EntellektuelForum Forum Ana Sayfa EntellektuelForum

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

AYM iyi gidiyor (du) ama o da YSK'ya benzedi

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> MAHKEME KARARLARI
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 3538
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cum Mar 20, 2015 7:12 pm    Mesaj konusu: AYM iyi gidiyor (du) ama o da YSK'ya benzedi Alıntıyla Cevap Gönder

Tam Kılıçdaroğlu Erdoğan kavgası kızışmışken Anayasa Mahkemesi öyle bir karar verdi ki...
29.11.2017



Kılıçdaroğlu’nun Anayasa’nın 26’ncı maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine (AYM) yaptığı bireysel başvuruda karar çıktı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Anayasa’nın 26’ncı maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine (AYM) yaptığı bireysel başvuruda karar çıktı.

AYM'nin bu kararının Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasındaki belge tartışmasının alevlendiği dönemde gelmesi dikkat çekti.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan AYM kararına göre; dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 31 Ocak 2012 tarihinde partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, kendisine hırsızlık, yolsuzluk, hırsızlık ve yolsuzluk yapanları koruyup kollamak, cahillik, yalancılık, iftira atmak, fitne çıkarmak, din tüccarlığı yapmak, din üzerinden oy toplamak gibi ithamlarda bulunduğunu ve sözlerin şahsi haklarına saldırı niteliğinde olduğu gerekçesiyle davacı oldu. İlk derece mahkemesi davanın kabulüne karar vererek başvurucunun davacıya 5 bin TL tazminat ödemesine karar verdi.

Erdoğan, 7 Şubat 2012 tarihinde ise partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada kendisine hakaret ettiğini iddia ederek Kılıçdaroğlu hakkında manevi tazminat davası açtı. Dava, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/124 Esas sayılı dosyasında görüşüldü. İlk derece mahkemesi davanın kabulüne karar vererek başvurucunun davacıya 5 bin TL tazminat ödemesine karar verdi.

İlk derece mahkemesinin her iki dava için verdiği kararlar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11 Aralık 2013 tarihli iki kararı ile onandı. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, bunun üzerine, 6 Şubat 2014 tarihinde ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine (AYM) bireysel başvuruda bulundu.

“SIRADAN İNSANLARA GÖRE DAHA HOŞGÖRÜLÜ OLMASI GEREKTİĞİ…”

Anayasa Mahkemesi, 25 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda Kılçdaroğlu’nun başvurusunu incelemeye aldı. Başvurunun değerlendirmesinde, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiği belirtildi.

Başvuru konusu olaylar halka mal olmuş kişiler olarak hareket eden siyaset adamları arasında geçtiği için kabul edilebilir eleştiri sınırlarının daha geniş olduğu vurgulandı. Bu nedenle olayın taraflarının sıradan insanlara göre daha hoşgörülü olması gerektiği ifade edildi.

"KILIÇDAROĞLU’NUN BAZI SÖZLERİNİN KİŞİSEL SALDIRI İÇERDİĞİ KABUL EDİLMELİDİR"

Kararda, Kılıçdaroğlu’nun dönemin Başbakanı ile girdiği polemik sırasında kullandığı bazı sözlerin kişisel saldırı içerdiğinin kabul edilmesi gerektiği vurgulandı.

Anayasa Mahkemesinin vardığı sonuçlarla birlikte karar değerlendirildiğine mahkemenin sunduğu gerekçeler uygun ve yeterli kabul edilirken, tazminatın keyfi bir biçimde verildiği değerlendirilmedi. Kararda, “Başvurucu, ifade özgürlüğünü kullanırken kendisi için geçerli olan görev ve sorumluluklarına uygun davranmamıştır” denildi.

Kılçdaroğlu’nun tazminat ile cezalandırılmasının toplumsal ihtiyacı karşıladığı ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olduğu kabul edildi.

Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26’ncı maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verildi.

Odatv.com

size=24]AYM Başkanı'nın 2007'de yayımlanan makalesinden: OHAL'deki sınırlamalar, gerekçeli ve yargıya açık olmalı[/size]
07 Eylül 2017



"Bu hüküm, yargının paranteze alındığı bir siyasi rejimi doğurabilmektedir"

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan'ın 2007'de yayımlanan "İfade Özgürlüğü: İlkeler ve Türkiye" adlı kitapta bulunan makalesinden bir bölümü, sosyal medya hesabında paylaştı.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 2012 yılında AYM Üyeliği'ne getirilen Arslan, Şubat 2015'te AYM Başkanlığı görevini üstlenmişti. Arslan, AYM'nin 2007 yılındaki "367" kararına kamuoyunda en çok tepki gösteren isimlerden biriydi.

Söz konusu bölümde Arslan'ın "Olağanüstü rejimde yapılan sınırlamaların gerekçeli ve yargıya açık olması gerekmektedir" ifadesi yer alıyor. Makalenin devamında şunlar kaydediliyor:

İletişim Yayınları / Kasım 2007
İletişim Yayınları / Kasım 2007"İstisna halinin en önemli özelliklerinden biri, tehdit gerekçesiyle yargısal koruma mekanizmasının askıya alınabilmesidir. 1982 Anayasası’nın 148. maddesine göre “Olağanüstü hâllerde, sıkıyönetim ve savaş hâllerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesi’nde dava açılamaz.” Bu hüküm hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmayacak şekilde, yargının paranteze alındığı bir siyasi rejimi doğurabilmektedir. Nitekim bu tür kanun hükmünde kararnameler idari makamlara hak ve özgürlükleri sınırlandırma konusunda yargısal denetime tâbi olamayan geniş bir yetki alanı bırakmışlardır.

"OHAL Bölge Valisi’nin ifade özgürlüğünü sınırlandırmaya yönelik tasarrufları, AİHM tarafından hem 10. maddenin ihlâli hem de bu kararlara karşı yargı yolu kapatıldığı için 13. maddenin ihlâli olarak değerlendirilmiştir. “Halis Doğan ve diğerleri / Türkiye” davasında, başvurucuların sahibi ve yayın sorumluları oldukları Özgür Bakış isimli gazetenin OHAL Valiliği’nce Güneydoğu’nun bazı illerinde dağıtımının yasaklanması tedbiri tartışılmıştır."

T24
ETİKETLER
zühtü arslan kerem altıparmak tayyip erdoğan akp

Herkes bu fotoğrafı konuşuyor! Neden Zühtü Arslan, neden..
31 Ağustos 2017



Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan'ın 30 Ağustos resepsiyonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "huzuruna" çıktığı sırada çekilen fotoğraf tartışmalara sebep oldu.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan, “Başkomutan” sıfatıyla 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü kutlamalarını kabul etti.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın, Erdoğan’ın “huzuruna çıktığı” sırada çekilen fotoğraf sosyal medyada gündem oldu.

Resmi Twitter'da görüntüle
Resmi Twitter'da görüntüle
Takip et
Leyla Umut @Leila_Umut
AYM Başkanı Zühtü Arslan'ın bu pozu bile Yeni Türkiye'de adaletin durumunu merak edenlere güzel bir cevap#BağımsızlığaGidenYolda
16:32 - 30 Ağu 2017
9 9 Yanıt 97 97Retweet 116 116 beğeni
Twitter Reklamları'na ilişkin bilgiler ve gizlilik
Resmi Twitter'da görüntüle
Resmi Twitter'da görüntüle
Takip et
Fuat Özhan 🇹🇷 @fuatozhan
Türkiye'de Yargı Bağımsız...!
Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan Erdoğan karşısında 'esas duruş'ta
15:35 - 30 Ağu 2017
38 38 Yanıt 155 155Retweet 169 169 beğeni
Twitter Reklamları'na ilişkin bilgiler ve gizlilik
Resmi Twitter'da görüntüle
Resmi Twitter'da görüntüle
Takip et
ABUZER @BEYINJOK
Türkiye'de Yargı Bağımsız...!
Koskoca AYM başkanı Zühtü Arslan'a bak ulan yere düşecen bukadar eğilme yavaş ...
16:14 - 30 Ağu 2017
Yanıt 11 11Retweet 10 10 beğeni
Twitter Reklamları'na ilişkin bilgiler ve gizlilik
Resmi Twitter'da görüntüle
Resmi Twitter'da görüntüle
Takip et
Evrim Equal @GunebakanEvrim
AYM Başkanı Zühtü Arslan, konuşsa "adam" konuşuyor sanırsınız. Ama o da "omurgasız" çıktı. Ülke içinde "adalet" sağlayacak kimse kalmamış.
09:32 - 31 Ağu 2017
2 2 Yanıt 37 37Retweet 82 82 beğeni
Twitter Reklamları'na ilişkin bilgiler ve gizlilik
Resmi Twitter'da görüntüle
Resmi Twitter'da görüntüle
Takip et
Hulusi Güntaş @HulusiGuntas
Fotoğraftaki şahıs Anayasa Mahkemesi başkanı Zühtü ARSLAN. Türkiye'nin en üst yargı biriminin başkanı yürütmenin karşısında el pençe divan.!
22:58 - 30 Ağu 2017
1 1 Yanıt 3 3Retweet 1 1 beğeni
Twitter Reklamları'na ilişkin bilgiler ve gizlilik
Resmi Twitter'da görüntüle
Resmi Twitter'da görüntüle
Takip et
Tur Yıldız Biçer ✔ @turyildizbicer
Neden Zühtü Arslan,neden?
22:37 - 30 Ağu 2017
50 50 Yanıt 134 134Retweet 328 328 beğeni
Twitter Reklamları'na ilişkin bilgiler ve gizlilik
Resmi Twitter'da görüntüle
Resmi Twitter'da görüntüle
Takip et
FERHAT TUNÇ ✔ @ferhatttunc
Fotoğraf dünya basınında da haber konusu olmaya başladı. "Bağımsız" yargının temsilcisi AYM Başkanı Zühtü Arslan.... Yoruma söz bırakmıyor!
17:51 - 30 Ağu 2017
66 66 Yanıt 665 665Retweet 1.086 1.086 beğeni
Twitter Reklamları'na ilişkin bilgiler ve gizlilik
Resmi Twitter'da görüntüle
Resmi Twitter'da görüntüle
Takip et
Muharrem İNCE ✔ @vekilince
Anayasaya göre olası bir durumda yargılayacağı kişinin önünde eğilen AYM Başkanı ve benzerleriyle yargı bağımsızlığı!Kim güvenir bu yargıya?
23:00 - 30 Ağu 2017
885 885 Yanıt 4.158 4.158Retweet 10.159 10.159 beğeni
Twitter Reklamları'na ilişkin bilgiler ve gizlilik
Etiketler:
Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan 30 Ağustos resepsiyonu Cumhurbaşkanı Erdoğan Zühtü Arslan
Patronlar Dünyası

Fehmi Koru: Nasıl bir ülke olduk biz?
07 Eylül 2017



"Bir haftadır Türkiye, Prof. Arslan'ın törende Erdoğan'ın önünde eğilip eğilmediğini tartışıyor"

Fehmi Koru*

Anayasa Mahkemesi (AYM) başkanı Prof. Zühtü Arslan bir haftadır ülkenin tartışma gündeminde.

