandığını ve bunların kod adı ‘Kürşat’ olan Atilla Uğur tarafından sağlandığı tespit etti. İddianamede, ‘Şirin, Kürşat tarafından AK Parti’nin bölünmesi için görevlendirilmişti’’ notlarına yer verildi. Şirin, 2002 seçimlerinde AK Parti listesinden Meclis’e girmiş ancak daha sonra istifa ederek Liberal Demokrat Parti’ye geçmişti. Vekillik döneminde Şirin 700’e yakın soru önergesi vermişti.

‘İDHAR’ EKİBİ

ATİLLA Uğur’un 2004-2006 yılları arasında yürütme organını devirmeye teşebbüs eylemlerinin içinde olduğu, bu eylemlerin başarısız olması halinde yerlerine geçirilecek idhar (Yığınak) ekibini dahi hazırladığı ortaya çıktı. Uğur’un Şener Eruygur ve Levent Ersöz’ün emri altında bir çok illegal faaliyette bulunduğu anlatılan iddianamede, Uğur ile ilgili şu notlara yer verildi: ‘Ergün Poyraz’a AK Parti aleyhine kitap hazırlatılması, çalışmaları için para verilmesi Kürşat’ın organizesiydi. Poyraz’a, o kadar çok doküman aktardı ki adı AK Parti ve Tayyip Erdoğan uzmanı çıktı. Levent Ersöz paşanın bilgisi dahilinde hükümet üyelerinin telefonlarının yasadışı dinlenmesini de yine Kürşat bize yaptırıyordu.’

ÖZEL KUVVETLERDE ‘ÖZEL’ EĞİTİM

İDDİANAMEDE, ‘Bazı özel operasyonlarda kullanılan şahıslar veya ulaşılabilecek yakınları özel Kuvvetler gibi birimlere alınarak inceleniyor. Nuri B., Kasım Z.’ye ulaşmak için bu yolu kullanmıştı. İBDA/C içerisinden bazı şahısların da yine bizim tavsiyemizle Özel Kuvvetlere alınarak eğitim verildiğini biliyorum’’ şeklindeki notlar dikkat çekti.

Cephaneler için yorum yok!

ERGENEKON soruşturması kapsamında tutuklanan Yarbay Mustafa Dönmez’in talimatla ifadesi alındı. Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirilen Dönmez, Cumhuriyet savcısına ifade verdikten sonra, tekrar tutuklu bulunduğu Hasdal Askeri Cezaevi’ne götürüldü. Dönmez’in avukatı Mehmet Aytekin, müvekkilinin teslim olma tarihinden sonra Ankara Bağlum’da yol kenarında bulunan birkaç el bombasına ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının isteği doğrultusunda talimatla ifade verdiğini bildirdi. Aytekin, müvekkilinin burada da susma hakkını kullandığını belirti.

Yarbay Dönmez’in Sakarya’daki evinde yapılan evinde çok sayıda mühimmat ele geçirilmişti. Ayrıca Dönmez’in evinde çıkan bir krokiden yola çıkılarak Ankara Zir Vadisi’nde yapılan kazıda da 30 el bombası, 9 sis bombası, 800 G-3 mermisi ve plastik patlayıcı ele geçirilmişti.

‘Paşam sen bana ders ver ben Meclis’te söyleyeyim’

ERGENEKON terör örgütü sanıklarından 1.Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un, kamuoyu oluşturmak ve meclisten geçecek yasalarda nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda CHP milletvekili Şahin Mengü’ye talimat verdiği, Mengü’nün de Tolon’un verdiği talimat doğrultusunda hareket ettiği ortaya çıktı. Ergenekon ikinci iddianamesine giren teknik takip tutanaklarında Mengü, Tolon’a ‘Paşam bazı konularda parlementoda Ordu ile ilgili yani ... ile ilgili kanunlar geldiği zaman ben yapacağımı sana söyleyeyim Defteri Kalemi toplayıp senin önüne geleceğim... Önüne geleceğim sen bana ders vereceksin ben çıkıp orda söyleyeceğim’ dediği’ belirtiliyor,Hurşit Tolon’un, ETÖ soruşturması kapsamında Ankara’da kaldığı askerî lojmanlarda gözaltına alınırken ilk olarak Mengü’yü aradığı da ortaya çıkmıştı.

Perinçek’in sandığından İP’ye hiç oy çıkmadı


ERGENEKON sanıklarının tutuklu bulunduğu Silviri 4 ve 5 No’lu L Tipi cezaevlerinde İşçi Patisi’ne oy çıkmadı. Doğu Perinçek’in tutuklu bulunduğu 4 No’lu L Tipi cezaevinde, İP’e tek bir oy bile çıkmadığı öğrenildi. İP Lideri Doğu Perinçek ve Oktay Yıldırım, Behiç Gürcihan, Rasim Görüm, Bekir Öztürk, İsmail Yıldız, Mehmet Demirtaş, Fikri Karadağ, Hamza Demir, Mete Yalazangil, Tuncay Özkan, Adil Serdar Saçan, Gürbüz Çapan, Muzaffer Tekin, Sedat Peker, Murat Çağlar, Erol Ölmez, Fikret Emek, Muzaffer Şenocak ve Aydın Yüksek’in de tutuklu bulunduğu 4 No’lu L Tipi cezaevinde, oyların çoğu CHP’ye gitti. 4 No’lu L Tipi cezaevindeki 9909 no’lu sandıktan 26 oy CHP’ye, 15 oy DTP’ye, 14 oy MHP’ye, 9 oy AK Parti’ye, 4 oy BBP’ye ve 1 oy da SP’ye çıktı.

KÜÇÜK’ÜN SANDIĞINDA DTP

EMEKLİ Tuğgeneral Veli Küçük, İbrahim Şahin, Kemal Kerinçsiz, Hüseyin Oğuz, Ümit Oğuztan, Erkut Ersoy, Ümit Sayın, Emin Gürses, Hayrettin Ertekin, Ergun Poyraz Hüseyin Görüm gibi isimlerin oy kullandığı sandıktan ise DTP’nin birinci parti çıkması dikkat çekti.
aktifhaber

"GATA'DAN ÖLÜM ÇIKAR"
06 Nisan 2009 08:48

GATA'ya prostat şikayetiyle gidip ölümcül bakteriye yakalanan Ersöz Paşa konuşuyor..

Ergenekon Silahlı Terör Örgütü Davası kapsamında tutuklanan ve cezaevinden Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Haydarpaşa Hastanesi’ne kaldırılan Eski Jandarma İstihbarat Başkanı Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, kapalı prostat ameliyatına girmişti.

Ancak Ersöz, son derece hijyenik ve daha önce hiçbir şekilde adı enfeksiyon kapma olayına karışmayan GATA'da enfeksiyon kaptı. Üstelik de bu enfeksiyon çok özel bir bakteri içeriyor ve "hastane enfeksiyonları" arasında yeralmıyor. Ersöz'ün vücudunun halk arasında "et yiyen" olarak bilinen bakteri tarafından sarıldığı belirtiliyor.

Vücudunun bağışıklık sistemi iflas noktasına gelen Ersöz, yoğun bakımda uyutulurken, kızı Fulya Ersöz babasıyla hastanede 10 gün önce görüştüğünü söyledi. Fulya Ersöz, bu son buluşmayı Hürriyet Gazetesi'ne şöyle anlattı:

"ANLAŞILIYOR Kİ BURADAN ÖLÜM ÇIKAR"

"İyi görünmeye çalışsa da son derece bitkindi. Yanından ayrılırken, ’Kızım, ben bunları hak edecek insan değilim. Artık dayanacak gücüm kalmadı. Anlaşılıyor ki artık benim buradan ölüm çıkar. Yapılanlar çok ama çok ağrıma gidiyor. O yüzden bensiz yaşamaya alışın’ dedi. Bu sözler üzerine birbirimize sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladık. Yine de kendisini toparlayıp savunmasını hazırlamasını istedim. Biraz sakinleşir gibiydi. Ama ateşi vardı. Enfeksiyonu artınca yoğun bakıma aldılar. Sürekli uyutuluyor, yanına girmemize de artık izin verilmiyor. Doktorlarımız, babamı iyileştirmek için her şeyi yapıyorlar. Vücut direnci iflas etmiş. Zaten çok zayıflamıştı. Psikolojik anlamda da çok kötü durumda."

30 MART'TA BAŞLAYAN ÖLÜME YOLCULUK

Levent Paşa'nın yakınlarının verdiği bilgiye göre, 28 Mart'ta yapılan tahlillerde tamamen iyi olduğu halde, 30 Mart'ta uyluk (femur) kemiğinin üstündeki kas ve kasları kuşatan zarda morluk ve foksiyonsuzluk tespit edildi. "Nekrotizan fasiit" adı verilen enfeksiyon belirtileri teşhis edildi. İlerleyen dört gün içerisinde buradaki "şişkinliğin" tüm vücuda yayıldığı ve Ersöz'ün yoğun bakıma alındığı kaydedildi.

VÜCUDUNDA ET YİYEN BAKTERİ VAR

Uzmanlar "nekrotizan fasiit" rahatsızlığının "ölümcül" olabileceğini, hastayı komaya soktuktan sonra yaşamını yitirmesi ile sonuçlanabileceğini söyledi. Halk arasında bu bakteriye "et yiyen bakteri" deniyor. Bu şekilde beş gün içinde hızla yayılabilecek bir bakterinin, bir iğne ucu ile bile herhangi bir insana enjekte edilebileceği belirtildi.

Sebebi bilinemiyormuş

Ersöz hakkında enfeksiyon hastalıkları uzmanının hazırladığı raporda ise “Sağ uyluk bölgesinde ağrılı bir kitlenin varolduğu belirtilerek bu kitleye diplokop bakterinsinin neden olduğu ancak bakteriye neden olan sebebin belirlenemediğine” yer verildi

Enjeksiyon şüphesi

Uyluk kemiği bölgesi ile teması gerektiren herhangi bir rahatsızlığı olmayan Levent Paşa'nın ani rahatsızlığı yakın çevresinde şüphe ile karşılandı. Paşa'nın yakınları, GATA gibi hijyenik ortamın yüksek olduğu bir hastanede enfeksiyon ihtimali olmadığını ama dışardan bir "bakteri" enjekte edilmiş olmasından endişe duyduklarını vurguladı.

"Sağlam gitti, komaya girdi" diye tepkilerini dile getiren yakınları, Levent Paşa'nın son dönemlerde büyük depresyon yaşadığını ve cezaevine geri dönmemek için büyük gayret gösterdiğini hatırlattılar.

PAŞA KONTROLÜNÜ KAYBETTİ

Paşa'nın cezaevine geri dönmemek için bazı ilaçları kontrolsüz aldığı, bu nedenle mide kanaması geçirdiği de ileri sürülüyor. Paşanın geri gönderilmemesi için “tehditler" savuracak kadar kontrolünü kaybettiği iddia edildi. Bu tehditler arasında "konuşurum" tehtidinin de olduğu belirtiliyor.

VELİ KÜÇÜK BU NEDENLE Mİ GATA'YA GİTMEK İSTEMEDİ?

Ergenekon'dan yargılanan tüm Paşa seviyesindeki zanlılar bir şekilde GATA'ya sevkedilirken, Veli Küçük'ün bu yönde çaba sarfetmemesi ilginç bulunmuştu.

Veli Küçük'ün GATA'da başına bir iş gelmesinden şüphelendiği belirtilirken, geçtiğimiz günlerde Silivri'de de ilginç bir olay gerçekleşmiş ve zanlılardan Abdullah Arapoğulları'nın üzerinde esans görünümüne "civa" bulunmuştu. Civa yemeğe katıldığında beyni sulandırıp, geri dönülmez biçimde fonksiyonlarını yok ediyor. Konuyla ilgili Adalet Bakanlığı'nın soruşturması sürüyor.
aktifhaber

Mesut Yılmaz'ı Terleten Fotolar
06 Nisan 2009 13:36

Ergenekon'un ikinci iddianamesinde JİTEMCİ gazetecileri deşifre edecek ve Mesut Yılmaz'a ecel terleri döktürecek fotoğraflara yer veriliyor..

Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede jitemci gazetecilerden söz ediliyor.

Bu gazetecilerin Mesut Yılmaz ile Abdullah Çatlı'nın birlikte olduğu fotoğraf ve Akın Birdal suikastının azmettiricisi Semih Tufan Gülaltay ile Mesut Yılmaz'ın birlikte çekilmiş fotoğraflarını milletvekillerine sattıkları anlatılıyor.

"Jitemci ve Mitçi Gazeteciler (İstanbul: 14/06/00)" başlıklı 6 sayfadan oluşan doküman Veli Küçük ve Ümit Oğuztan'dan ele geçirilmiş. Dokümanın bazı bölümlerinde Amerika'da kaçak olarak bulunan ve CIA'nın danışman kadrosunda yer alan Mehmet Eymür'ün; 'www.atin.org' adlı sitesinde kara kalem ve çift meslekliler olarak tanımladığı MİT ve JİTEM elemanlarını kod adlarını vererek deşifre ettiği belirtiliyor. Jitemci gazetecilerin Mesut Yılmaz ile Abdullah Çatlı'nın birlikte olduğu fotoğrafı DYP'li bir milletvekiline, Akın Birdal suikastının azmettiricisi Semih Tufan Gülaltay ile Mesut Yılmaz'ın birlikte çekilmiş fotoğraflarını ise Denizli milletvekili Kemal Aykurt'a sattıkları ifade ediliyor.

Bu satış ile ilgili Tunca ve Baha isimli kişiler arasında şöyle bir konuşma geçiyor: "Tunca: Son günlerde basında JİTEM ile ilgili haberlerden dolayı sıkıntıdayım. Biliyorsun ben de oraya bağlı çalışıyorum. Hanefi Avcı'nın ifadesi ile JİTEM zor durumda kaldı. Yapılanlar ortaya çıkarsa Cem Ersever'in öldürülmesi olayı da açığa çıkacak."

Ayrıca Mehmet Eymür'ün bu deşifrasyonları yapmasının Türkiye'nin ulusal çıkarlarına vereceği zararın küçümsenemeyeceği kaydediliyor. 'Çözüm' başlığı altında da; "…Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Ulusal istihbarat mekanizmasını yeniden ve sıfırdan kurmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu, ancak bu girişimin son derece gizli tutulması ve siyasi, bürokrat, teknokrat ve hükümet kadrolarından habersiz yapılması, mevcut MİT kadrolarının yeni yapılanma içerisinde bulunmaması gerektiği, Türkiye'nin mevcut istihbarat örgütünü tümüyle ortadan kaldırıp, yeni üniteleri devreye sokmakla ülke içindeki ayrılıkçı/etnik/ fundamentalist / yıkıcı faaliyetlerin kaynağını da kurutacağı…" ifadeleri kullanılıyor.

aktifhaber

Sürpriz Tanık Bizzat Oradaymış
06 Nisan 2009 09:15

Ek iddianamedeki sürpriz tanık Nihat A. : "üst düzey bürokrat ve askerlerin yer aldığı örgüt toplantısına katıldım"

Ek iddianamedeki sürpriz tanık Nihat A., Ergenekon sanıklarına inkar edilen yapılanmanın varlığını ortaya koydu.Tanık, üst düzey bürokrat ve askerlerin yer aldığı örgüt toplantısına katıldığını söyledi...

Silivri Cezaevi'nde 20 Ekim 2008’den bu yana görülmekte olan Ergenekon davasında sanıklardan hiçbirisi, savunmalarında Ergenekon Terör Örgütü'nün (ETÖ) varlığını kabul etmedi. Ancak ek iddianamede yer alan bir belge sanıkları yalanlıyor. Daha önce gözaltına alınıp serbest bırakılan, bu kez son dalga operasyonunda tutuklanan Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'dan çok sayıda CD'ler ele geçirildi. Savcılık, ele geçirilen CD ve belgeleri numaralandırdı. Bu CD'lerden üzerinde 'Cumhuriyet Gazetesi' yazan 4 numaralı CD çok çarpıcı bir ayrıntıyı gün yüzüne çıkardı.

Katılımlar üst düzeydeydi

CD'nin içeriğini çözen Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, 'Derin Devlet ve Gücün Kontrolü' başlıklı word belgesinde ilginç bir bilgiye ulaştı. Belgenin altındaki tarih 13 Ekim 2001'i, yazan kişinin de Nihat A. olduğunu gösteriyor. Savcı Öz, yazının içeriğini ek iddianameye koydu. Yazıda yer alan bir bölüm ise tüm sanıkların bugüne kadar inkâr ettiği Ergenekon örgütünün varlığını, açıkça tescil ediyor.

'Nihat A.', rumuzuyla iddianameye giren tanık, Tuncay Güney'in gözaltına alındığı tarihten tam 5 ay sonra örgütün bizzat toplantısına katılmıştı. Yazıda ilginç bir ayrıntı daha bulunuyor. Bugüne kadar sadece Veli Küçük üzerinden yürütülerek Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'a uzanan Ergenekon soruşturmasında, o tarihteki toplantıya üs düzey çok sayıda komutanlar, bilimadamı ve aydın katılmış. Bu toplantıya katılanlardan birisi de Nihat A.'ydı.

aktifhaber

T. Özkan 'Komutan'la Korkutmuş

06 Nisan 2009 11:56

CHP'li Mengü'yle sahte fatura hazırlamak için yaptığı görüşme teknik takibe takılan ve 2. iddianamede yer alan Özkan, reklamcılara da 'komutan'la baskı yapmış.

Tuncay Özkan, 3 trilyona CHP’ye bağımlı hale getirdiği Kanaltürk’e reklam alabilmek için reklam verenler ile ajanslara ‘komutanım’ dediği bir kişi aracılığıyla baskı yapmış.

ALDIĞI 3 trilyon karşılığında sahibi olduğu Kanaltürk’ü CHP’nin bağımlı yandaş medyası haline getiren ETÖ tutuklusu Tuncay Özkan’ın, reklam alabilmek için ‘komutanım’ dediğikişi aracılığıyla reklam veren firmaları ve büyük reklam ajanslarını tehdit ettirdiği ortaya çıktı. Tuncay Özkan’ın, CHP’den ‘Ahlaksız sözleşme’ karşılığı aldığı 3 trilyon liraya uydurduğu kılıfın ardından, Özkan’ın reklam alabilmek için kimleri ne ile tehdit ettiği de ETÖ iddianamesine girdi.

‘BİZE NAZLI DAVRANIYORLAR’

TUNCAY Özkan’dan ele geçirilen 71 sayısı ile numaralandırılmış şeffaf dosya içersinden Özkan’ın reklam tehditleri çıktı. Dosyadan, ‘Değerli Komutanım, aşağıdaki adlar Kanaltürk ile ilişkilerinde reklam vermekte nazlı davranan oysa başka mecralarda çokça para harcayan adlar’ yazılı Kanaltürk’e reklam vermeyen şirketler ve sahiplerinin isimlerinin yer aldığı görüldü. Bu isimlerin ‘Ferit Şahenk-Do&
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Pts Nis 06, 2009 9:32 pm    Mesaj konusu: T. Özkan Alıntıyla Cevap Gönder

Oray Eğin
oray.egin@aksam.com.tr
Ahmet Altan ve Yasemin Çongar'da hiç utanma var mıdır?

Yalan haberler yapan, sızdırılan belgeleri hiçbir editoryal elekten geçirmeyen gazetenin başındaki Ahmet Altan'la Yasemin Çongar... İnsanları damgalamaktan, yargısız infazdan, dezenformasyondan hiç mi hiç çekinmezler... Bu gazetenin gözü dönmüş gibidir. Freni patlamış bir otomobil gibi yokuş aşağı son sürat gider ve hiçbir durak tanımaz...
Dedik ki onlara...
'Biraz daha ihtiyatlı olun, yalan haberin büyüsüne bu kadar çok kapılmayın, yarın ne olacağı, bu işlerin altından ne çıkacağı belli olmaz, fazla heyecanlı davranıyorsunuz ve hata yapıyorsunuz.'
Dinlemediler. Egoları o kadar şişmişti ki en ufak bir eleştiriyi bile kabullenmek istemiyorlardı. Kendi kendilerine hayali bir dünya yarattılar ve buna inandılar. İnanmayanı da horgördüler, küçümsediler, hatta hakaret ettiler.
Peki şimdi ne oldu?
Fena halde yanıldıkları ortaya çıktı... Alın işte Ergenekon soruşturmasının temelini oluşturan Tuncay Güney'in ifadelerini...
'Bu adam bir meczup, bu adamın söyledikleri ciddiye alınmaz, üzerine atlamayın' dedik mi demek ki?
Çongar ve Altan'ın gazetesi ise Tuncay Güney'i küçümseyenleri eleştiriyordu, onu güvenilir ve ciddi bir kaynak olarak görüyor, haberlerini onun ifadeleri üzerine inşa ediyordu.
Dünkü Hürriyet'in manşetini gördünüz mü?
MİT, Tuncay Güney'in ifadesinin işkence altında alındığını açıkladı. Bu bir anlamda Ergenekon davasının da seyrinin değişeceğidir.
MİT'in açıklamasından yandaş basının tamamının üzerine atladığı bu ifadelerin bir geçerliliği kalmadığını öğreniyoruz. Ergenekon sırf bu meczubun söylediklerine dayanarak başka gazetecileri katmaya çalışan bir gazeteci cenahının elinde patladı. Bundan böyle soruşturmanın bambaşka bir yön alacağı ortada.
Bakın, her şeyin dayandırıldığı kaynak olan Tuncay Güney nasıl konuşturulmuş:
'Veli Küçük ve ekibinin telefon dinlemelerini yaptığı yer neresiydi, sorusuna sorgucular istedikleri yanıtı alamayınca ses kaydında bağırma, kusma sesi, 'Sık ta.ağını' talimatları duyuluyor.'
Tuncay Güney bu ifadelerin daha evvel işkence altında alındığını söylemişti, ama onun ifadelerine itibar edenler nedense bu açıklamayı görmezden gelmişlerdi.
Peki şimdi ne olacak?
İlk olarak, insani ve mesleki bir sorumluluk olarak bu adama itibar edenlerden ve Ergenekon soruşturmasını onun ifadesi üzerine kuranlardan bir özür beklemek yerinde olacak sanırım. Mesleki olarak hata yaptıklarını, aceleci davranmalarını söylemiyorum bile...
Meslektaşlarını karalayanlar, yalan haber üretenler hiç değilse kendi vicdanlarıyla baş başa kalsa... Gerçi benim pek umudum yok...
Ama en azından Çongar-Altan ikilisinden bir özür, bir açıklama beklemenin yerinde olduğunu düşünüyorum. Onların, diğer yandaş gazetecilerden ayrılan bir tarafları olmalı bence. Ergenekon süreci boyunca ikisi kadar militan gazetecilik yapan kimi isimler zaten zavallı, zaten bu medyanın çöp tenekesinde kalmaya mahkum... Onların yazdığından da, pişmanlığından da, yanılmış olmalarından da kime ne...
Ama Altan'la Çongar'ın isimleri, geçmişleri, belli bir kimlikleri var...
Ya şimdi 'Hata ettik' deyip kaybetmek üzere oldukları itibarlarını yeniden kazanmak için girişimde bulunacaklar... Ya da...
Ya da onlar da... Neyse işte...

Akşam

Enis Berberoğlu
Ergenekon şemasını hangi örgüt çizdi?

ANKARA MALUM haham Tuncay Güney sözde Ergenekon şemasını neden çizdi?

Bu soru bence çok önemli, çünkü günlerdir nasılını tartışıyoruz.

* * *

Dün Tuncay Güney’i iki kez sorgulayan eski polis şefi Ahmet İhtiyaroğlu ile konuştum.

Tuncay Güney’in işkence ile suçladığı İhtiyaroğlu’nun anlattıklarını yorumsuz aktarıyorum:

- Benim yürüttüğüm sorguda sizin isminiz bir kere geçti. Tuncay Güney hayatını anlatırken sizin onu bir gazeteye yolladığınızı ve referans verdiğinizi söyledi. Ertuğrul Özkök ve Bekir Coşkun’un isimleri sorguda hiç geçmedi.

Baştan söyleyeyim, Tuncay Güney’i (kendisinin de ifade ettiği gibi) hiç tanımam. Değil referans, selam vermedim.

Ama konuyu iyice açıklığa kavuşturmak için İhtiyaroğlu’na iki-üç kez üsteledim.

Ahmet Bey aynı bilgiyi yinelemekte ısrar etti:

- Zaten hiç kimse için Ergenekon’un yazarı, gazetecisi demedi.

Peki ama ya bilirkişinin işkence altında alındığını tespit ettiği ses kaydı...

Tuncay Güney’in ağzına konulan ve tekrar etmesi istenilen isimler.

İhtiyaroğlu o sorguyu hiç sahiplenmiyor:

- Ben Tuncay Güney’in ilk sorgusundan sonra Başsavcı’nın talimatıyla kamera önünde kayda alınmak suretiyle ikinci bir sorgu daha yaptım. Başka hiçbir sorguda hazır bulunmadım.

Kamera önünde yapılan sorgunun kayıtları iki ay kadar önce medyaya dağıtıldı.

MİT’te bulunan başka bir ses kaydının bilirkişi incelemesinde işkence izine rastlandı.

Ahmet İhtiyaroğlu ilk sorgu kaydına itiraz etmiyor, ikincisi için bakın ne diyor:

- Tuncay Güney ile ilgili olarak diğer birimlere haber verdik. MİT olur, Genelkurmay olur... Birileri gelip Tuncay Güney’e soru sorup yanıtlarını almış olabilir.

Tuncay Güney’in işkenceli sorgusunu iddiaya göre iki kişi yürütüyor.

Birisi Ahmet İhtiyaroğlu, ki reddediyor, diğeri Adil Serdar Saçan.

Saçan biliyorsunuz Silivri’de tutuklu, o yüzden yüz yüze gelip soramadım.

Ama elimde 29 Kasım 2008 tarihli yazıma yolladığı yanıtı var:

- Enis Bey, sizin Ergenekon’da gösterildiğiniz şemayı ben yazdırmadım. Ben Tuncay Güney’i hayatımda görmedim. Sorgusuna girmedim.

O tarihte yani 8 yıl önce Tuncay Güney’in sorgusunda bulunan başka bir görevliyle temas ettim. Halen soruşturma sürdüğü için bilgi vermekten kaçındı, "İşkence altında isim ekleme söz konusu değil" demekle yetindi.

* * *

Sizler uydurma Ergenekon şemasında geçen isimlerden sadece birkaçını biliyorsunuz. İşadamlarını, politikacıları, siyasileri, mafya ile irtibatlı gösteren bu şemanın kime çizdirildiği belli. Ama azmettiren ortada yok!

O yüzden Ergenekon savcılarına sormak istiyorum:

MİT’in posta tatarı hevesiyle sağa sola dağıttığı bu iftira belgesini iddianameye eklemekte beis görmediniz. Şimdi ortaya çıktı ki; birileri (belki polis, belki başkası) Tuncay Güney’e bu şemayı işkenceyle çizdirmiş.

Madem ki Ergenekon denilen ucube sizlere göre, salkım söğüt etrafa yayılıyor... PKK’dan Hizbullah’a kadar herkesi yönetiyor, yönlendiriyor. Biz masum ve mağdurların ismini bu işe karıştıran örgütü neden bulup yakalamıyorsunuz?

Suç derseniz fazlasıyla mevcut... İşkence, yalan beyan, görevi ihmal, iftira... Hangisini beğenirseniz artık!

HÜRRİYET

T. Özkan 'Komutan'la Korkutmuş

06 Nisan 2009 11:56

CHP'li Mengü'yle sahte fatura hazırlamak için yaptığı görüşme teknik takibe takılan ve 2. iddianamede yer alan Özkan, reklamcılara da 'komutan'la baskı yapmış.

Tuncay Özkan, 3 trilyona CHP’ye bağımlı hale getirdiği Kanaltürk’e reklam alabilmek için reklam verenler ile ajanslara ‘komutanım’ dediği bir kişi aracılığıyla baskı yapmış.

ALDIĞI 3 trilyon karşılığında sahibi olduğu Kanaltürk’ü CHP’nin bağımlı yandaş medyası haline getiren ETÖ tutuklusu Tuncay Özkan’ın, reklam alabilmek için ‘komutanım’ dediğikişi aracılığıyla reklam veren firmaları ve büyük reklam ajanslarını tehdit ettirdiği ortaya çıktı. Tuncay Özkan’ın, CHP’den ‘Ahlaksız sözleşme’ karşılığı aldığı 3 trilyon liraya uydurduğu kılıfın ardından, Özkan’ın reklam alabilmek için kimleri ne ile tehdit ettiği de ETÖ iddianamesine girdi.

‘BİZE NAZLI DAVRANIYORLAR’

TUNCAY Özkan’dan ele geçirilen 71 sayısı ile numaralandırılmış şeffaf dosya içersinden Özkan’ın reklam tehditleri çıktı. Dosyadan, ‘Değerli Komutanım, aşağıdaki adlar Kanaltürk ile ilişkilerinde reklam vermekte nazlı davranan oysa başka mecralarda çokça para harcayan adlar’ yazılı Kanaltürk’e reklam vermeyen şirketler ve sahiplerinin isimlerinin yer aldığı görüldü. Bu isimlerin ‘Ferit Şahenk-Doğuş Grubu, Erdoğan Demirören-Demirören, Selçuk Yaşar -Yaşar Holding, Coşkun Ulusoy-OYAK, Hüsnü Özyeğin-Finansbank, Güler Sabancı-Sabancı Holding’ olduğu belirlendi.

‘REKLAM ŞİRKETLERİ MAFYA’

ÖZKAN’IN listeyi tamamladıktan sonra ‘Komutanım bir de pazarda mafya usulü para dağıtanlar var, bunlar bir telefonla bize piyasanın bakışını değiştirebilirler’ notu yer aldıktan sonra reklam ajansları ve sahiplerinin isimlerine yer verildiği görüldü. Bu isimlerin de ‘Osman Uslu-ALL Medya, Kaan Bülbüloğlu-Lotus, Banun Erkıran-Mediacom, Banu Tekin-Mediaedge, Oğuz Yavuz-OMD, Jefi Medina-Medina/Turgul DDB, Yavuz Özçelik-Universal Mccann, Şevki Kıroğlu-Medya Hizmetleri, Mete Soğuksu-Zenith Medya, Yiğit Şardan-Zenith Medya’ olduğu görüldü..

