EntellektuelForum Forum Ana Sayfa EntellektuelForum

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Askerî Haberler
Sayfaya git Önceki  1, 2
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> ASKERÎ DÜŞÜNCELER
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Prş Şub 11, 2010 11:46 pm    Mesaj konusu: Başbuğ: Böyle rezillik olur mu, yeter yahu! Alıntıyla Cevap Gönder

Genelkurmay Başkanı Özel'den Balyoz açıklaması
21 Ekim 2013



Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Balyoz davasıyla ilgili eleştirilere yazılı bir açıklamayla yanıt verdi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Balyoz davasıyla ilgili eleştirilere yazılı bir açıklamayla yanıt verdi.

Necdet Özel, tutuklu olan TSK personeli ve ailelerinin üzüntüsünü ailesiyle birlikte yüreğinde hissettiğini belirterek, bir taraftan asli görevlerinin ifası için gayret sarf ederken diğer taraftan da yine yasal görev ve sorumluluğu ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin örf ve adetleri gereği mensuplarıyla ilgili yürütülen bütün soruşturma ve davalarla yakından ilgilendiğini, günlük olarak bilgilendiğini, halen de ilgilenmeye ve bilgilenmeye devam ettiğini bildirerek, Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesinin temyiz kararını açıklamasının ardından şahsına yönelik sözlü ve yazılı eleştiri ve saldırıların olduğunu hatırlattı.

"Kurban Bayramı'nı idrak ettiğimiz günlerde bayramın kutsiyetine olan inancım ve yüce Türk milletine olan saygımdan dolayı cevap vermek istemedim" ifadelerini kullanan Özel, şunları kaydetti:

'Onların acısını ailemle birlikte yüreğimizde hissediyoruz'
"Ancak yıkıcı ve mesnetsiz olduğunu düşündüğüm eleştiri, tahrik ve saldırıların dozajının artması üzerine iddialara cevap olarak kamuoyunun bilgilendirmenin yararlı olacağını değerlendiriyorum. Öncelikle tutuklu olan personelimizin ve onların değerli aile bireylerinin acısını ve üzüntüsünü ailemle birlikte hep yüreğimizde hissettiğimizi vurgulamak istiyorum. Görevimi devraldığım zaman 'Balyoz' adı verilen davada, deliller toplanmış, tutuklamalar yapılmış, soruşturma tamamlanmış, savcılık iddianamesi hazırlanmış, iddianame yetkili mahkeme tarafından kabul edilmiş ve yargılama süreci başlamış bulunuyordu.

Görevim boyunca bir taraftan asli görevlerimizin ifası için gayret sarf ederken, diğer taraftan, yine yasal görev ve sorumluluğum ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin örf ve adetleri gereği mensuplarımız ile ilgili yürütülen bütün soruşturma ve davalarla yakından ilgilendiğimi, günlük olarak bilgilendiğimi ve halen de ilgilenmeye ve bilgilenmeye devam ettiğimi, Anayasamızda belirtilen 'Demokratik hukuk devleti' ilkesine, mevcut yasal mevzuata ve yargının ayrı bir 'erk' olarak bağımsız ve tarafsız olması gerektiğine olan inancım çerçevesinde, arkadaşlarımın durumuna hukuki çözümler aradığımı ve bu yöndeki düşüncelerimi ilgili ve yetkili olduklarını düşündüğüm makam sahipleri ile paylaştığımı, tutuklu olan personelimizin, hiçbir ayrım yapılmadan, tamamen yasal mevzuat içerisinde kalınarak, düzenli olarak ziyaret edilmesini, istek ve ihtiyaçlarının tespit edilerek karşılanmasını, savunmalarına yardımcı olacak bilgi ve belgelerin kendilerine ve/veya avukatlarına zamanında ulaştırılmasını, ayrıca TSK'nın geleneksel aile yapısı nedeniyle aile bireyleri ile ilgilenilmesini sağladığımı bilginize sunmak istiyorum."

Hasdal ziyareti

Görevi devraldıktan birkaç ay sonra gerek insani gerekse yasal görev ve sorumluluğunun gereği olarak Ekim 2011'de Hasdal Askeri Cezaevinde ziyaretlerde bulunduğunu hatırlatan Özel, açıklamasına şöyle devam etti:

"Ziyaretimin amacı, sorumlu ve vefalı bir kişi olarak arkadaşlarımı dinlemek, onlar için hukuken ve idari olarak ne yapabileceğimi belirlemek ve her şeyden önemlisi moral vermekti. Bu ziyaret esnasında bazı arkadaşlarıma, 'Suçun şahsiliği prensibine karşın, yürütülen davanın aynı zamanda TSK'nın kurumsal kimliği ile de yakından ilgili olduğunu, davayı yakından takip ettiğimi, TSK'nın kurumsal yapısını, emir-komuta sisteminin işleyiş tarzını ve iddialarla ilgili mevcut bilgileri yetkili ve ilgili kişilerle diyalo kurarak yüz yüze görüşeceğimi, bu konuda basın-yayın yolu ile bilgilendirme yapmayı düşünmediğimi' belirttim."

Genelkurmay Başkanı Özel, Balyoz davası kararına ilişkin, "Karar sonrası tahliye edilen arkadaşlarımın çoğunluğunun Kara Kuvvetleri Komutanlığı mensubu olduğu ifade edilerek Türk Silahlı Kuvvetleri içinde ayrımcılık yapma, nifak sokma ve huzur bozmaya yönelik girişimleri kınıyorum" değerlendirmesinde bulundu.

'Genelkurmay Başkanı neden konuşmuyor?'

Orgeneral Özel, yaptığı yazılı açıklamada, son zamanlarda sık sık "Genelkurmay Başkanı neden konuşmuyor?" sorusuyla karşılaştığını belirtti.

Genelkurmay Başkanının, devlet sorumluluğu bulunan, görev ve yetkileri yasalarla belirlenmiş, Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanı ve bir kamu görevlisi olduğunu ifade eden Orgeneral Özel, kamu görevlisinin, konuşacağı konuyla ilgili, yeri, zamanı ve muhataplarını doğru analiz etmesi gerektiğini bildirdi.

Bu nedenle mümkün oldukça konuşmamaya ve gündemde olmamaya gayret sarfettiğini, TSK ile ilgili haberlerin de internet ortamında kamuoyuyla paylaşılmasını yeterli gördüğünü ifade eden Özel, "Son Balyoz temyiz kararından sonra da bazı sanık ve yakınları tarafından konuşmamam konusunda yoğun eleştiriler olduğunu gördüm. Kurumsal kimliğim nedeniyle, yargıya intikal etmiş konularla yargı kararları üzerine yorum ve değerlendirme yapma hakkına sahip olmadığımı ve düşüncelerimi basın yolu ile kamuoyu ile paylaşmayı doğru bulmadığımı düşünüyorum. Ancak, bireysel olarak düşüncelerimi ilgililerle serbestçe paylaştığımın da bilinmesinde yarar görmekteyim" değerlendirmesinde bulundu.

Tarihi davalarla ilgili verilen yargı kararlarının; ihtisas sahipleri tarafından tartışılmasının, sonuçlarının yürütme ve yasama organları tarafından değerlendirilmesinin ve vicdani muhasebesinin de yüce millet tarafından yapılmasının daha doğru olduğunu düşündüğünü vurgulayan Orgeneral Necdet Özel, açıklamasında şunlara yer verdi:

"Diğer taraftan, karar sonrası tahliye edilen arkadaşlarımın çoğunluğunun Kara Kuvvetleri Komutanlığı mensubu olduğu ifade edilerek Türk Silahlı Kuvvetleri içinde ayrımcılık yapma, nifak sokma ve huzur bozmaya yönelik girişimleri kınıyorum.

'Daha duyarlı olunmasını rica ediyorum'
Daha huzurlu, müreffeh ve her yönüyle gelişmiş Türkiye hedefine; geçmişte yaşadığımız olayları sorgulayarak, gerekli dersleri çıkararak ve bu dersleri hayata geçirerek, ancak geçmişte yaşanmış hadiselere takılıp kalmadan, bu olayları sürekli olarak gündemde tutmayarak, geleceğimize ait plan ve projeler yaparak ve bunları uygulama alanına sokarak, birlik ve beraberliğimizi ve iç huzurumuzu koruyarak, birbirimizi dinleyerek ve anlayarak, mevzubahis vatan ve millet olduğunda saplantılarımızı bir kenara bırakarak ve 'Herşey Türkiye için' diyerek ulaşabileceğimize inanıyorum.

İşte bu düşüncelerle, atalarımızdan bizlere emanet edilen özgür vatan topraklarının korunmasının, devletimizin bekasının, vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğinin teminatı olduğunu düşündüğüm, yüce milletimizin bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetlerine ve onun fedakar mensuplarına karşı daha duyarlı olunmasını rica ediyorum."

Kaynak: http://haber.sol.org.tr/

Cezaevinden çıkan bir “Paşa” ilk nereye gider?
Selcan TAŞÇI
11 Ekim 2013
selcantasci@gmail.com



Hiç uzun uzun yazmaya, çizmeye, dil dökmeye lüzum yok. Bazen bir tek fotoğraf karesi özetlemeye yeter anlatmak istediğiniz her bir şeyi.
Çoğunuzun “Yörük Ali Paşa” namıyla tanıdığı Balyoz Davası sanığı emekli Tuğgeneral Ali Aydın, Yargıtay’ın hakkındaki beraat kararıyla tahliye olduktan, 32 ay tutuklu kaldığı Silivri Cezaevi’nden çıktıktan sonra nereye gitmiş olabilir sizce?
a-Elbette evine.
b-Adanalı bir Yörük çocuğu olarak ete zaafı malum; kesin kebap yemeye.
c-Türkiye’nin dört bir yanından kendisini karşılamaya gelen eşi dostuyla sohbete.
d-Hiçbiri.
Cevap veriyorum:
Hiçbiri!
Yörük Ali Paşa, Silivri’den çıktı ailesiyle birlikte dosdoğru Eyüp’e gitti.
Peki, “trafik saati, geç oldu, dinlen yarın gidersin” lere kulak asmadan koştur koştur yapılan bu ziyaretin sebebi neydi?
a-Piyer Loti’de çay içmeyi özlemişti.
b-Canı Haliç’e karşı balık-ekmek çekti.
c-Kestane kebap, horoz şekeri, macun tezgahlarıyla bezeli dar sokaklarda dolaşıp nostalji turu yapmak istedi.
d-Hiçbiri.
Cevap veriyorum:
Hiçbiri!
Yörük Ali Paşa Eyüp’e, Eyüp Sultan’da namaz kılmak için gitti!
İşte size “Cuma namazında Cami bombalayacak olan ‘dinsiz’, ‘kitapsız’, ‘imansız’, ‘Allahsız’” askerlerden sadece biri!
İçiniz “cız” etti mi şimdi?
Bu da son sorum:
Atı alan “Peygamber Ocağı”nı talan ettikten sonra neye yarar peki?

http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=28423

Yörük Ali Paşa



Fatih Altaylı
Başbuğ: Böyle rezillik olur mu, yeter yahu!
11.02.2010
GENELKURMAY Başkanı İlker Başbuğ ile uzun süredir bir röportaj yapmak istiyorduk. Geçen hafta arayıp hangi gün uygun olduğumuzu sordular. Çarşamba günü üzerinde mutabık kaldık ve dün Murat Bardakçı ile birlikte randevu saati olan 10.30’da Genelkurmay Karargâhı’na gittik.
Kapıda Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve 2. Başkan Orgeneral Aslan Güner karşıladı.
Önce çay içip genel konulardan konuştuk. Ardından bir başka odada röportajımızı yaptık.
Sonra da birlikte öğle yemeği yedik.
Ardından Genelkurmay Karargâhı’nda sergilenen tarihi silahları inceledik.Murat Bardakçı, Genelkurmay Başkanı’nın odasının önündeki bir camekânda muhafaza edilen Kanuni Sultan Süleyman’ın kılıcındaki Farsça yazıları okudu.
Hepsi birbirinden değerli tablolara baktık.
Saat 10.30’da girdiğimiz Genelkurmay Karargâhı’ndan 15.05’te çıktık.

‘BENCE TEKNİK HATA VAR’

İlker Bey, TSK ile ilgili vahim iddialar gündemde. Bunlar orduya olan güveni yıpratmaya yönelik ve başarılı oluyor. Ancak iddialar da vahim. Cami bombalamaktan tutun da emekliye ayrılmış bir denizaltıda bomba patlatıp çoluk çocuğu öldürerek ülkede kaos ortamı yaratma suçlamaları bile var.

- Camide bomba patlamaya yanıt verdim zaten geçen hafta. Türk Silahlı Kuvvetleri böyle bir şey yapmaz. Bu çatı altındaki kimsenin aklından bile böyle bir şey geçmez. Denizaltıdaki bombalar ise apayrı bir konu. O patlayıcıların nasıl bulunduğunu biliyor musunuz?

Evet, müzedeki gemide bulunmuştu. Galiba bir görevli bulmuştu.

- Bulan, müzede görevli bir emekli astsubay. Bulunan patlayıcı yarım libre TNT ve artı iki burgu patlayıcı. Toplamı 400 gram civarında. Buluyor ve hemen müze müdürüne haber veriyor. O da Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’na bildiriyor. Ekipler geliyor. İnceleme yapılıyor, tutanakla belgeleniyor, ardından da yasal prosedür gereği imha ediliyor. Bir teknik hata var mı? Bence var. Keşke Emniyet’e, polise de haber verilseydi diyebilirim. İyi olurdu. Burada söze Aslan Güner girdi ve “Gemilerde bulunan mühimmatın imhasıyla ilgili Deniz Kuvvetleri yetkili olduğu için o çerçevede hareket etmişler” dedi.
İlker Başbuğ devam etti:
- Tutanak tutuluyor ve ardından bunlar imha ediliyor.

‘PATLAYICILAR GÖZDEN KAÇMIŞ’

Peki bu patlayıcılar gemiye nereden gelmiş? Menşei belli mi? Kim koymuş?

- Bunları bilmiyoruz. Kuvvetle muhtemel bunlar zaten denizaltıda bulunan patlayıcılar. Çünkü denizaltılarda patlayıcı bulunur. Çeşitli nedenlerle. Bazen düşmanın eline geçmesin diye denizaltıyı batırmak için. Bazen buradaki kripto cihazları düşmanın eline geçmesin diye. Muhtemelen bunlardan bir bölümü denizaltı hizmetten alınırken bir yerde kalmış olabilir. Bilmiyoruz.

450 gram patlayıcı denizaltıyı batırır mı?

- Batırmaz tabii. Bunlar kalmış olan, gözden kaçmış olan miktar olabilir.

Gemiyi gezen çocukları öldürmek için konmuş olduğu iddia ediliyor.

- Saçmalık.

Patlasa ne olurdu peki?

- Elbette kısmi bir zarar olurdu ama gemiyi batırmazdı. Patladığı bölgeye zarar verirdi. Dışarıya bir etkisi olmazdı.

BİZİ GEÇMİŞE GÖTÜRÜYOR

Deniz Kuvvetleri sürekli gündemde. Ne oluyor orada? Kendi komutanına suikast yapmayı planlayan bir yapı olur mu? Tam burada Orgeneral İlker Başbuğ’un yıllardır bildiğimiz kibar, kontrollü tavrı biraz da olsa bozuluyor. Gözleri parlıyor. Belli ki çok öfkeli. Kontrol ediyor ama zorlukla. Önce bizi biraz geçmişe götürmek istiyor. İnebahtı Savaşı’na giriyor. Bu savaşla Osmanlı’nın Akdeniz‘deki hâkimiyetini kaybetmesini anlatıyor. Sonra Karadeniz’e geliyor. Kazaklar’ın Yeniköy’e kadar gelmesine değiniyor. Büyük devletlerin denizlere hâkim olmasının önemine değiniyor. Denizlere hâkim olamayan devletlerin, hele bizim gibi devletlerin ciddi sıkıntıya gireceğini anlatıyor. Sonra Türk Deniz Kuvvetleri’nin yeterince güçlü olduğunu, bir eksiğinin bulunmadığını, Milgem Projesi ile artık kendi gemilerimizi, kendi tersanelerimizde üretecek hale geldiğimizi ve milli firkateynimizin yapıldığını söylüyor. Deniz Kuvvetleri’nin durum ve gücüyle ilgili endişesi yok. Bunu vurguluyor. Sonra başlıyor anlatmaya:

- Karadeniz’in önemi giderek artıyor. Doğu Akdeniz’inki zaten malum. Son dönemlerde meydana gelen olayları anımsarsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Bu yüzden biz Doğu Karadeniz’de de bir üs kurduk biliyorsunuz. Osmanlı’yı konuştuk. Denizler önemli. Karadeniz giderek daha önemli oluyor. Bakın biz bugün bir hata yaparsak bedeli bugün ödenmez. Ama 60 yıl sonra birileri der ki: “Ne vahim hata yapmışlar. Uyumuşlar. Görememişler.” Bugün hata yaparsak faturasını 40 yıl sonra, 60 yıl sonra öderiz. Benim bir kaygım yok. Deniz Kuvvetlerimiz çok güçlü. Modern. Ama son olaylarla Deniz Kuvvetleri’ndeki personelimizin moral durumunda ciddi sıkıntılar, ciddi sorunlar var. Bu konuda büyük endişelerimiz var. Hepsinin komutanı olarak bu beni rahatsız ediyor.

‘KARALAMA KAMPANYASI’

Niye rahatsız oluyorsunuz? Olay yargıda ve suçlamalar kişisel değil mi?

- Kişisel olur mu? Silahlı Kuvvetler’de böyle suçlamalar kişisel olmaz. Kurumsal algılanır. Son dönemde özellikle personelle ilgili adli soruşturmalar açıldı. Bazısı soruşturma, bazısı iddianame hazırlama aşamasında, bazısı mahkemeye intikal etmiş durumda. Bütün bu süreçte Deniz Kuvvetleri üzerinde ciddi bir karalama kampanyası var. Bunlar aşırı maksatlı. Kabul ediyorum, bazıları haber sınırında ama bazıları maksatlı. Karalamaya yönelik.

Maksat ne?

- Bilemem. Bilsem de delili koymadan söyleyemem. Delili olsa da zamanı gelince söylenir.

İntiharlar var.

- Evet var. Bunlar da moralleri bozuyor. İşte pazartesi günü bir intihar olayı daha var. Bugün siz de buna değinmişsiniz. Bir güvenlik zaafına dikkat çekmişsiniz, askeri personelin izlendiğini yazmışsınız. Evet doğru. Bir nevi komplo. Bir internet olayı var. Biz de olayı inceliyoruz. İntihar eden albayımız, bir emekli generalimizin oğlu, (Aslan Güner, intihar eden albayın, emekli Tümgeneral Nedim Erden’in oğlu olduğunu söylüyor), kendisine rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum. Ama biz de bu olayı inceliyoruz. Ama gazeteler sürekli birtakım iddialar, imalar yapıyorlar. Bir kuvvet komutanımızın emir subayı kazada hayatını kaybediyor, buna bile şüphe yükleniyor. Bu moral mi bırakır?

Yine de iddialar vahim değil mi?

- Ne iddiasıymış bunlar. Hadi bakalım iddialara. Ne yazıldı aylarca, Deniz Kuvvetleri Komutanı’na suikast yapılacaktı. Her gün komutana suikast, komutana suikast, komutana suikast. Ne yapmak istiyorlar? “Bu denizciler kendi komutanlarına dahi suikast yaparlar” demeye, herkesi buna inandırmaya çalışmadılar mı? Bence çalıştılar. Peki ne oldu? İşte 5. iddianame çıktı. Okudunuz mu?

‘BUNLAR SABRI TAŞIRIYOR’

Okuduk.
- Suikast girişimiyle ilgili tek satır var mı?

Gördüğümüz kadarıyla yok.

- Ben hepsini gördüm. Yok. Tek bir satır bile yok suikastla ilgili. Eee, ne oldu? Hani bunlar kendi komutanlarına suikast yapacaklardı? Nerede? Aylarca suikast, suikast, suikast. İddianame çıktı işte. Tek satır yok yahu. Tek satır. Ne oldu suikast. Şimdi bana biri bunun yanıtını versin. Hani suikast yapacaklardı komutanlarına. 5. iddianamede, yani konuyla ilgili iddianamede yok. Bunun hesabını kim verecek? Böyle rezillik olur mu? Trabzon’da yaptığım konuşmada açık açık söyledim. İddiayı iyi inceleyin diye. Aylarca suikast diye bağırdılar. Ama şimdi yok. Yokmuş. Eee, ne oldu? Yokmuş. Yeter yahu! Sabrımız taştı diyoruz, siz de soruyorsunuz, “Taşarsa ne olur” diye. Ama işte bunlar sabrı taşırıyor.

Peki şimdi sizi bulmuşken sorayım. Sabır taşarsa arkasındaki anlam ne, ne olur?

- Onu biraz sonra yanıtlayayım.

Peki, bunu daha sonra sorayım ama sonuç olarak TSK ile ilgili iddialar bunlar. Siz bunları soruşturmuyor musunuz kendi içinizde?

- Biz her olayla ilgili soruşturma açıyoruz. Anayasa Mahkemesi kararından sonra elimiz rahatladı. Bir dönem belli konulara giremiyorduk. Şimdi rahatladık. Bütün dosyaları yeniden inceliyoruz. Yetki alanlarımızı, hukuk süreçlerini yeniden ele alıyoruz. Buna göre bazı davalar açılabilir, bazı soruşturmalar yapılabilir. Bazıları zaten yapılıyor, yürüyor, sonuçlanıyor. İşte bir mahkûmiyet ve ihraç kararı çıktı. (Anladığım kadarıyla Erzincan’daki soruşturmayı da bu kapsamda ele almak istiyorlar. Söylenmedi ama böyle bir izlenim edindim diyebilirim. F.A.) Biz gerekeni yapıyoruz ve yapacağız. Ama bakın bütün bunlar benim askerimin moralini bozuyor. Ben askerimin moralini bozan herkesle savaşırım.

‘SORUNUZU KABUL ETMİYORUM’

Peki askerin moralini bozanlarla savaşınız, Başbakan’ın sözünü ettiği paslaşmayı bozar mı? Orgeneral İlker Başbuğ’un bu sorumdan çok hoşlanmadığını ifadesinden hissettim. Ancak yine de yanıtladı.

- Fatih Bey, askerin morali sadece benim sorunum değildir. Bu ülkenin sorunudur. O yüzden bu sorunuzu kabul etmiyorum. Morali bozuk bir ordu, ülkenin sorunudur.

‘TSK, muz cumhuriyeti ordusu değil, disiplin tam’

Planı. Sizin o dönem Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı olduğunuzu hatırlatıp sorumluluğunuz olduğunu öne sürenler var.

- Bakın bu konu yargıda. Sivil yargıda. Savcı bütün dokümantasyonu istemiş. 5000 sayfa kadar. Allah kolaylık versin. İnceleyecekler. Görecekler. 5000 sayfayı incelemek zaman alır herhalde. Sabredin. Göreceksiniz. Ne neymiş göreceksiniz. Biraz sabır.

Yani böyle bir plan yok mu?
- Ben bir şey demiyorum. Sabredin. Göreceksiniz. Belgeler savcılıkta.

Ya ıslak imza meselesi. Son olarak bir kez daha belgedeki imzanın ıslak olduğu ve Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu belirlendi Adli Tıp tarafından.

- O belge şimdi bize gelecek. Biz de inceleyeceğiz.

Moraller bozuk diyorsunuz. Olan bitenin personelde rahatsızlık yarattığını söylüyorsunuz. Türkiye’de bana göre komik bir söylem vardır. “Genç subaylar rahatsız” söylemi. Hep konuşulur. Alttan komutanlara yönelik bir baskı olduğu iddia edilir. Var mıdır böyle bir şey? Genç subayların durumu ne? Özellikle son dönemde olup bitenlerden rahatsızlar mı?

- Bakın burası Türk Silahlı Kuvvetleri. Muz cumhuriyeti ordusu değil. Burada disiplin tamdır. Yüzde bin tamdır. Emir komuta zinciri tamdır. Genç subaylar sorunu yoktur. Olmaz da. Geçen ay Silahlı Kuvvetler’deki tüm generalleri topladım. Konuştum. Keşke bütün personeli, teğmenler dahil toplayıp konuşabilecek bir imkânım olsa. Bazı şeyleri benden duymaları, komutanla konuşmaları başka. Ama ne yazık ki, fiziken mümkün değil. Ama yarın Gölcük’e gidiyorum. Neden? Az önce bahsettiğim moral bozukluğuyla mücadele için. Şunu herkes bilsin. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde emir komuta ve disiplin tamdır. İşte benim dönemime bakın. Bir tek ses çıktı mı Silahlı Kuvvetler’den. Bir çıt çıktı mı? Bir demeç var mı benim dışımda? Tek bir çatlak ses oldu mu bu dönemde? Olmadı. Olmaz. Ama şunu da söyleyeyim, bu arkadaşları çok da sıkmasınlar (eliyle sıkma işareti yaparak).
Habertürk

HEDEFTE NEDEN DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI VAR
Sait Çakır
12.02.2010

Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, “onur patlaması” olarak kavramlaştırılan intihar vakaları ülkenin gündemini sarsmaya devam ederken, intihar eden subayların çoğunluğunun Deniz Kuvvetleri’ne mensup olmaları dikkat çekiyor. Son olarak, bu Ağustos’ta amiralliğe terfisine kesin gözüyle bakılan Kıdemli Kurmay Albay Berk Erden’in intiharı, gözleri bir kez daha Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na çevirdi.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit’in Albay Erden’in cenazesinde yaptığı açıklamalara geçmeden önce, Denizci subayların intihar eğilimleri üzerinde durmak gerekiyor. Uzatmadan cevabı yazalım; irtica ile mücadele planı’ndan amirallere suikast planı ve kafes planı’na kadar birçok iddia ve buna eşlik eden çirkin karalama kampanyaları, Deniz Kuvvetleri’ni hedef almakta ve burada görev yapan personelin moralini bozmaktadır. Bugün Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un Gölcük’teki Donanma Komutanlığı’na yaptığı destek ziyaretini, her türlü insani ölçünün dışındaki bu vicdansız sinir harbinin yarattığı tahribatı onarma çabası olarak görebiliriz.

Bu noktada, Orgeneral Yiğit’in “Poyrazköy’de cephane saklamakla suçlananlar, birliğin komutanı; neden silahları dere yatağına gömsünler ki?” sorusunun, Denizcilere karşı yürütülen kampanyanın gerçeklere dayanmadığı konusunda son derece ikna edici olduğunu belirtmek gerekmektedir. O halde şu soru akla takılıyor; haksız suçlamalar niçin Deniz Kuvvetleri üzerinde yoğunlaşıyor?

Karadeniz’de Egemenlik Savaşı

Bu sorunun cevabı, Amerika’nın Rusya’ya karşı izlediği siyasetin ayrıntılarında yatmaktadır. Kısaca bu ayrıntılara göz atalım.

4 Şubat günü Romanya Başkanı Traian Basescu’nun, ABD’nin füze savunma sistemini Romanya’ya yerleştireceği yönündeki açıklaması, kuzeyimizdeki güçler dengesini önemli ölçüde değiştireceğe benziyor. Nitekim Münih Güvenlik Zirvesi sırasında alınan bu “beklenmedik” karar, füze sisteminin İran’dan daha çok kendisine yöneldiğini düşünen Rusya’yı harekete geçirmiş ve ertesi gün devlet başkanı Medvedev, NATO’nun ve Amerika’nın yerleştireceği füze savunma sisteminin ulusal güvenliğe ve bölgesel istikrara tehdit oluşturduğunu kabul eden “yeni askeri doktrini” imzalamıştır. Batıya karşı oldukça sert bir tutum benimseyen bu yeni doktrinin, herhangi bir konvansiyonel saldırı veya ihtimali durumunda nükleer silah kullanımına izin verdiğini not edelim.

Geçtiğimiz yılın Eylül ayında ABD Başkanı Barack Obama, Polonya ve Çek Cumhuriyeti’nde kurulması planlanan ve Bush döneminde hazırlanan füze kalkanı projesini kaldırdığını duyurmuştu. Bu proje, kara-temelli füze sistemini öngörüyordu. Karadeniz’e kıyısı olan Romanya üslü yeni füze kalkanı projesi ise, karanın yanında deniz-temelli füze sistemini de içermektedir ve Amerika Dış İşleri Bakanı sözcüsü bu durumun altını çizmektedir.* Kuşkusuz bu plan, Bush dönemindeki plana göre daha kapsamlı ve daha tehditkârdır.

Zaten mesele de bu noktada düğümleniyor; Amerika’nın Karadeniz’e taşınmasını içeren bu karara, Karadeniz’deki donanmasına beş savaş gemisi daha ilave ederek karşılık veren Rusya’nın Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov, “Amerika bu kararı alırken, Montrö Sözleşmesi’ni dikkate aldı mı?” sorusunu soruyor. Gürcistan’la yapılan Ağustos Savaşı sırasında, Amerika’nın “yardım” amaçlı savaş gemilerini boğazlardan geçirmek istemesiyle patlak veren Montrö krizi henüz belleklerimizdeki tazeliğini korurken, Karadeniz’de Montrö üzerinden yeni mücadelelerin başlayacağını öngörmek, zor olmasa gerek.

Karadeniz’e kıyı olmayan ülkelere ait savaş gemilerinin üç haftadan daha fazla kalamayacağına veya üçüncü ülkelere ait savaş gemilerine konan tonaj sınırına ilişkin maddeleri Amerikan tarafının hangi yollarla aşacağı belirsizliğini koruyor. Ne olursa olsun, ortada olan tek gerçek şudur ki, Romanya’ya yerleşen Amerika’nın Montrö’yü ihlal etmeksizin gemilerini Karadeniz’de tutması mümkün değildir.

Karalama Kampanyaları

Tekrardan Orgeneral Başbuğ’un Habertürk’e verdiği mülakata dönmekte yarar var; büyük devletlerin Karadeniz’e hâkim olma çabasına değinen Başbuğ, Karadeniz’in öneminin arttığını ve burada yapılacak ufak bir hatanın bile bedelinin elli-altmış sene sonra ortaya çıkacağını haber veriyor. TSK’ya karşı yürütülen iftira ve yıpratma kampanyasının iç mihraklardan mı yoksa dış mihraklardan mı destek aldığına ilişkin soruya da İlker Paşa, “Günü gelince konuşuruz onu da.” cevabını veriyor.**

O halde bir sonuca varabiliriz.

Montrö Sözleşmesi, Amerika’nın Rusya’yı kuşatma politikasının önündeki uluslararası hukuka ilişkin engellerden bir tanesidir; hem NATO tatbikatları hem de İsrail’le yapılan ortak tatbikatlarda bu sözleşmenin sürekli ihlal edilmesine bakarak, bu engelin önemli olup olmadığı tartışılabilir. Ancak, Gürcistan Savaşı sonrasında lehine dönen güç dengelerinden taviz vermek istemeyeceği anlaşılan Rusya’nın, bundan sonra, Montrö ihlallerine karşı daha duyarlı olacağını ve geçmişte olduğu gibi homurdanmakla yetinmeyeceğini söyleyebiliriz.

Özetleyecek olursak; Montrö üzerinden bir çatışma çıkarsa, hem boğazları elinde tuttuğu hem de Karadeniz’e kıyısı olduğu için, Türkiye bu çatışmanın dışında kalamaz. Amerika türünden tarihsel bir “müttefik”in, Türkiye yerine Romanya’ya yerleşmesi durumunda, terk edilme korkusu yaşayacak bazı unsurların Montrö’yü savunma konusunda bir direnç gösterme ihtimali bulunmaktadır ve Washington’un bu ihtimali göz önüne aldığı kesindir. Gerekçesi ne olursa olsun, bu direnci sergileyebilecek tek güç, Türk donanmasıdır.

Eşref Yiğit Paşa’nın,”gemiler teknoloji ile yüzüyor, ama morali bozulan personel gemiyi yüzdüremez” sözü çok yerindedir. Amerika’nın Montrö’yü ayak bağı saydığı bu aşamada, Türkiye’nin imzasının olduğu bu anlaşmayı savunabilecek güçlerin yıpratılmasını tesadüf sayamayız.
Odatv.com

*http://rt.com/Top_News/2010-02-04/romania.html
**http://www.haberturk.com/haber.asp?id=206589&cat=110&dt=2010/02/12

O KOMUTANLIK HANGİSİ

10.02.2010
Sabah gazetesinin birinci sayfasından bir haber:

“Amiraller kafes şüphelisi… Kafes Eylem Planı soruşturmasında İzmir’de 2 amiralin ifadesi alınacak.”

Önceki gün intihar eden Kurmay Albay Berk Erden nerede görevliydi? İzmir’de…

****

Habere göre Ergenekon Savcıları Ercan Şafak ile Murat Yönder, Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç ile İzmir Foça Çıkarma Gemileri Komutanı Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar’ın “şüpheli” sıfatıyla ifadelerini alacak.

İntihar eden albay hangi komutanın kurmay heyetindeydi? Koramiral Sağdıç’ın …

Foça komutanının önem ne? Özel Kuvvetler bünyesindeki sivil – asker işbirliği alayından özel birimin bu komutanlıkta da yerinin bulunması.

****

İntihar eden Albay’ın eşiyle ilgili videoda ne söyleniyordu?

“Kocam öğrenirse Ergenekon ilişkilerini ortaya çıkarmakla tehdit ederim. Hatta sakladığı silahların yerini İzmit’teki çete arkadaşlarını bile söylerim diye düşündü.“

Albay’ın eşinin aklını okuyanlar nihai hedefi de ortaya koyuyor: “İzmit’teki çete.”

İzmit Gölcük’te Donanma Komutanlığının karargâhı bulunuyor.

****

Poyraz iddianamesiyle Kuzey Deniz Saha Komutanlığı askerleri tutuklandı, sorgulandı.

Sıra şimdi Güney Deniz Saha Komutanlığı'nda.

Güney Komutanlığı'ndan sonraki adres ise Donanma Komutanlığı…

Deniz Kuvvetleri’nin temel bir özelliği var. Dış istihbarattan ve karşı istihbarattan sorumlu kuvvet öncelikle Deniz Kuvvetleri.

****
Yazıdaki öngörüleri nasıl böyle cüretkâr biçimde kaleme aldığımızı düşünenler olabilir. Bunu da yakın dönemin tecrübeleri ile açıklamak doğru olur.
Kaynak: Odatv.com

JİTEM'ci 2 Subay Dershaneyi Bastı
Kendilerini JİTEM mensubu olarak tanıttıkları iddia edilen iki asker, bir dershaneyi basarak 4 kişiyi ölümle tehdit edip dershane müdürünü de yaraladı.
2 Şubat 2010
Muğla'nın Fethiye ilçesinde kendilerini JİTEM mensubu olarak tanıttıkları iddia edilen iki asker, bir dershaneyi basarak 4 kişiyi ölümle tehdit edip dershane müdürünü de yaraladı.

Edinilen bilgiye göre, önceki gün akşam saatlerinde Atatürk Caddesi üzerinde bulunan özel bir dershanede (Birebir Ders hanesi) psikoloji öğretmeni olarak çalışan Aslıhan Özaydın ile nişanlısı Üsteğmen Seçkin Çetin ve abisi Astsubay Mehmet Özaydın dershaneye geldi. Aslıhan Özaydın ile yeni dershane yönetimi arasında yaşanan anlaşmazlık nedeniyle işyerine geldikleri öğrenilen iki asker, yaşanan anlaşmazlığa sinirlenerek dershane yönetiminin odasına girdi. Burada kendilerini JİTEM mensubu olarak tanıttıkları iddia edilen iki asker, dershane sahibi Abdullah Koyuncu ile Veli Volkan Çıkrıkçıoğlu, Şerif Katlı ve Cihan Yıldız'ı darp etti. Odada bulunan 4 kişiyi ölümle de tehdit ettikleri öne sürülen askerler, Koyuncu'yu başından yaraladı.

Olay sonrası dershane yöneticileri polisten yardım istedi. Dershaneye gelen ekipler, şahısların asker olması nedeniyle durumu Fethiye Jandarma Komutanlığı'na iletti. Jandarma iki askeri gözaltına alırken, darp edildiğini iddiasında bulunan yöneticiler ise önce doktor raporu için hastaneye, ardından da şikayetçi olmak için karakola gitti. Yaşanan kavgayı anlatan dershane sahibi Abdullah Koyuncu, şahısların dershaneye gelerek kendilerini tehdit etmeye başladığını ve kendilerini JİTEM personeli olarak tanıttıklarını belirtti. Koyuncu, "Nedenini bilmiyorum, şahısları tanımıyorum. Sivil kıyafetliydiler. Küfür ve tehdit ettiler. Kendilerinin JİTEM yani Jandarma İstihbarat'tan olduklarını söylediler. Dağdan yeni indiklerini, kafamıza sıkacaklarını, hayata son kez bakacağımızı söylediler. İtiş kakış oldu. Olayın ardından jandarma gelip aldı onları." dedi. ZAMAN

GELİBOLU'DA SIR DOLU 'ASKERİ' KAZA
Çanakkale'de içinde askerlerin olduğu aracın yaptığı kaza kafaları karıştırdı. Kafaları karıştıran kazanın oluş şekli değil kaza yapan araçtan çıkan ilginç eşyalar...
14 Şubat 2010
Çanakkale'de içinde askerlerin olduğu aracın yaptığı kaza kafaları karıştırdı.Araçtan kayıtsız bir tabanca, bir tümgeneral forsu ile bir amiral eşine tahsisli araç plakası çıktı.

Astsubay Üstçavuş Atıl Şahin yönetimindeki 06 EU 2563 plakalı Renault marka otomobilin önceki gün Gelibolu yakınlarında polis memuru Cumhur Uğur Turkan’ın aracına çarptığı öğrenildi. Kazada Şahin'in bulunduğu otomobilde Astsubay Sezgin Çağlan ile birlikte isimlerinin "Onur ve Tarık" olduğu öğrenilen iki kişinin daha olduğu belirlendi.

Astsubayların aracından üzerinde TR rumuzu bulunmayan 06 AC 006 ve 76 AC 790 numaralı iki plaka çıktı. Araçta ayrıca tümgeneral araç forsu ile birlikte KILINÇ 2000 ve ZİGANA marka iki tabanca ve tepe lambası bulundu. Yapılan ilk araştırmada araçtaki plakalardan birinin Deniz Kuvvetleri'nde görevli bir amiralin eşine tahsisli bir plaka olduğu ve tabancalardan birisinin kayıtlı olmadığı belirlendi.

Sivil savcıdan aldılar

Olaya el koyan Cumhuriyet savcısının hastanedeki ilk sorgusunda Astusubay Şahin'in arka koltukta oturanların soy isimlerini bilmediği belirtildi. Şahin'in bu şahıslarla ilgili detaylı bilgisinin olması savcının dikkatini çekti. Şahin'in disiplinsizlik nedeniyle SAT Birliği'nden gönderildiği öğrenildi.

Deniz Kuvvetleri Adli Müşavirliği devreye girerek 'askeri malzemeyi çalma' suçu çerçevesinde Gelibolu Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturmayı elinden aldı. Delillere de el konuldu. aktifhaber

Albay'ın Cenazesinde İginç Detay
Eşiyle ilgili bazı fotoğraflar internet paylaşım sitelerine düştükten sonra intihar eden Deniz Kurmay Albay Berk Erden’in ailesi, dün bir gazeteye teşekkür ilanı verdi.
14 Şubat 2010
İlanda, “çok değerli açıklamalarıyla bize destek olan” denilerek Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit başta olmak üzere çoğu deniz kuvvetleri komutasındaki amiraller ile 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız, Harp Akademileri Komutanı Nusret Taşdeler ile Erden ailesinin acısını paylaşan diğer askeri erkana teşekkür edildi. İlanda, TSK’nın komutanı Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un isminin yer almaması dikkat çekti. Aile, cenaze töreni için hazırlatılan çelenkte de Albay Berk Erden’in eşi Özgül Erden’in ismine yer vermemişti. Çelenkte aldatma iddiasıyla karşı karşıya kalan Özgül Erden’in ismine yer verilmeyerek sadece “Annesi, babası, oğlu ve kardeşi” ifadeleri yer almıştı.
STAR

Gül, 1 Mart Tezkeresi,Brüksel Modeli, Saldıray Paşa….
Ahmet TAKAN
17 Şubat 2010
Denizci paşalar adliyede ifade veriyor…3’ncü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, savcılığa üstü kapalı tehditlerle çağrılıyor…

Bu arada Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ çıkıyor, genç subaylara her ne demekse “şövalye ruhu” çağrısı yapıyor. Milletin “Peygamber Ocağı” olarak bildiği yerde haçlı simgesi olan şövalye ruhu ne demek? Ne iş görecek? Kimlere hizmet edecek? Pek anlayamadık.

Olup bitenler karşısında ben filmi geriye sarmaktan bıktım ama yapacak bir şey yok. Çünkü her şeyi çok çabuk unutan bir toplum haline geldik. AKP’nin ilk iktidar günlerinde Rauf Denktaş’ın hasta yatağında başına neler geldiğini yazmıştım. O günlerde Kıbrıs’ta canı pahasına geri adım atmayan kahraman Denktaş’ın sayesinde AKP iktidarı AB’nin taleplerini yerine getirememişti.

Vahşi batının adamı böyledir; hesabını tehir eder ama asla vazgeçmez. Denktaş’ı ve Kıbrıs’ı hasta yatağında halledemeyen AB işin peşini bırakmadı. Başbakan Abdullah Gül ve AKP’ye Kıbrıs için “Brüksel modeli” de “Brüksel modeli” diye dayattı. Tayyip Erdoğan yollara düştü Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi “ Brüksel modeli”ni pek sevdi.Rauf Denktaş hasta yatağından kalktı TSK’ya koştu,Erdoğan’ın sinirleri bozuldu neredeyse Kıbrıs kahramanının Anavatanına girmesini yasaklayacaktı.

İşte o günlerde, güçlü merkez-gevşek federasyon manasına gelen Brüksel modelini hayata geçirebilmek için Başbakan Abdullah Gül ince ve gizli bir manevra yaptı. Gül, Brüksel Üniversitesi AİHS Kürsüsü Başkanı Prof Dr.Ruşen Ergeç’i gizlice Ankara’ya getirtti. AB ile çok sıkı fıkı ilişkileri olan bu zat’a “Brüksel modeli için Devletin tepesini ikna “ misyonu yüklendi.

Abdullah Gül’ün kontrolünde Ergeç, birkaç kez Çankaya Köşküne çıktı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le görüştü.Sonuç nafile.. Ergeç, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’e gitti.Orada Genelkurmay Başkanı’nın samimi bir ilgisi ile karşılandı ama o kadar.Çünkü “Brüksel Modeli’ne” TSK içinde büyük tepki ve direnç vardı. Saldıray Berk ve onun gibi birçok parlak subay AKP’nin Okyanus ötesi projeleri karşısında taş duvar olmuştu.

Abdullah Gül ve AKP iktidarı duvara çarptığını görünce “ Brüksel Modelini” soğutmaya aldı. Zira daha sıcak bir gündem maddesi ile karşı karşıyaydılar. Acilen 1 mart tezkeresi görüşmelerine ve alt yapısının hazırlıklarına başlandı. ABD’liler Türkiye’ye otel mantığıyla yaklaşıyorlar, “parasını veririz,istediğimiz kadar kalırız” mantığı ile sürekli dayatıyorlardı. Abdullah Gül ve ekibi eğilip büküldükçe TSK direniyor, askerinin atlet ve don parasını bile Türkiye’ye yüklemeye çalışan Conilere kurmay subaylarımız kan kusturuyordu.

ABD, Irak operasyonunda Türkiye’ye yerleşip istediği gibi kullanmaya çalışırken, stratejik müttefikimizi çok yakından tanıyan ve milli duruştan en ufak taviz vermeyen Saldıray Berk gibi subaylar her türlü oyuna taş koyuyorlardı. ABD’liler çıkmasını istedikleri 1 Mart tezkeresinden çok onun altında yapılacak protokol ve anlaşmalarla daha çok ilgiliylidiler. TSK’da yapılan toplantılara öyle bir hazırlıklı geliyorlardı ki ABD’li yetkililer çoğu kez masadan kalkıyorlar ve hükümete şikayete koşuyorlardı .Bu yüzden kaç kez o zamanın ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın telefonla Gül’ü aradığını ve burada ancak sizi sert olarak tarif edebileceğim sözler söylediğine şahidim.Ama dediğim gibi tüm baskılara rağmen TSK Irak harekatı için ABD’ye istediklerini vermedi.

Abdullah Gül ve AKP iktidarı çareyi bazı gizli protokol ve mutabakatlarla çözmeye çalışsa bile,daha önceki bir yazımda perde arkasının ucundan azıcık bahsettiğim 1 Mart tezkeresini yaşadık.Zaten hatırlayın Irak harekatı sırasında AKP’nin ABD ile yaptığı bazı gizli protokoller basına sızdırılmış ve bu kamuoyunda büyük tartışmalara sebep olmuştu.

ABD, Türkiye üzerinde yapmak istediği her operasyonda kendisini çok iyi tanıyan sert bir TSK bloğuna tosluyordu. Kısa sürede üst üste gelen bu toslamalar ABD’ye hem para hem prestij hem de enerji kaybına sebep oluyordu.

Sonrası da malumunuz. Çuval operasyonları…

Şimdi Ergenekon davası ile ilişkilendirilmeye ve bunun için de sık sık ifadeye çağrılan Saldıray Berk Paşa ile ilgili birkaç cümle yazalım. 3’ncü ordu Komutanı Orgeneral Berk, gerçekten TSK içindeki çok parlak subaylardan biri. Hem yurtiçinde hem yurt dışında oldukça parlak bir sicili var. Kendisini çok yakından tanıyan bir silah arkadaşı anlatıyor:

“Saldıray Paşa tam bir askerdir. Emir komuta zinciri ve hiyerarşiyi bozacak hiçbir harekette bulunmaz ve bulunulmasına da izin vermez. Kendisinin yaptığı her işte Genelkurmay Başkanlığını mutlaka haberi olur. Kanun adamıdır.Bugüne kadarki askeri sicili ve duruşunda tek bir kara nokta bulamazsınız.”

Gelişmeleri yakından takip eden uzmanlar bölgenin Alevi-Sunni yapısına dikkat çekerken,” olası İran harekatını da göz ardı etmeyin uyarısında “ bulunuyorlar.

Yakın geçmişte olup bitenleri hatırladıktan sonra Saldıray Paşanın başına gelenlere birde bu açıdan bakın. Bilmem bir şeyler anlatabildim mi?
avazturk

Askerden izne geldi, yatağında ölü bulundu
1989/4 tertip olarak vatani görevini yapmak üzere Sivas'a giden A.S. (21), usta birliğinin Tekirdağ'a çıkmasının ardından iki gün önce dağıtım iznini geçirmek üzere memleketi Konya'ya geldi. Dün gece arkadaşlarıyla evde eğlenen A.S, sabah ailesi tarafından yatağında ölü bulundu. İncelemede A.S'nin odasında uyuşturucu bulunduğu iddia edildi. 16.02.2010 KONYA netgazete

Uzman Erbaş, Meclis kapısında canına kıyacaktı
Uzman Erbaş olduğu ve görevinden üç sene önce kendi isteğiyle ayrıldığı öğrenilen Mehmet F., TBMM'nin Dikmen kapısının karşısında, boğazına ve karnına bıçak dayayarak, canına kıyma teşebbüsünde bulundu. Emniyet barikatı içerisine alınan Mehmet F, bir saat boyunca ikna edilmeye çalışıldı. Mehmet F. ikna edilerek, ellerindeki bıçaklar polisler tarafından alındı. 17.02.2010 ANKARA netgazete

Harp Okulunda İşkence!
Askeri liselerde bazı komutanların, tazminat ödeyerek okuldan ayrılmaları için öğrencilerine işkence yaptığı iddia edildi. Bu olay öğrencilerde intiharlara neden oluyor
21 Şubat 2010
Askeri liselerde bazı komutanların, tazminat ödeyerek okuldan ayrılmaları için öğrencilerine işkence yaptığı iddia edildi. Öğrencilerin aileleri , intiharlara yol açtığı belirtilen iddialarla ilgili olarak soruşturma açılmasını istedi.

izmir, Menteş Kara Harp Okulu'ndan A ayrılan Anıl Çiçek'in annesi Nilgün Çiçek, Tarafa yaptığı açıklamada, oğluna okulda ağır işkenceler yapıldığını iddia ederek, "Bir gece oğlum beni aradı 'anne gel beni kurtar' dedi.Ona dayanmasını söyledim, bunun üzerine oğlum, 'o zaman gelirken kefen getir anne' diye bana cevap verdi" açılmasında bulundu.

Öğrenci aileleri Meclis'e şikâyet dilekçesi verdi.

Aileler, "Okuldan ayrılan öğrencilere 40 ila 80 bin TL arasında bir tazminat bedeli ödettirilmek isteniyor" iddiasında bulundular. Ailelere iletilen 'askeri öğrenci maliyet çizelgesi'nde en yüksek maliyet olarak personel ve amortisman bedelinin olduğu belirtiliyor.

'Devlet okullarında öğretmen maaşları öğrenciler tarafından değil, devlet tarafından ödenir' diyen aileler, bu konuda da haksızlığa uğradıklarını belirtiyorlar. Maliyet Çizelgesi'nde yer alan yiyecek giderlerini ödemeye hazır olduklarını fakat amortisman ve personel bedellerini ödemek istemediklerini dile getirdi. Nilgün Çiçek, "Evimi satar TSK'ya tazminatı öderim. Ama gerekirse AİHM'e kadar gideceğim" diye konuştu.

Türk Silahlı Küvetleri bünyesindeki askeri liselerde bazı öğrencilere, tazminat ödeyerek okuldan ayrılmaları için komutanları tarafından işkence yapıldığı ve onur kırıcı iftiralar atıldığı iddia edildi. İzmir Menteş'de bulunan Kara Harp Okulu'ndan ayrılan Anıl Çiçek'in annesi Nilgün Çiçek'in öncülüğünde, çok sayıda aile, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı ve İnsan Hakları Derneği'ne konuyla ilgili şikâyet dilekçesi verdi.

'Şok Mangası'nda işkence'

Tarafa konuşan, askeri liselerden ayrılan çok sayıda öğrenci, üst rütbeli askerler tarafından önce 'Şok Mangası'na seçildiklerini daha sonra burada kendilerine "İnsanlık dışı uygulamalar yapıldığını" iddia etti. TSK'dan ayrılan öğrenciler 'Şok Mangası'nda yaşadıklarını yazdıkları dilekçelerde de anlattı. Askerî okullardan ayrılan gençlerden biri olan C.K, yaşadıklarını şöyle anlattı: "Kara Harp Okulları'nda İntibak Kampı'nda, mangamızdaki arkadaşımın matarasını kaybettiğim gerekçesiyle 'Şok Mangası'na alındım. Bu grupta bazı komutanlarım tarafından gerek fiziki gerek psikolojik eziyete maruz kaldım. Gece 04.00'da bizi tam teçhizatlı olarak denize soktular ve ardından kumlarda süründürüp, arkadaşlarımıza üzerimize yerlerden topladıkları pislikleri, çöpleri atmalarını emrettiler. Bunun gibi birçok işkenceye ve ağır hakaretlere maruz kaldım."

'İdrarımdan kan geldi'

Hava Harp Okulu öğrencisi S.Ü ise, "Beni İntibak Kampı'nda sebebini bilmediğim bir nedenle ayn bir gruba aldılar. Burada bana yaptıkları işkencelerden dolayı ayağa kalkamayacak duruma geldim. Susuz bırakıldığım için idrarımdan kan geldi. Gölcük Askeri Hastanesi'nde 'kas yıkımı' tedavisi gördüm. Fakat işkenceler dur durak bilmedi nihayetinde okuldan ayrılmak zorunda kaldım" diye konuştu.

Öğrenciler bazı arkadaşlannın da onur kırıcı iftiralara maruz kaldıkları için zehir içerek intihar ettiğini, hırsızlıkla suçlanan M.S adlı bir arkadaşlarının ise kendisini 5. kattan atarak intihar ettiğini öne sürdü.
Arzu Bayramhan
Taraf

SALDIRAY BERK NEDEN HEDEF ALINDI
Hakan UTKAN

Onu diğer komutanlardan ayıran bir şey var
21.02.2010
Ergenekon Operasyonu’nda evleri basılanların, gözaltına alınanların ve tutuklananların hemen hepsinin ortak bir özelliği vardı. Türkiye’nin Atlantik ekseninden kopmasını, NATO’dan çıkmasını, AB üyelik hedefinden vazgeçmesini ve IMF ile olan ilişkisini bitirmesini istiyorlardı. Bu isimlere göre Türkiye, Avrasya ekseninde, Çin, Rusya, İran ve Orta Asya’daki Türkî cumhuriyetlerle yeni bir ittifak kurmalıydı.
Örneğin eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, bu isteğini yüksek sesle ifade etmişti. Örneğin Şener Eruygur ADD’nin başına geçtikten sonra bu eksen kaymasını savunmaya başlamıştı. Örneğin Erol Manisalı bütün bir entelektüel mesaisini bu hedefe yönelik olarak harcayan bir akademisyendi. Örneğin Doğu Perinçek çok uzunca bir süredir “Avrasya Seçeneği”ni savunuyordu.
Operasyonun bulaştığı Yalçın Küçük ya da Merdan Yanardağ gibi isimler ise, zaten dünya görüşleri olan sosyalizm nedeniyle, NATO, ABD ve emperyalizm karşıtıydılar, dolayısıyla onlar da içerde ve dışarıda bir eksen kaymasından yanaydılar.
Üstelik Cumhuriyet Mitingleri Türkiye’nin Atlantik ekseninden çıkmasını isteyen güçlerin, hızla kitleselleşebileceğini de gösteriyordu. Mitinglerdeki yüz binler, hep bir ağızdan “ne ABD ne AB, Tam Bağımsız Türkiye” sloganını atıyorlardı.
İşte bu noktada dışarıdaki ve içerideki Atlantikçi güçler, hem Türkiye’nin emperyalist planlar doğrultusunda dönüştürülmesine karşı durabileceklerini hem de bir eksen kaymasına neden olabileceklerini düşündükleri hedeflere yönelik bir tasfiye operasyonuna giriştiler. Birinci cumhuriyetin yıkılıp ikincisinin kurulması için bu güçlerin engel olmaktan çıkarılması gerekiyordu.
Bu söylediklerimiz ışığında “neden 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk hedef tahtasında” sorusunu sorabiliriz.
Öncelikle komutanlığı Erzincan'da bulunan 3.Ordu’nun geçmişte Sovyetler Birliği’ne karşı kurulduğunu, şimdi ise Gürcistan ve Ermenistan sınırlarını koruduğunu bilmemiz gerekiyor; ABD’nin her daim yakından ilgilendiğini ve önemsediğini tahmin edebiliriz.
3.Ordu’nun şimdiki komutanı Saldıray Berk ise biyografisinden anlaşıldığı kadarıyla, 2.Ordu Komutanı Orgeneral Necdet Özel’le birlikte, NATO’da görev yapmamış iki komutandan biridir.
Berk, NATO’da görev yapmadığı gibi, yine biyografisine bakıldığında görülebileceği üzere, Moskova Kara Ataşeliği ve Bakü Silahlı Kuvvetler Ataşeliği görevlerinde de bulunmuştur. Ayrıca Berk, TSK bünyesindeki Rusça bilen az sayıda isimlerden biridir.
Saldıray Berk, cemaate yönelik Erzincan’daki soruşturma bağlamında hedef tahtasına yerleştirilmiş olabilir ama tek neden bu olmamalıdır; Berk NATO’cu değildir ve biyografisinden ve hakkında yazılanlardan Avrasyacı fikriyata yakın Kemalist bir paşa olduğu sonucuna varılmaktadır.
Türkiye’nin Rusya’ya en yakın sınırlarını Rusya düşmanı ve NATO’cu olmayan bir paşa tarafından komuta edilen bir ordunun savunmasına ABD’nin sessiz kalması söz konusu olamaz.
Bunlar göz önüne alındığında, Atlantikçi güçlerin ve onların içerideki işbirlikçilerinin Berk’i hedef seçmiş olmalarında şaşırtıcı bir yan bulunmamaktadır.
Odatv.com


TSK PAROLASI: ADİ BAŞBAKAN!
Taraf yine TSK cephesinden bir bomba haberle çaktı... İşi artık güvenlik parolalarını deşifre ettirmeye vardıran Taraf'ın iddiasına göre parola 'ADİ', işaret 'BAŞBAKAN'
22 Şubat 2010
Taraf'tan inanılmaz iddia:

Taraf yine TSK cephesinden bir bomba haberle çaktı... İddialarına göre bu akşam Erdek Deniz Üs ve Garnizon komutanlığında öyle bir parola söylenecek ki... İşi artık güvenlik parolalarını deşifre ettirmeye vardıran Taraf'ın iddiasına göre parola 'ADİ', işaret: 'BAŞBAKAN'

Askerlik yapanlar bilir. Havanın kararmasıyla birlikte gün doğumuna kadar Garnizon ve kışlalarda, nöbetçilere o gün kullanılacak parola ve işaret verilir. Amaç, yabancı kişilerin birliklere sızmasını önlemek ve gece karanlığında askerlerin birbirlerini tanımalarını sağlamaktır. Gece karanlığında muhtemel bir kazaya sebebiyet vermemek için parola ve işaret hayati önem taşır. Nöbetçi akşam karanlığında kendisine yaklaşan kişiye yüksek sesle parolayı söyleyip, karşı taraftan bunun işaretini bekler. Bu gece Balıkesir'de nöbetçi, yüksek sesle "Adi" dedikten sonra, karşı taraf "Başbakan" kelimesini kullanacak. Ortaya da "Adi Başbakan" cümlesi çıkacak. Bu haberin bugün Tarafta yer alması üzerine muhtemelen parola ve işaret değiştirilip, yenileri belirlenecek.

İşaretler aylık belirleniyor

Parola ve işaretler, Garnizon Komutanlıklarının İstihbarat Daireleri tarafından aylık olarak belirleniyor. Erdek Deniz Üs ve Garnizon Komutanlığı da 25 Ocak 2010 tarihinde şubat ayı içerisinde tüm garnizonun kullanacağı işaret ve parolalarını gün gün belirlemiş. Erdek Deniz Üs Komutanı Deniz Kurmay Kıdemli Albay Bülent Keçeci ve İdari Üs Çavuş Çağrı Güler'in altında imzaları bulunan bu parola ve işaretler de "3700-76-10" resmi numarasıyla "Gizli" damgası vurularak tüm birliklere gönderilmiş.

Bugün kullanılacak parolanın "Adi", işaretinin ise "Başbakan" olarak belirlenmesi, T.C. Başbakanı'na resmi bir yazıyla alenen hakaret edildiğini açıkça ortaya koyuyor. Bugünkü parola ve işareti "Adi-Başbakan" olarak belirleyenler, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için ise yarın "Reis-Cumhur" işaret ve parolasının kullanılmasına karar vermiş.

Tümamiral Kezek'in bilgisi var

Albay Keçeci tarafından belirlenen bu parola ve işaretler, Erdek Mayın Filo Komutanı Tümamiral Atilla Kezek'in bilgisine de sunulmuş. Resmi yazıda Tümamiral Kezek'e bu bilginin sunulduğu açıkça görülüyor. Tümamiral Kezek, içerisinde Başbakan'a ağır hakaretin olduğu bu parolayı iptal edip, sorumlular hakkında soruşturma açmak yerine, uygulamaya yeşil ışık yakmış.

Siyasetten spora parolalar

Şubat ayı içerisinde kullanılan ve kullanılacak olan parola ve işaretler yalnızca bunlarla sınırlı değil. Siyasetten spora birçok alanda anlamlı parola ve işaretler belirlenmiş. "Ata-Türk, Devlet-Laik, Devrim- Cumhuriyet, Misak-Milli, Milliyet-Halk" bunlardan siyasi olanları. Parolayı belirleyenler, siyasi söylemin yanı sıra futbolla ilgili sözcükleri de listeye eklemişler. Listede göze çarpan listeyi hazırlayanların Fenerbahçe'yi pek de sevmedikleri. "Kara-Kartal, Galata-saray" parola ve işaretinin yer aldığı listede Fenerbahçe için parola "Civciv", işaret ise "Fener" olarak belirlenmiş. "Yeni-Rakı", "Villa-Doluca" gibi işaret ve parolaları, "Çanak-Kale, Şanlı-Urfa, Tekir-Dağ" gibi şehir isimleri takip ediyor. Mart ayına girilmesiyle birlikte kullanılan bu işaret ve parolalar, "yakılarak-kıyılarak" imha edilecek. MEHMET BARANSU - TARAF

Çetin Doğan Emniyete Getirildi
Balyoz darbe planı soruşturmasıyla ilgili gözaltına alınan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi..
22 Şubat 2010
''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski Güney Deniz Saha Komutanı Emekli Koramiral Lütfi Sancar ile Emekli Orgeneral Çetin Doğan, İstanbul'a getirildi.

Çetin Doğan Adli Tıp'a getirildi

Balyoz darbe planı soruşturmasıyla ilgili gözaltına alınan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğal, sağlık kontrolü için Adli Tıp Kurumu'na getirildi.

Akşam saatlerinde evinden çıkartılan Çetin Doğan, Adli Tıp Kurumu'na getirildi. Doğan, sivil polislerle birlikte binaya alındı.

Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında sabah saatlerinden itibaren evinde arama yapılan emekli Orgeneral Çetin Doğan, Adli Tıp Kurumu'nda sağlık kontrolünden geçirildikten sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi.

3 araçlık bir konvoyla Adli Tıp Kurumu'ndaki işlemlerinin tamamlanmasının ardından yola çıkan Doğan, polislerin refakatinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne alındı. Doğan'ın evinde yapılan aramanın uzun sürdüğü ve bu nedenle gözaltına alınarak emniyete götürülme sürecinin aksadığı belirtildi.
aktifhaber

Gözaltına Alınanları Tanıyalım...
22 Şubat 2010
Balyoz Darbe Planı tartışmları sonrası İstanbul Başsavcılığının sürdürdürdüğü koğuşturmalarda gözaltına alınan komutanları tanıyalım...
Ergenekon davası kapsamında gözaltına alınan emekli Orgeneral İbrahim Fırtına ile emekli Oramiral Özden Örnek 5 Aralık 2009’da Ergenekon savcılarına ifade vermiş ve serbest bırakılmıştı. Gözaltına alınan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun ise 5 Kasım 2007’deki Başbakan Erdoğan-ABD Başkanı Bush görüşmesinde Başbakan’a eşlik etmişti. Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın 2003 yılında 1. Ordu Komutanlığı sırasında Balyoz Darbe Planı’nı hazırladığı iddia edilmiş, Doğan bu iddiaları yalanlamıştı. İşte gözaltına alınan komutanların özgeçmişleri:

-EMEKLİ ORGENERAL ERGİN SAYGUN-

Ergin Saygun, 1946 yılında İstanbul’da doğdu. 1966 yılında Kara Harp Okulu’ndan, 1967 yılında Topçu ve Füze Okulu’ndan mezun oldu. 1978 yılında Kara Harp Akademisi’ni de bitiren Saygun, kurmay subay olarak Genelkurmay Strateji ve Plan Dairesinde Proje Subaylığı görevi yürütürken, İngiltere Kraliyet Kara Kurmay Kolejini de bitirdi.
Kara Harp Akademisi öğretim üyeliği, Brüksel’de Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanlığı’nda Kara Plan Subaylığı, Genelkurmay Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü, 6’ncı Piyade Tümeni’nde Piyade Tabur Komutanlığı, 3. Kolordu Harekat ve Eğitim Şubesi ve 1’inci Ordu Plan Harekat Şubesi Müdürlüğü, Kara Kuvvetleri Genel Sekreterliği ve Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay Komutanlığı görevlerini yürüten Saygun, 1993 yılında tuğgeneralliğe terfi ederek bu rütbede Belçika’da Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargahı’nda Lojistik ve İntikaller Daire Başkanlığı ile 14’üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı görevlerinde bulundu, 1997 yılında tümgeneralliğe terfi etti.
Genelkurmay Strateji Daire Başkanlığı, 4’üncü Kolordu Komutan Yardımcılığı ve 1’inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı görevlerini yürüten Saygun, 2001 yılında korgeneralliğe terfi etti. Saygun, 3’üncü Kolordu Komutanlığı ile Belçika’da Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanlığı görevlerinde bulundu, 2005 yılında orgeneralliğe terfi etti. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı ve Genelkurmay 2’nci Başkanlığı görevlerinin ardından 2008 yılı atamalarında 1’inci Ordu Komutanlığı’na atandı. Orgeneral Saygun, 30 Ağustos 2009’da emekliye ayrıldı.
Saygun, 5 Kasım 2007’de ABD Başkanı George W. Bush ile görüşmesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a eşlik etmişti.

-EMEKLİ ORGENERAL İBRAHİM FIRTINA-

Halil İbrahim Fırtına, 1941 yılında Ordu’da doğdu. 1962’de Hava Harp Okulu’ndan, 1964’te Uçuş Okulu’ndan mezun olan Fırtına, Hava Kuvvetleri’ne bağlı çeşitli birliklerde 1970 yılına kadar filo kol uçuculuğu yaptı. 1972’de Hava Harp Akademisi’ni bitiren Fırtına, kurmay subay olarak 9. Ana Jet Üs Komutanlığı 192. Filo Kol Uçuculuğu ve Eğitim Subaylığı, Hava Harp Akademisi öğretim üyeliği, 8. Ana Jet Üs Komutanlığı 184. Filo Komutan Vekilliği, Bonn Hava Ataşeliği, Hava Kuvvetleri Personel Eğitim Dairesi Meslek Geliştirme Kurslar Şube Müdürlüğü, 4. Ana Jet Üs Harekat Komutanlığı görevlerini yürüttü.
1989 yılında tuğgeneralliğe terfi ederek, 4. Ana Jet Üs Komutanlığı ve Washington Silahlı Kuvvetler Ataşeliği görevlerinde bulunan Fırtına, 1993’te tümgeneralliğe terfi etti. Tümgeneral rütbesiyle Hava Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Başkanlığı ve 1. Taktik Hava Kuvveti Komutan Yardımcılığı görevlerini yürüttü, 1997 yılında korgeneralliğe yükseldi.
Korgeneral rütbesiyle Harp Akademileri Komutan Yardımcılığı ve Hava Harp Akademisi Komutanlığı, 1. Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı ve 6. Birleşik Hava Harekat Merkezi (CAOC) Komutanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 30 Ağustos 2001 tarihinde orgeneralliğe yükseldi ve Harp Akademileri Komutanlığı’na getirildi. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na 30 Ağustos 2003’te atanan Orgeneral Fırtına, 30 Ağustos 2005 tarihinde emekliye ayrıldı.
5 Aralık 2009’da Ergenekon savcılarına “şüpheli” sıfatıyla ifade veren Fırtına, “Bir darbe suçlaması kapsamı içerisinde bana soru yöneltilmesini üzüntü ile karşılıyorum ve reddediyorum. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven isimli planlama faaliyetlerini ise emekli olduktan sonra basından öğrenmiş bulunmaktayım. Görev yaptığım dönem içerisinde böyle bir çalışma grubundan ve planlama faaliyetlerinden bilgim yoktur” demişti.

-EMEKLİ ORAMİRAL ÖZDEN ÖRNEK-

1943 yılında İzmit'te doğan Özden Örnek, 1964 yılında Deniz Harp Okulu’ndan mezun olarak donanmaya katıldı. 1967-1969 yılları arasında ABD’de Iisansüstü öğrenimini yapan Örnek, 1975 yılında Deniz Harp Akademisi’nden, 1982 yılında da ABD Deniz Komuta Koleji’nden mezun oldu. 1982-1984 yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanlığı'nda Harekat Şube Müdürlüğü, 1984-1986 yılları arasında da Washington Deniz Ataşeliği görevlerinde bulunan Örnek, 30 Ağustos 1988’de tuğamiralliğe yükseldi. 1988-1989 yıllarında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Plan ve Teşkilat Daire Başkanlığı ve 1989-1990 yıllarında Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevlerini yürüten Örnek, 1990-1992 yılları arasında da NAVSOUTH/Napoli’de görev yaptı. 1992 yılında Tümamiralliğe terfi eden Örnek, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Başkanlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Başkanlığı görevlerinde bulunmuş, 1994-1995 yıllarında Hücumbot Filosu Komutanlığı, 1995-1996 yılları arasında da Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulunan Örnek, 30 Ağustos 1996’da koramiralliğe terfi etti. Örnek, 1996-1997 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı, 1997 -1999 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevlerini yürüttü, 1999-2001 arası Kuzey Deniz Saha Komutanlığı görevini yaptı. Örnek, 30 Ağustos 2001’de Oramiralliğe terfi ederek Donanma Komutanlığı’na atandı, 30 Ağustos 2003 ile 20 Ağustos 2005 tarihleri arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini yaptı.
2007 yılında Nokta dergisinin açıkladığı ‘darbe günlükleri’yle gündeme gelen emekli Oramiral Özden Örnek, günlüklerin kendisine ait olduğu iddiasını yalanlamıştı. Örnek, Ergenekon savcılarına 5 Aralık 2009’da emekli Orgeneral Aytaç Yalman ve emekli Orgeneral İbrahim Fırtına ile birlikte “şüpheli” sıfatıyla ifade vermiş ve serbest bırakılmıştı.

-EMEKLİ ORGENERAL ÇETİN DOĞAN-

Çetin Doğan, 1940 yılında Trabzon’un Maçka ilçesinde doğdu. 1960 yılında Kara Harp Okulunu tamamlayan Çetin Doğan, 1961’de Topçu Okulunu bitirdi. Doğan 1987 yılında tuğgeneral rütbesine yükseldi. Genelkurmay Komuta Kontrol Daire Başkanlığı, 1. Zırhlı Tugay Komutanlığı, Genelkurmay Plan Harekat Daire Başkanlığı, 4. Kolordu Komutan Yardımcılığı, 1. Mekanize Tümen Komutanlığı, Genelkurmay Harekat Başkanlığı ve Jandarma Asayiş Komutanlığı görevlerini yürüten Doğan, 1999’da orgeneralliğe terfi ederek Ege Ordu Komutanı oldu. 2004 yılında 1. Ordu Komutanı iken emekli oldu.
Emekli Orgeneral Doğan’ın 2003 yılında 1. Ordu Komutanlığı sırasında Balyoz Darbe Planı’nı hazırladığı iddia edilmiş, Doğan bu iddiaları yalanlamıştı.
aktifhaber

Kadın Polis Askere Silah Çekti
Ankara'da dün ilginç bir gözaltı olayı yaşandı. Bir kadın, onlarca kişinin gözü önünde bir erkeğe silah çekerek yere yatırıp etkisiz hale getirdi.
22 Şubat 2010
İddiaya göre, Ankara Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü'nde görev yapan evli kadın polis memuru M.A. sivil haldeyken Batıkent'te tacize uğradı. Tacizciden önce kurtulmaya çalışan kadın polis memuru, tacizin şiddeti artınca önce yumrukla vurdu, daha sonra silahını çekip adamı yere yatırdı, ardından da polis kimliğini göstererek zanlıyı karakola götürdü.

'YANLIŞ ANLAŞILDIM'

Polis memuru M. A.'yı taciz ettiği iddia edilen kişinin karakolda uzman çavuş olduğu anlaşıldı. Uzman Çavuş Mehmet Ö. 'Kendisini yanlış anladığını kötü bir amacı olmadığını' söyledi. Tacize uğrayan kadın polis, zanlıdan şikayetçi oldu. Mehmet Ö., yapılan kimlik kontrolünden sonra karakol ekibince Ankara Merkez Komutanlığı'na teslim edildi.
aktifhaber

Büyükanıt'ın E-Muhtıra Korkusu
Balyoz soruşturması kapsamında emekli generellerin gözaltına alındığı sırada Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın "e-muhtıra" açıklaması dikkat çekti.
23 Şubat 2010
Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında dün yapılan operasyonlarda 49 subay gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında 2 kuvvet komutanı, 2 eski Birinci Ordu Komutanı, korgeneraller, tümgeneraller, kurmay albaylar... var.

Dünkü Balyoz Dalgası'ndan sonra gazeteler bugünkü manşetlerini Balyoz Operasyonuna ayırdılar.

Hemen hemen her gazete manşetten ya da sürmanşetten bu olayı gördüler.

Ancak bugünkü gazetelere baktığımızda bir haber oldukça dikkat çekiciydi.

O gazete Milliyet ve o haber de gazetenin Ankara Temsilcisi Fikret Bila'ya konuşan Eski Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın 27 Nisan Muhtırası ile ilgili sözleriydi.

Bu haberi ilgi çekici kılan ise zamanlaması.

Neden Balyoz Soruşturması kapsamında içlerinde muvazzaf general ve amirallerin, eski kuvvet komutanların gözaltına alındığı bir günde Eski Genelkurmay Başkanı 27 Nisan e-muhtırası konusunda bir açıklama yapma gereği hissetti?

İşte Yaşar Büyükanıt'ın 27 Nisan'daki e-muhtıra ile ilgili Fikret Bila'ya yaptığı açıklamadan bazı bölümler;

“Şimdi 27 Nisan'a muhtıra dediler, demeye devam ediyorlar. Muhtıra böyle olmaz. Muhtıranın tarihimizde örnekleri vardır. 27 Nisan'a muhtıra diyenler ya muhtıranın anlamını bilmiyorlar veya 27 Nisan bildirisini okumamışlar. 27 Nisan bir muhtıra değildir. Cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale değildir. 27 Nisan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin laiklik konusundaki duyarlılığının dile getirilmesidir. Başka bir şey değildir.”

Bugünkü gazete manşetlerine göz attığımızda büyük fotoğrafın ortasında bas bas bağıran bu dikkat çekici haberi ve zamanlamasını Star Gazetesi Yazarı Prof. Dr. Mehmet Altan'a sorduk.

İşte Mehmet Altan'ın, Eski Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın 27 Nisan e-muhtırası ile ilgili Milliyet'e verdiği mülakat ve onun zamanlaması ile ilgili görüşleri...

Eksi Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt, bugün Miliyet'e konuştu ve 27 Nisan'da muhtıra vermedim dedi. Büyükanıt neden böyle bir açıklama yapma gereği duydu ve zamanlaması sizce dikkat çekici değil mi?

"Ödü patlamış. Demokratikleşme süreci devam ettiği için kendisi ile ilgili olabileceklerden endişe duyuyor.

Kendisinin de ileride e-muhtıra nedeniyle gözaltına alınabileceğini mi düşünüyor?

27 Nisan e-muhtırası parlamentonun işleyişini aksatan, halk iradesine karşı yapılmış düpedüz bir muhtıraydı, bir askeri girişimdi. Şimdi ise tam tersi şeyler söylüyor. Askerler bir taraftan böyle işler yapıyorlar. Sonra şartlar değişince de ödleri patlıyor.

Hukuk olsa 27 Nisan zaten adliyeye sevkedilmesi gereken bir hadiseydi.
aktifhaber

Askere dayak tüm bölük komutanlarına ceza getirdi
20 Şubat 2010
İzmir'de bir askerin üstçavuş tarafından dövülmesi tüm bölüğün ceza almasına neden oldu.

Rütbesiz askere dayak atan Üstçavuş bütün bölüğün ceza almasına neden oldu. Kararın, kışlada dayak ve şiddetin son bulması konusunda örnek olması bekleniyor. Vatani görevini İzmir’de yapan Er Muhammed İbrahim Kum’u darp eden Piyade Üstçavuş Fatih Örs askeri mahkemeye verilirken, bölük komutanı disiplin, tabur komutanı da uyarı cezası aldı. Kum ailesinin başvurduğu TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu da olaya el koydu.

Milliyet'in haberine göre, Muhammed İbrahim Kum, Narlıdere’deki İstihkam Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda Ekim 2009’da silah altına alındı. Kum, askerliğinin 10’uncu gününde, 280 askerin önünde takım komutanı Üstçavuş Fatih Örs tarafından dipçik ve hortumla bayılıncaya kadar dövüldü. Kum ve arkadaşları, olayı telefonla ailesine aktardı. Nazan Kum, bundan sonra yaşananları Milliyet’e şöyle anlattı:
“ Önce ensesine tüfekle vurup yere düşürmüş, sonra hortumla dövmüş. Kan revan içinde kalınca askerler ‘komutanım ölecek’ diye bağırmışlar. O da ‘ölürse ölsün bayrağa sarar şehit oldu deriz’ diye karşılık vermiş. Oğlumu yemin törenine çıkarttırmadılar. Tören sonrasında oğlumu sıkıştırıp ‘komutanlarım suçsuz’ diye imzalı yazı almışlar”. Milli Savunma Bakanlığı, Meclis komisyonunun sorusu üzerine verdiği yanıtta darp olayı doğrulanırken, “bu kapsamda; Takım Komutanı P. Üçvş, A. Fatih Örs hakkında gerekli yasal işlemin yapılarak askeri mahkemeye sevk edildiği, bölük komutanına nezaret eksikliği nedeniyle disiplin cezası verildiği, tabur komutanının ise bu tür olayların bir daha olmaması maksadıyla yazılı olarak uyarıldığı
tespit edilmiştir” denildi.
haber21

Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinde bir emekli yarbay, beylik tabancasıyla eşini ve 2 kızını öldürdükten sonra intihar etti.
23 Şubat 2010
Alınan bilgiye göre, Hocahamza Mahallesi Tuğsavul Caddesi Subay Lojmanları karşısındaki apartmandaki bir evden bu sabah silah sesleri duyan vatandaşlar, durumu polise bildirdi.

Olay yerine gelen polis ekiplerinin yaptığı ilk incelemede, emekli yarbay Süleyman Oral Özçağatay'ın, beylik tabancasıyla eşi Hatice Canan ve kızları Melis ve Cansu Özçağatay'ı öldürdükten sonra intihar ettiği belirlendi.
haber10

"Balyaz Darbe Planı" soruşturması kapsamında mahekemeye sevk edilen 7 kişi tutuklandı
24.02.2010
''Balyoz Planı'' iddiaları soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen Tümamiral Ramazan Cem Gündeniz, Tuğamiral Aziz Çakmak, emekli Tuğgeneral Mehmet Kaya Varol, emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk, emekli Tümamiral Özer Karabulut, emekli Kurmay Albay Ümit Özcan ve emekli Kurmay Albay Ali İhsan Çuhadaroğlu tutuklandı. habertürk

Siyasetsizlikten Geriye Kalan Son Hamle: Toplu İstifa
Açık İstihbarat Özel



Durum ciddi ; durumla ilgili tespitiniz geçtir.

Siyaset yapmaya soyunup, siyaset üretememek; gramer gücü ile Türk Devleti’nin en önemli saç ayağını koruyabileceğinizi zannetmek mevcut durumun ciddiyetini daha da arttırmaktadır.

Bu devletin en önemli saç ayaklarından biri olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne önem ve değer veren insanların bir tane daha “sert” ; “asimetrik psikolojik savaş tehdidi altındayız” demeci dinlemeye tahammül


En son Ekim tarafından Pts Ekm 21, 2013 9:27 pm tarihinde değiştirildi, toplam 9 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Şub 24, 2010 1:34 am    Mesaj konusu: CIA Subayları Sır; Devletin Subayları Afişe Alıntıyla Cevap Gönder

Org. Başbuğ, Harbiyeliler'e seslendi: "Daha zor günlere hazır olun"
13 Mart 2010

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ''Harbiyeliler; sağlam olmak demek, özellikle zor şartlarda bir olmak, bütün olmak, tek yumruk olmak demektir'' dedi.

Orgeneral Başbuğ, Atatürk'ün Harbiye'ye öğrenci olarak girişinin 111. yıl dönümü dolayısıyla Kara Harp Okulu'nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Harbiyelilerin bu törende kendilerine o günleri tekrar yaşattığını belirterek teşekkür etti.

Harbiyelilere, ''genç silah arkadaşlarım'' diyerek seslenen Orgeneral Başbuğ, Mustafa Kemal Atatürk'ün 1 Kasım 1920'de subay adaylarının diploma töreninde yaptığı konuşmadan bir bölüm aktardı.

Orgeneral Başbuğ, Atatürk'ün, ''Ordumuzun kendisine verilen yüce görevleri hakkıyla başarabilmesi için gereken özelliklerden birincisi demir gibi sağlamlıktır. Orduda sağlamlığın tek görünen aracı, aydın, kahraman ve fedakar subaylardır. Bugün ordumuzun subayları, saydığım özelliklere bütünüyle sahiptir. Fakat buna bir şey eklemek gerekir ki içinde bulunduğu şu olağanüstü durum ve şartların heyecanlarıyla ve amaçlarıyla yetişecek olan genç subaylarımız bize bağımsızlık için daha güçlü ümitler vereceklerdir'' sözünü okudu.

Orgeneral Başbuğ, ''Atam, bugünün genç subay adayları da 90 yıl önce istediğiniz gibi aydın, kahraman ve fedakar bir subay olmak üzere burada harp okulunda yetiştirilmektedirler. Bundan emin olunuz. Onlara güveniniz'' diye konuştu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, Harbiyelilere şöyle seslendi:

''Harbiyeliler; sağlam olmak demek, özellikle zor şartlarda bir olmak, bütün olmak, tek yumruk olmak demektir. Sağlam olmak demek, her zaman kararlı, azimli ve ümitli olmak ve hep başarıya odaklı olmak demektir. Sağlam olmak demek, silah arkadaşlığı demektir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde silah arkadaşlığı kederde ve kıvançta aynı duyguları paylaşmak, ortak olmak demektir.

"Sizler, geleceğin komuta heyetini oluşturacak subay adaylarısınız. Sizler, gelecekte bizlerin yerini alacak ve yüksek sorumluluklar üstleneceksiniz. Sizler, bizlere oranla çok daha farklı, zorlu ve karmaşık ortamlarda görev yapacaksınız. Bu zor dönemlere fikren, ruhen ve bedenen hazır olmak zorundasınız. Sizlere güveniyoruz. Harbiyeliler, hepinizin gözlerinden öpüyorum."

habertürk

CIA Subayları Sır; Devletin Subayları Afişe
23.02.2010

(Açık İstihbarat : Ülkemizde her memleketin casusu cirit atarken; devlet kendi kuyruğunu yiyen bir yılan Ouroboros'a dönüşmüş durumda)

CHP, Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı ile yaptığı görüşmenin ardından 35 istihbaratçı subayın Türkiye’ye geldiğini ve geri dönmediğini öne sürdü.

CHP, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın üç yıl önce ABD Başkanı George W. Bush ile yaptığı görüşmenin ardından 35 kişilik istihbaratçı subayın Türkiye’ye geldiğini öne sürdü. İçişleri Bakanı Beşir Atalay ise, “Benim bilgim yok’’ diyerek sır subaylarla ilgili bilgi vermedi.

CHP Mersin Milletvekili Öztürk, 5 Kasım 2007’de, Oval Ofis’te Başbakan Erdoğan ile dönemin ABD Başkanı Bush arasında yapılan görüşme sonrası, 35 kişilik ABD istihbarat grubunun 3 ay için Türkiye’ye geldiğini, ancak hala dönmediklerini iddia etti. “Sır subaylar” konusunu TBMM’de gündeme getiren Öztürk’ün bu konudaki sorularına İçişleri Bakanı Beşir Atalay cevap vermedi. Bakan Atalay, “Bende bir bilgi yok. Yani geldiyse, gelmediyse bilmiyorum” diye konuştu.

CHP milletvekili Öztürk, GAZETEPORT’a yaptığı açıklamada ise Bakan’ın verdiği cevaplar karşısında hayrete düştüğünü belirtirken şunları söyledi:

“Aradan üç yıl geçmiş. Bakan böyle bir şey yoktur diyemedi, oldu da demedi. Bakanın tavrı tam bir bilgi karartılmasına, örtülmesine örnektir.

Bir Bakanın kendi toplumundan var olan bilgileri saklama gibi bir lüksü olamaz. 35 kişinin buraya geldiği iddiası var. Bu kişiler kimdir, ne iş yaptılar. Neden üç ay kalmaları öngörüldü. Ben ısrarla bu soruları sormayı sürdüreceğim. Böyle bir aydınlatma olmaz. Sayın bakanın net bir açıklama yapması gerekir”

Başbakan Erdoğan’ın ABD’yi resmi bir ziyareti, 12 Mehmetçiğin şehit düştüğü Dağlıca’daki hain pusunun ardından kaçırılan ve 14 gün sonra serbest bırakılan 8 Türk askeri olayına rastlamıştı.

Kuzey Iraklı yetkililer ve DTP’li milletvekillerinin de aralarında bulunduğu bir heyete teslim edilen askerler ABD’ye ait bir uçakla Türkiye’ye getirilmişti.
****************
İran resmi haber ajansı İRNA'nın Rus 'Kursor' ve 'Mignews' haber ajanslarına dayandırdığı haberinde İsrail'in Ankara'daki elektronik istihbarat şebekesinin Genelkurmay Başkanlığı binasında faaliyet gösterdiğini ve yılardır İran ve Suriye'yi izlediğini ileri sürdü.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın İsrail'le yaşadığı gerilimlere de dikkat çeken söz konusu Rus basını, İsrail'in Ankara'daki istihbarat şebekesinin ortaya çıkarılması ile Türkiye ile İsrail arasında yeni bir krizin başlamasına sebep olacağını ifade etti (Kaynak: Son Sayfa)

Açık İstihbarat
Kaynak: Son Sayfa - Gazeteport

35 Ajana Dikkat
23 Şubat 2010 Salı 19:08

Aydınlık Dergisi’nde yazılan daha sonra da CHP Konya Milletvekili Atilla Kart tarafından gündeme getirilen “35 kişilik Amerikalı ajan ekibi”ni şimdi de Canan Arıtman gündeme getirdi.

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, bu ekiple ilgili yapılan haberlere ve açıklamalara hükümetten yalanlama gelmediğini hatırlatarak, “Operasyonların arkasında bu ajanların olması ihtimalinin yüksekliğine” dikkat çekti. Arıtman, bu operasyonların esas örgütleyicisinin ABD olduğunun altını çizdi.

ABD’nin, Türk Ordusu ve CHP’yi, özellikle 1 Mart tezkeresi sonrası hedefe oturttuğuna dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı:

“ABD ile AKP’nin çıkarları örtüşüyor. Bu nedenle bazı operasyonlarının önünde iki tane engel var. Birincisi CHP, ikincisi Türk Ordusu. 1 Mart tezkeresi sonrası CHP’yi, tezkereye karşı çıktığı için, Türk Ordusu’nu da, tezkereye yönelik destekleyici müdahalede bulunmadığı için hedefe koymuştu. Şimdi de öyle. ABD’nin belli hedefleri var ve bu hedeflerin önünde bir engel olarak Türk ordusunu görüyor. Güçlü bir Türk Ordusu istemiyor.”
avaztürk

24 Şubat 2010
''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan Emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü'nün de aralarında bulunduğu 5 kişi tutuklandı.

''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 1 muvazzaf subay ile eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü'nün de aralarında bulunduğu 5 kişi tutuklandı.

Mahkeme iki muvazzaf askerden birisini serbest diğeri ise denetimli olarak serbest bıraktı.

Balyoz darbe planları ile ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edilen emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, emekli Albay Emin Küçükkılıç, emekli Albay Suat Aytın, emekli Tuğgeneral İzzet Ocak tutuklandı.

2 ASKER SERBEST

Gözaltında bulunan askerlerden 1'i muvazzaf, 1'i emekli 2 asker ise serbest bırakıldı.
aktfhaber

24 Şubat 2010
İşte Başbuğ'un Övdüğü Ordu
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, liderlik ve profesyonellik konusunda övdüğü İngiliz ordusu Müslüman personeli için bakın neler yapıyor...Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit İlişkili HaberlerTüm HaberlerOrg. İlker Başbuğ Ne Biliyor?Org. Başbuğ'dan SaklananlarBaşbuğ'un Konuşması SilindiBaşbuğ'a Çok Sert CevapBAŞBUĞ'A AYNI YANIT: HEMEN AÇIKLA


Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, liderlik ve profesyonellik konusunda övdüğü İngiliz ordusu, Müslüman personeli için helal yemek çıkarıyor.

Başbuğ'un örnek gösterdiği İngiliz ordusu, dindar personeline ne tür kolaylıklar sağlıyor. İngiliz Savunma Bakanlığı, “İngiliz ordusu, dindar personelinin ve özellikle Müslüman personelinin dini ibadetlerini yerine getirmesine nasıl yardımcı oluyor?” sorusuna, ilginç cevaplar verdi.

Cami bombalama, Müslüman olmayan Türkiye vatandaşlarına suikast düzenleyerek dindarların üzerine atma, Kürt iş adamlarına suikast düzenleme gibi korkunç ifadelerin yer aldığı darbe planlarıyla gündemden hiç düşmeyen Genelkurmay, ordu evleri ve birliklerde örtü ve sakal yasağını sürdürürken, övgüyle bahsettiği İngiliz ordusunda dindar personelin dini ibadetlerini yerine getirmesi için her türlü kolaylık sağlanıyor.

BAŞBUĞ, İNGİLİZ ORDUSUNU ÖVMÜŞTÜ
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un geçtiğimiz hafta bir gazeteye verdiği demeçte 'liderlik' konusunda İngiliz ordusundan övgüyle bahsetmiş ve İngiliz ordusunun liderlik konusunda ilk sırada yer aldığını söylemişti. Başbuğ, İngiliz ordusunun liderlik konusundaki sırrını,ordu bünyesinde bulunan Cadet Force isimli vakfın, 12-18 yaş arasındaki çocuklar için düzenlediği kamplarda verdiği kişisel ve fiziksel gelişime yönelik kurslara bağlamıştı.

İNGİLİZ SAVUNMA BAKANLIĞI'NA SORDUK
Habervaktim, Başbuğ'un profesyonellik ve liderlik konusunda övdüğü İngiliz ordusunun dindar mensuplarına ne gibi kolaylıklar sağladığını İngiltere Savunma Bakanlığı'na sordu. Savunma Bakanlığı Askeri Personel Departmanı, İngiliz ordusunun dindar ve özellikle Müslüman personelinin ibadet ihtiyacını karşılamasında nasıl yardımcı olduğuna dair sorumuza çarpıcı cevaplar aldı.

ASKERİ PERSONELİN RUHANİ GELİŞİMİNE BÜYÜK ÖNEM VERİYORLAR
İngiliz ordusununun tüm askeri personelinin ruhani gelişimine büyük önem verdiğinin altı çizilen açıklamada, farklı dinlerden askeri personelin dini ibadetlerini yerine getirebilmelerini de cesaretlendirdiği kaydedildi. Müslüman askerlerin, sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmediği sürece namaz kıldıklarını ve diğer ibadetlerini de yerine getirdiği kaydedilen açıklamada, savaş gemileri dahil tüm askeri alanlarda ibadet odaları bulunduğu ifade edildi.

HELAL YEMEK ÇIKARIYORLAR
İngiliz ordusunun, bünyesinde bulunan Müslüman askerlerin tüm dini ihtiyaçlarını karşılamak için her türlü kolaylığı ve çalışmayı yaptığı belirtilen açıklamada, “Ordudaki Müslümanlar dini bayramlarını kutlarken, namaz ve oruç gibi ibadetlerini de güvenliklerini tehlikeye düşürmediği sürece, rahatça yerine getiriyorlar. Ordu, bu konuda her türlü desteği veriyor. Ordu birliklerinde ayrıca helal yemekler de çıkarılıyor” denildi.

KILIK KIYAFET KISITLAMASI YOK
Habervaktim, İngiliz ordusunun askeri birlikleri ziyaret eden ailelerin ve özellikle de Müslümanların kılık kıyafetine ilişkin herhangi bir sınırlama olup olmadığına dair sorusuna da, ordu birliklerinde bu tür kısıtlamaların olmadığını, ailelerin çok rahat bir şekilde ordu birliklerine gelebildiğini ve çocuklarını ziyaret ettiği cevabı aldı.

Kaynak: Vakit

24 Şubat 2010
'Adi Başbakan' Soruşturması!
Balıkesir'in Erdek ilçesindeki Erdek Mayın Filo Komutanlığı'nda görev yapan Deniz Astsubay Çağrı Güler'in evinde arama yapıldı. Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Balıkesir'in Erdek ilçesindeki Erdek Mayın Filo Komutanlığı'nda görev yapan Deniz Astsubay Çağrı Güler'in evinde arama yapıldı.

Evde bulunan çok sayıda CD'ye el konuldu.
aktifhaber

BALYOZ SORUŞTURMASI
8 ASKER DAHA TUTUKLANDI


25.02.2010 02:24
''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında savcılıkça ifadeleri alınan ve mahkemeye sevk edilen 3 muvazzaf subayın da aralarında bulunduğu 8 asker tutuklandı.
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinde, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılarınca ifadeleri alınan 3 muvazzaf subayın da aralarında yer aldığı 8 asker İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce tutuklandı.

Mahkemeye sevk edilen askerlerin isimleri

Emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın
Emekli Tuğgeneral İzzet Ocak
Emekli Albay Kubilay Aktaş
5 muvazzaf subay

habertürk

Fatih Altaylı
Komuta kademesi istifaya mı hazırlanıyor?

24.02.2010 08:28
ANKARA dün cadı kazanı gibiydi.
Dedikodunun bini bir para.
Neler konuşulmadı neler.
Başbakan'ın 10 bakanla birlikte İspanya'da olmasının arkasındaki gerekçeden tutun, bu işin temizlenmesi için ABD'nin devrede olduğuna kadar.
Ancak en heyecan verici olan dedikodu, TSK'nın komuta kademesinin istifa hazırlığı içinde olduğuydu.
Sabah saatlerinde bir araya gelen bazı yüksek rütbeli askerlerin, "Madem bize güvenilmiyor. O zaman bu koltuklarda oturmanın âlemi yok. Hep beraber istifa edelim. Ne halleri varsa görsünler" diye konuştukları ve istifalarını hazırladıkları dedikodusu dün Ankara'ya yayıldı.
Genelkurmay'da yapılan değerlendirmede, 3. Ordu Komutanı'nın ve hatta 1. Ordu Komutanı'nın da tutuklanabileceğinin konuşulduğu ve bunlar olmadan önce toplu istifanın ele alındığı dedikodusu epey heyecan yarattı.
Ele alınan bir diğer mesele, Balyoz Planı ile ilgili Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un da hedefte olduğu, darbe hazırlığı olduğu iddia edilen Balyoz Planı'nın hazırlandığı dönemde Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı olması nedeniyle, ona yönelik olarak bazı hazırlıkların da bulunduğu iddiaları Ankara'nın dedikodu gündeminde yer aldı.
Ankara bu dedikodularla çalkalanırken, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in Genelkurmay Başkanı ile bir görüşme yapması ve ardından Çankaya Köşkü'ne çıkacağının açıklanması, sabahtan beri yapılan dedikoduların çok da boş olmadığı izlenimi doğurdu.
Gerçi Cemil Çiçek bunu yalanladı ve sonrasında Çankaya'ya çıkmaktan da vazgeçti ama dedikodular durmadı.
Diyeceksiniz ki, "Peki sizce bu dedikodular gerçek mi?"
Emin olun bilmiyorum.
Ama şunu söyleyebilirim.
Genelkurmay Başkanı, geçen haftalarda yaptığı açıklamalarda ne dedi:
"Bize güvenin. Bizde darbeci olmaz. Orduyu yıpratmayın. Eğer kötü niyetli birileri varsa biz gereğini yaparız, aramızda barındırmayız."
Mesaj açıktı.
Peki ne oldu?
Kuvvet komutanları, generaller, albaylar gözaltına alındı. Tutuklanma talebiyle mahkemedeler. Belli ki, gerisi de gelecek.
Bu açıkça, Genelkurmay Başkanı'na "güvenmiyoruz" demek.
İyi de, bundan sonra bu devlet nasıl yönetilecek?
Silahlı Kuvvetler'e ve onun komutanına güvenmeyen bir yapı ile Silahlı Kuvvetler nasıl bir araya gelecek?
Güvenilmeyen bir Silahlı Kuvvetler'e ülkenin sınırları, şerefi, namusu nasıl emanet edecek?
Böyle bir durumda ben Genelkurmay Başkanı olsam, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la konuşur, "Madem bana güvenmiyorsunuz, buyurun istifam" derim.
Şu anda içinde bulunduğumuz durum, bu ülkenin yaşadığı en ağır krizdir.
İçinden nasıl çıkılacağı konusunda ise hiçbir fikrim yok.
Olan varsa beri gelsin.
Galiba tek çıkar yol, toplumsal hafızamızın balıklar kadar olması ve bunun da unutulup gidecek konular arasına girmesi.
habertürk

25 Şubat 2010
Ergin Saygun Serbest Bırakıldı
''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski 1. Ordu Komutanı Ergin Saygun, serbest bırakıldı..

''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı
aktifhaber

25 Şubat 2010
Örnek ve Fırtına Serbest
'Balyoz' darbe planı soruşturması kapsamında savcılıkça sorgulanan emekli kuvvet komutanları Özden Örnek, İbrahim Fırtına ve Ergin Sagun, serbest bırakıldı.

“Balyoz Planı” iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek'in savcılık sorguları tamamlandı.

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine sabah saatlerinde getirilen emekli orgeneraller Fırtına, Saygun ve Örnek'in savcılıktaki ifade verme işlemleri yaklaşık 5,5 saat sürdü.

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, savcılık sorgularının ardından serbest bırakıldı.

aktifhaber

26 Şubat 2010 23:49
Doğan ve Alan Tutuklandı
Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Korgeneral Engin Alan tutuklandı.

''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında savcılıkça sorgulanan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Korgeneral Engin Alan tutuklandı.

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinde, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarınca sorgulanan emekli Orgeneral Doğan ile emekli Korgeneral Alan, İstanbul Nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan sorgulama sonrası tutuklandı.

Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı yaptığı açıklamada tutuklanma gerekçesinin "kuvvetli suç şüphesi" olduğunu söyledi.

Bu arada, aynı soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen iki muvazzaf subay ile emekli Albay Altan Batıbay, savcılık sorgularının ardından serbest bırakıldı.

aktifhaber

26 Şubat 2010 15:46
Askeri Araç Devrildi: 19 Yaralı
Akdizgin Tabur Komutanlığı'nda görev yapan askerleri taşıyan araç, Akdizgin köyü yakınlarında devrildi.

Şırnak, Akdizgin Tabur Komutanlığı'nda görev yapan askerleri taşıyan araç, Akdizgin köyü yakınlarında devrildi.

Kazada, araçta bulunan 19 askerin yaralandığı öğrenildi.

Yaralıların Şırnak Asker Hastanesine kaldırıldığı bildirildi.
aktifhaber

26 Şubat 2010
TSK İlk Kez Yerli Malı Silah Kullanılacak
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, askerin Osmanlı'dan bu yana ilk kez Türk malı tüfek ve bomba atar kullanacağını söyledi.

Sinerjitürk Savunma 2010 toplantısı Antalya'da başladı. Toplantının açılışında konuşan Bakan Vecdi Gönül, Türkiye'nin stratejik bakımdan önemli bir bölgede yer aldığına işaret etti. Bu bakımdan Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK)'nin, en iyi şekilde teçhiz edilmesi gerektiğine vurgu yapan Bakan Gönül, ancak bunun yerli kaynaklarla yapılması gerektiğini belirtti. Kendi iktidarları döneminde hazır satın alınan malzeme oranının yüzde 10'u geçmediğini anlatan Gönül, "Bir şeye ihtiyacımız mı var, Türkiye'de yapılacak. Mesela piyade tüfeği. İlk defa bizim askerimizin inşallah kısa zamanda milli bir piyade tüfeği olacak. Osmanlı'dan bu tarafa ilk defa üzerinde G-3, M-16 falan yazmayan Türk malı piyade tüfeği, makineli tüfek ve bomba atar olacak." dedi.

Türkiye'nin kendi üretemediği silahları ise ortak üretim yoluyla temine gideceğini belirten Gönül, o da olmazsa mutlaka off-set alım yapılacağını ifade etti.

Savunma Sanayii Müsteşarı Murad Bayar da TSK'nın teçhizat ihtiyaçlarıyla ilgili yurt dışından hazır alım oranının yüzde 10'un altında olduğunu kaydetti. Bayar şunları söyledi: "TSK'nın teçhizat ihtiyacını yurt içinden karşılanma oranı yüzde 44'e ulaştı. Yurt içinden karşılama oranını bu yıl yüzde 50'ye ulaştırmayı hedefliyoruz.'' dedi. Bayar, savunma sanayi sektörünün 2008 yılında 2,3 milyar dolar ciro yaptığını da sözlerine ekledi
aktifhaber

26 Şubat 2010
BALYOZ'DA ŞOK İKİNCİ DALGA!
Balyozda ikinci dalga... 13 kentte düzenlene operasyonlarda 18'si muvazzaf 1'i emekli asker gözaltına alındı. Konya İl Jandarma komutanı gözaltında..

Balyoz darbe planı iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında 17'si muvazzaf 1'i emekli toplam 18 asker gözaltına alındı.

SAAT: 16.00 - GÖZALTINA ALINANLAR ADLİYEYE GETİRİLİYOR
Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında öğle saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen kişilerin kimlikleri belli oldu. Adliyeye getirilen 5' kişiden 3'ü Korgeneral, 1'i Koramiral rütbesinde. Gözaltılar arasında bir de sivil memur var. Gözaltında tutuldukları Merkez Komutanlığı'ndan Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen muvazzaf askerlerin rütbeleri ve kimlikleri belli oldu. Melek Üstepe isimli sivil memurun da adliyeye birlikte getirildiği muvazzaf komutanların isimleri ve rütbeleri şöyle; Korgeneral Abdullah Dolar, Korgeneral Nejat Bek, Korgeneral Yurdaer Olcan, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu.

SAAT: 15.00 - KONYA İL JANDARMA KOMUTANI GÖZALTINDA
Konya İl Jandarma Komutanı da Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Konya İl Jandarma Komutanı Albay Hüseyin Özçapan'ın da Balyoz darbe planı soruturması operasyonunda gözaltına alındığı öğrenildi

SAAT: 14.43 - BALYOZ'DA İKİNCİ DALGA
Balyoz darbe planı iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında 17'si muvazzaf 1'i emekli toplam 18 asker gözaltına alındı. Gözaltına alınanların 'Sakal' ve 'Çarşaf' eylem planlarında isminin geçtiği öğrenildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen Balyoz darbe planı soruşturmasıyla ilgili 13 ilde 17'si muvazzaf 1'i emekli toplam 18 askerin gözaltına alındığı belirtildi. Muvazzaf askerlerden 4'ünün subay, 13'ünün de astsubay olduğu kaydedildi. İsimleri 'Sakal' ve 'Çarşaf' eylem planlarında geçtiği öğrenilen askerlerin İstanbul'a getirileceği ifade edildi.

BALYOZ'DA 1. DALGADA 49 KİŞİ GÖZALTINA ALINMIŞTI

Taraf Gazetesi'nin kamuoyuna duyurduğu "Balyoz Darbe Planı" iddialarıyla ilgili soruşturma başlatılmış ve Pazartesi günü düğmeye basıldı. Aralarında eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da bulunduğu toplam 49 asker gözaltına alınmıştı.

Tutuklu sayısı 20'yi buldu

Tümgeneral İhsan Balabanlı

Tümgeneral Bekir Memiş

Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz

Tuğamiral Cem Aziz Çakmak

Albay Recep Yıldız

Albay Mustafa Öncel

Albay Murat Özçelik

Albay Yüksel Gürcan

Yarbay Hanifi Yıldırım

Emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın

Emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü

Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk

Emekli Tümamiral Özer Bulut

Emekli Tuğgeneral Mehmet Kaya Varol

Emekli Tuğgeneral İzzet Ocak

Emekli Kurmay Albay Ümit Özcan

Emekli Kurmay Albay A.İhsan Çuhadaroğlu

Emekli Albay Emin Küçükkılıç

Emekli Albay Suat Aytın

Emekli Albay Kubilay Aktaş

SERBEST BIRAKILANLAR

Eski Deniz Kuvvetleri Oramiral Özden Örnek

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına

Emekli Tuğamiral Engin Baykal

Emekli Korgeneral Ayhan Taş

Emekli Koramiral Lütfi Sancar

Emekli Kurmay Albay Ahmet Metin Dikici

Emekli Astsubay Arif Erşan

Albay Cengiz Köylü

Emekli Tuğgeneral Gafur Aksu

Albay Yusuf Ziya Toker

Tutuksuz yargılanacaklar

- Emekli Orgeneral İbrahim Fırtına

- Emekli Oramiral Özden Örnek

- Emekli Orgeneral Ergin Saygun

- Emekli Korgeneral Ayhan Taş

- Emekli Koramiral Lütfi Sancar

- Emekli Tuğgeneral Ahmet Baki Erdoğan

- Emekli Tuğgeneral Gaffur Aksu

- Emekli Tuğamiral Engin Baykal

- Kurmay Albay Muharrem Nuri Alacalı

- Albay Mehmet Yoleri

- Albay Cengiz Köylü

- Albay Tayfun Duman

- Emekli Kurmay Albay Ahmet Metin Dikici

- Emekli Albay Yusuf Ziya Toker

- Emekli Albay Musa İstek

- Emekli Albay Mustafa Çalış

- Emekli Astsubay Arif Erşan

aktifhaber

26 ŞUBAT 2010
Kuzey Deniz Saha Komutanı gözaltında

Kuzey Deniz Saha Komtanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, 6. Kolordu Komutanı Orgeneral Nejat Bek, Taktik Piyada Tümen Komutanı Yurdaer Olcan da gözaltında.

Balyoz'da ikinci dalga

Balyoz Operasyonu’nda ikinci dalga başladı… 13 kentte başlatılan operasyonlarda ilk bilgilere göre 1’i emekli, 17 muvazzaf asker gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan biri Konya İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban.. Gözaltına alınanlar İstanbul’a getiriliyor.

“Balyoz Güvenlik Harekatı Planı” iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında 13 ilde düzenlenen yeni operasyonda, aralarında muvazzaf subay ve astsubayların da bulunduğu 18 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan 4 subay ve 13 astsubay jandarmaya bağlı.

İlk operasyonda gözaltına alınanların emniyette ve adliyede verdikleri ifadeler doğrultusunda 13 ilde yeni bir operasyon gerçekleştirildi.

Operasyonda, aralarında Konya İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban'ın da bulunduğu 17 muvazzaf subay ve astsubay ile bir emekli askeri personel gözaltına alındı.

Gözaltına alınan bu kişiler İstanbul'a getiriliyor.

Gözaltına alınanların Çarşaf, Sakal, Suga ve Oraj eylem planlarında keşif ve eylem planları yaptıkları öne sürülüyor.

GÖZALTINA ALINANLARIN İSİMLERİ

Balyoz soruşturması kapsamında gözaltıma alınan askerlerden yedisinin ismi şöyle: Üsteğmen Erdinç Atik (Batman Jandarma Bölge komutanlığı), Astsubay Abdil Akça (Batman Jandarma Komutanlığı), Astsubay İmdat Solak (Şırnak Jandarma), Astsubay Mutsafa Kelleci (Jandarma-Diyarbakır), Astsubay Selahattin Gözmen (Jardarma-Diyarbakır Silvan) , Astsubay Musa Faris (Jandarma-Mardin), Astsubay Fikret Coşkun (Elazıg-Karakoçan).

KONYA İL JANDARMA KOMUTANI ÖZÇOBAN GÖZALTINA ALINDI

Konya İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban da soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

Yıllık izinde olan Kurmay Albay Özçoban, sabah saatlerinde İstanbul'da gözaltına alındı.

5 KİŞİ DAHA ADLİYEDE

Bu arada bugün adliyeye getirilen muvazzaf askerlerin Korgeneral Abdullah Dolar, Korgeneral Nejat Bek, Korgeneral Yurdaer Olcan ve Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu ile sivil memur Melek Üstepe olduğu öğrenildi.
Akşam

27 Şubat 2010
Çetin Doğan Silivri Cezaevi'nde
Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, Silivri Kapalı Cezaevi'ne sevk edildi.Haberi

Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında dün akşam saatlerinde tutuklanıp, Metris Cezaevi'ne sevk edilen eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, Silivri Kapalı Cezaevi'ne sevk edildi.

AK Parti hükümetini devirmek için darbe planı hazırladığı öne sürülen Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Korgeneral Engin Alan dün akşam saatlerinde tutuklanmıştı. Tutuklanan Doğan ve emekli Korgeneral Alan, Metris Kapalı Cezaevi'ne gönderilmişti.

Doğan'ın avukatı Celal Ülgen'in verdiği bilgiye göre, Doğan ve emekli Korgeneral Engin Alan akşam saatlerinde Silivri Kapalı F Tipi Cezaevi'ne sevk edildi.
aktifhaber

27 Şubat 2010
Çetin Doğan'ın Çok Ünlü Damadı
Çetin Doğan'ın ünlü damadının özellikleri say say bitmez. Damat Dani Rodrik İstanbul'da yaşayan Yahudi kökenli Hayati Vitali Rodrik'in de oğlu.

