EntellektuelForum Forum Ana Sayfa EntellektuelForum

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

ilahi Eczane

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> HASTALIKLAR/ŞİFALAR
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 834
Konum: Belarus

MesajTarih: Cmt Arl 01, 2007 2:00 pm    Mesaj konusu: ilahi Eczane Alıntıyla Cevap Gönder

Alzheimer'a Karşı Kahve ve Çay
19 Kasım 2011

Teknoloji pek çok bilgiye kolay ulaşımı sağladığı için "hafıza düşmanı" olarak biliniyor. Bu da "alzheimer"ın önemli nedenlerinden... Çözüm ise kahve ve çayda...

Nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, tüm dünyada 20 milyon kişinin alzheimer nedeniyle kronik unutkanlık yaşadığını, Türkiye'de de 300 bin alzheimer hastası bulunduğunu belirtti.
Yavuz, günlük yaşamın koşuşturmacası, internet, yeteri kadar kitap okumamak gibi bir sürü nedenden kaynaklanan unutkanlığın pek çok kişinin yaşadığı bir sorun olduğunu, teknoloji sayesinde bilgiye kolayca ulaşabilmenin rahatlığın da zihni tembelleştirerek unutkanlığı daha da artırdığını aktardı.
Unutkanlığa karşı beyni, kelimenin tam anlamıyla çalıştırmak, yormak gerektiğini vurgulayan Yavuz, ''Tüm dünyada 20 milyon kişi, alzheimer hastalığı nedeniyle kronik bir unutkanlık yaşıyor. Türkiye'de de yaklaşık 300 bin alzheimer hastası bulunuyor. Hastalık, sadece hatırlama güçlüğü yaratmakla kalmıyor, kişiyi zihinsel karmaşaya sürüklüyor, günlük yaşamını her zamanki gibi idame ettirmesini engelliyor'' diye konuştu.
Alzheimer hastalığında, unutkanlık ile ortaya çıkan hafıza ve bellek fonksiyonlarında başlayan dejenerasyonun, zamanla diğer beyin fonksiyonlarına da sıçrayarak, başta konuşma ve yürüme olmak üzere tüm kişisel ve sosyal faaliyetleri tedrici olarak bozabildiğini belirten Yavuz, bu hastalığın zaman içinde hastanın aile yakınlarının destek ve bakımına ihtiyaç duyduğu ilerleyici, düşkünleştirici bir beyin hastalığı olduğunu kaydetti.

Teknoloji Hafıza Düşmanı

Alzheimer hastalığının, günümüzde tıp dünyasının en çok bütçe ayırdığı ve üzerinde en çok uğraş verdiği hastalıkların başında geldiğini belirten Dr. Yavuz, sadece ABD'de her yıl 100 milyar dolar civarında bütçenin alzheimer ve tedavisi için harcandığına dikkat çekiyor.
Nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, ''Sağlık alanındaki gelişmelerle birlikte ortalama insan ömrünün uzaması yanında, teknolojinin gelişimi ile beraber dev bir problem şeklinde ortaya çıkan elektromanyetik kirlilik de alzheimer hastalığını tetiklemektedir'' dedi.
Yavuz, şöyle devam etti:
''Dünyamız gittikçe şehirleşmekte ve kırsal nüfus gittikçe azalmaktadır. Elektromanyetik kirlilik ise şehirlerde ve büyük metropollerde had safhadadır. Maalesef gelişen teknoloji ile paralel olarak elektromanyetik yoğunluk da artmaktadır. Özellikle çarpık ve yoğun yapılanmanın olduğu İstanbul gibi şehirlerde tehlike daha da büyüktür. Cep telefonu sinyalleri, TV ve radyo, telsiz dalgaları, kablosuz internet ve telefon ortamları, yüksek gerilim hatları ve elektronik cihazlar tehlikeli elektromanyetik kirliliğe neden olmakta bu ise beynimizin her taraftan elektromanyetik saldırılara maruz kalmasına neden olmaktadır.''

''Kahve ve Çay Alzheimer Oluşma Riskini Yüzde 50 Azaltıyor''

Uzman doktor Yavuz, bilim adamlarının kahve-çay ve alzheimera ilişkin çalışmasına değinerek, İsveç ve Finli nörologların, 10 yıl boyunca 1400 hasta üzerinde yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Yavuz, şunları ifade etti:
''İsveçli ve Finli nörologların, 10 yıl süren çalışmalar sonucunda, kahve içmenin, çağın hastalığı alzheimerın oluşma riskini yarı yarıya azalttığını buldular. 1400 gönüllü hasta üzerinde yaptıkları çalışmalar sonucu günde 3 ila 5 fincan kahve içenlerde, içmeyenlere göre yüzde 50 oranında alzheimer oluşma riskinin azaldığının belirlendi. Kahvenin içerdiği kafein maddesinin, alzheimer oluşumunda rol oynayan beta amiloid birikimini önemli ölçüde azalttığı ve böylece alzheimer gelişmesini önlediği tahmin ediliyor.''
Dr. Yavuz, daha önceki yıllarda birçok bilimsel makalede yer alan fareler üzerinde yapılan çalışmalarda da farelere içirilen kahvenin, beyinde alzheimera neden olan beta amiloid birikimini önlediğinin tespit edildiğini hatırlattı.
Birçok araştırmacının ortak fikri olarak kahvenin, sinir sistemini koruyucu bir özelliğe sahip olduğunun bilindiğini vurgulayan Yavuz, kahvenin içinde çok miktarda barındırdığı kafeinin, sinir sisteminin düzenleyici bir uyaranı olduğunu belirterek, ''Unutkanlığı toparlayıcı, ayrıca hafıza ve önbellek fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri biliniyor. Yani, asırlardan beri birçok insanın, zinde ve uyanık kalmak için her gün kahve içmesi boşuna değil. Kahvenin aynı zamanda diyabet hastalığı, parkinson ve karaciğer hastalıkları üzerinde de koruyucu rol oynadığı iddia ediliyor'' diye konuştu.
''Alzheimer Hastalarında Kahve ve Çay Tüketimi Fakir''

Nöroloji uzmanı Yavuz, 2 fincan kahvenin, ihtiva ettiği kafein bakımından, yaklaşık 10 fincan çaya eş değer olduğunu, çay ve alzheimer ilişkisine yönelik bir çalışma bulunmamasına rağmen kahve gibi çayın da hafıza fonksiyonları üzerinde olumlu etkiler gösterdiği söylenebileceğini vurguladı.
Yavuz, ''Kendi klinik gözlemlerime dayanarak, alzheimer tanısı almış hastalarda, oldukça zayıf çay ve kahve tüketimi izlenimi ediniyoruz. Dolayısıyla her ne kadar bilimsel kesin bir veri olmamakla beraber, çayın da alzheimer hastalığında koruyucu rol oynadığını söyleyebiliriz'' diye konuştu.

Yeşil Çay da Faydalı

Yeşil çayın da barındırdığı antioksidanlar ve flavnoid maddesi ile alzheimer hastalığına neden olan beta amiloid birikimini azalttığını kaydeden Dr. Yavuz, ''Bilinen en iyi ve etkili antioksidanlardan biri olan EGCG
(epigallocatechin-3-gallate) yeşil çay içinde bolca bulunmaktadır. EGCG'nin ise unutkanlığa neden olan beta amiloid birikimini önleyici etkisi mevcuttur'' dedi.
Nöroloji uzmanı Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:
''Gerek siyah, gerekse de yeşil çay, alzheimer hastalığında rol oynayan asetilkolinesteraz enziminin aktivitesini yok etmektedir. Halbuki kahvenin bu enzim üzerinde bir etkisi yoktur. Şu an günümüzde tek tedavi girişimi, ilaçlarla asetilkolinesteraz enzimini yok etme amacına yöneliktir. Maalesef beyinde ki amiloid madde birikimini önleyen kesin bir ilaç henüz keşfedilmemiştir. Hülasa olarak, alzheimer hastalığı üzerinde aynı kahve gibi koruyucu ve önleyici bir etki gösterdiğini düşündüğümüz geleneksel çayımızla alakalı olarak uzun vadeli bilimsel araştırmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Ancak çayın da alzheimer hastalığından koruması kuvvetle muhtemeldir.''
TRT

ZEYTİNYAĞI

Kalbi korur
Zeytinyağı kalbinize geldiğinde damarlarınızın genişlediği söylenebilir. Kalbiniz için zeytinyağından daha iyi hiçbir şey yoktur. Zeytinyağı iyi kolesterolü yükseltir (HDL), kötü kolesterolü (LDL) düşürür. Kandaki yağ oranını dengeler. Yararları bununla da sınırlı kalmaz, itihabı ve diğer kalp hastalıklarına neden olan sağlık sorunlarını önler.

Kan basıncını düşürür
Kan basıncınız nasıl? Eğer 120/80 aralığında değil ve yüksekse üşürmeniz gerekir. Zeytinyağı kan basıncınızı düşürmenize yardımcı olur. İçerdiği etkili antioksidanlar damarları güçlendirir ve genişletir. Bu arada her zaman antioksidan bakımından zengin saf zeytinyağını seçmeye çalışın.

Kilo vermenizi sağlar
"Daha az depolanan harika bir tat" .. Zeytinyağının kendine has lezzeti, doymuş yağ oranının düşük olması kilo vermeye yardımcıdır. Etrafınızda zeytinyağı dışındaki yağlarla beslenenlere dikkat edin. Diğer yağlarla beslenenlerden daha sağlıklı ve normal kiloda olduklarını göreceksiniz.

Başağrısını azaltır
Eğildiğinizde başınıza doğru saplanan bir ağrınız varsa, salata ve sebzelerinize düzenli olarak ekstra saf zeytinyağı koyun. İçerdiği ibuprofen gibi minerallerle ağrıların oluşumunu, mide ağrılarını ve iltihabı tedavi eden doğal bir bileşime sahiptir. İçerdiği oleocanthal tabiki ağrı kesicilere eşit değildir fakat kanser, damar problemleri, Alzheimer ve kalp sorunlarını azaltır.

Altın sıvının şaşırtan yararları
- Şaşıracaksınız ama, havadaki sigara dumanını ve kirliliği temizleme yollarından biri de zeytinyağı kullanmak. Zeytinyağına bandırılmış pamuk ya da keten fitilleri yakarak odanızın havasını değiştirebilirsiniz.
- Astım hastalığı olanlar zeytinyağı kandillerini rahatlıkla kullanabilir.
- Yumuşak bir bezin üzerine birkaç damla zeytinyağı dökün ve değerli takılarınızı ovun.
- Kızartma tavalarınızı asla bulaşık makinesinde yıkamayın. Elde yıkayıp, bir havluyla kuruladıktan sonra zeytinyağıyla iyice ovarsanız ömrünü uzatırsınız.
- Eğer bir balık tutkunuysanız, oltanızın ucuna ve ipine sertleşmemesi için zeytinyağı sürebilirsiniz.
- Evinizdeki büyük yapraklı bitkilere ya da çiçeklere ayda bir kez, bir tatlı kaşığı zeytinyağı dökerseniz hem canlanır hem de beslenmiş olur.
- Sıkışan fermuarlarınızı zeytinyağı ile çözebilirsiniz.
- Sivrisinekler zeytinyağı sürülmüş cildi ısırmıyor. Yaz mevsimindeyiz, aklınızda bulunsun.
- Doğumda sonra oluşan çatlaklar zeytinyağı sürüldüğünde büyük oranda yok oluyor.
- Bebeğinizin ıslak mendilini kendiniz yapabilirsiniz.

ZEYTİNYAĞI HAKKINDA BİLDİKLERİMİZ - BİLMEDİKLERİMİZ
Bir zeytin ağacı çok uzun ömürlü olup 200 ila 2000 yıl kadar yaşayabilir. Bu gün birçok Akdeniz ülkesinde 2000 yıllık zeytin ağacı vardır. Bu nedenle zeytin ağacının adı mitoloji ve botanikte "ölümsüz ağaç" tır. Zeytin dalı öteden beri "barışın simgesi" olarak algılanmıştır. Zeytin; Kutsal kitaplarda ismi geçen çok özel gıdalardandır.
Son zamanlarda kanser ile mücadelede önemli rol oynadığı belirtilen köpekbalığından çıkartılan sgualene adlı madde sızma zeytinyağında bol miktarda bulunur. Günde 100 cl. Zeytinyağı tüketimiyle bir köpekbalığı kıkırdağından alınacak kadar sgualene alınır.
Zeytinyağı kanser lezyonlarını önlemede çok önemli rol oynar.
Zeytinyağı hücreleri korur. Zeytinyağının içinde bulunan Oleiprine adlı madde sayesinde hücreler yenilenir.
Zeytinyağın en sağlıklısı Sızma olanıdır.
Zeytinyağı doğal bir ilaç gibidir.
Yiyeceğin yanı sıra merhem olarak da kullanılan zeytinyağı; tahrişin neden olduğu acı ile yanmayı giderici ve yumuşatıcı özellikleri olan bir losyondur da.
Zeytinyağı, derinin foliküllerine penetre olabildiği için, gerek internal gerekse eksternal dokuların yara veya ve enfeksiyonlarına karşı da faydalıdır.
Sindirim sistemini etkiler; ister soğuk olsun, ister sıcak olsun zeytinyağı mideyi çepeçevre koruyucu bir tabakayla sararak mide asidini azaltır.
Gastrit ve ülsere karşı korumada etkin yardım sağlar. Hazmı en kolay olan zeytinyağı besinlerin bağırsaklar tarafından çok daha iyi emilmesini sağlayarak bağırsakların çalışmasını düzenler.
Isıtılmış olsun ya da olmasın, zeytinyağı gastrit asiditeyi azaltabilmektedir.
Tahriş giderici etkileri azaltarak ülsere karşı koruma sağlar. Bağırsaklardan yiyecek geçişini kolaylaştırmak suretiyle konstipasyona engel olur.
Zeytinyağı safra kesesinin kon traksiyonlarını (kasılma) ve safra salgılanmasını uyararak safra taşı oluşum riskini azaltır, hazmı kolaylaştırır. Dalakta taş oluşumunu önler.
Sarılığa ve karaciğer sancılarına iyi gelir. Oruç tutanlar, sahurda bir çorba kaşığı zeytinyağı içerse safra kesesi ve bağırsakları rahatlatacaktır.
Sabah kahvaltıdan önce alınan 1 veya 2 çorba kaşığı zeytinyağı, basit kronik kabızlığa iyi gelir. Basur şikâyetlerini giderir çiğ olarak içilebilir.
Anne sütünde de bulunan E vitamini ve oleik asit içeriği ile zeytinyağı, normal kemik gelişimine katkıda bulunur.
İçinde bol miktarda bulunan A-D ve E vitaminleri ile Anne karnında ve doğumdan sonra bebeğin beyninin olduğu kadar, genel olarak sinir sisteminin gelişimini de desteklediğinden, gebe ve emziren annelerde özellikle önerilen tek yağdır.
Akdeniz diyetinde önerilen tek yağ çeşidi "ZEYTİNYAĞI" dır.
Zeytinyağı yaşlanmanın, hem genel olarak doku ve organlar, hem de beyin fonksiyonları üzerinde ki etkilerini geciktirmektedir.
Yüksek tansiyonu düşürür; yaprakları ve dallarından çay yapılır içilirse insan sağlığına diğer katkılarının yanında kan şekeri seviyesinin düşmesine yardım eder.
Çok eskiden beri halk arasında ağrı, romatizma, burkulma ve adale incinmelerinde; zeytinyağı sürülerek tedavi oluna gelinmiştir.
Kötü kolesterol LDL'yi azaltırken, iyi kolesterol HDL'yi artırır.
Kalbimizin dostu zeytinyağı, hayvansal yağların tersine kandaki kolesterol miktarını ve dolayısıyla kalp krizi riskini azaltır. Kan plateletlerinin toplanmasına engel olarak kan pıhtılaşması riskini de yok eder.
Dünyada kalp hastalıklarının en az görüldüğü ülkeler, zeytinyağının yoğun olarak tüketildiği "Akdeniz "ülkeleridir.
İçerdiği linoleik asit yüzdesi nedeniyle anne sütüne benzeyen zeytinyağı, inek sütüne katıldığında anne sütüne yakın değer elde edildiği bilinmektedir.
Yaşamın temel koşulu, vücut hücrelerinin sürekli olarak kendilerini yenileyebilmeleridir. Çocukluk ve gençlik dönemlerin de çok hızlı olan hücre yenilenmesi, yaş ilerledikçe azalır ve yavaşlar.
Beslenme ile yaşlanma arasında güçlü bir ilişki vardır. Besinler vücudumuzda enerjiye çevrilirken oksidan denilen bazı maddeler açığa çıkar.
Hücre gelişimini olumsuz yönde etkileyen oksidanlar, yaşlanma sürecini de hızlandırır. Antioksidan adı verilen bazı maddeler ise, oksidanların olumsuz etkisini ortadan kaldırır. Başta E vitamini olmak üzere çok sayıda antioksidan madde içeren "zeytinyağı" hücreleri yeniler, doku ve organların yaşlanmasını geciktirir.
Zeytin üretiminin yoğun olduğu Akdeniz ülkelerinde çok eskiden beri sütü kesilen anneler, yağsız inek sütüne biraz zeytinyağı katarak bebeklerine verip bu eksiliğini gidermeye çalıştığı söylenir.
İçerdiği zengin E, A, D ve K vitaminleri ile her yaştaki çocuğun gerekli ihtiyacına yanıt verir.
İçinde bulunan bakır, manganez gibi minerallerde kemik gelişiminde çok olumlu etkiler sağlıyor.Bu vitaminler kemiklerin doğal gelişimine ve mineralleşmeye yardımcı olup, güçlenmesini hızlandırır. Her yaştaki insan için yararlıdır.
Zeytinyağı sağlık ve güzellik iksiridir. Cilde ve saçlara çok faydalıdır. Cildi besler, korur ve yumuşatır.
Beslenme uzmanları, son yıllarda diyabet rahatsızlıklarının arttığını belirterek diyette önerilen tek yağın bitkisel yağlar olduğunu, bunların içindede tek önerilen yağın "zeytinyağı" olduğunu belirtirler.
Yaşın ilerlemesiyle birlikte ortaya çıkan bir başka sorun da, kireçlenmedir. Aralarında kalsiyumun da bulunduğu bazı mineraller, kireçlenmeyi önler. Zeytinyağı, bu minerallerin vücuttaki etkisini artırarak kireçlenmeye karşı önemli bir rol oynar.
Antioksidan maddeler içermesi nedeni ile diğer yağlara göre yüksek sıcaklıklarda bile daha dayanıklıdır ve bu özelliğine bağlı olarak kızartmalarda kullanılabilecek en sağlıklı yağdır.
Zeytinyağı, ekmek, pasta, kek, bisküvi vb gibi fırında pişen mamullere lezzet verir, bu tip gıdaların kurumasını önler.
Zeytin ağacının dalları, yaprakları ve reçinesi olduğu kadar, yağıda yıllardır ilaçların bileşimlerinde yer alan doğal maddelerden birisidir, doğal bir ilaçtır.
Zeytinyağı yaşlanmanın, hem genel olarak doku ve organlar, hem de beyin fonksiyonları üzerinde ki etkilerini geciktirmektedir.
Zeytin ve zeytinyağı, içlerinde bulunan linoleik asitten (omega-6 yağ asidi) ötürü yeni doğmuş bebekler ve gelişim çağındaki çocuklar için son derece faydalı besinlerdir. Linoleik asidin eksikliği, gelişimin yavaşlamasına ve hatta birtakım deri rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden olabilir.

ZEYTİN YAPRAĞI ÇAYI

Kullanımı:
Taze kaynamış suya, fincan başına bir poşet atın ve 3 dakika demlenmeye bırakın. Zeytin yaprağı çayı, bir dilim limon, şeker yada diğer bitkisel çaylarla karıştırılıp değişik lezzetler elde edilebilir. Kafein içermez, günlük 3 veya 4 fincan önerilen miktardır.
Kullanıldığı yerler:
Hücre Yenileyici, Canlandırıcı ve Selülit Giderici, Romatizmal Hastalıklar, Kan Basıncını Dengeleme (yüksek tansiyonu olanlar için, Kan Şekeri Seviyesini Dengeleme, LDL Kolestrol Seviyesini Dengeleme, Bağışıklık Sistemini Güçlendirme, Fungal(Mantar) Enfeksiyonları, Yüksek Antimikrobiyal, krobiyal etki, Yüksek Antioksidan Etki, Cilt Rahatsızlıkları, Dizanteri, Hepatit A,B,C, Soğuk Algınlığı,Bronşit, Zatürre, Zona

Zeytin yaprağı, doğal bitkisel antibiyotik ve antioksidan olması nedeniyle hastalıklardan korunma ve hastalıkların tedavisinde etkin rol oynayabilir. Zeytin yaprağında bulunan "oleuropein" ve diğer aktif bileşiklerin antimikrobiyal ajan olarak görev yaptığı bilimsel araştırmalarca kaydedilmiştir. Bu maddelere bağlı olarak zeytin yaprağı çayı, vücuda giren mikropları, vücudun doğal bağışıklık sistemi tepki gösterinceye kadar yavaşlatır.
Zeytin yaprağı, etkileri sarımsak ve soğana benzeyen doğal bir antioksidan ve antibiyotiktir. Düzenli olarak hastalıklardan korunma amaçlı tüketileceği gibi, vücudun mikroplara karşı direncini de içeriğinde bulunan "oleuropein" sayesinde arttırdığı gözlemlenmiştir.
Antimikrobiyal etki nedir?
Zeytin yaprağı çay olarak tüketildiğinde vücuda alınan "oleuropein" iki enzim tarafından elonik aside dönüştürülür. Elonik asit yüksek antimikrobiyal etkiye sahiptir. Bakterilerin hücre duvarlarını etkiler ve böylece doğal yolla bağışıklık sistemi de güçlenmiş olur. Böylece birçok mikroorganizma ve dolayısyla bunların neden olduğu bir çok hastalık "oleuropein" doğal olarak alınması sayesinde ortadan kaldırılmış olmaktadır.
Antioksidan etki nedir?
Gelişmekte olan teknoloji ve kullandığımız çevre faktörleri kirlilik, UV ışınlar, sentetik beslenme, bağışıklık sisteminin zayıflaması vücudumuzu toksik maddelerle karşı karşıya bırakır. Soluduğumuz havadaki oksijen, vücut içindeki serbest radikaller adı verilen ve toksik (zehirli) etki gösteren bazı maddelerin oluşmasına neden olur. Antioksidanlar sayesinde hastalıkların oluşumu önlenebilir, hormonal denge korunabilir yaşlanma süreci yavaşlatılabilir.geciktirilebilir.
Zeytin yaprağı, oleuropein asit adli sayısız virüse, bakteri ve mantara karşı etkin mikrop kırıcı bir madde içerir. Virüsleri yok etmeğe iki şekilde yardim eder. Birincisi virüsün çoğalma yeteneğine müdahale ederek virüsün yayılmasını önler. İkincisi ise immün sistemini daha fazla hastalıkla savaşan hücre üretmesi için destekler.
Epstein Barr hastalığı(herpes türü bir virüs), kronik yorgunluk sendromu ve herpes gibi tedavisi zor viral enfeksiyonların tedavisinde yardımcı olur. AIDS' li kişilerde rahatlatma yapar. Kronik rahatsızlıklar çeken, immün sistemi zayıflamış, sağlıklarını kazanmak için ekstra desteğe ihtiyaci olan insanlar için faydalıdır.
Zeytin yaprağı ekstresi antibiyotiklerle tedavi edilemeyen bazı nezle ve gripler için son derece faydalı bir bitkisel kaynaktır. Zeytin yağı gibi yaprak ekstresi de iyi bir kalp dostudur. Bugüne kadar zeytin yaprağında 100'e yakın madde elde edilmiştir. Yaprakta bulunan bu maddeler zeytin çeşidini uygulanan kültürel tedbirlere, yetiştiği bölgeye ve hasat zamanına göre farklılıklar gösterir.Yaprakta bulunan fenolik ve flavonait bileşikler vücudun bağışıklık sistemini güçlendirip hastalıklara karşı dirençli olmasını sağlar.Yaprakta 60-90mg/gr oranında oleuropein bileşiği bulunmaktadır. Oleuropein yaprağın en etken fenolik bileşiğidir. Bu bileşik aynı zamanda terapötik etkiye sahip sekoiridoit bir glikozitdir. Zeytin yaprağı çay ya da ekstrakt formunda alındığında oleuropein insan vücudunda bulunan iki enzim tarafından (esteraz ve beta - glukozidaz) elenoik aside dönüştürülür.Bu bileşik güçlü bir antibakteriyal etkiye sahiptir, özellikle patojen bakteriler üzerinde öldürücü bir etki yapar. Zeytin yaprağı, doğal bitkisel antibiyotik ve antioksidan olması nedeniyle hastalıklardan korunma ve hastalıkların tedavisinde etkin rol oynayabilir. Zeytin yaprağında bulunan "oleuropein" ve "eleonik" asit aktif bileşiklerinin antimikrobiyal ajan olarak görev yaptığı bilimsel araştırmalarca kaydedilmiştir. Bu maddelere bağlı olarak zeytin yaprağı çayı, ile vücuda giren mikropları, vücudun doğal bağışıklık sistemi tepki gösterinceye dek yavaşlatır.Zeytin yaprağı, etkileri sarımsak ve soğana da benzeyen doğal bir antibiyotik ve antioksidandır. Düzenli olarak hastalıklardan korunma amaçlı tüketilebileceği gibi doğrudan hastalıkların tedavisinde de kullanılabilir. Zeytin ağacının tamamında buluna ve acı-buruk bir tadı olan oleuropein, zeytinin işlenmesi sırasında uzaklaştırılır. Oysa ki zeytin ağacının hastalık ve zararlılara karşı direncini sağlayan en önemli savaşçının oleuropein olduğu düşünülmektedir. Oleuropein' in içeriğinde bulunan "elenolik asit" ve oleuropein türevi olan "kalsiyum elenolat" çok çeşitli mikroorganizma gruplarını uzak tutma özelliğine sahiptir. Bugün çok az insan, zeytin yaprağının çok faydalı ,kullanımı kolay tıbbi bir bitki olduğunu bilir. Zeytin yaprağı kullanımı daha çok Akdeniz ülkeleri insanları tarafından kullanılmakla beraber son yıllarda birçok ülke tarafından da bitkisel ilaç olarak kullanılması bu konudaki araştırmalara hız vermiştir.
Özellikleri:
- Bağışıklık sistemini güçlendirme.
- Kan şekeri seviyesini düzenleme.
- Kolesterol seviyesini düzenleme.
- Kan basıncını dengeleme (yüksek tansiyonu olanlar)
Zeytin yaprağı ekstraktı' nda bulunan "Oleuropein" yıllardır bilim çalışmalarına konu olmuş bir fenolik bileşiktir. Oleuropein insan vücudunda bulunan iki enzim tarafından (esteraz ve beta - glukozidaz) elenoik aside dönüştürülür. Bu bileşik güçlü bir antibakteriyal etkiye sahiptir. İşte zeytin yapraklarında bulunan "oleuropein" maddesi ve hidrolizleri, antibiyotiklere direnç kazanmış mikroorganizmalar üzerinde etkili olarak bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olur. Ayrıca kan şekeri ve kolestreol seviyesini dengelemeye de yardımcı olan çok değerli bir bileşendir. Oleuropein yaprağın en etken fenolik bileşiğidir.
http://www.zeytinlesaglik.com/naturel_sizma_zeytinyagi.php

Kansere Tokat Atan Gıdalar
26 Mayıs 2008

Soya fasulyesinin özündeki izoflovan, özellikle nükseden prostat kanserinde harikalar yaratıyor.İşte kansere karşı etkin maddeler içeren sebze ve meyveler.

ABD Wayne State Üniversitesi Karmanos Kanser Enstitüsü’nde görev yapan Türk hekimimiz Prof. Dr. Ömer Küçük, öncülük ettiği Uluslararası Kanser ve Beslenme Kongresi’nde bu alandaki dünya devlerini Antalya’da buluşturdu. Bu yıl ilk kez gerçekleştirilen kongrede star’a röportaj veren Küçük, kendi yürüttükleri soya ve lycopen’in (domates ve karpuza kırmızı rengini veren madde) prostat kanseri üzerindeki etkilerini anlattı; sonuçların heyecan verici olduğunu söyledi. İşte Prof. Dr. Küçük’ün ağzından kanserde soya ve domatesin yarattığı harikalar.

HORMON YERİNE SOYALI TEDAVİ

Çalışmalarınızın genel çerçevesinden bahseder misiniz?

Bitkisel ve besinsel maddelerin kanserin önlenmesinde ve tedavisi sırasında nasıl kullanılabileceği konularını inceliyoruz. Mesela hastalıkların önlenmesi konusunda çok önemli bir madde olan lycopen konusunda çok çalışma yaptık. Araştırma ve saha çalışmamız üç yılı buldu. Bir de yine kendi merkezimizde soya üzerine iki çalışma yaptık. Tedavi görmüş prostat kanserli hastalarda soya ağırlıklı beslenmenin hastalığın yeniden gelişme riskine yönelik bir çalışmaydı.

Neden soya ve prostat kanseri?

Prostat kanseri 2-10 yıl sonra nüksetme eğilimi gösterir. Tek tedavi seçeneği de hormon ya da kemoterapidir. O da birkaç ay faydalı olabiliyor ve yan etkisi çok fazla. Bunun için prostat kanserinde soya çalışmasını yaptık. Erkeklerde testosteron düzeyi ne kadar yüksekse hem hastalığa yakalanma riski hem de hastalığın nüksetme riski o kadar yüksek olur. Bu nedenle kanserli hastalara hormon baskılayıcı tedaviler de uygulanır. Çalışmamızda hastaları, yarısı tedavi sırasında hormon almış, yarısı hormon tedavisi almamış grup olarak ayırdık.

YÜZDE 30 BAŞARI GÖSTERDİ

Soyanın hastalık üzerindeki etkisi?

Kanseri nüksetmiş hastalara 6 ay boyunca soyadaki etkin madde olan isoflavon’ın ilaç halindeki formunu verdik. (Bu tabletler kadınlarda menopoz belirtileri ve osteoporoza karşı kullanılıyor.) Çalışma sonucunda gördük ki daha önce hormon tedavisi görmemiş prostat kanserli hastaların yüzde 80’i, hormon tedavisi almış hastaların ise yüzde 30’unda hastalık geriliyor. Daha sonra da benzer çalışmalar yapıldı ve hepsinden yakın sonuçlar çıktı. Şu anda tedavi olarak rutine girmedi ama ben yapılacak fazla şey kalmamış ve hormon da almak istemeyen kişilere rahatlıkla öneriyorum.

KANSER söz konusu olduğunda neredeyse doktordan çok aktarları ziyaret ediyoruz. Hastalığa halen kesin bir çözüm bulunamayışı, umutsuzluğa kapılanların duygularını rant haline getiren bazı kesimler tarafından kullanılır oldu. Kimi zaman ölüme varabilecek kadar tehlike yaratabilen bu ‘tavsiyeler’, kanser camiasını da harekete geçirdi ve son 10 yıldır araştırmalar bu yönde organize edilmeye başlandı. Tüm dünyada yapılan onlarca çalışma gösteriyor ki meyve ve sebzeler ile bazı baharatlarda bulunan kimi maddeler hem kanserin oluşmasını önlüyor hem de var olan tümörlerin küçültülmesinde umut vaat ediyor. İlki bu yıl Antalya’da gerçekleştirilen Uluslararası Kanser ve Beslenme Kongresi’nde işin dünyaca ünlü isimleri bu konuyu masaya yatırdı ve en yeni çalışmaları tartıştı. Bu dizide ‘mucize tedavileri’ değil, soyadan böğürtlene, safrandan domatese, her gün sofranızda kolaylıkla bulundurabileceğiniz gıdaların kanseri önlemede veya tümörlerin küçültülmesindeki etkileri hakkında ‘bilimsel ve doğru’ bilgileri bulacaksınız...

Radyoterapinin yan etkileri azalıyor

Soyanın başka ne gibi etkileri var?

Bu yıl Eylül ayında Boston’da düzenlenecek uluslararası bir kongrede sunacağımız çok yeni bir çalışma sonucumuz daha var soyayla ilgili. Yine prostat kanseri hastalarında radyoterapinin etkisini artırmak ve yan etkilerini minimuma indirmek için soya faydalı olabilir mi, bunu araştırdık. Hayvan ve hücre kültürü deneylerinde gördük ki soyanın çok olumlu etkileri var. Radyasyon alan hastalar üzerinde de aynı deneyi uyguladık. Hastaların yarısına soya, yarısına placebo (yalancı ilaç) verdik. İlk sonuçlar çok iyi. 4-5 yıl daha takip edilecek bu hastalar ve kesin sonuçları o zaman öğreneceğiz.

KETÇAP VE SALÇA DA TÜKETİN

Domatesle ilgili çalışmanızda neler buldunuz?

Domateste bulunan lycopen maddesiyle de soyadakine benzer çalışmalar yaptık ve aynı etkileri bulduk. Araştırma aynı zamanda Harvard Üniversitesi’nde de yapıldı. Orada beslenme alışkanlıkları 30 yıldır izlenen hemşire ve doktorlar var. Sayıları binleri bulan bu insanların 30 yıldır nasıl beslendikleri biliniyor ve kanlarındaki lycopen miktarları ölçüldüğünde görüldü ki beslenmede lycopen ne kadar varsa, kanser riski o kadar azalıyor! Günde 5 miligram lycopen kanserden korunmada faydalı. Yani günde toplam bir kilogram domates tüketilmesi gerekli. Domatesin işlenmesi durumunda madde vücuda daha kolay giriyor. Bu nedenle ketçap ve salça da faydalı.
star

Dişimize dost 10 besin maddesi
17 Ekim 2008
Dişlerinizi doğal yöntemlerle korumaya yardımcı olabilirsiniz. Üstelik bu besinler öyle zor bulunacak türden de değil. İşte o besinler:
İster inanın ister inanmayın tükettiğiniz yiyecekler diş sağlığınızı korumanıza ve gülüşünüzün parıldamasına yardımcı oluyorlar. Örneğin sürekli şekerli ya da nişastalı yiyecekler tüketirseniz plakta bulunan bakteriler dişlerinizi çürütmek için başka bir fırsat elde etmiş olurlar.

Ancak doğal olarak bakterilerle savaşan, plakları uzaklaştıran ve nefesinizi tazeleyen yiyecekler tüketmeye özen gösterirseniz dişlerinizi doğal yöntemlerle korumasını desteklemiş olursunuz.

Dişlerimizi doğal yöntemlerle korumaya yardımcı olan besinleri öğrenmek için Plusdent Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı’ yla görüştük.

İşte Diş Sağlığı İçin Tüketilmesi Gereken Besinler;

1. Kereviz; Kereviz dişlerimizi iki yolla korur. Kereviz extra çiğnememizi gerektiren bir yiyecektir bu da ekstradan tükürük salgılamamıza ki bu da çürüklere neden olan bakterileri etkisiz kılmamıza yarar sağlar. Buna ilaveten lifli ya da sert yapıda ki doğal yiyecekler dişetlerine masaj yapar ve diş aralarını temizler.

2. Peynir; Peynir dişleriniz için birden çok yarar sağlar. İlk olarak ağzınızın PH dengesini ayarlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda çürüklere karşı koruyup, yeni çürükler olmasını engellediğini belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı şekerli gıda alındıktan sonra yenilecek bir parça peynirin, şekerin dişleri çürütme etkisini giderme açısından son derece önemli olduğu ilave ediyor.

3. Yeşil Çay; Yeşil çayda bulunan katesin maddesi ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı olurken aynı zamanda kansere karşıda etkili oluyor Dolayısıyla ağız kanserlerine karşıda etkili bir maddedir. Bu madde aynı zamanda kötü ağız kokusuna neden olan bakterileri de ağızdan uzaklaştırmaya yardımcı olur.

4. Kivi; Vitamin C eksikliği dişetlerinizi hassaslaştırabilir, bakterilere karşı daha dirençsizleştirebilir. Bu durumda da periodontal rahatsızlığa yakalanabilirsiniz. Bu durumla karşılamamak için yeterince C vitamini almalısınız ve bunun içinde kiviyi seçebilirsiniz çünkü kivi diğer meyvelere göre daha fazla vitamin C içerir

5. Yoğurt; Kalsiyum açısından zengin olan yoğurdun dişlere olan faydaları saymakla bitmez. Kalsiyum periodontal rahatsızlığı olan kişilerdeki diş kökleri iltihaplı cep sayısını azaltır. Kalsiyum, periodontal rahatsızlık dolayısıyla oluşmuş sallantılı ve gevşek dişleri iyileştirmede yardımcı olur. Kalsiyum, diş kayıplarını önlemeye yardım eder. Eğer sizde diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan yiyecekleri tercih edin.

6. Maydanoz; Ağız kokusuna neden olan yiyecekleri tükettikten sonra biraz maydanoz çiğnemek hoş bir ağız kokusuna sahip olmanıza yardımcı olacaktır. Bu sayede ise kötü ağız kokusu maydanoz sayesinde hoş bir kokuya dönüşür.

7. Çilek; Çilek dişlere ve dişetlerine iyi gelir. Aynı zamanda diş taşlarından doğal yöntemle kurtulmanın formülünü taşımaktadır. İçinde bulunan çeşitli asitler diş diplerinde biriken taşları eritir. Diş taşlarının oluşumunu engeller.

8. Kuru Yemişler, Kuru yemişler ve çekirdekler dişi kaplayarak bakterilere karşı koruyucu bir tabaka oluşturan doğal yağlar içerirler. Bu yağlar diş minesinin güçlenmesine yardımcı olarak çürümelere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar ve çekirdekleri de kalsiyum içerir.

9. Elma; Elmanın kabukla yenilmesinin bir yandan dişlerin kuvvetlenmesini sağlarken bir yandan da içerisindeki maddelerle dişleri temizlediğini aktaran Kazandı, "Elma, havuç gibi meyveleri ısırarak yenilmesini tavsiye ederim” diye ekledi

10. Balık; Balığın içeriğindeki fosfor, kemik ve diş dokusunun teme maddelerinden bir tanesidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor bulunmaktadır. Dolayısıyla daha sağlıklı dişler için haftada bir kez balık tüketilmelidir. haber7

Ananas ve biberiye, selülit oluşumunu önlüyor

31 Temmuz 2008 HRS–Ankara Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Diyetisyen Lale Sağlık, bazı besin maddelerinin selüliti engellediğini belirterek “Özellikle ananas, biberiye ile A,C ve E vitaminlerini bunlar arasında sayabiliriz” dedi. HRS–Ankara Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Diyetisyen Lale Sağlık, ANKA’ya yaptığı açıklamada, Ananas ve biberiye gibi besinlerin selülit oluşumunu engellediğini bildirdi. Sağlık, taze ananasta bulunan bromelin enziminin protein ayrıştırıcı ve sindirimine yardımcı bir enzim olduğunu söyleyerek “Kükürtlü bileşikleri de içeren bromelin enzimi sadece protein sindirimine yardımcı olmakla kalmaz, şişkinliğin ve ödemin atılmasına da katkıda bulunur. Böylece selülit oluşumunu engellemeye yardımcıdır” dedi. Diyetisyen Sağlık, biberiyenin ise, kan dolaşımını hızlandırıcı etkisi sayesinde selülit oluşumunu engellediğini ifade ederek şunları söyledi:
“1-2 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış biberiyeyi 1 bardak kaynar suyla 10 dakika kadar demleyip gün içerisinde2-3 bardak şeklinde tüketebilirsiniz. Ayrıca yapılan araştırmalar selülit oluşumunu azaltmada antioksidan öğeler olan A, C vitaminleri ve çinkonun etkili olduğunu göstermektedir”

-HAMİLELİKTEKİ HORMANAL DEĞİŞİM SELÜLİT ÜZERİNDE ETKİLİ-
Diyetisyen Lale Sağlık, selülit, özellikle kadınlarda görüldüğünü belirterek “Selülit, derinin altındaki yağ dokusunun bağ dokular arasında sıkışması sonucunda, kan ve lenfatik dolaşım bozukluğu ile birlikte derinin üst kısmında çöküntülerin ve portakal kabuğu görünümünün oluştuğu tablodur” dedi. Selüliti oluşturan risk faktörlerine ilişkin de bilgi veren Diyetisyen Sağlık, özellikle ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi dönemlerde oluşan hormonal değişimin de selülit oluşumunda etkili olduğunu söyleyerek “Östrojen hormonunun selülit oluşumunu tetiklediği görülmüştür, bu nedenle de kadınlarda selülit oluşumu erkeklere göre çok daha fazladır” diye konuştu. Diyetisyen Lale Sağlık selüliti oluşturan diğer faktörleri ise şöyle sıraladı:
“Kişinin genetik yapısı ve metabolizma hızı, dolaşım sistemi ve sindirim sisteminde yaşadığı sorunlar, alınan doğum kontrol hapı ve hormonal ilaçlar, Dengesiz beslenme; yağ, şeker ve tuz oranı yüksek besinleri sürekli olarak tüketme eğilimi, yetersiz fiziksel aktivite ve sedanter bir yaşam, stres, sigara ve alkol kullanımı, çok dar pantolon ve diz altı çorap giymek, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturuyor olmak, kan ve lenfatik dolaşım sistemini olumsuz etkileyerek selülit oluşumunu tetiklemektedir."

-BOL SU VE SPOR-
Selülitin daha çok kalça, basen, diz ve bileğin iç kısımları, baldırların arkası ve üst bacak bölgesinde yoğunlaştığını ifade eden Diyetisyen Lale Sağlık selülite karşı alınması gereken önlemleri ise şöyle sıraladı:
*Yeterli ve dengeli beslenmeye ve öğün atlamamaya özen gösteriniz.
*Günlük 2,5-3 litre kadar sıvı almaya özen gösteriniz. Alacağınız bol su, hücre ve dokularınızı besleyerek toksinleri vücudunuzdan hızla atmanıza yardımcı olacak, böylece selülit oluşumunu da önleyecektir.
*Rafine şekerler, hayvansal yağlar ve fast food yiyeceklerden tamamen uzak durarak günlük tuz tüketiminizi de sınırlandırınız.
*Damarlarınızın en büyük düşmanı olan alkol ve sigarayı hayatınızdan çıkarınız.
*Güvenilir miktarların üzerinde (300 mg/gün) kafein alımından uzak durunuz.
*Daha hareketli bir yaşam daha az selülit demektir. Bu nedenle haftanızın 3-4 gününü 30-60’ar dakika sürecek olan yürüyüş, yüzme, yoga, pilates, jimnastik gibi sporlara ayırmaya çalışınız. Böylelikle kan dolaşımınızı artırarak selülit oluşumunu önleyebilirsiniz.
*Yemeklerinizde kullandığınız yağ miktarını azaltmaya çalışınız. Yemeklerinizi kızartma, kavurma gibi işlemlerle değil, haşlama, ızgara ya da buğulama tarzında pişirme yöntemleriyle pişiriniz.
*Çok sık kilo alıp vermekten kaçınınız.
*Posa içeriği zengin sebze, meyve ve kuru baklagillerle tam tahıl ürünlerine beslenmenizde daha fazla yer ayırınız. netgazete

Zencefil, bulantı, grip ve baş ağrısına bire bir
04 Mayıs 2008
Zencefilin, mide kaynaklı sindirim sorunlarının, seyahatte, hamilelik döneminde ve kemoterapi nedeniyle oluşan mide bulantısı ve kusma şikayetlerinin önlenmesi ve tedavisi amacıyla kullanıldığı bildirildi. Amerikan Diyetetik Derneği'nin Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi Diyetisyen Selahattin Dönmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, zencefilin yeşil, mor çiçekleri bulunan, Asya, Hindistan ve Arabistan'da tedavi amaçlı kullanılan aromatik yağ açısından zengin, tropikal bir kök bitkisi olduğunu söyledi. Eski zamanlarda zencefilin eklem iltihabı, kolit ağrıları, ishal ve kalple ilgili hastalıkların tedavisinde kullanıldığını ifade eden Dönmez, şöyle dedi: "Zencefil, uzun yıllardır yemeklerimizi lezzetlendiren önemli bir baharat olarak tüketilmektedir. Zencefil, soğuk algınlığı, grip, nezle gibi hastalıkların belirtilerini, baş ağrılarını ve regl dönemi ağrılarını azaltmak için tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır." Dönmez, taze zencefilin B6 vitamini, C vitamini, kalsiyum, demir, magnezyum, fosfor, potasyum, manganez ve lif açısından yüksek besin değerlerine sahip olduğuna belirterek, şöyle konuştu: "Günümüzde zencefil kökleri, yaygın olarak mide kaynaklı sindirim problemlerinin tedavi edilmesinde kullanılır. Seyahat sırasında gelişen, hamilelik döneminde ve kanser kemoterapisi nedeniyle oluşan mide bulantısı ve kusma şikayetlerinin önlenmesi ve tedavisi amaçlı kullanımı önerilmektedir. Zencefil, kalp hastalıkları, kanser gibi önemli hastalıklarda da kullanılmaktadır." Dönmez, 80 denizci üzerinde yapılan araştırmada, zencefil tozu kullanan kişilerin kusma ve soğuk terleme şikayetlerinde azalma olduğunun belirlendiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Piyasada reçeteli veya reçetesiz olarak satılan bulantı azaltıcı ilaçlar, uyuşukluk ve ağız kuruluğu gibi istenmeyen şikayetlere neden olabilir. Buna karşılık, yolculuk sırasında gelişen mide bulantısı ve kusma şikayetlerinin azaltılması için kök veya toz halde zencefil tüketiminin ilaç tedavisine alternatif olarak kullanılabileceği düşünülmektedir." Zencefilin 2 yaşın altındaki çocuklara verilmemesi gerektiğini vurgulayan Dönmez, 2 yaşın üstündeki çocuklarda ise baş ağrısı, mide bulantısı ve sindirim sistemi kramplarının tedavi edilmesi için kullanılabileceğini belirtti. Yetişkinlerde ise zencefil tüketiminin günlük 4 gramı geçmemesi gerektiğini ifade eden Dönmez, zencefilin aşırı dozda tüketilmesi halinde göğüste hafif yanma hissedilebileceğini kaydetti.
netgazete

Hepatit B'yi vücuda uğratmayan gıda: Sirke

Sebzeleri bu yöntemle tüketin 'Hepatit B' size uğramasın...Çiğ yenen sebze ve meyveler, sirke katılmış su içerisinde 10 dakika bekletildiğinde hepatit ve bağırsak enfeksiyonlarına neden olan bakteriler bertaraf edilebiliyor.
27 Mayıs 2008
Yazı boyutunu büyütmek için
Sirkenin sebze ve meyve üzerinde kalan kimyasal ilaçlarında temizlenmesine yardımcı olduğunu dile getiren Doç. Dr. Omca Demirkol, şunları söyledi, "Çiğ olarak tüketilen örneğin; marul, maydanoz, domates ve salatık türü sebzeleri mutlaka belirli bir süre sirkeli suda bekletilmesi sağlık açısından çok önemli. Bu yolla hasta yapabilecek birçok mikroorganizmayı yok edebilirsiniz. Meyveleri de sirkeli suda yıkayabilirsiniz. Aldığınız sebze kanalizasyon karışmış bir suyla sulanmış veya toprağına kanalizasyon suyu karışmışsa o sebzenin üstünde hastalıklara neden olabilecek bakteriler bulunabilir. Normal suyla yıkamayla zararlı mikroorganizmaları temizleyemezsiniz. Mutfakta kullanılan et kesme tahtalarının üzerinde de hastalığa neden olan mikroorganizmalar var. Tüm bunların bertarafı için sirke yeterli. Sirkenin içinde asetik asit var. Asit iyi bir dezenfektandır.” Bugün

CİLT VE VÜCUT DOSTU YİYECEKLER
29 Nisan 2008
Doğru beslenin cildinizi kışıklıklardan kurtarın
Dr. Mehmet Öz, yiyecekler ile kırışıklıkların ilişkisini anlattı. Öz, “Yapılan çalışmalar ışığında biliyoruz ki, yedikleriniz ve içtikleriniz cildinizin sağlığı üzerinde büyük etki yapıyor. Önerilerimizi dikkate alırsanız kırışıklıklar kaybolmayacak ancak daha genç görüneceksiniz..." dedi. İşte o öneriler...

Vücudun en dış katmanı ve en büyük organı olan cildimiz çevresel faktörlerden de çok etkileniyor. Dr. Mehmet Öz, "Beslenme stiliniz, cildinizdeki bütün kırışıklıkları silmeyecek cilt yaşlanmasına dur demeyecek ancak görünüşünüzde büyük farklılıklar yaratıp çok daha iyi hissetmenize neden olacak. Doğru bir beslenme sayesinde olmak istediğiniz yaşta hissedeceksiniz" uyarısını yaptı.

Kırışıklıklar yaşlanmanın vazgeçilmez bir parçası olabilir, fakat bu onlarla hiçbir savaşa giremeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Cildinizi güneşin ultraviyole radyasyon ışınlarından korumak yapabileceğiniz en güçlü adım. Birçok cilt hastalığına karşı tam ve kesin tedavi yöntemi olduğunu kesinlikle söyleyemesek de sağlıklı ve besleyici yiyecek içecekler ile cildinize çok büyük bir koruma sağlarsınız.

CİLDİNİZİ KORUYUN

Güneş ışıklarına çok fazla maruz kalmayın.

Cildinizi her gün düzenli olarak temizleyin ve nemlendiriciler kullanın.

Güneş yağı sürün, şapka ve güneş gözlüğü takın.

YİYECEKLERİN GÜCÜ

Araştırmacılar beslenme düzeninizin cilt yaşlanmasına etkileri üzerinde çalışmalara devam etmektedir. Son zamanlarda yapılan bir araştırma neticesinde, sebze, özellikle fasulye türü bitkiler, zeytinyağı, fındık ve besin değerli açısından zengin ekmekler tüketenlerin; kırmızı et, tereyağ ve şekerli yiyecekler tüketenlere oranla çok daha az kırışıklıklara sahip olduğunu belirledi. Uzmanlar A, C ve E vitaminleri ve çinko, selenyum gibi minerallerin cilt hücreleri tarafından üretilen potansiyel zarar verici serbest radikallerin sayısının artmasına engel olduğu hakkında ciddi şüphe duymaktalar. Bu antioksidan vitaminlerin cildin yaşlanmasına neden olan UV ışınlarına karşı koruduğu da bazı çalışmalar ışığında ortaya konmuş.

SAĞLIKLI CİLT RENGİNİN SIRRI

Başka bir çalışmada ise, karotenoid pigmentlerinden tüketen açık tenli kişilerin UV ışınlarına karşı ciltte oluşabilecek tahriş ve zararlara karşı daha çok koruma sağladıkları bilinmektedir ve böylece sağlıklı bir cilt rengini muhafaza edebilirler.

KAYISI, HAVUÇ, PATATES

Karotenoid açısından zengin yiyecekler yemek istiyorsanız size birkaç seçenek sunabiliriz. Karotenoidin bolca bulunduğu yiyecekler kayısı, havuç, tatlı patates, ıspanak, kantalup kavunu ve parlak yeşil, portakal rengine ve sarısı renge sahip diğer meyve ve sebzelerdir. Multivitamin katkıları cildinize yaşlanmaya karşı korunma konusunda yardımcı olurlar. Ek olarak günde 4-5 adet meyve veya sebze tüketmek, botanik antioksidanlar tüketmek ile aynı anlama geldiğinden cildinizi ultraviyole radyasyona karşı korumak ile aynı anlama gelmektedir.

CiLT VE VÜCUT DOSTU YiYECEKLER

Yiyecekler Vitamin İçerikleri:

Sebzeler

Meyveler

Diğer Yiyecekler

Ispanak, yaprak marul, havuç, tatlı patates Vitamin A (karotenoid)

Domates, dolmalık biber Vitamin C

Papaya, mango, kantalop kavunu Vitamin A (karotenoidler)

Portakal, üzüm Vitamin C

Yüksek besin değerli ekmekler Vitamins B, D, çinko, selenyum

Fındık, ayçiçeği çekirdeği Vitamin E, çinko

Somon, ton balığı Vitamin D, E, kalsiyum, omega-3 yağları, selenyum, protein

Sebze yağı Vitamins D, E

Düşük yağlı süt, Vitamin A (retinol), kalsiyum, çinko, selenyum

Yumurta Vitaminler A (retinol), E, B, çinko t Baklagiller Vitamin B, çinko

GENÇLiK SUYU

Suya hasret kalan bir bitkinin yetişmesini düşünün. Gittikçe kuruyup güçsüzleşecektir. Bitkiyi sulamak onu geri getirebilir fakat hasar görmüş yaprakları görülecektir. Su, insanlarda aynı mantıkla işlev görmektedir. Su içerek cildinizi dış etkenlere karşı nemlendirmiş olursunuz, esnekliğini korumuş kurumasını ve zarar görmesini engellemiş olursunuz. Harcadığınız enerji ve susuzluğunuza göre düzen yapıp yeterli su içmelisiniz. Alkollü içecekler, kafeinli içecekler arasındaki kahve, çay ve birçok gazlı içeceği su olarak saymamalısınız. Çünkü onların idrar söktürücü özellikleri vardır ve aldığınız tüm suyu kısa sürede vücuttan atıp tüketmeye neden olabilirler. Egzersiz yapmak ve düşük nemli ortamlarda uzun süre bulunmak da vücudunuzun su dengesini bozabilir. Bu faktörlerin her birini dikkate alıp onlara göre ekstra su içmelisiniz. bugün

Kansere Karşı Vitamin Deposu
23 Nisan 2008 12:22Kivi, astım ve öksürük tedavisinin yanında kansere karşı da önemli bir koruyucu.

20. yüzyılın başına kadar Çin'in dışında pek bilinmeyen, 1930'lu yıllardan itibaren Yeni Zelanda, 1970'li yıllardan itibaren dünyanın farklı bölgelerinde kültürel olarak yetiştirilmeye başlanan kivi meyvesinin kanser önleyici etkisi olduğu belirtildi.

Ordu Tarım İl Müdürlüğü Gıda Kontrol Şubesi Ziraat Mühendisi Havva Akpınar, Türkiye'de Karadeniz ve Marmara'da yetiştirilen kivinin C vitamini açısından portakaldan 4 misli, elmadan 40-50 misli daha zengin olduğunu belirtti. Kivinin sağlık meyvesi olarak adlandırıldığına dikkat çeken Akpınar, "Kivi Çin'de astım ve öksürük tedavisinde de kullanılmaktadır. Özellikle içerdiği petkin sayesinde vücudu toksinlerden arındırır, zararlı kolesterolü düşürür ve faydalı kolesterolü yükseltir" dedi.

Kivinin kanseri önleyici etkisine değinen Akpınar, Çin'de yapılan analizlerde meyve suyunda bulunan bazı maddelerin kansere neden olan maddelerin oluşumunu engellediğinin ortaya çıktığını belirterek, "Kivi, kanserle savaşın en etkin maddelerinden biridir. Kılcal damar yapısını güçlendirir. Kivi, C vitamini zenginliği yanında A, B1, B2, PP vitaminleri, proteinler, kalsiyum, fosfor, demir gibi mineral madde içerikleriyle önemli bir besin kaynağıdır" diye konuştu. aktifhaber

KOLESTROLÜN İLACI YER FISTIĞI!
20 Mart 2008
Besin değeri yüksek yer fıstığı, kolestrolü düşürüyor.
Potasyum ve B1 vitamini içeriğiyle yüksek besin değeri bulunan yer fıstığı, kolestrolü düşürüyor ve kan şekeri düzeyini kontrol altında tutuyor. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halis Arıoğlu, yer fıstığının, içerdiği yağ, protein, karbonhidrat, vitaminler ve madensel maddeler ile değerli bir besin kaynağı olduğunu söyledi.

BİTKİSEL YAĞDAN İYİ

Yer fıstığı yağının doymamış yağ asitleri bakımından oldukça zengin olduğunu belirten Arıoğlu, yer fıstığı yağının, tat ve dayanıklılık özellikleri bakımından pek çok bitkisel yağdan, daha üstün olduğunu, bu nedenle yer fıstığı yağı çok fazla tüketildiğini kaydetti.

YEMEKLERDE KULLANIN

Yer fıstığı yağının sıvı olarak kızartmalarda, sıvı veya margarin olarak yemeklerde, pastacılık ile biyodizel üretiminde kullanıldığını anlatan Arıoğlu, ayrıca, bisküvi, şekerleme, çikolatalı ürünler, fıstık katkılı dondurma, fıstık ezmesi yapılarak kullanıldığını da sözlerine ekledi. bugün

Nar Suyu Viagra Gibi
01 Aralık 2007 08:30

Yapılan bir araştırmaya göre günde bir bardak nar suyu içmek, erkeklerde cinsel gücü artırıyor.
Araştırmaya katılan ve ereksiyon sorunu çeken 21-70 yaş arasındaki 100 erkeğe akşam yemeğinde bir su bardağı nar suyu içirildi. Yarısından fazlasının ereksiyon problemi sona erdi. Araştırmacılara göre narın içindeki antioksidanlar, damar çeperlerini açıyor ve kanın cinsel organa ulaşmasına yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra her gün en az bir bardak nar suyu içen erkeklerin cinsel hayatı da uzuyor.

Ayrıca nar suyu kalp krizi ve prostat kanseri riskini de büyük oranda azaltıyor ve tümörlerin çoğalmasını da yavaşlatıyor. Araştırmayı yürüten doktor Robert Forest, “Bu sonuçlar oldukça şaşırtıcı . Nar suyunda çok büyük bir potansiyel var” dedi. aktifhaber

Gribe karşı sarımsak, kansere karşı ...

Mısır'da, 7 bin yıl önce piramitlerin yapımında çalışanlara sağlıklarını korumak için verildiği bilinen sarmısağın, özellikle nezle, grip, boğaz ağrısı ve burun iltihabına iyi geldiği, zencefilin ise kansere karşı koruyucu etkisinin bulunduğu bildirildi.
14 Mart 2009
Mısır'da, 7 bin yıl önce piramitlerin yapımında çalışanlara sağlıklarını korumak için verildiği bilinen sarmısağın, özellikle nezle, grip, boğaz ağrısı ve burun iltihabına iyi geldiği, zencefilin ise kansere karşı koruyucu etkisinin bulunduğu bildirildi.

Uludağ Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mihriban Korukluoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda antimikrobiyal özellikler taşıyan baharat ve tıbbi bitkilerin üretimlerinin arttığını söyledi.

Dünya üzerinde 750 bin ile 1 milyon arasında bitki türünün bulunduğunun tahmin edildiğini belirten Korukluoğlu, ''Bunlardan yaklaşık 10 bini gıda olarak kullanılırken, 13 bininin ise tıbbi tedaviye destek amaçlı kullanıldığı düşünülmektedir'' dedi.

Bitkilerden ekstreler hazırlanarak ilaç olarak kullanılmasının Çin'de M.Ö 2700 yıllarına kadar uzandığını belirten Korukluoğlu, Anadolu halkının yabani bitkileri ilaç olarak kullanışının ise Hititler'e kadar dayandığını anlattı.

Son 10 yılda tedavi amaçlı bitki satışlarındaki artışın fazla olduğunu dile getiren Korukluoğlu, sadece ABD'de bitkisel ürünlerin satışının 15 milyar dolara yaklaştığını bildirdi.

Türkiye'de halen tedavi amaçlı kullanılan 1500'ün üzerinde bitki olduğunu ifade eden Korukluoğlu, şu bilgileri verdi:

''Sarmısağın antimikrobiyal özelliği eskiden bu yana bilinmektedir. 7 bin yıl önce Mısır piramitlerinin yapımında çalışanların sağlıklarını korumaları için her gün sarımsak verildiği bilinmektedir. Orta çağda salgın hastalıklardan korunma amacıyla kullanılan sarmısağın, ezilerek 2. Dünya Savaşı'nda Rus askerlerinin yaralarına konması bu ürünün tarihi hakkında önemli bilgiler vermektedir. Antimikrobiyal, antiviral ve antiparazit etkisi bulunan sarmısağın, nezle, grip, boğaz ağrısı ve burun iltihabına iyi geldiği bilinmektedir.''

Özellikle kekiğin halk arasında çoklukla etli yemeklerde lezzet verici olarak kullanıldığını belirten Mihriban Korukluoğlu, bu ürünün gıda bozucu mikroorganizmalara karşı da güçlü bir katkı maddesi olduğunu söyledi.

Adaçayı ve karanfilin özellikle boğaz ağrısına neden olan virüsler ile enfeksiyonların ve ağız içindeki zararlı mikroorganizmaların gelişmesinin engellenmesinde yararlanılan çok önemli iki baharat olduğunu anlatan Korukluoğlu, şunları kaydetti:

''Zencefilin ise antibakteriyel, antioksidatif, antiviral ve antitümör etkisi bulunuyor. Antitümör etkisi kansere karşı koruyuculuğunu gösteriyor. Antiviral ise virüs kaynaklı hastalıklara karşı iyi geldiğini ortaya koyuyor. Ancak baharat ve tıbbi bitkilerin etki mekanizmaları birbirinden farklıdır. Özellikle herhangi bir ilaçla olası olumsuz etkileşimin olmaması için dikkatli ve kontrollü kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.'' haber7

Çayla Güzelleşin
20 Temmuz 2009
ABD'li uzmanlar çayın, rengiyle göze, kokusuyla burna, şekerini karıştırırken kulağa, sıcaklığıyla tene, tadıyla dile iyi geldiğini söyledi.
Çayın faydaları ve zararları üzerine açıklamalarda bulunan ABD'li uzmanlar çayın, rengiyle göze, kokusuyla burna, şekerini karıştırırken kulağa, sıcaklığıyla tene, tadıyla dile iyi geldiğini söyledi.

Saça, cilde. kokuya iyi geliyor

Saçı şampuanla yıkadıktan sonra, son su olarak bir çaydanlık ılık çayla durulayın.

Ayağınız kokuyorsa, ılık çay dolu bir leğene ayaklarınızı daldırın ve her akşam yatmadan önce 10 dakika tutun. 10 günde koku diye bir şey kalmayacaktır.

Cildiniz yağlıysa banyodan çıkmadan bir çaydanlık çay ile teninizi ovuşturun. Uzmanlar, ''Şişmanlar, kalp, sinir, mide ve karaciğer hastaları, böbreklerinde kum veya taş olanlar, yüksek tansiyondan yakınanlar, mümkün olduğu kadar az çay içmeliler" uyarısında bulundu.

Çay tükeminin kalp kriziyle ilişkisi

Çay içenler ile çay içmeyenler arasında, kalp krizi sonrası ölüm oranları da araştırıldı. Çay tüketimi fazla olanlarda, çay tüketmeyenlere oranla yüzde 44 daha az kalp krizi nedenli ölüm görülüyor.
aktifhaber

Ferahlatan Sağlık Kaynağı: Meyan Kökü
20 Temmuz 2009
Kolanın ham maddesi olan meyan kökünü bakın ne kadar faydası var...

Kolanın ham maddesi olan meyan kökünün ve bu bitkiden yapılan çayın göğsü yumuşatıcı, balgam söktürücü ve öksürük kesici etkisi bulunduğu, ülser ve kabızlığa iyi geldiği, böbrekleri çalıştırdığı için kum ve taş atımını hızlandırdığı bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi diyetisyeni Özgen Arı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, meyan kökü çayının, yaz ayının gelmesiyle ferahlatıcı ve susuzluğu giderici etkisiyle başta Çukurova olmak üzere sıcak bölgelerde bol miktarda tüketilmeye başlandığını belirtti.

Meyan kökünün pek çok rahatsızlığa iyi gelen yararlı bir bitki olduğunu kaydeden Arı, ''Özellikle içerisindeki ilaçların ham maddeleri de olan saponin ve gliserizin sayesinde göğüs hastalıklarında göğsü yumuşatıcı balgam söktürücü etki gösteriyor. Ayrıca, bronşit, nezle ve grip gibi solunum yolu hastalıklarında ve boğaz ağrılarında rahatlatıcı olarak tavsiye ediliyor'' dedi.

Arı, meyanın sindirim sistemine de yararlı olduğunu belirterek, ''Meyan çayı, kabızlığa iyi geliyor, bazı kişilerde ise mide yanması, gastrit ve ülserin önlenmesinde etkili oluyor. Meyan kökünün spazm çözücü etkisi de biliniyor. Ayrıca, böbrekleri çalıştırdığı için böbrek taşlarını ve kumunu düşürücü etkisi olduğu belirtiliyor. Ancak bu konulara netlik kazandıracak kapsamlı bilimsel araştırma bulunmuyor'' diye konuştu.

Kolanın ham maddesi olan meyan kökünün fazla miktarda tüketilmesi halinde tiryakilik yapabileceğini belirten Arı, ''Ayrıca, meyan kökünün tansiyon düşürücü etkisi olduğundan tansiyon ve kalp hastaları dikkatli olmalı. Ayrıca, bu bitkinin bazı ilaçlarla etkileşimi var. Örneğin, kanı sulandırdığı için kan pıhtılaşmasını önleyen ilaçların etkisin artırabiliyor'' dedi.

-ÇUKUROVA'DA RAĞBET GÖRÜYOR-

Adana'da yaklaşık 15 yıldır seyyar meyan kökü şerbeti satıcılığı yapan Veysel Bilmez ise soğuk olarak servis edilen şerbetin Çukurova'nın bunaltıcı sıcağından etkilenen vatandaşlar tarafından tercih edildiğini kaydetti.

Meyan kökü şerbetinin Adana'da ''aşlama'' ya da ''haşlama'' olarak da bilindiğini kaydeden Bilmez, ''Meyan kökü şerbeti, ferahlatmasının yanında sağlığa da faydalı olduğu için çok rağbet görüyor. Meyan şerbetinin yapımını 40 yıllık ustamdan öğrendim. Acı olduğu için ilk kez içenler zorlanabiliyor. Ancak, aşlama, diğer içecekler gibi yudum yudum değil bir defada içilmeli. O zaman kişiye verdiği ferahlatıcı etki daha iyi hissedilecektir. Aşlamaya bir alışan bir daha bırakmıyor'' dedi.

Çerçi Ferit Bakır ise yaz aylarının gelmesiyle meyan kökü satışlarının arttığını ifade ederek, ''Evde çayını yapıp şifa bulmak isteyenler ham haldeki meyan bitkisine ilgi gösteriyor. Çayının yapılması için tülbente sarılan yaklaşık 300 gram meyan kökünün 2 litrelik oda sıcaklığındaki suda 1 saat bekletilmesi gerekiyor'' diye konuştu.
aktiifhaber

Kepekli ekmek, erkekte hipertansiyonu düşürüyor
00:30 - Harvard Üniversitesi tarafından 30 binden fazla erkek üzerinde yapılan bir araştırmada, tam taneli veya kepekli hububat ürünü tüketiminin erkeklerde hipertansiyonu yüzde 19 oranında azalttığı anlaşıldı. Prof. Dr. M. Hikmet Boyacıoğlu, tam tane hububatın doymamış yağ asidi açısından zengin olduğunu dile getirerek, "Kalp ve damar sertliği için faydalı bölümü hububatın özünde bulunuyor. Özdeki doymamış yağ asidi insan sağlığı açısından büyük önem taşıyor" dedi. 29.07.2009 BURSA
netgazete

08 Ocak 2010
Sarımsak Hangi Hastalıklardan Koruyor
Mide, bağırsak, prostat, gırtlak ve meme kanserine iyi geliyor.
Çiğ ya da pişirilmiş sarımsak tüketenlerde, mide, bağırsak, prostat, gırtlak ve meme kanserinin daha az görüldüğü bildirildi.

Amerikan Diyetetik Derneğinin Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi Diyetisyen Selahattin Dönmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sarımsağın yapısında bol miktarda su, şeker içeren karbonhidratlar, kükürt bileşikleri, protein, lif ve serbest amino asitler bulunduğunu belirtti.

Sarımsağın ayrıca yüksek miktarda fosfor, potasyum, kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir, manganez ve B kompleks vitaminlerini içerdiğini belirten Dönmez, ''Uygarlık tarihi boyunca sarımsağın tıp alanında özellikleri değerlendirilmiş ve birçok hastalığın tedavisi amacıyla kullanılmıştır'' dedi.

Dönmez, sarımsağın bugün de atardamarları etkileyen hastalıklar, kanser, bağışıklık sistemi bozuklukları ve ağrılı eklem hastalıkları gibi birçok kronik hastalığın önlenmesi ve tedavisi amacıyla kullanıldığına işaret ederek, şunları söyledi:

''Sarımsağın en önemli biyokimyasal özelliklerinden biri, vücuttaki zehirli toksik maddeleri atmaya yardımcı olma (antioksidan) potansiyelidir. Sarımsağın bu özelliğinin, içinde bulunan organik kükürt bileşiklerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Çiğ sarımsakta da antioksidan potansiyel vardır, ancak yüksek dozları kalp, karaciğer ve böbreğe toksik etkiler gösterebilmektedir.''

-KANSERE ETKİSİ-

Diyetisyen Dönmez, sarımsağın, organizmada birçok işlevi olduğu gösterilen, insan vücudunda doğal olarak üretilen nitrik oksiti artırıcı etkisi olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

''Bu mekanizmalar sarımsağın damar sertliği ve hipertansiyon tedavisi ile koruyucu önlem rollerini açıklamaktadır. Sarımsağın çeşitli mekanizmalarla kanser yapıcı etkenleri engelleyebileceği, bağışıklık sisteminin baskılanmasını önleyerek de kansere karşı yararlı olabileceği bilinmektedir. Sarımsak yıllardır kardiyovasküler hastalıkların tedavisi için kullanılmaktadır.''