TELEFONLARINI DA YAZMIŞ

TUNCAY Özkan’ın ‘komutanım’ diye hitap ettiği kişiye görderdiği listedeki isimlerin karşısına telefon numaralarını da yazdığı görüldü. Özkan’ın bu isimlere Kanaltürk’e reklam vermeleri için baskı yapılmasını isterken listenin hemen altına da not olarak ‘Bunlarla ilgili olarak mutlaka her biriyle bir dakikalık konuşma bile yeter’ yazdığı tespit edildi.

Kaynak: Star Gazetesi

"GEL OTUR HÜSEYİN"
06 Nisan 2009 08:29

Emniyetçi Orakoğlu: "Tuğgeneral Cingöz ve Hizbullah Lideriyle beraber yemek yedik."

Sabah Gazetesi'nden Ecevit Kılıç'ın, eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu'yla yaptığı röportajın ilgili bölümü:

- Hizbullah'i gerçekten Ergenekon mu yönlendiriyordu?

Ergenekon'un naylon terör örgütleri kurma gibi bir stratejisi var. Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu'nun Cem Ersever'le ilişkisi zaten biliniyor. Hizbullah ile bu güçlerin ilişkisinin tanığıyım.

Ben Hatay Emniyet Müdürü'yken, İl Alay Komutanlığı'na Vicdan Başaran'ın atanması nedeniyle Adana Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz, kente geldi. Üçümüz yemeğe gittik. Yemek sırasında uzun boylu birisi hep ayakta duruyordu. Koruma zannettim. Ben de "Temel Paşa, bu arkadaş neden ayakta duruyor, o da yemek yesin" dedim. Temel Cingöz de "Gel otur Hüseyin" dedi. Tabii Hizbullah operasyonundan sonra o adamın Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendik. Velioğlu'nun Beykoz'daki operasyonda öldürüldüğüne inanmıyorum.

- Neden?
Hüseyin Velioğlu'nun bir özelliği dikkatimi çekmişti; polis veya asker çağırdığında hemen önünü ilikliyor, çok saygılı davranıyordu. Böyle birisinin polise ateş açacağına inanmıyorum. O çatışma mizansendi. Büyük olasılıkla başka yerde öldürüldü; oraya getirildi.

Bir de imkânı yok Velioğlu'nun o kadar kısa sürede örgütün arşivini ve bütün parasını İstanbul'a taşımasına. Burada önemli bir şey daha var; Ergenekon Hizbullah'ı kullanırken hemen medyada koruma duvarı oluşturuyor. Mesela ben Hizbullah'la ilgili bir açıklama yaptığımda hemen hedef olurum. Ama bir yazar bu örgüt aleyhine 4-5 kitap yazmıştır, ama asla hedef olmamıştır.
Aksine Hizbullah Basın Bürosu denen bir yer başkalarıyla ilgili tehdit açıklamalarını bu yazara gönderiyor.

Aktifhaber'in Notu: Bülent Orakoğlu'nun bahsettiği yazar Mehmet Faraç... Aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi yazarı olan Mehmet Faraç, Hizbullah'la ilgili pekçok kitap yazdı. Ancak Faraç, Hizbullah'ın derin yönüne hiç girmedi. Hizbullah da Faraç'ı hiç hedef almadı. Hatta Orakaoğlu'nun dediği gibi tehdit mektupları dahil çeşitli bilgileri Faraç'a verdi. Faraç da bu bilgilerle kitaplarının sayısını artırdı.

Hizbullah özellikle kendisiyle Derin Devlet arasındaki bağlantıları yazan yazarları hedef alıyor.

aktifhaber

MİT'in CD'sinde işkence yapılan Ergenekoncu çıktı

09 Nisan 2009 "Ergenekon" davasının tutuklu sanıklarından avukat Kemal Kerinçsiz, diğer sanıklar "Oktay Yıldırım, Behiç Gürcihan ve Bekir Öztürk ile ilişkilerinin son derece k ötü olduğunu" ifade ederek, "Birlikte 100 metre yol yürüyemeyiz. Zaruretten aynı çatı altında bulunuyoruz. Burada örgüt ilişkisi aramak zorlamadır" dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada savunmasına devam eden Kemal Kerinçsiz, iddianamede yer alanın aksine 28 Ekim 2005'te Fener Rum Patrikhanesi'nin Yunanistan'a gönderilmesi için yaptıkları etkinliğe Veli Küçük ile Muzaffer Tekin'in katılmadığını söyledi.
Bu tarihte Küçük ile Tekin'i tanımadığını ifade eden Kerinçsiz, etkinlikte sanıklardan Sevgi Erenerol'un bulunduğunu anlattı.
Kerinçsiz, "Danıştay saldırısını da Fransız Konsolosluğu önünde, sözde Ermeni soykırımının Fransız meclisinde kabul edilmesini protesto etmek için yaptıkları etkinlikte bir basın mensubundan öğrendiğini" ifade ederek, saldırıdan dolayı büyük üzüntü duyduğunu kaydetti.
Kuvva-i Milliye ve Kuvayı Milliye 1919 adlı derneklerle hiçbir etkinliğe katılmadığını dile getiren Kerinçsiz, sadece Beykoz'daki Türkiye Kuvayı Milliye Mücahitleri Derneği'nin düzenlediği bir etkinliğe katıldığını anlattı .
Kerinçsiz, Ayasofya Derneği, Büyük Hukukçular Derneği ve Büyük Güçbirliği Derneği'nin etkinliklerinin iddianamede örgütsel faaliyet olarak gösterildiğini, bu derneklerin kurulması için herhangi bir talimat alınmadığını söyledi.
Yaptıkları 30 etkinliği de emniyete bildirdiklerini, örgütlerde olması gereken gizlilik kuralının bulunmadığını belirten Kerinçsiz, "İddianamede basit insan ilişkileri maalesef örgütsel ilişki olarak belirtilmiş. Basit insani dostluklar maalesef burada bir suçun delili olarak gösteriliyor" dedi.
Kerinçsiz, kendilerinin gözaltına alınmaları sırasında gö revlilerin hiçbir zorlukla karşılaşmadığını, tek bir direnişin dahi yaşanmadığı nı ifade ederek, örgüt operasyonlarında böyle bir durumun olamayacağını kaydetti.
Oktay Yıldırım ile 7 aylık bir ilişkileri olduğunu, bu tarihten sonra görüşmediklerini, birbirlerini, görmeye katlanamayacak kadar sevmediklerini dile getiren Kerinçsiz, savunmasına şöyle devam etti:
"Bu kişiyle örgüt ilişkisi içinde bulunmam mümkün değil. Behiç Gürcihan, hakkımda defalarca yazı yazmış. Bekir Öztürk ile de husumetim var. Bu kişilerle ilişkilerimiz son derece kötü, pespaye hale gelmiştir. Birlikte 100 metre yol yürüyemeyiz. Biz burada zaruretten aynı çatı altında bulunuyoruz. İnsanlar artık bir arada bulunamayacak duruma gelmiştir. İlişkimiz kopmuş, bitmiştir. Oktay Yıldırım, Behiç Gürcihan ve Bekir Öztürk ile husumetimin başladığı 11. aydan itibaren bir araya gelmedim. Hiçbir etkinlikte beraber olmadık. Normalde yolda karşılaşsak kavga ederiz. Burada örgüt ilişkisi aramak zorlamadır."
Diğer sanıklardan Fikri Karadağ ile tanışıklığı olmadığını, Muzaffer Tekin'in ise avukatlığını yaptığını anlatan Kerinçsiz, Veli Küçük ile de asla samimi bir ilişkileri bulunmadığını, birkaç toplantıda bir araya geldiklerini söyledi.
Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, Kerinçsiz'in savunmasına ara vererek, duruşmayı yarın saat 09.30'a bıraktı.
Öte yandan, davanın tutuklu sanıklarından Ümit Oğuztan, duruş ma sırasında avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, "MİT tarafından gönderildiği öne sürülen ve mahkemenin bilirkişiye çözümünü yaptırdığı ses CD'sinde işkence yapılan kişinin Tuncay Güney değil, kendisi olduğu" iddiasında bulundu. Oğuztan, açıklamasında, "Gazetelerde yayınlanan sorgu seslerinde işkence yapılan kişi benim. Bana yapılan işkence Tuncay Güney'e izlettirilerek korku ve sorgucuların her istediklerini kabul ettirebilmeleri sağlanmıştır. Tuncay Güney'e psikolojik baskı uygulanmış, birkaç tokat atılmışsa da fiziki olarak sistemli bir işkence yapılmamıştır. Yapılmasına gerek kalmamıştır. Mülakatında yer alan söylemleri ve rahatlığı kanıttır" görüşüne yer verdi.

netgazete


En son Ekim tarafından Cmt Nis 11, 2009 11:58 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Cmt Nis 11, 2009 9:25 pm    Mesaj konusu: KKTC’ye uzanan Ergenekon Alıntıyla Cevap Gönder

Komutan Emniyet'e Geldi
13 Nisan 2009 13:32

1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergun Saygun, Türkiye Ergenekon Operasyonu'yla sarsılırken İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne geldi.

1. Ordu Komutanı Orgeneral Ergun Saygun İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne geldi.

Orgeneral Saygun, emniyetin Vatan Caddesi'ndeki yerleşkesinde gerçekleşen ve yaklaşık 15 dakika süren ziyaretin ardından Cerrah tarafından uğurlandı.

Cerrah, ziyarete ilişkin basın mensuplarının yönelttiği sorulara, ''Daha önceden planladığımız bir ziyaretti. Düşündüğünüz gibi bugün gerçekleşen operasyonla ziyaretin bir ilgisi yok'' dedi.

AYNI TESADÜF YİNE YAŞANMIŞTI

3 ay önceki Ergenekon operasyonunun 10. dalgası başladığında İstanbul 23. Motorlu Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Bülent Dağsalı, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ziyaret etmişti.

Sözkonusu operasyonda; Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz, eski Genelkurmay Adli Müşaviri Emekli Tümgeneral Erdal Şenel, eski MGK Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç ve emekli orgeneral Kemal Yavuz tutuklanmıştı.

aktifhaber

Haberal'a desteğe giden Demirel, uçağı bekletti
13:00 - "Ergenekon" soruşturması kapsamında gözaltına alınan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal ve eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu İstanbul'a götürüldü. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Esenboğa Havalimanı'na gelerek Haberal'a geçmiş olsun dileklerini iletti. Haberal'ın Ankara Emniyet'indekaldığı yaklaşık 2 saatlik süre içerisinde çok sayıda gazetecinin yanı sıra eski bakanlardan Nevzat Ercan, Haberal'ın 2 oğlu ve Başkent Üniversitesi çalışanları da bina dışında bekledi. 13.04.2009 ANKARA netgazete


Ergenekon’da yargı ayağı soruşturması

Nurettin KURT/ ANKARA 13 Nisan 2009

Ergenekon soruşturmasına isimleri karışan bazı yargı mensuplarının "ilişki düzeylerinin" tespiti için, Adalet Bakanlığı müfettişleri İstanbul ve Ankara adliyelerinde hakim ve savcıların ifadelerini almaya başladı.

Dosyalarda isimleri geçen ve teknik takibe takılan yargı mensupları hakkında müfettişlerin düzenleyecekleri raporlara göre, soruşturma açılıp açılmayacağına karar verilecek. Yapılan incelemelerde bahse konu yargı mensupları hakkında yeterli delil bulunmazsa, müfettişler "soruşturmaya gerek yoktur" şeklinde rapor yazarak Adalet Bakanlığı’na sunacak. Ergenekon soruşturmasında adları gündeme gelen yargı mensuplarının sayısının 60’a yakın olduğu ileri sürülüyor.
hürriyet

Kıbrıs'ı ürperten ETÖ'nün şok belgeleri

Mustafa Özbek'teki şok belgeler... 26 kişilik suikast timiyle, KKTC’ye uzanan Ergenekon'un Türkiye Başbakanın da bilgisi dahilinde yaptığı 24 saatlik operasyon: Haber 7 Özel11 Nisan 2009 10:36

KKTC’ye uzanan Ergenekon terör örgütünün (ETÖ), KKTC’de seçimlere müdahale etmek ve halkı yıldırmak için adaya ‘ölüm timleri’ gönderdiği ortaya çıktı. Timler seçim sonrası ‘İşimizi başarıyla tamamladık. Sıra Türkiye’deki seçimde’ diye 24 saat içinde Türkiye’ye dönmüş.

22.01.2009 tarihinde Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve halen tutuklu bulunan eski Türk Metal İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek'ten ele geçirilen daktilo yazması dökümanlar ortaya çıktı.

Dökümanlarda Ergenekon yapılanması içinde üst kurul şeklinde faaliyet gösterdiği anlaşılan Sivil Daire Başkanlığı adı altında bir birimin KKTC'de 1998 yılında yapılan seçimlere doğrudan ve dolaylı müdahale ettiği anlaşılıyor. Belgelere göre; operasyonlar, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın bilgisiyle yapılıyor ve operasyon sırasında Yılmaz'ın telefonu da kullanılıyor.
Belgelerden ulaşılan bilgilere göre ‘Oğulun babayı öldürebileceği bir sistem’ kurdukları raporları yazan ve ‘Rang Rover’ jeepler kullanan timlerin, KKTC’de Rauf Denktaş sonrası Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu iktidarı için her yolu denediğini de gözler önüne seriyor.
İşte insanı hayretler içinde bırakan belgelerdeki şok bilgiler:


ET֒NÜN KIBRIS’TAKİ 1 NUMARASI ÖZBEK

Raporda “Değerli İnsan Sayın Mustafa Özbek” şeklinde takdim edilen Türk Metal Sendikası Başkanı Mustafa Özbek’in Ergenekon'un Sivil Daire Başkanlığı’nın Ada’daki çalışmalarını bizzat başlamasını öneren ve operasyonun şarteline basan kişi olduğu da ortaya koyuluyor. Yaşanan para sorunu da bizzat Özbek’in devreye girmesi ile çözülüyor.

Öte yandan bu hitap, ‘Kıbrıs ET֒nün 1 Numarası Özbek’ yorumlarını da yoğunlaştıramaya yetti.. Özbek’e gönderilen faaliyet raporunda, ETÖ uzantılarının Kıbrıs’ta ‘gizli servis’ gibi çalıştıklarını, farklı farklı birimler oluşturduklarını da ortaya koyuyor.

Ele geçen belgelerde ‘Başkanımız, intihar timi de dahil 26 kişilik çok özel timlerimizi orada bizzat operasyon planlarını yaparak 27/11/1998 cuma günü bırakarak gelecektir...’ gibi şok edici bazı bilgiler de yer alıyor.



ÖRGÜTÜN YAZIŞMALARINDAKİ AYRINTILAR

Ada'da istihbarat çalışması yaptıkları da anlaşılan birimin, devletin üst kademesinde bulunan bazı kişilere brifing verdikleri hatta uyarıldıkları yine belgeler de görülüyor.

Kıbrıs'ta operasyon yapan sözde Sivil Daire Başkanlığı birimlerinin, ‘Sayın Başkan’a’ diyerek Türk Metal Sendikası’nın 34 yıllık genel başkanlığını ETÖ kapsamında tutuklanınca bırakan Mustafa Özbek’e rapor yazdıkları ve gizlilik vurgusu yapılarak aktarıldığı da belgelerde yer alıyor. Bahse konu dairenin 1998 yılındaki seçim döneminde KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın telefonlarını da illegal dinlendiği raporların içeriğinden anlaşılıyor.

Özbek'in Kıbrıs merkezli yayın yapan ART televizyonunun, Sivil Daire Başkanlığı'nın amacı doğrultusunda yayınlar yaptığı da yine elde edilen belgelerde yer alıyor.

ULUSALCI ÇEVRELERİN KIBRIS ÇALIŞMALARI

Ulusalcı çevrelerin özellikle Kıbrıs'ı üst olarak kullandıkları ve Ada'da kontrolü elde tutmak için Talat'ın faaliyetlerin mercek altında tuttukları ve istihbarat çalışması yaptıkları anlaşılıyor.

Başbakan’a sunulan brifingin de ele alındığı belgelerde, Serdar Denktaş’ın Kıbrıs’a Başbakan olmasının ileriki kritik dönemlerde sıkıntı yaratacağı vurgulanıyor. KKTC’nin Rauf . Cumhurbaşkanı Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş’a verdiği desteğin de vurgulandığı raporda seçime yüklü paralar aktarmak suretiyle ve basın yoluyla yapılan müdahaleler de açık şekilde anlatılıyor. Yurt dışından içeriye sokulan paranın seçim sonrası halka söz verildiği gibi dağıtılması planlanıyor.

Halkın demokratik seçimini ipotel altına almak için Ada’da geniş çaplı bir kamuoyu araştırması da yürüten örgüt, halkın genel eğilimleri konusunda da analiz ve değerlendirmelerde bulunduğu da belgelerde ortaya çıkıyor.

Rapordaki ilginç bölümlerden biri de örgüt tarafından Derviş Eroğlu’na sunulan mektup…

DERVİŞ EROĞLU’NA BATI ÇALIŞMA GRUBU İMZALI RAPOR

Belgelerde KKTC’deki Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu’na sunulmak üzere hazırlanmış bir raporda yer buluyor. Raporda yapılan geniş çaplı kamuoyu yoklaması ve UBP’nin çıkarabileceği milletvekili sayısı ve oy potansiyeli ile ilgili bilgiler veriliyor. Sonraki çalışmalarının Derviş Eroğlu’nun şahsiyetinde sürdürülmesi konusunda karar vurgulanıyor.



Eroğlu’na sunulan raporda ayrıca baba ve oğul Denktaş’ın Ali Balkaner gibi isimlerle ilişkileri ve aralarında yapılan menfaat pazarlıkları gözler önüne serilmek suretiyle karşı tarafın yıpratılması hedef olarak gösteriliyor.

Önceki seçimlerde Denktaş tarafından maddi desteğe alıştırılan Ada halkının seçimler öncesi para konusunda bastırması nedeniyle yaşanan maddi sorunlar da raporda yer alıyor.

Raporda “Değerli İnsan Sayın Mustafa Özbek” şeklinde takdim edilen Özbek’in Sivil Daire Başkanlığı’nın Ada’daki çalışmalarını bizzat başlamasını öneren ve operasyonun şarteline basan kişi olduğu da ortaya koyuluyor. Yaşanan para sorunu da bizzat Özbek’in devreye girmesi ile çözülüyor. Ayrıca belgelerdeki bilgiye göre Türkiye’deki dönemin hükümeti tarafından da 2 gün sonra örtülü ödenekten 1 milyon dolar gönderilmiş halka dağıtılmış.


DENKTAŞ’LARA İLLEGAL DİNLEME

Raporda ayrıca Denktaşların yaptığı para diyaloglarının da bütün ayrıntıları ile belirlendiği açıklanıyor. Bir telefon görüşmesinde Girne’de sahilde bir bayanın beklediği, ama bekleyen kişilerin erkek beklemeleri sebebiyle buluşamadıkları anlatırken yaşananlar şöyle özetleniyor:

“Derhal o bayanın oradan alınması gerektiği öğrenilmiş, aynı anda Pınarbaşı’ndan ve Deniz Kızı önünden iki adat Range Rover acil talimatı ile gönderilmiş, o anda Pınarbaşı’ndan yola çıkan aracın bir kamyonun ters yöne girmesi ile şarampole oradan da aşağı vadiye uçmuş. Araç parçalanmış içinde bulunan çok değerli 3 görevli ve 1 adet yerli elemandan 1 kişinin sol ayağı kırılmış, bir kişinin kaburgaları ve sağ kolu kırılmış, 1 kişinin çene kemiği parçalanmıştır.

Ama diğer yönden gelen ekipler yetişseler de Cumhurbaşkanının koruma ve şoförü bayanı almışlar yine de araç aranmış ve para miktarı öğrenilmiştir….”

Raporun devamında olayla ilgili, 3.000.000 dolarla Atatürk Havalimanı’ndan Kıbrıs Türk Havayolları uçağına bilen iki kişinin içerideki kendi elemanları olan hostesin de uyarısı ile alınışı ve 09.12.1998 tarihine kadar Polatlı Merkezde tutuluşları anlatılıyor.

Belgelerde ayrıca kullanılan araçlar açık bir şekilde rapor ediliyor ve Başbakandan hurda olan jeepin mümkün olursa telafisi için ricada bulunulacağı ifade ediliyor. Bu ricanın sebebi “Teşkilat içinde ileride hiçbir pürüze meydan vermemek içindir” deniliyor.

Ada’ya gönderilen elemanların 08.12.1998 günü adayı terk ettikleri vurgulanıyor.


OPERASYONUN HEDEFİ: RAUF DENKTAŞ

Raporda ayrıca “hedefler” başlığı altında bir bölüm yer alıyor ve operasyonla hedeflenenler tek tek sıralanıyor.

Örgütün operasyonlara ilişkin raporundaki “ileriye dönük istihbaratlar” başlığı altındaki raporlarında da hedefin açık bir şekilde Rauf Denktaş olduğu ifade ediliyor.,


Raporda Rauf Denktaş için “Bu kişi yaşlılığın ve duygusallığın verdiği ağırlıkla bundan böyle KKTC için RİZİKO kapsamına girmiştir. Devlet adamlığı ve Ada’ya yaptıkları unutulamaz olanların içine hapsolunmakla KKTC halkına en büyük fren mesafesi olarak görülmektedir. Ayrıca doğu kökenlilerle yaptığı telefon görüşmeleri ve samimiyetinin ebadı düşündürücüdür.” deniliyor ve Denktaş’ın deşifre edilen “Cumhurbaşkanım emredin. Sizin için her şey yapmaya hazırız. Bizden ser çıkar can çıkar laf çıkmaz. Sizin en büyük düşmanınız ileride Derviş’tir İleride bir şeyler mutlaka yapılmalı” şeklindeki telefon diyalogundaki sözleri verilerek bunların çok tehlikeli yönlendirmeler olduğu ve bazı teşkilatların bu kadar yönlendirmelerle devlet başkanlarına suikastlar bile düzenleyebileceği belirtiliyor.
Bu sözlerin akabinde cumhurbaşkanının bizzat el yazısıyla kaleme aldığı ve aracından alınan uzun bir liste veriliyor ve listede ismi olan işadamlarından dikkatli olmaları isteniyor.


OĞUL BABASINI ÖLDÜREBİLİR

ÖZBEK’E gönderilen hücre yapılanmasına ilişkin raporda, yapılan çalışmalar sonucunda Kıbrıslıların ‘ihtilal yapacak boyuta geldiği’ belirtiliyor. Belgedeki, ‘Sayın Başkanım, burada serbestlik verin. Bütün sistemleri, yönlendirmeleri ve diğer kuralları oynayalım. Alan çok dar. Bir çok şarteli çok kolay devreye koyuyoruz. (...) Bu sistemin önünde, iddia ediyorum, bir insanı oğlu bile öldürebilir’ ifadeleri dikkat çekti.

KIBRIS TAMAM, SIRA TÜRKİYE’DE

Belgeler, seçimler öncesinde Türkiye’den Kıbrıs’a giden ölüm timinin Türkiye’ye dönüşü de yer alıyor. Raporlarda, ‘KKTC’de şu an 24 saat gibi bir zaman diliminde yapabildiğimiz ve ulaştığımız noktalar memnuniyet vericidir... Bu bültenin hazırlandığı saat ve zaman diliminden sonra KKTC’de hiç bir elemanımız kalmamıştır. 18.4.1999 Türkiye Genel Seçimleri için organizasyona giren dairemizin buradan en üst başarı ile ayrılacağından ‘Üst Kurulun’ en küçük bir şüphesi yoktur’ deniliyor.

Denktaş 3’üncü iddianamede

ETÖ soruşturması kapsamında hazırlanacak üçüncü iddianamede, KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da yer alacağı öğrenildi. Denktaş’ın, Ergenekon’un üst düzey yöneticisi olarak gösterilen Jandarma eski Genel Kuvvetler Komutanı Şener Eruygur ile ilişkilerinin öne çıkacağı belirtilirken, sanık olarak yer alıp almayacağı konusu netlik kazanmadı.

Ergenekon iddianamesinde Mustafa Özbek’in Derviş Eroğlu’nun seçimleri kazanması için bazı müdahalelerde buluğu, Yalçın Tanfer aracılığıyla Kıbrıs’a çok sayısa kişi gönderildiği ifadeleri yer alıyor.

ETÖ soruşturmasında ifade veren Türk Metaş İş Sendikası Manisa Şube Başkanı Mehmet Ali Özaltın, Rauf Denktaş’ın KKTC. Cumhurbaşkanı olduğu 2003 yılında Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek’in talimatı ile bu ülkenin vatandaşlığını aldığını, hatta o dönemde bu ülkede yapılan seçimlere de müdahale ettiklerini anlatmıştı.

Darbecilerin ‘altın vuruş’u Ada

ETÖ ile ilgili ikinci iddianamede yer bulan tek darbe için 4 aşamalı planların son halkasının Kıbrıs olduğu ortaya çıktı. Hem Türkiye hem de Kıbrıs’taki seçimlere etkide bulunmayı hedefleyen ET֒nün, Türkiye’de ekonomik buhran yaratmayı, Kıbrıs’ta da barış görüşmelerini ‘Kıbrıs satılıyor’ şeklinde lanse etmeyi, Kıbrıs’taki başarısızlığın ardından hükümeti devirmek için harekete geçmeyi planladığı belirlendi.

SON HALKA KIBRIS OLACAK

İDDİANAMEDE Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’un darbe girişimlerine ilişkin bölümünün ardından bu girişimlerin tümünü birlikte değerlendiren ETÖ savcılarının, darbe girişimini dokuz adımdan oluştuğunu ve son adımının Kıbrıs olduğunu belirtmesi dikkat çekiyor. Savcılar ET֒nün Kıbrıs planını şu şekilde özetliyor:

ELÇİYE VERİLEN ERUYGUR TALİMATI

‘Örgütün stratejileri arasında bulunan ‘Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğe götürmek’ amacına matuf olarak açıklamalar yaptıkları, sivil toplum kuruluşlarını yönlendirmeye çalıştıkları (...) Şener Eruygur’un Kıbrıs Büyükelçisini makamına çağırarak bundan sonraki süreçte her talimatı kendisinden alacağını, Genelkurmay Başkanı çağırdığında kendisine basit bilgileri vereceğini, önemli bilgileri bizzat kendisine vermesi talimat verdiği ses ve görüntü kayıtlarından anlaşıldığından...’

Haber 7 ÖZEL

Sıra Siyaset Ayağına Mı Geliyor
13 Nisan 2009 19:15

28 Şubat'ta darbecileri deşifre ettiği için hapse atılan Eski Emniyet İstihbarat Başkanı Orakoğlu, Ergenekon'un son dalgasını değerledirirken şok bir iddiada bulundu.

Ergenekon soruşturması kapsamında bugün gerçekleşen operasyonu değerlendiren Bülent Orakoğlu davanın seyri için çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Orakoğlu, son dalganın üniversitelere yönelik olduğunu belirterek, bir dahaki dalganın kamu kurumlarına yönelik gerçekleşeceğini ve operasyonun son ayağının parlamento olacağını öne sürdü.

ERGENEKON OPERASYONUNA YÖNELİK YORUMLARA TEPKİ

Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkan Vekili Bülent Orakoğlu Ergenekon soruşturmasının bugün gerçekleşen son dalgaya ilişkin Habertürk televizyonuna yaptığı değerlendirmede operasyonlarla ilgili yapılan yorumları eleştirerek şunları söyledi: "Türkiye bir hukuk devleti. Her dalga sonrası çeşitli yorumlar yapılıyor. Sanki Türkiye güllük gülistanlık bir ülke. Faili meçhul cinayetler yaşanmamış, darbeler olmamış... Gözaltılar sırasında bazı hatalar olabilir. Bu tür operasyonlar sancılı olması normal tabi. İtalya'da daha büyüğü yaşandı.

BİR DAHAKİ DALGA KAMU KURUMLARINA SON BASAMAK DA PARLEMENTO

Operasyonların bundan sonra artarak devam edeceğini belirten Orakoğlu, kamu kurumlarına yönelik henüz bir operasyonun gerçekleşmediğini, en son basamağın Meclis'te son bulacağını öne sürdü. Orakoğlu, "bu operasyon geçmiş 70 yıllık tarihinin temizlenmesidir. Herkesin konuşmasına dikkat etmesi gerekir. Ben hiçbir operasyon aleyhine konuşmuyorum. Bu örgütün genel çerçevesini çizerek örgüte karşı birlik halinde olunması gerek." diye konuştu.

"SAVCILAR OPERASYONU KAFASINA GÖRE DEĞİL, MAHKEME KARARIYLA YAPIYOR"

Soruşturmada sanıktan kanıta gidilmesi doğru mu şelindeki bir soru üzerine Orakoğlu, "Bu operasyonlar yapıldığı zaman, gece yarısı insanlar alınıyor deniliyor. Şimdi sabaha karşı yapılıyor. Savcılar kafasına göre bir operasyon yapmıyor. Önce organik yapılar tespit ediliyor. Bunlar mahkemeye sunuluyor. Mahkeme de bunun kararını veriyor. Bazı ufak tefek aksamalar olabilir ama bunlar çok ciddi olmayan olaylar. Bende emniyetteyken bir çok operasyon yaptık. Gece yarısı da operasyonlarına katıldım.

"ERGENEKON'DA TANIK OLARAK İFADE VERMEYE HAZIRIM"

Orakoğlu, bir gazeteye verdiği demeçte "Gerekirse tanık olarak çağrıldığımda tüm bildiklerimi anlatırım" sözlerinide değerlendirdi. Son ergenekon duruşmasında bir sanığın mahkemede kendisinin dinlenmesini istediğini belirten Orakoğlu, "Bende TC'nin hukuk devleti olduğunu, mahkeyeme çağrıldığımda gelmeme gibi bir durumun olamayacağını söyledim. Hatay Emniyet müdürlüğünü yürütürken yaşadığım olaylar vardır. Ben görevimi fazlasıyla yapmış bir insan olarak bu tür olayların aydınlamasıyla ilgili çeşitli şekilde ifadeleri genişleteceğimi söylemiştim." diye konuştu.

OPERASYONUN PARLAMENTO AYAĞI KİMLERİ KAPSIYOR?