Dünyanın en etkili ekonomi profesörlerinden Dani Rodrik'in ilginç hikayesi..

Dani Rodrik aslında Türkiye kökenli.

Babası çok bilinen bir dolmakalem markasının sahibi olan Hayati Vitali Rodrik.

Kendisi gibi ekonomi prof'u olan Pınar Doğan'la evlendi. Pınar Doğan bu günlerde 'Balyoz' nedeniyle sıkıntı yaşayan Çetin Doğan'ın kızı.

Halen Türk vatandaşı olduğu söylenen Dani'nin asker kaçağı olduğu söyleniyor.

Çetin Doğan'ın Meksika'ya uçak biletlerinin gerekçesi sorulduğunda, 'damat Doni Rodrik'in Meksika'daki konferansına iştirak edecektik' cevabını verdi. Torun ziyareti mazeretine sığınan Çetin Doğan'ın neden ABD'yi değil de Meksika'yı tercih etttiği halen muamma.
aktifhaber

27 Şubat 2010 15:34
Balyoz'un 144 İsmi
Sayı ve rütbe itibariyle bu kadar yaygın ve üst düzey askeri içeren bir soruşturma ve yargı sürecinin Cumhuriyet tarihinde örneği yok.

İşte soruşturmalar kapsamında isimleri açıklanmayan askerler hariç listede yer alan 144 isim:

Emekli Org. Şener Eruygur
Emekli Org. Hurşit Tolon
Emekli Org. Kemal Yavuz
Emekli Org. Tuncer Kılınç
Emekli Ora. Özden Örnek
Emekli Org. İbrahim Fırtına
Emekli Org. Ergin Saygun
Emekli Org. Çetin Doğan

Emekli Koramiral Ali Feyyaz Öğütçü
Emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın
Emekli Korgeneral Ayhan Taş
Emekli Koramiral Lütfi Sancar
Emekli Korgeneral Ayhan Poyraz
Emekli Korgeneral Engin Alan

Emekli Tümgeneral Erdal Şenel
Tümamiral Cem Gürdeniz
Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk
Emekli Tümamiral Özer Karabulut
Tümgeneral İhsan Balabanlı
Tümgeneral Bekir Memiş
Emekli Tümgeneral Gafur Aksu
Emekli Tümgeneral Ahmet Baki Erdoğan
Tümamiral Semih Çetin
Emekli Tuğgeneral Veli Küçük
Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz
Emekli Tuğamiral İlker Güven
Tuğamiral Aziz Çakmak
Tuğamiral Turgay Erdağ
Emekli Tuğgeneral Mehmet Kaya Varol
Emekli Tuğgeneral İzzet Ocak
Emekli Tuğamiral Engin Baykal
Emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri

Emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ
Emekli Albay Hasan Atilla Uğur
Emekli Albay Mustafa Levent Göktaş
Emeki Albay Arif Doğan
Emekli Albay Hüseyin Vural Vural
Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek
Kurmay Albay Ali Rıza Sözen
Kurmay Albay Ali Tükşen
Emekli Kurmay Albay Ali İhsan Çobanoğlu
Emekli Kurmay Albay Ümit Özcan
Emekli Kurmay Albay Suat Aytın
Emekli Kurmay Albay Emin Küçükkılıç
Emekli Kurmay Albay Musa İstek
Emekli Albay Kubilay Aktaş
Albay Recep Yıldız
Kıdemli Albay Recep Gençoğlu
Albay Mustafa Öncel
Albay Murat Özçelik
Albay Cengiz Köylü
Albay Mustafa Koç
Albay Yüksel Gürcan
Emekli Kurmay Albay Ahmet Metin Dikici
Emekli Kurmay Albay Musa İstek
Emekli Albay Mustafa Çalış
Emekli Albay Yusuf Ziya Toker
Emekli Albay İlyas Çınar
Albay Tayfun Duman
Albay Mehmet Yoleri
Albay Mücahit Erakyol
Albay Levent Gülmen
Albay Hüseyin Özçoban
Albay Muharrem Nuri Alacalı
Emekli Albay Bülent Tunçay
Albay Zafer Arısoy
Emekli Albay Hasan Basri Arslan
Emekli Hakim Albay Tanju Güvendiren
Kurmay Albay Mehmet Orhan

Yarbay Mustafa Dönmez
Yarbay Hüseyin Topuz
Yarbay Yusuf Kelleli
Emekli Yarbay Ercan Kireçtepe
Deniz Yarbay Mustafa Turhan Ecevit
Deniz Kurmay Yarbay Mehmet Emre Sezenler
Deniz Kurmay Yarbay Halil Özsaraç
Yarbay Hanife Yıldırım
Yarbay Levent Çehreli
Yarbay Ertuğrul Uçar
Yarbay Taylan Çakır

Emekli Binbaşı Fikret Emek
Emekli Deniz Binbaşı Levent Bektaş
Deniz Binbaşı Erme Onat
Deniz Binbaşı Eren Günay
Binbaşı Nedim Ertan

Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin
Emekli Yüzbaşı Mehmet Zekeriya Öztürk
Emekli Yüzbaşı Rafet Arslan
Emekli Yüzbaşı Gazi Güder

Üsteğmen Taylan Özgür Kırmızı
Üsteğmen Ersin Ergut
Üsteğmen Muhammed Sarıkaya
Üsteğmen Levent Maraş
Üstteğmen Erdinç Atik

Teğmenler: Mehmet Ali Çelebi, Noyan Çalıkuşu, Eren Mumcu, Önder Koç , Hasan Hüseyin Uçar, Onur Özdemir, Jandarma Teğmen Melih Yüksel, Faruk Akın, Sinan Efe Noyan, Alperen Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksoy, Tarık Ayabakan, Ülkü Öztürk, Ali Seyhur Güçlü, Sezgin Demirel, Halit Mehmet Ergül, Barbaros Mercan, Fatih Göktaş, Burak Amaç, Yiğithan Göksu, Oğuz Dağınık, Koray Kemiksiz, Emre Baltacı, Cihan Arık

Astsubay Üstçavuş İlhan Bolayır
Astsubay Üstçavuş Murat Eker
Astsubay Üstçavuş Ali Oktay Şahbaz
Emekli Astsubay Mahmut Öztürk
Astsubay Başçavuş Osman Esirger
Deniz Astsubay Başçavuş Halil Cura
Astsubay Murat Yıldız
Emekli Astsubay Oktay Yıldırım
Emekli Astsubay Erkan Karagözlü
Astsubay Arif Bıyıklı
Astsubsay Mutlu Kılıçlı
Astsubay İmdat Solak
Astsubay Mustafa Kelleci
Astsubay Murat Balkaş
Astsubay Osman Çetin
Astsubay Uğur Üstek
Astsubay Selahattin Gözmen
Astsubay Duran Ayhan
Astsubay Musa Fariz
Astsubay Fikret Coşkun
Astsubay Abdil Akça
Emekli SAT Komandosu Astsubay Ergin Geldikaya
Emekli Gazi Üsteğmen Serdar Öztürk
Emekli Astsubay Arif Erşan

Emekli Uzman Çavuş Muhammet Yüce
Emekli Uzman Çavuş Erhan Keskin

aktifhaber

27 Şubat 2010 12:10
Firari Asker 3 Kişiyi Rehin Aldı
Kütahya'nın Dumlupınar İlçe Jandarma Komutanlığında görevli kısa dönem bir asker, birliğinden firar ederek bir minibüs içindeki 3 yolcuyu rehin aldı, yakalanacağını görünce de intihar girişiminde bulundu.

İlçe Jandarma Komutanlığında kısa dönem askerlik yapan M.T, gece elindeki piyade tüfeğiyle birliğinden firar etti.

Uşak'tan İstanbul'a giden Orhan Çavuşoğlu'nun kullandığı 64 HE 468 plakalı minibüsü silah zoruyla durduran MT'nin, sürücü Çavuşoğlu ile araçta bulunan Fahrettin Erdoğan ve Himmet Akgün'ü rehin alarak, aracı önce İzmir'e, daha sonra da İstanbul istikametine yönlendirdiği belirtildi.

M.T'nin bir anlık dalgınlığından yararlanan Himmet Akgün'ün, Dumlupınar-Altıntaş kara yolunda araçtan atlayıp güvenlik güçlerine ihbarda bulunması üzerine emniyet güçleri, Kütahya-Afyonkarahisar kara yolunun 7. kilometresinde kamyonlarla güvenlik barikatı oluşturdu. Çavuşoğlu'nun kullandığı araç, kurulan barikata 100 metre kala, kendilerini takip eden polis ekip otosuyla çarpıştı. Minibüsten atlayan sürücü Orhan Çavuşoğlu ise bir polis otosonun çarpması sonucu yaralandı.

Bu sırada firari asker Mustafa T'nin, araçta rehin olarak bulunan Fahrettin Erdoğan'ı serbest bıraktığı, ardından da elindeki tüfekle göğsüne ateş ederek intihar girişiminde bulunduğu bildirildi.

Ağır yaralı firari asker, 112 Acil Servis ekiplerince Kütahya Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Tedavi altına alınan Mustafa T'nin, hayati tehlikesinin bulunduğu bildirildi.

Polis olay yerinde yaptığı incelemede, 2 piyade tüfeği ile 2'si boş 3 şarjör ele geçirdi.
aktifhaber

27 Şubat 2010
'Balyoz'un Tutuklu Listesi
'Balyoz Darbe Planı' kapsamında gerçekleştirelen operasyonda gözaltıların ardından tutuklanan paşalar kimler?
TUTUKLU LİSTESİ

Tümgeneral İhsan Balabanlı

Tümgeneral Bekir Memiş

Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz

Tümamiral Semih Çetin

Tuğamiral Cem Aziz Çakmak

Tuğamiral Turgay Erdağ

Albay Recep Yıldız

Albay Mustafa Öncel

Albay Murat Özçelik

Albay Yüksel Gürcan

Albay Taylan Çakır

Albay Hasan Basri Arslan

Albay Ali Rıza Sözen

Albay Ali Türkşen

Albay Abdullah Zafer Arısoy

Yarbay Levent Çehreli

Yarbay Ertuğrul Uçar

Yarbay Hanifi Yıldırım

Emekli Orgeneral Çetin Doğan

Emekli Korgeneral Engin Alan

Emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın

Emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü

Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk

Emekli Tümamiral Özer Bulut

Emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri

Emekli Tuğgeneral Mehmet Kaya Varol

Emekli Tuğgeneral İzzet Ocak

Emekli Kurmay Albay Ümit Özcan

Emekli Kurmay Albay A.İhsan Çuhadaroğlu

Emekli Albay Emin Küçükkılıç

Emekli Albay Suat Aytın

Emekli Albay Kubilay Aktaş

Emekli Kurmay Albay Bülent Tunçal

aktifhaber

28 Şubat 2010
İki Asker Daha Tutuklandı
Konya İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban ile Jandarma Yarbay Yusuf Kelleli tutuklandı.

"Balyoz" operasyonu kapsamında ikinci dalgada 13 ilde gözaltına alınan 14 muvazzaf subay ile bir emekli subay bugün adliyedeydi. 5 muvazzaf asker savcılık sorgusunun ardından, 8 asker ise çıkarıldıkları mahkemece serbest kaldı. Konya İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban ile Jandarma Yarbay Yusuf Kelleli tutuklandı.

"Balyoz Planı" iddiası soruşturması kapsamında adliyeye getirilen 15 kişiden 5'i savcılık sorgularının ardından serbest bırakılırken, 10'u tutuklanmaları talebiyle mahkemeye gönderildi.

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen 15 kişinin soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıları Mehmet Berk, Ali Haydar ve Bilal Bayraktar tarafından ifadesi alındı.

Söz konusu kişilerden 5 muvazzaf asker, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Serbest kalan 5 kişi, jandarmaya ait sivil plakalı bir minibüsle adliyeden ayrıldı.

Bu arada, Merkez Komutanlığı'ndan adliyeye gelen sivil memur ise bir süre burada kaldıktan sonra aynı araçla adliyeden ayrıldı.

Emekli başçavuş Ertan Karagözlü ve 9 muvazzaf asker ise tutuklanmaları talebiyle nöbetçi 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi.

Mahkemeye çıkarılan 10 askerden, 8'i serbest kalırken, Konya İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban ile Jandarma Yarbay Yusuf Kelleli tutuklandı.

Tutuklanan askerlerin "yasadışı silahlı örgüt üyesi" olmak iddiasıyla tutuklandığı belirtildi.

Bu arada İfade için davet edilen 3 korgeneralin ise, sağlık raporu aldığı ve ifadeye gitmediği öğrenildi.

"Balyoz" darbe planının altında imzası olduğu ileri sürülen eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile emekli Korgeneral Engin Alan, cuma günü tutuklanmıştı.

Doğan'ın avukatı Celal Ülgen, kurul kararına yarın itiraz edeceklerini açıklamıştı
aktifhaber

02 Mart 2010
2 Muvazzaf Asker DahaTutuklandı
"Balyoz Planı" iddiaları soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen iki muvazzaf asker tutuklandı. Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

''Balyoz Güvenlik Harekatı Planı'' iddiaları soruşturması kapsamında adliyeye getirilen 2 muvazzaf subay, tutuklanmaları istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk edilmişti. aktifhaber

aktifhaber

GATA'DA ŞÜPHELİ İNTİHAR

2 Mart 2010 09:40
Subayların art arda şüpheli intiharlarına dün bir yenisi daha eklendi. Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde (GATA) görevli Tabip Üsteğmen Sema K., Ankara'daki lojmanında silahıyla intihar etti.
Şüpheli intihar olayını askerî savcılık soruşturuyor. İddiaya göre Sema K. dün sabah saat 10.30 sularında Mamak Askerî Lojmanlar'daki evinde silahını başına dayayarak tek kurşunla intihar etti. Kendisi gibi GATA'da tabip üsteğmen olarak görev yapan eşi, durumu yetkililere haber verdi. İntihar olayı, Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na da yansıdı. Ancak olaya askerî savcılık el koydu. Polisin lojmanlara girmesine de izin verilmedi. Daha önceki subay intiharlarında olduğu gibi olayı soruşturacak olan askerî savcılık, Sema K.'nin eşinin de ifadesine başvuracak. Olayın intihar mı yoksa bir cinayet mi olduğu araştırılacak.

ZAMAN

03 Mart 2010 13:25
Albay M. Özçelik Tutuklandı!
'Balyoz' darbe planı soruşturması kapsamında Balıkesir İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Murat Özçelik'in de tutuklandığı öğrenildi.

İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, geçen şubat ayının son günü birçok ilde düzenlenen operasyonun bir ayağı da Balıkesir'de sessiz sedasız uygulandı.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın talebi doğrultusunda Merkez Komutanlığı'nca görevlendirilen özel bir ekibin, İl Jandarma Komutanı Özçelik'i gözaltına aldığı öğrenildi. Konutunda da arama yapılan Özçelik, İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'ne teslim edildi.

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu komutanları emekli Orgeneral Ergin Saygun ve emekli Orgeneral Çetin Doğan ve emekli Korgeneral Emin Alan'ın da aralarında bulunduğu isimlerle birlikte 'Balyoz' planı iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen Kurmay Albay Albay Özçelik'in tutuklandığı öğrenildi. Murat Özçelik, diğer komutanlarla iki ayrı dönemde tasarladığı öne sürülen darbe planlarıyla suçlanıyor. Özçelik, Van Asayiş Kolordu Komutanlığı bünyesinde görev yaparken yaklaşık bir yıl önce Balıkesir'e atanmıştı.

TUTUKLANAN 4 ALAY KOMUTANI SAYISI 4'E ÇIKTI

Balyoz Darbe planı soruşturmasında tutuklanan 2 alay komutanı ile birlikte tutuklanan İl Jandarma Alay Komutanı sayısı 4'e çıktı.

1.TUTUKLAMA KARARI ALBAY TEMİZÖZ İÇİN

Tutuklanan ilk Jandarma Alay Komutanı Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz oldu. Temizöz, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Faili Meçhul Cinayetler soruşturması kapsamnında “adam öldürmeye azmettirmek ve silahlı örgüt üyesi olmak” suçundan tutuklandı.Temizöz, 26 Mart 2009 tarihinden beri askeri cezaevinde. Fakat ne ilginçtir ki yaklaşık bir yıldır tutuklu bulunan Temizöz resmi olarak hala görevinin başında gözüküyor. Yani Temizöz hala Kayseri Jandarma Alay Komutanı.

2. TUTUKLAMA KARARI ALBAY GENÇOĞLU İÇİN

Eskişehir Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, Erzincan merkeze bağlı Çatalarmut köyü bölgesindeki Göyne Barajı'nda suların çekilmesi sonrası 27 Ekim 2009'da ihbar üzerine bulunan cephanelikle ilgili soruşturma kapsamında tutuklandı.Albay Cemal Temizöz'ün ardından Albay Gençoğlu, görev başında iken tutuklanan ikinci İl Jandarma Alay Komutanı oldu. Albay Gençoğlu da Temizöz gibi hala görevinin başında.

3. TUTUKLAMA KARARI KURMAY ALBAY ÖZÇOBAN İÇİN

Balyoz soruşturmasının ikinci dalgasında gözaltına alınan 17'si muvazzaf toplam 18 subaydan biri de Konya İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Özçoban'dı. Özçoban'ın ismi, Balyoz darbe planında, Fatih ve Beyazıt camilerini bombalayarak, halkı galeyana getirmek için hazırlanan Sakal ve Çarşaf planlarındaki timin komutanı olarak geçiyordu. İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet savcılarının talimatı ile gözaltına alınan Özçoban, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.Tutuklama kararının gerekçesi "Yaşa dışı silahlı örgüte üye olmak ve anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs" suçlamasıydı. Özçoban şimdi İstanbul Hasdal Askeri Cezaevi'nde.

aktifhaber

03 Mart 2010
Askeri Hakim Serbest Bırakıldı
Sahte ''askerliğe elverişsiz raporu'' hazırladıkları iddia edilen suç örgütüne yönelik soruşturma kapsamında ifade veden Askeri Hakim Albay Ahmet Erdem serbest bırakıldı.

Sahte ''askerliğe elverişsiz raporu'' hazırladıkları iddia edilen bir suç örgütüne yönelik soruşturma kapsamında savcılıkta ifade veden Askeri Hakim Albay Ahmet Erdem serbest bırakıldı.

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine avukatıyla birlikte gelen Erdem, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hikmet Usta tarafından ''şüpheli'' sıfatıyla sorgulandıktan sonra serbest kaldı.

aktifhaber

03 Mart 2010
Bir Emekli Subay İntiharı Daha
Emekli Yarbay Süleyman Oral Özçağatay'ın ardından bu kez de emekli astsubay Ahmet Neyiğit intihar etti. Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Çanakkale'nin Gelibolu İlçesi'nde geçtiğimiz hafta cinnet geçirerek ailesini öldürdükten sonra intihar eden Emekli Yarbay Süleyman Oral Özçağatay'ın ardından bu kez de emekli astsubay Ahmet Neyiğit (60) intihar etti.

Geçtiğimiz hafta Gelibolu'da yaşanan yarbay cinnetinin ardından bu kez de emekli bir astsubay intihar etti. Remzi Neyiğit, babası emekli astsubay Ahmet Neyiğit'in (60) iş yerine gelmemesi ve telefonlara cevap vermemesi üzerine, dün Alaeddin Mahallesi Kore Kahramanları Caddesi'ndeki evine gitti. Neyiğit, evde babasının cansız bedeniyle karşılaştı.

Güvenlik güçleri, Neyiğit'in beylik tabancasıyla başına ateş ederek yaşamına son verdiğini belirledi. İlçedeki bir otobüs firmasının işletmeciliğini de yapan Ahmet Neyiğit'in eşinin İstanbul'da olduğu öğrenildi. Neyiğit'in intihar nedeni araştırılıyor.

Gelibolu'da geçtiğimiz 23 Şubat'ta emekli yarbay Süleyman Oral Özçağatay, beylik tabancasıyla eşi Atike Canan ve kızları Melis ve Cansu Özçağatay'ı öldürdükten sonra intihar etmişti. (Habertürk)
aktifhaber

04 Mart 2010
Askerleri Taşıyan Otobüs Devrildi
Bitlis'in Tatvan ilçesinde askerleri taşıyan otobüsün devrilmesi sonucu ilk belirlemelere göre 2 kişi öldü, 20 kişi yaralandı.

Bitlis'in Tatvan ilçesinde askerleri taşıyan otobüs Tatvan-Ahlat karayolunun 8. kilometresinde devrildi.

Kazada ilk belirlemelere göre 2 kişi öldü, 20 kişi yaralandı. Yaralılar hastanede tedavi altına alındı.

aktifhaber

06 Mart 2010 18:41
Şırnak'ta askeri aracın devrilmesi sonucu yaralanan er Yıldırım Arat, tedavi gördüğü GATA'da hayatını kaybetti.


Şırnak'ın Güçlükonak ilçesinde askeri aracın devrilmesi sonucu yaralanan 19 askerden er Yıldırım Arat, 9 gündür tedavi gördüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)'nde hayatını kaybetti.
aktifhaber

06 Mart 2010
Uzman Çavuş'a namus infazı
Siirt’te, geçen yıl cesedi bulunan eski uzman çavuş Murat Öztürk’ün evlenme vaadiyle bir süre birlikte yaşayıp terk ettiği Leyla T.’nin (17) ailesi tarafından namusunu temizlemek için infaz edildiği ortaya çıktı

İddiaya göre, Konya’da halı mağazası olan Öztürk, internette Vanlı Leyla T. ile tanışır. Van’a gidip Leyla’yı ikna ederek evlenme vaadiyle Konya’ya götürür ve terk eder. Aile bir intikam planı hazırlar. Evli abla Ayşe T.B., internet üzerinden Öztürk ile arkadaş olur. Ayşe, onu Siirt’e davet eder. Terminalde çavuşu Ayşe’nin yakınları karşılar. Öztürk, İnkapı Mevkii’nde tabancayla öldürülür ve cesedi araziye atılır. •
haber101

Gürkan Hacır
gurkan.hacir@aksam.com.tr
Neden Atatürk filmi yapılamaz



'Mustafa' furyası yeni bitmişti ki 'Veda' tartışması başladı. Eleştiriler yağmur gibi geldi. Peki biz neden doğru dürüst bir Atatürk filmi çekemiyoruz? Ya da soruyu doğru soralım. Dört başı mamur bir Atatürk filmi çekilebilir mi? Bence çekilemez. En azından şimdilik...
1 -Gerçek bir Atatürk biyografisine halen sahip değiliz
Atatürk'ün ölümünün üzerinden 72 yıl geçti. Halen gerçekçi bir biyografisine sahip değiliz. Bir ülkenin kurucusu, en büyük önderi hakkında neden dört dörtlük bir biyografi yazılmaz. Düşünün Atatürk'ün daha doğum gününü bile bilmiyoruz. Bir sohbetinde söylediği sözden hareketle sembolik 19 Mayıs tarihini kabul ediyoruz. Babasının fotoğrafının o bilinen fotoğraf olmadığını bizzat kendisi Falih Rıfkı Atay'a söylemişti. 'Bu adam babama hiç benzemiyor, bari benzeyen birini bulsaydınız.' Doğum yeri ise tam bir muamma. Selanik değil Manastır olduğu bugün yeni yeni konuşuluyor. Selanik'teki o ünlü evin sembolik olduğu artık kabul ediliyor. Bu son tartışmalar olmasa üvey babası Ragıp Bey'den çoğu kimse haberdar değildi. Ve üvey kardeşi Rukiye'yi daha sonra yanına evlatlık olarak aldığını kimse bilmiyordu. Ona tıpatıp benzeyen manevi oğlu Abdürrahim Tunçak mevzusu ise hiç tartışılmadı. Yıllarca yanından ayırmadığı Abdürrahim Bey yakın zamanda hayatını kaybetti. Sorup soruşturmadık. Üvey babası Ragıp'ın yeğeni Fikriye'nin intihar ettiği öğretildi yıllarca. Oysa yaver Rusuhi Bey tarafından vurulduğu konuşuluyor. Sahi Fikriye Hanım intihar ettiyse neden mezar yerini bilmiyoruz? Atatürk'ün annesiyle ilişkisi çok çalkantılıdır. Hem büyük bir sevgi hem de nefret ilişkisi vardır. Annesinin cenazesine katılmayışına 'işleri çoktu' savunması komiktir. Hadi işleri çoktu diyelim ama şu bilgiyi bize verecek biyografi neden yok. Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923'te hayata gözlerini yumdu. Mustafa Kemal Paşa, tam 15 gün sonra 29 Ocak 1923'te Bursa'da şampanyalar patlatarak evliliğe adım attı. Annesinin baskın karakteriyle hiçbir zaman yıldızı barışmadı. Latife Hanım'dan boşanmasına hiç girmiyorum. Halen Tokat'ta, Atatürk'ün ayağını masanın altından başka kadına uzatma masalına inanmaya devam edelim. Veya Livaneli'nin filmindeki gibi askerlerle konuşması üzerine sinirlenen Latife Hanım'ın sinir krizi hikayesine... Bu kadar sırlarla dolu bir hayat üzerine sağlıklı bir Cumhuriyet inşa edilebilir mi? Hem her şeyi ona havale edeceksiniz hem de onu tam manasıyla tanımayacaksınız. Ben 'insan' Atatürk'ü arıyorum. Zaaflarıyla, korkularıyla kahramanlıklarıyla Mustafa Kemal'i...
2- Normalleştiremedik, mucizelere inanmak istiyoruz
Bİz Türkler hep mucizelere inandık.
Alpaslan'ın 400 aslanıyla Anadoluya girişi mucizeydi. Fatih Sultan Mehmet bir mucizeyi başardı ve gemileri karadan Haliç'e indirdi. Çanakkale, Sakarya mucizenin dikalasıydı. Bu yüzden 'Şu Çılgın Türkler' adlı safsatalarla dolu kitap milyonlarca sattı! Kimse gerçeği öğrenmek istemedi, sorgulamadı. Doğru 'Şu Çılgın Türkler' bir mucizeydi, ama kitabın satış mucizesi. Yokluklar içinde bir avuç Türk, düvel-i muazzamayı dize getiriyordu. Bayıldık... Ama gerçekten öyle miydi? Bir kere Çanakkale ile Kurtuluş savaşını birbirinden ayırmamız gerekiyor. Kurtuluş Savaşı, Çanakkale'ye bakınca çok çok küçük bir savaştır. Kurtuluş Savaşı'ndaki esaslı kapışmamız sadece Yunanlılarla olmuştur. Fransızlarla İtalyanlarla hep çete savaşları yapıldı. Demirci Mehmet Efe ve sonradan hain ilan ettiğimiz Çerkez Ethem, çete savaşlarının öncüleriydiler. Tarihimizi tek kişiye indirgemek bizi büyültmez, sadece çocuklaştırır. Mustafa Kemal 19 Mayıs'ta Samsun'a çıktı diye başlayan bir tarih yazımı, masalsıdır. Gazi'nin ittihatçılarla
nasıl boğuştuğunu, Sivas'ta reisliği almak için
Rauf Bey ve ekibiyle nasıl mücadele ettiğini anlatmadan hangi duygusallıktan bahsedebiliriz. Atatürk'ün mucizesini arıyorsanız bu Sivas'tadır.
3- Nutku, resmi tarihin en temel metni olarak kabul ettik
Cumhuriyetimizin resmi tarihinin temel metinini 'Nutuk' oluşturur. Ama Atatürk'ün 1927'de kaleme aldığı Nutuk da tarihi değerinden daha çok siyasi bir metin olarak algılanmalıdır. 1926'da (Gazi'ye suikast davasıyla) İttihatçı temizliği yapılmış, Osmanlı ile yarım kalan hesaplaşma tamamlanmış, Atatürk'ün tüm bu olan biteni açıklama ihtiyacından doğmuştur. 1927 Nutku siyasi bir cevap metnidir. Oysa biz ne yapıyoruz? O metni esas alarak bütün tarihimizi yazmaya soyunuyoruz. Haliyle yanıltıcı oluyor. Atatürk ilk kez 1927 sonunda İstanbul'a gitti unutmayalım. Atatürk döneminin insanlarının hatıraları ise oldukça dikkatli okumaya muhtaçtır. Sadece bir kişinin anılarından yola çıkarsanız sonunuz felaket olur. (Livaneli gibi yaveri ve çocukluk arkadaşı diye Salih Bozok'u baz alırsanız, durum Veda'daki gibi olur.) Hangi hatırayı nasıl okumanız gerektiğini, kimden ne alacağınızı bilmelisiniz. Örneğin Ali Fuat Cebesoy'un hatıraları yazıldığı yıllara göre şekil değiştirir. Anılar ya Atatürk'ün etkisinde kalanların ya da tam düşmanlarının yazdıklarıdır. Rıza Nur'u okuyarak Atatürk'ten nefret edebilirsiniz veya Hasan Rıza Soyak'ın anılarını okuyarak mistik bir Atatürk'le karşılaşabilirsiniz. Her ne kadar yaşadığı dönemde 'Atatürk'ün dili' dense de Falih Rıfkı'nın yazdığı Çankaya (dikkatli okumak şartıyla) en sağlam kitaptır. Bir de bana en samimi gelen uşağı Cemal Granda'nın anılarıdır. O kadar saf bir adamdır ki Granda içinde hiçbir şey saklamaz, olduğu gibi anlatır.
4- Sadece kurucu önder ve tarihi bir şahsiyet olsaydı işimiz kolay olurdu
Atatürk bizim için sadece kurucu önder ve tarihi bir şahsiyetten ibaret değildir. Öyle olsa işimiz kolaydı. Ama Atatürk bizim kurucu doktrinimizin adıdır. Bu ülkede modernleşmenin, çağdaş eğitimin adıdır. Karlofça'dan beri parçalana parçalana küçülen bir milletin son büyük çıkışının adıdır. Atatürk bizim yaşam gustomuzdur. Onun gibi giyinebilen ve giydiği üzerine bu kadar yakışan bir başka lider gördünüz mü? Pelerinli fotoğraflarını bir hatırlayın. Ve sonraki siyasi liderlerimizi
bir de pelerinle düşünün... Mesela Turgut Özal'ı... Boyları hemen hemen aynıydı. Atatürk bir köy çocuğuydu ama bir salon adamı olarak hayatını tamamladı. Centilmendi.
Parlak bir zeka, kusursuz bir stratejist, bir zamanlama dehasıdır. Aynı zamanda kararlı bir devlet adamıdır. Gerektiğinde en yakın arkadaşlarını bile harcamaktan çekinmeyen sert bir otoritedir. Tüm bunların ötesinde Atatürk
bizim kuruluş felsefemizin adıdır. Onun zaafları eksiklikleri
açmazları sanki 80 yıllık Cumhuriyetimizin eksikleriymiş gibi algılanıyor. O zaman Atatürk'te tartışılamaz kalıyor.
5- Sinemamız, tarihi filmi layıkıyla çekebilecek düzeyde değil
Hakkıyla tarihi bir film çekebildik mi? Bir kere buna uygun bütçeyi Türk sinemasının bulması zor. Dahası Hollywood gibi yaratıcı sinema unsurlarını bir araya getirecek bir sinema sektörümüz yok. Kadrajı kadar olan bir sinemamız var. Bir Truva, bir Braveheart veya Titanic gibi yapımlar bizden çok uzak. Ama bunun için öncelikle net, düzgün, çocuksuluktan arındırılmış bir tarihe ihtiyacımız var. 'Bir millet uyanıyor'dan daha iyisini çekemedik. Çünkü izleyici anlatılan hikayeyi inandırıcı bulmuyor. Düşünsenize 2010 yılındayız, Hollywood Avatar'ı çekerek hayal dünyasına müdahale ediyor, biz ise halen daha birdirbir oynarken eğilmeyen çocuk tiplemesiyle uğraşıyoruz. Daha büyük kahramanlık hikayemiz olan Çanakkale'yi bile çekemedik. Edirne'nin geri alınması , Balkan göçü, Sarıkamış önümüzde duruyor. Birine devlet el atsa ya... Küçücük İsrail mağdur imajını nasıl yarattı sanıyorsunuz? Kusursuz soykırım filmleriyle...
Şu yaptığımız Atatürk filmlerine bir bakın... Sinemasal olarak binbir hatayı bir tarafa bırakın... Oyuncunun Kemal Paşa'ya benzeyip benzememesi hiç önemli değil, yarattığımız karakteri eğer tanımasak korku filmi zannedebiliriz. Çünkü gerçek değil. Sahici değil, ayakları yere basmıyor. İlkokul kitaplarından bu yana bu anlatıma alışık olan izleyici de haliyle soğuk soğuk beyaz perdeye bakıyor. Bir de Atatürk'ü çocukluğundan başlayıp hayatının tamamını anlatma telaşı var ki insan sormadan edemiyor? Niye? Atatürk'ün hayatından bir kesit alamaz mısınız? Örneğin ittihatçılardan mühürü kaptığı Sivas Kongresi'ndeki büyük kapışma günlerini veya milli mücadeleye çıkmadan İstanbul'da geçirdiği 6 ayı anlatan bir film ne güzel olur... Başlı başına aşkları bile mükemmel bir film olabilir.
SONUÇ: YÜZLEŞMEK GEREK
İŞte bu sebeplerden layıkıyla bir Atatürk filmi çekilemez. Çünkü henüz kendi tarihimizi bilmiyoruz, yüzleşmedik. İdeolojik kamplaşmanın toz bulutu içinde, 'Mustafa' veya 'Veda'yı izleyerek sadece bir kısım mahir girişimcilerin kariyer ve ticari hesaplarına alet oluyoruz, o kadar.
Durun..! Şimdi daha kötüsü ve karikatürize olanı geliyor. Turgut Özakman'ın 'Dersimiz Atatürk' önümüzdeki günlerde vizyona giriyor. Asıl felaket orada. Atatürk filmi çekmek için önce çıkarsız ve dürüst bir geçmişe sahip olmak, kendini bu ülkeye ve Cumhuriyetimize sadakatle bağlı hissetmek, tarihimizi harf harf sökmüş olmak gerek. Hakikatin ipine sarılmak gerek. Gerçeğin yakıcı etkisinden de çekinmemek gerek. Sonrası kolay. O filme ruh da verilir, canda...

Kaynak: http://www.aksam.com.tr/2010/03/07/yazar/16564/gurkan_hacir/neden_ataturk_filmi_yapilamaz.html

Hakkari'de mayın patladı
8 Mart 2010
HAKKARİ- Hakkari'nin Şemdinli ilçesi kırsalında mayın patlaması sonucu 1 asker ölürken, 1 asker ise ağır yaralandı. Patlamada, Piyade Onbaşı Onur Ayaydın (İstanbul) şehit oldu, erler Minnet Batır, Cafer Ulu ve Mustafa İnce yaralandı.
haber101

Bir vicdani ret daha
8 Mart 2010 - 15:29:31

Muhammed Serdar Delice: Müslüman olmayan bir ordunun mensubu olmam.


“5 aylık askerlik süresi, neyin ne olduğunu görmeme vesile olmuştur. Müslüman olmayan bir ordunun mensubu olmayacağım. Zulme karşı sessizlik zulümdür. Bundan sonra asker değilim, hakkımda açılacak bütün davaları ve iddiaları reddediyorum. Ne firardayım ne de kaçağım. Bu zorunlu askerlik görevini reddediyor, vicdani reddimi açıklıyorum.”

Muhammed Serdar Delice, 5 aylık asker. Enver Aydemir'den sonra dinî inancı nedeniyle Türkiye'de askerlik yapmayı istemeyen Delice, askerliğini yaptığı Malatya 2. Ordu Komutanlığı'nda izne geldikten sonra bir daha geri dönmek istemediğini belirterek, vicdani retçi olacağını açıkladı. Kendisini dinine bağlı bir Müslüman ve milliyetçi olarak tanımlayan Delice, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi'nde vicdani reddini açıkladı.

2 çocuk babası ve 27 yaşında olan Muhammed Serdar Delice, bu ülkede "hayli düşmanlar" yaratıldığını ve kandırıldıklarını söyledi. Askerliği sırasınca ordunun nasıl bir ordu olduğunu gözlediğini ifade eden Delice, zulmün olduğu bir orduda askerliğe devam etmeyeceğini ifade etti. Delice'nin diğer vicdani retçilerden ayrılan tarafı ise Müslüman kimliğinin yanı sıra milliyetçi bir bakışa da sahip olması…

"Yalanlarla Kandırıldık; Kürt Kardeşlerimizi Hedef Aldık!"

İHD'de yaptığı basın toplatısında şöyle konuşmuş Muhammed Serdar Delice: "Bizler bu ülkede Çanakkale destanları ile büyüdük. Kendimize Osmanlı'yı örnek, Kuran-ı Kerim'i kılavuz rehber edindik. Dedik ki: Allah Allah, dedik ki: Hak birdir, ümmet tek'dir dedik. Hoşgörüyü sadakati Atilla'dan, Selahattin-i Eyyubi'den öğrendik. Bizler yıllarca üç kıtaya hükmettik. Ama ne silahla ne de zorbalıkla. Maneviyatla, imanla, hoşgörümüzle sahip çıktık bütün uluslara. Fakat yozlaştık, unuttuk geçmişimizi. Kendimize hayali düşmanlar yarattık. Kürt kardeşlerimizi hedef aldık. Yıllarca bir takım yalanlarla kandırdık gençliğimizi… Şu anda ise artık maskeler düşmüştür. 5 aylık askerlik süresi, neyin ne olduğunu görmeme vesile olmuştur. Müslüman olmayan bir ordunun mensubu olmayacağım. Zulme karşı sessizlik zulümdür. Bundan sonra asker değilim, hakkımda açılacak bütün davaları ve iddiaları reddediyorum. Ne firardayım, ne de kaçağım. Bu açıklamamdan sonra, en yakın Emniyet Müdürlüğü'ne bana ulaşabilecekleri telefonumu ve adresimi bırakacağım. İçinde bulunduğum psikolojik ve sosyo-ekonomik durumum zaten benim firari yaşamama uygun değildir… Bu zorunlu askerlik görevini reddediyor, vicdani reddimi açıklıyorum… Saygılarımla."

"Böyle Bir TSK'ya İhtiyacımız Yok!"

"Ne olursa olsun hayatımın pahasına bile olsa o üniformayı bir daha kimse bana giydiremez!" diyen Delice, bundan sonra başına neler geleceğini iyi bildiğini, ancak kendisine ne yaptırılacağını merak ettiğini belirtti. Millet ve vatan aşkıyla askere giden gençlerin bir süre sonra vatan ve millete küfrettiğini söyleyen Delice, "Çünkü bir insana değer verirseniz, değer alırsınız. Ama o kışlalarda insanlık yok" dedi. "Bu şekilde bir TSK'ya ihtiyacımız yok!" diyen Delice, askerlerine ve milletine değer veren bir ulusun değil ulusların olan bir TSK'ya ihtiyaçlarının olduğunu kaydetti.

"Şehitlerin Şahadetinden Şüphe Duyuyorum!"

"Ben o kışlada bulundum. Yaşadım. Birçok şeyi gördüm. Ben şu kadarını söylüyorum. Kendisini şehit olarak düşünen insanları şahadetinden şüphe duyuyorum." diyen Delice, şunları kaydetti:

"Ama İslamiyet'te şöyle bir şey vardır. Her şey niyettir. O saf niyetiyle gitmiştir. Kandırılmıştır. Kendisini şehit olarak tanımlar. Ama ben şu ortamdaki şahadet olayına inanmıyorum. Kendimize sanal düşman yarattık. Ben doğuda askerlik yaptım. Kürt arkadaşlarım da var. Hepsi kelime-i şahadet getiriyor. E ben bunlara karşı savaştığım zaman, bunlara karşı bir eylem gerçekleştirdiğim zaman düşünebilir misiniz benim şahadetimi. Şehitlik böyle bir şey değil. Kendi halkına karşı yapılan bir olayda kesinlikle şehitlik söz konusu değildir. Yani neyin ne olduğunu gördüm."

"İnsan Olduğumuzu Unutanlara Askerlik Hizmeti Vermek Mantıklı mı?"

Bu açıklamalarından sonra başının belaya gireceğini bildiğini ancak birilerinin bunları dile getirmesi gerektiğini söyleyen Delice, kışlalarda bulunan binlerce askerin de böyle düşündüğünü kaydetti. "Vatan bize sahip çıkıyorsa, asker bizi koruyorsa, sahip çıkıyorsa tabi seve seve bu işin içerisinde yer almak gerekiyor. Ama bu devlet beni korumayacak, benim sosyal haklarımı göz ardı edecek. Askeriye benim insan olduğumu unutacak. Ve bana insan dışı muamelelerde bulunacak. Ve istemediğin şeyleri sana zorla yaptıracak. Böyle bir durumda senin askerlik yapman ne derece mantıklı?" diye soran Delice, askerlikte yaşadıklarını anlattığı takdirde bazı kişilerin yıpranacağını, o yüzden anlatmayacağını söyledi. Vatana ihanetten, emre itaatsizlikten ve firardan yargılanacağını belirten Delice, "Belki hiç kimse bana sormayacak. Neden böyle oldun? Sebebin neydi? Ne oldu? Ne sana yanlış geldi? Olması gerekenler neydi? Bunlar sorulmayacak. Bu hareketimden sonra peşimden gelenler olacak. Çünkü benim gibi düşünen birçok insan var" dedi.

"Oralarda Düşünemezsiniz! Düşünürseniz Yargılanırsınız!"

"Bu ülkede özgürlüğünüz üzerine, kendi düşünceleriniz, fikirleriniz ve insanlığınız üzerine bir şeyler yaptığınız zaman sıkıntılar çekiyorsunuz. Yargılanıyorsunuz." diyen Delice, umutsuz olmadığını birilerinin bu gidişata 'dur' diyeceğini umduğunu söyledi. Kışladaki askerlerin bütün gün teskere gününü saydığını söyleyen Delice, hapis hayatından daha kötü bir durum yaşanıldığını söyledi. "Oralarda düşünemezsiniz. Fikrinizi beyan edemezsiniz. Öyle bir hakkınız yok" diyen Delice, "Bugüne kadar benim gibi yaşadıklarını anlatan kimse çıkmamıştır. Gözünü karartmamıştır. Benim bunları söylememin nedeni, birileri buna dur desin. Orada yaşanılanlara bir dur desin. Çünkü bu böyle gitmez. Bu onların da bütünlüğünü tehdit eder." şeklinde konuştu.

habertaraf

Taraf'ın sürmanşetinde şok iddia



İran sınırına 10 km mesafedeki Van'ın Çaldıran İlçesi'ndeki bir tarlada ölü bulunan lise öğrencisinin babası askeri suçladı.


İran sınırına 10 km mesafedeki Van'ın Çaldıran İlçesi'ndeki bir tarlada ölü bulunan lise öğrencisinin babası askeri suçladı: Oğlumu sırtından vurmuşlar. O daha çocuktu.

Van'ın Çaldıran İlçesi'ne bağlı Hangedik Köyü'nde Mehmet Nuri Tançoban isimli bir gencin askerler tarafından öldürüldüğü iddia edildi. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan otopside Tançoban'ın ölümüne ateşli silah çekirdeğinin neden olduğu belirlendi.

İran sınırına 10 kilometre mesafede bulunan Hangedik Köyü'nde yaşayan Çatak Anadolu Lisesi 1'inci sınıf öğrencisi Mehmet Nuri Tançoban'ın cesedi, köyün dışındaki tarlada bulundu. Askerler tarafından alınan cenazeyle birlikte Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne giden baba Cafer Tançoban, askeri suçladı. Baba, şunları anlattı: "Oğlum Mehmet Nuri ile arkadaşları köyden 2 kilometre uzakta olan tarlaya gitmişler. Bu esnada Alaköy Karakolu'nda görevli askerleri gördüklerinde korkup kaçmışlar. Askerler oğlumu sırtından vurmuşlar. Olayı gören dört köylüyü de (M. Şirin Tançoban, Metin Tançoban, Ayhan Bozkaya, Erhan Tançoban) gözaltına aldılar. Oğlum, daha çocuktu. Bir oğlum da İzmir'de asker."

Ateşli silahla vurulmuş

Mehmet Nuri Tançoban'a Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan otopside ölüm sebebi olarak ateşli silah çekirdeğinin yol açtığı iç kanama gösterildi.

Bu arada hastane önüne gelen BDP'liler adına açıklama yapan İl Başkanı Av. Cüneyt Caniş de İran sınırında son bir yıl içinde kaçakçılık iddiasıyla 30 vatandaşın öldürüldüğünü söyledi.

TARAF-1 Nisan 2010

06 Nisan 2010 20:44
Balyoz'da Kimler Kayıp Kimler Tutuklandı?
Balyoz darbe planı soruşturmasında 12'nci Ağır Ceza Mahkemesi üyesi nöbetçi hâkimi Oktay Kuban tarafından serbest bırakılan sanıkların bir kısmı tutuklanırken bir kısmı ortadan kayboldu

Balyoz darbe planı soruşturmasında 2'si daha önce , 19'u 1 Nisan günü olmak üzere 12'nci Ağır Ceza Mahkemesi üyesi nöbetçi hâkimi Oktay Kuban tarafından serbest bırakılan sanıklar için verilen tutuklama kararı sonrası gözler İstanbul Adliyesi'ne çevrildi.

Tahliye olan bazı sanıklar yeniden cezaevine girmemek için GATA'ya koşarken, bazı sanıkların ise kayıplara karıştığı iddia edildi.

Dün sadece 2 isim adliyeye gelmişti. Hakkında yakalama kararı çıkarılan 9 isim daha bugün İstanbul Adliyesi'ne geldi. Dün olduğu gibi bugünde yakalama kararı yüzlerine okunan sanıklar yeniden tutuklanarak cezaevine gönderildi. Muvazzaf subaylar Hasdal Cezaevi'ne gönderildi.

BALYOZ'DA SON DURUM

Eski 1 .Ordu Komutanı emekli Org. Çetin Doğan- GATA'da

Harp Akademileri Komutan Yardımcısı Korgeneral Yurdaer Olcan - GATA'da

Tümgeneral Abdullah Dalay - GATA'da

Korgeneral Engin Alan - GATA'da

Tuğgeneral Süha Tanyeli - ADLİYEYE BEKLENİYOR

Tuğgeneral İzzet Ocak - TUTUKLANDI

Albay Kubilay Aktaş - TUTUKLANDI

Albay Suat Aytın - TUTUKLANDI

Albay Bülent Tuncay - TUTUKLANDI

Albay Ümit Özcan - TUTUKLANDI

MUVAZZAF ASKERLER

Tümamiral Semih Çetin - ADLİYEYE BEKLENİYOR

Tümgeneral İhsan Balabanlı - TUTUKLANDI

Tuğgeneral Bekir Memiş - TUTUKLANDI

Albay Yüksel Gürcan - TUTUKLANDI

Albay Levent Çehreli - TUTUKLANDI

Albay Abdullah Zafer Arısoy - TUTUKLANDI

Albay Recep Yıldız - TUTUKLANDI

Albay Mustafa Önsel - TUTUKLANDI

Yarbay Ali Rıza Sözen - ADL


En son Ekim tarafından Sal Nis 06, 2010 8:36 pm tarihinde değiştirildi, toplam 6 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal Mar 09, 2010 1:03 am    Mesaj konusu: Askeri Araçta Ölüm Alıntıyla Cevap Gönder

Ya Ordu-Millet Olarak Yola Devam Edeceğiz, Ya da Laçka Açık Toplum Olarak Yok Olup Gideceğiz!
Osman Halid

Baran Dergisi olarak bizim için, Mustafa Kazankaya’nın fikrî-itikadî sapıklığı yanında, cinsî sapıklığı hiçbir şey.
Cinsî sapığın iğfal edebilecekleri, fikrî sapığınkiler yanında kaâle alınmaya değmez. Ve insanları bu süregiden sapıklıklar karşısında ikaz etmek adına, ilgili belgeleri yayınlama zarureti…

Sorulması gereken soru şu olmalı:
Vatanını Barbar Batı Emperyalizmine iğfal ettiren anlayıştan daha büyük sapıklık mı olur?
Düşmana kapıyı içeriden açan işbirlikçi zihniyetin sapıklığı?
Millet-Ordu geleneğimize kasteden anlayıştan?
Mustafa Kazankaya, bu sapıklıkların yanında, fiilî olarak bu cürümü işlediği mahkeme kararıyla da kesinleşmiş olan bir işbirlikçi.
***

Mustafa Kazankaya ve benzerleri, her camiada bulunabilecek tipler.
O sebeble, Mustafa Kazankaya gibi tiplere sırıtıp, yanındaki Mustafa Kazankayalar’a dikkat etmemek, deşifre etmemek, tasfiye etmemek samimi bir davranış değil.
Emperyalizm, bu tarz zaafı olan tipleri tesbit edip devşirerek, bulundukları gruplar içerisinde öne çıkmalarını temin ettikten sonra, zihinleri iğfal etmelerini sağlayarak kendi politikasını yürütmekte.

Kazankaya ve benzerleri, insanların algılama biçimlerini, emperyalizme zarar vermeyecek şekilde yeniden kodlamakla muvazzaflar.
Burada bir taşla birden fazla kuş vurmanın hesabı yatmakta… Bu tipler, içinden çıktıkları camianın temsil makamına oturtulmakla; hem o camia iğfal edilmekte, hem de karşıdan bakanların o camiayı bu tiplerin şahsında değerlendirmeleri sağlanmakta.
Solculara, İslâm adına temsil makamına oturtulmuş AKP ve Fetullah’a bakıp, toptancı anlayış üzerinden, “bunlar adam olmaz” dedirtmek istemekteler.
İslâmcılara, Sol’un Batı’ya tam teslimiyetçi kuduz İslâm düşmanlarını gösterip, tüm solcuları, “Allahsız gomünist” yaftalamasıyla mahkûm etmemizi istemekteler.
Ülkücü, Ulusalcı, Kürt, Marksist vs. zümreler için de durum aynı.
Üzerimizde oynanan oyun bu ve bu tuzağa düştüğümüzde, emperyalizme karşı birlik olma yolunu kendi elimizle tıkayan olacağız.

Bu birliğe mani olmak isteyen emperyalizm, her kesimin arasına sızdırdığı ajanları, işbirlikçileri ya da algılama biçimiyle oynayarak aramızdan devşirdikleri eliyle, bu birliğe mani olmak adına, yukarıda mezkur edebiyatı köpürttükçe köpürtmeye çalışıyor.
Birbirimiz için söylememizi istedikleri aynı: Bakmayın bunların farklı göründüğüne, aslında hepsi de aynı.
Bir İslâmcı solcu, bir solcu da İslâmcı için bu ifadeyi kullandı mı, emperyalizm için maksat hasıl olmuş demektir. Zira bu ifadede, farklı kesimler içindeki samimi unsurları, işbirlikçi ve hainlerle beraber yaftalamak var. Toptancılık var.
Aramızdaki çürükleri fark ederek; vatansever, solcu, İslâmcı, ulusalcı vs. samimilerini, diğerlerinden ayıracağız. Bütün kesimler adına söyleyecek olursak; buna mahkumuz!
Bu süreçte yeni dil, yeni ayrım; solcu, ulusalcı, vatansever şucu ya da bucu olmak değil, vatanın emperyalizme peşkeş çekilmesine samimi ve dürüst bir şekilde karşı çıkanla çıkmayan şeklinde olmalıdır.
Samimiyet “gayrı kâbili taklittir, iş bir noktaya gelir, sırıtır.” Öyleyse içinde bulunduğumuz şartlar, gelinen nokta, her kesim içindeki samimiyetsizi, haini deşifre etmesi noktasından da son derece kıymetli…

Vatanın emperyalizme peşkeş çekilmesine samimi şekilde karşı çıkan her kesimde olduğu gibi, karşı olmayan, emperyalizmin aramıza sızdırdığı işbirlikçiler de her kesimde mevcut. Kavga, solcuyla sağcı, ya da İslâmcıyla Ulusalcı gibi suni ayrımlarda değil. Kavga, temelde, samimi vatanseverle, her kesimin arasına sızdırılmış “tip” arasında.
Karşımızda bir ihanet gördüğümüzde, hainin içinden geldiği zümreyi de töhmet altında bırakıcı şekilde, İslâmcı, solcu yahut ulusalcı diye bir ön takdime gerek yok, hain haindir! Yoksa, içinde bulunduğumuz iletişim çağında, kimin hangi kesimi temsil iddasında olduğunu bilmeyen yok…

İslâmcı hain, solcu hain, ulusalcı hain gibisinden sıfatlandırmalara gerek yok. Biz, haini, hain olarak bilmek durumundayız, o kadar. Hainin hainliği zümresine maledilemez! Zira hain her zümreye sirayet etmiş, sızmış durumda. Kavga ve ihtilaflar da, hainlerin kendi zümrelerini karşı zümreler üzerine provoke etmesinden ve karşı zümreyi kendi zümresine, karşı zümre içine sızdırılmış kendi haindaşı üzerinden takdim etmesi, genellemeyle hainliği bütün zümreye şamil göstermesi hinliği üzerinden derinleştirilmeye çalışılmakta.
Burada gizli bir nefs hilesi var ki, sanki kendi geldiği grup içinde hain olmazmış da bütün hainler “öteki” içinden çıkarmış… İşte bu ötekileştirme, bu kendi içinden geldiği zümreyi her ne pahasına olursa olsun sahiplenme olarak zuhur eden bir sakat zihniyetin dışa vurumu şeklindeki ifadeler…

İşte, nefs muhasebesi-özeleştiri ile birlikte, anti-emperyalist mücadelede birlik noktalarını işaret etmesi bakımından Sayın Osman Halid’in mezkur yazısı:


YA MİLLET-ORDU OLARAK YOLA DEVAM EDECEĞİZ
YA DA LAÇKA AÇIK TOPLUM OLARAK YOK OLUP GİDECEĞİZ!
Osman Halid

- “5 Kasım 1959 tarihinde Amerikalı Yarbay Morrison, Çankaya’daki Amerikan Klübü’nden çıkarak arabasına binmiş ve farlarının zayıf oluşu yüzünden toplu hâlde yürüyen erleri zamanında göremeyerek onlara çarpmış ve bazıları ağır olmak üzere onbir eri çiğneyerek yaralanmalarına sebebiyet vermiştir. Kaza 19-19.30 sıralarında olmuş, yaralılardan biri kaldırıldığı hastahânede ölmüştür. Türk makamlarının olaya el koymalarından sonra Amerikan makamları kaza sırasında Yarbay Morris’in görevli olduğunu iddia ve bununla alâkalı bir belge sunmuşlardır.”

Bunlar zaman içinde değişiyor, şudur, budur… Bu hadiseyi şunun için aktarıyorum size: Tarih 1959… Dikkat edin: Biz Müslümanlar olarak, hiçbir zaman bu meselelere sahip olacak bir şuur belirtemedik… İşte fikir, işte ilim, işte bilmem ne mevzuu; bunlar bizim meselemiz değil mi?.. Burada adam bir suç işliyor, görev sırasında ve onunla ilgi içinde ise, vazifeli ise, bizim makamlar bakamıyor; vazifeli değil ise bizim makamlar bakacak, fakat ortada öyle bir keyfilik var ki, buradaki Amerikalı yetkili “o vazifelidir!” dedi mi, bizimki devreden çıkıyor… Ne vazifesi?.. Amerikan Klübü’nden çıkmış, sarhoş, farları bozuk, 11 tane eri çiğniyor, birini öldürüyor “vazifelidir!” dediler, kurtuldu!.. Niye bu tip haksızlıklara karşı çıkamadık bu zamana kadar, müslüman olarak?.. Adeta bulunduğumuz evdeki eşyaya tahakkümümüzü o kadar kaybetmişiz ki, şurada hangi koltuk, hangi masa vardı, yerliyerinde mi, bizim mi, değil mi haberimiz yok…” (Üç Işık, Salih Mirzabeyoğlu, İBDA Yayınları, Shf. 81-82)
Peki “Sarhoş Amerika”, koskoca bir Ordu Kurumu’nu, Müslüman Türk’ün Ordu fikrini, Ordu geleneğini, Millet-Ordu anlayışını paletleri altında ezerken ne yapmak gerekir?
“Seyretmecilik” tavrının gereği olarak “seyirci” mi olmak lazım?

Geçen sayı “seyretmecilik üzerine” yaptığımız değerlendirmede, seyirci olmadığımızı ve olmak istemediğimizi belirtmiştik. Hele hele, Amerikan paletleri altında vatan yerle bir edilirken, böyle bir şey, zaten sözkonusu olamaz!
Türk ve Kürt şövenizminin boğazlaşması ihtimâli üzerine İBDA Mimarı’nın “Kürt Meselesi” isimli röportajında yaptığı “seyrederiz” değerlendirmesi, hemen anlaşılıyor ki, “kiminle kimin arasında” ve “hangi şartlarda” sorularının da cevabını kapsamaktadır. Demek ki, “seyrederiz” demeden önce, “doğru soru”yu soracaksın! Doğru soru, “boğazlaşma kiminle kim arasında ve hangi şartlarda?”

Şimdi “seyirciye” sormak lâzım: Bizi de kapsar şekilde, Amerika’nın başını çektiği Hıristiyan-Yahudi-Sapık Batı Emperyalizminin, İslâm Coğrafyası’nı işgal ettiği bir savaşta, İBDA “seyirci” midir?

Eğer “seyirci”, kendi kıt anlayışına göre, “seyretmecilik” tavrının bu olduğunun farkında değilse, o zaman, İBDA’nın müdahale edeceği veya “seyirci” olmayacağı olay hangisidir? Önce bunun cevabını versin!
Başka bir açıdan meseleye yaklaşacak olursak:

Türkün Ordusu’nun, “Ordu Fikri”yle beraber yok olup gitmesinin, İslâm’a ne faydası var?
Bunu anlat!
Bu faydaları alt-alta koy da biz de öğrenelim.
Veya;

“Önceden kötüyken, bugün nasıl iyi olduk?”

“HAM YOBAZ ve KABA SOFTA”

8 yıl önce “kâfir hükümet” vardı, bugün “İslâmcı hükümet” var… “Kâfir hükümet” zamanında, 28 Şubat’ın siyasî hedefi olarak İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu esir edilerek işkence altına alındı, “İslâmcı hükümet” zamanında ise, 8 yıldan beri işkence yoğunlaşarak esaret şartları devam etmekte…

Eskiden, “Kâfir hülkümet”in adamları çalardı ve ülkeyi emperyalizme peşkeş çekerdi, “bizimkiler” ise dürüst ve “Hristiyan Kulübü” karşıtıydı… Bugün ise, onlar değil, “bizimkiler” hırsızlığa alışmış şekilde çalıyor ve vatanı emperyalizme peşkeş çekiyorlar.
“Kâfir hükümet”in başbakanı Ecevit, Amerika’nın Irak’ı işgal etmesi önünde en büyük engelken, “bizim başbakan”, “1 Mart Tezkeresi’ne ‘hayır’ demek, bana ‘hayır’ demektir!” diyerek, BOP’un Eşbaşkanı olduğunu ilân etmiş ve Irak’ı işgal edenlere, “Amerikan ordusuna mensup kadın ve erkek askerlerin, bir ân önce sağ salim evlerine geri dönmeleri için duâ etmek”ten de geri kalmamıştı. Ayrıca, Emine Erdoğan “hanımefendi” de Iraklı çocuklar için ağlamadı.

“Kâfir hükümet” Müslüman kızları, başörtüsüyle üniversitelere sokmuyordu, şimdi “bizimkiler” de sokmuyor.
Bu misâlleri çoğalttıkça çoğaltabiliriz…
Biz, mevcut AKP iktidarının yaptığı icraatlarla, nasıl bir İslâm faydasına hizmet ettiğini daha anlayabilmiş değiliz. Ama, görünüşünüz öyle olmamakla birlikte, zihniyetiniz “Ham Yobaz, Kaba Softa” ise, tabii ki AKP iktidarına ufak ufak yeşillenirsiniz. Zaten, “seyretmecilik” tavrı, Ham Yobaz ve Kaba Softa tavrıdır; bu “Ham Yobaz ve Kaba Softa” tipi kendisine hep tribünlerde yer bulmuş ve orada gizlenmiştir.

“Algılama biçimi” belirlendikten sonra, artık müdahaleye gerek yok, kişi zaten karşı taraf istemeden de murad edileni yapar.
Bugün, “algılama biçimi”, Hırstiyan-Yahudi-Sapık Batı Emperyalizminin, Psikolojik Harp Dairesi tarafından belirlendiğinden dolayı, aslında Batı’nın bir çok noktada müdahalesi olmaksızın, Batı yararına işler yapılmakta. Dün, mevcut Batıcılığa karşı olurken, algılama biçiminin sakatlığından dolayı Batıcı düzeni yaşattığını bilmeyenler için, bugün, AKP’nin kucağına oturarak mevcut düzeni devam ettirmelerinin de bir sakıncası yoktur.
Nasıl ki, “Kahrolsun Amerika, Zalim Saddam” anlayışı, anlayış sahiplerini Amerika’nın kucağına oturtturduysa; şuuruna varılmamış şekilde, dün “dini içten yıkan kâfir”e karşı olan anlayış sahipleri, bugün, o yapının temsil ettiği iktidarın kucağına oturmuştur.
BARAN’ın başından beri “sahte kutuplaşma” diye ortaya koyduğu mesele, bütün açıklığı ile kendini göstermektedir. Bunu en tipik özelliği, hadiseler hızlanıp, buna bağlı olarak da stres artmaya başladıkça, hemen bazılarının kafalarının karışmasıdır. İşin doğrusu, biz, bu kafa karışıklığında da “Ham Yobaz, Kaba Softa” tipinin etkisini görmekteyiz.
Kıçını silmekten aciz, vatan duygusu, din duygusu, millet duygusu, fedakârlık, bağlılık, sadakat duygusu olmayan ve kendi pis nefsinden, canından başka bir şey düşünmeyen medyadaki çapulcu-yağmacı tiplerin, 1000 yıllık geleneği olan bir kuruma, oradan da millete ve milletin ordu anlayışına parmak sallaması, tehdit etmesi, başka nasıl izah edilebilir?!
1920’lerde ABD Büyükelçisi “bize, maksadı dinmiş gibi görünen bir hükümet lazım” demişti. Batının plânı 100 yıldan beri işliyor; ve, bu plân, “bizdenmiş gibi gözüken” insanlar eliyle yürütülüyor.

İKİ İNSAN TİPİ

İslâm zannedilerek, her daim Batı zihniyetinin oluşturduğu gündem konuşuluyor. Hâlbuki, karşımızda iki tâne insan tipi var ve mücadele bu iki tane tip arasında; birisi hâin ve namussuz, diğeri ise bu vatanın insanı ve namuslu. İşte” Ham Yobaz, Kaba Softa” tipi tam olarak bu hain ve namussuz tipe denk gelmektedir… Bu tip her yerde… Sadece, ülkenin % 90’ı Müslüman olduğundan dolayı “Müslüman” kılıfıyla saklanmasını çok iyi bildi. Aslına bakarsanız bu tip, Müslüman filan değil! Literatürdeki adıyla bu, Münafık.

Ama karakterine baktığınızda ister İslâmcıların, ister Kemalistlerin, ister Marksistlerin, ister liberallerin içinde veya ismini saymadığımız başka bir kesimde olsun karşınıza çıkacak tip aynıdır; yalancı, üç kağatçı, korkak, düzenbaz, hain, hedonist, fedakârlık ahlâkından ve samimiyetten yoksun ve bir o kadar da zeki… İşin özü itibarıyla bu tip, Allah’ı kandırdığını zannedendir. “İslâmcı” ise, cihada karşıdır ve mücahide “terörist” der, ama mevzu çakılmasın diye de, bazen kendi ülkesi dışındaki bir mücadeleyi de destekler görünür. Farz-ı muhal; bulunduğu şehre Sahabeler Ordusu girse, bu tip, kesinlikle ona da bir kılıf uyduruverir. Eğer bu tip, İslâm dışı bir kesimde gizlenmiş ise, orada da Ordu Kurumu’na, fikrine ve oradan da milletin erkeklik anlayışına düşmanlık eder. Çünkü bu tipin ortak özelliklerinden birisi de, erkekliklerinin eksik olmasıdır. Onun için, erkekçe çıkış sergileyen herkese düşmandırlar. Bir o kadar da kıskanırlar.

Ve bu tip, plânlanmış bir şekilde bugün gücünün doruğuna ulaşmış olarak, farklı farklı görünüşleriyle AKP çatısı altında, Batıcı Uluslararası güçlerin desteğiyle toplandı. Onun için biz farkındayız ki, bilerek yapılsa da, yapılmasa da, burada AKP’yi destekleyen herkimse, son tahlilde, Afganistan’da Karzai’nin, Irak’ta Talabani’nin adamıdır.

İLK SALDIRI ‘SUBAY’A

Herkes bilir ki, Batı emperyalizmi, bir ülkeyi fiilî olarak işgal etmek istediğinde, ilk önce o ülkenin ordusuna mensub subayların, milletinin gözü önünde onurunu kırar ve aşağılar! Millet nazarında Ordu, kendisinin öz gücüdür. Subayının bu şekilde aşağılandığını gören bir milletin düşmana karşı direniş ruhu azalır ve azmi kırılır. Aslında subayın “işi bitince” milletin de işi biter!

Bugün, Kurumu kastederek, bu tiplerin “Ordu Milletten ayrıdır” diyerek devamlı Ordu Kurumu’na ve ordu zihniyetine saldırmalarının yegane sebebi budur! Bunun yaparken de, muhakkak ki insanımız üzerine önceden oluşturulmuş algı biçiminden istifade etmektedirler.
Adam(!) burada “darbeye karşı” demokrasi dininin meczubu ve kimse buna sormuyor;
Ulan senin dünyadaki bütün adamların darbe ile iktidara geldiler! Afganistan’da Karzai, Irak’ta Talabani, Mısır’da Hüsnü Mübarek, burada Turgut Özal… Seçimle mi “işbaşı”na geldiler?!
Darbeci Bush, dünyadaki herkes biliyor ki seçimi kaybetmişti! Nasıl Başkan oldu? Hattâ o dönem Demokrat Parti’ye yakın medyanın ifâdesiyle, “Seçimi kaybettiği hâlde seçilmiş sayılan Başkan Bush”. Amerika’nın bütün çöplüklerinden Al Gore’a verilmiş oy pusulaları fışkırıyordu. Demokrat Parti, mahkemeye başvurma sürecine girmişken ve seçimi iptal ettirebilecekken, neden birden bire Al Gore sustu? Çünkü Al Gore, “perde arkasındakiler”in sizin çok sevdiğiniz ifâdeyle “darbeciler”in uyarısıyla sesini kesti!

DARBE, SİSTEMİN BİR PARÇASIDIR

Darbe, sistemin bir parçasıdır. Sistemin yürüyebilmesi için “gerekli araz” niteliğindedir. Batı’da bu böyle kabul edildiğinden dolayı mesele köpürtülmez.
Batı aydını buraya geldiğinde, kendi ülkesinin menfaatleri açısından “ideal” diye sana bir takım fikirler sokuşturuyor. Darbe karşıtlığı etrafında millete yaptığın gevezeliklerden bahsediyoruz. Batı aydınının senin zihnine sokuşturduğu fikirlerdir bunlar işte. Demokrasi denilen “şekil”, “perde arkasındakiler”in perde önündekileri idare etmesinden başka nedir?!
Ordu, Polis ve istihbaratın farklı şekilleri, siyaseti etkileyen ve sistem içinde yer alan unsurlar değil mi? Zaten bu sistemin farklı bir şekilde yürümesi de düşünülemez.

Bu şekil demokrasisi aşığı, sokuşturulmuş fikirlerle cesaret taslayan hedonist tipe, bundan dolayı, İBDA’nın “idare şekli yok, idare ruhu vardır” ölçüsü çok tehlikeli gelir. Çünkü bu söz, onun kafasındaki bütün şekillerin parçalanmasına sebeb olan bir darbe etkisi yapar.
Dikkat ediyorsanız, 90’lı yıllarda İslâmcılar içindeki “Ham Yobaz, Kaba Softa” tipi bu sözü her fırsatta kullanırken, bugün artık hiç kullanmamakta. Çünkü, AKP gemisiyle, şekli demokrasi limanına demir atmış durumdalar. İnsanlığın başına bel⠓Ham Yobaz, Kaba Softa” tipinden kurtuluş günü artık gelmiştir. Hiçbir surette bunun daha kendisini gizlemesine izin verilemez! Bu tipin zehirli dili kopartılacak.
“Darbelere karşı” olanlar, farklı farklı darbe metodlarıyla medyayı ele geçirmiş tipler… Ve oradan haykırıyorlar: “Ordu lağvedilsin!”, “Ordu olmasın”, “Ordu sivil iradenin emrinde olsun!”, “Ordu halkın içinde değil.”…

Kendilerine verdikleri isim ise, “4. kuvvet ve halkın sözcüsü!”
Bu kuvveti sana kim verdi? Bu payeyi nereden aldın?! Seçimle mi geldin?! Bir referandum yapıldı da sen 4. kuvvet ilan mı edildin, bizim mi haberimiz yok?!
Unsurlarını halkın çocuklarının oluşturduğu bir Halk Ordusu, halkın içinden olmuyor da, bir kodamanın, bir parababasının emrinde olan n’idüğü belirsiz, gram keyfiyeti olmayan adamlar mı halkın içinden oluyor?!

Ne deniliyor? “Ordunun elinde silah var, onun için güçlü” İşin bu kısmı bir tarafa, bugüne baktığımızda, “elinde silah olan” apışıp kaldı. Elinde silah olan senin karşında apışıp kaldığına göre, demek ki asıl güçlü olan sensin. Hangi demokratik kurallar içerisinde bu duruma geldin ve bu gücü elde ettin? Bunu soran yok!..
Doğruluğu yanlışlığı bir tarafa bir “belge”, bir “bant”… Yasama, yürütme, yargı hak getire… “Belge” ve “bant” la kurumları bir günde yok eden bir güç. Üstelik silahsız! Almış eline bir kalem, bir mikrofon, ağzına ne gelirse söylüyor. Demek ki, gerçek güç için silah yetmiyor. Ondan başka bir güce ihtiyaç var ve bugün Hak ve halk düşmanı medya, kendi öz gücüyle değil, arkasındaki bu güçle hareket etmektedir. Bu güç, onlara, kelimelerin gücünü kullanarak Irak Devlet Başkanı Şehid Saddam Hüseyin’in ifâdesiyle “Hakikati dilleriyle örtme” görevini vermiştir. Ve bunların temel görevi, Millet-Ordu anlayışını aşındırarak, önemsizleştirerek, Türküyle, Kürdüyle bu topraklarda yaşayan İslâm Milletini Ordusuzlaştırmaktır. Batıdaki farklılaşmaların bize uyar mı uymaz mı diye hiçbir muhasebesini yapmadan, “ordu sivillerin emrinde olmalı” filan diye gevelemelerinin sebebi budur!

HANGİ SİVİLLERİN EMRİNDE ORDU?

Doğru, “ordu sivillerin emrinde olmalı!”
Fakat hangi sivillerin?!
Bu “siviller”den kasıt, Hırstiyan-Yahudi Batı Emperyalizmine ömür boyu “profesyonel askerlik” yapan siyasi parti, sivil toplum görünümlü işbirlikçi ajanlarsa, Müslüman Türk’ün Ordusu bunların emrinde olamaz!
Bilakis, Ordu’nun öncelikli vazifesi, Batı’nın bu, “sivil” görünümlü “profesyonel askerler”inin bir darbede kafalarını kırmaktır! Bu tarihten gelen bir hak ve görevdir! Millet-Ordu anlayışı neticesinde şekillenen bir kurumun, bahsettiğimiz bu “siviller”in emrine girmesi, milleti kurbanlık koyun gibi Sapık Batı Emperyalizmi’nin önüne atmakla aynı mânâdadır!
“Allah Allah diye taarruz eden” ve bu geleneği 1000 yıldır devam ettiren Ordu’nun temel görevi, bu “sivil” görünümlü Allah ve Peygamber düşmanı “askerî yapı”yı tepelemektir.

Bu mânâda biz, sonuna kadar darbeciyiz!
Bu “siviller”in ayaklarındaki Amerikan postalları ve sırtlarındaki Amerikan parkaları gözükmüyor mu?
Her ne sebeble olursa olsun, bir takım Allah ve Peygamber düşmanlarının tasfiye edilmesi başka bir şey, bu algıdan hareketle ve bu algıyı kullanarak Ordu Kurumu’nu tasfiye etmek başka bir şey… İslâm tarihi, ilk önce birbirleriyle savaşanların, daha sonra ise, bu savaşanların silah arkadaşlıkları neticesinde yazılmıştır. Burada “orduya tesir etme” bahsi hatırlanmalı. Ordu, kurum olarak, halkın içindedir ve halk devriminin bir unsurudur.

TAŞ-MAŞ BASMIYORUZ
TAM BASIYORUZ!

Genelkurmay Başkanı’nın bizzat kendisi tarafından kamuoyuna duyurulma ihtimâli yüksek olan ses kasedi malûm;
Eğer bu şekilde gerçek niyetini kamuoyuyla paylaşma yoluna gittiyse , bizce makul bir davranış. Ama, daha önceki konuşmaları ve bu kasette geçen ifadelerden çıkan şu psikoloji, doğru değil; “susuyoruz, sabrediyoruz, bağrımıza taş basıyoruz, biz izin vermesek NAH girerlerdi…”

Burada anlaşılıyor ki, özellikle bizim “Burası Kerhâne mi lan! Buraya böyle giremezsin!” çıkışımıza bir cevap niteliği de taşıyan bir değerlendirme söz konusu. Ve ardından da, askerî mânâda bir taktik geri çekilmenin sınırı plânlanmış.
Ama, Sayın Başbuğ;

Bazı semboller vardır onların aşınmasına izin veremezsiniz. “Kozmik Oda” bir semboldür! Oraya Amerikan Postallı Sivil Görünümlü Kişileri sokarsanız, olmaz. Buna izin verilemez! Ayrıca, belli ki kamuoyu desteği açısından ifâde ettiğiniz üzere; “ben şu ân şikâyet ediyorum. Bizim de elimizde bilgi ve belgeler var” sözleriniz… Şunu bilin ki; 1000 yıllık İslâm-Türk geleneğine sahip olan bir ordu, içindeki bazı hain unsurlar istese dahi, yalnız bırakılmaz ve yalnız kalmaz. Geleneği olan bir ordunun Genel Kurmay Başkanı çocuk gibi şikâyet etmez, edemez. Sadece dik durur! “İstesem sokmazdım” diyorsunuz. Sokaktaki algılamayı hesab ederek, SOKMAYACAKSINIZ!
“Bağrımıza taş basıyoruz” diyorsunuz.
Paşa!
Taş-maş basmıyoruz! TAM BASIYORUZ! Hedef belli; herkes silah başına!

‘AYAĞA KALK SAKARYA!’

Artık, eski, sürdürülemez!
Elzem olan yeninin yerine ise, sunulan sadece makyajlanmış, eski Amerikan acuzesi!
Elzem olan “YENİ SİVİL İRADE”nin görünebilmesi için, bu makyajlı, şımarık orospu yüzün paramparça edilmesi gerekir.
Sakarya bir mânâdır… İslâm’ın, Türk’ün bu coğrafyadaki mânâsıdır… Bu mânâya kim sahip çıkarsa Sakarya O’dur! SAKARYA ruhumuza sinmiş KURTULUŞ bestesidir. SAKARYA, Allah’ın “MÜNTAKİM” ismiyle büyüyen, kahredici bir DARBE ile gelecek DEVRİMİN adıdır.
Bugün geldiğimiz nokta belli:

Ya Millet-Ordu olarak yola devam edeceğiz, ya da Laçka Açık Toplum olarak yok olup gideceğiz!

“Elzem olan yeni”ye yol açmak için yapılacak bir TAM BASMA DARBESİ’nin dünyada hiçbir darbenin olmadığı kadar meşruiyeti olacaktır! Eşi ve benzeri de olmayacaktır!
Bizim dünya görüşümüzde merhamet bile “kılıç”la ve “cerrahın neşteri” ile sembolize edilmiştir. Dolayısıyla biz, kendi dünya görüşümüze yol açıcı hiçbir darbeye karşı olmayız.
Sonuna kadar darbeciyiz!
Yine biz, milletimizi demokrasi prangalarıyla çepeçevre kuşatmaya çalışan ve “her türlü darbeye karşıyız” diyen yalancı Deccal Komitesi üyelerinin, dünyayı ve İslâm coğrafyasını kan gölüne çeviren hedonist ayak takımı ile “Ham Yobaz ve Kaba Softa” tipinin çevirmeye çalıştığı dolapları bileniz. Hiç kimse bizi sakın onlarla karıştırmasın.
Bu darbe, öyle bir darbe olmalı ki, ilk önce bu “darbeciler”in kafalarını tuzla buz etmeli… “Aslın görünebilmesi için gerekli araz” niteliğindeki bu darbe, gerçek “SİVİL İRADE”nin hadiseleri Bolu Cezaevi’nden nasıl seyrettiğini de tüm dünyaya gösterecektir.

Kaynak: Baran dergisi, say:ı 163

TÜRK ORDUSUNA “ŞIKIDIM” I SÖYLETMEYİN

08.03.2010 23:59
Yazar Alev Alatlı, Yeni Harman Dergisi’nden Başar Başaran’a ilginç değerlendirmelerde bulundu.

Ordu bir ulusun kendine vehmettiği değerleri temsil eder

Alatlı son dönemde orduya yapılan saldırıların olası sonuçlarını kendi üslubuyla şöyle anlattı: “Gelin, şunda anlaşalım; bizimki veya bir başka ulusunki, 'ordu' esas itibariyle bir mistifikasyondur. Bir ulusun kendisinde olduğunu vehmettiği yüksek ahlâk, fedakârlık, cesaret, inanç, ölüme meydan okuma gibi, yüce değerleri temsil eder. ‘Rusya, Rus ordusudur’ derlerken Ruslar, ifade ettikleri budur. Biz, çocuklarımızı “Paşam” diye severken, gelecek kuşaklar için temenni ettiğimiz vasıfları belirtiriz. Kızıl Ordu, 1990ların başında kolu kanadı kırılıp, ünlü korosu “oynama şıkıdım şıkıdım” diye çadır tiyatrosu misali turneye çıkmaya mecbur bırakıldığında, Putin, onca gücüne rağmen Beslan’ı bile kontrolu altına alamadıydı. Eşkıya muamelesi yaptığınız bir komutanın verdiği ölüm emrine itaat edilmesini beklerseniz, çok hüsrana uğrarsınız.”

Kaynak: Odatv

İki Darbe Arasında
Dr. Burhan Özfatura
11 Mart 2010

İskender Pala, bir edebiyat profesörü. Halen, Uşak Üniversitesinde öğretim üyesi.

- Türkiye’de, Divan edebiyatını en iyi bilen ve sevdirmek için, en gazla çalışan, edebiyatçıların başında gelmektedir.

- Bana göre, İskender Pala’nın kitaplarını okumamış olmak, (özellikle ‘Katre-i Matem ve Babil’de Ölüm- İstanbul’da Aşk” isimli romanlarını) büyük bir eksikliktir. Zira, bu kadar akıcı bir üslûbu, zengin bir kelime hazinesini, her kitapta bulmak mümkün değildir.

- Kendisinin, “İki Darbe Arasında” isimli, yeni çıkan kitabını; sık sık akan gözyaşlarımı silerek, soluksuz biçimde okudum. Ve çok etkilendim. Zira, yazılanlar ile ilgili olarak; kendi hayatım ve Türkiye Gazetesinde “ Dış Politika” konularında yazan, emekli albay ağabeyim M. Necati Özfatura’nın hayatı ile ilgili, benzerlikleri düşündüm.

- İskender Pala ; İstanbul Üniversitesi / Edebiyat Fakültesi / Tür Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. 1982 yılında, edebiyat öğretmeni olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinde göreve başlamış. Ve 15 yıllık bir çilenin içine adım atmış.

Niçin? Eşinin başı örtülü olduğu, kendisi de gizli gizli namaz kıldığı ve leblebi ile rakı içen kesimden olmadığı için.

Çok çalışkan / üretken / bilgili olması; 15 yıl boyunca, devamlı olarak itelenmesine ve neticede (mecburi hizmetinin bitimine çok az bir süre kalmış olmasına rağmen) ( T.C. tarihinin en yüz kızartıcı dönemlerinden biri olan 28 şubat ortamında; yine en acımasız / hukuk dışı ve keyfi uygulama olan YAŞ kararı ile) Silahlı Kuvvetlerden ihraç edilmiş. Kendisi gibi, ( tümünün dosyası, ödül / tebrik ve takdirle dolu) Üç bini aşan mazlumun arasına dahil edilmiş.

İşin daha da ağırı; her yerde dindarlığı bir etiket gibi kullanan kesimden, bir Allahın(CC) kulu çıkıp da , “ bir ihtiyacın var mı” diye sormamış.

Yazarın, özetlemeye çalıştığım, tespitlerine gönülden katılıyorum:


1- YAŞ kararları, gerekçe olarak, “ disiplinsizlik” maddesine dayanmaktadır. Halbuki, bu mağdurların, tümüne yakınının sicil dosyası, taltifname / takdirname / üstün başarı ödülü ve madalyalar ile doludur. YAŞ kararı ile tüm yargılanma hakları ellerinden alınmaktadır. Suçsuzluğun ispatı engellenmektedir.”

( Ağabeyim, M. Necati Özfatura; Işıklar Askeri Lisesinde ve Harp Okulunda başarılı bir öğrenci idi. Önce topçu, sonra Uçaksavar, sonra da Füzeci oldu. ABD de eğitime gönderildi. Benim SBF’den mezun olduğum yıl; bir Yüzbaşı olarak, Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi. Bu arada, Ordu Dil Okulunun, Rusça bölümünü bitirdi. Rusça / İngilizce ve Fransızca bilir. Batarya komutanı olarak(uçaksavar) peşpeşe, 7 yıl, İstanbul birincisi oldu. Üç yıl, üst üste, NATO/ Füze atışlarında birinci oldular.

Çok çalışkan, üretken, devamlı araştıran vatanını çok seven biridir. Ama, - çok büyük suç olarak(?) – dindardır. Gizli gizli namaz kılar? İçki içmez? Belden aşağı konuşmalara karışmaz? Ve de en önemlisi (çok genç yaşta, Rahmete kavuşan) değerli yengemin, başı örtülü idi.

Neticede, Eskişehir’de görevli iken; 12 Martın baskıcı döneminde, İrfan Özaydınlı’nın talimatları ile, Re’sen emekli edildi. Pes etmedi, yargıya gitti ve kazandı, Ordu’ya döndü. Sonra da, yıllar geçince, kendi isteği ile emekli oldu.

Ama, devamlı ezildi, küçümsendi, engellendi. Kurmay olması önlendi.

Dış politika konusunda (özellikle , Orta- doğu / Türk ve İslam Dünyası / Afganistan / Bosna Hersek mevzularında) Türkiye’ nin , en çok birikime sahip kişilerinden biridir. Çok sayıda kitabı vardır.

Tek eksiği; Laikçi kesime yaranamamış olmasıdır.

(NATO birinciliklerini kimseye bırakmadıkları dönemde, başarının önde gelen mimarlarından biri de, Elektronik Astsubayı Ömer Okçu idi. Bir elektronik üstadı idi. Kimdir, bu Ömer Okçu? Müstear adı ile Hekimoğlu İsmail. Yani, bir diğer lâikçilik mağduru)

2- “ 28 Şubat komutanlarının; ideolojik tutkuları, toplum mimarlığına soyunma gayretleri; bu davranışların gerekçeleridir. “ (Elbette; medyanın / yüksek yargının / holding patronlarının / sendikaların / bir türlü demokrasiyi hazmedemeyen, birtakım Sivil Toplum Örgütleri ve Meslek Odalarının da, teşvik / alkış ve tahrikleri unutulmamalıdır.)

3- “ Bilemezdim ki, iyiliğin bilgisine sahip olmayanlara, diğer bütün bilgiler zarar verir. Bilemezdim ki, bilgi bilgisizleri acıtır. Bilemezdim ki, askerlikte önde olmak da, arkada olmak da iyi değildir. Bilemezdim ki, bildiğini göstermek, çok zaman bir hatadır. Önde olmak, insana düşman kazandırır.”

4- “ İlk askerlik sicilim, düşük olmuştu. Veren, sağcı diye biliniyor ve gizli gizli namaz da kılıyordu. Kendi adamını koruyor, denmesinden korkmuştu.”

5- “ Hıristiyan misyonerlerin cirit attığı, Müslüman Ülkemizde, dindar ile dinciyi, din ticareti yapan ile dine hizmet etmek isteyeni, aynı kefeye koyan, bir yobaz / laikçi anlayışı vardır.”

6- “ Refah Partisi Genel Başkanı Erbakan; İmam –Hatip Okullarını, partisinin arka bahçesi gibi gördüğü yorumlarına çanak tutuyor; askeri etkilemek için de “ Biz bu seçimde, en fazla oyu lojmanlardan aldık” diyebiliyordu.

Aynı Erbakan, kendi memuru Karadayı Paşayı, merdivenlerde karşılıyor; “ Asker ile aramızda uyum vardır” diye asılsız açıklamalar yapıyordu.

Aralık 1996 tarihli YAŞ toplantısında, ihraç edilen sayısı (163) bir rekor idi. Erbakan, hiç itiraz etmeden, tümünü imzaladı ve bunların atılmayı hak ettiklerini de söyledi. “

7- “ Önce telefonlarımız çalmaz oldu. Sonra, aradığım insanlar yok çıkmaya başladı. İşsizdim ve hiçbir gelirim yoktu.

Nerede o dostlar. Onların çoğu, her başları sıkıştıkça sizi arar, fi- sebilillâh yardım isterler. Çoğu din ve dava adına söze başlar. İstediğini garantilemeden ayrılmaz. Sizi, kendi görüş ve ideolojisine alet eder, bedava hizmet alır, sizi kullanır. Ona göre, menfaatin adı dava ve hizmet olmuştur.

Onlar, halâ dini konularda kahramanlığı elden bırakmazlar. En sağlam Müslüman olarak geçinirler. Ruh haritaları, menfaatle çizilmiş, bir kuru kabuktan öte değildir.

Yetkili kişiler, adımızı anmaktan bile vazgeçtiler. Buna, sağcılık hastalığı diyorum. Sol düşünceye sahip insanlar, bu korkaklığa asla düşmezlerdi ve düşmediler de. Ama, sağcıların ekseriyeti, nedense- cesaret özürlü- yaratılmışlardır.

Ateş düştüğü yeri yakar ve bir serçe olsun, gagasıyla size bir damla su getirmez, yangını söndürmeye. Böyle durumlarda, en çok morale ve paraya ihtiyaç vardır. Ama, insanlar, sizden ikisini de esirgerler.

Sevgilerin yalan, dostlukların sahte olduğunu görürsünüz.”
( Ben, bu yorumlara gönülden katılıyorum. Zira, sağcı geçinenlerin, nasıl koltuk dostu olduğunu, nasıl çıkar peşinde koştuğunu; hergün sizi arayan bu tiplerin, koltuktan ayrılınca, nasıl vefasız olabildiğini; bizzat yaşadım.

Rabbim, İslamiyeti, bu tür din bezirganlarından korusun.)

Evet, Bu güzel, ibret tablosu eseri herkese (Sayın komutanlarımız da dahil olmak üzere) tavsiye ediyorum.

Şüphesiz, en fazla ibret dersi alması gerekenler de; başta Erbakan olmak üzere, Milli Görüşçü’lerdir. Zira, en büyük vebal onlara aittir.

aktifhaber


08 Mart 2010 11:22
Askeri Araçta "Sır"lı Ölüm
Er Serhat Yıldız'ın ailesine "Araç içinde kaza kurşunuyla öldü" dendi. Baba Yıldız, "Mezarı başında söz verdim. İşin peşini bırakmayacağım" dedi

Gaziantep'te askerlik yapan Serhat Yıldız, 19 Şubat'ta gittiği bir görevden dönerken kimin silahından çıktığı henüz belli olmayan bir kurşunla jandarma aracı içinde vuruldu. İstanbul'da yaşayan ailesi, yetkililerin "kaza sonucu öldü" dediğini öne sürdü. Acılı baba Ali Rıza Yıldız, "Oğluma mezarı başında söz verdim, gerçek ortaya çıkana kadar gözyaşı dökmeyeceğim. İşin peşini bırakmayacağım" dedi. Ali Rıza ve Sevim Yıldız'ın üç çocuğundan en büyüğü olan kaporta ustası Serhat (21), vatani görevini jandarma er olarak Gaziantep'te yapıyordu. 19 Şubat'ta bir uzman çavuş ve 3 erle birlikte jandarma aracıyla Şehitkamil ilçesinden Hayratlı Jandarma Karakolu'na dönerken kurşunla vuruldu. Karakola 6 kilometre mesafede yaşanan olayda ağır yaralanan asker Şehitkamil Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı, ancak kurtarılamadı. Serhat Yıldız'ın ölümü hastane kayıtlarına "ateşli silahla ölüm" olarak geçti. Acı haber aynı gece aileye iletildi. Ambulans eşliğinde eve giden binbaşı kapıyı açan babaya "Oğlunuzu bir kaza sonrası kaybettik. Başınız sağ olsun" dedi. Şoke olan baba Ali Rıza Yıldız, oğlunun cenazesini memleketi Sivas'ın İmranlı ilçesinde askeri yetkililerin de katıldığı törenle toprağa verdi.

'GEREKİRSE MEZARI AÇILSIN'
Baba Yıldız, Gaziantep'e gittiğini, İl Alay Komutanı ve Serhat'ın görev yaptığı ilçe jandarma komutanının yanı sıra binbaşı rütbesindeki bir askeri savcıyla görüştüğünü belirtti. Yıldız, şöyle konuştu: "Kazayla ilgili açıklama yapmadılar. Olay sırasında araçta olan uzman çavuşla görüşmek istedim. 'Şimdi burada yok. Görevde ne zaman geleceği belli olmaz' dediler. 'Kurşunun hangi silahtan çıktığı henüz belli değil. Soruşturmanın sonunda size bilgi verilecek' dediler. Mezarı başında Serhatıma söz verdim. 'Gerçek ortaya çıkana kadar tek damla gözyaşı dökmeyeceğim' dedim. Gerekirse mezar açılıp, otopsi yapılsın. Kurşunun nereden geldiğini öğreninceye kadar mücadele vereceğim. Bu işin peşini bırakmayacağım. Oğlum yanlışa, adaletsizliğe eyvallah demeyen, yaşam dolu bir gençti."

OTOPSİ RAPORU BEKLİYORLAR
Serhat Yıldız, sigara kaçakçılarını mahkemeye götürdükten sonra jandarma aracıyla görev yaptığı karakola dönerken araç içinde vuruldu. Kendilerine ölüm raporu verilmediğini, yetkililerin "kaza" dediğini söyleyen aile şimdi otopsi sonucunu bekliyor. Avukat tutan aile ardından dava açacak.
aktifhaber

09 Mart 2010
Generalkondular Hazır Paşam!!!
Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un talimatıyla Fenerbahçe Orduevi içinde kaçak olarak inşa edilen süper lüks konutlar jet hızıyla bitirildi...

Fenerbahçe Orduevi içindeki trilyonluk kaçak konutlar jet hızıyla bitirildi. Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un talimatıyla Fenerbahçe Orduevi içinde kaçak olarak inşa edildilen 32 trilyon 750 milyarlık lüks daireler jet hızıyla bitirildi.
İstanbul Fenerbahçe Orduevi içinde paşalar için, kaçak olarak inşa edilen 200 metrekarelik lüks konutlara su ve elektrik saatleri bile bağlandı ve şimdi şanslı paşaları bekliyor.
Org. İlker Başbuğ’un talimatı ile Fenerbahçe Orduevi içinde 32 trilyon 750 milyar liraya inşa edilen ruhsatsız 10 adet lüks konut inşaatı jet hızıyla bitirildi. Fenerbahçe Orduevi içinde denize sıfır lüks kaçak ve ruhsatsız ve HAİT (Harekât Alarm İskân Tesisi) vasfıyla bitirilen konutlar şimdi İlker Paşanın emekliliğini geçireceği günler için gün sayıyor. Her biri 3 trilyon 275 milyara mal olan dairler ise hâlâ ruhsatsız.

Vakit Gazetesi’nin iki ay önce gündeme getirdiği Fenerbahçe Orduevi içinde yapılan ve HAİT olarak adlandırılan yapının ise HAİT’le (Harekât Alarm İskân Tesisi) hiçbir alakası olmadığının ortaya çıkmasından sonra İlker Başbuğ’un yüklenici firmaya işi bir ay içinde bitirmesini emrettiği iddia ediliyor. Korumalı Konut olarak tabir edilen daireler, Harekât Alarm İskân Tesisi adı altında bodrum ve zeminden başka 5 normal kattan oluşan 10 daireli lüks bir apartmandan oluşuyor.
aktifhaber

2 subay, kaçakçılıktan adliyede
14:12 - Yurtdışından boya sanayiinde kullanmak amacıyla ithal ettikleri kimyasal maddeleri kurdukları 10 madeni yağ fabrikasında akaryakıta karıştırarak 250 istasyonda piyasa süren, aralarında albay ve binbaşının da bulunduğu 1'i kadın 36 kişilik çete çökertildi. C.U ile iki oğlunun kurduğu ve 4 yıldır faaliyette olan istasyonlardan şimdiye kadar 200 milyon TL vurgun yaptıkları belirtildi. 09.03.2010 İSTANBUL netgazete

10 Mart 2010
Muvazzaf Asker Tutuklandı
Balyoz soruşturması çerçevesinde gözaltına alınan 3 muvazzaf asker tutuklandı...

Balyoz soruşturması kapsamında daha önce mahkeme tarafından serbest bırakılan, ancak savcılığın itirazı üzerine haklarında yakalama kararı çıkarılan 3 astsubay tutuklandı.

Askeriye ait sivil bir minibüs ile Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen 3 astsubay, mahkemeye sevk edilmişti. Tutuklama kararı mahkemece yüzlerine okunan askerler, Hasdal Askeri Cezaevi'ne götürüldü. Yeni tutuklamalar ile Balyoz soruşturması kapsamında tutuklu sayısı 40'a yükseldi.

aktifhaber

İHBARCI BİR ASKER Mİ? KİM BU MEHMET ALİ?

11.03.2010 20:39

Deneyimli polis muhabiri Adnan Gerger olay yaratan cephane yüklü kamyonla ilgili ihbar mektubunun tam metni ile sevkiyat belgelerine ulaştı. Haber NTV’de yayınlandı.

Haberin arka planını ise Odatv ortaya koyuyor.

İhbar, mehmetali06168 @hotmail.com adresini kullanan şahıs ya da şahıslar tarafından e- posta yoluyla ulaştı.

E-postanın Ankara Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü'ne gönderildiği tarih ve saat; 10 Mart, 15.57.17.

****

İhbar mektubu ve arka plan bilgiler satır satır şöyle:

- "06 BJ 9915 plakalı MAN kamyona dikkat!!! Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu ve 'Kozmik Oda'da yapılan aramalardan sonra Seferberlik üyeleri telaşa düştü.”

Plaka doğru, kamyon da MAN marka. İhbarcı nokta atışı yapıyor.

Ama bir terminoloji sorunu var. Telaşa düştüğü iddia edilenler “Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu üyeleri” olamaz.

Kozmik oda araması yapılan birliğin adı “Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı”. Eğer doğruysa telaşlanacak kişiler de Bölge Başkanlığı personeli olabilir. Tektik Kurulu adlandırmasını daha çok gazeteler – özellikle de yandaş medya - kullanıyor

****

- “Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu kullanmış olduğu sivil personelden bütün kirli silahları birer birer toplayarak Ankara’ya getirtiyor.”

Bölge Başkanlığı’nın “sivil – asker işbirliği” konseptine uygun olarak ilişkili olduğu siviller olabilir. İhbarcılar da söz konusu sivillerden haberdar görünüyor. Öte yandan cephane kamyonu bir tane değildi. Odatv’nin edindiği bilgilere göre mühimmat ve silah sevkiyatı 10’nun üzerinde sivil araçla yapıldı. İhbarcının da kamyon sayısının daha fazla olduğunu bildiği anlaşılıyor.

Ama polise bir kamyonu “yakalatıyor”.

****
- “Az önce Afyon’dan yola çıkan ve Ankara’ya gelecek olan 06 BJ 9915 plakalı Man kamyona uzun namlulu silahları olan şahıslar nezaret ediyor.”

İhbar saat 15.57’de polise ulaşıyor. İlk televizyon haberi ise 19.15 civarında yayınlandı. Ankara – Afyon arasındaki mesafe dikkate alındığında şu çarpıcı sonuca varmak mümkün.

Polis kamyonu durdurduğu anda basına haber verilmiş görünüyor. Yani polis aracı durduruyor ve haber ekranlara düşüyor.

Daha ilginç bir nokta daha var. Kamyon aslında Gölbaşı’nda durdurulmuyor. Durdurulduğu mevki Etimesgut – Gölbaşı kavşağı. Polis, kamyon Gölbaşı istikametine yönelmeden el koyuyor. Bu mevkinin özelliği “polis bölgesinin” sınırı olması. Polisin kamyonu biraz geride durdurma yetkisi yok. Çünkü o bölge Jandarma bölgesi.

Yani operasyonun çok titiz çalışıldığı anlaşılıyor.

****

- “Polis uygulamasından kurtulmak için araca subay kimliği taşıyan silahlı bir kişi bindirildi. Bu aracı mutlaka kontrol edin ama dikkatli olmalısınız. Çünkü silahlara nezaret eden uzun namlulu silah taşıyan kişi gerekirse çatışmaya girmeye de hazır olacak.”

İhbardaki “polis uygulaması” terimi dikkat çekici. Bu terim daha çok polis jargonuna uygun görünüyor. Araçta bir astsubay, bir de onbaşı rütbesinde iki asker bulunuyor. Görevleri muhafızlık.

Odatv’nin edindiği bilgilere göre ikisi de silahlı. İkisi de özel kuvvetler askeri. İhbarcı da bu bilgilere vakıf gibi duruyor.

****

“- Sevkiyatın ilk durağı Ankara. Silahlar burada elden geçirildikten sonra namluları temizlenecek, seri numaraları değiştirilecek."

Sevkiyat belgesi ihbarcıyı teyit etmiyor. Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Servet Yörük’ün Destek Grup Komutanlığı'na hitaben yazdığı 4 Mart 2010 tarihli sevkiyat belgesindeki ifadeler şöyle:

"Seri numarasız el bombalarına seri numarası verilmesi faaliyeti kapsamında ilgi A gereği Mühimmat Ana Depo Komutanlığı/Yahşihan/Kırıkkale'ye tesliminin sağlanması maksadıyla Güllük Milas'taki Genelkurmay Özel Kuvvetler Destek Grup Özel Eğitim Merkez Takım Komutanlığı envanterindeki mevcut el bombalarının tümü Oğulbey Kışlası'na nakledilecektir."

Yazıda, mühimmatın nakli için sivil bir kamyon kiralandığı da belirtiliyor. Kamyondan da “kirli silahlar” değil el bombaları çıkıyor. Bombalar da ABD menşeli taarruz tipi el bombaları.

Ama ihbarcı bir noktada çok bilgili görünüyor. Silahlar için ilk durak Ankara, sonraki durak ise Kırıkkale.

****

Bu kadar bilgi akıllara zarar görünüyor. Ama yaşananlar da ortada.

Genelkurmay eski Başkanlarından Yaşar Büyükanıt, PKK’ya yönelik bir sınır ötesi harekatın ardından “BBG (Biri Bizi Gözetliyor) evi gibi takip ediyoruz” demişti.

Gelinen noktada ise Genelkurmay’ın, hem de en özel birliğinin BBG evi gibi izlendiği anlaşılıyor.

Odatv.com

12 Mart 2010
Bir Subay Daha İntihar Etti

Ankara 'nın Polatlı ilçesinde Şentepe mahallesinde oturan Üsteğmen İbrahim Ünal Sarıoğlu beylik tabancasıyla evinde intihar etti.

Ankara 'nın Polatlı ilçesinde Şentepe mahallesinde oturan üsteğmen İbrahim Ünal Sarıoğlu beylik tabancasıyla evinde intihar etti

Evli ve bir çocuk babası olan İbrahim Ünal Sarıoğlu nun intihar sebebi henüz anlaşılamadı. Yatak odasında intihar ettiği öğrenilen genç üsteğmen Polatlı Topçu ve Füze okulundaki görevine gitmeyince arkadaşları Şentepe mahallesindeki evine geldi.

Komşularıyla birlikte kapıyı çalan askerler ses gelmeyince kapıyı zorlayarak içeri girdiler ve genç üsteğmenin yatak odasındaki cesediyle karşılaştılar. Üsteğmen in eşi Gül Sarıoğlu 'nun İlçe Tarım Müdürlüğünde ziraat mühendisi olarak çalıştığı, 4 yaşındaki oğlu Alp Sarıoğlu nun ise kreşte olduğu belirtildi.
aktifhaber

Genelkurmay önünde protestoya gözaltı

12 Mart 2010 Genelkurmay Başkanlığı önünde komutanların girişi sırasında bağırarak tepki gösterdiği iddia edilen bir kişi gözaltına alındı.
Alınan bilgiye göre, Genelkurmay Başkanlığı'nın Milli Müdafaa Caddesi tarafında komutanların girişi sırasında bir kişi "Paşalar içeride yatıyor, siz korumalarla geziyorsunuz" diye bağırdı. Şahıs Genelkurmay Başkanlığı önünde görevli sivil ekipler tarafından yakalanarak, polise haber verildi.
netgazete

13 Mart 2010
Komutanın Kardeşi Ölü Bulundu
Erzurum'un Horasan İlçe Garnizon Komutanı Binbaşı Turhan Haydar'ın bir süredir kayıp olan kardeşi Turgay Haydar'ın cesedi bulundu.

2002 yılına kadar yurt dışında yaşayan, daha sonra Türkiye'ye dönüş yapan Turgay Haydar, yaklaşık 2 aydır aranıyordu. Turgay Haydar'ın cesedi Eldivan ilçisinin Süleymanlı köye yakınındaki gölet kenarında bulundu.

Turgay Haydar'ın öldürüldükten sonra kaya parçası altına gömüldüğü tespit edildi. Havaların ısınmasıyla kaya parçasının altını eşeleyen köpeklerin cesedi ortaya çıkardığı öğrenildi.

Daha sonra cesedi gören vatandaşların durumu polise bildirmesi üzerine olay yerine gelen Çankırı Cumhuriyet Savcısı, cesedi gömülü olduğu yerden çıkarttırdı.

Yakınları tarafından teşhis edilen cesedin Turgay Haydar'a ait olduğu ortaya çıktı. Ceset Ankara Adli Tıp'a gönderildi. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.
aktifhaber

23'lük er nöbet tutarken canına kıydı
15:30 - Kırıkkale Mühimmat Komutanlığı Yahşihan Mühimmat Ana Depo Komutanlığında vatani görevini yapan Abdullah Ö'nün (23), gece nöbeti sırasında tüfeğiyle intihar ettiği belirtildi. Askerin cenazesinin, yapılan otopsinin ardından ailesine teslim edileceği bildirildi. 13.03.2010 KIRIKKALE netgazete

Emekli yüzbaşı Uzi operasyonunda tutuklandı
14:05 - Bursa'da gerçekleştirilen kaçak Uzi operasyonunda, biri emekli yüzbaşı 3 kişi tutuklandı. Şüpheli yüzbaşı, 10 yıl önce Ergenekon sanıklarından Levent Ersöz ile birlikte Bursa'da görev yapmıştı. 13.03.2010 BURSA netgazete

14 Mart 2010 17:522
Muvazzaf Askere Tahliye
Balyoz darbe soruşturması kapsamında tutuklanan Tümamiral Turgay Erdağ ve Albay Ali Türkşen tahliye edildi.

'Balyoz' soruşturmasında bugün iki yeni tahliye haberi geldi.

Tümamiral Turgay Erdağ 'Balyoz' soruşturması kapsamında Ankara'da gözaltına alınmış ve örgüt üyeliği suçlamasıyla 26 Şubat tarihinde tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi'ne gönderilmişti.

Tümamiral Turgay Erdağ'la ilgili 5 Mart tarihinde yapılan tutukluluğa itiraz talebi reddedilmişti.

Adı 'Poyrazköy' iddianamesinde de geçen Kurmay Albay Ali Türkşen de Tümamiral Erdağ ile birlikte aynı gün tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Türkşen'in Poyrazköydeki kazılarda silahlar bulunmasının ardından bazı telefon görüşmelerinde suç unsuru tespit edildiği belirtiliyordu.

İki muvazzaf asker görevleri başında bulundukları ve delilleri karartma şüphesi olmadığı gerekçesiyle tahliye edildi.

15 Mart 2010
Koşaner Erzincan İçin Ne Dedi?
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Erzincan iddianamesi ile ilgili konuştu. Koşaner 4 iddia için bakın ne dedi...

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Erzincan iddianamesinin sadece gizli tanık ifadelerine dayandığını ileri sürdü.
Koşaner şöyle dedi: “Soruşturma safhasında askeri makamlardan hiçbir bilgi istenmeden yapılan bazı suçlamalar, kamuoyuna gerçek verilere dayandırılmış gibi yansıtılmış, kamuoyunda yanlış algılamaların yerleşmesine neden olunmuştur.” Orgeneral Koşaner, iddianamede yer alan bazı suçlamalara dönük olarak şu değerlendirmelerde bulundu:

1. İDDİA 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesinde 3’üncü Ordu Komutanlığı bünyesinde Seminer adı altında toplantılar düzenlendiği, seçimler sonrasında darbe yapılması planlandığı, gizli tanık beyanlarına dayandırılıyor.

KOŞANER: (TSK tatbikat programını göstererek) Bu programa göre 3’üncü Ordu Komutanlığı’nda 13-14 Ocak 2009 tarihlerinde iç güvenlik semineri icra edildi. Bu seminerler her yıl yaklaşık olarak aynı tarihlerde yapılır. Seminerle ilgili emir ve sonuç raporları elimin altındadır. Seminere daha önce belirlenen katılımcılar dışında kimse katılmadı. Soruşturmayı yürüten savcı, seminer konusunda askeri makamlardan hiçbir bilgi ve belge talebinde bulunmadı. Sadece Erzincan Orduevi’nde 2009 yılında kalanların tam dökümünü istedi. Kendisine güvenlik gerekçesiyle böyle bir listenin verilemeyeceği hatırlatıldı, isim veya isim sorarsa yanıtlanacağı yazıldı. Ancak böyle bir istek gelmedi.

2. İDDİA İddianamede ele geçirilen bir CD’deki bilgilere göre 3’üncü Ordu Komutanı’nın Erzincan ve çevresindeki köyler ile özel olarak ilgilendiği ve bu köylerin ihtiyaçlarının giderilmesi için ordunun imkanlarının kullanıldığı belirtiliyor. Mezhep ayrımcılığı ile darbeye zemin hazırlandığı iddiasına yer veriliyor.

KOŞANER: TSK, her türlü toplumsal gelişim çabasına katkı sağlamayı görev edinmiştir. Bu kapsamdaki faaliyetler “Toplumsal Gelişme Destek Faaliyetleri” adı altında TSK çapında esasa bağlanmıştır. Bu faaliyetlerde en önemli kıstas, hiçbir ayrım yapmadan gelir durumu en düşük yerlerden başlanarak imkânlar ölçüsünde destek sağlanmasıdır. Örnek olarak okullara kitap, malzeme yardımı, okuma yazma kursları, sağlık, giyecek, gıda yardımı gibi. 3’üncü Ordu Komutanlığı’nın faaliyetlerinde de en yoksul köylere yardım edilmiş, bu köyler özel olarak seçilmemiştir.

3. İDDİA Eski Erzincan İl Jandarma Alay Komutanı’nın Eskişehir’de gözaltına alınıp Erzurum’a getirildiği 28 Ocak 2010 günü, Erzincan’daki 3’üncü Ordu Komutanlığı, askeri araçları şehirde konvoy halinde yürüttü. Özel yetkili savcı bu hareketi soruşturmaya gözdağı verme girişimi olarak iddianameye koydu.

KOŞANER: Bu konvoy Kars’ta mart başında yapılan Kış Takbikatı’na katılacak olan muharebe araçlarıdır. Kars’a kadar yapılacak uzun yolculuk öncesinde araç ve şoförler denendi. Bu eğitim intikali ile ilgili emir Eskişehir Jandarma Komutanı’nın gözaltına alındığı 28 Ocak tarihinden tam 13 gün önce 15 Ocak’ta verildi. Herhalde 13 önceden bir tutuklamayı tahmin mümkün değildi. Ayrıca kullanılan güzergâh kent içinden geçmedi, önceden trafik polisleri eşliğinde intikal tamamlandı.