Sarımsakta çok sayıda değişik insan bağışıklık sistemini güçlendiren ve hatta dengeli bir beslenmeyle alındığı takdirde çeşitli kanser risklerini azalttığı bilinen kimyevi madde (fitokimyasal) bileşiklerinin bulunduğunu belirten Dönmez, şunları kaydetti:

''Sarımsağın özellikle antioksidan özellikleri kükürt bileşiklerinden başka içerdiği, özellikle meyve ve sebzelerde yaygın olarak bulunan renk maddelerinin bazılarından kaynaklanmaktadır. Bu maddelerin diyetle alımı, koroner arter hastalığı ölüm riski ile ters yönde ilişkili bulunmuştur. Çalışmalar sarımsak tüketiminin artırılmasının, kanser görülme sıklığıyla yakın ilişkili olduğunu göstermiştir. Yapılan çalışmalar, çiğ ya da pişirilmiş sarımsak tüketimi ile mide, bağırsak, prostat, gırtlak ve meme kanseri arasında ters ilişki olduğu sonucunu göstermektedir.

Yapılan bilimsel çalışmalar ışığında, sarımsağın diyetle tüketiminin özendirilmesi ve önerilmesi, kanser ve kalp damar sistemi rahatsızlıkları gibi kronik hastalıklardan korunmada yararlı olacaktır. Sağlıklı beslenme programında tüm sebzeler ve meyveler gibi sarımsağın da yeri önemlidir. Her birey sarımsak tüketimine dikkat ederek, mutlaka bu ürünü beslenme alışkanlıkları içerisine yerleştirmelidir.''
aktifhaber

Çikolata, felç riskini azaltabilir

13 Şubat 2010 Çikolatanın felç geçirmeyi önlemede yardımcı olabileceği bildirildi.
Telegraph gazetesindeki habere göre, yaklaşık 50 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada düzenli çikolata yiyenlerde felç geçirme riskinin yemeyenlere oranla yüzde 22 daha az olduğu belirlendi.
Riski azaltmak için haftada bir paket çikolata yemenin yeterli olduğu kaydedildi.
1169 kişi arasında yapılan bir başka araştırmada da, felç geçirdikten sonra haftada 50 gram çikolata tüketmeye başlayanlarda bu hastalıktan ölme riskinin yüzde 46 azaldığı belirlendi.
Çikolatanın bu faydasının sağlıklı bir anti-oksidan olan flavanoidler bakımından zengin olmasından kaynaklanıyor olabileceği belirtildi.
netgazete

Mutfağını maviye boyat, zayıfla
Mavinin doğal bir iştah kapatıcı renk olduğunu belirten uzmanlar, "Zayıf olup kilo almak isteyenlerin mavi renkten uzak durmaları gerekir. Kilo problemi olanların ise evlerini, mutfaklarını maviye boyamaları, onların zayıflamalarına sebep olabilir" dedi. 13.02.2010 ERZURUM netgazete

04 Mart 2010
Diyabette Doğal Tedavi
Uzmanlardan diyabetli hastalara doğal tedavi yöntemleri...

Diyabet, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya insülinin etkisine dokularda direnç olması sonucu kandaki şeker miktarının yükselmesi ile ortaya çıkan bir hastalık.

Çok sık rastlanılan bu hastalığın önüne geçmek ya da hastalığı kontrol altında tutmak da sağlıklı ve doğal besinler tüketerek mümkün olabiliyor.

Uzmanlar, diyabetlilerin süt veya yoğurdun içine yulaf ezmesi koyarak ya da günde bir çay kaşığı tarçın tüketerek kan şekerini yüzde 10-29 arasında düşürebileceğini söylüyor.

Yani doğru besin tercihi diyabetin, ilaç kullanmadan önüne geçilmesine yardımcı oluyor. Ayrıca üzüm çekirdeği, yeşil çay, tarçın, kuru baklagiller gibi besinler de, diyabete bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkları önlüyor ya da hastalığın kontrol altında tutulmasını sağlıyor.

Diyabet hastalarının öğünleri hemen her gün aynı saatlerde olmalı.

Kan şekeri kontrolü için öğün saatleri günler içinde tutarlılık göstermeli.

Kişiler şeker içeren yiyecek ve içeceklerden sakınmalı, bunların yerine sebze, meyve, süt, yoğurt, kuru baklagiller, yulaf ve kepekli ekmek tüketmeli.

Diyabet hastaları sofralarında sıvı yağa daha çok yer vermeli. Yemek pişirirken sıvı yağ kullanmalı.

Öte yandan Sağlık Bakanlığı yakında, dünyada ve Türkiye'de gitgide artış gösteren bu hastalıkla mücadele için "Türkiye Diyabet Kontrol Programı''nı hayata geçirecek.
aktifhaber

Zehirsiz mantar her derde deva
17/03/2010
Uzmanlar, mantarın, hem vitamin hem de mineral içeriğiyle yaşlanmayı geciktirdiğini, bey



En son admin tarafından Pzr Hzr 07, 2009 10:51 pm tarihinde değiştirildi, toplam 4 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 834
Konum: Belarus

MesajTarih: Sal Hzr 10, 2008 10:52 pm    Mesaj konusu: Enginar Sindirim Sistemi Dostu Alıntıyla Cevap Gönder

Nar suyu, damar tıkanıklığını yarıya düşürüyor! Cilt - prostat kanserine karşı koruyucu etkisi var
09 Ekim 2008
Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Klinik Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, "Narın en önemli özelliklerinden biri genel damar sağlığını, özellikle de kalbi korumasıdır. Nar, damar tıkanıklıklarını yüzde 44 oranında geriletiyor" dedi.
Prof. Dr. Yılmaz, narın modern tıp literatüründe yer aldığını, alzheimer hastalığı, erkek infertilitesi ve obezite tedavisinde etkili olduğunu belirtti.
İnsanların hasta olunca çare aramaya başladığını, halbuki asıl olanın sağlığı korumak olduğunu ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
"Şükürler olsun ki ülkemiz bize bu imkanı vermektedir. Nar suyu içildikten 48 saat sonra bile vücutta olumlu etkileri devam etmektedir. Kanın antioksidan kapasitesini arttırma gücü, yeşil çaydan 2-3 kat daha fazladır. Nar aynı zamanda antikanserojen bir yiyecektir. Narın potansiyel kullanım alanları kanser, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, diş hastalıkları, erektil disfonksiyon ve özellikle derinin ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerininden korunmasıdır." .
Narın bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok hastalıktan koruduğunu kaydeden Yılmaz, şöyle konuştu:
"İçerdiği bazı maddeler sayesinde kolesterol ve şekeri dengeleyen nar, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin gelişmesini engelliyor. Nar suyunun cilt ve prostat kanserine karşı koruyucu etkisi bulunuyor.
Narın en önemli özelliklerinden biri, genel damar sağlığını, özellikle de kalbi korumasıdır. Nar, damar tıkanıklıklarını yüzde 44 oranında geriletiyor. Narın tansiyon düşürücü etkisini de bulunuyor. 1 bardak nar suyunun; 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eş değer antioksidan madde ihtiva ettiği görülmüştür."
Prof. Dr. Yılmaz, nar suyunun özellikle damar sertliğine karşı güçlü etkisinin olduğunun bilimsel çalışmalarla kanıtlandığını ifade ederek, şunları kaydetti:
"Nar tanelerinden ziyade, bütün meyveden üretilen nar suyunun yeşil çaya nazaran üç kat daha güçlü antioksidan etkiye sahip olduğu biliniyor. Narın kabuğunun ishal kesici ve kurt düşürücü özelliği vardır. Kanlı ishalde kullanılır. Meyve kabuğu ekstresinin güçlü virüs ve mikrop öldürücü özelliği de var. Cilt üzerinde enfeksiyon ve yara iyileştirici etki de gösterir. Meyve kabuğu tanelerinin antioksidan ve antitümör etkileri de biliniyor."
Yılmaz, narın C vitamini, demir ve potasyum bakımından zengin olduğunu sözlerine ekledi.
Nar, eski Yahudi toplumlarında gücün, bereketin, bolluğun ve iyi şansın simgesi olmuş bir meyvedir. Kutsal Roma İmparatoru Maksimilan, kişisel amblem olarak narı seçmiştir. Nar, aynı zamanda İspanya'nın antik kenti Granada'nın isim babasıdır. Nar, İslam tıbbının da önemli bir şifa kaynağı olmuştur. Nar ağacı, uzun yıllar yaşayabilen bir bitki olup Fransa'da 200 yaşından büyük nar ağacı vardır. Narın ana vatanı Himalaya dağları ve kuzey Hindistan'dan İran'a uzanan bölgedir.
netgazete

Ayva'yı yemek için 12 neden var

Ayva'yı yemek deyimi argoda her ne kadar olumsuz anlamda kullanılsa da gerçek hayatta oldukça faydalı bir eylem. Doktor İsmail Ağar, ayva yemek için 12 faydalı neden sayıyor:
29 Kasım 2008

1-Damar sertliğini önler.
2-Karaciğer tembelliğine iyi gelir.
3-Ayva şurubu ishali ve dizenteriyi keser. Mideye ve bağırsaklara kuvvet verir.
4-Tansiyonu düşürür.
5-Safrayı tedavi eder.
6-Bronşite, öksürüğe ve vereme faydalıdır. Çekirdekleri kaynatılıp suyu içilirse göğsü yumuşatır.
7-Çekirdeklerinden yapılan merhem, dudak ve meme çatlaklarında, ekzamalarda kullanılır. Çekirdekleri kaynatılıp suyu içilirse göğsü yumuşatır.
8-Ayvanın yaprağını yakıp kül olmadan söndürüp iyice dövüp göze çekilirse çok faydalıdır.
9-Çiçeği baş ağrısını geçirir, kalbe, beyne iyi gelir.
10-Ayva suyu kabızlığı giderir.
11-Çiçeği bal ile pişirilip emzikli anneye verilirse sütü bollaşır.
12-Yemekten önce yenilirse kabızlık, sonra yenirse ishal yapar.
(Bugün)

Yeşil çay 30 dakikada kritik damarları açıyor
7/4/2008
Yeşil çay kafein ve sıcak suyun yapamadığını yapıyor...
Günde bir bardak yeşil çayın damarları hızla açarak kalp sağlığına önemli katkıda bulunduğu bildirildi. Yapılan yeni bir araştırmaya göre, bir bardak yeşil çay 30 dakika içinde omuzlardan bileklere giden damarları yüzde 4 oranında genişleterek, kanın pıhtılaşma riskini azaltıyor.

Akina Tıp Okulu kardiyoloji bölümünden Dr. Nicholas Aleksopulos ve ekibi, omuzdan bileğe uzanan, vücuttaki kan akışının iyi bir göstergesi olan brakiyal (koldaki) damarların, bazı sıvılar alındığındaki durumunu ultrasonla inceledi.

PIHTILAŞMAYI ÖNLÜYOR

Bir grup sağlıklı deneğe yeşil çay, kafein ve sıcak su verildi. Her bir sıvıyı aldıktan sonra deneklerin brakiyal damarlarının durumuna bakıldı. Araştırmacılar, deneklerin yeşil çay içmelerinden 30 dakika sonra damarların yüzde 4 oranında genişlediğini, kafein ve sıcak suyun bu etkiyi göstermediğini saptadı.
habervaktim

Kanserden korunmanın ilk adresi: Mutfak
12 Ağustos 2008
Mutfağınız sayesinde kanserden yüzsde 60 oranında korunabileceğinizin bilincinde misiniz?
Esra Tüzün'ün haberi
* Ailesinde özellikle meme ve kalın bağırsak kanseri olan kişiler; 20 yaşından önce kanserden koruyucu sebze-meyveleri, vitamin ve mineralleri tüketirse, yüzde 33 ile yüzde 60 arasında korunabilir.

* Mide kanserinden diyetle korunma oranı yüzde 60'a çıkıyor. Her gün brokoli, karnabahar, kıvırcık salata, beyaz lahana, kabak ve domatesin bol bol tüketilmesini tavsiye ediyoruz.

* Kansere sebep olan en önemli faktörlerden biri şişmanlık. Özellikle kalın bağırsak ve meme kanserlerinde büyük risk yaratıyor. Bu yüzden kırmızı etin kesilmesi, beyaz et, zeytinyağı ve soya gibi yağlarla beslenilmesi şart.

* Siyah üzümün, çekirdeği atılmadan bol bol tüketilmesinde yarar var. Kabuğunda ve çekirdeğinde 'vesibretrol' dediğimiz çok özel bir madde vardır, bu doğrudan doğruya kansere karşı vücudu korur.

* Yapılan araştırmalar; kekik, çörek otu ve keten tohumunun da kanserden koruduğunu gösteriyor.

* Bitkisel ilaçların, kanserin ilaç tedavisi sırasında kullanılmaması gerekiyor. İlaçlara direnci artırıyor.

* Kanser tedavisi sırasında zencefil, bulantı problemine karşı kullanılıyor.

* Papatyanın kanser hastalarının ağzında oluşan aftı önleyici bir etkisi var.

* Deve dikeni çiçeği, karaciğer hastalıklarında yıllardır kullanılıyor. Bugün görüyoruz ki; karaciğer kanserlerini tedavi edebiliyor, tümörleri küçültebiliyor.

* Isırgan yıllardır kanser tedavisinde kullanılıyor. Ancak kökü yararlı. ABD'de kökü ilaç haline getirildi.

* Meyve suyunu ihmal etmeyin. Havuç suyu, nar suyu, domates, ev yoğurdu, peynir, kayısı, siyah üzüm, brokoli, kırmızı ve beyaz lahana, karnabahar, kıvırcık salata, semizotu, şalgam suyu, acı biber, keten tohumu, çörekotu, muz, ananas, soğan ve özellikle de sarmısak kanserden koruyor.

SARMISAK İLAÇ GİBİ

* Sarmısak, kanser riski bulunanlar için yararlıdır. Ancak kanser nedeniyle cerrahi bir girişim olacaksa, ameliyattan 7 gün önce sarmısak kullanımı kesilmelidir. Kanserle ilgili gerçekleştirilmiş 30 kadar çalışma incelendiğinde; sarmısak ve soğan tüketiminin kanserden ölüm oranlarını azalttığı sonucuna varılmıştır. Japonya'da 41 bin kadında yapılan bir çalışmada; haftada bir gün sarmısak tüketen kadınlarda 5 yıl sonunda kolon kanseri vakalarında yüzde 35'lik azalma olduğu görüldü. Sarmısağın enfeksiyonlara karşı etkinliği de büyüktür. Soya ve soya ürünlerinin daha fazla tüketildiği Asya ülkelerinde meme kanseri daha az görülür. Bazı araştırmalar da soya ürünlerinin meme kanseri riskini azalttığını göstermiştir. Bununla birlikte meme kanseri olan kadınlar, soya ürünleri ve soya yağını fazla tüketmekten kaçınmalı. Tedavi sırasında soya tozu ve soya sütü gibi konsantre ürünler yararlı değildir.
(Sabah)

Nane limon kabuğu deyip geçmeyin
25 09 2008
Hava sıcaklıkları 10 derece birden azalınca yatağa düşenlerin sayısı arttı. Mevsim geçişlerinden hasarsız çıkmak için yapılması gerekenler çok da zor değil.

Yaz bitti, sonbahar geldi. Yapraklar sararmaya başladı. Güneşin kavurduğu günlerden ısının 10 derece düşmesiyle üşüten günler başladı. Sabahları yağmurlu, puslu güne uyanır olduk. Bugünlerde çok insan uyanma güçlüğü çekiyor, kendini yorgun, bitkin hatta mutsuz hissediyor.
Ani mevsim değişiklerini çabuk atlatıp sonbahara alışabilmek için neler yapmalıyız? Mevsime uygun giyinmenin yanında, sağlıklı beslenmek de çok önemli. Basit önlemlerle sonbaharın sorunsuz geçmesini sağlamak mümkün. Evde yaptığınız bir ıhlamur çayı veya C vitaminli meyveler soğuklara karşı koruyacak ve zinde hissettirecek basit yöntemler.
ZENCEFİL, İSVEÇ ŞURUBU
Öncelikle bir aktarın kapısını çalmak gerekiyor. Biz sizin için gittik, sorduk, bugünlerde neler almalı, neler tüketmeliyiz diye... Kadıköy’de yetmiş senedir baharatçılık yapan Enver Kaplan bize zencefil, adaçayı ve ıhlamurun soğuk havalardan korunmak için en iyi çaylardan olduğunu söylüyor.
Mevsim geçişlerinden hasarsız çıkmak için C vitamini kullanmak, bitki çayı içmek, yatmak yerine yürümek, etten ve şekerden çok sebze ve meyve tüketmek gibi önlemler yeterli.
Ayrıca bunların bazı baharatlarla da karıştırılıp içilebileceğini belirtiyor: “Bisina macunu, keçiboynuzu pekmezi iyi gider bu havalarda. Keçiboynuzunu kaynatıp içerseniz, ısıtır sizi. Bir de zencefil öneriyorum herkese”
Taksim’in meşhur aktar dükkânı, Ambar’ın sahibi Gülten Şen’in önerileri arasındaysa, bağışıklık sistemini koruyan ek gıdalar öncelikli. Şen, önerilerini şöyle sıralıyor: “Bağışıklık sistemini koruyan ek gıdalar var. Polene karşı alerjisi olmayanlar polen kullanabilir. Üzüm çekirdeği, nar çekirdeği çok iyi antioksidanlardır. Ekinezya çayı bu mevsim için çok ideal bir çay. Zencefil, tarçın gibi baharatlarla da çay yapılabilir. Sağlıklı bir vücuda sahip olmak için İsveç iksiri kullanılabilir. Hasta olmayı beklemek gerekmiyor, rahat bir kış geçirmek istiyorsak her gün bir kaşık İsveç iksiri içilebilir.”
Fiyatlarını merak edenler için, İsveç iksiri 32,5 YTL. Üzüm çekirdeği ve nar çekirdeği kapsül olarak 25 YTL. Birde bunların öğütülmüş olanları var, 6,5 YTL. Zencefilin kilosu 25 YTL, ıhlamurun 50 YTL, adaçayı ise 20 YTL. Bunlardan kilo kilo almak gerekmiyor elbette, küçük dozlar yeterli.
YATMAK YERİNE YÜRÜ
İlaç kullanmadan evvel, doğal yöntemleri tercih etmek gerektiğini söyleyen Natur-Med’ten Dr. Yaşar Yılmaz, geçiş dönemlerinde “Termoregülasyon” adı verilen bir uyumsuzluğun yaşandığını anlatıyor.
Vücudun ısıyı ayarlamakta zorlanmasıyla oluşan durumun, bağışıklık sistemini etkilediğini belirten Yılmaz, grip gibi viral enfeksiyonların böyle dönemlerde görüldüğünü vurguluyor. “Hemen antibiyotiğe saldırmamak gerekir. Antibiyotikle beden direnci daha çok düşer” diyen Yılmaz’a göre, yatak istirahatı de ilk seçenek değil.
Yılmaz’ın önerileri şöyle: “Önce ritmik, doğal, temiz yaşamayı seçmek gerekiyor. Yatmak yerine yürümek gerek. Soğuk-sıcak su banyosu yapılmalı. Mümkün olduğunca aynı saatlerde yatıp aynı saatlerde kalkmaya çalışmalı. Çok etli, çok yağlı, çok şekerli besinler yerine sebze-meyve beslenmesine ağırlık verilmeli, günde 1 gram C vitamini desteği alınmalı. Bunun yanında Silisyum dioksit içeren mineral hapları kullanılabilir. Bu mineral en çok at kuyruğu çayında bulunur. Bu çay içilebilir. Bunun dışında tahıllarda bulunduğu için tahıl tüketimi de yararlıdır.”
Yılmaz, vücudu hastalanmasını önleyen asit-baz dengesinin sağlanması için alkol, sigara, çay ve kahve tüketiminin bırakılması gerektiğini de söylüyor.
UZUN UZUN KAYNATMAK ÇAYI BOZUYOR
Bitki çayı siyah çay gibi haşlanarak demlenmiyor. Çok sıcak suda hazırlanan bitki çaylarının etkisi kayboluyor. Öncelikle kaynamış suyu bir iki dakika dinlendirmek, sonra porselen ya da cam demliğe önce çayını hazırlayacağınız bitkiyi sonra suyu ilave etmek gerekiyor. Bir tatlı kaşığı kuru ya da taze ot için bir litre su yeterli. Çayı demlemek 2-5 dakika sürüyor. Çayları tadlandırmak için, yine doğal yöntemler kullanmak en ideali. Özellikle ıhlamur, rezene, adaçayı çayıyla bal iyi bir ikili. Bunun dışında ıhlamur demlerken, koku ve tat vermek için karanfil, portakal, limon kabuğu kullanılıyor ama ıhlamuru da kaynatmak etkisini yok ediyor. İdeal ıhlamur kıvamı kehribar rengi.
(Taraf)

KIYMETİNİ TAM BİLMEDİĞİMİZ MEYVE: ARMUT
13 Ağustos 2008
Nezleyi geçiren, sinirleri rahatlattığı belirtilen armut, mideyi kuvvetlendirip hazmı kolaylaştırıyor.
Kalp çarpıntısını önleyen armudun içinde A, B1, B2, B3, B6 ve C vitaminleri bulunuyor. Uzmanlar, armudun yemeklerden önce yenmesi gerektiğini kaydediyor. Uzmanlara göre armudun faydaları şunlar:

Kandaki üre asidi ve üre tuzlarını dışarı atıyor. Böbreklerin düzenli çalışmasına yardımcı oluyor. Böbreklerde kum ve taşlarının dökülmesini sağlıyor. Kabızlığı önleyerek idrar söktürüyor. Yüksek tansiyonu düşürüp kanı temizliyor.
haber10

OSMANLI USULÜ DOĞAL KOLA...
13 Ağustos 2008
Böbrekteki kumu ve taşı eriterek vücuttan atıyor.
Çukurova'da yıllarca serinleme aracı olarak kullanılan, kolalı içeceklerin ana maddelerinden meyan kökü, beslenme uzmanlarının önerileri doğrultusunda yeniden gözde oldu. Meyan şerbeti, serinletici özellikleri ve sağlığa yararıyla biliniyor.

COLANIN ANA MADDESİ

Türkiye'de Ege, Akdeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak, özellikle akarsu kıyılarında yetişen meyan bitkisinin köklerinden yapılan meyan şerbeti, Osmanlı döneminden bu yana bilinen ve tüketilen bir içecek. Tüm dünyada popüler olan kolalı içeceklerin ana maddelerinden birini de meyan kökü oluşturuyor.

ÇAY GİBİ DEMLENİYOR

Meyan kökü bitkisi son dönemde beslenme uzmanlarının önerileri doğrultusunda yeniden popülerliğini kazanmaya başladı. Yaklaşık bir avuç meyan kökünün, bir sürahi suya konulup, ara sıra çalkalanarak 2-3 saat bekletildikten sonra içime hazır hale geldiğini kaydeden uzmanlar, "Çay gibi demlenen meyan kökü, süzülüp buzdolabına kaldırıldıktan sonra, akşama kadar 3-5 kez 1 su bardağı içilir. Bir kilogram meyan kökü ile sürahiler dolusu sağlıklı içecek hazırlanabilir" diyor.

KUMU, TAŞI ERİTİYOR

Beslenme uzmanları, meyan kökünün, serinletmekle kalmayıp idrar yollarındaki kum ve taşı eriterek attığını, böbreklere, karaciğere iyi geldiğini, farenjitin iyileşmesine ve ses kısıklığının giderilmesine yardımcı olduğunu ve kanı temizlediğini belirtiyorlar.
haber10

09.06.2008
Enginar Sindirim Sistemi Dostu


Enginar,karaciğer,böbrek, bağırsak ve safra kesesi için yararlı.

Enginarın içindeki "ciarin" adlı madde nedeniyle karaciğer, safra kesesi, böbrekler ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olduğu bildirildi.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Vedat Şeniz, ilkbahar aylarından itibaren tezgahlara çıkan ve yazın habercisi olan enginarın tipik bir Akdeniz bitkisi olduğunu belirtti.

Eski çağlardan beri bilinen ve kral sofralarının en geçerli yemeği olarak anılan enginarın, "çok yıllık" bir bitki olduğunu ifade eden Şeniz, "Enginarın besin değeri çok yüksektir. Birçok sebze türünden farklı olarak yüksek düzeyde karbonhidrat ve protein içerir. A, D, D2, B6 ve C vitaminlerini içinde barındırır" dedi.

Mineral maddelerce de son derece zengin olan enginarın kalsiyum, magnezyum, manganez ve fosfor içeriğiyle dikkat çektiğini belirten Şeniz, "Enginarda bulunan 'ciarin' isimli madde karaciğer, safra kesesi, böbrekler ve bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olur. Enginar, ayrıca romatizma, üre, kolesterol ve damar sertliğini de iyi gelir. Sebze olarak yenmesinin yanı sıra yapraklarının da kaynatılarak suyunun içilmesi faydalı. Sağlık için mevsiminde enginar tüketilmeli. Aslında sağlık açısından mevsiminde hangi meyveyi hangi sebzeyi yersek yiyelim faydalıdır." diye konuştu.

Türkiye'de "erkenci ve geççi" çeşitleri bulunan enginarın pazarlarda yüksek değer bulduğunu anlatan Şeniz, bu değerli sebzenin yabancı ülkelerde çocuk mamalarının yapımında, kozmetikte, içki ve boya sanayisinde de kullanıldığına işaret etti.
TRT

Kahve kadın kalbine iyi geliyor
7/8/2008
[img]http://www.habervakti.com/resimler/gida/kahve-kadin.jpg [/img]
Uzun süreli ve düzenli kahve tüketimi özellikle kadınlarda kalp krizi riskini azaltıyor. İdeal miktar 2-3 fincan kahve.
İspanya’da Autonoma de Madrid Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre kahve tüketiminin erken ölüme sebep olmadığı, aksine kalp krizi riskini azalttığı ortaya çıktı.

Orta yaş katılımcılar üzerinde yapılan araştırmada günde 6 fincana kadar düzenli kahve tüketiminin kansere bağlı ölüm riskini artırdığına dair bir kanıt bulunmadı. İspanyol araştırmacı Lopez Garcia’nın Journal Annals of Internal Medicine’de yayımlanan araştırmasında, uzun süreli ve düzenli kahve tüketiminin özellikle kadınlarda kalp krizi riskini azalttığı açıklandı.

Araştırma günde iki ila üç fincan kafeinli kahve içen kadınların hiç içmeyenlere göre yüzde 25 oranında, dört ila beş fincan kahve içen kadınların ise yüzde 34 oranında daha az kalp krizi riski taşıdığını ortaya çıkardı. .

ÖNEMLİ BİR ANTİOKSİDAN KAYNAĞI
Araştırma son zamanlarda kahve üzerine yapılan diğer araştırmalarla aynı yönde. Bir başka araştırma da kahvenin önemli bir antioksidan kaynağı olduğunu ve kalp krizi ve kanser riskini azalttığını ortaya koymuştu.
habervaktim

Maden suyu niyetine soda içmeyin!
12 Ağustos 2008 13:04
Halk arasında soda ve maden suyu eş anlamlı kullanılmasına rağmen ikisi birbirinden farklıdır. Maden suyu, yeraltı sularından elde edilmiş, çözünmüş katı madde içeriği toplam 250 mg/l'den daha az olmayan sulara verilen addır.
Çözünmüş mineral tuzları, elementler ve gaz içerirler. Mineralli suları diğer sulardan ayıran özellik, kaynağından elde edildiği anda spesifik miktar ve oranlarda mineraller ve iz elementler içermeleridir.

500 mg/l'den daha az mineral içerenlere düşük mineralli su,1500 mg/l'den daha fazla içerenlere yüksek mineralli su denilmektedir. Maden suyu içinde; bikarbonat, sülfat, klorit, kalsiyum, magnezyum, florit, demir ve sodyum bulundururlar. Farklı markalar farklı miktarlarda mineral içerirler. Marka tercih ederken içeriklerine mutlaka bakılmalı.

İçilebilir nitelikteki herhangi bir suya karbondioksit eklendiğinde soda yapılmış olur. Maden suyu ise yerin en derin katmanlarından çıkar ve yeryüzüne çıkarken geçtikleri katmanlardan mineralleride alarak yol alırlar. Bu durumda maden suyu mineralce çok zengin iken soda mineral içermez.

Maden suyu ve soda, ikisi de mideyi rahatlatma özelliğine sahiptir ancak sodanın bundan başka hiçbir işlevi yoktur oysa maden suyu aynı zamanda doğal bir mineral deposudur. Dolayısıyla tüketilmesi önerilen doğal maden sularıdır ve sodayla maden suyunu ayırt edebilmek için pek çok gıda maddesini alırken yapmamız gerektiği gibi etiket okumak çok önemlidir.

Günde ne kadar maden suyu tüketmeli?

Maden suyu içindeki minareller sebebiyle çok sağlıklı bir içecektir ve insan sağlığını destekleyicidir. Ter, solunum ve idrar ile kaybolan minerallerin yerine gelmesi için su içmenin yanı sıra sıvı ihtiyacının bir kısmı maden suyundan karşılanabilir. Amerikan Obezite Birliği sağlıklı bireyler için maden suyu tüketimini 600 ml. olarak belirlemiştir. Ülkemizde tuz tüketimi genllikle yüksektir. Aşırı tuz alımı, yüksek tansiyon, börek hastalıkları ve mide ülseri gibi hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Ayrıca fazla sodyum alımı idrarla kalsiyum atımını hızlandırdığı için kemik erimesi sorunu için risk faktörü oluşturur. Maden suları yüksek sodyum içerdikleri için aşırı miktarda tüketilmemelidir. Maden suyu seçimi yapılırken de düşük sodyum, yüksek magnezyum ve kalsiyum içerikli olanlar tercih edilmeli. Sağlıklı insanlar günde iki şişe, kilolu kişiler bir şişe içebilir. Kalp, böbrek ve hipertansiyon hastaları ise uzak durmalı.

Maden suyunun faydaları nelerdir?

Her yaştaki bireylerin günlük kalsiyum gereksinimlerinin karşılanmasında takviye olarak düşünülebilir. Böylece güçlü kemik yapısının oluşması ve korunmasını sağlar.

Büyüme çağında, hamilelikte ve yaşlılıkta artan mineral ihtiyacının (magnezyum, kalsiyum, flor ve sodyum gibi) karşılanmasında gerektiği kadar kullanılarak sağlanabilir.

Sağlıklı bireylerde içerdiği sülfat, bikarbonat iyonları sayesinde sindirim sistemi (mide ve bağırsaklar) ve boşaltım sistemi (böbrekler ve idrar yolları) fonksiyonlarını destekler(maden suyunun önerilen miktardan fazla tüketilmemesi şartıyla geçerlidir).

Cildin gerekli olan su ve mineral ihtiyacını da karşılayarak cilde gergin, pürüzsüz ve canlı bir görünüm sağlanmasında yardımcıdır.

Solunum, idrar, her türlü spor aktivitesinde ve özellikle yaz aylarında terleme ile oluşan su ve mineral kaybının karşılanmasında ölçüsü kadar kullanılabilir.

Bikarbonat içeriğinin yüksek olması ise asit fazlalığı, yanma ve ekşime ile seyreden mide hastalıklarında mide asidi fazlalılığını baskılayıcıdır.

Özellikle yaz aylarında sıcaklığın artmasıyla birlikte asitli içecek tüketme ihitiyacı da artar. Boyalı, katkı maddeli içecekler yerine maden suları tercih edilebilir. Son dönemde meyveli çeşitleri de piyasada bulunmakta fakat bunların kalori de dikkate alınarak tüketilmesinde fayda var.

Hamilelikte maden suyu içilebilir mi?

Hamilelik, yeterli ve dengeli beslenmenin çok daha önemli olduğu ve özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. Annenin vücudu, bebeğin beslenebilmesi ve gelişiminin sağlanabilmesi için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Mineral ihtiyacının bir kısmını tamamlayabilmek için, bu dönemde farklı bir sağlık problemi(hipertansiyon...vb) yaşanmıyorsa maden suyu tüketimi önerilebilir.

Maden suyu böbrek taşı yapar mı?

Böbrek taşı oluşumunu maden suyu tüketmeye bağlamak yanlış olur. Aksine yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda tüketenlere göre böbrek taşı oluşumu riski daha yüksektir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.
haber7

Bu gıdalar unutkanlığı unutturuyor
28 09 2008 01:30
Eğer hafızanızının eskisi gibi kuvvetli olmadığını düşünüyorsanız uzmanlar kuruyemiş yemeyi öneriyor.
Unutkanlık meydana getiren magnezyum eksikliğine karşı.

Magnezyum eksikliğinden kaynaklanan bu sorundan özellikle badem, fındık ve ceviz gibi yağlı yemişler yiyirek kurtulmak mümkün. Kuruyemişlerin yanı sıra, çikolota, karides ve yeşil yapraklı sebzeler bol miktarda magnezyum içerir.

Fındığın 100 gramında 180 mg magnezyum bulunan kuruyemişler kalsiyim, fosfor ve çinko da içerir. - bugün

Doğadan cildinize güzellik destekleri
31 Ekim 2008

Doğada güzelleştirici mucizelerin sınırı yok. Her geçen gün bir farklı formül öğreniyoruz. Doğanın gençleştirici gücünü bitkilerde görmek mümkün.
Doğal ve bitkisel desteklerle mükemmel bir cilt mümkün. Bu alanda uzmanlığı ile tanınan Volkan Kurt'un doğada cildi gerginleştiren bazı yollardan söz ediyor. Verilen bu doğal ipuçlarıyla güzellik şansını yakalayabilirsiniz.

Ciltte olumlu etki gösteren bitkisel ürünler ya da doğal ürün kökenli kremler, katkı içeren ürünlere alternatif. (Bir de cildigerginleştiren kremler o kadar pahalı ki.. Bunların formülünü doğadan arayıp bulmak varken neden kimyasal karışımlı kremlere para ödensin ki) Doğal ürünlerden ve şifalı bitkilerden elde edildikleri için önemseniyorlar bu formüller. Çünkü bir çok kadının ihtiyacı olan gerginleştirici özelliğin yanı sıra bazıları östrojenik etkiye de sahipler. ve bazı bitkisel içerikli karışımlar, ciltte yaş ilerledikçe eksilen maddeleri yapılandırıcı ve canlandırıcı etkiden dolayı da bir çok kadının tercihlerine yer alıyor. Parlak, canlı ve gergin cilt için önemli olan, tabiata bilinçli yaklaşamak ve hangi bitkinin veya besinin neye yaradığını bilmek.. Örneğin, biberiye yapraklarından hazırlanan bir karışım yaralar ve kesiklerin tedavisinde kullanılıyor.. Yeşil nane ve portakal özü cildi kaldırarak, gerginleştirici etki gösteriyorlar. Tabii bunlarla sınırlı değil. İşte mucizevi formüller

Biberiye ve sütle gergin bir cilt
Akdeniz çevresinde yetişen ve "kuşdili" olarak da tanınan biberiye, sağlık sorunlarının yanı sıra kozmetikte de kullanılır.
Biberiye yapraklarının suda bekletilip, suyu süzülüp, sıkılarak elde edilen sıvı, kompres yapılarak, ödemlerde, yaralar ve kesiklerin tedavisinde kullanılır.
Son derece etkili bir tonik olan biberiye, cildi gerginleştirir ve canlandırır. Cildinizi gerginleştirici bir losyon öneriyorum.
1 su bardağı ılık süte 10 gr biberiye atıp bir kaç dakika bekletin. Daha sonra çay süzgeci veya tülbentle süzün. Bir parça pamukla göz çevresi hariç tüm yüz ve boynunuzu silin.

Ananas suyundaki mucizevi enzim
Günde iki kez ananas suyu için. B vitamini ve ciltte kollajen oluşumu için C vitamini içeriyor. Ananas, az bulunan mineral manganezin önemli bir kaynağı. Anti oksidan koruma sağlıyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor.. Ananasın cildi sıkılaştıran özelliği içindeki özel enzim... İçerdiği bol miktardaki "bromelain" enzimi, dokuları gerginleştiriyor, ciltte istenen gerginliği sağlıyor. .

Limon ve portakalın ciltte yarattığı sıkılık
Artık tezgahlarda bol bol portakal göreceksiniz. Güzellik için bol bol kullanın. Ama limonu da katarak.. 3 limonu, 1 portakalı ve bir salatalığı ( kabuklarıyla birlikte) mikserde karıştırın.. Elde ettiğiniz karışıma 3 çorba kaşığı gül suyu ve 2 çorba kaşığı da alkol ekleyin. Bu karışım bir saat kadar bekletin. Sonra sabah ve akşamları yüzünüzü silin. Bu silmenin ardından cilt için hazırlanmış doğal bitki yağları sürebilirsiniz. (Cildin gerginliğinin sağlanması açısından susam ya da badem yağını tercih edebilirsiniz). Bu işlem sırasında, parmak uçlarınız yardımıyla (dairesel hareketlerle) yüze masaj yapın. Doğal yağı minik masajla cildinize yedirin . Katkısız ve doğal olan bu yağlar Herbalum'da bulunuyor.

Yüz temizleme losyonu
Yüzü temizlemek de beslemek kadar önemli. 1 kaşık biberiyeyi ve 2 kaşık kurutulmuş papatyayı, içinde su olan bir kaba koyun. 15 dakika kaynatın. Bu karışımı soğutun. Sonra tülbent veya tel süzgeçle süzün. Yüzünüzü bu karışımla yıkayın. Biberiye teninizdeki mikropları yok eden bir özellik taşır . Papatya ise yüze parlaklık kazandırır.

Maydanoz maskesi
Maydanoz cildi çok güzel nemlendirir, gerip güçlendirir... Sorunlu göz çevreniz için kullanabileciğiniz bir sebze. 1 orta demet maydanozu kıyın ve bir kaba koyarak üzerine 1 bardak sıcak su ekleyin. 10 dakika sıcak suyun içinde beklesin. ( Veya suyun kaynadığı kabın üzerine süzgeç koyun. Bu suyun buharında bekletin.) Sonra maydanozları soğutun ve süzün. Göz çevrenize besleyici bir krem sürün. Karışımda ıslattığınız bir parça pamuğu gözünüzün üzerine yerleştirin. Yatağa uzanın ve bu pamukla 10-15 dakika dinlenin. Haftada iki veya üç kere bu işlemi yapabilirsiniz.

Pürüzsüzleştirici ve sıkılaştırıcı losyon
3 tatlı kaşığı papatyayı, 2 tatlı kaşığı gül yaprağını (veya adaçayı) 1 tatlı kaşığı naneyi haşlayın. Akşam temizlenmiş yüzünüze bu losyonu pamukla sürün. 20-25 gün boyunca her gün kullanabilirsiniz.. Farkı fark edeceksiniz.

Orman meyvelerindeki kolajen
Dut, böğürtlen, ahududu ve çilek gibi orman meyveleri kırışıklıklara iyi gelir. Yaşlanmayı geciktiren antioksidan içerirler. Örneğin bir avuç çilekte bulunan C vitamini, günlük gereksinimiz olan kolajeni tekrar yapılandırır. Bunların suyunu (bir çorba kaşığı) ayrıca maske olarak cildinize sürüp, 5 veya 10 dakika bekletebilir, cilde emdirdikten sonra suyla yıkayabilirsiniz. Bu meyveleri hergün yemek de "içten destek" sağlar ve çok olumlu etki yaratır..

Her türlü cilde ballı krem
Bir yumurtanın akını iyice karıştırın. İçine bir şeker kaşığı bal ve bir çay kaşığı badem yağını ilave edin.. Malzemeleri akıcı hale gelene kadar çırpın.... Cildiniz kuru ise içire eklediğiniz badem yağını bir-iki çay kaşığı daha çoğaltabilirsiniz. Yüzünüze 4 veya 5 günde bir maske olarak uygulayabilirsiniz. Bu "doğal kremi" buzdolabında bitinceye kadar saklayıp, kullanabilirsiniz.

Buğday kuru ciltler için ideal ürün
Kuru ciltler daha çok özen ister. Çünkü kolay kırışır. Bakım için bir su bardağı buğdayı mikserde öğütün. karıştırın. içine iki çorba kaşığı doğal zeytinyağı eklemeyi ihmal etmeyin (Demir havanda da dövmeniz mümkün) Eriyince yüze uygulayın. (Mutlaka uzanın ve öyle maske yapın) Yarım sonra sonra ılık suyla yıkayarak çıkartın. Haftada bir bu maskeyi yapabilirsiniz.

Un, bal ve sütle canlı bir deri
Yorgun ciltleri anında canlandırma özelliğine sahip olan bu maskeyi kolayca hazırlayabilirsiniz. Bir çay bardağı ılık sütü, 2 yemek kaşığı unu bir kaşık balla karıştırın. Ilık karışımı cildinize sürüp, 10 dakika bekletin. Maske A, B ve E vitamini içerdiği için cildi canlandırıcı özelliğe sahiptir.

Alındaki kırışıklıklar
Bir beyaz kağıdı ılık suda ıslatın. Üzerine yağlı krem sürün. Alnınıza kırışıklıkların üzerine yerleştirin. (Kağıt kaşlarınızın üzerine ve saçlarınıza gelmesin). 15-20 dakika bekletin.

Karahindiba ile leke savaşı
Bitkiden 2 çorba kaşığı elde edin. Küçük bir cezvede 10 dakika kaynatın. Soğutun ve süzün. Bu sıvı ile yüzünüzü sabah ve akşam yıkayabilirsiniz. Bir süre sonra yüzdeki lekeleri ve çilleri yok eder, güzel bir cilde sahip olmanızı sağlar.

Elma sirkesi-soğan suyu
İkisinin karışımı hem güneş hem de yaşlılık lekelerine karşı doğal bir reçete... Elma sirkesi-soğan suyu karışımı, her yaştan kadının canını çok sıkan kahverengi lekeleri gideriyor. Yöntemi şöyle: İki küçük soğanın suyunu mikserde sıkın. (Veya soğanı kesip, bir havanda da dövebilirsiniz) Soğan suyuna yarım çay bardağı elma sirkesi ekleyin, karıştırın. Bu doğal "losyonu" akşamları sürüp öylece uzanın.. Yarım saat sonra yıkayın. İki veya üç günde bir yapabilirsiniz Dilerseniz sadece soğanın suyunu da sürebilirsiniz. . Soğan suyuyla ıslatılmış bir pamukla yüzünüzü her gün silebilirsiniz. (Gündüz kokmaması için geceleyin yapmanız sonra suyla yıkamanız daha iyi.) Ancak dileyenler, sabaha kadar da bu losyon sürülü bir şekilda uyuyabilir.

Kaya tuzu doğal bir nimet
Kaya tuzu büyük parçalar şeklinde tuz madenlerinden çıkarılan ve rafine olmayan tuz. Gözaltı ve ağız çevresindeki çizgileri,
Güneş ışınlarının neden olduğu kırışıklıkları tedavi edebilir. Magnezyum potasyum , kalsiyum klorit ve demir bakımından zengin olan bu tuz birçok yerde kullanılıyor. Uygulamadan sonra kan dolaşımını hızlandırır. Kaya tuzlarının doğal dengesi cildin nem dengesini ayarlar. Aynı anda göz için de yararlı. Yorgun gözler için şunu yapın: 1 bardak suya yarım tatlı kaşığı tuz ölçüsüne göre 2 bardak tuzlu su hazırlayın. Elinizi suda ıslatarak göz altlarınıza koyun.

Yabani çilek çayı
Sivilceli cildiniz varsa, bir içecek önermek isterim Her sabah yabani çilek çayı demleyip için. Ayrıca sivilce düşmanı başka bitkiler de var. Papatya, lavanta ve ebegümeci çayları da iyi gelir. Çünkü kan dolaşımını hızlandırır. Bu da gerilimi azaltır dolayısıyla sivilcelerin oluşumunu engeller.

Eller de çok önemli
Eller için güzel bir karışım var. 1 su bardağı dolusu zeytinyağı, suda (benmari) ısıtın ve içine çeyrek limon suyu sıkın. Eller bu yağıda 10 dakika bekletin. Ayrıca tırnakların güçlenmesi ve ellerin bakımı için de şu formül iyi gelir: 10 damla bademyağı, 3 damla lavanta yağı, 2 damla bergamot yağını 1 tatlı kaşığı gliserinle karıştırın. Bunları sıcak suya ekleyin. . Ellerinizi 10 dakike bu karı bekemit . Sonra eller ovuşturularak yağları deriye nufüz ettirin.

Pirinçunu ile şahane eller
Mutfağınızdaki pirinçunundan bir güzellik malzemesi yapıyabileceğinizi unutmayın. Bir miktar pirinç ununu bir çay bardağı sütle karıştırın. İçine 1 yemek kaşığı dolusu jojoba yağı ekleyin. Bu karışımı ellerinize sürün 20 dakika sonra yıkayın, Ellerinizdeki güzelliği farkedeceksiniz.

Bitkiler nasıl doğal incelme sağlar?
Cildi gerginleştiren, sorunları gideren formüller bulunduran doğa, tabii ki zayıflama için de çüzüm sunuyor. Bu arada bir çok insan yaz sonrası kilo aldı. Bunları da yakmanın zamanı geldi. Çünkü güzellik deyince zayıf olmak şart. Doğada onun da çaresi var. Bitkilerle kalıcı zayıflık sağlanıyor. Ayrıca kullanılan şifalı bitki ve tohumlarının içindeki vitamin ve mineraller zayıflatmakla kalmayıp, güzel bir cilde de neden oluyor. "Yağ yakıcı" olan bu şifalı bitkiler (yemekten önce alınınca) yemekte alınan yağların da vücuttan daha kolay atılmasını sağlıyor. (www.herbalium.net) "Bitki özü damlası"nı da suya damlatıp içtiğinizde tabiatın etkisi bir süre sonra kendini gösteriyor.

www.herbalium.net

Şeker boğaz ağrısına iyi geliyor
06 Kasım 2008 11:51
Boğaz ağrısına sert şekerler iyi geliyor. Sert şekerleri emerken tükürük bezleri harekete geçiyor, dolayısıyla yutkunma artıyor, sıcak içecekler içmek boğaz ağrısını gidermekte yeterli...
Fransız "Prescrire" tıp dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, sert şekerleri emerken tükürük bezleri harekete geçiyor, dolayısıyla yutkunma artıyor, şekerlerin yanındaysa sıcak içecekler içmek boğaz ağrısını gidermekte yeterli bir yöntem.

Larenjit, farenjit, anjin gibi sık sık rastlanan boğazla ilgili hastalıkların birkaç gün içinde kendi kendine geçtiğini ve ilaçlarla tedavi edilmesine gerek olmadığını belirten araştırmacılar, vakaların yüzde 90'ının virüse bağlı boğaz iltihabı olduğunu, bunun da antibiyotikler, kortizonlu veya iltihap önleyici ilaçları kullanmayı gerektirmediğine dikkati çekti.

1150 kişi üzerinde yapılan 4 araştırmanın sonuçlarına göre bilim adamları, pastiller, şuruplar ya da antimikrop, antiseptik içeren ilaçların, şeker, bal ya da sıcak içeceklerle kıyaslandığında elle tutulur yararı bulunmadığını vurguladı.

Araştırmaya katılanlardan rastgele seçilen bir grup, 2-3 gün boyunca ambroksol içeren pastilden günde en fazla 6 tane olmak üzere aldı, diğer grubaysa placebo (sahte ilaç) verildi. Araştırmaların sonunda, placebo pastillerin etkisi 2 yetişkin hastadan birinde "iyi" ya da "çok iyi" olarak değerlendirildi. Bununla beraber 12 yaşın üzerindeki gençlerde ambroksol içeren pastil ve placebo pastilin etkisi arasında fark görülmedi.

Araştırmacılar, boğaz ağrısının sadece birkaç gün sürdüğünü, sıcak içeceklerin virüslerin çoğalmasını sınırlandırdığını şekerlerinse tükürük bezlerini harekete geçirdiğini belirterek önerilerde bulundu:

"Boğazınızın iki tarafı ağrıyorsa sert şekerlerden emin. Normalde belirtiler 4-5 güne kadar geçecektir. Bu süre zarfında doktorunuza telefonla durumunuz hakkında bilgi verebilirsiniz. Vakaların yüzde 10'unda iltihap bakteri kökenlidir ve antibiyotikle tedavi edilmesi gerekir. Eğer belirtileriniz aynı şekilde 5 günden uzun sürüyorsa ya da kulak ağrısı gibi yeni bir gelişme söz konusuysa doktora gidin."

haber7

Kanserden Korunma

--------------------------------------------------------------------------------
19 Eylül 2008
--------------------------------------------------------------------------------
Kırmızı biber kanser hücrelerini öldürüyor!


Beslenme biçimimiz ve kanser arasındaki ilişkiyi gösteren pek çok araştırma yayınlanıyor. www.beslenmebulteni.com sitesinden kırmızı biberin kansere karşı koruyucu etkisi, aflatoksin hakkında bilgi ve Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın değerli yorumunu yayınlıyoruz.

Yılardan beri taş devri diyeti gibi doğal gıdalardan oluşan bir diyetin birçok müzmin hastalığa bu arada da kansere karşı koruyucu olduğunu bıkmadan söylüyoruz. Her ay yeni yayınlanmış dergilere baktığımızda beslenme ile kanser arasındaki ilişkiyi ortaya koyan yüzlerce araştırma görüyor ve bunlardan önemli gördüklerimizi zaman zaman okuyucularımızla paylaşıyoruz. İşte bunlardan bir tanesi Biochemical and Biophysical Research Communications’ın yeni sayısında çıkacak (1).

Elektronik ortamda yayınlanan bu araştırmaya göre kırmızı biber kanser hücrelerini öldürüyor. Bu araştırma yayınlandığı anda birçok gazeteye bu arada Vatan Gazetesi’ne de birinci sayfadan haber oldu (11.01.2007, Kırmızı biber kanser avcısı).

Aslında kırmızı biber 6-7 yıl önce kansere yol açabileceğine dair haberler ile kamuoyunu bir hayli meşgul etmişti. İzleyenlerimizi bilgilendirmek için 22 Aralık 2000 tarihli Hürriyet Gazetesinde bu konu ile ilgili olarak Ali Hikmet Eren’in ‘kırmızı biber ve kanser’ yazısı şöyle (2):

KIRMIZI BİBER VE KANSER

Acı kırmızı biberin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri, özellikle kanserli hücreleri yok eden özelliği, İngiltere’de yapılan araştırmayla bir kez daha doğrulandı.

Nottingham Üniversitesi’nce yapılan araştırmada, acı kırmızı biberdeki “kapsaisin” maddesinin, hücrelerin enerji üreten ısı odası mitokondriye saldırarak, kanser hücrelerinin ölümünü tetiklediği belirlendi. Araştırmaya göre, kapsaisindeki molekül ailesi vaniloidler, kanser hücrelerindeki mitokondrilerin proteinlerine yapışarak “apostosis”i, yani hücre ölümünü tetikliyor. Vaniloidler, bunu yaparken, etraftaki sağlıklı hücrelere zarar vermiyorlar. Kapsaisini akciğer ve pankreas kanser hücrelerinde deneyen bilim adamları, bu etken maddenin tümörlü hücrenin tam kalbine saldırdığını belirtti (nokta atışı). Araştırmaya başkanlık eden Timothy Bates, kanserli hücredeki mitokondrinin biyokimyasal yapısının normal hücrelerdekinden çok farklı olduğunu kaydetti.

Faydası çok

Bates, kapsaisinin kanser hücrelerini hedef alarak bunları ölüme sürüklediğini, ancak normal hücrede bu sonuca yol açmadığını belirterek, “Bu, kanserli hücreleri doğuştan diğerlerinden ayıran ve savunmasız olduğunu gösteren bir durum” dedi. Daha önce diyabete iyi geldiği açıklanan kırmızı biberde bulunan kapsaisinin, başta kanser olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu hekimlerce dile getirilmişti.

En çok Güneydoğu’da yetiştirilip tüketiliyor

Türkiye’de isot (ısı otu), bilim çevrelerinde ise “capsicum anitum” adıyla bilinen kırmızı acı biber yaygın olarak tüketiliyor.

Anavatanının Meksika olduğu sanılan ve Azteklerin yazılı belgelerinde söz ettikleri kırmızı acı biber, Avrupa’ya 15. yüzyılın sonlarında geldi, 16. yüzyılda kıta ülkelerine ve Osmanlı topraklarına yayıldı.
Kırmızı biberi en çok tüketen ülkelerden olan Hindistan’a ise bu bitki 17. yüzyılda Portekizliler tarafından ulaştırıldı.

Hint ve Meksika mutfağında çok sık kullanılan kırmızı acı biber, Türkiye’de en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yetiştirilip tüketiliyor.

L.T. Tresh adlı bilim adamı, 1846 yılında bibere acılığı veren maddenin kristal yapısında olduğunu tespit ederek, adını “capsaicin-kapsaisin” koymuştu.

Aflatoksin nedir?

Bilimsel literatürlerde artık adını sıkça duymaya başladığımız aflatoksin, günlük yaşantımızda her yerde karşılaşabileceğimiz küflerden bazılarının ürettikleri, insanlarda ve hayvanlarda hastalıklara neden olan ve zehir etkisi yapabilen birçok kimyasal maddeden yalnızca bir tanesidir. Zaten aflatoksin sözcüğü de onu yapan küfün adından (aspergillus flavus) ve zehir anlamına gelen 'toksin' sözcüklerinden üretilmiştir.

Bu madde birçok organın yanı sıra esas olarak karaciğer üzerinde etkili olmakta ve karaciğer kanserine yol açmaktadır. Bu etki genetik çalışmalarla son yıllarda kesin olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca birçok ülkede yapılan çalışmalar karaciğer kanserine yakalanan insan sayısı ile, tükettikleri aflatoksinli gıda arasında yakın bir ilişki olduğunu göstermiştir.

Bu aşamada şu önemli bilgiyi de eklemek gerekiyor sanırım; aflatoksin, bir gıda maddesinde düşük oranlarda bile bulunsa, gıdalarla sıkça alınması durumunda, karaciğerde birikerek zararlı etkisini oluşturur. Yani siz yemeklerde aflatoksinli bir biber kullandığınızda hemen hasta olmazsınız belki ama, hasta olmak için de yaklaşık 10 yıl kadar sürecek bir süreci başlatmış olursunuz!

Ülkemizde gıda maddelerinde bulunmasına izin verilen aflotoksin 5 ppb’dir (milyarda bir birimdir, yani 1 tonda 5 mg.). Avrupa ülkelerinde 2 ppb'den daha azdır. Bu arada önemli bir not daha; Türkiye' de yapılan biber denetimlerinde aflatoksin miktarı ortalama olarak kaç çıkıyor dersiniz; 40 ppb kadar! Avrupa standartlarının tam 20 katı yani.

Aflatoksin nasıl oluşur?

Bir gıda maddesinde aflatoksin oluşması için ilk koşul, bu toksini yapan küf sporlarının gıda maddesine bulaşması, daha önemli olan ikinci koşul ise, gıdanın kendisinin ve bulunduğu ortamın küf sporlarının çimlenerek çoğalmasını sağlayacak şartlara sahip olmasıdır. Küfün ya da sporlarının insan sağlığına direkt olarak bir zararları olmamasına karşın, ürettikleri kimyasal toksinler oldukça zararlıdır ve bu toksinler yüksek ısı uygulamalarında bile etkilerini yitirmezler. Bu yüzden alınacak asıl önlem, bu küf sporlarının gıda maddesine bulaşması engellenmese bile, toksin üretmemeleri için bu küflerin gelişmelerini engellemek olmalıdır.

Aflatoksin üreten küflerin gelişmeleri için 25-35 derece bir sıcaklık ve %70' in üzerinde neme ihtiyaçları vardır. Tarladan yeni hasat edilmiş biberin, içinde bulundurduğu nem oranı ve hasat zamanının sıcaklığı da göz önüne alınacak olursa küf gelişimi için uygun bir vasat olduğu söylenebilir. Çünkü havada ve toprakta sürekli olarak bulunan bu küflerin her zaman için biberlere bulaşması mümkündür. Bu yüzden de daha önce belirtildiği gibi bulaşmanın önlenmesinden ziyade, küf sporlarının gelişmesini engelleyecek önlemler almak gerekmektedir.

Tabii ki bu önlemler sofranızda afiyetle bu gıdaları tüketen sizleri değil üreticileri ilgilendirmekte öncelikle. Yine de toplum olarak kurutulmuş gıdalarla içli dışlı olduğumuz için ve Türkiye ortalamasının çok yüksek çıktığı düşünülürse, üreticilerin kurutma sırasındaki ciddiyetlerini tahmin etmeniz için kısaca değinmek istiyorum.

Hasattan sonra aflatoksinin gelişmesini engellemek için esas olarak iki önemli faktör vardır. Birincisi, biberi küfün gelişmesine fırsat tanımayacak kadar kısa sürede kurutmak, ikincisi de, biberi yine küfün gelişmemesi için +10 derecenin altında bir sıcaklıkta kurutmak. Bizim bölgemiz için kırmızıbiber üretimi kırmızı pul biber ve kırmızı toz biber olarak anıldığı için ikinci önlemi uygulamanın pek imkânı yoktur.

Öyleyse yapılması gereken asıl şey biberleri en kısa sürede kurutmak ve aflatoksin gelişimi için gerekecek süreyi ortadan kaldırmak olacaktır. bu nedenle de hızlı kurutma sağlayabilmek için modern kurutma fabrikaları kurmak, kurutma için gereken 10-15 günlük süreyi 3-4 güne indirmek gerekmektedir. Böylece de daha birinci günün sonunda aflatoksin yapan küfün gelişmesi için gereken nem miktarının altına düşülmüş olunur.

Diğer önlemlerden bazıları ise, biberi ikiye üçe parçalayarak çekirdek evini çıkararak kurutma, ülkemizde yapıldığı gibi toprak üzerinde kurutmaya son vererek temiz bir zemin üzerinde bu işi gerçekleştirme, güneş enerjisinden faydalanarak, hijyenik ortamlarda sera tipi kurutma, biber tarımı ile ilgili bilgilenme ve iyileştirme, biberlerin hasat sırasında zedelenmesini engelleme, kurutma sırasında biberleri ince tabaka halinde serme, işlenmiş ürünlerin aflatoksin oluşumuna engel olacak şekilde depolanması vs. şeklinde sayılabilir.

Ali Hikmet Eren 22 Aralık 2000-Hürriyet Gazetesi

PROF. DR. AHMET AYDIN'IN YORUMU:

Özellikle küflenmiş bulgur, mısır, yer fıstığı, pirinç, buğday, fındık, pul biber ve diğer yağlı tohumlarda üreyen küfler ve onların toksinleri (aflatoksin) kansere neden olabilmektedir.

Yüksek miktarda aflatoksin içeren gıdaları yiyenlerde karaciğer kanseri sık görülmektedir. 60’lı yıllarda süt tozu ile okullarda yapılan kampanyalar karaciğer kanserini artırdığı için terk edilmiştir (3-5).

İnsanlarda ve hayvanlarda yapılan çeşitli çalışmalarda diyetteki aflatoksin miktarlarının azaltılmasının DNA bozukluklarını ve dolayısıyla da kanser oranlarını azalttığı gösterilmiştir.

Güneydoğulular kaliteli ve sağlıklı kırmızı biberin nemsiz ortamda kurutulup, daha sonra da zeytinyağıyla yağlanarak saklanması gerektiğini söylemektedirler. Ayrıca kırmızı biberin topak topak olması ve küf kokması da iyi olmayan özellikleri. Emin olmak için siz yine de Güneydoğuluların alışveriş ettiği dükkânlardan alın kırmızıbiberinizi.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir:
• Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
• Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
• Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın (bakınız www.beslenmebulteni.com).
• Bol taze sebze ve meyve yiyin.
• Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın.
• Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
• Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
• Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
• Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse mandıra sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
• Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
• Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin
• Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz).
• Stresten uzak durun.
• İyi uyuyun.
• Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
• D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
• Yeteri derecede egzersiz yapın.
• Aşırı alkol kullanmayın.
• İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
• Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
• Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.
• Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
• Teflon ve alüminyum kaplar kullanmayın.
• Plastik ince bardaklarla sıcak meşrubat içmeyin.
• Yiyecekleri alüminyum folyoya ile ısıtmayın.
• Metal takılmış çay poşetlerinden kaçının.

Prof. Dr. Ahmet Aydın
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı

Kaynaklar
Athanasiou A, Smith PA, Vakilpour S et al. Vanilloid receptor agonists and antagonists are mitochondrial inhibitors: How vanilloids cause non-vanilloid receptor mediated cell death. Biochemical and Biophysical Research Communications (BBRC) doi:10.1016/j.bbrc.2006.12.179
Ali Hikmet Eren. Kırmızı biber ve kanser http://arsiv.hurriyetim.com.tr/agora/00/12/22/kritik_a_eren.html
Dashwood R, Yamane S, Larsen R. Study of the forces of stabilizing complexes between chlorophylls and heterocyclic amine mutagens. Environ Mol Mutagen. 1996;27(3):211-8.Egner PA,
Wang JB, Zhu YR, et al. Chlorophyllin intervention reduces aflatoxin-DNA adducts in individuals at high risk for liver cancer. Proc Natl Acad Sci U S A. 2001;98(25):14601-6.
Kensler TW, Groopman JD, Roebuck BD. Use of aflatoxin adducts as intermediate endpoints to assess the efficacy of chemopreventive interventions in animals and man. Mutat Res. 1998;402(1-2):165-72.
Breinholt V, Arbogast D, Loveland P, et al. Chlorophyllin chemoprevention in trout initiated by aflatoxin B(1) bath treatment: An evaluation of reduced bioavailability vs. target organ protective mechanisms. Toxicol Appl Pharmacol. 1999;158(2):141-51.

iyibilgi

Sağlığınız için hergün 1 elma yiyin

Yeni yapılan bir araştırmaya göre, günde 1 elma yemenin uzmanların düşündüğünden daha sağlıklı olduğu ortaya çıkarıldı.

04 09 2009 17:25

Bilimadamları elma, şeftali, nektarin gibi meyvelerin niteliklerini analiz etti ve içerdikleri antioksidan seviyelerinin önceki araştırmalarda küçümsendiğini buldular.

İngiltere, Norwich'teki Yiyecek Araştırmaları Enstitüsü'nde uluslararası bir grup tarafından yürütülen çalışma, meyvelerdeki süper kimyasal polifenol içeriğinin önceki araştırmalara göre 5 kat daha fazla olduğunu ortaya çıkardı. İnsan vücudunda bu bileşenlerin kalın bağırsakta mayalanacağını belirten Dr. Paul Kroon, "Bu antioksidan aktivitesiyle birlikte çok faydalı olacak" dedi.

Journal of Agricultural and Food Chemistry isimli tıp dergisinde de yayınlanan çalışma, normalde gıda kimyacıları tarafından üzerinde durulmayan kimsayalın sağlıklı beslenmenin önemli bir parçası olduğunu gösterdi.

Araştırmanın lideri Fulgencio Saura-Calixto, bu polifenollerin önemli sağlık nitelikleri sayesinde insan beslenmesinin en önemli parçası olduğunu belirterek, "Bu polifenolleri beslenmeye ilişkin ve epidemiyolojik araştırmada gözönünde tutmak, sağlığımız için bitkisel gıdaların etkilerini daha iyi anlamamızda çok faydalı olacak" dedi.

Zaman

30 MART 2010, SALI
Her derde deva Enginar

ENGİNAR'da bulunan 'cynarin' adlı madde karaciğer ve safra kesesinde biriken nikotin, alkol ve yağın temizlenmesine yardımcı oluyor. Besin değeri çok yüksek olan enginar, bol miktarda A, D, B6 ve C vitamini içeriyor. Enginar, kalsiyum, magnezyum, manganez ve fosfor yönünden de çok güçlü. Ayrıca romatizma, kolestrol ve damar sertliğine de iyi geliyor. Enginarı sebze olarak tüketebileceğiniz gibi yapraklarını kaynatarak suyunu da içebilirsiniz. Akşam

"Yaban Mersini" Kasları Onarıyor

Bilim adamları, yaban mersininin yoğun fiziksel egzersizin kaslara verdiği zararı nasıl önemli ölçüde azalttığını gözlemledi.



Yayına Giriş: 06.04.2010 14:58:34
Güncelleme: 06.04.2010 15:17:02

Kolestrolden şeker hastalığına kadar birçok derde deva olduğu belirtilen yaban mersininin içerdiği antioksidanların, fiziksel egzersiz sonrası oluşan kas hasarına karşı da koruyucu olabileceği bildirildi.

İtayan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, Yeni Zelanda’daki Gıda Araştırma Enstitüsünde görev yapan bilim adamları, yabanmersinin yoğun fiziksel egzersizin kaslara verdiği zararı nasıl önemli ölçüde azalttığını gözlemledi.

"Molecular Nutrition & Food Research"de yayımlanan ve laboratuvar ortamında yapılan araştırmanın sonuçlarının, içerdiği antioksidan maddeler açısından oldukça zengin olan doğanın "mavi" renkli tek meyvesinin, egzersize bağlı olarak kas dokusunda ortaya çıkan oksidatif stresle mücadelede kullanılabileceğine işaret ettiği belirtildi.

Araştırmacılar, ancak bu konuda başka deneyler yapılmasının da gerekli olduğunun altını çizdi
trt

Kansere çare, "endemik bitki"de!
00:50 - Akdeniz'de endemik bir bitki türünü keşfettiklerini ifade eden Araştırmacı Burgucu, "Bitki ağızdan kullanımda zehirli etki gösteriyor" dedi. Bitkiden elde ettikleri özüt ile laboratuvar ortamında kanserli hücreyi öldürebildiklerini anlatan Burgucu, "Kemoterapik ajanlar gibi bitki özütünün da kanserli hücreyi öldürdüğünü gördük" diye konuştu. 21.07.2010 ANTALYA netgzete

ALTIN ÇİLEĞİN FAYDALARI
24 Temmuz 2010
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sağlığını borçlu olduğu Altın çilek, kilo vermeden, kan dolaşımına kadar bir çok hastalığa iyi geliyor. İşte Altın Çilek'in faydaları:

- Dünyanın en zengin lif oranına sahip meyvesidir.

- Kilo vermeye yardımcı ve son derece faydalı bir meyvedir.

- Diyabet ( şeker) hastalarına faydalı olduğu gözlemlenmiştir.

- Antioksidan oranı yüksektir.

- Kalp,verem ve idrar yolu hastalıklarının tedavisine yardımcı olur.

- C,B1,B2,B3 ve keroten gibi vitamin ve mineraller bakımından çok zengin bir meyvedir.

- Potasyum değeri çok yüksek bir meyvedir.

- Kalsiyum değeri aşırı zengin olduğundan okul öncesi çocukların gelişiminde çok etkilidir.

- Metabolizmanın hızlı çalışmasına katkıları olduğu bilinmektedir.

- Kan dolaşımını düzenlemede pozitif etkileri vardır.

- İdrar söktürmeye faydaları vardır.

- Kalorisi azdır. Sindirim sistemindeki parazitleri yok etmeye yardımcı olur.

- Aroma ve mayhoş tadından dolayı pastacılık, dondurma aroması olarak ve marmelat yapımında kullanılır.

- Meyve salatalarında, tatlılarda ve turtalarda kullanılır.

- Reçeli son derece lezzetlidir.

- Cildi güneşten korumada ve cilt kanseri tedbir olarak deri gerici özelliği olduğundan, yaşlanmayı geciktirmeye yardımcı olur.

- Kandaki fazla ürik asitin atılmasına yardımcıdır.

- İçerisinde 8 ayrı alkolid bulunmaktadır. Bu alkolidler bitkisel kökenli ilaçların yapımında kullanılmaktadır.

- Kanı arındırmaya yardımcı olur. Görme sinirlerini yapılandırmaya yardımcı olur.

- Prostat ve boğaz hastalıklarının tedavisinde olumlu etkileri olduğu gözlenmiştir.

Hürriyet

Kanser ve tansiyona karşı böğürtlen yiyin
19:20 - Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turan Karadeniz, kansere karşı böğürtlen tüketilmesinin faydalı olacağını söyledi. Böğürtlende "ellagic asit" bulunduğunu, araştırmaların bu asidin kanser ve tümör hücrelerinin büyümesini engellediğini ortaya koyduğunu anlatan Prof. Karadeniz, böğürtlenin vücutta meydana gelen şişliklere, ağrılara, yüksek tansiyona, şekere, göğüs ve solunum yolu hastalıklarına da iyi geldiğine işaret etti. 01.08.2010 ORDU netgazete


Kansere karşı kabakgiller

İki geni çalışmayan kişilerin haftada bir kez kabak ailesinden sebze yemesi kansere karşı 'yüzde 72' koruma sağlayabiliyor

BBC - LONDRA - Kabak ailesinden sebzelerin, kansere karşı koruyucu görevi olan iki geni eksik çalışan kişilerde, özellikle akciğer kanserine yakalanma riskini düşürdüğü ortaya çıktı. Brokoli, kabak, brüksellahanası gibi sebzeleri haftada en az bir kez tüketmek, söz konusu iki genin aktif olmadığı kişilerde kanser riskini yüzde 72 oranında düşürebiliyor.
Saygın tıp dergisi The Lancet'te yayımlanan Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı'nın yürüttüğü çalışmada, 'GSTM1' ve 'GSTT1' adı verilen iki gen incelendi. Söz konusu iki gen vücudu toksinlere karşı koruyor. Kabak ailesinde bulunan 'isothiocyanate' adlı kimyasallar da akciğer kanserine karşı güçlü koruyucular. Bu kimyasallar, vücuttan iki genin ürettiği enzimler sayesinde atılıyor.
Araştırma kapsamında Polonya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Rusya ve Macaristan'dan 2 bin 141 akciğer kanseri hastası ile sağlıklı 2 bin 168 kişi karşılaştırıldı. DNA örnekleri alınan deneklerin beslenme şekilleri de incelendi.
Her iki genin de faal versiyonlarının bulunduğu kişilerde, kabak ailesinden sebzeler tüketmenin herhangi bir koruyucu etkisinin olmadığı tespit edildi.
GSTM1 geni çalışmayan kişilerde ise haftada en az bir kez kabak ailesinden sebzeleri tüketmenin akciğer kanserine karşı yüzde 33 koruyucu etki sağlayabildiği görüldü. GSTT1 geninin faal olmadığı kişilerde koruma oranı yüzde 37'ye çıktı. Her iki genin de faal olmadığı kişilerde ise kabak ailesinden sebzeleri tüketmenin akciğer kanserine karşı yüzde 72 koruma sağladığı anlaşıldı.