Orakoğlu ayrıca yaptığı açıklamada öne sürdüğü "operasyonun parlemento ayağı" iddiasıyla ilgili isim verip veremeyeceğine yönelik soruya, "Bu operasyonları konuşurken çeşitli analiz yapan arkadaşlar, İtalya'yı örnek alması gerektiğini söylüyoruz. Devletin tüm imkanları bu operasyonu savcı arkadaşlara açıldı. Eğer operasyonun hakkaten hukuk çerçevesi içinde işlemesini istiyorsak, darbelerden bahsediliyorsa bu arşivlerin açılması gerekir. İtalya'da medya ve siyaset ayağı da yapıldı. Eski bir emniyet istihbarat müdürü olarak tabi sahip olduğumuz bilgiler mevcut. İsim vermeden genel çerçevede konuşmaya çalışıyorum. Bildiklerimi bir kaç sene önce Ergenekon savcılarına anlattım, tekrar çağrılırsam ifade veririm. Hukuka inanan bir insan olarak elimde ciddi belgeler olmadıktan sonra isim veremem ama savcıların elinde olduğunu biliyorum" şeklinde yanıt verdi.
aktifhaber


En son Ekim tarafından Pts Nis 13, 2009 11:11 pm tarihinde değiştirildi, toplam 3 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Pts Nis 13, 2009 9:56 pm    Mesaj konusu: Ergenekon Oporesyonu'nda yeni dalga... Alıntıyla Cevap Gönder

ERGENEKON'DA YENİ DALGA
13 Nisan 2009 18:54

Ergenekon Oporesyonu'nda yeni dalga... Dakika dakika takip için tıklayınız...

Ergenekon'da 12. dalga operosyanları 18 ilde eş zamanlı olarak başlatıldı.60'a yakın gözaltının olduğu operasyonda Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı ve Atatürkçü Düşünce Derneği şubelerinde arama yapılıyor. Operasyon kapsamında Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Mehmet Haberal ile eski rektörler Mustafa Yurtkuran, Ferit Bernay ve Fatih Hilmioğlu'da gözaltına alındı Çok sayıda bilgisayara ve belgeye el kondu. İşte tüm detaylar...

DAKİKA DAKİKA TAKİP

18:00 YURTKURAN İSTANBUL'A GÖNDERİLDİ

"Ergenekon" soruşturması kapsamında gözaltına alınan Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanvekili ve eski Uludağ Üniversitesi (UÜ) Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, İstanbul'a gönderildi.

17:33 ÇYDD'NİN ŞUBE BAŞKANLARI GÖZALTINA ALINDI

ÇYDD şubelerinde yapılan aramalar sonucunda iki yönetici daha gözaltına alındı. Böylece, Şişli, Kadıköy, Kartal, Pendik ve Beyoğlu şube yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 5 kişi göaltına alınmış oldu.

16:40 GİRESUN ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ GÖZALTINA ALINDI

Giresun Üniversitesinde yapılan arama çalışmalarının ardından üniversite rektörü Metin Öztürk gözaltına alındı.

15:44 ADD GENEL BAŞKAN VEKİLİ YURTKURAN GÖZALTINDA

Ergenekon operasyonu kapsamında Bursa'daki evinde arama yapılan ADD Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran'ın gözaltına alınarak İstanbul'a götürüleceği bildirildi.
Alınan bilgiye göre, Ergenekon soruşturması kapsamında Uludağ Üniversitesi (UÜ) eski Rektörü ve ADD Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran'ın evinde arama başlatıldı. Yurtkuran'ın merkez Yıldırım ilçesi Bademli'deki villasında sabah 06.30'da başlatılan aramanın öğle saatlerine kadar devam edebileceği belirtildi.
Ayrıca, Prof. Dr. Mustfa Yurtkuran hakkında gözaltı emri olduğu ve aramaların ardından İstanbul'a götürüleceği ifade edildi.

15:40 Operasyon 68'liler Vakfı'na uzandı

68'liler Birliği Vakfı Başkanı Sönmez Targan, "Ergenekon" soruşturması kapsamında vakfın Genel Sekreteri Namık Kemal Boya'nın da gözaltına alındığını bildirdi.
Targan, yaptığı yazılı açıklamada, "Ergenekon" davasının bugünkü dalgayla yeni bir boyut kazandığını kaydederek, şunları ifade etti:

"İçlerinde vakfımız Genel Sekreteri Namık Kemal Boya'nın da bulunduğu çok sayıda aydın, bilim insanı, sivil toplum kuruluşları yöneticisinin evlerinde aramalar yapılırken kimileri de gözaltına alınmış bulunmaktadır. Hiçbir çağdaş hukuk devletinde olması dahi düşünülemeyen böylesi bir uygulama Türkiye'nin bir polis devleti olmasına doğru gidişinin açık ve net göstergesidir."
15:17 Ergenekon Doğan Grubu'na uzandı

Ergenekon operasyonunun son dalgası Doğan Grubu'na uzandı. Doğan Holding İcra Kurulu Üyesi Tijen Mergen gözaltına alındı.

Mergen, Fatih Kamu Sağlığı Merkezi'nde yapılan sağlık kontrolünün ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi.

Mergen, Milliyet gazetesi bünyesinde ÇYDD ile "Baba Beni Okula Gönder" kampanyasını yürütüyordu.

14:40 Erol Manisalı gözaltına alındı

Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı, evindeki aramaların sona ermesinden sonra gözaltına alındı.

13:55 Ayşe Yüksel Havaalanında gözaltına alındı

Ergenekon soruşturmasında Van'daki evi polis tarafından aranan Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Ayşe Yüksel, uçağa binmek üzere gittiği Sabiha Gökçen Havaalanı'nda gözaltına alındı. Yüksel'in Van'a gitmek için bilet aldığı öğrenildi.

Eski YYÜ Rektör Yardımcısı olan Prof. Dr. Ayşe Yüksel, daha önce Rektör Prof. Dr Yücel Aşkın hakkında açılan davada da yargılanıyordu. Kendisi ile ilgili iddiaların bulunduğu dosya Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görevsizlik kararı nedeniyle Van 1. Ağır Caza Mahkemesi'ne gönderilmişti. 1. Ağır Caza Mahkemesi'nin de soruşturma izni amacıyla YÖK'e gönderdiği söz konusu dosya halen burada bekliyor.

13:50 Gürsel Tekin: Partim ve şahsım adına Türkan Saylan'a sahip çıkmak için geldim
umhuriyet Halk Partisi (CHP) eski İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, Ergenekon soruşturması kapsamında evinde arama yapılan Türkan Saylan'a partisi ve şahsı adına sahip çıkmak için evine geldiğini söyledi. Tekin, "Saylan'a yapılan muamele bizi üzmüştür." dedi.

13:36 ÇYDD Alanya şubesinde de arama yapılıyor
Ergenekon soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Alanya Şubesi'nde de arama yapılıyor. Alanya Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı ekipler, sabah saatlerinde derneğe baskın düzenledi. Binada kimse olmadığı için ÇYDD Alanya Şubesi Başkanı Nilgün Özcan'ın evine gidildi. Özcan'ı yanlarına alan ekipler, dernek binasını açtırarak aramalara başladı. Bine yakın belgeyi incelemeye alan ekipler, derneğin Şekerhane Mahallesi, 1100 Sokak Balta İşhanı'nda bulunan şubesinde aramalarını sürdürüyor. Dernek binasında bulunan 1 bilgisayarın hard diski ile Fikret Kızılok, Kenan Doğulu ve Fazıl Say'ın CD'lerine el konulduğu öğrenildi.

13:32 Hiç kimse devletten, milli iradeden daha üstün değildir
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, ''Ergenekon'' soruşturmasına ilişkin, ''Esas olan bu işlerin insanlara işkence yapılmadan, insan haysiyetini zedeler bir şekilde herhangi bir duruma sebebiyet vermeden sürdürülebilir olmasıdır'' dedi.

Yazıcı, Türk Kalp Vakfı tarafından Point Otel'de düzenlenen ''21. Türk Kalp Haftası''nın açılış töreninin ardından gazetecilerin ''Ergenekon'' soruşturmasına ilişkin sorusunu yanıtladı.

''Soruşturmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna Yazıcı, şu yanıtı verdi:

''(Değerlendirme konusu olabilecek bir durum yok) diye düşünüyorum. Tahkikat, soruşturma çok yoğun bir şekilde derinlemesine sürdürülüyor. Kanıtlar, belgeler, ilgili görevli, yetkili savcıların elinde. Onların elindeki belgeler biz de olmadığına göre, bizim yapılan işler hakkında 'şöyle' veya 'böyle' bir şey söylememiz mümkün değil. Bunlar kanunlara göre yürütülen, savcıların görev alanına giren konular.

Nihayet, derleyip toparlayacaklar, sonuçta suç varsa, kanıt varsa mahkemeye gider. Mahkeme de hükmü verir. Esas olan bu işlerin insanlara işkence yapılmadan, insan haysiyetini zedeler bir şekilde herhangi bir duruma sebebiyet vermeden sürdürülebilir olmasıdır. Türkiye her alanını açık hale getirmek zorundadır. Hiç kimse devletten, milli iradeden daha üstün değildir. Bunun ötesinde suç işleyenler varsa yetkili organlar adli makamlardır. Onlar da gerekeni yapacaktır. Bekleyelim. Türkiye iyi yoldadır. İyiye doğru gidiyoruz.''

13:07 Operasyonun ipuçları ikinci iddianamede

Ergenekon'un ikinci iddianamesinde sanık Tuncay Özkan'da ele geçirilen belgelerde; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Türkan Saylan ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer'in Sivil Toplum Kuruluşları Birliği'nin (STKB) yöneticisi konumunda bulundukları ifade ediliyor. STKB'ye dahil olmayan dernek ve vakıf yöneticilerinin ölümle tehdit edildiğinin öne sürüldüğü belgelerde, "Eski Dev Genç militanlarının cirit attığı, PKK'lıların hüküm sürdüğü, Dünya Kiliseler Birliği dahil birçok yabancı kuruluştan aldıkları milyonlarca doları çıkarlarına hizmet ettiren bu girişime dur denilmelidir." ifadesi dikkat çekiyor.

13:08 Yurtkuran'ın evinde yapılan arama sona erdi
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) ve eski Uludağ Üniversitesi (UÜ) Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran'ın evinde yapılan aramanın tamamlandığı öğrenildi.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, İstanbul ve Bursa emniyet müdürlüklerine bağlı terörle mücadele ve istihbarat şube müdürlükleri ekipleri, Yurtkuran'ın Bademli Mahallesi 23. Sokak'taki 3 katlı evinde sabah saatlerinde başlattıkları arama çalışmalarını tamamladı.

Prof. Dr. Yurtkuran'ın Bursa Adli Tıp Kurumu'nda sağlık muayesinden geçirildikten sonra polis ekiplerince İstanbul'a götürüleceği bildirildi.

13:06 Vandaki aramalar sona erdi
ÇağdaŞ Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ayşe Yüksel'in ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'ndeki bürosunda yapılan arama sona erdi. Prof. Dr. Yüksel'in ofisinde sabah saat 07.00'da başlatılan ve emniyet müdürlüğüne bağlı çeşitli şubelerdeki 10 kişilik uzman ekip tarafında yapılan arama 5 saat sürdü. Aramada, ofiste bulunan dosya, bilgisayar ve çeşitli dokümanlara el konuldu.

13:06 ÇYDD Adana şubesindeki arama sona erdi
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin (ÇYDD) Adana şubesindeki arama sona erdi.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, sabahın erken saatlerinden itibaren Çınarlı Mahallesi'ndeki dernek binasında başlatılan aramalar tamamlanırken, gözaltına alınan olmadı.

Güvenlik güçlerinin, bilgisayar harddiskleri ve bazı belgeleri doldurdukları koli ve poşeti, incelenmek üzere Emniyet Müdürlüğüne götürdü.

12:57 Haberal ve Hilmioğlu, İstanbul'a gönderildi
Ergenekon soruşturması kapsamında Ankara'da gözaltına alınan Başkent Üniversitesi Kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal ile İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi'ndeki işlemlerinin tamamlanmasının ardından İstanbul'a gönderildiler. (CİHAN)

12:52 Giresun Üniversitesi rektörünün odası aranıyor
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında, Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Metin Öztürk'ün odasında arama yapılıyor.

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Kale Mahallesi'nde bulunan Rektörlük binasına iki adet araçla, saat 12.00 sıralarında gelen Giresun Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Rektör Prof. Dr. Öztürk'ün odasına çıktı. Ekiplerin, Öztürk'ün odasında arama yaptığı belirtildi.

Arama yapıldığını duyan bazı öğretim üyeleri bina önünde toplanırken, basın mensuplarının içeri girmesine izin verilmiyor.

Emekli bir asker olan Prof. Dr. Osman Metin Öztürk, 18 Mart 2008 tarihinde, Çanakkale Zaferi'nin yıl dönümü nedeniyle üniversitede düzenlenen bir konferansta, ''Ergenekon'' sanığı Veli Küçük ile yaptığı görüşmeler nedeniyle, kendisinin de Ergenekon soruşturması içine çekilmek istendiğini öne sürmüştü.

12:51 Diyarbakır'da 3 kişi gözaltına alındı
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD) Diyarbakır Şubesi'ndeki operasyonlar kapsamında 3 kişi gözaltına alındı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Diyarbakır Şubesi'nde sabah saatlerinde Ergenekon soruşturması kapsamında başlayan arama çalışmaları saat 12.00 itibariyle sona erdi. Yetkililer, operasyon kapsamında 3 kişinin gözaltına alındığını açıkladı. Aramalar sırasında derneğe ait bazı evraklara el konulduğu belirtildi. (CİHAN)

12:50 Gözaltına alınanlar emniyete getirildi
Ergenekon'un son dalgasında gözaltına alınanlardan 18'i İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi. Öncelikle Fatih Kamu Sağlığı Merkezi'nde sağlık kontrolünden geçirilen bu kişiler arasında, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Ayşe Yüksel ile ÇYDD Pendik Şube Başkanı Şeyda Eşsiz'in de bulunduğu öğrenildi.

Bu kişiler, sağlık kontrollerinin ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne alındı.

12:43 Patara otelde bir bilgisayara el kondu
'Ergenekon'' soruşturması kapsamında, Kızılcahamam Patalya otelde yapılan aramanın ardından bir bilgisayara el konuldu. Alınan bilgiye göre, güvenlik güçlerinin saat 07.30'da Patalya Otel'de başlattığı arama çalışmaları sona erdi. Jandarmanın otel çevresinde geniş güvenlik önlemlerini aldığı aramalarda, otele ait bir bilgisayara el konulduğu bildirildi.

12:42 28 Şubat'la darbe konsepti değişti
Taraf yazarı Alper Görmüş, 28 Şubat ile birlikte darbeci zihniyetin konsept değiştirdiğini görüyoruz dedi. Görmüş, Nokta dergisinde yayınlanan darbe günlüklerinde de bu değişimin çok net görüldüğüne dikkat çekti. Görmüş şöyle devam etti 'Artık sadece asker tarafından bir darbe yapılmasının çok zor olduğunu gören bu zihniyet, sivil toplum kuruluşlarını işin içine çekmeye çalıştı. Biz darbe günlükleri sayımızın ertesinde darbecilerle sivil toplum kuruluşları arasındaki organik yapıyı ortaya çıkardık bu haberimiz için de en ufak bir tekzip gelmedi. Zaten bu haberimizden sonra da dergimiz basıldı. İlginçtir, ilk cumhuriyet mitingi bizim bu sayımızdan kısa bir süre sonra yapıldı.'

12:41 ÇYDD Diyarbakır şubesindeki aramalar sona erdi

ÇYDD'nin Diyarbakır şubesinde Ergenekon soruşturması kapsamında sabah saatlerinde başlatılan arama çalışmaları sona erdi.

12:34 Türkan Saylan'ın evindeki arama bitti
Türkan Saylan'ın avukatı Hüseyin Karataş, mahkeme kararı çerçevesinde arama yapıldığını söyledi. Karataş, çalışmaların bittiğini, belgeler ile ilgili tutanakların tutulduğunu söyledi. Karataş, "Saylan'a yönelik herhangi bir suçlama yok. Ergenekon kapsamında bir arama. Evden bir takım belgeler alındı. Bunun dışında bir de AKP'nin kapatma davası kararı ile ilgili dosyanın fotokopisi alındı. Evde bulunan hiçbir metinde suç unsuru yok." dedi. 12:30 Eski rektör Bernay'ın evindeki arama sona erdi
'Ergenekon'' soruşturması kapsamında, eski Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay'ın evinde saat 06:00 sularında başlatılan arama sona erdi. Gözaltına alınan Bernay'ın evinden içinde bilgisayar diskleri, doküman ve CD bulunduğu bildirilen 5 torba çıkarıldı.

12:29 Tufan Türenç: Operasyonlar Türkiye'ye zarar veriyor
Hürriyet Gazetesi yazarı Tufan Türenç, 'Sorgulama ve operasyonlarda ölçü kaçırıldı. Soruşturma pervasızca yürütülüyor. Operasyonlar, daha eleyici yapılmalı diye düşünüyorum. Sabaha karşı operasyon yapmak, bazılarını salıvermek bazılarını tutuklamak Türkiyeye zarar veriyor' dedi. Türenç, Türkan Saylan'ın evinin niçin arandığını da anlayamadığını söyledi.

12:25 Konu darbe ile ilgili, laiklikle değil
Star Gazetesi Başyazarı Mehmet altan, Ergenekon kapsamında düzenlenen operasyonların laiklikle ilgisinin olmadığını, operasyonların 'darbe hazırlığı' çerçevesinde bakılması gerektiğini vurguladı

12:21 120 noktaya operasyon düzenlendi 40 kişi gözaltında
Ergenekon operasyonu çerçevesinde bugün 120 noktaya baskın düzenlendiği ve 40 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi.

12:20 Senato: Rektörümüzün arkasındayız
Rektör Mehmet Haberal'ın gözaltına alınmasının ardından olağanüstü toplanan Başkent Üniversitesi Senatosu bir bildiri yayınladı. Rektör Yardımcısı Mehmet Korkut Ersoy'un okuduğu bildiride, Mehmet Haberal ile İnönü Ümiversitesi eski Rektörü Fatih Hilmioğlu'nun Ergenekon silahlı terör örgütü içerisinde bulunmak suçlamasıyla gözaltına alındığı hatırlatılarak, "Atatürk milliyetçiliği ve devrimciliğini savunmaya ve dile getirmeye özen gösteren rektörümüzün gözaltına alınması çok anlamlıdır." denildi.

12:17 Patara oteldeki aramalar sona erdi
Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın rektörlüğünü yaptığı Başkent Üniversitesi kuruluşlarından biri olan Kızılcahamam Patalya Termal Otel'de yapılan aramalar tamamlandı. Sabah saat 07.00'de otele gelen güvenlik güçleri 2 saat süren aramaların ardından bazı belge ve dökümanlara el koyarak otelden ayrıldı.

12:15 Karayalçın Başkent Üniversitesi ve Kanal B'yi ziyaret etti
Sosyaldemokrat Halk Partisi eski Genel Başkanı Murat Karayalçın, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet Haberal ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan'ın demokrasiye inanan ve darbecilikle hiçbir alakası olmayan kişiler olduğunu savundu.

Başkent Üniversitesi'ni ziyaret eden Murat Karayalçın, soruşturma kapsamında yapılan arama ve gözaltıların sindirme ve yıldırmaya dönüştüğünü öne sürdü. Karayalçın, Türkan Saylan'ın Atatürk ilke ve devrimlerinin yanı sıra demokrasiye olan inancını da bizzat bildiğini dile getirdi.

Karayalçın, Başkent Üniversitesi ve Kanal B çalışanlarına geçmiş olsun dileğinde bulundu.

12:14 Kanal B önünde alkışlı protesto
Kanal B çalışanları televizyon öünde toplanarak alkışlı protestoda bulundu. Çalışanlar alkışlamayı uzun bir süre devam ettirdikten sonra İstiklal Marşı'nı söylediler.

12:06 Hilmioğlu, sağlık kontrolünden geçirildi
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında, Ankara'da gözaltına alınan eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu, sağlık kontrolünden geçirildi.Hilmioğlu, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, yoğun güvenlik önlemleri altında Ankara Adalet Sarayı'na getirildi.

12:03 Eski rektör Bernay da gözaltına alındı
Ergenekon soruşturması kapsamında Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eski Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay'ın gözaltına alındığı açıklandı.

12:01 Yurtkuran için gözaltı emri var
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanvekili ve eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran hakkında gözaltı kararı olduğu öğrenildi.

11:55 Gözaltı listesinde 60 kişinin olduğu öğrenildi
Ergenekon soruşturmasının STK ve rektörlere yönelik son dalga operasyonunda yaklaşık 60 kişinin gözaltı listesinde olduğu öğrenildi. ÇYDD başkanı TÜrkan Saylan'ın adının gözaltı listesinde olmadığı öğrenildi.

11:53 Haberal'a isnat edilen suçlar

Bu sabah düzenlenen operasyonla göz altına alınan Başkent Üniversitesi rektörü ve Kanal B televizyonunun sahibi Mehmet Haberal'ın hangi iddialarla gözaltına alındığı ortaya çıktı.

Mehmet Haberal, Ergenekon Terör Örgütü içinde faaliyet yürütme, örgüt üyesi olma, Örgüte yardım etme şüphesi ile gözaltına alındı.

11:52 ÇYDD Çukurova şubesinde aramalar sona erdi
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Adana Çukurova Şubesi'nde sabah 07.00'da başlayan aramalar sona erdi. Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne bağlı ekipler dernekte yaklaşık 3.5 saat arama yaptı. Aramalarda 9 bilgisayar, derneğe ait bir cep telefonu, üye bilgileri ve burs verilen öğrencilere ait bilgiler ile çeşitli dokümanlara el konulduğu öğrenildi.

11:45 Yurkuran'ın evinde aramalar sürüyor

'Ergenekon'' soruşturması kapsamında, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanvekili ve eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran'ın evinde yapılan arama devam ediyor.

11:37 68'liler Vakfı Genel Sekreterinin evi aranıyor
68'liler Vakfı genel sekreteri N. Kemal Boya'nın evi de arama yapılan noktalar araasında.

11:35 ÇEV başkanı Gülseven Yaşer'in evi aranıyor
Çağdaş Eğitim Vakfı başkanı Gülseven Yaşer'in evinde polis arama yapıyor. Yaşer'in yurt dışında olduğu alınan bilgiler arasında.

11:30 MHP'den operasyon değerlendirmesi: Hükümet yine sıkıştı
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, Ergenekon soruşturmasının 12. dalgası kapsamında, son göz altıları değerlendirirken, AKP iktidarını suçladı. Şandır, " Ne hikmetse Hükümet ne zaman sıkışırsa, gündemi değiştirmek isterse, Ümraniye soruşturması kapsamında bir dalga başlamaktadır. Toplumun aklıyla, huzurluyla dalga geçer oldular" dedi. 11:29 ÇYDD'nin 13 şubesinde arama yapılıyor
Ergenekon operasyonu kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin İstanbul'daki genel merkezi ile ülke genelindeki 13 ayrı şubesinde arama yapıldı.

Sabah saatlerinde eşzamanlı olarak başlatılan operasyon kapsamında ÇYDD'nin İstanbul Genel Merkez, Bakırköy ve Kadıköy, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Antalya, Çukurova, Mersin, Van, Trabzon, Şanlıurfa, Diyarbakır şubeleri polis tarafından arandı...

11:27 İstanbul'da 14 kişi gözaltına alındı
Bu sabah başlatılan eş zamanlı Ergenekon operasyonunda 14 kişinin gözaltına alındığı ve sağlık kontrolünden geçirildiği bildirildi.

11:20 ÇYDD Çukurova şubesindeki aramalar sona erdi
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Çukurova şubesinde yapılan arama sona erdi.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, sabahın erken saatlerinden itibaren dernek binasında başlatılan aramalar tamamlanırken, gözaltına alınan olmadı.

Güvenlik güçleri, bilgisayar ve iki koliye doldurdukları dosyaları incelenmek üzere Emniyet Müdürlüğüne götürdü.

ÇYDD Çukurova Şubesi Başkanı Filiz Güllüler, dernek binası önünde bekleyen gazetecilere yaptığı açıklamada, öğrenci burs kayıtları da dahil tüm dosyaların incelendiğini belirterek, ''Ergenekon kapsamında, Türkiye genelinde bir arama söz konusu'' dedi.

Güllüler, detaylı açıklamayı daha sonra yapacaklarını kaydetti.

Bu arada, yine sabahın erken saatlerinden itibaren ÇYDD Adana Şubesi'nde başlatılan aramaların ise devam ettiği bildirildi.

11:18 Bursa ÇYDD başkanının gözaltına alınacağı iddia edildi

Ergenekon soruşturması kapsamında, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkan Vekili Mustafa Yurtkuran'ın yanı sıra, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Bursa Şube Başkanı Kadri Gökçadır'ın da gözaltına alınacağı bildirildi.

Alınan bilgiye göre, merkez Osmangazi ilçesi Altıparmak Caddesi Altıparmak Sokak üzerindeki bir binanın 4. katında faaliyet gösteren ÇYDD şubesinde arama başlatıldı. Sabah saatlerinde şubeye gelen Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, yaklaşık 4 saattir arama yapıyor.

ÇYDD Bursa Şube Başkanı Kadri Gökçadır'ın dernekte bulunduğu ve aramaların ardından gözaltına alınarak İstanbul'a götürüleceği öğrenildi. (CİHAN)

11:15 Orakoğlu: Bu işin bir de parlamento ayağı var

Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkan Vekili Bülent Orakoğlu, çok ilginç bir iddiada bulundu.

Dalga dalga genişleyen operasyonlarda her seferinde bir kesime yoğunlaşıldığına dikkat çeken Orakoğlu, 'Bu işin bir de parlamento ayağı var' dedi.

11:09 'Hiç kimse hukukun üzerinde değildir'
Van Barosu Başkanı Ayhan Çabuk, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Van'da yapılan aramalara ilişkin yaptığı açıklamada, yargıyı etkileyecek davranışlardan kaçınılması gerektiğini söyledi.

AA muhabirine açıklamada bulunan Baro Başkanı Çabuk, toplumun ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında ikiye bölündüğüne dikkati çekti.

İnsanların hukuka güvenmesi ve yargı üzerinde hiçbir şekilde baskı oluşturulmaması gerektiğini ifade eden Çabuk, şöyle konuştu:

''Yargının serbest, rahat bırakılması lazım. Toplum ne yazık ki ikiye bölünmüştür. Savcılarımıza güvenmek lazımdır. Zaten yapılacak soruşturmalar sonucunda eğer bir suç durumuna rastlanmayacaksa, mutlaka gerçekler ortaya çıkacaktır. Kişilerin sıfatları ne olursa olsun bu ülkede hiç kimse yargının üstünde değildir. Ergenekon soruşturmasındaki iddialar az bir iddia değildir. Elbetteki yargı bu iddialara karşı ilgili işlemleri başlatacaktır. Aramalar ve gözaltılar son derece doğal karşılanmalı.''

11:01 Başkent Üniversitesi senatosu toplandı
Başkent Üniversitesi senatosu, olağanüstü toplanma kararı aldı.

10:50 ÇYDD'deki bilgisayarlara el konuldu
Ergenekon soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Mersin Şubesi'nde arama yapan polisler, bazı belgelere, dizüstü bilgisayara ve bilgisayar hard diskleri ile CD'lere el koydu.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Ergenekon soruşturması kapsamında ÇYDD Mersin Şube Başkanı Sacide Uluğ'u sabahın erken saatlerinde evinden alarak derneğin Silifke Caddesi Tunç Apartmanı'nın birinci katında bulunan şubesine geldi.

Burada arama yapan polisler bazı belgelere, dizüstü bilgisayara ve hard disklere tutanak düzenleyerek el koydu. Belgeleri torbaya koyan polisler, Terörle Mücadele Şubesi'ne götürdü. Dernekte her hangi bir gözaltı olayı olmadı.

Polisler gittikten sonra açıklama yapan Şube Başkanı Sacide Uluğ, polislerin kendisini sabahleyin dernekte arama yapacaklarını söyleyerek evinden aldıklarını ve baskın hakkında herhangi bir açıklama yapmadıklarını kaydetti.

Polislerin dernekteki salon, toplantı odası ve sekreter odasında arama yaptıklarını ifade eden Uluğ, "Arama sonunda bilgisayarımızın hard disklerine el koydular. CD'leri aldı, tutanak düzenlediler. Sebep konusunda hiçbir şey söylemediler. Bazı şehirlerde eş zamanlı olarak yaptıklarını belirttiler." dedi.

CD'lerde sunum ve çalışmalarının bulunduğunu aktaran Uluğ, Türkiye'nin her tarafındaki aramalarla Atatürkçülere gözdağı verilmek istendiğini öne sürdü. (CİHAN)

10:57 Vandaki aramalar 3 noktada arama yapılıyor

'Ergenekon'' soruşturması kapsamında bu sabah Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Merkezi ve şubelerine yönelik başlatılan aramalar kapsamında, Van'da 3 ayrı noktada yapılan aramalar devam ediyor.

Van'da sabah saatlerinde başlayan aramalar, Zübeyde Hanım Caddesi'ndeki ÇYDD şubesinde başladı. Aynı sıralarda Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve ÇYDD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ayşe Yüksel'in üniversitedeki ofisinde ve evinde de arama yapılmaya başlandı.

Yüksel'in şehir dışında bulunması nedeniyle polis ekipleri eve girmek için kapıyı çilingirle açmaktan kaçındı.

Jandarma ekiplerinin evin önünde güvenlik önlemi almasının ardından Yüksel'in akrabası Kerem Yüksel eve gelerek güvenlik güçlerine kapıyı açtı. Aramalar, Kerem Yüksel'in refakatinde gerçekleştiriliyor.

Bu arada ÇYDD Van şubesinde erken saatlerde başlayan aramalarda bazı evraklara ve bilgisayara el konularak araçlara yüklendiği öğrenildi.

10:54 ÇYDD Diyarbakır şubesi de aranıyor
ÇYDD'nin Diyarbakır şubesinde polis arama yaptı. Polisin şubedei belgeleri incelemek üzere tutanakla teslim aldığı öğrenildi.