Sebebi, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın kutlama töreninde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın elini sıkarken çekilmiş fotoğrafı.

Daha doğrusu, o fotoğrafa yansıyan hafifçe öne eğilmiş görüntüsü.

“Hakimler kimsenin önünde eğilmez; zaten onların cüppesi de önlerini iliklemek zorunda kalmasınlar diye düğmesizdir” gerekçesiyle sıkıştırılıyor AYM başkanı.

Sonunda “Ben eğilmedim, o fotoğrafın kadrajıyla oynanmış” diyerek kendisini savunan bir açıklama yaptı Başkan Arslan, ancak galiba pek inandırıcı olamadı.

Bugün aynı gazetede (Hürriyet), biri “Gerçekten de… Fotoğraf karesinin anlattığı şey ile videonun anlattığı şey aynı değil” (Ahmet Hakan), bir diğeri “Video görüntüleri Arslan’ı doğrulamıyor” (Murat Yetkin) diyen birbirine ters iki yazı çıkabildi.


Zühtü Arslan böyle eğildi mi?


Yoksa böyle eğilmedi mi?

Önemli mi?

Bana göre hiç önemli değil.

Her insanın saygı gösterisi farklı olabilir. Anayasa Mahkemesi başkanının bir törende elini sıkarken Cumhurbaşkanı karşısında eğilmesi değil, karar verirken mahkemenin güç (iktidar) karşısında dik durup durmamasıdır önemli olan.

AYM 2007 yılında cumhurbaşkanlığı seçimini kilitlemekle sonuçlanan ‘367’ kararıyla güç (asker) karşısında eğilmişti; ondan önce de bazı kararlarıyla benzer bir fotoğraf vermişti AYM.

Saygısını eğilerek gösteren başkan ile üye arkadaşları, kararlarını verirken, yüksek mahkemenin mehabetine uygun davranıyorlarsa mesele yoktur.

Kendilerinden beklenen, güç karşısında eğilmemeleri, kendilerini o makama seçmiş veya getirmiş olsalar da, politikacılarla aralarına mesafe koymalarıdır.

ABD’de başka, bizde daha başka

Amerika’da Yüksek Mahkeme (Supreme Court) üyeliği, üyelerden birinin vefatı veya istifası ile bir boşalma olduğunda, o sırada iş başında bulunan başkan tarafından belirlenip Kongre tarafından onaylandığında kesinleşiyor.

Seçim süreci tamamen politik tercihlerle oluyor.

Öyle oluyor, ama orada her 4 veya 8 yılda bir başkan farklı partiden seçildiği için, mahkemede bir eğilimin bariz bir sayı üstünlüğü söz konusu olmuyor.

Dahası, kimseye hesap verme zorunluluğu da bulunmuyor Yüksek Mahkeme üyelerinin…

Tek ölçü, zaman zaman içtihatlarıyla sınırlarını belirleseler bile, 250 yıldan uzun süre önce yazılmış olan ABD Anayasası onlar için…

Başkan Kongre’de yıla ışık tutacak ‘Ulusa Sesleniş’ konuşmasını yaparken, Kongre salonunu dolduran politikacıların alkışlarına Yüksek Mahkeme üyeleri iştirak etmiyorlar, politikacılar ayağa kalktıklarında onların hiçbiri yerlerinden kımıldamıyor.

Gelenekler orada öyle oluşmuş.

Yazılı kurallar da öyle davranmalarını gerektiriyor zaten.

Üyeler önlerine gelen dava konularına yaklaşırken kendilerini seçen başkana veya partiye bakarak tavır almıyorlar; kendilerini oraya taşıyan iradeyle ters düştükleri olaylar sıkça yaşanıyor.

Çünkü ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesi var

Orada ve pek çok Batılı demokrasilerde ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesi titizlikle korunuyor; nadiren yürütme (hükümet) ile yasama (parlamento) arasında geçişlilikler yaşansa bile, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının ihlaline izin verilmiyor.

Bizde durumun hayli farklı olduğu ortada.

Son yıllarda, özellikle Haşim Kılıç’ın başkanlığı döneminde, AYM daha saygın bir görüntüye bürünmüştü. 2007’deki ‘367’ kararının toplumdan aldığı tepkiler, aradan bir yıl bile geçmeden, AYM önüne gelen AK Parti’yi kapatmayla sonuçlanması beklenen davada, daha bağımsız bir çizginin hakimiyetini sağlayabildi.

Partiyi kapatmadı AYM.

AYM yargının bütününü saygın bir çizgiye çekme görevini de üstlendi ondan sonraki süreç içerisinde.

AYM hukuki önderliği ele almalı

Zühtü Arslan AYM’de göreve gelmesinden önce saygın bir hukukçu kimliğine sahipti; zaten o kimliği sayesinde AYM üyeliğine getirildi, başkanlığa seçilmesi de aynı parlak geçmişi sayesindedir.

Merak edilen, görevde kalacağı süre içerisinde takınacağı tavrın, önlerine gelecek davalara yaklaşımının ne olacağıdır.

‘Hukukun üstünlüğü’ yönünde mi olacak tavrı, yoksa hukuku günlük siyasetin emrine mi sunacak?

Bu soruya cevap teşkil edecek verilere şu anda sahip değiliz.

AYM de, devletin başka birimleri gibi, 15 Temmuz hain darbe girişiminin dayattığı psikolojik havanın etkisi altında bulunduğu izlenimini veriyor. Oysa, o hava, AYM’nin hukuki önderliğini zorunlu kılıyor.

Türkiye’nin kararlarının bağlayıcılığını ve TBMM’nin çıkardığı yasalardan üstünlüğünü anayasasında kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de AYM’den bunu bekliyor.

Zihin bulanıklığının ortadan kaldırılması için de AYM’nin yönlendiriciliğine ihtiyaç var.

Konuşmamız ve tartışmamız gereken, konunun bu yönü olduğu halde, bir haftadır, Türkiye, Prof. Arslan’ın törende Cumhurbaşkanı Erdoğan önünde eğilip eğilmediğini tartışıyor.

Nasıl bir ülke olduk biz?

* Bu yazı Fehmikoru.com'da yayınlanmıştır

T24
ETİKETLER
fehmi koru abd aym anayasa mahkemesi zühtü arslan

O AYM üyesi niye tutuklandı
Müyesser Yıldız
31.08.2017



Yargının halleri tartışılırken, gündeme bir kare daha düştü. En yüksek yargı organı olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan'ın dün geceki 30 Ağustos resepsiyonunda Erdoğan'ın karşısındaki duruşu tartışılıyor.

İşte bu görüntü ve tartışma, bir dosyayı yeniden açmamıza vesile oldu.

Biliyorsunuz, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından, hemen ertesi gün ilk gözaltına alınan sivil, üstelik Anayasa Mahkemesi üyesi Alparslan Altan oldu. Gerekçe, “suçüstü” haliydi. 4 gün sonra da “deliller toplandı, kaçma ihtimali var” denilerek tutuklandı.

Tam 13.5 aydır cezaevinde. “Suçüstü” denildiğine göre, sanırsınız o gece Akıncı Üssü'ndeydi. “Deliller toplandı” denildiğine göre, sanırsınız Meclis'i veya Sarayı bombalayanlardan biriydi. Veya sanırsınız ki, Adil Öksüz'dü de “kaçma ihtimali” vardı.

Madem “suçüstü” vardı ve deliller toplanmıştı; o halde soralım, 13.5 ay geçtiği halde neden iddianamesi yazılmadı? Evet, yanlış okumadınız bu önemli tutuklamanın hâlâ iddianamesi yok, yılbaşından önce de bir gelişme beklenmiyor ve tam üç kez savcı değişti.

SUÇU “HÜLLELİ” ATANMAK MI?

Birileri yine şaşıracak, belki de tepki gösterecek, ama geçmişte aleyhinde yazdığım “hülleli atama” haberiyle Türkiye'nin tanıdığı Alparslan Altan'la ilgili bazı gerçekleri anlatmak gerekiyor.

2001'den beri AYM'de raportör olarak görev yapıyordu. Mustafa Bumin'in Başkanlığı döneminde bu göreve getirilmişti. Kimse adını bilmiyordu. Taa ki, Mart 2010'a kadar.

Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın teklifi, dönemin Başbakanı Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ün onayıyla önce Denizcilik Müsteşar Yardımcılığına atandı. 43 gün sonra da Gül tarafından AYM yedek üyeliğine seçildi. 2010 Anayasa değişikliğinin ardından ise AYM üyesi oldu. Bu hızlı yükseliş de AKP tarihine “hülleli atama” olarak geçti.

O günlerde muhalefet ayağa kalktı; Gül, Alparslan Altan'ın Anayasa Mahkemesi’nde 9 sene tecrübesi olduğunu, hukuk doktorası ve Türkiye’nin her tarafında savcılık yaptığını belirtip, “Kim ne derse desin ben doğru bir atama yaptığım kanaatindeyim. Dolayısıyla bunun takdirle karşılanmasını beklerdim” dedi. Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım atamayı, “Personelin, istikbali daha iyi olan bir göreve yükselmesine engel olmam söz konusu değildir” sözleriyle savundu.