Kalp İçin İnanılmaz Buluş

By-pass ameliyatı olan hastaların kalbini akrebin iğnesindeki zehir koruyacak. Zehir sayesinde ameliyatların başarısızlığı sıfıra iniyor.

26.10.2010

Kalbinizi akrep iyileştirecek. By-pass ameliyatının en büyük yardımcısının ürktüğümüz hayvanların başında gelen bir akrebin iğnesi olacağı kimin aklına gelirdi.
Amerika’da yaşayan bir akrep türünden alınan magratoksin denilen zehir by-pass ameliyatlarında ortaya çıkabilecek komplikasyonları önlediği ortaya çıktı.

By-pass ameliyatı geçiren kalp damarları yeni tabiatına alışırken, yeni kan hücreleri ürüyor ve kan akışını etkileyerek ameliyatın başarısız olmasına yol açıyor.

Amerika’da yaşayan zehiri ölümcül değil ancak acı verici olan bir akrep türü bilim insanlarının imdadına yetişti.

Akrebin zehri potasyum iyon kanalını bloke ediyor ve hücre zarında bir delikten elektrik sinyallerine yanıt veriyor. Böylece hücreler arasında mesaj akışını sağlayan kalsiyum iyonun dağıtımına yardımcı oluyor.

Kronik iltihap nedeniyle zarar görmüş damarı iyileştiren bu zehir inanılmaz derecede de güçlü. İngiltere kalp vakfı tarafından gerçekleştirilen buluşun ardından şimdi bu zehrin hap ya da enjeksiyon şeklinde hazırlanması planlanıyor. TRT

İşte Kalbin En İyi İlacı
28 Kasım 2010

Her yörede kalbin en iyi ilacı olarak bilinen meyve...
Ülkemizin birçok yöresinde yetişen, kış aylarının başlamasıyla birlikte olgunlaşmaya başlayan 'Alıç' meyvesi her yörede kalbin en iyi ilacı olarak biliniyor. Alıç, dağlarda kendi başına yabani olarak taşlık ve kayalık yerlerde yetişiyor. Aynı zamanda bu meyve kışın habercisi olarak da biliniyor. Sarı, kırmızı renkteki meyve ekşimsi tadı ile ekşi muşmula olarak da biliniyor.

Alıçın her yöreye göre değişen farklı isimleri de bulunuyor, halk arasında yemişen, akdiken, geyik dikeni, geviş ve edran olarakta biliniyor. Halk arasında kalbin en iyi ilacı olarak bilinen alıç için Avrupa'da yapılan araştırmalarda bunu doğruluyor. Alıçın yapılan araştırmalarda kan basıncını dengelediği, kalbin kasılma gücünü çoğalttığı, kalbe ve beyne kan akışını artırdığı ve kalbi, kalp ritim bozukluğuna karşı koruduğu tespit edilmiş. Kronik kalp yetmezliği olan hastalar üzerinde yapılan araştırmalarda olumlu etkileri saptanmış, bu bitkinin kullanımının güvenilir oluşuna dikkat çekilmiştir. Aynı zamanda alıçın, kalp yetmezliği hastalarının kullanmış olduğu ilaçlarla etkileşime girmediği tespit edilmiştir.

Meyvenin, kalbin fazla çalışmasını engelleyerek kalp atışı sıklığını azaltıcı etkileri ile kan damarlarının çeperlerini kuvvetlendirir ve vücudun diğer bölgelerine olan kan akışında da düzenleyici bir etkisi vardır. Damarları genişleten ve kalbe kan ve oksijen akışına yardımcı olan (bioflavononid) alıçta yüksek oranda bulunur. Alman'ya Sağlık Bakanlığının bitkisel preparatların hazırlanması ve ruhsatlandırılmasından sorumlu E komisyonu, alıçı kalp yetmezliğinde kullanmaya onay vermiş, bazı Alman tıp doktorları da reçetelerde kalp ve damar hastalıkları için en iyi doğal ilaç olarak göstermişlerdir.
aktifhaber

Doğal Antibiyotik Propolis
28 Eylül 2011
Doğada bulunan milyonlarca mucizeden biri olan arılar kovanlarının içini dezenfekte ederken kullandıkları madde olan propolis, penisilinden 20 kat daha kuvvetli bir antibiyotik.

Arılar bir doktor gibi kovanların içini dezenfekte ediyor.
Bunu yaparken kullandıkları madde olan propolis, penisilinden 20 kat daha kuvvetli ve çok sayıda rahatsızlığın doğal tedavisinde de kullanılıyor.
Bal, polen, arı sütü gibi ürünleri insanlara sunan arıların bir başka özelliği ise adeta doktor gibi kovanların içini dezenfekte etmeleri.
Bunu yaparken Propolis adı verilen ve doğal antibiyotik olarak adlandırılan bir madde kullanıyorlar.
Kovan içi sıcakl ve rutubet virüs, bakteri ve mantarlar için ideal bir ortam oluşturmasına rağmen, arılar Propolis sayesinde hastalıklara yakalanmadan yaşamlarını sürdürebiliyor.
Tıp Dünyasında da Kullanılıyor
Penisilinden 20 kat daha güçlü bir antibiyotik olan Propolis, tıp dünyasında da kullanılıyor.
Yaraların iyişleşmesini 4 kat hızlandıran propolis , ağız içi, solunum ve deri enfeksiyonlarına, sindirim sistemi rahatsızlıklarına iyi geliyor.
Propolis maddesini toplayabilmek ise oldukça zahmetli.
Öncelikle bitki örtüsünün zengin olduğu ve yerleşim yerlerinden uzak olan doğal ortam gerekiyor.
Konulan tuzaklarla, yılda bir kovandan sadece 30-50 gram arası propolis toplanabiliyor.
TRT


Domuz gribi, bitkisel ilaçlarla tedavi edildi
Çin'de, yüksek ateş gibi grip belirtileriyle 12 Haziranda Guangdong Geleneksel Çin Tıbbı Hastanesine başvuran kişinin, Influenza A/H1N1 virüsü taşıdığı anlaşıldı. Tamamen geleneksel Çin ilaçları kullanma kararı veren uzmanların tedaviye başlamasından 24 saat sonra, hastanın ateşi normale döndü. 72 saat sonra öksürük dahil olmak üzere tüm belirtiler kayboldu. Sağlığına kavuşan hasta, doktorların kararıyla bugün taburcu edildi. 19.06.2009 PEKİN netgazete

Domuz gribine besinlerle savaş
04.11.2009
H1N1 virüsüyle savaşta vücudun direncini artırmak ve virüse yenik düşmemek için hangi besinleri tüketmeli, ne yiyip, ne içmeli?

ntvmsnbc

Yeterli ve dengeli beslenmeyle bağışıklık sistemini desteklemeli, hastalığa besinlerle savaş açmalıyız.

Bunun için 4 temel gruptaki besinleri, günde en az 3 ana, 3 ara öğünde ve yeterli miktarda tüketmek şart.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi'nden Diyetisyen Hülya Günsoy, gripten korunmada büyük etkisi olan beslenme kurallarını ntvmsnbc'ye anlattı.

"Bir hastalık sırasında vücudumuzun savunma sistemi kendini enfeksiyona karşı korumaya çalışır. Enfeksiyonla savaş halindeki vücudun bağışıklık sistemini güçlü tutmak mümkün. Bunu yeterli ve dengeli beslenerek yapabiliriz" diyen Günsoy, şöyle devam etti.

ÖĞÜN ATLAMAYIN

"Günlük enerjinin yüzde 50-60’ını karbonhidratlardan, yüzde 15-20’sini proteinlerden, yüzde 25-30’unu yağlardan karşılayıp, enfeksiyon durumlarında normalin biraz daha üstünde vitamin almak ve bol sıvı tüketmek gerekiyor. Öğün sayısı ve düzenine ise özellikle dikkat etmeliyiz."

Hülya Günsoy, dört temel besin grubunu ve bu gıdalardan ne kadar yenilmesi gerektiğini sıraladı.

SÜT, YOĞURT, KEFİR

"Yeterli ve dengeli beslenme, gün içinde her besin grubundan yeterli miktarda almakla sağlanır. Süt ve süt ürünleri, et, balık ve kümes hayvanları, sebze ve meyveler, ekmek ve hububat gibi tahıllar dört temel besin grubunu oluşturur. Bu gruptaki besinler, her gün mutlaka yeterli miktarda yenmeli.

SOĞAN, SARMISAK, ELMA, NAR

Bağışıklık sistemini güçlendiren yararlı mikroorganizmaları yani probiyotikleri içeren süt, yoğurt veya kefiri günde en az 2-3 porsiyon/bardak tüketmekte fayda var.

A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminleri içeren havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz, yeşil biber, taze patates, soğan ve sarmısak gibi sebzeleri bolca tüketin. Her gün mutlaka mevsimsel meyveleri özellikle C vitamininden zengin portakal, mandalina ve greyfurt gibi turunçgiller ile antioksidan etkisinden dolayı nar bolca tüketilmeli, günde bir elma yiyin.

BADEM, CEVİZ, FINDIK

Hem C vitamini ihtiyacının karşılanması hem de sıvı alımına katkı açısından taze sıkılmış meyve suları sıkça içilmeli. Vücut direnci üzerinde önemli etkiye sahip E vitaminini sağlamak için yeşil yapraklı sebzeler, günde en az beş adet fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar da ihmal edilmemeli.

BOL BOL BALIK

Kış mevsiminde güneşten aldığımız D vitamininden de yoksun kalıyoruz. Özellikle kemik ve diş gelişimi için önemli olan D vitaminin diğer bir kaynağı da balıktır. Artan D vitamini ihtiyacını karşılamak için kışın daha fazla balık tüketmeye dikkat etmeliyiz. Yağ tüketiminde de katı yağlar yerine sıvı yağları tercih etmeliyiz.

KIRMIZI ET VE MANTAR

Hareketsizlik nedeniyle artan sindirim problemlerinin önlenmesi için fiziksel aktivite yapılmalı, kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünleri, kuru baklagiller tüketilmeli. Sütlü tatlılar ve meyve tatlıları tercih edilmeli, vücut ısısını dengede tutmak için günde en az 2-2,5 litre su içilmeli. Haftanın 2-3 günü kırmızı et, diğer günlerde de beyaz et ve mantar tercih edilmeli.

BESLENME HATALARI VÜCUT DİRENCİNİ DÜŞÜRÜR

Günsoy, vücut direncini kıran ve hastalıklara karşı kişiyi savunmasız bırakan beslenme hatalarına ve kaçınılması gereken davranışlara da değindi.

"Soğuk havayla birlikte vücut ısısını yükseltmek için enerji açığı ortaya çıkar, enerji açığını fastfood, kızartma, kavurma gibi yağlı yiyeceklerle, tatlı ihtiyacını ise aşırı şekerli tatlılarla karşılamamak gerekiyor. Dört temel besin grubunu oluşturan besinlerden eksik ve yetersiz tüketmek, bağışıklık sistemi zayıflatır ve kişi hastalıklara k
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cmt Arl 13, 2008 10:12 pm    Mesaj konusu: PEKMEZ Alıntıyla Cevap Gönder

SAĞLIĞINIZI KORUYUN! İYİ AMA NASIL..?

Günümüzde ihmal ediliyor olsa da hekimliğin temeli ve başarısının ölçüsü olması gereken alan koruyucu (preventif) tıptır. Hekimler, hastaları tedavi etmek için harcadıkları çabanın çok daha fazlasını hastalanmalarını engellemek konusunda harcamalıdırlar.

Ne yazık ki, tıbbın gösterdiği teknolojik ve farmakolojik gelişmeye rağmen hem akut hem de kronik hastalıkların sıklığının gün be gün arttığını görüyoruz. Sağlık Bakanlığının verilerine göre Türkiye'de 15 milyon Hipertansiyon, yaklaşık 10 milyon Diyabet, 10 milyon Depresyon hastası var. Yakın çevrenizde kime sorsanız bir hastalığından şikayet ediyor. Bayanların ortalama menopoza girme yaşı her yıl biraz daha genç yaşlara kayıyor. Osteoporoz (kemik erimesi) ilaçları, menopoza girmiş her kadının kullandığı bir şekerlemeye dönüştü. Türkiye'de her yıl 50.000 insan kanserden dolayı ölüyor. Antidepresan ilaçlara başlama yaşı artık ilkokullar hatta anaokulları seviyesinde...

Peki neden..?

Çünkü; insan doğasına aykırı evlerde yaşıyor, insan biyolojisi üzerindeki olumsuz etkileri ispatlanmasına rağmen hala klorlu sular içiyor, toprağa dokunmadan bir gecede serada üretilmiş sebzeleri yiyor, yiyeceklerimizle bolca zararlı kimyasallar ve tarım ilaçları alıyor, en ufak bir ağrıda kimyasal ilaçlara sarılıyoruz...

Lüks arabalarımızdan dolayı yürümeyi unuttuk, hızlı asansörlerimiz varken merdiven çıkmaya ne gerek var..? Çıplak ayakla en son ne zaman toprağa bastığımızı düşündüğümüzde çocukluk yıllarımıza gidiyoruz...


Stres artık yaşamımızın olmazsa olmazı... Sürekli bir koşuşturmaca halindeyiz. Yarışı hep birinci bitirmek için paralıyoruz kendimizi. İkinciliğe tahammülümüz yok. Karnemizin yıldızlı aferinlerle dolu olması için oyun oynamayı unuttuğumuzu bile fark edemiyoruz...

Artık şu gerçeğin farkına varmalıyız: "İnsan, psikososyal bir biyolojik varlıktır". Onun sadece biyolojik yönünü ele aldığımızda, sonuç "insan" kavramından uzaklaşmak olacaktır. Bu mantık düzleminde yapılan tedavi de bir makineyi tamir etmekten farksız, rutin bir işleme dönüşecektir.

Burada tıbbın anlamı da genişlemiş oluyor: Doğal yollarla bile olsa, aktar mantığıyla "şu hastalığı tedavi etmek için bu bitkiyi kaynat iç" gibi bir öneriyi kabul edilebilir olarak görmüyorum. 30 metre üzerinden 300.000 voltluk yüksek gerilim hattı geçen bir evde yaşayan çocuğun epilepsi (sara) hastalığının hangi yöntemle olursa olsun o evden uzaklaştırılmadıkça tedavi edilemeyeceği daha baştan belli değil midir?

Peki ne yapmalı..?

Herşey ilk adımla başlar... Hepimiz başımızı iki elimizin arasına alıp kötü bir son durağa giden bu otobüsten kendimizi nasıl dışarı atabileceğimizi düşünmeliyiz. Herkesin kendince yapabileceği çok şey var. İlkokula giden çocuğunuza cep telefonu almamak gibi mesela... Mesela pazarda alışveriş yaparken süslü lambalar altında parlayan domatesleri değil bir köşeye oturmuş köylü teyzenin sepette sattığı albenisiz domatesleri almak gibi... Arabanızı evinizden iki sokak öteye park etmek ya da iş dönüşü evinizden iki durak önce otobüsten inip yürümek ve asansör kullanmamak gibi... Başağrınız olduğunda ağrı kesici ilaç almak yerine nane yağıyla şakaklarınıza masaj yaptırmak gibi... Gripal enfeksiyona yakalandığınızda tedavide bir etkinliği olmadığını bile bile antibiyotik kullanmak yerine her evde bulunan bitkisel çaylardan istifade etmek gibi... Uyku ilacı almaktan kaçınarak şerbetçiotu çayı içip yastığınızın altına küçük bir de mıknatıs koyarak yatmak gibi...

Herşey ilk adımla başlar...

İlk adımı atmak isteyenler için bu böyledir...

Not: "Sağlıklı Kalmanın Pratik Yolları" broşürünü Belgeler başlığı altında bulabilir ve bilgisayarınıza indirebilirsiniz...

Metin: Dr. Turgay ÇINAR
http://www.dogalhayat.com.tr/sagliginikoru.html

KORUYUCU HEKİMLİKTE ÖNEMLİ BİR DOĞAL TIP YÖNTEMİ: ENFİYE


Karabiber ya da enfiye olarak bilinen bitkisel tozların buruna çekilerek hapşırma refleksinin uyarılmasıdır. Hapşırma, üst ve alt solunum yollarının en önemli savunma mekanizmalarından biridir. Hapşırırken verilen havanın ve içindeki partiküllerin çıkış hızı yaklaşık 140 km/saattir. Dolayısıyla fizik kanunları gereği hapşırdığımız zaman geri tepme prensibiyle bakınız neler olur:

Beyin damarları genişler.
Gözyaşı ve sinüs kanalları açılır.
Kalp damarları genişler.
Akciğerlerde normal solunumla atamadığımız rezidüel (ölü) hava dışarı atılır.
Kalbin diyastol (gevşeme) sonu dinlenme süresi artar. Bir anlamda kalp milisaniyeler düzeyinde durur ve tekrar çalışmaya başlar. Muhtemelen hapşıran birine "çok yaşa" denmesinin nedeni de budur.

Kanaatimiz odur ki; Türk toplumunda geçmişte Alzheimer hastalığı, erken bunama, senil demans, Parkinson hastalığı gibi nörolojik hastalıkların bugüne göre çok daha az görülmesinin nedeni enfiyenin yaygın biçimde kullanılıyor olmasıdır ve biz düzenli enfiye kullanımının artan kalp-damar hastalıkları açısından da koruyucu bir etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Ve geçtiğimiz haftalarda "Hapşırık Kalbe İyi Geliyor!" başlığıyla basında yer alan haber:

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Telli, vücudun doğal refleksi olan hapşırık sırasında ağızdan çıkan havanın hızının çok yüksek olduğunu söyledi. Bu hızın vücutta oluşan yüksek basınçtan kaynaklandığını belirten Telli, "Hapşırırken karın bölgesi ve beyin ağırlıklı olmak üzere vücutta büyük bir basınç ortaya çıkar. Bu basınç nedeniyle kalp damarlarına yoğun kan gider" dedi.
Bazı riskler taşısa da kalp damarlarına kan gitmesini sağlayan hapşırığın kalp için faydalı olduğunu vurgulayan Telli, “Basınç nedeniyle bayılmalar, hatta hapşırığın tutulması durumunda çok ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Ancak biz kalp uzmanları, sağlıklı kalp için hapşırığı severiz. Tansiyon hastalığı ve bayılma tehlikesi olmayan kişiler, hapşırıkla sağlıklı bir kalbe sahip olabilirler” diye konuştu.
Metin: Uzm. Dr. Suat ARUSAN
http://www.dogalhayat.com.tr/sagliginikoru.html

Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı.
19 Aralık 2008

BADEM

Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

KAHVE

Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

TARÇIN

Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

PATATES

Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

SEBZE ÇORBASI

Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

ZEYTİNYAĞI

Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren ";8oxodG"; adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

ÇAY

Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

Hürriyet


PEKMEZ

13 Aralık 2008 10:04
Üzüm, dut, keçiboynuzu, incir gibi meyvelerin kaynatılmasıyla elde edilen pekmez, yüksek oranda karbonhidrat içeriyor
Akademi Hastanesi Diyetisyeni Gonca Turan Uzuner, pekmezin özellikle sonbahar ve kış aylarında tüketilmesi gerektiğini belirterek, "Pekmez, büyüme çağındaki çocuklar, sporcular, gebe ve emzikli kadınlar ile kışın soğuk ortamda çalışmak zorunda kalanlar için eşsiz bir gıda maddesidir." dedi.

Barındırdığı B1, B2 vitaminleri ile demir, kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi minerallerden dolayı kan yapıcı, iştah açıcı ve enerji verici özelliği de var. Diyetisyen Uzuner, enerji ihtiyacı olan kişilerin pekmezi mutlaka tüketmesi gerektiğini ifade etti. Uzunel, 200 gram pekmezin, kalori açısından bin 150 gram süte, 300 gram ekmeğe veya 350 gram ete eşdeğer olduğunu belirtti.
haber10

Eklem ağrısına 'kuşburnu'lu çözüm!

Kireçlenmenin yol açtığı eklem ağrılarından şikayetçi iseniz, çözümü bir de doğada arayın. İşt ekrem ağrısı çekenlerin sızılarını azaltacak yöntem...25 Aralık 2008 15:23


Danimarkalı bir doktorun yaptığı araştırmaya göre, her gün düzenli olarak kuşburnu kapsülü almak ağrıları azaltıyor

Dünya Osteoartrit Araştırma Birliği Türkiye Temsilcisi ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı'nın Kurucusu ve Başkanı Prof. Dr. Cihan Aksoy, kuşburnunun eklem ağrıları üzerindeki tedavi edici gücüne yönelik sorularımızı yanıtladı:

* Kuşburnu eklem ağrılarına nasıl iyi geliyor? Özellikle hangi tür eklem ağrılarında yarar sağlıyor?

Danimarkalı doktor Kaj Winter, kuşburnunun eklem ağrıları üzerindeki etkisi hakkında bir araştırma yaptı ve bu araştırmasını geçtiğimiz günlerde Prag'da düzenlenen Dünya Osteoartrit Araştırma Birliği Kongresi'nde bizlerle paylaştı. Kuşburnunun çekirdeğinde ve kabuğunda bulunan bir maddenin iltihabi reaksiyonu durdurduğu yolunda bulgular var. Bu, hâlâ araştırılıyor. İlk yapılan çalışmalarda, kireçlenmelerde kullanılmış. Eklem kıkırdağı yıkımını azaltıp azaltmadığını ise henüz bilmiyoruz.

KAPSÜL KULLANIN

* Bilinen başlıca yararları neler?

Kuşburnu tozu, eklem ağrıları olan hastalarda iyileşmeyi destekliyor. Kireçlenme belirtilerinin iyileşmesine yardımcı oluyor ve kireçlenmenin neden olduğu ağrıları azaltıyor. Günlük yaşam aktivitelerinin yerine getirilmesini sağlıyor. Kireçlenmeli hastalarda, kalça eklemlerinin iyileşmesine yardımcı oluyor.

* Kuşburnunu çay olarak mı, yoksa kapsül şeklinde mi tüketmek gerekiyor?

Kuşburnu çay olarak tüketildiği zaman, eklem romatizmaları üzerinde etkisi kalmıyor. Isıtıldığı an etkinliği ve protein yapısı gidiyor. Kuşburnunun kabuğu ve çekirdeğinden elde edilen madde, ısı sonucunda bozuluyor. Soğuk suda ise özü çıkmıyor. Soğuk algınlığı ve grip gibi durumlarda kuşburnu çayı işe yarayabilir ama eklem ağrılarında iyileştirici etkisi olmaz. Eklem romatizmalarında steril şartlarda hazırlanmış, dondurulmuş kapsülleri öneriyoruz. Bir kapsüle üç kuşburnu sığar ve günde altı kapsül almak yeterlidir. Özellikle üçüncü haftadan sonra ciddi iyileşmeler görülüyor. Bir kür üçdört ay sürüyor, sonra bırakılıyor.

İLAÇ GİBİ YAN ETKİSİ YOK!

* Kuşburnunu alternatif tıbbın önemli silahlarından biri olarak kabul edebilir miyiz?

Ben alternatif tıp kavramına inanmıyorum. Tıbbın alternatifi yoktur. Hekimlere öğretilen modern tıptır. Hekimler hastalarının ruhen ve bedenen iyileşmelerini sağlar. Tıp eğitimi içinde öğrenciler, fitoterapiyi (bitkilerle tedavi) öğrenmez. Oysa bir doktor kuşburnu, avokado ya da soyanın etkilerini bilmelidir. Doktorlar bunu öğrenmiyorlar, sonra da onlara alternatif geliyor. Geçmişte eklem romatizması ile mücadelenin tek yolu ilaçlardı. Ancak bunlar bilinçsizce kullanıldıklarında, mide kanaması gibi birtakım problemlere yol açabiliyor. Hatta bazen ölüm gibi yan etkiler bile görülebiliyor. 2000'li yılların başında eklem romatizmasından ölüm oranı, meme ya da rahim kanseri kaynaklı ölümlerden çok daha fazlaydı. Bu hastalıkla mücadelede kuşburnu gerçekten çok etkili. Üstelik, kuşburnunun bilinen veya gözlenen bir yan etkisi yok. Destek tedavi ile modern yöntemlerden şaşmadan, sentetik ilaçların azaltılabileceğimi gördüm. Kuşburnu, hastaların birden fazla tedaviye girmesinin de önüne geçiyor.

Kayınvalidemle eşimi denek yapıp yararlarını inceliyorum

* Sizin kuşburnunun yararlarına yönelik araştırmalarınız var mı?

Devam eden bir ramotoid artrit çalışması var. Elde edilen öncül veriler, ağır romatizma ilaçlarının bırakılabileceğini gösteriyor. Ancak bu hastalar hiçbir zaman kendi kendilerine ilaçlarını bırakıp, kuşburnu kullanımına dönmemeli. Kuzey Avrupa ülkelerinde yapılan doz çalışmaları da var. Ancak Türkiye'de henüz doz konusunda bir çalışma yapılmadı. Norveç'te yapılan bir çalışma, romatizmayla mücadelede kuşburnunun ilaç gibi kullanılabileceğini gösterdi. Kuşburnu, diğer ilaçların yanında destek olarak da kullanılabilir. Genetik kireçlenmesi olan kişiler de, kuşburnu kullanabilir. Ben bir araştırma yaparken önce annem, kayınvalidem ve eşimde deniyorum. Onların söylediklerini ciddiye alırım, benim en güvendiğim deneklerim onlardır.

Etkisi kamyonlar dolusu mektupla kanıtlandı!

Prof.Dr.Cihan Aksoy, Danimarkalı meslektaşı Kaj Winter'in kuşburnunun eklem ağrıları üzerindeki etkisini genç bir çiftin başına gelenleri inceleyerek ortaya çıkardığını belirtti. İşte kuşburnunun yararlarını gözler önün seren o hikaye: "Bir adam, eşi kuşburnunu seviyor diye bütün arazisine kuşburnu ekmiş. Beklediğinden çok daha fazla ürün alınca da, bunları bozulmasınlar diye değirmenden geçirmiş ve ve dondurup saklamış. Ürünlerin bir kısmını da komşularına dağıtmış.

YEMEKLERE EKLENİYOR

Eşi, toz halindeki kuşburnunun kabuğunu ve çekirdeğini yoğurdun ve yemeklerin üzerine dökerek tüketmeye başlamış. Ardından, başkaları da bu alışkanlığı edinmiş. Sadece üç-dört ay içinde herkes kendini daha sağlıklı hissetmeye başlamış. Kuşburnu tüketenler, o kış hiç bel ya da bacak ağrısı çekmemiş.

ÖNCE İNANMADILAR

Genç adam, bu durumu Dr. Kaj Winter'e anlatmış ama ona kimse inanmamış. Adam, dört yıl daha kuşburnu ekmeye devam etmiş. Dondurup ezdiği bu ürünü, eklem ağrısı çekenlere hediye etmiş. İnsanlardan ağrıları azalırsa, kendisine mektup yazmalarını istemiş. Kamyonlar dolusu mektupla yeniden doktorların kapısını çaldığında, onları inandırmayı başarmış. Doktorlar, dört yıl boyunca günde bir çay kaşığı kuşburnu tüketenlerin, eklem ağrılarının azaldığını anlamış. Ürünün yan etkisinin olmadığı da görülmüş."


Günaydın

Osmanlı'nın 'detoks' merkezleri!

İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, Osmanlı Sarayı kayıtlarını inceleyerek Osmanlı'nın detoks merkezlerini böyle anlattı.26 Aralık 2008 13:42


İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, Osmanlı Sarayı kayıtlarını da inceleyerek ulaştığı bilgileri BUGÜN Gazetesi okurları için anlattı.

Osmanlı hekimleri doğaya meraklıydı, yağmur suyundan vazgeçmezlerdi. Hele yağmur kışın yağarsa o suyun tadına doyum olmazdı. Gıdaların fazlasının vücutta yarattığı zararlı maddelerden arınmak için kusar, terler, müshil yutar, kan aldırır, lavman yapardı...

Son yıllarda dilimize yerleşmiş olan detoks, Osmanlı Devleti'nde de varmış... Evet. Bugün detoks olarak günlük hayatımıza giren zararlı maddelerden arınmak kuralı Osmanlı hekimlerinin çok önem verdikleri bir şeydi. Gıdalarla aldığımız maddelerin fazlaları vücuda zararlı maddeler üretirler ve bunlardan kurtulmak gerekir diye düşünülüyordu ve bu konu çok ince noktalarına kadar işlenmişti. İstenmeyen zararlı maddelerin atılması vücudun doğal yollarıyla da oluyordu; kusmak, idrarla atılmak, terlemek, burun akıntısı, salya bu doğal atılımlardı.

EN ETKİLİSİ MÜSHİL ALMAKTIR

Bunların yanı sıra kendi yardımımızla bu zararlardan kurtulmamız da mümkün; Müshiller, kan aldırmak, kusturmak, lavman yapmak ile zararlı maddeleri atmamız tavsiye edilir. Bunlardan en önemlisi müshil alarak zararlılardan uzaklaşmaktır.

İLKBAHARDA BAĞIRSAKLARI BOŞALTMAK GEREKİR

İlkbaharda içmelere giderek özellikle "Tuzla içmeleri" gibi suyu müshil etkili olanlardan belli bir süre içerek bağırsakları tamamen boşaltmak ve temizlemek gerekir. Evde de hekimlerin hazırladığı ve o şahsın mizacına uygun müshil ilaçlarıyla bağırsaklar boşaltılarak vücut kuvvetini kazanır, hastalıklardan korunur.

Hekimler şöyle yazar; "Her fazla yemekten sonra müshil içmek de doğru değildir. En iyisi az ve hafif gıdalar alarak perhiz etmelidir. Müshil verme bir tabip kontrolünde olmalıdır. Müshil içmeden önce perhiz yaparak, tutukluk, tıkanıklık açılmalıdır. Müshil alınacağı vakit, midede yiyecekler sindirilmiş olmalıdır. Detoks için çok uygun görülen bir usul de 'Hamamlar' dır.

VÜCUTTAKİ APRILAR HAMAMDA GİDER

Osmanlı’nın yaptığı arınma yöntemi yani detoks için T ürk hamamı çok uygundur. Hamamda bedenden atılması gereken fazlalıklar uzaklaştırılabilir. Derinin temizlenmesi ile ter gözeneklerinin açılarak zararlı maddelerin atılması mümkün olur.

Osmanlı hekimlerine göre bunlar yerine gelmezse vücutta ağrılar meydana gelir. Hamamda uygun temizlenme ile kaşıntı, sivilce, çıbanlar da tedavi olur. Hamam da ayrıca bir çok bakımdan faydalıdır. İyi bir hamam; binası eski, kubbeleri yüksek ve geniş, suyu tatlı, su sıcaklığı da mutedil olmalıdır. Mutedil hamamlara girip fazla kalınmadan yıkanılıp çıkıldığı taktirde insanın ruhu ferah, kuvveti sağlam, bedeni hafif ve rahat olur. Hamamda çok kalınırsa, baygınlık, yürek oynaması getirir, gönlü kasvetli eder derler.

SOLUNUM VE SİNDİRİM YARALARI İÇİN: EBEGÜMECİ

Malva sylvestris L. büyük ebegümeci, küçük ebegümeci.

Bileşimi: müsilaj %15- 20 glikoz ve pektin. n Taşıdığı müsilaj nedeni ile koruyucu, yumuşatıcı etkiye sahiptir.

Solunum ve sindirim sistemi tahrişleri ve iltihaplarında koruyucu olarak, taze yapraklarından elde edilen lapa cilt üzerindeki çıban ve yaraların ağrılarını dindirmek için tülbent arasında deri üzerine konulur. Çiçeği de aynı amaçlı kullanılır.

KABIZLIĞIN iLACI ‘KiL’

Eski zamanlardan beri tedavide birçok kil çeşidi kullanılmaktadır.

KİL, Alüminyum silikatlar, Al 2 Si2 O7, H2O, tabiatta kaolen, bolus ve kil halinde bulunur.

Beyaz ve kırmızı kil başlıcalarıdır.

Kırmızı killer kırmızımsı-kahverengi renkleri taşıdkları demir-üç-hidroksitten ileri gelmektedir.

Beyaz kil; kil-i Ermeni, Mühürlenmiş kil, kafa kili, Anadolu kili, Kıbrıs kili, Sakız adası kili, Sinop kili, Sayda toprağı.

Çeşitli killi toprakların toz edilmesi ile hazırlanan karışım, kuvvet verici kan dindirici, kabızlık önleyici olarak kullanılırdı.


Bugün

TERMAL KİL VE ÇAMUR TEDAVİSİ


Bir dahaki sefere çocuğunuzu çamurlar içinde oynarken gördüğünüzde onu azarlamadan önce iki defa düşünün: Belki de o an tedavi oluyordur...

Çamur tedavisi, kan dolaşımını düzenleyici ve toksinlerin atılımını sağlayan bir yöntem olarak doğal tıp uygulayıcılarının vazgeçemediği tedavilerden biridir. Egzama dahil birçok cilt hastalığının tedavisinde kullanılır.

Çamur, katı bileşenler ve mineralli suyun karışımından oluşur ve "hipertermal" ya da "hipotermalize" olarak sınıflandırılır. Vakaya göre bölgesel sıvama, bölgesel banyo ya da tüm vücut banyosu şeklinde uygulanır.

Çamur tedavisinin etkileri şunlardır:

- Nabzı ve vücut ısısını artırır (sıcak uygulama)
- Damar gelişimini hızlandırır
- Kıkırdak dokusundaki metabolik değişimi aktive eder
- Antienflamatuardır (iltihap ve ödem giderici etki)
- Ağrı kesicidir
- Kas gevşeticidir
- Hücre yenileyicidir
- Kemik hücresi aktivitelerini uyarır
- Eklem içi sıvısının üretimini hızlandırır
- Toksin atılımını artırır, böylece oluşan detoksifikasyon etkisi ile birçok hastalığın gelişimine engel olur.

Bu etkilerinden dolayı çamur tedavisi; kireçlenmeler (artroz, spondiloz), iltihaplı eklem romatizmaları, yumuşak doku enflamasyonları (tendinit, tenosinovit, bursit), yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, miyofasiyal ağrı sendromu), kas spazmları, dolaşım bozukluğuna bağlı ödemler ve selülitte kullanılır. Hazırlama aşamasında içine eklenen mineraller ve bitki özleri sayesinde egzama, sedef hastalığı, akne (sivilce) ve yağlı cilt tedavilerinde de oldukça etkilidir. Ayrıca güçlü bir tonik etkisine sahip olduğundan dolayı herhangi bir cilt hastalığı olmaksızın da tazeleyici - sıkılaştırıcı - koruyucu olarak kullanılabilir.

Kaynak: National Institute of Naturopathy / Çeviri: Dr. Turgay ÇINAR

http://www.dogalhayat.com.tr/sagliginikoru.html

AĞIZ KOKUSUNU GİDEREN 10 GIDA

Karakter boyutu :

29 Aralık 2008 08:56
Hem kokuyu hem çürümeyi engelliyor...
Uzmanlar, tüketilen kereviz, peynir, balık ve yeşil çay gibi hayvansal ve bitkisel besinlerin dişleri güçlendirirken, ağız kokusunu da giderdiğine dikkat çekiyor.

Kereviz: Kereviz dişleri iki yolla korur. Kereviz ekstra çiğnemeyi gerektiren bir yiyecektir. Bu ekstradan tükürük salgılamayı sağlar, bu da çürüklere neden olan bakterileri etkisiz kılar. Buna ilaveten lifli ya da sert yapıdaki doğal yiyecekler dişetlerine masaj yapar ve diş aralarını temizler.

Peynir: Peynir dişler için birden çok yarar sağlar. İlk olarak ağzın PH dengesini ayarlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda çürüklere karşı koruyup, yeni çürükler oluşmasını engeller. Özellikle şekerli gıdalar alındıktan sonra yenilecek bir parça peynir, şekerin dişleri çürütme etkisini giderme açısından son derece önemli.

Yeşil Çay: Yeşil çayda bulunan katesin maddesi ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı olurken aynı zamanda kansere karşıda etkili olur. Dolayısıyla ağız kanserlerine karşıda etkili bir maddedir. Bu madde aynı zamanda kötü ağız kokusuna neden olan bakterileri de ağızdan uzaklaştırmaya yardımcı olur.

Kivi: Vitamin C eksikliği dişetleri hassaslaştırabilir, bakterilere karşı daha dirençsizleştirebilir. Bu durumda da periodontal rahatsızlığa yakalanabilirsiniz. Bu durumla karşılamamak için yeterince C vitamini almalısınız ve bunun için kiviyi seçebilirsiniz, çünkü kivi diğer meyvelere göre daha fazla vitamin C içerir.

Yoğurt: Kalsiyum açısından zengin olan yoğurdun dişlere olan faydaları saymakla bitmez. Kalsiyum periodontal rahatsızlığı olan kişilerdeki diş kökleri iltihaplı cep sayısını azaltır. Kalsiyum, periodontal rahatsızlık dolayısıyla oluşmuş sallantılı ve gevşek dişleri iyileştirmede yardımcı olur. Kalsiyum, diş kayıplarını önlemeye yardım eder. Eğer sizde diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan yiyecekleri tercih edin.

Maydanoz: Ağız kokusuna neden olan yiyecekleri tükettikten sonra biraz maydanoz çiğnemek hoş bir ağız kokusuna sahip olmanıza yardımcı olacaktır. Bu sayede ise kötü ağız kokusu maydanoz sayesinde hoş bir kokuya dönüşür.

Çilek: Çilek dişlere ve dişetlerine iyi gelir. Aynı zamanda diş taşlarından doğal yöntemle kurtulmanın formülünü taşımaktadır. İçinde bulunan çeşitli asitler diş diplerinde biriken taşları eritir. Diş taşlarının oluşumunu engeller.

Kuru Yemişler: Kuru yemişler ve çekirdekler dişi kaplayarak bakterilere karşı koruyucu bir tabaka oluşturan doğal yağlar içerirler. Bu yağlar diş minesinin güçlenmesine yardımcı olarak çürümelere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar ve çekirdekleri de kalsiyum içerir.

Elma: Elma, kabukla yenilmesi bir yandan dişlerin kuvvetlenmesini sağlarken, diğer yandan da içerisindeki maddelerle dişleri temizler. Elma, havuç gibi meyveleri ısırarak yenilmesi tavsiye edilir.

Balık: Balığın içeriğindeki fosfor, kemik ve diş dokusunun teme maddelerinden bir tanesidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor bulunmaktadır. Dolayısıyla daha sağlıklı dişler için haftada bir kez balık tüketilmelidir.

BUGÜN

Doğa yürüyüşü sadece vücut değil, beyne de faydalı

27 Aralık 2008 Doğada yürüyüş yapmanın, sadece vücut değil, beyin için de faydalı olduğu ortaya çıktı.
İngiliz Daily Telegraph gazetesinin haberinde, Michigan Üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya yer verildi ve kış ortasında bile "doğayla etkileşim" içinde yürüyüş yapmanın, hafızayı ve konsantrasyon seviyesini güçlendirdiği belirtildi.
Araştırma, doğada bir saat yürüyüş yapmanın, beynin performansını beşte bir oranında artırdığını, ancak kalabalık caddelerde ya da alışveriş sırasında yapılan yürüyüşün beyin üzerinde böyle bir etki yaratmadığını g österdi.
Psychological Science dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde bir gruba büroların bulunduğu ve trafiğin yoğun olduğu caddelerde, bir diğer gruba da şehirden uzakta, ağaçlıklı bir yerde 50'şer dakikalık yürüyüşler yaptırıldığı kaydedildi.
Her iki grup yürüyüşten önce ve sonra testlere tabi tutuldu ve bu testlerin sonuçları karşılaştırıldı.
Sonuçlar, doğa yürüyüşüne çıkanların kısa süreli hafızalarının, yüzde 20 oranında geliştiğini ortaya koyarken, kalabalık caddelerde yürüyenlerde böyle bir etkiye rastlanmadı.
Araştırma ayrıca, hafıza ve dikkatin, yerleşim yerlerinden çok doğa fotoğraflarına baktıktan sonra da olumlu yönde etkilendiğini gösterdi.

netgazete

Az yediğimiz, en faydalı 11 gıda
New York Times, internet sitesinde Yemekten kaçındığımız ancak sağlığa en faydalı 11 gıdayı açıkladı.14 Ocak 2009 11:12


İŞTE O BESİNLER...

Pancar: Folik asit bakımından zengindir. Kırmızı rengini veren pigmentler kansere karşı savaşır.

Lahana: Kanserle savaşan enzimleri harekete geçiren "sulforaphane" isimli kimyasalı içerir.

Pazı: Yapraklarında, gözleri yaşlanmanın etkilerinden koruyan karotenoid maddesi bulunur.

Tarçın: Kan şekeri ve kolesterolü kontrol etmeye yardımcı olur

Nar suyu: Antioksidan bakımından zengindir. Tansiyonu düşürür

Kuru erik: İçeriğinde yüksek miktarda Antioksidan içerir.

Kabak Çekirdeği: Yüksek mineral oranı erken ölüm riskini azaltır.

Sardalya: Demir, magnezyum, bakır, çinko, fosfor, potasyum, manganez içerir

Zerdeçal: Vücutta iltihaplanmayı önler ve kansere karşı koruma sağlar

Yaban Mersini: Hafızayı kuvvetlendirir.

Kabak: Kalori değeri düşük, lifler bağışıklık sistemini güçlendiren A vitamini bakımından zengindir. Uzun süre tok tutar.


Milliyet

Kayısıya kanser vız gelir

İnönü Üniversitesi'nin uzmanları araştırdı: Kayısı; kanser, karaciğer yetmezliği ve alkolün zararlı etkilerine karşı vücudu koruyor.30 Ocak 2009 04:13


Türkiye'de ilk defa kayısı araştırması yapıldı. Buna göre mucizevi meyve; kanseri karaciğer yetmezliğini ve kalp krizini önlüyor. Alkolün zararlarından da koruyor.

Cilt dostu olmasıyla ünlenen kayısının marifetleri anlatmakla bitmiyor. İnönü Üniversitesi, Malatya Kayısı Araştırma Vakfı ve Malatya Valiliği'nin işbirliği ile 4 yıl önce kayısının yararları konusunda çalışma başlattı.

Kayısı hakkında ilk kez hayvanlar üzerinde bir araştırma yapıldı. Araştırma sonuçlarına göre, kayısı sindirim sistemi kanserlerine karşı önleyici bir etki yapıyor. Karaciğeri de koruyarak, yağlanmasını engelliyor. Antioksidan niteliğindeki bu mucizevi meyve, kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini de yüzde 50 oranında azaltıyor.

VÜCUT DİRENCİNİ ARTTIRIYOR

Vücut direncini de arttıran kayısı, alkolün verdiği zararları da en aza indirerek organları koruyor. Kayısının yararlarına ilişkin 4 araştırma daha sürdürdüklerini belirten Prof. Dr. Ali Otlu, kayısı ihracatı yapan şirketlerin kayısının bilimsel yararlarıyla ilgili araştırmalar için kaynak ayırmasını talep etti.

haber7

Mevlüt Durmuş
mevlutdurmus@yahoo.com

--------------------------------------------------------------------------------
25 Ocak 2009
--------------------------------------------------------------------------------
Şaka gibi diyet: Yumurta ve kolesterol


European Journal of Nutrition'da Dr. Griffin, yıllardır gündemde olan fakat genellikle çoğu doktor ve uzman tarafından dikkate alınmayan yumurta konusundaki yanlışlıkları bir kez daha açıkladı[1]: Yumurta çok önceleri düşünüldüğü gibi kan kolesterol düzeyini, LDL düzeyini yükseltmiyor ve kalp hastalıklarında iddia edildiği gibi herhangi bir risk oluşturmuyor. Ayrıca yumurta yemek kilo sorunlarınızın çözülmesine de, bu güne kadar iddia edilen genel durumun tersine, yardımcı oluyor.

Yumurta şişmanlık (obezite), kolesterol ve kalp hastalıkları ilişkisinde bu güne kadar ileri sürülen bir çok görüş Dr. Griffin’e göre de gerçek değil ve bilimsel temellere oturmuyor...

“Daha önceleri yumurta gibi kolesterol yönünden zengin besinlerin kandaki kolesterol seviyesini yükselttiği ve kalp krizi riskini arttırdığı düşünülüyordu fakat Avrupa Beslenme Alışkanlıkları Dergisi'nde yayınlanan bilimsel bir araştırma haberine göre bu tez artık çürütüldü. Günde iki adet yumurta ciddi bir diyet uygulamasıyla birlikte tüketildiğinde sadece kilo verdirmekle kalmıyor aynı zamanda kandaki kolesterol seviyesini de düşürüyor….” (Basından)

En şaşırtıcı ve çılgın diyetle zayıflama öyküsü ise gazete haberlerimize çok kısa bir şekilde yansıdı:

‘Yumurtayla 25 kilo verdi. İnanılması zor ama yumurta diyetiyle 9 ayda tam 25 kilo zayıfladı…’Saatchi&Saatchi’ reklâm ajansının sahibi Saatchi`nin zayıflama öyküsünü eşi Nigella Lawson (48) basınla paylaştı. Eşinin zayıflama kararı aldıktan sonra kendisinin yaptığı yemeklerden tatmadığını belirten Lawson, `Günde sadece 9 yumurta yiyerek 9 ayda 25 kilo vermeyi başardı` dedi. Eşinin sadece haşlanmış ya da az yağda pişirilmiş yumurta tercih ettiğini söyleyen Lawson, 9 yumurtayı sabah öğle ve akşam 3`er tane yediğini kaydetti. Lawson, beslenme uzmanlarının bu diyeti nefes darlığı, bağırsak düzensizliği gibi önemli problemler yaratacağı için asla tavsiye etmediğine dikkat çekti.’ (Basından)

Gerçekte bu haber, dış basında daha geniş bir biçimde[2] ‘Saatchi's diet’ (Saatchi’nin diyeti) şeklinde yer almıştı. Olayın gelişimi gerçektende çılgınca görünüyordu: Bütün diyetler denenmiş fakat sonuç elde edilmemişti. Daha sonra yeni bir şey denemeye karar verdiler. Ve kendilerine verilen diyet önerilerinin tam tersini ve en radikalini zayıflama diyetlerinin ana merkezine yerleştirdiler: Yumurta!

Aykırı bir örnek olduğu için ‘Saatchi’nin diyetini’ biraz inceleyelim. Günde en az 9 adet yumurta x 200mg=1800 mg kolesterolü yumurta ile alıyorsunuz, kilo almak yerine tam tersine kilo veriyorsunuz. Kilo deyip geçmeyin, kanserden uykusuzluğa her hastalıkla şişmanlık (obezite) ilişkilendirilmiş durumda…

Yumurta, dengeli kilo verebilmek için çok ideal besinleri içeriyormuş ve kalorisi çok düşük olduğu halde tok tutuyormuş. Bunlar elbette doğru!

İyi güzel ama bu adam öyle ya da böyle günde 9 yumurtayla 2000 miligram kadar (yumurtayla içeriğinde) kolesterol almış, kolesterol yüksekliği yüzünden ölmemiş mi?

Hayır ölmemiş!...

Demek ki kolesterolün şişmanlıkla sanıldığı gibi doğrudan ilişkisi yok! Farklı besinlerden alınan, kullanılamayan enerjiyle (kalori) ilişkisi var! Yani şişmanlığın besinlerle alınan veya kandaki (obezite) yağ yüksekliği ile özellikle dışardan kolesterol alımıyla hiç alakalı bir şey değil. İşin özü kolesterol ve farklı yağlı besinler (ceviz, Antep fıstığı, fındık vs) şişmanlatmıyor, sizi tok tuttuğu için depolanmış stoklarınızdan enerji açığa çıkmasını sağlıyor…

Ve kan kolesterolünüz yükselmiyor ve artmıyor…

Ben ve bazı dostlarım yumurta-kolesterol-kalp hastalıkları ve şişmanlık (obezite) ilişkisindeki bu durumu, yani kolesterol değeri yüksek besinler ve yağlı yiyecekler alındığında[3] kolesterol düzeyinin artmayacağını hatta tam tersine kolesterol düzeyinin azalabileceğini de yıllardır zaten söylüyoruz.[4]

‘İyi ama kolesterol içeren besinlerin, kan kolesterolünü yükseltebileceğini gösteren hani binlerce akademik araştırma (randomize çalışmalar) vardı, o araştırmalar ne olacak’ diye bir şey bana sormayın, bu konuda muhatabınız bu çalışmaları yapanlar ve ‘yumurta kan kolesterolünü yükseltiyor’ diyen doktor ve akademisyenlerdir. Veya diğer bir olasılık, kimbilir bazılarına göre ‘Dr. Griffin yalancı ve sahtekârın tekidir!’ Çünkü her gün 2 (iki) adet yumurta yiyenlerin kolesterolünde bir değişiklik olmadığını, kan kolesterolünün artmadığını söylüyor.. Biliyorum diğer araştırmacılar ‘ama o çalışmada denek sayısı az’ vs vs. gibi kaçış yollarını şimdiden ayarlamışlardır, fakat inanın bu tamamen ‘minare ve kılıf’ meselesi…

Nitekim elde edilen sonuçlar bunları da gösteriyor! Biz yıllardır organizmanın hücrelerimizin yağ depolaması ve kan kolesterol, lipit düzeyi birbirinden çok farklı şeyler olmalı diyoruz. Bizim akademisyenlerden ziyade, halka-insanlara anlatmaya çalıştığımız konulara ‘küçümseyerek’ bakan, sözüm ona bazı araştırmacılar ve bizi eleştiri yağmuruna tutan hekimlerimiz umarım söz konusu araştırmaları okuyunca az da olsa sıkılmışlar, kimbilir belki biraz yüzleri kızarmıştır: Çünkü biz bütün bunları[5] çok önce ve defalarca söyledik!

İşin garip, tutarsız, anlaşılmaz ve en saçma tarafı bazı doktor, uzman ve diyetisyenlerin hala yumurtayı şişmanlık (obezite) ve kalp hastalıklarıyla (ateroskleroz) ilişkilendirmeye devam etmesidir. Söz konusu kişiler, bu konularda son zamanlarda yapılan çalışmaların ve açıklamaları görmemezlikten gelmektedir. Sağda solda anlaşılmaz bir vurdumduymazlıkla ‘yumurta kan kolesterolünü yükseltiyor’ veya ‘yumurta kilo aldırıyor’ safsatasının sürekli olarak anlatan insanları anlayamazsınız. Söyledikleri, anlattıkları her şey büyük bir bilimsel tutarsızlık gösterir. Bizce bu duruma sadece bilimsel körlük bile denilemez, bu durum körlüğün de ötesinde çok farklı bir şey...

Köşeye sıkışan bazı bilim adamları, yumurtadaki kolesterol içeriğine ve kolesterol konusuna vurgu yapmaktan vazgeçip, kolesterolde bulunan farklı maddelerin, vitaminlerin ve minerallerin önem ve değerinden söz ediyorlar. Yumurtada bulunan bazı maddeler (lesitin, niasin vb) nedeniyle yumurtanın, kan kolesterolünü yükseltmediğini filan söylüyorlar ve sağolsunlar beni yine güldürüyorlar, bilim bazen eğlenceli de olabiliyor!...

Sakın yanlış anlamayın söyledikleri her şey en ince ayrıntısına kadar doğrudur: Çünkü temel olarak yumurtada bir canlıyı oluşturabilecek (civciv) bütün yaşamsal öğeler zaten bulunmak zorundadır. Bunun aksini düşünmek tümüyle saflık olur. Benim gülme nedenim çok farklı, çünkü bu konuda bilimsel olduğunu iddia edenler, farklı nedenler ileri sürerek konuyu kolesterol temelinden saptırmaya çalışıyor!

Söylediklerine bak: Yumurta masum olabilirmiş çünkü yumurta içeriğinde bulunan bazı maddeler, yumurtadaki kolesterolün emilimini ve kana karışmasını engelliyormuş!

Yumurta iyi ama yumurta içindeki kolesterol kötü demek istiyorlar…

Yumurta akını yiyin ama sarısını atın!

Yumurta beyazıyla, sarısını ayıran fabrikalar yapın!

Az kolesterollü yumurta yapan, beslenmesi değiştirilmiş tavuklar ortaya çıkarın!

Sonra gelin, siz bu yumurtaya utanmadan yumurta deyin!

Hiç kusura bakmayın, inanın kişisel bir şey değil: Biyolojik olarak içinden civciv çıkma olasılığı olmayan yumurtaya, ben yumurta diyemem zaten!..

Ve işte insanları kandırmak, bilimsel anlamda hile yapmak, belden aşağılara vurmak buna denir. İşte ben aslında bunlara gülüyorum!

Burada tartışılması gereken konu yumurta içeriğindeki kolesterol dışındaki yaşamsal maddeler değil, bir zamanlar yumurtanın suçlanmasına neden olan kolesterolün bizzat kendisidir. Bu nedenle yumurta konusunu özünden yani içerdiği kolesterolden ve kan kolesterol düzeyi ilişkisinden uzaklaştırmaya çalışmak bilimsel açıdan korkaklığın ve ikiyüzlülüğün çok ötesinde bir şeydir.

Yıllarca içerdiği kolesterol nedeniyle yumurtayı suçlayıp sofralardan uzaklaştıracaksın, bu yanlış bilgiyle binlerce hekim yetiştireceksin, insanlara yıllarca kan kolesterolünü yumurtanın nasıl yükselttiğini sözde bilimsel (?) araştırmalar göstererek anlatacaksınız. Sonra ilaç şirketleri, yumurtayı beyazıyla sarısından ayıran fabrikalar kurulacak, yumurtadaki kolesterol miktarı azalsın diye tavukların besin tarzlarını değiştireceksiniz, kolesterolsüz damgalı bir çok ürün piyasaya çıkaracaksın!…

Pardon, siz haklısınız!

Gerçekçi olmak gerekir!

Sanırım ‘kolesterol masalı bataklığına’ boğazına kadar saplandıktan sonra, kolesterolü suçlayan akademisyenlerin hiç biri kolayca ‘pardon biz yanlış yapmışız, kolesterol masummuş’ diyemez. Öyle sanıyorum ki bunu biz değil, belki torunlarımız bile göremeyecek...
Çünkü bu konu artık bilim değil, ticaretle ilişkili...

Fakat yumurta-kolesterol ilişkisinde tehlikeli sorularla karşılaşacaklarını, bir zamanlar ‘kolesterol suçlu’ diyen uzmanlar de artık çok iyi biliyorlar. Yumurta diyetinde olası gelişmelere karşı şimdiden bilimsel kılıflar buluyor ve eleştiriyorlar; bu tip bir diyetin sindirim sistemi ve akciğer üzerinde bazı olumsuz etkilerinin olabileceği, yumurtayla bulaşabilecek çeşitli hastalıkları, mide ve sindirim sisteminin bozulabileceği iddialarını dile getiriyorlar! Elbette bunlar olabilir, sadece yumurta ile tek yönlü beslenmenin getireceği çeşitli risk faktörlerine tabii ki katılmak mümkün, bu her zaman olasılıklar içinde zaten! Fakat yumurta diyetiyle ilgili söz konusu bütün bu riskler ‘kolesterol’ konusunda daha önceleri söylediklerinizi unutturmaya yetmez!...

Aslında yumurta ve kolesterol diyetinde bizim dikkatimizi çeken, sizlerinde özellikle dikkatinizden kaçmamasını ve asıl görmenizi istediğimiz nokta çok farklı.

Bizce Dr. Griffin’in söz konusu son çalışması[6]: ‘Kolesterol ve yumurtanın zararları, damarlara kolesterol darbesi, kalp sağlığının ardındaki sinsi düşman kolesterol’[7] gibi binlerce anlamsız söylemlerinin hepsinin boş ve gerçek dışı olduğunun açığa çıkarmış olması nedeniyle önemli! Sakın bu yazımızın temel amacı yanlış anlaşılmasın; elbette söz konusu (biraz) aşırıya kaçmış ‘Saatchi’ diyetini biz kimseye önermiyoruz! Aşırı tek yönlü kullanımda içtiğiniz su bile sizin sağlığınızı bozabilir. Bu tip tek yönlü beslenme birçok açıdan ‘Çin İşkencesi’ nden farksız zaten. Fakat yumurta-kolesterol ilişkisinde ortaya çıkan durumu mutlaka sizlerinde görmenizi istiyoruz. ‘Saatchi’ diyeti bu açıdan son derece önemli…

Kabul edin ya da etmeyin, araştırma sonucu şu: Yumurta kilo yapmıyor, kilo verdiriyor ve kan kolesterolünü de yükseltmiyor…

Bunca zaman kolesterol yükselir korkusuyla, yetersiz beslenerek ‘kaybeden’ durumuna geçirilen halk ve insanlar, artık bu saçma sapan kolesterol korkularını bırakmalı ve tekrar kolesterollü beslenme konusunda ‘kazanan’ olmak zorundadır.

Yumurta ve kolesterol konusunda diyetisyenlerinize, doktorlarına mutlaka sorun, soru sormak insan olarak sizin hakkınız: Dr. Griffin ne diyormuş, Saatchi’nin diyetinde yumurta neden bu kadar zayıflatmış?

Kolesterol mitleri tek tek çöküyor!...

Yağlı ve kolesterollü yemekler şişmanlatırmış…

Kırmızı et[8], sakatat ve yumurta kan kolesterolünü yükselttiği için kalp krizi yaparmış, bu besinler kesinlikle yasakmış…

Özellikle beslenmemizde, kolesterol içeriğini mutlaka azaltmalıymışız, besinlerdeki kolesterol büyük risk faktörüymüş[9]...

Biz almayalım beyler, kalsın!...

Dr. Bruce Griffin’in akademik çalışmalarına dönelim. Malum bizim araştırmacılarımız bazı konuları biz kendi dilimizle yani Türkçe olarak söyleyince[10] anlamıyorlar, yabancı araştırmacıların diliyle söyleyince nedense daha çabuk anlıyorlar ve konuyu şaşılacak derecede ciddiye alıyorlar:

-‘Two Eggs a Day May Cut Cholesterol, Weight’[11]…

-Kısaca; günde iki yumurta kolesterol kilo ve kolesterol sorunlarınızı çözebilir!

Günde iki yumurta, işte yeni kolesterollü diyetimiz!…

Afiyet olsun!...


İki önemli not:

1) Şeker ve beyaz ekmek kullanıyorsanız, biraz da olsa spor yapmıyorsanız hiçbir zayıflama diyeti işe yaramaz

2)Yumurta tüketimi sağlığımız için oldukça önemlidir. Doğal ortamında yetişmiş ve mümkünse horozları başında olan tavuklardan elde edilmiş, özellikle sarısı istenilen kıvamda, bol kolesterollü yumurtalar bizim öneri ve tercihimizdir.

Kaynak ve dipnotlar:

[1] Nicola L. Harman1, Anthony R. Leeds2 and Bruce A. Griffin (2008). Increased dietary cholesterol does not increase plasma low density lipoprotein when accompanied by an energy-restricted diet and weight loss. European Journal of Nutrition. Volume 47, Number 6 / September, 2008. 1436-6207 (Print) 1436-6215 (Online). http://www.springerlink.com/content/c6287375m6767g80/
[2] http://www.telegraph.co.uk/news/newstopics/celebritynews/3163492/Charles-Saatchi-ends-nine-eggs-a-day-diet-says-wife-Nigella-Lawson.html
[3] http://www.yeniaktuel.com.tr/top104,99@2100.html kolesterole iftira atılmış
[4] http://www.samanyoluhaber.com/sondakika-67061.html
[5] www.kolesterolmasalları.blogspot.com
[6] [6] Nicola L. Harman1, Anthony R. Leeds2 and Bruce A. Griffin (2008). Increased dietary cholesterol does not increase plasma low density lipoprotein when accompanied by an energy-restricted diet and weight loss. European Journal of Nutrition. Volume 47, Number 6 / September, 2008. 1436-6207 (Print) 1436-6215 (Online). http://www.springerlink.com/content/c6287375m6767g80/
[7] http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=376
[8] Kırmızı et konusunda Prof. Dr Ahmet Aydın’ın yazısını kaçırmayın: http://beslenmebulteni.com/besin/index.php?option=com_content&task=view&id=139&Itemid=73
[9] http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=376
[10] www.kolesterolmasallar.blogspot.com
[11] http://www.foxnews.com/story/0,2933,410509,00.html (Study: Two Eggs a Day May Cut Cholesterol, Weight)

iyibilgi

Dr. Murat Kınıkoğlu
muratkinikoglu@yahoo.com
Kolestrol ilacı icenlerin Coenzim Q-10 merakı

Bir maddenin vücutta kullanılıyor olması hap şeklinde alındığında mutlaka faydalı olacağı anlamına gelmez. 'İçimizdeki mekanizma' hangi elementin ne miktarda gerekli olduğunu ilaç firmalarından daha iyi bilir

Kolesterol düşürücü ilaç alan hastalar 'Bu ilaçlarla birlikte Coenzim Q-10 alınması gerekiyormuş, ne diyorsunuz?' diye soruyorlar. Coenzim Q-10 yağda eriyen vitamin benzeri bir enzimdir. Hücrelerin enerji üretiminde görev alır. Bir maddenin vücutta kullanılıyor olması hap şeklinde alındığında mutlaka faydalı olacağı anlamına gelmez. Örneğin 'demir' vücut için yararlı bir elementtir ama kronik enfeksiyonlarda mikropların beslenmesini engellemek isteyen vücudumuz bilerek kan demir seviyesini düşürür. Kısaca evrimsel sürecin bize kazandırdığı 'içimizdeki mekanizma' hangi elementin ne miktarda gerekli olduğunu ilaç firmalarından daha iyi bilir, bünyemize aldığımız maddelerin gerektiği kadarını tutar, fazlasını atar.
Statin grubu kolesterol ilaçlarının, karaciğerdeki HMG-CoA reductase enzimini etkileyerek vücuttaki Coenzim Q-10 miktarını azalttığını biliyoruz. İlaç kullananlarda Coenzim Q-10 seviyesi yüzde 50 kadar azalabiliyor. Ancak yapılan çalışmalar, ağızdan alınan Q-10 preparatlarının bu eksikliği karşılamadığını göstermiştir. Bir diğer deyimle kolesterol ilaçlarının yan tesirlerini, örneğin kas ağrısı yapıcı etkisini Q-10 preparatı alarak önleyemiyoruz. Sonuç olarak şu ana kadar kolesterol ilacı alanların birlikte Coenzim Q-10 almasını gerekli kılan sağlam bir araştırma yayınlanmamıştır, duyurulur...

Greyfurt suyuna yüklenmeyin

YUTTUĞUMUZ ilaçların vücudumuzda kalış süresi-etki süresi farklıdır. Bu yüzden bazı ilaçları günde üç kez alırken bazılarını günde bir kez yutarız. İlaçlar vücudumuzda çeşitli enzimler aracılığı ile parçalandıktan sonra idrar (böbrekler), dışkı (bağırsaklar) ve safra (karaciğer) yoluyla atılır. Besinlerimizin içindeki bazı maddeler ilaçların vücudumuzda parçalanmasını ve bağırsaklar yoluyla atılmasını engeller. Böyle olunca da yuttuğumuz ilaç, vücutta birikmeye ve zararlı olmaya başlar.
Greyfut suyunun bu açıdan özel bir yeri vardır. Greyfut suyunun içindeki 'naringin' enzimi karaciğerdeki cytocrom P450 enzimini inhibe ederek ağız yoluyla aldığımız bazı ilaçların parçalanarak vücuttan atılmasını engeller. Böyle olunca gittikçe artan ilaç seviyesi zamanla zararlı bir doza ulaşabilir.
Greyfut suyu, isimlerini tek tek sayamacağım kadar çok ilaçla etkileşime girer ve Viagradan tutun bazı alerji ilaçlarına, kalp ritmini düzenleyen ilaçlardan tutun epilepsi ve ağrı gidericilere kadar pek çok ilacın kan seviyesinin yükselmesine neden olur.

Karaciğere
hasar verir

HER gün içilen bir bardak greyfut suyu;
n Tansiyon ilacı alanlarda ilacın etkisini artırdığından aşırı tansiyonda düşmelerine neden olabilir.
n Greyfut suyu ile beraber kolesterol ilacı alanlarda ilacın vücutta birikmesine bağlı olarak kas ağrısı, karaciğer hasarı gibi yan etkiler ortaya çıkar. Yarım greyfutun bile kolesterol ilacının parçalanmasını engelleyebildiği gösterilmiştir.
n 60 yaşın üzerindekilerin daha da dikkatli olması gerekir çünkü greyfut suyu-ilaç etkileşimi ileri yaşlarda daha kuvvetlidir.
n İlaç etkileşimi bir yana, 2007 yılında Britis Journal of Cancer dergisinde yayınlanan bir çalışma her gün greyfut suyu içen veya yiyen kadınlarda meme kanseri riskinin yüzde 30 arttığını göstermiştir. Greyfut suyunun bu etkiyi estrogen seviyesini artırarak yaptığı düşünülmektedir. Gördüğünüz gibi burada anahtar kelime 'her gün'dür, haftada bir iki kez içilen veya yenilen greyfutun hiçbir zararı olmadığı gibi faydası da vardır.
Sonuç olarak; her ne ilaç olursa olsun düzenli olarak ilaç kullanan kişilerin her gün greyfut suyu içmemesini tavsiye ediyorum. Güzel ülkemizde suyu içilecek o kadar meyve varken 'illa her gün greyfut suyu içeceğim' diye tutturmanın bir anlamı yok. (Greyfurt suyunu çok seviyorum diyorsanız hiç olmazsa sabah içip ilacılarınızı ise akşam almaya dikkat edin.) Bazılarınızın diğer narenciyeleri merak edeceğinizi 'Peki, portakal suyu içebilir miyiz?' diye soracağını biliyorum. Korkmadan içebilirsiniz. Greyfutta bulunan 'naringin' enzimi diğerlerinde zarar verecek miktarda bulunmuyor. Bu arada bahsetmeden duramayacağım; her sabah bir meyve yemeye bir şey demem ama 'her sabah bir bardak meyve suyu' alışkanlığı özellikle kilolu insanlarda (şeker hastalığına kapı açması nedeniyle) doğru değildir.

Akşam

İbn-i Sina’nın ağız kokusu formülü

Ağız kokusu problemiyle baş edemeyenlere çare çok eski bir kaynakta bulundu.

18 Mayıs 2009 04:53

İbn-i Sina'nın 'Tıp Kanunu' kitabında önemli bir yer ayrılan 'limon'un ağız kokusunu giderdiği belirtiliyor.

Limon kabuğunun faydalarını ele alan dünyaca ünlü bilgin, bu turunçgilin aynı zamanda cildi parlattığını, sivilce ve lekeleri giderdiğini vurguluyor.


Etiketler: limon sağlık ağız kokusu

takvim

İçinde 115 Çeşit Bitki Bulunan Tıbbi Bitkiler Bahçesi Açıldı
07 Temmuz 2010
Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Eczacı Odası'nın birlikte düzenlediği Tıbbi Bitkiler Bahçesi açıldı. Yavuz
Yavuz Özcan Parkı'nda kurulan bahçenin açılış törenine, Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın, KKTC Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Kaşif, Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Menderes Türel, Antalya İl Sağlık Müdürü Hüseyin Gül, Antalya Eczacı Odası Başkanı Cihan Dinç, eczacılar ve Antalyalılar katıldı.

Açılışta kısa bir konuşma yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, bu bahçenin yapımında katkısının olmasından dolayı mutlu olduğunu ifade etti.

Bitkilerin sağlık için çok önemli olduğunu belirten Akaydın, bahçede aromatik bitkilerde Antalya markasının oluşturulmasını umduğunu kaydetti.

KKTC Sağlık Bakanı Dr. Ahmet Kaşif de Antalya'nın her geçen gün geliştiğini söyledi. Tıbbi Bitkiler Bahçesi'nin eski başkan Menderes Türel döneminde yapımına başlandığını hatırlatan Kaşif, "Mustafa Akaydın başkan seçildikten sonra da bahçenin yapımı kesintiye uğratılmadı. Kısa bir sürede tamamlanan bitki bahçesi, devlette devamlığının bir göstergesidir. İki başkana da teşekkür ederim." dedi.