4. İDDİA ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’ isimli belgeyi imzaladığı iddia edilen Albay Dursun Çiçek, askeri helikopterle nisan veya mayıs 2009’da Erzincan’a geldi, orduevinde bazı subaylarla kahvaltı ederken görüldü.

KOŞANER: Erzincan’a gelen her helikopterin manifestosu hava meydanı sorumlusu personel tarafından kayıt altına alınır, saklanır. Manifesto ve orduevi kayıtları dikkatle incelendi, bilgi sahibi olması muhtemel personelin bilgisine başvuruldu. Anılan kurmay albayın Erzincan’a askeri helikopterle gelip, orduevinde kalmış olması kesinlikle söz konusu değildir.Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Erzincan iddianamesinin sadece gizli tanık ifadelerine dayandığını ileri sürdü.

Kaynak: Akşam

3 astsubay, tapuda rüşvetten gözaltında
11:48 - Muğla Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen operasyonda, "görevi kötüye kullandıkları, rüşvet aldıkları ve haksız kazanç elde ettikleri" iddia edilen, Bodrum İlçe Tapu Müdürü ve 3 astsubayın da aralarında bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı. 15.03.2010 BODRUM netgazete

Safranbolu'da uzman çavuş intihar etti

16 Mart 2010 Karabük'ün Safranbolu ilçesinde bir uzman çavuş beylik tabancasıyla intihar etti.
Edinilen bilgiye göre, 125. Jandarma Er Eğitim Alay Komutanlığında görev yapan evli ve bir çocuk babası Uzman Çavuş Erdem Acar, Emek Mahallesi Muradiye Caddesi Gülkent Sitesi A Blok 4. Kat No:12'de bulunan dairesinde kimsenin olmadığı sırada beylik tabancasıyla başına ateş ederek yaşamına son verdi. netgazete

16 Mart 2010 15:15
Komutanlıkta Şok Operasyon
Balıkesir 6. Bakım Merkez Komutanlığı'ndaki operasyonda 4 kişi tutuklandı.

Balıkesir İl Emniyet Müdürlüğü'nce üç ilde eşzamanlı düzenlenen operasyon kapsamında Ankara ve İzmir'de gözaltına alınan çok sayıda firma temsilcisi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Bir süre önce açılan yedek parça alım ihalesine fesat karıştırma, açıktan rüşvet alma, görevi kötüye kullanma ve organize suç örgütü kurup maddi çıkar sağladıkları iddiasıyla 90'a yakın subay, astsubay ve sivil memurun ifadesinin alındığı öğrenildi. Adli soruşturmanın Balıkesir Cumhuriyet Savcılığı, sayım işlemininse İzmir Askeri Savcılığı tarafından yürütüldüğü belirtiliyor.

1950 yılında kurulan fabrikada, TSK'nin kullandığı dizel ve benzinli araçların motor düzenlerinin yenilenmesi ve yedek parçaların imalatı, ar-ge ekibi tarafından izlenip son teknolojiyle yapılıyor.
aktifhaber

Uzman çavuş, liseli sevgilisini öldürdü
17:02 - Edirne'de liseli G.Ç, dün gece eve gelmedi. Ailesi, kızlarının bulunması için polise başvurdu. Çalışmalarda, Uzunköprü Jandarma Komutanlığı ekipleri, G.Ç'nin cesedini Çamlık mevkiindeki atış poligonunda buldu. Tabancayla öldürülmüş halde bulunan G.Ç'nin cesedi, otopsi için Uzunköprü Devlet Hastanesi Morgu'na kaldırıldı. 16.03.2010 EDİRNE netgazete

24 Mart 2010
Binbaşı Börekçioğlu Kalp Krizi Geçirdi
Mardin'in Kızıltepe ilçesinde bulunan 4. Piyade Hudut Alayı'nda görevli Binbaşı Oğuzhan Börekçioğlu (41) kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.

Alınan bilgilere göre Mardin'in Kızıltepe ilçesinde bulunan ve Suriye sınırını korumakta olan 4. Piyade Hudut Alayı'nda görevli Binbaşı Oğuzhan Börekçioğlu, görev başında iken fenalaştı. İlk belirlemelere göre kalp krizi geçirdiği öğrenilen Börekçioğlu hayatını kaybederken, cenazesi Kızıltepe Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı
aktifhaber

Zırhlı Tümen Komutanı Tümgeneral Dalay, serbest
17:40 - Tümgeneral Dalay, öğle saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi. Tümgeneral Dalay, Cumhuriyet savcıları Süleyman Pehlivan ile Mehmet Berk tarafından 3 saati aşkın bir süre ifadesi alındıktan sonra tutuklanması istemiyle İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Tümgeneral Dalay, sevk edildiği mahkeme tarafından serbest bırakıldı. 28.03.2010 İSTANBU netgazete

31 Mart 2010
Albay Dursun Çiçek'in ses kaydı yayınlandı...

İşte Dursun Çiçek'in ses kaydında yer alan konuşmasının tam metni:

Tarihi bir konuşma yapcaz. Şimdi Gazi'ye de uğradım. Gazi tabii şeyin içinde olduğu için, onun pek hareket serbestîsi yok. Olay gelişti gelişti artık olgunlaştı bir yere geldi.

Geçen hafta bir kazık yer gibi oldum. Ha ileri bir adım atmak için o kazığa razıyız, razıyız. Olay şöyle oldu biliyorsun olayı, şeyler geldi. Islak imzalı belge geldi.

Şeyin ihbarcı subayın gönderdiği mektuplar geldi. Ona diyecek yok. Benim pozisyonun %90'ı İstanbul'da, ya her halde bir tek bana işlemiyor gözüküyor. Askeriyede bunlar, askeri suç veya bir centilmenlik anlaşması mı yaptılar komutan ne dedi bize de gelecek bizde inceleyecek deyince ben ümitlendim.

Öbür türlü savcı falan çok ümitsiz davranmış. Göndermezler diyorlardı. Sonra vazgeçtiler. Genelkurmay başkanı işte bize gelecek bizde inceleyeceğiz deyince ben ümitlendim, sonra geldi zaten. O gelince savcılık süreç uzayacak diye beklerken savcılık şeye yazı yazıyor, kriminale, jandarma kriminale. İmza ve kopyayla-ıslağın mukayesesini istiyor savcı, savcı bilmiyorum…

Adım pazarlıkçıların veya karşı tarafa bir biz de yargılarız biz de tutuklarız biz de gerekeni yaparız mesajını vermek için planlı bir faaliyet olduğuna inanmak istiyorum. Çünkü en şey onurlu olan o.

Savcıdan birşeyim yok 9 aydır beraber çalışıyoruz her hangi bir şüphe olmadı, yani karşılıklı bir şüphemiz olmadı. Yani bağlantılar da iyi. Adli müşavirliğin, adil paşanın arası iyi yani hakimlerle falan mahkeme başkanları ile arası iyi. Ordan şüphem olmadı. Tek şüphem işte pazarlıklar falan, ben şunu diyorum biz bir senedir çekiliyoruz karşı taaruza geçeceksek en uygun bölge benim bulunduğum yer. Yani şu an benim için bu rapor, jandarma kriminalin verdiği rapordan daha anlamlı.

Neyse ben bu kazığı yedim. Ben biliyorum ki bu kazığı niye yedim. 1 marttaki o yeni sorgulama mahkeme safahatında, top şu an jandarma kriminalinde bilseler şereflerini onurlarını kurtarmak için tashih ederler.
Yani ne istediğimi daha doğrusu detayı şurdan kes biç yapıştır. Savcının kendi şeyi değil şu istediklerimi aynen şeyden istemiş.

Geçen hafta yaşanan olayda bir tane parmak varsa gerçekleri saptırmak için, basına sızdırmak için bir pazarlık varsa herhangi bir direktif varsa tamam ben onu yuttum yoksa yani şu safhaya gelmesek ben şeyi mahkemeye verecektim. Jandarma kriminali.

Dün baykal'la konuştum, cnn türk te, dolayısıyla şey yapmış konuyu incelemiş,kızımın avukatıyla görüştüler…

Şimdi benim beklentim bu, analizler, ne istiyorsa savcı onlar yapılsın. Yapamadıkları varsa gerekçelerini yazsınlar, türkiye'de veya dünyada nerde yapılıyorsa bize yol göstersinler. Bunu sağlama konusunda kime gitmem lazım kiminle görüşmem lazım veya benim gitmem tabi dikkat çekecek. Ben bu konuda vicdani, insani, kardeşlik arkadaşlık ne dersen de görevimi sana devrediyorum.

Yani jandarma kriminal şu anda süreci tersine çevirecek tarıhı bır konumda. Karşı taarruzu baslatacak tarıhı bır konumda ya bu kararını yazacak veya biz eskimeye devam edeceğiz. Onun için diyorum şu görüşme çok tarihi. Bu konuda ben herkesle görüşürüm. Komutana da çıkarım, genel komutana giderim. Benim görüşmelerim dikkat çekiyor.

Başka biriyle görüşmemi istersen sen süreci daha iyi biliyorsun, görüşürüm. Kriminal laboratuarında anlatabilirim. Boyle benzıyor benzıyor diyip arkasında elliyorum demesinler. Adli tıp kadar olgun olsunlar yani.

Bir sıkıntıları varsa da bizi daha tarafsız baskı altına almayan bir yere yönlendirsinler. Desinler ki şuraya gidin buraya gidin buraya bakın filan desinler. Eğer doğruyu yazamayacaklarsa bizi iyice batırmasınlar. Yazacakları her kelimenin buyuk anlamı var büyük değeri var, yazacakları her kelimenin. Çünkü şeyde zaten yapıyorum ben kamuoyunda açıklama yapıyorum, bugün yaptık talebimiz kabul edildi, bütün işlemlere bakılacak, jandarma kriminale belgeler gönderildi.

Açıklama yapıldı internetlere düşmeyecek. En kötü senaryo kurumla hesaptır, yoksa sivilleri adliyeyi hallettik bir sonraki aşama eğer normal hukuk yoluna girmezsek kurumla hesaplaşmadır. Düşünebiliyor musun? Otuz yıl hizmet ettiğim kurumla atılan bir iftirayı temizlemek için hesaplaşmak zorunda kalacağız. Kim bizim avukatlığımızı yapacak? Muhalefet yapacak, siyasetçiler yapacak. Düşünmesi bile ...birşey. İkinci başkan ile birinci başkana bu konuda çok kırgınım bir kere böyle bir nitelikleri yok. Zaten işi yanlış yöneten onlar.

Hıfzı paşa ile şey zaten kıçındankorkuyorlar savcı, tek başıma yeldeğirmenlerle savaşır gibi savaşıyorum kime karşı başbakana karşı, siyasete karşı, ona karşı buna karşı savaşıyorum eşşek kadar kurum pazarlık yapıyorsa yazık yani. Allahın sivili şerh koyuyorya ya Allahın sivili hiç adamla hiç tanışıklığım yok, ortak şeyim yok ortak saldırıya maruz değiliz yani doğru olmasa bile adam tereddüt belirtir ya. Doğruymuş değil doğru, doğru değil ama diyelim ki doğru adam bir tereddüt ifade etmez mi ya? Onun doğru gördüğünü adli tıptan daha mı şey...

Kaynak: Habervaktim

20 Nisan 2010 21:17
Askeri Araç Devrildi: 8 Asker Yaralı
Giresun'un Alucra ilçesinde askeri aracın şarampole devrilmesi sonucu 8 asker yaralandı.

Alınan bilgiye göre, ilçeye bağlı Fevzi Çakmak köyündeki devriye görevinden birliğine dönen komando timini taşıyan askeri araç şarampole devrildi.

Kazada yaralanan askerlerden Mehmet Kocaoğlu, Hayrettin Şen, Ömer Gör, Ali Yıldızhan Erzincan Askeri Devlet Hastanesine kaldırılırken, Erhan Kocaalioğlu ile Burak Gündoğdu Alucra Devlet Hastanesinde, Neşet Koca ile Mehmet Açık ise Şebinkarahisar Devlet Hastanesinde tedavi altına alındı.
aktifhaber

İsminin kurbanı mı oldu?
11.08.2010
Afyon’da bankamatikten para çekerken yakalanan ve Balyoz davasının en talihsiz tutuklusu olan Albay Ahmet Şentürk’ün aynı ismi taşıyan başka bir subayla karıştırıldığı öne sürülüyor.

Balyoz davasında, haklarında yakalama kararı çıkarılıp daha sonra kaldırılan 102 subay arasından tutuklanan tek isim olan Emekli Albay Ahmet Şentürk’ün, isim benzerliği kazasına uğradığı şüphesi doğdu. 28 Şubat 2003’de emeklilik dilekçesi veren Şentürk’ün 5-7 Mart 2003 günü yapılan 1. Ordu Plan seminerine katılmadığı, TSK’daki başka bir Ahmet Şentürk ile karıştırıldığı savunuluyor.
Müvekkilinin tutuklanmasına itiraz eden Avukat Zeki Arslan ‘’Albay Şentürk, 55’inci Mekanize Tugayda Kurmay Başkanıydı. Seminerden önce 28 Şubat 2003’de emeklilik dilekçesi verdi ve 45 gün izne ayrıldı. İzni bitince de emekli oldu. Katılmadığı bir seminerden dolayı suçlanıp gözaltına alındı ve tutuklandı ‘’ dedi.

11 YILDA ALBAY OLAMAZ
Ahmet Şentürk’ün isim benzerliğinden kaynaklanan bir karışıklıktan dolayı tutuklandığı iddiası, Şanlıurfa İnsan Hakları Derneği Başkanı Cemal Babaoğlu’nun önceki günkü açıklamasıyla da kuvvetlendi.
Şanlıurfa’da yapılan ‘’Kayıplar bulunsun, failleri yargılansın’ eyleminde konuşan İHD Şube Başkanı Cemal Babaoğlu, ‘’Balyoz davası kapsamında tutuklanan emekli Albay Ahmet Şentürk, Siverek ilçesinde Teğmen olarak görev yaptığı 1992-1993 yıllarında onlarca faili meçhul cinayete imza atmıştır. Hüseyin Taşkaya 1993’te bizzat Şentürk’ün komutanlığındaki bir operasyonla gözaltına alındı ve daha sonra kendisine ulaşılamadı” dedi.
Babaoğlu’nun bu sözleri isim benzerliği iddiasını kuvvetlendirdi. 1992-93’de Teğmen olan bir subayın, 11 yıl sonra 2003 yılında Albay rütbesinden emekli olması imkansız bulunuyor. TSK'daki mevcut sistemde bir Teğmen’in Albay olabilmesi için 23 yıl gerekiyor.
Harp Okulundan mezun olan bir subay teğmen rütbesiyle orduya katılıyor. Üsteğmenliğe geçişi 3 yıl, yüzbaşılığa geçişi 6 yıl, binbaşılığa geçişi 6 yıl, yarbaylığa geçişi 5 yıl, albaylığa geçişi de 3 yıl sürüyor. Üstün başarı erken terfi gibi kıstaslar ile bu süre en fazla 20 yıla çekilebiliyor. (GAZETEPORT)

Fuhuş Operasyonunda Tanıdık İsim
Ergenekon soruşturması savcılarından Fikret Seçen tarafından yürütülen soruşturmada, zanlılarla Deniz Kuvvet Komutanlığı'nda (DKK) istihbarat amaçlı fuhuş çetesinin ilgisi olduğu iddia edildi.
YAŞ sonrası terfi edemediği gerekçesiyle emekliliğini istediği belirtilen Tuğamiral Türker Ertürk'ün isminin de soruşturmada geçtiği öğrenildi.
11 Ağustos 2010
İstanbul polisinin geçen hafta 5 ilde düzenlediği fuhuş operasyonu derinleştiriliyor. Savcı Fikret Seçen tarafından yürütülen soruşturmada konunun Kafes soruşturmasında da gündeme gelen DKK'daki istihbarat amaçlı fuhuş çetesiyle ilgili olduğu öne sürüldü.

DKK'daki söz konusu çetenin sivil kadın memurların asker kişilerle gayri ahlaki ilişkilere girerek bilgi topladığı ve iddia edilen çetenin Kafes davası sanığı Tuğamiral Fatih İlğar'ın yönetiminde olduğu kaydedilmişti.

Söz konusu soruşturmada Tuğamiral Türker Ertürk'ün isminin de geçtiği öğrenildi. Balyoz soruşturmasında da adı geçen ve savcılığa ifade veren isimler arasında yer alan Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral Ertürk, YAŞ sonrası görevinden istifa etmişti.

Ertürk'ün terfi ettirilmediği gerekçesiyle istifa ettiği belirtilmişti. Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen operasyonlarda aralarında askerlerin de bulunduğu 35 kişi gözaltına alınmış, 20'si tutuklanmıştı. Çetenin, oyuncaklar arasına yerleştirdiği kameralarla, Rusya'dan getirilen kadınlarla ilişkiye giren, asker, bürokrat, işadamı ve polisleri kaydettiği ileri sürülüyor. aktifhaber

Amirallere Fuhuş Andıcı
12 Ağustos 2010
İstanbul polisinin çökerttiği 'Sauna' benzeri fuhuş çetesinde şok detaylara ulaşıldı. Çetenin, fuhuş andıcı ve şantaj dosyalarının, amirallere kadar uzandığı ortaya çıktı.
Asker ve bürokrat avcısı fuhuş çetesinin, amirallere kadar uzandığı ortaya çıktı. İstifa eden Tuğamiral Türker Ertürk'ün de çetenin şantajına uğradığı öne sürülüyor. Çetenin 'don' koleksiyonunda, bir amiralin iç çamaşırının da olduğu iddialar arasında. Soruşturmayı Ergenekon savcısı Seçen yürütüyor...

İstanbul polisinin çökerttiği 'Sauna' benzeri fuhuş çetesinde şok detaylara ulaşıldı. Çetenin, fuhuş andıcı ve şantaj dosyalarının, amirallere kadar uzandığı iddia edildi. Ele geçirilen bir CD'de ise önceki gün 'terfi edememesine' kızıp istifasını sunan Tuğamiral Türker Ertürk'ün de görüntülerinin olduğu öne sürülüyor. Çetenin sakladığı iç çamaşırlarından birinde de Tümamiral H.M.Ş.'nin adı yazılı...

ARAŞTIRDIKÇA DERİNLEŞTİ

İstanbul polisi geçen hafta Mustafa D. liderliğindeki çeteyi çökertmiş, zanlıların Rus kadınlarla ilişkiye giren asker ve bürokratları kayda aldığı tespit edilmişti. Albay İ.S.'nin bilgisayarında bulunan bir dosya ise çetenin fuhuş andıcını gözler önüne sermişti. Dökümanda, önceki yıllarda terfi edecek subaylarla, onlara gönderilecek kadınların listesi vardı. Bilgisayardaki klasöre, bazı subaylara ait ilişki görüntüleri de eklenmiş, kayıtlarla şantaj yapıldığı tespit edilmişti.

KIZ SERVİSİ Mİ YAPILDI?

Soruşturma derinleştikçe çarpıcı detaylara da ulaşıldı. İddialara göre, Kocaeli'de faal olan şebeke, Tuzla'daki Deniz Harp Okulu'nda eğitim alan bazı askeri öğrencileri de ağına düşürdü. Kimi erkek ve kız öğrencilerin çete adına faaliyet yürüttüğü öne sürülüyor. Önceki akşam terfi ettirilmemesini gerekçe gösterip istifasını veren Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral Türker Ertürk'ün adının da soruşturmada geçtiği öne sürüldü. Ertürk'ün, çete için çalışan bazı kız öğrencilerle birlikte olduğu ve bu görüntülerin kayda alındığı ileri sürüldü.

ÇUVALDAN AMİRAL ÇIKTI

Operasyon kapsamında, bir askeri okul öğrencisinin evinde, çuval içine ayrı ayrı paketlenmiş kadın ve erkek iç çamaşırları bulunmuştu. Çetenin, hayat kadınlarına, ilişkiye girdikleri kişilerin çamaşırını aldırdığı ve saklayıp şantaj yaptığı tespit edildi. Çetenin çamaşır arşivinden ise ilginç bir isim çıktı. Erkek çamaşırlarının birinin üzerinde Tümamiral H.M.Ş. yazdığı öne sürülüyor.

BALYOZ VE SUGA'DA İFADE VERDİ

Emeklİ Oramiral Özden Örnek'in Donanma Komutanı olduğu 2003'te hazırlandığı belirtilen SUGA Harekat Planı'nda ismi 3. sırada yer alan Ertürk, Balyoz soruşturmasında da ifade vermişti. Ertürk'e, emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri ve


En son Ekim tarafından Sal Nis 20, 2010 6:50 pm tarihinde değiştirildi, toplam 4 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Mar 17, 2010 9:16 pm    Mesaj konusu: DENİZ KUVVETLERİNDE SKANDAL İHALE Alıntıyla Cevap Gönder

TSK: NATO Go Home
18 Mart 2010
Ceyhun BOZKURT’un Haberi

Türkiye, NATO ile yol ayrımına geldi.

Türk Silahlı Kuvvetleri, yeni tehdit algısında önceliği NATO’ya verdi. TSK’da yapılan değerlendirmelerde NATO’nun Soğuk Savaş sürecinde oynadığı olumlu rolün globalleşme ve küreselleşme ile birlikte ortadan kalktığı tespiti yapıldı. Karargahta yapılan gayrı resmi değerlendirmelerde NATO ile yapılan anlaşmaların Türkiye’yi açmaz ve oldu bitti ile karşı karşıya bırakabileceği dile getirildi.

Üst düzey emekli bir komutan Avaztürk’e yaptığı açıklamada TSK içinde NATO’dan çıkılıp çıkılmaması konusunda ciddi tartışma ve değerlendirmelerin yapıldığını söyledi. Emekli komutan NATO’nun ikili ve gizli anlaşmalara dayanarak Türkiye’yi zora sokacak isteklerde bulunduğunu ifade etti. İran ve Rusya ile Türkiye’nin karşı karşıya getirilmek istendiğini ve her an özellikle Karadeniz’de bir oldu bitti ile karşılaşılabileceğine dikkat çekti:

“ABD zaten NATO üzerinden Karadeniz’de güç oluşturmak istiyor. Bunun içinde NATO üzerinden Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirmek isteyebilir. Bu konuda uyanık olmak lazım.

Türkiye ile Rusya arasında son yıllarda sıcak bir ilişki var. Bu ilişki askeri anlamda da gelişiyor. Ortak bir Karadeniz gücü var ve bu güçte Türkiye ile Rusya başat güç. Karadeniz’deki dengeler ise çok kritik. Romanya, Bulgaristan gibi ülkeler şimdi ABD’nin kontrolünde. Gürcistan ve Ukrayna’da siyasi durum bir öyle bir böyle. Sallantıdalar.

ABD ise Montrö’yü tartıştırmaya çalışıyor. Rusya-Gürcistan savaşında boğazlardan geçiş yapmak için her türlü baskıyı yaptılar. İki tane hastane gemisi geçirdiler. Hastane gemisi miydi, meçhul.

Tarihe bakın, bu toprakları yöneten bir güç isek, Rusya ile iyi ilişkiler içinde olmalıyız. Ne zaman Rusya ile kavgalı hale gelsek, ülke olarak zayıflıyoruz. Mesela Rusya ile karşı karşıya gelmediğimiz dönemlerde Osmanlı güçlü bir devlet. Ama ne zamanki Kırım harbi vs. gibi savaşlarla Türkiye de Rusya da zayıfladı. İlişkiler düzeldiği anda da bu iki devlet yeniden güçlendi. Biz kesinlikle kendi çıkarlarımızı koruyarak Rusya ile ikili ilişkileri güçlendirmeliyiz.

Tabii ki NATO konusunda yaşanan bu gelişmeler TSK içinde de tartışılıyor, değerlendiriliyor. Ciddi rahatsızlıklar var. Şimdiye kadar yaşananlar hafızalarda ve arşivlerde duruyor. Bunları unutmak mümkün değil.

Bu konuda İran boyutunu da unutmamak gerekiyor. ABD özellikle açılım konusunda Türkiye’ye destek veriyor ki, bu desteğin karşılığı İran olabilir. ABD, İran için büyük bir hazırlık yapıyor. Bu hazırlık planlarında Türkiye’yi de kullanmak var. Mesela geçenlerde üst düzey bir Amerikalı 'Türkiye İran konusunda bize yeteri kadar yardım etmiyor' dedi. Bu bir mesajdır. Bunu iyi okumak lazım.”

Kaynak: avaztürk

19 Mart 2010
Bu Fotoğrafa İyi Bakın...
Bitlis'te Çanakkale Şehitleri'ni anma programında başörtülü şehit annesi komutanlarla aynı safta

Çanakkale Deniz Zaferi’nin 95. Yıldönümü ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü nedeniyle Bitlis’in Tatvan ilçesinde düzenlenen törene, 11 yıl önce Tunceli’de şehit düşen Yener Barış’ın annesi Nazime Barış da katıldı.

Tatvan 10. Motorlu Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Halit Günbatar, askerle birlikte saf tutan şehit annesine büyük ilgi gösterdi.
aktifhaber

17 Mart 2010
DENİZ KUVVETLERİNDE SKANDAL İHALE

Deniz Kuvvetleri’nde büyük bir yolsuzluk skandalının yaşandığı ortaya çıktı.

Savunma Sanayi’nde M60 tank modernizasyonundan sonra Deniz Kuvvetleri’nde de ‘keşif gözetleme uçağı’ alım ihalesinde büyük bir yolsuzluk skandalının yaşandığı ortaya çıktı.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın Deniz Karakol ve Sahil Güvenlik Uçağı ihtiyacını karşılamak amacıyla başlatılan Meltem Projesi’nin fiyaskoyla sonuçlandığı ortaya çıktı. Uzmanların hiçbir uyarısının dikkate alınmadığı projeyle yaklaşık yüz milyonlarca dolarlık para havaya saçılmış oldu. Projenin hayata geçirilememesi nedeniyle Türkiye’nin 1993 yılından bu yana Ege ve Akdeniz’de keşif ve gözetleme yapamadığı öğrenildi.

İKİ DENİZİ KOMŞUYA BIRAKTIK!

Deniz Kuvvetleri’nde mevcut olan ancak 1980’li yılların sonuna doğru performansı iyice düşen Deniz Karakol uçakları 1993’te hizmet dışı kaldı. Türkiye’nin, 1993’ten bu yana da düşman denizaltılarının korkulu rüyası olarak bilinen Deniz Karakol uçağı olmadı. Bir gerginlik durumunda en çok ihtiyaç hissedilen platformlardan birisi olarak değerlendirilen “keşif gözetleme” ihtiyacından Deniz Kuvvetleri mahrum bırakıldı. Yunanistan’a dikkat çeken uzmanlar, sadece Ege’de değil Akdeniz’de de gemilerin bir çırpıda gidemeyeceği yerlere Deniz Karakol uçakların gönderip saatlerde keşif yaptırdığına işaret etti. Deniz Kuvvetleri’nin ihtiyacının karşılanması için başlatılan projelerde de kamu yüz milyonlarca dolar zarara uğratılırken hiçbir sonuç da alınamadı. İhtiyacın giderilmesi için Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı 1997’de düğmeye bastı.

147 MİLYON DOLARLIK İMZA

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na 6 adet ‘Deniz Karakol’ uçağı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’na da 3 adet Sahil Güvenlik Uçağı alımı için çıkılan ihalede yaşananlar Savunma Sanayi ihalelerinde yaşanan çarpıklığı bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Savunma Sanayi İcra Komitesi, 27 Ocak 1998 tarihinde Deniz Karakol ve Sahil Güvenlik Keşif Uçakları Platform Tedarik Projesi olarak bilinen Meltem-1 projesi kapsamında 9 uçağın tedarik edilmesi için İspanyol CASA firması ile görüşülmesi kararı verdi. Savunma Sanayi Müsteşarlığı Proje Müdürü Uzman Yakup Taşdelen ile Türk Silahlı Proje Koordinatörleri Yarbay Tanju Yalçın ve Üsteğmen Levent Becerik’in görevlendirildiği projenin 23 Temmuz 1999 yılında sözleşmesi yapıldı. Sözleşme bedeli olarak 147 milyon dolar belirlendi.

UZMANLAR KARŞI ÇIKTI

Proje başlamadan önce Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nda bazı bürokratlar Meltem projesi kapsamında Deniz Gözetleme ve Sahil Güvenlik Keşif görevleri için uygun olmadığı gerekçesiyle CASA uçaklarına karşı çıktı. Başkanlığını Prof. Dr. Nejat İnce’nin yaptığı ve içinde Deniz Kuvvetleri personelinin de bulunduğu heyetin hazırladığı raporda tedarik edilmesi planlanan CN 235 CASA uçaklarının Deniz Karakol uçağı olarak kullanılmaması ısrarla vurgulandı. Ancak yetkili isimler uzman raporlarına kulaklarını tıkadı. Sonuçta “Proje başarısız olursa 250-300 milyon dolar ve en az 3-4 sene zaman kaybı söz konusu olacaktır” diyen uzman raporu bire bir gerçekleşti.

Örnek CASA’ya kefil oldu, proje sürdü

Savunma Sanayi Denetleme Kurulu’nun karşı çıkmasına rağmen dönemin Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Koramiral Örnek, CASA firmasından aldığı bilgilere dayanarak projenin ihtiyaçları karşıladığını savundu.

Uzman ve denetleme raporlarında CASA’ların Deniz Kuvvetleri’nin ihtiyacını karşılamayacağı ısrarla vurgulanmış olmasına rağmen, dönemin Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Koramiral Özden Örnek, hiçbir bilimsel açıklama yapmadan sadece üretici firmadan aldığı bilgileri dayanak göstererek CASA’nın ihtiyaçlara cevap verdiğini savundu. Bunun üzerine Denetleme Kurulu sorumluluğu Örnek’in üzerine atarak, projenin tekrar başlatılmasına karar verdi. Projenin ısrarla olmasını isteyen bir diğer isim de o dönem Deniz Kuvvetleri adına Proje Üst Yöneticisi olarak görev yapan Tuğamiral Feyyaz Öğütçü oldu.

İSRAİL FİRMASI GİBİ...


Birleşik Arap Emirlikleri’nin CASA’nın daha gelişmiş CN 295 modelini aldığı bir dönemde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın CN 235 modelinde ısrar etmesinin nedeni anlaşılamadı. Ayrıca M60 tanklarında olduğu gibi ekonomik olarak darboğazda olan CASA firmasının batmaktan kurtarıldığı öne sürüldü. M60 Tank modernizasyonunda da batmak üzere olan İsrailli IMI firmasının kurtarıldığı iddia edilmişti. Proje kapsamında 9 adet uçağın üretimi tamamlandı. Fakat uçaklardan bir tanesi test uçuşu sırasında düşerken, kazada yabancı pilotlarla birlikte Türk pilotlar ve test personeli öldü.

ESPRİ KONUSU OLDU

Meltem Projesi’nin ilk aşamasında başka bir skandal daha yaşandı. Yaşanan sorunun montaj bilgisi eksikliğinden kaynaklandığı öne sürülerek, CASA firmasıyla astronomik fiyatla teknik eğitim sözleşmesi imzalandığı iddia edildi. CASA firması bu anlaşma sayesinde yine ekonomik darboğazını atlatırken, Türkiye’nin bonkör (!) tutumu espri konusu bile oldu. CASA’ya giden TAI mühendisleri, İsyanya’daki tesisin parası TAI’den çıktığı için ‘buralar da bizim” diyerek espri konusu yaptı. Ciddi yazılı sözleşme yapılmadan alınan söz konusu eğitimlerin de verimliliği istenilen seviyede gerçekleşmedi. Üstelik ihtiyaç olmadığı halde 2004- 2005 yılları arasında CASA mühendisleri TAI’ye gelerek astronomik fiyatlara danışmanlık hizmeti verdi. Yine detaylı bir danışmanlık anlaşması metni olmadığı için CASA firması, az tecrübeli ve teknik olarak yetersiz mühendislerini Türkiye’ye gönderdiği için yine danışmanlıktan yeterli verim alınamadı.

EĞER BAŞARISIZ OLURSAK 300 MiLYON $ ZARAR EDERiZ

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın Deniz Karakol uçağı olarak kullanılması planlanan CN 235’lere eklenmesini istediği konfigürasyonun, bu uçaklar tarafından kaldırılamayacağı bir çok uzman raporunda defalarca dile getirildi. Görüşmeler sırasında CASA firmasına CN 235’lere eklenmesi istenen donanımı kaldırıp kaldırmayacağı soruldu. Ancak CASA firmasının verdiği cevap, raporlarda dile getirilen sorunları çözmekten uzak bulundu. Proje Koordinatörü Uçak Mühendisi Kemal Kaya ve Proje Mühendisi Uçak Mühendisi Sedat Güldoğan, Deniz Karakol Uçağı teknik raporunu hazırlayarak Savunma Sanayi Müsteşarlığı’ndan Daire Başkanı Mustafa Kaya ile Ekonomik İşler Müsteşar Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kazdağı’na sundu.

TAM 4 YIL KAYBEDERİZ

İki uçak mühendisinin raporuna göre CN 235 uçağının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın gönderdiği harekat ihtiyaçlarını havada kalış süresi ve G limitleri yönünden karşılamadığı belirtildi. Platform kontratının imzalanması ve projenin başarısız olması durumunda, platformların Deniz Karakol Uçağı amacı ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın istediği konfigürasyonlarda ve harekat ihtiyacına yönelik kullanılamayacağı vurgulanarak, “Projenin entegrasyon aşamasında başarısız olması durumunda yaklaşık 250-300 milyon dolar ve en az 3-4 sene zaman kaybı söz konusu olacaktır” denildi.


BU YÜKÜ CN 235 KALDIRMAZ

Ayrıca Hava Kuvvetleri’nin de CN 235 CASA uçaklarını elektronik harp uçağı olarak modifiye etmeyi planladığı, ancak uçakların teknik yetersizliğine ek olarak üzerine takılacak ekipmanların uçağı ağırlaştırması nedeniyle bu projeden vazgeçildiği vurgulandı. Ancak Deniz Kuvvetleri’nin takacağı ekipman çok daha ağır olmasına rağmen CN 235’lerde ısrar edildi. Deniz Kuvvetleri- ’nin istediği ekipmanlara sahip uçakların Avrupa ve ABD normlarında 50-60 ton kapasiteye sahip olduğu belirtilerek, kapasitesi 16 ton civarında olan CASA CN 235’in bunu kaldırmayacağı aktarıldı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı Denetleme Kurulu, teknik yetersizliklere ilave olarak, İspanyol firmasına başlangıçta 50 milyon dolarlık haksız kazanç sağlandığı, tek kaynak olması nedeniyle bu miktarın artacağı uyarısı da gündeme getirildi.

KARŞI ÇIKANLAR SÜRÜLDÜ

Denetleme Kurulu, idari konularda firma lehine taviz verildiğini belirterek, olumsuzlukları gündeme getiren Savunma Sanayi Müsteşarlığı personelinin geçici görevle, kurumdan uzaklaştırıldığı ve yerine de bu projede hiç çalışmamış yeni mezun elemanların görevlendirildiğine dikkat çekti. Denetleme Kurulu’nda belirtildiği gibi CASA CN 235’lerin Deniz Karakol Uçağı olarak kullanılmasına karşı çıkan Uçak Yüksek Mühendisi Kemal Kaya geçici olarak başka göreve gönderildi. Ayrıca Denetleme Kurulu, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na ve Milli Savunma Bakanlığı’na birer yazı yazarak projenin durdurulması yönünde görüş bildirdi.

CASA 34 bordo bereliye mezar olmuştu

Görüşmeler sürerken Türkiye’de uçan CASA uçaklarından biri 2001’de Malatya’da düştü. PKK terör örgütünün baş belası olarak yetiştirilen 34 bordo bereli şehit oldu. Resmi yetkililer kazanın nedenini buzlanma olarak açıkladı. Ancak uzmanlar kazanın nedenini, buzlaşma koşullarına giren uçağın elektrik sisteminde olacak bir arıza sırasında da beslenmesi gerektiği halde CASA uçağının tasarım hatasından dolayı buz önleme sisteminin çalışmadığını ve uçağın düştüğüne işaret etti. Hatanın TAİ, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Hava Kuvvetleri ve CASA firmaları tarafından kazadan önce bilindiği belirtilirken, TAİ’nin hatalı tasarımı değiştirmek için Hava Kuvvetleri’ne teklifte bulunduğu ancak netice alamadığı vurgulandı. İspanya’nın ise bu hatayı kendi uçaklarında düzelttiği öğrenildi. Ayrıca bir CASA uçağı da aynı yıl Kayseri’de düştü.

Kaynak: Bugün

Oyak-Renault'da başörtüsü yasağı

17 Mart 2010 09:16
Bursa'daki Renault fabrikasının yönetimi, çalışanların alışveriş yaptığı kooperatife başörtülülerin girmesini yasakladığı iddia edildi
Bir işçinin eşi, anne ve babasıyla birlikte alışverişe gitmesi üzerine alınan tuhaf karar, çalışanlar arasında huzursuzluğa sebep oldu. Yasağa gerekçe sunamayan Oyak Renault yönetimi, 'tüzel kişilik' dediği kooperatifi adres gösteriyor. Kooperatif yetkilileri ise yasağın sebebinin 'tadilat' olduğunu ileri sürüyor. Aralık 2008'de krizi bahane edip 150 kişinin işine son veren fabrikanın çalışanları, namaz kılanlara baskı yapıldığını belirtiyor.

Oyak 1961 yılında TSK'da çalışan subay, astsubay ve diğer memurların maaşlarından yüzde 10 kesintiler yapılarak kurulmuş bir yardımlaşma sandığı. Geçen zaman içerisinde güçlenen Oyak, 1969 yılında Yapı Kredi Bankası ortaklığı ile Renault fabrikasını kurdu. 1971'de ise ilk otomobil üretildi. Renault'nun Bursa'daki kaporta-montaj ve mekanik şasi fabrikasının yüzde 51'i Oyak'a, yüzde 49'u ise Renault SA'ya ait. Oyak-Renault Otomobil Fabrikası'nın içinde çalışanların alışveriş yaptığı bir tüketim kooperatifi yer alıyor.

Oyak-Renault'daki başörtüsü yasağı 27 Şubat'ta bir çalışanın, eşi, annesi ve babasıyla birlikte kooperatife alışverişe gitmek istemesiyle başladı. Kapıdaki görevliler çalışan işçi ile başı açık eşini içeri aldı. Ancak başörtülü annesi ile babasının girmesine izin vermedi. Yaşlı çifti yağmur altında bekçi kulübesinin önünde bekleten görevliler, talimatın yönetimden geldiğini bildirdi. Çalışanların, durumu, bağlı bulundukları Türk Metal yetkililerine bildirmeleri de çözüm olmadı. Sendika yetkililerinden "Bu yönetimin kararı, yapacak bir şey yok." cevabını alan işçiler, insan kaynakları biriminden gönderilen elektronik posta ile ikinci şoku yaşadı. Çalışanların eşleri ile yakınlarının hafta sonlarında alışveriş için kooperatife girmesinin yasaklandığının altı çizilen e-posta'da, üstü kapalı işten atma tehdidinde bulunuldu.

Renault, Aralık 2008'de 'ekonomik kriz' gerekçesiyle 150 çalışanını işten çıkarmıştı. Bu insanların büyük bölümünün namaz kılması ve eşlerinin başörtülü olması dikkat çekmişti. Şirket aleyhine dava açan çalışanlar haklı bulan mahkemeler 'işe dönme' yönünde karar verdi. Renault çalışanları aynı baskının devam ettiğini söylüyor. Fabrikada bir dönem mescidin kapısında nöbetçi bile bulunduğunu söyleyen çalışanlar, namaz kılanların adım adım takip edildiğini ve 'ihtar' verildiğini söylüyor. Kooperatife girişlerde uygulanmaya başlanan başörtüsü yasağını 'insanlık dışı' olarak nitelendiren çalışanlar durumun düzeltilmesini istiyor.

Yasağın gerekçesini sorduğumuz Oyak Renault yönetimi topu 'tüzel kişilik' olarak nitelendirdiği kooperatif yönetimine attı. Kooperatif yönetimi ise 'tadilat' sebebiyle böyle bir kararın alındığını ileri sürdü. Kooperatif yönetim kurulu adına yapılan açıklamada şöyle denildi: "Oyak-Renault Tüketim Kooperatifi, şirket çalışanları tarafından, üyelerinin günlük alışveriş ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuş bağımsız tüzel bir kişiliktir. Çalışanlardan gelen, gelişen taleplere cevap verebilmek için bulunduğu binada yeni düzenlemeler ve tadilatlar yapılacaktır. Bu düzenleme ve tadilatların hafta sonlarında yapılabilmesine imkân tanımak amacıyla, bu süreçte hafta sonları kooperatiften alışveriş yapılamayacaktır."

ZAMAN

19 Mart 2010 15:03Şehit Ailesini Yıkan Çelişkili İfade
Hakkâri Yüksekova'da komando olarak vatani görevini yapan 21 yaşındaki Jandarma Komando Er Harun Taşdemir, tezkeresine 3 ay kala şehit oldu. Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Şehit er Harun Taşdemir'in Kırşehir'deki baba ocağı acı haberle yasa boğuldu. Ancak Taşdemir'in ölüm nedeni konusundaki çelişkili açıklamalar aile üyelerini üzdü. Gelen faksta 'sınır boyunda intikal sırasında öldüğü' yazarken, bölük astsubayının 'yatağında öldü' dediği belirtildi.

Özbağ kasabası doğumlu Harun Taşdemir, vatani görevini yaptığı Hakkâri'de şehit olduğu haberi bugün sabah Kırşehir Jandarma Komutanlığı görevlilerince aileye iletildi. Acılı aileye verilen bilgiye göre, şehit olan Komando Er Harun Taşdemir göreve giderken sınır boyunda şehit oldu. Acı haberi alan aile yasa büründü. Ancak çelişkili açıklamalarla kafasının karıştığını söyleyen şehit amcası Arif Taşdemir, ilk gelen ölüm haberinin yazılı bulunduğu faksta 'intikal sırasında öldüğü' bilgisinin verildiğini söyledi. Amca Arif Taşdemir, "Sonra emin olmak için birliğini aradık ve orda bulunan bölük astsubayı bize 'şehidimizin yatağında ölü bulunduğunu' söyledi. Bizim iyice kafamız karıştı. Yapılacak otopsiyle nasıl öldüğü resmi olarak belli olacak." dedi.

19 Mart 2010 15:03
Şehit Ailesini Yıkan Çelişkili İfade
Hakkâri Yüksekova'da komando olarak vatani görevini yapan 21 yaşındaki Jandarma Komando Er Harun Taşdemir, tezkeresine 3 ay kala şehit oldu.

Şehit er Harun Taşdemir'in Kırşehir'deki baba ocağı acı haberle yasa boğuldu. Ancak Taşdemir'in ölüm nedeni konusundaki çelişkili açıklamalar aile üyelerini üzdü. Gelen faksta 'sınır boyunda intikal sırasında öldüğü' yazarken, bölük astsubayının 'yatağında öldü' dediği belirtildi.

Özbağ kasabası doğumlu Harun Taşdemir, vatani görevini yaptığı Hakkâri'de şehit olduğu haberi bugün sabah Kırşehir Jandarma Komutanlığı görevlilerince aileye iletildi. Acılı aileye verilen bilgiye göre, şehit olan Komando Er Harun Taşdemir göreve giderken sınır boyunda şehit oldu. Acı haberi alan aile yasa büründü. Ancak çelişkili açıklamalarla kafasının karıştığını söyleyen şehit amcası Arif Taşdemir, ilk gelen ölüm haberinin yazılı bulunduğu faksta 'intikal sırasında öldüğü' bilgisinin verildiğini söyledi. Amca Arif Taşdemir, "Sonra emin olmak için birliğini aradık ve orda bulunan bölük astsubayı bize 'şehidimizin yatağında ölü bulunduğunu' söyledi. Bizim iyice kafamız karıştı. Yapılacak otopsiyle nasıl öldüğü resmi olarak belli olacak." dedi.
aktifhaber

ŞEHİT ANNESİ İLE CAMİ DİYALOĞU
18 Mart 2010 16:27


Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Çanakkale'deki törenlere katılmak için geldiğinde bir şehit annesi Başbuğ'un karşısına çıktı. Şehit yüzbaşı Halil İbrahim Sert'in annesi Huriser Sert'in Başbuğ'a, "Biz Allah'a karşı cami bombalayanlardan değiliz, Allah Allah diye gidenleriz" demesi dikkat çekti.

Diyalog şöyle gelişti:

Şehit annesi: Ben hep böyle zaten moral buluyorum sizinle.

Başbuğ: Kararlı, ümitli, cesur. Dik her şartta. Vurdu mu tamam.

Şehit annesi: Biz Allah'a karşı camiyi bombalayanlardan değiliz.

Başbuğ: Olur mu anacığım.

Şehit annesi: Allah allah diye gidenlerdeniz.

Başbuğ: Hep söylemedik mi?

Şehit annesi: Bak, hiçbirşey yapmasam otururum başınızda bir çorba pişiririm. Tamam mı anneciğim. Ben bu yüzden zaten buradayım. Haydi iyi günler. (Başbuğ elini öpüyor)

Başbuğ: Seni gördüm mutlu oldum.

Şehit annesi: Ben de mutlu oldum, zaten görmeseydim dayanamıyordum.

Başbuğ: Ben de senin için geldim.

Şehit annesi: Ah canım benim. (Sarılır öper) Allah iyi günler nasip etsin.

ASKERHABER

21 Mart 2010
Balyoz'da Flaş Gelişme
'Balyoz Planı' iddiaları soruşturması kapsamında tutuklanan 3 muvazzaf askerin itiraz üzerine tahliye edildiği bildirildi.

Alınan bilgiye göre, soruşturması kapsamında daha önce mahkemece serbest bırakılmasının ardından soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarının itirazı üzerine tutuklanmalarına karar verilen Yüzbaşı Erdinç Atik ile astsubaylar Mustafa Kelleci ve Abdil Akça'nın avukatları, mahkemeye tekrar başvurarak müvekkillerinin tutukluluk hallerine itiraz etti.

İtiraz dilekçesini değerlendiren Nöbetçi 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Yüzbaşı Atik ile astsubaylar Kelleci ve Akça'nın tahliyesini kararlaştırdı.

3 muvazzaf askerin tahliyesiyle birlikte, ''Balyoz Planı'' iddiaları soruşturması kapsamında tutukluların sayısı 35'e düştü.
aktifhaber

23 Mart 2010
Bir Asker Daha İntihar Etti

Şırnak'ın Cizre ilçesi Askerlik Şube Başkanlığı'nda görev yapan astsubay Atakan Timuroğlu lojmanda silahıyla intihar etti.
Şırnak'ın Cizre İlçesi Askerlik Şubesi'nde görevli 42 yaşındaki Astsubay Başçavuş Atakan Temoğlu, henüz belirlenemeyen bir nedenle evinde beylik tabancasıyla intihar etti.

Yakınları tarafından 112 acil servise haber verilmesi üzerine Cizre Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Temoğlu, buradaki ilk müdahalesinin ardından Diyarbakır Dicle Üniversitesi'ne sevk edilirken hayatını kaybetti.
aktifhaber

23 Mart 2010
Büyük Kulübe Üye Generaller
1882’de kurulan, iş adamı, siyasetçi ve sanatçıları bünyesinde barındıran Büyük Kulüp, genelkurmay başkanlarının üye olması ile de gündemden düşmüyor.

Üç eski genelkurmay başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Yaşar Büyükanıt oradaydı. Emekli generallerden de Cumhur Asparuk, Necati Özgen, İlhan Kılıç, Necdet Timur göze çarpanlar arasındaydı. Emekli Orgeneral Çevik Bir ile Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Salim Dervişoğlu zaten rakip listelerden aday oldukları için yarış hâlindeydiler.

Buna karşılık, iki sene öncesine kadar üyeliğinin devam ettiğini bildiğimiz, Türkiye’nin zor süreçlerinde görev yapmış eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök orada yoktu. Yine eski Genelkurmay Başkanı Mustafa Necdet Üruğ, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Vural Bayazıt, 12 Eylül’ün Millî Güvenlik Konseyi Üyesi Oramiral Nejat Tümer de ya üyelikleri düştüğü için ya da çeşitli sorunları sebebiyle katılmamışlardı, 14 Mart’taki Büyük Kulüp seçimlerine. Şimdiki Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’u ise oy kullanmak için görmek açıkçası sürpriz sayılabilirdi. Zira TSK İç Hizmet Kanunu’nun 43. maddesi, ‘Silahlı Kuvvetler mensuplarının derneklere girmeleri, bunların siyasi faaliyetleri ile münasebette bulunmaları, her türlü siyasi gösteri, toplantı işlerine karışmaları ve bu maksatla nutuk ve beyanat vermeleri ve yazı yazmaları yasaktır’ maddesi akıllara gelecekti. Ya da 1. Ordu Komutanlığı görevini tamamladıktan sonra 2006’daki Yüksek Şûra’da Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na geldiği sıralarda, 9 Aralık 2006’da Büyük Kulüp’e üyeliği kabul edilen Başbuğ, üyeliğini, 43. madde gereği Millî Savunma Bakanlığı’na bildirmişti. Bilmiyoruz tabii.

Askerler, kuruluş hikâyesi 1880’lere inen Büyük Kulüp’e her zaman ilgiliydi, ancak bu ilgi son zamanlarda ortaya çıkan fotoğraftan da anlaşılacağı üzere üst düzeye çıkmıştı. Kimi muvazzafken, kimi emekli olduktan sonra duhul etmişti kulübe. İşin ilginç tarafı, hepsi de genelkurmay başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ paşaların Büyük Kulüp’e peşi sıra üye olmalarıydı.

Büyük Kulüp’ün 1987’de yayımladığı üye listesine kabaca baktığımızda, Oramiral İrfan Tınaz, Orgeneral İrfan Tansel, General Kaya Yazgan, Orgeneral Kemal Atalay, Orgeneral Kemal Kayacan, Orgeneral Haydar Sükan, Kıdemli Albay Muzaffer Ataklı, Amiral Necdet Şenergun, Koramiral Nejat Serim, Millî Güvenlik Konseyi Üyesi Osman Sedat Celasun, Orgeneral Selahattin Demircioğlu, Korgeneral Selahattin Çetiner, Hava Korgeneral Süleyman Muammer İnal ve daha pek çok rütbeli ismin eski üyeler arasında olduğu gözlerden kaçmıyordu. Yeni süreçte de başka askerî üyeler vardı ancak Büyük Kulüp kapalı bir kutu olduğu için onları bilme imkânı yoktu.

Değil rütbelilerin, iç hizmet kanununa göre er ve erbaşların askerlik vazifelerini yaptıkları süreçte dahi bütün sivil üyeliklerinin askıya alındığını beyan etmelerine rağmen muvazzaf askerlerin hangi rütbede olursa olsun bu tür kuruluşlara üye olması nasıl açıklanabilirdi? Ve Büyük Kulüp’te asker üye alma veya askerlerin üye olma sevdası nereden geliyordu?

Işın sırrı muhtemelen şu noktadaydı. Büyük Kulüp tüzüğüne göre 1. Ordu Komutanı derneğin tabii üyesi oluyordu. Göreve başladıkları sırada Büyük Kulüp Yönetim Kurulu tarafından makamlarında ziyaret edilen komutana dernek üyeliği öneriliyor, ilgili komutan da olumlu cevap verirse şeklen bir inceleme sonrası üyeliği başlatılıyordu. Bu anlayış sadece askerlere yönelik değildi. Kulüp, zaten ülkemizdeki yabancılar tarafından kurulmuştu. 1930’ların sonuna doğru yabancı ağırlığı azalsa da onlara gösterilen kolaylıklar hep sürmüştü. 23 Nisan 1944’te, dışişleri bakanlarının kulübedoğal başkan seçildiği süreçte, Numan Menemencioğlu’nun başkanlığındaki toplantıda askerlerin üyeliği yazılı olmasa da kabul görmüştü. Başkan Duran Akbulut tarafından tarihçi-gazeteci Orhan Koloğlu’na hazırlatılan “Cercle d’Orient’dan Büyük Kulüp’e” kitabında bu husus gözler önüne seriliyordu: “Beşinci madde okundu. Bay Numan Menemencioğlu bu maddedeki başkonsoloslar kelimesinin kaldırılması ile İstanbul’da re’sen vazife gören muvazzaf konsoloslar tabirinin kullanılmasını teklif etti. Ve böylece düzeltildi. Lütfü Kırdar, bu maddedeki komutan, askerî komutanların da belirtilmesini istedi. Ali Haydar bunun düşünüldüğünü fakat belirtmenin lüzumu olmadığını beyan etti. Menemencioğlu ancak bir tek kumandanın yeterli olduğunu söyleyerek bunun en ileri gelen askerî komutan şeklinde düzeltilmesini istedi ve bu teklif kabul edildi.”

Buna ek olarak, bugünkü tüzüğün 5. maddesindeki ‘devletin üst düzey görevlerinde bulunanlarla ülkemize ve derneğimize büyük hizmet ve yararları dokunan kişiler yönetim kurulu kararı ile onursal üye olabilirler’ şeklindeki kayıt da bu yolun nasıl işlediğine ışık tutuyordu.

Büyük Kulüp Başkanı Duran Akbulut, henüz Kara Kuvvetleri Komutanı iken kulübe üye olan Orgeneral İlker Başbuğ’un eleştirilmesini eleştirmiş, 6 bine ulaşan üye sayısının 60’ını eski ve yeni genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları, korgeneral ve koramirallerin oluşturduğunu açıklamıştı. Akbulut ayrıca siyasetle ilgilerinin bulunmadığını, derneğe ait mekânlarda siyasi toplantılar düzenlenmeyeceğinin de tüzük hükmü olduğunu deklare etmişti. Acaba öyle miydi? Bunun için geçmişe bakmak gerekiyordu.

Orhan Koloğlu’nun bizzat Büyük Kulüp arşivine dayandırarak yaptığı çalışma, geçmişten örnekler sergilemesi bakımından önemliydi. Ancak daha da önemlisi, Duran Akbulut’un, gazeteci Faruk Mercan’a “1950’li yıllardan bu tarafa burada hükûmetler yıkılmış, hükûmetler kurulmuş.” ifadesini kullanmış olmasıydı.

Büyük Kulüp fikri, 1 Aralık 1881’de, “Avrupalıların Osmanlı topraklarında sadece kendilerinin egemen olduğu, hiçbir yerlinin -daha açıkçası Osmanlı yönetimini temsil eden bir kimsenin- etkili olmayacağı bir mekanizmanın kurulması tasarlanarak” oluşturulmuş ve Büyük Britanya Büyükelçisi Sir Alfred Sandison’un girişimleri ile harekete geçirilmişti. İlk etapta 90 kişilik bir üye aday listesi tespit edildi. Kuruluş işlemlerini Sandison, Graziani, Wrench, Th. Mavrogordato, Testa, Kont Collobiano, Vigoureux, Wallace, Bertrand’dan müteşekkil 9 kişilik hazırlık komitesi yürütecekti. 1882’deki genel kurul toplantısında oturum başkanlığına Alman Büyükelçisi Baron Hirschfeld seçildi. İlk tartışma kurucu üyeler listesi konusunda oldu. Sultan II. Abdülhamid’in yaveri İzzet Bey’in kurucu olarak kaydı yapılmamıştı. Orhan Koloğlu’na göre, Sultan Abdülhamid’in, Avrupalı elçilerin başrolü oynadığı, önemli ticaret ve maliye uzmanlarının ve bütün yabancı askerî ataşelerin yer aldığı böylesi bir kurumu göz ardı etmesi düşünülemezdi. Bunun üzerine istifalar oldu. Bir ara yol olarak da hazırlık komitesinin başkanlığına İran elçisi Muhsin Han’ın seçilmesi tercih edildi.

1882’de kurulan Cercl d’Orient’in kurucular listesindeki 78 kişiden 59’u, Osmanlı vatandaşı değildi. İçlerinde sadece İran elçisi Muhsin Han Müslümandı. Koloğlu’nun düştüğü kayda göre, Osmanlı tebaası kişiler içinde de sadece üç Türk vardı: Münir ve Refet beylerle Yaver Paşa.

1882-1907 yılları arasında kulübe 518 yabancıya karşılık 52 Osmanlı vatandaşı dâhil olmuştu. 1908-18 yılları arasında, -önde gelenleri dâhil- İttihatçı bir yığılma ile karşılaşmamıza rağmen durum 279 yabancı, 129 Osmanlı vatandaşı şeklinde idi. Cumhuriyet kurulduktan sonra 1923-36 yılları arasındaki oran 322 yabancı, 92 Türk üye olarak kayıtlara geçmişti.

1944’te Cercle d’Orient ismi Büyük Kulüp olarak değiştirildi. Kuruluşun ismi Serkldoryan olarak da okunuyor ve yazılıyordu. Kendisi de Büyük Kulüp üyesi olan Hüseyin Cahit Yalçın, kulübün nasıl Türkleştirildiğini anılarında şöyle anlatıyordu: “1914 tarihine gelinceye kadar Beyoğlu’ndaki Küçük Kulüp (İstanbul Kulübü, bu adla anılırdı) tamamen bir ecnebi yuvası sayılırdı. Beyoğlu’nda hüküm süren Levanten ruhu Türk’ün en büyük, en durup dinlenmek bilmez düşmanıydı. Aleyhimizde her türlü iftiralar ve fena sözler Beyoğlu’ndan çıkardı. Bu Türk aleyhtarlığı propagandasında Beyoğlu’nun mühim iki kulübünün büyük hissesi olabilirdi. (…) İttihat ve Terakki bunun farkındaydı. Büyük Harbin çıkması Beyoğlu’nun kulüplerini Türkleştirmek için bir fırsat temin etmişti. Talat vesair ileri gelenler, Yüksek Türk memurlarının ve Türk gençlerinin Senkldoryan’a ve Küçük Kulüp’e girmelerini, oralarda bir Türk ekseriyeti vücuda getirmelerini, oralarda da etkili olmalarını istiyorlardı.”

Kulüp tarihine baktığımız zaman sürekli bir gelir-gider dengesi gözetmekle meşgul olunduğu göze çarpıyordu. Dengenin sağlanması ve gelir elde etmek için de kulüp kapıları dışarıdan davet ve davetlilere açılıyor, kâğıt oyunları dâhil çeşitli salon oyunları da devreye sokuluyordu. Açık arttıkça bu oyunlara zam da yapılıyordu. Ülkenin içinden geçtiği savaş ve ekonomik sıkıntı yılları kulübe de yansımıştı, doğal olarak. Bu sıkıntılar neticesinde bazı dönemler üye sayısı çok geriliyordu. Bu da kulübün maddi kaybı demekti. Böyle dönemlerde, cazibe merkezi olmak için yerli-yabancı önde gelen isimlerin kulübe üye olması teşvik ediliyordu. Kulüp bazen restoran ve eğlence merkezi gibi de işletiliyordu, gelir elde etmek için.

Kulübün cazibe merkezi olması için bir dönem dışişleri bakanları kulübün tabii başkanı sayıldı. Hükûmetlerle bırakın yakınlaşmayı, iç içe girildi böylece. Numan Menemencioğlu, Necmettin Sadak, sonrasında sabık da olsa Tevfik Rüştü Aras dahi başkanlık yaptı kulübe. Adnan Menderes döneminde de iktidarın ilgisini çekme çabaları sonucu Menderes’in bakanlarından Mükerrem Sarol başkanlığa getirildi. Menderes’in başbakanlık müsteşarı, mason Ahmet Salih Korur da bu yıllarda üye olmuştu Büyük Kulüp’e. Hükûmetlerle sıcak temas sonuç vermiş, Mason Üstadı Şükrü Kaya’nın önerisiyle masonların uykuya yattığı bir süreçte, 1936 ile 1954 yılları arasında Büyük Kulüp 350 yeni üye kabul etmişti.

27 Mayıs 1960’ın kaldırdığı toz duman içinde herkes bir köşeye çekilince kulüp yine maddi gelirden yoksun kalmıştı. Hem üye sayısını artırarak gelir elde etmek hem de darbecilerin cirit attığı ortamda onlarla yakın temasta olmak için 17 Mart 1962’de yeni bir karar alındı. “Kurucu Meclis üyeleri ile devletin birinci ve ikinci derecedeki yüksek kademelerinden ve muadili diğer devlet teşekküllerinden emekliye ayrılmış olanlardan kulübe girmek isteyenlerin müracaat tarihinde cari duhuliyenin yarısı” alınacaktı.

Buna rağmen böyle bir dönemde bile kulüp, 15 Eylül 1960’ta, yani 27 Mayıs’tan 4-5 ay sonra Hazine’ye 30 bin lira bağış yapmıştı. Bunu nasıl izah etmek gerekirdi? 27 Mayıs’tan hemen sonra, 17 Temmuz’da eski millî savunma bakanlarından Hüsnü Çakır’ın başkanlığa getirilmesi Koloğlu’na göre ‘askerî iktidarla hoş geçinmenin yolu’ olarak değerlendirilmişti.

Siyasetten uzak kalma çabaları ne derece geçerli idi dernek için? Yine Koloğlu’na kulak verirsek, kulüp, daha başlangıçta siyasetle meşgul olmama ilkesini kabul etmişti: “Bakkalına, hamalına kadar her köşesi ve kişisi siyasete bulaşmış olan Beyoğlu’nda bunun uygulanması kolay değildi. Özellikle de kulübün en koyu uluslararası siyasetçileri bir araya getirme amacı güttüğünün bilinmesi bunun zorluğunu daha da belirginleştirmişti.” Buna rağmen 1908’deki 2. Meşrutiyet’in ilanına kadar geçen dönemde, onca olaya rağmen kulüp zabıtlarında siyasete dair pek iz yoktu. Peki, nasıl oluyordu bu? “Kulübün içinde siyaset, dikkatlerden uzak baş başa yapılan görüşmeler ve okuma salonundaki yayınların izlenmesi ile yürütülüyordu.” Tabii o zamanki şartlarda.

9 Ağustos 1915’te sadrazam olduğu sırada, Alman elçisi Wangenheim’ın yerine Büyük Kulüp Başkanlığı’na seçilen Sait Halim Paşa, komite toplantılarına aralıksız başkanlık etmişti. Büyük Kulüp üyeleri Osmanlı’dan bu yana toplumun ve devletin ileri gelenleri arasında yer alıyordu. İbrahim Hakkı Paşa da Sultan Abdülhamid zamanında kulübe üye olmuş, 1911’de sadrazamlığa gelmiş üyelerden biriydi. Ve kulübe eskisi gibi devam ediyordu. Hatta “İtalya elçiliği müsteşarı Garbasso’nun, Libya için Osmanlı Devleti’ne savaş ilanı notasını 29 Eylül 1911 gecesi, Paşa kulüpte her zamanki gibi briç oynarken sunduğu” söyleniyordu.

1950’lerden sonra, Demokrat Partililerin de toplumun ileri gelenlerini oluşturmasıyla yerli üyeler arasında hariciyeciler, bürokrasi mensupları ile iş ve sanat dünyasından da katılımlar artmaya başlamıştı. 1944’te kadınlara da önce eş durumundan üyelik yolunun açılması ile kulüp üye sayısını artırmaya başlamıştı. Üye çocuklarının dörtte bir oranında aidatla kabul edilmesiyle, kulüp, 1987 albümüne göre 2660 kayıtlı üyeye ulaşmıştı. O albümde ilk göze çarpanlar arasında Aydın Doğan, Ayhan Şahenk, Vehbi Koç, Erol Sabancı, A. Cevher Özden, Ali Balkaner, Ulusoylar, Erdoğan Demirören, Güven Sazak, Fuad Bezmen, müteahhit notu düşülmüş Hüsamettin Özkan, Fethi Çelikbaş, Murat Vargı, İbrahim Polat, Kadir Hasoğlu (Has), M. Emin Cankurtaran, Eşref Cerrahoğlu, Metin Aşık, Mustafa Süzer, Saray Halı’nın sahibi Necati Kurmel, Nejat Basmacı, Osman Merzeci, Ömer Dinçkök, Raif Dinçkök, Semih Sohtorik, Şehmus Tatlıcı, Ünal Temelli, Vural Arıkan, Zeynep Ekren (Özal), Bülent Ulusu, bugün Ergenekon firarisi Bedrettin Dalan, Adnan Kahveci, baba Kaya Çilingiroğlu, Bülent Eczacıbaşı’nın kayınpederi Turhan Esener, Cevdet Akçal, -o zaman memur sıfatı ile- Mehmet Ağar, Erol Aksoy, Hüsnü Özyeğin, Faruk Süren, Sami Erdem, Yalım Erez, Melih Sipahioğlu, Reşid Şerif Egeli, Sadettin Bilgiç, Mesut Yılmaz ve kuzeni Erol Yılmaz Akçal, Emin Şirin, Safa Reisoğlu, Altemur Kılıç, M. Ömer Çavuşoğlu, Can Bartu, Ercan Arıklı, Rauf Tamer, Güngör Uras, Togay Bayatlı, Çetin Emeç, Erol Simavi, Malik Yolaç, Ertuğrul Soysal, Fahrettin Aslan, Ajda Pekkan, Celal Şengör’ün babası m. Cemalettin Şengör, Coşkun Kırca, Nevzat Ayaz, Nüzhet Kandemir, Ümit Pamir, MİT üst yöneticisi O. Nuri Gündeş, mason üstadı Enver Necdet Egeran bulunuyordu. Üyeler arasında gayrimüslim iş adamlarının sayısı da az değildi.

Üye sayısı 6 bine ulaşan Büyük Kulüp, toplumun önde gelen vitrin isimlerine kapılarını açmıştı. Yurt dışında da Belçika, İspanya, İngiltere, İtalya, Fransa ve Almanya’da kardeş kuruluşları olan ve üyeleri buralardan karşılıklı avantajlı faydalanan Büyük Kulüp, askerlerin yanı sıra AK Parti’den ve akla gelen pek çok kesimden ismi bünyesinde barındırıyor artık. İbrahim Tatlıses, Hikmet Çetin, Köksal Toptan, Aykut Kocaman, Gül Sunal, Tekin Akmansoy, Ahmet Özal, Gürsel Tekin, Muharrem Eskiyapan, Abdülkadir Aksu, Dengir Mir Mehmet Fırat, Tufan Türenç, Tevfik Altınok, Doğan Cansızlar, Okan Oğuz, Yalçın Sabancı, A. İhsan Karacan...

1882’de Baron De Hirschfeld ile başlayan başkanlık yarışı, Raif Dinçkök’ün 1976’dan 94’e kadar uzun yıllar görev yapmasıyla devam etti. Dinçkök’ün vefatıyla boşalan başkanlığa eski başbakanlardan Bülent Ulusu geldi. O da bayrağı 1996’da Duran Akbulut’a bıraktı. Artık başkanlık seçimlerinin listeler savaşına döndüğü Büyük Kulüp’te, 2006’da Aytaç Yalman ile Necati Özgen ayrı listelerden yarışmıştı. 14 Mart 2010’daki seçimlerde ise 28 Şubat’ın önde gelen isimlerinden Çevik Bir, Duran Akbulut’un; Salim Dervişoğlu da Gündüz Kaptanoğlu’nun listesinde yer alıyordu. Mehmet Nuri Kuriş de yarışa katılmıştı. Sonuçta Duran Akbulut 1344 oyla, sadece 75 oy farkla Kaptanoğlu’nu geride bırakabildi. Kuriş, 395 oy aldı.

Büyük Kulüp tarihi ile ilgili yazılmış fazla kitap yok. Şeffaflaşmadan bahsetmek söz konusu değil. Üyeler ve başkan da topluma açık durmuyor. Türkiye’nin en karmaşık dönemlerinde önde gelen insanları bünyesinde barındıran böylesine kuruluşların tarihe ışık tutacak bilgilere sahip olduğu muhakkak.

Mali sıkıntılarını geride bırakan Büyük Kulüp, artık trilyonlara da hükmediyor. Kadıköy Çiftehavuzlar’da, üyelerine, eğlenceden sosyal aktiviteye çok zengin içerik sunan Kulüp’te masalarda neler konuşuluyor bilinmez ama bilinen son dönem genelkurmay başkanları ile Çevik Bir gibi, 28 Şubat sürecinde ‘çok çalışan’(!) subayların buraya sadece yorgunluk atmak için gelmediğidir, herhâlde.

Büyük Kulüp başkanları

19.03.1882- Baron De Hirschfeld

15.03.1883-Muhsin Han

14.12.1891-S.E.M De Melidow

09.12.1899-Prince Maurocordato

15.12.1902-Baron De Calice

08.12.1906-Comte De Dudzcele

13.12.1909-Baron de Marschall

04.05.1912-S.E. Mahmud Muhtar

06.12.1913-Baron De Kangenheim

11.12.1915-Said Halim Paşa

26.12.1919-M. Reşit Paşa

09.12.1922-G.O. Wallenberg

19.12.1935-A. Hamid Tarhan

08.10.1936-Cemil Topuzlu

02.05.1942-Fethi Okyar

06.02.1944-Numan Menemencioğlu

21.03.1946-Necmeddin Sadak

28.02.1953- Saffet Baştımar

14.03.1955-Tevfik Rüştü Aras

04.03.1956-Cavit Ekin

09.03.1958-Mükerrem Sarol

17.07.1960-Hüsnü Çakır

23.02.1964-Hamdi Akça

07.03.1965-Ali Esad Birol

11.02.1971-Sahir Kurutluoğlu

25.02.1976-Raif Dinçkök

1994-Bülend Ulusu

1996-Duran Akbulut

Kaynak: Aksiyon

Afganistan’da Türk kanı aktı

TSK’ya ait Skorsky tipi helikopter, güç kaybı nedeniyle düştü, 4 Mehmetçiğimiz yaralandı
ABD’nin işgal altında tuttuğu ve Türkiye’yi ‘muharip güç’ için sıkıştırdığı bir dönemde, Afganistan’da TSK’ya ait bir Sikorsky helikopter düştü. Büyük yankı uyandıran kazada 4 Mehmetçik yaralandı. NATO Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü sözcüsü Yarbay Todd Vician 4 askerin yaralandığını açıklarken, Genelkurmay sitesinde yaralı asker sayısı 2 olarak verildi.

Amerikan işgalinde Türk kanı döküldü

Amerikan işgali altında bulunan Afganistan’da Mehmetçiğin kanı aktı. Ülkenin güneybatısında Türk Kara Kuvvetleri’ne bağlı Skorsky tipi bir helikopter düştü. Kazada dört askerimiz yaralandı. Kaza dün yerel saatle 08.00 sıralarında meydana geldi. Türkiye’nin il imar timinin bulunduğu Vardak’a giden helikopterin güç kaybı nedeniyle düştüğü belirtildi. Olayda bir askerin şehit olduğu bilgisi yalanlandı.

Rakamlar çelişti
Genelkurmay Başkanlığı, kazaya ilişkin internet sitesinde yaptığı açıklamada yaralı sayısını iki olarak verdi ve yaralı askerlerin hastaneye kaldırıldığını açıkladı. NATO öncülüğünde görev yapan Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü sözcüsü Yarbay Todd Vician ise dört askerin yaralandığını söyledi.

Bataklığa çekme...

Afgan polis yetkilisi Mirzak Han da, helikopterin Vardak’taki bir üsse inmeye çalışırken teknik sorunlar sebebiyle bir dağa çarparak sert iniş yaptığını ifade etti. İşgal bölgesinde yaşanan bu olay büyük yankı uyandırdı ve Amerika’nın Türkiye’den muharip güç isteğini tekrar gündeme getirdi. İşgal bataklığından Türk askerini kullanarak çıkmayı planlayan ABD’nin isteklerini yorumlayan uzmanlar, AKP’ye uyarılarda bulundu.

Bin 700 askerimiz bölgede

Afganistan’da görev yapan Türk askeri sayısı Kasım ayında yapılan takviyelerle bin 700’ü buldu. Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, 3 Ekim’de düzenlediği haftalık basın bilgilendirme toplantısında Türk askerlerinin Afganistan’daki görev teslimi hakkında bilgi vermişti. Gürak, 1 Kasım tarihi itibariyle Afganistan’a gidecek asker sayısının ise 1 bin 700 civarında olacağını ifade etmişti. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, kasımdan itibaren bölgedeki Türk askeri sayısının 1 bin 700’e çıkacağını söylemişti. Kasım ayından önce Afganistan’da 720 askerimiz görev yapıyordu.
Yeni Çağ

29 Mart 2010 08:55
Orgeneral Berk Niçin Açığa Alın(a)madı
Ergenekon sanığı Orgeneral Berk, açığa alınmanın eşiğinden böyle döndü... Genelkurmay-Bakan trafiği...

Berk, açığa alınmanın eşiğinden böyle döndü

Genelkurmay, Ergenekon sanığı Orgeneral Saldıray Berk'in açığa alınma ihtimalini şubat ayında Savunma Bakanı'na sordu. Görevden alma yetkisi olan Vecdi Gönül, "Böyle bir hazırlık yok. Başbakan talimat verirse gereği yapılır" deyip, davayı izlemeyi tercih etti

Erzincan'daki Ergenekon davasının bir numaralı sanığı olan 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'le ilgili iddiaların gündeme damgasını vurduğu sırada, Ankara'da kritik görüşmeler yapıldığı ortaya çıktı. Buna göre Ordu Komutanı'na görevden el çektirme yetkisi bulunan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile üst düzey komutanlar arasında şubat ayının son haftasında yoğun temas trafiği yaşandı.

AK PARTİ'DE DE TARTIŞILDI

Buna göre, üst düzey askerlerin o dönemdeki "Açığa alma hazırlığınız mı var" şeklindeki nabız yoklamasına, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün yanıtı kısa ve net oldu: "Şu anda böyle bir hazırlığım yok. TSK Personel Kanunu açık. Sayın Başbakan bir talimat verirse gereğini yerine getiririm." Özel yetkili savcılara ifade vermeyi reddeden Orgeneral Saldıray Berk'in görevden alınıp alınmayacağına ilişkin tartışmaların AK Parti yönetiminde de yapıldığı öğrenildi. Bir komutanı 'açığa alma' yetkisi bulunan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e bu yönde sorular sorulduğu, Gönül'ün de "kanuna bakılmasını" işaret ettiği bildirildi.

Kaynak: Sabah

31 Mart 2010
Balyoz'dan 9 Askere Tahliye
Balyoz Darbe Planı nedeniyle tutuklanan 9 muvazzafa tahliye. Tahliye olan muvazzaflar ve tahliye nedeni.....
Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

20:00 - İKİ KİŞİ DAHA TAHLİYE EDİLDİ

Balyoz Hareket Güvenlik Planı soruşturması kapsamında tutuklanan Albay Hasan Basri Aslan ile Albay Taylan Çakır tahliye edildi.

19:24 - ÖNCE DÖRT TAHLİYE HABERİ GELDİ

Balyoz soruşturması kapsamında tutuklu bulunan muvazzaf subaylar Ramazan Cem Gürdeniz, Albay Hüseyin Özçoban, Yarbay Yusuf Kelleli ve Tuğgeneral Aziz Çakmak tahliye edildi.

Avukat Şule Nazlıoğlu'nun tahliye istemli İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verdiği dilekçeyi inceleyen mahkeme, mevcut delil durumunu dikkate alarak Cem Gürdeniz, Albay Hüseyin Özçoban, Yarbay Yusuf Kelleli ve Tuğgeneral Aziz Çakmak'ın tahliyesine karar verdi
aktifhaber

Askeri Birlikte Patlama

Gaziantep'teki 5. Zırhlı Tugay'da el bombası patlaması sonucu 1 uzman çavuşun öldüğü, 1 astsubayın da ağır yaralandığı bildirildi.
Haber101

BALYOZ SORUŞTURMASINDA 19 TAHLİYE

01.04.2010
Balyoz Soruşturması kapsamında tutuklanan, soruşturmanın 1 numaralı ismi emekli Orgeneral Çetin Doğan tahliye edildi.

Çetin'in avukatlarınca, tutukluluğun kaldırılması yönünde yapılan başvuru, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Üye Hakimi Oktay Kuban tarafından değerlendirildi.

Dünden bugüne toplam 19 tahliye gerçekleşti. Toplamda ise bugüne kadar 35 tahliye gerçekleşti. Cezaevi'nde bulunan tutuklu sayısı 6'ya düştü.

Odatv

04 Nisan 2010
KUBAN TAHLİYELİLERİNE ŞOK
Hakim Kuban'ın Balyoz darbe planı soruşturması çerçevesinde tahliye ettiği 22 kişiden 21'i için yeniden yakalama kararı çıkarıldı.

İstanbul 12. AĞır Ceza Mahkemesi, Balyoz Darbe Planı kapsamında görülen davada Hakim Oktay Kuban'ın tahliye ettiği 21 sanık için tutuklama kararı çıkartıldı. 21 kişinin içinde GATA'ya sevk edilen Çetin Doğan da var.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi Üye Hakimi Oktay Kuban'ın, tahliye ettiği Balyoz zanlıları için Ergenekon savcılarının itirazı üzerine, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından "tutuklama kararı" çıkartıldı.

Geçtiğimiz perşembe gecesi, aralarında Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın aralarında bulunduğu 8'i emekli 11'i muvazzaf 19 asker Nöbetçi Hakim Oktay Kuban'ın kararıyla tahliye edilmişti.

Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar tahliyelere itiraz ederek İstanbul 12. Ağır Ceza Heyeti'ne başvuruda bulundu. Heyet bugün aldığı kararda tahliye edilen 19 sanığın yeniden tutuklanmasına karar verdi.

DOĞAN GATA'DA

Perşembe gecesi tahliye olan Balyoz Darbe Planı'nın altında imzası olduğu iddia edilen Orgeneral Çetin Doğan cuma günü bel fıtığı rahatsızlığından dolayı GATA'ya yatırılmıştı.


Mahkeme heyeti, savcıların yeniden tutuklanmasını istediği Emekli Tümamiral Özer Karabulut'un tutuklanmasına gerek görmedi.

İŞTE YENİDEN TUTUKLANACAK OLAN 21 KİŞİDEN 19'UNUN İSİMLERİ

Önce tahliye edilen arkasından da yeniden tutuklama kararı çıkarılan 8'i emekli 11'i muvazzaf 19 askerin isimleri şöyle:

Emekli askerler; Korgeneral Engin Alan, Orgeneral Çetin Doğan, Tuğgeneral Süha Tanyeli, Tuğgeneral İzzet Ocak, Albay Kubilay Aktaş, Albay Suat Aytın, Albay Bülent Tuncay, Albay Ümit Özcan.

Muvazzaf tutuklular: Tümamiral Semih Çetin, Tümgeneral İhsan Balabanlı, Tuğgeneral Bekir Memiş, Albay Yüksel Gürcan, Albay Levent Çehreli, Albay Abdullah Zafer Arısoy, Albay Recep Yıldız, Albay Mustafa Önsel, Yarbay Ali Rıza Sözen, Astsubay Musa Fariz, Yarbay Hanifi Yıldırım.
aktifhaber

ŞEMDİNLİ'DE 4 ASKER TUTUKLANDI

1 Nisan 2010 22:45
Geçtiğimiz Cuma günü Hakkarinin Şemdinli ilçesinde savcılık talimatıyla gözaltına alınan 4 asker bugün çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Tutuklananlar arasında, 1 üsteğmen, 1 astsubay ve 2 er bulunuyor..
26 Mart Cuma günü savcılık kararıyla jandarma ve emniyet güçleri tarafından yapılan operasyonlarda 'kaçakçılık' yaptıkları gerekçesi ile aralarında askerlerin de bulunduğu 13 kişi gözaltına alınmıştı. haber10

İŞTE YENİ İHBAR MEKTUBU

2 Nisan 2010 09:36
'Kaos Planı'nda ıslak imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'in ses kaydını ortaya çıkaran oguzyurdu.com internet sitesinde dün bir ihbar mektubu yayınlandı.
Deniz Kuvvetleri'nde görevli bir subay tarafından kaleme alınarak Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı ve basın kuruluşlarına gönderildiği ileri sürülen mektupta ilginç iddialar var. Buna göre, adı soruşturmaya karışmış olan Deniz Kuvvetleri'nde görevli üst düzey komutanlar, davadan kurtulmak için masum TSK personelini işin içine katmaya çalışıyor. Mektupta komutanların bunun için özel fişlemeler yaptığı aktarılıyor.

Mektupta üst düzey bazı komutanların kendilerini aklamak için TSK'daki masum personeli fişlediği aktarılıyor. İşte o mektuptan bazı bölümler:

Söz konusu personel (komutanlar), kendilerini birilerinin ihbar ettiği düşüncesiyle sadece mahiyetindeki personeli değil etrafındaki kendileri gibi suçlamalara maruz kalmamış tüm personeli potansiyel bir ihbarcı olarak görmektedir. Bu nedenle askeri teamüllere uygun olmayan kararlar, ast üst ilişkileri gelişmektedir. Bu durumda tüm personelde rahatsızlık oluşmaktadır.

İddianamelerin kendilerinde yarattığı panik, asabiyet, endişe, vehim ve gerginlik nedeniyle personele kötü muamele ve psikolojik işkence (bağırma, aşırı azarlama, gereksiz adli işlem yapma ve ceza verme, her türlü tehdit vs...) yapmaktadırlar.

İçinde bulundukları vahim durumdan kurtulmak maksadıyla; başta Savcı Binbaşı Taner Güçlü olmak üzere askeri savcı ve hakimlerle birlikte yapay davalarla (Örneğin, Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı'nın 2010/433 No'lu soruşturması) bir kısım personeli fişleyerek, isimleri iddianamelerde geçmeyen rastgele kişileri suçlamaktadırlar. Her türlü iftira, entrika vs. ile sahte deliller oluşturmaktadırlar. Hatta yalancı şahit bulmaktadırlar. Davaların haricinde kalan zamanlarda ihbarcı olarak kimleri suçlayabiliriz şeklinde düşünerek planlar yapılmakta ve şüpheli ve sanık listesi oluşturmaktadırlar.

Savcı Bnb. Taner Güçlü ve Koramiral Kadir Sağdıç mezkur yapay dava ile hem kendilerini içlerine düştükleri vahim durumdan kurtarmayı planlamakta hem de başta Ergenekon olmak üzere halen devam eden Poyrazköy, amirallere suikast ve Kafes davalarının kurgu ve komplo olduğunu, bunun da yukarıda sahte delillerle oluşturdukları sözde hain askeri personel, polis ve bunların işbirlikçilerinin (ihbar-jurnal kurgusuyla) eseri olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadırlar.

Sanık/şüpheli durumundaki amirler/komutanlar, içinde bulundukları vahim durumdan kurtulmak maksadıyla her türlü iftira, entrika vs. ile sahte deliller oluşturarak, askeri savcı ve hakimlerin de desteği ile yapay davalarla isimleri iddianamelerde geçmeyen bir kısım personeli fişlemekte, rastgele kişileri suçlamakta ve kaos oluşturmaya çalışmaktadırlar.

KOMUTANLAR AÇIĞA ALINMALI

Meçhul subayın ihbar mektubunda soruşturmaların sağlıklı olarak yürütülebilmesi için neler yapılması gerektiğine de değiniliyor. İşte o bölümler:

İddianamelerde ismi geçen özellikle üst rütbeli subay/amirlerin, süratle ilgili kanunun da gereği olarak görevden alınması/açığa alınmasının ve/veya müstakil komutanlık görevlerinden alınarak Dz.K.K Karargahında uygun bir göreve atandırılması ve kontrol altında tutulması gerekmektedir.

Türkiye'nin çağdaş demokratik hukuk devleti normlarına ulaşmasına önemli katkılar sağlayacak Ergenekon, Balyoz, amirallere suikast vs. davalarını sekteye uğratmayı amaçlayan ve Savcı Bnb. Taner Güçlü eliyle yürütülen yukarıda açıklanan sahte/yapay davaların engellenmesi için gerekli tertip tedbirin alınmasının, hayati önemi haiz olduğu değerlendirilmektedir. ZAMAN

Emekli binbaşıdan silahlı eylem
Bursa'nın Gemlik İlçesi'nde kendisini yaşadığı apartmanın 6. katındaki dairesine kilitleyen emekli bir binbaşı, intihar girişiminde bulundu. Bölgede güvenlik önlemleri alan polislere ''yaklaşanı vururum" diyen emekli binbaşı, yaklaşık 4 saat ikna çabalarının ardından intihardan vazgeçirildi.
05 Nisan 2010

Bursa'nın Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Manastır Mahallesi Solaksubaşı Sitesi 6. katta yaşayan emekli binbaşı Kadri Yaşarlar (61) kendisini evine kitlediği ve intihar edebileceği bilgisi üzerine evinin çevresinde güvenlik önlemi aldı.

Polisin haber vermesiyle olay yerine askeri personel ve itfaiye ekibi de evin çevresinde önlem aldı. Yaşarlar'ın eşinin başka bir apartman dairesinde bulunduğu, irtibatlı olduğu kişilere, "yaklaşanı vururum" diye konuştuğu öğrenildi.

Eve sağlık ekiplerinin girmesine izin veren emekli binbaşı, intihardan vazgeçmesi yönündeki telkinleri kabul etmedi. Yaklaşık 4 saat süren çabaların ardından Yaşarlar'ır devre arkadaşı olduğu belirtilen Serdar isimli bir emekli asker eve geldi. Devre arkadaşının kendisiyle konuşması sonucu ikna olan Yaşarlar, evden çıkarıldı. Yaşarylar, ifadesi alınmak üzere polis merkezine götürüldü. Emekli binbaşının ticaretle uğraştığı ve işlerinin bozuk olduğu öne sürüldü.
habertürk

06 Nisan 2010
"Balyoz"da 4 Tutuklama 2 Tahliye
Tümgeneral Dalay, Emekli Org. Sarıışık, emekli Tümg. Karababa, emekli Kurmay Albay Can tutuklandı; Deniz Kurmay Yarbay Uçar ve Emekli Yüzbaşı Mehmet Ulutaş tahliye edildi.



Balyoz Darbe Planı" soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, emekli Tuğgeneral Nuri Ali Karababa ve emekli Albay Mümtaz Can tutuklandı. Mahkemeye sevk edilen emekli Yüzbaşı Mehmet Ulutaş ise serbest bırakıldı.

Daha önce İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Oktay Kuban tarafından sorgulandıktan sonra serbest bırakılan ve savcıların itirazı üzerine aynı mahkemenin heyetince hakkında yakalama emri çıkarılan Tümgeneral Dalay da bu akşam saatlerinde tutuklanmıştı. Deniz Kurmay Yarbay Ertuğrul Uçar ise tahliye edilmişti.
aktifhaber

06 Nisan 2010 18:20
Balyoz Soruşturmasında Tahliye
Balyoz soruşturması kapsamında Deniz Kurmay Yarbay Ertuğrul Uçar tahliye edildi.

Balyoz soruşturması kapsamında Deniz Kurmay Yarbay Ertuğrul Uçar tahliye edildi. aktifhaber

06 Nisan 2010 20:08
Balyoz Güvenlik Harekat Planı" soruşturması kapsamında hakkında yakalama emri çıkartılan Emekli Orgeneral Çetin Doğan, avukatları aracılığıyla yazılı açıklama yaptı

Doğan, ifadesini alan ve soruşturma dosyasındaki görevinden önceki gün alınan Savcı Bilal Bayraktar hakkında şok suçlamada bulundu. Doğan, açıklamasında “Sayın Bilal Bayraktar özel yetkilerle donatıldığı mevcut görevlendirmeden 2009 yılının adil tatilinin başladığı gün haberdar edildiğini ve tatile çıkamadığını ifade etmiştir. Bildiğim kadarıyla Sayın Bayraktar o günden bu güne kadar geçen sürede, sadece Balyoz ile hemhal olmaktadır. Anlaşılan önceki savcılar ellerindeki belgelerden bir şeyler üretmekte yetersiz kalmıştır" dedi.

İDDİALARI YALANLADI

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan “Balyoz Güvenlik Harekat Planı" soruşturması kapsamında hakkında yakalama kararı çıkartılan ve GATA’da tedavi altında bulunan Emekli Orgeneral Çetin Doğan, avukatları aracılığı ile yazılı açıklama yaptı.

“Balyoz Güvenlik Harekat Planıönın iğrenç bir tezgah olduğunu öne süren Emekli Orgeneral Çetin Doğan, söz konusu planın 2 Aralık 2002 tarihine taşınmasına rağmen, 2005-2007 döneminde yazılan yazılardan kopyalandığını ve aynı dönemde meydana gelen gelişmelerden ilham alınarak yazıldığını belirtti. Doğan, savcılığın soruşturma dosyası üzerindeki kısıtlama kararının kalkmasından sonra ortada Balyoz'un hiçbir dayanağının kalmayacağını iddia etti.

Doğan, söz konusu belgelerin üzerinde sonradan rötuş yapıldığını ileri sürerek, “Balyoz Güvenlik Harekat Planıönın kesinlikle 1. Ordu’dan çıkmadığını da kaydetti. Doğan, bazı medya organlarında yer alan haberlerde bavul dolusu kozmik belgelerin 2002-2003 döneminde 1. Ordu Karargahı’ndaki görev yapmış bir subayın çalıştığı dönemde kozmik bürodan çıkarıldığı iddialarını doğru olmadığını ve bunun akla ve mantığa aykırı olduğunu anlattı. Doğan ayrıca “Balyoz Güvenlik Harekat Planı'na ilişkin belgelerin medya aracılığı ile değil daha önceden savcılara iletildiğini ifade etti.

SAĞLIK DURUMUYLA İLGİLİ BİLGİ VERDİ

Adliye çıkışında bir açıklama yapan Avukat Celal Ülgen ise, Doğan'ın sağlık durumuyla ilgili bilgi verdi. Avukat Ülgen, Çetin Doğan ile ilgili doktorların yoğun bir çalışma sürdürdüklerini ve Doğan'ın rahatsızlığının devam ettiğini belirterek, “Sağ bacaktaki duyu kaybı, uyuşma ve acı devam ediyor. Doktorlar öncelikle bu ağrı ve acıyı giderip gideremeyecekleri konusunda çalışıyorlar. Gideremeyecekleri anlaşıldığı taktirde de zorunlu ameliyat gerçekleşecek" dedi.
aktifhaber

Balyoz soruşturmasında tutuklama
EMk. Yümg. Çakan, Em. Yümg. Balta ve Emekli Tuğg. Kalkanlı tutuklandı. 1 emekli albay nöbetçi mahkemece serbest bırakıldı.

Çarşamba 07.04.2010 - 22:24

EMk. Yümg. Çakan, Em. Yümg. Balta ve Emekli Tuğg. Kalkanlı tutuklandı. 1 emekli albay nöbetçi mahkemece serbest bırakıldı. tımetürk

İşte savcıların tutuklama listesindeki 25 general
Özel Yetkili Savcılar Berk ile Bayraktar'ın 'yakalanacaklar listesi'nde tam 25 muvazzaf paşanın olduğu ortaya çıktı.
Çarşamba, 07 Nisan 2010 08:30

Dünya Bülteni/Haber Merkezi

Özel Yetkili Savcılar Mehmet Berk ile Bilal Bayraktar’ın Balyoz 3’ncü dalgada yakalanacaklar listesinde tam 25 muvazzaf paşanın olduğu ortaya çıktı.Başsavcılık tarafından durdurulan gözaltı listesinde 9’ncu ve 6’ncı Kolordu Komutanları, Yüksekova’daki Taktik Piyade Tümeni’nin Komutanı, Kuzey ve Güney Deniz Saha Komutanları bulunuyor.

Balyoz soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcılar Mehmet Berk ile Bilal Bayraktar, 25’i muvazzaf general, 53’ü muvazzaf subay, 20’si emekli toplam 98 asker hakkında arama ve yakalama talimatı verdi. Pazartesi sabahı aralarında Ankara, İzmir ve Çanakkale’nin de bulunduğu toplam 14 ilde eş zamanlı operasyonlar başlatıldı. Aralarında MGK eski Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, İstanbul eski GATA Komutanı emekli Tümgeneral Tunçay’ın da bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı.

3. Dalga durduruldu

Gözaltılar dalga dalga büyürken, öğleden sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcı VekiliTuran Çolakkadı şok bir kararla, “Başsavcı ve Başsavcı Vekili’nin onayı olmadan gözaltı ve yakalama olmasın” talimatına uyulmadığı gerekçesiyle 3. dalga operasyonunu durdurdu. Soruşturmayı yürüten savcılar Berk ve Bayraktar görevden alındı yerine yeni savcılar atandı. Balyoz Soruşturması’nın koordinatörü olan Özel Yetkili Savcı Süleyman Pehlivan’dan “imza” yetkisi alınarak, Mehmet Ergül’e verildi. Çolakkadı, 98 kişilik listede bulunan bazı isimlerin gözaltına alınma kararlarını da iptal etti.

Soruşturmadan almanın nedeni

3. Dalga Operasyonu’nun durdurulması ve savcılarının soruşturmadan alınmasına hangi gerekçelerin neden olduğu merak konusu oldu. VATAN, kamuoyunun merak ettiği bu sorunun yanıtını buldu. Özel Yetkili Savcılar Mehmet Berk ile Bilal Bayraktar’ın yakalanacaklar listesine tam 25 muvazzaf paşanın ismini yazdıkları ortaya çıktı.

Vatan gazetesinin haberine göre, savcıların listesinde yakalanacak generaller arasında Yüksekova’daki Taktik Piyade Tümen Komutanlığı ile Kuzey ve Güney Deniz Saha Komutanlıkları da dahil Türkiye’nin en hassas bölgelerinde, en üst düzeyde görev yapan generaller bulunuyor. İddiaya göre, Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı sıradışı bir kararla operasyonu durdurarak büyük bir krizi önledi.

İŞTE LİSTEDEKİ O İSİMLER

NEJAT BEK (6. Kolordu Komutanı Korgeneral)

KADİR SAĞDIÇ (Güney Deniz Saha Komutanı, Koramiral)

MEHMET OTUZBİROĞLU (Kuzey Deniz Saha Komutanı, Koramiral)

LEVENT GÖRGEÇ (Deniz Eğitim ve Öğretim Kom. Eğitim Yönetim Grup Bşk)

AHMET YAVUZ (Kara Harp Akademisi Komutanı Tümgeneral)

GÜRBÜZ KAYA (Taktik Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral)

E.CANER BENER (Güney Görev Grup Komutanı Tuğamiral)

ALİ AYDIN (Jandarma Kayseri Bölge Komutanı Tuğ.)

DİĞER GENERALLER

- Tevfik Özkılıç: 9. Kolordu Komutanı Korgeneral

- Korcan Polatsu: 1. Hava Kuvveti Komutan Vekili Tümgeneral

- Selim Erkal Bektaş: KKK Denetleme ve Değerlendirme Başkan Yardımcısı

- Ahmet Bertan Nogaylaroğlu: Hava Harp Akademisi Komutanı. Tümgeneral

- Hasan Fehmi CANAN: 2. Ordu Komutanlığı Kurmay Bşk ve Malatya Gar Kmt Tümgeneral

- Abdullah Gavramoğlu: Tümamiral Hücumbot Filo Komutanı

- Muammer AYDIN

- Nurettin Işık: Tekirdağ Şarkışla 95. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğ.

- Hakan AKKOÇ: 55. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Tuğ.

- Türkan ERTüRK: Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral

- Serdar Okan KIRÇİÇEK: DKK Plan Prensipler Başkanı Tuğ.

- Ahmet TüRKMEN: Denizaltı Filosu Komutanı Tuğamiral

- Muhsin ERDAL

- Fatih ALTUN Kurmay Albay

- Kazım ERDEM

- Gökhan GüNEY

- Doğan DÖNMEZ

ESKİ MGK SEKRETERİ TUTUKLANDI

"Balyoz Planı" iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında, gözaltına alınan aralarında eski MGK Genel Sekreteri Şükrü Sarıışık'ın da bulunduğu 3 emekli asker tutuklandı, 3 asker ise serbest bırakıldı.

İstanbul Terörle Mücadele ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, emekli Tümgeneral Nuri Ali Karababa, emekli Tuğgeneral Zekeriya Öztürk, emekli Kurmay Albaylar Beşler Güzel ve Mümtaz Can ile emekli Yüzbaşı Mehmet Ulutaş, burada bulunan Adli Tıp Şubesinde sağlık kontrolüne alındı. Bu kişiler daha sonra soruşturmayı yürüten savcılara ifade vermek üzere adliyenin beşinci katına çıkartıldı. Şükrü Sarıışık ile birlikte Karababa, Can ve Ulutaş tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Emekli Tuğgeneral Zekeriya Öztürk ve emekli Albay Beşler Güzel ise serbest bırakıldı. Mahkemede 3 saat ifadeleri alınan 4 emekli subay hakkındaki karar akşam saatlerinde açıklandı. Mahkeme, emekli subaylar Sarıışık, Karababa ve Can'ın tutuklanmasına, Ulutaş'ın da serbest bırakılmasına karar verdi. 3 tutuklu Metris Cezaevine konuldu. Öte yandan soruşturma kapsamında tutuklanan Yarbay Ertuğrul Uçar mahkeme tarafından tahliye edildi.
dünya bülteni

Özkök'ten Doğan'a Sert Cevap

Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hilmi Özkök, Çetin Doğan'a "haddini daha da aşarsa dava açacağım" dedi.

Yayına Giriş: 07.04.2010 12:05:39
Güncelleme: 07.04.2010 14:51:31

Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hilmi Özkök, kendisi hakkında çeşitli imalarda bulunan Balyoz Darbe Planı soruşturmasında tutuklanan Çetin Doğan’a sert tepki gösterdi.
Özkök, Doğan’a, Mevlana’nın bir sözüyle cevap verirken "haddini daha da aşarsa dava açacağım" dedi.

Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında tekrar tutuklanmasına karar verilen eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın, avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamalara, dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Org. Hilmi Özkök çok sert cevap verdi.

Gazetelere konuşan Özkök, konunun yargıya intikal ettiğini belirterek yorum yapmak istemediğini söyledi.

Bu nedenle gazetecilerin bazı sorularını cevapsız bırakan Özkök, bazı sorulara ise çarpıcı cevaplar verdi.

Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hilmi Özkök, "Esasen yargıya intikal etmiş konularda yargıyı etkileyecek beyanlarda bulunmamak gerekir. Ben buna her zaman özen gösterdim. Ancak görüyorum ki herkes karnından konuşuyor. Ortaya atılan ifadeler karnından konuşmaktır" dedi.

Eski Genelkurmay Başkanı Özkök, "Şimdi Mevlana’nın ’Lakin her lafa verilecek cevabım var" diye başlayan sözünü hatırlıyorum. Böyle iddia ortaya atıp, insanları töhmet altında bırakmak kabul edebileceğim birşey değil. Daha önce Çetin Doğan Paşa televizyondan çıkıp, ses kaydıyla ilgili olarak ’evet bu konuşmayı ben yaptım’ demedi mi? Bugüne kadar muhatap almama ve yanıt vermeme konusunda elimden geleni yaptım. Ancak daha ileri gider ve haddini daha da aşarsa bu iftira kampanyasını durdurmak için dava açacağım" dedi.

Çetin Doğan’a sert tepki gösteren Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, "bana soru sormak yerine, savcıların kendisine sorduğu sorulara cevap versin" dedi.

Özkök, "Dikkat ederseniz bu soruşturmaya muhatap olan herkes onurlu bir suskunlukla yargı sürecini bekliyor, ama bir tek o konuşuyor. Onun soru sorması değil sorulara cevap vermesi gerekiyor. Soru sorması gereken o değil, benim. Şimdi Savcılıktan kendisine yöneltilen sorular var. O bana sormak yerine kendisine sorulan bu soruları cevaplasın. Yapması gereken odur" diye konuştu.

Yargı sürecinin sonunda geçmişte yaşananların ortaya çıkacağını vurgulayan Özkök, bir generalin bu hale düşmesine üzüldüklerini söyledi.

Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hilmi Özkök Sözlerini şu şekilde sürdürdü;

"Bugün yaşananlar, geçmişte neyin, niçin gerçekleştiği zamanla belli olacaktır. Kendisine sorulan soruları yanıtlamak yerine, topu sağa sola atmaya çalışması çok üzücü. Bu konular hakkında gerçekleri açıklamak yerine, işin kolayına kaçıp olayı başkalarına havale etme anlayışı var. Yaşadığı büyük üzüntüleri saygıyla karşılıyorum. Allah kimsenin başına vermesin, ama maalesef bu hali psikoljik yanlışlar yaptırıyor. Hepimiz orduya hizmet etmiş bir Generalin bu hale düşmesine üzülüyoruz."
trt

08 Nisan 2010
Balyoz'da Tutuklama
Balyoz darbe planı iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan Astsubay Musa Fariz tutuklanarak cezaevine gönderildi. aktifhaber

09 Nisan 2010 16:20
Balyoz'da Flaş Gelişme
'Balyoz Planı' iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında hakkındaki yakalama emri yüzüne o


En son Ekim tarafından Cmt Nis 10, 2010 12:56 am tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Nis 07, 2010 9:58 pm    Mesaj konusu: 25 Generalden 1’i konuştu: Türk'üm suçluyum Alıntıyla Cevap Gönder

25 Generalden 1’i konuştu: Türk'üm suçluyum
07 Nisan 2010 Çarşamba 15:41
Müyesser YILDIZ

Balyoz darbe iddiaları kapsamında tutuklanacağı öne sürülen paşalardan birisi duygu ve düşüncelerini, kurşun gibi bir şiirle dile getirdi.

Avaztürk’e konuşan Paşa, Balyoz operasyonu kapsamında tutuklanması istenenler arasında adının geçmesini önemsemediğini söyledi. Adalete ve mahkemelere inandığını ifade eden Paşa, “Çağırırlarsa gideriz” dedi.

Paşa, Balyoz’a tepkisini ise şiirle gösterdi.

İşte o Paşa’nın ağzından, İstanbul Milli Eğitim eski Müdürü Ömer Balıbey’e ait olduğu öğrenilen “Leke” isimli şiirden birkaç dize:

Ne papyon kravatlı

Ne melon şapkalıyım

Ben özbeöz Türk’üm

Onun için suçluyum

Paşa’nın değerlendirmesi bundan ibaret değil. Neyle suçlandıklarını bilmediğini belirten Paşa, “Sağduyu galip gelecektir. Hukuka, adalete inanıyorum. Adalet mülkün, yani devletin temelidir. Adalet olmazsa, devlet çöker” dedi.
avaztürk

Komutanlar Üzerinden Büyük Oyun!
Adil YAVUZ
adilyavuzoglu@gmail.com

Şu İngilizlerin ve Amerikalıların bizim devlet adamlarıyla alıp veremediği nedir, çok merak ediyorum. İşlerini güçlerini bırakmış, Türkiye’yi yönetenlerin kimliklerini ve kişiliklerini kurcalıyorlar. Hadi araştırdılar ve fişlediler, hatta işlerine gelmeyenlerin önünü de bir şekilde kestiler…

Peki bir de açıktan açığa niye dillerine doluyorlar?

Amerikalı meşhur Türkiye Uzmanı Henri Barkey’den bahsediyorum. Bakın ne diyor:

“Ağustos ayında Genelkurmay Başkanlığına Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Işık Koşaner’in gelmesi öngörülüyor. Koşaner, çok farklı bir dünya görüşüne sahip bir kişilik. Küreselleşmenin Türkiye’nin düşmanı olduğunu ve büyük tehdidin ‘Amerikalılar ve Avrupalılar tarafından fonlanan sivil toplum örgütlerinden geleceğini’ savunuyor.”

Rahatsızlığını ifade etmekten çekinmeyen Barkey, genelkurmay başkanı atamasının, cumhurbaşkanı ve başbakanın onayıyla gerçekleştiğini hatırlatıp bir de akıl veriyor:

Amerikan düşünce kuruluşu Woodrow Wilson Center tarafından “Türk Ordusunun Rolü Üzerindeki Kriz” (The Crisis over the Role of the Turkish Military) toplantısıyla ilgili haberin tamamını okumak ve hangi MHP’li milletvekilinin de konuşmacı olarak katıldığını öğrenmek isteyenler Anadolu Ajansı’nın 4 Mart 2010 tarihli haberini okuyabilir.

Woodrow Wilson Center ismi kulağınıza tanıdık gelmiş olabilir. Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Doğuş Grubu’nun sahibi Ferit Şahenk’e uluslararası dostluk ödülü vermişti.

Neyse, Barkey’i bu kadar endişelendiren nedir, diye ben de bir araştırma yaptım. Org. Koşaner, bugünkü KKK’lığı görevini Org. Başbuğ’dan devralırken ulus devletleri bekleyen tehlikelerle ilgili gerçekten köşeli açıklamalar yapmış:

“Etnik kimlikçilik, cemaatçilik, kültürel farklılık gibi alt kimlikleri ön plana çıkaran girişimlerle ulus devlet yapısı dağıtılmaya çalışılmaktadır. Küresel güçler tarafından kurgulanan ve ülke içi medya, bazı akademik ve sermaye çevreleri ile sivil toplum örgütleri içine yuvalanan post-modern bir tabakanın oluşturduğu propaganda ve etki ağı; ulusal birlik, ulusal değerler ve güvenlik parametrelerinin zayıflatılması ve çözülmesi yönündeki gayretlerini sürdürmektedirler. Ülkemizin yumuşak gücünü oluşturacak sivil kabiliyetler geliştirilemediği gibi aksine dış fonlarla yönlendirilen sivil toplum örgütü veya kuruluşu görünümlü unsurlar, bozucu ve yıkıcı özellikleri ile kendileri güvenlik sorunu olmaktadırlar.”

Yabancı uzman ve gazetecilerin Türkiye’yi didikleme merakı yeni değil. Org. Başbuğ atanmadan önce de, İngiliz The Sunday Times buram buram provokasyon kokan bir haber yapmıştı. Överken göklere çıkarmayı tercih eden gazetede Başbuğ’un İngiltere Kraliyet Akademisi mezunu olduğu vurgulanarak şöyle deniyordu:

“Müthiş bir askeri şahsiyet ve geçen yıl oyların yüzde 47’si ile seçilen ancak kendisini laik toplumun koruyucusu olarak gören ordu tarafından güvenilmeyen Erdoğan hükümetinin dar bir siyasi çizgide hareket etmesini sağlayacak ideolojik bir şahin. Bu nedenlerden Başbuğ’un, Erdoğan’ın terfi etmesini tercih edeceği general olmadığı kesin gibi. Görevi bırakacak Org. Yaşar Büyükanıt da bir şahindi ancak impulsif idi ve başbakan daha etkin bir manevra üstünlük sağlayabiliyordu.”

Yine bir İngiliz dergisi The Ekonomist ise Başbuğ’un istifasını isteyen Baykal’ı eleştirirken ‘teflon’ diyecek kadar ileri gidiyordu. The Ekonomist’in Türkiye temsilcisi Amberin Zaman ise Taraf gazetesindeki köşesinde, “Başbuğ Amerikan ekolünden ziyade İngiliz askerî eğitim sistemine hayranlık duyuyor. Sandhurst’te Birleşik Krallık subaylarına verilen askerî eğitimi yakından incelemiş” yorumunu okuyucularıyla paylaşmıştı…

İngiliz ve Amerikalı düşünce kuruluşları devlet adamlarımızı deyim yerindeyse paylaşamıyor. İngiltere’nin Chatham House isimli düşünce merkezi de, bu yıl “Yılın Devlet Adamı” ödülüne Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü layık gördü.

Uluslararası barış için verilen ödüllere diyeceğim yok. Allah devamını getirsin. Ancak aşırılığın iki ucunda gezinerek, hakarete varan karalamalar yahut överken bu derece yalakalıktan ne bekliyorlar anlamıyorum!

Acaba anti Amerikancılığın prim yaptığı bir dönemde, “bakın ben Amerika’ya rağmen genelkurmay başkanı oldum” diyecek gerekçe mi sunuyorlar? Yoksa komutanları, “o Amerika’nın, bu İngiltere’nin, şu falan ülkenin adamı vs...” dedikodularıyla birbirine düşürmek, astlarıyla veya sivil otoriteyle aralarını mı açmak istiyorlar?

Umarım komutanlarımız da, genelkurmay başkanı olmadan önce her Kara Kuvvetleri komutanı için hazırlanan ‘çamur at’ kampanyalarının farkındadır ve bunun arkasında dönen asıl büyük oyunu görüyorlardır.

Büyükanıt ve Başbuğ’un 1. Başkanlığı için hazırlanan haber ve fotoğraf servislerini hep birlikte seyrettik. Korkarım onlar hala bu operasyonların ‘irticacılar’ tarafından hazırlanmış bir komplo olduğunu sanıyorlar…

Sıradaki tezgahlara dikkat! Gaza gelmemek gerekiyor.