O atamanın perde arkasını bilenler şimdi anlatıyor; “Çalışkanlığı, bilgisi”, ayrıca AYM'nin yükünü çeken raportörlerin de üye olabileceğinin gösterilmesi amacı dışında yüzde 97 engelli olan çocuğunun ağır masraflarının karşılanabilmesi için Altan AYM üyesi yapılmış. Devletin önemli isimlerinin ortak kararıyla bu formül bulunmuş.

Alparslan Altan'ın tutuklanana kadar son 4 yıl oy birliği ile AYM Başkan Vekilliğine de seçildiğini hatırlatıp, soralım:

FETÖ/PDY bağlantısı sebebiyle tutuklandığına göre ve bunun dayanağı, delili de sadece o “hülleli atama” ise bunun hesabını en önce Haşim Kılıç, Binali Yıldırım, Erdoğan ve Gül'ün vermesi gerekmiyor mu?

POLİSLER KİMİN EMRİYLE GÖZALTINA ALDI?

Alparslan Altan hakkında somut bir delil olmadığını, “kanaate” göre tutuklama yapıldığını nereden anlıyoruz? En önce Anayasa Mahkemesi'nin Altan'ı oybirliği ile meslekten ihraç kararından. Ancak bu karara geçmeden önce Altan'ın tutuklanması sırasında yaşanan bazı olayları aktaralım.

AYM üyesi olduğu için normalde sadece “suçüstü” halinde hakkında arama, yakalama, gözaltı yapılması ve soruşturmanın da Anayasa Mahkemesi tarafından yürütülmesi gerekiyordu. Zira henüz OHAL ilân edilmemiş ve meşhur 667 sayılı KHK çıkmamıştı.

Alparslan Altan darbe gecesi ve ertesi gün evindedir. 16 Temmuz öğleden sonra polisler Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, “AYM üyelerinin, Türkiye genelinde hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etme suçunun halen işlemeye devam edildiği, bu suçu işleyen Fetullahçı terör örgütlenmesi üyelerinin yurtdışına kaçıp saklanma ihtimali bulunduğu gerekçesiyle gözaltına alınmalarına, konut, araç ve işyerlerinde arama yapılmasına karar verilmiştir” şeklindeki yazısıyla Altan'ın resmi konutuna gidip, arama ve gözaltı işlemini başlatır.

İddia o ki, polisler eve geldiklerinde iki devlet yöneticisinin ismini verip, onların emriyle gözaltına alacaklarını söyler.

Altan'ın ailesi, o sırada kapının önünden geçmekte olan AYM Başkanı Zühtü Arslan ile Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanını olaydan haberdar edip, eve gelmelerini ister.

İki Başkan gelir, Zühtü Arslan, AYM Yasasını ve “Suçüstü” hâli olması gerektiğini hatırlatır. Diğer Başkan, “Suçüstü, terör halinde olabilir” derken, polislerin “Siz karışmayın” şeklindeki tepkisi üzerine sessizce giderler.

DELİL YOK, KANAAT VAR

AYM'nin Altan'ı meslekten ihraç kararına gelince; iktidarın OHAL ilân edip, o KHK'yı çıkardığı gün AYM Genel Kurul'u Altan'ın durumunu görüşmek üzere toplanır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan, yürütülen soruşturmayla ilgili bilgi ve belgelerin istenmesi kararlaştırılır.

Cumhuriyet Başsavcılığı sözkonusu bilgi ve belgeleri 23 Temmuz'da gönderir. Gönderilen bilgi ve belge ise KHK'dır.

24 Temmuz'da ön inceleme raporu AYM Başkanlığı’na sunulur. AYM Genel Kurulu 26 Temmuz'da oy birliğiyle “Altan'ın durumunun KHK'ya göre değerlendirilmesine, bunun için de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan soruşturmayla ilgili bilgi ve belgelerin ivedi şekilde gizlilik dereceli olarak istenmesine” karar verir.

Karar aynı gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilir. Başsavcılığın 2 Ağustos tarihli cevabı, “23 Temmuz'da gönderdik” olur.

Anayasa Mahkemesi'nin 4 Ağustos tarihli 26 sayfalık kararında, FETÖ/PDY'nin yapısı, faaliyetleri, Fetullah Gülen hakkında açılan davalar, MGK kararları, TSK ve yargıdaki örgütlenme, Anayasa ve OHAL Kanundaki hükümler vs. uzun uzun anlatılır.

Alparslan Altan'a sıra geldiğinde; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 16 Temmuz tarihli gözaltı kararı ile Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 20 Temmuz tarihli tutuklama kararına, en nihayetinde 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinde yer alan “üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibat” şartlarına atıfla, şu değerlendirme yapılır:

“Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle AYM üyeleri arasında bağ kurulması aranmamış, MGK'ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen 'yapı, oluşum veya gruplarla' bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre, meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp, iltisak ya da irtibat şeklinde olması da yeterlidir. Son olarak maddede terör örgütleri veya MGK'ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyetle bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın 'sübut' derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın AYM Genel Kurulunca 'değerlendirilmesi' yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir 'kanaati' ifade etmektedir. KHK'nın 3. maddesinde bu kanaate varılabilmesi için belli bir tür delile dayanma zorunluluğu öngörülmemiştir. Bu kanaatin hangi hususlara dayanılarak oluşturulacağı, Genel Kurulun salt çoğunluğunun takdirine bırakılmıştır. Burada önemli olan belli bir kanaate varılırken keyfiyetten uzak durulmasıdır.”

Sonuç; “Anılan yapı ile ilgisi olduğuna dair sosyal çevre bilgisi ve AYM üyelerinin zaman içinde oluşan kanaatleri birlikte dikkati alınarak”, Alparslan Altan'ın meslekten çıkarılmasına oy birliği ile karar verilir.

ERDOĞAN'I EN KIZDIRAN ŞEYDİ

Alparslan Altan FETÖ/PDY üyesi midir, iltisak veya irtibatı var mıdır bilinmez, ama “deliller” ortada; sadece gözaltı ve tutuklama kararları, KHK, bir de “sosyal çevre bilgisi ve kanaat”!..

AYM'nin her kademesinde görev yapmış, 4 yıl Başkan Vekilliğine seçilmiş birisinin tam 15 yıl sonra birden ve 15 Temmuz günü “FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisaklı olduğu kanaatine varılması” haliyle şaşırtıcı!..

Gel de Özal zamanında Haşim Kılıç'ın evinde televizyon olup, olmadığı tartışmalarını ya da Erdoğan'ın 2006 ve 2007'de bürokrat atamaları konusunda dönemin Cumhurbaşkanı Necdet Sezer'e yönelik şu tepkilerini hatırlama:

“Üst düzey atamalarda, ilgili bakan teklif eder, başbakan onaylar, cumhurbaşkanı da gerekçelerini göstererek, reddeder ya da onaylar. Bir insanın din ve vicdan özgürlüğünün Anayasal hak olduğu bir ülkede kendini yetiştirmiş, o kurumun içerisinde yıllarını vermiş, şu andaki iktidar da lâyık görmüş. Bunun evine elemanlar göndermek suretiyle eşinin başı örtülü mü açık mı? Kimler geliyor kimler gidiyor? Bunlar araştırılıyor. Bu ne çirkin, ne ayıptır. Böyle şey olur mu? Kafanın içindeki bölüme mi, başarısına mı, evindeki aile yaşamına mı bakacağız?.. Bu kişi bir müsteşar yardımcısı, bir müsteşar, bir genel müdür olacak. Kapıcısına soruyor ‘eşi nasıl giyinir, kimlerle görüşürler, kimler gider, gelir bu eve’ bunları soruyorlar. Allah aşkına böyle bir devlet yönetimi, böyle bir devlet yönetimi anlayışı olur mu?”

ALTAN'A GÖRE “SUǔU... AVUKATININ AYM BAŞKANINA UYARISI

Alparslan Altan'ın savunmasına gelince; uzun uzun “FET֔ ile herhangi bir bağlantısı olmadığını, darbeye ilişkin kendisine herhangi bir kimse tarafından görev verilmediğini ve teklifte bulunulmadığını, “yargı imamı” denilen kişilerin hiçbirisini tanımadığını anlatıp, şunu söyledi:

“Hakkımda neden böyle bir isnat olduğuna ise ancak şu şekilde cevap verebilirim; Anayasa Mahkemesi üyesiyken yazdığım karşı oylardan kaynaklanabilir.”

Altan'ın Avukatı Erol Aras da tam 1 yıl önce Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na yaptığı başvuruda, “Hepimiz biliyoruz ki, müvekkil AYM'nin kararlarına yazdığı karşı oylar nedeniyle siyasal iktidarın hedefi haline gelmiştir. Hukuka aykırı tutuklanmıştır” iddiasını dillendirdikten sonra şu uyarıda bulundu:

“Bir AYM üyesinin bu kadar delilden ve gerekçeden yoksun olarak üyelikten çıkarılması, diğer AYM üyeleri üzerinde mesleki güvence anlamında büyük bir baskı oluşturma ihtimalini taşır. Bundan sonra siyasal iktidarın aleyhine karar vermek imkânsız hale gelebilir. Dolayısıyla fiilen hakim güvencesi, AYM'nin varlığı ve son dönemde hak ve özgürlüklerin son sığınağı olan bir müessesinin işlevsiz hale gelmesiyle çağdaş hukuk devleti de bitmiş olur.”

Türkiye “adalet” diye kavrulurken; en yüksek yargı organı olan AYM'nin derin suskunluğu, tüm başvuruları geri çevirip, adeta kendisini işlevsiz kılmasının sebebi bu yaşananlar mıdır bilemeyiz... Lâkin 2005'te dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın, o zamanki AYM Başkanı Mustafa Bumin'in “türban”la ilgili açıklamaları üzerine, “TBMM isterse Anayasa Mahkemesi'ni kapatabilir. Bugün AB ülkelerinin bir çoğunda bizdeki Anayasa Mahkemesi’ne benzer bir kurum yok” dediğini unutmayalım.

İster misiniz, bu gidişle AYM de bir KHK ile kapatılsın!..

Odatv.com

Anayasa Mahkemesi temel hak ve özgürlüklerin mi yoksa otoritenin mi teminatı?
Av. Rahmi Ofluoğlu
26 Ağustos 2017



Anayasa Mahkemesi (AYM), uzun ve haksız tutuklama iddiasıyla başvuran tutuklu polis müdürünün davasında, OHAL İnceleme Komisyonu'nu adres göstererek verdiği "kabul edilemezlik" kararının hatalı olduğunu kabul etti. AYM başvurucunun avukatı Aydın Erdoğan'a gönderiği yazıda başvuru ile ilgili incelemenin sürdüğünü bildirdi.