Konuşmaların bahçenin açılış kurdelesini kesen protokol üyeleri daha sonra birlikte bahçeyi gezdi. Tıbbi Bitkiler Bahçesi'nde, bin 700 metrekarelik alanda, 115 çeşit bitki bulunuyor. aktifhaber

Sarımsağın yeni bir faydası daha!
Çağımızın hastalığını önlüyor...
25 Ağustos 2010

İngiltere'de başkent Londra Üniversitesi'nde beslenme üzerine yapılan bir araştırmaya göre, sarımsak, enginar ve kuşkonmaz obezite ile diyabet hastalığını önlüyor. Karbonhidrat grubundaki bu yiyecekler sindirim sistemindeki hormonları çalıştırarak iştahı azaltıyor. İnsulin hormonunun etkisini artırırken, vücuttaki glikoz seviyesini kontrol etmesine yardımcı oluyor. Araştırmayı yorumlayan beslenme uzmanı Nicola Guess, iştah ve kan şekeri seviyesindeki ilişkiyi düzenleyebilirlerse, diyabet hastalıklarını önleyebileceklerini açıkladı.

Sabah

Çayın Bir Faydası Daha Bulundu
04 Eylül 2010
Sağlık üzerine birçok yararlı etkisi olan çayın bir faydası daha ortaya çıktı.
Floridalı mikrobiyolog Dr. Christina Wo'nun yaptığı bir araştırmaya göre çay ağız hijyenini bozan zararlı bakterilerle savaşarak dişeti hastalıkları ve çürüğün oluşumunu azaltıyor.

Daha önce yeşil çayın sağlığımız üzerine etkileriyle ilgili pek çok araştırma yapılmış fakat ülkemizde de bolca tüketilen siyah çay ile ilgili dikkat çekici araştırmalara pek rastlanamamıştı.

Bu araştırma; siyah çayın içindeki bileşenlerin diş üzerindeki gıda artıklarında asit üretimini ve bakterilerin çoğalmasını yavaşlattıklarını gösterdi. Aynı zamanda gıda artıklarının dişin üzerine yapışmasına sebep olan bakteriyel enzim glukosiltransferaz'ın etkisini yavaşlatıp, ağız hijyeninin korunması kolaylaştırıyor. Çayın içinde bulunan flor da doğal bir diş koruyucusu olarak etki gösteriyor. İsveçli araştırmacılar ise bu sonuçlara dayanarak gargara olarak bile çay kullanılabileceğini kanıtladılar. aktifhaber

Şifa kaynağı keçiboynuzu
3 Ekim 2010
Akciğer kanseri riskini azaltan keçiboynuzu tam bir şifa deposu.

Keçiboynuzu, akciğer kanseri riskini azaltması başta olmak üzere sayısız hastalığa şifa kaynağı. Uzmanlar keçiboynuzunun enerji değeri yüksek bir gıda olduğunu belirtirken potasyum ve kalsiyum içermesi nedeniyle çocukların zeka ve kemik gelişimine katkıda bulunduğunu da vurguluyor. Keçiboynuzunun diğer faydaları şöyle:

- Afrodizyak özelliği bulunuyor.

- Sperm sayısını artıyor.

- Kolesterolü düşürüyor. Bu nedenle kalp hastaları da rahatlıkla tüketebilir.

- Hafızayı ve dikkati artırıyor, sinir sistemine iyi geliyor.

- Akciğer kanser riskini azaltıyor.

- Nefes darlığı, astım, bronşit gibi rahatsızlıklara iyi geliyor.

Anavatanı Yunanistan, Fas, Tunus ve İsrail olan keçiboynuzu, Türkiye'de ise Akdeniz sahil şeridinde yetişiyor. Haziran - Temmuz aylarında olgunlaşmaya başlayan ve meyve rengi yeşilden kahverengiye dönüşen keçiboynuzu, kuruyuncaya kadar toplanmıyor. Hasadı ise eylül ayından aralık ayı sonuna kadar sürüyor. Hürriyet

Karahindiba Çayı Kanseri Yendi
17 Şubat 2012
Kanadalı biliminsanları, karahindiba bitkinin çayı ile kronik miyelomonositik kan kanseri hastasını iyileştirmeyi başardılar.

Kanser hastaları için umut verici çalışma, Windsor Üniversitesi Onkoloji Servisi bilimadamları ve Windsor Bölgesel Kanser Merkezi ekiplerince ortaklaşa yürütülüyor.
Konuyla ilgili bilgi veren Dr. Caroline Hamm, karahindiba kökü ekstresinin eşsiz bir bitki olduğunu belirterek, bununla tedavisinden umut kesilerek evine gönderilen 72 yaşındaki bir hastanın iyileştiğini anlattı.

John DiCarlio isimli hastanın, 3 yıl süren yoğun lösemi tedavisinin ardından, yapılacak birşey kalmadığı için, kalan ömrünü ailesi ile birlikte geçirmesi için evine gönderildiğini belirten Dr. Caroline Hamm, “laboratuvarda hazırlanan karahindiba ekstresini, John;un evine götürüp çay olarak hazırladık. Kendisine de nasıl hazırlayacağını öğreterek, bittikçe yenilerini verdik. 4 ay sonra kanser değerlerinde iyileşme saptadık. Aradan geçen 3 yılın ardından John, tamamen iyileşti" dedi.

Karahindiba kökü çayının, herkeste aynı etkiyi göstermediğine dikkati çeken Dr. Hamm, her hastanın ihtiyacı olan dozun belirlenmesinin önemli olduğunu ve buna yoğunlaştıklarını ifade etti. Doktor tedavisi ve kontrolü altında olan, kemoterapi ya da düzenli ilaç kullanan kanser hastalarının, doktorlarına danışmadan bu çayı kullanmamalarını isteyen Dr. Caroline Hamm, bilim heyetinin Kanada Sağlık Bakanlığına ekstre ile ilgili yasal müracaatları yaptığını, bunun kabul edilmesi halinde klinik çalışmaların en az 21 hasta üzerinde başlayacağını söyledi. Caroline Hamm, 6 ila 8 ay sürecek olan birinci aşamanın ardından, karahindiba kökü çayının hangi kanser türlerine ne oranda iyi geldiğinin belirleneceğini anlattı.
TRT

YUMURTA AKI

Bu yöntem itfaiyecilerin eğitimi sırasında ders olarak verilmiş
Bir yanık meydana geldiğinde, kapsadığı alan ne olursa olsun ilk yardım, etkilenen alanı sıcaklık azalıncaya ve deri tabakalarını yakmayı bırakıncaya kadar soğuk suyun altına tutmak ve sonrasında bu bölgeye yumurta akı uygulamaktan oluşmaktadır.

Bir kimsenin elinin büyük bir kısmı kaynar su ile yandığında, duyduğu büyük acıya rağmen elini soğuk su musluğunun altına tutmuş ve sonrasında 2 yumurta kırmış, aklarını ayırmış ve çırpmış ve elini içine daldırmıştır.

Eli o denli yanmış durumdadır ki yumurta akı uygulanır uygulanmaz derisi kurumuş ve yumurta akı bir film tabakası oluşturmuştur.

Daha sonra bu kişi yumurta akının doğal bir kollajen (bir tür albüminoid) olduğunu öğrenmiş ve en az bir saat boyunca eline tabaka üzerine tabaka gelecek şekilde yumurta akı uygulamıştır. Öğleden sonra hiçbir acı duymaz olmuştur. Ertesi sabah yanık bölgesinde nerdeyse belirsiz bir kırmızımsı leke kalmıştır. Elinde sürekli ve feci görünüşlü bir yara izi kalacağını düşünürken 10 gün sonra geride hiçbir yanık izi kalmamış ve hatta deri eski normal rengine yeniden kavuşmuştur!

Yanan bölge yumurta akında mevcut ve aslında vitamin dolu bir plasenta (etene) olan kollajen sayesinde tamamen yenilenmiştir.

http://www.huncalife.com.tr/default.aspx?ReferenceID=246f4391-d968-4dd7-871a-7110d98013f2

ASTIM,ALERJİK ASTIM,ÖKSÜRÜK OLANLARIN DİKKATİNE..

Astımdan yakınanlar:saf zeytinyağında bir gün bekletilmiş kuru incirden sabahları aç karnına 2 adet yemelerini ve yeniden 2 tane inciri gene zeytinyağına koyarak ertesi günü yiyerek bu kürü en az 6 ay devam etmeliler.(aralık vermeden)

Tazesi de malum tembel mideyi çalıştırıyor,bağırsakları yumuşatıyor,sinirleri kuvvetlendiriyorboğaz ağrılarını kesiyor çıbanları olgunlaştırıyor,bronşları yumuşatıyor.Ayrıca incir ağacının dallarındaki süt ise siğilleri geçiriyor.

Bu bilgileri paylaşmak istedim.Allah şifa versin.

Ekleyen: Arıcılık Vakfı
(TKV)(Kazan-ANKARA)

Nar: Bu meyvenin kabuğu bile şifa yüklü
24 Şubat 2013



Meyve ve meyve suyu olarak tüketilen narın kabuğunun, meme kanseri başta olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini önleyici ve iyileştirici faydaları olduğu bildirildi.

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, narın insan sağlığına faydalarının saymakla bitmeyeceğini, bu nedenle de bol bol tüketilmesi gereken bir meyve olduğunu söyledi.

Tacıyla adeta meyvelerin kralı olan narın, her derde deva bir ilaç olduğunu ifade eden Uslu, ''Nar bağışıklık sistemini güçlendirerek, bizleri başta kanser olmak üzere pek çok hastalıktan da korumaktadır. İçerdiği flovanoidler, vitaminler, polifenoller, antosiyaninler, taninler vasıtasıyla kolesterol ve şekeri de dengeleyen özellikle hicaz narı, kalp ve damar sağlığımızı koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini çok önemli oranda engellemektedir'' dedi.

Mucizevi bir şifa kaynağı olan narın kabuk, zar, çekirdek ve sudan oluştuğunu vurgulayan Uslu, şunları söyledi:

''Nar suyunun genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruduğu, damar tıkanıklıklarını geriletme ve tansiyon düşürücü etkileri herkes tarafından bilinmektedir. Halkımız narı, suyunu içerek tüketmektedir. Narın içindeki zarlar ile yendiğinde mide ülserini iyileştirdiği ise pek az kişi tarafından biliniyor. Yine son günlerde pek çok firmanın satışa sunduğu nar çekirdeği yağı, çok değerli punicic acid içermektedir. Nar çekirdeği yağı özellikle cildimizde kırışıklıkları ve yaşlanmayı gidermekte, saçlarımızda canlılık ve saç çıkarıcı etkileri nedeniyle ilaç endüstrisi tarafından önemli miktarda kullanılmaktadır.''

''Nar kabuğu, suyundan daha fazla değerlidir''

Nar kabuğunun ise Türk halkı tarafından hiç kullanılmadan çöpe atıldığına dikkati çeken Uslu, şöyle devam etti:

''Halbuki Çin'deki Instutute of hygiene and Environmental Medicine (Hijyen Enstitüsü ve Çevresel Tıp Bilimi) kuruluşunun yaptığı son araştırmalara göre, nar kabuğu, suyuna göre daha fazla oranda değerli bileşikler içermektedir. Yani nar suyu bir ilaç gibi sağlığımız için faydalıdır, ancak kabuğu suyundan daha fazla değerlidir. Nar kabuğu içinde bulunan ellagik asit, başta meme kanseri olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini hem önleyici hem de iyileştirici faydalar sağlamaktadır. Nar kabuğundaki flavanoitler, fenolik bileşikler ve antioksantlar suyundan çok daha fazla miktardadır.''

Prof. Dr. Uslu, araştırmaların, nar kabuğunun kötü huylu kolesterolü azalttığı, beta hücrelerini artırarak diyabetli hastalara, kalp ve damar hastalarına suyuna göre çok daha önemli faydalar sağladığını gösterdiğini anlatarak, şunları kaydetti:

''Nar kabuğunda bulunan ellagik asit antioksidan, anti-mutajen ve anti-kanser özelliklere sahiptir. Çalışmalar meme, yemek borusu, cilt, bağırsak, prostat ve pankreas kanserlerinde anti-kanser özelliğini göstermiştir. Ellagik asit P53 geninin kanser hücrelerince yok edilmesini engellemektedir. Ellagik asit kansere neden olan moleküllere bağlanarak onları çok önemli bir oranda etkisizleştirmektedir. Bu yüzden özellikle kanserli hastaların kullanımı amacıyla ellagik asitli içecekler başta İsrail olmak üzere pek çok ülkede eczahanelerde satılmaktadır. Nar kabuğu narın en değerli yeri iken ülkemizde meyve suyu fabrikaları bu değerli maddeyi üstüne bir de para vererek çöpe atmaktadır.

Yine kanserli hastaları tedavi etmek için nar kabuğundan hazırlanmış ellegik asitli kapsüller 50 gramı 50 dolardan eczahanelerde satılmaktadır. Bir firma yüzde 95 saflıktaki nar kabuğundan ürettiği ellagik acitin 1 gramını 83 avrodan satmaktadır. Görüldüğü üzere nar kabuğu nar suyundan çok çok daha fazla değerlidir.

Kanserli hastaların ilk başta vücutlarının pH'sını 7.4'ün üzerine çıkarmaları gerekmektedir. Bunun için gerekli çabayı göstermeleri gerekmektedir. O halde hem kansere yakalanmamak için hem de kansere çözüm amacıyla artık hiçbir işe yaramayan siyah çay, asitli içecekler yerine yeşil çay, ada çayı, zeytin yaprağı çayı gibi bitki çayları ve özellikle de nar kabuğu çayını tüketelim.''

''Sıkılan narın kabukları asla atılmamalı''

Ellagik asit sayesinde nar kabuğunun, kanser hastalığına karşı çok önemli koruyucu, hatta kanseri tedavi edici özellikleri olduğu vurgulayan Uslu, ''Bununla ilgili literatürde çok fazla makale yayınlanmıştır. Tüm bu etkileri nedeniyle özellikle meyve suyu fabrikalarından atılan tüm nar kabuklarının kurutularak özellikle büyükbaş hayvanların gıdalarına karıştırılması durumunda bu hayvanların da daha az hastalığa yakalanması ve sağlıklı olmaları sağlanacaktır. Böylece büyükbaş hayvanlara gereksiz yere antibiyotikler verilmeyeceğinden, bu hayvanların sütünü ve etini kullanan bizlerin de bu antibiyotiklerden etkilenmemizin önüne geçilmiş olacaktır'' dedi.

Prof. Dr. Uslu, evde sıkılan narın kabuklarının asla atılmaması gerektiğini de belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Gölgede veya 40-50 dereceyi geçmeyecek ortamlarda kurutarak, ufaladığımız nar kabuklarını serin bir yerde saklayalım. Daha sonra 100 gram kaynamış suya, 2 gram nar kabuğu atarak, yaklaşık 10 dakika kaynatıp suyunu hemen her gün çay olarak tüketelim. Böylece başta kanser, kalp ve şeker hastalıkları olmak üzere pek çok hastalıktan kendimizi korumuş olacağız. Hatta çay içmekten üşenirsek, kurutulmuş ve parçalanmış nar kabuklarını, kahve çekme makinelerinde toz haline getirip, bir çay ya da kahve kaşığı tozu salata, peynir gibi gıdalarla direk olarak ta tüketebiliriz. Özellikle şeker hastaları beta hücrelerini artıracak bu tozu tüketmeye özel çaba göstermelidir. Genelde tüm meyvelerde olduğu gibi narın da en değerli yeri kabuğudur. Bir ilaç gibi içtiğimiz nar suyundan arta kalan kabukları da asla atmayalım ve başta kanser, şeker ve kalp olmak üzere hemen hemen tüm hastalıklardan korunalım.''
haber10


En son Ekim tarafından Pzr Şub 24, 2013 10:25 pm tarihinde değiştirildi, toplam 5 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Pzr Şub 08, 2009 9:29 pm    Mesaj konusu: incir: $ifa deposu meyve Alıntıyla Cevap Gönder

Tarihî tasta 'şifalı' nisan yağmuru biriktiriyorlar

08 Nisan 2009 Selçuklu döneminde "şifalı" olarak kabul edilen, kaplarda biriktirilip misafirlere, hastalara verildiği gibi yemeklerde de kullanılan nisan yağmurunu biriktirme geleneği, bugün de kırsal kesimde yaşatılıyor.
İç Anadolu Bölgesi'nde yağmurun en bol olduğu ve hububatın suya ihtiyaç duyduğu dönemde yağan nisan yağmurları, bölge insanı için bolluk ve bereket anlamına geliyor.
Selçukluya başkenttik yaptığı dönemde Konya'da nisan yağmurlarının kaplarda toplanarak hastalara şifa olarak dağıtıldığı, yapılan yemeklerin içine katıldığı biliniyor.
O dönemde Konya'da bulunan Mevlana Dergahı'nda Mevleviler, "nisan tası" adı verilen kaplara topladıkları nisan yağmurlarını, dergahı ziyarete gelen misafirlere ikram ediyorlar, bu suyun bazı dertlere şifa olacağına inanıyorlardı.
İlhanlı hükümdarı Ebu Sahip Bahadırhan tarafından 14. yüzyılda Mevlana Dergahı'na armağan edilen, 34 kilo ağırlığındaki bronz üzerine altın gümüş kakmalı nisan tası, halen Mevlana Müzesi'nde sergileniyor.
Mevlana'nın vefatından sonra Mevlevilerin, Mevlana'nın kullandığı destarı (Mevlevilerin başlarına taktıkları sikkelerin etrafına sarılan bez), kurak geçen yıllarda nisan yağmuru doldurulmuş kapta ıslatıp, destardan akan damlaları, bol yağmur yağması için tarlalara serptikleri belirtiliyor.
"Nisan yağmuru" biriktirme geleneği azalsa da özellikle Konya'nın kırsal bölgelerinde çeşitli şekillerde yaşatılıyor. Nisan yağmurlarının şifalı olduğuna inananlar, yağmur yağarken leğen benzeri geniş ağızlı kapları açık alanlara bırakarak, içine yağmur sularının dolmasını sağlıyor.
Bu kaplarda biriken sular, daha sonra bidonlara aktarılarak çeşitli şekillerde kullanılıyor. Saçları uzamayanlar başlarını bu nisan yağmuruyla yıkarken, temiz kaplarda toplanan sular, baharın bolluk ve bereket getirmesi ya da hastalıklardan arınma düşüncesiyle içiliyor.

NİSAN YAĞMURU İÇMEK BİLİMSEL OLARAK DOĞRU MU?
Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Durak, ilkbaharda tabiatın canlanmaya başlamasıyla birlikte bitki ve ağaçların çiçek tozları, reçine, eterik yağları (bitki kaynaklı, ağır kokulu yağlar) ve çiçek polenlerinin rüzgar ve hava akımlarıyla atmosfere karıştığını söyledi. Prof. Dr. Durak, şunları kaydetti: "Bu nedenle nisandaki yağmur yağışı sırasında, havadaki bu zerrecikler yağmurla birlikte yer yüzüne düşer. Nisan yağmurları içme ve kullanma sırasında da bu özellikleri nedeniyle önemli yarar sağlar. Ancak hava kirliliğinin yoğun olduğu kentlerde, havada asılı bulunan çeşitli karbon ve kükürt partikülleri ile birlikte çok sayıda zararlı kimyasal madde parçacıkları da yağmur sularına karışıyor. Bu nedenle havası kirli yerlerde yağmur suları faydadan çok zarar veren bir durumun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Havanın temiz ve kirletici unsurların olmadığı yerlerde yaşayanlar, nisan yağmurlarını temiz kaplarda toplayarak kullandıkları takdirde, sağlık açısından bir tehlikeden söz edilemez."

netgazete

Kanser riskini azaltan besinler listesi

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı kanser riskini azaltan besinleri bir broşürde topladı. İşte kanser riskini azaltan besinler:15 Mart 2009 09:23

Halka dağıtılan broşürde, kansere karşı koruyucu özelliği olan sebze, meyve, kuruyemiş, tahıl ve hayvansal besinlerin ismi yer alıyor. İşte kanser riskini azaltan besinler:

Sebzeler: Soğan, sarımsak, lahana, havuç, ıspanak, marul, kıvırcık, salatalık, pazı ve asma yaprağı, karnabahar, pırasa, şalgam, turp, maydanoz, tere, nane, rota, biber, taze fasulye, bezelye, bakla, mantar, patlıcan, enginar, kabak, domates, pancar, bamya.

Meyveler: Portakal, greyfurt, limon, kuşburnu, böğürtlen, kızılcık, elma, armut, ayva, erik, kiraz, vişne, çilek, kavun, karpuz, üzüm, incir, nar, dut, muz, hurma, yenidünya.

Kuru yemişler: Leblebi, kestane, badem, fındık, fıstık, ceviz.

Tahıllar: Kepekli ekmek, çavdar ekmeği, bulgur, yarma.

Hayvansal besinler: Karaciğer, böbrek, yürek, yumurta, yağsız peynir, çökelek, yoğurt. Broşürde kanser riskini artıran faktörlere de yer verildi. Buna göre sigara içimi, yüksek hızda bakteri ve virüs enfeksiyonu, yapay kimyasallara maruz kalma, alkol tüketimi, radyasyon, yağlı besinlerin fazla tüketimi, yetersiz posa tüketimi, olumsuz çalışma koşulları ve tuzlanmış, tütsülenmiş, dumanlanmış, ateşe çok yakın pişirilmiş besinlerin fazla tüketimi de kanser riskini artırıyor.

Bugün

Prostat İçin Nasıl Beslenilmeli ?
27 Mart 2009 10:26

Prostat kanseri erkeklerde en çok görülen ikinci kanser türüdür, her yıl yaklaşık 780 bin erkeğe tanı konulmaktadır. Peki nasıl beslenilmeli?

Amerika Kanser Derneği’ne göre bu altıncı en öldürücü kanser çeşidi ve senede yaklaşık 250 bin erkeğin ölümüne neden oluyor.

Araştırmacılar yıllardır prostat kanserinin nedenini araştırmakta. Amerikalı araştırmacıların yayınladığı yeni çalışmalara göre, basit kan testlerinin kullanılması, potansiyel olarak ölümcül prostat kanseri için yüksek risk altındaki erkeklerin teşhis edilmesine yardımcı oluyor.
Teşhis konulan erkekler, var olan ilaçlarla kolayca tedavi edilebiliyor. Bu ilaçlar kan dolaşımındaki kalsiyum seviyelerini azaltmaya yardımcı olabiliyor.

Hayvansal gıdayı azaltıp bol taze sebze tüketin
Mümkün oldukça taze ve organik yiyecekler yiyin.
Günlük beslenmenize greyfurt ekleyin (Ancak kan sulandırıcı ilaç kullanı-yorsanız önce beslenme uzmanı ile görüşün).
Düzenli olarak bakliyat tüketin.

Her gün taze sebze yiyin, özellikle kök ailesi sebzelerinden (brokoli, karnabahar, lahana, kara lahana, Brüksel lahanası, pancar vs). Günde dört porsiyon sebze yiyen erkeklerin prostat kanseri olma riski, günde iki porsiyondan az yiyen erkeklerin neredeyse yarısı.
Hayvansal gıda tüketiminizi, özellikle hayvansal yağ, süt ürünleri ve kırmızı et tüketiminizi azaltın.

Beslenmenize avokado, yeşil çay, pancar ekleyin.
Sıklıkla domates ürünleri tüketin.
Tam tahıllı pirinç, makarna, ekmek ve kepekli kraker yiyin (haftada birkaç kez pirinç, makarna gibi tam tahılları domates sosu, zeytinyağı, sarımsak, soğan, baharat ve tofuyla birlikte yiyin).
Gerekli yağlar, selenyum, çinko, E vitamini, besinsel lif ve fitosterol için düzenli olarak kabuklu yemiş ve tohum yiyin, özellikle keten tohumu tercih edin.

Tatlı olarak taze veya kurutulmuş meyve yiyin.
Eğer et yerseniz kırmızı et yerine balık ve tavuk yiyin.
Her gün baharat kullanın, özellikle biberiye, zencefil, sarımsak, zerdeçal, fesleğen, adaçayı, kekik, köri baharatı.
Taze zencefil, havuç, greyfurt ve pancarın taze olarak suyunu sıkıp günlük 1 bardak için. Brokoli ve domates suyu da eklenebilir.
Gerekli durumda tercih olarak en fazla iki kadeh kırmızı şarap için.

Kandaki yüksek kalsiyum seviyesi prostat kanseri için risk

Amerika Ulusal Sağlık ve Beslenme Enstitüsü tarafından (NHANES) 2 bin 814 erkek üzerinde yapılan bir çalışmada yüksek kan kalsiyum seviyesi ile prostat kanseri arasındaki direkt bağlantıyı ortaya çıkarmak için inceleme yapılmış. İncelemeler sonucunda kandaki kalsiyum seviyesi en yüksek olanların daha az olanlara göre daha fazla risk taşıdığı bildirilmiştir.

Aile öyküsü önemli
Ancak yüksek kalsiyum seviyesi ve prostat kanseri gelişme riski, ailenin kalıtsal geçmişiyle oldukça ilintilidir.
Bu araştırma süresince toplamda 85 prostat kanseri vakası ve 25 prostat kanserinden ölüm meydana gelmiş, araştırmaya katılanlar tarafından verilen kan örnekleri ise ortalama olarak kanserin ortaya çıkışından yaklaşık 10 sene kadar önce verilmiş. Bu da demek oluyor ki ailesinde prostat kanseri öyküsü olanlar çok erken yaşta takibe alınmalı.

Çalışmanın yürütücülerinden olan Wake Forest Üniversitesi’nden Gary Schwartze, “Eğer gerçekten serumdaki kalsiyumun yüksek olması kişiye prostat kanseri için risk yaratıyorsa, bu çok iyi bir haber. Çünkü serumdaki kalsiyum seviyesi değiştirilebilir” diyor.

Prostat kanseri riskini artıran; kalsiyum kan seviyesi mi yoksa vücuttaki kalsiyum seviyesi mi?

Prostat kanseri riskini artıranın gerçek kalsiyum kan seviyelerinin mi yoksa vücuttaki kalsiyum seviyesini normal seviyede tutma işlevini gösteren paratroid hormon seviyelerinin mi olduğu net değil. Kandaki yüksek kalsiyum için tedavi olan kişiler genellikle kronik böbrek yetmezliği olan kişilerdir ve bu da D vitamini seviyelerini beraberinde getirir. Düşük D vitamini seviyeleri de paratroid hormon seviyelerini yükseltmektedir.

Wisconsin Üniversitesi’nden Halcyon Skinner adlı başka bir araştırmacı da, günlük diyetteki kalsiyumla kandaki kalsiyum seviyesi arasında çok düşük bir ilişki olduğunu söylüyor.
Buna rağmen, prostat kanseri için yüksek risk altında bulunan erkeklerin yüksek kalsiyum içeren yiyeceklerden az yemelerinin avantaj sağlamadığı vurgulanıyor.

Dilara Koçak / Milliyet

Günde 3 bardak çay, felci önlüyor
CALİFORNİA Üniversitesi'nden bilim adamlarının yaptığı araştırma, çayın, felç ihtimaliyle mücadelede güçlü bir silah olabileceğini ve günde 3 bardak siyah veya yeşil çayın, felç riskini beşte birden fazla, yüzde 21 oranda azalttığını gösterdi. Araştırmayı yürüten bilim adamları, siyah ve yeşil çayın, içerdikleri hücre koruyucu antioksidanlar nedeniyle benzeri faydalı etkilere sahip olduklarını söyledi. David Geffen Tıp Fakültesi'nde görevli Prof. Dr. Lenore Arab, çayın içindekilerin, damarların hasarını azaltabileceğine inanıldığını ifade etti.
Akşam

İncir: Şifa deposu meyve

08 Şubat 2009 13:30

Taze ve özellikle kuru incirin yenilmesiyle insan bedeninin hücreleri yenilenir.

- İncir, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir. Sözgelişi, 100 gr. kuru incir yenilirse bedenin günlük gereksinimlerinden kalsiyumun yüzde 17’si, demir ve magnezyumun yüzde 30′u, fosforun yüzde 20’si, B1 vitamininin yüzde 5′i ve B2 vitamininin yüzde 4′ü alınmış olur.

- İncir, içerdiği yüksek orandaki liflerle bedene giren kolesterolün kana karışmadan atılmasını sağlar.

- Sindirimi kolaylaştıran incirin, bedeni bakterilere karşı koruyan etkileri de vardır.

- İncir içerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve fosforla kemik ve dişlerin oluşumu ile sağlıklarını garantiler. İncirin içerdiği kalsiyum, diğer besinlerdekine göre daha kolay sindirilir. Süt içemeyen kişilerin incir yemeleri öğütlenir.

- İncir, içerdiği ‘benzaldehit’ adlı maddeyle kanserli hücrelerin büyümesini önler, kansere karşı etkili olur.

- Kuru incirden hazırlanan infüzyon, özellikle çocuklarda korkusuzca kullanılabilen etkili bir müshildir. Bunun için iki-üç kuru incir doğranır. Üzerine kaynar su dökülerek 10-15 dakika demlendirilip bir infüzyon hazırlanır. Bu infüzyondan günde 2-3 bardak içilir.

- Körpe incir yapraklarının sütü siğile karşı etkilidir. Bu etkiyi sağlamak için körpe incir yaprağından sızan süt siğile sürülür.

- Körpe incir yapraklarının ezilmesiyle hazırlanan yara lapası, çıbanların olgunlaştırılması ve baş verip delinmesinde etkili olur.

- Kurutulmuş incir yapraklarıyla hazırlanan dekoksiyon, hemoroit (basur) ve çıbanlara karşı etkilidir. Körpe incir yaprakları, havadar ve güneş görmeyen bir yerde kurutulur. Bu yapraklar parçalanır. 2-3 tatlı kaşığı kurumuş yaprak bir bardak suda 30 dakika kadar kaynatılır. Böylece hazırlanan dekoksiyonla ıslatılan bez basur memesine sürülür ya da çıbanlara sarılır. Hemoroite karşı bu dekoksiyondan günde 2-3 bardak içilir.

Elmira İnal bitkilerin sağlıktaki yerini anlattı

Alternatif Tıp Uzmanı Elmira İnal hormonlu sebzelerin zararları, alternatif tıbbın sağlıktaki yeri; varis, sinüzit, saç dökülmesinde bitkisel tedavileri anlattı.11 Mart 2009 14:08


Radyo 7’nin Sevilen programcılarından Eda Çelebi’nin Hazırlayıp sunduğu Eda’yla Gün Ortası programının konuğu Alternatif Tıp Uzamanı Elmira İnal oldu. Programda Alternatif tıpla ilgili günlük hayatta uygulayabileceğimiz pratik bilgiler verildi.

Mevsimsiz sebze tüketiminin zararlarından strese kadar pek çok konuda soruları cevaplayan Elmira İnal’ın katıldığı programdan konu başlıkları şöyle: Hormonlu sebzelerin zararları, alternatif tıbbın sağlıktaki yeri, stresle mücadelede alternatif tıp; varis, sinüzit, saç dökülmesinde bitkisel tedavi yöntemleri…

Son günlerde doğal beslenme ve alternatif tıp hakkında bilgiler duyuyoruz.. Merak ediyoruz.. Alternatif tıp nedir? Ne derece önemlidir?

Aslında bu tamamlayıcı tıptır. Bugünkü tıbbın yanında kullanacağımız önlemler; stresten uzak kalmak, doğru beslenmek, doğru düşünce ve vücut temizliği tabi bunun yanında aldığımız kimya ve ilaçlar da gerekiyor. Radyoterapi, kimyasal tedavi gerekiyor. Bunlar içinde tamamlayıcı tıptan da faydalanmak lazım. Yeşilçay, antioksidanlar, bağırsak temizliği, aile danışmanı olmak ruhsal yönden şart. Kimyevi ilaçlarımızı da alacağız. Şeker hastası insilün almalı, tansiyon hastası damar genişletici ilaçlar kullanmalı. Bu hastalar ilaçların yanında tamamlayıcı tıp desteği almalı. Doktor’un yanında yine bizim tavsiye ettiğimiz besinleri dogru alırsa kaliteli yaşam sağlanabilir.

Kış mevsiminde domates ve salatalık yemeyin diyor uzmanlar. Mevsimine göre beslenme konusunda neler söyleyeceksiniz?

Amerika da kilolu insanlar çok fazladır ama hepsi mutludur. Çünkü onların mutfağı Türk mutfağı kadar zengin değildir. Biz de yemekler kadar, hastalıklar da fazladır. Amerikalılar, gereken elementleri ek takviye ile almış oluyorlar. Türkiye de 4 mevsim domates var, çoğu zaman bu domateslerden hormon alıyoruz. Mevsiminde olmayan besinleri tüketmemek daha iyidir. Kış zamanında daha çok, kuru meyve ve balık yağı kullanmalıyız.

Tıp Fakültelerin de Alternatif tıp öğretisi var mı? Ülkemiz de otoritelerden tarafından kabul ediliyor mu?

Benim zamanımda alternatif tıbba gerek yoktu, çünkü her şey doğaldı. Balık yağı da içerdik, taze sebzelerde yenilirdi. Çiçeklerle banyo yapılırdı. Ama şimdi öyle değil ki. Bugün ne mutlu ki, birçok üniversite de alternatif tıp ile ilgili bilgiler veriliyor.

Günümüz de Alternatif tıbba tümüyle karsı çıkanlar, kısmen kabul edenler, tümüyle destekleyenler ve olumsuz eleştiriler var. Siz bir Hekim olarak bu konu ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Hekim olmanın bilgisi önemlidir. Kendimden örnek vereyim. Varis problemim vardı ve ameliyat gerekiyordu. Cerrah arkadaşlarım tavsiye etmedi. Ancak yardımcı tıp ve ek gıda takviyesi ile bu durumdan tamamen olumlu sonuç aldım. Doktorların tamamlayıcı tıbbı tamamen yok saymasına karşıyım ancak, her ilim insanın da kendine göre bildiği vardır.

Çağımızın hastalığıdır stres. Tamamlayıcı tıbbın faydaları nelerdir?

Stres bütün hastalıklara sebep olur. Sabah uyandığımızda, güler yüzlü olmalıyız, herkese gülümsemeliyiz. Nefes hareketleri yapmak lazım. Egzersiz ve olumlu düşünce şart. Ama aşırı derecede depresif ise mutlaka doktora gitmelidir. Melisa, karabaş otu, duş almak, hafif yemekler yiyerek ve yine olumlu düşünerek stresi yenmek mümkündür.

MASAJLA GENÇLEŞİLEBİLİR


Oldukça yoğun çalışanlar, ekran önünde olanlar, sesini kullananlar, kendilerine bakmak zorundalar. Bayanlar özellikle pahalı kozmetikler kullanarak ciltlerini yıpratırlar. Ama son dönemlerde stresi atmak için doğal yöntemleri tercih edenler oldukça fazla. Sanırım biraz da erkeklerin ilgisini çekiyor. Siz biyoenerji ile cilt masajı yapıyorsunuz? Biraz da bunlardan bahseder misiniz?

Biyoenerji, uzmanlık anlamında kabul etmiyorum. İnsanların çevresini sevmesi sarmasıdır. Eğer bunu olumlu olarak karsı tarafa aktarırsa, arada bir sıcaklık olacaktır. Bu enerji karşılıklı oluyor aslında. Bizler birbirimize para verebiliriz ama enerji veremeyiz. Karşı tarafın olumsuz düşüncesini biz olumlu olarak karşı tarafa aktarıyoruz.
Yüz masajına gelince; masaj yöntemiyle gençleşebilir. Mesela gözaltına kayısı yağı sürün. Bir pamuk yardımıyla maden suyu ile de masaj yaparak doğru sonuçlar alabiliriz. Yâda gözünüzü kapatın ve güzel şeyler düşünün.

Varis rahatsızlığı için neler uygulanabilir?

Mutlaka ameliyat gerekiyorsa olmalı ama gerekmiyorsa, varis çorabı giymeli, tükettiği gıdalara dikkat etmeli. İmkân varsa ek gıda takviyesi kullanılabilir. Kuru kayısı günde 2–3 kere yiyebilir. Ayakta fazla durulamamalı ve kilolu biriyseniz kilo vermeniz gerekiyor. Ama varis sadece ayaklarda değil, vücudun herhangi bir yerinde de olabilir. Hasta, mutlaka doktor takibinde olmalıdır.

SİNİZÜTE DOĞAL ÇÖZÜM

İlaç tedavisi dışında doğal yollarla sinüziti tedavi etmenin yolları nelerdir?

Mutlaka antioksidanlar alınması gerekiyor. Soğuktan korunmak gerekiyor. Bir tencerenin içine biraz ısırgan otu, kekik ve bir de nane kaynattıktan sonra, bir yemek kaşığı karbonat dökerek nefes alabilirler. Nefesi ağızdan alıp burnundan, burnundan alıp ağızdan versinler. Birde burnunun iki tarafını işaret parmaklarıyla masaj yaparak, burun kanatlarını kenarlara açarak sinüziti yenebilirler. Bu uygulamayı 1 ay boyunca düzenli olarak yaparlarsa sinüzitten kurtulabilirler.

Üst solunum yolu enfeksiyonları için ada çayı ne kadar etkilidir?

Keten tohumu ada çayına göre daha etkilidir. Doğru nefes alıp vermek çok önemlidir. Aynı zamanda bir tencere suda kabuklu patatesi 4’e bölüp kaynatın ve buharında nefes alıp verin, patateste nişasta olduğu için solumun yollarını açar.

MASA BAŞINDA ÇALIŞANLAR DİKKAT
Masa başında, bilgisayar karşısında çalışanların en büyük sıkıntısı sırt ve bel ağrılarıdır. Neler tavsiye ederisiniz?

Günde birkaç defa bel, boyun ve sırt hareketleri yapmaları gerekiyor. Bilgisayardan en az bir kol mesafesi kadar uzakta oturmaları gerekmektedir. Ağrılar devam ediyorsa sırt üstü yatarak pasif sırt ve omurga hareketleri yaparlarsa omurga eğriliği, bel ağrısı ve baş ağrısını engellemiş olurlar.



Kahvenin zararları nelerdir?
Günde bir bardak kahve beynin doğru ve daha düzgün çalışması için gereklidir. Fazla tüketildiği taktirde kalp atışlarında, beyin damarlarında yan etki yapabilir.

Saç dökülmesi neden kaynaklanır? Genetik midir?

Saç problemi gençler için çocuklar için çok önemli bir problem olmuştur. Ama vücudumuzun her bir yeri önemlidir bizim için. Saçın olmaması saç ektirmeye kadar gidilebilir ve çok önemli bir şeydir. Bugün erkeklerin saçının oluşmamasının nedeni çok radyasyonun oluşması oldu. Tüp bebeklerinin oluşmasının da nedeni bu radyasyon oluşmasıdır. Ama hamile kadınlara eğer iyi beslenirlerse hamilelikten sonraki saç dökülmesi ve kemik erimesi önlenebilir. Saç dökülmesinin çok sebepleri oldu. Birinci radyasyon, ikinci beslenme, üçüncüde vücutta gizli olan problemler… Mesela tiroit bezlerinin gizli olması saç dökülmesine etkendir. Kemik erimesinin oluşması da saç dökülmesine sebep olur. En önemlisi de vücuttaki kan durumunun altı ayda bir veya yılda bir tahlil edilmesi gerekiyor. Kanda demir oranının mutlaka normal oluşması gerekiyor. Bazı insanlar var tahlile de gidiyorlar. Demir oranı normaldir ama saçı dökülüyor. Demek ki burada Omega3 alınması sinir sisteminin normal olması saç dökülmesini de engelleyebiliyor.

Küçük çocukların saçlarını kazıtırlar daha gür çıksın, daha sağlıklı olsun diye. Doğru mudur sizce?

Doğrudur. Başta beslenmesi gereken bir saç olmadığı için vitaminler yeni çıkmakta olan saçlara gıdalanır.
haber7

İLAÇ YERİNE BİR BARDAK ÇAY

5 Nisan 2009 23:10
Pace Üniversitesi Mikrobiyoloji Profesörü Milton Schiffenbauer, çay için 'Virüs ve bakterilere karşı ölümcül bir silahtır' diyor.
Beyaz Çay: Çay bitkisinin tomurcukları buhara tutulduktan sonra kurutulur. Böylece çok az işleme tabi tutulmuş olur.

Etkisi nedir?

. İçinde bulunan yüksek orandaki antioksidanlar sayesinde beyaz çay, kanseri önlemekte güçlü bir içecektir. Oregon Üniversitesi araştırmacıları, kanserin erken dönemlerinde olan hücre mutasyonlarını engellediğini tespit etmiştir. Beyaz çay, tüm çaylar içinde en az kafein barındıran çaydır. Bir fincanda 5-15 mg bulunur.

Siyah çay

Nedir?

Çay bitkisinin yaprakları havayla temas ettiğinden, zamanla okside olur. Bu da rengini siyaha dönüştürür.

Etkisi nedir?

Birçok araştırma gösteriyor ki, siyah çay; kalp krizi, felç ve kardiyovasküler sorunları azaltıyor. Ayrıca damar tıkanıklıklarını engelliyor ve kan basıncını düşürüyor. Günde altı bardak siyah çay içmek, mikrobik enfeksiyonlara ve olası tümörlere karşı etkili olurken, iki bardağı mesane yolu kanserinin önünü kesiyor. Siyah çayın içindeki florür diş çürükleriyle savaşıyor. İçinde; magnezyum, manganez, C ve K vitaminleri bulunuyor.

Yeşil çay

Nedir?

Çay bitkisinin yaprakları okside olmadan önce buharda tutuluyor. Tadı gevrek ve siyah çaya göre daha hafif.

Etkisi nedir?

Yeşil çaydaki kimyasallar, kanser hücrelerini yok ediyor. Günde 10 bardak ve üstü, yeşil çay içenler kanser riskini de yüzde 43 oranında azaltmış oluyor. Bu çay, göğüs kanserinin yayılmasını da yavaşlatıyor. Sigara içenleri akciğer kanserinden koruyor. Günde beş bardak çay içen insanlar, daha hızlı bir metabolizmaya sahip oluyor. Hatta günde beş bardak çay içenler, içmeyenlere göre günde 80 kalori fazla yakıyor.

Women's Health
haber10

İyi Çay Nasıl Demlenir?
18 Nisan 2009 16:10

Pekçok faydası keşfedilen çayı şifa kaynağına çevirmek için demlemenin püf noktası var.

Bugüne kadar birçok faydası keşfedilen ve başlıca içeceklerimiz arasına giren çayın, iyi demlenmemesi halinde flavonun (bitkisel molekül) yapısında meydana gelecek hasarlar sonucu birçok faydasını kaybedebileceği bildirildi.

Bitikler konusunda araştırma yapan Nusaybin Devlet Hastanesi'nde görevli Dâhiliye Uzmanı Dr.Rıfat Bozalan, çayın kaynamış su ile hemen demlenmemesi gerektiğini ifade etti. 95 derecede flavonların özeliklerini yitirebildiğine dikkat çeken Dr. Bozalan, bu nedenle çayın 95 derece altındaki su ile demletilmesini ve demin asla kaynatılmaması gerektiğini söyledi.

Çayın, içinde bol miktarda flavon içeren yararlı bir bitki olduğunu aktaran Dr. Bozalan, doğru demlenmiş çayın içindeki flavonu muhafaza ettiğini hatırlattı. Flavonların atar damar ve toplardamar yüzeylerinin pürüzsüz kalmasını sağladığını dile getiren Uzman Dr. Bozalan, "Yani bir anlamda damar tıkanmasını önler. Flavonlar ayrıca böbrekte idrarın süzüldüğü tüpçüklerin sağlığının korunmasında ve kan kolesterolünün düşürülmesinde önemli role sahiptirler. Flavonların çoğu pişirme ya da kaynatma sırasında (95 derece ve üzerinde) özeliklerini kaybederler. Bu yüzden meyve ve sebzeler mümkün ise taze ve çiğ olarak tüketilmelidir. Çay ise yeni kaynamış bir su ile değil de birkaç dakika bekletildikten sonra sıcaklığı derece 95 derecenin altına düşürülmüş sıcak su ile demlenmeli ve demletildikten sonra asla kaynatılmamalıdır." şeklinde konuştu.
aktifhaber

Maydanoz hem zayıflatıyor, hem de…

İyilerin -kötülere, doğruların -yalanlara, mazlumların -zalimlere, doğal ürünlerin -yapay ürünlere, tıbbi bitkilerin -sentetik ilaçlara, tabiatın -teknolojiye karşı savaşında, sonunda doğruların, yani tabii olanların kazanacağına kalpten inanıyoruz…

--------------------------------------------------------------------------------
17 Nisan 2009 11:14
--------------------------------------------------------------------------------


Ve içimizdeki umut, yüreğimizdeki inançla sağlık, sıhhat, afiyet dolu bir yaşam için elimizin altındaki şifa kaynaklarını araştırıp sizlere sunmaya devam ediyoruz…

Hemen her yemeği, salatayı, çorbayı süsleyen, pazar alışverişlerimizin baş tacı, hem ucuz hem güzel kokulu maydanoz içindeki etken maddeleri ile bilim adamlarını şaşkına çeviriyor!

Korku, anksiyete ve depresyonu tedavide doğal ilaç, şişmanlıktan koruyan ve kurtaran, kanı temizleyip gençleştirip, güzelleştiren günlük ihtiyaç, erkeklere afrodizyak, bayanlara adet düzenleyici, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirici, antiseptik özelliği ile vücuttan mikropları temizleyici, yara iyileştirici ve en önemlisi kanser önleyici!

Evet, maydanoz hemen her rahatsızlığa maydanoz oluyor ama bu mecazi anlamda değil, gerçekten şifa anlamında… Maydanozun kıymeti, şifalı etkileri anlaşıldıkça, hastalıklar insanlardan kaçıyor…

İşte kökü, sapı, yaprağı, tohumu ile maydanoz mucizesi…

Maydanoz (petroselinum sativum)

Maydanozgiller familyasında kazık köklü, ufak ufak parçalı yapraklı bir bitkidir. Hoş kokuludur. İki yıl yaşar, ikinci yılı tohum zamanıdır. Tohum verdikten sonra kurur.

Maydanoz’un kökeni Avrupa’dır. Dünyada ve yurdumuzda yetiştirilmekte olan önemli bir kültür bitkisidir. Yalnız yaprağı değil, kökü, sapı ve tohumu da tedavi edici özelliğe sahiptir. Tohumunda bulunan “apiol” adındaki uçucu yağ tıpta kullanılmaktadır.

Tohumu nasıl olur?

2,5-3 cm. uzunlukta, armut biçiminde, esmer renkli ve özel kokulu tanelerdir. Bileşiminde; Yüzde 1-6 uçucu yağ taşımaktadır.

Maydanozda hangi etken maddeler var?

Bayanların adet kanamalarını düzenleyen apiol maddesi ile halk ilacı olarak bilimsel araştırmalarda da kendini kanıtlayan maydanoz, ayrıca vitamin ve mineral deposudur. A, B1, B3, C, E vitaminleri ile demir, kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, manganez, sodyum, bakır, kükürt, klorofil ve yağ bulunur.

Uçucu yağ içinde; fenil propan türevi p-apiol, miristisin ve 1-alil 2,3,4,5-tetrametoksibenzol, ayrıca α ve β-pinen, limonen, β-fellandren etken maddeleri bulunur.

Yüzde 25 sabit yağ içerir. Sabit yağında falavonlar (apiin ve benzeri) ve bazı furanokumarinler de bulunmaktadır.

Vücuda faydaları nelerdir?

Tohumlarının; idrar ve safra söktürücü, bayanlarda adet kanamalarını kolaylaştırıcı nitelikleri vardır. Maydanoz tohumu, aybaşı sancılarını keser, adetleri düzenler, ağrıları giderir, akıntıları keser. Vücuda güç verir. Barsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder. Gazın dışarı atılmasını sağlar.

Dr. Schneider’e göre, her gün yenen 7gr. maydanoz insanın C vitamini gereksinimini karşılar.

Grip ve nezleyi geçirir, balgam söktürür, terletir, ateş düşürür. Kan şekerini normal seviyede tutar, kansere karşı koruyucudur, vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar, romatizma hastalığına ve sarılığa iyi gelir.

Kanı temizler, sinir sistemini, rahim ve barsak kaslarını uyarır. Kansızlığa, mesane iltihaplanmasına, kum, böbrek taşı ile tansiyona, şişmanlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına, damar sertliğine ve sinir hastalıklarına karşı faydalıdır, erkeklerde afrodizyak etkisi vardır.

Kansızlara ve gelişmekte güçlük çeken çocuklara her gün bir tutam maydanoz yedirilmeli.

Yüksek tansiyon hastalıklarında destekleyici olarak kullanılabilir.

Yatmadan önce ağızda çiğnenen bir tutam maydanoz rahat uyumayı sağlar. Bulantılarda ve nefes darlığında bir tutam maydanozu iyice çiğneyerek yutmak kişiyi rahatlatır.

Anne sütünü azaltır. Emzikli kadınların süt kanalı tıkanmalarında maydanoz lapası uygulanır. Kulak ve diş ağrısına iyi gelir.

Arı ve haşarat sokmalarında sokulan yere sürülürse ağrıyı giderir. Yara, kesik ve morartıları iyileştirir.

Sivilceli, lekeli, pürüzlü ve kırışık ciltlerde parlaklılık ve pürüzsüzlük verir. Saçları besler, parlatır, dökülmeyi yavaşlatır.

Sapları çay gibi demlendirilip içilirse ses kısıklığını giderir.

Maydanozun kökleri atılmamalı iyice temizlendikten sonra çorba, salata ve tarifinde yer alan yemeklere katılabilir.

Maydanoz harika bir nefes kokusu gidericidir ve en zor kokuları bile gidermede etkilidir. Bol sarımsak ve soğan tüketiyorsanız, her zaman yanınızda birkaç dal maydanoz bulundurun.

Maydanozdaki biyolojik aktif maddeler hastalıkları nasıl önler?

Poliasetilen: Prostaglandinlerin kansere yol açabilen sentezini önler.

Coumarin: Kan pıhtısı oluşumunu önlemeye yardımcı olur ve anti-kanser özellikleri olduğuna inanılıyor.

Flavonoid: Bazıları antioksidan olarak işler, bazılarıysa tümör oluşumunu tetikleyebilen hormonları etkisiz hale getirir.

Monoterpen: Bu antioksidanlar kanserle savaşmaya yardımcı olur ve kolesterolü düşürür.

Provitamin A (beta karoten ): Görme gücüne, kılcal damar sistemine, adrenal bezine ve troid bezine iyi gelir.

Maydanoz suyundaki yüksek klorofil miktarı kanı arttırarak oksijeni metabolize eder ve böbreklerin, karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım eder. Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirir. İnce barsaktaki peristaltik hareketleri arttırır.

10 dal maydanoz, günlük beta-karoten ihtiyacının yüzde 10’unu ve C vitamini ihtiyacının yüzde 15’ini karşılar.

Maydanoz, karaciğerde bulunan glutathione-S-transferaz (GST) enziminin aktivitesini yükseltir. GST enzimi, gerek besinler yoluyla gerekse de solum yoluyla aldığımız zararlı kimyasal maddeleri zararsız hale dönüştürür.

Maydanozun, gençleştirme, cilt tazeliğinin, güzelliğinin geri kazanılmasında ve korunmasında rolü büyüktür. Maydanoz bu gücünü, içerdiği etkin maddelerin özellikle karaciğer metabolizması üzerindeki olumlu etkisinden ve tüm vücuttan yabancı kimyasal maddeleri (xenobiotica) atabilme özelliğinden alır. Sağlıksız çalışan karaciğer metabolizması, cildin yavaş yavaş tazeliğini, güzelliğini ve canlılığını yitirmesine ve kişinin yorgun görünmesine, diğer organlarının olumsuz etkilenmesine neden olur. Maydanoz vücudu yabancı kimyasallardan arındırır. Böylece karaciğerin sağlıklı çalışmasında etkin rol oynayarak kişinin daha genç, daha sağlıklı, dinç ve zinde olmasında etkili olur.

Bedeni yorgunluk ve ruhi bunalımları giderir. Kanı durultur, tansiyonu düşürür, kalbin yorulmasını önler, kan yapımını artırarak kansızlığı giderir. Karaciğer şişliğini giderir Safra akışını kolaylaştırır. Bol idrar söktürür. Vücutta birikmiş Tuz ve Üreyi dışarı atar, böylece romatizma, böbrek taşı ve vücutta su toplanmasına karşı çok faydalıdır.

Yan etkileri ve maydanoz kullanırken dikkat edilecek noktalar!

Saf apiol fazla dozda alınırsa mesane, barsak ve uterus da kasılmayı arttırır. Uzun süreli aşırı dozlarda mide barsak kanalında kanamalar ve karaciğer harabiyeti meydana gelebilir. Ölçüyü kaçırmadan kullanılmalı. Her öğün azar azar yemeli, böbrek iltihabı olanlar maydanozu çok az ya da hiç kullanmamalıdır. Aşırı miktarda yenirse kan dolaşımını ağılaştırabilir.

Maydanoz suyu 60 gr’dan fazla ve tek başına içilmemeli. Havuç-elma suyuyla içilebilir.

Bayatlamış, sararmış maydanozlar kullanılmamalıdır. Bir seferde çok fazla yeşil maydanoz yememelidir, dilde geçici tutukluk yapabilir.

Hamileler maydanozu kesinlikle kullanmamalıdır. Düşük gebeliğe sebep olabilir!

Taze maydanoz yaprağı tavşanlar tarafından sevilerek yenmesine karşılık tavuklar, papağan ve diğer kuşlar için tehlikeli bir bitkidir.

Maydanozla sağlıklı reçeteler

Prof. Saraçoğlu'ndan Zayıflamak İçin Maydanoz-Limon-Sarımsak kürü: Kökleri hariç, sapaları ile birlikte 15-16 dal maydanoz + 2 yemek kaşığı limon suyu+ ½ bardak su+ 1 diş ince kıyılmış sarımsak hepsi bir araya karıştırılıp blenderdan geçirilir.

Sabahları kahvaltıdan 15 dakika önce içilir.

3 gün sarımsaklı, 3 gün sarımsaksız, 3 gün sarımsaklı olmak üzere toplam 9 günlük kür uygulanır.

3 gün ara verilip tekrar 9 gün kür uygulanır. Durumuna göre 3 gün aradan sonra tekrar 9 gün uygulanır.

Bu kür 4 ayda bir duruma göre tekrarlanabilir.

Zayıflatıcı özelliği olan bu kür; çok sağlıklı, doğal antibiyotik, vücudu mikroplardan arındırıyor. Aynı zamanda anksiyete’ye karşı da faydalı… Korku alıcı etkisi var! Korku hastalığı olarak bilinen anksiyete önlenmezse, ardından gelen heyecan panik atak’a yol açıyor.

Bağırsak gazları ve regl sancıları için reçete: 3 gr. maydanoz tohumu, kahve değirmeninden geçirilir. 150 ml. kaynar su ile 15 dakika demlenir ve aç karnına günde 2 çay bardağı içilir. Şikayet zamanlarında kullanılabilir.

Göğüslerde sütü kesmek veya sütten şişmiş göğüslerdeki şişliği indirmek için reçete: 1 tutam maydanoz havanda ezilir ve gazlı bez üzerinde göğüslere kompres yapılır, günde 2-3 defa lapa yenilenmelidir.

İdrar yollarını temizleyip dezenfekte eden reçete: 10-15 dal maydanozun havanda ezilmesi veya blenderdan geçirilmesi ile elde edilecek sudan, sabahları 1 tatlı kaşığı içilirse, idrar yollarını dezenfekte eder, kanı temizler.

Gözleri kuvvetlendiren reçete: Bir miktar maydanoz kıyılıp sıkılır ve çıkan 2 damla su göze damlatılırsa gözleri kuvvetlendirir

Böbrek rahatsızlıklarında reçete: 4 bardak suya 1 demet maydanoz yıkanır konur, 5 dakika kaynatılır, süzülür, günde 3 kere, 1′er çay bardağı içilir.

Böcek sokmaları ve yaralar için antiseptik losyon: 1000ml. su ateşe konur, kaynamaya başlayınca 100gr. maydanoz tohumu ilave edilir ve kısık ateşte 5 dakika kaynatılır. Soğuduktan sonra antiseptik olarak yaralar pansuman edilir, böcek sokmalarına karşı iyi gelir, loğusa hanımların meme iltihabına karşı çok iyi gelir ve günde birkaç kez bu su ile pansuman yapılır.

Not: Antiseptik su buzdolabında muhafaza edilmelidir.

Güzellik reçetesi: 2 bardak kaynatılmış suda, 1 demet yıkanmış maydanoz sapları ile beraber üstü kapalı olarak kısık ateşte 5 dakika kaynatılır, ateşten alınıp 20 dakika demlenmeye bırakılır süzülür. Böylece etkili cilt losyonu ve lapası elde edilir.Temiz cilde lapası sürülüp 20 dakika bekletilir,sonra süzülen maydanoz suyu ile cildi yıkanır. Losyon her gün günde birkaç kez uygulanır.

Yıkanmış temiz saçlara ve saç diplerine maydanoz suyu ile masaj yapılır, havluya sarılarak 20 dakika bekletilir, daha sonra durulanır ve kendi halinde kurumaya bırakılır.

Not: Sert fön fırçaları ve saç kurutma makineleri saçı, cildi yıpratıyor ve saçın doğal yapısını bozuyor! Mümkünse kemik veya ahşap tarak kullanılmalı, saçlar doğal zeytinyağlı sabunla yıkanmalı ve kendi halinde kurutulmalıdır.

Şeker hastalığında reçete: 1 demet maydanoz ezilir ve porselen bir demliğe konur, üzerine 2 bardak kaynar su konur, üstü kapatılır, 30 dakika demlemeye bırakılır, sonra süzülür, üzerine ½ su bardağı taze sıkılmış limon suyu ilave edilir. Her gün sabahları aç karnına 1 bardak içilir.

Soğuk algınlığı için harika bir çay: 10 dal maydanozu porselen bir demliğe koyun, üzerine kaynar suyu dökün ve 10 dakika demleye bırakın. Biraz bal veya limonla tatlandırabilirsiniz.

Not: Reçeteleri günlük taze olarak hazırlanması, ciddi rahatsızlıkları olanların hekime danışarak uygulamaları tavsiye edilir!

Maydanoz nasıl seçilir?

İri yapraklı maydanozlarda hormon var! Bunlara maydanozun şaşırtılmış türü de diyebiliriz. Bu tür maydanozların faydadan çok zararı oluyor.

Küçük ve bol yapraklı, diri ve taze, mümkünse suya girmemiş, köklü satılan doğal maydanozlar tercih edilmeli…

İstanbul'da doğal maydanozu nereden bulurum?

Cumartesi günleri Şişli Organik pazarı, Pazar günleri Kasımpaşa İnebolu pazarı, Salı günleri Bakırköy pazarındaki Çatalcalı pazarcılardan, Çarşamba günleri Bahçelievler'de Kefken'li pazarcılardan, çeşitli semtlerdeki organik veya yöresel ürün marketlerinden doğal maydanoz bulmak mümkün...

Kaynaklar:

Geleneksel Tıp Derneği -Bitkilerin ve Beslenmenin Kimyası Semineri/ Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu

Bitkilerle Tedavi/ Prof. Dr. Turan Baytop

İ.Ü. Eczacılık Fakültesi Fitoterapi Yardımcı Ders Kitabı/ Prof. Dr. Bayhan Çubukçu, Prof. Dr. Ali H. Meriçli, Prof. Dr. Afife Mat, Prof. Dr. Günay Sarıyar,

Prof. Dr. Nurhayat Sütlüpınar, Prof. Dr. Filiz Meriçli

İlaç Yiyecekler/ Dr. Earl Mindell

Bitkisel Protein İle Dengeli Beslenme/ Müheyya İzer

Doğal Tedavi Yöntemi / D.Ulvi Türkmenoğlu

www.iyilikguzellik.com özel Nihal Doğan


Prof. Dr. Ayten Altıntaş

--------------------------------------------------------------------------------
16 Temmuz 2008
--------------------------------------------------------------------------------
Unutulan bir ilaç: Bergamot


Bergamot hakkında bilmemiz gereken iki önemli nokta var. Birincisi bu ağacın yaprağı, meyvesi ve özellikle de tohumunun Osmanlı tıbbında önemli bir ilaç olduğu. İkinci olarak bilmemiz gereken ise bergamot ağacı ve meyvesinin 16. yüzyılda Avrupa’ya Bergama’dan götürülen numunelerle tanıtılmış olması ve bu sebeple bu güzel kokulu narenciyeye İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca ve İspanyolca’da “bergamot” dendiği.

Bergamot ağacı ve meyvesi

Bergamot ağacı, bugün bütün dünyada tanınan Turunçgiller ailesinden (familyasından) olup bir ılıman ülke bitkisidir. Uluslararası botanik sınıflandırmada “Rutacea” familyasının “citrus” türünden olup “Citrus aurantium subsp. Bergamia” olarak isimlendirilir.

Bergamot ağacı, boyu, büyüklüğü, yapraklarının şekli, çiçeklerinin rengi ile diğer turunçgillere ve özellikle limona benzer. Bergamot ağacı kimilerine göre turunç ile limonun, kimilerine göre turunç ile acı limonun melezidir. Nisan -mayıs aylarında güzel kokulu çiçek açar. Bergamot meyvesi, armut biçiminde, yeşilimsi sarı renkli kendine has güzel bir kokusu olan kabuğa sahiptir. Meyvesi sarı renkli olup ekşidir, her bir meyvede uçuk sarı renkteki beş altı çekirdek bulunur. Dış kabuğu, iç kabuğu ve etli kısmı limona benzer; daha acıdır fakat daha hoş ve değişik bir kokuya sahiptir.

Turunçgillerin hepsinin anavatanın Çin toprakları olduğu yazılır. M.S. 1000 yıllarında bu ağaçlar Çin’den Doğu dünyasına tanıtılmış, oradan da tüccarlar tarafından Akdeniz bölgesine getirilmiştir. Turunç türlerinden biri olan bergamot ağacı da bu yolla Doğu ülkelerine taşınmış, orada yetiştirilmiş, kullanılmıştı. Avrupa’ya tanıtımı da aşağıda anlatılacağı gibi Bergama’dan oldu. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa’da tanınan bergamot 18. yüzyıldan itibaren özellikle Güney İtalya’da yetiştirildi ve bugün hâlâ bu ülkenin güneyindeki Calabria Eyaleti (İtalya’nın güneyinde çizmenin en alt kısmına verilen ad) bergamot üretiminin en önemli merkezidir.

Bergamot’un Bergama’dan tanıtılması

Bergamot bütün Avrupa dillerinde hemen hemen aynıdır. Şöyle ki,
İngilizce bergamot, bergamot orange,
Fransızca bergamote, bergamotier,
İtalyanca bergamotto,
Almanca Bergamottenbaum
İspanyolca’da bergamota denir.

Avrupa’da bergamot ağacı ve meyvesi hakkında bilgi veren kaynaklara 16. yüzyıldan itibaren rastlıyoruz. Bu kaynak eserlerde; “Bergamia’ bilimsel adı Bergama’dan gelmektedir, bu da, “Pergamo”, Pergamon olarak bilinen ve Küçük Asya=Anadolu’nun batısındaki antik kentin Türkçe söyleniş şekli olan Bergama’dan kaynaklanmaktadır” diye yazılmaktadır. Bilindiği gibi 1500’lü yıllarda Osmanlı Devleti’ni pek çok yabancı seyyah ziyaret ediyordu. Bunların içinde bitki uzmanları da vardı ve yeni buldukları bitkilerden örnekler alarak ülkelerine götürüyorlardı. Bergamot meyvesi de bu şekilde tanıtılan bir ağaç ve meyve idi.

Bergamotun kullanıldığı yerler ve faydaları

Bugün dünyada bergamot özellikle güzel kokusu için kullanılır. Bergamot meyvesinin dış kabuklarının sıkılması ile elde edilen “bergamot yağı = oleum bergamiae” parfümeri, koku sanayiinde özellikle kolonya yapımında, ilaç, kozmetik ve meşrubat sanayiinde kullanılır. Meyvesinin kabuğundaki esanslı yağın niteliğinden dolayı ticari amaçla yetiştirilir. Yetiştirildiği başlıca ülkeler İtalya, Fildişi kıyısı ve Gine’dir. (Türkiye’de Akdeniz ve Eğe bölgesinde çok az miktarda kalmış, Bergama’da da yeni yetiştirilmeye başlanmıştır.)

Bergamot ağacı ve özellikle meyvesi Osmanlı tıbbına göre pek çok şekilde kullanılırdı. Bergamot meyvesi Osmanlıca yazılan tıp kitaplarında “ağaç kavunu, turunç, narenç” isimleriyle yer alıyordu. Tıp kitaplarının tedavi kısımlarında bergamot yani ağaç kavunu olarak; çiçeği, meyvesi, meyve kabuğu, meyve çekirdeği ile ayrı ayrı ilaç olarak tıbbi kullanım alanı vardı.

Bu bilgileri özetleyecek olursak; bergamotun güzel kokusunun ilaç olarak kullanılmasıyla başlayabiliriz. Bergamot çiçeğini ve meyvesini koklamak salgın hastalıklarda önleyici olarak önemliydi. Bir yerde çıkan ve hızla yayılan salgın hastalık zamanında (veba günlerinde) hastalanmamak için meyve ve çiçeği koklamalıydı. Bergamotun kokusundaki etki salgın hastalıklarda çok faydalı olup, hastalığın zararlarını dağıtıp, uzaklaştırırdı. Bu sebepten evlerde bulundurulması tavsiye ediliyordu.

Bergamotun meyvesinden yapılan macunlar (reçeller) ve şuruplar çok kullanılıyordu. Bergamotun reçeli veya şurubu yemekleri hazmettirici olarak mideyi kuvvetlendirici, karın ağrılarını teskin edici, mide bulantılarını giderici, sindirime yardımcı etkili idi. Tıp kitaplarında bu şurupların nasıl hazırlanması gerektiği anlatılır.

Bergamot ağacının yaprağını çiğnemek, ağızdaki istenmeyen kokuları giderici etkisinden dolayı çok kullanılıyordu. Bu etkisi bütün tıp kitaplarında tavsiye edilir.

Bergamot meyvesinin tohumu özellikle çok önemli bir ilaçtır. Bergamot meyvesinin tohumları toplanır, kurutulur ve saklanırdı. Zehirlenmelerde, tüm zehirli hayvanların sokmasında bu tohumlar ezilir ve su ile içilirdi. Zehirlenmelerdeki faydalı etkisi bütün Osmanlı hekimlerince kabul edilip, kullanılması tavsiye edilmektedir. Eskiden tabiatın içinde yaşayan insanların zehirli hayvan sokmalarına karşı aldıkları tedbirlerden ilki “tiryak” denen hazırlanmış ilaç ve ikinci sırada da “küçük tiryak” denen bu tohumlardı.

Bu ilaçlar uzun yıllar denenmiş, uygulanmış, hekimlerin süzgecinden geçmiş ve kitaplarda yerini almıştı. Sadece hastanın yararı için çalışan hekimler bu ilaçların faydasını anlatmışlar, imkanı olanlar da bahçelerinde yetiştirerek hem kendilerine hem de çevrelerindekilere faydalı olmuşlardı.

Kimyasal ilaçlardan sonra doğaya dönen tıp araştırmacıları elbette bu etkiyi de fark edecekler. Bizler de Bergama’ya uğradığımızda veya oralardan geçerken bergamotun isim vatanını fark etmeliyiz.

iyibilgi

Korunmak İçin Kan Verin
19 Nisan 2009 12:28

Kalp ve şeker hastalıklarından korunmak için kan verin...

Kan bağışında bulunan insanların kalp ve damar hastalıklarına yakalanma olasılığının kan bağışı yapmayan akranlarına göre çok az olduğu bildirildi.

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kan bağışı yapan kişilerde kalp damar hastalıklarının daha az görüldüğünün yapılan birçok araştırmada ortaya çıktığını vurguladı.

Yılmaz, ''Amerikalı Meyers D. ve arkadaşları tarafından 'Heart' isimli çok saygın bir dergide yayınlanan araştırmada, açık bir şekilde kan bağışında bulunan insanların kalp ve damar hastalıklarına yakalanma şansının kan bağışı yapmayan akranlarına göre çok az olduğunu bir kez daha göstermiştir'' dedi.

Bu çalışmanın ''Demir Hipotezi'' olarak bilinen ve kadınların adet kanaması yolu ile demir kaybetmelerinin bunun sonucunda kadınlardaki düşük demir miktarının yağların oksidasyon hızını yavaşlatması; böylece damar sertliğinin (Atheroskleroz) erkeklere göre kadınlarda daha az görüldüğü temeline dayandığını anlatan Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Çok iyi bilindiği üzere serbest oksijen radikalleri yağların oksidasyonunu sağlamakta, böylece damar sertliği (atheroskleroz) gelişmektedir. Bu konunun demirle olan ilişkisi nedir? Demir, yağları okside eden bu oksidan moleküllerin üretimini sağlayan Fenton reaksiyonunda yer alır. Yani insan vücudunda ne kadar çok demir varsa o kadar çok zararlı oksidan molekül meydana gelir. Bunun tersine adet kanaması, kan vermek gibi kan kaybına, dolayısıyla demir kaybına yol açan durumlarda ortamda serbest demir azaldığı için oksidasyon da azalır. Bunun net sonucu kişide kalp damar hastalıkları ve diğer birçok hastalığın daha az sıklıkla görülmesidir. Bu hipoteze dayanarak araştırmacılar düzenli olarak kan bağışı yapanların kalp krizi, felç, inme, anjina ve diğer kalp ve damar hastalıklarına yakalanma oranlarının kan bağışı yapmayanlardan çok daha az olduğunu bulmuşlardır. Demir ve hastalıklarla olan ilişkisini gösteren çok sayıda çalışma birçok saygın tıp dergisinde (Lancet,Cell, JAMA vb.) yayınlanmıştır.