8 Nisan 2010 - 00:07:31
habertaraf

Şehit babası: Komutanların ses kayıtları gerçek çıkmasın diye dua ediyorduk.

Hakkari'nin Çukurca ilçesinde 27 Mayıs 2009 tarihinde mayın patlaması sonucu 7 askerin şehit olmasıyla ilgili ortaya çıkan 'mayınların TSK'ya ait olduğu' yönündeki bilgiler, şehit ailelerini bir kez daha yıktı. Şehit aileleri, olaydan sonra internet sitelerine düşen komutanların 'mayının askeriyeye ait olduğu' yönündeki ses kayıtlarını duyunca inanmak istemediklerini ve konuşulanların gerçek olmaması için dua ettiklerini belirtti. Şehit aileleri, "Bu haberle bir kez daha aynı acıyı yaşadık, sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz." dedi.

Çukurca'da 27 Mayıs 2009 da meydana gelen mayın patlaması sonucu 7 Mehmetçik şehit oldu. Olayla ilgili Van Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma sonuçlandı. Soruşturma sonucunda mayınların MKE yapımı olduğu ve komutanların emri ile döşendiği öne sürüldü. 'Taksirle birden çok kişinin ölümüne sebep olmak' suçundan sorumluların cezalandırılması istemiyle dosya Genelkurmay'a gönderildi.

Patlamada şehit olan Kemal Özevin, Adil Yıldız ve Cafer Yıldız'ın babaları Halil Özevin, İsmail Yıldız ve Nail Çelik, bugün basında yer alan mayının TSK'ya ait olduğu haberi üzerine acılarının katlandığını söyledi. Kemal Özevin'in babası Halil Özevin, "Bize PKK'nın döşediği mayının patlaması sonucu şehit olduğunu söylediler. Ancak olaydan birkaç hafta sonra internete düşen ses kayıtları içime tereddüt düşürdü. İlk başta inanmak istemedim ve bu ses kaydında söylenenlerin gerçek çıkmaması için dua ettim." şeklinde konuştu. Oğlunu özel arabasıyla Hakkari'ye götürüp birliğine teslim ettiğini belirten acılı baba, "İçim rahat bir şekilde geri döndüm. Çünkü evladımı oradaki komutanlara emanet etmiştim." diye konuştu.

Şehit Cafer Çelik'in babası Nail Çelik de, internete düşen ses kaydının Genelkurmay tarafından yalanlanmadığını söyledi. Çelik, "Bunu biz yapmadık diyen yok. Bize herhangi bir rapor gelmedi. Varsa suçu olan cezasını çeksin. Bizim çocuklarımızı emanet ettiğimiz kişiler, birtek cenazemizi gönderdiler." ifadelerini kullandı. Başka şehitlerin olmasını istemediğini ifade eden acılı baba, ihmaller sonucu hiç kimsenin çocuğunun ölmesini istemediğini ve sorumlularında cezasız kalmasın temennisinde bulundu. Çelik, "Hala Genelkurmay Başkanlığı'ndan açıklama bekliyoruz. Askeriyenin mayını olduğuna inanmak istemiyoruz. Ses kaydı yalandır desinler." dedi.

Şehit Adil Yıldız'ın babası İsmail Yıldız ise, diğer şehit babaları gibi acılarının katlandığını ifade etti. Yıldız, "Oğlumun terhisine 58 gün vardı. Fakat biz onu beklerken cenazesi geldi. Ben de diğer babalar gibi ihmali olanların cezalandırılmasını istiyorum." diye konuştu. Baba Yıldız, sürekli bir araya gelerek birbirilerine destek olan şehit babaları devam eden yargı sürecine dahil olacaklarını söyledi.

Türkiye, 27 Mayıs 2009 günü Güneydoğu'dan gelen patlama haberiyle yasa boğuldu. Hakkâri'nin Çukurca ilçesindeki 20. Jandarma Tugay Komutanlığı'na bağlı askerî birlik, Hantepe'ye intikal ederken araziye döşenmiş mayın patladı. Askerler Ziya Bener, Deniz Demirci, Özkan Dumlu, Cafer Çelik, Kemal Özer, Adil Yılmaz ve Oğuz Kır'ın şehit olduğu patlamada, 7 asker yaralandı. Olayın yaşandığı ilk günlerde mayının PKK terör örgütü tarafından yerleştirildiği öne sürüldü. Bir süre sonra internete iki komutanın ses kayıtları düştü. Ses kayıtlarında mayınların askerler tarafından döşendiği öne sürüldü. Olayın ardından şehit Uzman Çavuş Ziya Bener'in kardeşi Refik Bener ile şehit Deniz Demirci'nin annesi Raziye Demirci, Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunarak ihmali görülen komutanların cezalandırılmasını istedi. Suç duyurusunda internette yayınlanan ses kayıtları delil olarak kullanıldı.

8 Nisan 2010
habertaraf

08 Nisan 2010
Emekli Or Amiral Atilla Kıyat'dan Hilmi Özkök'e çağrı var!



Gündemdeki darbe ve ordu eksenli gerilim giderek tırmanırken emekli Or Amiral Atilla Kıyat'da ilginç açıklamalarla Arena'ya damgasını vurdu. Kıyat, emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e yaptığı çağrıda 'Çık ve anlat herşeyi' dedi.

Pazartesi günü yayınlanacak olan Arena'dan bir kesitin Star Haber'de sunulduğu röportajda Atilla Kıyat, 2003 ile 2005 arasında orduda üst düzey komutanlar arasında bir güvensizlik ve iç çatışmalar yaşandığını söyledi. Bunların halka anlatılması gerektiğini söyleyen Kıyat, Himi Özkök'e de özel bir çağrıda bulundu.

"Sarıkız vs. Belli ki bir şeyler yaşanmış. Kabağın bu arkadaşların başına patlamış. Ben tekrar çağrı yapıyorum. Sadece bir tanesi komutanım diğerleri arkadaşlarım. Lütfen sayın komutanlar şu 2003-2005 arasında TSK'da neler yaşandı? Bunu şeffaf olarak bu topluma anlatmak size düşer. Bu ilk başta, (ki benim de komutanımdır) Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkökt'ür. kendisi demokrat yapıya sahiptir. Sayın Özkök komutanım, siz bu yaşananları biliyorsunuz, bunları bildiğinize göre şu anda hapiste yatan, yatma potansiyeli olarak gösterilen şahıslar, onların eşleri ve çocuklarının düştüğü durum, intihar edenler, bundan öte ülkeye karşı sorumluluğunuz, silahlı kuvvetlere karşı sorumlululğumuz var.
EVİNİZDE NASIL RAHAT UYUYABİLİYORSUNUZ?

Kıyat'ın konuşmaları bununla da sınırlı değil. Kıyat çok değer verdiği komutanı Hilmi Özkök'e hitaben konuşmasına şöyle devam ediyor: Bugün silahlı kuvvetler erozyona uğruyorsa, sizin o yıllarda yaşadığınız birbirinize karşı güvensizliğinizin hiç mi payı yok? Nasıl evlerinizde rahat uyuyabiliyorsunuz? Çıkın konuşun. Türkiye gerçekleri bir an evvel öğrenmelidir. Yoksa bu iş yargıya kaldı. Dev Sol davası gibi 30 yıl sürerse ne olacak?"

UĞUR DÜNDAR'DAN HİLMİ öZKÖK'E İLGİNÇ GÖNDERME!
Atilla Kıyat'ın açıklamalarından sonra söz alan Uğur Dündar'da Hilmi Özkök'ü hedef alan ilginç bir eleştiride bulundu. Dündar, Hilmi Özkök'ün, Çetin Doğan'ın açıklamalarına cevaben söylediği 'Önce lafa bakarım laf mı diye. Sonra söyleyene bakarım adam mı diye' sözlerine göndermede bulundu.

'Evet sevgili izleyiciler. Görüldüğü gibi Mevlana'dan şiirler okuyarak geçiştirilecek bir durum söz konusu değil. Çok vahim bir tablo ortaya çıkıyor.'

Ancak burada Dündar'a hatırlatmamız gereken bir detay var. Hilmi Özkök'ün söylediği söz Mevlana'ya ait değil. Kurtlar Vadisi'nin dolaşıma soktuğu ve Nihat Doğan'a kadar ağızlarda sakız edilen bu 'veciz' sözün Mevlana'yla bir ilgisi yok. Uğur Abi'nin bilgisine!
aktifhaber

Balyoz'da 3 general tutuklandı, 1 albay serbest
"Balyoz Planı" iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında mahkemeye sevk edilen emekli tümgeneraller Tuncay Çakan ve Behzat Balta ile emekli Tuğgeneral Halil Kalkanlı tutuklandı. Emekli Albay Erdal Akyazan ise serbest bırakıldı. ...netgazete

09 Nisan 2010
DENİZ KUVVETLERİNDE SKANDAL İHALE
Almanya’dan alınması kararlaştırılan denizaltılar için yapılan ihalede Türkiye’nin milyarlarca liralık zararla karşı karşıya...

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın ihtiyacı dolayısıyla 2005 yılında başlatılan 'denizaltı alım' ihalesinde Türkiye'nin dudak uçuklatan bir zararla karşı karşıya olduğu ortaya çıktı.

Havadan bağımsız tahrik sistemli 6 adet U214 tipi denizaltı temini için 26 Ağustos 2008'de Almanya'nın HDW firmasıyla sözleşme görüşmelerine başlama kararı verildi. Savunma Sanayi Müsteşarılığı ile HDW Firması arasında 15 Haziran 2009'da sözleşme metni ve eklerinde anlaşmaya varılarak görüşmeler sonuçlandırıldı. Sadece iki ülke temsilcilerinin imzalarına kalan sözleşmeye göre 6 adet U214 tipi denizaltı için Türkiye'ye toplam Alman Devlet Sigortası (HERMES) ve kredi faizi maliyetiyle birlikte toplam 2 milyar 250 milyon euro maliyet çıkarıldı. Her biri 375 milyon Euro'ya mal olacak araçlar için Almanlar’ın Yunanistan'a denizaltı başına 250 milyon euro önerdiği belirlendi.

MERKEL'İN GÜNDEMİNDEYDİ

Türkiye'yi denizaltı başına 125 milyon euro zarara sokacak olan anlaşmanın Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Türkiye'yi ziyaretinde imzalanması planlandı. Merkel'in görüşmelerde sözleşmenin imzalanması için Türkiye'yi ikna etmeye çalıştığı öne sürüldü. Hazine Müsteşarlığı’nın kredi anlaşmasını imzalamaya sıcak bakmaması nedeniyle sözleşmenin yürürlüğe girmediği ifade edildi. Merkel'in beraberinde denizaltıları yapacak olan HDW firmasının bağlı olduğu Thyssen Krupp firmasının başkanını da getirdiği iddia edildi. Mali açıdan zor durumda olan Alman Thyssen Krupp'un yakın zamanda 3000 kişiyi işten çıkararak bazı tersanelerini satılığa çıkardığı belirtilirken, U214 tipi denizaltıları Türkiye'ye fahiş fiyattan satarak firmanın batmakta olan tersanelerini kurtaracağı öne sürüldü.

SÖZDE TEKNOLOJİ TRANSFERİ

Sözleşmeye göre projedeki yerli katkısının yüzde 80 olduğu ifade edilmesine rağmen bu oranın gerçekte yüzde 12.5 olduğuna dikkat çekildi. Savunma sanayi uzmanları Türkiye'nin HDW firmasıyla 1960'tan beri çalıştığını, bu süre zarfında 14 denizaltının üretildiğini ancak hâlâ kendi denizaltımızı yapamadığımızı vurguladı. Sözleşmede Türkiye'nin kazanımları vurgulanırken Türkiye'ye teknoloji ve bilgi transferi yapılacağı vurgulanmasına rağmen 50 yıldır birlikte çalışma yürütülen Alman HDW firmasından bu yönde Türkiye'nin bir fayda edinemediği aktarıldı. Uzmanların örnek gösterdiği Güney Kore'nin teknoloji transferi ile aldığı 6 adet U214 sayesinde şu an Daewoo ve Hyundai tersanelerinde 3000 tonluk özgün denizaltılarını ürettiği belirtildi.

HİNDİSTAN KARA LİSTEYE ALDI

Türkiye'nin yaptığı sözleşmede ise bazı alt sistemler dışında kendi özgün denizaltılarımızı üretmemiz için gerekli olan teknoloji transferinin yer almadığı vurgulandı. Su yüzüne çıkarken aşırı derecede yan yatması nedeniyle dünyada tercih edilmeyen U214 tipi denizaltıların su yüzüne çıkarken çok gürültü çıkardığı bu yüzden de yerini belli etmesi nedeniyle Almanlar’ın 214'leri tercih etmediği belirtiliyor. Ayrıca Alman HDW firmasının Hindistan tarafından 'rüşvet' iddiasıyla kara listeye alındığı ortaya çıktı. HDW firmasının Hindistan'la 1981 yılında 2 adet U209 tipi denizaltı yapmak için sözleşme imzaladığı ancak 1987 yılında devlet görevlilerine verilen rüşvetin açığa çıkması üzerine, Alman firmasının kara listeye alındığı ve bir daha ihaleye sokulmadığı tespit edildi. Rüşveti HDW'nin Hindistan temsilcisi Marlog firması aracılığı ile dağıttığı öne sürülüyor.

Kaynak: Bugün

Adem Yavuz Arslan
Bugün Gazetesi
Balyoz çok baş yaracak!
09 Nisan 2010

Çinliler'in meşhur bir bedduası var: "İlginç günlerde yaşayasın!"
Bu bedduayı yaparken kimi kastettiler bilmiyoruz ama bizim ilginç günlerde yaşadığımız kesin.

Bir yandan Anayasa tartışmaları, bir yandan da darbe soruşturmaları gündemi esir almış durumda. Kısa zaman aralıklarıyla öyle çarpıcı gelişmeler yaşanıyor ki, bırakın analiz etmeyi takip etmek bile imkânsız.

Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın, Genelkurmay Başkanı'nın ittifakla 'bugüne kadar karşılaştığımız en ciddi olay' dediği Balyoz'a ilişkin soruşturma bizzat başsavcı tarafından askıya alındı.

Dosyanın akıbeti meçhul. Fakat Başsavcı soruşturmayı neden askıya aldığıyla ilgili öyle bir açıklama yaptı ki, 'herhalde dili sürçtü' diye düşündük. Ne de olsa bu konuda tecrübesi var!

Başsavcı Engin gözaltına alınacak olanların general olması nedeniyle sürecin askıya alındığını söyledi. Öyle bir söz ki neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Herhalde 'özrü kabahatinden büyük' lafı bu durumlar için söylenmiş.

Demek ki bundan sonra sanıkların gözaltı kararı alınırken mevkiine, statüsüne ve kariyerine bakılacak. Ya da Saldıray Berk veya Hıfzı Çubuklu gibi isimler ifade vermeye bile gitmeyecekler ama hiçbir şey olmayacak.

Bu arada Dursun Çiçek'in gözaltı listesinde olmasının bu kararda etkili olduğu yorumlarını da not etmek şart.

Yargı cephesinde bu gelişmeler olurken komutanlar arasında ilginç bir söz düellosu başladı. Tekrar tutuklama kararı çıktıktan sonra GATA'ya yatan Çetin Doğan sürekli konuşuyor. Ama konuşurken de farkında olmadan bir itirafta bulunmuş oldu. Bugüne kadar 'Balyoz belgesi yok' diyordu, şimdi belgelerin varlığını teyit etti.

Dünkü Hürriyet'in manşeti tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı. İddiaya göre Başbuğ, kurmay başkanı olduğu dönemde Doğan ve ekibinin darbe planı yaptığını üstlerine rapor etti. Yine iddialara göre bu konu Başbakan, Başbuğ ve Cumhurbaşkanı zirvesinde masaya geldi.

Genelkurmay cılız bir yalanlamayla haberi inkâr etti. Ama Ankara kulislerine yansıyan, haberin doğru, imzanın da 'ıslak' olduğu yönünde. Kaldı ki bugüne kadar 'yalanlanan' birçok belge gerçek çıktı!

Gelişmeler de böyle bir belgenin varlığını teyit eder mahiyette. Şöyle ki, Balyoz yayınlandığı andan itibaren Karargah, Çetin Doğan'a kefil olmamıştı. İhtiyat payı hep bırakıldı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın kesin ifadeleri ise 'ellerinin sağlam' olduğunu gösteriyordu.

Bu belgeye göre Başbuğ o dönemde darbecileri ihbar etmiş denebilir. Ama gelinen noktada farklı bir Başbuğ portresi var. O gün darbecilere karşı olan Başbuğ, bugün 'mesleki dayanışma' adına illegal işlere bulaştığı iddia edilen personelini korumak için çaba sarf ediyor. Hatta bunun için neler yapıldığını 'sağır sultan bile' duydu.

Özetle, Balyoz soruşturması gündeme balyoz gibi inmeye devam edecek.

Mareşal Fevzi Çakmak, Genelkurmay'da anılacak
15:05 - Türkiye'nin iki mareşalinden biri olan Fevzi Çakmak, Genelkurmay Başkanlığı'nda tertip olunacak bir törenle anılacak. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un da katılacağı törene, karargâhtaki bütün subaylar iştirak edecek. 09.04.2010 ANKARA netgazete

Hani BBG eviydi... İstihbarat kasetten canlı
10 Nisan 2010 Cumartesi 23:17
Mustafa KAYA

ABD’nin PKK’ya karşı Türkiye ile ortak mücadele ettiği ve anlık canlı istihbarat paylaşımı yaptığı açıklamaları koca bir yalan çıktı.

ABD’nin gözlem uçakları ile yaptığı istihbaratı önce kendisine aktardığı, gerekli gördüğü kadarını TSK’ya ilettiği bildirildi.

Edinilen bilgilere göre Türkiye’nin anlık istihbarat paylaşımı isteğine ABD bir türlü olumlu yanıt vermedi. Genelkurmay Başkanlığı’nın diretmesine rağmen ABD havadan elde ettiği görüntüleri ve istihbarat bilgilerini anlık vermek yerine CD olarak gönderdiği öğrenildi.

Cizre ve Şirnak’a ret

ABD’nin bölge ve Kuzey Irak’ta gerek insanlı ve gerekse de insansız hava araçları ile yaptığı istihbarat ve gözlemleme çalışmalarından elde ettiği bilgileri TSK’ya anlık vermeye bir türlü yanaşmadığı kaydedildi.

ABD hava araçları elde ettiği görüntüleri ve diğer bilgileri önce İncirlik üssüne iletiyor. Türkiye, bu bilgileri Cizre veya Silopi’de kurulacak bir istasyona linkle aktarılmasını önerdi. Ancak ABD bu isteği görmezden geldi ve eski usul çalışmayı tercih etti.

ABD elde ettiği bilgileri önce üste süzgeçten geçiriyor, gerekli gördüğü kadarını Genelkurmay başkanlığı’na CD ortamında iletiyor. Genelkurmay'a gelen CD’ler incelendikten sonra harekat kararı alınırsa, her defasında da hükümetten izin almak gerekiyor.

Bu da zaman kaybına sebep oluyor.
avaztürk

12 Nisan 2010
Bitlis'in Sırrını Bilenler Öldü
Jandarma Eski Komutanı Eşref Bitlis'in ekibinde yer alan albay Kazım Çillioğlu intihar mı etti yoksa bir suikaste mi kurban gitti? İşte şok iddia...



Jandarma Eski Komutanı Eşref Bitlis'in ekibinde yer alan albay Kazım Çillioğlu intihar mı etti yoksa bir suikaste mi kurban gitti? Yenişafak Gazetesi 16 yıl önceki şüpheli ölümle ilgili çok önemli bir iddia ortaya attı. İddiaya göre albayın dosyası "oldu-bitti" raporu ve takipsizlik kararı ile kapatıldı...

EŞREF BİTLİS'İN SIRRINI BİLENLER ÖLDÜ

Dönemin Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu 1994'te lojmanında ölü bulundu. O tarihlerde tıpkı Ergenekon sürecinde olduğu gibi bazı subaylar ard arda şüpheli şekilde ölüyordu. Jandarma Eski Komutanı Eşref Bitlis, Jandarma Korgeneral İsmail Selen, Jandarma Korgeneral Hulusi Sayın, Albay Bahtiyar Aydın, Binbaşı Cem Ersever ve albay Rıdvan Özden ya intihar ya da kaza denilen bazı şüpheli olaylarda hayatlarını kaybetti.

Ölen komutanların ortak noktası devletin Kürt politikasını eleştiriyor ve dönemin idarecileri ile farklı düşünüyor olmalarıydı.

"OLDU-BİTTİ RAPORLAR"

Yenişafak işte o dönemde intihar etti denilen Çillioğlu'nun otopsi raporu ve 'kovuşturmaya yer yoktur' belgesine ulaştı. Evraklar tartışmaları daha da alevlendirecek çelişkilerle dolu. Onlardan ilki olayda kullanılan silahla ilgili. İddiaya göre kriminal inceleme sadece silah 'çalışıyor mu?' diye yapıldı. Ailenin bu noktada bazı soruları var;

KLASİK OTOPSİ YAPILMAMIŞ!

İddialara göre şüpheli ölümle ilgili yapılan otopsi de yetersiz. Albay'ın otopsisi tugay revirinde yapıldı. Rapor sadece dış bulgularla sınırlı tutuldu.

ÇELİŞKİLİ RAPORLAR

Oysa otopsi belgesinde bilirkişi ve savcı görüşleri farklılık arz ediyor. Savcı kurşunun sağ kulağın 4-5 santim üstünden girip kafanın sol arka yanına yakın bölgeden çıktığını söylerken bilirkişi beyanında kurşun sağ kulağın 5 santim üstünden girip göz hizasında sol kulağın 10 santim üzerinden çıkmış deniliyor. Aile ise kurşunun çıktığı yer ensenin sol kısmıydı diyor.

Ailenin dikkat çektiği başka bir nokta kurşun çıkış deliğinin küçük olması. Uzmanlara göre intihar vakalarında başa silah dayayarak yapılan atışlarda kurşun deliğinin çok daha büyük olması gerekiyor. Ancak albayın kafasında bulunan kurşun deliği bu tespite uymuyor.
aktifhaber

12 Nisan 2010 08:03
DENİZ KUVVETLERİNDE 'GAY TAYFASI'
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Deniz Harp Okulu'nda tüyleri diken diken eden cinsel sapkınlıklar yaşandığını gösteren bilgi ve belgelere ulaşıldı.

Vakit Gazetesi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Deniz Harp Okulu'nda bir grup öğrenci arasında tüyleri diken diken eden cinsel sapkınlıklar yaşandığını gösteren bilgi ve belgelere ulaştı.

Vakit, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Deniz Harp Okulu'nda bir grup öğrenci arasında tüyleri diken diken eden cinsel sapkınlıklar yaşandığını gösteren bilgi ve belgelere ulaştı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Deniz Harp Okulu'nda bir grup öğrencinin cinsel sapkınlıklar içine girdiği tespit edilirken, arkadaşları tarafından “gay tayfa” olarak adlandırılan bu öğrenciler hakkında hiçbir yasal işlem yapılmadığı iddia ediliyor.

SKANDAL NASIL PATLAK VERDİ?

Ulaştığımız bilgi ve belgelere göre skandallar zinciri şöyle gelişti:
Skandal, 2009'un Nisan ayında İstanbul'daki Deniz Harp Okulu'nda 1. sınıf öğrencileri A.K. ile A.E.'nin okulun tuvaletinde eşcinsel ilişki halinde iken yakalanmasıyla patlak verdi. Olay kısa sürede bütün okula yayıldı. Sınıf arkadaşlarının bu iki öğrenci hakkındaki şikayetleri arttı. Bu durum karşısında okul Komutanı Tuğamiral Türker Ertürk'ün, “şahsi tercihleri” gerekçesiyle olayın kapatılmasını istediği belirtilirken, söylentileri dindiremeyince sözkonusu iki öğrencinin velilerini çağırarak, kendi istekleri ile çocuklarını okuldan almalarını istediği kaydediliyor. Çocuklarının cinsel ilişki halinde yakalandıklarını öğrenen velilerin “Keşke bana çocuğumun ölüm haberini verseydiniz de bunu söylemeseydiniz” diyerek baygınlık geçirdiği de gelen bilgiler arasında.

GAY TAYFASI

Bu olaydan sonra yapılan gizli araştırmalar sonucunda okulda kendilerine “gay tayfası” diye isim takılan bir grubun olduğunun ortaya çıktığı ileri sürülüyor. Bu “tayfa” içerisinde onlarca Deniz Harp Okulu öğrencisinin olduğu, A.E. ve A.K.'nın bu grup içerisinde yer aldığı kaydediliyor. Deniz kuvvetlerinde bu olay kulaktan kulağa yayılırken, Deniz Harp Okulu öğrencilerinin tamamının diğer Harp Okulu öğrencilerinin tacizleri ile karşılaştığı bildirildi. Deniz Harp Okulu ile Hava Harp Okulu arasında yapılan futbol karşılaşmasında HHO öğrencilerinin DHO öğrencilerine “gay” diye tezahürat ve tacizde bulunduğu, benzeri durumların başka spor müsabakalarında da ortaya çıktığı kaydediliyor.

KUVVET KOMUTANINA BİLDİRİLİYOR

Bu durumdan rahatsız olan bir grup öğrencinin Kuvvet Komutanı'na “gay öğrenciler”den duydukları rahatsızlıklarını bildirmesi üzerine dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç'ın, Tümamiral Baha Eren başkanlığında bir heyeti Deniz Harp Okulu'na gönderdiği, bu heyetin, yapılan gizli çalışmalar sonucunda ortaya çıkan yaklaşık 30 gay şüphelisi öğrenciyi Okul Komutanı Ertürk'ün de izin vermemesi üzerine sorgulamadan Ankara'ya geri döndüğü ifade ediliyor.

BAHA EREN'İN SİCİLİ

Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç'ın skandalı soruşturmak üzere Deniz Harp Okulu'na gönderdiği heyetin başındaki isim hayli dikkat çekiyor. Tümamiral Baha Eren, geçtiğimiz aylarda görevinden istifa etmişti. Eren'in eşi ve kızı ile şovmen Metin Uca'nın gayri ahlaki ilişkiler içinde olduğu ortaya çıkmış, Eren skandalın basında yer alması üzerine görevinden istifa etmişti.

BİLGİSAYARLARINDAN ÇIKANLAR

Daha sonra bazı öğrencilerin bizzat Ankara'ya ilettikleri ısrarlı şikayetler üzerine harekete geçmek zorunda kalan okul idaresinin, bütün öğrencilerin bilgisayarlarını incelediği, 32 öğrencinin bilgisayarlarında sapkın cinseel içerik ve bu öğrencilere ait okul içerisinde çekilmiş eşcinsel olduklarını gösteren resimler bulunduğu bildiriliyor. Bu gelişmeler üzerine 32 öğrencinin Alay Komutanı Albay Fahir Gür'ün başkanlığındaki bir heyet tarafından sorgulandığı aktarılıyor. Bu öğrencilerin sorgularında okulda sürekli porno film izlediklerini de kabul ettikleri ifade ediliyor.

HALEN OKULDALAR

Ancak okul Komutanı Türker Ertürk'ün örtbas girişimleri sonucunda bu öğrencilerin okuldan atılmadığı, küçük cezalarla skandalın kapatılmak istendiği ifade edilirken, olayın kamuoyuna sızmaması için sapkınlığı ortaya çıkaran sorgulamaları yapan personelin tasfiye edildiği iddia ediliyor.

Kaynak: Vakit

12 Nisan 2010
Askeri Araç Kaza Yaptı
Bartın'da askeri aracın kaza yapması sonucu 4 asker yaralandı.

İl Jandarma Alay Komutanlığına ait, sürücüsünün kimliği henüz öğrenilemeyen askeri minibüs, Arıt beldesi yol kavşağında trafo direğine çarptı.

Bartın Kapalı Cezaevinde görevli askerlere kahvaltı karavanası götürdüğü bildirilen jandarma onbaşı A.G. ile erler A.K, A.Y. ve D.K. yaralandı.
aktifhaber

HANİ ASKERLERİN DAĞLICA’DAN HABERİ VARDI

28.03.2010
Hakkari’ye bağlı Dağlıca’da 21 Ekim 2007 tarihinde gerçekleşen PKK saldırısında 12 asker şehit olmuş, 8 asker kaçırılmıştı. Baskının ardından Taraf Gazetesi, jandarma istihbaratına dayanarak yaptığı haberde ordunun saldırıdan önceden haberi olduğunu iddia etmişti. Mehmet Baransu’nun yazdığı habere göre ordunun Dağlıca’ya yönelik saldırıdan 9 gün önce bilgisi olmuş ancak saldırı yapılmasına göz yumulmuştu. O günlerde büyük olay yaratan haber Türkiye gündemini uzun süre meşgul etmişti. Aktütün görüntülerinin ardından da PKK’lıların uydu görüntülerini yayınlayan Taraf Gazetesi, bu saldırıdan da askerlerin haberi olduğu iddiasında bulunmuştu.

Geçtiğimiz günlerde Taraf Gazetesi’nin eski Yurt Haber Müdürü Nevzat Çiçek, Dağlıca Baskını üzerine bir kitap çıkardı. Kitapta Dağlıca olayını yine istihbarat raporlarına dayanarak inceleyen Çiçeki kitabında bir başka iddiada bulundu. Çiçek kitabında ABD’nin Genelkurmay’a saldırıyla ilgili geç bilgi verdiğini yazdı. Kitapta, Genelkurmay’ın yapılan protokolle ABD’den PKK’ya yönelik bilgi aldığını ancak Dağlıca’ya ilişkin bilgilerin Genelkurmay’a 3 saat geciktirilerek aktarıldığını yazdı.

Peki Nevzat Çiçek’in bu haberinin ardından yapılabilecek yorum nedir?

Taraf’ın daha önce askerlerin baskından haberi olduğunu iddia eden Taraf’tan ayrıldıktan sonra ise ABD’nin askerlere geç haber verdiğini söyleyen muhabiri, bu açıklamasının ardından yine askerlere karşı bir analiz yaptı.
Çiçek’in MİT raporuna dayandırarak kitabında verdiği bilgiler şöyleydi…

Türkiye’de ABD derin devleti ile irtibat halinde olan Ergenekon, hükümeti Kuzey Irak’a sokarak komplo yapmak için Dağlıca Baskını’nı tasarlamıştı. Bu baskının ardından hükümet alacağı kararla Kuzey Irak’a girecek ancak gelen şehit cenazeleri ile zor durumda kalarak iktidardan düşecekti. ABD yönetimi bu nedenle Dağlıca Baskını’nı orduya haber vermemişti. Nevzat Çiçek’in iddiasına göre MİT Müsteşarı Emre Taner’in Başbakan’a sunduğu raporda bu bilgiler yer alıyordu.
Kısacası askerlerin saldırıdan önce haberlerinin olduğunu yazan daha sonra ABD’nin geç haber vermesi nedeniyle baskından habersiz olduğunu söyleyen Taraf yazarları her iki durumda da yine konuyu Ergenekon’a getiriyorlardı.

Odatv.com

CİA hangi paşayı istemiyor?
12 Nisan 2010 Pazartesi 12:30
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in Avukatı Turgut Kazan, Erzincan’da uygulanan senaryonun hedefinde 3’incü Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk olduğunu söyledi.


Kazan, “ABD Saldıray Paşa’nın Genelkurmay Başkanı olmasını istemiyor” dedi.

Vatan Gazetesi’nden Senem Altan’ın söyleşi de ilginç ve düşündürücü bir açıklamada bulundu:

“İddianamesini okudunuz mu? Suçlandığı şey bir paragraf. Ben de bilmiyorum tam ne olmuş ama bana öyle geliyor ki bir gerekçeyle tasfiye edilmek isteniyor Saldıray Berk. Siyasal iktidarın da askeri istim altına alma harekatında olduğunu görüyorum bu iddianameyi okuyunca. Belki çok parlak bir asker, çok başarılı. Bilmiyorum, ama belki Amerika’nın istediklerine mesafeli duran biri Saldıray Berk. Belki Genelkurmay Başkanı olacak biri, bu zaten Amerikan planı, olması çok tehlikeli olacak, istenmiyor."
avaztürk

GATA'da öyle skandallar yaşanmış ki...

Uzun yıllar GATA'da görev yapan ve 'Paşaların doktoru' olarak anılan Prof. Dr. Ahmet Alper gözyaşları içinde "GATAKULLİ"leri anlattı...

Ergenekon ve Balyoz sanığı komutanların tedavi süreçleri yüzünden tüm dikkatlerin üzerinde toplandığı GATA'da uzun yıllar görev yapan Prof. Dr. Alper, çarpıcı bir açıklamada bulundu: "Doktor da olsanız komutanın emrine uymak zorundasınız. Önce asker sonra doktorduk"

Prof. Dr. Ahmet Alper, 17 yaşından 50 yaşına kadar 33 yıl Silahlı Kuvvetler'de kalmış. İstanbul Askeri Fakülte Yüksekokulları birincisi olarak mezun olmuş Tıp Fakültesi'nden. Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde (GATA) 1980'de İç Hastalıkları ve Gastroentoloji İhtisası'nı tamamlamış, Erzurum Mareşal Çakmak Hastanesi'ne binbaşı rütbesiyle, gastroentoloji uzmanı olarak tayin edilmiş. 1982 yılı sonunda GATA Gastroentoloji Kliniği'ne müşavir uzmanlık kadrosunda görevli olarak çağrılmış, 1986'da doçent, 1990 yılı sonunda da profesör olmuş.

TSK'nın "kudretli" generalleri, Kenan Evren, Doğan Güreş, Güven Erkaya, Fevzi Türkeri, Vural Beyazıt, Necip Torumtay gibi isimlerin doktorluğunu yapmış. GATA'yı yakından tanıyor diye kapısını çaldık, bir doktor olarak tanık olduğu YAŞ mağdurlarının tüyler ürperten dramlarını ondan dinledik. Özellikle Ergenekon Soruşturması'nda ismi gündeme gelen komutanların tercihine mazhar olan GATA'nın "sihrini" anlamaya çalıştık. Prof. Dr. Ahmet Alper GATA ile ilgili bugüne kadar hiç yapılmamış tespitleri, açık yüreklilikle yaptı, yıllarca yaşadığını tek cümle ile özetledi: Önce askerdik, sonra doktor....

GATA'da nasıl bir yapılanma var, askeri hiyerarşinin etkileri nasıl hissediliyor?

GATA'daki yapılanma 1998 yılından sonra çok daha farklı hale gelmiştir. GATA'da 1998 yılına kadar sadece tümgeneral rütbesinde doktorlar komutandı. 1998 yılından sonra "doktorlar komuta işleriyle uğraşmasın, onlar doktorluk yapsınlar, komuta işlerini korgeneral rütbesinde bir general yürütsün" diye ayrı bir kadro açıldı. GATA komutanı korgeneral sınıfında, doktor olmayan bir generale devredildi. Askerliğin genel yapısı itibariyle, hiyerarşik sistem içinde bağlı olduğumuz komutanın emrine "emredersiniz" diye uymak zorundasınız. Askerlik de kuraldır, komutanın verdiği emir yapılır, itiraz da edilirse ondan sonra gerekli yerlere müracaat edilir ama komutanın emri yerine getirilir.

Bu doktor olsa da böyle mi?

Komutan emir verince doktor da olsa yerine getirecek, başka çaresi yok.

KADROLAŞMA VAR

GATA'da hizipleşmeler, gruplaşmalar var mı?

GATA'da sağ-sol gibi bir hizipleşme yoktur. Bu Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'nin kuruluşundan itibaren belli bir kadrolaşma söz konusudur.

GATA'da görev yaparken kendinizi daha çok bir doktor gibi mi bir asker gibi mi hissediyordunuz?

Bütün komutanların orada bize her zaman için söyledikleri bir şey var, "Önce asker, sonra doktor" derlerdi.

Siz nasıl hissediyordunuz?

Önce askeriz, önce askerdik.

KOMUTAN MUAMELESİ

Ergenekon sürecinde GATA çok sık gündeme geldi. Sizce tutuklanan askerler neden özellikle GATA'ya sevk olmak istiyor?

GATA'da yatmak isteyen sanıkların en düşük rütbelisi albay, komuta kademesi yani. GATA'da daha önce komutan olarak kendilerine hizmet edilmiş, değer verilmiş, saygı görmüş kimseler, elbette GATA'yı tercih ederler. Sanık, tutuklu bir kimsenin sağlık sistemi içerisinde hangi yöntemle, hangi şekilde, nerede, hangi sağlık kuruluşlarında ne şekilde muayene edileceklerine dair kurallar vardır. Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletiyse bu kurallar, herkese aynı şekilde işletilmelidir.

Sizce GATA'nın diğer sağlık kuruluşlarından daha fazla tercih edilmesini sağlayan özelliği nedir?

GATA'nın tercih edilmesi çok normal, gidecek orada komutan gibi karşılanacak. Mesela, Çetin Doğan 1. Ordu Komutanı olarak GATA'da her zaman özel bir ilgi, muamele görmüş. Şimdi orada general odasında yatmaktadır, tutuklu odasında değil. Bir orgenerale yapılması gereken muamele ile işlem görmektedir, başka türlü bir işlem görmesi mümkün değildir.

GATA'da asker, subay herkes için tutuklu odaları vardır. En azından kapısında nöbetçi olur, pencereleri demirlidir, herkes girip çıkamaz. Ama, tabii ki GATA'da bunlardan uzak oluyorlar. Daha önce ast-üst ilişkisi içinde olduğu kimselerle, yani dostlukları olan kimselerle irtibat halindeler, bir aradalar. Böyle bir şey olmaz.

YEMİNİ BİR TARAFA BIRAKIP...

Bir askeri tabip için Hipokrat yemini mi önceliklidir, askeri emirler mi?

Öncelikle şunu kabul etmek lazım, bir tabip subay için her şeyden önce hasta hastadır. Hastaya ilgi, şefkat, teşhis koymak, tedavi etmek bir tabip subayın görevidir. Dinsel, ideolojik, ırkçı, herhangi bir şekilde ayırım yapması düşünülemez. Ama, yine de insanların çok farklı ruhsal yapılar içinde olduklarını kabul etmek lazım. Bu nedenle tabipler içinde de yemini bir tarafa bırakıp, ideolojisi peşinde koşan kimseler bulunabilir.

GATA'da ast-üst ilişkisi, hasta-doktor ilişkisine nasıl yansıyor?

Ast-üst ilişkisi, hasta-doktor ilişkisini etkilemez. Bilimsel eğitim ayrı, ast-üst ilişkisi ayrıdır. Teğmen üsteğmene uyacaktır, üsteğmen albayın emrini yerine getirecektir. Bunun yanında mesela, GATA'da şu anda asteğmen rütbesinde öğretim üyeleri de vardır, bilimsel yönden söylediklerine itibar edilecek kimselerdir. Asteğmen diye onun vereceği direktifi kabullenmeme diye bir şey söz konusu olmaz ama aslında bunlar öyle bir şekilde görevlendirilir ki, genelde yüzbaşıya bir asteğmenin direktif vermesi önlenecek şekilde ayarlamalar yapılabilir.

BİLGİME DE SAYGI DUYARLAR

Muayene olmak üzere gelen komutanlar sizi doktor olarak mı bir ast olarak mı değerlendiriyor?

Bizi ast olarak da doktor olarak da görürler ama doğal olarak ast olarak değerlendiriyor. Bana geldiği zaman beni ast olarak görür ama profesörlüğüme, bilgime de saygı duyarlar.

BÇG, iRTiCAi TEMiZLiK KALKANI ALTINDA KENDi KADROLARINI KURDU

GATA Komutanı Prof. Dr. Fahrettin Alparslan ile birlikte çalıştınız mı?

Fahrettin Alparslan ile yüzbaşılığından beri tanışırdık. O yüzbaşıyken ben teğmendim. Abi-kardeş gibi ilişkilerimiz vardı. Ama, bu abi-kardeş gibi ilişkiler İsmail Hakkı Karadayı'nın gönderdiği "İrticai personel hakkında yasal işlem yapmayan komutan hakkında yasal işlem yapılacak" emriyle ortadan kalktı. İrticai personel Batı Çalışma Grubu tarafından tespit ediliyordu.

Batı Çalışma Grubu bugünkü Ergenekon'un teşkilatlanmasının bence yapı taşıdır. Kendi düşüncelerinde olmayan kimselerin tespit edilip, ordudan uzaklaştırılması için kurulan bir kuruluştu. Böylece irticai temizlik kalkanı altında kendi kadrolaşmalarını yapmışlardır. Batı Çalışma Grubu bir birliğe "Falan şahıs irticai personel, onun dosyasını gönderin" dediği zaman, o birlik komutanı artık onu göndermeme durumunda değildir. Göndermeyen birlik komutanı kendi sonunu hazırlamıştır. Batı Çalışma Grubu'ndan "dosyasını gönderin" dediği zaman Fahrettin Alparslan'ın yapacağı tek şey, Ahmet Alper'in dosyasını hazırlamak. Hazırlamazsa kendi dosyasını hazırlar.

'HEPSİNİ AÇIKLAYACAĞIM' DEMİŞ

Niye intihar etti?

Tümgenerallik süresinin 1 yıl uzatılmasını istiyordu, 1 yıl uzatılmadığı ve emekli edildiği için psikolojik rahatsızlık yaşadı.

Bu dosyaları hazırladığı için büyük bir vicdan azabı yaşadığı söyleniyor.

Mümkündür. Ben kendisiyle görüşmedim, kendisiyle görüşseydim "Yukarıdan hazırlanıyor, bizim bir etkimiz yok" diyecekti. Mustafa Kahramanyol bizzat kendisiyle görüşmüş, Kahramanyol'a "Ben bu yapılanlardan çok üzgünüm. Benim bu işte bir dahlim yoktur. Ben bunların hepsini açıklayacağım" diye bir ifadede bulunmuş.

ŞU AN TSK'DA ERGENEKON GiBi BELKi 10 TANE CUNTA VARDIR

28 Şubat'ta ordu içinde büyük bir tasfiye yapıldığını hatırlatan Prof. Alper, "Bin 650 civarında subay ve astsubay ihraç edildi, 10 bin kişi ise istifaya zorlandı. Böylece TSK'da cuntalaşmaya karşı çıkacak kimse bırakılmadı" dedi...

Bir hekim olarak sizce GATA'da yatan bazı askerler gerçekten hasta mı yoksa numara mı yapıyorlar?

Hastayı görmeden bunu söyleyemem. Çetin Doğan mesela kroner by-pass ameliyatı yapılmış bir kimsedir. Çetin Doğan'ın kroner by-pass ameliyatı da tartışmalı olmuştu. İstanbul'da özel bir hastanede yapıldı, GATA'da yaptırabilirdi, ama özel bir yerde yapıldı, öyle hatırlıyorum, onun için de devlet ayrıca para ödedi. O zaman tercihi GATA olmamıştı. Çetin Doğan'a ben "hasta değil" diyemem, hastalığı hapis olmasına engel midir değil midir onu da ben söyleyemem.

GATAKULLİ'NİN OLDUĞU KESİN

Gatakulli var mı sizce?

İnternete konuşmaları dahi düştü, Gatakulli'nin olduğu kesin. Nereden kaynaklandığını bizim söylememiz mümkün değil ama bir yerlerden kaynaklanıyor yani.

Ergenekon soruşturma sürecinde, Balyoz soruşturma sürecinde irticai faaliyetlerden dolayı YAŞ kararıyla ordudan uzaklaştırılan isimlere pek rastlanmadı, cunta mı tehlikeli bu kişiler mi?

Biz hep bu konu üzerinde durduk. Aslında 28 Şubat döneminde orduda yapılan tasfiye hareketi Türk Silahlı Kuvvetleri'nde son yüzyıl içinde yapılan 3. büyük tasfiye hareketidir. 28 Şubat tasfiye hareketi bunların içerisinde en haksız, en çok zulmün yapıldığı harekettir. Burada 1650 civarında subay ve astsubay disiplinsiz ve irticacı diye YAŞ kararıyla tasfiye edilmiştir fakat en az 10 bin civarında subay ve astsubay da "Ordudan ayrıl, yoksa tasfiye edileceksin" diye bir kısım baskılarla istifa etmek durumunda kalmıştır.

Böylece Silahlı Kuvvetler'de cuntalaşacak, ihtilal yapacak kimselere karşı koyacak kimse bırakılmamaya çalışılmıştır. Buna rağmen başarılamamıştır, çünkü bu ordu milletimizin ordusudur. Fakat, bir noktayı gözden kaçırmamak lazım, yaklaşık 1996 - 1997 yıllarından itibaren ailesinde İslami hassasiyetleri bulunan kimselerin kesinlikle Silahlı Kuvvetler'e alınmaması için gayret edilmiştir. Şu an Silahlı Kuvvetler'de Ergenekon gibi belki 10 tane cunta vardır, her biri ayrı kolda.

RÜŞVET DÜŞKÜNÜYSE...

GATA'da bir de çürük rapor skandalı yaşandı.

O her zaman olan bir şeydi. Her yerde her zaman oluyor bu çürük raporu skandalları. Yetki verdiğiniz kimse rüşvet düşkünüyse çürüğe gider.

HEP YAŞANDI AMA BASINA YANSIMADI

GATA'da çürük skandalı daha önce de yaşanıyor muydu?

Yaşanıyordu tabii, ama hepsi basına intikal etmezdi. Şimdi artık her şey, herkesin gözü önünde oluyor. Daha önce de yaşanırdı ama kamuoyu duymazdı. "Silahlı Kuvvetler'de disiplini sağlamak için bunları YAŞ kararları ile uzaklaştırmamız lazım, başka türlü uzaklaştıramıyoruz, hakimler bize engel oluyor" diyorlardı. Çünkü, yasal dayanağı yoktu. Ama, ben kesinlikle size şunu söylüyorum, YAŞ kararıyla ordudan uzaklaştırılan kimselerin yüzde 98'i disiplin yönünden Silahlı Kuvvetler'in el üstünde tutulan personelleriydi.

Bunların ordudan uzaklaştırılması disiplinsizlere meydanı boş bıraktı. Bu tür olayların artık daha rahat yapılmasının önünü açtı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nde disiplin bugün 1997'den çok daha kötü durumdadır. GATA'da ortaya çıkan çürük raporu olayları da bunun bir parçasıdır.

'Attılar 3 gün sonra öldü'

Paşaların doktoru Prof. Ahmet Alper, BUGÜN'e verdiği röportajın ikinci bölümünde, GATA ve TSK'dan neden ihraç edildiğini açıkladı.

YAŞ kararıyla uzaklaştırılmadan önce herhangi bir ceza aldınız mı?

1964'te Fakülte Yüksek Okullara girdiğim tarihten itibaren 1997'de YAŞ kararıyla ordudan uzaklaştırılıncaya kadar hiçbir ceza almadım.

Nasıl ihraç edildiniz?

Disiplinsizlikten. YAŞ kararlarıyla ordudan uzaklaştırma işleri, tamamen gizli kapaklı, hiç kimsenin haberi olmadan birileri tarafından yapılan bir işlem. Disiplinsiz denilmesi için, bir kimsenin disiplinsizliği ile ilgili yer, zaman, şahit olmalı, savunması alınmalı, disiplinsizlikle ilgili bir uyarı gönderilmeli. Hiç kimse bana sözlü veya yazılı bir ikazda bulunmadı.

TEDAVİ ETMİŞTİM

Siz kimlerin doktorluğunu yaptınız?

Kenan Evren, Güven Erkaya, Fevzi Türkeri, Vural Beyazıt, Necip Torumtay, Doğan Beyazıt'ın eşi, Tahsin Şahinkaya, Doğan Güreş ve aklıma gelmeyen pek çok generalin tedavilerinde etkili oldum.

Güven Erkaya ile nasıl tanıştınız?

Güven Erkaya Başbakan Erbakan'ın verdiği yemekten sonra hastalanmış. Komutan izinde olmama rağmen bana "Ahmet, Güven Paşa rahatsızmış, Köşk'e git, onu gör" dedi. Gittim, muayene ettim, "Komutanım sizi yarın hastaneye bekliyoruz" dedim, "Hastane hoşuma gitmiyor" dedi. "Durumunuz ciddi" dedim. Bunun üzerine "Peki" dedi. Akut batım (karın zarı iltihabı) düşündüm. Tetkiklerini yaptık, edindiğim izlenim kolon kanseri olduğu yönündeydi. Kendisiyle irtibatta olan kişilere "kolon kanseri düşünüyorum, kolonoskopi yapmamız lazım" dediğimde hiçbiri Erkaya'ya bunu söyleyememiş, çekinmişler. Güven Paşa beni aradı, "Hakkımda ne düşünüyorsun" dedi. "Aksi ispat edilene kadar kolon kanseri düşünürüm" dedim. Bize itimat etti, geldi, tetkiki yapıldı, teşhisi konuldu.

EŞİMİN BAŞÖRTÜSÜ...

İhraç edildiğiniz 1997 Ağustos Şûrası'na Güven Erkaya da katılmıştı.

1996'da Erkaya'nın kolon kanseri teşhisini koydum. Erkaya ile belirli bir irtibatımız vardı ama şûradan önce de şûradan sonra da hiç görüşmedim.

Komutanlar size gelip canlarını emanet ediyorlar, diğer yandan da orada çalışmanızı istemiyorlar.

Güven Erkaya'ya bunu daha sonra amiral olan bir doktor arkadaşımız "Ahmet Bey için bir yardımınız olmaz mıydı" diye sormuş, "Hiçbir şey yapılacak gibi değildi, kesin irticacı delilleri olan bir kimseydi" demiş. Tabi, "kesin irticacı olduğumuzu gösteren deliller" hanımımızın başörtüsü, benim de namaz kılmamdı. Bunlar yeter, başka bir şeye gerek yok.

YAŞ'ta ordudan uzaklaştırılanlar şimdi nasıl yaşıyor?

Ben TSK'da 27 yıl subay olarak hizmet ettim, emeklilik hakkını kazanan bir kimse olarak, TSK'dan ayrıldım. Ama, TSK'da teğmen, üsteğmen, yüzbaşı rütbesinde veya astsubaylarda, 15 yıllık mecburi hizmetini tamamlamadan YAŞ kararıyla ordudan uzaklaştırılanlar oldu. Mecburi hizmetini tamamlamayana "Sen TSK'dan ayrıldın, mecburi hizmetin üçte birini yaptın, üçte ikisini yapmadın. Sana okulda harcanan 15 milyar liranın 10 milyarının karşılığını bana vermedin, bu 10 milyar lirayı faiziyle borç ödeyeceksin" deyip bir de borç çıkardılar. Hem "irticacısın" diyor ordudan atıyor, hiçbir yere müracaat edemiyorsun hem de para ödemek durumunda kalıyorsun. YAŞ kararıyla ordudan uzaklaştırılan kimseleri sürüm sürüm süründürmek ve kendilerine isyan ettirmek, bir kısım kötü işler yaptırmak istediler. Gitsin terörist olsun, banka soysun, hırsızlık yapsın istediler. Buna teşvik ettiler.

Hastaya "Gülhane'den hadi çık" dediler

Sizi en çok etkileyen olay ne oldu?

Güray Balatekin diye bir arkadaşımızın eşi mide kanseriydi, Gülhane'de tedavi olsun diye Ankara'ya tayin ettiler, iyi bir doktorum diye benim ismimi almış, eşini getirdi. Güray 3 ay sonra YAŞ kararıyla emekli edildi, hanımına Gülhane'den "hadi sen çık" dediler. Eşine anlatmamaya çalıştı, ama sezdi tabi, durumu kötüleşti, 1 ay sonra Güray, bir gün "Hocam eşime bakar mısın" dedi. Çayyolu'nda oturuyordu, beraber gittik. Evde annesi, babası, kayın pederi, yatak serili, kadıncağız sapsarı olmuş, karaciğer iflas etmiş, dudakları kanıyor, perişan vaziyette. 3 tane çocuk yatağın başında boynunu bükmüş duruyor, 7 yaşında, 3 yaşında (Ağlıyor). Ağlamamak mümkün değil. Ne yapacağımı şaşırdım. Oradan çıktığım an Allah'a şükrettim, "Şükürler olsun beni o zalimlere hizmet ettirmedin, beni bu mazlumun ayağına getirdin" dedim. 3 gün sonra da öldü, cenazesini beraber Konya'ya götürdük. Allah rahmet eylesin, tam bir şehittir. İhraç ettikleri Güray Balatekin'in Güneydoğu'da evine roket bir odadan girip bir odadan çıkmıştır.

Çörekçi GATA'da siyasi brifing verdi

Siz komutanların bizzat siyasetle ilgilendiğine hiç şahit oldunuz mu?

Evet, 1996'da Ahmet Çörekçi Paşa Genelkurmay 2. Başkanı'ydı. Refahyol Hükümeti iktidardaydı, bu hükümete karşı bir duruş vardı. Genelkurmay 2. Başkanı Ankara GATA'da bilim dalı başkanları, profesörler kurulunun üyesi öğretim üyelerine bir bilgilendirme toplantısı yaptı. Çörekçi, Refahyol'un Atatürkçülük'ten saptığını, irticaya prim verdiğini, irticanın iktidara geldiğini, böyle devam ederse 2006'da RP'nin yüzde 60 oyla iktidara geleceğini bir kısım istatistik verilerle bize izah etti. "Çiller RP ile iktidar kurarak onların güçlenmesine yardımcı oldu, bizimkilere gelince, (bizimkiler dediği CHP, SODEP, DSP) bunlar birbiriyle kavga etmekten muhalefet yapamıyorlar" dedi.

İtiraz eden olmadı mı?

İtiraz ettiğiniz zaman bizimki olmayan gruba girersiniz.

İlk fişleme Doğu Aktulga döneminde

İhraç edilebileceğinizi hiç düşünmediniz mi?

1989'da annem kendisini hacca götürmemi istedi, "Ben asker adamım, seni götüremem, göndereyim" dedim. Annem, "Ben seninle hacca gitmek istiyorum" deyince "Annemi hacca götürmek üzere iznimi yurtdışında geçirmek istiyorum" diye Genelkurmay'a müracaat ettim, 1990 yılı hac dönemi için Genelkurmay izni verdi. Annem, ben, hanımım hacca gittik. Hacdan döndükten sonra da herhangi bir sorunumuz olmadı.

Daha sonra mı oldu?

1994'te Doğu Aktulga Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı'na atandı. Kendisi irticaya karşı hassasiyeti ile bilinirdi. İlk olarak subay ve astsubaylardan eş ve çocuklarının fotoğraflarını istediler. Benim eşimin fotoğrafı başörtülüydü, sekretere verdim, sekreterim "Hocam hanımefendinin başı açık fotoğrafını verseniz" dedi, "Biz ikiyüzlü adam değiliz. Nasılsak öyle görünürüz, hanımefendinin başı açık değil ki" dedim. Öyle gönderdik, işte o gün fişlenmiştik. O fotoğraf Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na gittiğinde fişlenmiştik.
13 Nisan 2010
SEDA ŞİMŞEK-BUGÜN

Paşa karısını Bakan'la bastı
Emekli Tümgeneral İlker Güven, eşini havalimanının VIP salonunda yakalattı
13 Nisan 2010 Salı, 07:50:10

Emekli Tümgeneral İlker Güven, boşanmak için davalık olduğu eşini, beraberinde eski bakan Orhan Birgit adına düzenlenmiş uçak bileti ile Esenboğa Havalimanı VIP salonunda polise yakalattı.

Eski bakan Birgit yoluna devam ederken, paşanın suçüstü yaptırdığı eşi Sunahanım Güven hakkında tutanak tutuldu. Emekli paşa, eşinin Birgit’le daha önce Konya’ya da gittiğini söyledi. Bayan Güven ise “Birgit aile büyüğümüz” dedi.

Tülay ŞUBATLI/AHT

DENİZ Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 2004 yılında emekliye ayrılan Emekli Tümamiral İlker Güven, 2002 yılında nikâh masasına oturduğu Sunahanım Demirkaya ile 6 yıl evli kaldı. 2 yıl önce de “eşinin şeref ve haysiyetini zedeleyici davranışlarda bulunduğu, erkeklik gururunu ayaklar altına aldığı" iddiasıyla boşanma davası açtı. İlker Güven, eşinden 900 bin lira tazminat ile aylık 2 bin lira nafaka talebinde bulundu.

‘YAKALAYIN BU KADINI’

Güven, 8 Mart günü, Esenboğa Havalimanı Polisi’ne eşinin eski Turizm Bakanı Orhan Birgit’in eşiymiş gibi davrandığını ve “Birgit” soyadını kullanarak VIP salonlarından faydalandığını ileri sürdü. Aynı gün Sunahanım Güven ile eski bakan Orhan Birgit, İstanbul’dan uçakla Esenboğa Havalimanı’na geldi. İkili, VIP salonundan çıkmaya hazırlanırken, Emekli Tümamiral İlker Güven, “Yakalayın bu kadını. Sahte kimlik kullanıyor. Bir başkasına ait soyismini kullanıyor” diye bağırdı.

‘BU ŞEREFSİZ ADAM’

Sunahanım Güven ise “Bu şerefsiz adam hep böyle yapar. Kendisine açmış olduğum davalar var” dedi. VIP salonu bir anda karıştı. Polis hemen taraflara müdahale etti. İlker Güven, “Eşinin VIP’ten geçiş yapamayacağını” söyledi.

BİLETTE BİRGİT YAZIYOR

Eski bakan Orhan Birgit, salondan çıkarak havalimanından ayrılırken bir türlü sakinleştirilemeyen ikili, polis merkezine alındı. Burada Sunahanım Güven’in biletinin soyadı bölümünde “Birgit” yazdığı belirlendi. VIP hizmetlerinden yararlanacaklar listesinde de Sunahanım Birgit’in adının karşısında “Eski Turizm Bakanı eşi” şeklinde ifade bulunduğu görüldü. Üzerinden bir de alyans çıkan Sunahanım Güven, yalan beyanda bulunmadığını belirterek, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla özel bir kuruluştan davet geldiğini, uçak biletinin söz konusu kuruluş tarafından alındığını anlattı. Sunahanım Güven, kendisini “Bilette soyadımın ‘Güven’ mi ‘Birgit’ mi yazdığının farkında değilim. Adıma bilet geldiği için kontrol etmeden uçağa binip Ankara’ya geldim. Boşanma davası henüz bitmediği için VIP Salonu’nu kullanma hakkım hâlâ devam ediyor” diye konuştu.

‘AİLE BÜYÜĞÜMÜZDÜR’

Emekli Tümamiral Güven, suçlamasını tekrarlayarak Sunahanım Güven’in Orhan Birgit ile ilişkisi olduğunu da iddia etti. Bu iddiaya karşılık Sunahanım Güven, Orhan Birgit ile aynı toplantıya gittikleri için aynı uçakta olduklarını söyleyerek, “Orhan Birgit, aile büyüğümüzdür, kendisini yakinen tanırım” karşılığını verdi. Çiftin karşılıklı şikâyetçi olması üzerine savcılık soruşturma başlattı. Ancak takipsizlik kararı verdi. Bu arada Sunahanım Güven’in daha önceki uçuşlarında da “Birgit” soyadını kullandığı ve eski Turizm Bakanı Orhan Birgit ile birlikte Konya’ya gittiği ortaya çıktı.
habertürk

Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök'ten komutanlara çağrı: "Hiç olmazsa biriniz çıkıp özür dilesin"

10 Nisan 2010 Bugüne kadar askere karşı temkinli yazılar kaleme alan Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, okuyucularını şaşırttı. Çukurca'da 27 Mayıs 2009'da 7 askerimizi şehit eden mayınların MKE yapımı olduğunun ortaya çıkmasını değerlendiren Özkök, olayın sorumlularını özür dilemeye çağırdı. İşte o yazı...

SAYIN KOMUTANLARIMIZ BU KAÇINCI?

O günü çok iyi hatırlıyorum. Mayın patlamış, gencecik çocuklar paramparça olmuş. İçimizden bağırmak, haykırmak geliyor.
Bütün samimiyetimizle bu haykırışı gazetenin manşetine koymak istiyoruz. Bir sayfa yapıyoruz, kesmiyor, bir daha, bir daha çiziyoruz.
Şimdi geriye bakıyorum.
Savcının iddiası doğruysa, mayını bizim ordumuz döşemiş.
Sayın komutanlarımız, bu kaçıncı olay?
Komutanı, erin eline pimi çekilmiş el bombasını sıkıştırıyor, saklıyorsunuz.
Kendi yerleştirdiğiniz mayın patlıyor, saklıyorsunuz.
Allah aşkına var mı bu çağda artık böyle şeyleri saklamak?
Kendiniz batıyorsunuz, başkalarını da yanınızda çekiyorsunuz.
Öğrenin artık. Bu çağda hiçbir şey gizli kalmıyor.
Hiç olmazsa biriniz çıkıp, özür dilesin.
netgazete

4 Nisan 2010 17:48
Balyozda Tutuklama
Balyoz darbe planı iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı çıkartılan Kurmay Albay Hanifi Yıldırım, tutuklanarak cezaevine gönderildi. aktifhaber

14 Nisan 2010
Çıldır ilçesi Kenarbel köyü Mozret Tepesi mevkiinde askeri araç şarampole yuvarlandı
Olayda 1 asker öldü 5 asker yaralandı. haber101

14 Nisan 2010 13:02
Çubuklu'yu Cumhuriyet'le Vurdu
Genelkurmay Adli Müşaviri Hıfzı Çubuklu hakkında 1982 'de Mamak Askeri Cezaevi'nde tutuklulara işkence yaptığı iddiasıyla dava açıldı, davanın bildik sonu!!...



ARALARINDA yayıncı Osman Köker'in de bulunduğu beş mahkûmun suç duyurusu üzerine o dönem teğmen olan Hıfzı Çubuklu ve dört kişi hakkında açılan davada üç yıla kadar hapis istendi.

ÇUBUKLU'DAN DOSYAYI İSTEDİ

ÜÇ Numaralı Askerî Mahkeme'deki dava, 5 Eylül 1982 tarihli Cumhuriyet 'e de haber oldu. Yayıncı Köker, geçen hafta Tuğgeneral Çubuklu'nun başında olduğu Genelkurmay Adlî Müşavirliği'nden dosyasını istedi.

Cumhuriyet gazetesinin 5 Eylül 1982 tarihli iç sayfalarında yer alan küçük bir haber. Başlığı "Mamak'ta görevli bir subay ve beş asker hakkında sanıklara kötü davrandıkları iddiasıyla dava açıldı." Uğradığı işkencelerden şikâyetçi olup davanın açılmasına neden olan kişilerden biri Toplumsal Tarih Dergisi1 nin eski Yayın Yönetmeni, yazar Osman Köker. Haberde bahsedilen subay da tanıdık bir isim: Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir numaralı hukukçusu Genelkurmay Başkanlığı Adlî Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu. Taraf, 1982 yılında Mamak Askerî Cezaevi'nde teğmen olarak görevli bulunan Çubuklu'yu kendisine işkence yaptığı iddiasıyla Sıkıyönetim Mahkemesi'ne şikâyet eden Osman Köker'e ulaştı. Köker, cezaevinde "Sinsi" adını taktıkları Tuğgeneral Çubuklu'nun kendilerine yaptığı işkenceyi ve davanın nasıl kapatıldığını anlattı.

Mamak: 12 Eylül'ün işkence tezgâhı Osman Köker, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığında görülmekte olan bir siyasi dava nedeniyle 1981 yılında Mamak Askerî Cezaevi'nde tutuklu bulunuyordu. Mamak Askerî Cezaevi, 12 Eylül'ün işkence tezgâhlarından biri olarak ünlenmişti. İşkence için koğuşlardaki sayım sırasında "Sesin az çıktı, kafan yeterince dik değildi, esas duruşun bozuktu" bahaneleri bile yeterliydi. O işkencecilerden en ünlüsüne ise mahkûmlar sinsi adını takmışlardı. Osman Köker de 1981 yılının temmuz ayına kadar defalarca işkenceden geçti. Ama artık bir esir gibi değil bir mahkûm gibi davranmaya karar vermişti. Sayım sırasında başını istedikleri gibi kaldırmadı. O gün nöbetçi olan "sinsi" takma adlı subayın

"Tecziye (cezalandırın) edin" emriyle beş er tarafından işkenceye maruz kaldı. Saatler süren işkence sırasında bayılmadan önce son hatırladığı, erlerden birinin "Komutanım tutuklu ölüyor" demesine rağmen o subayın "Devam edin" emriydi. Köker, gördüğü bu son işkencenin ardından Mamak Cezaevi Komutanlığı'na hitaben bir dilekçe yazıp, ismini bilmediği nöbetçi subay ve erler hakkında suç duyurusunda bulundu. İşkencenin tesbiti için doktor muayenesine de çıkarılmayı talep ediyordu. Dilekçesine cevap verilmediği gibi komutanı şikâyet ettiği gerekçesiyle erler tarafından bir kez daha dövüldü.

Açlık grevine başlayan yan koğuştaki mahkûmların yargılandıkları mahkemede dilekçelerinin işleme konulmamasını mahkeme heyetine şikâyet etmeleri üzerine Kökerin de talihi döndü. Grup, mahkeme sonrası Cezaevi Komutanı Albay Raci Tetik'le yapükları görüşmede Köker'in işleme konmayan dilekçesini örnek göstermişti. Bunun üzerine Albay Tetik, Köker'le görüştü ve ikinci bir dilekçe yazması halinde işlenme konacağını söyledi. Albay Tetik'in makamında hazırlanan ikinci dilekçenin işleme konması üzerine Köker doktor muayenesine götürüldü. Doktor raporuyla

Çubuklu üç yılla yargılanacaktı

Doktor kontrolünün ardından erler "Hıfzı komutanımızı şikâyet edersiniz ha!" diyerek Köker'i tekrar dövdü. O ana kadar ismini bilmediği teğmenin adını da böylece öğrenmiş oldu. Teğmen'in soy ismini ise bir yıl sonra açılan davanın iddianamesinden öğrenecekti. Koğuşta "Sinsi" lakabını taktıkları subay Cezaevi Takım Komutanı Hıfzı Çubuklu'ydu. Çubuklu'nun yanı sıra kendilerine işkence yapan erlerin isimlerini de dosyada görmüşlerdi. Çavuşlar Mehmet Büyükarpacı, Veysel Sevinç, erler İbrahim Demir ve Mehmet Zeybek hakkında TCK'nın 245/1 maddesi uyarınca "darp ve cerh etme" suçundan üç aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla dava açılmıştı. 3 Numaralı Askerî Mahkeme'deki görülen duruşmaya Köker, 1983 yılı başında müşteki olarak ilk ve son kez çıkarıldı. Şikâyetlerini burada da yineledi ancak sanıklardan hiçbiri duruşmada yoktu. Askerler çoktan tezkere almış, subay da başka bir yere tayin edilmişti.

Köker, ilk duruşmanın ardından Malatya'da bulunan cezaevine nakledildi. Duruşmaları takip edecek bir avukat bulamadığı için de davanın sonucunun ne olduğunu yıllarca öğrenemedi. Geçen yıl Kara Kuvvetleri Komutanlığı arşivine başka bir davadan dolayı bilgi almak üzere gittiğinde, işkence davasıyla ilgili bilgi almak istemiş ancak olumsuz yanıt almıştı. Köker, "Çubuklu Genelkurmay Başkanlığı Adlî Müşavirliği'ne Tuğgeneral rütbesiyle atandığına göre davamız düşmüş olmalı" diyor. Köker geçtiğimiz hafta sonu işkence davasıyla ilgili Genelkurmay Adlî Müşavirliği'ne bir dilekçe sundu ve dosyasının akıbetini sordu. Çubuklu'nun sanık olduğu dava ile ilgi Köker'e nasıl bir cevap vereceği ise önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.

Kaynak: Taraf

Heyyyyyy duyuyor musunuz?
16 Nisan 2010 Cuma 13:23
Kapatılan DTP’nin eski Genel Başkanı Ahmet Türk’e Samsun’da düzenlenen yumruklu saldırı, toplumun bir kesiminde infial yarattı.

http://www.avazturk.com/upload/Image/Nisan/uyuyormusunuz.jpg

Hürriyet Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil, saldırıya tersten bakınca “liberal”-“demokrat” ve yandaş medyanın hedefi oldu.

Oysa Ahmet Türk’e saldırı ile aynı günlerde Şırnak’ın Balveren Beldesi yakınlarında askerleri taşıyan bir minibüse yapılan ve 1 yüzbaşı ile 2 erin yaralandı. Yaralılar arasında Yüzbaşı Levent Çetinkaya da vardı.

Ağır yaralanan Yüzbaşı Levent Çetinkaya, Şırnak'ta yapılan ilk tedaviden sonra Diyarbakır Askeri Hastanesi'ne sevkedildi.

Silah arkadaşı avazturk’e gönderdiği notta haklı olarak sitem, isyan ediyor:

Yılmaz Tankül uykuya yatalı 20 ay oldu ,yanına dün Levent Çetinkaya gitti . O da uyuyor. ikisi de şerefli birer subay ve jandarma yüzbaşıydılar.Kimin haberi var,kim duyuyor kim farkında.Ne için uyuyorlar soran var mı? Acı olan ne biliyor musun uğruna uykuya yattıkları milleti ise her gün aynı vurdumduymazlığa devam,kimi evlilik programlarında kendini pazarlar kimi sefa da eğlencede .Birinin burnu kırılır herkes ayakta...

Heyyy duyuyor musun? 2 YÜZBAŞI uyuyor hem de siz rahat uyuyun diye yattılar o uykuya.”

Yılmaz Tankül olayı

Yüzbaşı Yılmaz Tankül, 11 Ağustos 2008 tarihinde Erzincan'da askeri aracın geçişi sırasına teröristlerin uzaktan kumanda ile patlattıkları mayınlı saldırıda 9 silah arkadaşını kaybetti. Saldırıda ağır yaralanan Jandarma Yüzbaşı Yılmaz Tankül GATA’da tedavi görüyor.
avaztürk

Savunma Bakanlığı'nda din işlerinden sorumlu daire oluşturuldu
Turgut
Savunma Bakanlığı'nda din işlerinden sorumlu daire oluşturuldu. Daire ordunun içinde görev yapan inançlı askerlerin dini ihtiyaçlarının karşılanması ve orduda Hıristiyan ve Müslüman din adamlarının görevlendirilmesi ile ilgili konularda çalışmalarda bulunacak. Savunma Bakan Yardımcısı, basına yaptığı açıklamada, "Silahlı kuvvetlerde din işlerinden sorumlu masa kurduk. Bu kurum ordu birliklerinde görev yapacak din görevlilerinin çalışmalarını koordine edecek." dedi. NEREDE?Türkiye'de değil tabii ! RUSYA'da!
19 Nisan 2010 aktifhaber

20 Nisan 2010
Cengiz Semercioğlu
Hürriyet
Ağlanacak halimiz



Ne oldu Paşam, nedir bu üzüntünüz?

Bir şehit haberi mi aldınız.

Samsun'da çapraz ateşe tutulan polislere mi kahroldunuz...

Teröristler karakol mu bastı...

Yoksa gencecik bir Mehmetçik mayına mı bastı...

Bir şehit annesinin feryadı mı yüreğinizi dağladı...

Yoksa tatbikatta uçak düştü de haberimiz mi yok...

Demek bunlardan hiç biri değil!

Peki nedir bu gözyaşınızın sebebi hikmeti?..

Haa anladım, Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ı Bilica'nın üç kağıdıyla 1-0 yenmesinden etkilendiniz.

Siz de çok duygulanıp gözyaşlarınızı tutamadınız...

Peki bir lig maçına bu kadar ağladığınıza göre, Fenerbahçe bir ay sonra şampiyon olursa, tut ki seneye Avrupa'da kupa kaldırırsa ne yapacaksınız?..

Gözyaşlarınız sel olup mu akacak...

Futbolun alt tarafı bir oyun olduğunu unutup, görevdeyken ağlamadığınız kadar mı ağlayacaksınız?..

26 Nisan 2010
Giresun'da Askerî Araca Mayınlı Pusu : 1 Ölü 2 yaralı
Giresun’un Dereli ilçesi Tamdere köyündeki Kanlıhan köprüsünden bir askeri aracın geçişi sırasında, mayın patlaması meydana geldi. Patlama sonucu bir astsubay ölürken, 2 asker yaralandı. Bölgede operasyon devam ediyor. Olay, öğle saatlerinde yaşanan mayınlı patlamanın 10 km uzağında meydana geldi. haber101

Koramiral Otuzbiroğlu, adliyeden ayrıldı
15:30 - Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Balyoz soruşturmasında ifadesine müracaat edildikten sonra Beşiktaş'daki İstanbul Adliyesi'nden ayrıldı. 04.05.2010 İSTANBUL netgazete

Muş'ta Silahı Ateş Alan Asker Öldü
23 Temmuz 2010
Devriye görevi sırasında ateşi ateş alan asker, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Muş'ta devriye görevi yaparken, silahının kaza sonucu ateş almasıyla hayatını kaybeden Jandarma Komando Er Serdar Açık'ın ölüm haberi, Osmaniye'nin Düziçi ilçesindeki ailesine verildi. aktifhaber

1 aylık evli kadın, tabancayla canına kıydı

16:29 - İzmir'de Meryem B. (24), evinde kocası teğmen Bekir B. ile birlikte bulunduğu sırada, eşinin tabancasını göğsüne dayayarak ateş etti. Olay sırasında balkonda uyuduğu ve silah sesi üzerine uyandığı belirtilen Bekir B., karısını kanlar içerisinde bulu


En son Ekim tarafından Pts Nis 26, 2010 9:36 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Nis 21, 2010 8:12 pm    Mesaj konusu: DERS: MİLLİ GÜVENLİK KONU: FİŞLEME Alıntıyla Cevap Gönder

21 Nisan 2010
DERS: MİLLİ GÜVENLİK KONU: FİŞLEME
Liselerde Millî Güvenlik Dersleri'ne giren subayların, öğrenci ve öğretmenleri, "solcu, türbanlı, namaz kılıyor, sol görüşlü ve bölücü" olarak fişlediği belirlendi.

Liselerde Millî Güvenlik Dersleri'ne giren subayların, öğrenci ve öğretmenleri, "solcu, türbanlı, namaz kılıyor, sol görüşlü ve bölücü" olarak fişlediği belirlendi. Fişlenenler arasında müdür yardımcısı babasını ziyarete giden yedi yaşındaki türbanlı kız da var.

1998-2008 yılları arasında Milli Güvenlik JL Dersleri'ne giren muvazzaf ve emekli subay öğretmenlerin, Genelkurmay'ın emriyle öğretmen ve öğrencileri, 'solcu', 'türbanlı', 'namaz kılıyor', 'sol görüşlü' ve 'bölücü' olarak fişlendikleri ortaya çıktı. Asker öğretmenlerin, rapor haline getirdikleri fişlemeleri bağlı oldukları istihbarat birimlerine sundukları belirlendi. Raporların buradan da silsile yoluyla komutanlıklara kadar gönderildiği tespit edildi. Fişleme raporlarının il ve üçe güvenlik kurulu toplantılarında da gündeme geldiği belirtiliyor.

Yedi yaşındaki türbanlı listede

Devlet ve İmam Hatip liselerinin fişlendiği raporlarda birbirinden ilginç detaylar yer alıyor. Bazı okullarda pazartesi ve cuma günü düzenlenen törenlerde kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı sıraya girmeleri Milli Güvenlik Dersi öğretmenlerinin dikkatinden kaçmadı. Subay öğretmenler bu uygulamayı fotoğraflarıyla birlikte istihbarat birimlerine bildirdi. Yedi yaşındaki türbanlı kız çocuğunun müdür yardımcısı olan babasını okulda ziyaret etmesi de fişleme raporuna girdi. Öğretmenler odasında bulunan Zaman ve Türkiye gazeteleri ise "irticacı yayınlar" kategorisinde değerlendirildi.

Derste türban takıyorlar

Tarafın ulaştığı fişleme raporlarından biri 25 Şubat 2008 tarihli. Rapor, Van Erciş İmam Hatip Lisesi'nde Milli Güvenlik Dersi'ne giren İstihbarat Binbaşı Murat Ayvaz tarafından hazırlanmış.

Kız öğrencilerin okula türbanla geldiği ve derslerde türban çıkarılmadığı belirtilen raporda okul yöntemi hakkında suç duyurusunda bulunulduğu anlatılıyor. Suç duyurusu üzerine okul müdürünün, "Öğrenciler köyden geliyor, kız çocuklarının daha fazla okula gelmesi için velilerle söz kestik. Buna göre kız öğrenciler okulda başlarını açmayacak" dediği belirtilen raporda, bunun üzerine Binbaşı Ayvaz'ın şubat tatiline kadar bekleme karan aldığı kaydediliyor.

Binbaşı Ayvaz, sömestr tatilinin ardından 20 Şubat 2008'de kız öğrencilerin başlarını açmaması üzerine durumu bir tutanakla tespit edip dersten ayrılıyor. Kılık kıyafet yönetmeliğinin ihlal edildiğini savunan Ayvaz, bunu bir tutanakla Alay Komutan Vekili Yarbay Hamdi Aşa'ya bildirmiş.

İftar yemeği bile raporda

Bir başka fişleme raporu ise Albay Zeki Gülgün'e ait. İzmir'deki çeşitli okullarda Milli Güvenlik Dersleri'ne giren Gülgün, 11 Kasım 2006'da hazırladığı raporda dönemin Ege Ordu Komutanı Orgeneral Şükrü Sarışık'a okullarla ilgili bilgiler veriyor.

Gülgün raporunda Gaziemir'de Endüstri Meslek Lisesi'ni ziyaret eden yabancı konukların olduğunu, bazı öğrencilere ABD'den zarflar geldiğini, çevresindeki bazı okulların ise AKP'ye yakın olduğu ileri sürülüyor. İmam Hatip Okulları'nda Atatürkçü öğretmenleri yıldırma politikasının izlendiği belirtilen raporda İzmir Kız Lisesi'ndeki uygulamalar ayrıntılı olarak anlatılıyor. Okul müdiresinin "şeriatçı" düşüncede olduğu ileri sürülen raporda, din dersi öğretmeninin müzede görevli gösterilip okulda ders verdiği, okul müdiresinin Ramazan'da öğretmenlere iftar yemeği verdiği, okula katkı adına toplanan paralardan şeriatçı grupların düğünlerine çelenk gönderildiği iddia ediliyor. Emekli Albay Gülgün "Harun Yahya isimli sapık İslamcı yazarın kitaplarının da" okulun kütüphanesinde bulunduğunu Ege Ordu Komutanı'na bu ifadelerle rapor ediyor.

İşte fişleme soruları

Milli Güvenlik Dersleri'ne giren subay n^A öğretmenler tarafından doldurulan soru formlarında öğrenciler ve öğretmenler hakkında bilgiler toplanıyor. Yaklaşık 40 okulda yapılan fişlemede subay öğretmenler aşağıdaki sorular doğrultusunda rapor hazırlayarak üstlerine sunuyor. İşte "Milli Güvenlik Bilgisi Dersi Öğretmenleri İçin Kontrol Formu"ndaki sorulardan bazıları:

İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersine giren öğretmenlerin branşı uygun mu?
Başörtülü ve türbanlı olarak derse giren öğretmen var mı? Miktarı ne kadardır?
Öğrenciler namaz kılmak için zorlanıyor mu?
Öğrenciler oruç tutmaya zorlanıyor mu?
Kız öğrenciler beden eğitimine katılıyor mu?
Okul karma ise kız ve erkek öğrencilerin birbirleri ile temasını önlemek için özel önlem almıyor mu?
Okul personeli olmadığı halde okula gelen şahıslar var mı? Ne faaliyet yapıyorlar?
Anma ve kutlama yıldönümleri için gerekli törenler yapılıyor mu?
Atatürk köşesi var mı? Yeri uygun mu?
Okulda irticai maksatlı ses ve görüntü yayını yapılıyor mu?
Okulun harcamaları hangi kaynaktan sağlanıyor?
Okulun finansına İslami sermayenin etkisi nedir?
Öğretmenler arasında başta irtica olmak üzere yıkıcı, bölücü faaliyetleri destekleyen, destekler mahiyette konuşan irticai, yıkıcı, bölücü mahiyette yayın yapan gazete, dergi, kitap ve doküman okuyan personel var mı? Varsa isimleri nelerdir?
Okula devam eden öğrencilerin maddi durumu ne seviyededir?
Öğrencilere belirli dersane veya kişilerden ders almaları tavsiye ediliyor mu?
Okulda kütüphane var mı? Var ise irticai ve yıkıcı yayın var mı?
Öğrencilere irticai mahiyette kitap ve dergi okumaları tavsiye ediliyor mu?
Milli Güvenlik Bilgisi öğretmeni dersten çekildi mi? Çekildiyse hangi tarihte ve neden?
Okul özel mi, devlet mi yoksa vakıf okulu mu? Vakıfa ait ise kaynakları nelerdir? İslami örgütlerle ilişkisi ne düzeydedir? Parasal desteği nedir? Özel ve vakıf okullarında öğrencilerin ne kadarı aidat ödüyor? Kaç öğrencinin masrafı vakıf tarafından karşılanıyor?
Okul tek mi yoksa bir kompleksin parçası mı? Okulun civarında yakınında, okul idaresinin bağlı olduğu özel ya da vakfa ait ilköğretim okulu, Kuran Kursu, cami, mescit, yurt vb. var mı? Okul içinde hoparlörle ezan okunuyor mu? Okulda mescit var mı? Ders saatlerinde mescide namaz kılmaya gidenler var mı? Varsa kimlikleri tespit edilecek.
Öğrencilerden ferden veya birkaç kişi bir araya gelerek oluşturdukları grup olarak Sekiz Yıllık Eğitim ve Laiklik aleyhtarı propaganda veya şeriat yanlısı tavır ve davranış içinde bulunanlar var mı? Varsa kimlikleri?
Kaynak: Taraf

Balyoz Soruşturmasında 3 Tahliye
Balyoz darbe planı iddialarına yönelik soruşturma kapsamında 3 tahliye..

Balyoz darbe planı iddialarına yönelik soruşturma kapsamında tutuklu bulunan muvazzaf albaylar Abdullah Zafer Arısoy, Levent Çehreli ile emekli albay Ümit Özcan tahliye edildi.

İki albay soruşturma kapsamında daha önce de tahliye edilmişti. Savcıların itirazın üzerine yakalama kararı çıkarılmıştı. İkinci kez tutuklanan albaylara avukatlarının itirazı üzerine İstanbul 13. Ağır ceza Mahkemesi heyeti tarafındından tahliye kararı verildi.
aktifhaber

Asker , “gık” bile diyemeyecek!
Ahmet TAKAN
ahmettakan@avazturk.com
23 Nisan 2010Cuma

Bedelli askerlik çıkar mı, çıkmaz mı?

Horoz’a sormuşlar, “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?” diye. Horoz da cevap vermiş ya; “ben onu bunu bilmem işimi yapar giderim.”

Bu iktidarı ne kadar eleştirsek ne kadar yerden yere vursak da bir hakkı teslim etmemiz gerekir. Adamlar işlerini çok iyi yapıyorlar. İktidar nasıl olunur herkese gösteriyorlar.

MİT Müsteşarlığı’na Fethullah Gülen cemaatine ailece bağlılığı ile bilinen Hakan Fidan önce Müsteşar yardımcılığı koltuğuna oturtularak getiriliyor. Astsubaylıktan ayrılma Hakan Fidan’ın (kimse astsubayları küçük gördüğümü sakın ha düşünmesin başka bir şeye dikkat çekeceğim) MİT’in en tepesine oturtulmasına neden Genelkurmay’dan bir tepki yok.

Hani MİT Müsteşarlığı Korgenerallik seviyesindeydi? Emekli Orgeneral Edip Başer MİT’in başına düşünüldüğünde Genelkurmay Başkanlığı yeri göğü inletmişti, “vay efendim olmazmış da orası korgenerallik seviyesindeymiş de… falan filan” diye..

Şimdi ne oldu? MİT Müsteşarı tenzili rütbeye uğratıldı da bizim haberimiz mi yok?

Herkes bu atamaya TSK ne diyecek diye merakla beklerken “gık” çıkmıyor. Yalnızca Genelkurmay Karargahlarında Fidan’ın ailesinin yaşayışı hakkında mideden gurultular çıkıyor. Paşalarda biraz gaz sıkışması oldu. Onu da Kızılay sodası içerek gidermeye çalışıyorlar.

Genelkurmay eski Başkanı Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın, Birgün Gazetesi köşe yazarı Fikri Sağlar aleyhine “kişilik haklarına saldırdığı” iddiasıyla açtığı tazminat davasında önemli bir gelişme yaşanıyor. Büyükanıt ile Başbakan Erdoğan arasında Dolmabahçe Sarayı’nda gerçekleşen görüşmeyle ilgili iddialara ilişkin ilk kez mahkeme kararıyla araştırma yapılacak.

Bu çok önemli bir gelişme. Taraflar bir süre daha işi büyütmüyor gibi yapabilir. Fakat, kazın ayağı öyle değil.

Genelkurmay Karargahı’nda öyle bir sıkıntı var ki sormayın gitsin.

Koca koca paşaların bir inancı var ki; O da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Maliye Bakanlığı’nda kurulan özel-gizli bir şube. Bu şube ne yapıyormuş?

Paşalar ve aile fertlerini daha çok da eşlerin tüm harcamalarını ve para trafiklerini takip ederek Tayyip Erdoğan’a bildiriyormuş. Filiz Büyükanıt’ın harcamalarından çok şeylerin bundan sonra taraftar medyanın sütunlarını süsleyeceğini iyi biliyorlarmış. Tahmin ettikleri başka şeyler de var;

Diğer paşa eşlerinin harcamaları hakkında da önce taraftar medyaya bilgiler sızması ve ardından bunların yargıya taşınması.

Durun daha bitmedi. esas sıkıntı bu işlerin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un eşine kadar sıçrayabileceğinde.

Karargah’ta gaz sıkışması yükseliyor ama “gık” yok.

Dahası da var. Pandora’nın kutusu bir kez açıldı ya!.. Bu Maliye Bakanlığı’nda asker faaliyetlerini takip için kurulan özel şube var ya;

Adamlar yememişler, içmemişler TSK’nın modernizasyon faaliyetlerini de enine boyuna incelemişler. Dosyalar Erdoğan’ın önünde duruyormuş.

Yine, sıkıntı taraftar medyaya ilişkin! “Bu dosyalar çarpıtılarak ya taraftarlara sızdırılırsa?”. Yine Paşalara mahkeme yolları!...

Genelkurmay’ın gaz sıkışması biraz daha arttı mı? Ama hala “gık” yok. Nasıl olsun ki?

Askeri cenahta bir başka cepheye geçelim. Dünyanın saygılı ve saygın çelik üreticilerinden ERDEMİR’in sahibi OYAK’a.

Hatırlarsınız ERDEMİR özelleştirilirken bir dünya gürültü kopmuş sonra bu dev kurum OYAK’a geçince biraz olsun rahatlayıp “oh” demiştik.

O özelleştirme hengâmesinde talepler arasında Hindistan şirketi Mittal’in de çokça adı geçmişti. Yahudi kökenli gizli İngiliz sermayesinin en zengin işadamlarından Hintli Lakshmi Mittal ‘de ERDEMİR’e yine talip olmuş. Bizde havasını aldı gitti zannetmiştik. ERDEMİR OYAK’a geçtikten bir süre sonra yine bu şirketin adını bu sefer “OYAK’tan satın almak için görüşme masasına oturuldu “ diye duymuştuk ama bu haberler yalanlanmıştı.

Ankara’nın üst düzey koridorlarında konuşulanlara göre; Arcelor-Mittal ile OYAK’ın görüşmelerinde son safhaya gelinildi. ERDEMİR satışı oldu olacak noktasında.

Tekrarda fayda var. Dünyanın en önemli ve ülkemiz için stratejik öneme sahip ERDEMİR’i kim nereye satmak üzere?

TSK mensuplarını maaşları ile kurulan OYAK, İngiliz sermayesinin en önemli kuruluşu (siz hala Hintli olarak kabul etmekte serbestsiniz) Arcelor-Mittal’a.

Ben buradan ancak bu kadarını duyabiliyorum. Siz bir şeyler duyabiliyor musunuz?

Duyamazsınız!

Neden?

Çünkü; “Gıkları” çıkmıyor ve çıkamaz da ondan.

Ben asker düşmanı mıyım? Bu satırların yazarını takip edenler bu soruyu cevaplasın.

Ben bu aziz vatan için sadece işimi yaparım…

23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramınız Kutlu Olsun…

Avaztürk

5 Nisan 2010
Asker Hastanede İntihar Etti
İzmir'de vatani görevini yapan bir er, görev yaptığı Askeri Hastane'de tüfekle intihar etti.

Hatay semtinde bulunan Asker Hastanesi'nde askerliğini yapan 90/1 tertip er Hayrettin Gençarslan (20), piyade tüfeğiyle kendisini çene altından vurdu.

Silah sesini duyup gelen askerler, Gençarslan'ın olay yerinde yaşamını yitirdiğini belirledi. aktifhaber


Deniz Kuvvetleri, askeri öğrenciler arasındaki GAY ilişkiyi resmen kabul etti.
26 Nisan 2010
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Harp Okulu'ndaki 30'un üzerinde öğrenci arasında yaşanan eşcinsel ilişkileri resmen bir açıklamayla doğruladı.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Deniz Harp Okulu'nda bir grup öğrenci arasında tüyleri diken diken eden cinsel sapkınlıklar yaşandığı bilgi ve belgelerle ortaya çıkmıştı. Yaklaşık 32 öğrenciyi kapsayan skandalda, öğrenciler arasındaki eşçinsel ilişkiler resmi raporlara geçmişti. Okulun tuvaletinde iki askeri öğrencinin girdiği cinsel ilişki sırasında basılmaları ise iğrençliğin boyutunu gözler önüne sermişti.

Konunun resmi makamlara da yansıdığı sorgulama sırasında kaydedilen resmi ses kayıtlarının habervaktim.com sitesinde yayınlanmasıyla şok biçimde gözler önüne serilmişti.

Skandalla ilgili bazı öğrencilerin bizzat Ankara'ya ilettikleri ısrarlı şikayetler üzerine harekete geçmek zorunda kalan okul idaresinin, bütün öğrencilerin bilgisayarlarını incelediği, 32 öğrencinin bilgisayarlarında sapkın cinsel içerik ve bu öğrencilere ait okul içerisinde çekilmiş eşcinsel olduklarını gösteren resimler bulduğu, bu gelişmeler üzerine 32 öğrencinin Alay Komutanı Albay F. G.'nin başkanlığındaki bir heyet tarafından sorgulandığı bilgisi aktarılıyordu.

Olayın kamuoyuna sızmaması için sapkınlığı ortaya çıkaran sorgulamaları yapan personelin tasfiye edildiği iddiası da yer alıyordu.

Olayın resmi ses kayıtları ve belgeleriyle ortaya çıkmasının ardından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı haberi ortaya çıkaran Habervaktim.com sitesine bir açıklama gönderdi. Komutanlık açıklamasında olayı doğruladı ve soruşturma başlatıldığını şuan 3 öğrencinin okuldan atıldığını duyurdu.

Deniz Kuvvetleri'nden Yapılan açıklama şöyle:

“Deniz Harp Okulu hakkında habervaktim.com sitesinde yeralan haberler gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır.

Haber konusu iddialar ile ilgili olarak yapılan soruşturmalar sonucunda 3 öğrencinin okul ile ilişiği kesilmiş; 4 Şubat 2010 tarihinde Kuzey deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından adli soruşturmaya başlanılmıştır.”
aktifhaber

26 Nisan 2010
Paşaların Koruma Skandalı
Emekli paşaların yakın korumalarını amaç dışı her işlerine koşuşturduğu ortaya çıktı. Yakın koruma amacıyla tahsis edilen araç ve askerler keyfi işlerde kullanılmış.

Emekli paşaların “yakın korumalarını” amaç dışı, özel her işlerine koşuşturduğu ortaya çıktı. Eski MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç, eski Jandarma Genel Komutanı Org. Fevzi Türkiye gibi isimlerin emekli olduktan sonra kendilerine “yakın koruma” amacıyla tahsis edilen araçlar ve askerleri keyfi işlerinde kullandıkları saptandı.

Ulaştığı resmi bir belge detaylı olarak incelendiğinde Orgeneral rütbesinden emekli olan Tuncer Kılınç, Tamer Akbaş, Kemal Yamak, Halis Burhan, Fevzi Türkeri, Yener Karahanoğlu, Doğan Güreş ve Nezihi Çakar'ın kendilerine emekli olduktan sonra “koruma” maksatlı verilen araçlar ve askerleri adeta “hizmetçi ulaşım aracı” ve “hizmetçi” olarak kullandıkları görülüyor. Belgeye göre, bu emekli Orgeneraller askerler ve araçları sürekli hastaneye, eczaneye, alışveriş merkezine, kuru temizleyiciye gönderiyor.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Özel Koruma Taburu Yakın Koruma Bölük Komutanlığı tarafından Özel Koruma Tabur Komutanlığı'na gönderilen 02.01.2009 tarihli resmi belgede, “YAKIN KORUMA TİMİNİ AMAÇ DIŞI KULLANAN KORUNAN PERSONEL” başlığı altında, bu 8 emekli orgeneralin yakın koruma timini nerelerde kullandığı ayrıntılı bir şekilde sıralanıyor. Belgede sadece bir ayın(Aralık 2008) dökümü yer alıyor.

TAMER AKBAŞ: DİSPANSERE, MÜZİK EVİNE, BANKAYA…
Belgeye göre 2008 Aralık ayı içinde E. Org. Tamer Akbaş'ın yakın koruma aracı ile 2 kez Merkez Ordu Evine, 1 kez eczaneye, 1 kez müzik okuluna, 5 kez bankaya, 1 kez hastaneye, 1 kez dispansere, 1 kez Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na gidildi. Diğer emekli paşalarda durum ise şöyle:

TUNCER KILINÇ: POSTANEYE, ALIŞVERİŞ MERKEZİNE
2 kez bankaya, 1 kez Mehmetçik Vakfı'na, 1 kez postaneye, 1 kez eczaneye, 1 kez de Optimum Alışveriş Merkezi'ne gidildi.

HALİS BURHAN:
2 kez bankaya, 2 kez eczaneye gidildi.

KEMAL YAMAK:
1 kez hastaneye, 1 kez kuru temizlemeciye gidildi. 2 kez Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'ndan bir hemşire getirildi.

FEVZİ TÜRKERİ:
7 kez bankaya, 1 kez PTT'ye gidildi.

YENER KARAHANOĞLU:
1 kez elektrik idaresine, 2 kez bankaya, 1 kez pastaneye, 1 kez evrak bırakmaya, 2 kez alış verişe, 1 kez de Digitürk bayisine gidildi.

DOĞAN GÜREŞ:
4 kez bankaya, 6 kez eczaneye gidildi.

NEZİHİ ÇAKAR:
3 kez PTT'ye, 3 kez bankaya, 4 kez hastaneye gidildi.
Aktifhaber

Şamil Tayyar / Star
Paşam Bu İddialar Doğru Mu?

Topçu Albay olduğunu iddia eden ve ismini açıkça yazan bir şahıstan mektup aldım. Islak imza yok, el yazısı yok, bilgisayar çıktısından ibaret...

Mektuptaki ismin “gerçek” olduğunu sanmıyorum, hatta asker bile olmayabilir. Burada önemli olan bölüm, mektuptaki iddia...

Şöyle diyor: “Mart ayı içerisinde birlik komutanları tarafından sözlü bir emir verilerek herkesten Ergenekon zanlılarının avukat paraları için yardım edilmesi istendi.”

Ya vermeyen olursa?

Devam ediyor: “Hiçbir yazılı emir yok, ihtiyacın miktarı bilinmiyor, yapılan yardımın yerine ulaşıp ulaşamayacağı konusunda endişelerimiz var ama komutanlarımız tarafından aba altından sopa gösterilerek mutlaka para vermemiz gerektiği söyleniyor, biz de mecburen veriyoruz.”

İstenen yardımın miktarı belli mi?

Cevap: “Verdiğimiz paranın miktarı bile beğenilmiyor. 5 lira verdiğimiz için ihanet etmişiz gibi davranılıyor.”

Bu iddiaların ardından şu tespite yer veriliyor: “Devletin sağladığı imkanlar dışında şehitlerinden geri kalanlara sorumluluğunu yerine getirme konusunda böyle geniş çaplı bir kampanya TSK’nde henüz görülmedi.”

Küçük bir araştırma yaptım, bu iddiaları teyit edecek benzer bilgilere ulaştım.

Bu arada bazı internet sitelerinde yardımın belgeleri yayınlandı...

Hadi diyelim, yanlış alarm, belgeler sahte, hepsi yalan...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un 16 Mart 2010 tarihli Hürriyet’teki röportajını yeniden okudum.

Balyoz operasyonuna gönderme yapılarak yöneltilen “Tutukluların aileleriyle ilgileniliyor mu?” sorusuna Başbuğ şu cevabı veriyor: “Tutuklu personelin maaşlarının yarısı kesiliyor, yaş ve sağlık durumu var, avukat ücretleri ödenmeli.”

Nasıl bir yardım düşünüyorsunuz?

Başbuğ, bu soruya da şöyle karşılık veriyor: “Şu anda kendi aramızda yardım ediliyor, resmen değil. Ama vakıf düşünüyoruz. Ölüm ve yaralanmalarda devreye giren dayanışma vakfı gibi...”

Şimdi, Genelkurmay Başkanı’na soruyorum: Ergenekon sanıkları, Balyoz ve Kafes şüphelileri için TSK bünyesinde nasıl bir yardım kampanyası yürütülüyor? Subay ve astsubaylar bu yardıma zorlanıyor mu?

Efendim, bu şahıslar hakkında henüz mahkeme kararı yok, suçlu muamelesi yapılması doğru mu?

O halde şu soruma cevap verebilir misiniz: Bu soruşturma ve davalardaki askeri personel için gösterilen insani duyarlılık, haklarında hiçbir mahkeme kararı olmadan YAŞ kararıyla atılan personel için neden gösterilmedi?

Emekli albay, Cuma namazında öldü
15:20 - Bursa'da, Yeni Cami'de Cuma namazını kılmak için camiye gelen emekli Albay Hurşit Yeniler (76), ezanın okunması ile birlikte ayağa kalktı. Ancak Yeniler birden yüz üstü yere yığıldı. Camiye gelen vatandaşlar, durumu 112 ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri cuma namazı kılındığı sırada şahsı hayata döndürmek için uzun süre uğraştı ancak Yeniler kurtarılamadı. 30.04.2010 BURSA netgazete

01 Mayıs 2010 13:55
Erdoğan'a Küfreden Subaya Dava
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a küfür ettiği iddia edilen eski bir havacı subay hakkında dava açıldı...

Eskişehir'de 4 yıl önce 1'nci Hava Kuvveti Komutanlığında görevliyken televizyondan seyrettiği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a küfür ettiği iddia edilen eski bir havacı subay hakkında dava açıldı.
Alınan bilgiye göre, 1'nci Hava Kuvveti Komutanlığında 4 yıl önce pilot olarak görev yapan yüzbaşı H.A'nın (40), bir televizyon programında seyrettiği Başbakan Erdoğan'a küfür ederken çekilen görüntüleri bir internet paylaşım sitesinde yayımlandı.

Bu olayın öğrenilmesi üzerine Askeri Savcılık H.A. hakkında soruşturma başlattı. Askeri Savcılıkça yapılan tahkikat sonucunda görevsizlik kararı verilerek dosya Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.

Cumhuriyet Savcısı tarafından 16 Martta hazırlanan iddianamede, şu görüşlere yer verildi:

''Olay tarihinde müştekinin (Başbakan Erdoğan) yurt gezisindeki bir çalışması sırasında konuşmasının şüpheli H.A. ve olayın tanıkları tarafından basından dinlenildiği sırada şüpheli H.A. müştekiye (Başbakan Erdoğan) kızarak, birden fazla alenen sövdüğü, tanıklardan birinin bu olayı kayda alarak daha sonra bir paylaşım sitesine vermesi sonucu olayın ortaya çıktığı belirlendi. Askeri Savcılıkça yapılan tahkikat sonucunda görevsizlik kararı verildi ve dosya İl Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Şüpheli H.A'nın bu suçu işlediği konusunda 1'nci Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Savcılığı'ndan gelen görevsizlik dosyası ve tüm ekleri, adli emanet makbuzu, tanık beyanları, olay tutanakları, olaya ilişkin CD'lerle tüm soruşturma evrakı kapsamından anlaşıldığından, yargılamanın mahkememizde yapılarak şüphelinin eylemine uyan ve yukarıda tatbiki istenilen sevk maddeleri gereğince cezalandırılmasına kamu adına iddia ve talep olunur.'' aktifhaber

02 Mayıs 2010 13:53
'Mütareke Basını Bile Yazmaz'
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Tunceli'de yaşanan hain saldırıyı kınamak yerine medyaya yüklenmeyi tercih etti...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, terörle mücadeleye yönelik her türlü eleştiriyi saygıyla karşıladıklarına dikkat çekerek, “Ancak bugün maalesef Türkiye'de basının bir bölümü, çok açık söylüyorum, İstiklal Savaşı’ndaki mütareke basınını dahi aratacak seviyede” diye konuştu. Orgeneral Başbuğ, “Ben inanıyorum ki, mütareke basını dahi bu kadar hain bu kadar önyargılı değildi” dedi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Kara Harp Okulundaki 1962 yılı mezunlarıyla Anıtkabir ziyaretinden sonra açıklamalarda bulundu. Terörle mücadelenin kapsamlı bir harekat olduğunu ifade eden Orgeneral Başbuğ, “Bu kadar kapsamlı harekatta bazı eksiklikler olabilir. Biz her zaman söylüyoruz elbette olabilir objektif verilere dayanan gerçekçi, bilgiye dayanan, terörle mücadeleye yönelikte her türlü eleştiriyi saygıyla karşılıyoruz. Ancak bugün maalesef Türkiye'de basının bir bölümü, çok açık söylüyorum, İstiklal Savaşı’ndaki mütareke basınını dahi aratacak seviyede. Ben inanıyorum ki, mütareke basını dahi bu kadar hain bu kadar önyargılı değildi. Bugün bir olay oluyor. Daha en ufak bir bilgi yok, hemen olayla ilgili olarak komplo senaryoları ortayla atmak ve her şeyde Türk Silahlı Kuvvetleri’ni eksik göstermek hainliktir” dedi.

-HAKSIZ ELEŞTİRİLER-

Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik haksız eleştiriler yapıldığını belirten Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, haklı, bilgiye dayanan, sağlıklı eleştirilere her zaman açık olduklarının altını çizdi. Orgeneral Başbuğ şunları kaydetti:

"Elbette hatamız varsa yerine getirmek bizim görevimiz, karşı tedbirleri almak. Ama haksızlıklara hayır. Kötü niyetlilere hayır. Her vesileyle Silahlı Kuvvetler'e saldırmayı kendine görev addeden başka bir görevi yok bu basının, bu medyanın. Yok. Ayıptır. Ben gerçekten İstiklal Savaşı'ndaki mütareke basınının bile bunlardan daha düzgün, daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Bu kadar hain değildiler.

Bakın, uzmanımız şehit oluyor, deniliyor ki 'Niye uzmanlar yalnızca şehit oluyor?' Bu ne kadar ayıptır? Bu ne biçim insanlıktır? Ben erimle, erbaşımla, uzmanımla, astsubayımla, subayımla, generalimle nasıl ayırım yaparız? Bizim için her can önemlidir, değerlidir. Yani subayın canı daha fazla değerli, astsubayın az... Bu ne kadar hainliktir. Bunu açıkça ifade ediyorlar, 'Niye uzmanlar şehit oluyor?' Sanki bunu söyleyenler uzmanları çok seviyor, onların çok hakkını koruyor. Hayır arkadaşlar, bu değil. Bu tamamen Silahlı Kuvvetler personeli arasına nifak sokmak. Bu adiliktir.
Ertesi gün çıkıyorsunuz, 'Niye subay şehit olmuyor?' Utansınlar.”

-“LANETLİYORUM”-

İki günde 6 şehit verildiğini hatırlatan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, “Bir subay, bir astsubay, bir uzman çavuş, üç tane Mehmetçiğimiz. Bunlar omuz omuza görev yapıyor. Bana göstersinler hangi orduda tugayının başında 20, 30 gün harekata katılan general var? Hangi orduda? Terbiyesizliktir artık bu” diye konuştu.

Özellikle ön yargılı olmayan, olaylara objektif bakan, doğru olduğu zaman eleştiri yapan basına saygı duyduğuna dikkat çeken Orgeneral Başbuğ şunları söyledi:

“Onları bir kenara bırakıyorum ama sadece ve sadece haksız yere, yalanlara dayalı olarak Silahlı Kuvvetlere saldırı için her vesileyi kullanan basını lanetliyorum." aktifhaber

Balyoz'da son perde; Savcı 8 muvazzafı çağırdı
03 Mayıs 2010 Pazartesi 21:02
Ahmet TAKAN

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in durdurduğu Balyoz operasyonun da son perde açılıyor.

Savcılık, Balyoz semineri’ne katılan 162 muvazzaf askerin ifadelerinin alınması için çalışma başlattı.

Edinilen bilgilere göre savcılığın tebligatları İstanbul Merkez Komutanlığı’na peyder pey ulaşmaya başladı. Salı 8, Çarşamba 8 ve Perşembe günü de 7 kişinin ifadesinin alınması kararlaştırıldı.

İstanbul Merkez Komutanlığı ilgililere savcılığın tebligatını ulaştırmaya başlandı. Salı günü üst rütbeli kişilerin de aralarında bulunduğu bazı subayların ifadeye gidecekleri bildirildi.

Çarşamba günü ifade vermeye gidecekler arasında Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu'nun da olduğu kaydediliyor.

30’dan fazla tutuklu

2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda yapılan Balyoz Semineri’ne katılan ve bugüne kadar 30’dan fazlası tutuklanan 162 asker arasında 25 muvazzaf general var.