Anayasa Mahkemesi (AYM), uzun ve haksız tutuklama iddiasıyla başvuran tutuklu polis müdürünün davasında, OHAL İnceleme Komisyonu'nu adres göstererek verdiği "kabul edilemezlik" kararının hatalı olduğunu kabul etti. AYM'den başvurucunun avukatı Aydın Erdoğan'a gönderilen yazıda başvuru ile ilgili incelemenin sürdüğünü bildirdi. http://www.adaletbiz.com/gundem/aym-o-kararinin-hatali-oldugunu-kabul-etti-h172099.html

Anayasa Mahkemesinin tek hatası bu olsa

Anayasa Mahkemesi OHAL KHK’lerine karşı CHP’nin açtığı iptal davasını yerleşik içtihatlarından dönerek ret etmişti.

AYM, kamudan OHAL KHK’leri ile ihraç edilenlerin hak ihlalleri nedeni ile yaptığı başvuruları OHAL İnceleme Komisyonu’nu adres göstererek ret etmişti. Oysa başvurularda OHAL İnceleme Komisyonunun görev alanına girmeyen hak ihlalleri mevcuttu.

Anayasa Mahkemesi (AYM), uzun ve haksız tutuklama iddiasıyla başvuran tutuklu polis müdürünün davasında, OHAL İnceleme Komisyonu'nu adres göstererek verdiği "kabul edilemezlik" kararının hatalı olduğunu başvurucunun avukatı Aydın Erdoğan'a bildirirken bir başka hata yapmış.

AYM’nin hatasını düzelten yazı AYM Genel Sekreteri adına yazılmış. Hatalı kararı veren ise Birinci Bölüm İkinci Komisyon, düzeltmesi gereken de aynı yer olması gerekirdi.

Bizim AYM bireylerin hak ihlallerine karşı bu derece ilgisiz ve dikkatsiz davranırken ABD yüksek mahkemeleri ne yapıyor?

Bilindiği üzere Trump, 20 Ocak 2017 tarihinde kongrenin başkanlığını onaylaması ve resmen ABD başkanı seçildikten sonra, nüfusunun çoğunluğu Müslüman Suriye, İran, Libya, Sudan, Somali ve Yemen vatandaşlarına 3 ay boyunca vize yasağı getirmiş, ABD mülteci programını ise 4 aylığına askıya almıştı.

Trump’ın faşizan uygulamalarına ABD yüksek mahkemeleri dur dedi.

San Francisco'daki 9. Bölge Temyiz Mahkemesi "Başkan'ın Kongre tarafından kendisine verilen yetkinin ötesine geçerek bu Başkanlık Kararnamesini aldığına karar verildi" demiş ve Müslümanlara ayrıcalık yapıldığı gerekçesi ile yasağın uygulanmasını durdurmuştu. ABD’deki diğer temyiz mahkemeleri 9.Bölge Temyiz mahkemesinin kararına paralel kararlar vermişti.

ABD temyiz mahkemeleri temel hak ve özgürlükleri korurken AYM otoritenin isteği doğrultusunda yerleşik içtihatlarından dönüyor, Anayasanın emredici hükümlerini hiçe sayarak yeni kararlar veriyor.

Neden?

Ülkenin bekası tehlikede olduğu için..

Ülkenin bekası tehlikede ise daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olmalı. Adaletsizlikler yaratarak, toplum vicdanını kanatarak ulusal birlik ve beraberlik güçlendirilebilir mi?

Kaynak: Adaletbiz

Anayasa Mahkemesi, polise keyfi arama yetkisi veren maddeyi iptal etti
12 Ağustos 2017



AYM Başkanı Arslan, maske ile gösterilere katılanlara hapis cezası öngören maddenin "Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını aşırı şekilde sınırlandırdığı" gerekçesiyle iptalini istedi

Anayasa Mahkemesi, İç Güvenlik Paketi olarak bilinen yasa ile polise yargı kararı olmaksızın ev ve üst arama izni veren maddeyi maddesini Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle oybirliğiyle iptal etti. Öte yandan İç Güvenlik Paketi'nde yer alan, maske ile kimliklerini gizleyerek gösterilere katılan kişilere hapis cezası verilmesi hakkındaki maddenin iptalini talep eden Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, yazdığı muhalefet şerhinde "Kimliğin gizlenmesinde herhangi bir istisnaya yer verilmemesi, siyasi görüşleri, dini inançları ya da diğer özel durumları nedeniyle kimliğinin bilinmesini istemeyen bireyler açısından toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını aşırı şekilde sınırlandıracaktır" değerlendirmesi yaptı.

Nurcan Gökdemir’in Birgün’de yer alan haberine göre, Anayasa Mahkemesi’nin, CHP’nin Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun bazı maddelerinin iptaline ilişkin başvurusuna ilişkin kararı ve gerekçesi Resmi Gazete’de yayımlandı. Tartışmalara neden olan yasanın sadece bir maddesini iptal eden AYM, diğer maddelerinin iptal istemini kabul etmedi.

6 ay sonra yürürlüğe giriyor

“…Kişinin üstü ve eşyası ile aracının dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin aranması; İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar dâhilinde mülki amirin görevlendireceği kolluk amirinin yazılı, acele hâllerde sonradan yazıyla teyit edilmek üzere sözlü emriyle yapılabilir.…” hükmünün yer aldığı bölüm Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle oybirliği ile iptal edildi. Ancak iptal hükmünün karar yayımlandıktan altı ay sonra yürürlüğe girmesi kararlaştırıldı.

“Maske, silah değil”


Yasanın, eylem ve gösteri yürüyüşlerinde kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez gibi unsurlarla örterek katılan kişilere iki yıl altı aydan dört yıla kadar hapis cezası verilmesini öngören maddesinin iptal istemi ise oyçokluğuyla reddedildi. Aralarında Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın da bulunduğu dört üye maddenin iptalini istedi.

Karşı oy gerekçesinde Arslan, iki yıl altı aydan başlayan hapis cezası yaptırımına konu olan fiillerin, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine silahlı katılma olduğunu vurguladı.
“Yüzü örterek” toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmanın aynı kapsamda değerlendirilemeyeceğini belirten Arslan, itirazını şöyle dillendirdi:

“Genel ve kategorik bir yasak getiren iptali istenen kuralın demokratik toplum düzeninde gerekli olduğu söylenemez. İptali istenen kuralla getirilen yasak kimliklerini gizlemek isteyen kişilerin hangi saikle bunu yaptıklarını dikkate almamakta, tamamen barışçıl amaçlarla toplum veya mahalle baskısından kaçınmak için kimliğini gizleyerek bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmayı da yasaklamaktadır. Sözgelimi, küreselleşme ve küresel sermaye karşıtı bir gösteriye katıldığının çalıştığı uluslararası şirketçe bilinmesini istemeyen ya da cinsiyetçi politikaları eleştiren bir yürüyüşe kimliğini gizleyerek katılmak isteyen bir kişinin yüzünü örtmesinin saikleri, yüzünü terör ve şiddet eylemlerini gerçekleştirmek için gizleyenlerin saiklerinden farklıdır. Kimliğin gizlenmesinde herhangi bir istisnaya yer verilmemesi, siyasi görüşleri, dini inançları ya da diğer özel durumları nedeniyle kimliğinin bilinmesini istemeyen bireyler açısından toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını aşırı şekilde sınırlandıracaktır.

“2 yıl 6 ay ağır bir yaptırım”


Barışçıl bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne, belli kaygılarla kimliğini gizlemek amacıyla yüzünü örterek katılan bir kişiye verilecek iki yıl altı aydan başlayan hapis cezası ağır bir yaptırımdır. Öngörülen hapis cezasının ertelenememesi, kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlara çevrilememesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilememesi fiil ile yaptırım arasındaki orantısızlığı daha da ağırlaştırmaktadır.

Sonuç olarak, herhangi bir istisnaya yer vermeyen ve ağır yaptırım öngören kuralın, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşüne meşru ve haklı kaygılarla kimliğini gizleyerek katılmak isteyenler üzerinde caydırıcı bir etki yaratacağı açıktır.”
T24

AYM'den 'iptal kararları' ile 'ihlal kararları' açıklaması
01 Mart 2016



Anayasa Mahkemesi (AYM), bazı gazetelerde 'iptal kararları' ile 'ihlal kararları'nın karıştırılmasından kaynaklanan yanlış değerlendirilmesi hakkında açıklama yayınladı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), bazı gazetelerde 'iptal kararları' ile 'ihlal kararları'nın karıştırılmasından kaynaklanan yanlış değerlendirmeler yapıldığını belirterek konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

AYM'nin açıklamasında, "Anayasa'nın 153. maddesinin birinci fıkrasında 'İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.' hükmü yer almaktadır. Sayın Başkan'ın göreve gelmesinden hemen sonra iptal kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanmayacağı 20.3.2015 tarihli basın duyurusu ile kamuoyuyla paylaşılmış ve belirtilen tarihten bu yana Anayasa'nın anılan hükmüne titizlikle riayet edilmiştir" denildi.