10:53 Erol Manisalı'nın evi aranıyor
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı'nın İstanbul'daki evinde polislerce arama yapılıyor. Alınan bilgiye göre, Prof. Dr. Manisalı'nın Beşiktaş 1. Levent Sümbül Sokak'taki evine gelen polisler, burada arama çalışması başlattı. Arama nedeniyle Manisalı'nın evi ve çevresinde polislerce güvenlik önlemleri alındı.

10:47 Haberal İstanbul'a götürülüyor
Ankara Adliyesi Adli Tıp Kurumu'nda muayenesi yapılan Başkent Üniversitesi kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, Ergenekon kapsamında sorgusunun yapılması için İstanbul'a götürülmek üzere yola çıkarıldığı bildirildi.

10:31 Mustafa Yurtkuran'ın villasında arama yapılıyor
Ergenekon soruşturması kapsamında Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkan Vekili ve Uludağ Üniversitesi (UÜ) eski rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran'ın Bursa Bademli'deki 3 katlı villasında arama yapılıyor.

Soruşturmayı yürüten İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararıyla yapılan arama yaklaşık 3 saattir sürüyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ile Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin birlikte yürüttüğü çalışmada lüks villa didik didik aranıyor.

Villanın 1. kattaki aramaların tamamlandığı öğrenilirken, diğer katlarında da incelemeler sürüyor.

Bu arada villa çevresinde jandarma geniş güvenlik önlemleri alındı. Prof. Mustafa Yurtkuran ile eşi eski rektör adayı Prof. Merih Yurtkuran'ın halen evde bulunduğu öğrenildi.

Arama sırasında, aralarında Cumhuriyet Gazetesi temsilcisinin de bulunduğu yakın çevresi villanın önüne geldi. Arama ve incelemeler büyük bir titizlikle sürüyor.

10:31 - ÇYDD Alsancak şubesinde arama yapılıyor
Ergenekon soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Alsancak Şubesi'nde de arama yapılıyor. Güvenlik kuvvetleri 1435 Sokak 4 numaradaki Kamer Apartmanı'nın 1. katında bulunan derneğin kapısını çilingire açtırdı. Binaya giriş çıkışlar kapatıldı. Arama devam ederken ÇYDD üyeleri de derneğe gelmeye başladı. Apartman yöneticisi basın mensuplarının sorularına cevap vermedi.

10:29 Haberal Sağlığım yerinde
Ergenekon soruşturması kapsamında Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'a sağlığı ile soru yönettiler ve "Hoca sağlığınızla ilgili sorununuz var mı içeri alabiliriz" dediler. Prof. Dr. Haberal da, "Allaha şükür bir sorunum yok iyim. Sağlığım ve moralim yerinde" karşılığını verdi.

10:26 Mustafa Yurtkuran İstanbul'a götürülecek
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında evinde arama yapılan Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanvekili ve eski Uludağ Üniversitesi (UÜ) Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran hakkında, gözaltına alınması yönünde mahkeme kararı bulunduğu öğrenildi. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Prof. Dr. Yurtkuran, güvenlik güçlerince Bademli Mahallesi'ndeki evinde yapılan aramanın tamamlanmasının ardından İstanbul'a götürülecek.

10:25 ÇYDD Kadıköy şubesi aranıyor
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin (ÇYDD) Kadıköy Şubesi'nde de arama yapılıyor. Kızıltoprak Zühtü Paşa Mahallesi Hasan Amir Sokak Yelkenkaya Apartmanı'ndaki ÇYDD Kadıköy Şubesi'ne gelen polisler, görevliler geldikten sonra saat 10.00 sıralarında binaya girdi. Polisin, şubede başlattığı arama çalışmaları sürüyor.

10:24 Haberal Sağlık kontrolünden geçirildi
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında gözaltına alınan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, sağlık kontrolünden geçirildi.

Haberal, evindeki arama işlemlerinin ardından polis tarafından Ankara Adalet Sarayına getirildi.

Haberal, adliyeye girişi sırasında, gazetecilerin ne ile suçlandığını sormaları üzerine, ''Arkadaşlar, yapanlara sorun. Bana niye soruyorsunuz? Bu Türkiye Cumhuriyetine yakışmıyor. Atatürk'ün kurduğu cumhuriyete...'' diye konuştu.

Daha sonra adli tabiplikte sağlık kontrolünden geçirilen Haberal, adliyeden ayrılırken, basın mensuplarının ısrarlı sorularını yanıtlamadı, ancak ''İyi günler, iyi günler'' dedi.

Haberal'ın, sorgulanmak üzere İstanbul'a götürüleceği bildirildi.

10:23 ÇYDD'nin Şanlıurfa şubesi aranıyor
Ergenekon soruşturması kapsamında eş zamanlı yapılan operasyonda Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Şanlıurfa Şubesi'nde sabahın erken saatlerinde arama yapıldı. Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne bağlı sivil ekipler, Kadri Eroğan Caddesi'nde bulunan Vali Akbulut İşhanı'nın ikinci katındaki şubede arama yaptı. Alınan bilgiye göre polisler ofiste bulunan bilgisayar ve bazı evrakları incelemeye aldı.

Öte yandan Harran Üniversitesi (HRÜ) Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof Dr. Faruk İnce'nin eşi olan ÇYDD Şanlıurfa Şube Başkanı Türkan İnce'yi bu sabah Eyyubiye Yerleşkesi'nde bulunan lojmanlardaki evinden alarak şubeye getiren ekipler, çalışmalarını sürdürüyor.

Arama yapıldığı sırada Türkan İnce'nin eşi Faruk İnce de olay yerine gelerek konu hakkında bilgi almaya çalıştı.

Kameralara konuşmayan İnce, daha sonra olay yerinden ayrılarak üniversiteye gitti. (CİHAN)

ÇYDD Adana ve Çukurova şubesi aranıyor
''Ergenekon'' soruşturması kapsamında, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Çukurova ve Adana şubelerinde arama devam ediyor.

ÇYDD Çukurova Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Özgür Onar, dernek binası önünde bekleyen gazetecilere yaptığı açıklamada, başkan Filiz Güllüler'in sabah erken saatlerde evinden alınarak derneğe getirildiğini, kapının açtırılarak aramanın başlatıldığını söyledi.

Yönetim kurulu üyelerinin de derneğe çağrıldığını ifade eden Onar, dosyaların, bilgisayarların, kitapların, hard disk, disketler, CD'ler, üye defterleri ve toplantı tutanaklarının incelendiğini belirtti.

Özgür Onar, dernek başkanı Güllüler ile başkan yardımcısı ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fiğen Doran ve yönetim kurulu üyelerinin derneğe çağrıldığını ifade etti.

Özgür Onar, aramanın amacını bilmediklerini, sonucu merakla beklediklerini kaydetti.

ÇYDD Adana Şubesi Başkanı Cumhure Mülazımoğlu ise aramanın devam ettiği Çınarlı Mahallesi'ndeki dernek binası girişinde yaptığı açıklamada, henüz aramanın konusuyla ilgili bilgisinin olmadığını söyledi.

Sabah erken saatlerde kardeşi ile yürüyüşe çıktığını ve o sırada gelen haber üzerine durumu öğrendiğini belirten Mülazımoğlu, aramanın kapsamı ve içeriği ile ilgili bir bilgi verilmediğini ifade etti.

Mülazımoğlu, daha sonra dernek binasına girdi.

10:15 Türkan Saylan'ın evi aranıyor
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği(ÇYDD) Genel Başkanı Türkan Saylan'ın evinde, Ergenekon soruşturması kapsamında arama yapılıyor.

Soruşturmayı yürüten savcıların talimatı ile sabah saatlerinde çok sayıda ilde değişik adreslerde gerçekleştirilen baskınların en dikkat çekenlerden biri de ÇYDD'ye yönelik olanı. Derneğin Genel Merkezi ve farklı il ve ilçelerdeki şubelerinde arama yapılırken Genel Başkan Türkan Saylan'ın evinde de arama sürdürülüyor. Sabah saatlerinde Arnavutköy Beyazgül Sokak 41 numaradaki 3 katlı ahşap eve gelen polis ekipleri arama ve inceleme çalışmalarına başladı. (CİHAN)

10:14 Aramalar Van ÇYDD'ye uzandı
Ergenekon soruşturması kapsamında evinde ve üniversitedeki odasında arama yapılan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Van Şubesi Onursal Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel'in İstanbul'da olduğu öğrenildi.

Ergenekon operasyonları kapsamında bu sabah Van'da 3 ayrı noktada arama yapıldı. Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) eski Rektör Yardımcısı ve ÇYDD Van Şubesi Onursal Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel'in evi ve araştırma hastanesindeki odası ile derneğin Van Şubesi'nde eş zamanlı operasyon başlatıldı.

Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, dernek binası ve Yüksel'in üniversitedeki odasında araştırma çalışmalarına devam ediyor.

Jandarma bölgesinde bulunan üniversite yerleşkesine ise polis, jandarma eşliğinde geldi. Yerleşkedeki evin kapısını çalan polise, Ayşe Yüksel'in erkek yeğeni olduğunu belirten bir kişi kapıyı açtı. ÇYDD Van Şubesi Onursal Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel'in İstanbul'da olduğu belirtildi.

Polisin, jandarma eşliğindeki araştırmaları devam ediyor.

Öte yandan, Prof. Dr. Ayşe Yüksel hakkında 2005 yılında eski Rektör Yücel Aşkın ile birlikte çete kurmak suçundan dava açılmıştı. 2 yılı aşkın süren yargılama sonucunda dava dosyasına görevsizlik kararı verilerek, dosya izin alınması için YÖK'e gönderilmişti.

Eski Rektör Yücel Aşkın ve eski Rektör Yardımcısı Ayşe Yüksel'in de aralarında bulunduğu dava dosyası, 15 aydan bu yana YÖK'te bekliyor.

08.30 itibariyle basına İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı çerçevesinde İstanbul ve Ankara polisi ile bazı bölgelerde Jandarma, Başkent Üniversitesi, Ankara Patalya Otel'de, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) genel merkezi ve İstanbul'daki şubelerinde arama başlattı.

Onikinci dalga kapsamında Başkent Üniversitesi Rektörü ve sahibi Mehmet Haberal ile ÇYDD Genel Başkanı Türkan Saylan'ın evlerinde de arama yapıldığı öğrenildi.

Operasyon sabah 08.30 itibariyle televizyonların haber kanallarında son dakika olarak verilmeye başlandı.


EVLERİNDE ARAMA YAPILAN REKTÖRLER

Başkent Üniversitesi kurucu rektörü Mehmet Haberal
Uludağ Üniversitesi eski rektörü Mustafa Yurtkuran'ın
İnönü Üniversitesi eski rektörü Fatih Hilmioğlu
19 Mayıs Üniversitesi Eski rektörü Ferit Bernay


ÇYDD'NİN ŞU ANA KADAR ARAMA YAPILAN ŞUBELERİ
Şişhane'deki Genel Merkez
Bakırköy şubesi
Kadıköy şubesi
Ankara şubesi
İzmir şubesi
Bursa şubesi
Trabzon şubesi
Şanlıurfa şubesi
Diyarbakır şubesi
Adana şubesi
Çukurova şubesi
Antalya şubesi
Mersin şubesi
Van Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Prof.Dr. Ayşe Yüksel'in iş yeri ve evi
Şanlıurfa şubesi

BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ'NE ERGENEKON OPERASYONU

Ergenekon soruşturması kapsamında, Başkent Üniversitesi Rektörü ve Kanal B Televizyonu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın evinde arama yapıldığı öğrenildi. Polisin, Haberal'ın evi ile birlikte Başkent Üniversitesi ile Kanal B televizyonununda da aramaları sürdürdüğü bildirildi.

KANAL B'YE OPERASYONU

Başkent Üniversitesi ve Başkent Televizyonu'na (Kanal B) yönelik güvenlik güçleri Ankara'da Ergenekon 12. dalga operasyonu düzenledi. Operasyon kapsamında Eskişehir Yolu üzerinde bulunan Başkent Üniversitesi ve Kanal B kampusünde jandarma aramalarını sürdürüyor.

Aynı kapsamda üniversitenin rektörü ve televizyonun yönetim kurulu başkanı olan Mehmet Haberal'ın evi ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ankara Merkezi'nde de Ergenekon soruşturması kapsamında aramalar yapıldığı bildirildi.

Aramalarda KanalB'nin bilgisayar harddisc'leri kopyalanıyor. (CİHAN)

KIZILCAHAMAMDAKİ PATALYA OTELDE DE ARAMA YAPILIYOR

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında Başkent Üniversitesi Rektörlüğü ve Kızılcahamam'daki Patalya Otelde de arama yapılıyor.

Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet Haberal'ın evi ve Kanal B'nin yanı sıra Başkent Üniversitesi Rektörlük binası ile Kızılcahamam'daki Patalya Otelde de arama yaptığı öğrenildi.

MHP'Lİ BÖLÜKBAŞI HABERAL'IN EVİNE GELDİ

Başkent Üniversitesi Rektörü Mehmet Haberal'ın evinde yapılan aramalar sırasında MHP Milletvekili Deniz Bölükbaşı'nın da buraya geldiği öğrenildi. Bölükbaşı, Jandarmanın izin vermesi sonucu eve girdi.

ÇYDD'NİN İZMİR BÜROSU DA ARANIYOR

'Ergenekon'' soruşturması çerçevesinde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği İzmir Şubesi'nde arama yapıldığı öğrenildi.

Alınan bilgiye göre, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatıyla Ergenekon soruşturması kapsamında Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ndeki ÇYDD İzmir Şubesi'nde arama yapıyor.

TÜRKAN SAYLAN'IN EVİ ARANIYOR

ÇYDD başkanı Türkan Saylan'ın evinde de arama çalışmaları sürdürülüyor.

OPERASYON BURSAYA DA ULAŞTI

Uludağ Üniversitesi rektörü Mustafa Yurtkuran'ın Bademli bölgesindeki evinde jandarma ve özel harekat polisleri tarafından aranıyor.

OPERASYONA İLGİNÇ BENZETME

Bir haber kanalına canlı telefon bağlantısı ile katılan Gazi Üniversitesi Ceza Hukuku Uzmanı Prof. Dr. Nurullah Aydın, Ergenekon opersyonunu Amerikanın Mc Carty dönemindeki 'cadı avı'na benzetti.

FERİT BERNAY'IN EVİ ARANIYOR

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında eski Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay'ın evinde arama yapılıyor. Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, sabah saatlerinde, Prof. Dr. Ferit Bernay'ın OMÜ Kurupelit Yerleşkesi'ndeki lojmanlarda bulunan evine gelerek aramalara başladı. İki dönem OMÜ Rektörlüğü yapan Prof. Dr. Bernay, halen OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'nde görev alıyor.

İZMİR BAROSUNDAN ERGENEKON YANLISI AÇIKLAMA

İzmir Barosu Başkan Vekili Özdemir Sökmen, Ergenekon yanlısı açıklamalarıyla dikkat çekti. 'Ülkede ne kadar Atatürkçü varsa hepsi toplanıyor, gidişat hiç iyi değil bakalım daha neler göreceğiz' diyen Sökmen, bir korku imparatorluğu kurulmak istendiği iddiasında bulundu.

aktifhaber

Ergenekon'un 12. dalgasında bugün gözaltına alınan rektörlerin Cumhuriyet mitinglerinin hızlı takipçileri arasında yer alması dikkat çekiyor. Öyle ki...
14 Nisan 2009 00:38


Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan rektörlerin, 2007 yılında tertiplenen ve şu an tutuklu bulunan Tuncay Özkan'ın başını çektiği Cumhuriyet mitinglerinin hızlı takipçileri arasında yer alması dikkat çekiyor.

Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların talimatı üzerine sabah saatlerinde gözaltına alınan Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) eski Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanvekili ve eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, Başkent Üniversitesi kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal ve İnönü Üniversitesi eski Rektörü Fatih Hilmioğlu, cumhurbaşkanlığı seçimini etkilemek amacıyla Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) tarafından Ankara Tandoğan Meydanı'nda 14 Nisan 2007 tarihinde yapılacak 'Cumhuriyet'e sahip çıkma mitingi'ne yüksek katılım sağlamak için her türlü yönteme başvurmuştu.

Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, mitinge öğrencileri götürmek için sınavları ertelemişti.

Mustafa Yurtkuran'ın başında bulunduğu Bursa Uludağ Üniversitesi, 14 Nisan 2007 tarihinde öğretim üyelerini Ankara Tandoğan Meydanı'nda yapılan mitinge götürmek için harekete geçmişti.

Öğretim üyeleri, özellikle uzun süredir akademik kadro bekleyen birçok öğretim görevlisi ve asistanın söz konusu mitinge katılmak zorunda olduklarını aktarmıştı.

Bu arada katılımlar için tek tip cüppe hazırlandığı ancak bunun için ödenen paraların nereden karşılandığı öğrenilememişti. .
haber7


En son Ekim tarafından Çrş Nis 15, 2009 10:49 pm tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal Nis 14, 2009 10:02 pm    Mesaj konusu: Levent Ersöz'ün Ses KaydI internette Alıntıyla Cevap Gönder

Nuray Mert
'Tezkere krizi'ni yeniden düşünmek

ABD’nin ünlü düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nün Sabancı Üniversitesi ile ortaklaşa düzenlediği bir seminerde konuşan ünlü İngiliz bürokrat/diplomatı Chris Patten, “Wolfowitz’in askeri suçlaması hataydı” demiş (Milliyet, 6 Mayıs).

Patten, Wolfowitz’i kastederek “O dönem Türkiye’yi AB sürecinde en fazla destekleyen isimlerden biri Ankara’ya uçtu ve generalleri tezkerenin reddinde Meclis kararını çiğnemedikleri için azarladı. Oysa, ordunun parlamentonun üzerinde olmamasının Kopenhag Kriterleri olduğunu çok iyi biliyordu” diyor.

Patten, Türkiye’de tezkere konusunda yaşanan tartışmaları bilmiyordur, bizim hatırlamamızda fayda var. O dönem, Kopenhag Kriterleri’ni dikkate almayan sadece ABD dış politikası ve Wolfowitz değil, çoğunluğu Türkiye’nin AB üyeliği yanlısı bir koro idi. Liberal-demokratların birçoğu Meclis kararı, demokratik irade falan dinlemeyip, kıyameti kopardılar. Bunların arasında istisnalardan biri Gülay Göktürk’tür. Göktürk, o zamanlar yazdığı Dünden Bugüne Tercüman gazetesinde, tutarlı demokratik tavrını çok net biçimde ortaya koymuştu (8 Mayıs 2003).

Buna karşın, bugün Ergenokon deyip başka bir şey demeyen, töre cinayetinin ardında bile darbecilik arayan birçoklarının demokrasi falan düşündüğü yoktu. Önce, Wolfowitz Ankara’ya uçmadan, Mehmet Ali Birand, Washington’dan bildirdi, Posta Gazetesi ‘Coni Affetmiyor’ manşeti ile çıktı, ‘Türk ordusu lendisinden beklenen liderliği gösteremedi’ ifadesi, alt başlıkta yer aldı (7 Mayıs 2003). Sonra kıyamet koptu, demokrasiyi düşünen yoktu. Büyük Türk demokratlarının birçoğu, ‘ABD bizi defterden sildi, öldük, bittik’ diye ortalığı velveleye verdiler. Sadece Yeni Şafak gazetesi, ‘Küstah Kovboy’ manşeti ile çıktı (8 Mayıs 2003).

Daha sonra, Birand, ABD dönüşü Neşe Düzel’e röportaj verip, olaya netlik kazandırdı; ABD en çok orduya, sonra CHP’ye kızgındı, AKP’ye de, daha kararlı davranmadığı için kızıyordu. Oysa birileri Birand’a, ‘Tezkere geçseydi, AKP 15 yıl daha Türkiye’nin başında olurdu’ demişti (Radikal, 19 Mayıs 2003). Bu açıklama karşısında, demokrat gazeteci Düzel’in aklına ‘Nasıl yani, Türkiye’de kimin iktidar olacağına ABD mi karar veriyor?’ demek gelmemişti.

Sadece onun değil, büyük Türk demokratlarının birçoğu, başlıbaşına skandal olan bu ifadelere hiç mi hiç takılmadılar. Birçokları köşelerinde ‘Wolfowitz’i öyle okuyalım, yok böyle okuyalım’ yorumlarına döşendi. Meclis kararı bir yana, kamuoyunun ağırlıklı olarak savaşa karşı tavrını, ‘Türk Baascı-İslamcı beraberliği’ diye tanımlayan çıktı.

Yine tuhaftır, tezkerenin Meclis’ten geçmesini arzu ettiği bilinen Tayyip Erdoğan, Meclis kararını, delikanlı bir uslupla savundu, buna karşın tezkereye karşı olduğu bilinen, o zamanki Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ‘Olan oldu, geçmişe değil, geleceğe bakalım’ gibi, son derece ihtiyatlı bir açıklama yaptı. Sonra, Batı kamuoyunda, Türkiye’nin bu kararını demokrasinin zaferi olarak çok prim yaptı. Ancak, o dönem, bu karar büyük ölçüde AKP’nin İslamcılığına yorulmuştu. Tezkere’nin reddinin ertesinde, sol liberal The Guardian gazetesi bile, Erdoğan’ın namaza durmuş bir fotoğrafına büyük yer verdi (10 Mart 2003).

Her zaman geçmişi bırakıp, geleceğe bakamayız, zira birçok durumda geçmişe bakmadan önümüzü göremeyiz. Tezkere krizi etrafında olan biteni hatırlatmamın nedeni, birilerinin ne denli tutarsız, omurgasız olduğu değil. Daha önemlisi, yakın tarihimizde yaşanan bu krizin, siyasal hayatımızın seyrini büyük ölçüde etkilemiş olabileceği. Daha açık konuşayım, büyük bir demokratikleşme hamlesi sayılan, meşhur Ergenekon davasının bir ucunun TSK ile ABD’nin arasının açılması olayıyla nasıl bir ilgisinin olabileceğini düşünelim diyorum.

Ve hemen kendimi, ‘yargının bağımsızlığına gölge düşürmek’ ithamından kurtarayım; ben bazı liberal demokrat aydınlar ile bu konuda aynı fikirdeyim. ‘Bu dava AKP’nin muhalefetten öç alma davası değil, ardında küresel dinamik var’ diyorlar ya, ben de onlara aynen katılıyorum. Somut bir müdahaleden değil, son derece soyut, ‘evrensel, tarihsel, küresel bir dinamik’ten söz ediyorum. Tüm söylediğim bundan ibaret.

RADİKAL

Levent Ersöz'ün Ses Kaydı
14 Nisan 2009 14:30

Ergenekon Tutuklusu GATA'da yatan Tuğgeneral Levent Ersöz'ün ses kaydı çıktı. Ersöz, Başbuğ'a hakeret ediyor ve tehditler savuruyor...

Ölümcül bir virüs kaptığı söylenen Ergenekon tutuklusu Levent Ersöz'e ait olduğu iddia edilen ses kaydında, Ersöz'ün her şeyi açıklayacağına dair ifadeler yer alıyor

Ergenekon tutuklusu Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’e ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı video paylaşım sitelerinde yayınlandı. Bugün öğle saatlerinde paylaşım sitelerine düşen kayıt 8 dakika 54 saniye sürüyor. Kaydın ne zaman, nerede ve nasıl yapıldığına dair bir bilgi bulunmuyor.

HASTANEDE VİRÜS KAPMIŞTI

Sevk zincirine aykırı bir şekilde GATA’ya sevk edilen ve tedavi gördüğü hastanede tehlikeli bir virüs kaptığı açıklanan (E) Tuğgeneral Levent Ersöz’e ait olduğu belirtilen ses kaydında dikkat çeken ifadelerin başında, içeri girmesi halinde başkalarının da gireceği gerekirse bildiklerini korkusuzca anlatacağı dikkat çekiyor.

‘Ben ışığı görmezsen onlar ışık göremezler’ diyen kayıttaki ses ‘konuşursam TSK zor durumda kalır, ben ışığı görmezsem onlar hiç göremez’ gibi ifadeler kullanıyor. Genelkurmay’ı eleştiren kayıttaki ses şu ifadeyi kulanıyor, “Biz bu adamın albay olacağına bile inanmıyorduk. Genelkurmay başkanı oldu”

ALBAY OLAMAZ DEDİK GENELKURMAY BAŞKANI OLDU

Bahsettiği kişilerle ilgili kayıttaki ses, “Yani karşıma alıp o adamı senin Allah belanı versin lannn. Sen bu yüzden bunu yaptın. Sen böyle bir şerefsizsin demek istiyorum.” ifadelerini kullanıyor.

Silahlı Kuvvetlerin personeline sahip çıkmadığı eleştirisini yapan ses göz altılarla ilgili TSK’nın tepki vermemesini eleştiriyor.


Levent Ersöz’e ait olduğu iddia edilen kayıttaki ses gerekirse her şeyi açıklayacağını belirtiyor. Ses kaydında şu ifadeler yer alıyor: “Şu aşamada bile ben çıkar derim ki kardeşim sen vaktinde bunu yapmadın. Sen sorumlusun. Ben bunu çıkar konuşurum orada.”

BİLDİKLERİMİ KORKUSUZCA SÖYLERİM

Bildiklerini söyleyeceğini belirten kayıttaki ses,“Korkusuzca bildiklerimi doğruyu söyletmesinler… Bunu mu söyletmek istiyorlar yani. Nerdeydi onlar? Kime bağlı ona mı bağlıydı? O şerefsize mi bağlı?”

Silahlı kuvvetleri eleştiren kayıttaki ses şu sözlerle sarf ediyor, “Biz bu adamın albay olacağına bile inanmıyorduk. Genelkurmay başkanı oldu.”

IŞIĞI GÖREMEZSEM ONLAR HİÇ GÖREMEZ
Yaptıklarını hakim önünde anlatacağını belirten ses, yargıdan kaçmayacağını ve anlının akıyla çıkacağını belirtiyor. Konuşmalar şu şekilde devam ediyor, "Ama ben ışığı görmezsem onlar hiç ışığı göremezler. Hiç ışığı göremezler. Olur, olmaz gideriz yatarız. Ne kadar yatarız. Ayrı mevzuu."

REKLAM YAPMANIN NE ANLAMI VAR

Kendisini ziyaret gelen Orgeneral rütbesindeki birinin telefon alarak bilgi vermesini de eleştiren ses kaydı, "Sen bana iki yıl emir komuta etmişsin. Kalk gel. Sana buraya niye geldiğin zaman jandarma hayır mı diyor. Bir de telefon edip de oradan buradan millete reklam olmanın ne anlamı var ki yani."


SES KAYDININ TAM METNİ:

“BEN IŞIK GÖRMEZSEN ONLAR IŞIK GÖREMEZLER”
Çaba sarf ediyorum ama bazen dayanamıyorum. Ben kendim de bazen ışık göremiyorum. Ben eğer ışık görürsem onlar da ışık görecekler ben ışık göremezsem onlar ışık göremezler.
Bunu böyle algılamaları lazım ama kimse böyle algılamıyor. Bunu şey yapmak için söylemiyorum. Şantaj veya tehdit manasında söylemiyorum.
Beni alıp sözüm ona karanlığa gömmek istiyorlar. Gömdükten sonra her şey, onurumla direnmeye çalışıyorum. Onurumla direniyorum. Hesaplaşmak ve yüzleşmek dahi istiyorum.

“SEN BÖYLE BİR ŞEREFSİZSİN DEMEK İSTİYORUM”

Haykırmak bağırmak istiyorum. Yani karşıma alıp o adamı senin Allah belanı versin lannn. Sen bu yüzden bunu yaptın. Sen böyle bir şerefsizsin demek istiyorum.
Yani ben bu kadar şey yaşıyorum. İsyan ediyorum yani Silahlı Kuvvetleri bu duruma düşürdüğü için. Ülkeyi bu duruma düşürdüğü için.
Ben en tepedeki iki adamlara ben bunları suratına söylemek istiyorum. Utanmadan buradaki adama geliyor yaa. Oradaki adamı gidip de ziyaret ediyor yaa.
Yani boyun boynun devrilsin. Boyu posu devrilsin. Bilmem ne kulübünden dışarı çıkmayan affedersiniz şerefsiz. Sen nasıl böyle yaparsın.
Senden önceki öyleydi de sen niye öyle yaptın. Sen niye yaptın. Bir de ziyarete geliyorsun. Utanır insan yaa.
Sen bazı şeyler için bazı şeyleri feda ediyorsan o zaman da sana bu devlette bu silahlı kuvvetler, çok yazık, sana bu rütbeleri vermiş.
Ben böyle karşıma alıp böyle sizin Allah belanızı versin demek istiyorum. Gerçekten ben bunu demek istiyorum. Birileri bir şeyler yazıyor. Bilmem neresinde bir şeyler yayınlanıyor.
Kimse de gidip ona da sormuyor ki yaa kardeşim bu seninle ilgili mi? Biz suçlanıyoruz yaa. Böyle bir şey var mı? Böyle bir şey var mı?

BİZE GÖREV VERİRKEN, ÇALISTIRIRKEN, İYİYDİ DE ŞIMDİ NE OLDU?

Silahlı Kuvvetler bu kadar insanına sahip çıkmaz mı? Yaa. En son bir tane emrinde çalışan bir tane emrinde çalıştığı bir adam alınınca ortalığı ayağa kaldırdılar.
Yazık değil mi peki o iki Orgeneral iki tane efendime söyleyeyim tuğgeneral bir kaç tane albay. Yazık değil mi bize yanii. Sanki emirlerinde çalışmak mı lazım bunları korumak için.
Yani onları buradan kurtarmak için. Yazık değil mi bize yani? İlker Paşa’nın emrinde çalıştı şimdiki, onun yardımcısıydı. İnsaf yaa onun için toplandılar ettiler. Bizim için falan değil yani. Ne Hurşit Paşa için ne Şener Paşa için yaa.
Yani bize görev verirken, çalıştırırken, çalıştırdıkları zaman efendime söyleyeyim yanımızda olan başkaları dışarıda elleri kolları serbest dolaşıyorlar, eeeeee biz buradayız.
Niye biz buradayız yaa. Ne yaptık biz? Ne yaptık yani? Ben bunu kabullenemiyorum. O iki tane adamı karşıma alıp Allah sizin belanızı versin demek istiyorum.
Bu kadar isyan ediyorum. Oturup yazabilirim de. Her an için yapabilirim bunu. Çünkü artık bu noktaya geldim.