Balyoz listesi
Org. Çetin Doğan,
Tümg. Nejat BEK,
Korg. M. Korkut ÖZARSLAN,
Tuğg. Abdullah DALAY,
Kur.Kd.Alb. Necdet BELEN,
Kur.Alb. A.Baki ERDOĞAN,
Kur.Alb. Musa İSTEK,
Per.Yzb. Göksel DURAN,
Kur.Alb. İzzet OCAK,
Alb. Zafer ARISOY,
Alb. Ziyanur YAVUZ,
Kur.Alb. Süha TANYERİ,
Kur.Alb. Bülent TUNCAY,
Kur.Alb. Burhan HASIRCI,
Top.Alb. İdris KASAP,
Ulş.Alb. Hulusi ONURBİLEN,
Kur.Yb. Bayram TANRISEVDİ,
Kur.Yzb. Tanju POSHOR,
Kur.Alb. Muammer BAYRAM,
Kur.Alb. Ahmet GÜRPINAR,
Ord.Alb. Hüseyin KOCABIYIK,
İs.Kd.Alb. Hakan ŞENKAL,
İs.Alb. İsmail PALACI,
Mu.Alb. Altan BATIBAY,
Mu.Alb. Selfet ÖZGÜR,
Kur.Kd.Alb. Tacettin ÖZKAN,
Korg. Engin ALAN,
Tuğg. N.Ali KARABABA,
Tuğg. M.Kemal TUTKUN,
Tuğg. Uğur UZAL,
Tuğg. Gürbüz KAYA,
Kur.Alb. Mustafa ÇALIŞ,
İs.Alb. Numan ARSLANYER,
Kur.Alb. Nurettin IŞIK,
Kur.Alb. Ünal AKBULUT,
Kur.Alb. Yunus AKTAN,
Kur.Alb. Ali Rıza SÖZEN,
Kur.Alb. H.Basri ASLAN,
Kur.Yb. İbrahim BOLADAN,
Kur.Yb. E.Numan BAŞBOĞA,
Kur.Bnb. Kenan KALAY,
Kur.Bnb. Erdal DODURGA,
Kur.Bnb. Sami YÜKSEL,
Kur.Yzb. Bekir KOÇAK,
Korg. Şükrü SARIIŞIK,
Tümg. Behzat BALTA,
Tuğg. Halil KALKANLI,
Tuğg.Tuncay ÇAKAN,
Tuğg. Hasan Fehmi CANAN,
Tuğg. Erkal BEKTAŞ,
Tuğg. Ahmet YAVUZ,
Kur.Alb. Ali TUNA,
Tnk.Alb. Mustafa BABACAN,
Kur.Alb. Erdal AKYAZAN,
Kur.Alb. H.İbrahim ÇİÇEKSİZ,
Kur.Alb. Caner ŞENKARDEŞ,
İs.Alb. Deniz ÖZTUNALI,
Mu.Alb. Vedat ÖZÜNÖZÜ,
Kur.Alb. Ahmet KÜÇÜKŞAHİN,
Kur.Alb. Arif KARADUMAN,
Kur.Alb. Mümtaz CAN,
Kur.Alb. Ahmet TOPDAĞI,
Kur.Alb. Ömer KARABİBER,
P.Yb. Tuncer ÜNALAN,
Kur.Bnb. Fatih ALTUN,
Kur.Bnb. Gökhan ÜSTÜNDAĞ,
Öğr.Bnb. Adem KARATAŞ,
Kur.Bnb. Nuri GAYIR,
Kur.Bnb. İlhami ULU,
Kur.Bnb. Hakan ESER,
Kur.Bnb. Erkal KUZUOĞLU,
Kur.Yzb. Ömer TURGUT,
Korg. Ayhan TAŞ,
Tuğg. Faruk O.MEMİOĞLU,
Tuğg. Kaya VAROL,
Kur.Alb. A.İhsan ÇUHADAROĞLU,
Kur.Alb. Bekir MEMİŞ,
Kur.Alb. Namık KOÇ,
Kur. Alb. Recep YILDIZ,
Kur.Alb. Yüksel YALÇIN,
Kur.Yb. Vahap ÖZOĞLU,
Kur.Yb. Metin DİKİCİ,
Kur.Bnb. E.Şeref HÜCÜPTAN,
Kur.Yb. Metin TOKER,
P.Ütğm. Enver ÖRTEL,
P.Ütğm. Süleyman ALTAY,
Korg. Ergin SAYGUN,
Tümg. M.Yavuz YALÇIN,
Tuğg. İhsan BALABANLI,
Tuğg. Yurdaer OLCAN,
Tuğg. Zekeriya ÖZTÜRK,
Kur.Alb. Turgut DEĞERLİ,
Kur.Kd.Alb. Suat AYTIN,
Kur.Alb. Erdal TATLI,
Kur.Alb. Emin KÜÇÜKKILIÇ,
Kur.Alb. Kasım ERDEM,
Kur.Alb. Beşler GÜZEL,
İsth.Kd.Alb. Feyyaz ELKOCA,
Kur.Alb. Kazım GÜNEŞ,
Kur.Alb. İsmet KIŞLA,
Kur.Bnb. Erdal HAMZAOĞULLARI,
P.Bnb. Selami SÖZER,
Kur.Bnb. Abdullah YİĞİT,
Kur.Bnb. Faruk YILDIRIM,
Kur.Yzb. Ahmet ŞİMŞEK,
P.Ütğm. Gökhan KARABULUT,
Tuğg. Gafur AKSU,
Tnk.Alb. Mustafa KILIÇ,
İs.Yb. Ahmet GÖRGÜN,
Mu.Bnb. Hakan TUFAN,
Kur.Alb. İbrahim ERGE,
İs.Bnb. H.Ercan KARAMANLI,
P.Alb. Selçuk ÖZKARDEŞKAYA,
İsth.Kd.Alb. Mehmet ERKOL,
Ulş.Alb. M.Ali ÇETİNKAYA,
Kr.Plt.Alb. Yüksel ALTINEL,
Kr.Plt.Bnb. Gazanfer EMİROĞLU,
Kr.Plt.Yzb. Engin AYDIN,
İs.Yzb. Kazım ÖKTEN,
Hv.Svn.Bnb. Ata ARAT,
Kur.Yzb Oksal ÇELİK,
İsth.Yzb. S.Teoman DİKEÇ,
Kur.Alb. Nuri DAĞGEZ,
P.Bnb. Ufuk YETİŞTİREN,
P.Kur.Alb. İlker AKBULUT,
P.Kur.Bnb. Şahin Ünsal UYSAL,
Kur.Alb. Sait ÜNLÜ,
Kur.Alb. Namık Kemal ÇALIŞKAN,
Kr.Plt.Bnb. Okan TARGAL,
Top.Bnb. Erol ESENER,
P.Bnb. Orhan GÖÇER,
Ord.Bnb. Cavit GÜLER,
Lv.Bnb. Mehmet KÖKSAL,
Hv.Svn.Alb. Mehmet ŞİŞMAN,
P.Bnb. Mükremin ÇETİNTAŞ,
P.Yzb. Bilal ÖZTÜRK,
Kr.Plt.Yb. Vedat YÜKSEK,
Kr.Plt.Bnb. Ergun BOL,
Dz.Kur.Alb. Fazıl BİLEN,
Dz.Kur.Yb. Erdoğan GÜLEN,
Yzb. Sezai GÖK,
Hv.Svn.Bnb. A.Murat KALYONCU,
Tümg.Abdülkadir ERYILMAZ,
J.Kd.Alb. Cahit AYDIN,
J.Kur.Bnb. Hanifi YILDIRIM,
J.Kur.Bnb. Murat ÖZÇELİK,
J.Kur.Bnb. Hacı İLBAŞ,
Tuğg. Mehmet PINAR,
Dz.Kur.Alb. Hasan KARAGÜL,
Top.Kur.Al. Ahmet ARIKAN,
Kur.Alb. Hasan DURAK,
Mu.Yzb. Oktay CEYLAN,
P.Kur.Alb. Muharrem ÖZCAN,
Tuğg. Tevfik ÖZKILIÇ,
Albay Doğan ASLAN,
Albay Vahit AYDOĞAN,
Albay Nevres ERKİN,
Albay Süleyman TAŞ,
Yarbay Şevki GENÇTÜRK,
Binbaşı M.Ali ALTAŞ,
Tuğg. Cevdet KURNAZ,
Kur.Alb. Cevat YAZGILI.

Avaztürk

Hainlerle içtiğiniz viskileri unuttunuz mu paşam?
03 Mayıs 2010
Ahmet TAKAN
ahmettakan@avazturk.com

Yurdun dört bir yanından her ocağa kor alevler düşmeye başlayınca, sıra sıra al bayrağa sarılı şehit cenazeleri gelince Genelkurmay Başkanımız sayın İlker Başbuğ kükremiş:

“Mütareke basını dahi bu kadar hain değildi”

Öyle sert mesajlar vermiş ki sanırsınız bu sefer terör belasını kökünden kazıyacak. Ama paşamın demecini okuyunca zannediyorsunuz ki ;“hain medya mensupları almış silahı eline basmış sınır karakollarımızı!”

Mazeret bulma ve yaratma değil de icraat koltuğunda oturan hem de TSK'nın komutanı olan İlker Paşa tamamen basına cevap vermiş,basının iddialarını çürütüp onlara hakaret ederek yanan kalplere su dökeceğini zannetmiş.

Şimdi, sayın paşam o “hain” ilan ettiğiniz basının mensupları uzaydan gelmedi. Hepsi farklı görevlerde farklı medya organlarında bir zamanlar sizlerle ballım güllüm idiler.O isimler-hele bazıları var ki tüm karanlık geçmişlerine rağmen- sizin (yalnızca şahsınızı kastetmiyorum) neredeyse kankanızdı…

Bundan seneler öncesini hatırlayın; şu 28 Şubat sürecine, hatta daha da gerilere gidin.Özel odalarda,yemeklerde,salonlarda buluştuğunuz günlere gidin.Viskilerinizi yudumlayıp ülke üzerinde ahkam keserken ,onlarda ne kadar kuzu kuzu dinliyorlar,siz şak diye emrediyor onlarda tak diye yazıyorlardı.Hem de ne yazılar;

Üst perdeden “laiklik elden gidiyor”, “kahrolsun şeriat”, “yobazlar” vs...vs...Birde en derin siyasi konuları konuştuğunuz zaman size öyle sadıktılar ki gazetelerine bir asker şapkası koyup isminizi vermeden “asker diyor ki” başlığını atıp ülkeye ne biçim korku salarlardı değil mi?

Ha !

O sizden akreditasyon alma rekabetleri. Medyada askerin en güvendiği ve en yakın olma gazetecisi avantajları. Gazete patronları ile yaptığınız görüşmeler ve terfi ettirdiğiniz gazeteciler...
Siyasilere çeşitli vesileler için gönderdiğiniz elçi gazeteciler. Birçoğunu nasıl kullanacağınızı çok iyi bilirdiniz.Kim nerde hangi ihaleleri takip eder hangi terör örgütü ile geçmişte nasıl bir bağlantısı var,hangi yabancı servisler tarafından kullanılırlar,kimlerin hesaplarına nerelerden ne kadar para yatar?

Ha!..

Paşam ne güzel günlerdi değil mi o günler? Uslu çocuklar gibi her denileni yaparlardı.Çekerler viskilerini sizin kızacağınızı tahmin ettiklerini sandıkları soruları bile soramazlardı.Viski kardeşliği böyle birşeydi işte!...

Şimdi ne oldu?

Patron değişti.

Ey!.. Paşam veya paşalarım ben bu ülkede yaklaşık 25 senedir gazetecilik yapan bir fani olarak,Türkiye’de bir tek kökü yerli olan medya organı olmadığını biliyorum da siz mi bilmiyorsunuz?

O hain ilan ettiğiniz gazeteler AB fonları ve CIA ödenekleri ile kurulduğunda aklınız neredeydi?Bu mütareke basınından daha da hain olan basın Türkiye’de cirit atacağını, neye hizmet edeceğini çocuklar bile bilirken siz bu işe laikliğin elden gitmesi kadarda mı kafa yoramadınız? O sıralar çok mu meşguldünüz? Düşman bir ülke ile savaşıyordunuz da bizim mi haberimiz olmadı?

Eşeğini dövemeyen semerini döver misali. Sıkıysa bu hainliği yapanlara değil de yaptıranlara günün bir göstersenize? Bunlar bugün onların,yarın başkalarının başka bir günde başka birilerinin kiralık kalemleri oluverirler.

Söylediklerinizin altında da kalmadılar.Sizi “esas hain” ilan ettiler.Benim çok içim yandı,çok gururuma dokundu.Sizi bilmem!..

Devam edelim...

Habur’dan PKK'lı teröristler güle oynaya girerken aklınız neredeydi. EMASYA kaldırılırken, açılım maçılım yapılırken süt dökmüş kedi gibiydiniz.

Bu milletin vergileri ile en iyi okullara okudunuz kurmay oldunuz.En iyi şartlarda yaşıyorsunuz. Bunlarda gözümüz yok Peygamber ocağımıza daha da iyileri yakışır.”Başörtülü” diye ordu evlerine almadığınız o eli hamurlu şehit analarımız yine küsmezler ellerinde avuçlarında canlarında bağırlarında ne varsa sizin için feda ederler.

Amaaa..

Siz hala tetiği çekenler yerine çektirenlerle baş edemiyorsanız.Hala paslaşa paslaşa kayıkçı kavgası yapıp bu milleti avutmaya çalışıyorsanız şefkatli bir ana tokadı yiyeceğiniz günler çok yakındır.Aynen annelerin kötü yoldaki çocuklarını adam ettiği gibi bu millet sizi de adam eder haberiniz olsun.

Bir daha hatırlatayım isterseniz. Biz Türkler ne deriz?

Besle kargayı oysun...........

Avaztürk

Genelkurmay’dan ıslak imza makinesi operasyonu
04 Mayıs 2010 Salı 16:10
Ahmet TAKAN

Albay Dursun Çiçek'in irtica ile mücadele eylem planında imzasının gerçek olduğu 4 ayrı kurumda belgelenmesi Genelkurmay Başkanlığı’nın kuşkularını gidermedi.

Askeri savcılığının araştırmalarına göre ,”suç unsuru bulunmayan” Albay Dursun Çiçek'in imzasının nasıl taklit edildiği konusunda Genelkurmay Başkanlığı farklı bir araştırma yaptı. Sonuçta karargâh ABD'de, imzaların mürekkebine kadar kusursuz taklit eden bir ıslak imza makinesinin olduğunu buldu. Bu bulgu ile Genelkurmay Başkanlığı hemen Gümrükler Genel Müdürlüğü’ne bir resmi yazı yazarak böyle bir ıslak imza makinesinin Türkiye'ye ithal edilip edilmediği sordu. Gümrükler Genel Müdürlüğü de Genelkurmay Başkanlığı’na verdiği cevapta bu vasıfta 15 ıslak imza makinesinin Türkiye'ye ithal edildiğini bildirdi.

Şimdi Genelkurmay Başkanlığı Türkiye'de bulunan bu 15 ıslak imza makinesinin kimlerin elinde ve nerelerde kullanıldığını araştırıyor.

Dursun Çiçek ile ilgili bir not daha aktaralım. Askeri Savcılığın yaptığı araştırmaya göre, belgelerde Dursun Çiçek'in parmak izlerine de rastlanmadı. Askeri kaynakların verdiği bilgiye göre belgelerde parmak izi araştırması tam 45 parametre üzerinden yapılıyor. Albay Dursun Çiçek'in parmak izi 35 parametreye kesinlikle uymuyor.
Avaztürk

Uzman Çavuş ve ailesinin tedavisi sürüyor

04 Mayıs 2010 Şırnak'ın Cizre ilçesinde dün akşam düzenlenen silahlı saldırıda yaralanan uzman çavuş ve ailesinin tedavisi sürerken, olay yerinde yapılan incelemelerde Kalaşnikof marka silaha ait 27 adet kovan bulunduğu bildirildi.
Şırnak Valiliği'nden dün akşam saat 21.00 sıralarında Cizre Nur Mahallesi Akaydın Caddesi eski Vergi Dairesi önünde 06 DA 1927 plakalı Dacia marka araca düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, "Yapılan araştırmalar neticesi 06 DA 1927 plaka sayılı aracın ilçemiz Garnizon Komutanlığı'nda uzman çavuş olarak görev yapan 1969 Eşme doğumlu Mehmet Çelikel'e ait olduğu ve araç içerisinde kendisi ile birlikte eşi Sema Çelikel, kızları Şule ve Ceren'in de bulunduğu, silahlı saldırı sonucu
Mehmet Çelikel'in bacak ve karın bölgesinden, kızları Şule'nin sırt ve sol bacak kısmından, Ceren'in ise kolunda damar kopukluğu olduğu tespit edilmiştir. Mehmet Çelikel ve eşi Cizre Devlet Hastanesi'nde yapılan ilk müdahalelerinin ardından Diyarbakır iline sevk edilmişler, çocukları Ceren'in tedavisi Cizre Devlet Hastanesi'nde, Şule Çelikel'in tedavisi ise Şırnak Devlet Hastanesi'nde yapılmaktadır" denildi. netgazete

Otomobil otobüsle çarpıştı: 2 uzman erbaş öldü

04 Mayıs 2010- Amasya'da bir otomobil ile otobüsün çarpıştığı trafik kazasında 2 uzman erbaş hayatını kaybetti.
Edinilen bilgiye göre, Amasya merkeze bağlı Boğazköy mevkii yakınlarında Rıdvan Demirci'nin kullandığı 60 NE 464 plakalı otomobil ile karşı istikametten gelen Mustafa Coşkun (45) yönetimindeki 34 ZY 9942 plakalı yolcu otobüsü çarpıştı. Kazada otomobil sürücüsü Rıdvan Demirci ile otomobilin içerisindeki Serdar Çalış (22), araç içerisinde sıkışarak hayatını kaybettiler. Sıkışan araçtaki cesetler, Amasya Belediyesi Kaza Kırım Ekibi tarafından araçtan güçlükle çıkartıldı. Otobüs şoförü gözaltına alınırken,
kazada ölen şahısların ikisinin de uzman erbaş olarak görev yaptıkları öğrenildi. netgazete

Başbuğ ve Büyükanıt hakkında suç duyurusu

Adalet Platformu üyeleri, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükkkanıt, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Ali Feyyaz Paksüt, Anayasa Mahkemesi Üyesi Serdar Özgüldür, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin ve 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk hakkında suç duyurusunda bulundu.

Kartal Adliyesi'nde suç duyurusunda bulunan Adalet Platformu üyeleri, Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne gelerek konuyla ilgili basın açıklaması yaptı. Açıklamada, hakkında şikayette bulunulan kişilerin suça iştirak, darbe, adil yargılamayı etkilemek, darbe yapmak, darbeye teşebbüs, darbe anayasasını uygulamak ve savunmak, TBMM'nin yasama faaliyetlerine engellemek, Yargıya baskı yapmak, emir ve talimat vermek, adam öldürmeye sebebiyet vermek, görevi kötüye kullanmak, vatana ihanet, teröre yardım ve yataklık, kaos, işsizlik vb ekonomik psikolojik travmatik zararlar verilmesi, Müslümanlara soykırım misali din kırım uygulanması, inanca baskı, inanca hakaret etmek suçlarından haklarında dava açılmasını istendi. Ayrıca suç duyurusunda suikastları savunan ve hakkında işlem yapmayan hakim ve savcılar işgüzar olarak değerlendirildi ve haklarında hukuki işlem başlatılması istendi.

Suç duyurusunda, "Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, yargıçlar ve bürokratlar kutsal olmayıp, mensuplarının suçlardan azade olabileceği de söylenemez. Hesap verebilir ve şeffaf olmayan yapılar elbette ki eleştiriye açık olmalıdır. TSK ve Yargı mensuplarının işlediği iddia edilen hususlarda etkin soruşturma ve faillerin yargılanarak cezalandırılmaları gerekir." denildi.

5 Mayıs 2010 habertaraf

Askerde kaybolan oğlu için suç duyurusu yaptı

Oğlunu arayan acılı baba Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu.

11 yıl önce düğün dernek yaparak askere uğurladığı oğlunu bir daha göremeyen Halil Altunay, oğlu Nurettin'in kaybolmasından sorumlu tuttuğu Milli Savunma Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı hakkında görevi ihmalden suç duyurusunda bulundu. Önceki gün Zaman Gazetesi'nde çıkan haber kupürünü de yanına alıp Konya'nın Bozkır ilçesi Cumhuriyet Başsavcılığı'na giden baba Altunay, suç duyurusu dilekçesini Başsavcı'ya teslim etti.

Her kapı çalındığında 'Acaba oğlum mu geldi?' diyerek kapıya koştuğunu belirten dertli baba Halil Altunay, "Başımıza ne gelmişse benim cahil olmamdan geldi. Bu güne kadar hangi kapıya gitmişsem kapılar hep yüzüme kapandı. Tam 11 yıldır oğlumu arıyorum. Ne oğlumun birliğindeki komutanlar, ne Genelkurmay Başkanlığı sözlü başvurularıma cevap verdi. Kimse bana oğlumun başına ne geldiğini söylemiyor. Halkalı'daki birliği başta olmak üzere gidilmesi gereken her kapıya gitmeye çalıştım. Maddi durumum elverişli olmadığı için çoğu kez yollarda perişan oldum. Eşin dostun yardımıyla dilekçe yazarak yetkili makamlara ulaşmaya çalıştım. Ama ne yaptım ise hiçbirinden bir netice alamadım." dedi.

Son çare olarak derdini basın yoluyla kamuoyuyla paylaşmayı gördüğünü belirten Halil Altunay, hakkını hukuk yoluyla arayacağını söyledi ve "Bugüne kadar ilk defa suç duyurusunda bulunuyorum. Haberi görmeseydim belki o cesareti yine kendimde bulamayacaktım. Benim ve eşimin bu acıya dayanacak gücümüz kalmadı. Artık yeter. Sorumluların oğlumu bulmasını, bulamazlarsa hesap vermesini istiyorum.'' diye konuştu.

5 Mayıs 2010 habertaraf

15 Mayıs 2010
Genelkurmay'dan Çiçek'e Dava
Hükümeti devirmeye yönelik girişimlerde bulunma suçlamasıyla tutuklanan Albay Dursun Çiçek'e ikinci dava da Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından açıldı.

Genelkurmay'dan yapılan açıklamada, 'Albay Dursun Çiçek ile ilgili askeri savcılık tarafından iddianame oluşturulmuş ve Genelkurmay Askeri Mahkemesi'ne sunulmuştur' dedi.

NEYLE SUÇLANIYOR
Çiçek, Asker” Ceza Kanunu'nun 144. maddesi ve TCK'nın 257. maddesi ile Askeri Ceza Kanunu'nun 95/4. maddesini ihlal etmetle suçlanıyor. Askerİ Ceza Kanunu'nun 144. maddesi şöyle: 'Kendisine tevdi edilen askeri bir işin ifasında bu kanunda yazılı hallerden başka Türk Ceza Kanunu mucibince cezayı mucip ihmal ve tekasül gösteren ve vazifesini suiistimal eden o kanun mucibince cezalandırılır.' Askeri Ceza Kanunu'nun 95/4 maddesi ise şöyle: 'Astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir veya tezyif edici fiil ve harekette bulunanlar altı aydan üç seneye kadar hapsolunur.

Kaynak: Akşam

BALYOZ PLANI DAVASI

23 Temmuz 2010
İSTANBUL - 'Balyoz Planı' iddialarına ilişkin olarak açılan davada haklarında yakalama emri çıkarılan 102 sanık arasında, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç ve Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu da yer aldı
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin davaya ilişkin hazırladığı tensip tutanağında, dosyadaki delil durumu, sanıkların üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması ve suçlamanın CMK'nın 100. maddesinde belirtilen katalog suçlardan olması nedeniyle adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı belirtildi.

Bu nedenlerle haklarında ''Yakalama emri ve nedenlerini'' düzenleyen CMK'nın 98. maddesinin 3. fıkrası uyarınca ve oy birliğiyle yakalama emri çıkarılan sanıklar arasında, Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tuğamiral Mehmet Fatih İlgar, Korgeneral Yurdaer Olcan, tümgeneraller Abdullah Dalay, İhsan Balabanlı, Ali Semih Çetin, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, emekli Korgeneral Engin Alan ve Albay Dursun Çiçek de yer aldı.

Haklarında yakalama emri çıkarılan diğer sanıklar ise şöyle:

''Ali Deniz Kutluk, Cemal Temizöz, Turgay Erdağ, Taylan Çakır, Ahmet Türkmen, Cem Aziz Çakmak, Muharrem Nuri Alacalı, Utku Arslan, Fatih Uluç Yeğin, Levent Erkek, Levent Çehreli, Hakan İsmail Çelikcan, Ertuğrul Uçar, Ali Türkşen, Tayfun Duman, Nihat Altunbulak, Ercan İrençin, Bora Serdar, Levent Görgeç, İbrahim Koray Özyurt, Dora Sungunay, Soner Polat, Meftun Hıraca, Yaşar Barbaros Büyüksağnak, Hasan Gülkaya, Faruk Doğan, Mücahit Erakyol, Abdullah Gavrimolu, Kıvanç Kırmacı, Yusuf Ziya Toker, Cengiz Köylü, Hanifi Yıldırım, Bulut Ömer Mirmiroğlu, Hakan Sargın, Hüseyin Özçoban, Yusuf Kelleli, Hüseyin Topuz, Murat Özçelik, Mustafa Önsel, Ali Aydın, Ahmet Tuner, Gökhan Çiloğlu, Halil Helvacıoğlu, Suat Aytın, Nejat Bek, Mustafa Korkut Özarslan, Ayhan Taş, Ramazan Cem Gürdeniz, İzzet Ocak, Süha Tanyeli, Bülent Tunçay, Nuri Ali Karababa, Gürbüz Kaya, Mustafa Çalış, Nurettin Işık, Hasan Basri Aslan, Ali Rıza Sözen, İlkay Nerat, Veli Murat Tulga, Behsat Balta, Halil Kalkanlı, Tuncay Çakan, Hasan Fehmi Canan, Salim Erkal Bektaş, Ahmet Yavuz, Ahmet Küçükşahin, Recai Elmas, Ahmet Şentürk, Mümtaz Can, Fatih Altun, Mehmet Kaya Varol, Recep Yıldız, Bekir Memiş, Ali İhsan Çuhadaroğlu, Mehmet Yoleri, Metin Yavuz Yalçın, Emin Küçükkılıç, Hakan Akkoç, İkrami Özturan, Burhan Göhce, Doğan Fatih Küçük, Gökhan Gökay, Nihat Özkan, Hasan Nurgören, Sırrı Yılmaz, Abdullah Zafer Arısoy ve Özer Karabulut.''

Tensip zaptında, haklarında yakalama emri çıkarılan sanıkların mahkemenin yargı çevresinde yakalanmaları halinde en kısa zamanda mesai saatleri içerisinde mahkemede hazır edilmeleri, yargı çevresi dışında yakalanmaları halinde ise yine mahkemenin huzurunda mesai saatleri içerisinde hazır bulundurulmak üzere CMK'nın 94. maddesi uyarınca yol tutuklama kararı verilmesi hükme bağlandı. haber10
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2382
Konum: Avustralya

MesajTarih: Çrş May 05, 2010 11:45 pm    Mesaj konusu: “Üç Yıldız Bir Penaltı” Alıntıyla Cevap Gönder

“Üç Yıldız Bir Penaltı”
Emekli Koramiral Atilla Kıyat, bu adı taşıyan anılarında yakın tarihin bilinmeyenlerini anlattı…

05 Mayıs 2010 Çarşamba, 20:05:00

KÜRŞAD OĞUZ

Yapı Kredi Yayınları tarafından yakında piyasaya verilecek olan “Üç Yıldız Bir Penaltı”da Emekli Koramiral Atilla Kıyat, çocukluğunu ve “üç yıldız bir penaltı” ile ödüllendirilen kırk üç yıllık üniformalı hayatını anlatıyor.

Kitap, Kıyat’ın İzmir’de geçen çocukluk yıllarıyla başlıyor. Deniz Lisesi, Harp Okulu Yılları ve Deniz Harp Akademisi derken Kıbrıs Barış Harekâtı yılları geliyor. Yüzbaşı rütbesiyle adada görev yapan Kıyat, kitabın bu bölümünde harekât sırasında başından geçenleri ve karacı askerlerle “karargâh yeri” üzerine yaşanan çekişmelerini anlatıyor. 43 yıllık meslek yaşamı boyunca pek çok yurtdışı görevde bulunan Kıyat, 1995 yılında Brüksel’e NATO-Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanlığı’na atandı. 1987’de Tuğamiral, 1991’de Tümamiral ve 1995’te Koramiral rütbelerine terfi eden Kıyat, son olarak Kuzey Deniz Saha Komutanlığı görevindeyken, 1999 yılında kadrosuzluktan emekli edildi. Kıyat, 2000-2003 yılları arasında Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu’nda Asbaşkan ve Basın Sözcüsü olarak görev yaptı.

Atilla Kıyat kitabında, anılarına giren insanlardan söz ederken bazı yerlerde isim vermiyor. Bunu şöyle açıklıyor: “Varlıklarından haberdar olmanızı istediğim kişilerin adlarını öğreneceksiniz. Diğerleri adsız kalacak. Bunları bulmak için kafa yormayın. Bırakın adsız kalsınlar. Adsız kalmamak için neler yapılması, neler yapılmaması, okuyacağınız satır aralarında gizli.”

İşte “Üç Yıldız Bir Penaltı”dan, yakın tarihe ışık tutacak bölümler. Bu bölümlerde hafızanızı tazelemesi için bazı isimleri biz verdik…

27 MAYIS 1960’DA DENİZ HARP OKULU’NDA…
Türkiye’de hükümeti protesto gösterileri iyice artmıştı. Komutanlarımız tarafından bize bu konuda hiçbir bilgi verilmiyordu. 19 Mayıs gösterilerinin iptali ve hafta sonları izne çıkarılmayışımızdan durumun ciddi olduğunu değerlendiriyorduk. Kara Harp Okulu öğrencileri Ankara’da bir yürüyüş yapmıştı, başlarında komutanlarıyla… Bizse adada okulun parmaklıkları arkasında hapsolmuş gibiydik. Ve 27 Mayıs günü geldi. Türkiye’de ihtilal oldu ve silahlı kuvvetler yönetime el koydu. Çorbada hiç tuzumuz olmadığı duygusuna kapıldık. Okulun subaylarından birinin, “Yazıklar olsun size, bahçede dolaşırken Osman Paşa Marşı’nı ıslıkla çalmayı bile akıl edemediniz” demesi bardağı taşıran son damla oldu. Okul silahhanesini basarak silahlara el koyduk. Mermisi olmayan, törenlerde kullandığımız bu silahlarla ne yapmayı düşünüyorduk, şimdi bile bilemiyorum. Tabur komutanımız ve sınıf subaylarımız, Deniz Eğitim Komutanı amiralin, okula gelerek bize hitap edeceğini, bize de askeri idare içinde bazı görevler verileceğini söylediler. İkna olduk ve silahları aldığımız gibi, tekrar silahhaneye bıraktık.

DONANMA GEMİSİNİ SİVİL USTA KURTARDI
Kısa bir süre sonra Rumlar Kıbrıs’ta katliama başladılar. Bütün donanmada izinler kaldırıldı ve donanmanın Mersin ve Çanakkale’ye intikaline karar verildi. Biz Mersin’e intikal edecek gruptaydık ve gece yarısı limandan ayrılacaktık. Her seyirden önce yapılan rutin kontrolleri yapıyorduk. Dümen sisteminin çalışmadığını gördük. Başta komutan olmak üzere geminin bütün subayları ve teknik astsubaylar arızanın giderilmesi için çalışmaya başladık. Bir müddet sonra bize diğer gemi komutanları ve tersaneden mühendis subaylar da katıldı. Ne yapsak olmuyordu ve maalesef Mersin’e gidecek gemiler limandan ayrıldı. Gemi komutanı ve tabii bütün personel böyle bir göreve katılamadığımız için kahrolmuştuk. Çalışmalarımıza devam ederek sabahı ettik. Sabahleyin tersaneden sivil bir usta geldi. Onun arızayı gidermesi yalnızca 10 dakika sürdü. Mahcubiyetin ağır bastığı karmakarışık duygularla ikinci grup gemilere katıldık ve Çanakkale’ye gittik.

“BURASI TATİL YERİ Mİ?”
Her iki harekât bitmiş, adada silah sesleri kesilmiş. Maalesef süratle iç çekişmelere dönmüşüz. Bir tuğgeneralimizin başkanlığında yapılacak toplantıya çağrıldık. Masanın etrafında her rütbeden insan var. Denizci olarak Neşet İkiz Komutanım ve ben varız (Neşet İkiz, Deniz Piyade Alayı’nın kurucusu. Alayı, yalnızca Deniz Kuvvetleri’nin değil, bütün Silahlı Kuvvetler’in en disiplinli ve eğitimli alayı. Bu alay, adaya ilk çıkan ve diğer birliklerin güvenle sahile çıkabilmeleri için kıyı başını ele geçiren birlik. Bütün talimnameler, kıyıya çıkan ilk birliğin yüzde elli kayıp vereceğinin varsayılmasını yazarlar. Bu kahraman alay, Neşet İkiz’in evlatları, yalnızca üç şehit vererek bu görevi başardı. Hem de iki taburundan birinin, yokluktan, miğfersiz olarak adaya çımasına rağmen). Bunun bir teşekkür ve moral toplantısı olacağını düşünüyoruz. Meğerse biz denizcileri teşhir etme toplantısıymış. Generalimiz toplantıya, herkese elindeki Günaydın gazetesini göstererek başladı. Gazetede bahriye erlerinin denize girerken çekilmiş resimleri vardı. “Ne bu rezalet, burası tatil yeri mi, komutanlarımız bizi savaşta biliyor, bu resmi görürlerse ne düşünürler, denize donla girseler neyse, hepsinin mayosu var, hazırlıklı gelmişler” diye bağırıyordu general. General hızını alamamış devam ediyor. “Limanda o takunya gibi gemileriniz var ya” –kendisini ve zırhlı birliklerini adaya çıkartan ve denizi geçerken gıkını çıkaramadığı gemileri kastediyor- “onların personelinin kıyafetleri rezalet, saçları uzamış, sakalları uzamış bu ne disiplinsizlik?” Neşet İkiz’le tekrar göz göze geliyoruz, bu sefer ya sabır değil. Önce ben sazı ele alıyorum. “Komutanım, unutmayın Kıbrıs’a o takunya dediğiniz gemilerle geldiniz…” Bu giriş taksiminden sonra sahneye assolist çıktı: Amfibi Alay Komutanı Neşet Gür. “Biz adada 30 binin üzerinde karacının içinde yalnızca 700 denizciyiz. Aksi olsaydı sizleri başımızın üstünde gezdirirdik. Ama bilesiniz ki, adadaki en kıdemli deniz subayı Albay Kemal Altınbaş’tan, benim ikinci tabur, üçüncü bölüğümdeki en kıdemsiz ere kadar, sizi sevmiyoruz, sizi saymıyoruz. Üçüncü bir harekat olursa bunları bilerek planlayın ve bize ona göre komuta edin.”

KIBRIS HAREKATI’NDA KARARGÂH GERİLİMİ
Daha karargâhımızı kurduğumuz günden beri, adadaki karacı komutanlarımız “Böyle karargâh olmaz, burayı derhal boşaltacaksınız demeye başlamışlardı. (Müsait iki otelden Rock Ruby’yi karargâh yapmış, Dome Otel’de ise yaşlı ve çocuklardan oluşan Rumları gözetim altında barındırmıştık) Bizse duymazdan geliyor, deniz kenarında bu kadar askeri barındıracak başka bir bina olmadığını söylüyorduk. Üzerimizdeki baskılar artıyordu. Her fırsatta bir karacı komutanımız geliyor, binayı terk etmemizi istiyor ve binayı orduevi yapacaklarını söylüyordu.

“SAVARONA GİBİ GAYRET’İ DE YAKMASINLAR!”
İzmir Tersanesi’nde malum nedenlerle yaptıramadığımız işleri Gölcük Tersanesi’nde yaptırdık. NATO Akdeniz Çağrı Kuvveti’ne katılmak üzere hazırdık. Seyirden önce, varsa, emirlerini almak üzere donanma komutanını ziyaret ettim. Önce kurmay başkanı amirale uğradım. Bana, Yalova Merkez Komutanlığı’nın iki el telsizine ihtiyacı olduğunu ve bunları yurtdışından alıp getirmemi söyledi. Ben, “Lütfen bu telsizleri yurtdışındaki ataşeler kanalıyla aldırın. Bu gemiyle Türkiye’ye bir topluiğne bile gelmeyecek” dedim. Sinirlendi… Donanma komutanının yanına girdim. Kimse bana tatbikatla ilgili ne bir soru soruyor ne de bir talimat veriyordu. Söz dönüp dolaşıp, yurtdışından ne getireceğimize, daha doğrusu hiçbir şey getirmeyeceğimize geliyordu. Donanma komutanı bir taraftan beni kutluyor, bir taraftan da endişelerini dile getiriyordu. Hem de ne endişeler. “Kıyat Yarbayım, yıllar süren bir alışkanlığa bir anda son veriyorsun. Aman dikkat et, önemli cihazların başına ikişer nöbetçi koy, Savarona’yı yaktıkları gibi Gayret’i de yakmasınlar” sözleriyle dile getirdiği endişeler. Kulaklarıma inanamıyordum. Donanma komutanı, personelin mağdur olduğunu ve bu nedenle gemiyi bile yakabileceklerini düşünüyordu.

SAVARONA’DA SABOTÖR BİTMİYOR…
TCG Gayret komutanlığından, TCG Savarona komutanlığına atanmıştım. Atatürk’ün yatı Savarona. 1979 yılı Ekim ayında büyük bir yangın felâketi geçirmiş. Daha doğrusu, gemi Heybeliada önlerinde bir sabotaj sonucu yakılmış. Bir gece önce ihbar alınmasına rağmen tehdit içeriden değil, dışarıdan beklendiği için yangın önlenememiş. Evet düşündüğünüz gibi. Savarona’yı kendi personeli yakmış. Şüpheliler var, kanıt yok. Nedense hiç belli değil. 1980 öncesi sağ-sol çatışmasının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Şüpheliler, gittikleri yerde yakın takibe alınmak şartıyla başka görevlere atanıyorlar. Şimdi tek amaç, “teröristler hedeflerine ulaşamadılar” diye haykırmak üzere, gemiyi büyük bir hızla tekrar hizmet verebilecek hale getirmek.
…Gemi Gölcük Tersanesi’ne çekilmiş. Onarım etkinlikleri başlamış. Ama maalesef gemide hâlâ sabotörler var. Geminin bir daha kullanılamayacak hale gelmesi için her şeyi yapmaya hazırlar. Gemiyi kalbinden vurmaya kalkıyorlar ve türbin devrini pervane devrine indiren dişlilere çelik saplamalar koyuyorlar. Gemi tersanede deneme amaçlı şaft çevirirken, Allahtan personel anormalliğin farkına vararak denemeyi durduruyor. Dişlilerin çok küçük bölümü çok az hasar görerek, bu sabotaj girişimi de atlatılıyor. Gene kesin kanıtsız birkaç şüpheli. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı da radikal bir karar alarak, gemi personelini, komutandan en kıdemsiz erine kadar toptan değiştiriyor. Bir hafta içinde.

“İTALYA’YA İLTİCA EDERDİM…”
Eylül ayı (1980) başında, bu sefer Harp Okulu öğrencileriyle seyre çıktık… 11 Eylül günü Çanakkale’ye demirledik… Akşam orduevinde, öğrenciler için verilen yemekte bir mesaj geldi. Heybeliada’ya dönmem emrediliyordu. O gece bir şeyler olacağını anladım. Gemiye dönmek üzere vasıta motoruna binerken, karargâh subaylarından biri, “Sabaha karşı saat dörtte radyoyu açın” dedi. O günlerde ihtilal söylentileri zaten ayyuka çıkmıştı. İhtilalin emir-komuta zinciri içinde olabileceği gibi, o günün ülkücüleriyle hemen hemen aynı kafada olan bir general önderliğinde olabileceği de dedikodular arasındaydı. İkinci şık beni ürkütüyordu. Kararımı vermiştim. Bu şıkkın gerçekleşmesi halinde, Savarona’yı bir başka ülkenin –İtalya’yı düşünüyordum- limanına götürecek ve oradan darbeye muhalefet edecektim.
…Sabaha karşı, Silahlı Kuvvetler’in ülke yönetimine el koyduğunu belirten bildiri radyodan okundu… Tamamen emir-komuta zinciri içinde yapılmıştı ve herhangi bir zümre adına değildi. Bu ihtilalin yapılması kaçınılmazdı. Bütün demokratik yapıma rağmen böyle düşünüyordum. Ama 12 Eylül yönetiminin daha sonra yaptıklarını o gün görebilseydim, TCG Savarona ve Deniz Harp Okulu öğrencileriyle İtalya’ya iltica ederdim.

HARP OKULU’NDA GÖSTERİ İÇİN HANGİ TİYATROCU PARA İSTEDİ?
Sizlere hemen hemen her ay bir iki kere sinema salonumuzda (Komutanı olduğu Deniz Harp Okulu’ndan bahsediyor) verilen konserlerden, bale gösterilerinden ve tiyatro oyunlarından da söz etmeliyim. Devlet Opera ve Balesi, Levent Kırca, Yıldız Kenter (Kenterler), Ferhan Şensoy (Ortaoyuncuları) ve Haldun Dormen (Dormen Tiyatrosu) bu etkinlikler içinde yer almışlardı. Levent Kırca’nın Dünya Tiyatrolar Günü’nde yani bütün oyuncuların perdelerini izleyicilere ücretsiz olarak açtığı günde, Deniz Harp Okulu’na ücret alarak geldiğini ve oyun sonrasında verdiğim kokteylde, şaka yollu da olsa, bunu kendisine hatırlattığımı anımsıyorum.

“MÜCEVHER GİBİ BİR ŞEY ALSANIZ…”
Eşim, filodaki komodor ve gemi komutanlarının eşleriyle donanma komutanının eşinin vereceği çaya gidecekti. Giderken ev sahibine bir hediye götürmek gerekirdi. Son zamanlarda maalesef bu hediye işi fazla abartılmıştı. Filo komutanı eşleri daha değerli hediyeyi götürmek üzere birbirleriyle yarışıyorlardı. Tabişi hediye paraları personelden toplanıyordu. Eşime bu yarışın içine girmemesini, Paşabahçe’den 24 şampanya bardağı alarak götürmesini söyledim. Personel bir “ohh” çekti. Birilerinin ise “offf” çektiğini akşam eve gidince öğrendim. Donanma komutanı kurmay başkanının eşi, telefonla eşimi aramış, hediyenin 24 bardak olduğunu öğrenince, “Hanımefendi cam eşyadan hoşlanmaz, mücevher gibi bir şey alsanız” demiş. Eşim bu konuşmayı bana aktarınca, “Bardaklara devam” dedim.

ÇİLLER DÖNEMİNDE KOMUTANLARIN GÖREV SÜRESİ NEDEN UZATILDI?Türkiye’de Çiller devri. O yıl Genelkurmay başkanı değişmiş, kuvvet komutanlarınınsa görev süreleri bir yıl uzatılmıştı (O dönem Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Deniz Kuvvetleri Komutanı Vural Beyazıt, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Halis Burhan, Jandarma Genel Komutanı Org. Aydın İlter’di) Deniz Kuvvetleri komutanlığına geldiği ilk günden beri donanma komutanına, “İki yıl sonunda görevi sana teslim edeceğim, merak etme, herhangi bir uzatmayı kabul etmeyeceğim” diyen komutanımızın görev süresi bir yıl uzamıştı. Bu uzatmalarla ilgili kamuoyuna iki gerekçe söyleniyordu: Birincisi terör, ikincisi ise Türk-Yunan ilişkileriydi. Benim kafamdaki gerçek ise Çiller ile komutanlar arasındaki uyumdu. Neyse, biz gene onların ileri sürdüğü gerekçelere bakalım. Terör. Hiç başımızdan eksilmeyen bir bela. Terör, komutanların değişmesine engel bir olaysa, komutanların bugün hâlâ görevde olmaları gerekirdi. Ayrıca o gün kamuoyu şunu da sorguluyordu: Peki terörle mücadele için Kara ve Hava Kuvvetleri komutanlarının görev süresinin uzatılmasını anladık da, Deniz Kuvvetleri komutanı ne alaka?

Gerçi bir deniz piyade taburu güneydoğuya gönderilmişti. Gerçekten ihtiyaç mıydı, yoksa “ne alâka” sorusuna cevap olarak mı gönderilmişti bilemem. Ama amfibi harekatta ilk dalgada çıkmak ve kıyı başını tutmak görevine yönelik yetiştirilen bu taburun, güneydoğuda, hiç bilmediği bu coğrafyada daha ilk gecelerinde dokuz ya da on bir şehit verdiğini biliyorumç. Sonra da hiç şehit vermeden bu görevi başarıyla yaptığını da. Komutanların görev sürelerinin bir yıl uzatılmasına gösterilen ikinci gerekçenin Türk-Yunan ilişkileri olduğunu söylemiştim… Biz Harp Filosu Komutanlığı olarak savaşa hazırdık. Komutanları olarak ben, böyle bir savaşın çıkacağına inanmıyordum; ama Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesi benimle aynı fikirde değildi. Savaşın çıkacağına inanmaktan öte, çıkmasını da ister bir haldeydiler. Deniz Kuvvetleri komutanının, “Nasıl olsa günün birinde savaş çıkacak, niçin benim zamanımda çıkmasın” dediğini işittim…

ORDUEVİNİN AŞÇISI NEDEN İŞTEN ATILDI?
1993 yılında ben Hücumbot Filosu komutanıyken, anımsayacaksınız İstanbul’da bir garnizonda Genelkurmay başkanına (Org. Doğan Güreş’ten bahsediyor) zehirli kahve sunulmuştu. Bunun PKK’nın işi ve kahveyi yapan erin de güneydoğulu olduğu söylenmişti. Bence büyük bir hata olarak, bu olaydan sonra, bütün güneydoğulu erlere potansiyel suçlu olarak bakılmaya başlanmıştı. Ayrıntılarını yazmayayım ama Silahlı Kuvvetler içinde ayrıcalıklı bir uygulamaya geçilmişti… Aynı günlerde Kuzey Deniz Saha komutanı, sırf güneydoğulu diye, Sarıyer Orduevi’nin 20 yıllık aşçısını işten atıyordu.

EMEKLİLİĞİNİ İŞ ADAMLARINDAN ÖĞRENDİ…
Ben emekli olacağımı, hem de şûradan üç ay kadar önce (1999 yılı), iki ayrı sivil iş adamından öğrendim. Birincisi, biraz da haddini aşarak bu haberi verdi. Haddini aştığının farkında olsa gerek. “Amiralim, şimdi size bir şey söyleyeceğim, beni kovacaksınız” dedi. “Bakın, vatan millet Sakarya ve dürüstlükle terfi edilmiyor, terfi etmek istiyorsanız kuvvet komutanı ve donanma komutanının samimi olduğu işadamlarıyla samimi olacaksınız, kusura bakmayın ama bunu yapmazsanız emekli olacaksınız” deme cüretini göstererek devam etti… Tabii ki terfiler onun dediği yolla olmuyordu, belki de çok safım ama komutanlar işadamlarına maalesef bu izlenimi vermişlerdi. Esas düşündürücü olan buydu.

DEPREMDEN KURTULUŞ…
Donanma Komutanlığı devir teslim töreni, 16 Ağustos 1999 günü Gölcük’te yapılacaktı. Biz de davetliydik. Eşime veda kokteylinden sonra eve gittiğimizde, “Hadi büyüklük bizde kalsın, pazartesi günü Gölcük’e gidelim” dedim. “Sana bir sürprizim var, yarın sabah Bodrum’a uçuyoruz” dedi. Ertesi gün Bodrum Havaalanı’nda, Brüksel’de birlikte bulunduğumuz Büyükelçi Uluç Özülker bizi karşıladı. Üç güzel gün geçirdik. Ta ki 17 Ağustos sabaha karşı saat üçü çeyrek geçe cep telefonumuz çalıncaya kadar. Uyku sersemi, karımın, “Ne, deprem mi” dediğini duydum… Uçağa bindik. Hiçbir uçuşta rastlamadığım ama hostes olduğunu bildiğim, emekli bir denizci albayımızın kızı, oturduğumuz yere geldi. “Atilla Amca, Nil teyze, felaket, Gölcük yerle bir. Orduevi de yıkılmış, tanıdıklardan çok ölü var” dedi… Daha dört gün önce veda kokteylimde birlikte olduğumuz ağabeylerim, kardeşlerim yoktu. Birçok silah arkadaşım yoktu. Üzülmek ne kelime, kahroluyordum. Ama işte tam o sırada, başta eşim ve çocuklarım olmak üzere, yakın akrabalarım, dostlarım, arkadaşlarım gözümün önüne geliyordu. Ben terfi etseydim o gece hepsi Gölcük’te olacaktı. Benim emekliliğim onları kurtarmıştı.
Bahriye hayatım, beni ömür boyu ikilem içinde bırakacak depremle noktalandı. Bu hayat, “üç yıldız bir penaltı”yla ödüllendirildi. Atışı kullanmadım. Kaçırsam üzülemeyecektim. Gol olsa sevinemeyecektim.
habertürk

07 Mayıs 2010
Teğmenden Polise Ağır Sözler

Amirallere suikast girişimi" davasının tutuklu sanığı Deniz Teğmen Erdoğan, yaşananlarla ilgili polisi suçladı.

"Amirallere suikast girişimi" davasının tutuklu sanığı Deniz Teğmen Erdoğan, yaşananlarla ilgili polisi suçladı.

"Amirallere suikast girişimi" davasında tutuklu sanıklarından Deniz Teğmen Alperen Erdoğan suçlamaları reddetti. Deniz Teğmen Alperen Erdoğan, ''Bize yapılan bir komplodur. İhbar mektubu isimsiz, imzasız ve sahtedir. İhbarın kaynağı net olarak bulunamamıştır'' dedi.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın ilk duruşmasında savunmasını yapan Erdoğan, 15 Temmuz 2009'da İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gönderilen ''uyuşturucu çetesi'' başlıklı e-postanın ardından gözaltına alındığını söyledi.

Erdoğan, ''Bu tertibi düzenleyenlerin bizi kendileri için bir tehdit olarak gördükleri için buradayım. Başımıza gelen bir komplodur. İsimsiz bir örgüte üye olduğumuz iddia edilmektedir. Dönem ödevi gibi hazırlanmış bu iddianameyi hazırlayan zihniyetlere cevabımız çok sert olacaktır'' diye konuştu.

Evinde ele geçen kitap, CD ve uyuşturucu maddelerin kendilerine ait olmadığını ifade eden Erdoğan, malzemelerin üzerinde parmak izlerinin bulunmadığını söyledi. Ele geçirilen flash belleğin de kendilerinin olmadığını savunan Erdoğan, suçlamalara neden olan tüm bilgilerin bu flash bellekte yer aldığını kaydetti.

Erdoğan, savunmasını şöyle sürdürdü:

''Bize yapılan bir komplodur. İhbar mektubu isimsiz, imzasız ve sahtedir. İhbarın kaynağı net olarak bulunamamıştır. Sahte mektubun dikkate alınması ve buna istinaden evlerimize baskın yapılması, bunun bir tertip olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılan bilimsel testler, benim ve arkadaşlarımın uyuşturucu madde kullanmadığını ortaya koymaktadır. İstihbarat birimlerinin bile ele geçirmesi zor olan bilgiler, bizim evimizde bulunan flash bellek içinden çıkmıştır. Evde bulunan anahtarlar da bilgimiz dışındadır. Kapıcımız izindeyken evimize madde yerleştirme olayları meydana gelmiştir.''

Soruşturma safhasında intihar eden Yarbay Ali Tatar'ın günlüklerinin, masumiyetlerinin kanıtı olduğunu belirten Erdoğan, ''Deniz Kuvvetleri Komutanlığına mensup personelin mesaisi yoğun geçmektedir. Bunun dışında 4 günde bir nöbet tutmaktayız. Bu durum, hırsızlık ve bu tip tertipler için uygun bir ortam hazırlamaktadır. Amaç, Türk Silahlı Kuvvetlerini, içinden çıktığı Türk milletinin gözünde küçük düşürmektir. Adeta bir dijital terör ortamı oluşturulmuştur'' şeklinde konuştu.

Tahliyesini talep eden Erdoğan, savunmasını yaklaşık bir saatte tamamladı.

Mahkeme Heyeti Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu'nun, ''Evinize kaç gün aralıklarla geliyorsunuz? Bulunan malzemeleri kim yerleştirdi, arama yapan polisler mi?'' sorusu üzerine Erdoğan, saat 07.00'den 21.00'e kadar gemide oldukları düşünüldüğünde böyle bir tertip yapılmasının mümkün olduğunu söyledi.

POLİS YERLEŞTİRMİŞ OLABİLİR

Geceleri her gün bir kişinin evde kaldığını, olay öncesinde evde bir değişiklik hissetmediklerini ifade eden Erdoğan, ''Ele geçirilen malzemeleri birileri de yerleştirmiş olabilir, polis de arama sırasında yerleştirmiş olabilir. İkisi de mümkün'' dedi.

Üye Hakim Oktay Kuban'ın, ''Polislerle her odaya birlikte mi girdiniz? Ele geçirilen dokümanın yedeğinin verilmesiyle ilgili size bir bilgi verdiler mi?'' sorusuna Erdoğan, ''Ben salonda bekledim. Benden ayrı olarak odalara baktılar. Ele geçirilen dokümanın yedeğinin verilmesiyle ilgili bize bilgi vermediler. Komşularımız el koyma işlemi sırasında yanımızdaydı'' yanıtını verdi.

Avukat İrfan Sütlüoğlu'nun, aramalar esnasında buzdolabı dışında herhangi bir beyaz eşyaya bakılıp bakılmadığını sorması üzerine Erdoğan, buzdolabına 2-3 polisin baktığını ancak fırın ile bulaşık makinesine bakılmadığını söyledi.

Mahkeme Heyeti Başkanı Yılmazabdurrahmanoğlu, duruşmanın 14 Mayıs Cuma günü saat 10.00'a ertelendiğini açıkladı aktifhaber

Üsteğmen Ergut: Örgüte üye değilim, şahidim Allah
12:52 - Erzurum Ergenekon davasına 4. duruşmayla devam edildi. Tutuklu sanık Erzincan Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden Jandarma Üsteğmen Ersin Ergut, savunmasında şunları söyledi, "İddianamede yer alan suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Hakkımda ya da hakkımızda komplo olarak atılan iftiralarla yaklaşık 6 ay tutuklu bulnduğum için çok üzgünüm. Gizli tanıkların komplosu ve iftirası sonrasında yargılanıyorum. Hiçbir örgüte uye değilim, bunun şahidi de Allah'tır.'' . 07.05.2010 ERZURUM netgazete

BALYOZ BELGESİNİN SAHTE OLDUĞUNU GÖSTEREN KANITLAR


BALYOZ BELGESİNİN SAHTE OLDUĞUNU GÖSTEREN KANITLAR
08.05.2010

İşte bilirkişi raporunun ayrıntıları

BALYOZ BELGESİNİN SAHTE OLDUĞUNU GÖSTEREN KANITLAR

Önceki gün Balyoz Planı’na ilişkin basında çıkan haberler kamuoyunda geniş yankı buldu. Bilirkişi raporları Balyoz Planı olarak bilinen planlar serisinin geçek olmadığı kanaatine vardı.

Peki o bilirkişi raporlarının dayanak noktası neydi?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Kısıtlama Kararı” uyarınca, sanık avukatlarına Bilirkişi Raporları bugüne kadar verilmedi. Yapılan itirazlar sonucu 2 Askeri Bilirkişi Raporu ve TÜBİTAK Raporu avukatlara verildi.

Söz konusu bilirkişi raporlarında şunlar yazıyordu:

1.,

Raporlarda sadece CD’ler üzerinden bir belgenin gerçekliği hakkında kanaaate varmanın yanlış olacağı anlatıldı. Günümüz teknolojisi ile istenilen tarihe uygun dosyanın hazırlanabildiği vurgulandı. Ayrıca mevcut askeri bbelgeler üzerinde de oynamaların yapılabildiği vurgulandı.

2.

11 ve 17 numaralı CD’lerin birer gün ara ile hemen hemen aynı saatlerde hazırlandığı bunun da sahtecilik ihtimalini artırdığı söylendi.

3.

CD’lerin kullanıcı adı bölümünde bilinen uygulamaların aksine sanıkların isimleri ad ve soyadları ve arada boşluk bırakarak yazıldığı gözlendi.

4.

Yapılan incelemede CD verisi olarak görülen Balyoz, Suga, Çarşaf, Sakal, Oraj planlarının hiçbir zaman yazıcı çıktısının alınmadığı görüldü. Bu durum mantık dışı bulundu.

5.

Planların eki olarak görülen dosyalardan bazılarının yazdırılma tarihi, belgenin yaratılma tarihinden eski görülüyordu. Bu durum belgelerin tarihleriyle oynandığını açıkça gösteriyordu.

6.

Belgelerde dikkat çeken bir diğer nokta 8-9 kez yaratıldığı adla kaydedilen belgenin, son kayıtta isminin değişmiş olması. Örneğin “Komutanın Kapanış Konuşması” belgesi 9 kez bu isimle kaydedildikten sonra 10. kez “Kiliseler ve Sinagoglar” adıyla kaydedildi.

7.

Belgelerin askeri usul ve kurallara uygun hazırlanmamış olduğu da tespit edilen bir diğer noktaydı.

8.
Belgenin iki yerinde bilirkişi açıkça montajı tespit etti. CD’de bulunan “EK A (GÖREVLENDİRMEDE YETKİLİ PERSONEL).doc belgesi askeri yazım kuralları dahilinde oluşturulmuş bir belgeydi. Üst bilgi kısmına bakıldığında aslında askeri bir belge olan bu kısım başka bir belgenin eki iken Balyoz Planı içerisine monte edilerek kullanılmıştı. “MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ.doc” belgesinde de aynı montajın yapıldığı üst bilgi ile belgelendi.

9.

TÜBİTAK raporu bilirkişisi belgelerin gerçek olmadığına tüm bu bulguların sonucunda vardı.

Ancak Danıştay cinayetinde varlığı ve neye denk düştüğü tartışılan TÜBİTAK raporunu gören bir kısım medya, Balyoz Planı’nı delillerle sahte olduğunu kanıtlayan bu raporu görmedi.

Planı günlerce gerçek izlenimi ile yayınlayan ve bunun ardından da onlarca askerin tutuklanmasına neden olan Taraf Gazetesi de raporu görmeyenler arasındaydı.

Odatv.com

09 Mayıs 2010
Bir Asker Daha İntihar Etti
İstanbul Şişli'de bir astsubay kaldığı otel odasında beylik tabancasıyla intihar etti.

Alınan bilgiye göre, Sıracevizler Caddesi üzerindeki bir otelde kalan Astsubay Kıdemli Çavuş Ali Küçükoğlu, odasında ölü olarak bulundu. Yapılan inceleme sonucu Küçükoğlu'nun, beylik tabancasıyla başına bir el ateş ederek intihar ettiği anlaşıldı. aktifhaber

09 Mayıs 2010
Şehit Babasından Komutana Şok
Şırnak'ta teröristlerin döşediği mayınla şehit olan Mehmet Emin Şener'in babası törende Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı'nı şok eden sözler söyledi.

Şehit babası: Oğlumu size emanet ettim ama ona sahip çıkmadınız

Şırnak'ta teröristlerin döşediği mayınla şehit olan Mehmet Emin Şener Van'da toprağa verildi. Törende şehidin babası, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Nazım Altıntaş'a, "Oğlumu size emanet etmiştim, emanetime sahip çıkmadınız. Ölüsünü getirdiniz." dedi. Altıntaş ise "Emanetinize sahip çıktık. Nasıl olduğunu sonra anlatırım." karşılığını verdi.
aktifhaber

11 Mayıs 2010
Asker Uğurlamasında Cinayet
Balıkesir'de, asker uğurlama eğlencesinde çıkan kavgada 16 yaşındaki çocuk, bıçaklanarak öldürüldü

2. Sakarya Mahallesi Fatih Sokak'ta düzenlenen asker uğurlama eğlencesine katılanlar arasında, ''oynama sırası'' yüzünden başlayan tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü. Kavgada, 16 yaşındaki Okan Akyüz göğsünden bıçaklandı.

Ağır yaralı olarak Balıkesir Devlet Hastanesine kaldırılan Akyüz, müdahaleye rağmen kurtarılamadı. aktifhaber

11 Mayıs 2010
Savaş Gemisine Baskın Şoku
Polise gelen bir ihbarla, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait bir savaş gemisine baskın yapıldı.. Şavaş gemisinde ortaya çıkanlar şok etti....

Olayla ilgili olarak Erdek’teki askeri savcılık soruşturma başlatırken, 3 TSK görevlisinin ifadeleri alındı.

NATO görevi
Milliyet’in edindiği bilgilere göre, olay geçtiğimiz çarşamba günü İzmir ve Balıkesir Emniyet Müdürlükleri’ndeki emniyet haber merkezlerine gönderilen bir ihbarla ortaya çıktı. Emniyet birimlerine gönderilen ihbarda, İspanya’dan Erdek’e gelecek olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na ait savaş gemisiyle sigara ve viski kaçakçılığı yapıldığı belirtildi.
Söz konusu ihbarda, savaş gemisinde 100 bin paket sigara, yüzlerce şişe viski olduğu belirtildi. İhbarda, gemi personelinden Teğmen A.E. ile astsubaylar S.T. ve E.A.’nın kaçakçılığı gerçekleştirdiği öne sürüldü.
Balıkesir Emniyet Müdürlüğü, söz konusu ihbarla ilgili olarak savcılığı bilgilendirirken gemide arama yapılması ve iddianın araştırılması için talimat istedi. Ancak sivil savcılık soruşturmanın askeri savcılıkça yürütülmesi kararını verdi. Bu sırada, TSK’ya ait Edremit adlı gemi NATO görevi kapsamında İspanya’dan gelerek Erdek’teki Mayın Filo Komutanlığı’na ait askeri limana yanaştı.

5 bin paket sigara
Askeri savcılıkça cuma günü başlatılan adli soruşturma çerçevesinde Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı ekiplerle Edremit gemisinde arama yapıldı. Askeri savcının gözetiminde yapılan aramada geminin cephanelik bölümünde koliler halinde 5 bin pakete yakın sigara ile 300 şişe viski bulundu.
Sigaralar ve viskilere savcılık tutanağı ile el konulurken, ihbarda adı geçen TSK personeli 3 kişiyle ilgili “sigara kaçakçılığı” iddiasıyla adli soruşturma başlatıldı.

Tolga Şardan/Milliyet

12 Mayıs 2010
DAĞLICA KOMUTANININ 'BUBİ' CİNAYETİ
PKK'nın mayınıyla şehit olduğu açıklanan Üsteğmen Çağlar Canbaz'ın, Yarbay Dirik'in emriyle şehit olduğu ortaya çıktı..

PKK'nın döşediği uzaktan kumandalı mayının patlaması sonucu 2007 Ağustos ayında şehit olduğu söylenen Üsteğmen Çağlar Canbaz'ın, dönemin Dağlıca Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik'in emriyle mayını elle imha ederken hayatını kaybettiği ortaya çıktı. Üsteğmen Canbaz'ın nasıl şehit olduğu olayın ardından tutulan "İdari Tahkikat Raporu" ve " Vak'a Kanaat Raporu'na" bütün ayrıntılarıyla yansıdı. Tanık askerlerin ifadeleri de raporlarda yer aldı.

Taraf m ulaştığı raporlara göre Üsteğmen Çağlar Canbaz'ı ölüme götüren süreç,

6 Ağustos 2007'de başladı. Saat 17.00 sıralarında Canbaz, yanındaki asteğmen ve erlerle üs bölgelerini denetlemek için araçla yola çıktı. Üs bölgesine henüz varmamışlardı ki Yeşiltaş Köyü'ne yaklaşık bir buçuk kilometre mesafede düzensiz bir taş yığını gördüler. Taşların altından el yapımı bomba düzeneği ve kabloları çıktı.

Üsteğmen Canbaz, yanındaki askerlerine "kaçın" talimatı verdi. Askerlerin uzaklaşmasının ardından, bombanın uzaktan kumandalı olma ihtimaline karşı çevresine atış yapıldı. Ancak bomba patlamadı. Bunun üzerine olay yerini güvenlik altına alan Canbaz ve yanındakiler birliğe geri döndü.

Neden siz kesiyorsunuz

Üsteğmen Cağlar Canbaz, birliğe varır varmaz Dağlıca 3. Motor Piyade Tabur Komutam Yarbay Onur Dirik'i telsizle durumdan haberdar etti. Dirik olaydan haberdar olduktan soma telsizle "düzeneğin kablosunu kesebilirsiniz" emrini verdi. Komutanın bu talimatı üzerine, Jandarma Üstçavuş Cesur Bulanık, "Komutamın ne gerek var. Neden biz kesiyoruz. Neden siz kesiyorsunuz? Bunu yapmasanız olmaz mı? Bu bizim görevimiz değil ki" dedi.

Bulanık'ın bu sözleri üzerine Üsteğmen Canbaz, "Komutanın bu olayı namus meselesi olarak gördüğünü söylediğini, kendisinin bunu böyle değerlendirilmemesi" gerektiğini belirttiğini, hatta daha önce de aynı şekilde bir bombaya müdahale ederken Binbaşı Murat Özyalçın'ın da şehit olduğunu hatırlattığını ancak Dirik tarafından imha emri verildiğini söyledi. Raporlara göre Üsteğmen Canbaz, Saat 20:00 sularında aldığı emir gereği tekrar olay yerine döndü. Patlayıcı düzeneğin görünen kablolarını kesti. Korkulan olmamış, bomba patlamamıştı.

Sizi Allah korumuş

Üsteğmen Çağlar Canbaz ve beraberindekiler birliğe geri dönüp, olayı telsizle Yarbay Dirik'e rapor etti. Üstçavuş Cesur Bulanık, komutanına bir kez daha dönerek "Komutanım valla ben sizin yerinizde olsam üste para verseler gidip kabloyu kesmezdim. Valla sizi Allah korumuş. Emir verilirse sakın siz gidip müdahale etmeyin" dedi. Saatler gece yarısını gösterdiğinde Dağlıca Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik, telsizle Yeşiltaş Karakolu'yla bir kez daha irtibata geçti. Dirik, Üsteğmen Canbaz'a, bomba uzaktan kumandalı ise terör örgütü mensuplarınca geceleyin patlatılamayacağını söyleyip, "dikkatli olarak kablosu kesilen bomba düzeneğini çıkartması" emrini verdi.

Kesin emir var

Üsteğmen Canbaz, emri alır almaz askerlerle konuşmak üzere mevzilere gitti. Bu sırada Uzman Çavuş Muhammed Özgül, kendisini uyarıp, bombayı elle imha etmemesi gerektiğini komutanına söyledi. Özgül, ifadesinde olayı şöyle anlattı: "Çağlar Üsteğmen, emri aldıktan sonra askerlerle konuşmak üzere, mevziiye girerken kendisine patlayıcı maddeye dokunmaması, tugaydan sürveyan talep etmemiz gerektiğini söyledim. Yine Çağlar Üsteğmen, 'Muhammed emir var, duymadın mı' dedi. Ben de kendisine 'emredersiniz' dedim. Mevzide bulunan askerlere daha dikkatli gözetleme yapmaları konusunda emir vererek, bana 'hava iyice aydınlanmadan olay yerine gidip patlayıcı ile ilgili ne yapılabilecekse yapalım' diyerek mevziden ayrıldı."

Ardından saat 04.30 sularında iki köy korucusuyla birlikte bombanın bulunduğu bölgeye giden Üsteğmen Çağlar Canbaz, bombaya müdahale etmeye başladı. Bu sırada bomba büyük bir gürültüyle patladı. Üsteğmen Çağlar Canbaz, aldığı emri yerine getirirken şehit oldu. İki köy korucusu da yaralandı.

Olayın ardından aynı gün konuyla ilgili inceleme başlatıldı. 8 Ağustos 2007 günü "İdari Tahkikat Raporu" düzenlendi. Rapora Jandarma Albay Tacettin Soykok, Jandarma Yüzbaşı Sadık Gök ve beraberindeki iki astsubay imza koydu.

Yönetmeliklere aykırı davrandı

Raporda yukarıdaki olaylar ayrıntılı bir şekilde anlatıldıktan sonra, "olayla ilgili yapılan araştırma ve incelemede, olayın mayın ve patlayıcı maddelere müdahale ile ilgili yazılan emirlere aykırı bir şekilde" yapıldığı tespit edildi. Raporda, bir bombanın nasıl imha edilmesi gerektiğine dair son yazılı emirler de ayrıntılı olarak yer aldı. Yarbay Onur Dirik'in söz konusu emirlere göre hareket etmediği belirtilerek, gerekli hukuki işlemlerin bu doğrultuda yapılması istendi. Buna karşın Yarbay Onur Dirik hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Ta ki Canbaz ailesine bir yıl sonra postayla gelen mektup ve içindeki belgelere kadar.
Anneden suç duyurusu

Aile, kendilerine gelen mektup ve belgeler üzerine Van Askeri Mahkemesi ve Jandarma Genel Komutanlığı'na resmî yazıyla müracaat etti. Aile, Yarbay Onur Dirik hakkında herhangi bir soruşturma açılıp açılmadığını sordu. Her iki kurumdan da Dirik hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığı yanıtı geldi. Bunun üzerine anne Çınar Canbaz, kendisine gelen belgelerle birlikte Van Askerî Mahkemesi'ne suç duyurusunda bulundu.

10 yıl hapsi isteniyor

Soruşturma 29 Mayıs 2009'da tamamlandı. Hâkim Yarbay Askeri Savcı Zafer Metin, Yarbay Dirik hakkında "büyük zarar veren emre itaatsizlik" suçlamasıyla dava açtı. Dirik'in Askerî Ceza Kanunu'nun 89/1 maddesi gereğince 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasını talep etti. Dirik'in yargılandığı madde şöyle: "Emre itaatsizlik sonucu bir insanın hayatını tehlikeye koyan, memleketin veya bir askerî birliğin güvenliğini veya savaş hazırlığını veya eğitimini önemli derecede ihlal eden veya büyük bir zarar meydana getiren yahut başkasının malına önemli bir zarar veren asker kişiler, bir seneden on seneye kadar hapis, seferberlikte iki seneden onbeş seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar." 31 Mayıs 2010 tarihinde Dirik hakkında açılan davaya_ devam edilecek.

Yarbay Onur Dirik: Ben teşvik etmedim

Üsteğmen Çağlar Canbaz'ın ölümüyle sonuçlanan patlamanın ardından ifadesi alınan Topçu Kurmay Yarbay Onur Dirik, Canbaz'ın kendi inisiyatifiyle hareket ettiğini savundu. Dirik şunları söyledi: "...İncelemenin gündüz yapılmasının daha uygun olacağını belirttim. Fakat konuyu biraz da kendisinin inisiyatifine bıraktım. Yine kendisine daha önce de konuştuğumuz gibi sabahı bekleyelim bakarız şeklinde düşüncemi ilettikten sonra J.Üstğm. Çağlar Canbaz'ın ısrarına binaen, bölgeye ve duruma en hâkim komutan olarak uygun şekilde hareket etmesini belirttim. Bununla birlikte kendisini gece ya da gündüz olaya bu şekilde müdahil olma yönünde teşvik etmedim."
aktifhaber

12 Mayıs 2010 14:55
Harp Okulu'nda Porno Çetesi
Deniz Harp Okulu'nda bir Teğmen ile 10 öğrenci hakkında porno film izleyip; bunları okulda yaydıkları iddiasıyla 9 yıl hapis istemiyle dava açıldı.

Deniz Harp Okulu'nda porno film izleyip; bunları okulda yaydıkları iddiasıyla haklarında dava açılan bir teğmen ile 10 öğrenciye TCK'nın 226/3-4. maddeleri gereğince 3 yıldan 9 seneye kadar hapis talep edildi.

Deniz Harp Okulu'nda görevli 4 teğmen ile öğrenim gören 31 askeri öğrenci hakkında, erotik ve porno filmler izledikleri; bu filmleri saklayıp okul içerisinde yaydıkları gerekçesiyle Askeri Savcılık tarafından soruşturma başlatıldı.

Soruşturma sonunda Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde teğmenler ile askeri öğrenciler hakkında dava açıldı. Askeri Mahkeme, yapılan yargılama sırasında bilirkişi olarak psikiyatriste başvurdu.

Söz konusu psikiyatrist ise "şüphelilerin akıl sağlıklarının yerinde olup olmadığının incelenmesinin uygun olduğu" yönünde görüş bildirdi.

Teğmenler ile askeri öğrenciler ise savunmalarında, "askeri okulda bulunan kişilerin akıl sağlıklarının yerinde olacağını" belirterek "Akıl hastanesinde gözlem altında bulunmanın cezalandırılmaktan daha ağır olacağını ve ruhsal yapılarında sıkıntı yaratacağını" söyledi.

'YETERLİ DELİL YOK'

Ancak Askeri Mahkeme, 35 şüpheli arasında yer alan teğmen Ç.Ç. ile askeri öğrenciler M.C.Ö., G.G., M.M.D., H.U., U.D., E.E., S.A., R.S.G., M.A. ve Y.K.'yi "işledikleri eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadıkları, davranışlarını yönlendirme yeteneğini azaltan bir akıl hastalıklarının bulunup bulunmadığı ve askerliğe elverişli olup olmadıklarının" tespiti için İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Psikiyatri Servisi'ne sevk etti.

RAPOR HAZIRLANACAK

Mahkeme, davanın diğer sanıkları 3 teğmen ve 21 askeri öğrenci hakkında ise "akıl sağlıklarının kontrol edilmesi ve askerliğe elverişli olup olmadıklarının tespit edilmesi için hastane ye sevklerine yeterli delil bulunmadığını" bildirdi.

Hastanede 3 hafta gözlem altında tutulacak olan bir teğmen ile 10 öğrenci hakkında bu süre sonunda rapor hazırlanacak. Söz konusu raporlar, yargılamayı yapan Askeri Mahkeme'ye gönderilecek. Teğmen ile 10 askerin hastaneye sevk edilmesine görüntülerin "depolanması" iddiası neden oldu. Teğmen ile askeri öğrencilerin, "depolama" suçundan TCK'nın 226/3-4. maddeleri gereğince 3 yıldan 9 seneye kadar hapis ile 10 bin adli gün para cezasına çarptırılmaları isteniyor.

TÜRK CEZA KANUNUN 226. MADDESİ NE DİYOR?

Türk Ceza Kanunun genel ahlaka aykırı suçları düzenleyen yedinci bölümünde yer alan 226. Madde şöyle:

MADDE 226.

(1) a) Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri veren ya da bunların içeriğini gösteren, okuyan, okutan veya dinleten,

b) Bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösteren, görülebilecek şekilde sergileyen, okuyan, okutan, söyleyen, söyleten,

c) Bu ürünleri, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz eden,

d) Bu ürünleri, bunların satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa arz eden, satan veya kiraya veren,

e) Bu ürünleri, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak veren veya dağıtan,

f) Bu ürünlerin reklamını yapan,

Kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(3) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(4) Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(5) Üç ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(6) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(7) Bu madde hükümleri, bilimsel eserlerle; üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmaz.

tarih: 19 mart 2006;
sabahaycan
Okul içinde cinsel ilişkiye giren üç kız, üç erkek öğrenci Hava Harp Okulu'ndan atıldı; iki öğrenci de disiplin cezası aldı. Skandal, İzmir'de görevli bir teğmenin Hava Kuvvetleri Komutanı'na yazdığı şu ihbar mektubuyla ortaya çıktı: "Komutanım, son sınıftan 3 kız öğrenci, yine son sınıftan 3 öğrenci ile okulun çeşitli yerlerinde bazı ilişkiler yaşıyor. Biri hamile kaldı." 'CEP'LERE KAYDETMİŞLER: İhbar üzerine biri korgeneral 3 müfettiş hemen Harp Okulu'na gönderildi.
12 Mayıs 2010 Çarşamba 18:26
aktifhaber

ASKERİ LOJMANLARA ROKETATARLI SALDIRI
15 Mayıs 2010
Şırnak'ın İdil ilçesindeki ilçe jandarma komutanlığı lojmanlarına dün gece bir grup PKK'lı tarafından roketatarlı saldırı düzenlendi.
Roketatar mermisinin askeri lojmana ulaşmadan yere düşüp patladığı saldırıda PKK'lılar lojmanları uzun namlulu silahlarla yaylım ateşine tuttu.

Lojmanlardaki nöbetçi askerlerin de karşılık vermesi üzerine başlayan çatışmadan sonra PKK'lılar kaçtı.haber10

Askerlik dönüşü kutlama gecesinde öldü
06 Haziran 2010
KONYA'da, askerden dönüşünü 2 arkadaşıyla birlikte alkol alarak kutlayan 22 yaşındaki Ali Erdoğan, kavga eden arkadaşlarını ayırmak isterken kalbinin üzerine saplanan bıçakla canından oldu. Olayla ilgili Erdoğan'ın 2 arkadaşı gözaltına alındı. Milliyet

ASKERLER ÖLÜMDEN DÖNDÜ
7 Haziran 2010

İzmir'de meydana gelen trafik kazasında, Foça'da görevli oldukları öğrenilen üç uzman çavuşun bulunduğu otomobil köprüden aşağıya uçtu. Kazada 2'si ağır 3 kişi yaralandı.
Kaza, akşam saat 22.30 sıralarında, Bayraklı İlçesi Adnan Kahveci Köprüsü üzerinde meydana geldi. Uzman Çavuş Selçuk İpek (22) yönetimindeki 35 FA 039 plakalı otomobil, yağmur nedeniyle kayganlaşan yolda kontrolden çıktı. Orta refüjü aşıp karşı şeride geçen otomobil, yaklaşık 3 metrelik yükseklikten aşağıya uçtu. Kazada, araç sürücüsü İpek hafif, araçta bulunan uzman çavuşlar Nasuh Şehir (24) ve Mahmut Temur (24) ise ağır yaralandı. haber10

BAŞBUĞ'DAN SAKAL TALİMATI

9 Haziran 2010

Genelkurmay Başkanlığı, orduevi ve askeri tesislere sakallı giriş yasağını yumuşatmak için çözüm arayışına girdi.
Başbuğ'dan sakal talimatı

Başbuğ'dan terör açıklamasıBizzat Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un bilgisi ve talimatı üzerine bu konuda mevzuatın değiştirilmesi için Genelkurmay Karargâhı'nda çalışma başlatıldı.

Bu çalışma çerçevesinde, sakallı olduğu ve kılık kıyafetleri nedeniyle vatandaşlara karşı çok katı uygulanan yasaklar, daha hoşgörülü bir tutumla değiştirilecek. Askeri kaynaklar, “Uygulamada karşılaşılan sıkıntıların giderilmesi, hiç değilse en aza indirilmesi için neler yapılabilir diye mevzuata bakılıyor. Bu konuda bir çalışma yapılıyor. Ancak, ‘mevcut uygulama tavsadı, gevşedi sakallılar da alınıyor' demek için erken.

Çalışma bir sonuçlansın, hep beraber göreceğiz. Bu aşamada, daha hoşgörülü bir uygulama olacağı söylenebilir” dedi. Bakan-milletvekili, emekli general-amiral, subay, şehit babası-yakını da olsa sakallılar askeri gazino, orduevi ve askeri tesislere alınmıyor. Ancak, askeri hastanelere girişte sakallı-türbanlı da olsa kısıtlama en aza indirilmiş bulunuyor

Hürriyet

10 Haziran 2010
Rapor İçin Kızını Dizide Oynattılar
Sahte Çürük Raporu" soruşturması için hazırlanan iddianame git gide ilginçleşiyor, Kızını dizide oynatmaları karşılığında Albay Üçok sahte rapor düzenlemiş.

Sahte Çürük Raporu" soruşturması için hazırlanan iddianame git gide ilginçleşiyor, Kızını dizide oynatmaları karşılığında Albay Üçok sahte rapor düzenlemiş.

''Sahte çürük raporu'' soruşturması kapsamında hazırlanan, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, 8'i tutuklu 17 sanığın 1 ile 413 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılması isteniyor.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hikmet Usta tarafından hazırlanan iddianamede, tutuklu sanıklardan Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok'un ''suç işlemek amacıyla örgüt kurma'' suçundan 2 ile 6, ''4 kez nitelikli yağma'' suçundan 20 ile 30, ''54 kez nitelikli dolandırıcılık'' suçundan 102 ile 357 ve ''kamu görevini kötüye kullanma'' suçundan 5 ile 10 yıl olmak üzere toplam 129 ile 403 yıl arasında değişen hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

İddianamede, ''suç örgütü kurduğu'' iddia edilen tutuklu sanık Murat Tugay Tepe için de Albay Üçok ile aynı suçlardan ve ''fuhuş için aracılık ve yer temin etme'' suçundan da toplam 134 ile 413 yıl arasında değişen hapis cezası isteniyor.

Tutuksuz sanıklardan iş kadını Sibel Fatma Çarmıklı ve oğlu Murat Can Çarmıklı hakkında da ''suç örgütüne üyelik'', ''nitelikli yağma'' ve ''nitelikli dolandırıcılık'' suçlarından toplam 8 ile 17,5'ar yıl arasında değişen hapis cezası talep edilen iddianamede, tutuklu sanıklar Erdem Kılıç, Fehmi Suna, İsmail Es, Ömer Uçar, Tahir Mete Turan ve Taylan Özgür Düşko ile tutuksuz sanıklar Hava Albay Ahmet Metin Kökenek, Kahriman Cömert, Aydın Atay, Didem Bektaş, Derya Aydoğan, Hayrullah Çelebi ve Mahmut Çelik'in de benzer suçlardan 1 ile 403 yıl arasında değişen hapisle cezalandırılması öngörülüyor.

İddianamede, aralarında Fenerbahçe Spor Külübü Başkanı Aziz Yıldırım, dizi film oyuncusu Engin Akyürek ve film yapımcısı İsmail Kılıçarslan'ın da olduğu 61 müşteki bulunuyor. Sanıklar 60 eylemden sorumlu tutuluyor.

İDDİANAMENİN İLGİNÇLEŞTİĞİ KISIMLAR İSE ŞAŞIRTIYOR

Soruşturması kapsamında hazırlanan iddianamede, 1 numaralı sanık Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok'un kızının, dizi senaristi Ozan Emre Yurdakul'un rahat askerlik yaptırılması vaadiyle ''Arka Sokaklar'' adlı dizide oynatıldığı belirtildi.

İddianamede, bazı kişilerin, askerlik yapmamak için çürük raporu verileceği, tecil işlemlerinin halledileceği, rahat bir yerde askerlik yapılmasının temin edileceği, iş imkanları bulunacağı ya da KKTC vatandaşı yapılacağı vaadiyle dolandırılmaları yönündeki eylemler de anlatıldı.

Zanlılar Murat Tugay Tepe, Erdem Kılıç, İsmail Es ve Ömer Uçar'ın, sinema yapımcısı müştekilerden Bayram Cengiz Çağatay'ı, KKTC vatandaşı yapılacağı vaadiyle dolandırdıkları ve çürük raporu alınması için çalışma yaptıkları belirtilen iddianamede, ''Bu kalp seni unutur mu?'' dizisinin yapımcısı olan şüpheli Çağatay'ın, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde, dolandırıldığı süreçte zatürre hastalığı geçirdiğini ve raporlarını da şüphelilerden Erdem Kılıç'a faksladığını beyan ettiği ifade edildi.

Askerlik yoklama kaçağı olarak arandığı bildirilen müştekilerden Taner Alan'ın, zanlı Tepe, Kılıç, Es ve Uçar'a, KKTC vatandaşı yapılma vaadiyle toplam 6 bin TL ödeme yaptığı, buna karşılık, pek çok vaatlerle oyalanarak dolandırıldığı anlatılan iddianamede, diğer müştekilerin de aynı yöntemle ve kendilerinden para alınarak dolandırıldığı belirtildi.

-BEDELLİ ASKERLİK YAPAN MÜŞTEKİ DE DOLANDIRILDI-

İddianamede, müştekilerden Levent Pehlivan'ın bir dönem yurt dışında olduğu için 1 ay bedelli askerlik yapmasına rağmen, daha sonradan 14 ay daha askerlik yapması gerektiğinin ortaya çıkması üzerine, Murat Tugay Tepe ile temasa geçtiği, çürük raporu alınabilmesi için Tepe'nin Pehlivan'ı şüphelilerden Fehmi Suna ve Erdem Kılıç ile görüştürdüğü belirtildi. İddianamede, İstanbul'daki bir otelde şüpheli Tepe'nin, müştekiye Suna'yı göstererek, ''Bak işte komutanın da burada, sen derdini anlat'' dediği de aktarıldı.

Müşteki Pehlivan'ın Tepe'nin hesabına, ''bedelli yapmış olduğu askerliğin eksik kalan kısmın karşılığı olarak'' 8 bin 500 TL'yi, EFT ile aktardığı ve raporlarının işleme konulması için de bin doları elden verdiği de iddianamede kaydedildi.

İddianamede, Milli Savunma Bakanlığından alınan bilgiye göre müşteki Pehlivan'ın askere sevk edildiği de belirtildi.

Müşteki Levent Pehlivan'ın verdiği ifadede, şüpheli Murat Tugay Tepe'yi o dönem çalıştığı otelde GATA'dan emekli albay olarak tanıdığını belirttiği dile getirilen iddianamede, Pehlivan'ın, ''Burdur'da 1993'de bedelli olarak 1 ay süreli askerlik yaptığını, 1997'de de söz konusu bedelin yarısını ödemişken Türkiye'ye kesin dönüş yaptığını, geriye kalan borcunu ne şekilde ödeyeceği hususunu öğrenmek için Halıcıoğlu'nda bulunan askerlik şubesine gittiğini ve buradan kendisine yurt dışından Türkiye'ye kesin dönüş yaptığı için tekrar 14 ay askerlik yapması gerektiğinin söylendiğini'' aktardığı kaydedildi.

İddianamede, yardımcı yönetmen olarak çalışan müşteki Başaran Şimşek'in de bu şekilde dolandırıldığı ve BDDK'dan alınan rapora göre şüphelilere bin 200 TL ödeme yaptığının anlaşıldığı belirtildi.

-ÜÇOK'UN KIZI, YARDIM KARŞILIĞI DİZİDE OYNATILDI-

Yine müştekiler arasında bulunan ''Arka Sokaklar'' isimli dizinin senaristi Ozan Emre Yurdakul'un askerlik yerinin ayarlanacağı ve rahat askerlik yaptırılacağı vaadiyle dolandırıldığı belirtilen iddianamede, Yurdakul'un askerlik hizmetinin acemi birliğini tamamladıktan sonra bir arkadaşı vasıtasıyla tanıştığı şüpheli Murat Tugay Tepe'nin, kendisine, ''Askerliğinin geri kalan bölümünü Ankara'da yaptırabileceğini'' söylediği ifade edildi.

İddianamede, müşteki Yurdakul'un, bu teklifi kabul etmesi üzerine, Tugay'ın bu defa bir kısım masraflarının olacağını söyleyerek, müştekiden hesabına para havale ettirdiği belirtildi. Yurdakul'un askerliğinin 1 Nisan 2009'da yedek subay adaylığı olarak çıktığı, askerlik yapacağı yerin belli olmadığı bir sırada Tepe ile Kuruçeşme'de buluştukları ve Albay Ahmet Zeki Üçok ile Mehmet Çelik'in de katıldığı yemekte askerlik konusunun konuşulduğu iddianamede anlatıldı.

Yemekte, Ahmet Zeki Üçok'un kızının ''Arka Sokaklar'' isimli dizide yer almasının istendiği belirtilen iddianamede, müştekinin bunu kabul ederek, senaryoyu buna göre hazırladığı, daha sonra askerliğinin Kütahya'ya çıktığı, burada acemi askerliğini tamamladığı, daha sonra askerliğinin Yalova Hava Meydan Komutanlığına çıktığı, Ahmet Zeki Üçok'un iki kez kendisini aradığı, Üçok'un kızının dizi çekimlerinin, müşteki askerdeyken yapıldığı ve bu dizi de oynama karşılığı 600 TL para ödendiği ifade edildi.

İddianamede, müşteki Yurdakul'a, askerdeyken ''rapor alıp erken terhis ayarlanabileceğinin'' teklif edildiği ve Yurdakul'un bunu kabul etmediği de anlatılarak, ''Örgütün ve özellikle Ahmet Zeki Üçok'un yoğun faaliyeti sonucu, bu şahsın, askerlik yerinin ayarlanacağı ve rahat askerlik yaptırılacağı vaadiyle dolandırıldığı anlaşılmıştır'' denildi.

Müştekilerden sinema ve tiyatro oyuncusu Ertuğ Alp Korkmaz'ın askerliğini istediği yerde yapması vaadiyle dolandırılmasına teşebbüs edildiği ve örgütten yardım isteyen Korkmaz'ın emekli Tabip Albay olan babasına da durumu anlattığının belirtildiği iddianamede, Korkmaz'ın işlemler karşılığında kendisinden istenen 15 bin TL'yi vermeyi kabul etmediği belirtildi.

Sinema oyuncuları müştekiler Murat Cemcir ve Engin Akyürek ile prodüksiyon şirketi sahibi Aydoğan Özmekik gibi isimlerin de çeşitli vaatlerle dolandırılmaya teşebbüs edildiği anlatılan iddianamede, müştekilerle yapılan telefon konuşmaları ve iletişim tespit tutanaklarına da yer verildi.

İddianamede, örgütten askerlik yapmamak veya rahat askerlik yapma konusunda yardım isteyen kimi sinema oyuncularının halen yoklama kaçağı olduklarının da tespit edildiği vurgulandı.
aktifhaber

Yusuf GEZGİN
yusufgezgin@aktifhaber.com
'Dede'nin Kalesi' Ve Alevilerin Demokratikleşme Sürecine Tavrı
10 Haziran 2010 Perşembe 13:06
Orduda ve Yargıda, ama özellikle üst yargı organlarında Alevilerin etkin olduğu hep bilinir, ama açıktan ifade edilemezdi.

Alevi yerleşimlerden yüksek hakimler-savcılar, üst düzey komutanlar, paşalar çıkması, sadece Alevilerin çalışkanlığına, eğitime önem vermelerine ve başarılana bağlanabilecek bir şey değil. Bazen yanyana iki köy oluyor; birisi Sünni, diğer, Alevi. İklimi, toprak yapısı, tükettikleri gıdalar vs aynı. Genetik olarak da zekayı etkileyecek pek bir fark olmayan, yanyana iki Kürt (Alevi-Sünni) köyü, bazen de iki Türkmen (Alevi-Sünni) köyü oluyor. Yani bütün şartlar, veriler aynı oluyor; ama Alevi köyünden bir sürü okumuş insan, özellikle devletin stratejik kurumlarında çalışan kallavi, önemli adamlar çıkıyor. Ama hemen birkaç kilometre dibindeki, Sünni köyüne bakıyorsunuz, okuyan varsa da öğretmen, düz memur vs. oluyor. Hakim, savcı, hele asker bulmak neredeyse imkansız; varsa da askerler cepheye ilk sürülecek cinsten, uzman, astsubay vs. oluyor.

Bu durumda birkaç ihtimalden söz edilebilir;

1. Aleviler hesaplı ve planlı bir çabayla, iyi bir insan kaynakları planlaması ile çocuklarını okutuyorlar. Kanaatimce çocuklarını nerelere, hangi kurumlara yönlendirecekleri kendilerine telkin ve tavsiye ediliyor. Girecekleri yerlerle ilgili destek alıyorlar.
2. “Laik-çi-lik” ve “irtica fobisi” üzerine kurulmuş sistem, irtica açısından Alevileri daha güvenli ve seküler bulduğu için, Alevi çocuklarını devletin, sistemin bekçisi stratejik kurumlara özellikle, tercihan alıyorlar. Bu durumda devletin veya devletin otoritesini kullanan kesimlerin bir “mezhepçilik” yaptığına hükmedilebilir.

Her iki ihtimal birarada da olabilir. Hem Aleviler çocuklarını çok iyi eğitiyor, okutuyor, sonrada devletin önemli kurumlarına yönlendiriyor ve devlet veya sistemin sahaipleri de bu çocukları, kimseleri tercih ediyor olabilir. Zaten böyle bir tercih olmasa, vatandaş sürekli kapıdan dönse kendisine başka alanlar, sektörler arar. Nitekim biraz dini duygu ve düşüncesi olan aileler çocuklarının askeri okullara alınmayacağını peşinen kabullendikleri için, o okullara müracat etmeyi bile düşünmüyorlar. Zira zaman içinde edinilen tecrübe, çocuğu atılan ailelerin durumu, gördükleri muamele onları başka arayışlara sevkediyor. O kapılardan ümitlerini kesiyorlar; çocuklarını daha sivil sektörlere yönlendiriyorlar.

Şu anda orduda, yargıda, özelikle üst yargı organlarında yaşanan tıkanma, siyasallaşma, hukuk dışına çıkma, milli iradeyi frenleme, anayasal demokratik değişiklikleri engelleme çabaları, bu stratejik kurumlarda etkin olan insanların reflekslerinden, dünya görüşlerinden, siyasi yaklaşımlarından kaynaklanıyor. Daha doğrusu özellerinde kalması gereken özelliklerini işleriyle ilgili tavır ve tutumlarına yansıtmalarından kaynaklanıyor.

Aleviler özellikle yargıya ve orduya önceden de ilgisiz değillerdi. Ama 1991-1995 arasında 4 yıl Adalet Bakanlığı Alevi kökenli CHP’li bakanların elinde kaldı. Bu süre zarfında Adalet Bakanlığına 5000 civarında hakim-savcı alındı. Özel bir düzenleme yaptılar ve piyasada ne kadar avukatlık yapan “yandaş” varsa, Adalet Bakanlığına, hem de avukatlıkta çalıştığı yıllar kıdeminden sayılacak şekilde doldurdular. CHP kurultaylarında partililere bu kadrolaşmayı itiraf da ettiler. İnternetten tararsanız bulabilirsiniz.

Peki 5000 rakamı ne ifade eder?

Şunu idafe eder; AKP hükümetleri döneminde, ÖSYM yetkisinde yapılan sınavlar sonucu yılda 100-150 hakim ve savcı alınıyor. Toplam rakamı bilemiyorum ancak 8 yıllık AKP iktidarında alınan hakim ve savcı adedi taş çatlasa 1000 olmaz. Hakim kararıyla yapılan dinlemelerde görüleceği üzere, bu kadar insanın Seyfi Oktay gibi nüfuzunu kullanan dedelerin nezaretinde yol aldıklarını ve terfi ettiklerini düşünürseniz, yargının nasıl kuşatıldığı konusunda kanaat sahibi olabilirsiniz.

Benzer tutum 28 Şubat sürecinde ordu içinde oldu. O süreçte başlatılan irtica avından dolayı binlerce askeri okul öğrencisi atılırken, irtica bulaşma riski görülmeyen Alevi çocukları köylerinden dolmuş dolmuş Askeri Liselere ve Harp Okullarına getirildi ve kaydedildi. Orada da Seyfi Oktay gibi dedelerinin varlığını ve himayesini sanırım söylemeye gerek yok.

Dede Seyfi Oktay ve (belki başka dedeler) devleti kilitleme, sistemi işletmeme, hükümetleri iğdiş etme kabiliyet ve imkanına sahip üst yargı organlarına yargıçlar atatmak için habire çalışıyor, kulisler yapıyor ve “buralar kalemiz, kalemizi kaptırmayalım” diyor. Aleviler toplumda yer yer ayrımcılık görüyor olabilirler. Ama devlet ve sistem açısından muteber ve akredite oldukları, önemli yerlere tercihan alındıkları, kendilerine “kaleler” edindikleri açık.
(..)

aktifhaber

ASKERİ ARAÇ DEVRİLDİ: 1 asker şehit öldü, 2'si ağır 14 asker yaralandı

10 Haziran 2010
Mardin'in Dargeçit ilçesine bağlı Bostanlı köyü yakınlarında askeri aracın devrilmesi sonucu 1 asker şehit öldü, 2'si ağır 14 asker yaralandı. haber101

''Bu davada yargılanan TSK değil"

'Kafes Eylem Planı' duruşmasında, Koramiral Öğütçü'nün ifadesi dikkat çekti
17 Haziran 2010

Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç ile eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü'nün de aralarında bulunduğu 3'ü tutuklu 33 sanığın yargılandığı İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu, ''Bu davada yargılanan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) değil. TSK, hepimizin göz bebeğidir'' dedi.

''Ergenekon silahlı terör örgütüyle doğrudan bağlantılı olarak Kafes operasyonu eylem planını hayata geçirmek üzere faaliyet yürüttükleri'' iddiasıyla yargılandıkları davanın duruşması için Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirilen tutuklu sanıklar ile adliye nezarethanesi girişinde bekleyen kimi tutuksuz sanıklar, birbirleriyle tokalaştıktan sonra bir süre sohbet etti.

Duruşmanın başında konuşan Mahkeme Başkanı Yılmazabdurrahmanoğlu, bazı konulara değinmek istediğini belirterek, ''Bu davada yargılanan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) değil. TSK, hepimizin göz bebeğidir. Her kurumda olduğu gibi TSK içinde de suç işleyenler ya da hakkında suç iddiası bulunanlar olabilir. Bu yargılamanın içeriği de isnat edilen suçlardır. Mahkeme huzurunda taraflardan birinin diğerine üstünlüğü yoktur, herkes eşittir'' diye konuştu.

Başkan Yılmazabdurrahmanoğlu, davanın taraflarına duruşmanın nizamının bozulmaması konusunda uyarıda da bulunarak, ''Hepimiz uygar insanlarız. Bize yakışmayan davranışlarda bulunmayalım'' dedi.

Davaya müdahilliği kabul edilen Agos Gazetesi avukatlarından Fethiye Çetin, önceki günkü duruşmada savunma yapan Kurmay Yarbay Halil Özsaraç'a yönelttiği soruya sanık avukatlarınca itiraz edildiğini hatırlatarak, sanıklara soru sorulmasının kısıtlanmasının maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellediğini belirtti.

Tutuklu sanıklardan Halil Özsaraç ise müdahil avukatların yöneltmesi gereken soruların iddialarla ilgili olması gerektiğini belirterek, avukatların kendi ideolojileri doğrultusunda sorular yönelttiklerini ve bu şekilde kamuoyu yaratarak mahkemeyi baskı altına almaya çalıştıklarını öne sürdü.

Özsaraç, ''Lütfen bu sorulara izin vermeyin'' dedi.

Mahkeme Başkanı Yılmazabdurrahmanoğlu da Çetin'e, ''Siz de sorularınızı kısa kısa sorarsınız'' dedi.

Avukat Çetin'in ''İddianamede, görev bölümü altında 'Özel plan hücre' örgütlenmesi ibaresi var. Bu TSK geleneğinde var mıdır?'' diye sorduğu Özsaraç, ''Hayır yoktur'' karşılığını verdi.

Ardından ifadesi alınan Emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, ifadesinde şu konulara değindi:
Öğütcü, Kuzey Deniz Saha Komutanı olarak İstanbul bölgesindeki en kıdemli komutan olduğunu ifade ederek, Şener Eruygur ve Kemal Yavuz'u da orgeneral oldukları için basın yoluyla tanıdığını ileri sürdü.

Yine ''Ergenekon'' sanığı Hasan Ataman Yıldırım'ın kurduğu, sınıf arkadaşları arasında haberleşmeyi sağlayan ''4 binler email grubu''na üye olduğunu belirten Öğütcü, bu grupta komutan olarak düzenlediği sınıf toplantılarında neler yapılacağı, nelerin yeneceği gibi konuları bildirdiğini dile getirdi.

Ali Türkşen'in emrinde çalışan bir insan olduğunu söyleyen Öğütcü, ''Emrimdeki bir adamla görevle ilgili telefonda konuşmanın ne sakıncası var?'' dedi.

Öğütcü, ele geçirilen ''Türkan Saylan doc.'' isimli belgede Aydın Ortabaşı tarafından Saylan'a yazılmış referanslar bölümünde kendi adının yer aldığı iddialarına da değinerek, Ortabaşı'yı tanıdığını, isminin böyle bir yerde yer almasının ne sakıncası olduğunu anlayamadığını söyledi.

DENİZALTIDA BULUNAN PATLAYICILAR
Öğütcü, Rahmi Koç Müzesi'nde sergilenen denizaltıda bulunan patlayıcılar konusuna da değinerek, bu denizaltının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından bu müzeye tahsis edildiğini, müze ile yapılan protokol gereği de her türlü güvenliğin müzeye ait olduğunu kaydetti.

Patlayıcının bulunmasının ardından müze müdürü Ertuğrul Duru'nun Kuzey Deniz Saha Komutanlığını arayarak bilgi verdiğini ifade eden Öğütcü, müze müdürünün kurmay başkanıyla yaptığı görüşmenin ardından durumun kendisine bildirildiğini, bunun üzerine ''Unutulmuş olabilir, baktıralım'' dediğini açıkladı.

Ardından bir subay ve bir astsubaydan oluşan patlayıcı alanında uzman ekibin müzeye gönderildiğini anlatan Öğütcü, malzemelerin çok eski olduğu ve 1960'lı yıllardan kalmış olabileceğinin belirtilmesi üzerine oradan alınıp götürülmesi konusunda onay ve emir verilmesinin ardından patlayıcıların alındığını kaydetti.

Öğütcü, yapılan incelemede patlayıcıların çok eski ve patlamayacak kadar eski olduğu bilgisinin gelmesi üzerine de patlatılması konusunda emir verdiklerini söyledi.

''DENİZDEN ÇIKAN HER ŞEYDEN BİZ SORUMLUYUZ''
Öğütcü, ''Bu patlayıcılar, 17 Kasım 2008 tarihinde SAS eğitim alanında imha edilmiştir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığında, kanunla verilen yetki çerçevesinde uygulanan prosedür budur. Denizden ve deniz kıyısından çıkan her şeyden biz sorumluyuz. Buralarda bulunan her şeyi çıkarma yetkisi Deniz Kuvvetleri Komutanlığına aittir'' şeklinde konuştu.

Bu konuyla ilgili ihbar mektubuna değinen Öğütcü, mektupta, patlayıcıların bulunmasının ardından 4 görevlinin müzeye gittiğinin belirtildiğini, ancak 2 kişinin gönderildiğini kaydetti.


"İHBAR MEKTUBUNDA ŞAHSIM HEDEF ALINMIŞTIR"
Patlayıcıların bulunmasının ardından süreci dedektif gibi izlediklerini belirten Öğütcü, müzeye sivil polislerin gittiğini tespit ettiklerini dile getirdi.

Patlayıcıları bulan Oğuz İşleyenel'in ifadesinde tarihler açısından çelişki olduğunu dile getiren Öğütcü, ''Herhalde İşleyenel'in bilgisi dahilinde oraya daha önceki tarihte konulmuş olabilir. Tarihleri karıştırdı'' diye konuştu.

Öğütcü, ilk inceleme esnasında patlayıcıların çekilen fotoğraflarının da ihbarcının eline nasıl geçtiğini anlamadığını ifade ederek, şöyle devam etti:

''Bu patlayıcıların imhası için mutlaka Deniz Kuvvetleri Komutanlığının izini gerekir. Bu patlayıcıların imhası aşamasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığından onay ve emir alınmıştır. İhbar mektubuyla imhanın benim tarafımdan emir verildiği ve delillerin yok edildiği iddia ediliyor.''

Kendisine yönelik ihbar maillerine de değinen Öğütcü, şahsını hedef alan bilgilerin kimler tarafından sızdırıldığının da belirlenmesini istedi.


''KIZIMIN EN YAKIN ARKADAŞI BİR ERMENİ VATANDAŞ''
İhbar mektubunda, patlayıcıların kalabalık ve çocukların bulunduğu zamanda patlatılacağı iddiasına ilişkin de Öğütcü, ''Kuzey Deniz Saha Komutanlığım süresince 3 bin 100 kişilik deniz izcisi oluşturdum. Ben bu çocukları nasıl öldürebilirim? Bunu ancak vatan haini yapar'' dedi.

Tatbikatlar sırasında elde edilen malzemeleri askerlerin almış olabileceğini, bu patlayıcıların daha sonra oluşturulan senaryoya dahil edildiğini savunan Öğütcü, bunun bir tertip olduğunu ileri sürdü.

''Ergenekon'' soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz tarafından kendilerine bir mektup gönderilerek patlayıcı maddeye ilişkin bir soruşturma olup olmadığının sorulduğunu belirten Öğütcü, ''Bilgi verilmesini istedi. O zaman tertip olduğunu anladım'' diye konuştu.

Öğütcü, ''Ben azınlıklara karşı olan gizli örgütün danışma kurulu başkanı olarak yer alıyorum. Benim kızımın en yakın arkadaşı Ermeni vatandaşımızdır'' dedi.

Öğütçü, yine kendisini ve ailesini hedef alan bir imzasız mektupta da belirtilen hususların senaryo çerçevesinde yürürlüğe konulduğunu ileri sürdü. habertürk
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Prş Hzr 17, 2010 9:49 pm tarihinde değiştirildi, toplam 7 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal May 18, 2010 10:39 pm    Mesaj konusu: Teğmenden Polise Ağır Sözler Alıntıyla Cevap Gönder

07 Mayıs 2010
Teğmenden Polise Ağır Sözler

Amirallere suikast girişimi" davasının tutuklu sanığı Deniz Teğmen Erdoğan, yaşananlarla ilgili polisi suçladı.

"Amirallere suikast girişimi" davasının tutuklu sanığı Deniz Teğmen Erdoğan, yaşananlarla ilgili polisi suçladı.

"Amirallere suikast girişimi" davasında tutuklu sanıklarından Deniz Teğmen Alperen Erdoğan suçlamaları reddetti. Deniz Teğmen Alperen Erdoğan, ''Bize yapılan bir komplodur. İhbar mektubu isimsiz, imzasız ve sahtedir. İhbarın kaynağı net olarak bulunamamıştır'' dedi.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın ilk duruşmasında savunmasını yapan Erdoğan, 15 Temmuz 2009'da İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gönderilen ''uyuşturucu çetesi'' başlıklı e-postanın ardından gözaltına alındığını söyledi.

Erdoğan, ''Bu tertibi düzenleyenlerin bizi kendileri için bir tehdit olarak gördükleri için buradayım. Başımıza gelen bir komplodur. İsimsiz bir örgüte üye olduğumuz iddia edilmektedir. Dönem ödevi gibi hazırlanmış bu iddianameyi hazırlayan zihniyetlere cevabımız çok sert olacaktır'' diye konuştu.

Evinde ele geçen kitap, CD ve uyuşturucu maddelerin kendilerine ait olmadığını ifade eden Erdoğan, malzemelerin üzerinde parmak izlerinin bulunmadığını söyledi. Ele geçirilen flash belleğin de kendilerinin olmadığını savunan Erdoğan, suçlamalara neden olan tüm bilgilerin bu flash bellekte yer aldığını kaydetti.

Erdoğan, savunmasını şöyle sürdürdü:

''Bize yapılan bir komplodur. İhbar mektubu isimsiz, imzasız ve sahtedir. İhbarın kaynağı net olarak bulunamamıştır. Sahte mektubun dikkate alınması ve buna istinaden evlerimize baskın yapılması, bunun bir tertip olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılan bilimsel testler, benim ve arkadaşlarımın uyuşturucu madde kullanmadığını ortaya koymaktadır. İstihbarat birimlerinin bile ele geçirmesi zor olan bilgiler, bizim evimizde bulunan flash bellek içinden çıkmıştır. Evde bulunan anahtarlar da bilgimiz dışındadır. Kapıcımız izindeyken evimize madde yerleştirme olayları meydana gelmiştir.''

Soruşturma safhasında intihar eden Yarbay Ali Tatar'ın günlüklerinin, masumiyetlerinin kanıtı olduğunu belirten Erdoğan, ''Deniz Kuvvetleri Komutanlığına mensup personelin mesaisi yoğun geçmektedir. Bunun dışında 4 günde bir nöbet tutmaktayız. Bu durum, hırsızlık ve bu tip tertipler için uygun bir ortam hazırlamaktadır. Amaç, Türk Silahlı Kuvvetlerini, içinden çıktığı Türk milletinin gözünde küçük düşürmektir. Adeta bir dijital terör ortamı oluşturulmuştur'' şeklinde konuştu.

Tahliyesini talep eden Erdoğan, savunmasını yaklaşık bir saatte tamamladı.

Mahkeme Heyeti Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu'nun, ''Evinize kaç gün aralıklarla geliyorsunuz? Bulunan malzemeleri kim yerleştirdi, arama yapan polisler mi?'' sorusu üzerine Erdoğan, saat 07.00'den 21.00'e kadar gemide oldukları düşünüldüğünde böyle bir tertip yapılmasının mümkün olduğunu söyledi.

POLİS YERLEŞTİRMİŞ OLABİLİR

Geceleri her gün bir kişinin evde kaldığını, olay öncesinde evde bir değişiklik hissetmediklerini ifade eden Erdoğan, ''Ele geçirilen malzemeleri birileri de yerleştirmiş olabilir, polis de arama sırasında yerleştirmiş olabilir. İkisi de mümkün'' dedi.

Üye Hakim Oktay Kuban'ın, ''Polislerle her odaya birlikte mi girdiniz? Ele geçirilen dokümanın yedeğinin verilmesiyle ilgili size bir bilgi verdiler mi?'' sorusuna Erdoğan, ''Ben salonda bekledim. Benden ayrı olarak odalara baktılar. Ele geçirilen dokümanın yedeğinin verilmesiyle ilgili bize bilgi vermediler. Komşularımız el koyma işlemi sırasında yanımızdaydı'' yanıtını verdi.

Avukat İrfan Sütlüoğlu'nun, aramalar esnasında buzdolabı dışında herhangi bir beyaz eşyaya bakılıp bakılmadığını sorması üzerine Erdoğan, buzdolabına 2-3 polisin baktığını ancak fırın ile bulaşık makinesine bakılmadığını söyledi.

Mahkeme Heyeti Başkanı Yılmazabdurrahmanoğlu, duruşmanın 14 Mayıs Cuma günü saat 10.00'a ertelendiğini açıkladı aktifhaber

Üsteğmen Ergut: Örgüte üye değilim, şahidim Allah
12:52 - Erzurum Ergenekon davasına 4. duruşmayla devam edildi. Tutuklu sanık Erzincan Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden Jandarma Üsteğmen Ersin Ergut, savunmasında şunları söyledi, "İddianamede yer alan suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Hakkımda ya da hakkımızda komplo olarak atılan iftiralarla yaklaşık 6 ay tutuklu bulnduğum için çok üzgünüm. Gizli tanıkların komplosu ve iftirası sonrasında yargılanıyorum. Hiçbir örgüte uye değilim, bunun şahidi de Allah'tır.'' . 07.05.2010 ERZURUM netgazete

BALYOZ BELGESİNİN SAHTE OLDUĞUNU GÖSTEREN KANITLAR


BALYOZ BELGESİNİN SAHTE OLDUĞUNU GÖSTEREN KANITLAR
08.05.2010

İşte bilirkişi raporunun ayrıntıları

BALYOZ BELGESİNİN SAHTE OLDUĞUNU GÖSTEREN KANITLAR

Önceki gün Balyoz Planı’na ilişkin basında çıkan haberler kamuoyunda geniş yankı buldu. Bilirkişi raporları Balyoz Planı olarak bilinen planlar serisinin geçek olmadığı kanaatine vardı.

