EntellektuelForum Forum Ana Sayfa EntellektuelForum

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

İstiyorlar ki herkes riyakâr olsun…

 
Bu forum kilitlendi: mesaj gönderemez, cevap yazamaz ya da başlıkları değiştiremezsiniz   Bu başlık kilitlendi: mesajları değiştiremez ya da cevap yazamazsınız    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> AHLAKÎ DÜŞÜNCELER
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 3538
Konum: Avustralya

MesajTarih: Sal Oca 23, 2018 11:53 pm    Mesaj konusu: İstiyorlar ki herkes riyakâr olsun… Alıntıyla Cevap Gönder

İstiyorlar ki herkes riyakâr olsun…
MURAT SEVİNÇ
19/01/2018

Türkiye’de iç siyasi gündemi yedi gündür bir kadın siyasetçi belirliyor. Görebildiğim kadarıyla belirgin nitelikleri dürüst, açık sözlü, sözünün arkasında duran ve özgürlükçü biri olması. Memlekette nadir bulunan, şaşkınlık veren, kızgınlık uyandıran hasletler.

Hâl böyle olunca, Türkiye’ye 1930’lardan bakanları da, 1970’lerin Milli Görüşçülerini de çileden çıkardı. III. MC Hükümetinin (AKP+MHP+VP+BBP) bileşenlerini ve o bileşenin medyadaki temsilcilerini çok rahatsız etti. III. MC’nin siyasal içeriğini ve havuzun düzgün Türkçe cümle kuramayan kalemlerini geçelim…


Bünyesinde birkaç aklı başında ismi barındırmaya özen göstererek Resmi Gazete hüviyetini her zaman hassasiyetle korumayı başarmış olan Hürriyet’e bakalım. Havuzdaki paçavralardan çok daha ‘güçlü’ ve basın dünyasının en etkili/prestijli ‘trolü’ konumunda. Türkiye nüfusunun azımsanmayacak kesiminin olup biten herhangi bir şeyden rahatsızlık ve mahcubiyet duymadığı düşünüldüğünde, bu gazetenin ve özellikle kimi yazarlarının da düzenli aralıklarla “Hay Allah” diyerek her işin içinden rahatlıkla sıyrılabiliyor oluşu sürpriz değil kuşkusuz. Hele ki devleti yönetenlerin “Allah affetsin” diyebildiği bir toprakta.

Ertuğrul Özkök, zamanında Ahmet Kaya hakkında atılan “Vay şerefsiz” başlığı için yıllar sonra ne söylediyse, Özkök’ün kasaba kurnazı ‘iskele sancak’ versiyonu olan yazar da, şu anda yazdıkları için ileride ‘Hay Allah’ der, olur biter. Önemli olan iktidar her kimse onunla ters düşmemek ve patronun kazancına halel getirmemek, ihale ve reklam piyasasında zarara uğramamak. Bu gazetenin ‘kimi’ yazarları, en az iki konuda üniversitede ders olarak okutulabilir: Her koşulda ama her koşulda pozisyon ve gelirlerini koruyabildikleri için işletme bölümlerinde, bir gazetecinin ne yapmaması gerektiğine örnek olarak, iletişim fakültelerinde.

İşte bu iş bilirlerin tepkisine de bakılınca, Canan Kaftancıoğlu’nun CHP açısından ne denli doğru bir tercih olduğu anlaşılıyor. Farklı evlerde yetişmiş ikiz kardeşler olan ‘havuz medyası’ ve ‘Aydınlık’ ikilisi bir insana aynı terminolojiyi kullanarak düşmanlık besliyorsa ve tam o esnada Ümit Kocasakal adındaki ziyadesiyle trajik figür CHP genel başkanlığına adaylık açıklaması yapıyorsa; bilin ki düşmanlık gösterilen o insan iyi, gerekli ve son derece yararlı bir insandır, kuşkunuz olmasın.

Canan Kaftancıoğlu, ‘yerleşik değer’ olduğu iddia edilen o değerleri sarstığı için bu denli gündem oldu. Öylesine ürküttü ki müesses nizamın aktörlerini, elleri ayakları birbirine dolaşmış bir şekilde sarılabilecekleri başat riyakârlık unsuru olan ‘milletin değerleri’ne sarıldılar. Hangi milletin? Hangi değerleri?

Hani şu benim ve sevdiğim insanların dahil olmadığı, dahil edilmediği milletin mi? Hani şu Konya stadyumunda bombayla parçalanmış insanları yuhalayanların mı? Hani şu tüm yolsuzluk iddialarına, Kabataş yalanlarına, camide içki içildi yalanlarına “Yarabbi şükür” diyenlerin mi? Hani bazı vakıfların bünyesinde çocuklara taciz/tecavüz iddiaları söz konusu olduğunda gözlerini ve kulaklarını kapatanların mı? Hani şu sorgusuz sualsiz işsiz bırakılan insanlara “Ağaç kemirsinler” diyenlerin mi? Hani şu Aysel Tuğluk’un anasını gömdürmeyenlerin mi? Hani şu kendi türbanları dışında hiçbir özgürlük mücadelesini umursamayan, diğerlerinin mücadelesine yüzleri kızarmaksızın engel olmaya çalışanların mı? Hani şu ölmüş çocuğun anasını yuhalayanların mı?