Bu konuda birçok çalışması olan Amerikalı araştırmacı Sullivan JL, bu yıl yayınladığı bir çalışma ile demirin diyetten azaltılması, demirin bağlanarak atılması veya kan vermek yoluyla azaltılmasının kalp krizine yol açan atherosklerotik tıkaçların küçüldüğünü göstermiştir.''

Prof. Dr. Necat Yılmaz, yapılan bilimsel bir çalışmada vücut demirindeki azalmanın insülün hassasiyetini ve miktarını artırdığının bulunduğunu, yani şeker hastalığına karşı kan bağışının koruyuculuğunu gösterdiklerini, anlattığı tıbbi araştırmalara yüzlerce örnek verebileceğini ifade etti.

Prof. Dr. Yılmaz, bahar mevsiminin kan bağışı yapmak için uygun bir zaman olduğunu belirterek, ''Özellikle nisan ve mayıs ayları kış boyunca yorulan kemik iliğine kendini yenilemesi için bir şans vermeniz ve kan bağışı yapmanız gerekiyor'' şeklinde konuştu

Yılmaz, bu yıl piyasaya çıkacak kitabında çok geniş tıbbi bilgilerin yer aldığını kaydetti.

-KAN BAĞIŞININ ÖNEMİ-

Prof. Dr. Yılmaz, insanların kan konusunda bilmedikleri bazı unsurların bulunduğunu ifade ederek, şunları aktardı:

''Kanamalı bir hastada ya da büyük bir ameliyatta 6-8 ünite kana ve 4-5 ünite taze donmuş plazmaya ihtiyaç vardır. Problemli gebelik dönemi geçiren ya da kanamalı hamile bir kadının yaşamını sürdürebilmesi için kan ve kan ürünlerine gereksinim duyar. Hayatları boyunca kan ve kan ürünlerini almak zorunda olan hemofili ve talesemi hastaları sizlerin kan bağışınızı bekliyor. Yenidoğan ve kanın değişmesi için çok taze kana ihtiyacı olan bebekler sizin kanınızı bekliyor. Ağır böbrek hastalarının yaşamlarını sürdürebilmeleri için kan ve kan ürünlerine ihtiyaçları var. Kan yapılamayan tek ilaçtır. Bir gün siz de kan ve ürünlerine gereksinim duyabilirsiniz. Bağışladığınız her kanla ücretsiz olarak kan grubu tespit edilerek, hepatit B, hepatit C, frengi ve AIDS testleri de yapılmaktadır.''
aaktifhaber

Çayın her bir fincanı bir derde deva

En gözde içeceklerden biri olan çay aslında bir sürü hastalığın da şifası. Toksinleri yok etmenin yolu sinir otu çayından geçer. Zencefil çayı diyete yardımcıdır. İşte mucize yaratan çaylar

10 Mayıs 2009 00:55

Meyan kökü

ZAYIF böbrek üstü bezleri sürekli yorgunluk, depresyon nöbetleri ve asabiyet, kas zayıflıkları, hazımsızlık, yetersiz besin özümsemesi ve konsantrasyon eksikliğiyle alakalıdır. Böbreküstü bezlerine ihtiyacı olan desteği sağlamanın yolu bir fincan meyan kökü çayıdır. Meyan kökü midedeki asit salgısını düşürmeye yardımcı olur ve mide çeperi için koruyucu bir mukus sağlar.

UYARI: Eğer hipertansiyon, kalp sorunları, tiroit problemi ya da böbrek hastalıklarınız varsa meyan kökünden uzak durun. Yüksek dozda kullanımı mide ekşimesi, ödem, baş ağrısı ve kardiyak sorunlara neden olabilir.

Papatya

KAS ağrıları, burkulmalar, eklem ağrıları ve adet krampları için vücut rahatlaması sağlar. İltihapları azaltır ve mesanedeki iltihaplarla mücadele eder. Cilt temizliği ve yanık banyolarında kullanılabilir. Antiseptik ve antibakteriyeldir. Acıyı dindirerek uyumanızı sağlar. Bulantıyı giderir, gerginliği alır ve kusmayı engeller. Spazmlar, şişkinlik ve gaz problemlerini geçirir. İshal ve kabızlığı engeller. Bağırsak iritasyonu, hazımsızlık ve peptik ülser gibi stres kaynaklı rahatsızlıkları olanlar için çok yararlı bir bitkidir.

Sinir otu

Kandaki toksinleri yok etmek için en iyi temizleyicilerden biridir. Uyuz, saçkıran ve zona gibi deri enfeksiyonlarının yayılmasını engeller. İyileşmesi zor deri enfeksiyonları için sinir otu çayı banyosu yapabilirsiniz. Kolit için çay olarak içebilirsiniz. Basur probleminde hızlı iyileşme için içinde sinir otu çayı olan bir leğene oturun. Ayrıca dahili tedavi için çayı da içebilirsiniz.

Kullanılacak bitkinin kalitesi çok önemli

YEDİTEPE Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Yeşilada her bitkinin herkese iyi gelmeyeceğini söylüyor. Yeşilada ‘Çaylarda da kime iyi gelip gelmeyeceği kişiye bağlı ama bunların ötesinde de bir durum var. Bu bitki çayının kalitesi çok önemli. Gidip aktardan almak onun kaliteli olduğunu göstermez’ diyor. İyi markalardan, analizleri yapılmış bitki çaylarını, güvenlik belgelerini sunan markaları almak gerektiğini hatırlatan Yeşilada ‘Örneğin aktardan bir adaçayı aldınız. Ama Türkiye’de 80 adaçayı var. Sizin aldığınız hangisi? Bu farklı adaçaylarının etkileri de birbirinden farklı. Dolayısıyla kime hangisinin iyi geleceği belirsizdir. Papatya çayında zehirlenme yaşayabilirsiniz. Oysa papatya o kadar güvenilir bir bitkidir ki bebeğe bile çayı verilebilir. Nasıl oluyor da zehirleyebiliyor? Çünkü papatya diye bildiğimiz sadece Türkiye’de 30-40 çeşidi bulunuyor. Dolayısıyla insanlar başına buyruk şekilde bu bitki çaylarını alıp içmemeliler. Doğal bitkiler ilaç niyetine kullanılabilir ayrıca ilaca yardımcı olarak da kullanılır. Ama bizim özellikle önerdiğimiz ilaca yardımcı olacak şekilde kullanılmasıdır’ diyor.

Sarı kantaron

Uzun yorgunluk ve stres sonrası sinir sistemini düzeltmek için en iyi sakinleştiricilerden biridir. Rutin alındığında depresyonu, anksiyeteyi, asabiyeti ortadan kaldırır, uykusuzluğa iyi gelir. İdrar kaçırmaları tedavi etmek için çayı yatmadan önce içilmelidir.Bir poşet sıcak sarı kantaron çaşı incinme ve burkulmalarda kompres olarak uygulandığında dirsek ağrısı dahil bölgesel sinir ağrılarını ve iltihaplanmayı azaltır.

UYARI: Kısa dönem kullanımı idealdir. Düzenli kullanımı sizi güneşe hassas hale getirebilir. Bazı kişilerde kan basıncının artmasına, baş ağrısına ve mide bulantısına neden olabilir. Sarı kantaron MAO inhibitörleri, steroid ilaçlar, reçetesiz diyet hapları, sakinleştiriciler ve amfetamiler dahil reçeteli ilaçlarla kullanılmamalıdır.

Şevketi bostan

HAFIZA ve zindelik için beyne daha fazla oksijen götüren dolaşımı hızlandırır, baş dönmesi, sersemlik ve baş ağrısına iyi gelir. Antibakteriyeldir ve acısı, doğal bağışıklık sistemini güçlendirecek antimikrobik özellikler taşır. Regl döneminde ılık şevketi bostan çayı kasılmaları ve ağrıları hafifletir. Buzlu çayı iştah açar, sindirimi kolaylaştırır.Anoreksi hastalarının iştahlarını açmak için kullanılmaktadır.

UYARI: Ölçülü kullanım önerilir. Günde bir fincan ve her iki haftada bir ara verin.

Star Gazete

Acı kırmızı biber, kanserli hücreleri öldürüyor

10 Mayıs 2009 Acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloit madde "kapsaisin"in, kanser başta olmak üzere birçok sağl
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Pzr May 10, 2009 9:24 pm    Mesaj konusu: ACI KIRMIZI BiBER Alıntıyla Cevap Gönder

Acı kırmızı biber, kanserli hücreleri öldürüyor

10 Mayıs 2009 Acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloit madde "kapsaisin"in, kanser başta olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu bildirildi.
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, genetik ve çevresel faktörlerin kalın bağırsak kanseri gelişimine olan etkisinin iyi bilindiğini belirtti.
Kanser cerrahisi, radyoterapi ve kemoterapi alanlarındaki gelişmelere rağmen tedavi oranlarında çok düzelme olmadığını, ancak yine de kansere karşı en iyi yolun tedavi olmayı sürdürmek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, "Geçen yıllarda yaptığımız ve batılı bir çok araştırmacının yayınladıkları benzer çalışmalarımızı kamu oyu ile paylaştım. Bir kez daha halkımızın hatırlamasında yarar olduğunu düşündüğüm bir konu acı biberdeki kapsaisin maddesidir" dedi.
Son olarak Güney Koreli araştırmacıların Nisan 2009'da 'Cellular& Molecular Biology Letters' isimli dergide ve Anticancer Research dergisinin ocak sayısında yayımlanan çalışmada, karaciğer kanser hücresi üzerine kapsaisin etkisinin incelendiğini vurgulayan Prof. Dr.Yılmaz, "Kapsaisin (trans-8-metil-N-vanillyl-6-nonenamide), biberin temel acı maddesi olup, birçok hücre tipinde, bir anti-tümör etkisi sergilemiştir. Ancak, kapsaisinin anti tümör etkisi tam açıklanmamıştır" dedi.
Bu çalışmalarda, belirli bir kapsaisin dozunun kalın bağırsak ve karaciğer kanserini oluşturan hücrelerde apoptozis (hücre ölümü) yaptığın ı gösterdiklerini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kapsaisin, bu faydalı etkisini, hücrede reaktif oksijen türlerini artırarak hücrenin mitokondrisini bozmaktadır. Kapsaisin aynı zamanda 'Kazpaz 3' isimli kanser hücresinin ölümüne yol açan bir enzimi de uyarmakta ve kanser hücresinin ölümüne yol açmaktadır. Kısaca, acı biberi sık tüketelim, doğal beslenmeye özen gösterelim. Aksi takdirde hem sağlığımızı kaybederiz hemde ülkemizin kıt kaynakları ilaçlara ve tedavilere harcanır, bize her gün yeni bir hastalığa, yeni bir virüs(Domuz gribi gibi) üretimine yol açan gıdaları empoze ederler. Daha sonra kanserin ilacı diye, bize biberimizi milyarlarca dolara tekrar satarlar.
Her ne kadar tam mekanizması anlaşılamamış olsa da kalın bağırsak kanser tedavisinde kapsaisin çok faydalı bir ajan olabilir."
Prof. Dr. Necat Yılmaz, acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloit madde "kapsaisin"in, kanser başta olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğunu daha önce tespit ettiklerini ifade etti. Prof. Dr. Yılmaz, "Örneğin ağrı kesici ve iltihap çözücü etkisini P- maddesi, kanser ö nleyici etkisini ise içindeki kırmızı karotenoid maddesi sağlıyor. Ayrıca kırmızı biber, kolesterol düşürücü, mide asidini düzenleyici ve mikrop öldürücü etkilere sahip. Sanıldığının aksine kırmızı biber zayıflatıcı etki de gö steriyor" diye konuştu.
Kırmızı biberin insan sağlığı üzerindeki faydalı etkilerini gösteren birçok temel çalışmanın mevcut olmasına rağmen Türkiye'deki araştırmacıların bu konu ile yeterince ilgilenmediğini savunan Prof. Dr. Yılmaz, şöyle konuştu:
"Ne yazık ki ülkemizin araştırmacıları, kırmızı biberle ilgili konuya yeterli derecede ilgi göstermemiş ve bu konuda sınırlı sayıda çalışma yapılmış. Uzakdoğu ve batılı araştırmacılar bu konuda daha fazla araştırmaya yer vermişler. Halbuki biber üretimi ve tüketiminde ülkemiz eşsiz. Bu çalışma ile amacımız ülkemiz araştırmacılarının, halkımızın ve kamuoyunun dikkatini bilimsel veriler ışığında kırmızı biber üzerine çekmektir."
Halk arasında isot (ısı otu), bilim çevrelerinde ise "capsicum anitum" adıyla bilinen kırmızı acı biber, sevilerek tüketilen ve kültürü yapılan bir bitki.
Ana vatanının Meksika olduğu sanılan ve Azteklerin yazılı belgelerinde söz ettikleri kırmızı acı biber, Avrupa'ya 15. yüzyılın sonlarında geldi, 16. yüzyılda kıta ülkelerine ve Osmanlı topraklarına yayıldı.
Kırmızı biberi en çok tüketen ülkelerden olan Hindistan'a ise bu bitki 17. yüzyılda Portekizliler tarafından ulaştırıldı. Hint ve Meksika mutfağında çok sık kullanılan kırmızı acı biber, Türkiye'de en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetiştirilmekte ve tüketilmekte.
L.T. Tresh adlı bilim adamı, 1846 yılında bibere acılığı veren maddenin kristal yapısında olduğunu tespit ederek, adını "capsaicin- kapsaisin" koymuştu.
netgazete

Salçada tercih, şifa kaynağı kırmızı biberden yana
02:45 - Doç. Dr. Yıldız Daşgan, kış hazırlıkları kapsamında salça hazırlamaya başlayan ev hanımlarının kırmızı biberi tercih ettiğini söyledi. Kırmızı biberin yemeklere hem renk hem tad verdiğini ifade eden Daşgan, "Kırmızı biber bol miktarda C vitamini içeriyor. Ayrıca, antioksidan madde içeriği sayesinde kansere karşı direnci de arttırıyor. Yapılan araştırmalara göre kırmızı biberin sıkça tüketildiği ülkelerde hastalıklarla daha az karşılaşılıyor. Kırmızı biberin bu avantajları da tercih nedenini arttırıyor" dedi. 26.08.2009 ADANA netgazete


KAŞINTIYA VE UYUZA İYİ GELİR:

31 Mayıs 2009 08:50
Dolaşımı iyi olanlara ise iyi gelir ki, bu dolaşım vücuttaki herhangi bir sıvının herhangi bir organında olabilir; hepsi üzeride etkilidir
Türkçe derlenmiş haliyle bir ilk…

Hekimlerin hükümdarı İbn-i Sina’dan ‘Şifalı Bitkiler’

Avrupa’da 700 yıl tıp hocalığı yapan ünü dillere destan, hekimlerin piri İbn-i Sina’nın 'Tıp Kanunu' kitabından bugüne kadar hiçbir yerde rastlamadığınız çok özel formülleriyle şifa bitkilerin reçeteleri…

Dr. Yaman SÖNMEZ ve Tarihçi Ahmet ALMAZ hazırladı.

Su, yararlı bir maddedir.Kötü su (bozuk su), durgun ve bulanık olur. Tadında ve kokusunda tuhaflık vardır. Külü bulanık ve ağır olduğu için çökelmeye, durulmaya çalışır. Onun üzerinde zar gibi kuru, acayip şeyler vardır. Otlar suyun yüzende donmuş bir tabaka meydana getirir. Biliniz ki, bu tip suların zararını, süt, nişasta, ince reyhan şarabı ve salatalık ve bakla tozu sulandırılarak kullanılırsa, temizler, giderir; ağır ve bulanık suların zararı neyse, sarımsak, soğan ve pırasa gibi maddeler giderir, onları temizler. Özellikle onların üstüne su içilirse, zararını ve vereceği sıkıntıyı giderir. Suyun sertliği, bazen yoğunluğu, bazen onun keskinliği ve temizleyici olma özelliğinden kaynaklanır. Bazen de sert suların aşırı boşaltıcı etkisi vardır. Acı suyu tatlılar, tuzlu suyu Mersin ağacı muşmula incir ve sevik düzeltir. Bütün kirli ve zararlı suları sirke ile terbiye edip, düzeltir.

iÇERiĞi

Deniz suyu, yakıcı ve keskindir. Kirli sular ve benzerleri sinir hastalıklarına iyi gelir. Özellikle bu sularla yıkanmak gerekir. GÜZELLiK Deniz suyu, soğuktan olan çatlaklara ve yaralara iyi gelir. Ayrıcı bitleri (kambir) öldürür ve cilt yüzeyindeki morarma ve kan pıhtılaşmasını da dağlar. Kükürtlü su (mai'l-kibritiyye) cilt bozuklukları olanlara, behak (addison) ve bers (vitiligo) hastalığına iyi gelir.

HUMMALAR

Kükürtlü sular, pis ve durgun sular ve çok sıcak sular, ateş yapar. Sert sular, dört günde bir gelen nöbetler (sıtma) oluşturur. BAŞ ORGANLARI Ilık su, baş ağrılarını artırır ve sıcak su da baş ağrısına zararlıdır. Sıcak deniz suyu buharı baş ağrısına yararlıdır. Bakırlı su , ağız ve kulağı etkiler.

YARARLARI

Soğuk sular, (kanallarında) tıkanıklık olanlara zararlıdır. Dolaşımı iyi olanlara ise iyi gelir ki, bu dolaşım vücuttaki herhangi bir sıvının herhangi bir organında olabilir; hepsi üzeride etkilidir. Dolaşım bozukluklarına iyi gelir. Şayet sindirim sisteminin emilme, süzme ve atma fonksiyonları normalse, soğuk su, bu sistemleri güçlendirir.

ŞİŞLER

Kükürtlü sular, eklemlerdeki şişlere ve sertliklere ve se'lil (onunla alakalı kısımlar) için yararlıdır.

YARALAR

Saf su, yaralara iyi gelmez. Onları sulandırır; o, onlara zıttır, ters düşer; yaralar için ona karşı tedbir almak gerekir. Deniz suyu kaşıntıya (hıkke), uyuza (celb) iyi gelir ve kükürtlü su, aynı şekilde uyuza ve haşarata karşı iyi gelir. Aynı zamanda sa'fete (eğrelti otu yaprakları) de iyi gelir.

HAREKET ORGANLARI

Deniz suyu, sinir hastalıklarına iyi gelir. Özellikle onunla banyo yapmak yararlıdır. Titreme (ra'şe), felç ve hadr (uyuşma) gibi rahatsızlıklara yararı olur. Aynı hastalıklara kükürtlü sularda yararlı olur. Bütün eklem ağrılarına ve soğuk sinir hastalıklarına etkilidir. t Çok soğuk su göğse zararlıdır. Ayrıca bronşlar üzerinde de zararlıdır. Çünkü su rutubetlidir. Bronşların kuru olması gerekir. Ilık su boğaz , küçük dil ve göğüsteki şişlere iyi gelir. Meme urları deniz suyu ile ovulur. Killi su bazen akciğerlere yararlıdır. Şaplı su, kan tükürmeye iyi gelir.

ZEHİRLENME

Yılan sokan kimse, denize girse, deniz suyu ile banyo ona iyi gelir. Aynı şekilde zehirli ve zehirsiz hayvan ısırmalarına iyi gelir.

SOLUNUM DIŞARI ATAN ORGANLAR:

Deniz suyu, kolit için lavman yapılır. Bazen içilere ishal etkisi verir. Sonra üzerine tavuk suyu içilerek, yakıcı etkisi giderilir. Şaplı su, regl kanamasına ve düşüğe engel olur. Kükürtlü su, rahim ağrılarına iyi gelir. Soğuk su, cinsel gücü azaltır. Bağırsaklarda kabız etkisi gösterir; meninin hareketini durgunlaştırır. Tuzlu su, ishal yapar; sonra kurutucu etkisiyle kabız yapar. Madensel sular, idrarı, regli ve doğuma zorlaştırır. Madeni sular, hıltları kurutur ve bazısı kurutucu etki yapar. Bazısı şaplı sular gibi akl yapar ve kulunç da meydana getirir. Demirli ve bakırlı sular, böbrek ve kulunç üzerinde gerçekten iyi etki yapar ve bulanık sular, böbreklerde ve mesanede taş yapar ve içinde demir söndürülen su, kan tükürmeye iyi gelir.

BESLENME ORGANLARI:

Demirli suyun dalak ve mideye yararı vardır. Bakırlı su da demirli su ile benzer etkiye sahiptir. Çok soğuk su dolaşım bozukluğu olanlara iyi gelmez. Deniz suyu ve benzeri sular mideye zararlıdır. Deniz suyu buharı, ödeme iyi gelir. Killi sular, bazen mide rutubetinin düzenlenmesi açısından faydalı olur. Şaplı sular, kusmayı engeller. Aynı zamanda kabız hummaları da engeller. Kükürtlü sular; dalak şişlerine ve dalak ağrılarına iyi gelir. Aynı zamanda karaciğere de iyi gelir.

bugün

Pamuklu giysiler alerji kalkanı

Uzmanlar alerjiden korunmak için pamuklu giyinmeyi, evde gereksiz eşya bulundurmamayı, mekanların nem oranına dikkat etmeyi öneriyor.

03 Haziran 2009 09:28
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Ekin, birçok anne babanın çocuklarının alerjik sorunlarından haberdar olmadığını ifade etti. Alerjinin birçok nedeni olduğunu bildiren Dr. Musa Ekin, genetik ve çevresel faktörlerin yanı sıra gıdaların da alerjiye neden olabileceğini dile getirdi. Alerjinin anne sütünden çocuğa geçebileceği yönündeki inanışların doğru olmadığını bildiren Dr. Musa Ekin, anne sütünün bebek için en güzel, en temiz, en sağlıklı ve alternatifsiz bir besin olduğunu vurguladı. Ekin, 'alerji çocuğa geçer' düşüncesiyle bebek ve anne arasındaki alışverişin engellememesi gerektiğinin altını çizdi.

Bebeklik çağlarında alerji yaşayan bir çocuğun büyüyünce alerjinin farklı boyutlarıyla karşılaşabileceğini anlatan Dr. Ekin, tek bir besine ya da başka bir maddeye (peynir, süt gibi ) karşı duyulan alerjik reaksiyonlar ortaya çıkabileceğini belirtti. Alerjinin çevresel faktörlerinden en önemlisinin sigara olduğunu vurgulayan Dr. Musa Ekin, sigaradan tamamen uzak durmak gerektiğini söyledi. Alerjiye neden olan unsurların bir çoğunun önüne geçilemeyeceğini anlatan Dr. Ekin, "Etrafımızdaki polenleri, hava değişikliklerini, diğer çevresel faktörleri ve genetik faktörleri yok edemeyiz ama sigarayı kendi sağlığımız ve sevdiklerimizin sağlığı için bırakabiliriz" dedi.

Çocuklarda alerjiyi erteleme ya da daha kolay tedavi etme imkanı bulunduğunu söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Ekin, alerjinin tamamen yok edilememesinin genetik faktörlere ve çevresel etkenlere bağlı olduğunu aktardı. Alerjisi olan bir çok kişi kendini grip veya nezle zannedebildiğini hatırlatan Ekin, "Alerji teşhisi konan her hasta tedavisi bitene kadar ilaçlarını kesinlikle bırakmamalıdır. 'Sıkıntı geçti ilacı bitirmeye gerek yok' düşüncesi son derece yanlıştır." ifadelerini kullandı.

ÇOCUKLARI ALERJİDEN KORUMA YÖNTEMLERİ

Anne sütü alerjiyi geciktirici etkiye sahiptir. Bu nedenle bebekler kesinlikle anne sütüyle beslenmelidir. Eğer ailede astım, saman nezlesi gibi alerjik hastalıklar varsa çocuk bu yönde kontrol edilmeli ve ailenin alerjik geçmişi bilinmelidir. Çünkü anne ve babasında alerjik bünye olan çocuklar diğer çocuklara göre dört kat daha risk taşır.

Ek gıdaya zamanından önce nedensiz bir şekilde başlamamak gerekiyor. Evde bulundurulan gereksiz eşyalar toz ve kir kontrolünü zorlaştıracağından alerjik sorunları tetikler. Bu sebeple çocuk odası dahil genel anlamda evde gereksiz eşya kesinlikle bulundurulmamalıdır. Ev içi nemlendirici cihazları kullanmaktan kaçınılmalıdır. Yapılan araştırmalarda ideal ev içi nem oranı yüzde 55'tir. Yüzde 55'in üzerinde olursa ev içi akarlar da ve küf mantarlarında artış olur. Evler en az haftada bir mutlaka yüksek emiş gücüne sahip elektrikli süpürge ile temizlenmelidir. Çamaşırlar haftada bir kez 55 derece ve üzerinde yıkanmalıdır. Pamuklu ürünler tercih edilmelidir. Halk arasında bilinen ve sıkça kullanılan bazı hastalıklara iyi geleceği düşüncesiyle alınan atletlerden uzak durulmalıdır. Çünkü bu ürünler alerjiyi arttıran yün taşımaktadır.

haber7

Vücutta yağ parçalayan 10 besin

Yağları parçalayıp hazmı kolaylaştırıyor. Ayrıca kilo vermeye yarayan kalsiyum içeriyor.İşte vücudumuzda mucize etkisi oluşturan besinler...

03 Haziran 2009 09:24
Yaz geliyor, tatil için hazırlıklar şimdiden başladı. Peki siz tatile hazırsınız ancak ya vücudunuz! İşte size süper 10 yiyecek;

Esmer pirinç: B Vitamini deposu olması sayesinde proteinleri, yağları parçalıyor, hazmı kolaylaştırıyor.

Greyfurt: Metabolizmayı hızlandırıyor, vücut direncini artırıyor.

Kırmızı üzüm: Dolaşım sistemini temizliyor. İçerdiği lif, vitamin ve mineraller sayesine kolesterolün düşmeye yardımcı oluyor.

Salatalık: Lif zengini olması sayesinde tokluk hissi veriyor. Ayrıca sağlıklı bir su deposu

Nar: Hormonları dengeliyor. Bu sayede kilonuzu kontrol etmeniz daha kolaylaşıyor. Ayrıca güçlü bir antioksidan.

Adzuki fasulyesi: (Küçük kırmızı fasulye) Fasulyeler arasında en az yağ oranına sahip. Vücutta daha fazla suyu tutuyor.

Brokoli: Lif ve C vitamini deposu. Ayrıca kilo vermeye yarayan kalsiyum içeriyor. Karaciğere iyi geliyor. Hazma yardımcı oluyor.

Elma: Hafif tatlı, bağırsakları harekete geçiriyor.

Kiraz: Yumuşak bir müshil etkisi yapıyor ve kilo kaybına neden oluyor.

Yulaf: Tok ve şişkinlik hissi veriyor. Bir kase lapası vücutta üç kase su tutmayı sağlıyor.
haber7

Sağlıklı yaşamak için ceviz tüketin

10 Haziran 2009 Sofralarımızda sıkça yer verdiğimiz, tatlılarımızın vazgeçilmez malzemesi ceviz, kabuğuyla, içiyle, hatta perde tabir edilen iç bölümünde yer alan odunsu zarlarıyla pek çok hastalığın tedavisine destek oluyor.
Sağlıklı Beslenme Uzmanı Dr. Dilek Polat, cevizin cilt rahatsızlıklarından saç dökülmesine, tiroit hastalıklarından ağız kokusuna kadar birçok hastalığın tedavisinde kullanılabileceğini belirtti.
Dr. Polat, kalp sağlığı açısından büyük önem taşıyan doymamış yağ asitlerini yüksek düzeyde içeren cevizin, kolesterol birikimini ve damar sertliğini önleyici etkisinin halk arasında artık daha iyi bilindiğini, bu nedenle damak zevkinin yanı sıra, birçok insanın sağlık nedenleriyle ceviz tüketmeye başladığını söyledi.
"Doğanın mucizelerinden" cevizin farklı kullanımının ise iyi bilinmediğini ifade eden Polat, yaş ve kuru ceviz kabuklarının basit işlemlerle çok etkili sonuçlar vereceğini kaydetti.
Dr. Polat, saç dökülmesine ve saçlarının yeterince canlı olmadığını düşünenlere cevizin kuru ve yaş kabuğunu öneriyor.
Polat, 20 tane cevizin sert kabuğunu 1 litre suda 10-15 dakika kaynatarak elde edilen suyun saç durulamasında kullanılması durumunda, saçların dökülmesinin son bulacağını belirtiyor.
Taze cevizin yeşil kabuğunun az suyla kaynatılması sonucu macun elde edileceğini anlatan Polat, bu macunun da saç maskesi olarak kullanılabileceğini kaydediyor.
Sağlıklı yaşamak ve beslenmek isteyenlerin mutfaklarından cevizi eksik etmemeleri gerektiğini ifade eden Dr. Polat, şu bilgileri verdi:
"8 tane cevizi bir bardak suda 2 gün bekletin. Günde iki ceviz olmak üzere tüketin ve cevizleri içinde beklettiğiniz suyu da için, 4 günlük kür sonunda ne kadar dinlenmiş hissettiğinize şaşıracaksınız. Cevizin arasında bulunan perdeleri atmıyoruz. 25-30 kadar ceviz perdesini bir litre suda güneş görmeyen bir yerde bir hafta bekletiyoruz. Sabahları aç karnına her gün bir bardak tüketiyoruz, tiroid hastalarına çok yardımcı olacaktır.
Ceviz yaprağını suda kaynatıp biraz zeytinyağı ekleyin. bu karışımla düzenli gargara yapıldığında ağız kokusu sorunu da ortadan kalkacaktır."
Günde birkaç ceviz tüketmenin sindirim sistemi hastalıkları, öksürük, göğüs ağrıları gibi birçok şikayeti azaltığına işaret eden Dr. Polat, pürüzsüz bir cilt isteyenlerin de yine ceviz kabuğu suyundan yararlanabileceklerini kaydetti.

netgazete


Bitki Çaylarının Faydaları

Bitki çayı hazırlarken özellikle taze kaynamış klorsuz su kullanılmalı. Birçok hastalıkta klorun zararlı olduğu saptanmıştır. Suyunuzu kaynattıktan sonra bir iki dakika dinlendirin. Porselen bir demliğe önce çayını yapacağınız bitkiyi koyun ve üzerine gerekli miktarda su ekleyin. Genellikle 1 tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ot için dörtte bir litre su kullanmak gerekir. Çayın demlenmesi için 2-5 dakika yeterlidir. Kök bitkilerden çay yapacağınızda (zencefil havlıcan gibi) aynı miktarda su ve bitkiyi birlikte cezveye koyup kaynatma yoluyla çayınızı yapabilirsiniz.

Ihlamur: Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamur uykusuzluk spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır. Özellikle akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir çünkü fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir. Yapraklarında çok miktarda klorofil taşımasından dolayı kansızlık durumunda kullanılmasında fayda vardır. Diğer çaylarda olduğu gibi ıhlamuru da hazırladığınız zaman için ve bir daha kaynatmayın. Çünkü uzun süre kaynatılıp içilen ıhlamur size yarardan çok zarar verebilir.

Yogi Çayı: Hintli yogilerin içtiği baharatlı bir çay. Tam da kış mevsimine uygun yani ısıtıcı. Ayurvedik bir çay yogi çayı ve yoğun baharatların karışımından oluşuyor. Bu çayı hazırlamak için ufak bir tencereye bir parça kabuk tarçın 4-5 kakule tanesi 1 ufak kök zencefil 2 karanfil ve 4-5 adet tane karabiber koyun. Üzerine 2 su bardağı su ilave edip 5 dakika kadar kaynattıktan sonra dilerseniz içine 1 tatlı kaşığı siyah çay ekleyip biraz demlendirip süzün. Dilerseniz sütle karıştırıp için.

Isırgan: Isırgan birçok rahatsızlığa iyi gelen ve sonbahardan ilkbaharın sonuna kadar bahçelerde bol miktarda yetişen bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına mide bağırsak böbrek romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca nefrit sarılık idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırganotu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırganotu yeterlidir.

Biberiye: Bu güzel kokulu bitkinin kullanılmadığı hastalık yok gibi. Özellikle kan dolaşımı hastalıklarına romatizma ve astım hastalıklarına mide ve bağırsak gazlarına karşı kullanıldığı gibi ağır yemeklerden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca bronşit öksürük migren gastrit başağrısı ağrılı adet düşük tansiyon kabızlık safra kesesi taşı ishal ve karaciğer rahatsızlıklarında da kullanılır. Hoş bir tat vermesi açısından biberiye çayına bir parça da kabuk tarçın atabilirsiniz.

Rezene: Rezene Ege Bölgesi pazarlarında bahar aylarında bol bulunan bir bitkidir. Rezene çayı özellikle gaz ve kramp ağrılarında mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullanılır. Özellikle bebeklerin gazlı olduğu zamanlarda sık başvurulan bir ilaçtır rezene çayı. Öksürük ve soğuk algınlıklarında ve çocuklarda boğmaca hastalığı sırasında rezene çayı yararlıdır. Listeyi uzatmak mümkün: Hıçkırık bulantı idrar yolları iltihabı böbrek taşları gibi birçok durumda rezene çayına başvurabiliriz.

Hindiba: Hem salatalarda hem de haşlanarak zeytinyağı ve limon ilavesiyle kullanılabilen hindiba iyi bir idrar söktürücüdür. Karaciğer hastalarının romatizmalıların ve şeker hastalarının sofralarının başköşesine oturtması gereken otlardan biridir hindiba ve bunlardan başka bağırsakları yumuşatır müzmin romatizma gut böbrek ve safra kesesi hastalıklarında yararlıdır. Hindiba köklerinden yapılan kahve iyi bir iştah açıcıdır. Romatizma hastaları ilkbahar ve sonbaharda 4-6 hafta arası sabah ve akşam hindiba çayı içerek kür yapabilirler ve faydasını da hızla görürler. Hindiba çayı hazırlamak için kişi başına 1-2 tatlı kaşığı doğranmış hindiba kullanılır.

Nane: Nane çayı mide ve bağırsak gazlarında bulantı ve kalp çarpıntısında içilir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında karın ağrısı ishal safra kesesi taşı baş ağrısı migren sinüzit diş ağrısı halsizlik bronşit öksürük gibi rahatsızlıklarda da tedavi edici özelliği olan nane nefes darlığında da şöyle kullanılabilir: Bir tülbentin üzerine bal konur üzerine taze veya kuru nane yaprakları serpilir ve yatmadan önce göğüs üzerine bağlanır sabaha kadar bırakılır.

Kekik: Kekik çok güçlü bir antiseptik olarak biliniyor. Kekik yağından elde edilen timol birçok ilaçta hatta ameliyatlarda yara temizlemek için kullanılıyor. Eski zamanlarda salgın hastalıklarda kullanılan kekik günümüzde de grip salgınlarında bol bol kullanılmalı. Ve boğmaca olana öksürene bronşite yakalanana midesi rahatsız olana ishal olana adet sancısı çekene kekik çayı içirmeli. Böcek sokmalarında deriye sürülerek kullanılan kekik cilt hastalıklarında da banyo suyuna atılarak kullanılabiliyor.

Zencefil: Ayurveda ve Çin Tıbbı'nda 5 bin yıldır kullanılan zencefil ısıtıc bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına mı temizleyici düzenleyici ve canlandırıcı bir etkiye sahip. Ayrıca faranjitte ishal gaz gibi durumlarda kan dolaşımını artırmak için kas hastalıklarında ve romatizmal ağrılarda kullanılıyor. Soğuk algınlıklarında çayını içebilir öksürük için zencefil-zerdeçal-bal karışımını sabah ve akşam aç karnına şurup niyetine kullanabilirsiniz. Zencefil canlandırıcı olduğu için akciğerleri temizler gazı önler ve terlemeyi artırarak cildin de temizlenmesini sağlar.

Adaçayı: Kızılderililerin kutsal bitkisi sayılan adaçayı Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. Sinir bozukluğu baş dönmesi titremeye iyi gelir ve menopoz döneminde karşılaşılan terlemeyi durdurur. Ayrıca dolaşım sistemi hastalıklarında tansiyon düşüklüğünde sindirim sistemi bozukluklarında psikolojik rahatsızlıklarda halsizlikte sinir hastalıklarında da kullanılır. Özellikle boğaz ve ağız içi iltihaplarında günde birkaç defa adaçayıyla hazırlanıp soğutulmuş çayla gargara yapın iyi geldiğini göreceksiniz.

Elma: Elma besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur lifli olduğu için bağırsakları temizler karaciğerinden şikayet edenler romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile elmadan faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı uyku vericidir başağrılarına iyi gelir. Taze elma suyu cilde sürüldüğünde dokuları sağlamlaştırır ve teni güzelleştirir. İlkbaharda toplanan elma çiçekleri kurutularak sonbahar ve kış aylarında kaynatılır ve göğse ve öksürüğe iyi gelecek bir şurup elde edilir. Kurutulmuş elma parçalarından çay yapabileceğiniz gibi kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon ve portakal koyarak çay olarak tüketebilirsiniz.
http://www.izafet.com/saglik/89882-bitki-caylarinin-faydalari.html

Alerjik astıma çörekotu darbesi

Çörekotu, "ölümden başka her derde deva" olarak bilinen bir bitki.Alerjik astıma karşı da kalkan etkisi oluşturuyor.

10 Haziran 2009 11:01

Çörekotu, "ölümden başka her derde deva" olarak bilinen bir bitki. Hele hangi hastalığa karşı nasıl kullanılacağı bilinirse daha kolay netice alınabili-yor.

Radyoloji uzmanı Dr. Mehmet Kılınç, bronşiyal astım kaynaklı alerjik rahatsızlığını taze öğütülmüş çörekotu tüketerek atlatmış. Astım hastası olan ağabeyi de bu yöntemle rahatlarken, 4 ve 8 yaşındaki çocukları da günlük daha az miktarda çörekotu kullanıyor

Hastalıklarına şifa arayanlar, alternatif olarak bitkilere yöneliyor. Bu bitkilerin en önde gelenlerinden biri de 'kara şifa' olarak bilinen çörekotu. Çörekotunun bağışıklık sistemini güçlendirdiği, alerji, solunum sistemi, romatizma, cilt, sinir sistemi ve böbrek hastalıklarına iyi geldiği biliniyor. Alternatif tedavi yöntemlerine başvuranlardan biri de 28 yaşından sonra bronşiyal astım hastalığına yakalanan ve kendisi de bir doktor olan Mehmet Kılınç.

Konya Numune Hastanesi'nde radyoloji uzmanı olarak çalışan Kılınç, hastalığıyla birlikte tüm ilaçları kullandığını, hayatının hastalık merkezli hale geldiğini ve süreç içinde tüm ceplerinin mendillerle dolduğunu söyledi. Kılınç, alerji döneminde yaşadığı sıkıntıyı, "Sürekli burun akıntısı vardı ve sürekli hastaydım." şeklinde anlatıyor. Kılınç, ilaçların sadece şikâyetleri azalttığını, tedavi etmediğini, ilaçların etkisi geçince rahatsızlığın yeniden ortaya çıktığını belirtiyor.

Bu dönemde arayış içine giren ve bitkisel ilaçları da deneyen Kılınç, en son çörekotuna başvurmuş. Ama onda da nasıl kullanacağı konusunda tereddüt yaşamış. İlk önce çiğneyerek denemiş. Sonra kavurarak ve öğüterek kullanmış. Çörekotu yağını da düzenli almış. Bir tavsiye üzerine çörekotunu kendi öğütmüş ve bunu da o öğün hemen tüketmiş.

Günlük bir çay kaşığı çörekotunu öğüterek kullanmasından bu yana rahatladığını ve eski yaşadığı sıkıntılarının olmadığını söyleyen Dr. Mehmet Kılınç, "Artık eskisi gibi hasta olsam da yatağa düşmüyorum. Şimdi daha az hasta oluyorum. Bağışıklık sistemimin güçlendiğini hissediyorum." diyor.

11 yıldır bronşiyal astımının iyi olduğunu, günlük bir çay kaşığı çörekotunu ihmal etmediğini ifade eden Kılınç, tecrübelerini yakınlarına da aktarmış. Astım hastası olan ağabeyi de bu sayede rahatlarken, 4 ve 8 yaşındaki çocuklarına da daha az dozda çörekotunu kullandırtmış.

Yaşadıklarını, "Çocuklarım da çok sık hasta oluyordu, şimdi daha az hasta oluyorlar." şeklinde anlatıyor. Çevresinden edindiği izlenim ise hep olumlu. Bugüne kadar en az 100 kişiye çörekotu öğütmesi için el değirmeni hediye ettiğini söyleyen Kılınç, özellikle internette dolaşan bilgi kirliliğinin insanların güvenlerini sarstığını ve bundan dolayı bitkilere inancın zayıfladığını belirtiyor.

Nasıl kullanılmalı?

Bir çay kaşığı kadar çörekotu un ya da kepek iriliğinde öğütülür. Öğütme işlemi için el değirmeni ya da tunç havan kullanılabilir.

Öğütüldükten sonra bekletmeden hap gibi ağız içine alınır ve üzerine bir miktar su ile çiğnemeden yutulur.

Öğütülmeden alınırsa büyük oranda hazmedilmeden atılır. Ağızda çiğnenirse yeterince öğütülemez ve bulantı yapabilir.

Öğütüldükten sonra bekletilirse açığa çıkan aromatik yağ asitleri uçup kaybolur.

Aç alınırsa sindirim sistemi rahatsızlığı olanlarda mide tahrişi ve bulantı yapabilir. Yemekten sonra alınması önerilir.

Kullanım sırasında bildirilen tek yan etki, özellikle sindirim sistemi rahatsızlığı olanlarda ekşime ve yanma şikâyetleridir. Bu şikâyetler için antiasit ilaçlar alınabilir.

(Zaman)

Yazlık eczaneniz karpuz

Yaz sıcağının serinleten meyvelerinin başında gelen karpuzun çok sayıda faydası olduğu bildirildi.

10 Haziran 2009 11:31

Uzmanlar, kan basıncının dengelenmesinden, sağlıklı zayıflamaya kadar çok sayıda faydası olan karpuzun yaz aylarında bol bol tüketilmesini öneriyor.

Beslenme Uzmanı Yasemin İpek, karpuzun tezgahlarda yerini almaya başladığını belirterek, "Karpuz, içinde barındırdığı maddelerle tam bir sağlık kaynağı." ifadesini kullandı.

Karpuzun kan basıncı ve kalp fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olduğunu ayrıca kanser türlerine karşı da koruyucu bir etkiye sahip olduğunu dile getiren İpek şu bilgileri verdi: "Karpuzun bedeni temizleyici özelliği var. Çünkü yüzde 95'i su. Bu sebeple böbrekleri çok iyi çalıştırır. İdrar söktürür. Böbrekteki üre ve ürat tuzlarını temizler. Ayrıca kum dökme, taş düşürmeye de etkilidir. Bol bol B, C vitamini ve anti oksidan içerir. Karpuzda 'Likopen' maddesi kan basıncını düzenler. İçerdiği yüksek potasyum ve Beta Karoten maddesi sayesinde kalbi enfaktüse karşı koruyucu özelliği vardır. Karpuz tam anlamıyla bir şifa kaynağıdır."

Kilo sorunu olan bayanlara da bol bol karpuz tüketmelerini öneren İpek, karpuzun bol miktarda su içermesi ve şeker barındırmaması, ayrıca boşaltımı hızlandırması gibi özellikleriyle kilo vermeyi hızlandırdığını ifade etti. Bu sebeple hem fazla kilosu olan, hem de kilo almak istemeyenlerin bol bol karpuz yemelerini tavsiye eden İpek, "Karpuz, yağ ve kolesterol içermez. Kalorisi de çok düşüktür. Bu sebeple yazın diyet yapanlar için bulunmaz bir gıdadır." dedi.

İpek, şifa kaynağı karpuzdan azami şekilde faydalanabilmek için doğru tüketilmesinin de çok önemli olduğunun altını çizerek, yapılan bir yanlışı da şöyle dile getirdi: "Karpuzu genelde yemeklerden sonra tüketiyoruz. Bu doğru değil. Yemekten hemen sonra tüketilen karpuz şişkinlik ve sindirim meydana getirir. Bol bol tüketilemez. Karpuzu açken tüketmek içerdiği faydalardan azami şekilde yararlanılmasını sağlar. Bu sebeple karpuz yemeklerden çok önce ya da yemeklerden epeyce sora tüketilmelidir."

Etiketler: karpuz şifa sağlık fayda

(Bugün)
14 Haziran 2009 09:05
Birçok insan kas yapmak ya da kilo vermek için beslenmesine zaman zaman dikkat ederken, hangi yiyeceklerin hafızasını güçlendireceğine bakmaz.

Hafızayı güçlendiren bu yiyeceklerin yanında, yemeğin miktarı da hafızanın güçlenmesinde büyük rol oynuyor. Çok az yemek açlıktan dolayı aklınızın başka yerde olmasına neden olurken çok fazla yemek ise uykunuzu getiriyor.
Uzmanlara göre, hafızayı güçlendiren yiyecekleri bir arada yemek ve uygun yemek porsiyonlarını tüketmek size maksimum sonuç verecek. Foxnews'te yer alan habere göre, hafızanızı güçlendirmenize yardımcı olacak 4 önemli yiyecek:
Somon balığı: İyi bir Omega 3 yağ asiti kaynağı olan somon balığı, aynı zamanda protein deposudur. Omega 3 yağ asitleri beyin fonksiyonları ve gelişimi için gerekli olduğu kaydediliyor. Yapılan çalışmalar da, balık yağında bulunan DHA isimli yağ asitinin hafızanın performansının gelişimi ve tamiri için faydalı olduğunu gösterdi.
Keten tohumu, ceviz, somon balığı, soya fasulyesi, karides, pisi balığı ve kış kabağı gibi diğer bazı yiyecekler yüksek oranda omega 3 yağ asitleri içeriyor.
Ayçiçeği tohumu: Sağlıklı yağlar içeren yer fıstığı beslenmenizde olması gereken besinlerden biri, ancak birçok insan tohumların da bu kategoride olduğunu unuttuğunu açıklayan uzmanlar, ayçiçeği tohumlarının E vitamini bakımından zengin olduğu için sadece 30 gramının günlük ihtiyacınızın yüzde 30'unu karşıladığını söylüyorlar. Ayrıca, E vitamininin yaşa bağlı olarak hafızanın zayıflamasını azaltmaya yardımcı olduğu belirtildi.
Diğer E vitamini kaynağı yiyecekler ise şunlar: Buğday yağı, kuru badem, aspir yağı, fındık, yer fıstığı ezmesi, ıspanak, brokoli, kivi ve mango.
Yaban mersini: Tüm mersin meyveleri sağlığa yararlı olduğu gibi, yaban mersininin de hafızayı güçlendirme etkisi bulunuyor. İçeriğindeki fotokimyasal, yaşa bağlı hafıza zayıflığını geri çevirmede önemlidir. Buna ilave olarak, yaban mersinlerinin, glisemik indeks skalasında alt derecede yer alması mersinleri kan şekeri seviyesini kontrol etmeye çalışanlar için de iyi bir meyve seçeneği haline getiriyor.
Yağsız et: Makul porsiyonlarda yenmesi halinde yağsız et, içerdiği demirden dolayı hafızanızı geliştirmede faydalıdır. Et tüketiminin az olması durumunda demir eksikliği beyin fonksiyonlarına olumsuz bir etki yapar, öğrenme yeteneğini zayıflatır, hatta Alzheimer hastalığının gelişme riskini artırır.
haber10

Zeytinin bilinmeyen faydaları!

Kahvaltı masalarının vazgeçilmezi olan zeytininin faydalarını biliyor musunuz?

20 Haziran 2009 10:16

*Zeytinyağı hipertansiyon gibi hastalıklara karşı etkili sonuçlar veriyor.

*A, D, E ve K vitaminleri açısından çok zengin içerikli.

*Zeytin ve zeytinyağında hücre yenileyici ve yaşlanmayı geciktirici ‘’Oleuropein’’ maddesi bulunuyor. Bu madde başta ABD olmak üzere birçok gelişmiş ülkede kansere karşı yapılan ilaçlarda kullanılıyor.

*Zeytinyağını diğer bitkisel yağlardan ayıran en önemli özellik, oleik asit zenginliği. Bu asit özellikle meme kanserini tetikleyen (Her-2/ Neu) veya (ERB B-2) kötü genlerini durdurma özelliğine sahip.

*Sindirim sistemi hastalıklarına da zeytinyağı öneriliyor. Çünkü, bu yağ tamamen doymamış yağ asitleri içeriyor. Böylece bu asitler vücutta biriken toksinlerin dışarı atılmasını sağlıyor.

Güzelliğe de etkili

* Zeytinyağı en doğal kozmetik malzemesi.

*Zeytin egzamayı ve saçların dökülmesini önlüyor.

*Banyodan sonra cilde zeytinyağı ile masaj yapılırsa hücrelerin yenilenmesi sağlanıyor.


Etiketler: zeytin egzama saç dökülmesi zeytinyağı oleuropein sindirim

Hürriyet Trendy

Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı.

Badem: Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

Kahve: Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

Tarçın: Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

Patates: Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

Sebze çorbası: Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

Zeytinyağı: Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

Çay: Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

KANSER TÜRLERİ, KAN BASINCI, KALP...

28 Haziran 2009 11:30
Yaz mevsiminin vazgeçilmez meyvelerinden karpuz, içeriğinde bol miktarda bulunan 'laykopen' maddesi nedeniyle kanser türlerine karşı etkisinin yanı sıra kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine de yardımcı oluyor.
Karpuzun yüzde 95'inin sudan oluştuğunu bildiren uzmanlar, temizleyici özelliği nedeniyle böbrekleri çalıştırdığını ve idrar söktürdüğünü belirtti.

Yaz mevsiminde insanlara bol miktarda karpuz tüketmelerini tavsiye eden uzmanlar, “laykopen” maddesinin antioksidan özelliği nedeniyle kansere karşı koruma sağladığını ifade etti.

Kansere yol açan en büyük sebeplerden birinin doku ve organların zararlı maddeler nedeniyle hasar görmesi olduğuna dikkat çeken uzmanlar, karpuzun içeriğinin zararlı toksinlerin sağlıklı doku ve organlara bağlanmasını engellediğini bildirdi.

ZAYIFLAMAK İÇİN İDEAL

Uzmanlar, karpuzun besin değerinin kabuğunda saklı olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Bu nedenle, olabildiğince kırmızı etli kısmın altındaki beyazımsı kısmı tüketmeye bakmalısınız. Kısa sürede çok kilo vermenin bir yolu da karpuz rejimi yapmaktan geçiyor. Bol miktarda su içermesi, şeker barındırması ve boşaltımı hızlandırması gibi özellikleri nedeniyle kilo vermeyi sağlayabiliyor. Ancak süreyi kısa tutmak ve tek yanlı bu beslenmeye yüklenmemek koşuluyla.”

Karpuzun besin değeri açısından da oldukça zengin bir meyve olduğunu belirten uzmanlar, orta boy bir karpuzdan kesilen ince bir dilimin 6.4 gram kanbonhidrat, bir miktar protein ve yağ ile 26 kalori içerdiğini bildirdi.

Karpuzun yüksek miktarda su içerdiğini ve hazmı kolay olan bir meyve olduğu için de sık tuvalete gidilmesini ve buna bağlı olarak vücuttan atık maddelerin daha sık dışarı atılmasını da sağladığını anlatan uzmanlar, karpuzun bu özelliklerinden yararlanmak için yemeklerden çok önce, mide boşken tüketmek gerektiğini söyledi.

Karpuz çekirdekleri de içinde bulunan “cucurbocitrin” adlı maddeyle kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olduğunu ifade etti.

Uzmanlar, yağ ve kolestrol içermemesi ve kalorisinin de düşük olması nedeniyle yaz aylarında yapılan diyetlerde özel bir yeri bulunan karpuzun tüketilmesi için olgunlaşmış olmasına özen gösterilmesi gerektiğini bildirdi.

Tatlı, sulu ve olgun bir karpuz seçmek için kabuğunun renginin parlak değil, mat olmasına ve tırnakla hafifçe kazındığında yeşil kısmının kolayca çıkmasına, toprağa oturan kısmının renginin açık sarı olmasına dikkat edilmesi gerektiği belirtildi.

Uzmanlar, kesilerek alınan karpuzun içinin renginin parlak kırmızı, çekirdeklerinin de koyu kahverengi veya siyah renkte olmasına dikkat edilmesini istedi.
haber10

LİMON: HER DERDE ÇARE HER EVE LAZIM

4 Temmuz 2009 10:24
Salgın hastalıklara ve zehirlenmelere karşı birebir. Ağız kokularına kesin çözümdür. Cildi parlatır, sivilce ve ciltteki lekeleri giderir
Hekimlerin hükümdarı İbn-i Sina’dan ‘Şifalı Bitkiler’

Avrupa’da 700 yıl tıp hocalığı yapan ünü dillere destan, hekimlerin piri İbn-i Sina’nın 'Tıp Kanunu' kitabından bugüne kadar hiçbir yerde rastlamadığınız çok özel formülleriyle şifa bitkilerin reçeteleri...

Dr. Yaman SÖNMEZ ve Tarihçi Ahmet ALMAZ hazırladı.

LİMON: HER DERDE ÇARE HER EVE LAZIM

Safrayı giderir ve onun tohumu, kabuğu eritici, çözücüdür. Eğer onun kabuğu elbiselerin içine konursa, güvelere karşı korur; kokusu havayı temizler; havayı bastırıp deodorant etkisi gösterir ve vebaya (salgın hastalıklara) karşı korur.

Ekşi limon, cildi parlatır, sivilce ve ciltteki lekeleri giderir. Onun kabukları ayıklanıp yıkanırsa ve merhem haline getirilirse, lepra (lepra vulgaris) ve ağız kokusuna iyi gelir. Ekşi limon temreye yararlıdır.

Yağı, gevşekliğe iyi gelir; eğer yağı kabuğundan ayrılırsa, felce iyi gelir. Limon, yüz felcine iyi gelir; pişmiş limon da ağız kokusunu giderir. Ekşi limon ile hazırlanan damlalar gözün sarılığına iyi gelir.

Ekşi limon, kalp çarpıntısını giderir ve marmelatı boğaz ve akciğere çok yararlıdır. Yaprağı mideyi ve bağırsakları kuvvetlendirir, çiçekleri ve kabuğu eğer yemek pişirilirken içine katılırsa, sindirime yardımcı olur. Ekşi suyu mide cidarına yararlıdır. Ekşi limon sarılığa da yararlı olur. Limon kullanılacaksa, ondan önce ve sonra hiçbir şey yenmemesi gerekir.

Çekirdeğinde güçlü bir müshil etkisi vardır. Onun çekirdeklerinden 2 dirhemi kaynamış şuruplu veya sıcak suyla kullanıldığında, bütün zehirlenmelere karşı etkilidir. Özellikle, akrep zehirlerine karşı ağız yoluyla veya akrebin soktuğu yere merhem şeklinde uygulanırsa, faydası görülür. Kabuğu da aynı etkiyi gösterir. Şurup şeklinde, yılan sokmalarına karşı ağız yoluyla alınırsa yararlıdır; aynı zamanda, kabuğunun merhemi de (hayvanın soktuğu yere tatbik edilirse) yararlı olur.

BUGÜN

Böğürtlenin faydaları

''Böğürtlen, A ve C vitamini gibi kanser önleyici (antikanserojen) maddeler yanında yüksek oranda antioksidant kapasitesine sahiptir.

11 Temmuz 2009 11:36

Gaziosmanpaşa Üniversitesi (GOPÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Resul Gerçekcioğlu, böğürtlenin kalp damar hastalıkları, gırtlak ve bağırsak kanseri, diyabet gibi birçok rahatsızlığa karşı şifa kaynağı olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Gerçekcioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, böğürtlenin tedavi edici özelliklerinin yıllardır bilindiğini söyledi.

Böğürtlenin, bolca B grubu vitaminleri içerdiğinden gelişim çağındaki çocuklar ile ileri yaşlardaki insanların sağlığı açısından oldukça faydalı olduğunu belirten Prof. Dr. Gerçekcioğlu, şöyle devam etti:

''Böğürtlen, A ve C vitamini gibi kanser önleyici (antikanserojen) maddeler yanında yüksek oranda antioksidant kapasitesine sahiptir. Antioksidant seviyesi serbest oksijen radikallerini absorbe etme yeteneğinin bir ölçüsüdür. Diğer yiyeceklerle karşılaştırıldıklarında özellikle siyah ahududu ve böğürtlenler oldukça yüksek oranda oksijen radikal emilim (ORAC) değerine sahiptir. Ayrıca antisiyonince en zengin yiyecekler arasındadırlar.''

Böğürtlende, kanseri engelleyen bir madde olan ellagic asit içeriğinin de fazla olduğunu bildiren Prof. Dr. Gerçekcioğlu, şunları kaydetti:

''Laboratuvar hayvanlarında yapılan çalışmalarda, ilk kanser oluşum hücrelerinin aktif kansere dönüşümünü ellagic asidin engellediği görülmüştür. Bu araştırmaların ışığında, insanlar arasında en yaygın iki kanser olan gırtlak ve bağırsak kanserlerinde de bu maddenin etkileri üzerinde çalışmalar odaklanmıştır.''

Tohumuyla tüketilen böğürtlenin, tohumundaki doymamış yağ asitleri yönüyle şifa kaynağı olduğunu anlatan Prof. Dr. Gerçekcioğlu, ''Bazı yağlarda ve fındıklarda bol miktarda bulunan sıradan lipophilic antoksidantlardır. Bunların böğürtlen, ahududu ve diğer bazı üzümsü meyvelerin çekirdeğindeki varlığı, vitamin E aktivitesine antioksidant potansiyeli sağlar'' diye konuştu.

Üzümsü meyve çekirdeklerinde, kalp hastalıkları, diyabet ve kansere karşı etkili bir koruyucu olarak bilinen esansiyel yağ asitlerinin yüksek oranda bulunduğunu ifade eden Prof. Dr.Gerçekcioğlu, ''Bu yağların koroner kalp hastalıkları ve birçok kansere karşı koruyucu özellikleri vardır. Bu yağ asitleri, balıklardan ya da algler gibi deniz canlılarından elde edilebilir'' dedi.

Besleyici değeri oldukça fazla olan böğürtlenin yetiştirilmesiyle ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Resul Gerçekcioğlu, böğürtlen ekili bir alanda dönümden 2-4 ton arası meyve alınabildiğini söyledi.

Reçel, marmelat, meyve suyu, dondurma, pasta, ilaç, bitkisel çay gibi ürünlerin ham maddesi olan böğürtlenin sofralık tüketiminin de yaygın olduğunu anlatan Gerçekcioğlu, böğürtlenin kilosunun 4-6 TL arasında satıldığını belirtti.
haber7

Yüksek tansiyonun ilacı: İşlenmemiş tahıl
İşlenmemiş tahıl sağlıklı yaşamın ayrılmaz bir parçası olurken, işlenmemiş yani rafine edilmemiş tahılın birçok kronik hastalığın oluşma riskini azalttığını ortaya koydu.

10 Temmuz 2009 11:30

Murat Atay'ın haberi

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gelişmiş batı ülkelerinde üç öğün esmer undan yapılmış gıdaların yenilmesi için halkın teşvik edildiğini belirtti.

Son olarak Harvard'da Haziran ayında yayınlanan bir çalışmada, 1986-2004 yıllarında izlenen tam tahıl tüketen 51 bin 529 erkek sağlık çalışanının bulgularının tam tahıl ürünü tüketimi ile hipertansiyon (yüksek tansiyon hastalığı) arasında ters bir ilişkinin varlığını kanıtladığını ifade eden Yılmaz, şu bilgileri verdi:

''Yani çalışmaya dahil edilen kişiler ne kadar sıklıkla ve fazla tam tahıl ürünü kullanırsa o denli daha az hipertansiyon riski taşımaktadır. Esmer undan yapılan ürünler neden faydalıdır? Çünkü tahıl tanesinin etrafını saran zar yapısında antioksidan, vitamin, lif ve iz elementler gibi sağlık için gerekli maddeler rafine işleminde uzaklaştırılıp geriye tanenin iç kısmında yer alan karbonhidrat zengini kısımı kalmaktadır''

-SAĞLIK AÇISINDAN DİĞER FAYDALARI-

İşlenmemiş tahıllara beslenmede daha fazla yer vermenin, sağlık için yapmamız gerekenlerin başında geldiğini vurgulayan Yılmaz, ''Bu ufak değişiklikle bütün nedenlere bağlı ölüm riskinizi yüzde 15 azaltacaktır'' dedi.

Bugün yapılan beslenme araştırmalarının hepsinde tahılları rafine etmeden, yani işlemeden yemenin yararlarının ortaya çıktığını anlatan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Esmer'' olanı ''beyaz''a döndürmenin beslenmemiz açısından ne denli kötü sonuçlar doğurduğunu gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz. Kısaca özetlersek esmerleri seçip, beyazlardan uzak durmamız gerekiyor. Bu basit değişikliği yapmakla, bütün nedenlere bağlı ölüm riskinizi yüzde 15 oranında azaltacağınızı biliyor musunuz? Daha uzun ve sağlıklı yaşamak istiyorsak lif, fitokimyasallar, vitaminler ve mineraller için zengin bir kaynak olan tam tahılları hayatımıza daha fazla almalıyız.''

Tam tahıllı ürün tüketildiğinde, felç riskini yüzde 30-36, tip 2 diyabet riskini yüzde 21-30, kalp hastalığı riskini yüzde 25-28, 20 değişik kanser türünde yapılan 40'ı aşkın çalışma düzenli tam tahıl alımının kanser riskini azalttığını vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, ''Ayrıca tam tahıl ürünleri kilo kontrolüne yardımcı besindir. Astımdan dişlerin çürümesine kadar birçok hastalığı engelleyen bize sunulan bu temiz doğal tahıl ürünlerini daha sık yemeliyiz. Çocuklarımıza da bu konuda örnek olmalıyız'' dedi.
haber7

Kafein alzheimer için umut oldu

Araştırmacılar, kahvenin Alzheimer'la ilişkili beyin proteinleriyle mücadele ettiğini ve hafızayı keskinleştirmeye yardımcı olduğunu tespit ettiler.

11 Temmuz 2009 17:05

Amerika'daki Güney Florida Üniversitesi'nden araştırmacılar, Alzheimer belirtilerini gösteren 55 fareden yarısına 1,5 mg (insanlarda günde 5 fincan kahveye eş değer 500 mg kafein) suya karıştırılmış kafein verdi. Farelerin diğer yarısıysa sadece su içti.

Journal of Alzheimer's dergisinde yayınlanan çalışmaya göre, 2 ayın sonunda kafein içen 18-19 aylık (insan yaşı olarak 70) fareler hafıza, tanıma gibi testlerde daha başarılı oldu. Ayrıca araştırmacılar bu farelerin beyninde hastalığa yol açan plakların yüzde 50 daha az oluştuğunu gördüler. Kafeinin, Alzheimer belirtileri gösteren yaşlı farelerin hafızasını güçlendirdiği ve hayvanların beynindeki zehirli plakların sayısını azalttığı açıklandı.

Kafeinin amiloid maddesini oluşturan beta A peptidinin salgılanmasını azaltması sayesinde unutkanlığın giderilebileceğini vurgulayan bilim adamları, araştırmanın fareler üzerinde yapıldığını hatırlatarak, insanlardaki etkilerin henüz bilinmediğine, başka araştırmaların yapılması gerektiğine dikkati çekti.

zaman

Baklagiller bin derde deva bitkiler

Dünyanın en iyi besinlerinin kabuklu meyveler ve baklagiller olduğu belirlendi. Bu yiyecekler hem kilo vermeyi kolaylaştırıyor hem de kanserden koruyor

13 Temmuz 2009 03:23

Dünyaca tanınan ekonomi dergisi Forbes, dünyanın en iyi besinleri listesini yayınladı. Her kültür ve coğrafyada yararlı olan ve "Evrensel besinler" olarak nitelenen liste, dutsu meyveler, süt, baklagiller ve kabuklu meyveler olmak üzere 5 kategoriden oluşuyor.

Buna göre dutsu meyveler (çilek, dut, kiraz gibi), diyet yapanlara yardımcı olup, hafızayı güçlendiriyor ve kanserden koruyor. Baklagiller ise lifli yapılarından ötürü tokluk hissi verip kilo vermeyi kolaylaştırıyor. Et ise vücut direncini artırıyor ve hastalıklardan koruyor.

Fındık ve ceviz gibi kabuklu meyveler ise kolesterolü düşürüyor ve kalp hastalığı riskini düşürüyor. Bu liste dışında yeşil çay, elma, soğan, sarımsak ve her türlü sebzenin, "tüketilmesi gereken besinler" arasında yer aldığı belirtiliyor.
haber7

Karıştırılan meyveler bağırsakları karıştırıyor!

Dr. Murat Soysal, yazın kavun, karpuz, üzüm gibi meyveleri karıştırarak soğuk şekilde tüketmenin, meyvelerin yanında soğuk içecekler içmenin zararlarını anlattı.

13 Temmuz 2009 16:05

International Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Soysal, "Elma, armut, şeftaliden birer tane, karpuz kavunda birer ince dilimden fazla tüketmemek gerekiyor. Meyveleri soğuk yememek önemli. Deniz ve havuz suyunun yutulması, mide ve bağırsaklarda tahrişe neden olabilir. Karnı üşütmek diye tabir edilen durumda, vücut terliyken klimaya maruz kalmak nedeniyle de ishal ve karın ağrısı oluşur" dedi.

İshal nedeniyle gelen erişkin ve hastalara özellikle 24-48 saat belli yiyecekleri tüketmelerini önerdiklerini belirten Soysal, ishale iyi gelen yiyecekleri ise şeftali, elma, peynir, zeytin, ekmek, az yağlı makarna, haşlanmış patates, patates püresi ve pirinç çorbası olarak saydı.
haber7

Kepek tüketimi hipertansiyonu azaltıyor

Yeni bulgulara göre tane hububatlar ve özellikle kepek tüketiminin erkeklerde hipertansiyon vakalarını yüzde 19 azalttığı bildirildi.

16 Temmuz 2009 11:14

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. M. Hikmet Boyacıoğlu, kan basıncının normalin üzerinde seyretmesinin göstergesi olan hipertansiyonun, ölümcül sonuçlar doğurabilecek önemli bir sağlık sorunu olduğunu söyledi.

Boyacıoğlu, Harvard Üniversitesi'ne bağlı Harvard Kamu Sağlığı Okulu'nun 30 binden fazla erkeğin katıldığı 'Sağlık Çalışanları İzleme Çalışması'na göre tam tane hububatların tüketimindeki artışın hipertansiyonun görülme sıklığını yüzde 19 azalttığını ifade etti.

Yapılan araştırmada, hipertansiyon, kanser, inme veya kalp hastalığı olup olmadığı bilinmeyen 40 ile 75 yaş arasındaki 31 bin 684 erkek sağlık çalışanının 18 yıl süresince izlendiğini aktaran Boyacıoğlu, tam tane hububatların en yüksek miktarlarda tüketiminin en düşük tüketimle kıyaslandığında, hububatların hipertansiyon oluşumunu azalttığının tespit edildiğinin altını çizdi.

Sağlık çalışanlarının toplam kepek tüketimine bakıldığında hipertansiyon oluşumunda ciddi düşüşler yaşandığını ifade eden Boyacıoğlu, "Hipertansiyon kalp ve damar hastalıklarına neden oluyor. Avrupa'daki ölümlerin neredeyse yarsını kalp ve damar hastalıkları oluşturuyor.

Harvard Kamu Sağlığı Okulu'nun yaptığı araştırmaya göre erkeklerde tam tane hububat tüketimi ve hipertansiyon oluşumu arasında bağımsız ters bir ilişki bulunuyor. Hipertansiyon hastalarının tam tane hububatlar ile kepeği çok fazla tüketmesi gerekiyor. Ne kadar fazla tüketilirse o kadar hipertansiyon riski azalıyor." dedi.

haber7

Selülitin ilacı çilek!

Kadınların çoğunun derdi olan selülite doğal yollarla karşı koymak mümkün.

18 Temmuz 2009 15:35

Çilek, bacaklardaki selülit oluşumunu büyük ölçüde engelliyor.

İçinde antioksidanlar ve önemli miktarda C vitamini bulunduran çilek, yalnızca selülitten korumakla kalmıyor, kırışıklıkları engellediği gibi vücudun kansere olan direncini de artırıyor.

Meyvenin, biftekten 5 kat daha fazla demir içerdiği de saptandı.

Günde bir kase yoğurt yiyen kadınlar ise yemeyenlere oranla daha hızlı kilo veriyor ve selülitten kurtuluyor.

haber7

Meyan kökü hem serinletiyor hem de şifa dağıtıyor
02:20 - Göğsü yumuşatıcı, balgam söktürücü ve öksürük kesici etkisi olan, ülser ve kabızlığa iyi gelen, böbrekleri çalıştırdığı için kum ve taş atımını hızlandıran, meyan kökü çayı yaz ayının gelmesiyle ferahlatıcı ve susuzluğu giderici etkisiyle başta Çukurova olmak üzere sıcak bölgelerde bol miktarda tüketiliyor. Adana'da yaklaşık 15 yıldır seyyar meyan kökü şerbeti satıcılığı yapan Veysel Bilmez, soğuk olarak servis edilen şerbetin Çukurova'nın bunaltıcı sıcağından etkilenenler tarafından tercih edildiğini kaydetti ve "Diğer içecekler gibi yudum yudum değil bir defada içilmeli. O zaman kişiye verdiği ferahlatıcı etki daha iyi hissedilecektir" dedi. 30.07.2009 ADANA netgazete

PAPATYA NEFES DARLIĞINA VE SARAYA İYİ GELİR

31 Temmuz 2009 08:59
Soğuk baş ağrısına, saraya, nefes darlığına, gözyaşı salgılamasına, çapaklanmaya, sivilce arpacık çıkmasına ve göz ağrımasına iyi geliyor.Hekimlerin hükümdarı İbn-i Sina’dan ‘Şifalı Bitkiler’
Avrupa’da 700 yıl tıp hocalığı yapan ünü dillere destan, hekimlerin piri İbn-i Sina’nın 'Tıp Kanunu' kitabından bugüne kadar hiçbir yerde rastlamadığınız çok özel formülleriyle şifa bitkilerin reçeteleri…

Dr. Yaman SÖNMEZ ve Tarihçi Ahmet ALMAZ hazırladı.