BİREYSEL BAŞVURU KARARLARININ AÇIKLANMASINI YASAKLAYAN BİR HÜKÜM BULUNMAMAKTADIR
AYM'nin bugün bazı gazetelerde yer alan 'iptal kararları' ile 'ihlal kararları' haberlerine ilişkin yaptığı açıklama şöyle; "1 Mart 2016 tarihinde bazı gazetelerde 'iptal kararları' ile 'ihlal kararları'nın karıştırılmasından kaynaklanan yanlış değerlendirmeler yapıldığı görülmüştür. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında 'İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.' hükmü yer almaktadır. Anılan kural, Anayasa Mahkemesinin iptal davası ve itiraz başvurusu sonucu vermiş olduğu 'iptal kararları' için geçerli olup bireysel başvuru sonucu vermiş olduğu 'ihlal kararları' yönünden herhangi bir hüküm ifade etmemektedir. Sayın Başkan’ın göreve gelmesinden hemen sonra iptal kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanmayacağı 20.3.2015 tarihli basın duyurusu ile kamuoyuyla paylaşılmış ve belirtilen tarihten bu yana Anayasa’nın anılan hükmüne titizlikle riayet edilmiştir. Öte yandan, Anayasa’nın diğer hükümlerinde ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da da gerekçesi yazılmaksızın bireysel başvuru kararlarının açıklanmasını yasaklayan bir hüküm bulunmamaktadır. Mahkememizin bugüne kadarki uygulamaları da bu yönde olup tutuklulukla ilgili ihlal kararları gerekçesi yazılmadan kısa karar şeklinde mahkemesine gönderilmekte ve kamuoyu tarafından yakından takip edilen bireysel başvurularla ilgili olarak basın açıklamaları yapılmaktadır"
Kaynak: SoL

AYM, Can Dündar ve Erdem Gül için 'hak ihlâli var' dedi
25 Şub 2016



Anayasa Mahkemesi, 92 gündür tutuklu olan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül'ün, "kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlâl edildiğine" karar verdi. AYM, ihlâlin ortadan kaldırılması için dosyayı ilgili mahkemeye gönderdi.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 92 gündür tutuklu olan Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül'ün başvurusunu karara bağladı. Yüksek Mahkeme, Dündar ile Gül'ün, Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen "kişi hürriyeti ve güvenliği", 26'ncı maddesinde düzenlenen "düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" ve 28'inci maddesinde düzenlenen "basın hürriyeti" haklarının ihlâl edildiğine karar vererek, ihlâlin ortadan kaldırılması için dosyayı ilgili mahkemeye gönderdi.
Bunun üzerine Silivri Cezaevi'nde bekleyiş başladı. Can Dündar'ın eşi Dilek Dündar da cezaevi önünde eşinin tahliye edilmesini bekliyor.

Oy çokluğuyla karar alındı


Kararın oy çokluğuyla alındığı, Anayasa Mahkemesi üyeleri Hicabi Dursun, Kadir Özkaya ve Rıdvan Güleç'in ret yönünde oy kullandıkları, genel kurula katılan diğer 12 üyenin ise ihlâl yönünde oy verdiği öğrenildi.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı, ihlâlin sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Mahkeme tarafından, Gül ve Dündar'ın akşam saatlerinde cezaevinden tahliye edilmeleri bekleniyor. İki gazetecinin avukatları 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kalemine tahliye talep dilekçesi verdi.

14 Ağır Ceza Mahkemesi, kararın bizzat Yüksek Mahkeme tarafından kendilerine gönderilmesi sonrasında kararını vereceğini açıkladı. Bu açıklamadan bir süre sonra da karar UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) üzerinden mahkemeye, faksla da İnfaz Savcılığı'na ulaştı.

AYM'nin kısa kararı

Yüksek Mahkeme’nin kısa kararında, başvurudaki, "kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı kapsamında soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakılmaya ilişkin iddia"nın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle oy birliğiyle kabul edilemez olduğuna hükmetti. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı kapsamında tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddia ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlâl edildiğine ilişkin iddia oy birliğiyle kabul edilebilir bulundu.

Anayasa Mahkemesi heyeti, Dündar ve Gül'ün, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan "kişi özgürlüğü ve güvenliği" hakkının, Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan "ifade ve basın özgürlüklerinin" ihlâl edildiğine oy çokluğuyla karar verdi.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 15 kişiyle toplandı. Heyette, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Başkanvekilleri Burhan Üstün, Engin Yıldırım ile üyeler Serruh Kaleli, Osman Alifeyyaz Paksüt, Recep Kömürcü, Alparslan Altan, Hicabi Dursun, Celal Mümtaz Akıncı, Erdal Tercan, Muammer Topal, Emin Kuz, Hasan Tahsin Gökcan, Kadir Özkaya ve Rıdvan Güleç yer aldı.

Üyelerden, Özkaya, Dursun ve Güleç, çoğunluk görüşüne katılmadı.

Yüksek Mahkemenin gerekçeli kararı daha sonra açıklanacak.


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kararı Twitter hesabından değerlendirdi. CHP lideri, "Anayasa Mahkemesi verdiği kararla 'Doğruları söylemek suç değildir' dedi. Can Dündar, Erdem Gül ve tüm gazetecilere özgürlük diliyorum" yazdı.

92 gündür cezaevindeler

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül, "MİT tırları" soruşturması kapsamında İstanbul Nöbetçi 7. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 26 Kasım 2015'te tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderilmişti.

MİT tırlarına ilişkin görüntüleri yayınladıkları için tutuklanan Can Dündar ve Erdem Gül hakkında bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet ve 30 yıla kadar hapis cezası istenmişti.

Dündar ve Gül, farklı tarihlerde yaptıkları haberler nedeniyle "Silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etmek", "Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etmek" ve "Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklamak" suçlarından tutuklanmalarının, "Basın ve kişi özgürlüğü ile güvenlik hakkını ihlâl ettiği" iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapmıştı.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvuruyu "konunun niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanmasını" gerekli görerek dosyadan el çekmiş ve başvuru Genel Kurul'a sevk edilmişti.
Kaynak: Al Jazeera

'Haber sildirme' konusunda AYM'den AKP'ye kötü haber: Basın özgürlüğünü ihlal
08 Aralık 2015



AKP'li isimlerin sıkça başvurdukları internet sitelerinden 'haber sildirme' konusunda, Anayasa Mahkemesi'nden emsal bir karar geldi. AYM, bir haberin içeriğinin internetten kaldırılmasının 'basın özgürlüğü ihlali' olduğuna karar verdi.

Borsagundem.com adli internet sitesinde “Çemaş-Çevik ilişkisi” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde adı geçen şirket mahkemeye başvurarak içeriğin kaldırılmasını talep etti. Üsküdar 4. Sulh Ceza Mahkemesi, içeriğin kaldırılmasına karar verdi. Alınan karara yapılan itiraz ise Üsküdar 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. İnternet sitesi sahipleri basın özgürlüğü ve ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğini belirterek AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.

Muhalif olanlar dahil olmak üzere düşüncenin her türlü araçlarla açıklanmasının çoğulcu demokratik düzenin gereği olduğunu belirten AYM, düşünceyi yayma ve açıklama özgürlüğü ile basın özgürlüğünün yaşamsal öneme sahip olduğuna vurgu yaptı. İfade özgürlüğünün demokratik toplumun düzenini sağlayan ana unsurlardan biri olduğunu kaydeden AYM, ifade özgürlüğünün yokluğu halinde demokratik bir toplumdan söz edilemeyeceğinin altını çizdi.

İnternet haberciliğinin de basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olduğunu ifade eden AYM, özgür bir siyasal sistemde devletin eylem ve işlemlerinin, adli ve idari yetkililerin olduğu kadar basının da denetimi altında bulunması gerektiğini belirtti.

Öte yandan herhangi bir gerekçeye dayanmaksızın kamuoyunu yakından ilgilendiren görüşlerin yayılması olanağının ortadan kaldırılmasının "sansür" anlamına geldiğini belirten Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu yazının toplumu yakından ilgilendiren ve kamu yararı bulunan ticari ifadeler içerdiğini vurgulamış ve yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli bir müdahale olmadığı kanaatine varmıştır. Sonuç olarak Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa’nın 28. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiştir."
Kaynak: Cumhuriyet

AYM valilerin müdür atamasını sağlayan yasa maddesini de iptal etti
14 Temmuz 2015



Radikal'in haberine göre; Dershanelerin kapatılmasına vize vermeyen Anayasa Mahkemesi valilerin müdür atamasını sağlayan yasa maddesini de iptal etti

Anayasa Mahkemesi'nden görevden alınan binlerce okul müdürüne de iyi haber geldi. Dershanelerin kapatılmasını sağlayan yasayı iptal eden Anayasa Mahkemesi, binlerce okul müdürü ile Bakanlık Merkez Teşkilatı yöneticilerinin görevine son veren maddeyi de iptal etti. Böylece görevden alınan ve düz öğretmen yapılan müdürlere geri dönüş yolu açıldı.

Anayasa Mahkemesi'nden AKP'yi şoke eden karar

AYM’nin iptal ettiği madde şöyle:

"Okul ve Kurum Müdürleri, İl MilliEğitim Müdürünün teklifi üzerine, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcıları ise Okul veya Kurum Müdürünün inhası ve İl Milli Eğitim Müdürünün teklifi üzerine Vali tarafından dört yıllığına görevlendirilir. Bu görevlendirmelerin süre tamamlanmadan sonlandırılması, süresi dolanların yeniden görevlendirilmesi ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir. Bu fıkra kapsamındaki görevlendirmeler özlük hakları, atama ve terfi yönünden kazanılmış hak doğurmaz."

"ESKİ YÖNETİCİLER GÖREVLERİNE İADE EDİLMELİ"

Anayasa Mahkemesi’nin kanunun 4 yılını dolduran okul müdürlerinin görevden alınması ve Bakanlık Merkez Teşkilatı yöneticilerinin görevine son verilmesi ile ilgili maddelerinin iptal edildiğini dile getiren İsmail Koncuk kararın kendilerine ulaştığının belirterek şunları söyledi:

“ MEB kendisine biat etmeyenleri, yapılan yanlışlara, keyfi uygulamalara karşı duranları, farklı ideolojiye sahip olanları, kısacası yandaş, candaş, sırdaş olmayanları elimine etmek ve tüm yönetici kadrolarını kendi yandaşlarından oluşturmak istiyordu. Anayasa Mahkemesi’nin kararı bunun artık mümkün olamayacağı anlamına gelmektedir. AYM de AKP iktidarının ihdas ettiği sistemin hukuksuzluğa, adam kayırmaya, usulsüzlük ile koltuk doldurmaya, işi ehline vermediğine yol açtığını görmüş ve düzenlemeyi iptal etmiştir. Çok merak ediyoruz; bu kanunu ihdas edenler, “Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımıyoruz” diyecek midir? Danıştay kararlarını, İDDK kararını tanımayanlar, Anayasa Mahkemesi’nin kararını da mı tanımayacaktır? ‘İstediğim kişilerle çalışırım’, ‘ben yaptım oldu’, ‘kimse bana kafa tutamaz’, ‘adamına göre muamele yaparım’ diyerek, kafasına göre kanun çıkaranlar, mahkeme kararlarını uygulamamak için bin bir dereden su getirenler kazdıkları çukura düştü.”