Peki o bilirkişi raporlarının dayanak noktası neydi?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Kısıtlama Kararı” uyarınca, sanık avukatlarına Bilirkişi Raporları bugüne kadar verilmedi. Yapılan itirazlar sonucu 2 Askeri Bilirkişi Raporu ve TÜBİTAK Raporu avukatlara verildi.

Söz konusu bilirkişi raporlarında şunlar yazıyordu:

1.,

Raporlarda sadece CD’ler üzerinden bir belgenin gerçekliği hakkında kanaaate varmanın yanlış olacağı anlatıldı. Günümüz teknolojisi ile istenilen tarihe uygun dosyanın hazırlanabildiği vurgulandı. Ayrıca mevcut askeri bbelgeler üzerinde de oynamaların yapılabildiği vurgulandı.

2.

11 ve 17 numaralı CD’lerin birer gün ara ile hemen hemen aynı saatlerde hazırlandığı bunun da sahtecilik ihtimalini artırdığı söylendi.

3.

CD’lerin kullanıcı adı bölümünde bilinen uygulamaların aksine sanıkların isimleri ad ve soyadları ve arada boşluk bırakarak yazıldığı gözlendi.

4.

Yapılan incelemede CD verisi olarak görülen Balyoz, Suga, Çarşaf, Sakal, Oraj planlarının hiçbir zaman yazıcı çıktısının alınmadığı görüldü. Bu durum mantık dışı bulundu.

5.

Planların eki olarak görülen dosyalardan bazılarının yazdırılma tarihi, belgenin yaratılma tarihinden eski görülüyordu. Bu durum belgelerin tarihleriyle oynandığını açıkça gösteriyordu.

6.

Belgelerde dikkat çeken bir diğer nokta 8-9 kez yaratıldığı adla kaydedilen belgenin, son kayıtta isminin değişmiş olması. Örneğin “Komutanın Kapanış Konuşması” belgesi 9 kez bu isimle kaydedildikten sonra 10. kez “Kiliseler ve Sinagoglar” adıyla kaydedildi.

7.

Belgelerin askeri usul ve kurallara uygun hazırlanmamış olduğu da tespit edilen bir diğer noktaydı.

8.
Belgenin iki yerinde bilirkişi açıkça montajı tespit etti. CD’de bulunan “EK A (GÖREVLENDİRMEDE YETKİLİ PERSONEL).doc belgesi askeri yazım kuralları dahilinde oluşturulmuş bir belgeydi. Üst bilgi kısmına bakıldığında aslında askeri bir belge olan bu kısım başka bir belgenin eki iken Balyoz Planı içerisine monte edilerek kullanılmıştı. “MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ.doc” belgesinde de aynı montajın yapıldığı üst bilgi ile belgelendi.

9.

TÜBİTAK raporu bilirkişisi belgelerin gerçek olmadığına tüm bu bulguların sonucunda vardı.

Ancak Danıştay cinayetinde varlığı ve neye denk düştüğü tartışılan TÜBİTAK raporunu gören bir kısım medya, Balyoz Planı’nı delillerle sahte olduğunu kanıtlayan bu raporu görmedi.

Planı günlerce gerçek izlenimi ile yayınlayan ve bunun ardından da onlarca askerin tutuklanmasına neden olan Taraf Gazetesi de raporu görmeyenler arasındaydı.

Odatv.com

09 Mayıs 2010
Bir Asker Daha İntihar Etti
İstanbul Şişli'de bir astsubay kaldığı otel odasında beylik tabancasıyla intihar etti.

Alınan bilgiye göre, Sıracevizler Caddesi üzerindeki bir otelde kalan Astsubay Kıdemli Çavuş Ali Küçükoğlu, odasında ölü olarak bulundu. Yapılan inceleme sonucu Küçükoğlu'nun, beylik tabancasıyla başına bir el ateş ederek intihar ettiği anlaşıldı. aktifhaber

Havacı astsubay intihar etti
Bir süredir eşinden ayrı yaşadığı öğrenilen Astsubay, evinde başına tek el ateş ederek intihar etti
17 Haziran 2010

Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı'nda görevli Astsubay Kıdemli Başçavuş Özcan Esen, Selçuklu İlçesi Kılıçarslan Mahallesi Nurdağ Sokak Paşa Köşkü Apartmanı 4. kattaki evinde başına tek el ateş ederek intihar etti. habertürk

09 Mayıs 2010
Şehit Babasından Komutana Şok
Şırnak'ta teröristlerin döşediği mayınla şehit olan Mehmet Emin Şener'in babası törende Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı'nı şok eden sözler söyledi.

Şehit babası: Oğlumu size emanet ettim ama ona sahip çıkmadınız

Şırnak'ta teröristlerin döşediği mayınla şehit olan Mehmet Emin Şener Van'da toprağa verildi. Törende şehidin babası, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Nazım Altıntaş'a, "Oğlumu size emanet etmiştim, emanetime sahip çıkmadınız. Ölüsünü getirdiniz." dedi. Altıntaş ise "Emanetinize sahip çıktık. Nasıl olduğunu sonra anlatırım." karşılığını verdi.
aktifhaber

11 Mayıs 2010
Asker Uğurlamasında Cinayet
Balıkesir'de, asker uğurlama eğlencesinde çıkan kavgada 16 yaşındaki çocuk, bıçaklanarak öldürüldü

2. Sakarya Mahallesi Fatih Sokak'ta düzenlenen asker uğurlama eğlencesine katılanlar arasında, ''oynama sırası'' yüzünden başlayan tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü. Kavgada, 16 yaşındaki Okan Akyüz göğsünden bıçaklandı.

Ağır yaralı olarak Balıkesir Devlet Hastanesine kaldırılan Akyüz, müdahaleye rağmen kurtarılamadı. aktifhaber

12 Mayıs 2010 14:55
Harp Okulu'nda Porno Çetesi
Deniz Harp Okulu'nda bir Teğmen ile 10 öğrenci hakkında porno film izleyip; bunları okulda yaydıkları iddiasıyla 9 yıl hapis istemiyle dava açıldı.

Deniz Harp Okulu'nda porno film izleyip; bunları okulda yaydıkları iddiasıyla haklarında dava açılan bir teğmen ile 10 öğrenciye TCK'nın 226/3-4. maddeleri gereğince 3 yıldan 9 seneye kadar hapis talep edildi.

Deniz Harp Okulu'nda görevli 4 teğmen ile öğrenim gören 31 askeri öğrenci hakkında, erotik ve porno filmler izledikleri; bu filmleri saklayıp okul içerisinde yaydıkları gerekçesiyle Askeri Savcılık tarafından soruşturma başlatıldı.

Soruşturma sonunda Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde teğmenler ile askeri öğrenciler hakkında dava açıldı. Askeri Mahkeme, yapılan yargılama sırasında bilirkişi olarak psikiyatriste başvurdu.

Söz konusu psikiyatrist ise "şüphelilerin akıl sağlıklarının yerinde olup olmadığının incelenmesinin uygun olduğu" yönünde görüş bildirdi.

Teğmenler ile askeri öğrenciler ise savunmalarında, "askeri okulda bulunan kişilerin akıl sağlıklarının yerinde olacağını" belirterek "Akıl hastanesinde gözlem altında bulunmanın cezalandırılmaktan daha ağır olacağını ve ruhsal yapılarında sıkıntı yaratacağını" söyledi.

'YETERLİ DELİL YOK'

Ancak Askeri Mahkeme, 35 şüpheli arasında yer alan teğmen Ç.Ç. ile askeri öğrenciler M.C.Ö., G.G., M.M.D., H.U., U.D., E.E., S.A., R.S.G., M.A. ve Y.K.'yi "işledikleri eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadıkları, davranışlarını yönlendirme yeteneğini azaltan bir akıl hastalıklarının bulunup bulunmadığı ve askerliğe elverişli olup olmadıklarının" tespiti için İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Psikiyatri Servisi'ne sevk etti.

RAPOR HAZIRLANACAK

Mahkeme, davanın diğer sanıkları 3 teğmen ve 21 askeri öğrenci hakkında ise "akıl sağlıklarının kontrol edilmesi ve askerliğe elverişli olup olmadıklarının tespit edilmesi için hastane ye sevklerine yeterli delil bulunmadığını" bildirdi.

Hastanede 3 hafta gözlem altında tutulacak olan bir teğmen ile 10 öğrenci hakkında bu süre sonunda rapor hazırlanacak. Söz konusu raporlar, yargılamayı yapan Askeri Mahkeme'ye gönderilecek. Teğmen ile 10 askerin hastaneye sevk edilmesine görüntülerin "depolanması" iddiası neden oldu. Teğmen ile askeri öğrencilerin, "depolama" suçundan TCK'nın 226/3-4. maddeleri gereğince 3 yıldan 9 seneye kadar hapis ile 10 bin adli gün para cezasına çarptırılmaları isteniyor.

TÜRK CEZA KANUNUN 226. MADDESİ NE DİYOR?

Türk Ceza Kanunun genel ahlaka aykırı suçları düzenleyen yedinci bölümünde yer alan 226. Madde şöyle:

MADDE 226.

(1) a) Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri veren ya da bunların içeriğini gösteren, okuyan, okutan veya dinleten,

b) Bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösteren, görülebilecek şekilde sergileyen, okuyan, okutan, söyleyen, söyleten,

c) Bu ürünleri, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz eden,

d) Bu ürünleri, bunların satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa arz eden, satan veya kiraya veren,

e) Bu ürünleri, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak veren veya dağıtan,

f) Bu ürünlerin reklamını yapan,

Kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(3) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(4) Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(5) Üç ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

(6) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

(7) Bu madde hükümleri, bilimsel eserlerle; üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmaz.

tarih: 19 mart 2006;
sabahaycan
Okul içinde cinsel ilişkiye giren üç kız, üç erkek öğrenci Hava Harp Okulu'ndan atıldı; iki öğrenci de disiplin cezası aldı. Skandal, İzmir'de görevli bir teğmenin Hava Kuvvetleri Komutanı'na yazdığı şu ihbar mektubuyla ortaya çıktı: "Komutanım, son sınıftan 3 kız öğrenci, yine son sınıftan 3 öğrenci ile okulun çeşitli yerlerinde bazı ilişkiler yaşıyor. Biri hamile kaldı." 'CEP'LERE KAYDETMİŞLER: İhbar üzerine biri korgeneral 3 müfettiş hemen Harp Okulu'na gönderildi.
12 Mayıs 2010 Çarşamba 18:26
aktifhaber

ASKERİ LOJMANLARA ROKETATARLI SALDIRI
15 Mayıs 2010
Şırnak'ın İdil ilçesindeki ilçe jandarma komutanlığı lojmanlarına dün gece bir grup PKK'lı tarafından roketatarlı saldırı düzenlendi.
Roketatar mermisinin askeri lojmana ulaşmadan yere düşüp patladığı saldırıda PKK'lılar lojmanları uzun namlulu silahlarla yaylım ateşine tuttu.

Lojmanlardaki nöbetçi askerlerin de karşılık vermesi üzerine başlayan çatışmadan sonra PKK'lılar kaçtı.haber10

18 Mayıs 2010 22:12
7'si Asker 31 Kişiye Gözaltı!
Mardin'in Nusaybin ilçesinde sınırda kaçakçılık yaptıkları ve rüşvet aldıkları iddiasıyla gözaltına alınan 31 kişiden 7'si asker..

Edinilen bilgiye göre, bir süre önce Suriye'den Türkiye'ye kaçak yollarla getirildikleri tespit edilen 6 kaçağın yakalanmasının ardından operasyon başlatan Mardin ve Nusaybin Jandarma Komutanlığı, 8 jandarma erin de bulunduğu 31 kişiyi gözaltına aldı.

Kaçakçılık yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan zanlıların üzerinde 700 gram kokain ile çok sayıda uyarıcı hap ele geçirildi.

2. Hudut Sınır Tabur Komutanlığında görevli 8 erin ise zanlılara rüşvet karşılığı sınır geçişlerinde yardım ettikleri ileri sürülüyor.

Mardin Jandarma Komutanlığında sorguları tamamlanan 31 zanlı, Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığına çıkarıldı.

Savcılıkça ifadeleri alınan zanlılardan biri er 11 kişi serbest bırakılırken, 7'si er 20 kişi ise tutuklama istemiyle Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine sevk edildi. aktifhaber

Asker, bagaj koyarken 2 otobüs arasında ezildi öldü

19 Mayıs 2010 Konya'nın Kulu ilçesinde bir kamyonun dinlenme tesisine dalması sonucu meydana gelen zincirleme trafik kazasında 1 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı.
Kaza, Konya-Ankara karayolu Kulu Makas Kavşağı yakınlarında bulunan bir dinlenme tesisinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Ankara'dan Aksaray istikametine seyir halinde olan Zeki Tatlıdil idaresindeki 06 H 1000 plakalı otomobil ile yine aynı istikamete giden Bayram Karakaya yönetimindeki 42 PN 300 plakalı kamyon istasyon girişinde çarpıştı. Çarpışmada otomobil istasyon girişindeki çam ağacına çarparak durabilirken, kamyon tesis içerisindeki park halinde bulunan 07 NDM 88, 06 AAR 12 ve 34 GM 8813 plakalı otomobillere daha sonra da 74 BP 228 plakalı yolcu otobüsüne yandan çarparak durabildi. Bu esnada, otobüse bagaj koymak isteyen Uzman Çavuş Zafer Kanat (32), kayan otobüsle yanında bulunan başka bir yolcu otobüsü arasında sıkışarak hayatını kaybetti. netgazete

Emekli astsubay, çocukları tacizden gözaltında

18 Mayıs 2010 - Kocaeli'nde emekli bir astsubay, 12 çocuğu taciz ettiği iddiası ile tutuklandı.
Gölcük ilçesine bağlı Değirmendere semtinde bir ilköğretim okulunun karşısında kırtasiyecilik yapan S.G. (41) isimli emekli astsubayın, 12 küçük çocuğu taciz ettiği önü sürüldü. Bir öğrencinin yaşadıklarını ailesine anlatması üzerine polise haber verildi. Olay sonrası harekete geçen emniyet güçleri, S.G.'yi göz altına aldı. S.G., çıkarıldığı mahkemece, "küçük yaştaki çocukları taciz etmek" suçlaması ile tutuklandı. netgazete

Tuğamiral Sinan Ertuğrul, 2 saat Balyoz ifadesi verdi
18:55 - Deniz Kuvvetleri Komutanlığında görevli tuğamiral Ahmet Sinan Ertuğrul, "Balyoz Planı" iddiaları soruşturması kapsamında talimatla ifade verdi. Ankara Adalet Sarayı'na gelen Tuğamiral Ahmet Sinan Ertuğrul'un ifadesi, terör ve organize suçlara ilişkin soruşturmalara bakmakla görevli Başsavcıvekilliğinde, talimat savcısınca alındı. Tuğamiral Ertuğrul, yaklaşık 2 saat süren savcılık ifadesinin ardından adliyeden ayrıldı. 21.05.2010 ANKARA netgazete

21 Mayıs 2010 17:26
Tümamiral'in Çarpık İlişkileri!!
Harp Filosu Komutanı Tümamiral Haydar Şişlioğlu'na ait olduğu iddia edilen görüntüler, şok etti...Görüntülerde personeli ile iğrenç ilişkiler anlatılıyor....

Siyasi hayatı sona eren Deniz Baykal'ı “bitiren” kaset skandalının bir benzerinin de Deniz Kuvvetleri'nde yaşandığı iddia ediliyor. Evli ve iki çocuk sahibi olan Harp Filosu Komutanı Tümamiral Haydar Mücahit Şişlioğlu'nun makamını kullanarak, bizzat kendi personeli ve personel eşleri ile cinsel ilişkiye girdiği ileri sürülüyor. Skandalın bir süredir Deniz Kuvvetleri'nde konuşulduğu belirlenirken, bu ahlaksızlığın kanıtı olarak gösterilen bazı ses kayıtlarıyla ilgili Tümamiral Şişlioğlu'nun ifadesinin alındığı iddia edildi.
Ulaşılan bilgi ve belgelere göre, bu dehşet verici ahlaksızlığın ayrıntıları şöyle:

BİRİ VEFAT EDEN ARKADAŞININ EŞİ
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın ilgili birimlerine ulaştırıldığı öğrenilen ve Vakit'in içeriğine ilişkin bilgilen edindiği ses kayıtları ve görüntülerde, Tümamiral Şişlioğlu'nun Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda Sivil memur olarak çalışan L.A.'yla ilişki halinde olduğu görülüyor. L.A. olarak geçen kişinin, Şişlioğlu'nun emri altındaki eski görev arkadaşı olan ve bir süre önce vefat eden emekli Dz. Bnb. Erhan A.'nın eşi olduğu iddia ediliyor.
Bir başka kasette ise Şişlioğlu ile L.A.'nın Ankara'da bir araya gelmek için yer ayarlamaya çalıştıkları anlaşılıyor. Geçen konuşmalarda L.A.'nın Tüma. Mücahit Şişlioğlu'na “Senin kızın Tuvana da benim gibi metres olsun istemem” demesi dikkat çekiyor.

BİR DİĞERİ DE EMRİNDE ÇALIŞAN YÜZBAŞININ EŞİ
Bir başka kasette ise, Tümamiral Şişlioğlu ile S.E. adlı bir bayan arasındaki konuşmalar yer alıyor. S.E.'nin Tümamiral Mücahit Şişlioğlu'nun emrinde çalışan Deniz Yüzbaşı Y.E.'nin eşi olduğu aynı zamanda da Deniz Kuvvetleri'nde çalışan bir sivil memur olduğu iddia ediliyor.

ODASINI KULLANMAYI DAHİ GÖZE ALMIŞ
Konuşmalarda Mücahit Şişlioğlu'nun S.E. ile baş başa kalabilmek için gözünü kararttığı, onca insanın içerisinde ve mesai saatlerinde S.E.'nin Deniz Kuvvetleri'ndeki odasını kullanmayı dahi göze alması dikkat çekiyor.

“HAYAT KADINLARIYLA DA İLİŞKİSİ VAR”
Kasetlerde, Tümamiral Şişlioğlu'nun ayrıca N.T. adlı TSK mensubu bir sivil memurla da ilişki halinde olduğu ileri sürülüyor. Tümamiral Şişlioğlu'nun N.Ö. adlı ve Yüzbaşı rütbesinde bir bayan subayla da yasak ilişki yaşadığı ileri sürülüyor. Şişlioğlu'nun hayat kadınları ile de ilişki halinde olduğu ileri sürülüyor.

PERSONEL ENDİŞELİ
Deniz Kuvvetleri'nde görev yapan bir çok personelin Tümamiral Şişlioğlu'nun tüm ilişkilerinden haberi olduğu, hemen her yerde Şişlioğlu'nun ahlaksızlıklarının konuşulduğu, uzak denizlere giden birçok subay ve astsubayın ciddi rahatsızlıklar içinde olduğu, ailelerini Şişlioğlu'nun bulunduğu Garnizon'a bırakarak aylarca süren seyirlere gitmek istemedikleri de gelen haberler arasında.

GÖZLER DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANI'NDA
Olayın bir süredir Deniz Kuvvetleri'nin gündeminde olduğu ve görüntülerle ilgili Tümamiral Haydar Mücahit Şişlioğlu ile S.E. ailesinin ifadesinin alındığı kaydediliyor. Ancak Şişlioğlu hakkında henüz yasal bir işlem yapılmadığı de edinilen bilgiler arasında. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit'in vereceği karar merakla bekleniyor.

Kaynak: Vakit

Van'da 1 asker, eğitim "silah kazası sonucu" öldü
23 Mayıs 2010

Van'ın Başkale İlçesi'nde terhisine beş ayı kalan 21 yaşındaki Piyade Er Kasım Cantemur, eğitim sırasında arkadaşlarından birinin silahının ateş alması sonucu öldü. haber101

Kışla arkasında patlama: 1 ölü, 5 yaralı

Van'ın Özalp ilçesinde Mustafa Muğlalı Kışlası arkasında atış poligonunu çevreleyen tel örgülerin dışında meydana gelen patlamada 1 çocuk öldü, 5 çocuk yaralandı.
25 Mayıs 2010 Salı,

Yunus Yaman (13), Nurullah Erçiçek (10), amcasının oğlu Seyfullah Erçiçek (12), Doğukan Meşe (13), Rıdvan Coşan ve Oğulcan Akyürek (13), bugün öğle saatlerinde adı bir süre önce Mustafa Muğlalı Kışlası olarak değiştirilen 2. Hudut Tabur Komutanlığı atış poligonunu çevreleyen tel örgülerin yanında oynamaya başladı. Saat 16.00 sıralarında iddiaya göre buldukları bir askeri mühimmatla oynamaya başlayan çocuklar, mühimmatın patlaması sonucu yaralandı. Çocuklardan birinin patlama sonucu kol ve bacaklarının koptuğu öne sürüldü. Ağır yaralanan çocuk ambulans helikopterle, diğerleri ise ambulanslarla Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Ancak ağır yaralı Oğulcan Akyürek hastanede yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Van Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Bomba İmha ekipleri geniş güvenlik önlemi alınan bölgede incelemelerde bulundu.

1943 yılında ilçedeki 33 kişinin kurşuna dizilerek öldürülmesi olayından sorumlu tutularak 20 yıl hapis cezasına çarptırılan Orgeneral Muğlalı, cezaevinde hayatını kaybetmişti. Muğlalı isminin, aynı ilçedeki kışlaya verilmesi uzun süre tartışılmıştı. habertürk

Nöbetteki asker vurulmuş halde bulundu
26 Mayıs 2010

EDİRNE- Edirne'nin Enez ilçesinde bir asker nöbet değişimine gelen askerler tarafından ateşli silahla göğsünden vurulmuş olarak bulundu.

Ağır yaralanan asker tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

Alınan bilgiye göre, Mersin ili Toroslar ilçesi nüfusuna kayıtlı olan ve vatani görevini Enez'de yapan Mithat Özer (20) isimli er, Meriç Nehri boyunda nöbet tuttuğu esnada, nöbet değişimine gelen diğer askerler tarafından ateşli silahla kalp hizasından vurulmuş olarak bulundu. Durumu ağır olan Özer, askeri bir araçla Enez Devlet Hastanesi'ne götürüldü. Mithat Özer, burada yapılan müdahalenin ardından 112 Hızır Acil Ambulansı ile Keşan Devlet Hastanesi'ne sevk edildi. Özer, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

habertaraf

26 Mayıs 2010
ASKERLERE İNSANLIK DIŞI İŞKENCE
Doğubayazıt l'inci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında birkaç yıldır süren insanlık ve hukuk dışı muamele sonunda yargıya taşındı...

Taraf Gazetesi Ankara Temsilcisi ve köşe yazarı Lale Kemal'in haberine göre Ağrı'da görev yapan K.Ş. adlı asker, tugay kantininde görevli bir astsubay tarafından dövüldü. Şikayet edince bu kez feci şekilde darp edildi. Sonunda bir asker İstanbul'da savcılığa suç duyurusu yapıp şikayetçi oldu.

BAKAN GENERALE SORMUŞ: NE OLUYOR?

Bir erin söylediğine göre Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Tugay Komutanı Tuğgeneral Salih Sevil'i arayarak "Ne oluyor" diye sormuş. Ama herşey eskisi gibi.

Lale Kemal bugünkü yazısında çarpıcı ayrıntılara yer verdi:

Ağrı, Doğubeyazıt 1. Mekanize Piyada Tugay Komutanlığı'nda birkaç yıldır devam ettiği iddia edilen insanlık ve hukuk dışı muameleye tepki vermesi gerekenler tepkisiz kalırken konuya duyarlı olan komutanlar baskı altına alınmış. Dayak ve ana avrat küfür yoluyla derin bir fiziksel ve psikolojik baskıya maruz bırakılan zorunlu askerlik hizmetini yapan bazı erler, mücadelede yılmamışlar. Uğradıkları muameleye karşı, tüm yasal yollara başvurmuşlar, ama sonuç almamışlar.

BU İDDİALAR DOĞRU MU?

Taraf yazarı Lale Kemal iddiaları şöyle sıraladı:

1. K.Ş. adlı bir asker, 18 Ağustos 2009 tarihinde, kantinde göreğvli bir astsubay tarafından dövülünece, tugay revirinde görevli doktorlar tarafından aynı gün ve 5440 protokol numaralı "Darp Raporu" düzenlenmesine rağmen sözkonusu astsubay hakkında herhangi bir işlem yapılmıyor. Oysaki Askeri Ceza Kanunu'nun 117. maddesi kapsamında, asstsubayın Askeri Mahkemeye sevk edilmesi gerekiyordu;

2. Er K.Ş. şikayetinde misilleme olarak, Kantin Başkanı'nın da bulunduğu bir yerde tekrar ağır şekilde dövülüyor; o sırada olay yerinden arabasıyla geç en ve lojmanda ikamet eden bir subayın annesi olan bir hanım, kullandığı araçtan inerek, askerin dövvülmesini engellemeye çalışıyor;

3. Yine aynı dönemde üzerinde cep telefonu yakalanan B.Ç. adlı bir diğer askerden, hakkında cezai işlem yapılmaması karşılığında bazı hukuka aykırı işler talep e diliyor. B.Ç'nin bunu kabul etmemesi üzerine kendisine baskı yapılmaya başlandığı ve kantinde görevli bir başka astsubay tarafından dövüldüğü öne sürülüyor. Bu er için de revirde görevli doktorlarca darp raporu tanzim e dilmesine rağmen herhangi bir işlem yapılmıyor;

4. Kantinde görevli olan bir başka er olan A.K. bir kutu ilaç içerek intihar teşebbüsünde bulunuyor. Kantinde görev yapan H.Ç. adlı bir askerin ise, açığı olduğu söylenerek mahkemeye vermemek karşılığında kendisinden para talep edildiği iddia ediliyor.

Kaynak: Taraf


Kendi Tahliyesi Kadar Ona Sevinmiş
18 Haziran 2010
Balyoz soruşturması kapsamında tahliye edilen emekli Orgeneral Çetin Doğan tahliye sonrası açıklama yaptı...

Tutuklu bulunduğu Silivri Kapalı Cezaevi'nden çıkarken basın mensuplarının sorularını yanıtlayan emekli Orgeneral Doğan, Balyoz darbe planı iddialarının düzmece olduğunu ve adaletin yerini bulduğunu söyledi. Doğan, bugün Ergenekon soruşturması kapsamında tahliye edilen eski Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner için de kendi tahliyesi kadar sevindiğini belirtti.

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Yılmaz Alp, yapılan itirazlar üzerine Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında tutuklu yargılanan Tümamiral Ali Semih Çetin, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller İhsan Balabanlı, Bekir Memiş ve Abdullah Dalay, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Tümgeneral Nuri Ali Karababa, emekli Korgeneral Engin Alan, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri, Yarbay Ali Rıza Sözen, Albaylar Hanifi Yıldırım, Yüksel Gürcan, Mustafa Önsel ve Bülent Tunçay'ın tahliyesine karar verdi.

İkinci kez Silivri Kapalı Cezaevi'nden tahliye edilen eski Birinci Ordu Komutanı emekli orgeneral Çetin Doğan cezaevinden ayrıldığı sırada kendisini bekleyen basın ordusunun sorularını cevapladı. Balyoz Darbe planı iddialarının tertip olduğunu savunan Doğan, "Balyoz davası daha önceden de dediğim gibi, birilerinin kafasına düşecek demiştim. Yani bunun sonu yok. Ama gerçekler yavaş yavaş anlaşılıyor. Beni yalnız bırakmadığı için kamuoyuna teşekkür ediyorum." dedi. Adaletin yerini bulacağına inandığını ifade eden Doğan, "Ancak adalet biraz da bizi delip geçiyor. Sağlığımız kötüleşiyor. Kalbimize stend takıyorlar. Bu ülke için bizler feda olalım. Yeter ki her şey yoluna girsin. Türkiye'nin aydınlık geleceğine inanıyorum. Yarın Maçka parkında Ergenekon'dan tutuklu bulunan arkadaşlarım için organize edilen toplantıya ben de katılacağım. Orada sizlerle daha fazla konuşacağım." diye konuştu.

"BU DAVANIN SONU, BU DAVAYI TERTİPLEYENLER İÇERİ GİRDİĞİ ZAMAN BİTECEK"

Balyoz iddiasını ortaya atan Taraf Gazetesi'yle görüşmeyi talep ettiklerini

anlatan Doğan, "Bu davanın sonu, bu davayı tertipleyenler içeri girdiği zaman bitecek. Bizim buradan çıkmamız önemli değil." ifadelerini kullandı.

Darbe planı yapıldığı iddia edilen seminerin gizli olmadığını ileri süren Doğan, "Konuşmalar emrimle kayıt altına alındı. Bu konuşmalardan birkaç kopya yapıp çoğaltıyorlar. Ortada ne imza var. Ne de belge… Hiçbir delil olmadan insanları cezaevine atıyorlar. Kaçma tehlikesi olmayan insanları içeri atıyorsunuz. Ben hapisten çıktığım gün televizyonların başına geçtim. Suçlu olsaydım, kaçar giderdim. Benim Avrupa'da gidemeyeceğim ülke yok. Bütün ülkelere vizem var. Amerika'da kızım var. Ancak ben gitmedim. Çünkü suçsuzum." dedi.

Kendi suçsuzluğunu ispat etmek istediğini belirten Doğan, "Bize gerekli belgeleri verdikleri takdirde ipin ucunu bulmak da bizim boynumuzun borcu olsun. Adalet yerini buluncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz. Davanın sonunda halkımız da gerçekleri anlayacaktır. Bizim derdimiz adaletin hakim olması." şeklinde konuştu.

Cezaevinde bulunduğunuz sürede eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile bir polemik yaşamıştınız. Kırgın mısınız? sorusuna Doğan şu şekilde cevap verdi: "Ben kimseye kırgın olamam. Ben, bana karşı olanlara da kırgın olamam. Ben ulusuma ihanet edenlere kırgınım. Ben tertip içinde olanlara, gerçekleri bilip de söylemeyenlere kırgınım" şeklinde yanıt verdi.

Özkök gerçekleri biliyor muydu? sorusuna ise Doğan, "Özkök zamanın Genelkurmay Başkanıydı. Zamanın kara kuvvetleri komutanı ve Özkök son dakikada bu seminere katılmaktan vazgeçti. Bu seminere kendileri de katılacaktı. Hilmi Özkök ve dönemin kara kuvvetleri komutanı Ankara'da çıkan meşhur tezkere ve Amerikalılar ile yapılan müzakereler nedeniyle kendileri seminere katılamayıp, son anda gözlemcilerini gönderdi. Gözlemcileri de onlara raporlar yazdı. Bunu en başından anlattım. Şimdi çıkıp da her şeyi ben biliyorum deyip kenara çekilip, kendileri bir şey söylemiyorsa bu utanılacak bir şeydir." diye konuştu.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in tahliyesi ile kendi tahliyesi arasında bağlantı bulunmadığını anlatan Doğan, "Öyle bir zamanlama söz konusu değil. Ama Cihaner'in tahliyesine kendimin tahliyesi kadar sevindim. Cihaner gerçekten yürekli bir savcı." diye konuştu.
aktifhaber

''Kafes eylem planı'' davası
19 Haziran 2010
İSTANBUL- Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç ile eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü'nün de aralarında bulunduğu 3'ü tutuklu 33 sanığın yargılandığı davada, tutuklu sanıkların bu hallerinin devamına karar verildi.


İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmalarını yapan tutuksuz sanıklar, suçlamaları kabul etmeyerek, beraatlarını istediler.

Sanıkların çapraz sorguları sırasında müdahil avukatlarının yönelttiği bazı sorulara sanık avukatlarının itirazı üzerine tartışmalar çıktı. Avukatların birbirlerine, sanıklara soru sorma usulünü hatırlattığı duruşmada araya giren Mahkeme Heyeti Başkanı Vedat Yılmazabdurrahmanoğlu, karşılıklı atışılmaması konusunda uyarılarda bulundu.

Müdahil avukatlarından Ergin Cinmen, ''komploya uğrayan bazı sanıkların, bunun asker ayağının ortaya çıkarılmasını ve kendi içlerinde de hainlerin olduğunu söylediklerini'' belirterek, ''Bunlar gerçeğin ortaya çıkartılması açısından son derece önemli. Bununla ilgili açıklamak istedikleri şeyler varsa açıklasınlar'' diye konuştu.

Duruşmada talepleri sorulan Cumhuriyet Savcısı Ahmet Nuri Saraç, bu dava dosyası ile Poyrazköy'de ele geçirilen mühimmata ilişkin dava dosyasının birleştirilmesini, tutuklu sanıklar Kurmay Albaylar Mücahit Erakyol ve Levent Gülmen ile Kurmay Yarbay Halil Özsaraç'ın tahliye edilmesini istedi.

-ARA KARAR-

Duruşmayı sona erdiren mahkeme heyeti, taleplerle ilgili ara kararı açıkladı.

Buna göre heyet, bu dava dosyasının, yargılama konusu ve eylemlerin bağlantılı olması, dava delillerin büyük oranda ortak olması, delillerin sonuçları itibariyle birbirlerini doğrudan etkilemesi ve iddia ile savunmaların birbirleriyle doğrudan bağlantılı olması gerekçeleriyle ''Poyrazköy'de ele geçirilen mühimmat'' davası dosyasıyla birleştirilmesine oy çokluğuyla karar verdi.

Bu iki dosya arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğunu belirten heyet, dosyaların birleştirilmesinin gerekli ve zorunlu olduğunu da ifade etti.

Mahkeme heyeti, Poyrazköy'de bulunan mühimmata ilişkin davanın tutuklu sanıklarından emekli Binbaşı Levent Bektaş'tan ele geçirildiği öne sürülen ve adli emanette bulunan 1 no'lu CD ile 3 no'lu DVD'nin imajlarının, mahkemece tespit edilecek bilirkişi tarafından adli analizle yeterli sayıda çıkarılarak, talepte bulunan sanık ve avukatlarına verilmesini de kararlaştırdı.

Heyet, tutuklu sanıklar Kurmay Albaylar Mücahit Erakyol ve Levent Gülmen ile Kurmay Yarbay Halil Özsaraç'ın tahliye taleplerini, kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması ve devam etmesi, atılı suçların CMK'nın 100/3. maddesinin 11. bendinde sayılan ''Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı'' suçlardan olması ve Kafes Eylem Planı ile ilgili TÜBİTAK'a yaptırılan bilirkişi incelemesinin henüz sonuçlanmamasını dikkate alarak, oy çokluğuyla reddetti.

Koramiral Kadir Sağdıç ve emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü'nün de aralarında bulunduğu 30 tutuksuz sanığın, savunmaları alındığı gerekçesiyle duruşmalara gelme zorunluluğunun kaldırılmasına hükmeden heyet, sanık Binbaşı Metin Fidan hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılması talebini de atılı suçun mahiyeti ve kuvvetli suç şüphesini gerekçe göstererek oy çokluğuyla reddetti.

Mahkeme heyeti, duruşmanın, dosyanın birleştirildiği Poyrazköy'de bulunan mühimmata ilişkin davanın görüleceği 14, 15 ve 16 Temmuz 2010 tarihine bırakılmasına karar verdi.

-HAKİM OKTAY KUBAN'IN KARŞI OYLARI-

Mahkeme heyetinin, tutuklu sanıkların bu hallerinin devamı, davanın birleştirilmesi ve Binbaşı Metin Fidan'ın yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmaması kararlarına, üye hakim Oktay Kuban tarafından muhalefet şerhi konuldu.

Hakim Kuban, bu dava dosyasında yargılanan sanıklar ile ''Poyrazköy'de ele geçirilen mühimmat'' davası dosyasında yargılanan sanıklar arasında ortak bir eylem yaptıklarına dair açılmış bir dava bulunmadığını belirterek, müdahilleri olan bu davanın, kapsamlı olan diğer davayla birleştirilmesinde hukuki bir yarar bulunmadığını aktardı.

Her iki dava dosyasının birleşmesinin davanın uzamasına neden olacağı için etkin ve kaliteli bir yargılama yapılmasına engel teşkil edeceğini ve maddi gerçeğin bir an önce ortaya çıkmasına yarar sağlamayacağını belirten Kuban, iki dava dosyasının birleştirilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmadığını söyledi.

Tahliye taleplerinin reddedilmesine ilişkin karşı görüşünü açıklayan Kuban, gerekçelerini şöyle sıraladı:

''Bir şahsın tutuklanabilmesi veya tutukluluk halinin devamı için suçu işlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığını gösteren olguların bulunması gerekmektedir. Dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerin, atılı suçun unsurlarına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular oluşturmaması ve hukuki niteliği ile sanıkların ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde, tutuklu sanıklar hakkında kuvvetli suç şüphesi varlığını gösteren olgular bulunmamaktadır. Dosyada sanıkların kaçması, saklanması, delilleri gizlemesi, yok etmesi veya değiştirme girişiminde bulundukları yönünde tutuklama nedeni sayılacak olgu ve iddialar bulunmamaktadır. Aynı yargılamayla aynı suç ve delillerle suçlanan diğer sanıkların tutuksuz yargılanıyor olması ve tutuklu sanıkların tutuksuz yargılanmalarının yargılamanın amacına ulaşmasına engel teşkil edeceğine dair somut olguların bulunmaması nedeniyle tutuklu sanıkların tahliye edilmeleri gerektiği görüşünde olduğum için çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.''

Kuban, sanık Binbaşı Metin Fidan hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmamasına ilişkin karşı oyunda ise kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların ve kaçma şüphesinin bulunmayışı nedeniyle çoğunluğun görüşüne katılmadığını dile getirdi.
tarafhaber

Balyoz soruşturmasında 12 tahliye daha

İSTANBUL- Balyoz soruşturması kapsamında tutuklanan Emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın da aralarında bulunduğu 12 kişi tahliye edildi


İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Yılmaz Alp, Balyoz soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın da aralarında bulunduğu 12 kişiyi tahliye etti.

Balyoz soruşturması kapsamında aralarında emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın da bulunduğu 12 kişi tahliye edildi. Tahliye kararını veren İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Yılmaz Alp, emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 14 kişiyi tahliye etmişti.

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimi Yılmaz Alp, soruşturma kapsamında tutuklananlar tarafından yapılan itirazları değerlendirdi.

Hakim Alp, emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık ile Mümtaz Can, Behzat Balta, Tuncay Çakan, Mehmet Kaya Varol, Emin Küçükkılıç, Halil Kalkanlı, İzzet Ocak, Recep Yıldız, Murat Özçelik, Suat Aytın ve Ali İhsan Çuhadaroğlu'nun tahliyesine karar verdi. tarafhaber

Bir Asker Kendini Jiletledi
27 Haziran 2010
Kütahya'da vatani hizmetini sürdüren bir asker, çıkan tartışma sonrası kendisine jiletle zarar verdi.


Kütahya'da 1990/2 tertip olarak askerlik görevini sürdüren ve Erzurumlu olduğu öğrenilen Süleyman T. (24) çarşı izninde Cumhuriyet Caddesi Sevgi Yolu'nda bulunan Ali Paşa Camii'nin tuvalet görevlisi ile tartıştı. Çıkan tartışmayı durdurmak isteyen polis ekipleri Süleyman T.'yi sakinleştirmek isterken biber gazı sıktı. T. öfkeden yanında taşıdığı jilet ile vücudunun çeşitli yerlerine zarar verdi. 112 acil servis ekipleri olay yerindeki ilk müdahalenin ardından askeri Kütahya Devlet Hastanesi'ne kaldırdı. Asker tedavi altına alındı.

Asker T. ile caminin tuvalet görevlisinin arasındaki tartışmanın ise 35 kuruş yüzünden çıktığı iddia edildi. Olayla ilgili soruşturma sürüyor. aktifhaber

Hatay'da Vahim Yanlışlık

Güvenlik güçleri kekik toplayan köylüleri terörist sanarak ateş açtı. Olayda iki köylü hayatını kaybetti.

Yayına Giriş: 28.06.2010

Hatay’ın Hassa İlçesine bağlı Çardak yaylasında, güvenlik güçleri terörist sandığı köylülere yanlışlıkla ateş açtı. Olayda 2 vatandaş öldü, 1 kişi yaralandı.
Hatay Valiliği’nden edinilen bilgiye göre, güvenlik güçleri sabah saatlerinde, Çardak yaylası kırsalında 4 kişi ile karşılaştı.

Kekik toplamaya çıktıkları sanılan köylülere, güvenlik güçleri, terörist zannederek yanlışlıkla ateş açtı. Köylülerden Ali Dalmış ile Mustafa Fil hayatını kaybetti.

Hafif yaralanan Mehmet Sak adındaki vatandaş Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. TRT

"Kafes"te 3 tahliye
İki albay ve bir yarbay tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı
05 Temmuz 2010

''Kafes Eylem Planı'' iddiaları soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Kurmay Albaylar Mücahit Erakyol ve Levent Gülmen ile Kurmay Yarbay Halil Özsaraç tahliye edildi.

Alınan bilgiye göre, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Hazirandaki duruşmada, sanık avukatlarından İhsan Nuri Tezel'in tutuklu sanıkların tahliye talebini reddetmişti.

Bunun üzerine Tezel, geçen hafta tutuklu sanıkların tahliyesine ilişkin bir üst mahkeme olan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz etti.

İtirazı değerlendiren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu sanıklar Kurmay Albaylar Mücahit Erakyol ve Levent Gülmen ile Kurmay Yarbay Halil Özsaraç'ın tahliyesine karar verdi.

Bu kararın ardından ''Kafes Eylem Planı'' davasında tutuklu sanık kalmadı. habertürk

75 Er Yediği Yemekten Zehirlendi
06 Temmuz 2010
Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesinde, yedikleri yemekten zehirlenen 75 er hastanede tedavi altına alındı.
Alınan bilgiye göre, Çerkezköy 3. Zırhlı Tugay Komutanlığı Orgeneral Zekai Okan Kışlası'nda görevli 75 asker, dün akşam yemek yedikten sonra sabah saatlerinde rahatsızlandı.

Mide bulantısı, kusma ve ishal şikayetiyle ambulanslarla Çerkezköy Devlet Hastanesi'ne getirilen askerlere yapılan tahlillerde, yedikleri yemekten zehirlendikleri belirlendi.

3 askerin durumunun ağır olduğu öğrenilirken, zehirlenenlerin sayısının artabileceği ihtimaline karşı Çorlu Askeri Hastane ve Vize Devlet Hastanesi hasta kabulüne hazır duruma getirildi.

Olayla ilgili Çerkezköy Kaymakamı Akın Varıcıer ve 3. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Göktürk Gökbayrak, hastanede inceleme yaptı. aktifhaber

Askeri birlikte yangın

Balıkesir'de askeri birlikte çıkan yangın paniğe sebep oldu. Koğuşların da bulunduğu 4 katlı binada çıkan yangında dumandan zehirlenen çok sayıda asker Balıkesir Asker Hastanesi'ne kaldırıldı.
06.07.2010
Edinilen bilgiye göre, dün gece saat 00.30 sıralarında, Çayırhisar mevkiindeki Kara Kuvvetleri Komutanlığı Ordudonatım Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı'nda koğuşların bulunduğu mıntıkadaki 4 katlı binanın birinci katında elektrik kontağından yangın çıktı. Kısa sürede etrafı dumanların kapladığı yangında askerler panik içinde binayı boşaltırken, bazı askerler iki ve üçüncü katlardan atlayarak yaralandı.
Yangına önce askeri birlikteki tam donanımlı itfaiye arozözü ile müdahale edildi. Duman içindeki binaya su sıkan asker itfaiyesi yangını kontrol altına alamayınca belediye itfaiyesinden yardım istendi. İtfaiye Müdürü Mustafa Bayhan, bütün ekiplerini Ordudonatım Okulu'na sevk etti. Belediye Başkanı İsmail Ok'un da haberdar edildiği askeriyedeki yangın, tecrübeli itfaiye ekiplerinin müdahalesi ile söndürüldü. Oksijen tüpleriyle binaya giren itfaiye ekipleri yangının çıkış kaynağını etkisiz hale getirdikten
sonra soğutma çalışması yaptı. Yaklaşık 3 saat süren müdahalenin ardından yangın tamamen kontrol altına alındı.
Balıkesir Garnizon Komutanı ve Kara Kuvvetleri Okullar Komutanı Korgeneral Adem Huduti de olayla ilgili bilgi aldı. Ambulansların Asker Hastanesi'ne sürekli zehirlenen asker taşıdığı yangınla alakalı soruşturmanın sürdüğü bildirildi. Tedavileri yapılan askerlerin daha sonra tekrar birliklerine gönderildiği, sağlık durumu ciddi olanların ise müşahede altında tutulduğu bildirildi.haberx

Balyoz'da Albay Aktaş tahliye edildi

İSTANBUL - ''Balyoz Planı'' iddiaları soruşturması kapsamında tutuklu bulunan emekli Albay Kubilay Aktaş tahliye edildi.

Kubilay Aktaş'ın avukatının talebini değerlendiren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Aktaş'ın tahliyesine karar verdi.

Aktaş'ın avukatı, daha önce müvekkilinin tahliyesi yönünde aynı mahkemenin nöbetçi hakimliğine başvuruda bulunmuştu. Bu konuda görüşü sorulan Cumhuriyet savcısı tahliye kararı verilmesi yönünde görüş bildirirken, mahkemenin nöbetçi hakimi, bu talebi reddetmişti.habertaraf

Kazada ölen asteğmenin İstanbul'daki evine ateş düştü
15:40 - Van'ın Başkale ilçesinde askeri aracın şarampole yuvarlanması sonucu ölen piyade asteğmen Muhammed Talha Dinleyici'nin (23) ailesi acı haberle yıkıldı. Acı haberle adeta yıkılan aile için kapıda bir sağlık ekibi bekletilirken, fenalık geçiren anne Müjgan Dinleyici'yi yakınları teselli etmeye çalışıyor. 08.07.2010 İSTANBUL haber1001

Albay Köylü tahliye oldu, Balyoz tutuklusu kalmadı
16:45 - Köylü'nün, Ergenekon davası kapsamında tutukluluğu sürüyor. Kararın, Mahkeme Heyeti Başkanı Kemal Can ve üye hakim Sait Saban'ın oylarıyla alındığı, üye hakim Mehmet Erdoğan'ın ise karara muhalif kaldığı öğrenildi. 09.07.2010 ANKARA netgazete

Askeri savcının Albay Dursun Çiçek ile igili iddianamesi hazır!

İddianamede Çiçek için ağır suçlamalar yer alıyor.
Genelkurmay Askeri Savcılığının, ''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' başlıklı yazıyla ilgili olarak, Deniz Piyade Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek hakkında açtığı davanın ilk duruşması 20 Temmuz Salı günü yapılacak.

Çiçek hakkında yürütülen soruşturmayı tamamlayan Askeri Savcılığın hazırladığı iddianame, Genelkurmay Askeri Mahkemesince kabul edildi. Askeri Mahkeme, duruşmanın birinci celsesinin, 20 Temmuz Salı günü, saat 14.00'te görülmesini kararlaştırdı.

Albay Çiçek, halen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' davasında da tutuklu sanık olarak yargılanıyor.

EYLEM PLANI'NA AĞIR SUÇLAMALAR

Askeri Savcılığın hazırladığı iddianamede, Çiçek'in, 12 Haziran 2009'dan önceki bir tarihte ''İrticayla Mücadele Eylem Planı'' başlıklı yazıyı hazırlamak suretiyle görevi kötüye kullandığı'' ve ''hazırladığı yazıyı belirlenemeyen bir şekilde bazı kişiler aracılığıyla basında yer alarak, aleniyete kavuşmasını sağlamak suretiyle, astlık-üstlük münasebetlerini zedelemeye, amir veya komutanlara karşı güven hissini yok etmeye matuf olarak alenen tahkir ve tezyif edici fiil ve hareketlerde bulunduğu'' öne sürülüyor.

Çiçek'in, bu suçlamalarla Askeri Ceza Kanununun 144. maddesi delaletiyle Türk Ceza Kanununun (TCK) 257/1'inci, Askeri Ceza Kanununun 95/4'üncü ve TCK'nın 53. maddesi uyarınca toplam 1 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması, bazı hakları kullanmaktan yoksun bırakılması ve Askeri Ceza Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) çıkarılması talep ediliyor.

''YAZININ, ÇİÇEK TARAFINDAN HAZIRLANDIĞI...''

İddianamede, ''İrticayla Mücadele Eylem Planı'' başlıklı yazının ''kim tarafından, ne amaçla, ne zaman ve nerede hazırlandığının tespitinin önem kazandığı'' belirtildi.

Çiçek'in, ''İrticayla Mücadele Eylem Planı'' başlıklı yazıyı hazırladığı iddialarını, ilk baştan itibaren istikrarlı bir şekilde inkar etmesine karşın, yazının 4'üncü sayfasında 'Dursun Çiçek, Dr.Dz.P.Kur.Kd.Albay' şeklindeki imza blokunun üzerinde yer alan imzanın Dursun Çiçek'e ait olduğunun Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Dairesi Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı Kriminal Daire Başkanlığının raporlarıyla belirlenmiş olması karşısında, yazının Çiçek tarafından hazırlandığının kabulü gerektiği sonucuna varıldığı'' kaydedildi.

''ÇİÇEK, ERZİNCAN'A GİTMEDİ''

''İrticayla Mücadele Eylem Planı'' başlıklı yazıda öngörülen faaliyetlerin Erzincan'da uygulanmış olabileceği iddialarının Askeri Savcılığın görev alanı dışında kaldığı belirtilen iddianamede, bununla birlikte yazıda yer alan planın varlığı ve uygulamasının yapılıp yapılmadığının belirlenmesinin, soruşturmayla doğrudan ilgisi bulunması nedeniyle Çiçek'in 2009'da Erzincan'a gidip gitmediğinin araştırıldığı bildirildi.

Çiçek'in izinlerine ilişkin yazılar, izin belgeleri, Genelkurmay ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı'na giriş çıkış kayıtları, kullandığı cep telefonuna ait iletişim kayıtları, THY'nin cevap yazısı, yurt dışına giriş-çıkışına ilişkin yazı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığının 3. Ordu Komutanlığında 13-14 Ocak 2009'da düzenlenen İç Güvenlik Seminerine Çiçek'in katılmadığına ilişkin cevap yazısı birlikte değerlendirildiğinde, şüpheli Çiçek'in, 2009'da iddia edilen tarihlerde ve bu tarihler dışında herhangi bir tarihte Erzincan'a gitmediği, Erzincan Orduevi'nde veya başka bir yerde konaklamadığının sabit olduğu kaydedildi.

İHBAR MEKTUBU

İddianamenin, ''Delillerin değerlendirilmesi ve olaylarla ilgili kabul'' başlıklı bölümünde, ''subay olduğunu söyleyen bir kişi tarafından özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine gönderilen tarihsiz, kimlik ve imza bulunmayan 5 sayfalık ihbar mektubu ve ekindeki belgelerin özelliklerinin ve delil olma vasıflarının incelenmesi gerektiği'' belirtildi.

Mektubunun sonunda, ''Sayın Savcım, tanık olarak çağırmanız durumunda da gelmeye hazırım'' ifadesini kullanan ihbarcının, bugüne kadar ortaya çıkmaması nedeniyle kimliğinin belirlenemediğine ve iddialarıyla ilgili olarak ifadesinin alınamadığına dikkat çekilen iddianamede, ''Mektubunda, Bilgi Destek Dairesinde görevli olduğunu söyleyen ihbarcı subayın, Askeri Savcılıkta yapılan soruşturmalar da dahil olmak üzere, Genelkurmay Karargahının çeşitli birimlerine ait, ancak özel bir araştırma ve çalışma sonucu tespit edilebilecek, normal koşullarda değil bir subayın, komuta makamlarında bulunan komutanların dahi tamamına sahip olmasının mümkün olmadığı ayrıntılı bilgilere sahip olması dikkat çekmektedir'' değerlendirmesinde bulunuldu. aktifhaber


''VATAN, MİLLET UĞRUNA BURALARA GELDİK''

İSTANBUL- ''Kafes Eylem Planı'' ve ''Amirallere Suikast'' davalarının birleştirildiği Poyrazköy'de yapılan kazılarda ele geçirilen mühimmata ilişkin davanın tutuksuz sanıklarından Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen, ''31 Ocak 1996'da sabaha karşı Kardak Kayalıkları'nda Yunan bayrağını Türk bayrağı ile değiştiren 2 kişi burada yargılanıyor. Birisi Ercan Kireçtepe, diğeri ben. Biz buraya nasıl geldik, bilemiyorum'' dedi.


İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savunmasını yapan tutuksuz sanık Deniz Yarbay Mustafa Turhan Ecevit, tutuklu sanıklardan emekli binbaşı Levent Yıldırım'ı 1985'ten beri tanıdığını, sınıf arkadaşı olduğunu ve Deniz Kuvvetleri hentbol takımında da beraber oynadıklarını anlattı.

Bektaş ile yaptıkları ve iddianamenin ek klasörlerinde yer alan 9,5 dakikalık telefon görüşmesi hakkında açıklama yapan Ecevit, ''Görüşme, uzun zamandır görüşemediğimiz için sitemle başlamaktadır. Özel hayatımızla ilgili konuşmalarımız var. Hasta olan kayınpederinin durumunu soruyorum'' dedi.

Ecevit, ihbar maillerinin iftiralardan oluştuğunu ifade ederek, ''Bu vicdansızlığı kim yaptı bilmiyorum. Ancak şüphelendiğim kişiler var. İddia edildiği gibi bir örgüt olsaydık, bu hesaplaşma çoktan yapılırdı. Yalan makinesine girerek ya da hipnozla da ifade verebilirim. Bu vatana ve millete Allah'ın emriyle bir can borcum var. Biraz güçlü olduğunu hisseden zalimlikten kendini alamıyor. Güçlü olmak, zalim olmayı gerektirmiyor. Bugün şehit olan her askerin kanında, çıkarları doğrultusunda karar veren herkesin eli vardır. Bu olaylar başıma geldi diye hayat duruşumdan vazgeçecek değilim. Üzerime atılı bütün suçlardan beraatımı talep ediyorum'' diye konuştu.

Mahkeme Heyeti Başkanı Oktay Kuban'ın, ''ihbar tutanaklarına ve bu kazılarda ele geçirilen mühimmatla ilgili ne diyorsunuz?'' sorusuna Ecevit, mühimmatlarla ve ihbar mektuplarıyla hiçbir ilgisinin bulunmadığını söyledi.

Kuban'ın, ''Kafes Eylem Planı'' ile ilgili sorusuna da Ecevit, planda kendi isminin bulunmadığını ve iddiaları kabul etmediğini dile getirdi.

Ecevit, Kuban'ın, ''Poyrazköy Keçilik Mevkisi'nde 3 bin 17 adet mühimmat elde edildi. Her biri değişik çapta mermi. O bölgede en son ne zaman görev yaptınız?'' sorusuna, ''SAT Grup Komutanlığının geçici konuşlanma yeri o bölgelerdir. O bölgeyi yakın eğitimlerde kullanırız. 18 Nisana kadar o bölgeyi kullandım'' yanıtını verdi.

Cumhuriyet Savcısı Nuri Ahmet Saraç'ın,''Levent Bektaş ile yaptığınız bir telefon görüşmesinde Oğuz'un yaşadığı bir sorundan bahsediyorsunuz. Burada, 'sizden, bizden' diye bir tabir var. Anlatır mısınız?'' sorusuna Ecevit, ''Bizden mi demesi, bizim sınıftan mı manasında. Kemal albayların sınıfından, bizden değil diyorum. Yapabileceğimiz bir durum yok diyorum'' dedi.

Saraç'ın, ''Kendi döneminizden olanlarla dayanışma, diğer dönemlerle aranızda çatışma mı var?'' sorusunu da Ecevit, ''Çatışma değil. Kendi sınıfımızdan olan insanları her zaman kollarız. Hukuk ve kanun içerisinde koruyup, kollarız'' şeklinde yanıtladı.

Üye hakim Mehmet Karababa'nın, ''Bir SAT her türlü silahı kullanabilir mi?'' sorusuna Ecevit, eğitimini aldıkları her türlü malzemeyi ve silahı kullanabileceklerini ifade etti.

Ecevit'in savunma ve çapraz sorgusunu bitiren Kuban, daha sonra savunmasını yapması için Deniz Kurmay Albay Ali Türkşen'i çağırdı.

-''VATAN, MİLLET UĞRUNA BURALARA GELDİK''-

Savunmasına başlayan Türkşen, 1992'de Karadeniz'de Levent Bektaş ve Ercan Kireçtepe ile beraber çektirdikleri fotoğrafı göstererek, ''Vatan, millet uğruna buralara geldik. İnşallah daha iyi yerlere geleceğiz'' dedi.

1990-1997 yılları arasında SAT Grup Komutanı olarak görev yaptığını ve iki önemli görevde bulunduğunu söyleyen Türkşen, ''Bu görevlerde yer almakla iyi mi yaptım, kötü mü yaptım bilmiyorum. Ancak bugün buraya getirdiler. Hayatta bazı şeyleri eksik yapsaydık, bugün burada olmazdık. Burada olmaktan hiç üzülmüyorum. İnanıyorum ki bu davanın sonunda beraat edeceğiz. Sadece ailelerimiz yıprandı. Yer aldığım ilk görev 1993 yılında 14,5 ton uyuşturucu yüklü gemi Lucky-S'e el konulmasıdır. İkinci olarak ise Kardak krizinde adaya çıkan timin komutanıydım. Her iki olayda da tek bir mermi kullanılmadı'' dedi.

1996 yılında Kardak kayalıkları olayını anlatan Türkşen, şunları kaydetti:

''Özden Örnek komutanımızın 2005 yılındaki emriyle yazdığım, Kardak Kayalıkları hatıratımı okuyunca bizden neden terörist çıkmayacağını anlayacaksınız. 30 Ocak 1996'da saat 21.33'te biz cebimizden verdik o botun benzin parasını. Şu an burada bulunan Ercan Kireçtepe'nin kredi kartıyla o gece benzin aldık. Kredi kartının slipi de burada. Herkes cebindeki parayı çıkardı, bakkaldan ekmek arası peynir aldık. O gece 01.40'da da adaya çıktık. Biz şimdi burada yargılanıyoruz. Güven Erkaya o gece aradı ve 'Evladım, daha hazır değil misiniz?' diye sordu. Tabii Tansu Çiller de onu sıkıştırıyor. Biz Ercan Kireçtepe'nin kredi kartıyla benzin aldık ve öyle gittik. Tabii herkes bizim yerimizde olmak için nelerini vermezdi?''

Türkşen, mahkeme heyetine Kireçtepe'nin kullandığı kredi kartının 1996 yılına ait 16 milyon 730 bin liralık fişini göstererek, savunmasına şöyle devam etti:

''Sonra bir şey oldu. Aradan 13 yıl geçti. Herhalde bizim Deniz Kuvvetlerinin şebeke suyuna bir şey kattılar. Hepimiz burada terörist olduk. Bu mahkemede sanıklar savunma yaparken çok ağır laflar edildi. Eren Günay, 'Vatan anamız, devlet babamız. Bizi vatana ihanetle yargılamayın' dedi. Ancak Levent Bektaş öyle bir laf söyledi ki bana göre o laftan sonra Hükümet, üniversite hocaları, Cumhurbaşkanı, Başbakan, herkes işini bırakıp bu sözü tartışmalıydı. Bektaş 'Benim askerlikle sorunum yok. Ben dünyaya yeniden gelsem, yine asker olurdum, yine SAT olurdum. Ama bu ülkenin ordusunda değil' demişti. Bektaş'a bu sözü ettirenleri asla affetmeyeceğim. Bunu yapanlar hesabını verecek. 31 Ocak 1996'da sabaha karşı Kardak Kayalıkları'nda Yunan bayrağını Türk bayrağı ile değiştiren 2 kişi burada yargılanıyor. Birisi Ercan Kireçtepe, diğeri ben. Biz buraya nasıl geldik, bilemiyorum.''

Türkşen'in savunması sırasında tutuklu sanıklar ile aralarında Feyyaz Öğütçü'nün de bulunduğu bazı tutuksuz sanıkların ve izleyicilerin ağladığı görüldü. habertaraf

Kışlada Askerlerin Kavgası Kanlı Bitti
16 Temmuz 2010
Ergani'de kışlada iki askerin nöbet dönüşü kavgasında kan aktı. İki askerin çocukluk arkadaşı olduğu belirtildi.
Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Jandarma Komutanlığı'nda bir kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan kavganın taraflarından Er Müslüm Acar'la Rıdvan Süren'in Adana'da mahalle arkadaşı oldukları belirtildi.

Hemşehri iki askerden Acar cezaevine, Süren ise mezara gitti. 20 yıllık mahalle arkadaşı olan Rıdvan Süren'i öldüren Müslüm Acar'ın, maktulle çektirdiği çok sayıda hatıra fotoğrafı bulunuyor.

Ergani İlçe Jandarma Komutanlığı'nda vatani görevini yapan Adana doğumlu 89/1 tertip Müslüm Acar ile mahalle arkadaşı 89/2 tertip Rıdvan Süren'in kavgası iki gün öncesine dayanıyor. Başka bir birlikte 'disiplinsizlik' nedeniyle Ergani'ye gönderilen ve psikolojik sorunları bulunan Müslüm Acar, perşembe akşamı 20.30'da Rıdvan Süren'le kavga etti. Arkadaşlarının araya girmesiyle iki hemşehrinin kavgası yatıştırıldı. Komutanlar bu kavgadan haberdar edilmedi. Rıdvan Süren'in bu sabah 05.30'da nöbetçi çavuşla birlikte nöbeti Müslüm Acar'dan devralması sırasında ikinci kez kavga çıktı.

Birbirlerine küfür eden iki arkadaşı nöbetçi çavuş ayırdı. İki saat sonra nöbeti biten Müslüm Acar, başka bir arkadaşının silahını alarak gazinoda oturan Rıdvan'a yaklaşarak 'bunu bana yapmayacaktın' diyerek bir el ateş etti. Göğsünden yaralanan Rıdvan'ın hastaneye kaldırılması için uzun süre askeri ambulans beklendi ancak ambulans gelmeyince askeri araba ile hastanaye kaldırıldı. Bu arada askeri birlikte bulunan er ve erbaşlar arkadaşını öldüren Müslüm Acar'ı darp etti. Olay ile ilgili soruşturma devam ediyor. aktifhaber


Çanakkale'de askeri aracın devrilmesi sonucu 1 binbaşı ile 6 er yaralandı
19 Temmuz 2010
Yaralılar askeri hastaneye kaldırıldı.
Çanakkale'den Lapseki istikametine giden sürücü Er Ali Kılılı yönetimindeki Umurbey Demirli ve Dip Mayın Bölük Komutanlığına ait 533570 plakalı askeri araç, Yapıldak beldesi yakınlarında arka sol lastiğinin patlaması nedeniyle takla attı.

Savrulan araç yolun sağ bölümünde bulunan boşluğa düştü.

Kazada, araç içinde bulunan binbaşı Ali Koç, sürücü Kılılı (23) ile erler, Metin Turhan (21), Mehmet Gezgin (20), Erhan Polat (20), Cemal Nalbant (20) ve Murat Çakıcı (30) yaralandı.

Yaralılar Çanakkale Devlet Hastanesi ile Askeri Hastaneye götürüldü. aktifhaber

Van ve Hatay'da askerî araç devrildi: 13 yaralı
14:50 - Van'ın Saray ilçesinde askerî aracın devrilmesi sonucu 3'ü ağır 5 asker yaralandı. Hatay'ın Yayladağı ilçesinde de, fotoğraftaki askerî aracın şarampole yuvarlanması sonucunda 3'ü ağır 8 askerin yaralandığı bildirildi. 28.07.2010 VAN netgazete

Sarhoş şoför yol kontrolü yapan astsubayı ezdi
Edirne Keşan İlçe Jandarma Trafik Tim Komutanlığı'nda görevli Jandarma Astsubay Başçavuş İbrahim Deri, yol kontrolü sırasında alkollü bir sürücünün çarpması sonucu öldü. 29.07.2010 haber1001

Balyoz'da Tutuklama
0 Temmuz 2010
Afyonkarahisar'da Balyoz'dan gözaltına alınan emekli Kurmay Albay Şentürk tutuklandı.
Ordu Bulvarı üzerinde bulunan Orduevi önünde ATM'den para çekmek isterken polis tarafından yakalanarak gözlatına alınan Emekli Albay Ahmet Şentürk, Afyonkarahisar Eminiyet Müdürlüğü'nde ifadesi alındıktan sonra adliyeye sevk edildi.

Adliyede nöbetçi savcı tarafından iddanamenin yüzüne okunmasından sonra emekli Kurmay Albay Şentürk tutuklanarak Afyonkarahisar Cezaevi'ne gönderildi.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2382
Konum: Avustralya

MesajTarih: Pts Tem 19, 2010 7:55 pm    Mesaj konusu: Ve 'Balyoz Darbe Planı' Kabul Edildi Alıntıyla Cevap Gönder

Ve 'Balyoz Darbe Planı' Kabul Edildi

Bayloz Darbe Planında, 196 kişi hakkında hazırlanan iddianame, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. İşte Balyoz Darbe Planının tüm ayrıntıları, 196 sanığın isim listesi...
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Balyoz iddianamesini kabul etti. 196 sanıklı Balyoz iddianamesinde şüpheliler "Hükümeti cebren devirmek ve engellemek ve Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma" suçlarıyla suçlanıyor.

''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma sonucu eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz KuvvetleriKomutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 196 kişi hakkında hazırlanan iddianame, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' davasında tutuklu yargılanan Albay Dursun Çiçekde şüpheliler arasında bulunuyor.

Alınan bilgiye göre, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ergül, Süleyman Pehlivan, Ali Haydar ve Murat Yönder tarafından hazırlanan 968 sayfalık iddianame ile 183 klasörden oluşan ekleri üzerindeki incelemesini tamamladı.

Mahkeme, iddianamenin kabulüne karar verdi.

İddianamedeki 196 şüpheli arasında birinci sırada, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, ikinci sırada eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, üçüncü sırada eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ve dördüncü sırada eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun yer alıyor.

''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' davasında tutuklu yargılanan Albay Dursun Çiçek de şüpheliler arasında bulunuyor.

İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesiheyetine başkanlık yapan üye hakim Davut Bedir, mahkemenin diğer üyeleriyle birlikte iddianamenin oy birliğiyle kabul edildiğini, ancak henüz tensip zaptı düzenlenmediği için duruşma günü ve diğer hususların belli olmadığını bildirdi. Bedir, en kısa sürede tensip zaptını da düzenleyeceklerini ifade etti.

Planın icra bölümünde ise şöyle deniyor:

"3’üncü ve 8’inci Ana Jet Üs Komutanlıkları başta olmak üzere tüm hava birlikleri nizamiyelerine şeriat isteyen gruplar tarafından saldırılar düzenlenecek, mülki amirlerin izinleri beklenmeden olaylara müdahale edilecek, geçici süreler ile hava birlikleri etrafındaki bölgelerde sokaklarda, caddelerde ve çevre yolu ve karayollarında güvenlik bölgeleri oluşturularak denetim sağlanacak, arama yapılacak, şüpheli olduğu gerekçesi ile bazı şahıslar belli süreler alıkonulacaktır. Şiddet gösterenlere şiddetle cevap verilecek, gerekli durumlarda silah kullanmaktan çekinilmeyecektir."

'Oraj'ın hedefi sıkıyönetim sağlamak

İbrahim Fırtına imzasını taşıdığı öne sürülen Oraj Hava Harekat Planı’nda ise amaçlanan hedef şöyle ortaya konuluyor:

"Hükümetin sıkıyönetim ilan etmesi sağlanıncaya kadar faaliyetlere aralıksız devam edilecektir. Meclisin sıkıyönetim ilan etmesi için gerekli oy oranı yakalanamazsa,AnkaraTicaret Odası’nın (ATO) davetlisi olarak Ankara şehir merkezi üzerinde hava gösterileri yapılacak, TBMM’nin çalıştığı gün ve saatlerde Meclis üzerinden çok alçak uçuşlar yapılmak sureti ile TSK’nin varlığı hissettirilecektir. Sıkıyönetim ilan edildikten sonra Ege ve Trakya’da faaliyetler tedricen azaltılacak ve gerilim ihtiyaç nispetinde düşürülecektir. Özellikle İstanbul’daki sivil itaatsizliğe karşı Bandırma, Çorlu meydanlarında 4’er uçak 24 saat hazırlık durumunda gösteri uçuşu ve gerçek atış yapabilecek şekilde yerde karışık yükle hazır bekletilecek, bu maksatla 162’nci Filo Komutanlığı’nın yarısı Çorlu Meydanı’na intikal ettirilecektir."

'Jetimizi düşüreceklerdi'

'Oraj' Hava Harekât Planı’nda, Ege’de uluslararası kriz çıkarmak amacıyla gerekirse bir Türk jetinin düşürülmesi de yer alıyor. Planda "Mümkünse bir Türk jetinin Yunan uçaklarınca düşürülmesi sağlanacak" ifadesinin yer aldığı, bu gerçekleşmediği takdirde, Özel Filo personelinden bir pilotun, uygun bir yer ve uçuş sırasında kendi jetlerimizden birini düşürmesi gerektiği belirtiliyordu.

İDDİANAMEDE YER ALAN 196 SANIĞIN İSİM LİSTESİ..

DDİANAMEDE YER ALAN 196 SANIĞIN İSİMLERİ.


İşte Balyoz Planı iddianamesinde yer verilen ‘şüpheli’ listesi:

• 1-E. Orgeneral Çetin Doğan

• 2- E. Oramiral Özden Örnek

• 3- E. Orgeneral İbrahim Fırtına

• 4- E. Orgeneral Ergin Saygun

• 5- Korgeneral Nejat Bek

• 6- Korgeneral M. Korkut Özarslan

• 7- E. Korgeneral Engin Alan

• 8- E. Orgeneral Şükrü Sarıışık

• 9- Korgeneral Ayhan Taş

• 10- Tümamiral R. Cem Gürdeniz

• 11- E. Tuğgeneral İzzet Ocak

• 12- E. Tuğgeneral Süha Tanyeri

• 13- E. Albay Bülent Tunçay

• 14- Mehmet Kemal Gönüldaş

• 15- Halil Yıldız

• 16- Binbaşı Refik Hakan Tufan

• 17- Orkun Gökalp

• 18- Erhan Kuraner

• 19- Yarbay Yunus Nadi Erkut

• 20- E. Tümgeneral N. Ali Karababa

• 21- E. Tuğgeneral M. Kemal Tutkun

• 22- Tümgeneral Gürbüz Kaya

• 23- E. Albay Mustafa Çalış

• 24- Tümgeneral Nurettin Işık

• 25- E. Albay H. Basri Aslan

• 26- Albay Ali Rıza Sözen

• 27- Albay İlkay Nerat

• 28- İhsan Çevik

• 29- Albay Veli Murat Tulga

• 30- E. Tümgeneral Behzat Balta

• 31- E. Tuğgeneral Halil Kalkanlı

• 32- E. Tümgeneral Tuncay Çakan

• 33- Tuğgeneral H. Fehmi Canan

• 34- Tuğgeneral Salim Erkal Bektaş

• 35- Tümgeneral Ahmet Yavuz

• 36- Albay Ahmet Küçükşahin

• 37- Albay Recai Elmaz

• 38- E. Albay Erdal Akyazan

• 39- Üsteğmen Ahmet Şentürk

• 40- E. Albay Mümtaz Can

• 41- Albay Ahmet Topdağı

• 42- Cemal Candan

• 43- Binbaşı G. Murat Üstündağ

• 44- Binbaşı Fatih Altun

• 45- E. Tuğg. F. Oktay Memioğlu

• 46- E. Tuğgeneral M. Kaya Varol

• 47- Albay Recep Yıldız

• 48- Tümgeneral Bekir Memiş

• 49- E. Albay A. İhsan Çuhadaroğlu

• 50- Harun Özdemir

• 51- Albay Mehmet Yoleri

• 52- Albay Namık Koç

• 53- E. Albay Fuat Pakdil

• 54- Behçet Alper Güney

• 55- E. Korgeneral M. Yavuz Yalçın

• 56- Korgeneral Yurdaer Olcan

• 57- Tümgeneral İhsan Balabanlı

• 58- E. Albay Emin Küçükkılıç

• 59- Tuğgeneral Kasım Erdem

• 60- Kemal Dinçer

• 61- Tuğgeneral Hakan Akkoç

• 62- Albay İkrami Özturan

• 63- Albay Burhan Göğce

• 64- Binbaşı Erdal Hamzaoğulları

• 65- Mehmet Alper Şengezer

• 66- Doğan Fatih Küçük

• 67- Timuçin Eraslan

• 68- Dursun Tolga Kaplama

• 69- E. Korgeneral Doğan Temel

• 70- E. Tümgeneral Hayri Güner

• 71- E. Tümgeneral R. Rıfkı Durusoy

• 72- E. Albay M. Fikri Kafradağ

• 73- E. Albay Hamdi Poyraz

• 74- Hasan Hakan Dereli

• 75- Tuğgeneral Gökhan Gökay

• 76- Fatih Musa Çınar

• 77- Albay Zafer Karataş

• 78- Aytekin Candemir

• 79- Albay Nihat Özkan

• 80- Albay Hasan Nurgören

• 81- Sırrı Yılmaz

• 82- Barbaros Kasar

• 83- Murat Ataç

• 84- Yarbay Bahtiyar Ersay

• 85- Binbaşı Mustafa Yuvanç

• 86- Nedim Ulusan

• 87- Soydan Görgülü

• 88- Albay İsmet Kışla

• 89- Albay Abdullah Zafer Arısoy

• 90- Tümgeneral Abdullah Dalay

• 91- E. Koramiral Lütfü Sancar

• 92- E. Koramiral A. Feyyaz Öğütçü

• 93- E. Tuğamiral Engin Baykal

• 94- E. Tümamiral Özer karabulut

• 95- Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu

• 96- E. Tuğamiral Hasan Hoşgit

• 97- Koramiral Kadir Sağdıç

• 98- E. Tümamiral Ali Deniz Kutlu

• 99- E. Tümamiral M. Aydın Gürül

• 101- Tuğamiral Turgay Erdağ

• 102- Albay Taylan Çakır

• 103- Tuğamiral Ayhan Gedik

• 104- Tuğamiral Ahmet Türkmen

• 105- Tuğamiral Mehmet Fatih İlğar

• 106- Tuğamiral Cem Aziz Çakmak

• 107- Albay Muharrem Nuri Alacalı

• 108- Albay Ali Semih Çetin

• 109- Şafak Duruer

• 110- Utku Arslan

• 111- Yarbay Mehmet Ferhat Çolpan

• 112- E. Kurmay Albay Ümit Özcan

• 113- Fatih Uluç Yeğin

• 114- Albay Levent Erkek

• 115- Yarbay Levent Çehreli

• 116- Hakan İsmail Çelikcan

• 117- Ahmet Necdet Doluel

• 118- Albay Dursun Çiçek

• 119- Yarbay Ertuğrul Uçar

• 120- Albay Ali Türkşen

• 121- Albay Tayfun Duman

• 122- Albay Nihat Altınbulak

• 123- Yarbay Ercan İrençin

• 124- Tuğamiral Mustafa Karasabun

• 125- Bora Serdar

• 126- Tuğamiral Levent Görgeç

• 127- Albay İbrahim Koray Özyurt

• 128- Albay Dora Sungunay

• 129- Albay Soner Polat

• 130- Yarbay Meftun Hıraca

• 131- Albay Barbaros Büyüksağanak

• 132- Albay Hasan Gülkaya

• 133- Albay Faruk Doğan

• 134- Albay Mücahit Erakyol

• 135- Albay Ergün Balaban

• 136- Cemalettin Bozdağ

• 137- E. Tümgeneral Taner Balkış

• 138- Tuğa. Abdullah Gavremoğlu

• 139- Kıvanç Kırmacı

• 140- E. Albay Yusuf Ziya Toker

• 141- Albay Cengiz Köylü

• 142- Albay Hanifi Yıldırım

• 143- Albay Cemal Temizöz

• 144- Tuğgeneral Ömer Mimiroğlu

• 145- Albay Hakan Sargın

• 146- Albay Hüseyin Özçoban

• 147- Albay Mustafa Koç

• 148- Ali Demir

• 149- Kahraman Dikmen

• 150- Yarbay Yusuf Kelleli

• 151- Yüzbaşı Hüseyin Polatsoy

• 152- Yüzbaşı Hüseyin Topuz

• 153- Kurmay Albay Murat Özçelik

• 154- Albay Mustafa Önsel

• 155- Tuğgeneral Ali Aydın

• 156- Hüseyin Bakır

• 157- Erol Ersan

• 158- Astsubay Selahattin Gözmen

• 159- Astsubay Fikret Coşkun

• 160- Yüzbaşı Altan Dikmen

• 161- Astsubay Osman Çetin

• 162- Astsubay Murat Balkaş

• 163- Üsteğmen Erdinç Atik

• 164- Recep Yavuz

• 165- Abdil Akça

• 166- Astsubay Uğur Üstek

• 167- Astsubay Duran Ayhan

• 168- Üsteğmen Levent Maraş

• 169- Hakan Öktem

• 170- Astsubay Mustafa Kelleci

• 171- Mustafa Aydın

• 172- Astsubay İmdat Solak

• 173- Astsubay Mutlu Kılıçlı

• 174- Hakan Yıldırım

• 175- Yüzbaşı Levent Güldoğuş

• 176- Astsubay Musa Farız

• 177- E. Astsubay Ertan Karagözlü

• 178- Başçavuş Arif Bıyıklı

• 179- Murat Bektaşoğlu

• 180- Ahmet Çetin

• 181- Hüseyin Durdu

• 182- Rifat Gürçam

• 183- Embiya Şen

• 184- Abdurrahman Başbuğ

• 185- Ahmet Tuncer

• 186- Binbaşı Gökhan Çiloğlu

• 187- Tümgeneral Halil Helvacıoğlu

• 188- E. Albay Kubilay Aktaş

• 189- E. Yüzbaşı Mehmet Ulutaş

• 190- Albay Memiş Yüksel Yalçın

• 191- E. Albay Suat Aytın

• 192- Ali Güngör

• 193- Albay Yüksel Gürcan

• 194- Taner Gül

• 195- İsmail Karaoğlan

• 196- Binbaşı Ahmet Yanaral
aktifhaber

23 Temmuz 2010
Van'da 2. Ceylan vakası iddası
Van’a bağlı Kurubaş Köyü mevkiinde ailesiyle pikniğe giden 16 yaşındaki Canan Saldık, başına kurşun isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi.

Kurşunun bölgedeki Hacıbekir Kışlası’ndan atıldığı öne sürüldü. Olay, Hakkari yolunda, Van’ın son çıkış noktasında bulunan alanda meydana geldi. Ailesiyle pikniğe giden Canan Saldık, sırtı kışlaya dönükken kafasına isabet eden bir kurşunla yere yığıldı. Hastaneye kaldırılan Canan kurtarılamadı. Otopsiyle çıkarılan kurşun balistik incelemeye gönderilirken, İnsan Hakları Derneği (İHD) Van Şubesi’nden de iki avukat otopsiye girerek bilgi aldı.

‘KIŞLADAN ATEŞ EDİLDİ...’

İHD Van Şube Sekreteri Sami Görendağ merminin G-3 silah mermisi olduğu yönünde bilgi aldıklarını öne sürdü. Görendağ, son zamanlarda kışlada askerlerin atış talimi yaptığını, kurşunun da oradan gelmiş olabileceğinisavundu. Olayla ilgili olaraki Van Cumhuriyet Başsavcılığı ve Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Geçen yıl da Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 12 yaşındaki Ceylan Önkol isabet eden bir patlayıcıyla yaşamını yitirmişti. Ceylan’ın Tabantepe Askeri Taburu’ndan atılan havan topuyla vurulduğu ileri sürülmüştü.
Star gazetesi

Şehit Yüzbaşının Kardeşi Başbuğ'un ve Ali Babacan'ın Elini Sıkmadı!

Yüksekova'daki patlamada yaralanan ve dün şehit olan Piyade Yüzbaşı Barış İbrahim Yurtseven toprağa verildi.
Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde 18 Temmuz'da meydana gelen patlamada yaralanan ve kaldırıldığı hastanede şehit olan Piyade Yüzbaşı Barış İbrahim Yurtseven toprağa verildi. Şehitin kızkardeşi Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ için 'Ben bu adamın elini sıkmam' diye tepki gösterdi...

Şehit Yüzbaşı Yurtseven için Kocatepe Camisi'nde düzenlenen cenaze törenine, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Aslan Güner, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit katıldı.

BAŞBUĞ KÜÇÜK BİR ÇOCUĞU ÖPTÜ

Orgeneral Başbuğ, Babacan ve diğer yetkililer, Yurtseven'in eşi Gamze Yurtseven ile anne ve babasına başsağlığı dileklerini iletti. Orgeneral Başbuğ, bu sırada, Yurtseven'in yakınları arasında bulunan küçük bir çocuğu öptü.

Yurtseven'in Türk bayrağına sarılı tabutu, askerlerce alınarak top arabasına konuldu. Bu sırada cenazeye katılanlar Yurtseven'i selamladı.

BABASINA EL SALLADI

Şehit Yüzbaşı Yurtseven'in 2 yaşındaki kızı Ece, cenaze boyunca elinden düşürmediği oyuncağıyla babasına el sallayarak, onu son yolculuğuna uğurladı.

Yurtseven'in cenazesi bir süre top arabasında taşındıktan sonra cenaze aracına konularak Cebeci Askeri Şehitliğine götürüldü.

Cenazeye katılmak için sağlanan araçlara binilirken cenazeye katılanlardan birisi ''Bunların hesabı sorulacak'' dedi. Şehit Yüzbaşı Yurtseven, şehitlikte dualar arasında toprağa verildi.

BEN BU ADAMIN ELİNİ SIKMAM

Öte yandan şehit piyada yüzbaşı Barış İbrahim Yurtseven'in kardeşi törene katılan Başbuğ'un elini sıkmadı.

Taraf Gazetesi'nden Arzu Yıldız'ın haberine göre Yüzbaşı İbrahim Yurtsever'in kardeşi Hülya Yurtseven Çeçen, Genelkurmay Başkanı İbker Başbuğ için 'Ben bu adamın elini sıkmam' diyerek tepki gösterdi. Çeçen, törende bulunan Devlet Bakanı Ali Babacan'ın da elini sıkmadı... aktifhaber

Emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın şok ses kaydı...
25 Temmuz 2010
Haklarında yeniden yakalama emri çıkarılan Balyoz sanıklarından Emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, darbe toplantısında 12 Eylül'ü örnek aldıklarını itiraf ediyor. "En kolay harekat tarzı 12 Eylül gibi harekatı baştan itibaren organize etmek" diyor...

1. Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan tarafından hazırlanan Balyoz Darbe Planının 12 Eylül Darbesinin bire bir kopyası olduğu İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede yer aldı. Hakkında yakalama emri çıkarılan 102 sanıktan biri olan MGK eski Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, Kolordu Komutanı olarak katıldığı darbe toplantısında 12 Eylül'ü örnek aldıklarını açık açık itiraf ediyor.

"MÜDAHALE Mİ EDECEK YOKSA"

Doğan'ın başkanlığında yapılan toplantıda söz alan Sarıışık, en kolay harekat tarzının 12 Eylül gibi harekatın baştan itibaren organize etmek olduğunu belirtti.

"Silahlı Kuvvetler müdahale mi edecek yoksa teşvik mi edecek" diyen Sarıışık, öncelikle iç tehdit olarak nitelendirdiği irticaya karşı toplumun diğer kesimlerinin de organize edilebileceğini vurgulayarak, "Ülkenin oy potansiyeline baktığımızda ortaya çıkan irticai tablonun karşısında da yüzde 80'e yakın bir rakam var. Yani bunların da organize olması halinde irticai unsurlara karşı yapılabilecek karşı bir harekâtın da olabileceğini göz ardı etmemek lazım" şeklinde konuşuyor.

EN KOLAY HAREKAT TARZI...

12 Eylül öncesinde ülkenin yangın yerine döndüğünü aktaran Sarıışık konuşmasını şöyle sürdürüyor: "Her gün 50 tane insan ölüyordu. Sağ sol birbirine girmişti. Ama bir 12 Eylül Darbesi bütün bunların hepsini ortadan kaldırdı. O ülke süt liman haline geldi. E şimdi böyle bir tehdidin ortadan kaldırılması için fazla uğraşa gerek yok. Yani kuvvetleri sağa sola göndermenin bana göre yapılacak en kolay harekat tarzı bir 12 Eylül gibi harekatın baştan itibaren organize edilmek suretiyle bir anda söndürülmesi imkan sağlar diye düşünü yo rum."

SÖYLEMEK İSTEMEDİK AMA

12 Eylül'ü örnek alınması yönündeki sözlerini çok ilginç bir ifade ile tamamlayan Sarıışık, "Burada tabi bura da söylemek istemedik ama sonunda bunu vurgulamaya çalışıyoruz. Bundan sonraki konuşmalarda da dikkate alın.." diyerek toplantıya katılan diğer askerlere uyarıda bulunuyor. Fazla uğraşmaya gerek olmadığını belirten Sarıışık'ın, 12 Eylül benzeri bir askeri darbe yapılmasının gerektiğini ve söylediklerini o ortamda söylemek istemediğini ancak esas vurgulamak istediklerinin ise bu olduğunu açıkça ifade ettiği görülüyor.

İSTANBUL'UN ÜZERİNE ÇÖKERİM

Konuşmasının devamında sertleşen Sarıışık söyle diyor: "İstanbul'un üzerine çökerim. Ve belediye başkanıymış, yok ondan sonra savcıymış, hâkimmiş, kaymakammış, bu konuya olumsuz bakan tablolarda yer alan insanları gerekirse belediye başkanlıkları komutanları o görev de uhdesinde olacak şekilde görevlendirmek suretiyle ve ağır bir baskı... Bunlar kararlarını vermişlerdir bu ülkeyi bölecek parçalayacaklardır ve ülkeyi başka bir rejimin içerisine taşıyacaktır. Böyle kararlı olan bir halka karşı da acımasızca hareket etmek bizim görevimizdir!'
Kaynak: Bugün

Lojmanlara temizliğe gelen başörtülü kadınlar da fişlenmiş

27 Temmuz 2010
Lojmanlara temizliğe gelen başörtülü kadınlar ve subay yakınlarını ziyarete gelen kadınların tek tek fişlendiği tutanaklarda, bu kadınların ziyaret ettiği evlerde oturan subaylar da fişlenmiş.
Orduevleri ve askeri birliklerde başörtüsü yasağı uygulayan TSK'nın Zeytinburnu'nda trajikomik bir uygulamaya imza attığı ortaya çıktı. Vakit'in ulaştığı fişleme tutanaklarına göre, askeri lojmanlarda başörtülü temizlikçi ve bakıcı kadınlar bile fişlenirken, temizlikçi “kıyafetinde inkılaba uygun düzeltmeler yapılarak” içeri alınmış.

1. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın komuta sahasında bulunan Zeytinburnu'ndaki askeri lojmanlarda sıkı bir “Atatürk ilke ve inkılaplarına uyum” uygulaması yapıldığı belirlendi. Lojmanlarda yakını olan subay ve astsubayları ziyaret eden başörtülü kadınların yanı sıra, bu evlere temizlik için gelen kadınların bile geri çevrildiği ya da kıyafeti düzeltilerek içeri alındığı belirlendi.

Orgeneral Iğsız'ın emriyle gerçekleşen “Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun giyim” uygulamasında ayrıca, bu ilke ve inkılaplara aykırı kıyafet giyenler ile bu kıyafeti giyenlerin gittiği subay ve astsubaylar da fişlendi. Vakit'in dün yayınladığı TSK bünyesinde general, albay ve diğer rütbelerdeki onlarca subayın terörden yargılanmış yakınlarıyla ilgili hiçbir fişleme ve takibat yapılmazken, başörtüsüyle ilgili yapılan bu denli takibat ve fişlemeler manidar bulunuyor.

Vakit'in elde ettiği tutanaklara göre, 16 Mart 2009 tarihinde Binbaşı Zekai Kutbay'ın evine temizliğe gelen bir kadının “Atatürk ilke ve inkılaplarına göre giyimi düzenlendikten” sonra içeri alındığı belirtiliyor. Tutanakta şöyle deniliyor: “16.03.2009 tarihinde saat 08.10 sularında “B” Tipi Lojman Sosyal Tesisleri Nizamiyesi'nden giriş yapan Yeter Ş. ve Gülcan C. isimli şahıslar F.Altay Ap. D: 4'te ikamet eden 66. Mknz. P. Tug. Tank Tabur Komutanlığı'nda görev yapan Tnk. Bnb. Zekai KUTBAY'ın dairesine temizliğe gelmişlerdir. Şahısların kılık-kıyafetleri Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı olduğu için kılık kıyafetlerinde gerekli düzeltmeler yaptırılmış ve şahıslar ikaz edilerek içeriye alınmışlardır.”

ASTSUBAYIN KIZINI BİLE FİŞLEMİŞLER

Orgeneral Iğsız'ın emriyle bu uygulamayı gerçekleştiren görevli er, erbaş ve astsubaylar hazırladıkları tutanağı da Sosyal Tesisler Müdürü Yarbay İbrahim Demirbaş'ın onayına sunuyor. Demirbaş'ın onayına sunulan bir başka fişleme olayında ise, lojmanlardaki evine giden bir astsubayın çıkışta arabasında kızının da bulunduğu tutanaklarda şu şekilde yer aldı: “17.04.2010 tarihinde saat 21.15 sularında “B” Tipi Lojman Sosyal Tesisleri Nizamiyesinden giriş yapanİstanbul Merkez K.lığına ait 113474 plakalı Ford Connet markalı aracın, şoförü tarafından kullanılmadığı, Araç Komutanı Top. Kd. Bçvş. M.Dede İLHAN tarafından kullanıldığı, aynı aracın çıkışta da Top. Kd. Bçvş. M.Dede İLHAN tarafından kullanıldığı ve araç içerisinde kızının da olduğu tespit edilmiştir.”

Iğsız Paşa'nın komuta bölgesinde gerçekleşen bu trajikomik skandal bununla da bitmedi. Lojmanlardaki subay yakınlarını ziyarete gelen başörtülü kadınlar ve temizliğe gelen kadınların tek tek fişlendiği tutanaklarda, bu kadınların ziyaret ettiği evlerde oturan subaylar da fişlenmiş. 16 Aralık 2009 tarihli fişleme tutanaklarında, eşleri başörtülü subaylar “Eşi ve Akrabası Çağdaş Giyim Koşullarına Uygun Olmayan Personel” şeklinde fişlenirken, başörtülü misafirler de “Lojman Sakinlerine Gelen Kıyafeti Çağdaş Giyim Koşullarına Uygun Olmayan Misafirler” şeklinde fişleniyor.

Lojmanlarda ikamet eden subay eşleri ve misafirlerinin yanı sıra subayların tek tek isimlerinin sıralandığı tutanak listesinde, bu kadınların subaylara olan yakınlık derecesi de “Akrabası, misafiri, temizlikçi, bakıcı, eşinin misafiri, eşi, eşinin annesi” şeklinde sıralanmış. Enerjisini terörle mücadeleden ziyade siyasete harcadığı eleştirilerine sık sık maruz kalan TSK'daki bu son skandalın mimarı Orgeneral Hasan Iğsız daha önce de karakollardaki saldırılarla ilgili “Para olmadığı için karakol inşa edemediklerine” dair ifadeler kullanmıştı. Iğsız, geçtiğimiz yıl terörle mücadelede kullanılması gereken Skorsky tipi bir helikopterle pikniğe çıkmıştı. Kızı Zehra'nın Yahudi kökenli İspanyol Eduardo Matos Martin ile evli olduğu ortaya çıkan IğsızAK Parti aleyhinde kampanya yürüteninternet sitelerinde andıcı olduğu ve İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın hazırlanmasını emrettiği iddialarıyla da gündeme gelmişti.
Vakit

Kozmik Oda Böyle Soyuldu
27 Temmuz 2010
1. Ordu Karargahı’ndan çalınan kripto çözme özelliğine de sahip 2 bilgisayarın Balyoz Planı ortaya çıktıktan sonra çalındığı anlaşıldı...
1. Ordu Karargahı’ndan çalınan kripto çözme özelliğine de sahip 2 bilgisayarın çantalarının içine müsvedde kağıt doldurulmuş. Bilgisayarlar, Balyoz Planı ortaya çıktıktan sonra çalınmış

1. Ordu Komutanlığı envanterinde kayıtlı özel yapım iki dizüstü bilgisayarın kaybolmasının ayrıntıları ortaya çıkıyor. Elektronik Harp Komuta Kontrol Merkezi aracı olarak kullanılan kapalı kasa MAN araçta yaşanan hırsızlığın zimmet devir teslimi sırasında tesadüfen ortaya çıktığı öğrenildi. Hırsızlar tarafından ağırlık hissi verilmesi için cihazların saklama kabı içine kağıt parçaları yerleştirildiği ve haftalık sayımların kılıflar üzerinden yapıldığı belirtilirken, bilgisayarların telsiz ve kriptolu görüşmeleri deşifre etme yeteneğine sahip Süratli Emniyetli Mesaj Aktarma Cihazı (SEMAC) özelliği de barındırdığı ve TSK tüm kriptoların değiştirmesinin gündeme geldiği ifade edildi. YAŞ’ta Kara Kuvvetleri Komutanı olması beklenen Orgeneral Hasan Iğsız’ın komutanlığını yaptığı 1. Ordu’daki kozmik hırsızlık olayının perde arkasını star araladı.

BALYOZ’DAN SONRA ÇALINMIŞ

Kozmik hırsızlığın Taraf gazetesinin 20 Ocak 2001 günü 1. Ordu Karargahı’nda hazırlanan Balyoz Darbe Planı’nı manşetinden yayınlamasının ardından yaşandığı ortaya çıktı. Aselsan tarafından özel yazılımlar yüklenerek Komuta Kontrol Merkezi (KKM) ve Yazılım Yükleme Techizatı (YCT) haline getirilen özel yapım dizüstü bilgisayarların çalınmasının da tesadüfen ortaya çıkarıldığı öğrenildi.

ÇANTANIN ÜZERİNDEN KONTROL

İki diz üstü bilgisayarın 31 Mart 2010 günü zimmet devir teslimi işlemi yapıldığı sırada yerinde olmadığı tespit edildi. Bilgisayarların bulunduğu taşıma çantalarının içinin, bilgisayarların yokluğu anlaşılmasın diye müsvedde kağıtlarla doldurulduğu belirlendi. Bilgisayarlar zimmetindeyken kaybolan Üstçavuş Levent Erkan’ın haber vermesinin ardından tüm bölükte ve arazide arama yapıldı ancak bilgisayarlar bulunamadı. Daha önce laptopların çanta üzerinden kontrol edildiği de belirlendi. Üstçavuş Erkan bilgisayarların kaybolduğunun ortaya çıkmasından 12 gün sonra 12 Nisan 2010 günü ‘şüpheli’ sıfatıyla verdiği ifadede şunları söyledi:

EN SON 18 MART’TA GÖRÜLMÜŞLER

“Bilgisayarları en son 18 Mart 2010’da gördüm. 23-24 Mart tarihlerindeki sayımda ise bulundukları kapalı MAN aracın içinde taşıma kılıflarını gördüm, içinde olduklarını düşünerek kontrol etmedim. Kaybolduklarını tespit ettiğimde gördüm ki taşıma kılıflarının birinin içinde bilgisayar kalınlığında ve ağırlığında muhtelif müsvedde kağıtla dolu bir klasör vardı” dedi.

Kripto çözme özellikleri var

Çalınan kozmik bilgisayarların, ASELSAN tarafından geliştirilen özel yazılımlarla desteklendiği ve SEMAC (Süratli Emniyetli Mesaj Aktarma) ve 9600 modeli telsizleri komuta etme yeteneğine sahip olduğu öğrenildi. Havadan kriptolu olarak gönderilen mesajları çözme özelliğine de sahip olan cihazların kaybolmasıyla TSK’nın bu alandaki tüm kriptolarının güvenilirliğini yitirdiği belirtiliyor. Yönetmelik gereği bütün kriptoların ve yazılımların değiştirilmesi ve faturasının suçlu personele ödettirilmesi gerekiyor.

Çalınan laptoplarda bulunan sistemle Komuta Kontrol ağına sızılabileceği öğrenildi. SEMAC’lar kriptolu mesaj aktarma cihazı olarak kablosuz olarak kullanılıyor. Çalınan laptoplar, SEMAC’ların bulunduğu yeri tespit edilebiliyor. Bu durum yüksek güvenlik riski anlamına geliyor. Sözkonusu cihazlardan her piyade taburunda bir adet bulunuyor. Bilgisaylarların ne zaman çalındığı tam olarak tespit edilemediği için, kriptolu görüşmelerin ne kadar zamandır takip edilme riskiyle karşı karşıya olduğu da kestirilemiyor.

Güvenlik zaafiyeti itirafları

Üstçavuş Levent Erkan şüpheli sıfatıyla verdiği ifadede TSK’ya alınan araçlardaki büyük bir güvenlik açığını ortaya çıkardı. Çalınan cihazların bulunduğu MAN araçlarına girmenin zor olmadığını belirten Erkan, “Aracın arkasına girebilmek için kapı kilidine gerek yok. Aracın yan camları kızaklı cam olduğundan dışarıdan itilip açılabiliyor. Dolapların açılması ise kötü niyetli kişilerin becerisine bağlı olarak zorlanmadan hasar vermeden açılabilir. Benim aracımdaki söz konusu durum, TSK’daki tüm emsal kapalı MAN araçları için geçerlidir” dedi.

2 tatbikatta kullanıldı ve silinmedi

Kaybolan Komuta Kontrol Merkezi (KKM) ve Yazılım Yükleme Techizatı (YCT) bilgisayarların içinde ayrıca “hizmete özel” üç adet harita ve harita paftalarının bulunduğu da öğrenildi. Kritik bilgisayarların son olarak Şereflikoçhisar ve Gökçeada’da yapılan tatbikatlarda kullanıldığı bilgisayarı son olarak kullanan Muhabere Kıdemli Çavuş Mustafa Namık Dikici’nin ifadelerine yansıdı. Astsubay Dikici, tatbikatlarda oluşturulan bilgilerin çalınan cihazlardan silinip silinmediği sorusuna ise “silmedim” cevabını verdi.
Kaynak :Star

Yakalama Emrini Kim Savsaklıyor?
29 Temmuz 2010

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 22 Temmuz'da 77'si muvazzaf toplam 102 Balyoz davası sanığı hakkında çıkarttığı "görüldükleri yerde yakalanması" kararı, Merkez Komutanlıkları'na takıldı.
Balyoz sanıkları için verilen yakalama kararını birliklere ulaştırmayan Merkez Komutanlıklarının suç işlediği öne sürüldü. 23 Temmuz'da 77'si muvazzaf 102 asker hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen yakalama kararı, Merkez Komutanlıkları'na takıldı. Genelkurmay Başkanlığı'nda hazırlandığı iddia edilen ve Yüksek Askeri Şura'ya (YAŞ) kadar hiçbir muvazzaf subayın gözaltına alınmaması için yapılan planların hayata geçirildiği belirtildi. Orgeneral İlker Başbuğ'un talimatıyla Karargah Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu başkanlığında kuvvet komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığı adli müşavirlerinin katıldığı ve Ankara Barosu başkan adaylarından Metin Feyzioğlu'nun destek verdiği öne sürülen planın adım adım uygulandığı belirlendi. Hukuk çevreleri mahkemenin verdiği "yakalama emri"nin tebliğ edilemeyeceğini vurgulayarak, "Yakalama kararı demek, o kişinin derdest edilip tabir-i caizse eline kelepçe vurulması demek" dedi.

BU DAVET Mİ Kİ TEBLİĞ OLSUN

Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek, özellikle yakalama emriyle ilgili kararın manipüle edilerek kamuoyunun yanlış bilgilendirildiğini söyledi. Petek, yakalama emrinin "tebliğ" edilmesi diye bir durumun söz konusu olamayacağını dile getirdi. Petek şu bilgiyi verdi: "Yakalama kararı tebliğ edilmez, sadece yakalanan kişiye gerekçe ve hukuki durum anlatılır. Tebligat müvekkillerine ulaşıncaya kadar mahkemeye gelmeyecekler diye bir şey olamaz. Çetin Doğan hakkındaki emirde olduğu gibi polis, Doğan hakkındaki yakalama emrini bildiği için gördüğü yerde gözetim altına almıştır." Yakalamaya yapılan itirazlar ve kararı veren mahkemeye yönelik redd-i hakim taleplerinin emri durdurmayacağını dile getiren Petek, "Müracaat hukuki bir sonuç doğurmaz. Müracaatların hukuki bir bağlayıcılığı vardır" şeklinde konuştu. Mahkeme kararının ilgili birimlere ulaşmasının ardından yakalamanın gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eden Petek, "Emir yerine getirilmiyorsa, görevi ihmal suçlamasıyla dava açılmalıdır. Bu ihmal aynı zamanda da bir disiplin suçudur" dedi. Polisin emekli subayların yerlerini tespit ederek mahkeme kararını uygulaması gerektiğini belirten Petek "102 sanık hala neden yakalanamamıştır, sorusunun cevabı kesinlikle hukuki değildir. Hukuk devletinin gereği hiç olmazsa polis, emekli subayları yakalamalıydı. Bu hukuk skandalı olarak tarihe geçecektir" dedi

YAŞ'TA GÜNDEME BİLE GELEMEZ

Haklarında yakalama emri bulunan muvazzaf subayların terfi listesinde bulunanların YAŞ'a kadar yakalanmalarının engellendiği yorumunun güçlendiğini söyleyen Reşat Petek, "Askeri Personel Kanunu'nun 65. maddesi 'tutuklananlar' cümlesi vardır. Yani mahkemenin tutuklama kararı verdiği ve öyle veya böyle bir şekilde teslim olmayan, edilmeyen subayların YAŞ'ta gündeme gelmesi hukuken ve kanunen mümkün değildir" diye konuştu.

ŞAHİN: AÇIKÇA ŞUÇ İŞLENİYOR

Emekli Binbaşı Kemal Şahin, mahkeme kararını ilgililere tebliğ etmeyenlerin yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşik bir silsilede suç işlediğini söyledi. Genelkurmay Başkanlığı'ndan Garnizon Komutanlıklarına gönderilmesi ve oradan da ilgililere tebliğ edilmesi gereken mahkeme kararlarıyla ilgili işlemleri yapmayanlar hakkında, savcıların ve mahkemelerin harekete geçmesi gerektiğini dile getiren Şahin şunları söyledi: "Ne demek tebliğ etmemek. Bu bir suçtur. En basitinden görevi ihmal suçudur. Bu suçun halkaları da Genelkurmay Başkanından başlayarak tebligatı yapmayan alt hiyerarşiye kadar giden bir zinciri oluşturmaktadır."

Babası darbecilerin akıl hocasıydı

Karargahta hazırlandığı belirtilen Balyoz sanıklarını kurtarma planına, avukat Metin Feyzioğlu'nun da destek verdiği öne sürüldü. Ankara Üniversitesi Eski Dekanı ve Ankara Barosu'ndaki Demokrat Sol Avukatlar Grubu'nun Baro Başkanı Adayı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu'nun babası Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu, 27 Mayıs darbecilerin fikir babası olarak biliniyor.

Listede kimler var?

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında hakkında yakalama kararı çıkartılan 26 muvazzaf generaller şöyle: Korgeneral Nejat Bek, Korgeneral Mustafa Korkut Özaslan, Korgeneral Ayhan Taş, Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz, Tümgeneral Gürbüz Kaya, Tümgeneral Nurettin Işık, Tuğgeneral Hasan Fehmi Canan, Tuğgeneral Salim Erkal Bektaş, Tümgeneral Ahmet Yavuz, Tümgeneral Bekir Memiş, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneral İhsan Balabanlı, Tuğgeneral Hakan Akkoç, Tuğgeneral Gökhan Gökay, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Koramiral Kadir Sağdıç, Tuğamiral Turgay Erdağ, Tuğamiral Ahmet Türkmen, Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar, Tuğamiral Cem Aziz Çakmak, Tümgeneral Abdullah Dalay, Tuğamiral Levent Görgeç, Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, Tuğgeneral Bulut Ömer Mirmiroğlu, Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Tuğgeneral Ali Aydın.
aktifhaber

Yakalamaya Gelirseniz Yanarsınız!
Tokat Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Mimiroğlu, Merkez Komutanlığı’na bir yazı yazarak, “Yakalama kararı hukuksuz. Yakalamaya gelirsen TCK 109’u ihlal etmiş olur ve 5 yılla yargılanırsın” dedi

Balyoz davasında yakalama kararı çıkarılan 102 sanık diken üstünde bekliyor. Kararın geçtiğimiz Cuma günü alınmış olmasına rağmen o günden beri hiçbir yakalama işlemi yapılmadı. Sadece Emekli Orgeneral Çetin Doğan İstanbul’a teslim olmaya gittiği sırada Bodrum’da havalimanında gözaltına alınmak istendi ancak sağlık durumu nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Yakalama kararı çıkarılan muvazzaf paşalar arasında Tokat Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bulut Ömer Mimiroğlu da var. Mimiroğlu durup beklemek yerine yakalama kararını durdurmak için bugün ilginç bir hukuki hamle yapmaya hazırlanıyor. Yakalama kararını uygulamakla görevli Tokat Merkez Komutanlığı’na gönderilmek üzere avukatı aracılığıyla bir yazı hazırlayan Mimiroğmlu, özetle, “Kararın hukuksuz olduğu ve yakalamanın gerçekleştirilmesi halinde suç işlenmiş olacağı” vurguladı. 5 sayfalık yazıda şu ifadelere yer verildi:

- Muvazzaf asker Mimiroğlu’nun yakalanması için komutanlığınıza yakalama müzekkeresi gönderilmiştir.

- CMK 98/3 madde kapsamında alınan karar sadece hukuka aykırı bir emir olmayıp, hürriyeti kısıtlayacağından dolayı konusu suç teşkil eden adli emir niteliğindedir.

- CMK 247’nci maddesine göre yakalama emrinin tanzim edilmesi için “kaçaklık ara kararı”na ihtiyaç vardır.

- CMK’nın 98/3 ve 247. maddelerine tamamen aykırı bu emrin uygulanması durumunda müdafisi bulunduğumuz Bulut Ömer Mimiroğlu’nun hürriyeti yasaya aykırı olarak tahdit edileceğinden dolayı ayrıca 5237 sayılı TCK’nın 109. maddesi uyarınca hürriyeti tahdit suçu oluşacaktır. Bu hali ile verilen konusu yakalama emri olan müzekkere konusu suç teşkil eden bir adli emir mahiyetindedir. Bu durumda emri veren makamlarla birlikte emri uygulayanlar da bu suçun müşterek failleri olacaktır.

Suç duyurusunda bulunacak

VATAN’a konuşan Tuğgeneral Mimiroğlu’nun avukatı Tolga Akalın, yakalamanın yapılabilmesi için hukuki olarak mutlak gerekli “Kaçak Ara Kararı” olması gerektiğini hatırlattı. Akalın, “Kaçak Ara Kararı”nın olmaması ve Tuğgeneral’in yakalanması durumunda Tokat Merkez Komutanı ve 10.Ağır Ceza Mahkemesi savcıları için suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. Akalın şunları söyledi:”Yakalama kararının ‘Kaçak Ara Kararı” ile verilmediğini biliyoruz. Yine de Tokat Merkez Komutanlığı’ndan ilgili 10.Ağır Ceza Mahkemesi’nden yakalama kararını infaz etmek için kaçak ara kararını da istemelerini talep edeceğiz. Eğer bir “kaçak ara kararı” yoksa bu suç teşkil eder. TCK’nın 109. maddesinde,’Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir.” deniliyor. Eğer bir kaçak ara kararı yoksa Komutanlığı’nın bu emri iade etmesi gerekir. Eğer bu haliyle bu emri yerine getirirlerse, kararı veren 3 hâkimle birlikte Tokat Merkez Komutanlığı hakkında hürriyeti sınırlamaktan suç duyurusunda bulunacağım.”

‘Kaçak Ara Kararı’ nedir?

CMK’nın 247.maddesi, “Hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kişiye kaçak denir.” diyor. Maddenin A bendinde de, aranan kişiye çağrıda bulunulacağı ve B bendine göre de, “Bu işlemlerin yerine getirildiğinin bir tutanak ile saptanmasından itibaren on beş gün içinde başvurmayan sanığın kaçak olduğuna karar verilir” deniliyor.