“BEN KONUŞURSAM TSK NE HALE GELİR”

Şener Paşa’dan sonra adam bizi çağırdı. İki general beraber. Bütün bunları siz yaptınız dedi. Allak bullak ettiler her tarafı. Benim bütün dairemi dağıttılar. Bizleri başka yerlere gönderdiler.
Sizin için iki tane tuğgenerali asmak nedir ki hiç önemli değil. O gün bunları yapsalardı Türk Silahlı Kuvvetleri bugün bu hale düşmezdi. Şu aşamada bile ben çıkar derim ki kardeşim sen vaktinde bunu yapmadın. Sen sorumlusun.
Ben bunu çıkar konuşurum orda. O zaman ne olacak bu silahlı kuvvetler bu ülke ne hale gelir yaa. İşte bunun için susuyoruz ama hak etmediğimiz ben şimdi nasıl bu isyan içerisinde olmayım yaa, isyan içerisinde olmayım. Bakıyorum ki yok kardeşim.
Yani ama bunun ötesinde bakıyorum ki hiç bir tane kimse elini açıp da bu böyleydi şöyleydi demiyor ya. Allah kahretsin diyorum yaa. Bazen buna bile isyan ediyorum.
Yani diyorum ki oğlum sen jandarmaydın şuydun buydun. Keşke hırsızlık yapsaydın da bu günleri görmeseydin. Çünkü hırsızlık yapanların hiçbir tanesi bunları görmedi yaa. Yemin ediyorum görmediler yaa.

KORKSUZCA BİLDİKLERİMİ SÖYLETMESİNLER

Bana savcı ne dedi biliyor musunuz? Sizi dedi, burada olmadığınız için dedi, vurun abalıya dediler dedi. Her şeyi sizin üstünüze yıkmağa çalıştılar dedi. Savcı yani bunların savcısı, bana söylediği söz bu. Bu kadar ayıp bir şey yaa. Bu kadar ayıp bir şey yaa. Bir tuğgeneral olarak ne yapabilirim ben.
Cürmüm kadar yer yakarım. Ben cürmüm kadar yer yakarım. Ne yapabilirim. Ben birinci ağızdan, genelkurmay başkanına söyledim. Birinci ağızdan söyledim. Adam bana kükredi yaa. Yaa sen kendi generaline mi güveneceksin Silahlı Kuvvetlerin bir personeline mi güveneceksin? Onlara güvendi. Onlara. Ben Allah var.
Korkusuzca bildiklerimi doğruyu söyletmesinler… Bunu mu söyletmek istiyorlar yani. Nerdeydi onlar? Kime bağlı ona mı bağlıydı? O şerefsize mi bağlı? O insanlar onurundan konuşmalılar.
Eğer biraz onurlu insanlar varsa çıkarlar bunu anlatırlar yaa. Tüm Silahlı Kuvvetler, generaller bunu bilir yaa.

ALBAY OLAMAZ DEDİK GENELKURMAY BAŞKANI OLDU

Bırakın her şeyi siyaseti şunu bunu yaa. Bizim yemin ettiğimiz ordu bu ordu değil. 35 yıl önce yemin ettiğimiz veya 40 yıl önce yemin ettiğimiz ordu bu ordu değil.
Bu ordu değil. Adam şunu diyor yaa. Biz bu adamın albay olacağına bile inanmıyorduk. Genelkurmay başkanı oldu. Daha neler neler yaa.
Yemin ederim gerçekten oyun bu. Bu adamları bizim içimizde bu hale getirenlerin oyunu. Ben herkese de aynı şeyi söylerim.

BEN YAPTIĞIMI YAPTIM DERİM ZATEN HÂKİMİN ÖNÜNDE

Benim veremeyeceğim bir hesabım yok. Ben yaptığımı yaptım derim zaten hâkimin önünde. Bunlarla görüştün mü görüştüm. Niye görüştün şunun için görüştüm.
Makam odanda kayda aldın mı aldım. Kaldı ki ben amirlerime karşı sorumluyum, muvazzaf da alırım sivil de alırım. Bunun yetkisi kimde istihbarat başkanı olarak ben de.
Yaptığımı da yaptım derim. Niye yaptın mı denmesinden kaçmam ki. Bunların nasıl olduğunu anlattım ben. Nasıl yapıldığını, bizimkilerin sorumluluğumuzda olmadığını falan anlattım.
Benim emir komuta, yani bana emir komuta etmiş olan bir adamın bana bu soruyu sormuş olması beni incitti. Ha ben hiç bir zaman yargının önünden kaçmam. Ben alnımın akıyla oradan çıkacağım, ben buna eminim.

BEN IŞIĞI GÖRMEZSEM ONLAR HİÇ IŞIĞI GÖREMEZLER

Ama ben ışığı görmezsem onlar hiç ışığı göremezler. Hiç ışığı göremezler.
Olur, olmaz gideriz yatarız. Ne kadar yatarız. Ayrı mevzuu. Adam oradan telefon ediyor. Ben ziyaretine gelebilir miyim diye. Bir orgeneral. Yaa sen kalk gel kardeşim.
Diğerleri geldi. Sen bana iki yıl emir komuta etmişsin. Kalk gel. Sana buraya niye geldiğin zaman jandarma hayır mı diyor.
Bir de telefon edip de oradan buradan millete reklam olmanın ne anlamı var ki yani. Bir başkası telefon ediyor. Bir başkası not gönderiyor. Bu orgeneral seviyesine gelmiş olan insanlar daha nesinden korkuyorlar.

video için:
http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=217587

Kerinçsiz'den Tehdit
15 Nisan 2009 10:41

Ergenekon'un tutuklu sanığı Kerinçsiz'den mahkeme heyetine tehdit...

Ergenekon davasının 75. duruşmasına Kemal Kerinçsiz'in savunması yine damga vurdu. Daha önceki duruşmada savcıları eleştiren Kerinçsiz bu duruşmada da hakimleri eleştirdi. Kemal Kerinçsiz hakimlere hitaben "Sizleri tarafsız gördüm ama bağımsız görmedim" dedi.

''Ergenekon'' davasının 75. duruşması başladı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın dünkü duruşmasına, Erkut Ersoy, Ümit Sayın, Kahraman Şahin, Hayrettin Ertekin, Oğuz Alpaslan Abdülkadir, Mete Yalazangil ve Aydın Yüksek dışındaki tutuklu 29 sanık katıldı.
Duruşmada, tutuksuz sanıklardan Güler Kömürcü Öztürk de hazır bulundu. Duruşmaya, tutuklu sanık avukat Kemal Kerinçsiz'in savunmasıyla devam edildi.

''MAALESEF TÜRKİYE'DE HERKES TERÖRİST YAPILMAYA ÇALIŞILIYOR''

''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı avukat Kemal Kerinçsiz, ''Maalesef Türkiye'de herkes terörist yapılmaya çalışılıyor'' dedi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde son 9 duruşmadır savunma yapan Kerinçsiz, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında son gözaltına almaları eleştirerek, şöyle konuştu:

SIRA SİZE DE GELECEK

''Profesör alınacak, başkası alınacak. Sıra size gelecek. O zaman mı hukuku hatırlayacaksınız? Bu ülkede herkes mi terörist? Bunun sonu nereye kadar gidecek? Malatya Üniversitesi, İnönü Üniversitesi rektörü terörist. Maalesef Türkiye'de herkes terörist yapılmaya çalışılıyor. Bunun sorumluluğu Yargıtay'dadır, sizdedir. Sizleri tarafsız gördüm ama bağımsız göremedim.''

MAHKEME BAŞKANI DA TAKİP EDİLİYOR

Kerinçsiz, ''60'a yakın hakimin takip edildiğini, bunun içerisinde belki de Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün de bulunduğunu'' iddia ederek, ''bu durumda hukuka yakın karar vermenin mümkün olmadığını'' öne sürdü. Başkan Köksal Şengün'ün makam aracının değiştirilmesine de tepki gösteren Kerinçsiz, Şengün'ün ''bu yeni otomobili kabul etmemesi gerektiğini'' söyledi.

ALGILAMA YANLIŞINIZ VAR SİZE AÇIKLARIM

Başkan Köksal Şengün ise ''Savunmanızdan sonra bunu size açıklayacağım. Algılamada yanlışınız var. Düşündüğünüz gibi değil'' diye yanıt verdi.

GİZLİ TANIKLAR RADİKAL ÖRGÜTLERDE CEZA ALAN KİŞİLER

''İddianamenin tamamen gizli tanıklara dayandırıldığını, gizi tanıkların tamamına yakın kısmının birtakım radikal örgütlere mensup olup cezalar alan kişiler olduğu'' iddiasında bulunan Kerinçsiz, ''gizli tanık yasasının 'Ergenekon yasası' olduğunu'' savundu. Soruşturma aşamasında bir kişinin ya ''normal tanık olarak ya da sahip olduğu bilgilere göre gizli tanık olarak dinlenmesi gerektiğini'' söyleyen Kerinçsiz, savcıların Osman Yıldırım'ı hem gizli, hem de normal tanık olarak dinlettiğini, bunun hukuka aykırı olduğunu kaydetti.

Kerinçsiz, ''askeri darbelerden şikayetçi olanların, bunu demokrasi dışı diyenlerin, yargı darbeleri ile ülkeye yön vermeye çalıştığını'' öne sürerek, ''Maalesef 10 tane hakimle yargı darbesi yapılabiliyor. Bugün burada uygulanan budur'' dedi.

Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kaldırılmasına da değinen Kerinçsiz, bu mahkemelerin özel yetkili ağır ceza mahkemesi yapılarak sadece isminin değiştirildiğini anlattı. Kerinçsiz, ''Ama uygulama aynen kaldı. Özel ağır ceza mahkemeleri ile diğer ağır ceza mahkemeleri arasında uygulanan hukuk farklıdır. Özel ağır ceza mahkemeleri iktidarın en çok kullandığı mahkemelerdir. Siyasi operasyonlarla hazırlanan dosyalar bu mahkemelerin önüne konuluyor. Sistemi değiştiren mahkemeler oluyor'' şeklinde konuştu.

Soruşturma sırasında ''Kuddusi Okkır'ın öldürüldüğünü'' iddia eden Kerinçsiz, ''Okkır'ı tahliye etmeyen hakim ve savcıların 'adam öldürmek' suçlamasıyla yargılanması gerektiğini'' öne sürdü. Kerinçsiz, ''Savcıların yargılanması gerekir. Biraz vicdanları varsa, buraya çıkmamaları gerekirdi'' dedi.

PERİNÇEK'İN AVUKATLARI, 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ HAKİMİNİN VERDİĞİ ARAMA VE EL KOYMA KARARINDA KULLANDIĞI DİLİ ELEŞTİRDİ

''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından İP Genel Başkanı Doğu Perinçek'in avukatları Mehmet Cengiz ve Hasan Basri Özbey, son operasyona ilişkin arama ve el koyma kararı veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi hakiminin kullandığı dili eleştirdi.

Cengiz ve Özbey, ''Ergenekon'' davasının görüldüğü Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde basın mensuplarına yaptıkları yazılı açıklamada, son operasyonda kanunsuzluklar olduğu öne sürülerek, arama ve gözaltılar için karar veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin diğer heyetinin hakiminin, ''hukuk uygulamasında örneğine rastlanmamış biçimde bir karar yazdığının ortaya çıktığı'' iddia edildi.

Açıklamada, ''Arama ve gözaltıların muhatabı olan tüm kişiler için aynı şablonun uygulandığı hakim kararında, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden ve 20 Temmuzda başlanacak her 2 dava da sonuçlanmış, şüpheliler mahkum edilmiş ve mahkumiyet kararları kesinleşmiş gibi bir dil kullanılmıştır'' denildi.

Hakimin kararında ''aşağıdaki fiillerin işlendiği anlaşılmıştır'', ''örgütün darbe teşebbüsüne giriştiği açıkça anlaşılmıştır'', ''darbenin gerçekleşmesi için örgütün kendine bağlı akademisyenler ve STK'larındaki uzantılarından açıkça faydalanılmıştır'' gibi ifadelerin kullanıldığı belirtilen açıklamada, ''Ergenekon davasına bakan mahkemenin hakimlerinden birinin devam eden yargılamaya aldırmadan, temel hukuk kurallarını hiçe sayarak kendisini mahkeme yerine koyduğu ve mahkumiyet kararı yazdığı'' öne sürüldü.

Açıklamada, davaya bakan mahkemenin ''iddia olunan Ergenekon terör örgütü'' olarak kullanılması kararı almasına rağmen, kısaltma yapılarak ''ETÖ'' adının kullanıldığı ifade edilerek, mahkemenin bu yöndeki kararına uyulmadığı kaydedildi.

Basın mensuplarının sorularını da cevaplandıran Cengiz, hakimin ''iddia edilmektedir'' yerine ''anlaşılmıştır'' şeklinde kesin ifadeler kullanarak, yargılamayı görmezden geldiğini savundu.

Hakimin arama ve el koyma karına, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün 10 Nisan 2009 tarihli yazısını dayanak gösterdiğini ifade eden Cengiz, ''İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi bir bütündür. Daha yargılama bitmedi. Sanıklar hakkında kesinleşen bir mahkeme kararı yok. Biz burada tiyatro mu, merasim mi yapıyoruz? Böyle bir karar verilebilir mi?'' dedi.

Mehmet Cengiz, hakim hakkında yasal yollara başvuracaklarını belirterek, Adalet Bakanı ve Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ü göreve çağırdıklarını söyledi.
aktifhaber

TÜRKAN SAYLAN OPERASYONU MİT'TEN
15 Nisan 2009 09:06
ÇYDD ve ÇEV operasyonunu MİT'ten gelen istihbarat başlattı. İşte şok ayrıntılar..


Son Ergenekon Operasyonu'nda Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ne baskınlar düzenlenmesi en dikkat çekici noktaydı.

ÇYDD'nin "darbe girişimleri" ve "Ergenekon"la bağlarını herkes 2. İddianameden sürmeye çalışırken, operasyonun fitilini MİT'in ateşlediği ortaya çıktı.

MİT tarafından 24 Nisan 2001 tarihinde hazırlanan dönemin İstihbarat Başkanı Cemal UZGÖREN imzalı belgeyi dün haberleştirmiştik. Sözkonusu belgede ÇYDD ve ÇEV'in dünya çapında misyonerlik faaliyetlerini organize eden Amerikan Board isimli şirket tarafından finanse edildiği ve yasak olan örtülü misyonerlik faaliyetleri yürüttükleri belirtiliyordu..

SON OPERASYON DIŞ TEMASLAR ÜZERİNE YAPILDI
ÇYDD'ye yapılan son operasyon ise derneğin dış temasının ve para akışının yoğunlaşması üzerine yapıldı. MİT'in oldukça rahatsız olduğu dış bağlantıların farklı ülkelere yönlendiği ve ÇYDD'nin Türkiye içinde bir teşkilat gibi çalıştığı vurgulanıyor.

TÜRKAN SAYLAN DA AĞZINDAN KAÇIRMIŞTI
Türkan Saylan evinin aranmasından sonra gazetecilere yaptığı açıklamada kendilerinin her dönem muhalif olduğunu ancak "1 Mart Tezkeresine karşı çıkmalarından sonra herşeyin değiştiğini" belirtiyor.

Bu dış bağlantılar konusunda derneğin ekseninin kaydığı Avrasyacı yeni konumun itirafı olduğu gibi derneğin uluslararası bağlantılarının da itirafıydı.

ORDU VE SAMSUN'DA MİSYONER FAALİYETLER BELGELENMİŞTİ
Bilindiği gibi Türkiye'de açıktan misyonerlik yapmak yasal. Ancak farklı görünümler altında ve gizliden gizliye misyonerlik yasak. ÇYDD'nin dil kursu adı altında Samsun ve Ordu'nun köylerinde Misyonerlik yaptığı belgelenmiş, savcılık konuya el atmış ve dil eğitmeni olarak gösterilen üç yabancı uyruklu kişinin, misyoner derneğine kayıtlı olduğu ortaya çıkmıştı.

MİT MAHKEME KARARIYLA DA DOĞRULADI
ÇEV ve ÇYDD'nin faaliyetleri ile ilgili MİT raporu ilk olarak 2005 yılında 'misyonerlik' haberi yapan Üsküdar Gazetesi'nin sahibi Adnan Odabaş'ın davalık olmasıyla gündeme gelmişti. Türkiye'de Protestan Misyonerliği yapan ve Türkan Saylan'la işbirliği yaptığı ileri sürülen Sağlık Eğitim Vakfı (SEV), haberle ilgili Üsküdar Adliyesi'ne tazminat davası açtı. Dava sürerken Odabaş, SEV'in Dünya Kiliseler Birliği'ne bağlı Amerikan Board ile ilişkili olduğunu ve Türkiye'de faaliyet gösterdiğini savundu. Bu iddialar üzerine Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, MİT'ten bilgi istedi.

2 Mayıs 2005 tarihinde mahkemeye cevap gönderen MİT, Odabaş'ın iddialarını doğruladı. MİT'in verdiği bilgileri değerlendiren mahkeme, SEV'in tazminat talebini reddetti.

ERGENEKON'UN "ÇAĞDAŞ" AYAĞI

Türk Ortodoks Kilisesi de Ergenekon'la birlikte çalışıyordu. Bu kapsamda Sevgi Erenerol gözaltına alınmış ve savcılara ifade vermişti. Veli Küçük ve Muzaffer Tekin gibi Ergenekon'un operasyonel kanadının toplantılarını Türk Ortodoks Kiliseleri'nde yaptıkları fotoğraflarla belgelenmişti.

ÇYDD eksenli Misyoner Faaliyetler de bu kapsamda bir lobi gibi çalışıyor. Doğan Grubu başta olmak üzere Medya'yla etkili ilişkiler kuran ve beraber projeler yürüten ÇYDD ve ÇEV, bu ilişkilerle kritik dönemlerde eğitim dışında açıklamalarla Ergenekon adına lobi yapmakla suçlanıyor.

Özellikle Türkan Saylan'ın 28 Şubat'ta, darbe girişimleri yapılan 2003 ve 2004 yıllarında, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri'nden önce, AKP'ye kapatma davasında karar aşamasına gelindiğinde yaptığı açıklamalar bu çerçevede değerlendiriliyor.

Saylan'ın etkili medya gücünü kullanarak bu dönemlerde yön veren açıklamalar yaptığı belirtiliyor.

Ergenekon davasının 2. iddianamesinde, ÇYDD ve ÇEV'in sanık Orgeneral Şener Eruygur tarafından kurulan Cumhuriyet Çalışma Grubu'nun talimatıyla oluşturulan Ulusal Birlik Hareketi Sivil Toplum Kuruluşları Platformu ile birlikte hareket ettiği ileri sürülüyor. Adnan Odabaş, Nisan 2005'te yayınlanan 'Dikkat Misyoner Geliyor' isimli kitapta SEV, ÇEV ve ÇYDD'nin işbirliği içerisinde çalıştığını anlatırken de ÇEV'in 2. başkanının Ergenekon davasından tutuklu Orgeneral Şener Eruygur olduğuna dikkat çekmişti.

TÜRKAN SAYLAN DOĞRULAMAK ZORUNDA KALDI

ÇYDD'nin Dünya Kiliseler Birliği'nden yardım aldığına dair MİT belgesi ile ilgili soruları yanıtlayan Saylan "MİT'e açmış olduğumuz 3 dava var. Bunu üstümüze yapıştırmaya çalışıyorlar. Tüm hukuki mücadelemiz sürecek. Sağ basın üzerimize yıllardır leke atmaya çalışıyor. Aslı astarı yok. Dünya Kiliseler Birliği verdiyse de cüzi bir şey vermiştir" dedi.
aaktifhaber

2 savcıya göre Perinçek, Veli Küçük'ün talimatıyla Ergenekon'un yeniden yapılanması tezini yazdı

15 Nisan 2009 "Ergenekon" davasında görevli İstanbul Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın, İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek'in avukatlarının müvekkilleriyle ilgili gerçeğe aykırı olduğunu belirttikleri 10 iddiayı, Tuncay Güney'in 128 sayfadan oluşan mülakatı ile bunun 16 sayfalık özetini karşılaştırarak, yeniden değerlendirdi.
Pekgüzel ve Taşkın tarafından mahkemeye gönderilen yazıda, tutuklu sanık Doğu Perinçek'in avukatları Hasan Basri Özbey ve Mehmet Cengiz'in iddianamede müvekkilleriyle ilgili 10 iddianın gerçeğe aykırı olduğunu belirterek, bunların maddi hata sonucu iddianameye yazıldığı gerekçesiyle düzeltilmesini istedikleri hatırlatıldı.
Tuncay Güney ile yapılan mülakatın 128 sayfadan oluşan çözüm metninin dava dosyasının 442. klasöründe bulunduğu belirtilen yazıda, bu incelendiğinde soru ve cevap şeklinde gelişen konuşmanın yazıya aktarılmasını güç leştirecek şekilde birçok tekrar, anlatım ve konu dağınıklığı içerdiği kaydedildi.
Mülakatta anlatılan konuların anlatım bütünlüğü sağlayacak şekilde özetlenen 16 sayfalık kolluk çalışmasının da aynı klasör içinde bulunduğu ifade edilen yazıda, iddianamenin yazımında bu özetten yararlanıldığı anımsatıld ı.
Bu özet çalışma ile mülakat metninin incelendiği belirtilen yazıda, "belgeler konusundaki hararetli yazışmaların Veli Küçük'ün Bilecik'te görevliyken başladığı, Küçük'ün, Tuncay Güney'e Doğu Perinçek'e iletilmek üzere 'Ergenekon'un yeniden yapılanmasının tezini hazırlamasını' söylediği, Perinç ek'in Ergenekon'un 2000'li yıllarda yeniden yapılanma temasını çıkardığı ve bunu Hasan Yalçın, Deniz Bilge Binbaşı, Suphi Karaman ve kendisinin hazırladığını söylediği, bu belgelerin de otobüsle Bilecik'te bulunan Küçük'e gönderildiği" anlamının çıkarıldığı ifade edildi.
Yazıda, Bilecik toplantısına ilişkin yapılan incelemede, mülakat metninde "Ergenekon dokümanının Veli Küçük'ün Bilecik'te görev yaptığı dönemde hazırlandığı"nın yer aldığı, özet çalışmada ise bu belgenin Bilecik'te hazırlandığının (yazıldığı) belirtilmediğine vurgu yapıldı.
Söz konusu yazıda, "Ergenekon'un yeniden yapılanması belgesi"nin Veli Küçük'ün talimatı doğrultusunda yazıldığı iddiasına ilişkin yapı lan incelemede ise mülakat metnindeki "Küçük'ün Güney'e, Doğu Perinçek'e iletilmek üzere Ergenekon'un yeniden yapılanmasının tezini hazırlamasını söylediği" ifadesiyle özet çalışmadaki anlatım arasında yanlışlık bulunmadığı bildirildi.
Aynı yazıda, yine belgeyi yazanlar bölümünde de bir yanlışlığın bulunmadığı sonucuna varıldığı, avukatların iddia ettiği ve gösterdiği gibi iddianamenin 1415. sayfasında Perinçek'in Veli Küçük'e "arz ederim" sözcükleri ile biten bir mektup yolladığının da yer almadığı ifade edildi.
Yazıda, söz konusu bölümün Perinçek'e kolluk ifadesinde yöneltilen soru şeklinde iddianamede yer aldığı, bu sorunun savcılık ifadesinde aynen tekrarlanmadığı, sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde de "arz ederim" sözcükleriyle biten bir mektup yolladığının kabulü ve iddiasının bulunmadığı belirtildi.
Yine, "iddia edildiği ve gösterildiği gibi Perinçek'in PKK'nın kurucusu ve PKK'nın ikinci lideri olarak iddianamede yer almadığı" ifade edilen yazıda, Perinçek'in hukuki durumunun değerlendirildiği bölümde de bununla ilgili bir kabul ve iddiada bulunulmadığına işaret edildi.
"İP'in devletin yeniden yapılanması" dokümanındaki "ayrılan ve ihanet eden örgüt üyelerinin öldürüleceği" konusunun iddianamenin 63. sayfasında bulunmadığı belirtilen yazıda, bu belgenin İP belgesi olduğunun da yazılmadığı, ancak anlatımında bir eksiklik bulunduğu belirtildi.
Yazıda, "Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkarıldığı ve Tü rkiye'ye getirildiği dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK arasında Perinçek'in görüşmeler örgütlediği" iddiasının da iddianamede olmadığı belirtilerek, bununla ilgili ifadelerin Tuncay Güney ile yapılan mülakatta ve "Fabrikatör" isimli belgede yer aldığı, bu kısımla ilgili de hukuki sonuç kurulmadığı, Perinçek'e yollanan PKK mektupları iddiasının da iddianamede yer almadığı dile getirildi.
1999'da kurulduğu iddia edilen "Ergenekon" örgütünün iddianamede belirtildiği gibi 1994 yılında açılan Ulusal Kanal'ı kurmuş olmasının m ümkün olamayacağının avukatlar tarafından ileri sürüldüğü belirtilen yazıda, iddianamenin giriş bölümü dahil diğer yerlerinde de bu örgütün 1999'da kurulduğunun iddia edilmediği kaydedildi.

netgazete

Tijen Hanım'a Tanıdık Avukat
15 Nisan 2009 13:01

Ergenekon'un 12. Dalgası'nda gözaltına alınan Doğan Gazetecilik A. Ş. İcra Kurulu Üyesi Tijen Mergen, kendini avukat olarak kimi seçti dersiniz?

Doğan Gazetecilik A.Ş İcra Kurulu üyesi Tijen Mergen'in avukatı Köksal Bayraktar’ın Ergenekon davası sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon’un da avukatı olduğu ortaya çıktı.

Tolon’un avukatı Bayraktar, aynı zamanda Doğan grubu dergilerinden Güncel Hukuk dergisinin de Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapıyor.

Kendisi Bayraktar Hukuk Bürosu’nun sahibi. Prof. Dr. Bayraktar Aydın Doğan"dan Dinç Bilgin"e, Turgay Ciner"den Cavit Çağlar"a, Korkmaz Yiğit"ten Ali Balkaner"e, Yahya Murat Demirel’den Cem Uzan’a kadar neredeyse bütün ünlü patronların avukatı.
aktifhaber

Turkan Saylan'ın Gizli Belgeleri
16 Nisan 2009 09:07

Fişlemeler... Şener Eruygur'a sevisler... PKK yanlısı isimlere özel burslar... hükümet karşıtı mitinglere öğrencileri tehditle sevk....

ÇYDD ve ÇEV dökümanlarında, burs verilen ya da burs başvurusunda bulunan çocukların yakınlarına ait fişleme bilgilerinin bulunduğu ortaya çıktı.

Döküman listelerinde, ailesinde türbanlı olan öğrencilere burs verilmediği saptandı...

Ergenekon operasyonunun 12. dalgasında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin merkezi ve 26 şubesinde yapılan aramalarda ele geçirilen belgelerin incelemesi devam ediyor. ÇYDD ve Çağdaş Eğitim Vakfı'ndaki (ÇEV) dökümanlarda vatandaşlara ait fişleme bilgilerinin de bulunduğu ortaya çıktı. ÇYDD ve ÇEV'in hemen hemen tüm şubelerinde bulunan bu belgelere göre, burs verilecekler ve burs başvurusu yapılan vatandaşların yakınlarının araştırıldığı ortaya çıktı.

Ailesi türbanlıya burs yok

Doküman listelerinden elde edilen bilgilere göre, ailesinde türbanlı olan öğrencilere burs verilmediği saptandı. Bu fişlemelerin büyük kısmının ise Şener Eruygur'un kurduğu Cumhuriyet Çalışma Grubu tarafından yapıldığı iddia edildi.

PKK'ya yakın dernekler

ÇYDD'deki aramalarda el konulan dokümanların arasında bulunan bir belge de polisin dikkatini çekti. Derneğin bazı şubelerinden bölücü terör örgütü PKK'ya yakın dernek ve kuruluşların yöneticilerinin isim listeleri bulundu. Polisin yaptığı aramalarda ayrıca ÇEV Genel Başkanı Gülseven Yaşar'ın da özel arşivini ele geçirdi. Yapılan teknik takiplerde Yaşar'ın "Gözüm gibi baktığım özel arşivim var" demesi üzerine bu arşivin özellikle arandığı ve incelenmesinin sürdüğü açıklandı.

Konuyla ilgili Bugün Gazetesi Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt'un yazısı:

"Yarın öbür gün bizi de kapıya koyarlar" diyen, hata yapması için birçok insanın avuçlarını ovuşturarak beklediği bir savcı, elinde deliller yoksa bile bile bu kadar tepki çekecek bir adım atar mı?

Sanki yargılanan Kardelen Projesi ya da verilen burslarmış gibi, abartılan tepkileri anlamak mümkün değil.

Demokrat oldukları için kalemlerine büyük saygı duyulan, bazı isimler bile bu aşamada tökezlediler...

Peki Prof. Saylan'ın başında bulunduğu ÇYDD'nin, burs verdiği öğrencileri fişlediği, bile bile ve bazen özellikle PKK yanlısı isimlere burs verdiği; şubelerin bulunduğu bazı illerde darbe çalışmaları için bürokrat ve yöneticileri fişleyip Şener Eruygur'a ilettiği, iktidarı devirmek amaçlı darbe çalışmalarına sivil toplum desteği verdiği ve hatta destek olduğu mitinglere burslu öğrencileri katılmaları için tehdit ettiği gibi çok ciddi iddialar ne olacak?

Soruşturulmasın mı?

ÇYDD sadece eğitim faaliyetlerinde bulunan bir dernek mi?

Merak eden kendi internet sitesindeki duyurulara bir göz atsın...

Cumhuriyet Mitinglerine destek çağrıları, Cumhurbaşkanı seçimlerini etkileme açıklamaları ve hatta son olarak CHP'nin başörtüsü açılımını kınayan bildiriler bile var.

Üstelik hepsinin altında Prof. Saylan'ın imzası var.

Türkiye'de bir darbe girişiminin ilk kez yargılandığı Ergenekon soruşturmasını, insan haklarına saygı ve hukuk kapsamında hareket ettiği halde bu şekilde yaralamak, Türkiye'nin demokratik hukuk devleti olabilmek için daha çok yol alması gerektiğini gösteriyor.

aktifhaber

Haberal Finans Ayağında Var
16 Nisan 2009 12:11

Mehmet Haberal, terör örgütünün finansörü olmakla suçlanıyor.