Hangi milletin değerleri şekerim? Bizim bilmediğimiz, görmediğimiz neyi bilip görüyorsunuz siz? Yoksa ‘millet’i yalnızca kendi sevdiklerinizden, tanıdıklarınızdan mı ibaret sanıyorsunuz? Daracık ve çıkar ağlarıyla örülü sığ dünyalarınızın dışında, sizin ‘değer’ atfettiklerinizden hiç hazzetmeyen milyonlarca insan yaşadığının farkında değil misiniz?

Şu devirde, 2018 yılının Türkiye’sinde bu kadar çok rezalet varken, tanık olunan adaletsizlikler artık herkesi insanlıktan çıkarıyorken, bu nasıl bir utanmazlıktır ki bir insanın özel yaşamına dair dedikodular böyle pervasızca konu olabiliyor ve ‘milletin değerleri’ne aykırılık propagandasına malzeme edilip istifaya davet edilebiliyor. Ah neler söylüyorum ben böyle; yahu kimin özel yaşamına karışıldı ki bugüne dek!

Muhterem CHP’liler,

eğer bir şeyleri değiştireceksiniz, aynı şeyleri söyleyen ve aynı riyakârlıkları kabullenen iki yüzlüler, üç kağıtçılar ile değil; açık konuşan, yaşamına sahip çıkan, sözünün arkasında duran dürüst insanlar ile yapacaksınız bunu. Dünya değişirken, temsili demokrasiler kriz yaşarken, birileri bu temsil krizini aşmak için yeni yurttaş katılımı yolları ararken, dönüşümün yönünü okuyamayanların şansı yok artık. Yaşadığımız sorunların başlıca müsebbibi, 2018’in ülkesini 1970’lerin soğuk savaş milli görüşçü bağnazlığıyla yönetmeye çalışanlardır. Kapitalizmin vardığı aşamayı, yaşadığı krizi anlamayanların, anlama ihtimali olmayanların çırpınışları bunlar.

Eski yöntemlerle yeni olan yönetilemez. Yeni sorunlara eski araçlarla çözüm bulunamaz. Neden batı demokrasileri temsili demokrasinin krizini tartışıyor? Neden her yerde, en gelişmiş ve müreffeh (!) demokrasilerde Gezi benzeri kitlesel gösteriler gerçekleşti? Neden aynı demokrasilerde ‘yavaş şehir’ gibi yeni yaşam formları pıtrak gibi çoğalıyor? Neden siyaset yapma biçimleri değişiyor? Neden yöneten-yönetilen ilişkisi çatırdıyor ve yüz yüze siyaset gündeme geliyor?

Ve değerli CHP’liler, unutmayın, yıllardır siyasi gündemi gerçek anlamda belirleyebildiğiniz tek/en büyük adımınız, bir karayolunda günlerce yürümek oldu. Yalnızca yürümek.

Artık anlayın, artık anlayın, artık anlayın, artık anlayın, artık anlayın, artık anlayın; alışıldık yöntemlerin devri geçti geçiyor. Onlara başvuran herkes eninde sonunda kaybedecek. İki kere iki ‘dört’ eder. Geçici bir dönem zorbalıkla ‘beş’ dedirtirler, hepsi bu!

Emin olun, şu aşamada her yerinde höt zötçülerin seçim kazandığı, güçlenir göründüğü ‘Batı demokrasileri’ne biraz yakından bakar ve olup bitenle ilgilenirsiniz, yaşamın ‘Bahçeli ne demiş?’ sığlığına hapsedilemeyecek ölçüde canlı olduğunu görürsünüz? Çocuklarınız, onların çocukları, bambaşka bir dünya ve Türkiye’de bugünkü ıvır zıvır bir sürü adamın adını dahi hatırlamayacak.

‘Yeni’ olanı anlamamakta azimli zihniyetin saçma sapan bir terminolojiyle tanımlamakta ısrar ettiği ‘Gezi’ döneminin beni mesleki açıdan asıl heyecanlandıran yanı olan ‘Gezi Parkı’ ve ‘park forumları’ deneyimleri ısrar ediyorum; geleceğin yönetim biçimidir. Gelecekten iletilmiş haberdir. ‘Bilişim devrimi’ çağında, her bir yurttaşı adam yerine koymadan, doğru bilgilendirmeden, karar mekanizmalarına katmadan belirlenecek küflü siyaset, yurttaşa eziyettir ve başarısızlığa mahkumdur. Örneğin biraz daha inşaat ve rant uğruna binlerce yıllık İstanbul şehrine, yurttaşları tüm bilgi ve karar mekanizmalardan dışlayarak ‘kanal’ açmaya cüret etmek, akıl fikir alır biri durum mu? Milyonlarca insanın yaşamını ilgilendiren bir karar, bir kişi tarafından alınıyor. Ama anlamıyorlar hakikaten, anlayacak halde de değiller. Zihinleri, bedenleri, dilleri 1970’lerde, anti emperyalizm mücadelesi veren solculara şiddet uyguladıkları yıllarda kalmış durumda. Kendi seslerinden başkasını duyamayacak haldeler. Sürekli bağırmaları da bundan!