Madde 109

Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir
Kaynak:Vatan

Uzman çavuşun eşi tabancayla canına kıydı
Adana'nın Ceyhan ilçesinde Songül B. (36), Ceyhan M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda uzman çavuş olarak görev yapan eşinin beylik tabancasıyla göğsüne ateş etti. Yakınları tarafından Ceyhan Devlet Hastanesinde kaldırılan Songül B, yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı. 31.07.2010 CEYHAN netgazete

Uzman çavuş, cadde ortasında intihar etti!
Tatvan Sorgun Kışlası'nda görevli olan uzman çavuş Fuat Özdemir (40), İşletme Caddesi üzerinde bir süre dolaştığı ailesi ile vedalaşarak uzaklaşmaya başladı. Ailesinden yaklaşık 150-200 metre uzaklaşan evli ve 3 çocuk babası uzman çavuş Özdemir, cadde üzerinde beylik tabancası ile kafasına ateş etti. 03.08.2010 BİTLİS netgazete

Diyarbakır'da minibüse silahlı saldırı: 4 yaralı
Diyarbakır-Mardin arasında yolcu taşımacılığı yapan 55 Nolu Mardin Expres Kooperatifine bağlı Hüseyin Aslan yönetimindeki 21 VA 575 plakalı minibüs, Yenişehir ilçesi Çarıklı Köprüsü'nden geçtiği sırada kimliği henüz belirlenemeyen kişi ve kişilerin silahlı saldırısına uğradı. 03.08.2010 DİYARBAKIR netgazete

Mahkeme, 'Yakalamayı erteleyin' talebini reddetti
İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Selim Berna Altay'ın, Balyoz davası kapsamında 102 asker için çıkarılan yakalama kararına yapılan itirazları görüşen İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yaptığı "yakalamaların ertelenmesi" talebi, uygun görülmeyerek mahkeme tarafından reddedildi. 03.08.2010 İSTANBUL netgazete

Genelkurmay'dan Yeni Skandal!!
04 Ağustos 2010
Genelkurmay, Heron'un kamerasından izlemekle yetinen 30 birimden hesap sormak yerine, görüntülerin basına sızmasıyla ilgili soruşturma başlattı.
Genelkurmay Başkanlığı, terör örgütünün 7 askeri şehit ettiği Çukurca Hantepe'deki kanlı baskını, Heron'un kamerasından izlemekle yetinen 30 birimden hesap sormak yerine görüntülerin basına sızmasıyla ilgili soruşturma başlattı. Sızmalara karşı Heronların bölgede çektiği görüntülerin ortadan kaldırılabileceği ileri sürüldü.

Hakkari'nin Çukurca İlçesi'nde 7 askerin şehit olduğu Hantepe baskınının Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) ilgili birimleri tarafından adeta canlı yayında izlendiği ortaya çıkınca Genelkurmay Başkanlığı harekete geçti. Genelkurmay, Türkiye'yi yasa boğan baskında bölgeye 20 dakika önce gönderilen insansız hava aracı Heron'un kamerasından çatışmayı izleyip yardım göndermeyen birimlerde ihmal incelemesi yapmak yerine daha önce yaşanan örneklerde olduğu gibi görüntüleri sızdıranın peşine düştü. Genelkurmay'ın görüntüleri basına sızdıranı bulmak için Heron kameralarını takip eden kendisine bağlı 30 ayrı birimde soruşturma başlattığı öğrenildi.

SALDIRI ANI CANLI YAYINDA

Taraf Gazetesi, önceki gün, 20 Temmuz gecesi Hantepe Üs Bölgesi'ne düzenlenen 7 şehit verdiğimiz kanlı baskını saniye saniye görüntüleyen Heron'un çektiği görüntüleri yayınladı. Görüntülerin ortaya çıkması, Heronların çektiği görüntüleri izleyen Genelkurmay'a bağlı yaklaşık 30 birimin, saldırıyı canlı yayında izlediğini ortaya koydu. Heron'un çektiği görüntülerde mevzilere yaklaşan PKK'lıların tüm hareketlerinin yanı sıra askerlerin üzerine atılan bombaların patlama anı bile görülüyor. Bu sırada kaçışan askerler, pusuya yatan PKK'lılar tarafından kurşun yağmuruna tutuluyor. Yaklaşık 30 dakika süren çatışmada 15 dakika mesafeden helikopter desteğinin gelmemesi dikkati çekiyor. Mehmetçikler göğüs göğüse çatışırken, teröristlere top atışı da yapılmıyor.

İHMAL HERON'LA SINIRLI DEĞİL

Saldırıdan 15 dakika önce bölgede faaliyet gösteren insansız hava araçlarının PKK'lı grubu tespit ettiği, Batman'daki Heron'ları kontrol merkezinin "Bir grup sızma var" diyerek Hantepe'yi uyardığı, Hantepe'deki görevlilerin ise Batman'daki sorumluya "Sorun yok, her şey kontrolümüzde" karşılığı verdiği iddia edilmişti. Hantepe baskınından 10 gün önce istihbarat birimlerinin de saldırı uyarısı yaptığı ortaya çıkmıştı. PKK'lı teröristlerin, yüzlerce kilo ağırlığında 3 adet Doçka (uçaksavar) silahla mevzilere metrelerce nasıl yaklaştığı sorusu ise hala cevapsız.

30 BİRİM MERCEK ALTINDA

Hantepe baskınındaki ihmaller peş peşe ortaya çıkarken özellikle 30 birimin canlı yayında baskını izlemesine rağmen bölgeye yardım gönderilmemesi konusunda Genelkurmay Başkalığı şimdiye kadar sessizliğini bozmadı. Ancak Karargah'ın, Heron'un çektiği baskın görüntülerinin medyaya kimin sızdırdığını bulmak için inceleme başlatması dikkat çekti. Soruşturma kapsamında Heron'ların çektiği görüntüleri takip edebilen Genelkurmay'a bağlı 30 birimdeki bilgisayarların tek tek inceleneceği personellerin ifadesine başvurulacağı belirtildi.

Kayıtlar silinecek

İki subay arasında geçen ve MİT'in dinlemesine takılan 'PKK kayıp veriyor, Heronları düşürelim' konuşmasının yanı sıra Aktütün ve Hantepe'deki büyük saldırılar öncesi teröristlerin tespit edildiğini ortaya koyan görüntülerin basına yansımasının ardından çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. Yeni Şafak'a konuşan üst düzey bir askeri yetkili, Heron görüntülerinin silineceğini, hatta gerekirse hard disklerin dahi değiştirilebileceğini ileri sürdü. Yetkili, bu girişimin önüne geçebilmek için görüntülerin Kamu Güvenliği Müsteşarlığı tarafından izlenmesi gerektiğini belirtti. Heron kayıtlarının en az 2 yıl arşivlenmesinin karartmalara karşı faydalı olacağını söyledi.
aktifhaber

DARBE 3.513 ASKERLE YAPILACAK !
4 Ağustos 2010
Balyoz’un ek klasöründeki 234 sayfalık rapora göre, darbede 3.513 asker görev alacaktı. Şok eden raporda, gözaltına alınacak kamu görevlilerinin listesinin bile hazırlandığı belirtildi.
Emniyet’in iddiası: Darbe 3513 askerle yapılacaktı

Balyoz davasında 184 klasör delil bulunan iddianame ekleri, sanık avukatlarına dağıtıldı. Deliller arasında Emniyet’in verdiği 234 sayfalık raporda; darbe tarihi, 2003 olarak belirtilirken darbeyi organize edecek asker sayısı da 3513 olarak tespit ediliyor.

BALYOZ Planı iddialarına ilişkin haklarında dava açılan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ve eskiDeniz KuvvetleriKomutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in de aralarında bulunduğu 196 sanıklı davanın ek klasörleri avukatlara dağıtıldı.

İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesitarafından dağıtılan 184 klasörde “delil”ler yer aldı. Camilerin bombalanması ve Türk jetlerinin düşürülmesi gibi eylemlerin yer aldığıBalyoz Darbe Planıdavasının ek klasörlerinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce 23 Şubat 2010 tarihinde hazırlanan 234 sayfalık bir rapor dikkat çekiyor. Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün imzasını taşıyan raporda ilk kez Balyoz Planı’nı hayata geçirecek askerlerin sayısı tespit edildi.

DARBE TARİHİ: 2003 Rapora göre, 2003’te yapılması planlanan darbede görevlendirilecek asker sayısı 3513. Bunlardan 1331’i, 1. Ordu, 2. Kolordu, 3. Kolordu, 15. Kolordu ile Harp Akademileri’nden seçilmiş. 287’si ise Hava Kuvvetleri ve 1895’i Deniz Kuvvetleri’nde görevli.

YETKİLİ PERSONEL

1. Ordu Bölgesi’nde 97 kişi Balyoz Planı kapsamında yetkilendirildi. ‘Plan Semineri 2003’ isimli belgeye göre de bu yetkililer hassas tesislerde görevlendirilecek 1401 kişiyi seçti.

JANDARMA TAKVİYESİ

Bunlardan 1331’i Balyoz Planı’nda yer alan kategorilere uygun olarak sınıflandırıldı. Diğer 70 kişi hassas tesisler için önerildi. Jandarma birlikleri 15. Kolordu emrine verilirken, jandarmadan Bursa bölgesinde 50, İstanbul bölgesinde ise 139 kişi görev için seçildi.

20 YARGIÇ, 372 POLİS

Emniyet raporunda, 20 yargı mensubu sıkı yönetim mahkemeleri için seçildi. İstanbul ve Bursa’dan toplam 372 emniyet personeline de görevlendirme yapıldı.

AĞIRLIK 1. ORDU’DAN

Raporda 1. Ordu bölgesinde muvazzaf Kara Kuvvetleri personeli sayısının 12 bin 489 olduğu, bunlardan 1725’inin demüzahir (özel görevlendirilmiş) personel oldukları ifade edildi. Raporun sonuç kısmında görevli sayısının belgelerde tespit edilenden çok daha fazla olabileceği de hatırlatıldı.

İstanbul’da AVM’lere bile adam konulacakmış

DELİLLER arasında 1. Ordu Komutanlığı tarafından İstanbul’da görevlendirilen personel şeması da yer aldı:

97 kişi, özel operasyon ve sorgulama timlerinde,

55 kişi özel görevli toplama timlerinde,

6 kişi sıkı yönetim mahkemelerinde,

164 kişi darbe harekât timlerinde,

321 kişi gözaltı timlerinde,

176 kişi hasar tespit timlerinde,

70 kişi kamu kurumlarında,

67 kişi özel hastane ve ilaç depolarında,

268 kişi gümrükler ve ambarlarda,

106 kişialışverişmerkezlerinde görevlendirilecekti.

Bin kişilik tutuklu listesinde tarikat üyeleri çoğunlukta

184’üncü ek delil klasöründe ayrıca Sakarya, Kocaeli ve İstanbul’da gözaltına alınacakların isimleri de sıralandı. Yaklaşık bin kişinin sıralandığı tutuklanacaklar listesinde Gülen Grubu, Adıyaman Menzil Grubu, Anadolu Federe İslam Devleti, Hakikat Vakfı Lideri, Hakyol Grubu, İBDA/C, Hizbullah, İskenderpaşa ve İsmail Ağa Cemaati, Kadiri Tarikatı, Haydar Baş Grubu, M. Sungur Grubu, Milli Görüş Grubu, Nurcu-Okuyucular, Nurcu Şura Grubu, Süleymancı Grubu gibi cemaat ve liderleri ile bölge sorumluları çoğunluktaydı.

Genelkurmay: Oraj, Suga diye planımız yok

DELİL klasörlerinde Genelkurmay ile savcılığın yazışmaları da yer aldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılğı, Balyoz Güvenlik Harekât Planı seminerinde, askeri müdahaleye elverişli bir ortam oluşturmak amacıyla hazırlandığı öne sürülen planları Genelkurmay’a da sordu. Genelkurmay’dan savcılığa. “‘Oraj’ ve ‘Suga’ adlı iddia edilen şekilde hazırlanmış eylem planı yok” yanıtı verildiği görüldü.

Ergin Saygun: 1. Ordu senaryosu normal değil

71’inci ek delil klasöründe eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun’un 110 sayfalık ifadesi de yer aldı. “1. Ordu Komutanlığı’nın değerlendirmesinin Türkiye genelinde yapılmasının nedeni nedir?” sorusuna Saygun, şu yanıtı verdi:“1. Ordu Komutanlığı’nın özel bir emir verilmemişse normalde Türkiye genelini kapsayan bir durum değerlendirmesi yapması normal değildir. Genel olarak senaryo ilgili ordu komutanlığınca hazırlanır ve üst makamca (Kara Kuvvetleri komutanlığı) onaylanır. Senaryoda Türkiye’nin diğer bölgeleriyle ilgili ne var ben bilmiyorum. Böyle bir şey yapıldıysa üst makamın onayı ve senaryoya göre yapılmıştır.”
Haberturk

Askeri Bilgiler Fuhuş Çetesinde
05 Ağustos 2010
İstanbul Emniyeti'nin büyük bir titizlikle gerçekleştirdiği fuhuş operasyonu uluslararası casusluk örgütlerine ve geçtiğimiz ay İskenderun'daki askeri deniz üssüne karşı gerçekleştirilen saldırıya kadar uzandı.
İstanbul Emniyeti'nin büyük bir titizlikle gerçekleştirdiği fuhuş operasyonu uluslararası casusluk örgütlerine ve geçtiğimiz ay İskenderun'daki askeri deniz üssüne karşı gerçekleştirilen saldırıya kadar uzandı. Çete üyelerinin evlerinde yapılan aramalarda polisin, Deniz Kuvvetleri personeli ve Deniz Harp Okulu öğrencilerine ait çok sayıda çıplak fotoğraf ve dijital kayıt ile bir askeri üsse ait kamera görüntüleri ve krokiler ele geçirildiği öğrenildi. Fuhuş çetesinde kullanılan kadınların yabancı uyruklu olması ve askeri üsse ait bilgilerin ele geçirilmesi nedeniyle polisin MİT'le irtibata geçtiği ve fuhuş çetesinin uluslararası istihbarat örgütleriyle bağlantısını da soruşturduğu belirtildi. İstanbul Emniyeti'nin ayrıca, İskenderun'daki askeri deniz üssüne gerçekleştirilen saldırının dosyasını da Hatay Emniyeti'nden istediği öğrenildi.

İstanbul ve Kocaeli başta olmak üzere polisin birkaç ilde gerçekleştirdiği fuhuş operasyonları kapsamında devam eden soruşturmada çok ilginç bulgulara rastlandı. Operasyonda göz altına alınan bazı şüphelilerden özellikle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personeli Deniz Harp Okulu öğrencilerine ait olduğu sanılan fişlemeler ve çıplak fotoğraflar ele geçirildiği öğrenildi. Operasyonda ayrıca bu öğrencilerin oluşturulacak seks gruplarında nasıl değerlendirilebileceğine dair ilginç notlar da ele geçirildi.

ASKERİ BİLGİLER FUHUŞ ODASINDA

Yurt dışından çalışma vaadiyle kandırarak getirdiği kadınlara askeri personele pazarladığı ortaya çıkan çeteyi çökerten polisin ayrıca, operasyon sırasında bir askeri üsse ait güvenlik kamera kayıtları ile güvenlik kameralarının ve askeri üslere giriş çıkış yerleri ile nöbetçilerin nöbet tuttuğu yerleri gösteren krokileri de ele geçirdiği iddia ediliyor. Polisin, ele geçirdiği delilleri geçtiğimiz ay Hatay'ın İskenderun ilçesindeki askeri deniz üssüne yapılan saldırıyı göz önünde bulundurarak, fuhuş çetesiyle ilgili soruşturmayı derinleştirdiği öğrenildi.

EMNİYET MİT İLE İRTİBATA GEÇTİ

Bu arada İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün, fuhuş çetesinden ele geçirilen askeri birliklere ait krokiler nedeniyle deniz üssüne gerçekleştirilen saldırıya ilişkin dosyayı Hatay Emniyeti'nden istediği öğrenildi. Polisin, fuhuş evlerinde ele geçirilen bilgisayar harddiskinde ve diğer dijital kayıtlarda Deniz Kuvvetleri'ne ait gizli dosyalar bulunması ve fuhuş yapan kadınların yabancı uyruklu olması nedeniyle, çetenin uluslararası casusluk bağlarını da araştırdığı ve bunun için Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile de irtibata geçtiği belirtiliyor. Amerika'da evlilik yoluyla bu ülkeye yerleşmiş Rus kadınlarının casusluk yaptığının ortaya çıkarılmasını göz önünde bulunduran polisin, uluslararası casusluk şebekesinin askeri ve kamu personeline fuhuş yoluyla şantaj uygulayarak gizli belgeleri ele geçirmiş olabileceğinden şüpheleniyor.

ASKER VE İŞADAMLARINA PAZARLAMIŞTI

Polisin İstanbul ve Kocaeli başta olmak üzere beş fuhuş çetesine karşı gerçekleştirdiği operasyonda 35 kişiyi göz altına almıştı. Asker, polis ve kamu yöneticilerinden oluşan müşterilerinin seks görüntülerini gizli kamera ile kayda alan çetenin, önemli kişilere ait yüzlerce isme ait seks görüntüsünü sakladığı ortaya çıkmıştı.

İstanbul polisinin büyük bir titizlikle gerçekleştirdiği operasyon Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin, yurt dışından fuhuş yapmak amacıyla kadın getiren iki muhabbet tellalını belirlemesiyle başlamıştı. Muhabbet tellalarını teknik ve fiziki takibe alan polis, liderliğini Mustafa Düştegör’ün yaptığı bir çetenin bilgilerine ulaşmış ve bu kişilerin, getirdikleri hayat kadınlarını asker, polis ve kamu yöneticilere pazarlayarak fuhuş görüntülerinini kaydettiğini ortaya çıkarmıştı.

OYUNCAK AYILARIN İÇİNDEKİ KAMERALARLA ÇEKİM

Polisin ortaya çıkardığı fuhuş çetesi, yurt dışından getirdiği kadınları İstanbul ve Kocaeli’ndeki toplam 5 fuhuş evinde asker, işadamı ve kamu görevlilerinden oluşan özel müşterilere pazarlıyordu.. Fuhuş yapılan odalarda oyuncak ayıların içerisine gizlenen kameralar ile müşteriler farkına varmadan seks sahnelerini kaydeden çete üyelerinin, kadınların kontrolünü de Gölcük'teki Askeri Deniz Hastanesi'nde görevli Jinekolog Doktor Binbaşı Z.M'ye yaptırdığı ortaya çıkmıştı. Binbaşı Z.M'nin fuhuş yoluyla hamile kalan kadınlara kürtaj yaptığı iddia ediliyor. Bu arada çete müşterisi olduğu belirlenen asker, kamu görevlisi ve işadamlarının da önümüzdeki günlerde ifadesine başvurulacağı öğrenildi.
Yavuz Derinsoy / Vakit

Balyoz'da haklarında yakalama kararı bulunan 101 asker için yakalama itirazı mahkemece kabul edildi
06 Ağustos 2010
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, ''Balyoz Planı'' davası kapsamında haklarında yakalama emri çıkartılan sanıkların avukatlarının yaptığı kararın kaldırılması yönündeki talepleri kabul etti.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, haklarında yakalama emri çıkartılan sanıkların avukatlarının kararın kaldırılması yönündeki taleplerini inceledi.

Mahkeme, talepleri yerinde bularak, yakalama kararının kaldırılmasına karar verdi.

Afyon'da Orduevi önünde ATM'den para çekmek isterken polis tarafından yakalanarak gözaltına alınan Emekli Albay Ahmet Şentürk ise İstanbul Adliyesi'ne getirilerek 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce tutuklanmış ve Metris Cezaevi'ne gönderilmişti. aktifhaber

Balyoz'da Polis İnfaz Timi
06 Ağustos 2010
Balyoz'un eklerindeki belgeler cunta yapılanmasının suikastler için askerlerin yanı sıra emniyet mensuplarından da infaz ekibi kurduğunu ortaya koydu.

Balyoz'un eklerindeki belgeler cunta yapılanmasının suikastler için askerlerin yanı sıra emniyet mensuplarından da infaz ekibi kurduğunu ortaya koydu. Cunta, 6 ilde infaz ekipleriyle darbe öncesi karışıklık çıkarmayı planlamış

Balyoz planını yapan 1. Ordu'daki yapılanmanın, kaos ortamı oluşturmak için sadece askerlerden değil, emniyet mensuplarından da infaz ekipleri kurduğu anlaşıldı. Balyoz iddianamesinin 184. ek klasöründe yer alan belgelere göre, darbe öncesi kaos ortamı hazırlamayı planlayan yapılanma cami bombalaması ve suikastler için 'güvenilir' olarak nitelediği emniyet mensuplarının ifnaz ekipleri oluşturdu.
Balyoz sanıkları dönemin Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Albay Kubilay Aktaş ile Binbaşı Hanefi Yıldırım'ın hazırladığı anlaşılan 'Güvenilir Emniyet Personeli' ve 'İnfaz Ekibinde Yer Alacak Emniyet Personeli' başlıklı belgelerde emniyet mensupları rütbeleri ve sınıflarına ayrılarak isim isim sıralandı. Emniyet personelinin isimlerinin karşılarına da hangi operasyonlarda kullanılacağı, ya da hangi görevlerin verileceği belirtildi.

'GÜVENİLİR', 'GÖREV VERİLEBİLİR...'

Edirne, İstanbul, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ İl Emniyet Müdürlükleri'nde görevli emniyet mensuplarının isimlerinin sıralandığı belgede, Edirne'den 3 emniyet müdürü, 2 emniyet amiri, 8'i de komiser sınıfından 13 emniyet personeli yeralıyor. "Düşünceler" bölümünde de "Güvenilir, müstakil görevlere dahil edilebilir" gibi ibareler bulunuyor. İstanbul'da 60'ı emniyet müdürü, 40'ı emniyet amiri, diğerleri komiser sınıfından toplam 209 emniyet personeli ilgili aynı notlar yer alıyor. Kırklareli'nden 7, Kocaeli'nden 22 Sakarya'dan 21, Tekirdağ'dan ise 14 emniyet personelinin ismi yeralıyor.

İL İL SORGU İÇİN EKİP

2003 tarihli 'İnfaz Ekibinde Yer Alacak Emniyet Personeli' belgesinde ise emniyet mensuplarıyla ilgili kapsamın daha da genişletildiği görülüyor. "2002-2003/JANDARMA/ İSTANBUL BÖLGE/TSK VE EMNİYET PERSONELİ" başlıklı belgede İstanbul, Kırklareli, Edirne, Kocaeli, Sakarya'da oluşturulan 'İnfaz Ekipleri'nin isimleri, görevleriyle birlikte veriliyor. İsimlerin karşısında 'Sorguda kullanılabilir' 'Özel görev verilebilir' ifadeleri dikkat çekiyor. Belgeye göre, İstanbul'dan 11, Kırklareli, Edirne ve Tekirdağ'dan birer, Kocaeli'nde 2, Sakarya'da ise 3 komiser 'sorgu-infaz' timinde görevlendirildi.

İSTANBUL'A ÖZEL HAZIRLIK

"2002-2003/JANDARMA/ İSTANBUL BÖLGE/TSK VE EMNİYET PERSONELİ" adlı dosyanın son bölümünde ise "Sorgu Ekibinde Yer Alacak Emniyet Personeli" ibaresiyle sadece emniyet mensuplarının adlarına yer veriliyor. İstanbul'a özel hazırlanan bölümde 11 kişilik sorgu ekiplerinin tamamının Emniyet Müdürü ve Emniyet Amiri'nden oluşması dikkat çekiyor. Tamamı "Gizli" ibareli belgelerde adı geçen emniyet amirlerinin büyük bölümü kamuoyu tarafından da yakından tanınan isimlerden oluşuyor.
Kaynak: Yenişafak

Emekli Paşa İle Vakit Yazarının Rakı tartışması Fena Kapıştı

13 Ağustos 2010
Beyaz TV ekranlarında yayınlanan Sağduyu programındaki rakı tartışmasında taraflar adeta birbirine saydırdı. İşte o görüntüler....
Sedat Yazıcıoğlu moderatörlüğündeki Sağduyu programına konuk olan Vakit Gazetesi Ankara Temsilcisi Serdar Arseven ve emekli general Ramiz İlker canlı yayında birbirine girdi.

RAKILI TATLI YEDİN İDDİASI
İlker’in Arseven’in rakılı tatlı yediği iddialarını hatırlatması üzerine başlayan tartışmada, Arseven’in ‘Sen askeriye de çatır çatır rakı içiyor musun? Elhamdülillah ağzıma içki koymadım Rakılı tatlı yemedim ben. Bırak bunları’ deyince paşa çıldırdı.

BANA BAK ULAN KAFANA GİYDİRİRİM
‘Bana bak ulan terbiyesizlik etme. Kafana giydiririm. Bana bak kendine gel.’ Diyerek Arseven’e sinirlenen İler, yine masaları yumrukladı.
aktifhaber

Askeri birlikte kızamık karantinası
Sağlık Bakanlığı, Kütahya Hava Er Eğitim Tugayı'yla ilgili açıklama yaptı.
11 Ocak 2013
Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı'nda 349. kısa dönem erlerin yemin töreni 2 askerin kızamık hastalığı geçirmesi üzerine iptal edildi.

Kütahya Hava Er eğitim Tugay Komutanlığı, iki askerde görülen kızamık hastalığı üzerine yemin merasimini iptal etti.

Kızamığın çok bulaşıcı bir hastalık olduğu, tedbir olarak törenin iptal edildiği öğrenildi.

Sağlık Bakanlığından Açıklama

Açıklamada, birlikte bulunan iki kişide kızamık hastalığı belirtilerinin ortaya çıktığı ve alınan numunelerde vakaların kızamık hastası olduklarının teyit edildiği belirtildi.

Hastalığın yayılmasını engellemek amacıyla birlikteki personel kızamık aşısıyla aşılandı.

Açıklamada, halen hastalığın kuluçka döneminde olduğu, hastalık belirtilerinin ortaya çıkmamış kişilerin olabileceği düşünülerek tedbir amaçlı birliğin gözetim altına alındığı kaydedildi.
TRT

Siirt'te bir asker, girdiği bunalım sonucu 3 askeri vurdu
05 Şubat 2013
TRT'nin haberine göre; Bunalım geçiren bir asker 3 arkadaşını vurarak öldürdü.

Siirt Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre; Pervari ilçesi İğneli Karakolu'nda bir er bunalıma girdi. Er, elindeki tüfekle aynı koğuşta kaldığı 3 askeri vurdu.

Vurulan askerler öldü. Bunalıma giren asker ise yaralanarak Siirt Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındı.
haber1001
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Cum Ağu 13, 2010 8:37 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2382
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cum Ağu 06, 2010 9:54 pm    Mesaj konusu: BU SAVUNMAYI GAZETEDEN OKUYAMAYACAKSINIZ Alıntıyla Cevap Gönder

YAŞ’TAKİ TSK-AKP (AB-D) BİLEK GÜREŞİNİ HANGİ TARAF KAZANDI

Murad Salih



AKP (AB-D) Medyası "TSK’yı dize getirdik! Artık ordu sivillerin emrinde! Erdoğan ne dediyse o oldu! Bugün 23 Nisan neşe doluyor insan” çığlıkları/manşetleri ata dursun...

Biz yine de bir acaba diyelim...

Acaba?

AKP (AB-D) medyası TSK’ya karşı zafer çığlıkları/manşetleri atarken doğruyu mu söylüyor?

Yoksa bir yalanı cilalayıp parıldatarak gözlerimizi kamaştırarak bir mağlubiyeti mi gizlemeye çalışıyor?

Bir yalanın mütemadiyen tekrarlanarak doğru olarak yutturulabileceği artık laboratuvar haline getirilmiş toplumlarda uygulama sonuçlarına bakılarak kesin bir bilgi haline gelmiş bulunuyor.

Propaganda/beyin yıkama teknikleri/zihin kontrol işlemleri bu temelde yükseliyor...

Sayın Hacı Duran bunu şöyle açıklıyor:

[Mevlana; “Eğer her görünen şey, göründüğü gibi olmuş olsaydı, o kadar keskin ve aydın görüşlü Peygamber (a.s) :Allah’ım bana eşyanın gerçeğini olduğu gibi göster, diye feryat etmezdi, dua etmezdi.” Der.[1] Mevlana’nın bunu söylediği şartlarda, sanal olarak gerçeği olmayan bilgilerin üretilip dolaşıma sokulduğu bir durum mevcut değildi. İnsanlar tabii bir ortamın inşa ettiği iletişim kanalları ile bilgileniyorlardı. Hakikat arayışına katılıyorlardı. Ancak buna rağmen yine de insanın gerçeği görmesi sorun olmuştur. Bundan dolayı Resul-u Ekrem (a.s) “Allah’ım bana hakikati olduğu gibi göster”, diye dua etmiştir.

Yukarıda anlatılanlar kadim geleneğin mevcut olduğu şartlarla ilgilidir. Günümüzde kadim gelenek maalesef sadece metne dayalı bir değer taşımaktadır. Mevcut toplumsal ilişkiler, kanaatler, iletişim kanalları ve söylemlerin bu kutsal ve kadim gelenekle bir alakası nerdeyse kalmamıştır. Yani günümüzde insanların bizzat eşyaya ve tabiata bakarak hakikati görme şartları ortadan kalkmıştır. İnsanların bir çoğu tamamen yapay bir evrenle, bilgi alanı ile, kültürle karşı karşıyadır. Bu yapay evren ve kültür ise uzmanlar, örgütlü güçler ve muktedirler tarafından –kendilerince?- mantıksal olarak düzenlenmiş bir evrendir. Yani görme ve bilme alanı özgürce her kesin kendi seçimine bırakılmış değildir.(..) Bilgi kaynağı olarak yapay bir evrenle muhatap olma durumu, aynı zamanda zaten yapay olan bilgilerimizin ve kanaatlerimizin yine yapay bir malzemeden bize yansıdığına delalet eder. Yapayın yapayı olan bir bilgi yığını yükü altındayız. J. Baudrillard, “Bir köken ya da gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığı ile türetilmesine hipergerçek yani simulasyon” demektedir. Simulakr, orijinali, gerçeği, ilk örneği olmayan kendisi zaten kopya olan bir şeyin kopyası anlamına gelmektedir. Simulasyon ise, bu kopyanın dolaşımda tutularak yeniden üretilmesi demektir. Baudrillard özetle, günümüz insanının davranışlarını, tutumlarını ve tepkilerini yönlendiren, etkileyen ve biçimlendiren şeyin, insanın kendi görmesi ve anlaması olmadığını, yapay olarak profesyonelce inşa edilen, gerçekle alakası olmayan bir simulasyon evreni olduğunu iddia etmektedir. (..)Sanırım bizler medyatik iktidar ve uzantılarının inşa ettiği, “uydurulan yalanların” gösterimine kendini kaptırmış Romalı kölelerin durumuna düşmekteyiz. Uydurulan yalan üstüne kurgulanan bu medyatik iktidar ortamında kendimizi nasıl bileceğiz? ]
(*)

Bize gerçekmiş gibi kabul ettirilmeye çalışılan bu yalan dolan çarkından paçamızı nasıl kurtaracağız?

Burada can simidi “acaba” sorusudur...

Her gün gözümüze kulağımıza beş duyumuza işgal medyası aracılığıyla akıtılan bunca haber ve yorum doğru mudur?

Düşman medyası hergün milyonlarca dolar/avro harcayarak ve kapitalizmin temel amacı “kâr”ı da bir kenera bırakarak... Adeta “sevabına/fisebillah” çalışarak bize bunca bilgiyi kendini helâk edercesine niçin aktarmaktadır?

Acaba?

Bu işin içinde bir hinlik/cinlik/puştluk mu vardır?

Devir fitne devri...

“Acaba”, bu yüzden anahtar soru...

Bu “acaba”, Özellikle zihinleri tamamen konrol altına alınmış şakirtler için kurtuluş iksiri giibi...

Meselâ...

Hocaefendi “Şayet mezardakileri kaldırmak mümkün olsaydı onların da evet demesini isrterdim” diyor ya referandum için...

Bu kadar mühimse bu referandumda evet demek...

Kendisi niçin kalkıp gelmiyor?

Uçak parası mı yok?

Bir Cuma çıkışında herhangi bir camiye yayayalım bir mendil anında toplarız parayı..

Ama gelmiyor?

Ey şakirtler...

Acaba bu işin içinde başka bir iş mi var?

***

Meselâların devamını irfanınıza havale ederek konuya dönelim...

“AKP TSK^ya haddini bildirdi! Aman Allah’ım yoksa bizde artık normal bir Batı demokrasisine mi kavuşıtuk (bir Batı demokrasimiz eksikti o da oldu mu tamam artık sıratı uçarak geçeriz!)? Falan filan...

- Hayırdır ne yaptı Tayyip Bey?

- Balyozcuları terfi ettirmedi?

- Ettirmedi de ne oldular...

- Terfi edemediler işte...

- Ama halâ görevdeler değilmi?

- !?

- Başka?

- Hasan Iğzız paşayı KKK yapmadı...

- Peki ne yaptı?

- !?

- Başka?

- Saldıray Berk paşayı kızağa aldı?

- Nerede kızağa aldı?

- EDOK’ta...

- Sen EDOK’un ne olduğunu, gücünü, etkilerinii, yetkilerini biliyor musun?

- !?

- Bak sana kısaca anlatayım: Berk'in başına getirildiği EDOK bir anlamda ikinci bir kara kuvvetleri gibi. Türkiye’deki tüm zırhlı birlikler, kara havacılık komutanlığı, komando birlikleri, askeri okullar gibi tüm unsurlar EDOK Komutanı’na bağlıdır. Darbelerin vazgeçilmezi nedir zırhlı birlikler... Adam 3. ordu komutanıydı... Kendini ifadeye çağıran savcılara karşı tank top yürütüp adliyenin üstünden uçak uçuruyordu... Şimdi onun emrine Türkiyedeki bütün zırhlı birlikleri, KKK komutanlığına bağlı bütün uçar birlikleri ve bütün komando birliklerini vermişşin. Üstüne üstlük bütün askerî okulların başına getirmişsin bu mu kızak? Buma kızak demezler “Kör istermiş bir göz Allah vermiş iki göz” derler...

- !?

- Ha. Lâf Tanka topa gelince söyle bakalım; 1. Ordu komutanlığına kimi getirdi Tayyip abin?

- Orgeneral Erdal Ceylanoğlu’nu...

- Peki Kim bu Ceylanaoğlu Paşa?

- !?

- Orgeneral Erdal Ceylanoğlu, 28 Şubat darbesinde Sincan'da tankların namlusunu halka çevirerek yürütüten komutan...

- Yapma ya...

- Benim bişey yaptığım yok... Ne yapıyorsa Tayyip abin yapıyor...

- Hem dikkat etttin mi?

- Neye?

- Tayyip abin bugünlerde acayip darbe karşıtı değil mi?

- Evet...

- Peki Canlı cenaze haline gelmiş 12 Eylülcüleri yargılıcam filan diye atıp tutuyor...

- Atıp tutsun tabi abi helâl olsun bu yollar Tayyip abime...

- Helâl olsun da benim aziz sıddıyk kardeşim... Sen Tayyip abine şunu bir sor bakalım ne diyecek: ”12 Eylülcüleri yargılayacağım diye Anayasalar değiştiriyorsun da,( ki önünde müruruzman engeli var yargılayamazsın. Madem yargılamaya hevesin vardı onların suçları müruruzamana uğramadan önce bu anayasa değişikliğini niçin yapmadın?) Yargılanmaları için önünde hiçbir anayasal ve yasal engel bulunmayan 28 Şubatçıları niye tutup kulaklarından Mahkeme önüne çıkar mıyorsun? Üstelik Aynı Siyonist örgütten üstün hizmet madalyası aldığınız darbe lideri Çevik Bir’i kendine danışman yapıyorsun... Aynı Kadronun elemanı olan bir psaşayı da taltif eder gibi 1. Ordu’nun başına getiriyorsun?”

- Ben bunu soramam abi, bu soru suizan kokuyor günaha girerim sonra...

- Peki sen bigünah kal biz cehenneme gidelim... O zaman ben sana bir soru sorayım..

- Sor abi...

- Tayyip abin kimi KKK yaptı?

- Atilla Işık paşayı yapacaktı ama...

- Yapamadı... Niçin? Çünkü Atilla Işık Paşa makam için arkadaşını satmayacak kadar onurlu çıktı.. Kısacası Tayyip abin KKK yapmak istediğini de henüz yapamadı..Çünkü TSK komuta kademesi bilerek veya bilmeyerek, hükûmetin şahsında, asıl düşman AB-D’ye karşı direniyor... Peki sen neyin bayramını kutluyorsun be birader?

İşte böyle..

Daha ortada fol yok yumurta yok... Bu bilek güreşi henüz sonuçlanmış değil... Ama şakirdler sevinç içinde göbek atıyor......

***

Bu yıl Ağustos ayı hem uzun hem de çok sıcak geçeçeğe benziyor...

Rahmet Ayı Ramazan da geldi mi üstüne...

Oh!

Entresan bir ağustos ayı yaşıyacağız gibi

Ramazanın 15’ini görmeye ömrümüz yeterse?

Bakalım?...

Bu ay her şey olabilir?

Tarih de dönebilir, talih de...

Kimse peşin peşin sevinmesin...

Kimse ye’se kapılıp ipin ucunu bırakmasın...

Zafer savaşta sabredenlerin olmuştur hep...

Yine öyle olacaktır...

“Kırılır da bir gün bütün dişliler/döner şanlı çatkımız bizim” diyordu ya merhum Üstad...

Hem Türkiye’de hem de dünya’da bütün dişliler kırılmak üzere...

Kimbilir, bakarsınız bu ayda olur o da...

Ağustos ayı zaferler ayı...

Bir de üstüne Ramazan gelmiş ki 11 ayın bir sultanı... Mü’minlere müjde/zafer ve rahmet/bereket... Münkirlere acı, keder, belâ ve mahrumiyet/mağlubiyet...

Boş verin şeytan aldatmacası demokrasi, referandum, tayin, terfi gibi küçük işleri..

Büyük düşünün...

Bütün dişlilerin kırılacağı yerde “şanlı şanlı” dönecek olan “çark” hazır mı asıl ona bakın....

***

Son bir not...

Bütün Türkiye hipnotize olmuş gibi referandum, tayin, terfi işlerine kilitlenmişken...

Bunların tozu dumanı arasında bakın AKP sessizce ne yaptı?

[25 GDO'lu daha soframıza girecek
31 Temmuz 2010

Daha önce sadece GDO’lu mısır ve soyaya izin veren Bilimsel Komite, aldığı son kararla GDO’lu şekerpancarı, maya, patates, pamuk, bakteri biyokütlesi ve kolzanın da Türkiye'ye ithalatının yapılmasına izin çıkardı.

Böylece bugüne kadar Türkiye’ye genetiği değiştirilmiş 9 çeşit mısır, 3 çeşit soya, 3 çeşit kanola, 6 çeşit pamuk, 1 çeşit şekerpancarı, 1 çeşit maya, 1 çeşit patates, 1 çeşit bakteri biyokütlesi olmak üzere toplam 25 çeşit genetiği değiştirilmiş ürün ithalatına izin verildi. Genetiği değiştirilmiş (GDO) 25 çeşit tarımsal ürünün ithalatına izin verildi. GDO Bilimsel Komite kararlarına göre bugüne kadar genetiği değiştirilmiş mısır, soya şekerpancarı, maya, patates, pamuk, bakteri biyokütlesi ve kolza(kanola)’nın toplam 25 çeşidine ithalat izni verildi.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 26 Ekim 2009’da Resmi Gazete’de yayınlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” ile GDO’ lu ürünlerin Türkiye’ye girişinin yasaklanacağı iddia edilmişti. Bakanlık önce 27 ürünü GDO analizine tabi tutulacağını açıklamış ancak tepkiler üzerine ve yeterli laboratuvar altyapısı olmadığı için analize tabi tutulan ürün sayısı 9’a indirilmişti. Bu 9 üründen domates, papaya ve çeltik hariç diğer 6 ürünün ithalatına izin verildi. Analize tabi tutulacak listede yer almayan maya ve bakteri biyokütlesinin de ithal edilmesi dikkat çekiyor.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın internet sayfasında yayınlanan Bilimsel Komite kararlarına göre bugüne kadar Türkiye’ye genetiği değiştirilmiş 9 çeşit mısır, 3 çeşit soya, 3 çeşit kolza (kanola), 6 çeşit pamuk, 1 çeşit şekerpancarı, 1 çeşit maya, 1 çeşit patates, 1 çeşit bakteri biyokütlesi olmak üzere toplam 25 çeşit ürünün girişine izin verildi.

GDO'LU ŞEKER PANCARI

Bilimsel Komite kararı ile ilk kez genetiği değiştirilmiş şekerpancarı ithalatına da izin verildi. Kararda, “H7-1 şeker pancarı çeşidinin yem, gıda olarak kullanıldığında mevcut bilgiler ışığında insan ve hayvan sağlığı açısından istenmeyen bir etki oluşturmayacağı beklenmektedir” denildi.

Şekerpancarı üretimini kota ile sınırlayan ve üreticileri alternatif ürünlerin üretilmesi için destek veren Türkiye’nin GDO’lu şekerpancarı ithal etmesi dikkat çekiyor.

FAST-FOOD PATATESİ DE GDO'LU

İlk kez resmi olarak ithalatına izin verilen genetiği değiştirilmiş amilopektin patates çeşidi fast-food zincirlerinde kızartmalık patates olarak kullanılıyor. Bilimsel Komite, EH92-527-1 patates çeşidinin doğrudan gıda ve yem olarak kullanılmasının uygun olmayacağına karar verirken bu patates çeşidine ait ürünlerin yalnızca endüstri amaçlı (kağıt ve kimya) kullanılabileceği görüşüne vardı.

LİSTEDEN ÇIKARILAN MAYA VE BAKTERİYE İZİN

Bilimsel Komite kararları arasında en çarpısı olanı ise Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın geçen yıl Kasım ayında analize tabi tuttuğu 27 ürün arasında yer alan ancak daha sonra listeden çıkardığı genetiği değiştirilmiş maya ve bakterinin de ithalatına izin verilmesi oldu. Bilimsel Komite, “genetik olarak değiştirilmiş ve kurutularak öldürülmüş bakteri biyokütlesi PL73’ün yem katkısı olarak kullanıldığında, eldeki bilgiler ışığında insan ve hayvan sağlığı açısından istenmeyen bir etki oluşturmayacağı beklenmektedir” görüşü ile bu bakterinin ithalatına izin verdi.

Daha önceki kararlarda genetiği değiştirilmiş 3 çeşit soya ve 9 çeşit mısır ithalatına izin verilmişti. Böylece Türkiye’ye bugüne kadar toplamda 25 çeşit GDO’lu ürünün girişine resmen izin verilmiş oldu.]
( ** )

Haydi afiyet olsun...

Dipnotlar:

* Makalenin tamamı için bkz: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=2256

** Haberin tamamı için bkz: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=501


BU SAVUNMAYI GAZETEDEN OKUYAMAYACAKSINIZ

06.08.2010
Malumunuz, Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz'ün de tutuklu olduğu yargılama süreci ile ilgili geçmişte çok sayıda yazı kaleme aldım. Son olarak Albay Cemal Temizöz'ün mahkemeye sunduğu ek savunmaları inceledim. Temizöz'ün savunmasında yer alan bazı iddialar ve bilgiler, ilk defa Odatv'de gündeme gelecek. İşte o bilgiler ve iddialar:

Kazı yapılan yerden PKK'nın infaz ettiği kadın çıktı

Albay Temizöz'ün tutuklanmasına neden olan iddiaların başında bölgede çok sayıda faili meçhulün yapıldığı ve öldürülenlerin başta asit kuyuları olmak üzere açılan kuyulara gömüldüğü iddialarıydı.

PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan'ın gazetelere yaptığı açıklamalar ve çizdiği krokiler üzerine, infaz edildikleri iddia edilen Hakkı Kaya ve Fethi Yıldırım'ın ailelerinin başvuruları üzerine Diyarbakır-Hani karayolunda 3 Nisan 2009 tarihinde kazılar yapılmış ve kazılarda elde edilen 461 kemik parçası Adli Tıp Kurumu'na gönderilmişti. Adli Tıp Kurumu'nun yaptığı incelemede kemiklerin hayvan kemiği olduğu ortaya çıkmıştı. Temizöz, 7 Mayıs 2010'da yapılan 10'uncu duruşmada Diyarbakır 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na sunduğu savunmasında, 3 Eylül 2009'da, Cizre'de yol çalışması sırasında toprak altından çıkan insan kemiklerini hatırlatarak, iki cesetten birinin PKK tarafından infazı edildiğini kaydetti. PKK’nın bölgede “Devlet ajanı” suçlaması yaparak çok sayıda infaz yaptığını hatırlatan Temizöz adı geçen olayı şu ifadelerle mahkemeye anlattı:

(...) Hisar köyünün muhtarı Fahrettin Elçi ile birlikte 3 yakınını katleden ikisini sakat bırakacak şekilde yaralayan, PKK'lı grubun sorumlusu Enver Ökten, bu olaydan 2-3 ay sonra güvenlik kuvvetleri ile Bakartal mevkiinde girdiği silahlı çatışmada öldürülmüştür.

Enver Ökten'in ölümü ile birlikte ortada kalan eşi de terör örgütü tarafından öldürüldü. Öldürenin ise terör örgütü mensubu Kuto Sait olarak bilinen Sait Nart (Abdulkadir oğlu, Çağlayan köyünden) olduğu, Sait Nart'ın Cizre'de Hizbullahçı olarak bilinen Mele Zeki'yi de öldürdüğü ve halen Suriye'de olduğu bilinen hususlardır.

Basına yansıdığı kadarıyla, Cizre-İdil çevre yolu çalışması yapan bir inşaat şirketinin iş makinelerinin Kuştepe köyünün yakınlarında yaptığı çalışma sırasında 03 Eylül 2009 da toprak altından çıkan çamaşırlardan biri kadına ait olduğu değerlendirilen iki cesede ait kemikler çıkartılmıştır. Bayan cesedinin dişinden yapılan teşhiste, Hisar katliamını yapan Enver Ökten'in eşi olduğu, yakınları tarafından bilinmiştir. (...) Olayı herkesin bilmesine rağmen neden gerçekleri söylemediği önemlidir.

(...) Dişinden teşhis edilip namus cinayeti denmeseydi bu olayda mı bizim üzerimize atılacaktı?”

TANIK EBUBEKİR DÖKMEN NEREDE?

Albay Cemal Temizöz, öldürüldüğü belirtilen İzzet Padır'in oğlu Harun Padır'ın ifadelerindeki çelişkiye de dikkat çekiyor.

Harun Padır'ın 21 Haziran 1994 tarihindeki ifadesi ile duruşmadaki ifadesinde, İzzet Padır, Abdullah Özdemir, kendisi ve Ebubekir Dökmen'in gözaltına alındığını, sonrasında kendisi ve Dökmen'in serbest bırakıldığını belirttiğini, ancak 24 Mart 2009 tarihli Cizre Baro Başkanlığı'na verdiği dilekçe ve aynı gün Cumhuriyet Savcılığınca alınan ifadesinde ısrarla üç kişi olarak gözaltına alındıklarını tanık göstererek beyan ettiğini kaydeden Temizöz, “Bu durumda Ebubekir Dökmen'in ifadesinin olmayışı ya unutulmuş olabilir ya da ifadeye çağrılmış, köyde olmadığı, göç ettiği veya kayıp olduğu söylenerek ifadesi alınamamıştır. Yani Ebubekir Dökmen serbest kaldıktan sonra kaybolmuştur” diye sözlerine devam ediyor.

Ancak Temizöz asıl bombayı Dökmen'in nerede olduğuna ilişkin şu bilgileri vererek patlatıyor:

“(...) Bilinen gerçek ise; Ebubekir Dökmen bu olayı müteakip terör örgütüne katılmış, 1997 yılında K. ırak'a yapılan operasyonda yaralanmış, Zaho'da tedavi görmüş, Zaho'da evlenerek oraya yerleşmiştir. Halen K. Irak Zaho'da yaşamaktadır. (...) Ebubekir Dökmen'in durumu araştırılmalıdır.”

“MAĞDUR” SURYA UYKUR YAŞIYOR MU?

Albay Cemal Temizöz, mahkemenin 5 Mart 2010 tarihli 10'uncu duruşmadan itibaren mahkemeye gelmesi için tebligat çıkarttığı maktül Ramazan Uykur'un 18 çocuğundan ikisi olan Abdurrahman Uykur ve Surya Uykur ile ilgili de çarpıcı iddiaları yer alıyor. Ramazan Uykur'un, Cizre eski Belediye Başkanı Salih Şık'ın tetikçisi olduğunu iddia eden Temizöz, Abdurrahman ve Surya Uykur'un PKK üyesi olduğu için yıllardır arandığını kaydederek şunları söylemiş:

“Surya Uykur, PKK terör örgütünün bir üyesi olmasına rağmen (...) örgütün infaz listesine girmiştir. Üstelik gönül ilişkisine girdiği gerekçesiyle yine terör örgütü üyesi olan ağabeyi Abdurrahman Uykur'a infaz ettirilerek.

(...) Acaba Uykur ailesi (...) Surya'nın akıbetini terör örgütüne sormuşlar mıdır? Onlara da içimize sızmış özel savaş elemanları tarafından mı katledildi denildi? Burada özel savaş elemanı Surya'nın ağabeyi mi? Uykur ailesi, Cizre'li müdahil avukatların da bildiği ancak gizledikleri bu olayı adalete intikal ettirecekler mi?”

Temizöz'ün söylediğine göre, mahkemenin, duruşmalara gelmesi için tebligata yarar açık adreslerinin bilinmesi için müzekkere yazılmasına karar verdiği “mağdur” Surya ve Abdurrahman Uykur'un adresleri çok açık: Kandil Dağı. Biri kardeşini örgütün emriyle infaz etmiş yaşıyor, diğeri ağabeyi tarafından, yani faili belli bir şekilde öldürülmüş iki PKK mensubu.

İnsanın, Temizöz'ün mahkemeye söylediği “Bu müzekkerre Kandil'e, Irak'a yazılsaydı herhalde daha çabuk cevap verilmiş olurdu” katılmaması mümkün değil.

Temizöz'ün savunmalarında yer alan bilgiler sadece bunlarla sınırlı değil. Habur'dan giren terör örgütü mensuplarının geçmişte yaptıklarından tutun da kendisine yönelik psikolojik harekatın somut nedenlerine kadar çok çarpıcı bilgiler yer alıyor. Şimdilik bunları anlatalım, bugün Diyarbakır'dan gelecek haberi bekleyelim. Neden mi? Çünkü bugün Diyarbakır'da bu davanın 17'nci duruşması yapılacak. Umarız Türk basını, bu tür gerçekleri, bari bu duruşmadan sonra Türk kamuoyundan gizlemez.

Ceyhun Bozkurt
Odatv.com


Haşemayla denize girince saldırıya uğradı
7 Ağustos 2010



Çeşme'de tesettürlü mayo ile denize giren Hatice Şenocak ve çocukları Birsel Pehlivan adlı kadının saldırısına uğradı. Şenocak, pehlivan hakkında suç duyurusunda bulundu.

Orhan Turan'ın haberi

İzmir'de öğretmenlik yapan Hatice Şenocak, tesettürlü mayoyla denize girmek isteyince, plajda başka bir kadının sözlü ve fiziksel şiddetine uğradı. Çeşme'de çocuklarıyla plaja gelen Hatice Şenocak, 'haşema' olarak bilinen ve başı da örten özel mayo ile denize girmek istedi. Şenocak, çocuklarıyla yüzerken, Birsel Pehlivan adlı bir kadının saldırısına uğradı.

'ÖRÜMCEK DENİZİ KİRLETİYORSUN'

Şenocak, başından geçen çirkin saldırıyı Yeni Şafak'a anlattı. Çocuğuyla birlikte yüzmek istediğini söyleyen Şenocak, "Adının Birsel Pehlivan olduğunu sonradan öğrendiğim kadın, 'örümcekler, utanmıyor musun denizi kirletmeye, Atatürk Cumhuriyetini kirletiyorsunuz' diye bağırarak hakaretler etti. Yanımda çocuğum vardı. Onlara, bari çocuğumu sahile çıkarayım dediysem de dinlemediler. Beni tartaklayarak sahile çıkarmaya çalıştılar. Jandarmayı çağırdık. Jandarmaya da ben asker karısıyım, hiçbir şey yapamazsınız' dedi.

SEN DE MAYO GİYECEKSİN

Pehlivan'ın küçük oğlunun koluna tırnaklarını geçirdiğini anlatan Şenocak, "Ardından jandarma çağırdık, geldi. Jandarma iyi niyetliydi. Kadın 'ben asker karısıyım Bunlar böyle denize girmeyecek' dedi. Jandarma da çaresiz kaldı" şeklinde konuştu.

Olayla ilgili Hatice Şenocak'ın avukatlığını ise savcılık görevinden isitifa ederek İzmir'de avukatlık yapmaya başlayan eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı üstlendi. Gültekin Avcı, Memur-Sel İlçe Başkanı Abdurrahim Şenocak'la birlikte Çeşme'de dün olay tespiti yaptı. Avcı ise "Birileri ülkenin tek sahibi olduğunu zannediyor. Asıl bu zihniyet Türkiye'yi kirletiyor" dedi. Denizde yüzerken saldırıya uğrayan Şenocak, 3 günlük doktor raporu aldı. Olayın yaşandığı 4 Ağustos'ta şikayetçi olan genç öğretmen, dün de savcılığa suç duyurusunda bulundu

Yeni Şafak
_________________
Bir varmış bir yokmuş...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2382
Konum: Avustralya

MesajTarih: Pts Ağu 16, 2010 7:36 pm    Mesaj konusu: Deniz Harp Okulun'da Neler Oldu? Alıntıyla Cevap Gönder

Müslüman Kasabı Mullen Ankara'ya Alelacele Niçin Geliyor?

Oğuz Gürses




Yeni Genel Kurmay Başkanı Işık Koşener’in koltuğuna oturmasının üzerinden henüz üç gün geçti...

Adam daha koltuğuna bile ısınamadı...

Koltuğunu bile ısıtamadı...

Bir haber: Mullen geliyor...

Haydaaa...

Hem de kalabalık bir heyetle...

Görülmüş şey değil..

Çünkü "mutad bir iş" değil...

Bu ne acele?

Ya ABD’nin başı sandığımızdan çok daha fazla belâda...

Veya Koşaner Paşa’dan nem kaptı, bizzat test etmeye geliyor...

Kim mi bu Mullen?

Anlı şanlı ABD Genel Kurmay Başkanı...

Üniformasında Müslüman kanı sıçramamış nokta kadar bile temiz yer yok...

Tarihin gördüğü en büyük Müslüman kasaplarından biri...

***

Koşener Paşa “Kırmızı Bereliler”den...

ÖKK kökenli...

Hani şu Süleymaniye’deki “çuval vak’ası” vardı ya...

Nedense o vak’anın utancını yüreğinde en çok hissedenlerden biri olduğunu düşünüyorum...

Çünkü o tarihten bugüne kaç yıl geçti...

O çuval öncelikle “Kırmızı Bereliler" olmak üzere...

Bütün TSK komutanlarının başında kaldı...

Bir türlü çıkarılamadı...

Çıkarılması gereğinin düşünülüp düşünülmediğini bilelemem ama...

Bu işe teşebbüs dahi edilmediği ortada...

Şimdi Mullen geliyor...

Çuvalı geçiren Ordu’nun Genel Kurmay Başkanı sıfatıyla arsız arsız geliyor...

GKB binasının kırmızı halı döşenmiş avlusuna sırıtarak girecek...

Allah bilir kendisine karşılama töreni de yapılacak...

Yapılırsa (ki yapılmamasını diliyorum)...

Başına çuval geçirdiği bir ordunun “ŞEREF KITASI”nı selamlayacak Mullen...

Belki de jest olsun diye Amerikan ağzıyla “Merıba eskır” filan gibi bir şey de söyler...

Ne olacak o zaman?

Şeref kıtası “Sağol!” diye gürleyecek...

Kime?

Başına çuval geçirmiş bir ordunun genel kurmay başkanına!...

Oldu mu?

Tabii ki olmadı...

Böyle bir manzarayı içine sindirebilecek benliğini tamamiyle yitirmiş kaç kişi vardır aramızda bilemem...

Ama böyle bir manzarayı tahayyül etmek bile beni yaralıyor...

Paramparça ediyor...

Acaba Koışaner Paşa ve emrindeki TSK personelinde vaziyetler nedir?

Yarın göreceğiz...

Koşener Paşa makamına oturduğunun 4. günü çetin bir imtihandan geçecek...

O zaman anlayacağız “NATOCU” mudur?

Yoksa “MİLLÎCİ”mi?

Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Başkanı olarak ilk konuşmasında selefi gibi, TSK'ya karşı asimetrik psikolojik savaş yapıldığını söylemişti ya...

O asimetrik psikolojik savaşı yürüten karargâhın Komutanı Mullen, yanında şüphesiz o harekâtı yürüten kurmaylarını da alarak, bir baskın havasında geliyor Genel Kurmay Karargâhı'na...

Çok mu şüpheciyim?...

Nedense, galip bir düşman ordusunun genel kurmay başkanının, mağlup ettiği orduyu teslim almaya geliyormuş gibi bir eda/bir hava/ pis bir koku seziyorum ben bu hesapta olmayan “ziyaret”te...

Sözkonusu olan son yüzyılın en çok kan dökmüş olan ordusunun genel kurmay başkanı (soğuk kanlı bir seri kaatil) ise şüphelenmemek enayilik olmaz mı?

***

NTV’in Haberine göre...

Müslüman kasabı Mullen, Koşaner'den şunları istiyecekmiş:

[Mullen bu görüşmede Koşaner'den, Irak'taki ağır teçhizatların Türkiye üzerinden geçmesini isteyecek.
ABD'li komutanın ayrıca füze savunma sistemi ve radar sistemi için üs talebinde bulunacağı da bildirildi.

ABD, bu konudaki talebini daha önce Ankara’ya iletmiş ancak Türkiye’den olumlu veya olumsuz bir cevap alamamış.

ABD’li yetkililerden William Burns ile Phil Gordon ise Türkiye’nin kasım ayında yapılacak olan NATO zirvesine kadar bir karar alması gerektiğini hatırlatarak, Ankara’nın bir cevap vermemesi halinde, sistemlerin Romanya ve Bulgaristan’a yerleştirileceğini kesin bir dille bildirmiş.]


“Irak'taki ağır teçhizatların Türkiye üzerinden geçmesini isteyecek”miş...

Başka yol mu yok?

Körfez’den geçirsinler...

Ürdün’dünden geçirsinler...

Suudî Arabistan’dan geçirsinler...

Analarının örekelerinden geçirsinler...

O, paletlerinde halâ Müslüman müslüman şehidlerin cesetlerinin parçaları olan tankları da, namlularından müslüman kanı döken mermilerin fırlatıldığı silahları da bu ülkede görmek istemiyorum...

Füze savunma sistemi adı altın da İsrail’e şemsiye olacak ve Muhtemel İran-İsrail savaşında Türkiye’yi İran’ın hedefi yapacak bu sistemleri kuracak başka yer bulsunlar...

İncirlik zaten yeteri kadar canımı acıtıyor...

Bu Kaatillere 2. bir üs verilmesinin herhangi haklı bir sebebi olacağını bu millete kimse anlatamaz....

Tabii ki bunların dışında -kamuoyuna açıklanması uygun düşmeyecek- kimbilir hangi kirli isteklerde de bulunacak...

Baksanıza adam tek gelmiyor....

Yanında köpek sürüsü gibi bir heyet de getiriyor...

***

Koşaner Paşa, şayet bu eli kanlı Müslüman kasabının bir tek gizli veya açık talebini kabul ederse; bu Milletin nezdindeki itibarının ne hale düşeceğini herhalde biliyordur...

Koşaner Paşa’nın, komuta devir teslim töreninde; 'Milli ordu'' olmakla gurur duyan TSK'nın gücünü milletinin ona olan güveninden ve sevgisinden aldığını vurgulayan sözleri halâ kulaklarımızda...

Ve...

Gözümüz Milletçe yarın onun üstünde olacak...

Dileğimiz Conilerin, hiçbir taleplerine “evet” denilmemesinin şaşkınlığı içinde kıçlarına baka baka evlerine dönmeleri...

***

Haydi bakalım Koşaner Paşa...

Millet senden Karagâhına yapılan bu düşman baskınını savuşturmanı bekliyor...

Annen seni bu günler için doğurdu...

Bu millet omuzlarına o yıldızları bunun için taktı...

Müslüman Kasabı Mullen, Ankara'dan Elleri Boş Olarak Döndü

Oğuz Gürses



“Müslüman Kasabı Mullen Ankara'ya Alelacele Niçin Geliyor?” başlıklı yazımızı (1) şöyle bitirirken şöyle bir cümle kullanmıştık:

“Dileğimiz Conilerin, hiçbir taleplerine ‘evet’ denilmemesinin şaşkınlığı içinde kıçlarına baka baka evlerine dönmeleri... “

Mübarek ramazan ayındayız...

11 Ayın bir sultanı...

Rahmet ve bereket ayı...

Demek ki; Allah bu yazıyı okuyup da, bu duama gönüldan katılan temiz kalpli mü’minlerin hatırına...

Dileğimizi kabul etmiş olmalı...

Ankara’ya ani bir baskın havasında gelen ve gelmeden önce medya aracılığıyla TSK’dan neler istiyeceğini madde madde deklare eden, Müslüman kasabı Mullen’in, giderkenki çarşamba çanağına dönmüş yüz ifadesi bile istediklerinin bir tekini bile alamadığını anlamamıza kâfi iken...

Allah şaşırttı bir de basın toplantısı yaptı...

Bu basın toplanrısında reddedilmiş olmanın şaşkınlığını gizleyemeyen yüz ifadesiyle söyledikleri; hukukta “tevilli ikrar” denilen kavram kapsamında tahlil edilse de...

Diplomatik lisanın günübirlik dile tercümesi halinde bakılsa da...

İkrar ve itiraf sabit:

“Şaşkınım... Bunu sizden beklemezdim! Eli boş dönüyorum!”

Bu basın toplantısından önce ABD propaganda makinesinin yerli hoperlörlerine sızdırdığı geliş amacını hatırlayalım:

[ABD Genelkurmay Başkanı Michael Mullen'ın yarın Türkiye'ye gerçekleştireceği sürpriz ziyaretin sebebi belli oldu.

Mullen'ın bu ziyaret sırasında, Irak'taki ABD askeri teçhizatının Türkiye üzerinden çekilmesini talep edeceği bildirildi. ABD'li komutanın füze savunma sistemi için Türkiye'den üs talebinde de bulunacağı belirtildi.
Yedi yıllık bir işgalin ardından Irak’tan çekilmeye başlayan ABD, Irak’ta bulundurduğu ağır teçhizatlarının ABD'ye gönderilmesini sağlamak için, Türkiye’den transit geçiş izni talep etmeye hazırlanıyor.

ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Mullen, yarın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'i Genelkurmay Karargahı'nda ziyaret edecek.

NTV haber televizyonunun bildirdiğine göre, Mullen bu görüşmede Koşaner'den, Irak'taki ağır teçhizatların Türkiye üzerinden geçmesini isteyecek. Habere göre, bu talep, ABD askerlerini değil sadece tank ve uçaksavar gibi ağır teçhizatları kapsayacak.

ÜS TALEP EDECEK

ABD'li komutanın ayrıca füze savunma sistemi ve radar sistemi için üs talebinde bulunacağı da bildirildi.

NATO ile birlikte füze savunma sistemi geliştiren ABD, bu konudaki talebini daha önce Ankara’ya iletmiş ancak Türkiye’den olumlu veya olumsuz bir cevap alamamıştı.

ABD’li yetkililerden William Burns ile Phil Gordon ise Türkiye’nin kasım ayında yapılacak olan NATO zirvesine kadar bir karar alması gerektiğini hatırlatarak, Ankara’nın bir cevap vermemesi halinde, sistemlerin Romanya ve Bulgaristan’a yerleştirileceğini kesin bir dille bildirmişti.]
(2)

Haberin diline dikkat ettiniz mi?

“Talep edecek! İsteyecek!”

Dostundan, müttefikinden, ortağından bir şey istirham eden adam gibi değil...

Borçlusundan dan alacağını isteyen tefeci gibi..

Borçludan senet tahsiline gelmiş mafyacı gibi...

“Verecen ulan! Yoksa sıkarım topuklarına!” der gibi...

Yâni...

Müslüman kasabı Mullen, TSK’nın yeni komutanı Koşaner Paşa’nın karşısına geçip...

“Irak'taki ABD askeri teçhizatının Türkiye üzerinden çekmek istiyorum! Derhal izin ver!” diyecekmiş...

Başka?

“ABD'nin İsrail’i korumak üzere kuracağı füze savunma sistemine izin ver! bunun için bir de üs lâzım onu da ayarla!” diyecekmiş...

Bunlar deklare/ilan edilenler...

Bir de yüzde 90’ı Amerikan düşmanı olan, Türkiye halkının duymaması gereken kimbilir hangi kirli talepler kısmı olmalı ki adam yanına bir de koca heyet almış gelmiş...

Peki...

Bu talepler kamuoyunu hazırlamak ve yumuşatmak için deklare edilmedi mi?

Edildi...

Müslüman kasabı Mullen, TSK’nın yeni komutanı Koşaner Paşa ile görüşünceye kadar ABD elçiliği veya Pentagon tarafından yalanlandı mı?

Yalanlanmadı...

İyi..

***

Şimdi dönelim Müslüman kasabı Mullen’in basın toplantısına...

-“Türkiye toprakları üzerinden silah taşıma işini asla yapmadık. Bunu gelecekte de yapma niyetimiz yoktur. Bunun aksi haberler asılsızdır ve yanlıştır. Irak'tan çekilirken ağır ekipman ya da silahların Türkiye toprakları üzerinden geçirilmesi için görüşmeye kesinlikle gelmiş değilim"

- “Buraya İran karşısında Birleşmiş Milletler tarafından oylamaya sunulan yaptırımlara, Türkiye'nin desteklememe kararını sorgulamaya ya da ret etmeye de gelmedim”

- "Ben Kabil'den geliyorum. Buraya Türkiye'den, Afganistan'da daha çok şey yapmasını istemeye gelmedim"

Onun için gelmedin, bunun için gelmedin...

Peki sen buraya niye geldin be birader?

-“Yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ile tanışmak ve onu tebrik etmek için geldim.”

Ha biz de bunu yedik...

Keririz ya...

Alemin tek akıllısı da Amerikalılar...

Kabil’den kısa yolu kullanarak memeleketine dönmek varken...

Ve ortada TSK’dan gelen bir davet de yokken...

Rotandan sap...

Yolunu binlerce kilometre uzat...

Gelmeden önce propaganda makinen yerli işbirlikçilerine “onu isteyecek, bunu istiyecek” diye ilânat yapsın...

Bunu gidip bir de TC Dışişleri Bakanlığı'ndan teyit ettirsin...

TC Dışişleri Bakanlığı’nın bu arsız taleplerin “tümüne sıcak baktığı” aynı haberin içine özenle yerleştirilsin...

Sonra TSK’nın yeni Komutanı Koşaner Paşa’dan yüz ve geçit bulamayınca çarket...

Tevil etmeye çalış...

Biz de bunu yiyelim...

Aynı basın toplantısında “ABD’nin Anadolu Kartalı Tatbikatı'na davet edilmediğini” ağzından kaçırınca, ABD’li dplomatların telaş içinde bunu nasıl düzeltmeye çalıştıklarını da gördük...

Koşaner Paşa, Müslüman kasabı Mullen’in hiçbir isteğine evet demediği için karizma zaten çizilmişti...

Bir de bu “tatbikata davet edilmeme işi” ortalığa saçılınca bir çizik daha yediklerini gören diplomatlar telaş içinde durumu kurtarmaya çalıştılar ama...

Geçmiş olsun...

Biz anlayacağımızı anladık...

***

Görünen o ki; hükümetin, ABD’nin her talebini kabule hazır olduğunu “sıcak bakma” mesajıyla peşinen ilan ettiği bu taleplerin hiçbiri, TSK’nın yeni Komutanı Koşaner Paşa ve O’nun kurmay heyetince kabul edilmemiştir...

Durum gerçekten böyle ise...

Bunu TSK’nın yeni Komutanı ve kurmay heyetinin “Millî duruş”una dair iyi bir işaret sayabiliriz...

Milletçe özlediğimiz ve TSK’dan beklediğimiz tavır da bu değil midir?...

Bu sevinci bizlere yaşatan...

TSK’nın yeni Komutanı Sayın Işık Koşaner Paşa’yı ve kurmay kadrosunu...

Milletçe tebrik ediyor ve saygıyla selamlıyoruz...

Dipnotlar:

1-) Yazının tamamı için bkz: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=3091

2-) (2) Hürriyet Gazetesi, “ABD'den Türkiye’ye çok önemli” teklif , 2 Eylül 2010.


Kaynak: http://millibirlikruhu.blogspot.com/


Hantepe'de 6 askerin şehit edildiği çatışmadan yaralı olarak kurtulan askerden şok açıklamalar...
19 Ağustos 2010

Adının açıklanmasını istemeyen Mehmetçik, Heron görüntülerine isyan etti ve şu şok iddiada bulundu: "Çevremizde iki bölük bir de komando birliği vardı. Onları kaldırdılar sadece biz kaldık."

Bugün gazetesinin ulaştığı Hantepe gazisi baskın anında yaşadıklarını ve Heron görüntülerini izlerken hissettiklerini anlattı.

Askerlik hizmeti devam ettiği için adını saklı tuttuğumuz asker, Heron görüntülerini izlediğini ve bulunduğu mevziyi tanıdığını söyledi. "Tek hissettiğim askerlikten soğumak oldu" diyen Hantepe gazisi şöyle devam etti: "Beni savunmayan vatanın rütbelileri için mi savaşıyorum dedim. Yani sonuçta bizi satan bir rütbeli. Arkadaşlarla da konuşuyorduk. Belliydi. Biz hep kelle koltukta geziyorduk. Ne zaman öldürecekler?, Ne zaman gelecekler?, Ne zaman baskına uğrayacağız? diyorduk. Irak sınırında savunmasız bir bölüğü oraya koydular. Çevremizde iki tane bölük vardı. Bir de komando birliğinden vardı. Onları hep kaldırdılar oradan ve sadece biz kaldık"

HEPSİ 5 AYLIK ASKERLERDİ

Çatışma anında neler yaptıklarını sorduğumuzda Hantepe gazisinin, "Sizce 3 aylık bir askerin ne kadar eğitimi olabilir?" sorusuyla karşılaştık. Acemi birliğinde iyi bir eğim görmediklerini belirten yaralı Mehmetçik, "Ve o gün orada çatışmaya giren sadece 5 aylık askerlerdi. Yemlik olduğumuz için oraya gönderdiler. Orada da herhangi bir silah eğitimi görmedik. Sadece acemi birliğinde gördüğümüz 3 aylık eğitimle oralara gönderdiler. Uçaksavardan 8 kişi vardı. Bir asker bir de uzman onbaşıların timi vardı. Yani toplamda 48-50 kişi falandık. Hepsi uzun dönemdi ama şehit olan arkadaşlarımız da 5 aylık askerdi" şeklinde konuştu.

GÜNDÜZ DE GELDİLER

Çatışmanın olduğu gün, iki kere daha PKK'lıların göründüğünü söyleyen Mehmetçik, buna rağmen herhangi bir tedbirin alınmadığını söyledi. Yaralı er çatışmanın yaşandığı gün yaşadıklarını şöyle anlattı: "İlk görüntü öğle yemeği sıralarında ikinci görüntü de akşam yemeği civarında göründü. Komutanlara söyledik ve onlar da telsizle tabur komutanına iletti. Sabah aynı noktaya tabur komutanı kendisi atış yaptırdı. Çatışmanın olduğu akşam da kimseden ve hiçbir yerden 4,5 saat boyunca destek gelmedi. PKK'lılar 100 kilometre karşımızda bulunan tabura da atış yaptı. Orayı oyalayıp bize ağır silahlarla saldırdılar"

ŞEHİT AİLELERİNDEN 'İHANET'E SUÇ DUYURUSU

Hantepe baskını ile ilgili Heron görüntülerinin ortaya çıkmasının ardından, ihmal iddialarıyla ile gündeme gelen Dağlıca, Aktütün, Gediktepe ve Hantepe saldırılarında çocukları şehit düşen aileler, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.

Heron görüntüleri şehit ailelerini bir kez daha yaraladı. Hantepe baskınının 30 ayrı birimde izlenmesine rağmen müdahale edilmemesi ve Genelkurmay'ın sessizliği şehit ailelerini harekete geçirdi. Dağlıca, Aktütün, Gediktepe ve Hantepe saldırılarında evlatlarını yitiren aileler ihanet iddialarının soruşturulmasını isteyerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

ASKERİ YETKİLİLER NEDEN SESSİZ?

Şehit yakınları, Hukukçular Derneği öncülüğünde Les Ottoman Otel'de bir araya geldi. Dernek Başkanı Avukat Cahit Özkan, Türkiye'de ilk kez böyle bir hukuki sürecin başladığını söyledi. 17 gündür yetkili makamlardan bir açıklama gelmemesinin şehit ailelerini bir kez daha yaraladığını vurgulayan Özkan, "Askeri yetkililer de bugüne kadar herhangi bir soruşturma başlatmamış, adeta bir sessizliğe bürünmüştür" dedi.

SORUMLULAR TESPİT EDİLMELİ

Cumhuriyet savcılığının araştırması ile sorumluların tespit edileceğini kaydeden Özkan, Hantepe şehidi Ayhan Say, Dağlıca şehidi Mehmet Cücük, Selçuk Gürdal, Aktütün şehidi Oktay Karakelle'nin ailesi adına suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı. Dilekçede, sorumluların Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 'Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi' başlıklı 83. maddesi ve 'Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi' başlıklı 279. maddesi gereğince cezalandırılmasını istendi. Başvuruda Heron görüntülerini izleyen 30 ayrı bölümde görev yapan kişi ve bu birimleri denetleyen isimlerinin istenmesi, Dağlıca, Aktütün, Gediktepe ve Hantepe saldırılarının Heron görüntüleri, bu saldırılar öncesinde yapılan istihbarat bilgileri, saldırılarda yaralanan askerlerin ifadelerinin alınması talep edildi.

ŞEHİT AİLELERİNE 'TAZMİNAT' TEHDİDİ!

Hukukçular Derneği Başkanı Avukat Cahit Özkan, şehit ailelerinin tazminat haklarının kendilerine verilmeyeceği yönünde askeri personel tarafından baskı altına alınmaya çalışıldığını söyledi. Aileleri arayan şahısların şehit yakınları üzerinde baskı kurduğunu belirten Özkan, "Şehit ailelerinin bir kısmı bu baskılar nedeniyle burada olamadığını açıkladı" dedi. Hantepe'de şehidi Uzman Çavuş Ayhan Say'ın babası Hasan Say da bu iddiayı doğruladı. Dava açacağını açıklamasının ardından 'tehdit' telefonu aldığını aktaran Say, "Telefonu açtığımda biri 'siz şikayetçi olacak ailelerden misiniz?' diye sordu. Ben de Heronlarla ilgili tatmin edici bir açıklama yapılmadığı taktirde şikayetçi olacağım dedim. Buna karşılık, 'şikayetten dolayı tazminat ve maaş hakkınızın riske girmesinden çekinmiyor musunuz?' diyerek telefonu kapattı" şeklinde bir telefon konuşması yaptığını söyledi. Herhangi bir tazminat talebi olmadığını belirten Say "Ellerimi, dilimi kollarımı kesseler de bu karardan vazgeçmeyeceğim. Gerekirse gözlerimle suç duyurusunda bulunacağım" dedi.

ÇEMBERDE 45 ŞEHİT!

Dağlıca saldırısında 12 askerimiz şehit olmuş, 16 askerimiz yaralanmış, 8 askerimiz teröristler tarafından kaçırılmıştı. Aktütün saldırısında da 15 askerimiz şehit olmuş, 22 askerimiz yaralanmış, 2 askerimiz teröristler tarafından kaçırılmıştı. Gediktepe Üs Bölgesine düzenlenen hain saldırıda ise 11 asker şehit olmuş, 16 asker de yaralanmıştı. Hantepe saldırısında ise 6 asker katledilmişti.

HERONLAR KONUŞUYOR GENELKURMAY SESSİZ

Hantepe saldırısının Heron görüntüleri ihanet tartışmalarını beraberinde getirirken, şehit aileleri Genelkurmay'ın sessiz kalmasına tepkili. Bir araya gelerek sorumluların bulunmasını isteyen şehit yakınları Heron görüntülerini hatırlatarak "Bir metal parçası haykırıyor ama Genelkurmay Başkanı sessiz" diyor.

Hantepe'de şehit düşen Uzman Çavuş Ayhan Say'ın babası Hasan Say, Heron görüntülerini izleyenlerin 'bilim kurgu izler gibi' görüntülere baktığını söyledi. Görüntüleri hakkıyla izleyen herkesin bu ihanetten davacı olacağını belirten şehit babası şöyle konuştu: "O Fevzi Çakmak'ın makamında oturan, bir metal parçası 17 günden beri haykırıyor. Bunun duygusu yok, hisleri yok sadece İsrail yapımı bir metal parçası konuşuyor. O yüce makamı işgal eden ne oldu dilini mi yuttu? Neden sessiz kaldı? Bir metal parçası haykırıyor ama ben onurluyum, şerefliyim diyen ben ordunun en tepesinde oturuyorum diyen o kişinin ağzından bir kelime çıkmıyor. Sanki o bombalar benim üzerime, kucağıma atılıyor gibiydi. Yani evladımın şehit olduğu haberini aldığımda, o kadar yıkılmadım, o kadar yıpranmadım. Hakikaten bu kurumu, kuruluşu belirsiz olan bu orduya bu yakışmıyor. Böyle bir şerefe, bu ihanet yakışmıyor"

"OĞLUM O TARAFA GİTME DEDİM"

Hantepe'deki hain saldırıda şehit olan 6 askerden biri olan Uzman Onbaşı Hakan Yutkun'un babası Zafer Yutkun, Heron görüntüleri ile bir kez daha kahrolduklarını söyledi. Yetkililerin açıklama yapmasını isteyen şehit babası Heron görüntülerini izlerken hissettiklerini gözyaşı içerisinde şöyle anlattı: "Orada oturup seyredenler gibi, biz de internetten, televizyondan gördük o çocukların sağa sola saçılmalarını. Oğlum o tarafa gitme, o tarafa kaç, oraya saklan diyordum. O görüntülerden sonra daha çok kahrolduk. Her gün yeni bir şey duyuyorum, sorumluların açıklanmasından sonra biraz daha rahatlayacağız. Tamam oğlumuz geri gelmeyecek ama ben bu çocukların sorumlularının cezalarını çekmeleri bizi rahatlatacak" ifadelerini kullandı.

ÇOCUKLARIMIZI YAKIYOR

Dağlıca'da şehit düşen Antepli er Mehmet Cücük'ün babası Cebbar Cücük de hainlerin bir an önce ortaya çıkartılarak olayların aydınlatılmasını istedi. Heron görüntülerinin orduya güvenlerini azalttığını aktaran Cücük, "Biz Antep savaşında binlerce şehit verdik. Gerekirse yine veririz. Ama içerde hain varsa birileri çocuklarımızı yakıyorsa bizim çocuklarımız yandı diğer anne babalar ağlamasın diyoruz. Bu hainler çıkartılsın, herkes cezasını çeksin. Ordumuz da yıpranmasın" diye konuştu. Şehit annesi Yeter Cücük de "Kendisi düğüne gidiyor çocuklarımız da şehit oluyor" dedi.

Kaynak: Bugün

Mehmetçik İle General Farkı!
Heron skandalının yaşandığı baskından yaralı kurtulan askerler görev yerlerine geri gönderiliyor.

Iğsız ve Çubuklu'ya var Hantepe gazilerine yok

Heron skandalının yaşandığı baskından yaralı kurtulan askerler görev yerlerine geri gönderiliyor. Hava değişimleri biten askerlerden bazıları ise izinlerini uzatmak için GATA'dan rapor talebinde bulundu. Ancak ifadeye gitmeyen Org. Iğsız ve Tümg. Çubuklu'ya sağlıklı olmalarına rağmen rapor veren GATA, gazilerin bu isteğini geri çevirdi. Psikiyatristlere göre askerlerin eski yerlerine gitmesi yanlış.

Heronların kare kare görüntülediği Hantepe baskınında 6 arkadaşlarını şehit veren 17 askerden fiziksel durumu iyi olanlar, görev yerlerine geri gönderiliyor. Kendilerini ruhsal olarak iyi hissetmeyen gazilerin 20 günlük hava değişimi süresini uzatmak için GATA'ya yaptığı başvuruların ise reddedildiği öğrenildi. Oysaki, aynı GATA, 'internet andıcı' soruşturması kapsamında ifadeye çağrılmasına rağmen adliyeye gitmeyen 1'inci Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız ile Tümgeneral Hıfzı Çubuklu'ya anında sağlık raporu vermişti. İlk raporun günü dolunca da 10 günlük ek rapor düzenlemişti. Evlatlarını tekrar aynı bölgeye göndermekten endişe duyan aileler, askerî hastanelerin tutumuna bir anlam veremezken, psikiyatristler de gazilerin 'çivi çiviyi söker' mantığıyla tekrar çatıştıkları yere yollanmasını doğru bulmuyor. aktifhaber

Deniz Harp Okulun'da Neler Oldu?
"İyi ki yapılmış bu haberler. Yoksa DHO’daki bu ilişkiler örtbas edilmeye devam edilecek, çok değil 3-5 yıl sonra “bir eşcinselden kuvvet komutanı olur mu olmaz mı”yı tartışacaktık belki de."

Deniz Harp Okulu Komutanı Tuğamiral Türker Ertürk’ü biliyorsunuz.
Krizli YAŞ toplantısında terfi edememişti.
Balyoz’da adı geçen Ertürk’ün, asker ve bürokrat avcısı fuhuş çetesinin şantajına uğrayan isimlerden olduğu da basında yer almıştı.
Tuğamiral Ertürk istifa etti.
İri medya organları hükümete karşı bir isyanmış gibi sundu bu istifayı.
DHO’daki devir teslim töreninde duygu yüklü bir konuşma ile öğrencilerine veda etti Ertürk.
Bu medya organlarında geniş yer buldu, Ertürk’ün veda konuşması.
Haksızlığa maruz kaldığını söylüyor…
Birilerinin, öğrencilerinin bir bölümünü mesnetsiz olarak ahlaksızlıkla suçladığını haykırıyordu Ertürk.
Ve şöyle diyordu:
“Taarruzlarında, 32 ahlaksız öğrenci bulunduğunu bunları derhal okuldan atmamı istiyorlardı. Peki kanıtları neydi bir hiç imzasız ihbar mektupları. Ve olayları örtbas ettiğimi öne sürüyorlardı. Gerçi buna inanan büyüklerim de yok değildi.”
Tuğamiral Ertürk’ün açıklamaları böyleydi.
Peki neydi o haberler ve kimdi o birileri?

Tuğamiral Ertürk’ün “birileri” dediği haberciler bizleriz.
Şimdi, eldeki resmi belgelerden bilgiler aktaracağım ve kararı sizlere bırakacağım.

Olay şu:
12 Nisan tarihli Vakit’te bir haber yayınlandı.
“Denizde ahlaksızlık” haberi.
Haberde, Deniz Harp Okulu'nda bir grup öğrenci arasında cinsel sapkınlıklar yaşandığı, skandalın iki erkek öğrencinin okulda eşcinsel ilişki halinde iken yakalanmasıyla patlak verdiği anlatılıyordu.
Ardından habervaktim’de bu skandala ilişkin başka bilgi ve belgeler yayınlandı.
Rezalet bir iki öğrenciyle sınırlı değildi.
30’un üzerinde öğrencinin adı geçiyordu.
Haberlerimizde skandalla ilgili bazı öğrencilerin bizzat Ankara'ya ilettikleri ısrarlı şikayetler üzerine harekete geçmek zorunda kalan okul idaresinin, bütün öğrencilerin bilgisayarlarını incelediği, 32 öğrencinin bilgisayarlarında sapkın cinsel içerik ve bu öğrencilere ait okul içerisinde çekilmiş eşcinsel olduklarını gösteren resimler bulduğu ileri sürülüyordu.
Ancak skandalın örtbas edilmek istendiği ifade ediliyordu.

Şimdi sıkı durun.

Bu haberlerimiz üzerine Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sitemize bir açıklama gönderdi.

O açıklamada “Olayla ilgili soruşturma açıldığı” belirtilerek, DHO'da bazı öğrencilerin cinsel sapkınlıklar içine girdiği doğrulanıyordu.
“3 öğrencinin okul ile ilişiğinin kesildiği” bilgisi verilen açıklamada, “Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından ayrıca başlatılan soruşturmanın devam ettiği” ifade ediliyordu.
Açıklama aynen böyleydi.
Tuğamiral Ertürk ise çıkmış, bağlı bulunduğu Deniz Kuvvetleri’nin bile kabul etmek zorunda kaldığı skandalı halen yalanlıyordu.

Nisan’daki haberlerimiz karşısında gıklarını çıkaramayan gazetelerden bazıları da Ertürk’ün bu açıklamalarını Vakit’e ve habervaktim’e saldırı fırsatına dönüştürdüler.
Haberlerinde Deniz Kuvvetleri’nin açıklamasını sansürleyerek, Ertürk ve DHO öğrencilerinin haksız yere hedef alınmış olduğunu lanse ettiler.

Deniz Kuvvetleri’nin açıklaması bile tek başına Vakit ve habervaktim’in haberlerini doğrulamaya yetiyor.

Ancak biz bununla yetinmedik.
Konuyu biraz daha araştırdık.

Meğer, Vakit ve habervaktim’in haberleri üzerine skandalı mahkemeye intikal ettirmek zorunda kalmışlar.

Skandala adı karışan öğrenciler önce Kuzey Deniz Askeri Mahkemesi’ne çıkarılmış.

Psikolog eşliğinde 32 öğrenci sorgulanmış.

Buraya dikkat: Bu öğrencilerin eşcinsel ilişki içerisine girdiklerine dair güçlü bulgular yakaladığını ifade eden psikolog doktorun talebi üzerine savcı, adli gözlem altına alınmalarını istemiş.

Kuzey Deniz Mahkemesi 07 Mayıs 2010 tarihli kararında, bu öğrencilerden 11’inin ciddi delil şüphesi ile GATA’da adli gözlem altına alınmasına hükmetmiş.

Güçlü deliller arasında 4 tane de tanık bulunuyor.
Bu karara öğrenci velileri itiraz etmiş.

İtirazlara bakan 1. Ordu Mahkemesi, 14 Mayıs 2010 tarihinde red kararı vermiş.
Mahkeme adli gözetimin kaldırılması talebini reddettiği kararda, şüphelilerin CD’lerinde yapılan bilirkişi incelemelerinde çocuk pornosuna dair resimler, eşcinsel pornosuna ait resimler tespit edildiği kaydediliyor.

Mahkeme halen devam ediyor.

Bu 11 DHO öğrencisinin GATA’ya sevk edilme sebepleri mahkeme kararında aynen şöyle ifade ediliyor: “İşledikleri eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadıklarının, eylem ile ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğini önemli derecede azaltan bir akıl hastalıklarının bulunup bulunmadığının ve askerliğe elverişli olup olmadıklarının belirlenmesi için GATA’da psikiyatri servisinde ADLİ GÖZLEM ALTINA ALINMALARINA, oy birliği ile karar verildi.”

Buyurun buradan yakın.
Ne bu şimdi?
“DHO’da ahlaksızlık” haberleri durduk yere atılmış birer iftiramıymış?
Vakit ve habervaktim olmayan rezaleti yaşanmış gibi yazmış, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı da bu olmayan rezaleti Vakit ve habervaktim'in yaşanmış gibi gösteren haberlerinden sonra kabul mü etmiş?

Ve bilmem ne askeri mahkemelerine konu sırf Vakit ve habervaktim öyle diyor diye mi intikal ettirilmiş!

***

Tüm bunlar Tuğamiral Ertürk’ün istifasının perde arkasını çok açık gösteriyor.
Kahramanlığa mı soyunmuş ne?
Ve iri medya organlarının Ertürk’ün istifasını nasıl hükümete karşı bir isyanmış gibi sunduklarını.

Gelinen noktada, bir kez daha düşünüyorum da.
İyi ki yapılmış bu haberler.
Yoksa DHO’daki bu ilişkiler örtbas edilmeye devam edilecek, çok değil 3-5 yıl sonra “bir eşcinselden kuvvet komutanı olur mu olmaz mı”yı tartışacaktık belki de.
Aynı gazeteler de hep bir ağızdan “insan haklarından” dem vurarak, “neden olmasın”a getirecekti lafı.
İstediğiniz bu mu beyler?
Türk ordusunu bir Hollanda ordusuna, bir Belçika ordusuna mı benzetmeye çalışıyorsunuz?
Kusura bakmayın ama bu millet buna asla izin vermez.
“İnsan hakları savunuculuğunuz” depreşti ise, bu enerjinizi TSK’daki yargısız ihraçlar için sarf edin. aktifhaber

Şırnak'ta, askerin şakalaştığı çocuk yaralandı
16:55 - Şırnak'ın Kumçatı beldesine bağlı İkizce köyünde meydana geldi. İddialara göre arkadaşları ile birlikte İkizce Taburu'nun karşısında oynayan Ahmet A.'yi, (12) nizamiyedeki askerler sevmek ve biraz şakalaşmak için yanlarına çağırdı. Ahmet A. nizamiyedeki askerlerle nizamiye önünde konuşurken nizamiye önünde nöbet tutan bir askerin elindeki silahın yanlışlıkla ateş alması sonucu küçük çocuk vücuduna aldığı kurşunla yaralandı. 21.11.2010 ŞIRNAK netgazete



Aksaz kampında canına kıyan Albay, toprağa verildi

15:00 - Muğla'nın Marmaris ilçesindeki Aksaz Deniz Üssü'nde canına kıyan İstanbul Deniz Eğitim Merkez Komutanlığı'nda görevli Deniz Kıdemli Albay Cihat Kalfa (48) son yolculuğuna uğurlandı. Cenaze törenine Donanma Komutanı Oramiral Emin Murat Bilgel'in yanı sıra Balyoz soruşturması kapsamında ifade veren Koramiral Can Erenoğlu da katıldı. 18.08.2010 netgazete

Askeri Araç Devrildi: 2 Şehit

Kastamonu'da meydana gelen kazada, uzman çavuşlar Mevlüt Boyraz ve Ahmet Erdönmez şehit oldu.
22.08.2010

Kastamonu’da askeri aracın devrilmesi sonucu 2 asker şehit oldu, 4 asker yaralandı. Yaralı askerler kaza yerine sevk edilen ambulanslarla devlet hastanesinde tedavi altına alındı.

Kaza, Kastamonu- İnebolu karayolunun 7’inci kilometresinde meydana geldi. İnebolu’daki radar üssünden kente dönen Hava Radar Komutanlığı ait askeri araç, sürücünün yola çıkan bir köpeğe çarpmamak için direksiyon kırması üzerine takla attı. TRT


Balyoz sanığı, suç tarihinde ABD'de eğitimdeymiş

23 Ağustos 2010 "Balyoz Planı"nın parçalarından biri olduğu öne sürülen “Suga” Planı sanıklarından, Muharrem Nuri Alacalı'nın, sanık olmasına dayanak gösterilen belgeyi oluşturduğu tarihte ABD Deniz Komuta Koleji'nde eğitimde olduğu, iddialara konu edilen dönemde de Türkiye'ye hiç dönmediği öne sürüldü.
"Balyoz" davası sanıklarından İstanbul 1. Ordu eski Komutanı Emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın kızı ve damadı tarafından oluşturulan “Çetin Doğan ve Gerçekler” sitesi, Balyoz iddianamesinde yer verilen kimi kişi, kuruluş ve kavramların, delillendirildikleri tarihten sonraki yıllarda resmiyet kazandıkları ya da sahte olduğuna ilişkin iddialarını sürdürüyor.
Balyoz çerçevesindeki Suga Planı'nın 107 numaralı sanığı Muharrem Nuri Alacalı'nın 11 numaralı CD'deki bir belgeyi hazırladığı iddiasını ele alan site, 6 Ocak 2003 tarihli belgenin metadata bilgilerinde “şirket adı” yerinde “Dzkk” yani “Deniz Kuvvetleri Komutanlığı” ibaresinin geçtiğini, altında da Nuri Alacalı adının yazılı bulunduğunu bildirdi. Sitede Nuri Alacalı'nın 76 numaralı ek klasördeki sorgu tutanağında yer alan “Ben 2002 yılının Temmuz ayından 2003 yılının Haziran ayına kadar ABD'de Deniz Komuta Koleji eğitimine katıldım, o süreç içerisinde hiç Türkiye'ye dönmedim. Pasaport giriş çıkış kayıtlarımdan da bu husus açıkça anlaşılabilir” ifadesine yer verildi.
“Çetin Doğan ve Gerçekler” sitesi, “Nuri Alacalı, bu belgeyi üstverisinde görüldüğü tarihte, yani 6 Ocak 2003'te, yazmış olamayacağını pasaportu ve görev yazıları ile ispatladığına göre neden Balyoz sanığı olarak bulunuyor?” sorusunu ortaya atarken, belgenin metadatasının gerçeği yansıtmaması sorusunun da yanıtlanması istendi. Site şu iddialarda bulundu:
“Cevabı basit. Belgede sahtecilik var. Neden? Çünkü burada üç ihtimal var: 1.Belge Nuri Alacalı tarafından yazıldı ama üstverisinde (metadata, cd kimlik bilgileri) gözüktüğü gibi 6 Ocak 2003'te yazılmadı. 2.Belge 6 Ocak 2003'te yazıldı ama üstverisinde gözüktüğü gibi Nuri Alacalı tarafından yazılmadı. 3.Belge 6 Ocak 2003'te Nuri Alacalı tarafından yazılmadı. Her üç durumda da bu belgenin üstverileri gerçeği yansıtmıyor! Yani bu belgede sahtecilik var. Peki bu belge sahte ise, belgenin içinde bulunduğu 11 no.lu CD'deki diğer belgeler (Balyoz, Oraj, Sakal, Çarşaf, vs.) onların da üstverilerinde görünen kişiler tarafından ve görünen tarihlerde yazılmadığına dair – en azından – bazı şüphelerin doğması gerekmez mi? Ama savcılar olgular ne olursa olsun savlarından o kadar emin ki, bu sahtecilik bulgusu umurlarında değil. Ve Nuri Alacalı'yı hazırlamış olması mümkün olmayan bir belge üzerinden iddianameye sanık olarak koyuyorlar. Ya Nuri Alacalı'nın o tarihlerde ABD'de olduğunu belgelemiş olması? Savcılar Nuri Alacalı'nın ifadesinin kısa bir özetini vermelerine rağmen, bu olguya iddianamede hiç değinmiyorlar bile.” netgazete

Gölcük'ü 'Fuhuş Üssü' Yaptılar
25 Ağustos 2010

Asker ve bürokratlara 'fuhuş tuzağı' kuran çeteye yönelik soruşturmada, iddiaları kabul eden askerler, fuhuş için kadınları Gölcük Deniz Ana Üs Komutanlığı'na götürdüklerini itiraf etti.
Asker ve bürokratlara 'fuhuş tuzağı' kuran çeteye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında yabancı uyruklu kadınlarla ilişkiye girdikleri tespit edilen 61 subay-astsubay tespit edildi. Para karşılığında ilişkiye girdiklerini kabul eden bazı askerler, fuhuş için kadınları Gölcük Deniz Ana Üs Komutanlığı'na götürdüklerini itiraf etti

Asker ve bürokratlara 'fuhuş tuzağı' kuran çeteye yönelik Kocaeli merkezli operasyonda, liderliğini Mustafa D.'nin yaptığı şebeke çökertilmiş, aralarında askerlerin de bulunduğu 35 kişi gözaltına alınmış, 20'si tutuklanmıştı. Çetenin, oyuncaklar arasına yerleştirdiği kameralarla, Rusya'dan getirilen kadınlarla ilişkiye giren, asker, bürokrat, işadamı ve polisleri kaydettiği ortaya çıkmıştı.

Fuhuş şebekesiyle bağlantısı olduğu tespit edilen İ.S isimli bir albayın evinde bulunan bilgisayarlara el konulmuştu. Kurtköy'de oturan Deniz Harp Okulu öğrencilerin evlerinde de delil torbalarına konulmuş iç çamaşırları bulunmuş ve iç çamaşırlardan birinin H.M.Ş. isimli bir tümamirale ait olduğu iddia edilmişti. Ergenekon Savcısı Fikret Seçen'in yürüttüğü soruşturma kapsamında Merkez Komutanlığı'nda 90 askeri öğrenci ve subayın ifadesine başvuruldu.

ŞİFRELİ BELGELER AÇILIYOR

Ele geçirilen belgelerde isimleri geçtiği iddia edilen aralarında bir koramiralin de bulunduğu 4 amiralin bilgisine başvurulacak. Polis şifreli belgeleri açtıkça soruşturma da derinleşiyor. 61 subay-astsubayın, fuhuş çetesinin üyeleriyle ilişki içerisinde olduğu tespit edildi. Bu kişiler, geçtiğimiz günlerde Merkez Komutanlığı'nda ifade verdi.

Soruşturmada, askerlere 'Fuhuş yaptınız mı?' sorusu yöneltildi. Askerler önce fuhuş iddialarını yalanladı. Sorguya katılan polisler, ellerindeki telefon kayıtlarını okumaya başlayınca askerlerden itiraflar geldi.

Kayıtları gören bazı subaylar fuhuş yaptıklarını kabul ederek 'Sivil kadınlarla para karşılığında zaman zaman ilişkiye girdik' dedi. Sorguda, fuhuş yaptıklarını kabul eden askerlere; 'Fuhuşu nerede yaptınız?' sorusu yöneltildi. Bu soruya verilen cevap, sorguya giren yetkilileri şoke etti. Bazı askerler, fuhuşu, dikkat çekmemek için Gölcük'te bulunan Deniz Üs Komutanlığı'nın içerisinde yaptıklarını söyledi.

Kaynak: Akşam

Askerler En Çok Hangi Kitapları Okuyor?
28 Ağustos 2010
Fenerbahçe Orduevi'nin kitapçısındaki eserler, askerlerin son dönemde okumayı tercih ettikleri kitaplar hakkında ipuçları veriyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en önemli tesislerinin başında gelen Fenerbahçe Orduevi'nin kitapçısındaki eserler, askerlerin son dönemde okumayı tercih ettikleri kitaplar hakkında ipuçları veriyor.

AKP karşıtı kitaplara imza atan ve Ergenekon davasından ötürü cezaevinde bulunan Ergün Poyraz'ın son kitabı Takunyalı Führer Fenerbahçe Orduevi'nde en çok ilgi gören kitap.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan'ın tazminat davası açtığı Takunyalı Führer'i; Ercan Çitlioglu'nun Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'u anlattığı, "Orgeneral Başbuğ ile Tarih ve Gelecek" ve Balyoz soruşturmasında tutuklanan Emekli Org. Çetin Doğan'ın yaşadıklarını anlattığı, "Ateşi ve İhaneti Gördük" izliyor. aktifhaber

2 bin rakımlı yaylada iftar açtılar

16:12 - Iğdır Valisi Amir Çiçek, Vali Yardımcısı Hacı Uzkuç, İl Jandarma Alay Komutanı vekili Jandarma Yarbay Selçuk Boz ile birlikte 2 bin rakımlı Korhan Yaylası'nda ziyaret edip sorunlarını dinlediği yaylacılarla kıl çadırlarında birlikte iftar açtı. 28.08.2010 IĞDIR netgazete

Askerken kız yüzünden tartıştı, gözünden oldu

15:10 - KKTC'de vatani görevini yerine getirirken nöbet tuttuğu esnada 'kız meselesi' yüzünden daha önce tartıştığı ve aynı birlikte askerlik yaptığı bir kişinin silahlı saldırısına uğrayan 19 yaşındaki Erkay Yıldız artık göremiyor. Sağlık sorunları nedeniyle uçak ve gemiye binemeyen genç, tedavi için geldiği Türkiye'de kalacak yeri olmadığı için annesi ve kardeşiyle parklarda yatıp kalkıyor. 28.08.2010 MERSİN netgazete

İnternet Andıcında Flaş Gelişme

01 Eylül 2010
Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz tarafından yürütülen "İnternet Andıcı" soruşturmasında flaş gelişme...
Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz tarafından yürütülen "İnternet Andıcı" soruşturmasında "terör örgütü üyesi" oldukları gerekçesi ile şüpheli olarak ifadeye çağırılan Genelkurmay Adli Müşaviri Hıfzı Çubuklu'nun da aralarında bulunduğu 4 generalin ifadesi talimatla alınacak.

"İrtica ile Mücadele Eylem Planı" belgesinin orijinalini Ergenekon savcılarına gönderen isimsiz subayın ikinci ihbar mektubu ile ortaya çıkan "İnternet Andıcı" soruşturmasında, Genelkurmay'ın kara propaganda yapmak ve hükümeti yıpratmak için internet siteleri kurduğu ve bunları işlettiği iddia edilmişti.

Eski 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız, "Balyoz" davası sanığı olan Kuzey Deniz Saha Komutanı Mehmet Otuzbiroğlu'nun da aralarında bulunduğu 10 kişi şüpheli sıfatıyla ifade verdikten sonra serbest kalmıştı. Soruşturma kapsamında Korgeneral İsmail Hakkı Pekin (Andıçta Genelkurmay İstihbarat Başkanı), Korgeneral Mehmet Eröz (Andıçta Genelkurmay Harekat Başkanı), Tümgeneral Hıfzı Çubuklu (Andıçta Genelkurmay Adli Müşaviri), Tümgeneral Mustafa Bakıcı (Andıçta Bilgi Destek Daire Başkanı) şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmıştı.

Ancak adı geçen generaller soruşturma savcısı Zekeriya Öz'e sağlık raporu göndererek ifade vermeye gelmemişti. Soruşturma kapsamında ismi geçen 4 generalin ifadesinin talimatla alınmasına karar verildi. aktifhaber

04 EYLÜL 2010
Askeri araç devrildi: Bir onbaşı öldü

Diyarbakır-Silvan karayolunun 40. kilometresinde personel taşıyan zırhlı aracın devrilmesi sonucu Jandarma Komando Onbaşı Akın Sevli (20) hayatını kaybetti.
haber1001

Taşlı saldırıya uğrayan uzman çavuş ateş açtı
9 Eylül 2010
HAKKARİ - Hakkari'de sivil aracıyla geçtiği sırada, göstericilerin taşlı saldırısına uğrayan uzman çavuşun açtığı ateşte, 1 kişi yaralandı.

Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde, 9 PKK'lının öldürülmesinin ardından kentin değişik mahallelerinde biraraya gelen gruplar, yola barikat kurup ateş yaktı.

Bu sırada ailesinin de içinde bulunduğu özel aracıyla Keklikpınar Mahallesi'nden geçen ve taşlı saldırıya uğrayan uzman çavuş, ateş açtı. Açılan ateş sonucu, kafasına kurşun isabet eden ve kimliği henüz belirlenemeyen 13 yaşındaki bir çocuk yaralandı. haber1001

"Oğlun geldi anne" diye sarılıp elini öptüler

17:15 - Edirnekapı Şehidliği'ne sabahın erken saatlerinde gelmeye başlayan aileler, oğullarının mezarlarını suladı, çiçekler koydu ve dua etti, kabir taşlarındaki fotoğrafları öperek, hasret gidermeye çalıştı. Elâzığ Karakoçan'da şehid olan Jandarma Başçavuş Dursun Bakan'ın annesi Hanım Bakan'ı gören askerler, "Oğlun geldi anne" diye sarılıp elini öptüler, duygulanan şehid annesi, gözyaşlarını tutamadı. 09.09.2010 İSTANBUL netgazete

Garnizon komutanı AK Partili vekille bayramlaşmadı
16:50 - Şırnak'ın Cizre ilçesindeki resmi bayramlaşma töreninde, Garnizon Komutanı Kurmay Albay Recep Özdemir, AK Parti Şırnak milletvekili Abdullah Veli Seyda ile bayramlaşmadan törenden ayrıldı. Garnizon Komutanlığı ve tank taburunda yapılacak olan bayram ziyareti ise iptal edildi. Programın iptal nedeni belirtilmezken, BDP'li Belediye Başkanı Mehmet Saçı da kaymakamlığın düzenlediği törene katılmadı. 09.09.2010 ŞIRNAK netgazete

Askeri araç kaza yaptı: 4 asker yaralı
11 Eylül 2010 Sivas'ın Hafik ilçesinde askeri araç ile traktörün çarpışması sonucu 4 asker yaralandı.

Alınan bilgiye göre, Tozanlı Vadisi köylerinden devriye görevinden dönen askerleri taşıyan ''758090'' plakalı zırhlı araç, Doğanşar-Hafik yolunun Özen köyü çıkışındaki virajda, karşı yönden gelen İlyas İçli yönetimindeki 58 ET 046 plakalı, saman yüklü traktörle çarpıştı.

Çarpışmanın etkisiyle askeri araç, yan devrildi. Kazada, araçta bulunan biri uzman çavuş, 4 asker yaralandı. Yaralanan askerler, Hafik Hacı Esma Kocacık İlçe Hastanesi'ndeki ilk müdahalenin ardından Sivas Asker Hastanesi'ne sevk edildi haber7

İzne çıkan asker denizde boğuldu
11 Eylül 2010 Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinde çarşı iznine çıkan asker Eskişehir'den gelen ailesiyle Hamzakoy mevkisine gitti. Kız kardeşi ve asker arkadaşıyla denize giren asker, dalgalı denizde boğularak hayatını kaybetti.


Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinde, bir asker denizde boğuldu.

Alınan bilgiye göre, 18. Mekanize Piyade Tugay'da askerlik görevini yapan Semih Koşucu (20), çarşı izninde, Eskişehir'den gelen ailesiyle Hamzakoy mevkisine gitti.

Burada kız kardeşi ve asker arkadaşıyla denize giren Koşucu, dalgalı denizde gözden kayboldu. haber7

Ajan hayat kadınları komutanları avladı

12 Eylül 2010 İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından, çok sayıda general, amiral ve üst düzey bürokratı ağına düşüren fuhuş çetesine yönelik gerçekleştirilen operasyonlara ilişkin önemli ayrıntılar ortaya çıkmaya devam ediyor. Kadıköy Hasanpaşa'daki fuhuş evinde yapılan aramada ele geçirilen bilgiler ışığında derinleştirilen operasyonda çete adına çalışan hayat kadınlarından bazılarının yabancı istihbarat birimleri adına hareket ettiği tespit edildi. Devreye sokulan istihbarat birimleri çete için çalışan yabancı uyruklu hayat kadınlarından bazılarının Türkiye'yi terk ettiğini tespit etti. Bu kadınlardan 3'ünün sahte kimliklerle Türkiye'ye giriş yaptığı ve bir ülkenin istihbarat örgütü adına hareket ettikleri öğrenildi. Üç hayat kadınının Türkiye'de bulundukları süre içinde üst düzey temasta bulunduğu ortaya çıktı. Fuhuş evinde bulunan "İrtibata Geçilmiş Bilgi Kaynağı" isimli dosyada istihbarat birimleri ile bağlantılı olduğu tespit edilen 3 hayat kadını bazı komutanlarla birlikte eşleştirilmiş. Kadınların özellikle üst düzey subaylardan B.B, Z.S, M.T., A.T., C.Ü., A.K, S.E. S.Ç. , H.Ö., A.A. G.Ç., O.H., A.D., F.K. , A.S. , C.A., K.E. , Ş. A., E.A., A. T., R.O., ile birlikte oldukları tespit edildi. '

UZAK UFUK PROJESİ' EVDE

Sabah gazetesinin haberine göre; İstanbul ve Kocaeli'ndeki fuhuş evlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen belgelerin Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehlikeye düşürecek çok önemli askeri sırlar içerdiği belirtildi. Ele geçirilen belgeler arasında Türkiye'nin ve özellikle Deniz Kuvvetleri Araştırma Merkezi Komutanlığı tarafından yürütülen kritik savunma projelerine ilişkin çok önemli belgeler bulundu. Belgeler arasında Ege Denizi'ndeki her hareketi yakın takibe alan "uzun ufuk projesi"nin yanı sıra Gemi Entegre Savaş İdaresi Sistemi (GENESİS) projesi, deniz hava projeleri, radar sistemlerine ilişkin bilgiler ve tatbikat senaryolarının yer aldığı tespit edildi.netgazete

Malatya'da freni boşalan askeri araç, apartmana girdi
15 Eylül 2010
Malatya'nın Cemal Gürsel Mahallesi'ndeki TOKİ toplu konutları yakınında freni boşalan askeri servis aracının apartmana girmesi sonucu ilk belirlemelere göre bir asker öldü, çok sayıda kişi yaralandı.aktifhaber

Fethiye'de kaza: 2 asker öldü
16 Eylül 2010
Antalya - Fethiye karayolunda meydana gelen trafik kazasında, Fethiye'nin Seki Beldesi Jandarma Karakol Komutanı Başçavuş Tamer Güzelcan ile aynı karakolda görevli Uzman Çavuş Bekir Cebeci ve 1 sivil vatandaş hayatını kaybetti.
haber1001

Bir asker daha intihar etti
21 Eylül 2010
Mardin'in Midyat ilçesine bağlı Kutlubey karakolunda bir asker çenesine dayadığı G-3 piyade tüfeğiyle intihar etti.