Haberal'ın Ergenekon terör örgütünün finans ayağında yer aldığı ileri sürüldü...

12'nci dalgada gözaltına alınan Başkent Üniversitesi eski Rektörü Mehmet Haberal'ın Ergenekon terör örgütünün finans ayağında yer aldığı ileri sürüldü...

Başkent Üniversitesi Hastanesi sahibi ve Başkent Üniversitesi eski Rektörü Mehmet Haberal'ın Terörle Mücadele Şubesi nezarethanesinde sorgusu sürüyor. Haberal'ın şubede tek tutulduğu öğrenildi. Haberal'ın özellikle İlhan Selçuk ve Şener Eruygur ile bağlantılı olduğu ve bir medya projesi için çalıştıkları öğrenildi.

Şok iddialar...

İddiaya göre İlhan Selçuk ulusalcı medyanın yeniden ve güçlü bir şekilde yapılanması çalışmaları yaptı. Bu çalışmalara göre Cumhuriyet Medyası kurulacaktı. Cumhuriyet Gazetesi başta olmak üzere Avrasya Radyo Televizyon, Tuncay Özkan'a ait Kanaltürk ve Haberal'a ait Kanal B yeniden yapılandırılacaktı. Gözaltına alınan Mehmet Haberal'ın bu proje içerisine faaliyet gösterdiği ve finans desteği sağladığı ileri sürüldü.

Rektörler günlüklerde

Polisin gözaltına aldığı eski rektörler ise darbeye zemin hazırlamakla suçlanıyor. Polisi bu rektörlere götüren şey ise Şener Eruygur bağlantıları oldu. Öte yandan daha önce gözaltına alınan ve tutuklanan Mustafa Balbay'ın bilgisayarından çıkan günlüklerde de rektörlerin ismi geçiyor. Balbay'a ait günlük ve notlarda dönemin Malatya İnönü Üniversitesi rektörü olan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu'nun adı dikkat çekiyor. Balbay'ın notlarına göre İlhan Selçuk ve Şener Eruygur arasında geçen konuşmada Eruygur şöyle diyor:

"Biz kimlerle görüştük, bilgi verelim. Anıl Çeçen, Yıldırım Koç, Malatya, İstanbul, Samsun, 9 Eylül rektörleri. Onlar çok heyecanlı. Malatya falan bir görseniz, bu işi yarına bırakmayalım diyecek kadar heyecanlı. Buna yeni rektörler de katılabilir. Artık bilen bilir, gören görür, biz yola çıktık."

Darbeye zemin hazırlamakla suçlanan Hilmioğlu, hükümet aleyhtarı çıkışları ve Tandoğan'da yapılan mitinge üniversite öğrencilerini götürmek için sınavları ertelemesi ile gündeme gelmişti.
aktifhaber

Haberal'dan Tolon'a: Emrinizdeyim
16 Nisan 2009 11:02Başkent Üniversitesi Rektörü Haberal, Hurşit Tolon bağlantısı belgelendi.

Ergenekon kapsamında gözaltına alınan Başkent Üniversitesi Kurucu Rektörü Mehmet Haberal'ın Ergenekon davasının iki numaralı ismi Orgeneral Hurşit Tolon'la ilişkisi ikinci iddianamede belgelendi.

Ergenekon'un ikinci iddianamesinde darbeye teşebbüs suçlamasıyla hakkında ömür boyu habip istenen Tolon'un bir telefon görüşmesinde Profesör Mehmet Haberal'a, ”Ne zaman isterseniz emrinizdeyim” dediği belirtiliyor. Sözkonusu telefon görüşmesiyle ilgili belgenin ikinci iddianamenin ek delilleri arasında yeraldığı öğrenildi.

ERGENEKONUN SİYASİ KANADINDA

Bu arada iki iddianamede Mehmet Haberal'ın ismi derin bağlantıların kilit ismi olarak geçiyor. Ergenekon soruşturmasının birinci ve ikinci iddianamesinde adı 40 defa yeralan Haberal'ın Ergenekon'un siyasi kanadında yer aldığı iddia ediliyor.

Bir dönem adı Cumhurbaşkanlığı içinde geçen Haberal, Ergenekon içindeki gizli ve derin toplantıların mimarı olarak biliniyor. Ankara Patalya Oteli'nde Kamuran İnan, Ufuk Söylemez ve Mehmet Haberal'ın yönettikler 1-1,5 aylık sürelerle devam eden yaklaşık 30 civarında kişinin katıldığı gizli toplantıların Ergenekon'un faaliyeti olduğu iddianamelerde yer alıyor.
aktifhaber

"ERUYGUR'U TOLON KOMAYA SOKTU"
16 Nisan 2009 08:56

Koğuşta iki paşanın tartışması itişmeye dönüşünce, Eruygur merdivenlerden düştü...

Şener Eruygur ve Hurşit Tolon olay günü merdivenlerin başında tartıştı. Tartışma itişmeye dönüşünce, Şener Eruygur merdivenlerden düştü ve boynu kırılarak komaya girdi.

Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Şener Eruygur'un, Kandıra Cezaevi'nde emekli Orgeneral Hurşit Tolon'la tartışırken merdivenlerden düşerek beyin kanaması geçirdiği ileri sürüldü. Bir kişinin ayağı kayarak düşmesinin mümkün olmadığı 40-50 cm. genişliğindeki cezaevi merdivenlerinin başında Tolon'un Eruygur'la tartıştığı, tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu Eruygur'un düştüğü iddia edildi.

KANDIRA'DA ŞÜPHELİ KAZA

Ergenekon soruşturmasının 1 Temmuz 2008'deki 6. dalga operasyonunda gözaltına alınan eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ile eski 1. Ordu komutanı Hurşit Tolon tutuklanarak Metris Cezaevi'ne kondu. Eruygur ve Tolon 7 Temmuz 2008'de de Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi'ne nakledildi. İki emekli orgeneral Kandıra'da aynı koğuşa konuldu. Eruygur 16 Eylül 2008'de merdivenlerden düşerek beyin kanaması geçirdi ve boyun kemiklerinden biri kırıldı. Eruygur'un, ayağı kaydığı taktirde rahatlıkla tutunabileceği 40-50 cm. genişliğindeki merdivenlerden düşmesi soru işaretlerine neden oldu.

ERUYGUR HATIRLAMADI

Kaza olarak açıklanan düşme olayından sonra Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde tedavi altına alınan Eruygur'un beyin kanaması geçirdiği ve boyun kemiklerinden birinin kırıldığı anlaşıldı. Beyin kanamasına bağlı olarak kısmi felç geçiren Eruygur, Haydarpaşa GATA Hastanesi'ne sevkedildi. GATA'da kendine gelen Eruygur'un, eşi Mukaddes Eruygur'a “Nasıl düştüğümü hatırlamıyorum” dediği açıklandı. GATA'da 3 ay tedavi gören Eruygur, savcının talebiyle tahliye edildi. Kazayla ilgili soruşturma başlatan Ergenekon savcıları, Eruygur'un 'hatırlamıyorum' açıklaması üzerine dosyayı kapattı.

KAVGA ETMEYİN UYARISI

Yeni Şafak, şüpheli kazayla ilgili şok bilgilere ulaştı. İddialara göre, Kandıra Cezaevi'nde aynı koğuşta kalan emekli orgeneraller Eruygur ve Tolon sık sık tartışıyordu. Tolon'un Ergenekon'da tutuklanmasıyla ilgili Eruygur'u suçladığı ve “Başımıza gelenler senin yüzünden” dediği öğrenildi. Cezaevi yönetiminin ise, sık sık yüksek sesle tartışan iki emekli orgenerali uyardığı belirtildi. Tolon'un kaza günü de Eruygur'la tartıştığı iddia edildi.

KAZAYLA DÜŞMESİ İMKANSIZ

İki emekli orgeneralin koğuş katından salona inen merdivenlerin başında başlayan tartışmasının itişmeye dönüştüğü ileri sürüldü. Hurşit Tolon'un tartışma sırasında Şener Eruygur'u dengesini bozacak şekilde ittiği, Erguygur'un da merdivenlerden yuvarlanarak başını çarptığı iddia edildi. Yetkililer 40-50 cm. genişliğindeki merdivenlerde ayağı kayan birinin dengesini kaybetmesi halinde kenarlardan tutunabileceğini belirttiler. Merdivenlerin kaza sonucu düşmeyi engeleyecek kadar dar olmasına dikkat çeken yetkililer, emekli Orgeneral Şener Eruygur'un itilmiş olabileceğini ileri sürdüler.

Haber: Mevlüt Yüksel/Yenişafak

Rektörler darbeye teşebbüs ve terörden tutuklanmış
17:00 - Özel yetkili cumhuriyet savcılarınca sorgulamalarının ardından, İstanbul Nöbetçi 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde tutuklanan, eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay, eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Abbas Yurtkuran, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu ile İstanbul Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof. Erol Manisalı'nın, "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" ve "yasa dışı terör örgütü üyesi olmak" suçlarını işledikleri yönünde "kuvvetli suç şüphesi varlığını gösteren olguların bulunması" dolayısıyla tutuklandıkları belirtildi. 17.04.2009 İSTANBUL netgazete

Kalp spazmı geçiren Haberal yoğun bakımda
16:40 - Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Mehmet Haberal, geçirdiği kalp rahatsızlığı neticesinde hastaneye kaldırıldı. Rahatsızlığın ardından Bayrampaşa Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Haberal'ın, burada kalp ünitesi bulunmaması sebebi ile İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü'ne sevk edildiği öğrenildi. Kalp spazmı geçirdiği açıklanan Haberal'ın, yoğun bakım servisinde müşahade altında tutulduğu öğrenildi. 17.04.2009 İSTANBUL -
netgazete

17 Nisan 2009 07:29
Hüsamettin Özkan, Ergenekon'da gözaltına alınan Haberal'ın 4 adamıyla İstanbul Eresin Otel'de toplantı yaparken yakaladı5 yıldızlı otelde Haberal zirvesi

Yeni Şafak, DSP-MHP-ANAP hükümetinin karakutusu Hüsamettin Özkan'ı, Ergenekon'da gözaltına alınan Haberal'ın 4 adamıyla İstanbul Eresin Otel'de toplantı yaparken yakaladı. Muhabirimizi gören Özkan, hızla oteli terketti.

Koruma ağzından kaçırdı: Haberal'ın adamlarıİSTANBUL

Bülent Ecevit'in 2002'de sağlık sorunları bahane gösterilerek tasfiye edilme planıyla ilgili Ergenekon kapsamında sorgulanan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın 4 adamı, DSP-MHP-ANAP hükümetinin karakutusu Hüsamettin Özkan ile İstanbul Eresin Oteli'nde toplantı yaparken yakalandı. Muhabirimizi görünce telaşlanan Özkan, hızla oteli terketti.

'KARAKUTU'DAN GİZLİ TOPLANTI

Bülent Ecevit'in Başbakan olduğu dönemde tedavi gördüğü Başkent Üniversitesi Hastanesi'nin sahibi Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın Ergenekon'da gözaltına alınmasından sonra 2002'deki hükümeti yıkmaya yönelik darbeler yeniden gündeme geldi. O dönemde '4 yıldızlı generaller'in Ecevit'i tasfiye edip, yerine getirmeyi düşündükleri Özkan, uzun bir aradan sonra dün İstanbul'da ortaya çıktı. 2002'de Başkent Hastanesi'nden Ecevit'e 'iş göremez' raporu verme planlarının konuşulduğu bir dönemde, DSP'den ayrılarak, parti kuran Özkan, Haberal'ın adamlarıyla saatlerce görüştü.

HABERAL İÇİN TELAŞLANDILAR

Ergenekon'un Patalya Oteli'ndeki toplantılarının mimarı Prof. Dr. Haberal'ın gözaltına alınmasından sonra Ecevit'in koruma müdürü ve DSP İzmir Milletvekili Recai Birgül'ün ortaya attığı çarpıcı ididalar, gündeme damgasını vurdu. Birgül, 2002'de Başbakan Ecevit'in asker ve sağlık darbesiyle tasfiye edilmek istendiğini söyledi. Ecevit'in tedavi gördüğü hastanenin sahibi Haberal'ın İstanbul Emniyeti'nde bu tasfiye planlarıyla ilgili sorgulandığı ortaya çıkınca Özkan'ın harekete geçtiği ileri sürüldü.

ERGENEKON'U KONUŞUYORLARDI

Ecevit'in sağ kolu Hüsamettin Özkan, Haberal'ın 4 adamıyla durum değerlendirmesi yapmak için dün sabah erken saatlerde Eresin Otel'de biraraya geldi. Yeni Şafak muhabiri gelen ihbar üzerine Eresin Oteli'ne gitti. Otelin lobi yanındaki kafetaryasında toplantı halindeki ekibe yaklaşan muhabirimiz, Özkan ve Haberal'ın adamlarının Ergenekon soruşturmasını konuştuklarını duydu. Haberal'ın adamlarından biri Özkan'a “Ergenekon'un 12. dalgası daha da büyüyecekti ancak PKK operasyonu nedeniyle yarım kaldı' dedi.

ÖZKAN'DAN BULANDIRMAYIN MESAJI

Özkan, Yeni Şafak muhabirinin 'Recai Birgül'ün iddiaları hakkında ne diyeceksiniz' sorusu üzerine “Ben bugüne kadar hiç konuşmadım. Ortalığın bulandırılmasına hiç gerek yok' dedi. Kafeteryadan ayrılan Özkan önce lavobaya gitti ardından taplantı yaptığı kişilerle vedalaşarak, hızla otelin ön kapısından çıktı.

Koruma ağzından kaçırdı: Haberal'ın adamları

Saat 11:00: Yeni Şafak İstihbarat Servisi'ne gelen ihbar üzerine muhabirimliz Gül Kireklo ve Yağmur Gümüşboğa hızla Eresin Oteli'ne hareket etti.

Saat 11:10: Muhabirlerimiz Eresin Oteli'nin kapısından içeri girerek, güvenlik görevlisine 'Hüsamettin Özkan lobide nerede oturu-yor?' diye sordu. Güvenlik görevlisi de sağ taraftaki kafetaryayı gösterdi. Muhabirlerimiz kafetaryanın köşe masasında Özkan ve beraber oturduğu 4 kişinin yanına gitti. Bu arada grubun Ergenekon soruşturmasını konuştuğunu duydu.

Saat 11:11: Muhabirimiz, Özkan'a kendisini tanıttıktan sonra Ergenekon soruşturması kapsamında gündeme gelen Ecevit'in tasfiye edilme planlarını sordu. Özkan soruyu geçiştirdi.

FOTOĞRAF ÇEKMEYİN

Saat 11:12: Muhabirlerimiz lobide başka bir köşeye oturarak toplantıyı takip etti. Bu sırada Özkan'ın 2 koruması yanlarına gelerek, 'Kesinlikle fotoğraf çekmeyin' uyarısında bulundu. Ardından korumalardan biri büyük bir gaf yaparak, muhabirimeze 'Özkan'ın Haberal'ın ekibiyle buluştuğunu nerden öğrendiniz?' diye sordu.

Saat 11:13: Telefon görüşmesi için ayağa kalkan muhabirimizi Özkan ve koruması takip etti. Özkan korumasının yaptığı gaftan habersiz 'Özür dilerim siz işinizi yapıyorsunuz. Ama beni tanıyorsunuzdur. Ben bu konularda konuşmam' diyerek, lavobaya gitti.

Saat 11:14: Özkan, Haberal'ın 4 adamıyla vedalaştı. Ardından da hızla Eresin Oteli'nden siyah minibüsle ayrıldı.

HABERAL'IN ADAMI SİNİRLENDİ

Saat 11:16: Muhabirimiz bu kez halen kafeteryada oturan Haberal'ın 4 adamının yanına giderek, 'Soruşturma için mi İstanbul'dasınız? Haberal'a desek olmaya mı geldiniz? Özkan'la bu yüzden mi görüştünüz' şeklinde sorular yöneltti. Ancak, gruptaki bir kişi sesini yükselterek 'Sana ne, ne yapayım gazeteciysen! Bir otelin kafetaryasında da oturamayacak mıyız?' dedi. Gruptaki diğer kişi ise muhabirimizin omzuna dokunarak, ortada esen soğuk havayı yumuşatmaya çalıştı...

'PEŞİNEN SUÇLU'

17 Nisan 2009 22:50
Davanın tutuklu sanığı Veli Küçük, Silivri'yi Yassıada'ya benzetti.
Davanın bugünkü duruşmasında Kemal Kerinçsiz’in savunmasının ardından mahkeme taleplerin alınmasına geçti. Tutuklu sanık Prof. Dr. Ümit Sayın tahliyesini istedi. Savunması sırasında 80 yaşındaki annesine bakacak kimse olmadığı için teslim olmadığını belirten Sayın, “Annem ölmüş. Bir savcının paranoyak hezeyanları nedeniyle annemin son anlarında yanında olamadım" dedi. Bunun üzerine ise mahkeme başkanı Köksal Şengün, Sayın’a “Başınız sağ olsun" dedi.

Ardından söz alan savunma avukatlarından Oktay Yıldırım’ın avukatı Hanefi Atlaş, İsviçre’de yaşayan PKK’lı olduğunu iddia ettiği Selim Çürükkaya’nın Ergenekon operasyonlarından 4 ay önce yazdığı kitaba dikkat çekti. Atlaş, daha operasyon başlamadan kitapta iddianamede yer alan eylemlerin anlatıldığına dikkat çekerek davanın düzmece bir operasyon olduğunu iddia etti.

“HUKUKA İNANCIMIZ HER GEÇEN GÜN AZALIYOR"

Avukat Zeynep Küçük ise 12. dalga Ergenekon operasyonun ardından kendisinin bu tabloyu görmemek için ne yaptığını sorgulaya başladığını söyledi. Tutuklular ve gözaltına alınanlarla aynı fikirleri taşıdığına dikkat çeken Küçük heyete hitaben, “Sizin kuvvetli suç şüpheliniz hiç azalmadı ama bizim hukuka inancımız her geçen gün azalıyor" dedi.

“PEŞİNEN SUÇLU İLAN EDİYOR BU TOPLUM"

Tutuklu sanık Veli Küçük söz alarak avukat Hanefi Altaş’ın anlattıklarından çok duygulandığını söyledi. Jandarma olarak görev yaptığı yıllarda sadece Türkiye’de bütçe çalışmaları sırasında, vatandaşın suç işleyeceğine inanarak bütçede bu cezalardan gelecek gelir hanesi açtığına dikkat çekerek “Bu davadada peşinen suçlu ilan ediyor bu toplum" dedi. Küçük daha birinci iddianamenin sanıklarının yargılandığı sırada 500 kişilik bir salonun Adalet Bakanlığı tarafından yaptırılması tavrıyla bunun aynı olduğunu savundu.

Küçük, “Ben 1960 ihtilali sırasında Kuleli Askeri Lisesi öğrencisiydim. Yassıada’da yargılama için yapılan duruşma salonuna ilk biz gittik. Öğrenciler ile o zaman sanıklar, izleyiciler ve tanı

21 Kasım 2009
Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener, Ergenekon Davası’yla “derin devletin yenilendiğini” söyledi.
Şener, “Burada iki şey söylüyorum; bu dava üzerinden çok sayıda masum insan mağdur edilerek bir endişe ortamı oluşturulmuş olabilir, ikincisi ‘derin devlet yenileniyor’ olabilir” dedi.

Eski siyaset tarzında yapay kavramlar üzerinden kavga ederek kimlik oluşturma çabası olduğunu söyleyen Şener, Ergenekon Davası’nın da bu bağlamda iktidar tarafından, siyasallaştırılarak, hukuktan uzak bir şeklide yürütüldüğüne dikkat çekti.

Şener, “Ergenekon Davası’na baktığımızda, gördüğüm hadise şudur; bu dava kapsamında yer alan suça karışmış bazı insanlar olabilir. Tamamıyla hiçbir şeyin olmadığı ve bir kurgu üzerine yürüyen bir dava olduğunu düşünmüyorum. Ama bu dava üzerinden, dava bağlantısı olacak, olmayacak çok sayıda insanın konunun içersine bulaştırılmış olabileceğini ihtimal dahilinde tutuyorum” dedi.

Dava kapsamında sürdürülen takiplerde büyük bir güvensizlik inşa edildiğini, yine dava üzerinden sürekli muhalif bir kesimin suça bulaşmış olsun ve ya olmasın tasfiyesine yönelmiş bir görüntünün ortaya çıktığını dile getiren Şener şöyle konuştu.

“Türkiye geçmişte darbeleri yaşamıştır, Türkiye geçmiş derin operasyonları yaşamıştır. Kanunun, Anayasanın vermediği yetkileri, kamu yetkilerini kullanarak sürdürülen operasyonlar, eylemler bu ülkede yaşanmıştır. Bir anlamda bu bir derin devlet niteliği taşımaktadır. Ama geldiğimiz nokta itibariyle şöyle bir endişeyi de taşımaktayım; eski yöntemleri kullanan derin devlet organizasyonunun ayakları tasfiye edilirken yeni bir derin devlet inşa edilmekte olduğu yönünde endişeler de taşıdığımı belirtmek isterim. Yani burada iki şey söylüyorum; bu dava üzerinden çok sayıda masum insan mağdur edilerek bir endişe ortamı oluşturulmuş olabilir, ikincisi ‘derin devlet yenileniyor’ olabilir, bu dava üzerinden. Bu sadece iç dinamiklerle ortaya çıkmış masum bir hadise değil, uluslararası bağlantılarla yürüyen bir operasyon olabilir. Zaman gösterecek neyin ne olduğunu..”
aktifhaber

24 Kasım 2009 07:30
ERSÖZ'E HİZBULLAH SORUŞTURMASI
Hizbullah'ta çıkan TSK silahları aydınlanıyor. Bir ihbar üzerine Ersöz soruşturuluyor.

Güneydoğu'da görev yaptığı dönemde 'Sarı Levent' lakabı ile korku salan Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün 'kirli silahları' aydınlanıyor.

Levent Ersöz hakkında, Şırnak İl Jandarma Alay komutanı olarak görev yaptığı 2000 ve 2001 yıllarında Hizbullah'a yönelik operasyonlarda ele geçirilen silahlarla ilgili soruşturma başlatıldı. Emniyet'in yaptığı kriminal incelemede resmî kayıtlarda PKK eylemi olarak gösterilen 7 kanlı olayda kullanılan silahların, Ersöz'ün Hizbullah'a yönelik bir başka operasyonunda ele geçirildiği belirlenmişti. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan 'kirli silah' soruşturması bir dönemin karanlık olay ve ilişkilerine ışık tutacak nitelikte.

Soruşturma, cezaevinden gönderilen bir ihbar mektubu ile başladı. Halen Erciş Açık Cezaevi'nde yatan H.A., 24 Ağustos 2009 tarihinde Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz'e mektup gönderdi. Levent Ersöz hakkında bazı iddialarda bulunan H.A., ihbar mektubunda 7 Ocak 2001 tarihinde Şırnak'ın İdil ilçesinde Hizbullah'a yönelik operasyonda ele geçirilen silahların JİTEM'e ait olduğunu iddia ediyordu. Mektupta olayın sorumlusunun dönemin Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı Levent Ersöz olduğu belirtilerek, hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Zekeriya Öz, ihbar mektubunu Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da konu ile ilgili soruşturma başlattı.

Dosyaya da giren bilgilere göre 2001 Ocak ayında İdil'de Hizbullah'a yönelik operasyonlarda gözaltına alınan 13 kişiyle birlikte 20 Kalaşnikof tüfek, beş LAW, üç roketatar, iki Bixi makineli tüfek, bir G-3 ve bir A-3 silahı ele geçirildi. Seri numaralarında yapılan inceleme sonucu silahların Şırnak Jandarma Alay Komutanlığı envanterine kayıtlı olduğu tespit edildi.

TSK'NIN SİLAHLARI HİZBULLAH'TA ÇIKTI

Şırnak İl Jandarma Alay Komu-tanlığı'nca 13 Nisan 2001'de Diyarbakır 3 No'lu DGM Başkanlığı'na gönderilen yazıda silahların Şırnak İl Jandarma Alay Komutanlığı envanterinde kayıtlı olması nedeniyle işlemlerin bitirilmesinden sonra kendilerine iade edilmesi talep edildi: "Şırnak İl Jandarma Komutanlığı'nca icra edilen operasyonlarda ele geçirilen ve tahkikat için teslim edilen aşağıda cins, miktar ve kayıtları yazılı silahlar ordu malı olup, Şırnak İl Jandarma Alay Komutanlığı envanterindedir. Söz konusu silahların adli işlemlerinin bitimini müteakip 173 No'lu birlik Mal Saymanlığı'na iade edilmek üzere Şırnak İl Merkez Jandarma Komutanlığı'na teslim edilmesini arz ederim."

SİLAHLARI PKK DA KULLANMIŞ

Yine Hizbullah'a yönelik bir başka operasyonda ele geçirilen silahlarla ilgili ekspertiz raporunda ise çok daha vahim bilgiler yer alıyor. 15 Kasım 2000'de Şırnak'ın Cizre ilçesinde düzenlenen operasyonda ele geçirilen cephanelikten Bixi, Diktiriyof, Kanas ve Kalaşnikof marka 100 adet uzun namlulu silah ile bunlara ait binlerce mermi ele geçirilmişti. Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Laboratuvarı'nın 28 Ağustos 2001 tarihli ekspertiz raporuna göre, PKK saldırısı olarak kayıtlara giren olayların söz konusu silahlarla gerçekleştirildiği tespit edildi. Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Levent Ersöz, 'silahlı terör örgütü yönetmek', 'hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek' ve darbeye teşebbüsle suçlanıyor. Ersöz hakkında 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talep ediliyor.


Silahlar kanlı eylemlerde kullanılmış
10 Haziran 1996: İdil ilçesi Bozburun köyüne silahlı saldırı yapıldı.

11-12 Temmuz 1992: İdil ilçesi Yazman köyü ile Ulak köyü arasındaki patika yolda 47 DD 139 plakalı minibüsün taranması sonucu Mehmet Gül, Şükrü Yıldız ve Ali Bozan isimli vatandaşlar öldürüldü.

11 Ekim 1992: İdil ilçesi Yüksekköy köyüne yapılan silahlı saldırı sonucu 2 kişi öldürüldü, 2 kişi yaralandı.

15 Kasım 1992: İdil Oyalı-Yazman köyleri arasında bulunan patika yolda 47 AZ 411 plakalı minibüsün tarandı. Mehmet Emin Akpınar öldürüdü.

13 Mayıs 1994: İdil Atakent Mahallesi'nde ikamet eden Selim Karavceş'in evi bombalandı.

25 Ağustos 1997: İdil ilçesi Kurtuluş köyüne baskın yapıldı

aktifhaber

Irak’a “Çuval”…Afganistan ve İran’a “Kafes”
Meyyal UYGUR

CIA’cı Henry Barkey’i herhalde tanımayanımız yok. Bu zat 26 Mart 2003’te, yani ABD’nin Irak’ı işgaline destek için Gül Başkanlığındaki dönemin hükümetince Meclis’e sevk edilen, ancak yeterli oy çoğunluğunun bulunamaması sebebiyle çıkartılamayan 1 Mart tezkeresi vakasından 25 gün sonra meşhur Utah Üniversitesi’nde bir konferans verir. “Felaketle Flört: Türkiye, Irak ve ABD” başlıklı konuşmasında kelimesi kelimesine şunları söyler:

“Mevcut durum (tezkerenin kabul edilmemesinden söz ediyor) kötü olsa da, İslamcı olmasına rağmen 3 Kasım seçimlerinden sonra Türkiye’de güçlü, esaslı bir hükümet, özellikle bizim söylenmesini düşündüğümüzü söyleyen ve yapan bir hükümet var. Onlar neden söz ediyor? Demokrasiden, AB ile bağlantıdan. Bu iki konuda Türkiye’yi güçlü şekilde destekliyoruz. Evet Türkler geçmişte de demokrasi ve AB’den söz etti, fakat gerçek şu ki daima gönülsüzlerdi. İlk defa bir Türk hükümeti güce sahip ve bunları söylüyor, biz de aynı şeyleri istiyoruz, çünkü bunlar Türkiye için, etnik veya dini ilgisi olmaksızın Türkiye halkı için iyi. Şimdi bunun retorik olduğunu söyleyebilirsiniz, fakat bu farklı bir retorik. Bu bizim rönesansımız. Onlar AB ile adaylık sürecinin Türkiye’yi demokratikleştireceğini anlıyor. Bu süreçte biz askeri çok sıkı bir kafese koyacağız. Bunun anlamı, askerin her 10 yılda bir veya hükümet değiştirmek için müdahale yapamayacağıdır…”

6 yıl sonra bugün Türkiye neyle meşgul? Askerin kapatıldığı “kafes”le!..

1 Mart tezkeresinin perde arkasında çok iş döndü. Birileri dışarıya “tezkere tamam” derken, içeride de milletvekilleri üzerinde kuyumcu titizliğiyle çalıştı ve o sonuç çıktı. Belki tezkerenin çıkmasını hakikaten istemiyorlardı, belki büyük bir oyun oynandı, bilinmez. Ama kesin olan şu, faturası TSK’ya kesildi, Süleymaniye’de başımıza “çuval” geçti. TSK’nın inişe geçirilişi de böyle başladı. Ve sanki o günden beri adeta kasıtlı bariz hatalar yapılıp, neticede Türkiye’ye büyük bedeller ödettirilmesi politikası izleniyor.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun geçenlerde AKP’nin Kızılcahamam Kampı’nda, milletvekillerine yaptığı (Yeni Osmanlı kısmı yalanlandı, bu kısma ilişkin bir açıklama gelmedi) şu değerlendirme, şüphe ve duyumlarımızın teyidi gibi:

“1 Mart tezkeresi eğer geçseydi, Güneydoğu savaş bölgesi içinde olacaktı. Yeniden Olağanüstü Hal (OHAL) gelecekti. Ben ABD askerlerinin Türkiye’de konuşlanmasını istemiyordum. Tezkerenin geçmemesi ise ABD ile ilişkilerimizi bozacaktı. Bizim A ve B planlarımız hazırdı. Bunları uyguladık.”

Şimdilerde İngiltere’de eski Başbakan Tony Blair, haksız Irak işgali sebebiyle hesaba çekiliyor. Türkiye sözüm ona o işgale katılmadı, ama hem fiili ortaklık yaptı, hem de çok büyük bedeller ödedi. “Çuval” yeter!..Bu durumda ülkemizde de, şu “A ve B planlarının” sorgusunun yapılması gerekmiyor mu?