PAPATYA

Sarı, beyaz, kırmızı çiçekleri olan bir ottur. Yaprakları ve çiçekleri kurutulur, tablet yapılıp saklanır. Kökü de aynı şekilde toplanıp, saklanır. Galen, papatyanın yumuşatma özelliğinin güle yakın olduğunu, ancak papatyanın sıcak olduğunu ve onun sıcaklığının zeytinyağı gibi normal olduğunu söylemiştir. Papatya, yol kenarlarında, kıraç arazide yetişen bir bitkidir; bahar aylarında toplanır. Birinci derecede sıcak ve kurudur.

PAPATYANIN ŞiFA VERiCi ETKiLERi

YARARLARI: Açıcı ve yumuşatıcı yoğunluğu, çözücü etkisi yanında, hafif çekici özelliği de vardır. Muhtemelen, böyle çekici özelliği olmadan çözücü özelliği olması papatyaya hastır.

ŞiŞLER: Sıcak şişleri teskin eder ve onları soğutur. Çok sert olan şişlikleri yumuşatır, çözer. Eğer suyu içilirse, karnın iç organlarındaki yoğun şişleri yumuşatır, çözer.

HAREKET ORGANLARI: Gerilmiş, sertleşmiş eklemleri rahatlatır ve sinirleri güçlendirir; sinir sistemini takviye eder. O, güç kaybını önleyen ilaçların hepsinden daha etkilidir; çünkü onun sıcaklığı hayvan sıcaklığına benzer.

BAŞ ORGANLARI: Beyini güçlendirir; soğuk baş ağrısına iyi gelir ve beyindeki fazlalık maddelerin çözülüp atılmasını sağlar. Çünkü o, çekmeksizin çözücüdür. Bu ona ait bir özelliktir. Ağızda oluşan aft üzerinde etkilidir.

GÖRME: Gözün fazla gözyaşı salgılamasına, çapaklanmaya, sivilce ve arpacık çıkmasına, göz ağrımasına iyi gelir.

SOLUNUM: Nefes darlığına iyi gelir.

BESLENME ORGANLARI: Saraya iyi gelir.

DIŞARI ATAN ORGANLAR: İdrar söktürür, taşı atar ve özellikle, kırmızı çiçekleri olanın bu etkisi vardır. Papatya, mesanenin soğuk ve sıcak ağrılarına iyi gelir ve regl kanını söktürür. Onun suyunda parlatma etkisi vardır ve placentaya faydalıdır.

HUMMALAR: Onun yağı dört günde bir gelen nöbetleri olan hummaya yararlı olur; hastayı onun yağı ile ovmalıdır. Çok şiddetli olmayan, fakat kronik ateşli hastalıklara iyi gelir. Ayrıca, bağırsaklardaki ve diğer bölgelerdeki ateşli yaralara iyi gelir; onlara merhem şeklinde tatbik edilir.
haber10

Pancar dayanıklılığı artırıyor

Pancarın dayanıklılığı artırdığı, pancar suyu içenlerin daha uzun süre spor yapabildiği bildirildi. Pancar suyunun etkisinin düzenli antrenmandan daha fazla olduğu da kaydedildi.

07 Ağustos 2009 13:51

Britanya'daki Exeter Üniversitesinden bir grup bilim adamı, pancardaki nitratın, oksijen emiliminde azalma sağlayarak sporu daha az yorucu hale getirdiğini belirlediler.

Journal of Applied Physiology dergisinde yayımlanan araştırma 19-38 yaş arasındaki erkekler üzerinde yapıldı ve bunlara 6 gün boyunca günde 500 mililitre organik pancar suyu verildi. Daha sonra da çeşitli spor faaliyetlerini kapsayan testler yapıldı.

Başka bir dönemde ise bu kişilere plasebo olarak yine 6 gün frenk üzümü şurubu verildi ve aynı spor testleri yapıldı.

Araştırma grubu pancar suyu içtikten sonra, ortalama 11,25 dakika bisiklet kullanabildi. Bunun plasebo verildikten sonrakine göre 92 saniye daha fazla olduğu saptandı. Pancar suyu içtikten sonra tansiyonun da daha düşük kaldığı görüldü.

Araştırmacılar nitratın dayanıklılığı artırma mekanizmasını henüz tam olarak çözemeseler de, bunun, nitratın vücutta nitrik okside dönüşmesi sonucu egzersiz sırasında yakılan oksijeni azaltmasından kaynaklandığını düşünüyor.

Britanya'daki bir atlete de danışmanlık yapan araştırmacı Prof. Andy Jones, "Pancar suyunun oksijen emilimindeki etkisi bizi şaşkınlığa uğrattı çünkü bu etki, antrenman dahil başka bir yolla sağlanamaz" dedi.

Jones, "Gerek amatör gerekse profesyonel atletlerin bu araştırmadan çıkan sonuçla ilgileneceklerini umuyorum" diye konuştu.

haber7

Şimdi üzüm ye, geleceğini kurtar

Üzüm ve üzüm suyu tüketiminin vücudun savunma sistemini güçlendirdiği, bu mevsimde bol tüketilmesinde fayda olduğu bildirildi.

10 Ağustos 2009 09:25

Prof. Dr. Necat Yılmaz düzenli üzüm suyu tüketen insanların kanında vücudu hastalıklara karşı koruyan gammadelta T hücrelerinin bulunduğunu belirtti. Yılmaz “Aslında çocukluk çağında başlayan kalp damar hastalıkları ancak ileri yaşlarda çıktığı için insanların yanlış bir düşünceyle ileri yaşta aniden kalp hastası olduğunu düşünüyor. Oysa önceki yıllarda edindiği beslenme alışkanlıkları kendisini hasta etmiştir'' dedi.

KALBiN DOSTU

Prof. Yılmaz ''İspanyol araştırmacılar üzümün damarların oksidasyonunu azalttığını saptadı. Kırmızı üzümdeki polifenoller çok faydalı, kronik hastalıkların oluşumu engeller. Kalp damar hastalıklarının oluşumunu engeller” dedi.


Etiketler: üzüm siyah prof. dr. necat yılmaz

(BUGÜN)

Çikolata kalp krizinden ölüm riskini azaltıyor
00:05 - İsveçli bilim adamları, çikolatanın, kalp krizinin ardından görülen komplikasyonlara bağlı ölüm riskini azalttığını bildirdi. Bilim adamları, geçmişte kalp krizi geçirmiş 45-70 yaşları arasındaki bin 169 kişiyi 8 yıl boyunca gözlemledi. Haberde, bu kişilerin hiçbirinin diyabet hastası olmadığı da vurgulandı. Haftada en az iki kez özellikle de bitter çikolata yiyenlerin kalp hastalıklarından ölüm oranlarının, hiç yemeyenlere nazaran 3 kez daha az olduğunu ortaya koyan araştırmanın sonuçları "Journal of Internal Medicine" dergisinin eylül sayısında yayımlandı. 15.08.2009 ROMA netgazete

KALBİ KORUR KANSERİ ÖNLER...

17 Ağustos 2009 10:20
Zeytin ve zeytinyağı sağlık için olduğu kadar güzellik için de vazgeçilmez besinler arasında
Zeytin ve Zeytinyağı Üreticileri Dernek Başkanı Ahmet Gezgin, sahip olduğu besin değeri ile insan sağlığını koruyucu özelliğe sahip zeytinden günde 6 adet veya zeytinyağından 140 gram tüketilmesini tavsiye etti.

DÖKÜLMEYİ ÖNLER

Gezgin, zeytin yağının içerdiği antioksidanlar sayesinde kalp-damar hastalıkları ve kansere karşı da koruyucu bir etki gösterdiğini söyledi. 30 yıldır zeytincilik yaptığını ifade eden Gezgin, bir insanın günde 6 adet zeytin veya 140 gram zeytinyağı tüketmesi gerektiğini söyledi.

Saç dökülmesi ve kepeğe karşı sızma zeytinyağı öneren Gezgin, "Banyodan 20 dakika önce saçlarımızın diplerine ulaşacak şekilde zeytinyağını başımıza ovuşturarak sürüyoruz ve sonra banyoda güzelce yıkıyoruz. Haftada iki defa yapılırsa saçlarımızdaki değişimi görebiliriz. Zeytinyağlı sabun da kullanabiliriz" dedi.

KURU CİLDİN İLACI

Cildi besleyen ve saçları koruyan zeytinyağının iç organların yanı sıra krem gibi kullanılarak vücudu gençleştirdiğini ifade eden Gezgin, "Cilde ve saça inanılmaz güzellik katar. Kuru cildi canlandırır, kırışıklıkları azaltır. Çatlakları tedavide birebirdir. Zeytinyağı tıraş edilecek bölgeyi yumuşatma ve rahatlatmada da birebirdir. Kurumuş ve çatlamış dudak için merhem olarak kullanılabilir" diye konuştu.
haber10

Patlamış mısır antioksidan zengini çıktı

Bilim adamları, patlamış mısırda yüksek miktarda antioksidan madde bulunduğunu tespit etti.

19 Ağustos 2009 11:33

Daily Mail gazetesinin haberine göre, ABD'de yapılan araştırmada, patlamış mısırın içinde meyve ve sebzelerde bol miktarda bulunan "polyphenol" antioksidan maddesine rastlandı. Bu madde kalp hastalıkları, kanser ve diğer hastalıklarla mücadeleye, vücudun direncini artırması açısından yardımcı olmasıyla biliniyor.

Araştırmayı yapan grubun başkanı, Pennsylvania'daki Scranton Üniversitesi'nden kimyager doktor Vinson, patlamış mısırın içinde yüksek seviyelerde polyphenola rastlamalarına çok şaşırdıklarını, bunun nedeninin de büyük olasılıkla bu yiyeceğin işlem görmemiş olmasından kaynaklandığını ifade etti.

haber7

16 OCAK 2010
Kalp krizinden korunmak için bunu yapın!
Kalp krizi riskini azaltıyor..
Selçuk Üniversitesi (SÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Türk, özellikle kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalmasının kalp krizine ve felce neden olabildiğini, bunun önüne geçilebilmesi için yatmadan önce birkaç bardak su içilmesinin yararlı olacağını söyledi.

SÜ Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türk, suyun doğru zamanlarda, doğru miktarlarda içildiğinde insan sağlığı için birçok yararı olduğunu hatırlattı.

İnsan vücudunun yüzde 60-70'inin sudan oluştuğunu, bu nedenle vücudun su dengesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Türk, “Bu sıvı dengesinin sağlanması ve metabolizma sonucu ortaya çıkan zehirlerin atılması için günde 1, 1.5 litre idrarın çıkarılması lazım. Bu 1 litre idrarın çıkması için de günde 2-2.5 litre su içilmesi gerekir” dedi.
YATMADAN ÖNCE İÇİLEN SU KALP KRİZİ RİSKİNİ AZALTIYOR
Prof. Dr. Türk, kanın yüzde 80'inin sudan oluştuğunu, bu suyun kanın akışkanlığını sağladığını vurgulayarak, şunları anlattı:
“Kanın akışkanlığının azalması, bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Özellikle kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalması, kalp krizi ve felce neden olabiliyor. Kan akışkanlığında kanın içindeki sıvı miktarının önemli etkisi var. Akşamları biraz fazla yemek yendiğinde kan içindeki yağ,


En son Ekim tarafından Çrş Oca 20, 2010 9:49 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Pzr Ağu 30, 2009 8:51 pm    Mesaj konusu: İftar sonrası bu atıştırmalıklar kalbi koruyor Alıntıyla Cevap Gönder

KALB RAHATSIZLIKLARININ DOĞAL İLACI ALIÇ MARMELATI

Alıç Meyvası:

6 metreye (nadiren 12 m) kadar uzayabilen, pembe-beyaz renkte çiçekler açan, dikenli bir ağaç olan alıç ağacı daha çok yabani olarak yetişir. Muşmulaya benzeyen meyveleri kırmızı ya da koyu sarı renklerde, mayhoş tattaki alıç meyvesi ekşi muşmula olarak da bilinir. Çeşitli flavonlar, sıtasterin, adenozin, adenin ve guanin gibi maddeler ve C vitamini başta olmak üzere çeşitli vitaminler içerir.


Alıc Marmelatının Faydaları: Önemli bir kalp ve damar sağlığı destekleyicisi olan alıç marmelatı kalp damarlarını genişleterek kanın daha rahat pompalanmasını ve dolaşmasını sağlayarak kalbin yükünü hafifletir. Kalbi kuvvetlendirir ve damar sertliğine karşı koruyucudur. Kalp krizi riskini azaltır. Kalp atışlarını düzenleyerek aritmiye (düzensiz kalp atışı) karşı da koruyucu ve tedavi edici etki gösterir. Sinirler üzerinde yatıştırıcı etkisi ile sinir bozukluğunu ve sinirsel çarpıntıları giderir. Beyne kan akışını arttırır. Uykusuzluğa iyi gelir. Yüksek tansiyonu düşürür. Mideyi kuvvetlendirir. Spazm çözücü ve idrar söktürücüdür. Cinsel gücü arttırır.

Vücutta alışkanlık yapmadığı ve birikerek vücuda zararlı olabilecek maddeler içermediği için Özkaleli Alıç Marmelatı, uzun süreli olarak kullanılabilir. Zaten etkilerini göstermesi için belli bir süre kullanmak gerekmektedir.

Tüm herkese sağlıklı ve mutlu bir hayat dilerken %100 doğal ürünlerimizi tüketmenizi tavsiye ederiz.
--
www.zilepekmezi.com

İftar sonrası bu atıştırmalıklar kalbi koruyor

Humus kolesterolü düşürür: Humuslu sebzeler ve taze sebzeler düşük miktarda kalori ve çok miktarda antioksidan içerir. Yağ oranları azdır, ancak lif bakımından zengin oldukları için doyum sağlar, kolesterolü düşürür,. Humus, iyi bir protein alternatifidir.

Günde bir küçük bitter çikolata: Meyvelerinizi biraz siyah çikolataya batırın. Meyveler iyi bir antioksidan ve kanser savaşçısıdır, kalp krizine karşı güçlü bir koruyucudur. Siyah çikolata da yüksek derecede antioksidan ve kalp krizi savaşçısı flavinol içerir. Siyah çikolata, reservatrol ve flavanoid içeriği ile kalp hastalıkları açısından faydalıdır. Çikolata tüketirken yüzde 70 ve üzeri kakao içeriği olan bitter çikolatalar seçilmelidir.

İftar sonrası kuruyemiş atıştırın: Kalp için yararlı olan kuruyemişler; fındık, ceviz, badem, kuru üzüm ve ay çekirdeğidir. Özellikle ay çekirdeği posalı bir yiyecektir ve kolesterolü düşürme açısından çok önemlidir. Doktor tavsiyelerine uyarak bu gıdaların günlük kaloriye ne oranda eklenebileceği tayin edilmeli. Özellikle badem ve ceviz faydalı diye çok miktarda tüketilmemeli. İçerdikleri kalori çok fazla olduğundan tüketimine dikkat etmelidir.

Yoğurtlu atıştırmalıklar iyi bir antioksidandır: Ceviz serpilmiş yağsız meyveli yoğurt, günlük doymuş yağ ve iyi bir şekilde antioksidan almak için iyi bir seçenektir. Yoğurt, keten tohumu serpilerek tüketildiğinde kolesterolü düşürme üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir.

Üzüm ve nar suyu kalbe iyi gelir: Üzüm veya nar suyu iyi bir antioksidan kaynağıdır. Açlığı bastırmaya yardımcı olur. Üzüm ve nar suyu içindeki kırmızı rengi veren likopen sayesinde kalp için oldukça yararlıdır. Ramazan'da da tüketimi önerilmektedir.

Renkli besinler tüketin: Doğadaki tüm renkli meyve ve sebzelerde bulunan alfa karoten, beta karoten ve likopen önemli bir antioksidan kaynağı. Özellikle domates ve üzüm gibi besinlerde bol miktarda bulunuyor. Ramazan'da da bol miktarda tüketimi kalp sağlığı açısından çok önemli.

İftar sofralarından balığı eksik etmeyin: Faydalı kolesterolü yükselterek kötü kolesterolün düşmesine yardımcı olan omega 3 yağ asitleri de en çok balıkta bulunuyor. Balık da iftar sofralarında bulunması gereken çok önemli bir besin. Özellikle somon gibi balıkların tüketimi kan yağlarının düşürülmesinde de etkili.

C ve E vitamini tüketimine önem verin: C ve E vitaminleri ise antioksidan olup hücreleri korurlar. Magnezyum, potasyum gibi minerallerin de dengeli bir şekilde alınması tansiyonun düşürülmesine yardımcı olur. E vitamini damar sertliği ve damar tıkanmalarını engelleyen çok önemli bir özelliğe sahiptir. Başta tahıllar olmak üzere ıspanak, kabak, lahana, marul gibi yeşil sebzelerde, zeytinyağı, balık yağı, fındık, ceviz, ton balığı, sardalye, yumurta sarısı, domates ve patateste bol miktarda bulunur. Özellikle bir avuç fındık günlük E vitamini ihtiyacını büyük oranda karşılamaktadır. C vitamininin de kalbi koruyucu etkisi vardır. Tansiyonu düşürür. Kandaki şeker miktarını azaltır. Başta turunçgiller olmak üzere, yeşil yapraklı taze sebzelerde, maydanozda, kabakta, soğanda ve domateste bol miktarda bulunur.

Yaban mersini mucizesi: Yabanmersini en çok lif ve C vitamini içeriği yüksek bir besindir. Bu nedenle az yağlı yoğurt ile kahvaltı ya da tatlı niyetine yenmesi kalp sağlığı açısından da önemlidir. Özellikle kalp damarlarının pıhtılaşması ve damar sertliği oluşumunun engellenmesi ve vücuda sağladığı antioksidan etki, atıştırmalık da olarak tüketiminin önemini artırmaktadır.

Memorial Hastanesi Kardiyoloji Bölümü
Uz. Dr. Özlem Esen
haber7

Cilt kanseri tümörünü bitkisel ilaç azalttı
01:10 - Bitkisel bir maddenin genlerinde yapılan değişikliklerle elde edilen ilaç, cilt kanseri tümörlerini azalttı. Amerikan biyoteknoloji şirketi Genentech'in geliştirdiği ve ağızdan alınan "GDC-0449" ilacı, kanser hücrelerinin artmasında önemli rol oynayan "hedgehog" (kirpi) adı verilen proteini durdurdu. "New England Journal of Medicine" dergisinin internet sitesinde yayımlanan araştırmada, bilim adamlarının "veratrum californicum" bitkisinden elde edilen siklopamin maddesinin genlerinde değişiklik yaparak ilacı geliştirdiği belirtildi. 04.09.2009 WASHİNGTON
netgazete

Kanserden korunmak için bağcılığı geliştiriyorlar
22:45 - Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nden Prof. Dr. Hüseyin Çelik (fotoğrafta), sağlık açısından da birçok faydası olan kara üzümün tip ve çeşitlerinin belirlenmesi için üretim çalışmalarına başladıklarını ve çalışmaların iki yıl içinde tamamlanacağını söyledi. Fakültenin araştırma ve uygulama sahasında sürdürdükleri çalışmanın kara üzümün antimutagen ve antikanserojen özelliklerinden dolayı Karadeniz Bölgesi'nde bağcılığın geliştirilmesini sağlamayı amaçladığını anlatan Çelik, proje kapsamında geliştirdikleri ve Karadeniz'de yetişen ve siyah kokulu üzümlerin kabukları ve çekirdeklerinin de önemli olduğunu belirtti. 10.09.2009 SAMSUN
netgazete

Kereviz mucizesi!
Tabiat ana kerevize neden bu kadar çok cömert davranmış? Hiçbir sebzede bu kadar çok değişik biyolojik aktivite gösteren etkin madde yoktur.
Tabiatın cömert davrandığı sebze

Hep düşünmüşümdür, neden kerevizde, kimyası birbirlerinden bu kadar farklı madde bir arada toplanmıştır diye... Neden başka hiçbir sebzede bu kadar farklı madde yok? Tabiat ana kerevize neden bu kadar çok cömert davranmış? Hiçbir sebzede bu kadar çok değişik biyolojik aktivite gösteren etkin madde yoktur.

Gerek kokusu nedeniyle, gerekse de damağa pek hitap etmeyen tadından dolayı, ender tüketilen bir sebzedir. Kerevizin kendine özgü kokusu içerdiği phthaliden maddesinden kaynaklanmaktadır.

Karaciğer dostu

Kereviz, karaciğerin bilinen tüm sebzeler içerisinde birinci sırayı alan dostudur. Kerevizin bu özelliğinden dolayı yerini hiçbir sebze dolduramaz. Kan dolaşımının, sindirimin, kan pıhtılaşmasının, hormon dolaşımının ve de pek çok biyokimyasal reaksiyonların oluşmasında (metabolizma) rol oynayan ve destek çıkan organımız karaciğerdir. Kısaca, karaciğer çok yönlü işlevi olan bir organımız.

Bu çok yönlü işlevlerinin olması nedeniyle de karaciğerin sağlıklı çalışması büyük önem kazanmaktadır. İşte kerevizin karaciğer metabolizmasının sağlıklı çalışmasındaki etkinliği hiçbir sebzenin yerine getiremeyeceği bir özelliktir. Siroz hastaları için kereviz mükemmel bir destekleyicidir.

Mutfaktan eksik etmeyin

Kerevizin siroz hastalığını önleyici özelliğinin olması nedeniyle, siroza dönüşebilme riski olan örneğin hepatit B ve hepatit C hastalarının ve de alkol kullanma alışkanlığı olanların bu sebzeyi haftada en az bir defa kereviz tüketmeleriyle siroza yakalanma veya dönüşme riskini büyük ölçüde engellenmiş olacaktır.

Kerevizin tüketilmesi tabii ki bir kür olarak düşünülmelidir. Kerevizin yağ, tuz, soğan ve bazı baharatlar ilave edilerek yapılan yemeğinden siroz hastalığına karşı önleyici ve iyileştirici özelliğinden faydalanmak mümkün değildir.
Karaciğer metabolizması sağlıksız çalışanların veya karaciğer yorgunluğu olanların kerevizi mutfaklarından eksik etmemelerini öneririm.

Gut hastalığı

Gut hastalığına yakalanmış olanların uygulayacakları kereviz kürü mükemmel bir yardımcıdır. Hastalar kürü uygulamaya başladıktan birkaç gün sonra rahatlayabilmektedirler. Gut hastalığı, eski tarihlerden beri Avrupa ülkelerinde zengin hastalığı olarak bilinirdi.

Bunun nedeni ise zenginlerin bol bol et tüketmelerinden kaynaklanmaktadır. Büyük İskender, Michelangelo ve Darwin gibi ünlüler gut rahatsızlığı çekmişlerdir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sonrası pek ender görülmüştür. Bunun nedeni de savaş sonrası yeterli miktarda etin bulunamamasıydı.

Tekrar etme riski var

Günümüzde sebepleri çok iyi bilinen bu hastalığın modern tıp tarafından tedavisi, verilen ilaçlar ile kolayca mümkündür. Ancak, tekrar etme riski olan bir hastalıktır. Gut şikâyeti olanların deniz ürünlerinden uzak durmaları gerekir. Özellikle karides, ahtapot ve kalamar. Kırmızı et tüketiminde de ölçülü olmaları gerekir.

Haftada 2-3 defa öğünlerinizde tüketeceğiniz kereviz, gut hastalığınızı kontrol altına almanızda mükemmel bir destekleyici olacaktır. Kerevizi her türlü baharattan, salçadan uzak, az suda az haşlayıp çok az sıvı yağ ilave ederek hazırlamak gerekir. Kereviz kürünü uygularken içine başka sebze ilave etmeyiniz.

Uyarı:

Herhangi bir nedenle tek başına kereviz kürünü uzun müddet (on günden fazla) uygulamak durumunda iseniz, tansiyonunuzu (kan basıncı) zaman zaman ölçtürmeniz gerekir. Çünkü, kereviz kürü uzun müddet kullanıldığı zaman bazı hastalarda tansiyonu yükseltebilmektedir.

Bu nedenle tek başına kereviz kürü uygulamak durumunda olanların tansiyonlarını sık sık kontrol ettirmeleri gerekir. Eğer, tansiyonda bir yükselme gözleniyor ise, kereviz kürünü uygulamaktan vazgeçmeleri gerekir. Özellikle, yüksek tansiyon hastalarının kereviz kürünü uygulamadan önce hekimlerine mutlaka danışmaları gerekir.

Tüm değerli okuyucularımın yeni yılını kutlar, sağlıklarının daim olmasını dilerim.

Dikkat:Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu / Milliyet


28 Eylül 2009
İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, fesleğen başta romatizma ve eklem ağrıları olmak üzere bronşit, astım ve cilt hastalıklarını gidermede çok etkili olduğu ortaya çıktı.

Mis gibi aromatik kokusuyla tanığımız fesleğenin şifa kaynağı olduğu anlaşıldı.İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, fesleğen başta romatizma ve eklem ağrıları olmak üzere bronşit, astım ve cilt hastalıklarını gidermede çok etkili bulundu...

Türkiye ve Avrupa'da yüzyıllardır geleneksel tıpta kullanılan fesleğenin yararları üzerine araştırma yapan İngiliz bilim adamları fesleğenin güçlü bir anti-inflamatuar oluşunu bitkiye farklı kokusunu veren yağından kaynaklandığını belirttiler. Fesleğinin birkaç türü bulunduğunu vurgulayan araştırmacılar, aynı etkinin tüm türler için de geçerli olduğunun altını çizdiler.

DİYETTE DE FAYDALI

Manchester'daki İngiliz İlaç Konferans'nda sunulan araştırmaya göre romatizma hastalarına fesleğen yedirildi. Hastaların yüzde 73 gibi yüksek bir oranında şişme ve ağrıların azalıp, yok olduğu görüldü. Fesleğenin bronşit, astım gibi ödem yapan ve insanın yaşam kalitesini düşüren hastalıkları da etkili biçimde azalttığı saptandı.

Kan şekerini düzenlemeye yardımcı olduğu anlaşıldı. Şeker düzeyini azalttığı için şeker hastaları için de önerildi... "

Ne yazık ki henüz bir fesleğen hapı mevcut değil ama salata olarak yenmesi çok faydalı" diyen araştırmacılar diyetlerde de fesleğen kullanımının kilo vermede etkili olduğunu söyledi.


Bugün

Diş ağrısı ve iltihabının etkili ilacı
[img]http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/778120091007091507365.jpg [/img]
07 Ekim 2009 Adaçayı dıştan uygulandığında (çalkalama ve gargara) bademcik iltihabı, boğaz hastalıkları ve diş iltihaplanmaları için öneriliyor. Düzenli kullanımında ise dişeti çekilmesi ve kanamasına karşı faydalı.
Adaçayı dıştan uygulandığında (çalkalama ve gargara) bademcik iltihabı, boğaz hastalıkları ve diş iltihaplanmaları için de öneriliyor."Düzenli adaçayı kullanımında çocuklarda ve yetişkinlerde bademcik ameliyatına bile gerek kalmayabiliyor" diyen Diş Hekimi Doç. Dr. Tosun Tosun “Düzenli diş kontrolünün şart olduğunu ve düzenli adaçayı tüketildiğinde sallanan dişlere, dişeti çekilmesine ve kanaması karşı da faydalarının olduğunu belirtti.

Dr. Tosun adaçayı ile diş ağrılarını geçiren adaçayı tarifi de verdi. Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış kuru yaprak, bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır ve üstü kapalı olarak 10 dakika demlenir sonra süzülür. Günde 2-3 bardak içilir.

Bugün

Maydonozlu-biberli omlet yiyenin cildi kırışmıyor

10 Ekim 2009 Yumurta üreticileri, kişi başına tüketimin Japonya'nın yarısı kadar olan Türkiye'de yumurta tüketimini artırmak için tüketicilere, gıda dışında değişik kullanım alanları da öneriyorlar.
Yumurta Günü nedeniyle bugün Ankara Swiss Otel'de bir toplantı düzenleyen Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR), aile hekimliği uzmanı Ender Saraç'ı konuk etti. Toplantıda yumurtanın besin değeri hakkında bilgi veren Saraç, sağlıklı beslenme açısından önemli olan et, süt, peynir gibi protein kaynaklarının "ölü enerji" olmasına karşın, yumurtanın "çekirdek, canl ı enerji" bulunan tek protein gıda maddesi olduğuna, döllenmesi halinde yeniden bir canlı meydana getirebildiğine işaret etti. Soya ve buğday filizinin de "canlı enerji" olduğuna işaret eden Saraç, "Yumurta, bitki filizleri gibi canlı enerjilerinin içinde gençlik hormonları çok yüksek. Gençlik ve güzelliğini devam ettirmek isteyen, cildim kırışmasın diyen, haftada 3 gün, 3 yumurta beyazı, bir yumurta sarısı ile pişirilen, yeşil biberli, maydanozlu omlet yesin" dedi.
Yumurtanın içinde A, D, E, B12 ve B6 vitaminlerinin bulunduğunu bu nedenle et tüketmeyen vejeteryanlar açısından önemli bir protein kaynağı olduğunu vurgulayan Ender Saraç, içinde C vitamini bulunmadığı için, içeriğindeki demirden faydalanmak üzere yumurtanın, portakal suyu, maydanoz, yeşil biber ve domates ile birlikte tüketilmesi önerisinde bulundu.
Dünyada obezitenin yaygınlaştığına işaret eden Saraç, kadı nlarda bel çevresinin 88 cm'yi, erkeklerde ise 94 cm'yi geçmesi halinde, ölüme neden kanser, şeker, kalp gibi 20 çok ciddi hastalığa yakalanma riskinin arttığını belirtirken, insanların "gıda" değil, "sağlıklı gıda" tüketimine önem vermesi gerektiğine işaret etti.
Saraç, yumurtanın besin değerine dikkat çekerken, "Kalbinizi kırmayın, yumurta kırın" dedi.
Sağlıklı beslenmek için insanların mutlaka 19 gıda maddesini tüketmeye önem vermesi gerektiğini anlatan Ender Saraç, bu gıda maddelerini şöyle sıraladı:
"Keçi sütü ve peyniri, genetiği ile oynanmamış soya fasulyesi, maydanoz, günde iki şişe maden suyu, kefir, tam tahıllı ürünler-yulaf, nar, vişne, kara üzüm gibi mor meyveler, soya ve buğday filizleri, balık, taze ceviz, organik yoğurt, zencefil-zerdeçal, limon, yeşil çay, su ve yumurta."
Yumurtanın kolesterolü olumsuz etkilemediğini, insan vücudundaki kolesterolün yüzde 70'ini karaciğerin ürettiğini, yüzde 30'unun besinler yoluyla alındığını anlatan Saraç, stres ve hareketsizliğin kolesterol üzerinde daha fazla etkili olduğunu, çocuk, yetişkin ve sağlıklı insanların günde rahatlı kla bir yumurta yiyebileceğini söyledi.
Konuşmasında küresel krizin insan sağlığı üzerindeki etkisine de değinen Ender Saraç, Pluton'un yay burcunda olduğu son 17 yılda, yay burcunun etkisiyle insanların büyük bir iyimserlik içinde yaşadığını, olmayan parayı harcadığını, refaha önem verdiğini anlatırken, Pluton'un geçen yıl sonunda oğlak burcuna girmesi ile bu iyimser havanın sona erdiğini kaydetti. Artık, Pluton'un oğlak burcunda kalacağı 13 yıl boyunca bu küresel aşırı iyimserliğin, olmayan paranı n harcanması gibi davranışların olmayacağını öne süren Saraç, "Sağ lıkta da aynı şey yaşanacak. Çalışmadan, emek vermeden sağlığımızı koruyamayacağız. Hak etmeyene sağlık yok. artık evrensel enerji değişti. Çalışan kazanacak" diye konuştu.
İnsanların sağlığı için sadece yiyeceklerine değil, bedenine, ya şam tarzına da dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Ender Saraç, mutlaka "bedensel olarak hareket etmeyi" önerirken, bedene iyi bakmak için yumurtadan da yararlanılabileceğini kaydetti. Saraç, haftada 3 gün, 3 yumurta beyazı ve bir yumurta sarısı ile yeşil biberli ve maydanozlu pişirilen yumurtanın, gençlik hormonu etkisi ile ciltteki kırışıklıkların önlenmesine yardımcı olacağını öne sürerken, yumurtalı maskelerin saç ve cilt bakımında da kullanılabileceğini belirtti.
YUM-BİR Başkanı Derya Pala, toplantıda yaptığı konuşmada, üreticilerin birlik oluşturmasından sonra yumurta ihracatının hızla artığını belirterek, 2006'da 18 milyon dolar, 2007'de 68 milyon dolar, 2008'de 120 milyon dolar olan ihracatın bu yıl 150 milyon dolara ulaşmasını beklediklerini, gelecek yıl için ise 175 milyon dolar ihracat öngördüklerini söyledi.
İhracatın 96 milyon dolarının Irak'a, 9 milyon dolarının Suriye'ye, 5 milyon dolarının Arabistan'a, 4 milyon dolarının Azerbaycan-Nahcıvan'a yapıldığını anlatan Pala, yapılan çalışmalar sayesinde yurt içinde kiş i başına yıllık tüketimin de 130'dan 157'ye çıktığını kaydetti.
Pala, "Türk insanının yıllık yumurta tüketimi Japonya'nın yarısı kadar. Halen 150-160 adet olan yıllık kişi başına tüketimi gelecek yıl 250 adete çıkarmayı hedefliyoruz, Halen Japonya'da kişi başına tüketim 323, Meksika'da 245, Çin'de 349 adet. Yumurtayı tanıtmak, tüketimi artırmak için, bu hafta boyunca okullarda, AVM'lerde bedava yumurta dağıtıldı" dedi.
Yumurtanın kabuğunun yer küreyi, sarısının ateşi, beyazının suyu, boşluğununda havayı temsil ettiğini, "evrensel bir simge olduğunu" söyleyen Pala, bu gıdanın değerini insanlara anlatmak için çalışmalarının sü receğini vurguladı.
netgazete

Yıllanmış sarımsak kötü kokmayan gençlik iksiri

20 Ekim 2009 Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, yıllanmış sarımsak ekstraktının (AGE) karaciğeri koruyucu, savunma sistemini güçlendirici, kanseri önleyici etkiye sahip olduğunu belirterek, "Yıllanmış sarımsak ekstraktı (AGE), kötü kokmayan gençlik iksiri gibidir" dedi.
Prof. Dr. Yılmaz, yıllanmış sarımsak ekstraktı (AGE) kullanımının birçok faydası bulunduğunun bilimsel olarak ispatlandığını, Anadolu insanının aslında kendi geliştirdiği yöntemlerle çoğu zaman kendi devasını bulduğunu söyledi.
"Birçok insanın bilip uygulamaya çalıştığı bir yöntemdir AGE hazırlamak. Fakat farklı farklı uygulamaları vardır" diyen Prof. Dr. Yılmaz, "Sarımsak çiğ yendiği zaman kokusunun yanı sıra zararlı olabilmektedir. Sarımsak özel olarak hazırlanan bir yöntemle en az 6 ay bekletildiğinde, istenmeyen bileşikler yok edilmekte, mucizevi doğal bir bileşik ingilizce adıyla Aged Garlic Extract (AGE) isimli kokusuz sarımsak ekstraktı oluşmaktadır" diye konuştu.
Türkiye'de çok sık tüketilen sarımsağın çiğ yendiğinde yarardan çok zarar görüldüğünü, çiğ tüketimin sarımsaktan faydalanılmasını engellediğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çiğ tüketilen sarımsaktaki 'Allicin' denen madde, kolesterol düşürme etkisi yanında, karaciğer, mide, bağırsak sistemini tahriş edip, erkeklerde sperm hareketlerini yavaşlatmaktadır. Oysa dövülmüş sarımsak suda en az 6 ay kadar bekletildiğinde mucize bileşiği "S-Alilsistein (SAC)" açığa çıkmaktadır. Bu mucize madde karaciğeri koruyucu, savunma sistemini güçlendirici, kanseri önleyici ve tüm kemoterapatik ilaçların istenmeyen yan etkilerini azaltıcı etkiye sahiptir. Ayrıca bu ekstrakt, kötü kokmayan gençlik iksiri gibidir."
Zamanın kendilerini haklı çıkardığını görmekten dolayı mutlu olduğunu, en son UCLA üniversitesinden Amerikalı araştırmacıların AGE ve B vitaminin birlikte kullanımının henüz damar sertliği gelişmemiş kişilerde oluşumu engellediğini ve kolesterol düşürdüğünü gösterdiklerine dikkati çeken Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İlaveten birçok hastalığa yol açan homosistein ve oksitlenmiş zararlı bileşikleri de sarımsak ekstraktının düşürdüğünü gösterdiler. 2005-2007 yıllarını kapsayan bu klinik çalışma, 'Preventive Medicine' isimli saygın tıp dergisinin son sayısında yayınlandı. Ülkemizin ilaç harcamalarını azaltmak için sağlıklı beslenmek şart, insanlarımızı beslenme konusunda bilgilendirmek gelecek nesilleri daha sağlıklı yapacaktır."
Prof. Dr. Yılmaz, Avrupalı ve ABD'lilerin yıllanmış sarımsak mucizesini keşfettiğini, ilaç yapma hazırlıklarında olduklarını kaydetti.
Anadolu'da yaşayan insanların yıllardır kullandığı yıllanmış sarımsak ekstraktı şöyle hazırlanıyor:
1 kilo sarımsak soyulup, iyice eziliyor. Bir kavanozun içine konan ezilmiş sarımsakların içine 1 litre su, 5 adet de limon sıkılarak karıştırılıyor, bu karışımın içine 1 litre de sirke ekleniyor. Bunlar karıştırıldıktan sonra kavanozun kapağı iyice sıkılıp, karanlık ve serin bir yerde 6 ile 10 ay arasında bekletiliyor.
Daha sonra yıllanan sarımsak günde bir tatlı kaşığı tüketiliyor. Hiçbir yan etkisi olmayan karışımın kokusuz ve çok lezzetli bir tadı olduğu bildirildi.

netgazete

Kahve içmek Hepatit C'yi yavaşlatabilir
22 Ekim 2009 ABD Ulusal Kanser Enstitüsü uzmanlarının yaptığı araştırmaya göre günde içilecek olan bir kaç fincan kahve Hepatit C ve karaciğer hasatalıklarının ilermesini yavaşlatabilir.
Günde birkaç fincan kahvenin, Hepatit C gibi karaciğer hastalıklarının ilerlemesini yavaşlattığı anlaşıldı.

Amerikalı araştırmacılara göre, günde en az 3 fincan kahve içen hastaların ileri safhadaki müzmin Hepatit C ve diğer karaciğer rahatsızlıklarının ilerleme ihtimali, kahve içmeyenlere nazaran yüzde 53 azalıyor.

ABD Ulusal Kanser Enstitüsü uzmanlarının araştırması, 766 karaciğer hastası arasında üç aylık kontrollerle yaklaşık dört yıl boyunca yürütüldü.

Kahvenin sütlü veya sade olup olmadığının belirtilmediği araştırma sonuçları, Hepatology dergisinin kasım sayısında yayınlanacak.

Araştırmacılar, kahvenin genellikle sarılık hastalığından ileri gelen ikinci tip şeker hastalığı riskini de azalttığını düşünüyor.

haber7

ZEYTİNYAĞI ALZHEİMER'A DEVA MI?

23 Ekim 2009 12:09
İltihabı önleyen, kan dolaşımını hızlandıran ve ağrıları dindiren 'Oleocanthol' içeriği, Alzheimer hastalığını da önleyebilir, diyor Amerikalı bilim insanları.
Monell Kimyasal Duyular Merkezi’nden Paul Breslin, hastalığın erken evresiyle ilişkilendirilen protein parçacıklarını (laboratuar ortamında) bir daha sinir hücrelerinin bağlantı noktalarına yapışamayacak şekilde kimyasal değişimden geçirmeye başardı.

Cumhuriyet

Bilim Teknik- Bu şekilde Alzheimer için tipik olan bellek kaybına yol açan hücre hasarları da önlenmiş oluyor. Bununla birlikte Oleocanthal maddesinin bedende de aynı etkiyi yapıp yapmadığı henüz bilinmemekte. Alzheimer hastalığının en belirgin özelliği (beyinde) Abeta proteinin topak benzeri birikimleri olsa da sinir hücreleri için ölümcül tehlikenin Abeta’nın çözünebilir varyantlarıyla oluştuğu da biliniyor. ADDLs olarak da adlandırılan bu parçacıklar belli başlı koşullarda sinir hücrelerinin bağlantı noktalarına yapışarak, plak oluşumundan önce onları öldürebilirler.

Bu parçacıkların zararsız hale getirilmesiyle hücre ölümünün de durması gerektiğini düşünen Paul Breslin, gerekli aracı zeytin yağında daha doğrusu Oleocanthal içeriğinde bulmuş. Bu madde Breslin için hiç de yabancı değildi. Bilim adamı beş yıl kadar önce iltihap önleyici ağrı kesici Ibuprofen’e benzediğini keşfedince potansiyelini araştırmaya koyulmuştu. Son araştırmada ise aynı maddenin ADDLs parçacıklarını, yapay sinir hücrelerine yapışamayacak ve onlara zarar veremeyecek şekilde değişimden geçirdiği görülmüş.

Oleocanthal işlemi ayrıca ADDLs parçacıkları üzerinde beklenmedik başka bir etki daha yapıyor. Parçacıklar Oleocanthal maddesi sayesinde antikorlara eskisinden daha fazla reaksiyon gösteriyorlar. Breslin bu nedenle zeytinyağının bu içeriğini Alzheimer tedavisi için önemli bir aday olarak görüyor. Fakat maddenin ilk önce hayvanlar üzerinde daha sonra ise klinik araştırmalarla test edilmesi gerekiyor.

cumhuriyet

24 Ekim 2009 12:24
Muhteşem Bitki! Her Derde Deva
Safra kesesi ve karaciğer hastalıkları iyi geliyor.

Avrupa’da 700 yıl tıp hocalığı yapan ünü dillere destan, hekimlerin piri İbn-i Sina’nın 'Tıp Kanunu' kitabından bugüne kadar hiçbir yerde rastlamadığınız çok özel formülleriyle şifa bitkilerin reçeteleri…

HİNDİBA

Safra kesesi ve karaciğer hastalıkları, karaciğeri en olumlu etkileyebilen bitkilerden biridir. Günde yenilen 5-6 çiçek sapı, kronik karaciğer iltihaplarında iyileşme sağlayabilir...İbn-i Sina bu bitkinin yapraklarının yıkanmadan ve soğuk su ile yapılan ekstrelerinin kullanılmasının gerektiğini savunan özel bir kitapçık hazırlamıştır.

"Hindiba Risalesi" denilen bu kitapçıktan yazmalar İstanbul kütüphanelerinde bulunur. Bostan Hindibası, Frenk Salatası, ve Göynek adlarıyla da bilinir İbn-i Sinanın "Hindiba Risalesi" Süheyl Ünver tarafından 1930 yılında "Hindiba Mucizesi' adıyla Türkçe'ye çevrilmiştir.

Ülkemizde yabani olarak bulunmayan bu bitki İstanbul ve Bursa'da özel olarak yetiştirilmektedir. Bu muhteşem bitkiler şu hastalıklara iyi gelmektedir: Safra kesesi ve karaciğer hastalıkları, karaciğeri en olumlu etkileyebilen bitkilerden biridir. Günde yenilen 5-6 çiçek sapının, kronik karaciğer iltihaplarında iyileşme sağlayabilir . Bu saplar şeker hastalığına da iyi gelebilir.

HiNDiBAYI NASIL HAZIRLAYACAKSINIZ

Çayı hazırlamak: Yarım tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış kara hindiba kökü bir su bardağı dolusu suya akşamdan eklenir sabah kaynama derecesine kadar ısıtılır ve süzülür. Bu çay kahvaltıdan yarım saat önce ve yarım saat sonra bölünerek içilir. l Bitki salatası: Bitkinin köklerinden ve yapraklarından hazırlanır, çiçek sapları çiçekleriyle birlikte yıkanan kara hindiba sapları çiçeklerden ayrılarak günde 5-10 tane yenebilir.

KANI TEMiZLEDiĞi GiBi ROMATiZMAYA DA YARDIM EDER

Deri kaşıntılarını, egzamaları ve temriyeleri iyileştirebilir. Mide sıvılarını düzene sokar ve midede birikmiş maddeleri temizler. Taze çiçek sapları karaciğer ve safrakesesinin çalışmalarını düzenler. Hindiba, içerdiği mineral tuzların yanı sıra, metabolizma hastalıklarına karşı çok önemli maddeleri de içerir. Kan temizleyici etkisi sayesinde, romatizma ve gut hastalıklarında da yardımcı olabilir.

SUYU KOZMETiKTE KULLANILIYOR

Sarılık ve dalak hastalığında da hindiba başarıyla kullanılabilir. Hindiba kökü, çiğ yenildiğinde veya kurutulup çay biçiminde kullanıldığında, kan temizleyici, sindirim kolaylaştırıcı, ter ve idrar söktürücü ve canlandırıcı etkilere sahiptir. Bu kökler kanı inceltir ve kanın koyu olması halinde başarıyla kullanılabilir. Eski bitki kitapları, hindiba yapraklarının ve köklerinin kaynatılarak, suyunun kozmetik olarak kullanıldığını yazıyorlar.
aktifhaber

28 Ekim 2009 14:59
Kanserli Hücreleri Öldürüyür
Bu baharatın içinde bulunan bir maddenin kanser hücrelerini öldürebildiği belirtildi.
Köri baharatında bulunan bir maddenin, kanser hücrelerini öldürebildiği belirtildi.

Cork Kanser Araştırma Merkezi bilimcileri, köri yapımında kullanılan zerdaçalın etken maddesi "kurkumin"in laboratuvar ortamında yemek borusu kanseri hücrelerini öldürdüğünü saptadı.

Dr. Sharon McKenna ve ekibi, kurkuminin kanser hücrelerini 24 saatte öldürmeye başladığını gördü.

Uzun zamandır kurkumin maddesinin iyileştirici etkisi bulunduğu düşünülüyordu.

Kanser uzmanları, British Journal of Cancer dergisinde yayımlanan araştırmanın, doktorların yeni tedaviler bulmalarına yardımcı olacağını belirtti.

Birleşik Krallık Kanser Araştırma kurumundan Dr. Lesley Walker, bu araştırmanın, zerdaçalda (hint safranı) bulunan doğal kimyasalların özafagus (yemek borusu) kanserinde yeni tedaviler için kullanılması olanağı sağlayacağını söyledi.

Walker, özafagus kanseri oranının 1970'lerden bu yana yarı yarıya arttığını, bunun obezite, alkol tüketimi ve reflü hastalığındaki artıştan kaynaklanıyor olabileceğini bildirdi.
aktifhaber

Gribe karşı ekinezya ve limon
[img]http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/771920080922103554414.jpg [/img]
03 Kasım 2009
Domuz gribine karşı ekinezya ve limon tüketilmesi önerildi. Ana vatanı Amerika kıtası olan bitkinin Kızılderililer tarafından birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığı belirtildi.
Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü Tıbbi Aromatik Bitkiler Bölümü Başkanı Ahmet Tınmaz, yaptığı açıklamada, 2004 yılında üretmeye başladıkları ekinezyanın bağışıklık sistemini güçlendirdiğini söyledi.

Ana vatanı Amerika kıtası olan bitkinin Kızılderililer tarafından birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını ifade eden Tınmaz, şöyle konuştu:

''Ekinezya, Marmara Bölgesi'ne uyumlu bir bitki. Diğer bölgelerdeki adaptasyon çalışmalarına devam ediyoruz. Bitkinin seleksiyon çalışmalarını yaparak tohum üretimini sürdürüyoruz ve talep eden üreticilerimize tohum temin ediyoruz. Yalova'daki bahçelerimizde ekinezyanın gelecek yıldan itibaren 50 kilogram kadar tohumunu üreteceğiz. Bitkinin 1 gramında 300 tohum bulunuyor.''

Ekinezyanın bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçlarda da kullanıldığı belirten Tınmaz, bitkinin tüm dünyada etkisini gösteren domuz gribine karşı vücut direncini artırdığını söyledi.

-KAYSERİ-

Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği ve Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Öztürk, gripten, özellikle de son günlerde hızla yayılan domuz gribinden korunmada en iyi ve ucuz yöntemin limon tüketmek olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Öztürk, şunları kaydetti:

''İçinde bol miktarda C vitamini ve antioksidan bulunan limon, domuz gribi gibi viral enfeksiyonlara karşı koruyucu özelliği ispatlanan en önemli meyvedir. Bu nedenle vatandaşlarımıza ülkemizde de bolca üretilen ve ucuz bir korunma yöntemi olan limon ve taze sıkılmış limondan yapılan limonata tüketmelerini öneriyoruz. Limon hem gripten korunmada hem de grip sırasında vücudun direncini artırmada bulunmaz bir ilaçtır. Halkımız domuz gribi aşısı yaptırsın ama limonata da içsin.''

Öztürk, limonun, Rusya, Kazakistan gibi soğuk ülkelerde viral enfeksiyonlardan korunulması amacıyla bolca tüketildiğini bildirdi.

haber7

Uyurken horlamayı önlemenin 5 yolu
07 Kasım 2009 Horlama burun tıkanıklığı, şişmanlık, uyku apnesi gibi çeşitli nedenlerden dolayı meydana geliyor. Hangi nedenle olursa olsun horlama uykunuzu bölebilir ya da eşinizin uykusunun kaçmasına neden olabilir. peki nasıl kurtulmalı?
Horlama burun tıkanıklığı, şişmanlık, uyku apnesi gibi çeşitli nedenlerden dolayı meydana geliyor. Hangi nedenle olursa olsun horlama uykunuzu bölebilir ya da eşinizin uykusunun kaçmasına neden olabilir. Peki sıkıntı veren bu durumu önlemek için neler yapabilirsiniz?

horluyorsanız öncelikle buna neyin yol açtığını tespit etmeniz gerekiyor. Nedenini anladığınızda, horlamayı önlemenin yolunu bulmada daha başarılı olacağınız belirtiliyor.

Horlamanın nedenleri:

1. Horlama, burun geçişiniz dar olduğunda ya da tıkandığında meydana gelebilir. Bunun da çeşitli nedenleri var: soğuk algınlığı, alerji, aşırı kilo, uyku apnesi, alkol, burun tıkanıklığı, kas gevşetici ilaçlar, uyku ilaçları, büyük bademcik ya da burun deviyasyonu gibi fiziksel durumunuz, astım, sırt üstü uyuma.

2. Nedenini bulmak için doktora gidin. Çünkü, uyku apnesi ya da astım gibi tedavi gerektiren bir nedenden dolayı horluyor olabilirsiniz.

Başka bir deyişle, doktorlar horlama nedeninizi bularak buna uygun çözümler önerebilirler. Örneğin, burun deviyasyonunuz varsa, doktorunuz düzeltmek için ameliyat olmanız gerektiğini söyleyebilir.

Horlamanız kilo sorunundan kaynaklanıyorsa, doktorunuz bunu başarmanız için faydalı öğütler verecektir. Eğer horlamanız uzun süreliyse ya da şiddetliyse, uykunuzu bölüp sağlığınızı etkileyebilir.

Sağlığınıza katkıda bulunmak için, doktora gitmeniz pozitif bir adım olacaktır.

3. Tıkanıklıktan kurtulma: Horlamanız burun tıkanıklığından ileri geliyorsa, burun yolunuzu mümkün olduğunca açık tutmak size yardımcı olacaktır. Bunu değişik şekillerde yapabilirsiniz.

· Burun tıkanıklığını giderici ilaç kullanın: Eczanede burun tıkanıklığını açan bitkisel ya da homeopatik ilaçlar bulabilirsiniz.

· Mentolü akciğerlere soluma aygıtı kullanın: Mentolün birkaç saat işe yaradığı belirtiliyor.

· Bitkisel yağlar: yastığınızın üzerine birkaç damla nane, biberiye gibi bitkisel yağları döküp horlamadan uyuyabilirsiniz.

4. Alerjinizi kontrol altına alın. Alerjiler, horlamanın bir başka nedenidir. Alerjinizi kontol altına alırsanız, horlama ihtimalinizi azaltabilirsiniz.

Alerjinizi kontrol altına almak için de reçetesiz ilaçlar içebilir, doktorunuzun verdiği ilacı ya da doğal çareler kullanabilirsiniz. C vitamini, yeşil çay, üzüm çekirdeği özü, ısırgan otu da alerjinin doğal yoldan çaresi olabiliyor.

5. Kilonuzu kontrol edin: Aşırı kilolu olmak, horlamanın nedenlerinden biridir. Eğer kilonuzu düşük tutarsanız ya da kilo verirseniz, horlamanız da duracaktır.

Sizin için iyi olan herhangi bir yöntemle kilo vermeyi tercih edin. Yavaş ve aşamalı kilo vermenin daha uzun süre kalıcı olduğunu unutmayın.

Zaman

22 Kasım 2009 14:25
Çay İçenler Bu Noktalara Dikkat
Çay içenlerin ayarını tutturması gerekin önemli noktalar, günlük tüketim miktarı, vücudumuza yararları ve zararları....


Çayı içerken hem miktarını hem de şekerini iyi ayarlamak gerekiyor.

En çok tükettiğimiz içeceklerden biri olan çayı içerken hem miktarını hem de şekerini iyi ayarlamak gerekiyor. Aksi halde bazı sağlık sorunlarına yol açabiliyor…

Çay üretimi yapılan sayılı ülkelerden biri olan ülkemiz, kuşkusuz ki çay tüketiminde de dünya ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Türk misafirperverliğinin bir göstergesi olarak en önemli ikram içeceği olan çayı ‘Türklerin milli içeceği’ olarak tanımlamak da çok yanlış olmaz. Peki böylesine yüksek miktarlarda tükettiğimiz bu lezzetli içeceğin ne kadar tüketilmesi gerektiğini, ne kadar içildiğinde yararlı ne kadar içildiğinde ise zarar verebileceğini biliyor musunuz? Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Esra Aran, Türk insanının damak tadının ayrılmaz bir parçası haline gelen çay tüketimi ile ilgili bilinmesi gerekenleri şöyle anlattı:

En çok tüketilen ikinci içecek

Türkiye de çay, sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecektir. Günlük tüketilen çay su yerine geçmez, sadece sıvıdır. Vücudunuzun günlük sıvı gereksinimini çay gibi diğer içeceklerle de sağlayabilmek mümkündür. Ancak, gün içerisinde içilen çayın şeker ilavesi yapılarak tüketilmesi ve öğünlerle beraber tercih edilmesi, sağlık açısından olumsuz etkilerin oluşmasına neden olmaktadır.

Öğünlerle tercih edilen çay, demir emiliminin azalmasına neden olabilmektedir. Örneğin; kahvaltınızda yumurta ile çay tüketmek yerine taze sıkılmış meyve suyu ya da meyveyi tercih etmek olumsuz etkileri azaltmanın bir yoludur. Çünkü çay içerisindeki tanenler besinlerden alınabilecek demirin emiliminin azalmasına neden olabilmektedir.

Aşırı tüketime dikkat!

Gün içerisinde aşırı tüketilen çay; sinir bozukluğu, kabızlık, yüksek tansiyon, el titremesi, baş ağrısı, sıkıntı ve uykusuzluğa neden olabilmektedir. Aşırı çay tüketimi, idrar miktarının da artışına neden olur. İdrarla dışarı atılan üre asidi miktarını azaltır. Romatizma hastalığı olanlara zarar verir. Çayda okzalat fazladır. Bu nedenle böbreğinde kum ve taş olanlara çay zararlıdır. Yüksek tansiyon hastası, karaciğer hastası ve kabızlık çekenler, üre albümin olanlar çay içmemelidir.

Şekerin dozunu iyi ayarlayın!

Çaya şeker ilave edilerek aşırı tüketilmesi de; kalp-damar hastalıkları, şişmanlık, serum lipit değerinde yükselme gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Şekerli ya da şekersiz aşırı çay tüketimi, vücutta demir emilimini ters yönde (anemi) etkilediği kadar, vücutta toksik madde birikimine de neden olabilmektedir. Yani, vücudunuzun sürekli olarak şiş olmasına (ödem) neden olur. Çay tüketmekten vazgeçemiyorsanız ve tercihiniz şekerli tüketmek ise; öncelikle şeker miktarını azaltabilirsiniz. Şeker yerine tatlandırıcı kullanabilirsiniz. Günlük tatlandırıcı kullanımında 8 tableti geçmemeye özen göstermelisiniz. Çayınızı demlerken çubuk tarçın kullanırsanız çayınızı daha rahat tüketebilirsiniz. Çayı şekersiz fakat fazla miktarda tüketiyorsanız; 4 çay bardağı çay hakkını geçtikten sonra her bardak çay için ekstra 1 bardak su içiniz. Çayınızı açık olarak tüketmeye çalışınız.

Günde 4 bardaktan fazla olmamalı

Çay içerken dengeli tüketime ve şeker dozunun iyi ayarlanmasına çok dikkat etmek gerekiyor. Bu nedenle uzmanlar günlük çay tüketiminin 4 bardaktan fazla olmamasını tavsiye ediyor. Ekstra 1 bardak çay için ise ekstra 1 bardak su içilmesini öneriyor. Bu kurallara uyulduğunda ise çayın yararları saymakla bitmiyor. İşte milli içeceğimiz çayın vücudumuza yararları…

-Kanser riskini azaltır,
-Kolesterolü düşürür,
-Beyni korur,
-Hazmı kolaylaştırır,
-İçerdiği florid nedeniyle diş çürüklerini önleyici etkiye sahiptir,
-Flavonoid; bitkilerden elde edilen, besinlerde doğal olarak bulunan antioksidantdır,
-Kan damarlarının genişleterek kanın vücuttaki dolaşımını kolaylaştırır,
-Yapılan birçok araştırmaya göre; günde maksimum 2 kupa çay tüketmenin kalp krizi ile ölüm riskini azalttığı ortaya çıkmıştır.
aktifhaber

16 Kasım 2009 12:50
Aktarlardan Domuz Gribine Özel Çay
Türkiye genelinde salgın haline gelen domuz gribine karşı aktarlar harekete geçti. Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit İlişkili HaberlerTüm HaberlerDomuz Gribi Türkiye'ye Yaradı!Rusya'da Domuz Gribi Alarmı Domuz Gribi İşte Bu Hızla YayılıyorDomuz Gribi Başka Canlıya Geçti!Domuz Gribi Çıkmadı

Aktarların domuz gribine karşı hazırladığı çay ise büyük ilgi görüyor. Bitkisel çayın en önemli özelliği ise bağışıklık sistemini güçlendirmesi olarak gösteriliyor.

Aktar Emel Ketencioğlu, sağlığı tehdit eden ve ölümlere yol açan domuz gribine karşı insanların bağışıklık sistemini güçlendirmek için bitkilerden oluşan bir çay hazırladıklarını açıkladı.

Ketencioğlu, "Kuşburnu, zencefil, zerdeçal, ıhlamur, ayva yaprağı, elma kurusu, yenibahar, karanfil, tarçın, vişne kurusu, karamuk gibi baharatları kitaplar ve kendi bilgilerimiz ışığında karıştırarak hazırladığımız bitki çayını 150 gramlık paketler içerisinde müşterilerimize satıyoruz.

Kendine has kokusu ve tadı ile demlendikten sonra aç veya tok karna içilebilen bu çay, bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Hastalıklara karşı vücut direncini artırıyor, göğsü yumuşatıyor. Hiçbir yan etkisi de yok." dedi.

Aktar Ketencioğlu, domuz gribine iyi geldiğini belirttiği bitkisel karışım çaya müşterilerden yoğun talep olduğunu sözlerine ekledi.

aktifhaber

Sağlık için elma ve bademi sofradan eksik etmeyin

03 Aralık 2009 Bağışıklık sistemini güçlendirmenin önemi, özellikle salgın hastalıklar döneminde giderek artarken, bunun en önemli yolunun sağlıklı beslenmeden geçtiği bildirildi.
Sağlıklı beslenmek için sofralardan eksik edilmemesi gereken besin maddeleri ise badem, elma, yaban mersini, brokoli, kırmızı mercimek, somon, ıspanak, tatlı patates, sebze suyu, buğday tohumu şeklinde sıralandı.
ABD'nin önde gelen sağlık merkezlerinden Mayo Clinic tarafından hazırlanan ve internette yayımlanan listedeki bu 10 besin maddesinin iyi birer vitamin, lif, mineral kaynağı olması, A ve E vitaminleri, beta karoten gibi fitonütrien ve antioksidan bileşikler olması, kalp hastalığı başta olmak üzere diğer hastalıkların riskini düşürmesi ve düşük kalorili olması şeklinde özetlenen "altın" kurallardan en az üçünü karşıladığı belirtildi.
Mayo Clinic uzmanları, 10 mükemmel besini neden sofralardan eksik edilmemesi gerektiğini şöyle açıklıyor:
Mayo Clinic uzmanlarının, "gözyaşı" şeklinde tanımladığı bademin tam bir magnezyum, demir, kalsiyum, lif ve bazı kanserlerin gelişmesini ve kansızlığı önleyen, vücudun enerji üretiminde önemli rol oynayan ve doku onarımına yardım eden riboflavin içerdiği ifade ediliyor.
Bademin bir porsiyonunda (23 adet) 75 miligram kalsiyum bulunuyor. Ayrıca, yine bir porsiyon badem, günlük alınması tavsiye edilen E vitamini ihtiyacının yarısını karşılıyor. Tüm kuruyemişler gibi badem en iyi bitkisel protein kaynaklarından biri ve kalbin "en iyi dostu". Badem yağı doymamış yağ olması nedeniyle kandaki kolesterol düzeyini düşürmeye yardımcı oluyor.
Elma, vücuda prostat, kolon ve akciğer kanser hücrelerini büyük oranda öldüren moleküler parçacıklar salan ve bu sayede kanserin vücutta ilerlemesine de engel olan pektin maddesinin "mükemmel" kaynağı olarak gösteriliyor. Elmada kandaki kolesterol ve glikoz düzeyini düşüren lifler bulunuyor.
Taze elma aynı zamanda çok iyi C vitamini kaynağı ve hücreleri koruyan bir antioksidan. Ayrıca bağ dokusunu, damarları korumaya ve demir emilimini sağlamaya yardımcı oluyor.
Brokoli, iyi birer kalsiyum, potasyum, folik asit ve lif kaynağı olmasının yanında kalp hastalığı, diyabet ve bazı kanser türleri gibi kronik hastalıkların önlenmesine yardımcı olan fitonütrienler içeriyor.
A ve C vitamini içeren brokoli, ayrıca hücre koruyucu antioksidanlar ihtiva ediyor.
Yaban mersini zengin bir fitonütrien bitkisel bileşik olarak gösteriliyor.Kızılcık gibi yaban mersinindeki fitonütrienler idrar yolu enfeksiyonları önlemeye yardımcı oluyor. Yaban mersini hafızayı güçlendirmeye yardımcı olurken, sağlıklı yaşlanma için vazgeçilmez bir besin olarak gösteriliyor.
Yaban mersini ayrıca düşük kalorili lif ve vitamin kaynağı. 84 kalori olan 1 fincan taze yaban mersini 3,6 gram lif ve 14 miligram C vitamini içeriyor.
Kırmızı mercimek iyi bir demir, magnezyum, fosfor, potasyum, bakır ve merkezi sinir sistemi sağlığını korumakta önemli bir rol oynayan thiamin (B1 vitamini) kaynağı.
Düşük kalori ve yağ içeren, protein ve lif kaynağı olan kırmızı mercimek, aynı zamanda kalp hastalığı ve kanser gibi kronik hastalıkları önleyen fitonütrien içeriyor.
Somon kalp krizini önleyen Omega-3 yağ asitleri açısından mükemmel bir kaynak. Omega-3, ani kardiyak ölümlere neden olabilen düzensiz kalp atışlarını önlüyor, trigliserid düzeyini düşürüyor, arter plaklardaki tıkanmanın büy ümesini önlüyor, kan basıncını düşürüyor, inme riskini azaltıyor.
Mükemmel bir Omega-3 kaynağı olmasının yanı sıra somon, düşük kolesterol ve doymuş yağ içeren mükemmel bir protein kaynağı olarak gösteriliyor.
Ispanak yüksek oranda vitamin A ve C ve folik asit içeriyor. Vücudun enerji üretiminde önemli rol oynayan ve doku onarımına yardım eden bir vitamin olan riboflavin içermesinin yanı sıra, aynı zamanda B-6 vitamini, kalsiyum, demir ve magnezyum açısından iyi bir kaynak.
İçeriğindeki bileşikler bağışıklık sistemini güçlendirirken, sağlıklı saç ve cilt için de yardımcı oluyor.
Tatlı patatesin koyu turuncu-sarı renginin yüksek antioksidan ve beta karoten seviyesini gösterdiği bildirildi.
Patatesteki A vitaminin yapı taşı olan beta karoten, yaşlanmayı yavaşlatıyor, bazı kanser risklerini önlüyor. İyi bir lif kaynağı olan patates, B6, C ve E vitaminleriyle folik asit ve potasyum ihtiva ediyor.
Tüm sebzeler gibi tatlı patates de düşük yağ oranı ve kalorisiyle beslenme programının "olmazsa olmazı" şeklinde gösteriliyor. Küçük bir tatlı patateste sadece 54 kalori bulunuyor.
Sebze suyu en çok vitamin, mineral ve besin değerleri açısından sebzede bulunan tüm yararlı bileşenleri içeriyor ve sebzeleri beslenme programına dahil etmenin oldukça kolay yolunu sunuyor.
Domates suyu ve domates içeren sebze suları iyi bir likopen kaynağı. Kalp krizi, prostat başta olmak üzere bazı kanser türlerinin riskini azaltan antioksidanlar içeriyor.
Başta hazır satılan domates suları olmak üzere bazı hazır sebze suları çok yüksek oranda sodyum içerebiliyor, dolayısıyla düşük sodyum çeşitlerinin seçilmesi öneriliyor.
Çok önemli bir tahıl çeşidi olan buğdayın çok küçük bir parçası bile vitamin B-3 olarak da bilen ve yağ, protein ve karbonhidratların enerjiye dönüştürülmesinde rol oynayan, beyin fonksiyonları, sağlıklı cildin korunmas ı ve sindirim sistemi için önemli bir vitamin olan niasin zengini olarak tanımlanıyor.
B1 vitamini olarak bilinen ve merkezi sinir sistemi sağlığını korumakta önemli bir rol oynayan, zihinsel fonksiyonun korunmasını sağlayan, yetersiz alınması durumundaysa gözlerde güçsüzlük, zihin bulanıklığı yaratan thiamin, buğday tohumunda bolca bulunuyor.
Bu besin maddesi aynı zamanda bazı kanserlerin gelişmesini ve kansızlığı önleyen, vücudun enerji üretiminde önemli rol oynayan ve doku onarımına yardım eden riboflavin, E vitamini, folik asit, magnezyum, fosfor, potasyum, demir ve çinko açısından çok konsantre bir kaynak olarak gösteriliyor.
Buğday tohumu protein, lif ve bazı yağlar da içeriyor.
netgazete

03 Aralık 2009 17:32
Bu Meyve Kalbe Dost
Tansiyonu düzenliyor,kalbi koruyor,enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırıyor.

Narın faydaları saymakla bitmiyor. İster tek tek tanelerini yiyerek tüketin, ister suyunu sıkarak için nar, pek çok derdin devası. Örneğin narda 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan madde bulunuyor.

Narın bilinen bazı faydaları:

Tansiyonumuzu olumlu bir şekilde düzenler

Kalbimizi korur düzenli çalışmasına destek olur

Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır

Enerji verir, yorgunluğu giderir

İdrar söktürücü etkisiyle toksin atımını sağlar

Bağışıklık sistemini güçlendirir hastalıklara karşı korur

Kolesterol ve kan şekerimizi regüle eder artmasını engeller

Bağırsak parazitlerinin düşmanıdır, iyi bakterilerin artmasını sağlar

İshali (diare) önler tedavide destek sağlar

Ciltte olumlu katkısı vardır, pürüzsüz görünüm sağlar

Cilt enfeksiyonlarında olumlu katkısı vardır

aktifhaber

Sindirim Sistemine Dost
İdrar yolu enfeksiyonlarında etkili,damarları açar, kan dolaşımını kolaylaştırır.

Eski çağlardan beri özellikle turşularda koruyucu ve bozulmayı önleyici etkileri nedeniyle, kuru tohumları turşu, pasta, ekmek, çorba yapımında yaygın olarak kullanılmaktadır. Dereotu 100 yıldan beri Çin'de yapılan doğal ilaçlarda, sindirim sistemi rahatsızlıklarına karşı kullanılmaktadır. Romalılar ise dereotu tohumlarını sindirimi kolaylaştırmak için çiğnemekteydiler. Özellikle çocuklardaki sindirim problemlerinde anason gibi sindirimi kolaylaştırıcı diğer bitkilere nazaran daha hafif olması nedeniyle tavsiye edilmektedir.