KPSS'SİZ ÖĞRETMEN ALINAMAYACAK

Dershane öğretmenlerinin MEB kadrolarına KPSS’siz atanması ile ilgili maddenin de iptal edildiğini dile getiren Koncuk, “Bu ülkede yüzbinlerce insan öğretmen olmak için KPSS’ye girerken, büyük bir emek ve alın teri dökerken, yüksek puan almasına rağmen atanamazken, dershane öğretmenlerinin KPSS’siz MEB kadrolarına atanması büyük bir haksızlık olacaktı. Üstelik Bakanlığın sözlü sınavla bu öğretmenleri alacağı düşünüldüğünde kadrolarını kendi yandaşları ile doldurması kaçınılmaz olacaktı. Dolayısıyla kimileri KPSS ile öğretmen olurken, diğerlerinin KPSS’siz, adeta havadan inme bir yöntemle öğretmen olması hem çalışma barışını bozacaktı, hem de ciddi bir hak gaspına yol açacaktı.”

Kaynak: radikal.com.tr

AYM: Barışçıl protestonun polis tarafından dağıtılarak gözaltı uygulanması ve yasadışı gösteriye katılmak suçundan dava açılması hak ihlalidir
18 Haziran 2015



Anayasa Mahkemesi, Aydınlık Gazetesi çalışanı Osman Erbil’in başvurusu üzerine barışçıl bir protestonun engellenerek gözaltı uygulaması yapılmasını ve yasadışı gösteriye katılmak suçundan dava açılmasını hak ihlali saydı. Yüksek Mahkeme, “Derhal tepki verilmesinin haklı olduğu özel durumlarda ve protesto barışçıl yöntemlerle yapıldığında, bu tür bir eylemin, sadece bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmediği gerekçesiyle dağıtılması barışçıl toplantı hakkına ölçüsüz bir sınırlama olarak değerlendirilmelidir” dedi.

Başvurucu Osman Erbil, 24 kişilik bir grupla Aydınlık Gazetesi ve üyesi olduğu İşçi Partisinin bazı yöneticilerinin gözaltına alınmasını protesto etmek için ABD Büyükelçiliği önünde basın açıklaması yapmak istemelerinin engellenerek gözaltına alınması ve yasadışı gösteriye katılmak suçundan hapis cezasına mahkûm edilmesi nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar veren Yüksek Mahkemenin gerekçeli kararı Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı. Yüksek Mahkeme, başvurucunun keyfi ve yasal bir dayanağı olmaksızın gözaltına alındığı ve 13 saat süre ile kişi özgürlüğünden alıkonulduğu şikâyetinin Anayasa Mahkemesinin yetkisinin başlamasından önce gerçekleştiği ve sona erdiği gerekçesiyle zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi. Başvurucunun basın açıklaması nedeniyle TCK’nın görevi yaptırmamak için direnme hükmünü içeren 265. Maddesinden 5 ay hapis cezasına mahkum edilmesini Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edildiğini savunduğunun anımsatıldığı gerekçede, ifade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir toplumdaki öneminin, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de geçerli olduğu kaydedildi. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına aldığının vurgulandığı gerekçede, çoğulculuğun, hoşgörü ve başkalarının düşünce ve inançlarına saygı duymanın demokratik toplumun vazgeçilmez özelliklerinden olduğu belirtildi. Çoğulcu demokrasilerde, çoğunluğun fikrinin her durumda üstünlüğünün olduğu ileri sürülemeyeceği gibi azınlık veya muhalif fikirlerin korunması ve bunların ifade edilmesinin güvence altına alınması demokratik ilkelere saygının bir göstergesi olduğunun altının çizildiği gerekçede, “Muhalif ve azınlıkta kalan fikirlerin, çoğunluğun fikirleri nazarında kışkırtıcı veya rahatsız edici olması durumunda dahi korunarak güvence altına alınması çoğulculuğun, açık fikirliliğin, hoşgörünün ve demokratik bir toplumun gerekliliğidir” denildi.

[img]GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ DÜZENLEME HAKKI TOPLUMUN EN TEMEL DEĞERLERİ ARASINDADIR[/img]

Gerekçede, “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve İfade özgürlüğü, demokratik toplumunun en temel değerleri arasındadır. Demokrasinin özünde açık bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer almaktadır. Şiddete teşvik ve demokrasinin ilkelerini ortadan kaldırma durumları dışında toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici nitelikli radikal tedbirler, yetkililerin eylemlerde kullanılan ifadeler ve bakış açılarını şaşırtıcı ve kabul edilemez olarak değerlendirdiği ya da eylemlerin yasadışı olduğu durumlarda dahi, demokrasiye zarar verir. Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin, toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilmesi imkânı sunulmalıdır” denildi. Anayasa’nın fikirlerin silahsız ve saldırısız, başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına aldığının belirtildiği gerekçede, kolektif bir şekilde kullanılan bu hakkın, düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti dışlayan yöntemlerle düşünceleri açıklama imkânı verdiği ifade edildi.

GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜNÜN YASADIŞI OLMASI BARIŞÇIL NİTELİĞİ ORTADAN KALDIRMAZ

Toplanma hakkının amacının şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin haklarının korunması olduğu, bunun dışında toplantının veya gösteri yürüyüşünün hangi amaçla yapıldığının bir öneminin olmadığının belirtildiği gerekçede, “Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasadışı olması veya yasalara aykırı olarak düzenlemesi tek başına toplantı veya yürüyüşün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceği ve olumsuz tepkilere yol açabileceği açıktır. Bu durumların varlığı toplantı hakkının ihlal edilmesini haklı gösteremez” denildi. Bu hakka getirilecek sınırlamaların meşru amaçlar çerçevesinde olması gerektiğinin ifade edildiği gerekçede, “Toplantı hakkına müdahale demokratik toplum için gereklilik arz etmelidir. Son olarak müdahale, meşru amaçları gerçekleştirmek için ölçülü olmak zorundadır” denildi.

Anayasada herkesin önceden izin almaksızın barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının güvence altına alındığının anımsatıldığı gerekçede, “İzin ve bildirim usullerinin uygulanması toplanma hakkının etkin kullanılması imkânını sağlamak içindir. Derhal tepki verilmesinin haklı olduğu özel durumlarda ve protesto barışçıl yöntemlerle yapıldığında, bu tür bir eylemin, sadece bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmediği gerekçesiyle dağıtılması barışçıl toplantı hakkına ölçüsüz bir sınırlama olarak değerlendirilmelidir” denildi.

GÖZALTINA ALMA DEMOKRATİK BİR TOPLUMDA GEREKLİ VE ÖLÇÜLÜ DEĞİL

Barışçıl bir gösteri sırasında yapılanların veya gösteri sonrasında katılımcılara yönelik soruşturma ve cezalandırmaların toplantı hakkının kullanılmasını sınırlayan davranışlar olarak kabul edilebileceğine dikkat çekilen gerekçede, “Barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kalabalıkların toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir. Başvurucunun, protesto amacıyla basın açıklaması yapan grupla birlikte gözaltına alınarak toplantının dağıtılmasının toplanma hakkına yönelik bir müdahale olduğu açıktır. Bununla, toplanma hakkının sadece kullanılması sırasında değil kullanılmasından sonraki muamelelerinde hak üzerinde sınırlayıcı etkisi gözetildiğinde başvurucu hakkında açılan kamu davası sonucunda neticeten beş ay hapis cezasına hükmedilmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi toplanma hakkında yönelik bir müdahale kabul edilmelidir” değerlendirmesine yer verildi. Polis tarafından tutulan tutanaklara göre gösterinin kamu düzeninin bozulmasını engellemeye ve kamu güvenliğinin sağlanmasına yönelik olduğunun anlaşıldığı ve müdahalenin meşru bir amaç taşıdığının kabul edilmesi gerektiği bilgisine yer verilen gerekçede, şöyle denildi:
“Güvenlik bölgesi uygulamasının TBMM’nin güvenliğini sağlamak amacını gerçekleştirilmek için her somut olay açısından ölçülü olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahale eden kamu otoritelerinin şekli bir bakış açısı ile mesafe sınırını gözeterek yapılan toplantının yasaya aykırı olduğunu tespit etmesi ve bu nedenle toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleyenlere müdahale etmesi müdahaleyi tek başına haklılaştıramaz. Müdahale gerekçeleri olayın somut koşulları çerçevesinde ilgili ve yeterli olmalıdır. Eylemin yapıldığı yer, TBMM’nin güvenliğine ve çalışma düzenine yönelik bir tehdit oluşturmadığı gibi günlük olağan çalışmasına müdahale edecek etki ve mesafede de bulunmamaktadır. Bu durumda polisin, gerekli güvenlik önlemlerini alarak makul ve itidalli davranışıyla bu gösteriyi sonlandırması yerine basın açıklaması yapmalarına müsaade etmeden yaklaşık 15 dakika gibi çok kısa bir süre içinde başvurucu ve diğer katılımcıları gözaltına almasının demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olduğu söylenemez.”

HAK İHLALİ

Barışçıl bir gösteri nedeniyle cezai yaptırım tehdidi altında bulunmanın kural olarak meşru amaçları gerçekleştirmek için gerekli görülen önlemler ile barışçıl toplanma hakkı arasındaki dengeyi sağlamadığının belirtildiği gerekçede, “Başvurucunun, barışçıl bir gösteri olmasına rağmen yasadışı olması gerekçesiyle beş ay hapis cezasına mahkûm edilmesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi, başvurucuyu ceza tehdidi altında tutmaya devam etmesi ve kararın caydırıcı etkisi nedeniyle ölçülü olduğu söylenemeyeceği gibi Anayasada belirtilen kamu düzeni ve milli güvenliğin sağlanması için gerekli olduğu da söylenemez. Bu bağlamda, başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kamu düzeni ve güvenliğinin korunması arasında dengenin sağlanamadığı tespit edilmiştir. Başvurucunun Anayasa ile güvence altına toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır” denildi.
Kaynak: Halkızbiz

Anayasa Mahkemesi: ‘Basın açıklamasına Polisin müdahalesi, hak ihlali’
13 Mayıs 2015



Anayasa Mahkemesi, kitlesel basın açıklamasına katılımın polis tarafından engellenmesinin, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlali olduğuna karar verdi: Çoğulcu demokratik bir toplumda makul kabul edilmesinin mümkün değil

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Eğitim-Sen İzmir Şubesi’nin 4+4+4 eğitim sistemini protesto etmek için İzmir’den Ankara’ya hareket etmeleri sırasında yapılan polis müdahalesi ile ilgili kararı Resmi Gazete ‘de yayımlandı.