TSK üzerinde aylardır yürütülen asimetrik psikolojik harekâtın, “Kürdistan”ın tanınması dışında, eninde sonunda Afganistan ve İran’a dayanacağını iddia ede geldik.

İşte “Kafes” ve Irak işgali sırasında görevde olan komutanların Ergenekon Savcılarınca davet edilmesinin hemen ardından hem Afganistan, hem İran için bastırmaya başladılar. Aynı gün, haftalık basın bilgilendirme toplantılarını da yapan Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’nun ses kayıtlarının internete düşürülmesi meselâ bonus mudur? Ya eski komutanların ifade zamanlaması?..İddia edilen bütün işler Hilmi Özkök döneminde gerçekleştiğine, o sırada Özkök’ün İkinci Başkanı da İlker Başbuğ olduğuna göre, “Size de çıkabilir” kabilinden büyük yılbaşı piyango bileti olabilir mi?

FG’nin gazetelerinden Todays Zaman’ın, Erdoğan-Başbuğ arasında 29 Ekim’de Başbakanlık Konutu’nda yapılan görüşmeden hemen sonra, “Başbuğ’a evini temizlemesi için yılbaşına kadar süre verildi” demesi herhalde atmasyon bir bilgi değildi!..Galiba sadece Irak tezkeresi, sadece Dolmabahçe değil, 29 Ekim zirvesinin de açıklığa kavuşması elzemdir.

Evet anlaşılan Afganistan ve İran için de A,B,C planları var!..Bugün falan da gündeme gelmiş değil, kökleri taa Bush zamanına dayanıyor. İşte yine aklıma bir konferans geldi. Dönemin Dışişleri Bakanı Rice’ın Müsteşarı Nicholas Burns, 22 Temmuz seçimleri ve Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasının ardından Türkiye’ye gelecektir. Gelmeden önce 13 Eylül 2007’de bir diğer meşhur kuruluş Atlantik Konseyi’nde konuşur, daha doğrusu Gül ve Erdoğan’a yapacağı tebligatı açıklar. Çok uzun ama çok önemli bu konuşmadan bazı bölümleri aktarmam gerekiyor:

-Türkiye, Pakistan’dan memleketlerine geri gönderilen Afgan mültecilerine yardım teklifinde bulunabilir, her iki tarafın sınır yönetimi ve gümrük işlemlerini geliştirmesine yardımcı olabilir, ya da ABD’nin yapmayı planladığı gibi, Afgan-Pakistan İmar Fırsat Bölgelerinin(ROZs) oluşmasına destek verebilir.

-AKP, artık Hükümeti, Meclisi ve Cumhurbaşkanlığını kontrol etmektedir…Türkiye’nin demokratik kurumları güçlendikçe ve reformlar ilerledikçe, Türkiye’nin ABD için stratejik ortak olarak önemi artar…Türkiye’nin Orta Doğu’da oynayabileceği bir bölgesel liderlik rolü, ABD’nin en acil dış politika hedeflerinin gerçekleşmesine yardımcı olabilir, ancak ülkelerimizin birbirine ters amaçlarla hareket etmesini engellemek için koordinasyonun dikkatli yapılması gerekir.

-Türkiye’nin yakın tarihlerde İran ile eneri alanında bir mutabakat imzalaması tedirgin edicidir. Şu an İran ile her zamanki gibi iş yapma zamanı değildir. (Obama’nın temsilcileri de aynı şeyleri söylüyor)

-Şu an Türk siyasetinde potansiyel yeni bir dönemin eşiğinde duruyoruz, önümüzde ABD-Türkiye ilişkilerinde stratejik ortaklığı yenileme şansı bulunuyor. Yeni hükümete bu mesajı bizzat vermek üzere yakında Ankara’ya seyahat edeceğim…21. yy. için güçlü, hayati ve yeri doldurulmaz bir Türk-Amerikan ittifakını oluşturmak üzere aynı vizyon ve kararlılığı paylaşan Türk yöneticileri ile birlikte çalışmayı bekliyoruz.

Irak’taki ABD askerlerinin çekilmesini düzenledikten sonra Temmuz başında Ankara’ya gelip, Başbuğ ve Davutoğlu ile görüşen “Çuvalcı” General David Petraeus’un, “Türkiye’den Afganistan operasyonları konusunda verebileceği desteğin en büyüğünü” istediğini de unutmayalım!..

Majestelerinin Ricası

Bu süreçte “Majesteleri”nin katkısına da göz atalım. Özellikle İran tecrübesiyle çok başarılı bir “kariyeri” olan İngiltere’nin yeni Ankara Büyükelçisi David Reddaway, iktidara çok yakın bir gazeteye 11 gün önce verdiği röportajda, (Sorular da, cevaplar da birbirinden ilginç. Onları yeri geldikçe değerlendiririz) İran ve Afganistan konusunda Türkiye’den “ricalarını” şöyle sıraladı:

“Diplomatik oyun hala sürüyor, ama İranlılar girişime yanıt vermiyor. Bu nedenle Türkiye’nin rolünü çok önemsiyoruz, çünkü Türkiye ve İran’ın güvene dayanan iyi ilişkileri var. Türkiye bu belirsizliği gidermek için yardımcı olursa çok memnun oluruz…Türkiye, bizim şimdiye kadar başaramadığımızı yaparak, İran yönetimini ikna edebilir…Türkiye bunu başarabilirse uluslararası toplum müteşekkir olacaktır.”

“İnsanlar askerlerin tabutta ülkelerine döndüğünü görüyor ve tepki duyuyor. Hükümetlerin önündeki zorluk ‘bu savaşın bizimle ne ilgisi var’ diyen seçmenlerine Afganistan’ın


En son Ekim tarafından Cum Arl 04, 2009 1:08 am tarihinde değiştirildi, toplam 4 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Cmt Nis 18, 2009 7:04 pm    Mesaj konusu: ETÖ'nün Kaç Hücresi Çökertildi? Alıntıyla Cevap Gönder

Nuray Mert
Tank sesiyle uyanmamak yetmez!

Genelkurmay Başkanı’nın basın mensuplarına yaptığı konuşmanın değerlendirilmesi, kuşkusuz önemli. Ama önce, Ergenekon! Zira, görüyoruz ki ‘Ergenekon’ konusunda muazzam bir kafa karışıklığı var ve kafalar gittikçe daha da karışıyor.

Meselenin, bizim bilemiyeceğimiz kısmı, yani zanlıların itham edildikleri gibi, fiili bir darbe girişimi içinde yer alıp almadıkları, bu ithamların delillendirip delillendirilemiyeceği hususu ayrı. Bunlar, gerçekten de, davaların seyri içinde ortaya çıkabilecek, hukuki meseleler. Ama, bunun ötesinde, lafların dönüp dolaştırıldığı ama fevkalade tartışmaya muhtaç bir mesele daha var. O da hukukun siyasallaşıp, siyasallaşmadığı.

Hemen söyleyelim, hukuk, fizik, kimya gibi bir şey değildir, yani fizik kuralları gibi tartışılmaz kuralları yoktur. Bu anlamda, ‘hukukun siyasallaşması’ dediğimiz şey, iki türlü olur. Birincisi, bir siyasi heyetin hukuk alanını denetim altına alıp, çıkarlarına alet etmesi ihtimalidir. İkincisi, belki de daha daha vahim ve ciddi bir konudur.

Bu noktada, hukukun, zaten siyasal bir yanı olduğu gerçeği ile yüzleşmek durumundayız. Zira, hukuk sistemleri, öncelikle, her siyasal sistemi belirleyen temel ilkeler üzerine kurulur. O nedenle, her hukuk sistemi, temel çerçevesi bir kez belirlendikten sonra, tartışılmaz bir çerçevede işler, bu manada bir toplumsal emniyet çemberi oluştururlar. Böyle olduğu için, farklı hukuk sistemleri, farklı şeyleri ‘suç’ sayarlar.

Bugün İran’da bir hukuk sisteminin olmadığı söylenebilir mi? Elbette hayır, ama orada suç sayılan eylem, burada suç değildir, tabii tersi de geçerli.

Sadece bu kadar geniş manada değil, bir adım ötesinde, hukuk yine siyasaldır. Zira, adi suçlardan söz etmiyorsak, genel çerçeve içinde, yoruma açık alanlar vardır. Bu yorumlar, ister istemez siyasaldır. ‘Laikliğe tehdit’ olarak sayılan eylemler bunun en güzel örneğidir.

Laikliği ne kadar katı bir çerçevede tanımlarsanız, ‘tehdit’ isnadının alanı o kadar genişler. Hukuk da, o istikamette işler. Bu durumda, ortalık yerde namaz kılmak eylemine bile suç isnat edilebilir. Nitekim, yıllar boyu buna benzer olaylara şahit olduk. Söylemlerini dindarlık etrafında kuran partiler, yakın zamana kadar bu türden gerekçelerle kapatıldılar. Kim ne derse desin, hukuk

o zamanda siyasal bir zeminden hareket ediyordu.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, siyasal manada ‘tehdit’ tanımlarını ne kadar geniş tutarsanız, hukukun, suç tanımları bireyleri, o ölçüde mağdur edecek şekilde işler ve toplumsal barışı tehdit eder bir noktaya gelir. Bu noktada, ‘İşi hukuka bırakalım, şeriatın kestiği parmak acımaz’ diyemezsiniz. Acır, hem de çok acır.

Bu noktada, işi hukuka bırakamayız, siyasal çözüm gerekir. Mesela, laikliğin tanımını siyasi alanda esnetebilirsek, hukuk herkesi tatmin edebilecek bir zeminde, tartışmasız işleyebilir.

Ergenekon davasının, görünen yüzünün ötesinde, müphem ve karanlık kalan yanlarını bir yana bırakalım. Ama, bir de, bu anlamda sorunlu bir boyutu var. Şöyle ki, ‘darbe tehdidi’ tanımını alabildiğine geniş tutarsanız, sonu gelir, laikliği katı bir biçimde tanımlayan, bu açıdan beğenmediğiniz, ama yasadışı bir şey yapmamış olan herkese dayanır. Bu tasnife giren herkes, bir suça şurasından veya burasından bulaşmış sayılabilir, veya en azından zanlı konumuna düşer. Şimdilerde, yaşanan budur.

Şu ana kadar, bırakın savcıyı, iddianameyi, demokratikleşme adına, Ergenekon davasına tam destek veren demokratların birçoğu, suç isnat edilmiş bir çoklarını, suç işleyip işlemediklerini fazla da merak etmeden, ‘o kafada adamlar’ olarak hükmen mahkûm eden bir dil kullanıp, bu tür bir tavır gösterdiler.

Eski YÖK Başkanı, Kemal Gürüz, zamanında, üniversitede namaz kılan adamı nasıl potansiyel ‘şeriatçı’ olarak tanımladı ve bu istikamette davrandıysa, göz altına alındığında, diğerleri de ona potansiyel ‘darbeci’ olarak muamale etmekte sakınca görmediler.

Her şey ‘darbe’ tehdidi etrafında şekilleniyor diye, kalkıp, karşı dil olarak ‘sivil darbe’ gibi laflar icat etmenin anlamı yok. Ergenekon davası, çok daha köklü bir gözden geçirmeyi gerektiriyor. Bunun için, işin Türkan Saylan’a kadar dayanması gerekmiyordu. Olacak şey mi? Öyle olamadığına şahitlik edebileceğiniz, tanıdığınız

birine gelince, ‘pusulanın şaştığına’ kani olacaksınız.

Ya, şahsen tanımadıklarınız arasında masum olanlar var idiyse? Ya pusula, başından beri, yaşla kuruyu bir arada hedef yaptıysa? Bu kadar müphem bir alanda seyreden bir davayı, anlamadan dinlemeden bu kadar desteklemenin vebali ne olacak? Üstelik, bana öyle geliyor ki, o vebal, böyle giderse, şahısları aşan bir vebal olacak. Demokrasi zor iştir, tank sesiyle uyanmamak uğruna rehavete kapılmaya gelmez.

İnanın, toplum için, bazı uyanmamalar, tank sesiyle uyanmak kadar acı verici olabilir.

RADİKAL


18 Nisan 2009
Ahmet Altan / Taraf
Vicdanlar karıştı...

Hoyratlık iyi bir şey değil...

Ama kurnazlık da iyi bir şey sayılmaz.

Hayatı boyunca cüzamla cansiperane mücadele etmiş Türkan Saylan’ın evini, o ciddi bir hastalıkla boğuşurken basmak, evet, hoyratça bir tutum.

Çocukları okutma kampanyasına öncülük eden bir hanımı götürüp bir gece nezarette tutmak da öyle.

Bu sahneleri gördüğünüzde vicdanınız sızlar gerçekten.

Ama koskoca Ergenekon’u, Türkan Hanım’ın kırmızı mendilini başına bağlamış bir halde görüldüğü o unutulmaz resminin arkasına saklamaya çalıştığınızda “kurnazlık” sınırını geçmiş olursunuz.

Ergenekon, darbecilikle ilgili bir dava.

Darbenin ne olduğunu biliyor musunuz?

Salkım saçak idam sehpalarını, zindanlara kapatılan binlerce insanı, işkenceleri hatırlıyor musunuz?

Eğer başarsalardı, o acıları Türkiye bir kez daha yaşayacaktı.

Başaramadılar.

Yenildiler.

Yenilmişlere acıyalım.

Ama bence hangi yolda, hangi savaşta yenildiklerini de unutmayalım.

Ayrıca, Ergenekon’un henüz tümüyle teslim olmadığını, Ergenekon severlerin bu “darbe girişimini” gözlerden saklamak için uğraştıklarını, mümkün olursa bu hareketi yeniden canlandırmak için birilerinin hâlâ kenarda beklediğini de aklımızdan çıkarmayalım.

Lider kadrosunun tümü yakalanmadı henüz.

Gövdesinin de tamamen ele geçirildiği söylenemez.

Bu ülkenin geleceğini, burada yaşayan insanların hayatını yakından ilgilendiren bir kavga hâlâ sürüyor.

Sadece gazeteleri okumak bile kavganın nasıl canhıraş bir şekilde sürdürüldüğünü göstermeye yeter.

Ergenekon soruşturmasını durdurmak, geriletmek, bir darbenin yolunu yeniden açmak için çabalayanların sayısı sanıldığından daha fazla.

O cephanelikleri, cinayetleri, fişlemeleri, işkenceleri, Güneydoğu’da ensesine kurşun sıkılan Kürtleri, Şemdinli’yi, lahikayı, planları, dinlemeleri, bombalamaları unutturmaya çalışıyorlar.

Tutuklanan hocaların her birinin “darbeci generallerle” yaptıkları görüşmeleri, hizmet arz etmelerini, akıl vermelerini, yol göstermelerini, cübbelerinin altından gözüken “postallarını”, Türkan Hanım’ın “resminin” arkasına saklamak mümkün mü?

Ayrıca, bütün Ergenekon davasını sadece Saylan’ın bir resminin üstüne yaslamaya çalışanlar bence Türkan Hanım’a da haksızlık ediyorlar.

Bu kadar yaslanmadan sonra başka gerçekler ortaya çıkarsa, yaşanılacak üzüntü büyük olur.

Türkan Hanım, “ne darbe, ne şeriat” dedi ama o sözü söyleyene kadar darbecilerle uzun bir yol yürüdü.

Saylan’ı bu kadar keskin bir şekilde tartışmaya açmayın bence.

Bu “hoyratlığı” yapmayın.

Ergenekon kavgasını Türkan Hanım üzerinden yürütmeyin.

Doğan Holding’in icra kurulunda olan ve çocukları okutan bir kampanyayı yürüten genç hanıma yapılanlar da üzüntü verici.

Ama bence onu da bir simge haline getirmeyin.

Unutmayın ki bu son tutuklamadaki bütün tanınmış isimler, darbeyi planlayan Eruygur’la yakın ilişki kurmuş kişiler.

O genç hanımın darbecilerle bir ilişkisi var mıydı yoksa sadece çocukları okuttuğu için mi gözaltına alındı?

Bunu en iyi o holdingin bünyesindeki gazeteler bilir.

Oranın yöneticilerinin çoğunu da tanırım.

Bir tanesinin beni ya da bizim gazeteden birini arayıp, “o hanımın, o darbecilerle hiç bir ilişkisi yoktu, onları tanımazdı bile” demesi yeter.

Biz o hanımı sonuna kadar koruruz.

Onu koruyabilmek için elimizden ne geliyorsa yaparız.

Nedense son günlerde çocukken seyrettiğim, adını bile bilmediğim bir film var aklımda.

New York’ta mahalle çeteleri birbirleriyle dövüşürken masum bir kör çocuk bıçaklanıp öldürülür.

O çocuğun öldürülmesiyle ilgili mahkemede geçer bütün film.

Ve sonunda o kör çocuğun her seferinde cinayet mahallinde olduğu, çete üyeleri birini öldürdükten sonra silahlarını o kör çocuğun paltosuna sakladıkları çıkar ortaya.

Filmin başında o kör çocuk için sızlayan vicdanlar, filmin sonunda o kör çocuğun yardımıyla öldürülenler için sızlar.

Biz bir darbe girişiminden söz ediyoruz burada.

Öldürülmüş ve öldürülecek insanlardan söz ediyoruz.

İlk kez bir darbenin ortaya çıkarılması, toplumun bütün kesimlerine nüfuz etmiş, en tepelere tırmanmış bir örgütün yakalanması herkesi sarsıyor.

Yakalanan isimler toplumun “tanınmış” insanları.

Ergenekon’a çok benzeyen bir örgüt İtalya’da yakalanmıştı.

Şu ünlü P2 Locası.

Yedi bin beş yüz kişi tutuklanmıştı.

Çoğu toplumun yakından tanıdığı isimlerdi.

Darbe dediğiniz şey kendisine her zaman toplumun zirvelerinden yandaş bulur zaten, 12 Eylül’de Evren’i kutlamaya giden Anayasa Mahkemesi üyeleri toplumun “saygın” üyeleri değil miydi?

Hoyratlık kötüdür.

Kurnazlık da öyle.

Hoyratlıklara kızalım, vicdanlarımız bunun için sızlasın elbette ama bu darbe yolunda öldürülmüş insanları da unutmayın, vicdanınızda onlar için de bir yer açın eğer mümkünse.
aktifhaber

ETÖ'nün Kaç Hücresi Çökertildi?
18 Nisan 2009 17:39

Orakoğlu’ndan Demirel’e ağır suçlama: Siyasi çıkarları için 28 Şubat sürecine bir kaç 28 Şubat süreci daha ekledi. Ergenekon'un henüz çökertilemeyen hücreleri?

Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanı Bülent Orakoğlu, Ergenekon operasyonları kapsamında tutuklanan Mehmet Haberal’a verdiği destek sebebiyle eleştirilen 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e ağır yüklendi.

DEMİREL 28 ŞUBAT SÜRECİNİ İSTESE BİTİREBİLİRDİ


”Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı darbe belgesi olan Batı Çalışma Grubu Belgesini Demirel’e ulaştırdığında harekete geçseydi 28 Şubat sürecini bitirebilirdi. Ancak Demirel, siyasi menfaatler uğruna bu döneme birkaç 28 Şubat süreci daha ekledi.”
28 Şubat sürecinde Emniyet istihbaratın patronu olan Orakoğlu, Batı Çalışma Grubu belgesini deşifre ettiği için yargılanmış ve beraat etmişti.

ET֒DE ÇÖZÜLME VAR

Demirel’in Mehmet Haberal ile ilgili tavrını da eleştiren Orakoğlu; “Savcılar çok önemli bilgilere sahip. Örgütün içinden bir takım insanlar onlara önemli bilgiler veriyor. Ancak bu tutumlar bu çözülme sürecini önlemeye yöneliktir.”

50’DEN FAZLA HÜCREDEN 4’Ü DEŞİFRE EDİLDİ

Ergenekon hücrelerinden şu ana kadar sadece dördünün deşifre edildiğini belirten tecrübeli istihbaratçı Orakoğlu, 50’den fazla hücrenin bulunduğunun da iddianameye yansıdığını vurguladı. Orakoğlu Savcılara ve kamuoyuna da çarpıcı bir uyarıda bulundu.

ORAKOĞLU: ÖNEMLİ GÖREVLERDE HALA ERGENEKON MENSUPLARI VAR

Orakoğlu, "Henüz devletin içinde deşifre edilmemiş, çok önemli makamlarda ve kritik yetkileri elinde tutan Ergenekon mensupları var. Bunlar süreci sulandırmak için yanlış bilgiler verebilirler" şeklinde konuştu.

aktifhaber

Neredeyse Kendini Tanımayacak
20 Nisan 2009 21:16

Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında çapraz sorgusu yapılan Kemal Kerinçsiz, savunmasını 'tanımıyorum, samimi değilim' stratejisiyle yaptı.

''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından avukat Kemal Kerinçsiz'in çapraz sorgusu tamamlandı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün'ün, savcılık ve mahkemede verdiği ifadelerini okumasının ardından Kerinçsiz'in çapraz sorgusuna geçildi.

İlk olarak Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel'in sorularını yanıtlayan Kerinçsiz'e, ''Milli Güç'' sitesindeki yazarlar arasında kendisi, Sevgi Erenerol ve Şener Eruygur'un isminin yer aldığı hatırlatıldı.

Kerinçsiz de bu sitenin editörünün Muammer Karabulut olduğunu, genellikle ''Milli Güç Platformu''nun haberlerinin yayınlandığını kaydetti.

Turan Çömez'i, Azerbaycan hükümetinin davetlisi olarak gittiği toplantıda gördüğünü, Şener Eruygur ile bir miting sırasında tokalaştığını ifade eden Kerinçsiz, Tuncer Kılınç'ı ise hiç tanımadığını iddia etti.

Muzaffer Tekin ile 2006 yılının Nisan ayında Beyazıt'taki Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'i anma töreninde tanıştığını ileri süren Kerinçsiz, ''Ondan önce 9 Mart 2006'da Galatasaray Lisesi önünde düzenlediğimiz etkinliğe katılmış ama o zaman ben onu tanımıyordum. Onun haricinde hiç karşılaşmadık. Beyazıt'a herkes bireysel olarak gelmişti. Muzaffer Tekin'in bir grubu yoktu. Kimse orada birbirini tanıştırmadı. Muzaffer Tekin ile tesadüfen tanıştık ve tokalaştık'' dedi.

Savcı Pekgüzel'in, Büyük Hukukçular Birliği'nde, aralarında geçen bir tartışmanın ardından Oktay Yıldırım'ın hastaneye kaldırıldığının iddia edildiğini belirtmesi üzerine Kerinçsiz, o tür bir şiddeti yapmasının mümkün olmadığını söyledi.

Olayın ardından hastaneye gittiğini, Yıldırım'ın kaşının yarıldığını anlatan Kerinçsiz ''Hastanede sert bir tartışma yaşanınca 'olay büyümesin' diye hastaneden ayrıldım ve bir daha da görüşmedim. Bu konuyla alakalı Muzaffer Tekin'i aramadım da bilgi de vermedim'' dedi.

-DİĞER SANIKLARLA İLİŞKİSİ-

Bekir Öztürk ile telefonla tanıştığını, yüz yüze ilk görüşmelerinin ise 2006 yılının Nisan ayında olduğunu belirten Kerinçsiz, 5 Kasım 2006'dan itibaren cezaevine girene kadar aralarındaki husumetten dolayı tek bir görüşmeleri bulunmadığını söyledi.

Oktay Yıldırım, Bekir Öztürk ve Behiç Gürcihan ile aralarında geçmişe dayalı bir dostluk olmadığını ifade eden Kerinçsiz, ''Aramızda yoğun bir ilişki yoktu. Oktay Yıldırım'ı gazi olarak bilirim. Etkinliklere, bu gazilik sıfatıyla katılmıştır. Kişi olarak birlikte olamayacağınızı anladığınız insanlarla yollarınızı ayırırsınız'' diye konuştu.

Savcı Pekgüzel, Kerinçsiz'e ''Size yeni açılan iddianamedeki bazı isimleri sayacağım. Bunları tek tek tanıyıp tanımadığınızı ve tanıyorsanız nasıl tanıştığınızı, irtibatınızı söyler misiniz?'' sorusunu yöneltti.

Kemal Kerinçsiz bu soruya ''Ahmet Hurşit Tolon'u, sadece Eminönü'nde Turgut Özakman'ın bir konferansı sırasında gördüm ama tanışmadık. Elini dahi sıkmadım. Bir telefon görüşmesi görünüyor ama ben bir kez bile görüşmedim'' karşılığını verdi.

Bu sırada Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün, savcı Pekgüzel'i ''Bu sorular diğer dosyanın soruları. Daha sonra sorarsınız'' şeklinde uyarması üzerine Kerinçsiz, ''Benim için sorun değil. Rahatlıkla cevaplayabilirim'' dedi.

Bunun üzerine Savcı Pekgüzel, diğer isimleri sormaktan vazgeçti.

Savcı Pekgüzel, devam eden soruşturmada yer alan Mustafa Özbek ve Levent Temiz ile olan ilişkisini sorduğu Kerinçsiz, başkanlığını Mustafa Özbek'in yaptığı ''Türkiyem'' topluluğunun yürütme kurulunda 2 ay hukuk işlerinde çalıştığını belirtti.

Kerinçsiz, ''Toplumsal açılım gerçekleşti. Halk içinde sempati görünce Türkiye'de siyasallaşma kararı aldılar. Ben de bu karara karşı çıktım. Bir süre daha sivil toplum kuruluşu olarak faaliyetlerine devam etmelerini istedim. Ancak kabul edilmeyince ben de ayrıldım'' ifadelerini kullandı.

-''VELİ KÜÇÜK İLE SAMİMİ DEĞİLİM''-

Kerinçsiz, Savcı Pekgüzel'in, ''Büyük Hukukçular Birliği'nin yönetim kurulu toplantısına yabancı hiç kimsenin katılmadığını söylüyorsunuz. Ancak Levent Temiz, savcılık ifadesinde bu toplantılara Oktay Yıldırım, Halil Behiç Gürcihan ve Güler Kömürcü'nün katıldığını söylüyor. Açıklar mısınız?'' sorusunu şöyle yanıtladı:

''Güler Kömürcü basın mensubu olarak beni aramıştır. Basınla ilgili haber konusu olabilecek etkinlikler konusunda görüşmüşüzdür. Levent Temiz'in, Güler Kömürcü'nün Büyük Hukukçular Birliği yönetim kurulu toplantılarına katıldığı yönündeki ifadesi doğru değildir. Bu toplantılar, sivil toplum örgütlerinin yapacakları etkinliklerden önce bir araya geldikleri toplantılardır. Her toplantı, farklı bir sivil toplum kuruluşu merkezinde yapılırdı. Güler Kömürcü ve Zekeriya Öztürk, bırakın Büyük Hukukçular Birliği'ne girmeyi, yerini dahi bilmez. Levent Temiz'in ifadesinin nasıl alındığını ben de biliyorum. Sorguyu siz yaptınız. Sizin tavrınız nedeniyle müdafisi sorgunun yarısında odanızı terk etmiştir.''

Bunun üzerine Savcı Pekgüzel, ''Kendisi de bir avukat. Üç müdafi eşliğinde ifadesi alındı. Hiç kimse de sorguyu terk etmedi'' dedi.

Kerinçsiz de ''Levent Temiz'in bu konudaki ifadelerini kabul etmiyorum. Çünkü aramızda husumet vardı. Büyük Güç Birliği Platformunun Başkanı olmak istiyordu. Ben şahsen onun başkan olmasını istemedim. Zor ve sorunları olan bir insandır. Bir derneğin başkanlığını yürütecek yapıda birisi değildir. Bu nedenle bu ifadelerinin tamamen husumetten kaynaklandığını düşünüyorum'' görüşünü dile getirdi.

Savcı Pekgüzel, Dünya Azerbaycanlılar Toplantısında çekilen bir fotoğrafı Kerinçsiz'e gösterdi. Fotoğrafın çekildiğini hatırladığını belirten Kerinçsiz, Veli Küçük ile fazla samimi olmadığını söyledi.

Kerinçsiz, ''Keşke samimi olabilseydik. Yollarımız hiç kesişmedi. Saygın bir paşadır. Sadece iki-üç toplantıda karşılaştık. Kendisiyle hiçbir irtibat kurmadım. Bizim etkinliklerimiz, açtığımız davalarımız, duruşma günleri internet sitemizden yayınlanır. Ben Veli Küçük'e bu konularla ilgili hiçbir bilgi göndermedim, vermedim. Siteden bu bilgileri rahatlıkla alabilirler. Veli Küçük'ten çıkan belgeler de bu siteden alınmış olabilir'' diye konuştu.

Kemal Alemdaroğlu'nu tanımadığını, hiç telefon görüşmesi yapmadığını, birlikte hiçbir etkinliğe katılmadığını anlatan Kerinçsiz, ''Ergun Poyraz'a, 'Musa'nın Çocukları' ve 'Musa'nın Gülü' kitaplarından dolayı sivil toplum kuruluşları olarak bir ödül vermek istedik. Ancak cezaevine girdiği için ödülünü veremedik. Ergun Poyraz, bu ödülü kendisine verilmesini söylememiştir. Biz uygun gördük'' dedi.

Kerinçsiz, bir soru üzerine, Türk Ortadoks Patrikhanesi'nde sadece paskalya, ölüm ve anma günlerinde toplantı yapıldığını, bunun dışında özel bir toplantı düzenlenmediğini kaydetti.

Savcı Pekgüzel'in, sanıklardan Atilla Aksu ile yaptığı bir telefon görüşmesinde Adnan Menderes ile Başbakan Recep Tayyip arasında bir benzerlik kurulduğuna işaret ederek, bunu açıklanmasını istemesi üzerine Kerinçsiz, şunları söyledi:

''Recep Tayyip Erdoğan'ın 7 yolsuzluk dosyası vardır. Sahtecilik ve ihaleye fesat karıştırma dosyaları dokunulmazlığı nedeniyle dava açılmadan bekletiliyor. 'Adnan Menderes'in durumundan daha ağır durumda' olduğunu söyledim. Hukuksal bir görüşümdür. Dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra bunlardan da yargılanacak. Bu benim düşüncem. Ancak kimsenin asılmasını istemiyorum. İdam cezası da kaldırılmıştır.''