Gezi Parkı deneyimi, namaz kılan yurttaş ile bira içen yurttaşın, Türk ile Kürt’ün aynı yerde barışçıl bir biçimde var olabileceğinin kanıtıydı. Farklı görüşteki insanların, aynı mekânı birlikte ‘temizledikleri’ bir deneyimdi. Bu deneyimi ve niteliklerini örnek almayan her siyaset başarısız olacaktır. Yeni olanı, siyaset yapmanın ‘yadırgatıcı,’ ‘sürpriz’ ve ‘barışçı’ yollarını aramayan her parti çuvallayacaktır. İnsanların ‘gerçekte’ ne talep ettiğini anlamak istemeyen herkes tarihin çöplüğündeki mümtaz yerini alacaktır.

Ezcümle, bu devirde, sosyal demokrat bir siyasetçiyi HDP’lilere, Demirtaş’a selam gönderdi diye eleştirmek, artık yalnızca ideolojik yönelimle değil, açıkça bir ‘zek⒠ve ‘düşünme’ sorunuyla bağlantılı ele alınmalıdır. Kendini sosyal demokrat etiketiyle pazarlayan bu aklı evvellere İskandinav demokrasilerinde, ‘aşığı sağcı’ deniyor! Adalet Yürüyüşü’nün tanık olduğum üç gününden birinde, konvoyun başına kısa süre HDP’liler de katılmıştı. Yanımda yürüyen ve ‘cumhuriyetçi teyze ve amca’ sıfatlarıyla anılanlardan hiçbirinin şikâyet ettiğine tanık olmadım. Herkes hayatından memnundu ve o konvoyda birbirinden farklı düşünen insanlar da, başı kapalı ve açık olanlar da, yan yana yürüyebildi.

‘İdeolojik ayrımlar bitti, ideolojiler öldü’ gibi saçma sapan varsayımların alemi yok. Ölmedi de bitmedi de. Hatta belki hiç olmadıkları kadar canlılar. Buna mukabil, yeniden yorumlanıyor her şey, mesele bu. Sınıfların nitelikleri, aralarındaki mücadele vs.

Hiç tanışmadığım, hatta birkaç hafta öncesine dek adını dahi bilmediğim Canan Kaftancıoğlu’nu, başlangıç konuşması, bir twiti nedeniyle Erdoğan’dan dilediği içten özür, mıy mıy yapmadan sözlerinin arkasında duruşu ve bu edepsizlik devrinde özel yaşamına müdahaleyi reddetme cesareti sergilemesi nedeniyle kutlarım. (‘Özel yaşama müdahale’ ve ‘müdahaleci arsızlarla mücadele’ konusunu ayrıca yazacağım.)

Her ne değişecekse, dürüstlük, yaşamsal ilkelere sadakat ve birlikte yaşamanın yeni yollarını aramakla, özel yaşamlarımıza sahip çıkma kararlığımızla değişecek. Yeni, barışçıl, etkili bir söz söylemekle… İki yüzlü, iş bilir üçkâğıtçılar dünyasına yeniden ve yeniden ödün vererek değil.

Tahmin ediyorum, belli ki hem malum siyasetin hem de onların basındaki dalkavuklarının sürekli hedefinde kalacak olan Kaftancıoğlu, kazanacaktır.

Ve yine tahmin ediyorum, eğer feda edilmezse, il başkanı seçildiği gün ileride, CHP siyasetini ve Türkiye’nin kaderini değiştiren dönüm noktalarından biri olarak anılacaktır…

Not: Yazdığı konularda Türkiye’de eşi olmayan Cumhuriyet yazarı Çiğdem Toker’e açılan dava ve istenen tazminatı duymuşsunuzdur. Çiğdem Toker de yalnız değildir!

Diken
_________________
Bir varmış bir yokmuş...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Önceki mesajları göster:   
Bu forum kilitlendi: mesaj gönderemez, cevap yazamaz ya da başlıkları değiştiremezsiniz   Bu başlık kilitlendi: mesajları değiştiremez ya da cevap yazamazsınız    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> AHLAKÎ DÜŞÜNCELER Tüm zamanlar GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © phpBB Group. Hosted by phpBB.BizHat.com


Start Your Own Video Sharing Site

Free Web Hosting | Free Forum Hosting | FlashWebHost.com | Image Hosting | Photo Gallery | FreeMarriage.com

Powered by PhpBBweb.com, setup your forum now!
For Support, visit Forums.BizHat.com