Öğretmenler Özcan Çetin, Orhan Bayram, Veli Irmak, Tunay Özaydın, Deniz Doğan ve eğitim müfettişi Ali Rıza Özer, 4+4+4 eğitim sistemini protesto etmek amacıyla Ankara’da yapılacak olan basın açıklamasına katılmak için yola çıkacakları sırada İzmir’de polis tarafından orantısız güç kullanılıp durduruldukları gerekçesi ile AYM’ye başvurmuştu.

Çeşitli yöntemlerle kişilerin Ankara’da yapılacak protestolara katılmasının engellenmesinin çoğulcu demokratik bir toplumda makul kabul edilmesinin mümkün olmadığına vurgu yapan AYM, yasadışı dahi olsa barışçıl amaçla yapılan bir protestoda grubun dağılması yönünde polisin daha sabırlı ve hoşgörülü olmasının beklenebileceğinin altını çizdi. AYM başvurucuların tamamının anayasanın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleneme hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

Kararda ayrıca, “Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde polisin müdahalesi esnasında ortaya çıkan panik ve karmaşada gösteriye katılan ancak müdahale edilmesi gerekmeyen kişilerin de müdahaleden etkilenmesi mümkündür. Bu durumda polisin kontrollü hareket etmesi ve müdahaleyi gerektiren durumu yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesi için gerekli tedbiri alması beklenir. Ancak müdahalenin oluşturduğu karmaşa ve panik ortamında bu tedbirlerin polis tarafından mutlak olarak uygulanmasının zorluğu da kabul edilmesi gerekir” denildi.
Sendika Org

AYM nihayet Anayasa'nın 153. Maddesini hatırladı
Mustafa Türk
20 Mar 2015



Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Perşembe günü yaptığı toplantıda yeni bir karar aldı. Yüksek mahkeme öz eleştiri yaparak Anayasa’nın 153. Maddesi'ne uymadığını kabul etti. Yüksek Mahkeme bundan böyle kararları gerekçeleriyle birlikte açıklayacak.

Başkan, Genel Kurul tarafından üyeler arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla dört yıl için seçiliyor.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Perşembe günü yaptığı toplantıda CHP’nin Sulh Ceza Hakimlikleri'yle ilgili iptal başvurusunu gündeme aldı. Mahkeme başvuruyla ilgili bir karar aldı ancak bunu açıklamadı. Al Jazeera'ye konuşan Anayasa Mahkemesi kaynakları bundan böyle kararların, gerekçeleriyle birlikte açıklanacağını söyledi.

Perşembe günü yapılan toplantıda bundan önceki uygulamalar gündeme geldi. Daha önce kararların, gerekçeleriyle birlikte açıklanmadığı için iptal nedenlerinin kamuoyunca anlaşılamadığı ve Mahkeme'nin de bu nedenle sıkça eleştirildiği dile getirildi, Anayasa'nın 153. Maddesine uyulması gerekliliği vurgulandı. Al Jazeera'ye konuşan Anayasa Mahkemesi kaynakları şu değerlendirmeyi yaptı:

"Dünkü toplantıda 16 üye karar aldık. Bundan sonra aldığımız kararları gerekçesi olmadan açıklamayacağız. Dün görüşütüğümüz kararların da gerekçesini, yayımlanınca 3-5 gün sonra öğreneceksiniz. Anayasa Mahkemesi'ne bir çok eleştiri geliyordu. 'Kararları gerekçesiz yayınlıyorsunuz' deniliyordu. Zaten Anayasa'nın 153. Maddesinde 'iptal kararları gerekçesi olmadan açıklanamaz' diyor. Mahkeme Anayasa'ya uymuyormuş. Bundan sonra Anayasa'nın bu maddesine uyulacak."

Eleştiriler neydi?

Yüksek Mahkeme daha önce aldığı iptal ve ret kararlarını hemen, gerekçesini ise daha sonra açıklıyordu. Anayasa’nın 153. Maddesine göre ise “Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz.” deniliyor.

Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının verildiği tarih ile yürürlüğe girmesi için şart olan Resmi Gazete'de yayımlanma tarihi arasındaki fark nedeniyle eleştiriliyordu. Anayasa'ya aykırlığı tespit edilen yasa kapsamına giren davalarda hâkimlerin verdiği kararların tartışmalı olacağı dile getiriliyordu.

Anayasa'nın 153.maddesi

Anayasa'nın 153.maddesi şu hükümleri içeriyor:
"Anayasa Mahkemesi'nin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.

Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğü yada bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.

İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendigi durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar.

Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar."
Kaynak: Al Jazeera

Habertürk yazarı Yılman: Oğlum, 'Anayasa Mahkemesi niye var?' diye sordu; 'Çayını iç' dedim
13 Ocak 2018



"Sizde benim oğlanın söylediklerine karşı bir cevap var mı bilemiyorum ama ben bulamadım"

Habertürk yazarı Sevilay Yılman, hukuk okuyan oğlu ile yaşadığı diyaloğu yazdı. Yılman, oğlunun Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) Şahin Alpay ve Mehmet Altan hakkında verdiği hak ihlali kararını uygulamayan yerel mahkeme sürecini hakkında, "Anayasa Mahkemesi niye var?" diye sorduğunu, cevap veremediğini, “Hadi çayını iç oğlum!” dediğini söyledi.

"Sizde benim oğlanın söylediklerine karşı bir cevap var mı bilemiyorum ama ben bulamadım" diyen Yılman'ın "Şimdi sıra OHAL Komisyonu’nda" başlığıyla yayımlanan (13 Ocak 2018) yazısının ilgili bölümü şöyle:

Biliyorsunuz, zaman zaman yazıyorum. Oğlum Fransa’da okuyor, Hukuk Fakültesi’nde. Tatil için Türkiye’de. Hâl böyle olunca tabii vaktimin büyük çoğunluğu onunla geçiyor. Dün beraber geldik gazeteye. Hem ofisimi görsün istedim, hem de mesai arkadaşlarımla tanışsın. Neyse... Odamda oturduk bir süre. Önündeki sehpada tüm gazeteler. Ben bilgisayarda bakınırken bir şeylere, o da gazetelerin birinci sayfasındaki haberlere göz atmış. Ve hukuk öğrencisi olduğu için de tabii AYM’nin, yani Anayasa Mahkemesi’nin, FET֒den tutuklu Mehmet Altan ve Şahin Alpay’la ilgili verdiği tahliye kararının 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddi haberi dikkatini çekmiş.

İşim bitince dönüp bana sordu meseleyi. Ben de anlatmaya çalıştım. Ama tabii, eveleyip geveleyerek; çünkü gerçekten de olan bitenin nasıl anlatılabileceğini bilemedim. Dinledi dinledi ve sonra dönüp bana, ama yüzünü ekşiterek aynen şöyle dedi: “Bana diyorsun ki okulunu bitirince geleceksin ve eğitimin doğrultusunda hayatını burada kurgulayacaksın. Anneciğim, biliyorsun ben hukuk okuyorum. Geleyim gelmesine de okul bittikten sonra ben burada, bu hukuk karmaşasının içerisinde bu işi nasıl yapacağım? Bizim gördüğümüz hukukta, en yüksek mahkemenin verdiği kararın yerel bir mahkeme tarafından tanınmaması gibi bir olay yok! AYM niye var söyler misin bana lütfen? Ne için kurulmuş bu mahkeme?”

Doğruyu söyleyeyim mi? Sizde benim oğlanın söylediklerine karşı bir cevap var mı bilemiyorum ama ben bulamadım. Baktım öylece suratına ve sadece şunu diyebildim: “Hadi çayını iç oğlum!”

T24
ETİKETLER
sevilay yılman haber açıklama oğlu diyalog

OHAL KHK’larının denetimden kaçırılması - 1
Cevher İLHAN
12 Ocak 2018

15 Temmuz Hâdisesinin ardından, ihbarcılığı özendirip, suç ve cezâyı geriye doğru işleten, yargısız infaz yapan ve “suçun şahsiliği” ile “mâsumiyet karinesi”ni berhava eden OHAL KHK’ları Meclis ve yargı denetiminden kaçırılıyor.
Bu vetirede 1
_________________
Bir varmış bir yokmuş...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 3538
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cmt Oca 13, 2018 11:54 pm    Mesaj konusu: OHAL KHK’larının denetimden kaçırılması Alıntıyla Cevap Gönder

OHAL KHK’larının denetimden kaçırılması - 1
Cevher İLHAN
12 Ocak 2018

15 Temmuz Hâdisesinin ardından, ihbarcılığı özendirip, suç ve cezâyı geriye doğru işleten, yargısız infaz yapan ve “suçun şahsiliği” ile “mâsumiyet karinesi”ni berhava eden OHAL KHK’ları Meclis ve yargı denetiminden kaçırılıyor.
Bu vetirede 111 bin kamu görevlisinin gizli “istihbarat raporları”yla ihrâçlarına ek olarak İçişleri Bakanı’nın, sadece “2017’de 48 bin 305 kişi tutuklanmış, gözaltı sayısı ise üç katıdır” açıklaması, OHAL’in haksızlık ve hukuksuzluğa teşne halini bir defa daha ortaya koyuyor.

Öncelikle Anayasanın 121. maddesine aykırı olarak, kış lastiği uygulamasından rektör atamalarına, yüksek yargıya üye atamalarından taşeron düzenlenmesine kadar “olağanüstü halin gerekli kıldığı konular”ın dışında birçok konuda istimaliyle çıkarılan 30 OHAL KHK’sinden ancak beşi Meclis onayından geçti.