Sindirim sisteminizi çalıştırır...

Gaz söktürücü, yatıştırıcı ve hazmettirici özelliklerinden dolayı dereotundan, geleneksel halk ilaçlarında yararlanılmaktadır. Dereotunun tohumları kusma, hıçkırık ve karın şişmesi gibi rahatsızlıklara da iyi gelmektedir. Dereotunun tohumu, bal ile şerbet yapılarak içilirse kusmayı kolaylaştırmaktadır. Nefesinizi açmak ve kötü kokulardan arınmak için yarım ya da bir çay kaşığı dereotu tohumunu çiğnemeniz yeterlidir. Tohumlarından yapılan çayın, bağırsak yanmaları, karın ağrıları ve idrar yapamama gibi durumlarda fayda sağladığı bilinmektedir.

Diğer faydaları...

Salatalarda sıklıkla kullanılan taze yaprakları iştah açıcıdır. Aynı zamanda sindirime yardımcı ve idrar söktürücüdür. Damarları açma, kan dolaşımını kolaylaştırma ve düzenli tüketilmesi durumunda, emzikli kadınların sütünü artırma gibi özellikleri de vardır. Dereotu temel yağ asitleri bakımından zengindir. Antioksidan özelliği de bulunmaktadır.

İdrar yolu enfeksiyonlarında etkilidir...

Boşaltım sisteminde enfeksiyonlara neden olan Escherichia Coli bakterisine karşı savaşma özelliği bulunmaktadır. Bu amaçla banyo suyunuza, tülbende sarılmış 1 çay kaşığı silme dereotu tohumu yağı atmalısınız. Dereotu tohumlarının, sindirim sisteminde ishale neden olan birçok bakteriye karşı da vücudu koruma özelliği vardır.

Dereotu çayı yapmak için...

Ezilmiş 2 çay kaşığı dereotu tohumunu, kaynamakta olan suya atarak 2-3 dakika kaynatmanız yeterlidir. 10 dakika kadar çayınızın demlenmesini bekleyin. Her yudumda nefesinizin açıldığını hissedeceksiniz. Günde 3 fincan dereotu çayını güvenle içebilirsiniz. Çocuklara gaz ve sancı durumlarında, seyreltilmiş çaydan daha az miktarlarda verebilirsiniz
aktifhaber

22 Aralık 2009 16:03
Yeşil Çayın Bir Faydası Daha...
Yapılan araştırmalar yeşil çayın günde en az 3 ve üzeri içenlerde bir faydasının daha olduğunu ortaya çıkardı.
Japonya ve Çin dahil olmak üzere Asya'da bolca tüketilen ve Japonya'da seremoni düzenlenerek içilen yeşil çayın yeni bir faydası daha Japon bilim adamlarınca açıklandı.

Thoku Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nün yürüttüğü çalışmanın sonucunda depresyona yakalanma riski bulunan 1058 hastanın yüzde 44'ünün yeşil çay içerek depresyona yakalanmaktan kurtulduğu belirtildi. Araştırmaya katılan erkeklerin yüzde 34'ünde, bayanların ise yüzde 39'nda yüksek depresyon riski bulunduğu ve bu hastalar arasında günde en az 4 bardak yeşil çay içenlerin depresyona yakalanmadığının görüldüğü açıklandı. Projeye katılan 488 katılımcı günde 4 bardak veya üstü yeşil çay içtiğini, 284 katılımcı ise günde 3 bardak yeşil çay içtiğini belirtti. Günde en az 3 ve üzeri yeşil çay içen hastaların daha az depresyona yakalandığı görüldü. Projenin başkanı Dr. Niu, yeşil çayın içerisinde beyin üzerinde yatıştırıcı özelliği bulunan Theanine bulundugu belirterek, "Projemiz yeşil çayın antidepresan etkisi olduğunu gösterdi" şeklinde konuştu.
aktifhaber

Yoğurttaki Şifa

Sofralardan eksik olmayan yoğurdun birçok yararlı özelliğinin bulunduğunu biliyor musunuz?
Aynes Genel Müdür Yardımcısı Orhan Durak, yoğurdun zararlı bakterilerin üremesini durdurarak bağırsakların düzenli olarak çalışmasını sağladiğini belirterek diğer faydalarını söyle sıraladı:
Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına etkisi bulunmaktadır, mide rahatsızlıklarını önler. Şeker hastaları için yararlı bir besindir, kan şekerini düzenleyici etkisi bulunmaktadır. Kaymağı alınmış ve mutlaka ekşimemiş yoğurt tercih edilmelidir.

Bağırsak düzensizliklerinin giderilmesine, özellikle çocuk ve yetişkinlerde karşılaşılan ishallerin tedavisine yardımcı olur. Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların çoğalmalarına ve hatta yaşamalarına engel olur. Kanser riskini azaltır, özellikle kolon kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır.Vücuttaki kolesterol miktarının azalmasına yardımcı olur, LDL kolesterolü azaltır. Kandaki asit baz dengesini sağlıklı hale getirir.

Süt ve süt ürünlerini tükettikten sonra laktoz intolerans nedeniyle bağırsaklarda gaz problemi yaşayan kişilerde laktozun parçalanması nedeniyle gaz oluşumunu azaltır. Bağırsakları temizlediği, zararlı bakterileri önleyerek ishal oluşumunu engellediği için gıda zehirlenmelerine karşı koruyucudur.

Bağırsaklarda B vitaminlerinin bolca üretilmesini sağlar.

Rahatlatıcı etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle iyi ve rahat bir uyku için idealdir. Kalsiyumun daha fazla emilmesini ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesini sağlamaktadır. Antibiyotik kullananlar, ilacın etkisiyle zarar görebilecek yararlı bakterilerin korunması amacıyla yoğurt yemelidirler.

Midesi çok duyarlı olanlar ile oniki parmak bağırsağı ülseri olanlara dokunabilir. Bu durumda dikkatli tüketilmelidir.

Sağlıklı geliştirici bakteriler

Yoğurt ayrıca inulin adıyla bilinen, alt sindirim sistemindeki sağlığı geliştirici bakterilerin üremelerini ve canlı kalmalarını sağlayan prebiotik bir madde içermektedir. Yoğurt gibi fermente süt ürünlerinin üretiminde kullanılan geleneksel laktik asit bakterileri gastrointestinal sistemde canlı kalamaz.

Nefes kokusunu gideriyor

Japonya'da yapılan ve sonuçları İngiltere'de yayımlanan araştırmaların, şekersiz yoğurdun nefes kokusunu giderdiği, diş taşı ve diş eti iltihaplarını doğal yollardan önlediğini ortaya koyduğunu ifade eden Durak şöyle devam etti:

"Araştırma kapsamında 6 hafta boyunca günde bir porsiyon yoğurt yiyenlerin yüzde 80'inde nefes kokusuna yol açan hidrojen sülfit düzeyinin düştüğü belirlenmiştir."

Yağ yakmaya yardımcı

ABD'de yapılan bir araştırmada da, düşük kalorili rejimlerine yoğurt seçeneğini ekleyen ve günde üç öğün yağsız yoğurt yiyen aşırı kiloluların, yoğurtsuz bir diyet programı uygulayanlara oranla yüzde 22 daha fazla kilo verdikleri ve yüzde 61 daha fazla yağ yaktıkları tespit edildi. Yoğurt yiyenlerin ayrıca, karın bölgelerinde yüzde 81 daha fazla yağ yaktıkları ortaya çıktı
Aktifhaber

08 Ocak 2010 16:32
Her Derde Deva Sebzeler
Kimi bol C vitamini içeriyor, kimi vücudu sıcak tutuyor. Kimi bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. İşte sebzeler ve faydaları...

Kimi bol C vitamini içeriyor, kimi vücudu sıcak tutuyor. Kimi mikropların hızla yayıldığı soğuk havalarda bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Beslenme ve diyet uzmanı Seyran Tombul'un yardımıyla sebzelerin faydalarını araştırdık. Önerilerimizi mutfağınızın duvarına asın ki, sağlığınızın önemi aklınızdan hiç çıkmasın!

Şu sıralar çarşı-pazarı, market raflarını çeşit çeşit kış sebzeleri süslüyor. Ispanak, pırasa, lahana, kuru fasulye, karnabahar, mercimek, patates, kereviz... Kış bu sebzeler olmadan geçmez. Doğudan batıya, güneyden kuzeye bütün bölgelerde kış gelince sofralarımızdan eksik etmediğimiz bu sebzelerin ayrı ayrı faydaları var. Kimi bol C vitamini içeriyor, kimi vücudu sıcak tutuyor. Kimi mikropların hızla yayıldığı soğuk havalarda bağışıklık sistemimizi güçlendiriyor. Beslenme ve diyet uzmanı Seyran Tombul'un yardımıyla sebzelerin faydalarını araştırdık. Önerilerimizi mutfağınızın duvarını asın ki, sağlığınızın önemi aklınızdan hiç çıkmasın!

Kabızlık pırasa ile bitiyor!

Pırasa, C, K ve B vitamini deposu. Ayrıca, potasyum, kalsiyum, silisyum, manganez, kükürt, bakır yönünden oldukça zengin. Zeytinyağlı yenildiği takdirde bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor. Kabızlık şikâyeti olanlar bolca tüketebilir. İyi kolesterolü (HDL) yükseltirken kötü kolesterolü (LDL) düşüren bir etkisi var. Kan basıncını sa düşürerek felç ve kalp krizi riskini azaltıyor. Haftada 2 kez tüketildiğinde vücudu kanser yapıcı toksinlere karşı koruyor. Pırasanın suyu ise öksürüğü kesiyor.

Pırasayı nasıl tüketebiliriz?

Pırasayı, rezene ile sote edip, kekik ve limon suyu sosuyla tüketebilirsiniz.

Salatalarınızın içine ince kıyılmış pırasa ilave edebilirsiniz. Çünkü pırasa çiğ olarak tüketildiğinde vitamini daha fazla oluyor.

Pırasanın suyunu türlü ve güveç gibi yemeklerin içine katıp ekstra lezzet almak için kullanabilirsiniz.

Kavrulmuş pırasayı rezene, hardal otu yaprakları ile tatlandırarak et, balık, tavuk yemeklerinizin yanına garnitür olarak hazırlayabilirsiniz.

Zayıflamak istiyorsanız lahana yiyin!

Lahana E, B ve C vitaminleri yönünden zengin bir sebze. Ayrıca diyet yapanlar için vazgeçilmez bir besin. Çünkü içinde bulunan B vitamininin iştah kesici özelliği var. Salatasını, turşusunu, dolmasını yapabileceğiniz lahana, çiğ tüketildiği takdirde aynı vitaminlerin vücuda girmesini sağlıyor. Kandaki şeker miktarını düşürüyor; vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlıyor. Sarılığa, safra kesesi hastalıklarına ve astıma karşı da faydalı olduğu biliniyor. Tiroit bezlerinin aktivitesini yavaşlattığı için sakinleştirici bir etkisi var. Lahananın özündeki selenyum ise cilde tazelik veriyor.

Lahanayı nasıl tüketebiliriz?

Birçok sebze ile birlikte kaynatıp çorbasını yapabilirsiniz.

Lahana turşusu kışın vazgeçilmezdir.

Yapraklarını ince ince doğrayıp kıymalı yemeğini yapabilirsiniz. Kapuska yani.

Uzun uzun doğrayıp ceviz ve yoğurtla karıştırırsanız yemeklerinizin yanına garnitür olur.

Karaciğerin dostu Kereviz!

Bir çoğumuz kerevizin faydalarını kokusunu yüzünden göz ardı ediyor; karaciğerin dostu olduğunu unutuyoruz. ama siz hoşunuza gitmeyen kokuyu bir kenara bırakın Kerevizin yararlarına bakın. Mesela kereviz, kan dolaşımı, sindirim sistemi, kah pıhtılaşması, hormon dolaşımı gibi reaksiyonların önüne geçen karaciğeri koruyor. Bu özelliğinden dolayı kerevizin yerini hiçbir sebze tutmaz. Ayrıca uzmanlar, siroza dönüşebilme riski olan Hepatit B ve C hastalarının kerevizi haftada en az bir kez tüketmeleri gerektiğini söylüyor.

Kerevizi nasıl tüketebiliriz?

Kerevizin kökünü, saplarını ve yapraklarını çorba ve salatalara katabilirsiniz.

Kök yapraklarından dolma yapabilirsiniz.

Kerevizi tavuk ile birlikte pişirebilirsiniz.

Haşlayıp küp küp doğradıktan sonra yeşillikler ile yemeklerin yanına servis edebilirsiniz.

Kuvvetli bir vücut için Ispanak

Demir yönünde oldukça zengin olan ıspanak bol kan yapıyor. İçerdiği A ve C vitaminleri sayesinde soğuk algınlığını önlüyor, dişlerin çürümesini engelliyor. Ispanağın suyu kalp kaslarını kuvvetlendiriyor. Çiğ olarak tüketildiğinde kışın vücudun lif ihtiyacını karşılıyor. İçindeki folik asit sayesinde Alzheimer olasılığını azaltıyor. Aynı zamanda kemik gelişimi için gerekli olan K vitamini yönünden de zengin. Bunların yanında sigaraya bağlı akciğer kanseri olasılığını düşürüyor.

Ispanağı nasıl tüketebiliriz?

Ispanağın vitaminlerinden en çok salatalara kattığınızda faydalanabilirsiniz.

Haşlanmış ıspanakları beşamel sosla fırında pişirebilirsiniz.

Çorbasını yapabilirsiniz.

Karnabahar yiyin, zihniniz rahatlasın

Vitamin ve mineral yönünden zengin olan karnabahar, zihinsel ve bedensel yorgunluk için birebir. Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlıyor, vücuttaki zararlı maddelerin atılmasını kolaylaştırıyor. Yapısında A, C, B1 ve B2 vitaminleri bulunduran karnabahar kolesterolü düşürüyor, kabızlığı gideriyor. Bol miktarda kalsiyum, potasyum, fosfor ve demir içeriyor. Romatizma ağrılarına iyi geliyor ve dalak şişkinliğini azaltıyor.

Karnabaharı nasıl tüketebiliriz?

Karnabaharı haşlayıp üzerine sarımsaklı yoğurt ve salçalı sos koyarak ara yemek şeklinde yiyebilirsiniz.

Kıymalı ve salçalı yemeğini yapabilirsiniz.

Hafif haşladığınız karnabaharları borcam tepsiye yerleştirip, beşamel sos ve kaşar ile fırında pişirebilirsiniz.

Patates: Patates, A'dan Z'ye herkesin en sevdiği sebzedir. Fakat sık ve yanlış tüketildiğinde zararlı olabiliyor. Fakat vitamin yönünden de oldukça zengin. İçinde kalsiyumdan demire bir çok mineral ve B1, B2, B6 gibi vitaminler var .Yapısındaki B vitamini bileşikleri sinir sistemini düzene sokuyor. Gün boyu güç gerektiren işlerde çalışanlara bol enerji veriyor. Ayrıca patates. hava kirliliği, radyasyon, sanayi ve tarım ilaçlarının kimyasal atıkların zarar verdiği hücreleri yeniliyor, içinde bulunan manganez sayesinde cildi güzelleştiriyor.

Baklagillerin şahı kuru fasulye

Kuru fasulye tam bir protein deposu. Vejetaryenlerin et vitaminini alabileceği bir lezzet. İçerdiği protein sayesinde kemiklerin güçlenmesini sağlıyor. Yalnız dikkatli pişirilmezse vitamin ve mineral değerlerinde ciddi kayıplar meydana gelebiliyor. Bu nedenle pişirmeden önce en az 8 saat suda bekletilmesi ve pişirirken de köpüğünün alınması lazım. Ayrıca gaz yapmaması için de suda bekletilmesinde fayda var.

Mercimek: Besin değeri en yüksek baklagillerden. Vücudu ve zihni rahatlatıyor. A, B1, B2, B3 gibi birçok vitaminin kaynağı. Protein ve karbonhidrat bakımından da zengin. Kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürüyor, kalp krizi geçirme riskini azaltıyor. Yüksek oranda lif içerdiği için şeker hastalarının tüketmesi gereken bir besin. İnsülün ve kan şekerini düşürüyor. İçindeki yüksek orandaki demir ve folik asit nedeniyle kansızlığı önlüyor. Potasyum değeri sayesinde de tansiyonu düşürüyor.
aktifhaber

15 Ocak 2010
Pırasanın Büyük Faydaları
Soğan kadar ünlü değil ama çok yararlı!
Soğanın kardeşidir pırasa. Onun kadar faydalıdır ama onun kadar ünlü değildir.

Doymuş yağ ve kolesterol acısından oldukça düşük değerlere sahiptir. Diyet lifleri yönünden de çok zengin bir sebzedir. Pırasa, aynı zamanda B6 vitamini, folik asit, demir, magnezyum. A. C ve K vitaminlerini de bol miktarda içeriyor. Araştırmalar, uzun süre kullanıldığında yüksek kolesterolü ve sekeri düşürebildiğini, kanserden korunmaya ela yardımcı olduğunu gösteriyor. Kış, pırasanın en sevdiği mevsim. Hazır mevsimdeyken bol bol tüketmenizi öneririz. Böreğini, kavurmasını yapabileceğiniz gibi, makarna soslarınızda da kullanabilirsiniz.

Besin tablosu
(1 adet pişmiş pırasa -yaklaşık 125 gram)
Enerji 38 kcal
Toplam karbonhidrat 9 gr. % 3
Diyet lifi 1 gr. % 5
Şeker 3 gr.
Protein 1 gr.
Vitaminler
A vitamini 1007 IU % 20
C vitamini 5.2 mg. % 9
E vitamini 0.6 mg. % 3
K vitamini 31.5 mcg. % 39
Niasin 0.2 mg. % 1
B6 vitamini 0.1 mg. % 1
Folik asit 29.8 mcg. % 7
Mineraller
Kalsiyum 37.2 mg. % 4
Demir 1.4 mg. % 8
Magnezyum 17.4 mg. % 4
Fosfor 21.1 mg. %2
Potasyum 108 mg. % 3
Manganez 0.3 mg. %15

* Satır sonlarındaki yüzdeler günlük ihtiyacın ne kadarını karşıladığını
aktifhaber

Etiketler: şifalı bitkiler, ilahi eczane, kanser, tıb, hastalık, ceviz, zeytin, kara üzüm, Yumurta A, D, E, B12 ve B6 vitamin Keçi sütü ve peyniri, genetiği ile oynanmamış soya fasulyesi, maydanoz, günde iki şişe maden suyu, kefir, tam tahıllı ürünler-yulaf, nar, vişne, kara üzüm gibi mor meyveler, soya ve buğday filizleri, balık, taze ceviz, organik yoğurt, zencefil-zerdeçal, limon, yeşil çay, su

Mucize meyve nar
28 Aralık 2010 Salı 13:11
Kış meyvesi narın, lezzetinin dışında birçok hastalığın düşmanı olduğunu biliyor muydunuz?

Prof. Dr. Erdem Yeşilada, narın bilinmeyen faydalarını anlattı.
* Kaynamış suda 10 dakika demlenen nar kabuğunun suyu ishale ve gargara şeklinde kullanıldığında boğaz ağrısına iyi gelir.

KOLESTEROLE DÜŞMAN

* Nar suyu kalp ve dolaşım sistemi üzerinde ciddi yarar sağlıyor. Nar suyunun yeşil çaydan daha etkili bir antioksidan olduğu ifade ediliyor.

* Nar suyu kötü huylu kolesterole de düşman.

* Yüksek tansiyon hastalarının 15 gün boyunca günde bir çay bardağı nar suyu içmesi enfarktüs riskini azaltıyor. haber10

Ceviz en sağlıklı kabuklu yemiş
28 MART 2011

Amerikalı bilim adamlarına göre, en sağlıklı kabuklu yemiş ceviz.
Pennsylvania'daki Scranton Üniversitesi'nden araştırmacılar, kabuklu yemişler arasında en çok antioksidanın cevizde bulunduğunu açıkladı.
İlgili Konular
Sağlık, Yaşam
Antioksidanların vücudu hastalıklara karşı korumada etkili olduğu biliniyor.
Diğer kabuklu yemişlerin de faydalı besin değerlerine sahip olduğunu söyleyen araştırmacılara göre, ceviz ise fıstık, badem ve şam fıstığından daha sağlıklı.
'Az, düzenli ve kavurmad
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Oca 20, 2010 9:51 pm    Mesaj konusu: Kalp krizinden korunmak için bunu yapın! Alıntıyla Cevap Gönder

16 OCAK 2010
Kalp krizinden korunmak için bunu yapın!
Kalp krizi riskini azaltıyor..
Selçuk Üniversitesi (SÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Türk, özellikle kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalmasının kalp krizine ve felce neden olabildiğini, bunun önüne geçilebilmesi için yatmadan önce birkaç bardak su içilmesinin yararlı olacağını söyledi.

SÜ Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türk, suyun doğru zamanlarda, doğru miktarlarda içildiğinde insan sağlığı için birçok yararı olduğunu hatırlattı.

İnsan vücudunun yüzde 60-70'inin sudan oluştuğunu, bu nedenle vücudun su dengesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Türk, “Bu sıvı dengesinin sağlanması ve metabolizma sonucu ortaya çıkan zehirlerin atılması için günde 1, 1.5 litre idrarın çıkarılması lazım. Bu 1 litre idrarın çıkması için de günde 2-2.5 litre su içilmesi gerekir” dedi.

YATMADAN ÖNCE İÇİLEN SU KALP KRİZİ RİSKİNİ AZALTIYOR
Prof. Dr. Türk, kanın yüzde 80'inin sudan oluştuğunu, bu suyun kanın akışkanlığını sağladığını vurgulayarak, şunları anlattı:
“Kanın akışkanlığının azalması, bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Özellikle kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalması, kalp krizi ve felce neden olabiliyor. Kan akışkanlığında kanın içindeki sıvı miktarının önemli etkisi var. Akşamları biraz fazla yemek yendiğinde kan içindeki yağ, kolesterol ve protein miktarı artarak akışkanlık azalır. Akşam yemeğinde ve yatmadan önce içilen birkaç bardak su kanın akışkanlığını artıracağı için kalp krizi riskini de azaltıyor. Bu nedenle sağlımız için gün içinde 2-2.5 litre, yatmadan önce de en az birkaç bardak su içmeliyiz.”

Yemeklerden en az yarım saat önce de bir bardak su içilmesi ile yiyeceklerin hazmedilmesinin kolaylaşacağını dile getiren Prof. Dr. Türk, aynı şekilde beden ısısının düzenlenmesinde de rolü olan suyun, idrar, ter, nefes ve gaita yolu ile vücuttaki atıkların atılmasında önemli etkisi olduğunu bildirdi.

Suyun, hücrelere gıda ve oksijen taşınmasını sağlama, yiyeceklerin vücutta enerjiye çevrilmesi gibi birçok konuda rolü olduğunu anlatan Türk, dengeli sıvı almanın önemli olduğunu belirtti.

SÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Türk, sıvı ihtiyacının da su, çay ve dengeli içeriği olan maden sularıyla giderilebileceğini sözlerine ekledi
Akşamgazetesi

22 Ocak 2010
O Bir Antibiyotik

Kış aylarında soğuk algınlığına yakalanmaktan o sizi korur.
Nar ekşisinin faydalarının saymakla bitmeyeceğini söyleyen Dr. Murat Buran, "Nar ekşisinin özellikle kış aylarında bol bol tüketilmesi gerekir. Adeta antibiyotik olan nar suyu, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudu pek çok hastalıktan koruyor. İçerdiği bazı maddelerle kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar ekşisi, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini engelliyor " diye konuştu
aktifhaber

13 Aralık 2009
Nar Her Derde Deva

Kış aylarının vazgeçilmez meyvelerinden nar, nelere iyi gelmiyor ki...

Özel Konya Farabi Hastanesi Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar, kış aylarının vazgeçilmez meyvelerinden olan narın, grip başta olmak üzere kolestrol, tansiyon, ishal gibi birçok hastalığa yakalanma riskini en aza indirdiğini bildirdi. Acar, yorgunluğu gideren narın kansere neden olan serbest radikallerle savaşan koruyucu bir etki gösterdiğini söyledi.

Narın eski dönemlerden beri pek çok hastalıkta bitkisel tedavi yöntemi olarak kullanıldığını belirten Farabi Hastanesi Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar, "Nar, C, B1 ve B2 vitaminleri ve potasyum bakımından çok zengindir. Ayrıca bağışıklı sistemini kuvvetlendirecek antosiyanlar ve flavonoitler içerir. 100 gram narın içersinde, 259 miligram potasyum, 63 kalori, 8 miligram C, binde 3 de B2 vitamini bulunuyor. 1 su bardağı nar suyu günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 25'ini karşılar. Gün içinde tüketilen bu meyve, yorgunluğumuzun giderilmesinde de büyük rol oynar." ifadesini kullandı.

GRİBE BİRE BİR
"Gribal enfeksiyonlar virüslerin neden olduğu hastalıklardır" diyen Hilal Acar, "Nar, içerdiği antioksidanlar sayesinde gribe neden olan virüsleri zararsız hale getirmeye yardımcı olmaktadır. Bakteri kaynaklı enfeksiyonlara karşıda koruyucu etkisi kanıtlanmıştır. Antioksidan etkisi yeşil çay, portakal gibi besinlerden üç kat daha fazladır. Gripten korunmak için tablet şeklinde vitamin almak yerine nar yiyerek daha fazla antioksidan madde ve C vitamini sağlamış oluruz. Bu şekilde kansere neden serbest radikallere karşı bizi koruyacak bir silah görevini de üstlenmektedir." şeklinde konuştu.

ZAHMETİNİ DEĞİL SAĞLIĞINIZI DÜŞÜNÜN
Narı yemesinin zahmetli olduğunu, ancak sağlığa olan faydaları düşünülerek tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Farabi Hastanesi Diyet ve Beslenme Uzmanı Hilal Acar, "Narı meyve olarak tüketebileceğimiz gibi suyunu sıkıp içmekte sağlık açısından oldukça faydalıdır. Suyunu sıkarken zar kısmındaki faydalı bileşiklerin de suyuna geçerek antioksidan etkisini artırmış oluruz. Narın tanelerini tatlılarda, kompostolarda kullanarak yiyeceklerimize lezzet katmış olduğumuz gibi, nar ekşisi olarak sos şeklinde salatalarda kullanırsak bağışıklık sistemimizi daha fazla kuvvetlendirmiş oluruz." dedi.
aktifhaber

Yaban Mersini

Genel Olarak

Ilıman ve tropik karakterli iklimlere adapte olmuş çalı formunda bir bitkidir. İngilizce blueberry (billbery) olarak bilinir. Bu bitki ülkemizdeki literatürde Yaban mersini olarak bilinir. Ancak yetiştiği farklı coğrafyalarda farklı adlarla da bilinmektedir. Örneğin; Rize’de Likapa, Trabzon’da Ligarba, Lifos veya Trabzon Üzümü, Rize Pazar ilçesinde Kaskanaka, Rize Ardeşen İlçesinde Çera (Çela), Artvin’de Morsivit veya Mahabak, Giresun’da Çalı Çileği, diğer bölgelerde ise Ayı Üzümü, Çay Üzümü veya Çoban Üzümü.

Yaban mersini; 30cm-1 metre arasında boyu olan ve genelde mayıs aylarında çiçek açan bir bitkidir. Güz aylarına doğru olgunlaşır olgunlaştığında meyveleri mavi renklidir. Meyvesinin dışında “yapısında bulunan maddelerden dolayı” puslu bir görüntü mevcuttur. Bu görüntü içeriğindeki yüksek tanenleşmeden dolayıdır.

Tarihi Olarak

Aslında yaban mersini yüz yıllardır bilinen bir meyvedir 1862 lere kadar uzanan bir literatür geçmişi vardır. Ancak yaban mersininin ünü, 2. dünya savaşı sırasında uçak pilotlarının görme yeteneklerini artırdığının anlaşılmasıyla yayılmıştır. Yaban mersini hakkında 1960 lardan sonra çeşitli laboratuar ve klinik deney araştırmaları yapılmıştır. Yaban mersini bütün bunların sonucunda günümüz modern tıbbının tedavi destekleyici meyveler literatüründe iyi bir yer edinmiştir. Yaban mersini hakkında Osmanlı döneminde de bazı kaynaklara rastlanmaktadır bu kaynaklarda yaban mersininin ticari bir bitki olduğundan bahsedilmektedir.

Etken Maddeleri Nelerdir?

Yaban mersininde diğer bütün şifalı bitkilerden daha fazla oranda anti oksidan madde vardır. Yalnızca bu özelliği dahi yaban mersinin önemli şifalı bitkiler kategorisine sokmaktadır. Genel olarak yaban mersininde;

Antosiyanidinler
Tanenler
Alkoloidler(myrtine, epimyrtine)
Fenolik asitler
Glikozitler

Hangi Rahatsızlıklara iyi gelmektedir

Yaban mersini Damarlar üzerinde oldukça etkilidir. Bu durumda yaban mersini, damarla ilgili olan

Varis
Basur(hemoroid)
Romatizmal ağrılar
Kan damarlarının tıkanması
Damar sertliği
Akciğer amfizemi
Zayıf kılcal damarların güçlendirilmesi.
Artrit(eklem iltihaplanması) rahatsızlıklarının tedavisin de yardımcı faktördür.

Diğer yandan yaban mersini gözde olumlu etkileri olan bir besindir. Bu durumda

Göz yorgunluğu,
Miyopluk,
Katarakt,
Karasu (Glokom: Göz tansiyonu),
Şeker hastalığından kaynaklanan görme bozuklukları (Diyabetik retinopati),
Gece körlüğü, gibi rahatsızlıklarda oldukça etkili bir meyvedir.
Tavuk karası (retinitis pigmentosa) hastalığının ilerlemesini yavaşlatıcı

Gözle ilgili olarak başkaca

Gece görüşünü artırıcı,
Göz kamaşmasını giderici,
Retinayı güçlendirici, olarak ta kullanılabilir.

Mide rahatsızlıklarıyla ilgili olarak yaban mersini

Bulantıyı baskılayıcı
Mide kramplarını önleyici ,
Ülser önleyici olarak kullanılır

Kullanım şekli

Likapa taze meyve olarak kullanılabildiği gibi kurutulmuş olarak ta kullanılabilir. Diğer yandan marmeladı da oldukça yaygın olarak tüketilmektedir. Aktarlardan elde edilen genelde kurutulmuş meyveler çay şeklinde demlenip içilebilmektedir. Ayrıca meyve sularına katılan bir kokteyl tamamlayıcı olarak kullanıldığı da sık karşılaşılan bir durumdur. Yaban mersini çayı, yaban mersini suyu, şurup veya kapsül şeklinde de kullanılabilir.

Yabanmersini bitki çayı yapılmak üzere kurutulabilir. Kaynar suyu yaban mersini üzerine döküp 5 dakikaya kadar süzülmesi beklenerek yapılır.
Eğer yabanmersini takviyesi almayı tercih ederseniz, farklı rahatsızlıkları tedavi için mevcut çeşitli ölçüler vardır. Katarakt ve diğer göz problemleri için 160mg standart ekstreden günde iki veya üç kere alınması önerilir. Varisli damarlar için 80 – 160mg standart ekstreden günde üç kez. Bu takviyeleri kullanabilmenizde zaman sınırlaması yoktur.
Yabanmersini bitkisinin kuru meyvelerinin kullanımının emniyetli olduğu varsayılır, fakat emniyetleri hakkında ileri çalışmalar yapılmadan yapraklarının kullanımından kaçınmak herhalde en iyisidir. Yaban mersini ekstresini yiyecek ile birlikte veya yiyeceksiz alabilirsiniz.

Yan Etkileri ve Tehlikeleri Nelerdir?
Yaban mersininin bilinen bir tehlikesi veya yabanmersini takviyelerinin alınmasının veya tedavi amacıyla uzun süreli kullanılsa bile yan etkisi yoktur. Aynı zamanda yaban mersini ekstresi almanın başka ilaçlarla veya vücut besinleri ile bilinen bir etkileşimi de yoktur.

Nasıl Temin Edilebilir?

Yaban mersini meyve olarak büyük marketlerde bulunabilir. Kuru olarak ise genellikle aktarlarda satılır. Öğütülmüş toz olarak yine aktarlarda satıldığı gibi. Tabletler şeklinde extratları da bulunmaktadır. Bu şekildeki ürünleri eczanelerden, aktarlardan veya internet üzerinden online satış mağazalarından alabilirsiniz.

http://www.sagliksifa.com/87-Yaban-mersini.html

09 Şubat 2010
Hafızayı Güçlendiren Besinler
Hafızanızı güçlendirecek, konsantrasyon ve odaklanmanızı arttıracak çok fazla gıda, takviye bitki var. İşte beyin gücünüzü artırmanın yolları...

Hafızanızı güçlendirecek, konsantrasyon ve odaklanmanızı arttıracak çok fazla gıda, takviye, bitki var. Bu beyin yiyeceklerini, düzenli egzersiz ve iyi bir gece uykusu ile birleştirirseniz, beyin gücünüzü güçlendirmiş olacaksınız. Ama aklınızda bulunsun bazı yiyecekler beyin için iyiyken, bazıları tam tersi etkiye sahiptir. İşlenmiş gıdalar karbonhidratta, şekerde, tuzda yüksek olan-örneğin kek, bazı ekmekler ve tahıllar beynin ihtiyacı olan bazı kimyasalları engelleyebilir.
Beyin gücünüzü arttırmak istiyorsanız, işte size bazı yiyecek ve takviyeler...
YUMARTA
Beynimizin katı kısmı yağdan oluştuğu için, ona iyi yağlar sağlamalıyız. Yağ asidi veya EFA- çünkü vücudumuz bu yağları üretemez. Beyindeki anıların yaratılması ve sürdürülmesine dahil olan sinapsın (kromozomların birleşmesi) oluşması için yağ gereklidir. Yumurta mükemmel bir EFA kaynağıdır.
YAĞLI BALIK
Eğer anneniz size balık yemenin sizi akıllı yapacağını söylediyse, doğru söylemiş. Yağlı balık çeşitleri örneğin som, sardalya,uskumru,ringa yüksek değerde omega -3 yağı olarak bilinen EFA’ya sahiptir. Bu yağ, beyin hücrelerimiz için çok önemlidir. Öğrenme gücünü ve hafızayı geliştirir. Sardalya da ilave bir fayda ise hafıza için gerekli olan beyin kimyasalı choline’e sahip olmasıdır.
SOYA
Burada bahsedilen bütün besinler proteinle paketlenme avantajına sahiptir. Bu da hafızaya bağlı sinir taşıyıcılarını tetikler. Soyada da böyledir. Soya proteini, soya fasulyelerinden alınan konsantre protein, büyük bir protein kaynağı olup takviye, sıvı veya toz halinde bulunur. Doğal haliyle bulunan soyada (soya sütü) gibi sözlü ve sözsüz hafızayı geliştirir.
OTLAR
Gingko biloba, Doğu kültüründe binlerce yıldır kullanılan, en çok bilinen hafıza otudur. Kan damarlarını genişleterek ve arz edilen oksijeni arttırarak , beyine giden kan akışını arttırır. Ama sonuçlarını görmeye başlamanız birkaç hafta alabilir. Aynı zamanda beyin hücrelerine zarar verecek radikallerden de kurtulur.
YEŞİL ADA ÇAYI
Son çalışmalarda yeşil ve siyah çayın Alzheimer hastalarında, akıl fonksiyonlarının ve hafızanın yok olduğu bir hastalıkla mücadele etme ilacı olduğu anlaşıldı. İki çeşit çayda hastalıkla birçok yönden mücadele ediyor. Ama en önemlisi acetylcholine’nin (Alzheimer hastalarında tükenmek üzere olan ,hafıza için ana kimyasallardan biri) yok olmasını engelliyorlar. Yeşil çay bu konuda bir adım önde, etkisi 1 hafta sürüyor, aynı bitkiden gelen siyah çayın etkisi ise bir gün sürüyor.
ADAÇAYI
Kelime hatırlama testinde, adaçayı alanlar almayanlardan daha başarılıydı. Bu mekanizma tam olarak belli olmasa da, uzmanlar adaçayının beyne mesaj gönderen kimyasalları arttırdığına inanıyor. Bu Alzheimer'li hastalarında problemi olduğu için, adaçayı bu hastalığın tedavisinde kullanılabilir.
BİBERİYE
Adaçayı gibi , biberiye de hafızayı güçlendirir, akıl berraklığını sağlar ve beyin yorgunluğunu azaltır. Çalışmalar, biberiyenin uzun dönemli hafızayı %15 geliştirdiğini göstermiştir.
B VİTAMİNİ
Sağlıklı ve dengeli beslenme size tüm gerekli vitaminleri sağlasa da, vitamin B hafızanız için gerekli olabilir. Özellikle stresli zamanlarda. Fiziksel veya mantıksal olarak stres altında olduğunuzda, vücudunuzdaki b vitamini azalır. B vitamini eksikliği, acetylcholine’in (hafıza için gerekli kimyasal) beyindeki fonksiyonlarını yerine getirmesini engeller. B vitamini aynı zamanda beyne oksijen taşır ve radikalleri yok eder. Bu da hafızayı veya duyuları güçlendirir.Ya vitamin alırsınız yada b vitamini açısından yüksek besinler(karaciğer, yumurta, soya fasulyesi,yeşil fasulye) tüketirsiniz.
DEMİR
Demir eksikliği- Amerika’da en yaygın olan besin eksikliği-birçok yan etkisi de vardır., konsantrasyon zorluğu, beyinde küçülme, dikkatin azalması Demir oksijenin beyne gitmesine yardımcı olur. Demir eksikliği yüzünden oluşacak oksijen eksikliği beyin hücrelerinin çalışmalarını yavaşlatacaktır.
Basit bir kan testi eksikliğiniz olup olmadığını gösterecektir. Eğer varsa, demir takviyesi alabilir veya demir içeriği yüksek yiyecekleri tüketebilirsiniz. Örn: yağsız et, fasulye. Vitamin C vücudunuzun demiri emmesini sağlar, bu 2 vitamini ya takviyelerden yada yiyeceklerden alın.
SU
Beynin %70 suyla kaplı olduğunu için, bu sıvı hafıza için gereklidir. Aslında subeyin fonksiyonlarının bir bütün olarak hızlandırır. Su olmadığı zaman daha yavaş çalışır. Bu durum hafıza içinde geçerlidir. Susuz beyin,bilgi bulundurma ve hafızayı oluşturmada beynin kapasitesini etkileyen hormon cortisolü salıverir. Cortisol, beynin daha basit ve içgüdüsel hareket etmesini sağlayan adrenalini serbest bırakır.Bu da beyin fonsiyonlarını ve hafızayı etkiler.
BEYİN GIDASI
Hafızanızı ve konsantrasyonunuzu güçlendirecek bazı gıdaları veya takviyeleri diyetinize eklemek çok basittir. Sabah bir yumurta, öğle yemeğinden sonra bir bardak yeşil çay, akşam yemeğinde adaçayı soslu spagetti ve gün boyunca çok fazla su. Kendinizi bir dahi gibi hissedeceksiniz.
aktifhaber

12 Şubat 2010
Ateşi Düşüren Besinler
21'inci yüzyılın salgın hastalığı olduğu belirtilen 'ateş'ten korunmanın doğal yolu...

Dr. Alan C. Logan, ‘ateş’in 21’inci yüzyılın salgın hastalığı olduğunu söylüyor. Kronik ateşin, hücreleri etkileyerek beyin sağlığını tehdit ettiğini belirten Logan, ‘Beyin Diyeti’ kitabında şöyle diyor: “Ateş, sadece 10 yıl öncesine kadar mafsal iltihabı ya da benzer hastalıklarla birlikte anılırdı. Bu yargı kesinlikle değişti. Bugünün bilim dünyasında ateş, kalp hastalığı, diyabet, obezite ve evet, nöropsikiyatrik rahatsızlıklarla bile dahil olmak üzere birçok rahatsızlıkla ilişkilendiriliyor. 23 Şubat 2004 tarihli Time dergisinin kapağında konu edilen ateş, böylelikle tarihte kendine ‘Gizli Katil’ ismiyle yer buldu. Gerçekten de kronik ateş, tüm vücutta ve özellikle beyinde hasara yol açıyor. Dönüştürülmüş ve doymuş yağlara ek olarak hareketsiz koşullarıyla Batı beslenme tarzı, ateş salgının en büyük destekçisi. Gıdasal antioksidanların eksikliği, donmuş yağ ve gıdasal şekerin aşırı tüketimi, kronik ateşi ilerletiyor. Buna karşılık kronik ateş, değerli antioksidanları tüketiyor. Omega 6 yağ asitlerini (mısır, soya fasulyesi, aspur ve ayçiçeği yağı) fazla tüketmenin de ateşe yol açtığı birçok araştırmada kanıtlandı.

Kronik ateş uzun vadede hassas beyin hücrelerinin direncini kırar ve sinir hücrelerinde meydana gelen esas yapısal hasarın sorumlusudur. Kronik ateş, Alzheimer hastalığında görülen, bunamaya sebep olan plakaların ve nörofibril düğümlerinin üretimini arttırır. Öte yandan birçok meyve, sebze ve yemeklerde kullanılan otların, güçlü ateş düşürücü özellikleri vardır. Antioksidanların insanlarda ateş belirtilerini azalttığı kanıtlandı. Unutmayın, balık, özellikle de yağlı deniz balığı (somon, sardalye, uskumru, ançuez) vücudunuza girebilecek en güçlü ateş düşürücü gıdadır.”

Doğanın antidoksidan deposu
KURUYEMİŞLER
Kuruyemişlerdeki tek ve çok bağlı doymamış yağlar, E vitamini ve kalp dostu sterol, ateş düşürücü bileşimler barındırır. Ayrıca güçlü bir antioksidan etkisine sahiptir. Haftada en az iki kez kuruyemiş yemenin koroner kalp hastalıklarından ölüm riskini önemli ölçüde azalttığı düşünülüyor. Illionis Üniversitesi nörobilimcileri, kuruyemişlerin kalp sağlığına ek olarak, özellikle de bademin yaşa bağlı zihinsel performans düşüşünü önlediğini gösterdi.

YEŞİL ÇAY
Yeşil çaydaki ‘keteçin’ adı verilen madde, önemli bir ateş düşürücüdür. Journal of Immunology, 2004’te yeşil çayın ateş düşürücü ve beyin hücrelerini koruyucu özelliğinin, Multipl Skleroz (MS) hastalığının önlenmesi ve tedavisi açısından umut verici olduğunu yazdı. Yeşil çaydaki kafein ve amino asitler, duygular ve zihinsel odaklanma üzerinde ani ve olumlu bir etki yaratıyor.

MOR/KOYU KIRMIZI GIDALAR
Yaban mersini, vişne, nar, mor tatlı patates, mor karnabahar, siyah üzüm ve pancarı örnek verebiliriz. Mor pigmentler ciddi ölçüde antioksidan koruması sağlar, sinir hücreleri arasında iletişimi güçlendirir, beyin duvarını korur, beyne kan taşıyan damarları güçlendirir. Ağrıyı dindirecek kadar önemli ölçüde ateş düşürücüdür.

YEŞİL GIDALAR
Bir fast-food restoran zincirinin çirkin bir afişini görmek beni hayrete düşürmüştü: Bir çöreğin üzerinde yakın plan çekilmiş dev bir burger fotoğrafında ‘Yeşillik golf içindir’ yazıyordu. Buna hiç katılmıyorum. Her türden koyu yeşil sebzede ateşi düşürebilen değerli bir mineral bulunur. Kıssadan hisse: Kalbiniz ve beyniniz için yeşilliklerinizi yiyin.

ZENCEFİL
Zerdeçal gibi ateş düşürücü ve beyin hücrelerini koruyucu özellikler taşır. Hindistan ve Çin’de, baş ağrıları, mide ve bağırsak şikayetleri için kullanıldığı 2 bin 500 yıllık bir geçmişi var. Zencefil, özellikle sinir duvarlarındaki yağ bileşimlerini serbest radikal saldırılarına karşı korur. Sinir hücrelerini koruyucusu olduğu ve ateşi düşürdüğü için bolca tüketilmelidir.

ZERDEÇAL
Araştırmalar, zerdeçalın beyin hücrelerini korumak ve duygu durumunu olumlu etkilemek gibi önemli özelliklerini ortaya çıkardı. Bu kök bitkisinin içindeki aktif ‘curcumin’ maddesi son derece güçlü bir antioksidan ve ateş düşürücü özelliğe sahip. Bilim, zerdeçalın davranışlar üzerindeki etkisinin antidepresan ilaçlarla benzer olduğunu ortaya koydu. Zerdeçal, özellikle duygu durumunu düzenleyen serotonin ve dopamin gibi önemli nörotransmiterlerde arızayı önlüyor.

KAHVE
Makul miktarda kafein alımının beyin üzerinde faydaları var. Araştırmalar, kahvenin özellikle hücrelerdeki yağ bileşimlerini oksitlenme stresine karşı korumakta etkili olduğunu ortaya koydu. Günde 1-2 fincan kahve, enerji, zindelik, özgüven, sosyal girişkenlik, iş motivasyonu ve dayanıklılığı artırır. Günlük antioksiden ihtiyacını karşılamanın en keyifli yolu. Japon kız tıp öğrencileri arasında yapılan araştırma, düzenli kahve içenlerde depresyon görülme riskinin daha az olduğunu ortaya koydu.

Beyin dostu temel gıdalar:
Açai meyvesi
Yeşil çay
Brokoli
Kabayonca
Brüksel lahanası
Kalitede zeytinyağı
Elma sirkesi
Kiraz
Karalahana
Elma püresi
Acı biber tozu
Ceviz
Enginar
Kişniş
Fındık
Asparagus
Tarçın
Yulaf ve tam tahıllar
Avakado
Karanfil
Kahvaltılık tahıllar
Fesleğen
Kakao
Portakal
Fasulye çeşitleri
Kızılcık
Kekik
Pancar
Üzüm
Maydanoz
Dolmalık biber
Patlıcan
Şeftali
Börülce
Mürver
Armut
Karabiber
İncir
Erik
Böğürtlen
Fuji elma
Erik kurusu
Yaban mersini
Zencefil
Nar
Karnabahar
Tatlı patates
Kuru üzüm
Ahududu
Karalahana
Siyah üzüm
Kırmızı yapraklı marul
Kırmızı patates
Ispanak
Çilek
Mandalina
Zerdeçal

aktifhaber

Düzenli aktivite yapan kalp hastası olmuyor
Prof. Dr. Necat Yılmaz, düzenli fiziksel aktivitenin kan dolaşımını iyileştirip iyi kolesterolü artırarak kalp hastalığı riskini azalttığını bildirdi. Prof. Dr. Yılmaz, zeytin yağı ve nar gibi besinlerde diğer birçok yararlarının yanı sıra kandaki paroksonaz enzimini artırdığını aksine sigara ve iyonize radyasyonun bu enzimin aktivitesini azalttığını sözlerine ekledi. 17.03.2010 GAZİANTEP netgazete

ZERDEÇAL KARACİĞERE FAYDALI

24 Mart 2010
PARİS - ın, karaciğeri korumaya ve sirozu önlemeye yardımcı olabileceği belirtildi
Avusturyalı ve Amerikalı bilim adamları, karaciğer hastalığına yakalanmaları için farelerin genlerini değiştirdi. Bir grup fareye 4-8 hafta süreyle zerdeçal verilirken, diğer grup normal beslenmesine devam etti.

Zerdeçal yiyen farelerin karaciğerindeki hasar ve safra kanalı tıkanmasının önemli oranda azaldığı görüldü. Bilim adamları, bu sonuçların yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde faydalı olabileceğini belirtti.

Zencefilgillerden sarı çiçekli, büyük yapraklı, otsu bir bitki olan zerdeçal, Hint safranı olarak da biliniyor. Zerdeçalın ana vatanı Güney Asya.
haber10

12 Nisan 2010
Zayıflatan Bitkiler
Diyet yaparken kilo vermenize yardımcı olabilecek, yemeklerinizin içine ekleyebileceğiniz bitkiler...

İşte diyet yaparken kilo vermenize yardımcı olabilecek, yemeklerinizin içine ekleyebileceğiniz ya da demleyerek içebileceğiniz bitkiler...

Arnavut biberi

Dolaşım ve sindirim sistemini düzenler. Yağ yakıcı özelliği vardır.

Tarçın

Yağ yakmaya yardımcı ve enerji veren bitkidir.

Yeşil çay

Diyet listelerinin vazgeçilmez içeceği yeşil çay, yağ yakma hızını artırır. Zindelik verir.

Guar Sakızı

Açlık hissini bastıran bu bitki ile daha az ama daha sık yemek yiyebilirsiniz.

Rezene

Demlenerek içilen rezene çayı kandaki çay oranı düzenler, sakinleştirici etkisi vardır.

Karahindiba

kökü Vücudu toksinlerden arındıran ve yağ yakmayı sağlayan karaciğerin sağlıklı çalışmasına yardımcı olur.

Keten tohumu

Dolaşım ve sindirim sistemini güçlendiren keten tohumu aynı zamanda tokluk hissi de verir. Yoğurt ve ya salataların üzerine dökerek tüketebilirsiniz.

Maydanoz

İdrar yollarının sağlıklı çalışması için faydalıdır. Mideyi ferahlatır ve kilo vermenize yardımcı olur. Taze ya da demleyerek içebilirsiniz.

Sinameki

Dolaşım ve boşaltım sistemini tamamen doğal destekleyen bitkidir.
aktifhaber

SİYAH ÇAY KALP DOSTU ÇIKTI

15 Nisan 2010
Ülkemizde oldukça fazla tüketilen siyah çay, faydaları ve zararları ile yine gündemde...
Son araştırmalara göre, günde iki bardak çay tüketmek, kalp krizi ile ölüm riskini oldukça azaltıyor. Araştırmacılar, bu şaşırtıcı sonuç karşısında çayın daha iyi incelenmesi gerektiğini söyleyerek siyah ve yeşil çayda kalbi koruma özelliğine sahip maddeler bulunabileceğini tahmin ettiklerini vurguluyorlar. Dr. Kenneth Mukamal, sonuçların beklediğinden çok daha şaşırtıcı olduğunu ve çay bitkisinin kalp sağlığı üzerindeki gerçek etkisinin, araştırma sonucundan daha az olması durumunda bile, kalp krizinden kurtulmak için hatırı sayılır bir fayda oluşturabileceğini savunuyor.

KRİZDEN KORUYOR

Çalışmada çay içenler ile çay içmeyenler arasında, kalp krizi sonrası ölüm oranları da araştırıldı. Araştırma sonuçlarına göre, çay tüketimi fazla olanlarda (Günde 2 veya daha fazla bardak), çay tüketmeyenlere oranla yüzde 44 daha az kalp krizi nedenli ölüm görülüyor. Bir haftada 14 bardaktan daha az çay tüketenler ise, hiç tüketmeyenlere oranla yüzde 28 daha az kalp krizi sonucunda ölümle karşılaşıyorlar. Bu geniş kapsamlı araştırmada, araştırmacılar kalp krizinden sonra hayatta kalan bin 900 kişinin, kalp rahatsızlıklarından önceki çay tüketimlerini not alıp bu kişileri 4 yıl boyunca izlemeye devam edecekler. Araştırmaya katılmış olan doktorlar; denek olarak alınan kişilerin yeni bir kalp krizine ya da kalp rahatsızlıklarına daha yatkın olan, yüksek risk grubundaki insanlardan seçildiğini belirtiyorlar. ‘Flavonoidler’in (Bitkilerden elde edilen, besinlerde doğal olarak bulunan antidoksidanlar) kan damarlarını genişleterek kanın vücuttaki dolaşımını daha kolay sağladığını ve böylece kalbi doğal yoldan korumanın mümkün olabildiğini söylüyor Dr. Mukamal. Ayrıca ‘Flavonoidler’in, LDL kolesterolünün daha kötü bir kolesterol haline dönüşmesini önleyebileceğine dair kanıtlar da bulduklarını belirtiyorlar.
haber10

Deli baldan zehirlenen, yoğurt yesin

06 Ağustos 2010 Ünlü sanatçı Murat Başaran'ın Deli Bal'ı yiyerek komaya girmesinin ardından dikkatler bal satıcılarına çevrildi. Bal satıcıları Deli Bal'ın doktor tavsiyesi ile yenilmesi uyarısında bulundu.
Kastamonu'nun Bozkurt ilçesinde verdiği konserin ardından İstanbul'a dönen sanatçı Murat Başaran, yol üzerinde rastladığı bir köylüden Deli Bal satın aldı. İstanbul'daki evinde menajeri ile birlikte kahvaltı yapan Başaran, en fazla bir kaşık tüketmesi gereken baldan üç kaşık yiyince rahatsızlandı. Bir süre sonra bayılarak yere düşen Başaran, yanında bulunan menajeri tarafından Şişli Avrupa Florence Nightingale Hastanesi'ne kaldırıldı. Burada yoğun bakıma alınan sanatçının bir süre tedavi altında tutulacağı öğrenildi.
Ünlü sanatçının Deli Bal nedeniyle komaya girmesi sonucu dikkatler bal satıcılarına çevrildi. 25 yıllık bal satıcılığı yapan Mehmet Özkan, Deli Bal'ın fazla tüketilmemesini ve doktor tavsiyesinden sonra alınması gerektiğini ifade etti. Mehmet Özkan, iki türlü bal olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Biri Kestane Balı diğeri Deli Bal'dır. Kestane Balı kestane ağacında oluşan çiçekten elde edilen kaşık kaşık yenilebilen bal. Deli Bal ise avu çiçeği dediğimiz orman güllerini arılar tarafından değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkan bal çeşididir. Orman güllerinden alınan bal daha sert olur. Fazla yenilmemesi gerekiyor. Doktor tavsiyesi üzerine yenilmesi gerekir. Genellikle Karadeniz Bölgesi Deli Balı satmaktadır. Deli Balın fazla yenilmediği zaman bir zararı yok. Faydasına gelince bütün insan organizmasına oldukça yararlıdır. İç organlarda, insan bünyesinde yüksek kalori sağlar. Yeteri miktarda besin olduğu için son derece kaliteli ve faydalıdır."
Kozmik Bilim Uzmanı Ahmet Maranki, Deli Bal'dan bir kaşıktan fazla yenmesi halinde tansiyonu sıfıra düşürdüğünü kaydederek şimdiye kadar arı balından kimsenin ölmediğini söyledi. Baldan zehirlenenlere yoğurt yemelerini tavsiye eden Maranki, sözlerine şöyle devam etti: "Dağ, zakkum çiçeği diye adlandırılan bir diğer adı avu çiçeği dediğimiz bir bitkiden aldığı üründür. Ağırlığı olan bu bitkiden deli bal elde edilir. Bugün aslında Anzer Balı'ndan olsun Van ve Siirt bölgesindeki birçok baldan bahsedilmekte. Bu gün yapılan tahlillerde besin değeri itibariyle bizim deli balımız Anzer Balı'ndan kesinlikle özellik itibariyle bazı değerlerinde düşüklük olmasına rağmen istenilen amino asit noktasında Türkiye'deki birçok baldan daha kıymetlidir. Ancak bölgemizde mevsimin kurak geçmesi sebebiyle kestane çiçekleri açtığı zaman yağmur yağıp arının kestaneden bal alması engellendiği için ağırlığı deli baldan alıyor. Avu çiçeği bir maki bitkisidir. Kurak bir yerde yetiştirilen dayanıklı bir tür. Bundan dolayı bölgemizde avu çiçeğinden alınan polenler ağırlıklı olduğundan o çiçeğin de besin değeri çok yüksek olduğundan fazla yenildiği zaman zararlı olduğu, bazılarının bundan olumsuz etkilendiği hatta zehirlenmeler olduğu söylenebilir. Onun için bu balın mutlaka belli bir miktarda günde sabah akşam bir tatlı kaşığını geçmeyecek şekilde tüketilmesini öneriyoruz."
Deli balın bir ilaç hükmünde olduğunu anlatan Maranki, şunları söyledi: "İnebolu'nun bu özel ve son derece yararlı olan ürününü herkese tavsiye ederim. Balın enerji yoğunluğundan tansiyonu sıfır derecesine kadar düşürebiliyor, onun için bedenin tam direncinin dengesizliğinden kaynaklandığı için rahatsızlık ortaya çıkıyor. Eğer baldan zehirlendiyseniz üzerine mutlaka yoğurt yiyin. Bu balın direncini biraz olsun kırar. Bal bedende direk kana karıştığından direk tansiyonu etkiliyor. Mutlaka bildiğiniz bal alın, bilmediğiniz baldan mümkün olduğu kadar kaçının."
netgazete

Tavuk eti kadınlarda kalp krizi riskini azaltıyor
ABD'de yapılan bir araştırma, tavuk eti tüketiminin kalp krizi riskini önemli derecede azalttığını bir kez daha kanıtladı. Boston'daki Harvard Halk Sağlığı Fakültesinden bir grup bilim adamı, 26 yıl süren araştırmalarının sonunda, tavuk eti tüketiminin kadınlarda kalp krizi riskini yüzde 19 oranında düşürdüğünü ortaya koydu. 27.08.2010 ANKARA netgazete

Kalp İçin İnanılmaz Buluş

By-pass ameliyatı olan hastaların kalbini akrebin iğnesindeki zehir koruyacak. Zehir sayesinde ameliyatların başarısızlığı sıfıra iniyor.

26.10.2010

Kalbinizi akrep iyileştirecek. By-pass ameliyatının en büyük yardımcısının ürktüğümüz hayvanların başında gelen bir akrebin iğnesi olacağı kimin aklına gelirdi.
Amerika’da yaşayan bir akrep türünden alınan magratoksin denilen zehir by-pass ameliyatlarında ortaya çıkabilecek komplikasyonları önlediği ortaya çıktı.

By-pass ameliyatı geçiren kalp damarları yeni tabiatına alışırken, yeni kan hücreleri ürüyor ve kan akışını etkileyerek ameliyatın başarısız olmasına yol açıyor.

Amerika’da yaşayan zehiri ölümcül değil ancak acı verici olan bir akrep türü bilim insanlarının imdadına yetişti.

Akrebin zehri potasyum iyon kanalını bloke ediyor ve hücre zarında bir delikten elektrik sinyallerine yanıt veriyor. Böylece hücreler arasında mesaj akışını sağlayan kalsiyum iyonun dağıtımına yardımcı oluyor.

Kronik iltihap nedeniyle zarar görmüş damarı iyileştiren bu zehir inanılmaz derecede de güçlü. İngiltere kalp vakfı tarafından gerçekleştirilen buluşun ardından şimdi bu zehrin hap ya da enjeksiyon şeklinde hazırlanması planlanıyor. TRT

Yaşlanmayı Geciktiriyor

Dünyada sadece 245 bin ton üretilebilen yaban mersini, birçok hastalıktaki olumlu etkisinin yanında yaşlanmayı geciktiriyor...
02.01.2011

Kalp, ağız sağlığı ve damar tıkanıklıklarına karşı ciddi yararlar sağladığı bilinen yaban mersininin görme bozuklukları, kan şekeri, kolesterol ve idrar yolu enfeksiyonu gibi birçok hastalığın Tedavisinde de olumlu etkileri olduğu bildirildi.
Artvin Çoruh Üniversitesi (AÇÜ) Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zafer Ölmez, halk arasında mavi yemiş, ligarba, ayı üzümü, morsivit, çalı çileği ve Trabzon çayı gibi isimlerle anılan yaban mersininin, ılıman iklim kuşağında yetişen bir bitki türü olduğunu, botanik olarak meyvesinin gerçek üzümler grubunda yer aldığını söyledi.

Türkiye’de Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun’un yüksek kesimlerinde doğal olarak yetişen türlerinin bulunduğunu belirten Ölmez, ’’Yurt dışında blueberry olarak tanınan yaban mersininin meyveleri, Avrupa ve Amerika’da reçel, marmelat, pasta, pekmez, meyve suyu, meyveli yoğurt, dondurma, meyveli çörek, şarap gibi pek çok gıda malzemesi yapımında kullanılmaktadır. Yapraklarından çay yapılırken, kökleri, meyveleri, çiçekleri ve yine yaprakları ilaç sanayinde değerlendirilebilmektedir’’ dedi.

Yaşlanmayı Geciktiriyor
02.01.2011

Kalp, ağız sağlığı ve damar tıkanıklıklarına karşı ciddi yararlar sağladığı bilinen yaban mersininin görme bozuklukları, kan şekeri, kolesterol ve idrar yolu enfeksiyonu gibi birçok hastalığın Tedavisinde de olumlu etkileri olduğu bildirildi.
Artvin Çoruh Üniversitesi (AÇÜ) Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zafer Ölmez, halk arasında mavi yemiş, ligarba, ayı üzümü, morsivit, çalı çileği ve Trabzon çayı gibi isimlerle anılan yaban mersininin, ılıman iklim kuşağında yetişen bir bitki türü olduğunu, botanik olarak meyvesinin gerçek üzümler grubunda yer aldığını söyledi.

Türkiye’de Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun’un yüksek kesimlerinde doğal olarak yetişen türlerinin bulunduğunu belirten Ölmez, ’’Yurt dışında blueberry olarak tanınan yaban mersininin meyveleri, Avrupa ve Amerika’da reçel, marmelat, pasta, pekmez, meyve suyu, meyveli yoğurt, dondurma, meyveli çörek, şarap gibi pek çok gıda malzemesi yapımında kullanılmaktadır. Yapraklarından çay yapılırken, kökleri, meyveleri, çiçekleri ve yine yaprakları ilaç sanayinde değerlendirilebilmektedir’’ dedi.
Doç. Dr. Ölmez, yaban mersininin görme bozuklukları, kan şekeri, kolesterol, idrar yolu enfeksiyonları, mide ve bağırsak metabolizması üzerine olumlu etkileri bulunduğunu ifade etti.

Yaban mersini ayrıca, ağız, kalp sağlığı ve damar tıkanıklığına karşı ciddi yararlar sağlıyor. Kalori miktarı az olan yaban mersininin diyetlerde kullanılabilen meyveleri sodyum içermiyor. A, C vitamini, potasyum, kalsiyum ve fosfor bakımından da zengin olan yaban mersini yaşlanmayı geciktiriyor, hafıza kayıplarını önlemede etkin role sahip.

Tatlılarda da kullanılan yaban mersini meyveleri şoklanarak veya konserve yapılarak depolanabiliyor. Kan şekerinin düşürücü etkisi olan yaban mersini, kurutularak toz haline getirildiğinde, şeker hastaları için tatlandırıcı olarak kullanılabiliyor. TRT

Zerdeçal, felç hastalarına umut oldu
10 ŞUBAT 2011
[img]http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2011/02/10/110210113612_turmeric_304x171_b_nocredit.jpg [/img]
Zerdeçaldan elde edilen bir ilacın, felçten hemen sonra oluşan hasarın bir bölümünü ortadan kaldırabileceği açıklandı.
ABD'de Los Angeles Cedars-Sinai Tıp Merkezi'ndeki araştırmacılar, tavşanlarda alınan olumlu sonuçlardan sonra ilacı insanlarda denemeye hazırlanıyor.
İlgili Konular
Sağlık
Beyin hücrelerine ulaşan ilaç, kas ve hareket sorunlarını azaltıyor.
Zerdeçal, Hint Ayurveda tıbbında yüzlerce yıldır kullanılıyor. Laboratuvar çalışmaları zerdeçalın içindeki kurkumin maddesinin birçok faydası olabileceğine işaret ediyor.
Bununla birlikte, kurkimin, beyni potansiyel zehirli moleküllere karşı koruyan kan beyin duvarını aşamıyor.
Çalışmalarının sonuçlarını bir felç konferansında açıklayan Amerikalı bilimadamları, yapısını biraz değiştirerek geliştirdikleri CNB-001 adlı yeni kurkumin türünün bu duvarı aşabildiğini söyledi.
Tavşanlar üzerindeki çalışmalar, CNB-001'in insanlarda felçten üç saat sonraya kadar etkili olabileceğini gösteriyor.
Araştırmaya öncülük eden Dr. Paul Lapchak, geliştikleri ilacın "bazı kritik mekanizmaları" etkileyerek felçten sonra beyin hücrelerini canlı tutabileceğini söyledi.
Felç sırasında oksijensiz kandan mahrum kalan beyin hücreleri ölürken, bunun başlattığı zincirleme rekasiyon hasar gören bölgenin büyüklüğünü artırabiliyor. Buna bağlı olarak da hastadaki fonksiyon bozukluklarının seviyesi artıyor.
Dr. Lapchak, CNB-001'in beyin hücrelerinin tahribatını hızlandıran dört sinyal yolunu tamir ettiğini belirtti. BBC

Zayıflatan Muhteşem Madde Bulundu mu?

Acı biberin içinde bulunan bir maddenin pastaya, çikolataya konulduğunda bile kilo aldırmadığı, tam tersine kalori yaktırdığı iddia edildi.
07.03.2011

Bir üretici firma, zayıflatan "muhteşem bitki özünü" bulduğunu öne sürüyor.
Sağlık çevreleri ise, şimdilik bu keşfe temkinli görünüyor.

İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, gerçek olamayacak kadar kulağa harika gelen mucizenin adı dihydrocapsiate (DHC).

"Mucize bitki özü" metabolizmayı hızlandırararak kilo yaktığı için çikolata içinde bile yediğinizde, değil kilo almak, aksine veriyorsunuz.

Acı biberin içinde keşfedilen maddenin herhangi bir tadı yok. Bu yüzden ister pudinge atın, ister çikolataya ya da enfes bir pastaya, tadında hiçbir değişiklik yapmıyor.

Bir Japon firması bu maddenin yer aldığı tatlıları üretmek için harekete geçti bile.

İngiltere Gıda Standartları Ajansı (FSA), DHC’nin sağlığa zarar vermediğini onayladı. Avrupa Komisyonu’nun da "mucize bitki özünün" satışına kısa süre içinde izin vereceği belirtiliyor.

Ancak, "zayıflatan muhteşem öz bulundu" demek için, çok erken gibi görünüyor. TRT

Karaturpu öksürük ilacı olarak kullanıyorlar
13 Mart 2011
Yazdır Kış aylarında insanların, özellikle çocukların şikâyetçi olduğu öksürüğün tedavisi için alternatif tıp yöntemleri tercih ediliyor.

Karaturpun içine bal konularak elde edilen karışım, Türkiye'nin dört bir yanında öksürük şurubu olarak kullanılıyor.

Ankara’nın Beypazarı ilçesinde çiftçilik yapan İlyas Eken, karaturp yetiştirip Türkiye’nin dört bir tarafına sevk ediyor. İlyas Eken, karaturpun kış sebzesi olduğunu ve dondurucu günlerde oldukça fazla talep gördüğünü ifade ediyor. Eken “Yaklaşık 20 senedir çiftçilik ile uğraşıyorum. Havuç, marul, ıspanak turp gibi sebzeler üretiyorum.

Ürettiğim sebzeleri Türkiye’nin dört bir tarafına gönderiyorum. Kış aylarının bu soğuk günlerinde karaturp çok talep ediliyor. Çocukken hastalanıp öksürmeğe başladığımızda annem karaturpu kesip içine bal koyar içirirdi. Yapılan bu ilacı içtiğimizde öksürüğümüz hemen kesilirdi. İnsanlar karaturpun bu özelliğini bildiği için hastalanmaya müsait olunan bu günlerde fazlasıyla talep ediyor.” dedi.

Çocukları ile torunlarının öksürüğünü karaturp ile tedavi eden İkbal Karabektaş ise “Çocuklarımız hastalandığında karaturpun içine bal koyup oluşan suyu içiriyoruz. Karaturp üstünü kesip bir kaşık bal koyuyoruz. Belirli bir zaman sonra konulan bal, turpu eriterek sıvı haline getiriyor. Bu sıvı öksürüğe çok iyi gelir. Biz çocuklarımızı bu şekilde tedavi ettik. İlaç hiç kullanmadık. Şimdi de torunlarımızı aynı şekilde tedavi ediyoruz.” diye konuştu. haber7

Bunları Tüket Kanserden Korun!

Antioksidan açısından zengin sebze ve meyveler kansere karşı koruyor. En önemli antioksidan kaynakları şöyle sıralanıyor:
17.04.2011

Araştırmalar 170 adet kanser türünün 132′sinde antioksidan açısından zengin sebze ve meyve tüketerek beslenmenin kansere karşı koruyucu etkisinin olduğu gösteriyor.

En önemli antioksidan kaynakları şöyle sıralanıyor:

1-Kuşburnu
2-Kivi
3-Kırmızı ve Yeşil Biber
4-Domates
5-Havuç
6-Kayısı
7-Tüm sarı ve turuncu meyve ve sebzeler
8-Fındık
9-Ceviz
10-Baklagiller
11-Kara Üzüm
12-Kiraz
13-Semizotu ve koyu yeşil yapraklı sebzeler
14-Ahududu
15-Böğürtlen
16-Erik
17-Çilek
18-Üzüm
19-Elma
20-Şeftali
21-Bezelye
22-Soğan
23-Patates
24-Soya Fasulyesi
25-Kakao
26-Yeşil Çay
27-Sarımsak
28-Pırasa
29-Turp
30-Fesleğen
31-Nane
32-Dereotu
33-Rezene
34-Zeytinyağı
TRT

Su İçmek İçin 46 Sebep

Metabolizmanın mükemmel işleyebilmesinin yanında sağlıklı ve güzel bir hayat sürmenin temel koşulu bol bol su içmekten geçiyor.