Sanık Kerinçsiz, bir başka soruyu yanıtlarken de Danıştay saldırısından sonra Mehmet Zekeriya Öztürk'ün gözaltına alınması nedeniyle kendisini aradığını da belirtti.

-''SİYASİ DÜŞÜNCEME TERS''-

Kemal Kerinçsiz, Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın'ın sorusu üzerine, yüksek lisans yaptığını, doktoraya da başladığını belirterek, işlerinin yoğunluğu nedeniyle üniversitede kalmadığını, kazanmasına rağmen aynı nedenlerle savcı olmadığını anlattı.

Savcı Taşkın'ın, Danıştay davasının sanıklarından Alparslan Arslan ve Osman Yıldırım'ı tanıyıp tanımadığını sorması üzerine Kerinçsiz, ''Siyasi düşünceme ters. Bu kişilerle işim olmaz. Bu tür gruplarla sokakta bile yan yana geçtiğimi hatırlamıyorum. Hiçbir etkinlikte bulunmadım'' diye konuştu.

Taşkın'ın ''Büyük Hukukçular Birliği Derneği'nin açtığı davalar sonrasında yaptığınız basın açıklamalarındaki tavırlarınızla suç işlediğinizi düşündünüz mü? Açıklamalarınızın kalabalık olması için çabaladınız mı?'' sorusuna Kerinçsiz, Hrant Dink ve Elif Şafak davaları başlamadan tek satır açıklamada bulunmadıklarını, davalar bittikten sonra 3 dakikalık bir bilgilendirme yaptıklarını, bunların açıklama olmadığını ileri sürdü.

Kerinçsiz, ''Irkına hakaret edilen insanlar, tepkisini koyabilir. Bu hak arama kapsamında değerlendirilmeli. Tahrik içeren davranış ve tavırları asla tasvip etmem'' dedi.

Sanık Kerinçsiz, başka bir soruya karşılık da katıldığı Taksim'deki Azerbaycanlılar mitinginde iki ayrı grubun olduğunu ifade ederek, ''Veli Küçük bir tarafta duruyordu. Muzaffer Tekin ile Sevgi Erenerol diğer tarafta. Çünkü ikisinin arası açıktı. Burada barıştılar. O olaydan sonra verdiği beyanat nedeniyle araları açılmıştı'' diye konuştu.

Kerinçsiz, Hrant Dink ile bir çok panel ve televizyon programına katıldıklarını, Dink ile tartışmalarının hukuksal olduğunu iddia etti.

Sanık Veli Küçük de Savcı Pekgüzel'in gösterdiği fotoğrafa açıklık getirerek, fotoğrafın, Avrupa ve Amerika'da bulunan Dünya Azerbaycanlılar Grubu'nun sorumlularının katıldığı Kumburgaz'daki Princess Otel'deki DAK toplantısında çekildiğini belirtti.

Mahkeme Başkanı Şengün, Kemal Kerinçsiz'in çapraz sorgusunun tamamlanmasının ardından duruşmayı yarına bıraktı.
aktifhaber


20 Nisan 2009
11. Ağır Ceza'nın, Yargıtay'ın bozma kararına uyarak Danıştay'la Ergenekon'un birleştirilmesinin yolunu açması üzerine Veli Küçük, mahkemeye dilekçe gönderdi.

"Ergenekon" davası sanığı emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu dilekçede, Danıştay 2. Dairesi üyelerine ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırılarla ilgili davada, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin verdiği bozma kararına uyulmamasını talep etti.

Küçük, avukatı Zeynep Küçük aracılığıyla sunduğu dilekçede, Yargıtay kararının, ortaya çıkan yeni delil ve olaylar dikkate alınarak değerlendirilmesi ve bozma kararına uyulmaması gerektiğini kaydetti.

"Her iki dava arasında irtibat kurulmasını teminen var edilen tek gerekçenin, Osman Yıldırım'ın gerek tanık ve gerekse gizli tanık olarak alınan beyanları olduğunu" belirten Veli Küçük, "Yıldırım'ın ifadelerinin yalan olduğu İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama esnasında kanıtlanmıştır" dedi.

Dilekçede, "Yıldırım'ın, menfaati söz konusu olduğunda her türlü yalanı söyleyebilecek ve her türlü iş birliğine açık, her türlü illegal ilişkinin rahatlıkla kurulabilecek bir kişi olduğu" ileri sürüldü.

Yıldırım'ın, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada hüküm giymesinin ardından, "Ergenekon" soruşturmasını yürüten savcılarca cezaevinde ziyaret edildiği iddia edildi.

Osman Yıldırım'ın bu görüşmede, bir takım iddialarda bulunduğu ifade edilen dilekçede, "Osman Yıldırım'ın, Ataşehir'de gerçekleştirildiğini iddia ettiği toplantının olmadığının, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılama sırasında dosyaya getirtilen ilgili kişilerin cep telefonu baz istasyon kayıtları ile ispatlandığı" kaydedildi.

Dilekçede, "Dosyada, her iki dava arasında irtibat bulunduğu yönünde Osman Yıldırım'ın bu beyanları haricinde hiçbir bilgi, kanıt, beyan bulunmamaktadır" denildi.
aktifhaber

DALAN'IN ETÖ CEPHANELİĞİ
21 Nisan 2009 19:25

,Ergenekon terör örgütü firarisi Bedrettin Dalan'a ait İstek Vakfı arazisinde yapılan kazıdan cephanelik çıktı. Dalan'ın arazisindeki ETÖ cephaneliği şok edecek cinsten.

Bir ihbar üzerine Bedrettin Dalan'ın sahibi olduğu İstek Vakfı'nın Poyrazköy'deki arazisinde kazı yapan emniyet güçleri, büyük bir cephaneliğe ulaştı.

Kazıdan çok sayıda lav silahı, roketatar ve el bombaları bulundu..

Ergenekon Soruşturması kapsamında Bedrettin Dalan'ın sahibi olduğu İstek Vakfı'nın Poyrazköy'deki arazisinde yapılan kazı çalışmasında 10 lav silahı, 10 el, 30 sis, 3 gösteri bombası, 250 gr C4 patlayıcı, 550 mermi ve 14 aydınlatma fişeği olduğu öğrenildi.

Ergenekon soruşturması kapsamında Poyrazköy Keçielik mevkiindeki başlatılan kazıda silah ve mühimmat ele geçirildi. Bulunanlar arasında 10 lav silahı, 10 el, 30 sis, 3 gösteri bombası, 250 gr C4 patlayıcı, 550 mermi ve 14 aydınlatma fişeği olduğu öğrenildi.

Kazı çalışmalarına yarın da devam edilecek...

DALAN'IN OFİSİNDE DE CEPHANELİK ÇIKMIŞTI

Ergenekon firarisi Bedrettin Dalan'ın arazisinde büyük bir cephaneliğe ulaşılırken, Dalan'ın İstek Vakfı'ndaki odasında bulunan özel kasasından 5 tabanca ile 7 bin mermi çıkmıştı. Dalan'ın cephaneliği arama yapan polisi bile hayret ettirmişti.

Bedrettin Dalan hakkında yakalama emri çıkarılmıştı. Ergenekon operayonunun 10. dalgasından önce ABD'ye kaçtığı ortaya çıkan Dalan, sürekli sağlık sorununu bahane ederek Türkiye'ye dönmüyor.
aktifhaber

HABERAL'IN İNANILMAZ YÜKSELİŞİ
22 Nisan 2009 08:29Sıradan bir üniversite hocası olan Mehmet Haberal'ın inanılmaz yükselişi...

Haberal trilyonları nasıl kazandı, nereye harcadı?

ETÖ davasında tutuklanan Mehmet Haberal, normal bir üniversite hocası iken nasıl yılda 1 milyar dolara hükmetmeye başladı? Üniversitesinde hangi iş adamı, siyasetçi, yüksek yargı ve askerî bürokrasi mensuplarının çocuğu burslu okuyor? Otellerinde ETÖ sanıklarıyla ne tür toplantılar yaptı?

O 1980’lerin başında normal bir üniversite hocasıydı. Hacettepe Üniversitesi’nde derslere giriyordu. Mal varlığı ve serveti, bir üniversite hocasınınki nasılsa öyleydi. Ancak kısa sürede büyük servetler edindi. Şimdi yılda 1 milyar dolara hükmettiği konuşuluyor. O, hoca olmanın çok ötesinde bir holding patronu. Üniversitesi, otelleri, hastaneleri var. Emrinde 15 bin personel çalışıyor. 1991’de seçimi Mesut Yılmaz’a karşı kaybetmeseydi Demirel hükûmetinde sağlık bakanı olacaktı. 2002 yılında Bülent Ecevit’e yapılmak istendiği ileri sürülen ‘sağlık darbesi’nde adı geçti. Sivil ve askerî bürokrasi, yüksek yargı mensupları ve siyasetçilerle yakın ilişkisi var. Yıllarca CHP’ye ateş püskürdü, şimdi Deniz Baykal’la dostluğu gündemde.

Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) davası kapsamında gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’dan bahsediyoruz. ETÖ davasının ikinci iddianamesinde adı sıkça geçiyor. ETÖ sanıklarına Başkent Üniversitesi, Kanal B Televizyonu ve Patalya otellerini üs gibi kullandırdığı, iddianamenin tape (konuşma kaydı) bölümlerinden anlaşılıyor. Yani hükûmeti yıkma girişimlerinde bulunduğu iddia edilenlerin buluşma noktalarından biri de Prof. Mehmet Haberal’ın mekânları olmuş.

Peki, Prof. Dr. Mehmet Haberal kim? Bu noktaya nasıl geldi? Kısa sürede bu kadar büyük servet elde edebilmesinin sırrı neydi? Kurduğu Başkent Üniversitesi, Hazine’den her yıl milyonlarca liralık yardımı nasıl aldı? Devlet bankalarından milyonlarca lira kredi kullandıktan sonra Hazine’den sorumlu hangi bakanlara iş verdi? Hastanesinin imar iznini hangi bakandan re’sen aldı? Kanunen yasak olmasına rağmen üniversitenin gelirleri farklı tüzel kişiliklere nasıl aktarıldı? Üniversiteden medya kuruluşuna 10 milyonlarca dolar para desteği niçin yapıldı, nasıl sağlandı? Üniversitesinde paraya ihtiyacı olmayan zenginlerin çocukları niçin burslu okudu? Milletvekili, iş adamı ve yüksek yargı mensuplarının çocuklarına burslu üniversite okuma imkânı sunuldu mu? Otellerinde bedava imkânlar sağlayan VIP karta Ankara bürokrasisinden kimler sahip oldu? Sorular sıralanmaya devam edebilir.

KREDİ KULLANDI, BAKANLARA İŞ VERDİ

Mehmet Haberal’ın yükselişi, 1980’li yıllarda Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı’nı kurması ile başlıyor. Bugün sahibi olduğu Ankara Anıtkabir yakınlarındaki Başkent Üniversitesi Hastanesi’nin yerinde o zamanlar küçük bir diyaliz merkezi bulunuyordu. Bu merkezin etrafındaki arsalar aralıklarla teker teker toplandı ve bugünkü büyük hastane ortaya çıktı. Bugün İzmir, Adana, Alanya, Konya ve İstanbul’da şubeleri olan büyük bir hastane zinciri bulunuyor. Ankara’daki hastanenin bulunduğu semtte hiçbir binaya 4 kattan fazla ruhsat verilmediği dönemde hastanenin 8 kata çıkarılması için çaba gösterdi. Anıtkabir’i gölgelediği gerekçesi ile askerî bürokrasi ile Çankaya Belediyesi binadaki kat artışına izin vermiyordu. Hatta Çankaya Belediyesi’nin tutumu yüzünden CHP’ye ateş püskürüyordu. Şimdi bulunduğu bölgede 4 kattan fazla bina yokken Haberal’ın 8 katlı hastanesi hizmet vermeye devam ediyor. Hiç kimsenin buna müsaade etmediği dönemde Anasol-M hükûmeti Haberal’a kat izni verdi.

Haberal’ın holdingleşmesinde devlet bankalarından kullandığı kredilerin payı çok büyük. Bu krediler onun için dönüm noktası oldu. 1993’te 39 milyon dolarlık krediyi, devlet kurumlarına bile sunulmayan düşük faizle aldı. 28 Şubat sürecinin Hazine’den sorumlu bakanları sayesinde borcunu sürekli erteletti. Bu durum 2005’te Hazine kontrolörleri tarafından tespit edildi. Haberal, 2001’e gelindiğinde ödemesi gereken 42,5 milyon dolarlık paranın ancak 1,5 milyon dolarını kendi kaynaklarından ödemişti. Yaklaşık 20 milyon doları ise ya devletin üniversiteye tahsis ettiği bütçeden ya da yeni dönem kredileri ile eski dönem kredilerini mahsup ettirmek suretiyle ödemiş. Yani ödemelerini de devlete yaptırmış. Ayrıca Haberal’ın Türk Lirası olarak aldığı para yurtdışına Avro üzerinden ödendiği için kur farklarından dolayı Hazine yaklaşık 27 milyon dolar da zarara uğratılmıştı. Hazine, yapılan usulsüzlükler karşısında görevi kötüye kullanmaktan dolayı çok sayıda kişi hakkında suç duyurusunda bulundu; fakat zaman aşımından dolayı görevliler hakkında herhangi bir işlem yapılmadı.

Haberal’ın aldığı bu kredide ve bu kredinin ödeme işlemlerinin ertelenmesinde iki isim dikkat çekiyor. Bu isimler; kredilerin kullanıldığı dönemde Hazine Müsteşarlığı’nda görev yapan ve daha sonra Hazine’den sorumlu devlet bakanı olan Ayfer Yılmaz ile kredinin alındığı Halk Bankası Genel Müdürlüğü’nde çalışan ve daha sonra Hazine’den sorumlu bakan olan Ufuk Söylemez.

Haberal, ETÖ davasından gözaltınaalınınca onu uçağa kadar gelip İstanbul’a uğurlayan ilk isim Süleyman Demirel oldu. Demirel, yakın dostu Haberal’a vefa borcu olduğunu söyledi. Haberal’ın ekonomik yönden büyümesinin DYP’li bakanlar döneminde gerçekleşmesi dikkat çekici. Uygulama oteli olarak 49 yıllığına devletten kiraladığı Kızılcahamam Patalya Oteli’nin tahsisini de DYP’li Orman Bakanı Nevzat Ercan döneminde almıştı. Daha sonra bu arazinin tahsisinin de sahte belgelerle yapıldığı yönünde iddialar ortaya atılmıştı.

Haberal’ın DYP ile ilişkisi yakın dostu Süleyman Demirel vasıtasıyla oluyor. 1991 seçiminde DYP’den Rize milletvekilliğine aday olan Mehmet Haberal, burada seçimi Mesut Yılmaz’a karşı kaybedince siyasetten uzak durmaya başlıyor. Yakın çevresinde konuşulanlara bakılırsa şayet o dönemde milletvekilliğini kaybetmeseydi, Demirel hükûmetinde sağlık bakanı olacaktı. Siyasilerle yakın dostlukları olan Haberal, 39 milyon dolarlık krediden sonra işlerini iyice büyüttü. Daha sonra ise, kredilerin ödenme sürecinde kendisine çeşitli kolaylıklar tanıyan Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz’ı üniversitesinin idari ve mali işler müdürü yapan Haberal, bir başka Hazine’den sorumlu bakan Ufuk Söylemez’e de üniversitede iş, Kanal B’de program imkânı sundu.

1993’te Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı ile Haberal Eğitim Vakfı kanalıyla Başkent Üniversitesi’ni kuran Mehmet Haberal, o günden bu yana üniversitenin rektörü. Bir ara yasa gereği rektörlerin sadece 2 dönem, yani 8 yıl rektör olabilecekleri hükme bağlanmıştı; ancak Haberal yargıya müracaat ederek bu kuralı değiştirdi ve artık üniversitenin ölene kadar rektörü olabilecek. Haberal, her türlü icraatı yapmak üzere üniversitenin mütevelli heyeti tarafından da yetki verilen tek kişisi. Kısacası, Başkent Üniversitesi eşittir Mehmet Haberal.

Maliye Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) görüşünü alarak her yıl vakıf üniversitelerine kanun gereği devlet yardımı yapıyor. Başkent Üniversitesi, vakıf üniversiteleri arasında her yıl Hazine’den en fazla yardım alanlardan biri. Mesela, 2004’te 1,5 trilyon liralık yardımla Bilkent Üniversitesi’nden sonra ikinci geliyor. Bu miktardaki yardımlar her yıl veriliyor. YÖK görüşü ile verilen bu yardımların, eski YÖK başkanları Kemal Gürüz ve Erdoğan Teziç dönemine rastladığını hatırlatmakta fayda var.

Türkiye’de vakıf üniversiteleri kamu kurumu statüsünde. Yani resmî bir kurum. Bu sebeple de tüm mal varlıkları devlet malı sayılıyor ve devletin resmî kurumlara sağladığı her türlü imkân ve kolaylıklardan istifade ediyor. Ancak idari ve mali yönden ise hiçbir denetim içine girmiyor. Yani Sayıştay denetimine tabi değil. Sadece kanun gereği YÖK tarafından yılda bir defa denetlenmek zorunda. Ancak bu denetim de sadece Ankara merkez ve faaliyetleri ile sınırlı kalarak kısa sürede gerçekleşiyor ve idari ağırlıklı yapılıyor. Üniversitenin asıl maddi yoğunluğunu oluşturan Ankara dışındaki hastaneler ve merkezler bugüne kadar hiçbir denetim mekanizması tarafından denetlenmedi.

Kanun ve yönetmeliklere göre vakıf üniversitelerinin her çeşit gelirleri kendi bünyesinde kalmak zorunda. Ancak Başkent Üniversitesi’nde kamu kaynakları kanunlara aykırı şekilde farklı tüzel kişilikteki Haberal’ın patronluğunu yaptığı şirketlere aktarıldı. Sadece son 5-6 yıl içinde üniversite ile hiçbir ilgisi olmayan bir televizyon kanalına 10 milyonlarca dolar para aktarıldığı kaydediliyor.

Üniversitenin akademik birimlerine hizmet ve eğitim amaçlı kurulduğu söylenen holding ve şirketlerin hukuki dayanaklarının olmadığı da konuşuluyor. Mesela, Kızılcahamam’daki Patalya Oteli’ne gelir sağlayacak spor tesisleri tamamen üniversitenin imkânları ile kuruldu ve trilyonlarca lira üniversiteden kaynak aktarıldı. Aynı şekilde Kanal B’nin tüm tesisleri de üniversite kaynakları ile kuruldu. Yine üniversitenin Bağlıca yerleşkesinde faaliyet gösteren Mol Gıda Şirketi de üniversitenin tüm fiziki imkânları ve araç gereçlerini kullanarak faaliyetlerini sürdürüyor.

Üniversitenin sağlık ve eğitim faaliyetlerinin yanı sıra büyük kaynaklar aktararak kurduğu holding ve şirketlerde de yönetim kurulu başkanı sıfatı ile tek yetkili patron ise Rektör Mehmet Haberal. Rektör bu şirketlerde dilediği icraatı yapabiliyor. Örneğin, üniversiteye ait otellerde kamu kaynakları ile sınırsız ağırlama yaparak önemli kişilere ziyafet çekiyor, tek başına dilediği harcamayı yapıp dilediği gayrimenkulü satabiliyor, dilediği kişiyi işe alıp istemediğini işten atabiliyor. Rektör Haberal’ın göz göre göre sınırsız kamu kaynaklarını üniversitenin dışına aktarma cesaretini kimden aldığı ise bilinmiyor.

ÖZEL KALEM MÜDÜRÜNE 12 YIL HAPİS

2004’te Başkent Üniversitesi’ne ait İzmir’deki Zübeyde Hanım Hastanesi’nde 3 trilyon liralık bir yolsuzluk oldu. Bu yolsuzlukta bazı firmalardan trilyonluk naylon fatura aldıkları tespit edilen hastane müdürü ve bazı kişiler tutuklanmıştı. O dönemde açılan davalar neticelendi ve yolsuzluk olayı kesinlik kazandı. Yolsuzluğa adı karışan Sibel Akyel, Mehmet Haberal’ın 20 yıldan fazla özel kaleminde çalışıyordu. Hatta Akyel’in Haberal ile ileri düzeyde özel ilişkileri olduğu biliniyor. 28 Şubat süreci yıllarında hastaneye müdür atanan Sibel Akyel, yerel mahkeme tarafından suçu sabit görülüp mahkûmiyet alınca ve Haberal tarafından da gözden çıkarılınca, Yargıtay safhasında mahkemeye bir mektup yazdı. Mektupta Haberal ile ilişkilerini anlatan Sibel Akyel, savcılığa verdiği savunmada, özetle 3,1 trilyonluk yolsuzluğu kendisinin yapmadığını, bütün harcamalardan Rektör Mehmet Haberal’ın sorumlu olduğunu ileri sürüyordu. Ancak mektupta dikkat çekilen süreç devam etti ve Akyel 12 yıl hapse mahkûm edildi. Akyel’in hapis kararı şimdi Yargıtay’da onanmayı bekliyor.

Akyel’in de dikkat çektiği Haberal’ın yargı, siyaset ve bürokrasi ilişkileri ETÖ davası süresince açığa çıkar mı, bilinmez; ancak üniversite ile Haberal’ın sahibi olduğu şirketlerin mali yapısı incelendiğinde bugün net olmayan bazı ilişkilerin açığa çıkacağı muhakkak.

KALEM MÜDÜRÜNDEN ‘ÖZEL’ MEKTUP

2004’te Başkent Üniversitesi’ne ait İzmir’deki Zübeyde Hanım Hastanesi’nde 3,1 trilyon liralık yolsuzluk oldu. Müdür Sibel Akyel, 20 yıldan fazladır Haberal’ın özel kaleminde çalışıyordu. Mahkûmiyet alınca gözden çıkarıldığını düşünerek mahkemeye bir mektup yazdı. Mektupta Haberal ile ilişkilerini şöyle anlatıyordu (Anlatım bozuklukları ve imla hataları Akyel’e aittir):

“Bugüne kadar açıklamak istemediğim bir olguyu burada açıklamak zorundayım. Ben rektör Mehmet Haberal ile, çalışma süreme paralel bir süredir (1998 yılından tutuklandığım 29.01.2004 tarihine kadar) özel hayatımda da beraberdim. Kendisi ile, emekli olduğumuzda ve işlerimizi, aile sorunlarımızı yoluna soktuğumuzda evleneceğimiz vaadi ya da inancıyla bir ilişkiyi paylaştım. Bu yüzden de hastanede naylon fatura kullanıldığı vakıasının hastane ile ilişkileri kesilmiş bir takım kimseler tarafından mali birimlere ihbarı neticesinde yaşanmaya başlayan yargı süresince gidişatın rektörün arzusu dışında geliştiğinde, içtenlikle beni kurtarmak istediğine, birkaç ay hapiste yatma pahasına kuruluşuna bizzat katıldığım, bugünlere gelişinde büyük katkıda bulunduğum üniversiteye zarar vermemek, bir sürede olsa sevdiğim, inandığım bir adamı ve emek verdiğim bir ilişkiyi korumak adına daha da ötesinde böylesine güçlü, her iktidarla, siyaset, bürokrasi ve hatta yargı çevresiyle çok sıcak ilişkileri olan bu adamla savaşamayacağıma inanıp, daha çok da Başkent Üniversitesi’nde okuyan oğluma ve aileme zarar verebileceğini düşünüp susmaya devam ettim.

Bana cezaevinde susmam yönünde telkinde bulunmak ve para yardımı yapmak için yaptığı ziyareti tespit imkanına sahipsiniz (2004 yılı Kurban Bayramı’nın 4. günü). Ayrıca cezaevine girmemden sonra istifamı kabul etmeyip Vakıfbank’taki hesabıma Ankara Başkent’ten yatırılmaya devam eden paralar da bu söylediğimin teyidi durumundadır. Annemin ve onun cep telefonu dökümleri bu durumun artı teyididir. Bu yargı sürecinin arzu ettiği gibi gelişmediğini anladığında bana (Seni annenle Kıbrıs’a kaçırayım. Ben bu işi temizleyeyim. Öyle gel.) demiştir. Annemi de tekrar para yardımı yapmak üzere Ankara’ya çağırdığında (Sibel beni dinlemedi. Kıbrıs’a gitmeyi kabul etseydi bunları yaşamayacaktı) demiştir. Kaçması gereken birisi varsa o da ben değilim. Niçin kaçacakmışım. Suç işleyen kişi kaçar. Ben suç işlemedim ki kaçayım.

Şimdi bu ardı arkası kesilmeyen bu davaların ve suçlamaların tek nedeni beni susturmaktır. 1988 yılından bu yana pek çok şeyi yaşadım, gördüm. Bu bilgilerim onları rahatsız ediyor. Bütün güçleri ile üzerime saldırıyorlar. Tanık ise tanık, bilirkişi ise bilirkişi, bir şekilde ikna ediyorlar. Benim tarafımdan hastane ile görev ilişkileri kesilmiş kimseler aleyhime tanıklık yapmak için sıraya sokuluyor. Halen görevde olanlar Sibel hanım aleyhine tanıklık yapmak yada işten çıkarılmak arasında tercih yapmaya zorlanıyor. Eğer ceza almamı sağlayabilirlerse ben uzun süreli hapse gireceğim. Onlar da bu şekilde sorunlarını çözmüş olacaklar. Benim bildiklerim, ihbarlarım ise ceza almış bir kimsenin rektöre suç atması sayılıp soruşturmaya bile gerek görülmeden kapatılacaktır. Daha şimdiden bu süreci yaşamaya başladım. Rektör hakkında cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak iddiası ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbarda bulundum. Ankara Cumhuriyet Savcısı takipsizlik kararında rektörü o kadar iyi savunmuş ki hayretle okudum.”

Kaynak: Aksiyon

Ergenekon'da 4'ü subay 10 kişi gözaltına alındı
15:20 - Ergenekon operasyonu çerçevesinde, Bedrettin Dalan'ın Başkanı olduğu İstek Vakfı'nın, İstanbul Boğazı Poyrazköy mevkiindeki arazisinde başlatılan kazılarda bulunan mühimmatla ilgili olarak 4'ü muvazzaf subay 10 kişi daha gözaltına alındı.Gözaltına alınan şüphelilerin isimleri 'Emekli Albay Levent B., muvazzaf askerler Binbaşı Emre O., Yarbay Mustafa T.E. ile Yarbay Ercan K.' olarak açıklandı. 22.04.2009 İSTANBUL
netgazete

Ergenekon'un 'gizli' toplantısı, mangal partisiymiş!
14:30 - İşçi Partisi avukatları, Ergenekon davasının tutuksuz sanıklarından İbrahim Benli'nin çiftlik evinde yapıldığı iddia edilen gizli toplantıya ilişkin görüntüleri basına dağıttı. Görüntülerde Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu'nun da bulunduğu toplantıda yemek yenip, şarkı söylendiği görüldü. Perinçek'in avukatı Mehmet Cengiz, "Bu dava içten içe düşmeye başladı. Şuan elimizde bulunan görüntüler de Doğu Perinçek'e çiftlik evinde yaptığı iddia edilen gizli toplantının cevabı niteliğini taşıyor. İddia edilen gizli toplantının mangal partisi olduğu gözleniyor" dedi. 22.04.2009 İSTANBUL netgazete

Savcı Öz'e "1 Mayıs 1977 olaylarını soruştur" çağrısı
13:00 - DİSK Avukatı Rasim Öz, öğlen saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi. Öz, Taksim'de 32 yıl önce yüz binlerce kişinin gözü önünde bir katliam işlendiğini belirterek, "Bu davanın takipçisiyiz. Biz her yıl yinelediğimiz bu başvurularımızı yanıtlamayan bakanlıklar, emniyet genel müdürlükleri, İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürleri hakkında suç duyurusunda bulunmaya geldik" dedi. Öz, "Eğer bu savcılık gerçekten derin devleti yok etmek istiyorsa, bizim başvuracağımız makam burasıdır. Öz ve arkadaşları gerçekten Türkiye Cumhuriyeti'nin savcıları olduklarını göstermek istiyorlarsa kendilerine böyle bir fırsat verdik. Delilleri sunduk" dedi. 22.04.2009 İSTANBUL netgazete

TSK'DAN DALAN'A YALANLAMA
23 Nisan 2009 14:52Genelkurmay Başkanlığı, Ergenekon şüphelisi Bedrettin Dalan'ın İstek Vakfı arazisinde çıkan silahlarla ilgili iftiralarını sert biçimde yalanladı.

Habertürk gazetesinin haberine göre İstek Vakfı arazisinde çıkan silahlar için Bedrettin Dalan, "Orası askeri bölge. Bizi de almıyorlar." dedi. Gazete muhabirleri bunun üzerine Dalan bu açıklamasını Genelkurmay Başkanlığı'na sordu. Habere göre askeri yetkililer, "Toprağa gömülü böyle bir silahımız yok." dedi. Araştırma yapmak için de Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği görevlendirildi.

Askeri yetkililer Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yeraltı silah depoları bulunmasının doğal olduğunu ancak bu depoların toprağa silah gömme anlayışından çok farklı profesyonel bir sistemi bulunduğunu belirttiler. Seferberlik anında tıpkı Kıbrıs'taki Türk Mukavemet Teşkilatı gibi gizli yapılara dağıtılmak üzere toprak altına gayr-ı resmi silah gömme sisteminin uzun yıllar önce sona erdiğini söyleyen askeri yetkililer yeraltı depolarındaki silahların yalnızca TSK tarafından kullanılabileceğini vurguladılar.


Ele geçirilen silahlarla TSK'nın ilgisi olmadığını da açıklaya askeri yetkililer "Bunların çalınmış olma ihtimali araştırılıyor." dediler. Daha önce Ankara çevresinde bulununan silahlarla ilgili "Askeri malzeme olup olmadıkları araştırılıyor." açıklaması yapan Genelkurmay Başkanlığı İstanbul'da ele geçirilen silahlarla ilgili araştırma yapılması için bu kez Genelkurmay Adli Müşavirliği'ni görevlendirdi.

Haberde toprağa gömülü silah bulundurma, NATO'nun eskiden uyguladığı bir yöntem olduğuna da dikkat çekilerek şu ifadelere yer veriliyor:

"NATO'nun komünizme karşı geliştirdiği özel harp dairelerinden biri de Türkiye'nin 1