MECLİS VE YARGI DENETİM DIŞI…

Aslında Anayasa Mahkemesi’nin “görev ve yetkileri”ne dair 148. maddesindeki “AYM, kanunların, kanun hükmünde kararnâmelerin Anayasaya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetler” açık ibâresine ve “Resmî Gazete’de yayınlandıkları gün Meclis’in onayına sunulup İçtüzük gereğince bir ay içinde Genel Kurul’da oylanması” hükmüne rağmen, iktidarın, MİT’ten mervi gizli isnatlarla yüz binlerin hakkını ve hukukunu yargısız gasbeden KHK’ları inadına Meclis’e getirmeyip “kanunlaştırmamak”la AYM’den/yargıdan da kaçırması, tam bir OHAL istismarı.

Gerçi bu süreçte AYM’nin, hukuk ve yargı dışı resen “suç” icâd eden MGK’yı referans göstererek önceki hukuk temelli kararlarından dönmesi, zorlamalı tevillerle “OHAL ilânını gerekli kılan konular”ın dışındaki KHK’ları dahi “görüşemeyeceğini ve denetleyemeyeceğini” bildirmesi, hukukîlikten uzak politik konjonktüre endeksli bir kırılmayı ele veriyor.

Daha önce âdil yargılama ve uzun tutuklulukları “hak ihlâli” sayarak “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarını boşa çıkarıp yüzlerce sanığın tahliyesinin önünü açan AYM’nin, OHAL sürecinde en son Yargıtay’ın “kesin delil olmak”tan çıkardığı ByLock”u “devletin güvenlik kurumları”na atıfla ”tek başına örgüt üyeliğine delil” sayması, âdil yargılama hakkını berhava eden işlem ve tasarruflara, uzun tutukluluklara âdeta haklılık vermesi, düşülen yaman çelişkiyi açığa çıkarıyor.

Keza resmî rakamlarla henüz yargılamaları bitmemiş, hatta büyük bir kısmı başlamamış 6 bin 800’ü “FET֒cü”, 51 bin 700 sanığın “tek tip kıyafet” giydirilerek duruşmalara getirilmesiyle Türkiye’nin uluslararası arenada hukukun hiçe sayıldığı “hibrit-melez demokrasi”nin ötesinde “hukuksuz otoriter devlet” durumuna düşürülmesine bigâne!

BEDELİNİ MÂSUM VATANDAŞLAR ÖDÜYOR

OHAL sürecinde -12.10.2016 toplantısında- (668 ve 669 sayılı) iki OHAL KHK’sındaki bazı hususların iptali taleplerine “yetkisizlik” izharında bulunan AYM, önceki kararlarında OHAL KHK’larını incelemeye alarak Anayasanın açık hükümlerine aykırı bulup iptal etmiş.

Anayasanın 121. maddesiyle çıkarılan ve 148. maddesi ile AYM’nin denetimi dışına çıkartılan OHAL KHK’larını, yine Anayasanın “temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması ve kullanılması”yla ilgili maddelerinde açıkça belirtilen, “temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunulmayacağı; sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı”, “suç ve cezânın geriye doğru yürütülemeyeceği, suçluluğu mahkeme kararı ile tesbit edilinceye kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı” esaslarının ihlâli olarak görüp reddetmiş.

Özetle, AYM’nin Anayasanın açık hükmüne rağmen KHK’ları “denetleyememe”yi mezkur maddedeki “OHAL istisnası”na dayandırması, önceki kararlarıyla nakzedilmekte.

Ne yazık ki, herkesten önce hukukun üstünlüğü prensibini gözetmesi gereken AYM’nin, 15 Temmuz sonrası yargısız, hukuksuz OHAL uygulamalarını ve KHK’larını “denetim dışı”nda tutmasıyla “hukuk devleti” esası hiçe sayılıyor.

Dahası, “yargıyı yürütmeye endeksleyen”, hiçbir delil ve mahkûmiyet kararı olmadan yüz binlerce mâsumun peşinen “teröristlik”le suçlanıp cezâlandırılmalarıyla hak ve hürriyetleri heder eden, toplumda yaygın mağduriyetlere sebebiyet veren hukuksuz emrivakilere seyirci kalınıyor.

Ve hukuktan dönüşle meydana gelen karmaşanın ağır bedelini yüz binlerce mâsum ödüyor.
Yeni Asya
_________________
Bir varmış bir yokmuş...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 3538
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cmt Oca 13, 2018 11:58 pm    Mesaj konusu: OHAL KHK’larının denetimden kaçırılması Alıntıyla Cevap Gönder

OHAL KHK’larının denetimden kaçırılması - 1
Cevher İLHAN
12 Ocak 2018

15 Temmuz Hâdisesinin ardından, ihbarcılığı özendirip, suç ve cezâyı geriye doğru işleten, yargısız infaz yapan ve “suçun şahsiliği” ile “mâsumiyet karinesi”ni berhava eden OHAL KHK’ları Meclis ve yargı denetiminden kaçırılıyor.
Bu vetirede 111 bin kamu görevlisinin gizli “istihbarat raporları”yla ihrâçlarına ek olarak İçişleri Bakanı’nın, sadece “2017’de 48 bin 305 kişi tutuklanmış, gözaltı sayısı ise üç katıdır” açıklaması, OHAL’in haksızlık ve hukuksuzluğa teşne halini bir defa daha ortaya koyuyor.

Öncelikle Anayasanın 121. maddesine aykırı olarak, kış lastiği uygulamasından rektör atamalarına, yüksek yargıya üye atamalarından taşeron düzenlenmesine kadar “olağanüstü halin gerekli kıldığı konular”ın dışında birçok konuda istimaliyle çıkarılan 30 OHAL KHK’sinden ancak beşi Meclis onayından geçti.

MECLİS VE YARGI DENETİM DIŞI…

Aslında Anayasa Mahkemesi’nin “görev ve yetkileri”ne dair 148. maddesindeki “AYM, kanunların, kanun hükmünde kararnâmelerin Anayasaya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetler” açık ibâresine ve “Resmî Gazete’de yayınlandıkları gün Meclis’in onayına sunulup İçtüzük gereğince bir ay içinde Genel Kurul’da oylanması” hükmüne rağmen, iktidarın, MİT’ten mervi gizli isnatlarla yüz binlerin hakkını ve hukukunu yargısız gasbeden KHK’ları inadına Meclis’e getirmeyip “kanunlaştırmamak”la AYM’den/yargıdan da kaçırması, tam bir OHAL istismarı.

Gerçi bu süreçte AYM’nin, hukuk ve yargı dışı resen “suç” icâd eden MGK’yı referans göstererek önceki hukuk temelli kararlarından dönmesi, zorlamalı tevillerle “OHAL ilânını gerekli kılan konular”ın dışındaki KHK’ları dahi “görüşemeyeceğini ve denetleyemeyeceğini” bildirmesi, hukukîlikten uzak politik konjonktüre endeksli bir kırılmayı ele veriyor.

Daha önce âdil yargılama ve uzun tutuklulukları “hak ihlâli” sayarak “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarını boşa çıkarıp yüzlerce sanığın tahliyesinin önünü açan AYM’nin, OHAL sürecinde en son Yargıtay’ın “kesin delil olmak”tan çıkardığı ByLock”u “devletin güvenlik kurumları”na atıfla ”tek başına örgüt üyeliğine delil” sayması, âdil yargılama hakkını berhava eden işlem ve tasarruflara, uzun tutukluluklara âdeta haklılık vermesi, düşülen yaman çelişkiyi açığa çıkarıyor.

Keza resmî rakamlarla henüz yargılamaları bitmemiş, hatta büyük bir kısmı başlamamış 6 bin 800’ü “FET֒cü”, 51 bin 700 sanığın “tek tip kıyafet” giydirilerek duruşmalara getirilmesiyle Türkiye’nin uluslararası arenada hukukun hiçe sayıldığı “hibrit-melez demokrasi”nin ötesinde “hukuksuz otoriter devlet” durumuna düşürülmesine bigâne!

BEDELİNİ MÂSUM VATANDAŞLAR ÖDÜYOR

OHAL sürecinde -12.10.2016 toplantısında- (668 ve 669 sayılı) iki OHAL KHK’sındaki bazı hususların iptali taleplerine “yetkisizlik” izharında bulunan AYM, önceki kararlarında OHAL KHK’larını incelemeye alarak Anayasanın açık hükümlerine aykırı bulup iptal etmiş.

Anayasanın 121. maddesiyle çıkarılan ve 148. maddesi ile AYM’nin denetimi dışına çıkartılan OHAL KHK’larını, yine Anayasanın “temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması ve kullanılması”yla ilgili maddelerinde açıkça belirtilen, “temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunulmayacağı; sınırlamaların Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı”, “suç ve cezânın geriye doğru yürütülemeyeceği, suçluluğu mahkeme kararı ile tesbit edilinceye kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı” esaslarının ihlâli olarak görüp reddetmiş.

Özetle, AYM’nin Anayasanın açık hükmüne rağmen KHK’ları “denetleyememe”yi mezkur maddedeki “OHAL istisnası”na dayandırması, önceki kararlarıyla nakzedilmekte.

Ne yazık ki, herkesten önce hukukun üstünlüğü prensibini gözetmesi gereken AYM’nin, 15 Temmuz sonrası yargısız, hukuksuz OHAL uygulamalarını ve KHK’larını “denetim dışı”nda tutmasıyla “hukuk devleti” esası hiçe sayılıyor.

Dahası, “yargıyı yürütmeye endeksleyen”, hiçbir delil ve mahkûmiyet kararı olmadan yüz binlerce mâsumun peşinen “teröristlik”le suçlanıp cezâlandırılmalarıyla hak ve hürriyetleri heder eden, toplumda yaygın mağduriyetlere sebebiyet veren hukuksuz emrivakilere seyirci kalınıyor.

Ve hukuktan dönüşle meydana gelen karmaşanın ağır bedelini yüz binlerce mâsum ödüyor.
Yeni Asya
_________________
Bir varmış bir yokmuş...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> MAHKEME KARARLARI Tüm zamanlar GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © phpBB Group. Hosted by phpBB.BizHat.com


Start Your Own Video Sharing Site

Free Web Hosting | Free Forum Hosting | FlashWebHost.com | Image Hosting | Photo Gallery | FreeMarriage.com

Powered by PhpBBweb.com, setup your forum now!
For Support, visit Forums.BizHat.com