25.04.2011

İşte su içmek için 46 neden:

1- Hiç bir şey su olmadan yaşayamaz.

2- Göreceli su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.

3- Su temel enerji kaynağıdır.

4- Su vücudun her hücresinde eletriksel ve manyetik enerji üretir, bize yaşam gücü verir.

5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.

6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen Anormal DNA sayısı azalır.

7- Bağışıklık sisteminin merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.

8- Bütün besinlerin, vitaminlerin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metabolik aşamalarında görev yapar.

9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.

10-Su, besinlerdeki gerekli öğelerin emilimini artırır.

11-Bütün öğelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.

12-Akciğerlerde Oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.

13-Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.

14-Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.

15-Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.

16-Omurgadaki diskleri "şok emici su yastıkları"na dönüştürür.

17-Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.

18-Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.

19-Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.

20-Vücudun soğutma ve ısıtma sistemleri için vazgeçilmezdir.

21-Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve eletriksel enerji verir.

22-Serotonin ve diğer noransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.

23-Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.

24-Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.

25-Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.

26-Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.

27-Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.

28-Uykuyu düzenler.

29-Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur .

30-Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.

31-Gözlere canlılık ve parlaklık verir.

32-Glokomdan korunmamıza yardım eder.

33-Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.

34-Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.

35-Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.

36-kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş basmasını hafifletir.

37-Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.

38-İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.

39-Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.

40-Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.

41-Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.

42-Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.

43-Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.

44-Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.

45-Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur. Alzheimer, Multipl Skleroz, Parkinson ve Lou Gehring hastalıklarının riskini azaltır.

46-Kafein, Alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.
TRT

Taze sıkılmış meyve suyu, kalbe iyi
4 MAYIS 2011
[img]http://wscdn.bbc.co.uk/worldservice/assets/images/2011/05/04/110504175431_juice304.jpg [/img]
Üzüm, kızılcık ve frenküzümü gibi meyvelerin karışımından oluşan taze sıkılmış meyve suyu kalbe iyi geliyor.

Fransız uzmanlar, domuzlarda kalp damarlarında yaptıkları deneyler sonucu, bu şekilde hazırlanmış meyve sularının, damar duvarlarını rahatlattığını belirledi.
Bilim adamları, damar sağlığını iyileştirip iyileştirmediği konusunda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini söylüyor.
Araştırma sonuçları, İngiliz Kalp Vakfı'nın sebze ve meyve tüketiminin kalp hastalıkları riskini azalttığı yolundaki bulgularını da güçlendiriyor.
Araştırma kapsamında uzmanlar, polifenol adı verilen ve özellikle dutsu meyvelerde bulunan bir kimyasal maddeyi inceledi.
Sonucunda bu maddenin en aktif olduğu meyvelerin frenk üzümü, yaban mersini, kekremiş (kırmızı yaban mersini), aronya(avcı üzümü), kızılcık ve üzüm olduğu anlaşıldı.
İngiliz Kalp Vakfı'ndan diyetisyen Tracy Parker, yine de neden kimi meyve ve sebzelerin kalbe daha iyi geldiğini hala anlayamadıklarını belirtiyor.
Ancak meyve suyunda daha az lif ve daha fazla şeker bulunduğundan uzmanlar, meyveleri yiyerek tüketmenin daha yararlı olduğunun altını çiziyor. BBC

Kanser Tedavisinin Sırrı Bu Kurbağada

16 Haziran 2011
Araştırmacılar kanser, şeker hastalığı ve felç dahil olmak üzere 70 kadar hastalık için potansiyel bir tedavi yönteminin kapısını araladı.
Belfast Queens Üniversitesi araştırmacıları kanser, şeker hastalığı ve felç dahil olmak üzere 70 kadar hastalık için potansiyel bir tedavi yönteminin kapısını araladı.

Bir kurbağanın derisinden salgılanan proteinin bu hastalıklarda olumlu tedavi yöntemlerine ışık tutabileceği bilgisi verildi. "Waxy Monkey Leaf Frog (Phyllomedusa sauvagii)" türü kurbağanın derisindeki bu proteinin kan damarlarının büyümesini düzenlediği, dengede tuttuğu bu böylece cilt kanserinin de engellenebileceği bildirildi.

Araştırma direktörü Prof. Chris Shaw, amaçlarının insanlığın acılarının dindirmek olduğunu söyleyerek şunları kaydetti: "Doğanın iyileştirici özelliği vardır. Bu araştırmada da kanseri tedavi etmenin yolunu aradık. Elimizden gelen her şeyi yapacağız. Kanseri doğal yollardan tedavi edebileceğiz. Kansere karşı angiogenesis engelleyicileri üstündeki deneyler farklı stratejiler içeriyor.

Bu araştırmada da kurbağadan salgılanan protein kan damarlarının büyümesini önlüyor. Böylece kanser tümörlerinin oluşması engelleniyor. Kanser tümörlerinin büyük bir kısmı oksijen ve besin kaynağı için kan damarlarına ihtiyaç duyar ve kan damarları büyüdüğünde tümörler de büyür. Kurbağadan alınan proteinle kan damarlarının büyümesini durdurulabilir. Bu proteinler, aslında ve tümörlerin yayılmasını sınırlamak ve sonunda kanser hücrelerini yok edebilir.

Prof. Chris Shaw ve araştırmacı ekibi, bu araştırmayla Londra'da Tıpta Yenilik Ödülü'nü almaya hak kazandı.

btmagazin.net

Zeytinyağı'nın bir faydası daha ortaya çıktı

Fransa’da yapılan bir araştırma, günlük diyetlerinde zeytinyağı kullanımına öncelik veren 65 yaş üzerindeki kişilerde felç riskinin yüzde 41 azaldığını ortaya çıkardı.
Fransa'da Bordeaux Üniversitesi tarafından yapılan araştırma kapsamında, Bordeux, Dijon ve Montepellier kentlerinde 65 yaş üstü 7 bin 625 kişi beş yıl boyunca gıda rejimleri açısından takip edildi. Yemek ve salatalarda daha çok zeytinyağı kullanmayı tercih eden kişilerin, hiç kullanmayanlara göre felç geçirme riskinin çok daha az olduğu gözlemlendi.

Bu süre içinde çoğu sızma zeytinyağı kullanan deneklerden sadece 148’inde inme görüldü. Araştırmayı yürüten Dr. Cecilia Saimeri, 65 yaş üzeri hastalarda felç riskinin arttığına dikkat çekerek, zeytinyağının hastalığı önlemede, en ucuz ve kolay bir yöntem olabileceğini ifade etti.

TANSİYONA DA YARARLI

“Neurology” adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarını değerlendiren İngiltere Felç Derneği sözcüsü Charline Ahmed, zeytinyağının yüksek kolesterol, yüksek tansiyon ve kalp hastalığının önlenmesindeki faydalarının bilindiğini, ancak felci önlemede de aynı şekilde etkili olduğunu görmenin umut verici olduğunu söyledi.

Habertürk

Çay ve Kahve Mucizesi
14.07.2011
Çay ve kahve tiryakilerinin, çok güçlü bir bakteri olan MRSA'yı taşıma olasılıklarının daha az olduğu bildirildi.

ABD’de 5 bin 500’den fazla kişi üzerinde yapılan bir araştırma, düzenli olarak sıcak çay ve kahve içenlerin burun deliklerinde, içmeyenlere oranla MRSA bakterisinin bulunma olasılığının yaklaşık yüzde 50 oranında daha az olduğunu gösterdi.

South Carolina Üniversitesi’nden Eric Matheson, "sıcak çay ve kahvenin, anti-mikrobik özelliklere sahip olduğunun gözlendiğini" kaydetti.

Araştırmaya katılanların yüzde 1.4’ünün burun deliklerinde söz konusu bakteriyi taşıdıkları, düzenli olarak kahve ve çay içenlerin ise içmeyenlere oranla MRSA taşıyıcısı olma ihtimallerinin neredeyse yüzde 50 oranında azaldığı belirtildi.

Stafilo-kok mikrobunun, metisilin antibiyotiğine dirençli, çok güçlü bir türü olan MRSA, penisiline karşı da direnç gösterdiğinden tedavisinin zor olduğu biliniyor.

Uzun Ömürlü İkaryalılar
Yunan kalp doktorlarının yaptığı araştırma da 90 yaş ve üzerindekilerin Avrupa geneline göre 10 kat fazla olduğu Yunanistan’ın İkarya adasında uzun ömrün sırrının şekerleme yapmaya, balık, zeytinyağlı besinler, sebze ve kahve tüketmeye bağlı olabileceğini gösterdi.

Araştırmaya imza atan bilimadamlarından Christina Krisohu, Avrupa’da halkın yüzde 0,1’inin, İkarya’da ise, 2009 rakamlarına göre, halkın yüzde 1,1’inin 90 yaşın üzerinde olduğunu belirtti.

Yüksek tansiyon, kolesterol ve şeker hastalığının daha geç ortaya çıktığı adada, sakinlerin beslenme alışkanlıklarını ve yaşam tarzlarını inceleyen bilimadamları, İkaryalıların hergün şekerleme yaptıklarını ve zeytinyağlı besinler, sebze, balık ve Yunan kahvesi tükettiklerini gördü.

Bu kişilerin uzun ömür sırrının kalıtsal olabileceğini de gözardı etmeyen bilimadamları, 90 yaşın üzerindekilerin ebeveynlerinin de uzun yaşamış olduğunu vurguladı.

Bilimadamları ayrıca, adadaki havanın açık ve yumuşak olması sayesinde bu kişilerde depresyona çok az rastlandığını belirledi. TRT

Limonun Bilinmeyen Faydaları
19.06.2011

Yemeklerimizden eksik etmediğimiz salatalarda, zeytinyağlılarda hatta kimi zaman tatlılarda kullandığımız limonun faydalarını biliyor musunuz? Günlük beslenme programımızda sürekli kullandığımız limon, birçok sağlık problemine karşı bizleri koruyor.

Antioksidan: C vitamini içeriği yüksek olan limonun en önemli özelliği antioksidan etki göstermesidir. Gün içerisinde yaşadığımız stres, sigara, yanlış pişirme teknikleri ile hazırlanmış yemekleri tüketmek, vücuttaki serbest radikal seviyesinin yükselmesine neden oluyor. Antioksidan özellikli C vitamini kaynağı olan limon, bu seviyenin yükselmesini engelleyen ve vücuttan serbest radikalleri uzaklaştıran başlıca besinlerden biridir.

Kanser: Antioksidan özellikli besinler kansere karşı koruyucu etki gösteriyor. Son 30 yılda yapılan birçok çalışma ve araştırma limonun başta; kolon, prostat, göğüs, akciğer ve pankreas kanseri olmak üzere 12 kanser türüne karşı koruyucu etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca limon tümör gelişimini engelleyen başlıca besinlerden biridir.

Yüksek Tansiyon ve Enfeksiyona Karşı Limon: Yüksek tansiyon sıkıntısı olan kişiler limon tüketmeye özen göstermelidir. Limonun diğer bir özelliği ise anti-mikrobiyal özelliği olması ve enfeksiyonlara karşı koruyucu olmasıdır.

Limon Kabuğu da Limonun Kendisi Kadar Yararlı

Limon kabuğunun en önemli özelliği cildinize iyi gelmesidir. Cilt kanseri riskini azaltmak için limon kabuğunun günlük beslenme programında bulunması önemlidir. Aynı zamanda karaciğer, kalp ve safra kesesi için en sağlıklı besinlerden biridir. Özellikle stresli bir yaşamı olan, alkol veya sigara kullanan bireylerin çaylarının ve yemeklerinin içerisine limon kabuğu eklemesi gereklidir.

Serkan Tutar
Diyetisyen ve NLP Uzmanı
Hürriyet

Neden hurma yemeliyiz?
06 Austos 2011
Bilimsel çalışmalar hurmanın kalp hastalıkları ve kanserden korunmada çok önemli bir rolü olduğunu ortaya koymuş durumda... Rasulullah (sav) 'Oruçlu hurma ile iftar etsin. Çünkü hurma bereketlidir...' buyurmuştur.

Neşe Kutlutaş'ın haberi

Hurmanın yağ, karbonhidrat ve proteini bünyesinde taşıyan tek meyve olması hasebiyle iftar ve sahurda beslenme açısından oldukça yardımcı.

Karaciğer rahatsızlığında İhtiva ettiği demir sebebiyle kansızlığa karşı yardımcı bir ilaç özelliği taşıyan hurma aynı zamanda B1 ve B2 vitaminlerini taşıdığından karaciğeri de güçlendirir.

Lekelerle savaşta hurma Zengin muhteviyatıyla cildi besleyen hurma, düzenli yenildiğinde güneş lekelerini ve hatta hamilelik boyunca ortaya çıkan cilt lekelerini de temizler.

İftarda neden hurma yemeliyiz?

İftardan hemen sonra meydana gelen hâlsizliğin çaresi de hurmada var. Çünkü hurma düşen kan şekerini hızla yükseltir ve böylece hâlsizliğin önüne geçer. Bunun için iftarınızı hurma ile açmanın çok faydalı olduğunu unutmayın. Hurmanın düşen kan şekerini yükseltmesi ihtiva ettiği şekerden kaynaklansa da, şekerli bir gıda olarak şişmanlatmayan bir özelliğe de sahiptir hurma.

Kalsiyum ve fosfor bol miktarda bulunduğundan kemik hastalıklarına karşı da koruyucu özellik taşımaktadır.

İhtiva ettiği antioksidanlar sayesinde bedeninizdeki yaşlılık belirtilerini azaltırken aynı zamanda stres ve çok çalışma neticesi oluşan yorgunluktan da kurtulmanızı sağlar. Hemoroit hastaları ve ishal olanlar için de hurma bulunmaz bir nimettir. İshal durumunda bünyenin kaybettiği birçok vitamin ve minerali taşıdığı için hastalık esnasında beslenmenin bir parçası olmalıdır.

Hurma hemoroiti olanlarda hastalığın artmasını engellerken, aynı zamanda düzenli yenildiğinde hemoroit olmayı da önler.

"Oruçlu hurma ile iftar etsin, çünkü..."

Kadim kaynaklardaki hurma bahsinde, hurma günlük beslenmenin bir parçası hâline getirildiğinde gece körlüğü ve bazı göz hastalıklarını engelleyeceği bilgisi de yer almaktadır.

Yapılan bilimsel çalışmalarda hurmanın mide duvarında koruyucu bir tabaka oluşturduğu ortaya çıktığından ülser hastalarının hem daha sağlıklı olmalarını hem de daha kolay oruç tutmalarını sağlar.

Hurma ihtiva ettiği beta-karoten ile hafıza kaybına karşı oldukça güçlü bir koruyucudur. Konsantrasyonda zorlanan öğrenciler ve yoğun zihinsel faaliyet içinde çalışanlara tam da bu yüzden düzenli olarak hurma yemeleri tavsiye edilir.

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), "Müminin sahurunun hurma ile olması, ne güzeldir" ve "Oruçlu hurma ile iftar etsin. Çünkü hurma bereketlidir... Hurmanın bereketli olması, şöyledir ki, onun ağacında (nahle) topluluk ve adalet vardır. İnsanın yaradılışı da böyledir. Çünkü bu ağaç, Âdem aleyhisselâmdan artan çamurdan yaratılmıştır. Nahlenin meyvesi yenince insanın parçası, dokusu olur. Onda bulunan her şey insana da geçer." buyurmuşlardır.

Zaman

Binbir derde deva
16 Ağustos 2011

Iğdır Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Bayram Yurt, yaptığı bilimsel araştırmalarda kayısının hem karaciğer koruyucu hem de antioksidan özelliğinin ortaya çıktığını belirtti.

Türkiye'nin en önemli kayısı üreticisi şehirlerinden biri olan Iğdır'da kayısının insan sağlığı üzerindeki etkileri alanında bir çalışma yürüttüklerini belirten Yurt, bu kapsamda kayısının karaciğer koruyucu ve antioksidan özelliklerinin belirlenmesi amacıyla deney hayvanları üzerinde araştırma yaptıklarını ve deneyler sonucunda kayısı ve çekirdeğinin karaciğer koruyucu ve yaşlanmayı geciktirici antioksidan rolü olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

Beslenmeyle hastalıklar arasında doğrudan ilişki olduğunu söyleyen Yurt, “Günümüzde sentetik gıda katkı maddelerinin yerine doğal antioksidanları kullanma çabaları arttı. Kayısı da insan sağlığı bakımından önemli bir yere sahip. İçerdiği karetenoitler ve fenolik bileşiklerden dolayı antioksidan etki gösteriyor. Yaptığımız deneyler sonucunda kayısı ve çekirdeğinin karaciğer koruyucu ve yaşlanmayı geciktirici antioksidan rolü olduğu ortaya çıktı” dedi.

Araştırmasının uluslararası bilimsel bir dergi olan Food and Chemical Toxicology'de yayınlandığını ve TUBİTAK tarafından Yayın Teşvik Ödülü'ne layık görüldüğünü anlatan Yurt, kayısının insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini incelemeye devam edeceklerini bildirdi.

Yurt, Milli Eğitim Bakanlığınca okul kantinlerinde cips ve kola satışının yasaklanmasının gündemde olduğunu ifade ederek, “Bu güzel gelişmeyi, okul kantinlerinde besleyici değeri yüksek ve antioksidan etki gösteren kuru kayısı gibi ürünlerle taçlandırmamız gerekiyor. Bu hem çocuklarımızın sağlığı hem de ülke ekonomisi için son derece önemli” diye konuştu.
hürriyet

Kişniş Dirençli Bakterileri Öldürebiliyor
05 Eylül 2011
Kişniş yağının bakterinin zararını yok ettiğini, böylece hücrenin nefes almasını engellediğini ve sonuçta bakterinin öldüğünü belirtti.



Kişnişin, antibiyotiklere dirençli bakterileri dahi öldürebildiği tespit edildi.
Sonuçları Journal of Medical Microbiology'de yayımlanan araştırmaya göre,
kişniş yağı, dirençli bakterilere karşı etkili oluyor.
Portekiz'deki Beira Interior üniversitesi bilim adamları, Fernanda
Domingues başkanlığında yaptıkları araştırmada, kişniş yağının, aralarında
escherichia coli ve metisiline dirençli stafilokok aureus bakterisinin (MRSA) de
bulunduğu 12 bakteri türü üzerindeki etkisini inceledi.
Bilim adamları, kişniş yağının hangi miktarının bakterileri durdurduğunu
veya öldürdüğünü ve yağın bakterinin hangi mekanizmasını etkilediğini
araştırdı.
Tüm türlerde en fazla yüzde 1,6 oranında yağ içeren çözeltinin
bakterileri durdurduğu, on türde ise ölümcül olduğu görüldü.
Domingues, kişniş yağının bakterinin zarını yok ettiğini, böylece
hücrenin nefes almasını engellediğini ve sonuçta bakterinin öldüğünü belirtti.
TRT


Zahter bitkisinden yara örtüsü üretildi

12 Eylül 2011 Pazartesi 21:00



HATAY -AA- Vücuttaki yaralar üzerindeki iyileştirici özelliği kullanılarak, yara örtüsü üretildi.
Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) ile Romanya Ulusal Deri ve Tekstil Araştırma Geliştirme Enstitüsü tarafından yürütülen ortak çalışmayla, vücutta oluşan yara ve yanıklara karşı zahter bitkisinden, bazı maddelerin birleşimiyle yeni nesil bir yara örtücü biyomalzeme elde edildiği bildirildi.

MKÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Alpaslan Kaya, yaptığı açıklamada, bölgede yoğun olarak bulunan ve antioksidan özelliğe sahip zahteri kullanarak “Cilt Enfeksiyonlarına Karşı Uçucu Yağ ve Seolit ile Desteklenmiş Kollajen Biometaryallerin Elde Edilmesi Projesi”ni hazırladıklarını söyledi.

Romanya ile iş birliği içerisinde hazırladıkları projenin TÜBİTAK tarafından da onaylandığını ifade eden Kaya, proje kapsamında zahterin de yer aldığı karışımla yara örtüsü ürününü geliştirdiklerini kaydetti.

Geliştirilen yara örtücü biyomalzemeyle cilt üzerinde oluşan yara ve yanıkların enfeksiyon kapmadan daha kısa sürede iyileşmesine imkan sağladığını vurgulayan Kaya, şöyle devam etti:

“Proje kapsamında, Hatay'da genellikle dağlarda bulunan ve toplanması zahmetli olan ve kekiğe benzerliğiyle bilenen zahterin öncelikle yağını elde ettik. Zahteri tercih etme nedenimiz içindeki uçucu yağın fazlalığı, antioksidan, antibakteriyal, antiviral ve analjezik etkiye sahip olması. Bu yağla büyükbaş hayvanların derisinin derma tabakasından elde edilen proteini ve zeoliti de ekleyerek laboratuvar ortamında birleştirip yeni nesil bir yara örtücü biyomalzeme geliştirdik. Romanya'da laboratuvar ortamında elde edilen yara örtüsü adını verdiğimiz ürünün, yanıktan, yatak yarası ile şeker hastalığına bağlı yaralara kadar birçok rahatsızlığın tedavisinde etkili olduğunu gözlemledik. Yara örtücü malzemenin dünya çapında büyük bir problem olan, açık yaralarda kolayca çoğalarak enfeksiyonlara yol açan ve her geçen gün bağışıklık kazanmış staphylococcus aureus ve pseudomonas aeruginosa bakterilerine karşı son derece etkili olduğunu tespit ettik.”

Genellikle yara örtücü malzemelerin üretiminde hayvan derisinin derma tabakasından elde edilen kollajenin Romanya Ulusal Deri ve Tekstil Enstitüsü Kollajen Bölümü tarafından yapıldığını ve 119 farklı hastalığın tedavisinde kullanılan ilaç patentine sahip olduğuna dikkati çeken Kaya, “Kollajen genelde yara örtücü malzemelerinin yapımında kullanılıyor. Ancak tek başına yara üzerinde etkili olamıyor. Geliştirdiğimiz ve üzerinde çalıştığımız zahter bitkisinin karışımıyla enfeksiyonlara karşı iyileştirici özelliği de katarak tedavide etkili oluyor” diye konuştu.

ZAHTER BİTKİSİ HATAY'DAN TEMİN EDİLECEK
Kaya, sentetik yollarla elde edilen ve birçok yan etkiye sahip antibiyotikler yerine bitkilerden elde edilen uçucu yağların kullanılması yönteminin gün geçtikçe arttığını vurguladı.

Yara örtücü malzemenin seri üretimine geçilmesi durumunda uçucu yağ ham maddesinin temininin Hatay florasında doğal olarak bulunan bitkilerden elde edileceğini anlatan Kaya, bunun da bölge insanı için yeni gelir kapısı olacağının altını çizdi.

Elde edilen yara örtücü malzemenin patentinin alınması için yıl sonunda başvuru yapacaklarını, bu konuda MKÜ Rektörü Prof. Dr. Hüsnü Salih Güder ve bölümdeki meslektaşlarından büyük destek gördüğünü ifade eden Kaya, “Patent almamız halinde bundan MKÜ, Hatay, ve ülkemiz ekonomik anlamda yararlanacak ve bölgemizdeki uçucu yağ elde edilen zahter bitkisi değerlendirilecek” diye konuştu.
netgazete


Bitkisel ilaçla, kopan parmağı yeniden çıktı

16 Eylül 2011 Adıyaman'da şeker hastalığı nedeniyle üç parmağı kesilme riski olan şahıs, kullandığı bitkisel ilaçlarla hem kopan bir parmağının yerine yenisinin çıktığını hem de diğer iki parmağının kesilmekten kurtulduğunu iddia etti.
Şeker hastası olan Adıyamanlı Abdurrahman Yalçın, ayak parmaklarının bitkisel ilaçlar sayesinde kurtulduğunu öne sürdü. Abdurrahman Yalçın, "Şeker hastalığına bağlı olarak ayak parmağım kopma aşamasına geldi. Adıyaman'daki doktorlar beni Gaziantep'e sevk etti. Burada doktorlar baktılar ve ameliyatla küçük parmağın alınacağını ve yanındaki iki parmağın da kesilme ihtimalinin olduğunu söylediler. Bana bir hafta sonraya ameliyat tarihi verdiler. Ben randevu aldıktan sonra eve geldim ve televizyon izlerken
bitkisel ilaçların reklamını gördüm. Önceleri bu ilaçların fayda sağladığına inanmıyordum. Firmayı aradım ve bana bir ilaç tavsiye ettiler. İlacı sipariş ettim ve kullanmaya başladım. Bir hafta içersinde parmağımda iyileşmeler olduğunu hissettim. Siyahlaşan ve tamamen vasfını yitiren parmağımın kendiliğinden düşmesinden sonra yerine yeni parmak çıkmaya başladı. Yeni parmakta tırnak yok. Diğer iki parmağım kesilmekten kurtuldu. Doktorlar benim gibi olan hastalara bu bitkisel ilaçları tavsiye etsin. Çünkü bir çok insan doktorların ameliyatı neticesinde parmaklarını, ayaklarını, kollarını kaybedebiliyor" dedi.
Yaşadıklarını bir arkadaşıma söylediğini kaydeden Yalçın, "Onun da beyin damarlarında tıkanıklık vardı. O da benim anlattıklarımın ardından firmayı arayarak ilaç siparişi verdi. Onun da şuan rahatsızlığının hafiflediğini biliyorum" diye konuştu.
netgazete

Şeker hastalarının yarasına şifa sinekle geliyor
Amerika'da araştırma yürüten bir grup tıp uzmanı, diyabet hastalarındaki tedavisi zor yaraların sinek larvalarının desteğiyle daha hızlı iyileştirilebileceğini ispatladı. Diyabetlilerde görülen yaralar, geleneksel tedavide enfekte ya da ölü dokuların tamamen çıkarılması (debridman) yöntemiyle iyileştiriliyor ancak yaraların iyileşmesi sürecinde sıkıntılara yol açabiliyor. 26.09.2011 ANKARA netgazete

NAR
25 Kasım 2011



Birçok hastalığın tedavisinde kullanılan narın, ya


En son Ekim tarafından Pzr Mar 03, 2013 10:43 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2354
Konum: Avustralya

MesajTarih: Sal Şub 21, 2012 5:15 pm    Mesaj konusu: Üzüm Çekirdeğinin Kemoterapi'ye Faydası... Alıntıyla Cevap Gönder

MS Hastası Eşini Keçi Sütüyle Tedavi Etti
19 Mayıs 2012



Bursa'da bir adam, MS hastası olan eşini keçi sütüyle tedavi etti.

Bursa’da bir müteahhit, eşinin hastalığına keçi sütünün iyi gelmesi üzerine işini bırakıp besiciliğe başladı.
Her gün taze keçi sütü içen multpl skleroz hastası kadın, tıbbın çaresiz kaldığı hastalıktan kurtuldu.
Yapı dekorasyon üzerine taşeron firma olarak çalışan müteahhit Zafer Demir (46), 5 sene evvel eşinin MS hastası olduğunun ortaya çıkması üzerine çaresiz kaldı. Hastalığa keçi sütünün iyi geldiğini öğrenen Demir, 2009 yılında firmasını kapatarak, doğduğu yer olan Keles’e geldi.
Çocuklarının okul kaydını da Keles’e naklettiren Demir, 7 adet keçi, 40 koyun, 2 inek alıp besiciliğe başladı. Demir, keçilerden sağdığı taze sütü hiç vakit geçirmeden hemen eşi Halime Demir’e (42) çiğ olarak içirdi. Halime Demir'in keçi sütü sayesinde hızla iyileştiği öğrenildi.
Multipl skleroz (MS) hastalığı beyin ve omuriliğin bir hastalığı olup, beynin görme, konuşma , yürüme gibi fonksiyonları üzerindeki kontrol kabiliyetini bozuyor . Tıbben hastalığın tedavisi mümkün değil. 2007 yılının Mart ayında görme kaybı sebebiyle eşini hastaneye götürdüğünü söyleyen Zafer Demir, "Hastahanede gerekli tahliller yapıldıktan sonra MS teşhisi kondu. Doktorlar, 'Bu hastalığın tedavisi yok, ancak atak önleyici iğne kullanabilirsin. Bu ise İsrail’de üretiliyor ve 3 aylık maliyeti 7 bin lira civarında. SGK bunu karşılıyor' dedi.
Psikolojik tedavi ile birlikte bu iğneyi kullandık. Bir taraftan da tanıdıklarımıza bu hastalık ile ilgili tedavi yöntemlerini sorduk. Herkes farklı şeyler söyledi. Çoğunu yaptık, fakat bir netice alamadık" dedi.
Amerika’da yaşayan bir akrabalarının Keles’e senelik izin için geldiğini anlatan Demir, "Bu akrabama eşimin durumunu anlattım. Onlar Amerika’da keçi çiftlikleri olduğunu ve keçilerden sağılan sütlerin reçeteyle satıldığını söylediler. Anne sütüne en yakın sütün keçi sütü olduğunu ve çaresiz denecek birçok hastalığa iyi geldiğini öğrenince günlerce düşünerek, hayatımı değiştirecek kararı aldım. Keles’e gelerek keçi beslemeye başladım" diye konuştu.
2010 yılında kullanmaya başladıkları ilaçları kesen Halime Demir, keçi sütünün çok iyi geldiğini, daha önce sık sık geçirdiği nöbetlerin artık hiç görülmediğini söyledi. Keçi sütünün birçok çaresiz hastalığa iyi geleceğini belirten Zafer Demir ise, “Sağdığım sütü aç karnına hemen içiriyorum. Kendim de içiyorum. Tedavisi olmaz denilen MS hastalığına ben bu yolla çare buldum. Hayatımız değişti. Fakat mutluyum, karım, çocuklarım da çok mutlu. Bunu maddi hiçbir şey sağlayamazdı” dedi.
Keçi Sütünün Faydaları Çok Fazla
Laktoz oranı yüksek olan keçi sütündeki yağ asitlerinin bazı rahatsızlıklara iyi geldiğini söyleyen uzmanlar, bu sütün organizmada iltihaplanmayı önlediği gibi diş ve kemik gelişimi için de iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu bildirdi.
Doğal homojenize olan sütün, vitamin A, fosfor, magnezyum ve selenyum miktarı açısından anne sütüne en yakın süt olduğunu belirten uzmanlar, "100 gram anne sütünde kalsiyum oranı 32, inek sütünde 119, keçi sütünde 134 miligramdır.
Keçi sütündeki bakteri miktarı ve yağ oranı diğer hayvanlardan daha azdır. Keçi sütü değerli besin ögelerini içeriyor. Yeni doğan bebekler, anne sütü alamadığı dönemlerde ihtiyaç duyacağı besin elementlerini en iyi keçi sütünden alabilir" dedi.
Keçi sütünden yapılmış ürünlerin Avrupa'da "özel sağlık marketlerinde" yüksek fiyatlarla satıldığını ve bebeklere anne sütünün alternatifi olarak verilebileceğini bildiren uzmanlar, cilt hastalığında iyi gelen keçi sütü sayesinde, 16. yüzyılda rahatsızlanan ve hastalığına hiç bir çare bulunamayan 1. François'in, Kanuni Sultan Süleyman'dan yardım istediğini, Kanuni'nin de kendisine yanında keçisi bulunan doktorunu gönderdiğini, keçi sütü içip keçi yoğurdu yiyen François'in kısa sürede sağlığına kavuştuğunu örnek olarak gösteriyor.
TRT

Üzüm Çekirdeğinin Kemoterapi'ye Faydası...
21 Şubat 2012
Üzüm çekirdeğinin kemoterapinin yol açtığı tahribatı iyileştirdiği ortaya çıktı...

Çukurova Üniversitesi'nde yapılan bir çalışma, üzüm çekirdeğindeki mucizeyi ortaya çıkardı.

Kırmızı üzüm çekirdeği özü, kanser tedavisinde kullanılan ilaçların bağırsaklarda yol açtığı tahribatı iyileştirdi.
Çukurova Üniversitesi Tıbbi Bilimler Araştırma ve Uygulama Merkezi Sorumlusu Yrd. Doç. Kenan Dağlıoğlu üzüm çekirdeğiyle yapılan deneyle ilgili şu bilgileri verdi:

"60 tane sıçanla biz bu deneyi yaptık... Üzüm suyu ekstresi vermediğimiz hayvanlardaki bağırsak mukozasının tamamen hücrelerinin öldüğünü, beraberinde üzüm suyu ekstresini verdiğimiz de ise tamamen yenilendiğini gördük."

Uzmanlar, üzüm çekirdeği özünün ilaç olmadığı konusunda uyarıyor.

Çukurova Üniversitesi Pediatrik Onkoloji Bölüm Öğretim Üyesi Dr. Sema Yılmaz; "Bu bir ilaç değil ama alternatif tıp başlığı adı altında kanser ilaçlarının yan etkilerini yok etmek için, azaltmak için kullanılan bitkisel kökenli bir ajan diyebiliriz." açıklamasında bulundu.

Tamamen doğal olan ürün, çocuk hastalarda da kullanılıyor.
Firma Yetkilisi Hasan Tepgeç sattıkları ürünün tamamen doğal olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
"Bunun içerisinde kesinlikle hiç bir kimyasal bir gıda katkısı yok. Tamamen bir bütün üzümün çekirdekleri kabuğu ve suyuyla beraber ezildikten sonra farklı bir fermente yoluyla elde edilmesi."

Bu çalışma, kemoterapinin yan etkilerinin en aza indirmesi açısından önem taşıyor.
TRT

KANSERİN ÖLÜMÜ



Arkadaşlar. Yeniköy Mimarlar Sitesinde komşum ve meslekdaşıma 30 yıl evvel doktorlar 6 ay ömrü kaldığını söylediler. Ailesini bu sonuca alıştırdı; evin tüm ihtiyaçlarını gördü, temin etti; kendini ölüme hazırladı. Buğday çimlenmesinin hastalığa iyi geldiğini bir yerde okumuş. Evin bir odasına toprak döşedi; orada buğday yetiştirdi; buğday çimini mikserde öğüterek her gün ve devamlı içti. 30 yıldır yaşıyor. Artık çime de gereksinimi kalmadı. Sağlıklı günler dileğiyle...
Yılmaz Ergüvenç

Kesinlikle zararı yok, sınırlı yararı olabileceği, destek amaçlı kullanılmalarında sakınca olmadığı kanaati bildirildi. Saygılarımla arz ederim. Dr.Vehbi Alpman.KANSERİN ÖLÜMÜ MUTLAKA OKUYUN!
ASRIMIZIN EN KÖTÜ HASTALIĞI İÇİN HER BİLGİNİN ÖNEMİNE İNANDIĞIMDAN ELİME GELEN BU MAİLİ HERKESE GÖNDERİYORUM.

Buğday çimi ekiniz ve yiyiniz, Buğday şırası yapınız ve içiniz.
Kanseri engelleyen besinlerin başında atalarımızın Orta Asya'da içtikleri Buğday şırası geliyor.
Klasik tedavi yöntemlerini reddeden tüm doktorların ortak iddiası, buğday çimi yenilmesi ve buğday şırası içilmesi Pakistan'daki Hunzakut Prensliği'nde kanserden ölüm yok. Ayrıca Hunzakutlular, acı badem ve kayısı çekirdeğini yiyorlar ve kansere yakalanmıyorlar. Türkiye'de acı badem ve kayısı tüketilen bölgelerde kanser vakalarının azlığı dikkat çekiyor.

Ödemiş'le Salihli arasında, binbir efsaneye konu olmuş Bozdağ'ın eteklerinde cennet gölcük kıyısında kanseri yenen, bu zaferi kazandıktan sonra mücadelesi herkese örnek olsun diyerek bir de kitap yazan Doktor İlhami Güneral ile sohbetimiz sürüyor.
Önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesidir.
Bağışıklık sistemini güçlendirmek çok da zor bir şey değildir.
Buğday müthiş bir kanser ilacıdır.
Buğday şırası kanseri önler ve bu önemli bir bitkisel tedavi aracıdır.
Buğday çimi, bol klorofil maddesi dışında 100 kadar vitamin, mineral ve besin maddesi içerir.
Taze olarak kullanılan Buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır.
Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri nötralize eden maddeler içermesidir.
Sıvı oksijenle dopdolu olan buğday çimi doğanın en güçlü anti kanseri olan 'laetril' içermektedir.
Izgara etler ve füme besinlerin kanserojen maddeler taşıdığı kanıtlanmıştır. (Japon Bilim Adamı Nagivara)
Japon Bilim Adamı Nagivara, taze buğday çiminde bu maddeyi etkisiz hale getiren enzimler ve amino asitler bulmuştur.
- Buğday çimini evde üretebilir miyiz?
- Evde de üretilebilir, küçük bir saksıda bile üretilebilir ve olduğu gibi yenebilir, evde üretemeyenlere tavsiyemiz ise buğday şırası üretmeleri....
- Buğday şırasını herkes üretebilir mi?
- Evet herkes üretebilir.
- İsterseniz tarif edeyim.
Bir bardak aşurelik buğday, önce tertemiz yıkanarak bir litrelik cam kavanoza konur.
Üzerine 3 bardak su klorlu olmamak şartıyla ilave edilir.
Kavanozun ağzı bir tülbentle kapatılarak serin bir yerde 24 saat bekletilir.
Bu ilk su kullanılmaz, dökülür.
Kavanoza yeniden 3 bardak su ilave edilir.
24 saat bekletildikten sonra oluşan yarı gazozlu su içilmek üzere bir kaba aktarılır.
Böylece bir bardak aşurelik buğdaydan kış aylarında günde 5 kez, yazın ise günde 3 kez şıra alınır.
Buğday şırasının lezzeti bazılarına itici gelebilir.
O takdirde her şıra bardağına bir C vitamini tableti eklenirse, nefis bir içecek ortaya çıkar.
- Az önce sözünü ettiğimiz 'laetril' buğday çiminden başka nelerde bulunur?
Çünkü anlaşılıyor ki, 'laetril' kanserin tedavisinde en etkin maddelerden biri...
Elmanın çekirdeğini de yiyin!
- Evet, Türkiye'de en kolay laetril'e ulaşabileceğimiz yer acı badem ve kayısı çekirdeğidir.
Ayrıca laetril elma çekirdeğinde de vardır. Elmanın çekirdeği yenilirse çok da iyi olur. Amerika'daki ilaç sanayinin maşaları bu 'laetril' adlı ilacı yasaklatmayı başarmışlardır ama Meksika'da satılan 'laetril' bu ülkeden alınıp kaçak olarak ABD'ye sokulmaktadır.
Laetril, vitamin ve minerallerle verildiğinde çok daha iyi sonuçlar alınmaktadır.
'Kanserin Ölümü' adlı kitabında Manner, laetril ile yüzde 90 başarı kazandığını söylemişti.
- Acı badem ve kayısı çekirdeği de laetril içeriyor öyle mi?
- Evet öyle. Türkiye'de acı badem ve kayısı çekirdeğinin sıkça tüketildiği yerlerde resmi bir istatistik yok ama kanser vakalarının az olduğuna inanılıyor. Resmi istatistik yapılan bir ülke var...
Pakistan'a komşu küçük bir prenslik olan Hunzakut'ta şimdiye kadar hiç kanser olayına rastlanmadı.
Hanzakut'un özelliği temel besinleri kayısı ve kayısı çekirdeği...

- Dünyada bugün kullanılmakta olan kemoterapi ve radyoterapi bağışıklık sistemini bozduğunu iddia ediyorsunuz alternatif tedavilerin bir sıralamasını yapsak en öne hangisini koyarsınız?
- Önceliği bağışıklık sistemini güçlendiren tedavilere veririm, daha sonra biyolojik tedaviler ve bitkisel tedaviler gelir.
Bağışıklık sistemi konusunda Alman doktor Issel'in tüm beden tedavisi bugün bu ülkedeki 60/70 klinikte başarı ile uygulanmaktadır.
Başarılı bir yöntem: Tüm beden tedavisi
- Tüm beden tedavisi nedir?
- Joseph Issel de bizim gibi kanseri lokal bir hastalık olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren sistemik bir hastalık olarak ele alıyordu.
Ona göre vücutta sürekli olarak kanser hücreleri ürüyor fakat sağlıklı bir bağışıklık sistemi bu hücreleri hemen tahrip ediyordu.
Issel'in bir diğer tedavi yöntemide, ayda bir olmak üzere, özel olarak muamele görmüş bir kolibasil aşısı olan Pyrifer ile ateş şoku tedavisi idi.
Bu yöntemle hastadan bir miktar kan alınıyor, bunu ozon oksijen birleşim ile karıştırarak yeniden hastanın damarından enjekte ediyordu.
Binlerce kanser hastası bu yöntemle iyileşmişti.
Eski Sovyetler'de, şimdiki Rusya'da bu yöntem halen kullanılıyor.

Dr. Serap KIRMIZI
Uludag University
Faculty of Science and Arts
Department of Biology

Kanser tedavisinde köri kullanılacak
7 MAYIS 2012



Bilim adamları köride bulunan kimyasalları kanser tedavisinde kullanmayı umuyor.
Köride bulunan bir kimyasalın bağırsak kanseri tümörlerini ortadan kaldırmakta etkili olduğu iddia ediliyor.
Köri yapımında kullanılan hintsafranı adlı baharatta bulunan kurkumin adlı kimyasal daha önce de başka faydaları nedeniyle gündeme gelmişti.
İlgili Konular
Sağlık
Araştırmalar şimdiden kimyasalın laboratuvarda geliştirilmiş kanser hücrelerini ortadan kaldırabildiğini gösterdi.
Ayrıca kurkuminin bunama ve felç hastalarına da iyi geldiği biliniyor.
Şimdi, İngiltere'nin Leicester kentindeki hastanelerde kurkuminin kemoterapi ile birlikte yarattığı etkiler test ediliyor.
İngiltere'de her yıl 40 bin kişiye bağırsak kanseri teşhisi konuluyor.
Kanserin bağırsaktan vücudun öteki organlarına sıçraması durumunda hastalara üç farklı kemoterapi ilacı bir arada veriliyor, ancak vakaların yarısında ilaçlar etkili olmuyor.
Leicester Royal Infırmary ve Leicester General Hospital'da gerçekleştirilecek deneyde hastalara kemoterapi tedavisine başlamadan yedi gün önce kurkumin tabletleri verilecek ve kimyasalın hastalığın gelişimindeki etkisi ölçülecek.
'Tedavi etmesi zor'
Araştırmayı yürüten Prof William Steward, hayvanlarda yapılan testlerde kurkumin ile kemoterapinin bir arada uygulandığı deneklerin tedaviye çok daha olumlu yanıt verdiğini gördüklerini söyledi.
Steward ''Bağırsak kanseri vücuda bir kez yayıldımı tedavisi çok zor çünkü kemoterapinin yan etkileri hastaların uzun süre ilaçları almasına imkan vermiyor. Kurkumin'in kanser hücrelerinin kemoterapi ilaçlarına karşı olan hassasiyetini artırıyor oluşu önemli çünkü bu sayede daha düşük dozda kemoterapi ile hastaları daha uzun süre tedavi etmek mümkün olabilecek'' dedi.
Steward sözlerine ''Bu araştırma henüz başlangıç aşamasında ancak kanser tedavisinde bitkileri kullanmak çok umut vadeden bir tedavi. Bu sayede gelecekte etkili ilaçlar yaratmayı planlıyoruz'' diye devam etti.
Cancer Resarch UK'den Joanna Reynolds "Böyle bir klinik deneme yaparak kurkuminin faydaları hakkında daha fazla bilgi edinmiş olacağız. Ayrıca bu yeni tedavi yönteminin hastalarda yan etkilere neden olup olmadığını da görebileceğiz'' dedi.
BBCT

Multipl Skleroz (MS) ve eklem romatizmalarını Arı zehirinin iyileştirdiği ve tedavi ettiği bilimsel olarak kanıtlandı



Uluslararası 1'inci Katılımlı Bal ve Bal Arısı Ürünleri Kongresinde konuşan, arı zehiri kremi ve canlı arıya hastalarını sokturup uygulama yapan Alman ve Romanya Apiterapi Merkezi Başkanı Dr. Stefan Stangaciu, " Arı zehirli bilinçli olarak kullanıldığında ve uygulandığında MS ve eklem romatizmalarına,bel ve boyun fıtığı gibi ağrılara iyi gelmekte ve tedavi etmektedir." dedi

Apiterapi olarak bilinen arı ve arı ürünleri konusunda dünya çapında uygulamalarda 1 numara olarak bilinen Dr. Stefan Staugaciu , 17 ülkeden 300'e yakın katılımcının bulunduğu Sabancı Kültür Sitesi'nde görsellerle yaptığı açıklamalarını daha sonra, sahnelere getirilen sedyeye romatizması, bel fıtığı ve MS hastası olan 3 kişiye Arı zehiri kremi ile masaj yapıp, bal arısına sokturdu. Apiterapi konusunda dünyaca ünlü doktorun uygumalarını, kongereye katılan yerli ve yabancı bilim adamları ilgiyle izleyip, kameralarına aktardı.Dr. Stefan Staugaciu, bal arısı ürünlerinin tıpta bir çok alanda kullanıldığını, kendisinin yıllardır Almanya ve Romanya'daki Apiterapi merkezlerinde bu tür tedavilerin bilimsel olarak yapıldığını söyledi. Arı zehiri kreminin akapuntçurda olduğu gibi belirli bölgelere uygulandığını belirten Romen Doktor Staugaciu. " Arı zehiri kremi özellikle MS, ekrem rotazimları, bel ve boyun fıtığı gibi rahatsızlıklarda kullanılıyor. Tedavi edici özelliğinin yanı sıra, kan dolaşımını hızlandırdığı için, dolaşım bozukluğu olan hastalıkları da iyi ediyor. Uzman gözetiminde,. alerjisi olmayan hastalara uyğulanan bu tedavi olumlu sonuçlar veriyor.Apiterapi adını verdiğimiz adı ve arı ürünleri, sağlık ve tedavi için bir çok alanda kullanılmaktadır. Arı zehri tedavisi; kurallar, ilkeler ve sırlar sadece uzmanlar tarafından uygulanabilir. MS hastalığında ve romatizyada uzun süreli tedavi gerekir. Kovanlardan özel yöntemlerle alınan arı zehiri içindeki proteinler ve dolaşımı hızlandırma etkisiyle MS ve romatizya ve bölgesel ağrılara iyi gelmektedir. Arı sokması yöntemi de bağışıklığı artırmaktadır.Hastalıklı bölgelere canlı arıyı yönlendirip sıkturuyoruz. Bu vucuda dir7ekt olarak arı zehirinin verilmesi işlemidir. Yanı alerjik bir durum yoksa,arı sokması acısı dışınde korkulacak bir durdum değil, tam tersine yararlı bir olaydır. Sarı ca eşek arısı olarak tabir edilen arılar dışındaki bal arılarının vucudu sokması ve zehirini o bölgeye bırakması, iyileştirici ve tedavi edici bir yöntem olarak kabul edilmektedir.Bunların tümü bilimsel olarak kabul edilmiştir." şeklinde konuştu.

Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi ev sahipliğinde Kayseri'de yapılan , FAO, Orman ve Su Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü ve Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliğinin de desteklediği kongre, 18 farklı ülkeden 80 bildirinin sunulması ile 6 gün süren , Dr. Stefan Staugaciu'nun uygulamalı gösterimiyle sonuçlandı. Kongreye Tıp Fakültesi, Ezacılık Fakültesi Gıda Mühendisliği Biyoloji ve Kimya Bölümleri, Ziraat Fakültesi Bölümleri, Araştırma Enstitüleri'nden bilim adamları ile bal ve arı ürünleri firmaları ve arıcılar katıldı. Türk ve uluslar arası Apiterapi ilgilileri için (hasta, sağlıklı gıda marketleri, eczaneler, hastaneler ve dış ticaret yapanlar) hızlı, kolay ve ucuz arı ürünleri elde etmek için metot ve teknikler, insan ve hayvan hastalıklarını önlemek ve tedavi etmek için arı ürünlerinin kullanımı, arı ürünleri, arı zehri tedavisi; kurallar, ilkeler ve sırlar sunuldu.

MS HASTALIĞI NEDİR ?

MS, beyin ve omuriliğin oluşturduğu merkezi sinir sisteminin genç erişkin yaş grubunda en yaygın nörolojik hastalıklarından birisidir. Bu hastalıkta, beyin ve omurilikteki sinir telciklerinin etrafını saran miyelin tabakasının etkilendiği bilinmektedir. Miyelin tabakası, merkezi sinir sisteminin vücudun çeşitli organlarına gönderdiği elektriksel mesajların sinir telcikleri üzerinde iletilmesinde yardımcı olur. Miyelin tabakasının zarar görmesi, bu iletimde kesintilere, aksamalara neden olmaktadır. MS'in atak devresinde sinir telciğinin kılıfını oluşturan miyelin tabakasında bir iltihaplanma olur ve o bölgede sinir üzerindeki normal elektriksel iletim aksar. Eğer iltihaplanma hafif atlatılırsa, iyileşme dönemlerinde miyelin kendi kendini tamir edebilir, fakat iltihaplanma şiddetli ise, miyelin fazla zarar görür ve burada sert bir tabaka ya da plak oluşur. Beyin ve omurilik yoluyla o sinirin ulaştığı organa gitmesi gereken mesajlar bu bölümde engellenir ve bu nedenle beyin ve organlar arasındaki gerekli haberleşme ve koordinasyon sağlanamaz. En sık görülen MS belirtileri güçsüzlük, yorgunluk, hissi belirtiler (karıncalanma, uyuşukluk, ağrı), görme bozuklukları (bir gözde görme kaybı, bulanık veya çift görme), kas fonksiyon bozuklukları (katılık, titreme, idrar kaçırma, kabızlık, cinsel sorunlar) ve denge sorunlarıdır . Bu belirtilerin bir veya birkaçını hissedenlerin vakit geçirmeden tam teşekküllü bir hastanenin ?Nöroloji kliniğine başvurmasında yarar vardır
haber1001

'Zeytinyağı felci önlüyor'
17 HAZİRAN 2011



Fransa'da yapılan bir araştırma, zeytinyağı kullanımının 65 yaş üzerindeki kişilerde felç riskini azaltığına işaret ediyor.
Bordeaux Üniversitesi tarafından yapılan araştırma kapsamında Bordeux, Dijon ve Montepellier şehirlerinde 65 yaş üstü 7625 kişinin zeytinyağı kullanımı beş yıl boyunca takip edildi.

Yemeklerde ve salatalarda daha çok zeytinyağı kullanan kişilerin, hiç kullanmayanlara göre felç geçirme riskinin çok daha az olduğu gözlemlendi.

Bu süre içinde çoğu sızma zeytinyağı kullanan bu kişilerden 148'i felç geçirdi.

Araştırmayı yürüten Dr. Cecilia Saimeri, 65 yaş üzeri hastalarda felç riskinin arttığını belirterek, zeytinyağının hastalığı önlemede ucuz ve kolay bir yöntem olabileceğini ifade etti.

Doktor Saimeri'ye göre, dengeli beslenme ve egzersiz gibi faktörler dikkate alındığında, felç riski zeytinyağı kullananlarda yüzde 41 daha az.

"Neurology" adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarını değerlendiren İngiltere Felç Derneği sözcüsü Charline Ahmed, zeytinyağının yüksek kolestreol, yüksek tansiyon ve kalp hastalığının önlenmesindeki faydalarının bilindiğini, ancak felci önlemede de aynı şekilde etkili olduğunu görmenin umut verici olduğunu kaydetti.
BBCT

Hasta olmamak için vücüdumuzu susuz bırakmamalıyız.



Bunları Biliyor muydunuz?

Bir çok hastalığın ana sebebini anlamak için, lütfen aşağıda aktarılan bilgileri dikkatlice ve özenle okuyalım, paylaşalım.

* Vücut su kıtlığı çektiğinde kandaki suyu kullanırsa,
YÜKSEK TANSİYON hastalığına yakalanırız.

* Vücut su kıtlığı çektiğinde omurlardaki suyu kullanırsa,
BEL VE BOYUN FITIĞI hastalığına yakalanırız.

* Vücut su kıtlığı çektiğinde kemiklerdeki suyu kullanırsa,
gut - atrit gibi romatizmal hastalıklara yakalanırız.

* Vücut su kıtlığı çektiğinde akciğerdeki suyu kullanırsa,
ASTIM hastalığına yakalanırız.

* Vücut su kıtlığı çektiğinde pankreastaki suyu kullanırsa,
ŞEKER hastalığına yakalanırız.

* Vücut su kıtlığı çektiğinde midedeki suyu kullanırsa,
ÜLSER hastalığına yakalanırız.

* Bağırsaklarda su eksilirse, kabızlık meydana gelir ve
KOLON kanseri olma tehlikesi yaşarız.

* Hücrenin su eksikliği çok artarsa, beynimiz hücreye oksijen göndermeyi keser. Oksijen kesilmesi sonucunda da hücre KANSERLEŞME sürecine girer !!!...

Hasta olmamak için vücüdumuzu susuz bırakmamalıyız.
Alkali - Canlı su içmeliyiz. Alkali ve canlı olmayan sular ne kadar çok içilse de vücut yine susuz kalmaktadır !!!...
Çağımızın en büyük problemi ; içilen ölü sulardır !!!

Hasta değil susuzsunuz .....

Dinçliğin formülü tuzda gizli
03 Ağustos 2013

Fitoterapi uzmanı Dr. Mustafa Eraslan kaya tuzunun insan vücuduna çok yararlı olduğunu söyledi. Dinçliğin formülünün suda eritilmiş kaya tuzu olduğunu belirten Eraslan, kaya tuzunun suda eritilip günde bire kaşık tüketilmesinin insanın sağlığına çok büyük katkı yapabileceğini ifade etti.

Tarihte tuz için savaşların yaşandığını belirten Mustafa Eraslan, tuzun insan yaşamı için çok önemli olduğunu söyledi. Günümüzde tuzluklardan rahatlıkla akabilen tuzların birçok kimyasal içermesi sebebiyle insan vücuduna zarar verdiğini belirten Eraslan, 'Bizim kullandığımız tuz, gerçek tuz değil. Tuzluğunuzu çevirdiğinizde hiç durmandan akan tuz sağlıklı tuz değildir. Başta Alzheimer dahil birçok hastalığı neden olan bu tuzun tüketilmesi oldukça zararlıdır. Sağlıklı olan tuz ise kaya ve deniz tuzudur' diye konuştu.

İNSAN DÜNYANIN KÜÇÜLTÜLMÜŞ MODELİDİR

İnsan vücudunun dünyanın küçültülmüş bir modeli olduğunu ifade eden Dr. Mustafa Eraslan, 'Dünya üzerinde ne kadar madde ve element varsa, insan vücudunda da o kadar madde ve element vardır ve oranları bile sağlıklı bir insan vücudundaki ile aynıdır' ifadelerini kullandı. Bu maddelerin çoğunun dışarıdan alınamadığını söyleyen Eraslan, insan vücudu ve dünyada bulunan elementlerin tuzda da olduğunu söyledi ve kaya tuzunun insan vücudu için gerekli tüm maddeleri içerdiğini vurguladı. Eraslan, 'Dünya üzerinde soy gazlar hariç 84 tane element var, insan vücudunda da 84 tane element var ve kaya tuzu da 84 element içeriyor. İşte siz gerçekten kaya tuzunu düzgün kullanırsanız, insan vücudunda en ufak bir sıkıntı çekmeden gıda takviyeleriyle birleştirerek sağlıklı bir yaşama kavuşabilirsiniz' diye konuştu. Tuz ihtiyacının sole denilen bir yöntemle hazırlanması gerektiğini söyleyen Mustafa Eraslan, 'Sole kaya tuzunun yüzde 26'lık eriğidir. Kısaca 3 su bardağı suyunun içinde 1 bardak kaya tuzunun eritilmesiyle elde edilir. Bu tuzlu suyu sabahları bir tatlı kaşığı ya da yemeklerde tuz olarak kullanılabilir' dedi. Solenin yararlarını sıralayan Eraslan, 'Sole uygulaması sabahları dinç kalkmaya, hastalıklara karşı etkilidir. Sole sayesinde birçok hastalık zamanla kendi kendine ortadan kalkar, sabahları dinç kalkarsınız, çocukların zihni açılır ve odaklanma sorunu ortadan kalkar' ifadelerini kullandı.

İNSAN VÜCUDU YAĞLA ÇALIŞIR

Günümüzde insanların kronik yorgunluktan şikayetçi olduğunu söyleyen Dr. Mustafa Eraslan, bu yorgunluğu besin piramidi olarak dayatılan beslenme sistemine bağladı. Beslenme zincirinin Amerika tarafından üretilen bir yöntem olduğunu söyleyen Eraslan, bu sistemin uygulandığı ABD'de en çok obezin olduğunu ve en çok hastalığın bu ülkede yaşandığını ifade etti. Eraslan insan vücudunu arabaya benzeterek, yakıtın çok önemli olduğunu ve insanın da aldığı besinlerin yaşantısına son dere önemli etki yaptığını belirtti. Eraslan, 'İnsan vücudu yağla çalışır, hayvansal ve zeytinyağlarının mutlaka sıklıkla tüketilmelidir. Peygamber efendimiz sığırın eti şifa yağı devadır buyurmuştur, bizim de bunlara dikkat etmemiz gerekiyor' diye konuştu. Eraslan, günümüzde kullanılan gübre ve kimyasallar nedeniyle toprağın bozulduğunu ve sağlıklı beslenmeyi kötü etkilediğini söyledi.
http://www.timeturk.com/

Alzheimer'a karşı 9 besin
17/04/2014
Alzheimer'a karşı kesin bir reçete olmasa da araştırmalar avokato, balık gibi E vitamini ve Omega 3'ten zengin besinlerin, tam tahılların, yabanmersini, karadut gibi meyvelerin bu hastalığı önleyebileceğini gösteriyor.



İSTANBUL - Sağlıklı beslenmek diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalıklarını önler fakat henüz Alzheimer hastalığı için de aynı şey geçerli mi bilinmiyor.
New York ’taki Mount Sinai Tıp Merkezi, Alzheimer Araştırma Bölüm Başkanı Sam Gandy, “Henüz bir reçeteye brokoli yazıp yardımcı olacağına söz veremiyorum” dese de araştırmacılar tüm vücudu ve beyni sağlıklı tutan besinlerin, Alzheimer’ı da önlediğine inanıyor. İşte uzmanların sağlıklı bir beyin ve hafıza için önerdiği dokuz besin...

SALATANIZDAKİ YAĞLAR
Şikago’dan iç hastalıklar bölümü beslenme uzmanı Martha Clare Morris, “Veriler vitamin E’nin yüksek olduğu gıdaların tüketilmesi gerektiğini belirtiyor. Bunlar; sağlıklı bitkisel yağlar içeren salata sosları, tohum, ceviz, fıstık ezmesi ve tam tahıllılar” diyor. Araştırmalarda E vitamini değil de vitaminin kendisini içeren gıdaların işe yaradığı görüldü. Güçlü bir antioksidan olan E vitamininin nöron ve sinir hücrelerini koruduğu görüldü. Alzheimer hastalığında beynin bazı kısımlarındaki nöronlar ölmeye başlıyor, bu da hastalığı tetikliyor.

BALIK
Somon, uskumru, ton gibi balıklar daha yoğun bir şekilde sağlıklı omega-3 yağ asitleri ve docosahexaenoic asit (DHA) içeriyor. Morris, “Beyindeki nöronların düzgün çalışması için DHA çok önemli” diyor. Balığın bir avantajı daha: Daha sık balık yemek , atardamarları tıkayan kırmızı etleri daha az yemek demektir.

KOYU YEŞİL YAPRAKLI SEBZELER
“Kara lahana, ıspanak ve brokoli, vitamin E için iyi sebzeler” diyor Morris. Örneğin, 1 kase kadar çiğ ıspanak, günlük vitamin E alımınızın yüzde 15’ini içeriyor. Yarım kase pişmiş ıspanak ise günlük yüzde 25’ini. Folik asitin tam olarak beyni nasıl koruduğu bilinmiyor ama kandaki amino asit miktarını indirmesinden dolayı olabilir. Amino asitlerin yüksekliği beyindeki sinir hücrelerinin ölmesine sebep olabilir. Folik asit bunu önlemeye yardımcı oluyor. Beyinde yüksek miktarda amino asit, aynı zamanda kalp hastalıklarına da yol açabiliyor.

AVOKADO
Avokado, yüksek miktarda antioksidan olan vitamin E içeriyor. Morris ve meslektaşları tarafından yapılan araştırmalara göre, vitamin E’si yüksek olan gıdalar, Alzheimer’a yakalanma ihtimalini düşürüyor.

AYÇİÇEĞİ TOHUMU
Tohumlar, özellikle ayçiçeği tohumu vitamin E içeriyor. Bir avuç dolusu ayçiçeği tohumu günlük almanız gereken miktarın yüzde 30’unu içeriyor. Ayçekirdeklerini salatanızın üstüne dökün ve beyninizi güçlendirin.

FINDIK VE FISTIK EZMESİ
İkisinin de yağ miktarı çok olsa da fıstık ve fıstık ezmesi genellikle sağlıklı yağlar sınıfına giriyor. Aynı zamanda vitamin E’yle dolular. Her ikisi de kalbin ve beynin düzgün çalışması için önemli. Badem ve fındık da iyi seçimler. Şikago’daki Alzheimer Derneği Başkanı Doktor Maria C. Carrillo, “Birçok araştırma yapıldı ve sağlıklı yağların yüksek ve doymuş yağların az olduğu, tahıllı gıdalar ve yeşil yapraklı sebzeler içeren beslenme biçiminin kalp ve beyin için çok yararlı olduğu görüldü” diyor.


KARA DUT
Boston’daki Amerikan Kimyasal Topluluğu’nun yaptığı araştırmalar, yabanmersini, çilek ve diğer tür dutların yaşlılıkla ilişkili bilişsel gerilemenin önüne geçebileceğini gösteriyor. Beynin doğal ‘ev sahibi’ mekanizmasını koruyorlar. Bu mekanizma toksik proteinlerin yok olmasına yardımcı oluyor ve hafıza kaybını önlüyor.

TAM TAHILLAR
Lifin zengin olduğu tam tahıllı gıdalar, Akdeniz diyetinin çok önemli bir parçası. Aynı zamanda meyve, sebze, fındık, fıstık, zeytinyağı ve şarap da yer alıyor bu diyette. Kolombiya Üniversitesi Tıp Merkezi’nde yapılan araştırmalara göre bu diyet, yaşlanmanın sağlığa etkilerini azaltabilir ve Alzheimer hastalığını önleyebilir. Bu tür diyetler vücutta iltihapı azaltırken, oksidatif stresi düşürüyor ve yüksek tansiyonu önlüyor. Bu faktörlerin de kalp ve beyin hastalıklarının gelişmesinde büyük rolü var.

EGZERSİZ
Fazla sağlıklı beslenmiyor olabilirsiniz ama araştırmalar düzenli egzersizin de beyin ve hafıza için çok önemli olduğunu söylüyor. Uzmanlar düzenli bir şekilde egzersiz yapmanın birçok hastalığın önlenmesinde çok önemli olduğunu vurguluyor.
(health.com)

Sara nöbetlerine karşı hint keneviri yağı
7 MAYIS 2014



Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bazı aileler, ağır sara nöbetleri geçiren çocuklarına esrarın hammaddesi olan hint kenevirinden elde edilen yağı içiriyor.

ABD'nin Colorado eyaletinde marihuana adıyla bilinen esrar maddesinin üretim ve satışının tıklayın yasallaşması ile birlikte, hint kenevirinden elde edilen yağı ilaç olarak kullanmak isteyen yaklaşık 100 aile bu eyalete göç etti.

Yağın verildiği ilk çocuklardan birinin adına ve ünlü Amerikan çocuk romanına atıfla Charlotte'un Sevgi Ağı (Charlotte's Web) denilen yağın tıbbi faydası henüz bilimsel olarak ispatlanmış değil fakat ailelere göre, epilepsi hastası çocukların durumunda belirgin iyileşmeler gözleniyor.
Merkezi İngiltere'deki bir eczacılık şirketinin kenevirden elde ederek geliştirmeye çalıştığı epilepsi ilacı ise ABD Federal İlaç İdaresi'nden ön onay aldı.

Sara nöbetleri azalıyor

Nicole ve Penn Mattison çifti, 2 yaşındaki çocukları Millie'ye günde 3 kere 0,1 ml. hint keneviri yağı içiriyor.
Mattison ailesi, böyle bir denemede bulunmalarının yasak olduğu Tennessee eyaletinden, marihuana üretim ve satışının yasallaştığı Colorado'ya taşınmış.
Anlattıklarına göre, günde onlarca sara nöbeti geçiren Millie'nin hastalığı şiddetini yitiriyor ve hasta çocuk, etrafındaki olaylara daha belirgin bilişsel tepkiler veriyor.
BBC muhabiri Alastair Leithead'e konuşan Nicole Mattison, "Şimdiye kadar nöbetlerde yüzde 75-90 azalma gördük. Bununla birlikte bence en önemli olumlu yan etki, bilişsel yeteneklerindeki gelişme" diyor.
Penn Mattison, 18 ay önce taşınma kararı almalarının zor olmadığını belirterek, "Bütün olasılıkları tüketmiştik, bu son şansımızdı" diyerek eşini destekliyor.

Marihuana yetiştiricisi Jesse Stanley, esrar kullanıcılarına yeterince keyif vermeyen hint kenevirinden elde edilen CBD maddesini kullanmak isteyen binlerce ailenin bekleme listesinde olduğunu belirtiyor.
Şimdiye kadar 70 ailenin olumlu geri bildirimde bulunduğunu anlatan Stanley şöyle diyor: "Belki, sadece belki, bunun üzerinde çalışarak insanlara nasıl yardımcı olabileceğimiz konusunda bilime başvurabiliriz. Çünkü oldukça açık ki bunda bir şey var."
'Marihuana mültecileri'

Merkezi İngiltere'de bulunan ilaç şirketi GW Pharmaceutical, hint keneviri yetiştirerek ilaç geliştirmek için ABD Federal İlaç İdaresi'nden onay almış.
6 yıldır proje üzerinde çalıştıklarını belirten şirket tepe yöneticisi Justin Glover, "Bunun gerçekten işe yarayabileceği beklentisine ilişkin somut farmakolojik ve bilimsel gerekçe var" diyor ve ekliyor: "Ama şu noktada bir şey söylemek için erken."
CBD ve hint kenevirinden elde edilen maddelerin ilaç olarak kullanılabilmesi için henüz klinik çalışmalar tamamlanmış değil.
Fakat gönüllü olarak denemek için Colorado'ya taşınan ailelerin sayısı 100'e yaklaştı bile.
Nicole Mattison, yaşadıkları eyaletlerde bu şanslarının olmadığını hatırlatarak, "Kendimizi tıbbi marihuana mültecileri olarak tanımlıyoruz" diyor.
Hint kenevirinin epilepsi tedavisi için çare olup olmayacağı ise önümüzdeki dönemde anlaşılacak.
BBCT

Domates hapı içmenin kalp hastalıkları riskindeki kişilere yardımcı olabileceği belirtildi
10 HAZİRAN 2014



Her gün bir domates hapı içmenin kalp hastalıkları riskindeki kişilere yardımcı olabileceği belirtildi.

İngiltere'de gerçekleştirilen küçük çaplı bir çalışma sağlam sonuçlara ulaştı.

Araştırma kapsamında 72 hasta üzerinde domates hapı olarak bilinen ve domates kabuğundaki kimyasalları içerdiği belirtilen hapın etkisi incelendi.
Domates hapının kan damarlarının fonksiyonlarını arttırdığı gözlendi.
Uzmanlar domates hapının tam olarak faydalı olduğunu ispat etmek için daha çok çalışma yapılmasına ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Domates hapı domatese kırmızı rengini veren ve doğan antioksidan olarak bilinen likopen içeriyor.

Uzmanlar bir süredir likopenin bazı kanser türleri ile kalp hastalıkları başta olmak üzere bazı hastalıkların tedavisinde kullanılabileceğini düşünüyordu.
Sebze, meyve, zeytinyağı ve zengin domates gibi yiyeceklerden oluşan Akdeniz diyetiyle beslenmenin sağlıklı olduğu yönünde bir takım veriler vardı.
Bu tarz beslenme yöntemleri halen daha tercih ediliyor.

Fakat uzmanlar bu beslenme türündeki faydalı noktaları erişimi kolay bir hap haline getirmeyi planlıyor.

Likopen'in etkileri

Doğal antioksidan olarak likopenin vücut hücrelerinin zarara uğramasını önlediğine inanılıyor.
Domateste bulunmasının yanı sıra kayısı, karpuz, papaya ve pembe greyfurt likopen açısından zengin yiyecekler olarak biliniyor.
Likopen'in yararlarına karşın bunun farklı bir tedavi yöntemlerinin yerini alıp alamayacağı henüz bilinmiyor.
Araştırma ekibinden Dr. Joseph Cheriyan ilk bulguların olumlu olduğunu belirterek, ekliyor:
"Domates hapı diğer tedavilerin yerine geçebilecek bir şey değil. Diğer tedavi yöntemleriyle beraber alınması durumunda faydalı olabilir."
Cheriyan, domates hapının kalp hastalıkları üzerindeki etkisini anlamak için daha çok çalışmaya ihtiyaç duyduklarını söyledi.
BBCT
_________________
Bir varmış bir yokmuş...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> HASTALIKLAR/ŞİFALAR Tüm zamanlar GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © phpBB Group. Hosted by phpBB.BizHat.com


Start Your Own Video Sharing Site

Free Web Hosting | Free Forum Hosting | FlashWebHost.com | Image Hosting | Photo Gallery | FreeMarriage.com

Powered by PhpBBweb.com, setup your forum now!
For Support, visit Forums.BizHat.com