Kutlubey karakolunda gece 02.00 nöbetine giden İhsan Eşkin, çenesine dayadığı G-3 silahıyla intihar etti. İntihardan önce not bırakan asker, "Aileme intihar ettiğimi söylemeyin, başka bir sebep söyleyin." yazdığı belirtiliyor. haber10

Deniz Yüzbaşı lojmanda canına kıydı
00:10 - Heybeliada Deniz Lisesi Komutanlığında görevli Deniz Yüzbaşı D.İ, lojmanda tabancayla intihar etti. Askeri savcılık olayla ilgili soruşturma başlattı. Yüzbaşı D.İ'nin cesedi, otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumuna kaldırıldı. 23.09.2010 İSTANBUL netgazete

Askerin Ölüm Nedeni "Bitişik Atış"
26 Eylül 2010
Olayda yaşamını yitiren er Hakan Selekkaya'ya İzmir Adli Tıp Kurumu'nda otopsi yapıldı. İşte o rapor...
Aydın'ın Söke ilçesindeki askerlik şubesinde, dün gece meydana gelen olayda, Hakan Selekkaya'nın ''bitişik atış'' sonucu vücuduna isabet eden 2 kurşunla yaşamını yitirdiği belirlendi.

Olayda yaşamını yitiren er Hakan Selekkaya'ya İzmir Adli Tıp Kurumu'nda otopsi yapıldı. Yapılan incelemede, ''bitişik atış'' yapılarak Selekkaya'nın göğüs altından 2 kurşun girdiği ve sırtın bel üstünden tek çıktığı belirlendi. Uzmanlar, ''bitişik atış''ın silahın vücuda dayanarak ateşlendiği anlamına geldiğini, kurşunların yan yana girerek yine aynı şekilde vücuttan çıkmasının da silahın ''seri atış'' konumunda olduğunu ortaya koyduğunu belirtirken, ''intihar'' ihtimalinin yüksek olarak değerlendirildiğini kaydetti. aktifhaber

Dönmez'e Bir Dava Daha
29 Eylül 2010

Genelkurmay Askeri Savcılığı, Sapanca ve Ankara'daki evinin yanı sıra Zir Vadisi'nde sakladığı cephanelik nedeniyle hapis cezasına çarptırılan Yarbay Mustafa Dönmez hakkında 'şantaj'dan bir iddianame daha hazırladı. Dönmez, kadın askeri personele kasetle şantaj yapmakla suçlanıyor.

Genelkurmay Askeri Savcısı Binbaşı Yaşar Yüce, Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nin Yarbay Mustafa Dönmez hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine başlattığı soruşturmayı tamamladı. Genelkurmay Askeri Mahkemesi'ne sunulan iddianamede, Dönmez hakkında "Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunmaktan" 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

DURUŞMALAR KAPALI OLSUN

İddianamede ayrıca, Dönmez'den ele geçen görüntü kayıtlarının niteliğinin dikkate alınarak, genel ahlak kuralları uyarınca duruşmaların kapalı yapılması da talep edildi. Dönmez'in ceza aldığı Genelkurmay Mahkemesi'ndeki yargılaması sırasında aynı görüntüler gündeme gelmiş, Dönmez'in eşi görüntüleri izlemek istemiş ancak daha sonra Mustafa Dönmez'in ısrarı üzerine salondan çıkarılmıştı.

İLİŞKİYİ KASETE ÇEKTİ

Askeri savcının hazırladığı iddianamede, Yarbay Dönmez'in Sakarya'da görevli bulunduğu sırada kadın Astsubay Z.K ile arkadaşlık kurduğu, bu süreçte cinsel ilişki görüntülerini kaydettiği belirtildi. Z.K ile ilişkilerinin sona ermesi sonrasında Astsubay M.A ile evlendiği belirtilen iddianamede, Dönmez'in Temmuz 2008-Aralık 2008 dönemleri arasında sık sık telefonla şantaj yaptığı ifade edildi. İddianamede, "Mağduru telefonla arayarak, kendisiyle ilişkisini sürdürmemesi halinde bunları açıklayacağı, bunları nişanlısına ya da başkalarına göstereceği, kendisini rezil edeceği şeklinde beyanda bulunmuştur" denildi. aktifhaber

İntihar süsü veren asker teslim oldu
3 Ekim 2010
İntihar süsü vererek kaybolan asker Giresun'da teslim oldu.

Isparta Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı'nda vatani hizmetini yaparken intihar süsü vererek firar eden asker O.K. (20), Giresun'da polise teslim oldu.

Üç gün önce O.K. askerlik yaptığı birliğinden firar etti. Eğirdir Gölü kenarında O.K.'ya ait olduğu belirlenen ve içerisinde intihar ettiğini belirten pusula bulunmuş, bunun üzerine gölde ve çevresinde kendisini arama çalışmaları başlatılmıştı. habertaraf

Eşinin öldüğünü sanan astsubay intihar etti
04 Ekim 2010 Kocaeli'de temizlediği sırada ateş alan tabancasından çıkan kurşunun isabet ettiği eşinin öldüğünü zanneden astsubay intihar etti.

Alınan bilgiye göre, Değirmendere Merkez Mahallesi Müfit Saner Caddesi'nde bir evde yaşayan Deniz Motorize Astsubay Başçavuş Suat Yerlikaya'nın temizlediği tabancası henüz belirlenemeyen nedenle ateş aldı.

Tabancadan çıkan kurşun, Suat Yerlikaya'nın eşi Cevriye Yerlikaya'nın başına isabet etti.

Kanlar içinde yere yığılan eşinin öldüğünü zanneden Yerlikaya, tabancayla başına ateş etti.

Ağır yaralanan Yerlikaya çifti, Gölcük Asker Hastanesine kaldırıldı.

Suat Yerlikaya müdahaleye rağmen kurtarılamadı, haber7

'Amirallere suikast' iddiasını soruşturan askeri savcılık delil bulamadı...
05 Ekim 2010
'İki amiri öldürmeye teşebbüs' suçlamasıyla Poyrazköy davası sanıkları teğmenler Faruk Akın ve Sinan Efe Noyan hakkında askeri savcılık tarafından yürütülen soruşturmada takipsizlik kararı verildi.

Poyrazköy davası ile birleştirilen 'Amirallere suikast davasının tutuklu sanıkları teğmenler Faruk Akın ve Sinan Efe Noyan hakkında Gölcük Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı'nca 'İki amiri öldürmeye teşebbüs' ve 'Askeri eşyayı gizlemek' suçlamasıyla başlatılan soruşturma tamamlandı.

Savcılık kararında, teğmenler Faruk Akın ve Sinan Efe Noyan'ın, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile şimdiki Deniz Kuvvetleri Komutanı Ormairal Eşref Uğur Yiğit'e yönelik suikast düzenleyeceklerine ilişkin hiçbir delilin bulunamadığını belirtildi. Teğmenler hakkındaki 'askeri eşyayı gizlemek' suçuna ilişkin de delil bulunamadığı kaydedildi.

Gölcük Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı, iki suçlamaya yönelik 'delil bulunamadığını' belirterek takipsizlik kararı verdi. aktifhaber

Kışlada çifte cinayet
06 Ekim 2010
Datça'daki Hava Radar Mevzi Komutanlığında görevli askerlerden A.K.'nın henüz belirlenemeyen bir nedenle ateş açtığı olayda aynı birlikte görevli Ömer Canca ve Tevfik Cebeci yaşamlarını yitirdi. Yaşamını kaybeden askerlerin İzmir Adli Tıp Kurumu'na götürüldüğü öğrenildi. haber1001

2. Hudut Taburu Komutanlığı'nda Patlama: 6 Asker Yaralı
07 Ekim 2010
Mardin'in Nusaybin ilçesinde 2. Hudut Taburu Komutanlığı'nda boya badana işlemi sırasında meydana gelen patlamada 1'i ağır 6 asker yaralandı. Ed
MARDİN (CİHAN) -
Edinilen bilgiye göre, 2. Hudut Tbur Komutanlığı Korgeneral Kenan Dalbaşar Kışlası'nda boya badana yapılması sırasında patlama meydana geldi. Patlamada biri ağır 6 asker yaralandı.

Yaralılar, Nusaybin Devlet Hastanesinde tedavi altına alındı. Ağır yaralanan askerlerden Ferhat Bolat (22), askeri helikopterle Diyarbakır Asker Hastanesine sevk edildi.aktifhaber

Emekli astsubaylardan özlük hakları eylemi
17:30 - Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği üyeleri, Celal Bayar Caddesi'nde toplandı. Ellerinde taleplerini içeren pankartlar, Türk bayrakları ve Atatürk fotoğrafları taşıyan kalabalık grup, marşlar eşliğinde Abdi İpekçi Parkı'na kadar yürüdü. Buradaki mitingde konuşan TEMAD Genel Başkanı Mustafa Erol, yaş ortalaması 60 olan binlerce emekli astsubay ve yakınının özlük haklarının iyileştirilmesini istedi. 09.10.2010 ANKARA netgazete

İntihar eden Teğmen toprağa verildi
İstanbul Maltepe Cezaevi'nde, beylik silâhı ile canına kıyan Muğlalı Teğmen Mustafa Can(25),toprağa verildi. 11.10.2010 Sıradışı

POYRAZKÖY'DE 4 TEĞMENE TAHLİYE
15 Ekim 2010
''Kafes Eylem Planı'' ve ''Amirallere Suikast'' davalarının birleştirildiği, Poyrazköy'de yapılan kazılarda ele geçirilen mühimmata ilişkin davada, teğmen olan tutuklu sanıklar Alperen Erdoğan, Burak Düzalan, Yakut Aksoy ve Tarık Ayabakan tahliye edildi.

Poyrazköy davasında tutuklu 4 teğmen tahliye edildi. Mahkeme, Poyrazköy'de ele geçirilen mühimmata ilişkin ek klasörlerde yer alan ihbar mektupları, olay yeri tespit tutanakları, arama ve el koyma tutanaklarında imzaları olan görevlilerin tanık olarak dinlenmesine karar verdi.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmaların ardından duruşmaya ara verildi. Aranın ardından mahkeme kararları açıkladı. Soruşturma sürecinde tanık olarak dinlenen 13 tanığın duruşmada dinlenilmesi yönündeki taleplerin daha sonra düşünülmesini kararlaştıran mahkeme, 'Amirallere suikast' iddialarına ilişkin davanın iddianamesindeki ek klasörlerde yer alan ihbar mektupları, yakalama tutanakları, arama ve el koyma tutanaklarında imzaları olan görevlilerin çağrılıp dinlenmesine daha sonra karar verilmesine hükmetti.

Mahkeme heyeti, 1 nolu CD ve 3 nolu DVD ile ilgili daha önce emniyet müdürlüğü ve TÜBİTAK tarafından hazırlanan bilirkişi raporlarında, 'Data stash' ve iddia konusu Kafes Eylem Planı'nın varlığından söz edildiği halde, 26 Ağustos 2010'da bilirkişi Yılmaz Çankaya tarafından mahkemeye sunulan bilirkişi raporu ve sanık avukatlarınca özel bilirkişilere yaptırılan inceleme raporlarında söz konusu belgelerin CD ve DVD'de bulunmadığının belirtildiğini hatırlattı. Bilirkişi Yılmaz Çankaya'nın sanık Tarık Ayabakan'a ait olduğu iddia edilen flaş belleğiyle ilgili raporunda da alınan imajların medyanın bire bir kopyası olamayabileceğinden adli analiz için kullanılamayacağından bahsedildiğini belirten mahkeme, TÜBİTAK'tan oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyeti tarafından dosyadaki tüm raporlar da eklenerek yeniden rapor istenmesine ve raporlar arasındaki çelişkinin izahının yapılmasının istenmesine karar verdi.

Heyet, bilirkişilerin tanık olarak dinlenmesi yönündeki taleplerin ise bilirkişi raporlarının dosyaya ibraz edilmesinden sonra değerlendirilmesini kararlaştırdı. Duruşmaların Silivri'deki duruşma salonunda yapılması talebi tüm sanıkların savunmalarının alınmış olması nedeniyle reddedildi.

Kafes Eylem Planı ile ilgili rapor henüz savcılığa sunulmadan sanıklardan Eren Günay'a soruşturma savcılığına ifade vermesi sırasında, bu konuyla ilgili soru yöneltilmesi hususunda soruşturma savcılığından izahat istenmesine de karar verildi.
habertaraf

Ölen askeri lise öğrencisi toprağa verildi
16 Ekim 2010
Göğsüne futbol topu çarpması sonucu ölen askeri lise öğrencisi toprağa verildi.

Bursa'da göğsün
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Pts Ksm 22, 2010 12:12 am tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2382
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cmt Ekm 16, 2010 1:07 am    Mesaj konusu: Şehit Cenazesinde Kadın Subay Da Saf Tuttu Alıntıyla Cevap Gönder

Utanmıyor musunuz?
Açık İstihbarat
27.10.2010



Askerinizin başına çuval geçirildiğinden iki gün sonra askerinizi başına çuval geçirenleri Genelkurmay Karargahında izzet-i ikram yaptınız.

Askerinizin başına çuval geçiren ülkenin büyükelçiliğindeki kurtuluş günü etkinliğine askeri bando yolladınız...

Askerinizin başına çuval geçiren ülkenin devlet başkanının korumalarına kontrol etmeleri için avucunuzu açtınız (Bkz. Bush'un Ortaköy konuşması)

"Ergenekon" sürecindeki o "müthiş" duruşunuzu saymıyoruz bile.

Ve şimdi karargahınıza yapılan operasyonu medya "FUHUŞ OPERASYONU" diye veriyor.

Bu gidişle siz Taraf'ı bile karargahta ballı börek ağırlayıp, Rasim Ozan Kütahyalı'nın heykelini dikersiniz.

Ne oldu o sizin "Türk ordusunun şerefini korumak" adına 3-5 bin kişinin okuduğu web sitelerine 301'den dava açarken ki cevvalliğinize...

Elinizi tutan mı var? Aklınıza mühür mü vurdular? Vicdanınızı kor çelikle mi körelttiler?

Üzerinizdeki taşıdığınız üniforma, hayatınızı adadığınız karargah, "FUHUŞ" kelimesi ile yanyana getirilirken sergilediğiniz bu sessizliğe bakılırsa Beşiktaş'ın havası size hiç yaramadı.

Üzerinde bir gömlek, bir pantalondan başka bir şeyi olmayanlar kurban edilirken bu sürece Türk Ordusu'nun üniforması ile Alman endüstrisinin Audi'si arasında yapacağınız tercih bellidir aslında
ama üniforma kadar içindeki de önemli çoktan anlaşıldığı üzere.

Analize, büyük lafa gerek yok. Tek bir soru var cevaplamanız gereken....

UTANMIYOR MUSUNUZ?

Gerisi laf-ı güzaf!

Açık İstihbarat

Şehit Cenazesinde Kadın Subay Da Saf Tuttu

15 Ekim 2010
Tunceli Ovacık'ta girdiği çatışmada şehit düşen Jandarma Komando Onbaşı İbrahim İşcan son yolculuğuna uğurlandı. Cenaze namazı kılan erkek meslektaşlarının arasında saf tutan kadın subay dikkat çekti. Onbaşı İbrahim İşcan son yolculuğuna uğurlandı. aktifhaber

Teskeresine üç gün kalan asker intihar etti
21 Ekim 2010
Hakkari'in Yüksekova İlçesi Kamışlı Karakolu'nda vatani görevini yapmakta olan 1989 doğumlu Vural Erginkan teskeresine üç gün kala intihar eti.

Konya'nın Cihanbeyli İlçesi Yeniceoba Kasabası Eski Mahale'sinde oturan Erginkan ailesi aldığı acı haberle yıkıldı. İntihar olayı Hakkari Yüksekova İlçesi Kamışlı Karakolunda meydana geldi. Asker arkadaşı Nezir G.'nin anlattığına göre olay şöyle meydana geldi; "Akşam geç saatlere kadar birlikte eğlendik. Teskeresi dolacağı için çok mutlu olduğunu söyledi. Hiç bir sorunu yoktu, gayet neşeli ve sakindi. Gece yatıktan sonra sabah saat 06:30 da silah sesiyle uyandık ve Vural Erginkan'ın yatakhanede kendi silahıyla intihar etiğini gördük. Hemen komutanlara durumu haber verdik." habertaraf

Ölen askeri lise öğrencisi toprağa verildi
16 Ekim 2010
Göğsüne futbol topu çarpması sonucu ölen askeri lise öğrencisi toprağa verildi.

Bursa'da göğsüne futbol topunun çarpması sonucu hayatını kaybeden askeri Bursa Işıklar Askeri Hava Lisesi öğrencisi Ömer Özgül (16), Malatya'da toprağa verildi.
habertaraf

Tespit tutanağı cinayet diyor
20 Ekim 2010
Şüpheli uçak kazasında hayatını kaybeden Orgeneral Eşref Bitlis'in ekibinden Albay Kazım Çillioğlu'nun intihar denilerek kapatılan ölümüyle ilgili sivil savcılığın tespitleri cinayet şüphesini güçlendirdi. Yeni Şafak'ın ele geçirdiği savcılık raporu, sağ eliyle intihar ettiği belirtilen albayın, kullandığı silahın solunda bulunduğunu ortaya koydu

Önder DELİGÖZ'ün haberi

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde şaibeli subay ölümlerinin gerçekleştiği 90'lı yıllarda 'intihar etti' diye rapor tutulan eski Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Albay Kazım Çillioğlu dosyasıyla ilgili cinayet şüphesi güç kazandı. Orgeneral Eşref Bitlis'in albaylarından Kazım Çillioğlu için hazırlanan çelişkili otopsi raporu ve 'oldu-bitti' dedirten askeri soruşturmanın ardından kapatılan dosyanın seyrini değiştirecek sivil savcılık raporuna cinayeti işaret eden bilgiler yeralıyor.
SİLAH ALBAYIN SOLUNDAYDI

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından öldürüldüğü söylenen Albay Çillioğlu'nun Tunceli il Jandarma Alay Komutanlığı'ndaki lojmanında 03.02.1994 tarihinde ölü bulunmasıyla ilgili ilk incelemeyi Tunceli Cumhuriyet Savcısı Mehmet Taştan yaptı. Sivil savcı, Çillioğlu'nun lojmanındaki son durumu 'Olay Yeri Tespit Tutanağı'na geçirdi. Yemek masasına ait bir sandalyenin tuvalet masasına yaklaştırıldığını kayda geçen savcı, "Cesedin sırt üstü yatar halde olduğu, sol nahiyede kurulu vaziyette 14'lü Belçika Brovning marka tabancaya rastlandı" tespitini yaptı.

SAĞ ELDEKİ SİLAH SOLA DÜŞMEZ

Aynı gün tugay revirinde yapılan otopsi sonrası hazırlanan raporda Çillioğlu'nun ölümüne sebep olan kurşunun sağ kulağın üst tarafından girip sol arka tarafından çıktığı bilgisi yer aldı. Kendi kafasına sağ taraftan ateş eden birinin elindeki silahın cesedin sol yanında bulunması, albayın solak olmadığını belirten Çillioğlu ailesindeki 'cinayet' şüphesini iyice güçlendirdi.

ASKERİ SAVCI KURŞUNU ÜÇ GÜN SONRA BULDU

Sivil savcı, Çillioğlu'nun ölümüyle ilgili soruşturmayı olaydan 1 gün sonra askeri savcıya devretti. Olayla ilgili incelemelerini yürüten askeri savcı, 'Kovuşturmaya gerek yoktur' raporuna Çillioğlu'nun ölümüne sebep olduğu sanılan silahın yerdeki konumuyla ilgili hiçbir bilgi kaydetmedi. Oğul Gökhan Çillioğlu, askeri savcının yaptığı incelemeyle ilgili aklındaki soru işaretlerini şöyle dile getirdi: "Sivil savcının bulamadığı çekirdeği askeri savcı 3 gün sonra bir şekilde bulmuş. Fakat altını özellikle çizmek isterim ki ölümden sonra babamın silahı zaten kendilerindeydi."

BARUT VE PARMAK İZİ NEDEN YOK?

Albay Çillioğlu'nun ölümüyle ilgili Kara Kuvvetleri Komutanlığı 8. Kolordu Komutanlığı Elazığ Askeri Savcılığı tarafından karara bağlanan 22.02.1994 tarihli 'Kovuşturmaya gerek yoktur' belgesi söz konusu silah ve mermi çekirdeğiyle ilgili çarpıcı bir detay içeriyor. Albay Çillioglu'nun silahı, sadece çalışıp çalışmadığı yönüyle incelenmiş. Askeri savcının pencere pervazından çıkardığı çekirdeğin incelemesi ise sadece aynı silahtan çıkıp çıkmadığı şeklinde yapılmış. Kriminial incelemesinin eksik yapıldığından şikayet eden Çillioğlu ailesi ise şu soruyu soruyor: "Savcı ve pratisyen doktorların çıplak gözle görebildiği barut izleri, silahtaki parmak izi, çekirdekteki doku örnekleri neden kriminal raporunda yok?"

KATİL DETAYLARI GÖZDEN KAÇIRMIŞ

Albay Kazım Çillioğlu'nun oğlu Gökhan Çillioğlu, sivil savcının hazırladığı tutanakta silahın 'cesedin sol yanında' bulunduğu bilgisiyle ilgili "Bu durum sağ eliyle kafasına sağ taraftan ateş eden birinin yere düştükten sonra silahının sol tarafa düşmesi gibi tamamen imkansız bir durum. Bu belge, babamı öldürenlerin olayı intihar gibi göstermek isterken bazı detayları gözden kaçırdıklarının delilidir" şeklinde konuştu.

ŞiFRE 'MEŞGUL SESi'

Gökhan Çillioğlu, babasını lojmanda sorgulayıp öldürenlerin, dışarıdakilere telefon aracılığıyla mesaj gönderdiğini söyledi. Askeri savcılık tarafından hazırlanan 'Kovuşturmaya gerek yoktur' raporunda geçen "(...) şoför ve habercinin saat 15.00 sıralarında müteveffayı telefonla aradıkları, ancak ulaşamadıkları" şeklindeki ifadelere dikkati çeken Gökhan Çillioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Babamın telefonla arandığı ve telefonun uzun uzun çaldırılmasına rağmen cevap alınamadığı tespiti yapılmış. Fakat sivil savcının saat 16.00'dan sonra hazırladığı tutanakta babamın telefonunun açık halde bulunduğu bilgisi var. Yani telefonun normal şartlarda meşgul çalması lazım. Yani öğle saatlerinde ölen biri nasıl olur da yerinden kalkıp 16.00'da telefon ahizesini açar?" Gökhan Çillioğlu, bu soruya şöyle cevap verdi: "Bence bu mesaj dışarıdaki hainlerle kurulan bir irtibat."

İntihar değil konuşma notuydu

Albay Çillioğlu'nun ölümü sonrası lojmanındaki masasının üzerinde 'Bu Türklüğün var olma mücadelesidir. Bir an önce ve mutlaka geniş kapsamlı düşünmeliyiz' yazılı bir not bulunduğu resmi kayıtlarda yer aldı. Gökhan Çillioğlu, intihar notu olarak lanse edilen bu ifadeyi Albay Çillioğlu'nun ölümünden bir gün önce çavuşlara yaptığı konuşmada kullandığını belirtti. Çillioğlu, bu bilginin 'Kovuşturmaya gerek yoktur' belgesine girmeyen er ifadelerinde de yer aldığınıkaydetti.

Namaz kılan insan eve postalla girmez

Babasının ölümü sonrası ayaklarında postallarının bulunduğunu ifade eden Gökhan Çillioğlu, "Babam namaz kılardı. Namaz kılan biri evine postallarıyla girmez" diye konuştu. Babasının namaz kıldığını olayla ilgili alınan ifadelerinden de anlaşılabileceğini anlatan Gökhan Çillioğlu, "Erlerden biri, ifadesinde babamın vefatından sonra yaptıklarını anlatırken seccadesinden bahsediyor" diye konuştu. Gökhan Çillioğlu, babasının intihar ettiği iddiasına kesinlikle inanmadıklarını ifade ederek "Babam maneviyatı olan bir insandı, intihar edebilecek biri değildi" şeklinde konuştu.

YENİŞAFAK

'BAŞBAKAN'A HAKARET' DOSYASINA TAKİPSİZLİK
22 Ekim 2010

Başbakan'a hakaret ettiği iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılan dönemin Erzincan 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk hakkındaki dosyaya Kemaliye Cumhuriyet Savcılığı 'takipsizlik' kararı verdi.

Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyüne, 2 Mayıs 2008 günü gerçekleştirdiği ziyaret esnasında, Başbağlar sakinlerinden Necati Aydoğdu isimli vatandaşın iddiaları üzerine Başbakanlık, dönemin Erzincan 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Aydoğdu, Berk hakkındaki iddiasında, 'Başbakan'ın memleketi sattığını biliyor musunuz?' dediği yer alıyordu. İddianın basında çıkması üzerine Başbakan Erdoğan'ın avukatı Fatih Şahin, 'Kamu görevlisine hakaretten' dolayı 20 Temmuz günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştu.

Kemaliye Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Temel'in başlattığı soruşturma kapsamında Saldıray Berk başta olmak üzere Berk'in yanındaki 2 komutan ile tanıklar dinlenmişti. Saldıray Berk iddiaları reddetmişti. 21 Ekim'de ise Kemaliye Cumhuriyet Savcılığı dosyaya 'takipsizlik' kararı verdi. habertaraf

Anahtar Kelimeler: Saldıray Berk

Tuzla Piyade Okulu'nda patlama
23 Ekim 2010 Cumartesi 01:11
Tuzla'daki Piyade Okulunda akşam saatlerinde bir patlama oldu. Olayda, Muzaffer Kaya ile Vedat Başkuş adlı erler yaralandı.
Alınan bilgiye göre, Yaralı askerler, Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan müdahalenin ardından GATA Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. haber10

Askeriyede Casus Operasyonu

Fuhuş operasyonunda bulunan bir belge, Türkiye'yi sarsacak bir soruşturmaya dönüştü.

25.10.2010

Türkiye gün içinde çok önemli bir operasyona daha şahitlik etti. Fuhuş operasyonunda bulunan bir belge, Türkiye’yi sarsacak bir soruşturmaya dönüştü.
100 Yakın Adres Arandı, 35 Kişi Gözaltında
Savcı, askeri bilgileri sızdıran çeteyi çökertmek için harekete geçti. Operasyon 9 ilde aynı anda başladı. Askeri bilgilerin sızdırıldığı iddiasıyla 100’e yakın adreste arama yapıldı. 35 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında görevde bulunan üst rütbeli askerler de vardı. 7 isim için ise zorla getirilme talimatı verildi.

Fuhuş Operasyonu Casus Soruşturmasına Nasıl Dönüştü?
Bu soruşturmanın dayanak noktası yine farklı bir soruşturmaydı. Fuhuş operasyonu herşeyin başlangıcıydı. Operasyonla çok sayıda emekli ve muvazzaf subay gözaltına alınmıştı.

Birçok noktada yine aramalar yapılmıştı. Şantaj amaçlı saklanan çok sayıda cd ele geçirildi. Ve bu aramalarda bulunan bir belge her şeyi değiştirdi. Soruşturma genişledi ve askerde casus soruşturmasına dönüştü.

Savcının talimatıyla operasyon için düğmeye basıldı. Arama yapılan 100 adresin içinde askeri bölgeler de vardı. Bunların başında ve en kritik noktalardan biri, Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığıydı. Burası, istihbaratın toplandığı önemli bir nokta.

Ayrıca aramalardaki adreslere Deniz Kuvvetleri Karargahı da eklendi. Savcının şüphesi askeri bilgilerin dışarıya sızdırılmasıydı. Operasyon akşama doğru tamamlandı.

Gözaltına Alınanları Savcı Seçen Sorgulayacak
Şimdi soruşturmanın seyrinin nasıl şekilleneceği merak ediliyor. Bu sorunun cevabını en iyi bilen soruşturmayı yürüten savcı Fikret Seçen. Seçen, gözaltına alınan isimleri teker teker sorgulayacak. Eldeki yeni delilleri en ince ayrıntısına kadar inceleyecek. TRT

GENELKURMAY ELEKTRONİK SİSTEMLER DAİRE BAŞKANLIĞI KİMİ DİNLER?

25.10.2010 1
Savcı bugün Genelkurmay’ın Elektronik Sistemler Dairesi’nde arama yapıyor. Yani suç arıyor.
Odatv, bu Dairenin özelliklerini araştırdı.

Elektronik Sistemler Dairesi’nde her kuvvetten subay ve astsubay görev alıyor. Görevlerin çeşitliliği sebebiyle kuvvetler bir arada çalışıyor.

Temel görevleri denizde, havada, karada çevre veya tehditkar ülkeleri izlemek, dinlemek.
Bulgaristan, Yunanistan, Rusya, Suriye, İran vb. ülkelerin silahlı kuvvetleri nasıl konumlanıyor, nasıl hareket ediyor; bunu saptamak Elektronik Sistemler Dairesi’nin görevi. Ülke karasularına giren çıkan askeri ve ticari gemiler, hava sahasından uçan kuşlar vs. hepsi bu Daire tarafından izleniyor.
İstihbarat ve haberleşme amaçlı çalışan Daire, uydular ve büyük dinleme sistemleri kullanıyor. Envanterinde ne MİT’in ne de polisin sahip olacağı son derece gelişmiş cihazlar bulunuyor. Çanak antenlerin yönü ülke içine döndürülse takip edilemeyecek metrekare, kişi ya da kurum bulunmuyor.
Dairenin her kuvvet ve birlikte bir uzantısı bulunuyor. Komutanlığı icracı ve plancı olarak ikiye ayrılıyor. Bazı bağlı birliklerin adı Gizli Elektronik Servis.

İnsansız hava araçlarının kullanımı, tespitlerin raporlanması vs. bu Daire tarafından yerine getiriliyor.
Örneğin yarın öbür gün Amerika’nın Türkiye’de kurmayı istediği füze kalkanı projesi gerçekleşirse, kalkanın kullanımında Türk Silahlı Kuvvetleri adına bu Daire görev yapacak.

Yakın geçmişte youtube sitesinde yayınlanan bir ses kaydı sebebiyle Daire’nin adı gündeme getirmişti. Elektronik Sistemler Komutanı Tuğgeneral Münir Erten'e ait olduğu iddia edilen ses kaydında, 2007 sonu ve 2008 başında Kuzey Irak’a yapılan sınırötesi harekatta PKK’nın insan zayiatının daha az olduğu ama resmi açıklamalarda bu sayının yüksek tutulduğu ifade ediliyordu. PKK, bu ses kaydını sınır ötesi operasyonların bir işe yaramadığı yönünde propaganda aracı haline getirmişti.

Odatv.com

Sinop'un Gerze İlçesi Yenikent eldesinde Yaralanan Askerin Sağlık Durumu
27 Ekim 2010
Sinop'un Gerze ilçesi Yenikent beldesinde askeri araca uzun namlulu silahla yapılan saldırı sonucu her iki ayağına kurşun isabet etmesi sonucu yaralanan askerin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
Saat 15.46'da Samsun Sinop Karayolu üzerinde Şeyh Hüseyin Tepesi Mevkii'nde jandarma ekip aracına uzun namlulu silahla saldırı yapıldı. Saldırı sonucu araçta bulunan erlerden İstanbul doğumlu Sezer Gülden yaralandı. Ambulansla sevk edildiği Bafra Nafız Kurt Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alınan askerin sağlık durumunun iyi olduğu açıklandı. Yaralı asker hakkında bilgi veren hastane Başhekimi Dr. Davut Çepni, gazimiz hastanemize ulaştı, gerekli tıbbi müdahale yaptık. Her iki bacağında kurşun yarası var. Sol dizinin içerisinde kırık var. Hayati tehlike kaydı yok. Tedavisi hastanemizde devam ediyor." dedi. aktifhaber

Casusluk soruşturmasında 9 asker tutuklandı
01:45 - İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ''şantaj ve askeri casusluk'' iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında dokuz muvazzaf asker tutuklandı, 4 asker ise serbest bırakıldı. 28.10.2010 İSTANBUL netgazete

Ersöz'ün Damadı Neden İntihar Etti?
28 Ekim 2010
Mesleğinin baharında intihar eden Teğmen Mustafa Can'ın ölümüyle ilgili sır perdesi aralanıyor.
Ergenekon sanığı Ersöz'ü koruyan Teğmen Mustafa Can'ın intiharıyla ilgili detaylar ortaya çıkıyor.

İddiaya göre Ersöz'ün kızıyla nişanlanan teğmen terfi bekleyen komutanların ağır baskısına maruz kaldı. Ersöz'ün teğmeni kullanarak firar planladığı da ileri sürülüyor

Mesleğinin baharında intihar eden Teğmen Mustafa Can'ın ölümüyle ilgili sır perdesi aralanıyor. Can'ın Ergenekon tutuklularının bulunduğu Silivri Cezaevi Tabur Komutanlığı'nda hastane sevkleri kısmına atanması hazin sonun başlangıcı oldu. Can, burada tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ü korumakla görevlendirildi. Teğmen, zamanla Levent Ersöz ve kızı Fulya Ersöz'ün rahatlıkla girip çıktığı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde Fulya Ersöz ile yakınlaştı. Genç teğmen, daha sonra sık sık Beylikdüzü'nde Fulya Ersöz ile buluşmaya başladı. Genç çift aralarındaki ilişkinin ilerlemesi üzerine Levent Ersöz'ün isteğiyle 25 Eylül 2010'da nişanlandı.

FİRAR İÇİN Mİ NİŞANLADI?

Ancak nişanla ilgili ilginç bir iddia ortaya atıldı. Ergenekon operasyonu öncesi firar eden ve aylar sonra Ankara'da bir hastanede yakalanan Ersöz'ün, kızını kullanarak firar planladığı ve genç teğmeni bunun için kullanmış olabileceği ileri sürüldü. Tutukluluk süresinde Ersöz'ün tahliye olmak için kendisine et yiyen mikrop enjekte ettiği iddiası da hatırlatıldı.

Bu arada nişan olayını duyan Silivri Cezaevi Tabur Komutanı Hasan Koçyiğit, konuyu 6 Ekim 2010'da İl Jandarma Komutan Yardımcısı Yarbay İsmail Çetinbaş ve İl Jandarma Komutanı Hüseyin Kurtoğlu'na bildirdi. Teğmenin, korumakla görevli olduğu bir tutuklunun öz kızıyla ilişki yaşamasının terfi bekleyen komutanları tedirgin ettiği öne sürüldü.

ÜST BASKISI ÖLÜME GÖTÜRDÜ

İddialara göre; Teğmen'i intihara götüren olaylar Can'ın konuyu açıklaması için baskı altına alınmasıyla başladı. 8 Ekim 2010'da Albay Kurtoğlu tarafından ağır hakaretler eşliğinde sorgulandığı belirtilen Can'ın daha sonra Yarbay Çetinbaş tarafından bir odaya kapatılarak ağır hakaretlere ve baskılara maruz bırakıldığı dile getirildi. Beylik tabancasına, ve telefonuna el konulan teğmenin ev ve araba anahtarlarının da zorla kendisinden alınarak belge ve bilgi bulabilmek maksadıyla arama yapıldığı iddia edildi.

Baskılar nedeniyle psikolojisi bozulan Can aynı gün geçici görevlendirmeyle Maltepe Askeri Cezaevi'ne gönderildi.

ERİN TÜFEĞİ İLE İNTİHAR ETTİ

Yeni yerde de baskı altında tutulduğu vurgulanan teğmenden Fulya Ersöz ile olan ilişkisini saklaması ve sonlandırmasının emredildiği ifade edildi. Üstleri tarafından yapılan psikolojik baskıyı kaldıramayan ve ağır hakaretleri askerlik gururuna yediremeyen teğmen, nöbet kulübelerindeki bir erin tüfeğini kalbine dayayarak intihar etti.

Bu arada 9 Ekim'de akşam saatlerinde İstanbul İl Jandarma Nizamiyesi önüne gelen Ersöz'ün eşi Muzaffer ile kızı Fulya Ersöz'ün içeri alınmadığı ve kapıda "Bunun hesabını soracağız, basını buraya toplayacağım, damadımızı bilerek öldürdünüz" diye bağırdığı iddia edildi.



CEVAP BEKLEYEN SORULAR

1-) Teğmenin yerinin değiştirilmesine sebep olacak kadar ciddi bir olay varsa neden soruşturma açılmadı?

2-) Teğmenin arabasına, ev ve araba anahtarlarına, telefonlarına hangi yasal kararla el koyuldu? Evi ve arabası hangi gerekçe ve yetki ile arandı?

3-) Teğmen Can'ı intihara sürükleyen tepkilerin nedeni komutanların terfi hayaline, olumsuz etki edeceği düşüncesi miydi?

4-) Levent Ersöz, teğmeni etki altına almak için kızını kullanarak firar mı planlıyordu?

5-) Teğmen Mustafa Can'ın ev arkadaşı Teğmen Ercan Ersoy, Alay Komutanı Hüseyin Kurtoğlu tarafından konuşmasın diye tehdit edildi mi?

JANDARMADA İLGİNÇ İETT MUHABBETİ

Alınan bilgiye göre, Can'ın intiharından bir kaç gün sonra Alay Komutanı Kurtoğlu'nun başkanlığında Albay Hakan Özkan, Yarbay Hasan Koçyiğit, Yarbay İsmail Çetinbaş ve Binbaşı Mustafa Yalçın intiharla ilgili toplantı yaptı. Komutanların çevrelerine yaptığı konuşmalarda da alaycı bir üslupla "İETT (İntihar eden teğmenin tahkikatı) olayıyla ilgileniyoruz" dediği iddia edildi. Yine komutanların, bir telefonun dinlemeye alınmadan önce gönderdiği mesajlara ulaşılıp ulaşılamayacağını araştırdığı aktarıldı. Teğmenin telefonuna el konulmadan önce, çok önemli bir mesaj göndermiş veya almış olabileceğine dikkat çekiliyor. Adı geçen komutanların bu mesajı saklamak veya son mesajda ne yazıldığına ulaşmak istediği üzerinde duruluyor.

Kaynak: Bugün

Casus ve şantaj soruşturmasında 7 tutuklama daha
20:00 - İstanbul Nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesi, "şantaj ve askeri casusluk" iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 7 kişiyi tutuklarken, bir kişiyi serbest bıraktı. Savcılık, 8 kişiyi tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk ederken, 4 kişiyi serbest bıraktı. 28.10.2010 İSTANBUL netgazete

31 EKİM 2010, PAZAR
'Hayata dönüş'te derin izler

'Hayata Dönüş' kapsamında Bayrampaşa Cezaevi'ne yapılan ve 12 kişinin ölüp, 55 kişinin sakat kaldığı operasyon, 23 Kasım'da üzerinden geçen 10 yılın ardından Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak. Mağdur avukatları, emri verenlerin operasyona katılanlara 'gizlilik sözü' verdiğini iddia etti. 19 Aralık 2000'de F Tipi cezaevlerini protesto için ölüm orucuna giren tutuklu ve hükümlülere yapılan ve 'Hayata Dönüş' adı verilen operasyonlarda 2'si asker, 30 kişi öldü. Takip eden süreçte ve ölüm oruçlarında toplam 122 kişi hayatını kaybetti, 600'den fazla insan sakat kaldı. Ancak iddianamede, operasyonu bizzat yöneten Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliği (JÖAK) Komutanı Albay Burhan Ergin ve diğer yetkililerin adı yer almadı.


'ADINIZ GEÇMEYECEK'
Soruşturma sürecinde operasyona katılanların isimlerini vermekten 6 yıl boyunca sakınan, sonunda 6 rütbeli personelin ismini savcılıkla paylaşan Albay Ergin'in verdiği isimlerin tümü, sorumluluğu biri firari diğeri ölen iki kişinin üzerine atmıştı. Operasyonda kilit görev alan JÖAK'ın ve başındaki Albay Ergin'in o dönemde de gizli tutulmak istendiği, Bayrampaşa Cezaevi Koruma Bölüğü'nde görevli Yüzbaşı Zeki Bingöl'ün daha sonra yazdığı 'Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği' adlı kitapta da yer aldı. Bingöl kitabında, 'Çok garipti operasyona katılan birliklerin isimleri savcılardan gizleniyordu. Yani hiç kimse adının operasyon evraklarında geçmesini istemiyordu' diye olanca açıklığıyla durumu anlattı.

İLGİNÇ TUTANAK
Avukatlar, cezaevine yapılan operasyonun da yasal prosedürün aksine cezaevi savcısının talebiyle değil, 'talimatla' gerçekleştiği Cumhuriyet Savcısı Kemal Canbaz tarafından tutulan tutanakla ortaya çıktı

'İÇERİDEN ATEŞ AÇILMADI'
Öte yandan bilirkişi raporları, iddiaların aksine mahkum koğuşlarından askerlere ateş açılmadığını ve operasyonda 'ne olduğu tam olarak tespit edilemeyen bir kimyasal madde' kullanıldığını ortaya koydu. Akşam

Başörtülüden komutana insanlık dersi
Prof. Osman ÖZSOY
01 Kasım 2010
2 ay öncesine kadar Başbakan Erdoğan'ın askeri danışmanlığını da yapan bir korgeneral, gittiği resepsiyonda başörtülü kadın görünce oteli arka kapıdan terk etti. Örtülü bayanın cevabı ise müthişti.
Lafı eğip bükmeye gerek yok.

Askerler meslekleri gereği psikolojik harbi çok iyi bilirler. Eğer bu yıl planlarında, “Ne edip etsek de, Türk Milleti’nin Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını ağız tadınca gerçekleştirmesinin önüne geçsek” diye bir düşünceleri vardıysa, kendilerini tebrik edebiliriz:

Evet, başarılı oldular...

Geçen haftaki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, yapılan herhangi bir iş anlamlı olmasa bile, işini kim planladığı gibi gerçekleştirebiliyorsa ve sonuç alıyorsa, aferin diyoruz. Komutanlara da bu nedenle aferin diyoruz. Eğer amaçları buyduysa, başardılar.

(..) ordunun komuta kademesi, Cumhuriyet denilince yek vücud hale gelen bu ülkeyi kutuplaştırmayı başardı. Nadide kristal bir vazo gibi insanların çatlamaması için özen gösterdiği Cumhuriyet’imizin kutlanış biçimine gölge düşürdü. Başörtülü kadınların zihninde, kendilerini bu kadar dışlayıcı görüntü sergileyenlere karşı ardı arkası kesilmeyen sorular oluştu.

Yıllarca kamuoyu araştırmalarına danışmanlık yaptım. Birçok araştırmada kurumlara güven sorusu vardır. Eskiden TSK hep açık ara önde çıkardı. 1997 yılında bir canlı yayında şunları söyledim: “Bu sonuç sadece güvenmelerinden kaynaklanmıyor. Güvenmek istemelerinden kaynaklanıyor. Çünkü en değerli varlıkları olan evlatlarını bu kuruma teslim ediyorlar ve salimen dönmesini istiyorlar. Güvenmekten başka ellerinden birşey gelmez. Çünkü öbür türlü yattıklarında asla uyuyamazlar.”

Bu nedir Allah aşkına...

Bilindiği gibi, Adana'da, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeni ile düzenlenen resepsiyonda başörtüsü krizi yaşandı. Aralarında 6'ncı Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Mehmet Eröz'ün de bulunduğu askerler, salonda bulunan başörtülü davetlileri görünce resepsiyonu terk ettiler. Subaylar eşleriyle birlikte otelin arka kapısından ayrıldılar.

Milliyet gazetesi haberine göre, Adana’daki resepsiyona katılan AK Parti Parti İl Yönetim Kurulu Üyesi Nuray Özcan, subayların davranışı konusunda gazetecilerin kendisine yönelttikleri soruya cevap verirken şunları söylemiş: “Bunu şahsım adına birkaç cümleyle değerlendirebilirim. Ben Allah ömür verirse 10 sene sonra oğlumu şu an salonu terk eden komutanlara asker olarak emanet edeceğim. (..)”

Haberlerde de izledim. Nuray Özcan Hanımefendi başörtülü bir vatandaşımız.

Başörtüsü yüzünden salonu terk eden komutanların durumunu değerlendirirken kullandığı ifadeye dikkat eder misiniz? Şunları söylüyor: “Ben Allah ömür verirse 10 sene sonra oğlumu şu an salonu terk eden komutanlara asker olarak emanet edeceğim.”

Ne kadar nazikçe ifade etmiş değil mi?

Çevremde bu haberi kim izledi ise, Nuray Özcan Hanımefendi’nin aslında, “ben bunlara evladımı nasıl emanet edeceğim?” demek istediğini algıladıklarını gördüm. Ben öyle anlamadım diyenler varsa, o da onların düşüncesi tabi ki...

Nuray Özcan Hanımefendi’nin başörtülü olduğunu gören subayların oteli hem de arka kapıdan apar topar terk etmeleri karşısında, bu vahim olay bundan daha veciz, bundan daha nazik nasıl izah edilebilirdi bilemiyorum. Bu ülkenin vatandaşlarını kılık kıyafetleri nedeniyle ayırarak salonu terk etmek ne kadar kaba bir davranışsa, bu olayı yukarıdaki sözlerle değerlendirmek de o kadar zarif ve anlamlı bir eleştiridir. Artık anlayana...

Not 1:

Adana'da, türban protestosundan bulunarak Cumhuriyet Balosu'nu terk eden 6'ncı Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Mehmet Eröz, son YAŞ toplantısından sonra bu göreve atanmış. Buraya tayin edilmeden önce Başbakan Erdoğan'ın askeri danışmanıymış. Bu subayımız görevi sırasında nasıl bir ruh halindeydi acaba? Katıldığı gezilerde başörtülü bakan eşleri yanında kaçabileceği uygun zemin bulabiliyor muydu?

Not 2:

İşin vahametine bakın ki, Adana’daki Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda yaşanan skandalın ardından bir TSK genelgesi çıkmış. Star gazetesinde yayınlanan habere göre, hazırlanan genelgede, önce davetliler arasında başörtülü var mı yok mu istihbaratı yapılacakmış, eğer yoksa davete katılacaklarmış. Resepsiyon esnasında tesüttürlü bir davetli gelirse, ‘fark ettirmeden süratle terk edileceklermiş.’

Bu yazıyı kaleme aldığım dakikaya bu haber kadar yalanlanmadığına göre, takdiri okuyuculara bırakıyorum.

HABER 7

"Resepsiyona katılmama emre itaatsizlik"
17:20 - AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, komutanların 29 Ekim Cumhuriyet resepsiyonuna katılmamasını 'emre itaatsizlik' olarak nitelendirerek, "Başkomutanın bir davetine Silahlı Kuvvetlerin katılmaması gibi bir tercih söz konusu olamaz. Başkomutanının eşiyle ilgili, eşinin kılık kıyafetiyle ilgili bir değerlendirme yapmak hiç bir meşru kurumun haddine düşmez" dedi. 01.11.2010 ANKARA netgazete

Ranzadan düşen asker hayatını kaybetti

2 Kasım 2010
Ağrı'nın Patnos ilçesinde 34.Motorlu Piyade Tugayı'nda vatani görevini yapan Osman Kulaber(20) adlı asker ranzadan düşerek hayatını kaybetti.

Er Kulaber, sabah sporunda rarahtsızlanıp izin alarak isitirahat için koğuşuna geçti. Koğuşta üst ranzada yattığı sırada düşerek hayatını kaybettiği iddia edilen Osman Kulaber önce Tugay revirine kaldırıldı. Kulaber, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi. Patnos Devlet Hastanesi morguna kaldırılan Kulaber'in cenazesi askeri savcılığın yapacağı otopsiden sonra Trabzon Adli Tıp Kurumu'na gönderileceği bildirildi. Kulaber'in sadece alnında yara izi olduğu öğrenildi. habertaraf

Jandarma'dan "Başörtülü" Avı
02 Kasım 2010

Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki başörtüsü karşıtlığının derecesini gözler önüne seren belge ve fişleme kayıtlarına ulaşıldı.
Uzman Çavuş F.K.'nın eşinin başörtülü olduğu iddiası üzerine anketör kılığında evinin kapısı çalınıyor ve eşi kameraya alınıyor… Telefonları dinleniyor, çiftin aralarındaki en mahrem konuşmaları kayda alınıyor…

Ardından da personel eşi “Türbanlı olmadığı görüldü ancak meyilli, ilerleyen günlerde takabilir” diye fişleniyor.

2007 yılına ait belgeye göre, Uzman Çavuş F.K.'nın eşinin başörtülü olduğu iddiası üzerine anketör kılığında evinin kapısı çalınıyor ve eşi kameraya alınıyor… Uzman Çavuş ve eşinin telefonları dinleniyor, en mahrem konuşmaları kayda alınıyor… Ardından da personel eşi “Türbanlı olmadığı görüldü ancak türban takmaya meyilli, ilerleyen günlerde türban takabilir” diye fişleniyor.

ŞEYTANIN AKLINA GELMEZ

Yer İstanbul'da Alemdağ Jandarma Karakol Komutanlığı. Ulaştığımız Komutanlık Bilgi Notu'nda skandal takip büyük bir maharetmiş gibi bir bir anlatılıyor. Bilgi Notu'ndan F.K. adlı Uzman Çavuş'un eşi Y.K.'nin “türbanlı olduğu ve bir tarikatla irtibatlı olduğu” haberleri üzerine komutanlarının kolları sıvayarak, şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle araştırmaya koyulduğu görülüyor.

ARKADAŞIYLA GÖRÜŞMESİ KAYDEDİLMİŞ

Önce Uzman Çavuş F.K. ile eşi Y.K.'nin cep telefonları dinlemeye alınıyor. Y.K.'nin bir arkadaşı ile görüşmesinde kapanmayı düşündüğünü ve Doğu'ya tayinlerinin çıkacağını belirterek, o bölgede kapalı giyinen olup olmadığını sorduğu; arkadaşının da bunu yapmaması gerektiğini, aksi halde eşinin ihraç edileceğini söylediği kaydediliyor. Y.K.'nin Uzman Çavuş eşiyle yaptığı telefon görüşmesinde de “Abdest alıp namaz kılacağım” dediğinin altı çiziliyor.

ANKETÖR KILIĞINDA EVİNE GİDİLEREK, KAMERA AÇILIYOR

Bununla da yetinilmeyerek, bir bayan astsubay görevlendirilerek, anketör kılığında Uzman Çavuş F.K.'nin evine gönderiliyor. Anketör kılığındaki bayan astsubay bir şeyler sorarken, Uzman Çavuş'un eşi kameraya alınıyor.

TÜRBANLI DEĞİL AMA TAKABİLİR, MEYİLLİ

Tüm bunlar büyük bir maharetmiş gibi üste sunulan Bilgi Notu'nda bir bir anlatılıyor. Bilgi Notu'nun “Sonuç” bölümünde de, “Y.K.'nin türbanlı olmadığının görüldüğü ancak türbana karşı duyarlı olması sebebiyle önümüzdeki günlerde türban takabileceğinin değerlendirildiği” ifade ediliyor.

Kaynak: Yeni Akit

Komuta Kademesi Neden Gelmedi?
Cevheri Güven
02 Kasım 2010

Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları'nın 29 Ekim akşamı Çankaya Köşkü'nde düzenlenen resepsiyona neden katılmadıkları ortaya çıktı...
Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları'nın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün resepsiyonuna katılmamaları üzerine başlayan tartışmadan “emekliler” faktörü çıktı.

Genelkurmay kulislerinden yansıyan bilgilere göre; Cumhurbaşkanlığı'nın resepsiyonu teke indirmesinden sonra hareketlilik başladı. Emekli Genelkurmay Başkanları ve orgenerallerin mekanı olarak bilinenFenerbahçeOrduevi'nden, Komuta Kademesi'nin resepsiyona katılmaması yönünde baskılar başladı.

ANKARA'DA 8 ORGENERALLİ YEMEK

Eski Genelkurmay BaşkanıemekliOrgeneral Yaşar Büyükanıt, aniden Ankara'ya geldi ve Genelkurmay'da ilgiyle karşılandı. Bütün Kuvvet Komutanları'nı makamında ziyaret eden Büyükanıt, Ankara'daki 8 orgeneralle akşam yemeği yedi. Yemekte Fenerbahçe'den gelen önemli mesajlar ele alındı. Öte yandan Ankara'da eski Jandarma Genel Komutanlarından Fevzi Türkeri de bu emir gibi mesajları ayrı kanaldan ulaştırdı. Ancak halen görevdeki generaller arasında çatlak oluşmaması için hepsinin üzerinde etkili olabilecek olan Yaşar Büyükanıt'ın konuyla bizzat ilgilendiği öğrenildi.

TOLON'UN OĞLUNUN DÜĞÜNÜNDE ABLUKA

Komuta Kademesi'ne asıl baskı iseErgenekonsanığı Hurşit Tolon'un oğlunun düğününde gerçekleşti. Büyükanıt'ın turlarından birkaç gün sonra gerçekleşen Tolga Tolon'un düğününde tek gündem maddesi resepsiyon oldu. Atakule Nikah Salonu'ndaki nikah töreninin dışında 23 Ekim'de Ankara'da Merkez Orduevi'nde yapılan yemekli ve eğlenceli düğüne yoğun asker katılımı oldu.

KOMUTA KADEMESİNE TEKAÜT ABLUKASI

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'in de katıldığı nikah törenine, Ankara'daki tüm muvazzaf ve emekli generaller katıldı. Yaşar Büyükanıt, Ergun Saygun, Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Fevzi Türkeri de hazır bulundu. Düğünde Işık Koşaner'e resepsiyona katılmaması yönünde yoğun baskı yapıldığı öğrenildi. Komuta kademesinin adeta ablukaya alındığı öğrenilen düğüne İlker Başbuğ katılmadı.
Kaynak: Star

Siirt'te Askleri Araç Kaza Yaptı
04 Kasım 2010
Siirt'in Şirvan ilçesinden Pervari istikametine giden askeri araç, uçuruma yuvarlandı. Araçta bulunan 3 asker yaralandı.
Alınan bilgilere göre, Siirt'in Şirvan ilçesine bağlı Pirinçli köyünden hareket eden askeri araç, Pervari istikametine gittiği sırada Kilis mevkiinde şoförün araç hakimiyetini kaybetmesi sonucu araç 50 metrelik uçuruma yuvarlandı.

Kazada, araçta bulunan 3 asker yaralandı. Yaralı askerler, Siirt Askeri Hastanesine kaldırıldı. aktifhaber

aktifhaber

Kışlada İntihar
04 Kasım 2010
Hakkari'nin Çukurca İlçesi'nde vatani görevini yapan Bursalı er 21 yaşındaki Batuhan Arslan, G- 3 piyade tüfeğiyle yaşamına son verdi.
Çukurca İlçesi'ndeki birliğinde vatani görevini yapan Batuhan Arslan, geçen salı gecesi, silahlıktan aldığı G-3 piyade tüfeğiyle intihar etti. Henüz belirlenemeyen bir nedenle bunalımda olan Batuhan Arslan'ın, Bursa'nın merkez Osmangazi İlçesi İntizam Mahallesi'nde oturan ailesine telefon edip, intihar edeceğini söylediği öğrenildi. Butahan Arslan'ın cenazesi, yarın Bursa'da toprağa verilecek. aktifhaber

'Minik Edanur'u asker mermisi öldürdü' iddiası

16:30 - Karabük'ün Safranbolu ilçesinde, evlerinin önünde oynarken başına mermi isabet eden 4 yaşındaki kız çocuğu öldü. Edanur Avcı'nın amcası Ömer Avcı, gazetecilere yaptığı açıklamada, kurşunun, evlerine yakın bir bölgede bulunan Safranbolu 125. Jandarma Er Eğitim Alay Komutanlığından geldiğini iddia etti. 04.11.2010 SAFRANBOLU netgazete

Emekli general Orduevi'nde canına kıymak istedi

05 Kasım 2010 - Emekli Tümgeneral Ali Nihat Özeyranlı, kaldığı orduevinde silahla intihara kalkıştı.
Edinilen bilgiye göre, merkez Çukurova ilçesi, Güzelyalı Mahallesi, Adnan Menderes Bulvarı'ndaki Adana Orduevi'nde kalan emekli Tümgeneral Ali Nihat Özeyranlı, sabah saatlerinde beylik tabancısıyla sol göğsüne ateş etti. Silah sesini duyan görevliler, Özeyranlı'yı kanlar içinde buldular. Ambulansla Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürülen emekli general, hemen ameliyata alındı. netgazete

Acemi asker arkadaşını vurdu
14:20 - Isparta İç Güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkez Komutanlığında silahla vurulan 55 günlük er öldü. Isparta'ya gelen baba Yusuf Koç, acemi askere gerçek mermi verilmesine anlam veremediklerini belirterek, olayda ihmal olduğunu öne sürdü. Koç, yetkililer hakkında şikayetçi olacaklarını söyledi. 09.11.2010 ISPARTA netgazete

Emekli yüzbaşı, dolandırıcılıktan gözaltına alındı
14:55 - İstanbul'da emekli bir yüzbaşı, kendisini istihbaratçı albay olarak tanıtıp Türk Silahlı Kuvvetleri adına ihale garantisi verdiği firmaları dolandırdığı için gözaltına alındı. 12.11.2010 İSTANBUL netgazete

İzinli asker, eğlence dönüşü kazada öldü

12 Kasım 2010 Bursa'da üç gün önce vatani görevini yaptığı birlikten izin alarak ailesinin yanına gelen genç, arkadaşları ile birlikte eğlenceden döndükleri sırada şarampole yuvarlanan araçta can verdi netgazete

Asker taşıyan otobüs, yan yattı: 10 yaralı
14:00 - Erzurum istikametinden Ağrı istikametine giden yolcu otobüsü Pasinler ilçesi Gözeler mevkiinde şoförün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yan yattı. Kazada otobüste bulunan 10 asker hafif şekilde yaralandı. 15.11.2010 ERZURUM netgazete

Paşalara GATA Cinayeti Davası

TSK'daki görevine geri dönmek için dava açan eski Yüzbaşı Güray Balatekin, o dönemki YAŞ üyeleri hakkında ikinci ve şok bir dava daha açmaya hazırlanıyor.
YAŞ kararları ile TSK'dan atılan ve özlük hakları için dava açan bin 665 subay ve astsubaydan biri olan eski Yüzbaşı Güray Balatekin işini kaybeden bir asker olmanın yanısıra, işini kaybettiği için eşini de kaybeden acılı bir koca aynı zamanda.

TSK'dan atılınca GATA'ya da giremeyen Balatekin'in, kanser hastası eşi Aliye Balatekin'in GATA'daki tedavisi de yarım kalmış ve hayatını kaybetmiş. Güray Balatekin, bir ihracın ardındaki acı hikayeyi anlattı:

KOMUTAN ÇAY BAHÇESİNDEN KOVDU

Ardahan'da görev yaparken, eşimin başörtülü olduğunu gören Garnizon Komutanı M.İ. başını açmasını istedi. Ben de eşimin başını kendi rızasıyla kapattığını ve karışamayacağımı söyledim. Bana ‘TSK'da böyle bir eş olamaz. Ağzınla kuş tutsan bu orduda kalamazsın' dedi.

E.İ. önce eşimin sosyal tesislere girmesini yasakladı. Arkadaşlarının davetiyle gittiği sosyal tesisin yanındaki çay bahçesinden de yine E.İ. tarafından kovduruldu.

REVİRE GİRMESİNİ BİLE YASAKLADI-

Eşim bu olaydan sonra mide rahatsızlığı çekmeye başladı. Revire gitmek istediğimiz zaman, rütbeli doktor “Garnizon Komutanı başörtülü olarak burada bakılmasını yasakladı” dedi. Eşime mide kanseri teşhisi konup sadece sadece GATA'daki onkoloji kliniğinde tedavi olabileceği kararı çıkınca Ankara'ya Kara Havcılık okuluna tayin edildim. 26 Kasım 1999'da midede ödem birikmesi oluştu. Acil müdahale edildi. 29 Kasım'da mesaiye gittim. Derse gidince Taktik Kurul Başkanı Albay, “Sen derse gitme. TSK ile ilişkin kesildi” dedi.

EŞİME ‘TEDAVİNİ ERTELEDİLER' DEDİM

O günden sonra bir anda bütün sosyal güvencem kesildi. Eşimi GATA'ya götürmem mümkün değildi, kapıdan bile geçemezdim. Çünkü ne askeri kimliğim vardı ne de sağlık karnem. Eşime önce ‘tedavini biraz ertelediler' dedim sonra rahatça başörtüsü takabileceğini söyledim. Tevekküle karşıladı. GATA'daki tedavisi yarım kalan eşim 15 Aralık 1999'da vefat etti.

TSK, gelse bakardık dedi ama!..

• Eşinin GATA'daki tedavisi yarım bırakıldığı için hayatını kaybettiğini medyaya açıklamasının ardından Genelkurmay'ın yazılı bir açıklama yapıp “PKK üyelerine bile bakıyoruz, bir yüzbaşının eşine niçin bakmayalım” dediğini hatırlatan Güray Balatekin, “Bana nasıl bakacaksınız? Kimliğim ve sağlık karnem yok. Zaten kapılara asmışlar ‘Bu personel giremez' diye. Nereye gideceksiniz? GATA'ya gitmek mümkün değildi. Ağır hasta olduğunu bilerek beni tayin ettiler.Beni ordudan atanlar yazın YAŞ kararını bekleyebilirlerdi.”

Kadın dernekleri de sustu!

• YAŞ kararlarına dava açanların birinci amacının özlük haklarını elde etmek olduğun belirten Güray Balatekin, kendisinin eşinin ölümünden ötürü ikinci bir hukuk mücadelesini de başlatacağını söyleyerek, “Tabii dava açmayı düşünüyorum Kendi özlük haklarımızı elde edeceğimiz zemine kavuşmamız lazım. Eşimin ölümü bir cinayettir. YAŞ üyelerine cinayetten dava açacağım. Resmen burada bir cinayet var. Bu cinayeti konuşmama rağmen, bu konuyu sahiplenip de benim kaybolmuş haklarımı arayan kadın derneği yok. Bir kadın başörtülü olması nedeniyle hastaneden atılıyor ve sosyal güvencesini kaybediyor. Kadın dernekleri bile buna sahip çıkmıyor. Artık yargı önünde hesap soracağım” diye konuştu.

Takdirleri sadece 10 ay sürdü

Eski Yüzbaşı Güray Balatekin'e 7 Ocak 1999 günü “genel askeri tavır ve davranışları, aldığı emerleri getirmektedi hızı ve kabiliyeti, görevi başarmadaki gayreti, mesleki sevgisi, mazbut aile yaşantısı ve sosyal faaliyetlere katkısı” nedeniyle komutanları tarafından takdir belgesi verilmiş. Aynı Balatekin, bundan yaklaşık 10 ay sonra 29 Kasım 2010'da disiplinsizlik iddiasıyla TSK'dan atılmış.

Kağıt toplama derdi bitti

YAŞ mağdurlarından biri de Denizci S.A.S Başçavuş Osman Aydın. 1996 YAŞ kararlarıyla eşini başörtülü olması nedeniyle disiplinsizlik iddiasıyla TSK'dan ihraç edilen Aydın, bu karara geçtiğimiz günlerde itiraz etti. Bir süre İBB Zabıta'da çalışan fakat 2006 yılında ilişiği kesilen Aydın, iş bulamaması nedeniyle son olarak kağıt toplayıcılık yaparak geçimini sağladı.

YAŞ kararları nedeniyle ASDER üyelerinin dava açma hazırlığında olduğunu duyan Aydın'ın “Nasıl hareket edeceğiz” diye ASDER'e uğraması sonucunda ise yaşamı dava açmadan değişti. Aydın, bir özel firmada uzun zaman sabit gelirli bir iş buldu. İş bulduğu için çok mutlu olduğunu ama askerlik görevini yapamadığı için üzgün olduğunu söyleyen Aydın “Tek suçum inançlı olmaktı. Atılmayı hak etmedim. Çok zor günler yaşadım ama hepsi geride kaldı. Şimdi özlük haklarımı geri istiyorum” diye konuştu.

Kaynak: Star

Komutanların odasında 69 kamera
22 Kasım 2010
Üst düzey komutanların kaldığı bir otelde kurulan bir merkezde, 69 gizli kameranın kayıtlarının toplandığı ortaya çıktı...


Bulgaristan Silahlı Kuvvetleri’nden üst düzey komutanların kaldığı bir otelde kurulan bir merkezde, ülkenin çeşitli yerlerindeki orduya ait dinlenme tesislerine yerleştirilen 69 gizli kameranın kayıtlarının toplandığı ortaya çıktı.

Standart gazetesi, kameraların bulunmasının ardından savcılığın soruşturma başlattığını bildirdi. Gazeteye göre, en üst düzey ordu komutanlarının kaldığı Sofya'daki Şipka Otelinin 222 numaralı odasında kurulan video izleme merkezinde, sesli kayıt yapan 69 kameradan edinilen bilgiler toplanarak tasnifleniyordu.

Polisin ifadesini aldığı isimler arasında yer alan, Bulgaristan Savunma Bakanlığı'nın dinlenme tesislerindeki eski güvenlik sorumlusu Nikolay Markov, Standart gazetesine açıklamasında, "Kamera ve mikrofonları daha iyi bir güvenlik sağlamak için biz yerleştirmiştik" dedi.

Gazete, ordunun üst düzey yetkililerinin, kadınlar eşliğinde eğlenirken kayda alındığını, Bulgaristan Savunma Bakanlığı'nın, skandalla ilgili hiçbir açıklamada bulunmadığını da yazdı.
Bugün

Hükümet Generalleri Görevden Aldı!

İçişleri Bakanı Atalay, Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlunu açığa aldı, Milli Savunma Bakanı ise Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu'nu görevden aldı

24 Kasm 2010
Anadolu Haber

Son YAŞ toplantılarında Balyoz soruşturmasında sanık oldukları gerekçesiyle terfi ettirilmeyen 2 tümgeneral ve bir tuğamiral, askeri Danıştay'da açtıkları davaları kazanmış ve terfi etmişlerdi. Önceki gün ise, İçişleri Bakanı, komutanların açığa alınmasına karar verdi..

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Balyoz soruşturmasında ismi geçen Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu’nu açığa aldı. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül de geçtiğimiz pazartesi günü itibariyle Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu'nun da açığa alındığını açıkladı.

Star'dan Cevheri Güven'in haberine göre İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Balyoz Davası sanığı Tümgeneral Halil Helvacıoğlu’nu açığa aldı. Karar, 926 sayılı TSK Personel Kanunu’nun açığa almayı düzenleyen 65. maddesi uyarınca uygulandı. 22 Kasım 2010 tarihli açığa alma kararı, önceki gün İçişleri Bakanlığı tarafından gereğinin ivedilikle yerine getirilmesi için Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderildi. Bakanlığın yazısı Tümgeneral Helvacıoğlu’na aynı gün tebliğ edildi. Helvacıoğlu’nun üniforması çıkartıldı ve Ağustos YAŞ’ında atandığı Jandarma Genel Komutanlığı Değerlendirme ve Denetleme Başkanlığı’ndaki görev ve yetkileri elinden alındı.

TSK'dan ilk açıklama geldi

3 generalin Bakanlar tarafından açığa alınmasıyla ilgili askeri kanattan ilk açıklama geldi.

Askeri yetkililer, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından, Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, İçişleri BakanıBeşir Atalay tarafından da Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu'nun 22 Kasım 2010 tarihli işlemlerle açığa alınmasının ''bakanların takdiri'' olduğunu ifade etti.

Üç generalin, açığa alınmalarına ilişkin işlemlerin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle dün AYİM'e başvurmasını da değerlendiren yetkililer, ''Açığa alma işlemi Sayın bakanların takdiridir, generaller de itiraz haklarını kullanarak AYİM'e başvurmuştur'' dedi.

Askeri araç şarampole yuvarlandı: 1 er öldü
24 Kasım 2010 Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde askeri aracın şarampole yuvarlanması sonucu er Hasan Çevik öldü, 2 asker yaralandı. Yaralı askerler kaldırıldığı Bismil Devlet Hastanesinde tedavi altına alındı. haber1001

Jandarma Bölge Komutanı beyin kanaması geçirdi
14:55 - Adana Jandarma Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanı Albay Hüseyin Tosun'un (46), beyin kanaması geçirdiği bildirildi. , Askeri Lojmanlarda oturduğu bildirilen Albay Tosun'un aniden rahatsızlanması üzerine yakınları tarafından 112 Acil Servise bilgi verildi. Olay yerine gelen ekipler tarafından evinden alınan Albay Tosun, Adana Numune Hastanesi'ne kaldırıldı. 28.11.2010 ADANA netgazete

Asker Ailesini Kahreden Mektup
05 Aralık 2010

On ay önce, Çandarlı gemisinde vatanî görevini yaparken hayatını kaybeden Taner Deş'in ailesine çocuklarının intihar ettiği bildirildi. Ancak...
On ay önce, Çandarlı gemisinde vatanî görevini yaparken hayatını kaybeden Taner Deş'in ailesine çocuklarının intihar ettiği bildirildi. Ancak onunla aynı gemide bulunan bir asker, aileye ulaşarak 5 sayfalık bir mektup teslim etti. Mektupta gemide alkol ve sigara kaçakçılığı yapıldığı, Taner'in de komutanlara 'sizi ihbar edeceğim' dediği için öldürüldüğü anlatılıyor. Taner'in ailesinin otopsi talebi ise cevapsız kaldı.


Taner Deş, geçtiğimiz şubat ayında Muğla Aksaz Deniz Üs Komutanlığı TCG Çandarlı gemisinde vatanî görevini yaparken hayatını kaybetti. Askerî birimler, ailesine Deş'in intihar ettiğini bildirdi. Ancak bu açıklama aileyi tatmin etmedi. Çünkü çocuklarının intihar edebileceğine ihtimal vermiyorlardı. Taner'le birlikte aynı gemide bulunan bir asker, olaydan beş ay sonra aileye ulaşarak "Oğlunuz intihar etmedi, sigara ve içki kaçakçılığını ihbar edeceği için öldürüldü." bilgisini verdi. Kendi el yazısıyla yazdığı 5 sayfalık mektubu aileye teslim eden asker, mahkemede gizli tanık olarak ifade verebileceğini de söyledi. Gemide görev yapan bütün askerlerin bu durumdan haberdar olduğunu iddia eden asker, yazdığı mektubun terhis olduktan sonra kullanılmasını istedi.

Gizli tanık olmak isteyen asker, Çandarlı gemisinde sigara ve alkol kaçakçılığı yapıldığını iddia etti. Mektupta yer alan bilgiye göre Kıbrıs'tan gemiye yüklenen çok miktardaki sigara ve alkollü içecek, gemideki subay ve astsubaylar tarafından pazarlanıyordu. Taner Deş de bu olayları biliyordu ve komutanlarına kaçakçılık olayını ortaya çıkartacağını söylediği için öldürüldü. Bu gelişme üzerine oğluna otopsi yapılmasını isteyen baba Metin Deş'in talebi yerine getirilmedi. Baba Deş, devlet büyüklerinden olayın aydınlatılması için yardım bekliyor.

TCG Çandarlı gemisinde öldürülen asker Taner Deş'le birlikte aynı gemide görev yapan başka bir asker, aileye ulaşarak 'Oğlunuz intihar etmedi, gemide yapılan sigara ve içki kaçakçılığını ihbar edeceği için öldürüldü.' şeklinde bilgi verdi. Aileye kendi el yazısıyla yazdığı 5 sayfalık ifadeyi de teslim eden asker, mahkemede gizli tanık olarak ifade verebileceğini söyledi. Asker, Deniz Kuvvetleri'ne ait TCG Çandarlı gemisinde sigara ve alkol kaçakçılığı yapıldığını iddia etti. İfadeye göre Kıbrıs'tan gemiye yüklenen çok miktardaki sigara ve alkollü içecekler, gemideki subay ve astsubaylar tarafından pazarlanıyordu. Taner Deş de bu olayları bildiği ve komutanlarına kaçakçılık olayını ortaya çıkartacağını söylediği için öldürüldü. İntihar ettiği söylenen Taner Deş'in babası Metin Deş de ifade veren askerin terhis olmasının ardından, savcılığa suç duyurusunda bulunarak tekrar otopsi yapılmasını istedi. Ancak savcılık ilk otopsi sonucu gelmeden yeni bir otopsi yapılamayacağını belirtti. 9 aydır çocuklarının ölümüyle ilgili otopsi raporunun gelmemesinden yakınan baba Deş, oğlunun ölümünün aydınlatılması konusunda devlet büyüklerinden yardım istiyor. Baba Deş, "28 Şubat 2010 tarihinde tezkeresine 85 gün kala Taner'in gemide intihar ederek hayatını kaybettiği yönünde bilgi geldi. Duyduğumuzda inanamadık. Çünkü Taner, intihar edebilecek birisi değildi. Gemideki komutanları bizim olay yerine gidip cenazeyi almamızı istemedi ve buna engel oldu. Cenazemizi Afyon'da yolda karşılayarak aldık. Cumhurbaşkanı'mız Abdullah Gül'e bu konuda bir dilekçe yazarak durumu anlatarak kendisinin yardımını isteyeceğiz." diyor. Metin Deş, oğlunun cenazesini defnettikten sonra kendisinin gemiye gittiğini ve komutanlarıyla görüştüğünü anlatıyor. Aykut Binbaşı'nın kendisine "İntihar olayını kafana takma. Sen ne istiyorsan öyle bir belge düzenleriz.'' dediğini iddia ediyor.

'AMCA BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL'

Ayrıca gemiden ayrılırken bazı arkadaşlarının da kendisine sarılıp kulağına 'Amca olay bildiğin gibi değil.' diye fısıldadığını dile getiren Deş, Taner'le birlikte aynı gemide görev yapan ve isminin verilmesini istemeyen arkadaşının da olaydan sonraki ilk izninde kendilerini ziyarete geldiğini ve 5 sayfalık yazılı ifade verdiğini söylüyor. Taner'in annesi Ayşe Deş de oğlunun hiçbir şeyi umursamayan, maddî ve manevî sorunları olmayan bir çocuk olduğunu ve intihar etmiş olabilmesine ihtimal bile vermediğini söyledi. Çocuğunun öldürüldüğünü ve bunun gizlenmeye çalışıldığını kaydeden anne Deş, gözyaşları içerisinde sorumluların bir an önce ortaya çıkaltılmasını istedi.

Mayıs ayında İzmir ve Balıkesir Emniyet müdürlüklerine gelen ihbar üzerine İspanya'dan Erdek'e gelecek olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na ait Edremit isimli savaş gemisine baskın düzenlenmişti. Askeri savcının gözetiminde yapılan aramada geminin cephanelik bölümünde koliler halinde 5 bin pakete yakın sigara ile 300 şişe viski bulunmuştu. İhbarda, gemi personelinden Teğmen A.E. ile astsubaylar S.T. ve E.A.'nın kaçakçılığı gerçekleştirdiği öne sürülüyordu. İhbarda adı geçen ve TSK personeli 3 kişiyle ilgili 'sigara kaçakçılığı' iddiasıyla adli soruşturma başlatılmıştı. aktifhaber

Jandarma Ateş Açtı: 2 yaralı
VAN’ın Çatak İlçesi’nde jandarmanın ‘dur’ ihtarına uymayan minibüse ateş açıldı sürücü ile yanında bulunan hamile kadın yaralandı. aktifhaber

Balyoz'u uygulamak için 66'ncı Zırhlı Tugay hazırdı
26 Aralık 2010

2005 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edilen Mesut Göğebakan, içeriden birisi olarak Balyoz darbe planıyla ilgili bildiklerini anlattı. "1. Ordu'da görev yapan herkesin plandan haberi vardı." diyen Göğebakan, 66'ncı Zırhlı Tugay'ın Balyoz'u hayata geçirmek için hazır tutulduğunu söyledi ve ekledi: "Eğer Çetin Doğan 2003 yılında kalp krizi geçirmeseydi, darbe girişimi fiilî olarak gerçekleşmiş olacaktı."

Mustafa Gürlek'in haberi

Camilerin bombalanması ve Ege'de Türk jetinin düşürülmesi gibi kanlı eylemler içeren Balyoz darbe planıyla ilgili eski Astsubay Mesut Göğebakan önemli açıklamalarda bulundu. Planın hazırlandığı dönemde Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde 1'inci Ordu Bölge Muharebe Birliği'nde görevli olan Göğebakan "Eğer Çetin Doğan 2003 yılında kalp krizi geçirmeseydi, darbe girişimi fiili olarak gerçekleşmiş olacaktı." dedi. 1. Ordu'da Balyoz darbe seminerine benzer birçok toplantının yapıldığını anlatan eski astsubay, bu toplantılara bütün askeri personelin katılımının zorunlu olduğunu söyledi. Ayrıca, 52'nci Zırhlı Tümen'e bağlı 66'ncı Zırhlı Tugay'ın Balyoz'u hayata geçirmek için hazır tutulduğunu ifade etti. "Çetin Doğan'ın darbe planı hazırladığını 1'inci Ordu'daki herkes biliyordu. Karargâhta görevli bir arkadaşım, bazı emekli paşaların Doğan'ı ziyaret ederek, darbeyi hiyerarşik yapı içerisinde yapması gerektiği yönünde tavsiyede bulunduklarını anlatmıştı." diyen Göğebakan, emekliye ayrılan Doğan'ın yerine geçen Hurşit Tolon'un da aynı hevesle çalışmalar yaptığını vurguladı.
Ağustos ayında mahkemenin Balyoz iddianamesini kabul etmesinden hemen sonra müdahillik dilekçesini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderen Göğebakan, bunu öğrenen bazı askeri yetkililerin "Neden müdahil oldun?" ikazında bulunduğunu ifade ediyor. Göğebakan, Balyoz sanıklarının dış uzantılarının müdahilliklerini engellemeye çalışmalarının delilleri karartma niteliği taşıdığını savunuyor. Gaziantep'te avukatlık yaparak hayatını devam ettiren Göğebakan, cübbesiyle katılacağı davada atılacaklar listesinde adı geçen arkadaşları adına da hukuk mücadelesi vereceğini söylüyor.

Çetin Doğan'ın darbe planı hazırladığını 1'inci Ordu Karargâhı'ndaki herkesin bildiğini aktaran Göğebakan, "Karargâhta görevli bir arkadaşım, bazı emekli paşaların Doğan'ı ziyaret ederek, darbeyi hiyerarşik yapı içerisinde yapması gerektiği yönünde tavsiyeler verdiğini anlatmıştı." diyor. İstanbul'da konuşlu bulunan Sarıgazi ve Hadımköy EMASYA alay komutanlıklarının 66'ıncı Zırhlı Tugay'a bağlı olduğunu belirten Göğebakan, tugaya bağlı birliklerin ne taarruz ne de savunmaya yönelik hiçbir görevi olmadığını ve darbe girişiminde kullanılmak üzere hazır tutulduğunu iddia ediyor. Göğebakan, "TSK içerisinde pazartesi toplantıları çok önemlidir. Bu toplantılarda genel olarak birliklerin eksikleri üzerine konuşmalar yapılırdı. Fakat 2002 yılından itibaren artık bu konuşmaların yerini siyasi ve ideolojik söylemler aldı." diyor.

ZAMAN

Otomobil Lastiği Kesen Teğmen
28 Aralık 2010
Edirne'de, otomobillerin lastiklerini keserek zarar veren teğmen, çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı.
Talatpaşa asfaltının arka sokaklarında, dün gece otomobillerin lastiklerini kestiği ihbarı üzerine polislerce yakalanan kişinin, Karaağaç'taki askeri birlikte görev yapan teğmen A.G. (24) olduğu belirlenmişti.

Bir yüzbaşı tarafından Edirne Adliyesi'ne getirilen A.G, savcılıktaki ifadesinin ardından Edirne Sulh Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. Mahkeme, A.G'nin tutuksuz yargılanmak üzere "adli kontrol" şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi.

A.G, gazetecilerin görüntü almaması için adliyenin arka kapısından çıkarıldı.

A.G'nin, araç sahiplerinin zararlarını tazmin edeceğini taahhüt ettiği, araç sahiplerinin ise şikayetçi olmadığı öğrenildi. aktifhaber

Balyoz, vicdani kanaat gerçekler ve adalet
4 Ocak 2011
Ergun BABAHAN
ebabahan@stargazete.com

Taraf’ta Alper Görmüş yazdı, bizler “darbeler yemiş” bir kuşağız.

Kişisel tarihimde de 16 Mart gibi darbe hazırlığı yolundaki kanlı bir planın sahneye konuluşunun anısı var.

Herkes bu eylemin, üniformalı ve üniformasız katillerin eseri olduğunu biliyordu ama bazı gizli ellerin faaliyeti sonucu o da zamanaşımına uğradı.

Bugüne kadar Türkiye’de kamu görevlilerinin hukuk dışı eylemleri ya hiç gündeme gelmedi, gelse de zamanaşımına uğradı.

Bizler çaresizlik içinden köşelerimizden adalet diye haykırdık ama dönüp yüzümüze bakan olmadı.

Dönüp 12 Eylül öncesine baktığımızda 16 Mart’ın, 1 Mayıs, Kahramanmaraş, Çorum katliamının darbe yolunu hazırlayan taşlar olduğunu bütün çıplaklığıyla görüyoruz.

“Yaşadıklarımız yaşayacaklarımızın garantisidir” misali, yakın geçmişte tanıklık ettiğimiz Trabzon cinayetleri, Danıştay saldırısı, Malatya katliamı, hatta Hrant Dink suikasti gibi eylemlerin de yakın dönemin darbe planları yolunda açılmaya çalışılan yolun dönüm taşları olduğuna inanıyorum.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e karşı bir merkezden yönetilen, medya tarafından desteklenen itibarsızlaştırma çabalarına bakınca, adını şimdi tam olarak hatırlayamadığım tüm darbe planlarının gerçekliği konusunda kuşku duymuyorum.

Ama bunlar Türkiye’nin darbelerle yaralanmış tarihi ile bağlantılı.

Hukuk ve adalet buna bakmaz.

Dün sabah Zaman Gazetesi’nin “İşte Balyoz planının kozmik CD’leri” manşetiyle başladım güne.

Ardından emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın kızı Pınar Doğan’la NTV’de “Balyoz” davası üzerine bir programa katıldım.

Pınar Doğan samimi ve babası için çırpınan genç bir kadın.

Dosyaya en ince detaylarına kadar hakim.

Babasının belli bir merkezden hazırlanan komplo sonucu, sahte delillerle suçlandığına inanıyor.

Elindeki bilgiler, Alper Görmüş’ün de haklı olarak işaret ettiği gibi, görmezden gelinecek nitelikte değil.

Herşeyden önce mahkemenin savunma avukatlarına nedense vermekten imtina ettiği CD fotoğraflarının gazetelere servis edilme nedenini anlamamız lazım.

Ardından Pınar Doğan’ın haklı olarak öne sürdüğü gibi, 2002’de hazırlanan bir darbe planında 2009 yılında kurulmuş bir hastanenin nasıl yeraldığını da anlamamız lazım.

Zaman’ın haberinde yeralan bilgiler, Pınar Doğan’ın iddialarını çok çürütmüyor açıkçası.

Dediğim gibi, burada top savcılara düşüyor ve eğer bu tarihler arasındaki kopukluğu açıklayamazlarsa, davaları inandırıcılığını kaybeder.

Kişisel kanaatim “Bir darbe planı var” diyor ama kanaat ayrı, hukuk ve adalet ayrı.

Savcıların tutarsızlıkları açıklaması lazım.

Askeri araç devrildi: 5 yaralı
13 Şubat 2011
Malatya'nın Hekimhan ilçesinde şarampole yuvarlanan askeri araçtaki 5 kişi yaralandı.Sivas'tan Malatya yönüne gelmekte olan Turan Acar (32) yönetimindeki malzeme yüklü askeri araç, Hekimhan ilçesi Yeşilkale rampası mevkisinde henüz belirlenemeyen nedenle şarampole yuvarlandı.
Kazada, sürücü Turan Acar, sivil askeri personeller Mehmet Türlü (50), Mustafa İlyasoğlu (49) ve Hikmet Gök ile başçavuş Kürşat Çolakkadıoğlu (35) yaralandı. haber10

Komutanlardan Hasdal'a 'Balyoz' ziyareti

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner Işık Koşaner ve Kuvvet Komutanları Hasdal Cezaevi'ne giderek tutuklu bulunan Balyoz sanıklarını ziyaret etti.

18 Şubat 2011
Anadolu Haber

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner Işık Koşaner, Kuvvet Komutanları ile birlikte asdal Askeri Cezaevi’nde yatan 102 muvazzaf subayı ziyaret etti.

Balyoz davası kapsamında tutuklanarak Hasdal Cezaevi’ne konulan 24'ü general ve amiral toplam 102 muvazzaf subayın sürpriz ziyaretçileri vardı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ile Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Necdet Özel Hasdal Cezaevi’ne helikopterle gitti.

Ziyarette Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun da bulunduğu öğrenildi.

Komutanlar tutuklu general-amiral ve subaylarla görüşerek, "geçmiş olsun" dileğinde bulundu. En üst düzeyde yapılan bu ziyaret, Silahlı Kuvvetler'in tutuklu subaylara "moral" ve "dayanışma" mesajı olarak yorumlandı.

Subay Eşlerine Balyoz Mobbingi!
18 Şubat 2011

TSK'da yarın gerçekleştirilecek organizasyon öncesi kriz çıktı. Mobbing, mahalle baskısı her şey var. İşte şok ayrıntılar...
Balyoz tutuklamalarından sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinde adeta cadı avı başlatıldığı öğrenildi.

Tutuklamalardan hemen sonra balyozcuların eşleri tarafından organize biçimde kurulan “ Vardiya Bizde Platformu”nun yarın yapacağı kritik etkinlik öncesi TSK karıştı.

Platforma destek veren TSK içerisindeki bazı muvazzaf komutanların, Cumartesi günü Anıtkabir'de düzenlenecek eyleme subay eşlerini katılım için zorladığı öğrenildi. Daha önce eşleri bilgileri dışında fotoğraflanan, belirtilen derneklere üye olmamaları nedeniyle fişlenen TSK Personeli, bu sefer farklı bir sebepten eşleri üzerinden fişlenme tehlikesi ile karşı karşıya.

TSK içinde yarınki etkinlik öncesi oluşturulan mahalle baskısının dozunun oldukça yüksek olduğu öğrenilirken, eşlerin eyleme katılması konusunda açık olarak “Tarafınızı belirleyin, belirlemeyenler hakkında bir karar vereceğiz” şeklinde imalar yapıldığı belirtiliyor.

BALYOZ'A BULAŞMAYANLARIN BAŞI DERTTE

Karargahlarda adı darbe planlarına karışmayan personelin diken üstünde olduğu ifade edilirken, hala emir komuta yapısında etkin olan Balyoz yapılanmasının yoğun biçimde mobing uyguladığı belirtiliyor.

Öte yandan TSK içindeki Şahinlerin, Cumartesi günü yapılacak eylemi çok önemsediği ve bu eylemi seçim öncesinde Cumhuriyet Mitinglerinin ilk kıvılcımı olarak planladıkları da iddia ediliyor.

Bu çalışmalar sürerken çeşitli yöntemlerle siyasi iktidar ve yargı üzerinde baskı kurma faaliyetlerinin her geçen gün artırarak devam edildiği öğrenildi. Ajitasyonla kamuoyu oluşturma çabası içerisinde olan platfrom, Balyozcularla birlikte TSK personeli üzerinde baskı kurarak eylemlerine destek sağlamakta.

Habervaktim

Nöbete Giden İki Asker Tartıştı: 1 Ölü, 1 Yaralı!
18 Şubat 2011
Ankara Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı'nda geçen hafta Tankçı Onbaşı Hakkı Kılıç ile silah arkadaşı Fatih Yüksel gece nöbeti sırasında henüz belirlenemeyen bir nedenle tartıştı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonrası iddiaya göre Hakkı Kılıç, tüfeğiyle Fatih Yüksel'i vurduktan sonra silahı kendisine doğrultup ateş etti.

Ağır yaralanan iki asker Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde tedavi altına alındı. Askeri savcılık her iki askerin silahlarına incelemek üzere el koyarken, konu hakkında soruşturma başlatıldı. Yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınan Çorumlu asker Hakkı Kılıç yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. haber1001

Albay'dan 3 günlük açlık grevi
19 Şubat 2011
“Balyoz Planı” davasından da tutuklanan Albay Cengiz Köylü, İkinci Ergenekon Davası’nda yaptığı savunmada, “Adına Balyoz denilen davadan da buraya geliyorum. Sayın Mustafa Balbay buraya ‘Zulümhane’ diyor. Çünkü hiç işlemediğimiz suçlardan, tanımadığımız insanlarla birlikte yargılanıyoruz. Balyoz davasıyla kıyasladığımda, sayın komutanlarım ve silah arkadaşlarımla burada yargılanmak bana on kat daha ızdırap veriyor. Tahliye edilip edilmememin artık önemi kalmadı. Çünkü onurlu şerefli komutanlarım silah arkadaşlarım, gazilerim, kahramanlarım parmaklıklar arasındayken benim özgürlüğüm kara zindanım olur. TSK’ya bu pusuyu kuranlara lanetler yağdırıyorum. Bugün Hasdal Cezaevi’nde sembolik olarak üç günlük açlık grevine başlayan silah arkadaşım Albay Mustafa Önsel’i yalnız bırakmamak ve onun gibi bu hukuksuzluğu ve zalimliği kınamak için bende üç günlük açlık grevine başlıyorum” dedi. Vatan

7 Şehit Davasında Tahliye Kararı

7 askerin şehit olduğu mayın patlamasıyla ilgili davanın tutuklu sanıklardan Tuğgeneral Zeki Es hakkında tahliye kararı verildi.
21.02.2011
Çukurca’da mayın patlaması sonucu 7 askerin şehit olması ile ilgili davanın 4’üncü duruşması yapıldı. Duruşmadan tahliye kararı çıktı.
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi’ndeki duruşma sonucu, davanın tek tutuklu sanığı Tuğgeneral Zeki Es tahliye edildi.

Duruşmada ifadesine başvurulan Kurmay Binbaşı İsmail Top; "Terör örgütü tarafından döşenen patlayıcıların bulunduktan sonra imha edilmeyerek tekrar yerleştirildiğini duymuştum" dedi.

Hantepe’deki olay ilk olarak Genelkurmay’dan gelen açıklama ile medyaya yansımıştı. Genelkurmay
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Pts Şub 21, 2011 10:35 pm tarihinde değiştirildi, toplam 22 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2382
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cmt Ksm 06, 2010 10:03 pm    Mesaj konusu: Askerdeki 'Küfür' Ve 'Dayağa' Yargı Yolu Alıntıyla Cevap Gönder

M.Şevket Eygi
Ordu Bu Hale Nasıl Geldi?
06 Kasm 2010



Ordumuzu, kurum ve tüzel kişilik olarak tenzih ederek soruyorum:

Ordu bugünkü hale nasıl düşmüştür?

Bunun birinci sebebi, 1950'li yıllarda oğullarının bir kısmını askerî liselere ve harp okullarına göndermeyen Müslümanların gafletidir.

Çok iyi hatırlıyorum ve biliyorum, o tarihlerde Müslümanlar en parlak, en zeki, en kabiliyetli, en vasıflı çocuklarını tıp ve mühendislik fakültelerine yolluyorlardı. Çünkü o meslekler gözdeydi, onlarda çok para, itibar ve refah vardı. Dindar, muhafazakâr kesim, Hacı Beyler orduyu, subayları tutmuyorlardı. Çocuklarını askerlik kariyerine sokup da niçin harcasınlardı?

Sonunda olan Türkiye'ye oldu. Devlet, ülke ve halk olarak...

Tabiat boşluğu sevmez...

1950'li yıllarda -çok iyi hatırlıyorum- sokaklarda, nakil vasıtlarında, lokantalarda, her yerde üniformalı subaylar görülürdü. Bugün kışla ve askerî daire dışında bir tek üniformalı subay göremezsiniz. Ordu halktan ve toplumdan kopmuştur.

50'li yılların ikinci yarısında Ankara'da bir grup arkadaş aylık İslâm mecmuasını çıkartmaya başlamıştık. İdarehanesi, Hacı Bayram Camiinin karşısında Millî Mücadele yıllarından kalma eski bir binadaydı. O tarihî camide bazen üniformalı subayların, başlarında beyaz namaz takkeleriyle ibadet ettiklerini görürdüm. İsmini unuttum, uzun boylu bir yarbay vardı, bazen cami içinde Yunus Emre'den ilahiler okurdu. Sesi gür Zekai efendinin imamlık yaptığı günlerdeydi.

Bugün ne Hacı Bayram Camiinde, ne de başka bir İslâm mabedinde üniformalı bir subayı, başında takke olduğu halde namaz kılarken görebilirsiniz.

Yine 1950'li yıllarda Ankara İlahiyat Fakültesi'nde üniformalı askerî öğrenciler "Moral subayı" olarak yetişmek üzere tahsil görüyorlardı. Bazılarıyla görüşürdüm.

Nice askerî birliklerde camiler ve mescidler vardı. Beş vakit ezan okunur, cemaatle namaz kılınırdı. Kıraati düzgün, ilmihal bilgisi namaz kıldırmaya müsait hâfız bir er imamlık yapar, bazen dindar birlik kumandanı onun arkasında safa dururdu.

50'li yılların sonunda DiyanetBaşkanlığı'nda iki yıl kadar kadrolu mütercimlik yapmıştım. Başkanlık Opera binasına yakın bir yerdeki tarihî binadaydı. Karşısında, Samanpazarı'na çıkan yolda Deniz Kuvvetleri Kumandanlığı binası bulunuyordu. Diyanet binasında Cuma namazı kılınmazdı ama Deniz Kuvvetleri binasının mescidinde kılınırdı. Cuma vaktinde kapılar herkese açılır, isteyen içeriye serbestçe girer ve namazını kılardı.

Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde talebelik yıllarımda sık sık askerî doktor yüzbaşı Erzurumlu Dursun Aksoy ağabeyin evine gider gelirdim. Kendisi Nakşibendî tarikatine mensup son derece sofu ve dindar bir kimseydi. Adanalı Sami Efendi hazretlerine mensuptu. Yukarıda bahs ettiğim İslâm dergisi kurucu ve idareci heyetine mensuptu. Yazın en sıcak günlerinde nafile oruç tutardı. Bir vakit namazını aksatmazdı. Hanımı misafirlere çay hazırladığı vakit kapıyı tıklatır, beyi hemen seğirtir, tepsiyi onun elinden alır, çayları dağıtırdı. Yani kaç göçlü bir Müslüman aileydiler. Birkaç yıl önce Dursun bey Medine-i Münevvere'de 90 küsur yaşında rahmet-i Rahman'a kavuştu. Nur içinde yatsın.

Ordunun bozulması o menhus, o uğursuz, o katil 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra başladı. Nihayet bugünkü korkunç günlere geldik.

Orduyu tenzih ederek yazıyorum: Dinsiz bir çete:

Askerî okullara başı örtülü annelerin,

Sakallı babaların,

Dindar ailelerin,

Namaz kılan ana babaların çocuklarını almadı.

İnanır mısınız, ismi Abdüsselam olduğu için Sünnî Müslüman kökenli gençler bile alınmadı.

İnançlı bir Müslüman olmak,

Namaz kılmak,

Oruç tutmak,

İçki içmemek,

Nâmahrem kadın ve kızlarla düşüp kalkmamak,

Dans etmemek suç sayıldı.

YAŞkararlarıyla nice çok başarılı ordu mensubu, bütün hakları ellerinden alınarak meslekten atıldı. Ordudan atılanlara iş veren belediyeler tehdit edildi.

Orduevlerine başörtülü kadın ve sakallı erkek sokulmadı.

İnanmayacaksınız, bir askerî okulda bir öğrencinin dizlerini muayene etmişler, gizlice namaz kılıyor ve dizinde nasır gibi bir alamet oluşmuş mu diye.

En sonunda ordu Müslüman halktan koptu.

İsrail'den temin edildiği söylenen bilgisayarlarla ülkedeki dindarları fişlemeye başladılar.

Dindar Müslümanları devlet ve Cumhuriyet için tehdit ve tehlike olarak gördüler.

28 Şubat'tan sonra kız yurtlarına baskınlar yapıp, bazı kızların saçlarını acaba peruk takıyor mu diye çekiştirdiler.

Gerçek demokrasinin karşısına vesayet demokrasisini çıkarttılar. Türk halkının temel haklarına karşı resmî ideoloji heyûlası engelini diktiler.

Hepimiz gördük: Son Cumhuriyet bayramında Çankaya Köşkü'ndeki resepsiyona gitmediler, kendileri paralel bir resepsiyon yaptılar. Neymiş, Cumhurbaşkanının eşi başörtülüymüş.

Ortada korkunç bir kriz vardır. Bu krizin birinci sorumlusu bundan elli altmış sene önceden başlayarak çocuklarını askerî mekteplere göndermeyen Müslümanlardır.

Bu kriz nasıl çözülür?.. Bu konuda şu yetmiş milyonluk millet içinde, işe yarar çare ve çözüm üretecek beş kişi bile çıkmaz sanırım. O beş kişiyi bulmalı ve doğru dürüst bir rapor hazırlatmalı.

Bu yapılmaz ve hemen harekete geçilmezse ileride çok vahim hadiseler olabilir.

Millî Gazete

Askerdeki 'Küfür' Ve 'Dayağa' Yargı Yolu
06 Kasım 2010



Türk Silahlı Kuvvetleri'nde askerlere yapılan kötü muamelelerin yargıya taşınması konusunda emsal niteliğinde bir karar verildi.
Van'da askerlik yaparken komutanı olan Binbaşı Murat Ayvaz'ın aşağılayıcı davranışları üzerine manevi tazminat davası açan İdari Hâkim Mesut Çeken, Ayvaz'ı 5 bin TL'lik tazminata mahkûm ettirdi. Tazminata mahkum olan Binbaşı Murat Ayvaz'ın geçmiş yıllarda Van Erciş İmam Hatip Lisesi’nde Milli Güvenlik Dersi’ne verdiği ve bu dönemde öğrencileri fişlediğine dair haberlere konu olmuştu. Bu askerlerden bir tanesi Sabah gazetesi yazarı Sevilay Yükselir'e yazdığı mektupta askerlik döneminde neler yaşadığını anlattı. Mesut Çeken Sabah gazetesi yazarı Sevilay Yükselir'e yazdığı mektupta "Ben de askerdeyken çok hırpalandım. Bana da kötü muamele yapıldı, diyenlere yol gösterici olması, örnek teşkil etmesi için lütfen bu mektubumu okurlarınızla paylaşın." dedi.

İŞTE EMSAL TEŞKİL EDECEK DAVANIN DİLEKÇELERİ

ERCİŞ SULH HUKUK HAKİMLİĞİNE GÖNDERİLMEK ÜZEREKÜÇÜKÇEKMECE SULH HUKUK MAHKEMESİNE
DAVACI : Mesut ÇEKEN

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 4. İdare Mahkemesi Şirinevler
Bahçelievler/İSTANBUL

DAVALI : Bnb. Murat AYVAZ
108. Topçu Alayı Disiplin Subayı Erciş/VAN

KONU : Şahsiyet hakkına tecavüz nedeniyle 5.000,00.-TL manevi tazminat talebinden ibarettir.
AÇIKLAMALAR:
1- Askerlik görevimi ifa etmek üzere 2008 yılı ağustos celbine tabii olarak 108. Topçu Alayı Erciş/VAN’a katıldım.
108. Topçu Alayı Alay Karargah Bölüğünde disiplin subayı yazıcısı olarak vazifelendirildim.

2- Askerde mesleğim olan hakimliğin cübbesini nizamiyeden geçerken kapıda bırakmam gerektiği sürekli vurgulandı. Öyle de yaptım. 155 gün boyunca hiç kimseden pozitif bir ayrımcılık beklemedim.

3- 34 yaşında, evli, iki çocuk babası, İstanbul’da görev yapan bir hakim olmama rağmen herkesle birlikte yattım, kalktım, herkesle birlikte süründüm, yerlerde yuvarlandım, akla hayale gelmeyen bir yığın muameleyi, vazife dedim sorun etmedim, dert etmedim.
Ancak görev yaptığım disiplin subaylığı komutanı davalı Murat AYVAZ’ın bir tavrına tahammül edemedim, aylar geçmesine rağmen içimden atamadım.
Davalı tam dört ay boyunca alayda olduğu hemen her gün belki de emrinde olmamın verdiği özgüvenle “Hakiiiim, üç çay al gel.” “Hakiiim, bana bir sigara bul getir.” “Hakiiim çay getir” diyerek mesleki onurumu, mesleki haysiyetimi ayaklar altına aldı.
Burada sorunun benim çay getirmem olmadığını vurgulamak isterim. Davalıya, neden “Asker, 3 çay al gel.”, “Mesut , 3 çay al gel ” “Çavuş, çay getir.” Ya da oğlum, evladım sigara bul bana.” diye hitap seçenekleri var iken ısrarla hakimliğime vurgu yapıldığını sorabilmeyi isterdim.

4- Bu dört ay boyunca belki de yüzlerce kez “Hakiiiim çay getir.” Şeklinde verilen emri yerine getirmiş olmam yetmiyor gibi 2 ya da 3 kez çalıştığı masada kalemle yazı yazarken elinin yanına bıraktığım bardağı işaret parmağıyla göstererek “karıştır” kelimesini duyduğum an hissettiklerimi, kelimelerle ifade etmem mümkün değil. Kabul edemiyordum, hayal gibi, kabus gibi üzerime çöküyordu. İnanmıyordum, inanamıyordum, bir yerlerde kamera olmalı, bu olsa olsa kamera şakasıdır diyor kendimi öyle rahatlatmaya çalışıyordum.
Neden böyle yapar, benden en fazla 3-5 yaş büyüktür. Bilmiyor mu 34 yaşındayım, evliyim, iki çocuk babasıyım, hadi bunları geçeyim, bu devletin, kararlarını “Türk Milleti Adına” veren bir hakimiyim.
İşte bu psikolojik işkence askerliğimin son gününe kadar sürdü.

5- Davalının bu hitabını tek garipseyen ben değildim. Davalı bu “Hakiiiim çay getir.” şeklindeki emrini haliyle kulağıma fısıldayarak söylemiyordu. Benim odam davalının odasının bir kat altında idi ve kimi zaman üst kattan alt kata bağırmak suretiyle isterdi çayını. Bu nedenle benim için artık hakaretten başka bir anlamı olmayan söz konusu hitaba tahammülüm daha da zorlaşıyordu. Üç kat aşağıdan bazen de başka birliklerden – çünkü komutanım çay kalmamış diye bir mazeretimiz asla kabul edilmiyor ‘lan bir çay bulamadınız bana gidin nereden bulursanız bulun diyor’ – çay getirirken bir çok askerin hayretle, şaşkınlıkla “Devletin hakiminin düştüğü hale bak” şeklindeki ah vahları içerisinde elim ayağım birbirine dolaşarak geçiyordum. Bilmiyorum ki neydi suçum.

6- Eğer tazminat “şahsiyet hakkı hukuka aykırı şekilde tecavüzden doğan acı, elem ve ızdırabın telafisi” amacını güdüyorsa ve şahsiyeti oluşturan unsurları teker teker saymak mümkün değilse, kişinin hayatının, sağlığı-hatta ruh sağlığı-nın ve vücut bütünlüğünün, şeref ve haysiyetinin, resminin, özel hayatının gizliliğinin vs. tecavüze uğraması suretiyle şahsiyet hakkının ihlal edilebileceği gibi kişilerin, yerin, zamanın ihtiyaçlarına göre yeni unsurlar da nazara alınabilecektir.
Benim burada korumaya çalıştığım elbette ki şeref ve haysiyetim, elbette ki ruh sağlığım, elbette ki şahsiyetim ve elbette ki şahsiyetimin bir parçası haline gelmiş mesleki onurumdur.

7- Davalı “Evet o bir hakimdi, benim de hakaret kastım yoktu.” diyebilir. Ben her ne kadar hakim olsam da davalının bana “Hakim çay getir.” demesini haklı göstermez. Zira ben orada hakimlik sıfatımla bulunmuyordum kaldı ki bulunsam bile dememeli. Bununla birlikte BK 49 gereği manevi tazminata hükmedilebilmesi için ağır kusur gerekmediği, kusurlu bir davranışın yeterli olduğu da gerek öğretide gerekse de içtihatlarla sabittir.

8- Davalının “Hakiiiim çay getir.” şeklindeki emrini inkar edeceğini zannetmemekle birlikte bu emrine defalarca şahit olanlardan birkaç tanesini tanık olarak yazabilirim.

1- Burhan SEKİZKARDEŞ (Aynı odada çalıştığımız davalının benimle birlikte olan diğer yazıcısı.)
Adresi: Şehit Er Samet Bilgin Sk. No:7 Osmangazi/BURSA
2- Eray HOBİKGİL (Davalının alt katında, benim yan odamda Maliye Kısım Amiri Yazıcısı)
Adresi: Galipbey Caddesi Özden Apartmanı No:19 D:12 Altıntepe Bostancı/İSTANBUL
3- Cahit GÖKSEL (Alay Karargah Bölüğü yazıcısı. Özellikle, top atışlarına giderken yaklaşık 60-70 asker ve rütbeli ile sırada iken onların önünde “Hakiiiim çay getir.” Şeklindeki emrine şahittir.
Adresi: Merkez Mh. Ayrılık sokak 4/1 Beykoz/İSTANBUL
4- Rasim MERCAN (MYM Kısım Amirliği Yazıcısı 323/KD. Top atışlarına giderken yaklaşık 60-70 asker ve rütbeliler ile sırada iken onların önünde “Hakiiiim çay getir.” şeklindeki emrine şahittir.
Adresi: Çavuşlar Köyü No:62 Gülnar MERSİN
5- Çağrı KÜRTÜNLÜOĞLU (Benden sonraki Disiplin Subayı Yazıcısı 325/KD İki hafta kadar birlikte çalıştık.)
Adresi:Şenol Hukuk Bürosu 1004. Sk. Z:22 Tesisat İş Merkezi Yenişehir/İSTANBUL

HUKUKİ NEDENLER: Borçlar Kanununu 49. maddesi ve diğer yasal deliller.

HUKUKİ DELİLLER: Tanık ifadeleri, mali ve sosyal durum araştırması ve diğer deliller.

SONUÇ VE İSTEM: Mesleki onurumu ayaklar altına almak suretiyle şahsiyet haklarımın tecavüze uğratıldığı düşüncesiyle davalıdan, 5.000,00.-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazminine, yargılama masraflarının davalıya yükletilmesine karar verilmesini saygıyla arz ederim. 01/09/2009

ERCİŞ SULH HUKUK MAHKEMESİNE
DOSYA NO : E:2009/470

DAVACI : Mesut ÇEKEN
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 4. İdare Mahkemesi Şirinevler
Bahçelievler/İSTANBUL
VEKİLİ : Av. Taner BEDİR

DAVALI : Murat AYVAZ
108. Topçu Alayı Disiplin Subayı Erciş/VAN

KONU : Cevaba cevap dilekçesidir.
AÇIKLAMALAR:
1- Şahsiyet hakkına tecavüz nedeniyle 5.000,00.-TL manevi tazminat talebiyle açtığımız davada davalı dava konusunu anlamadığı izlenimini veriyor. Çünkü davamızın özü davalının emri altındaki müvekkilime “Hakiiiim, üç çay al gel.” “Hakiiim, bana bir sigara bul getir.” “Hakiiim çay getir” diyerek mesleki onur ve haysiyetin ayaklar altına alınması olduğu halde davalı konuyu ‘hakaret’ kapsamında değerlendirmiş.

2- Davalı için özetle vurgulamak gerekirse davamızın konusu ceza davası değil bir hukuk davasıdır. Davalının fiilinin ceza hukuku kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini düşünseydik davalı şu an hukuk mahkemesinde değil de ceza mahkemesinde yargılanıyor olurdu.

3- Davalının savunmasında bizim davayı “kendisinin hakaret ettiği, gururu incitecek askerlik şeref ve gelenekleri ile bağdaşmayacak nitelikte hal ve tavırlar takındığı” gerekçesiyle açtığımızı savunmuş. Böyle bir ifadeyi dava dilekçemizin hiçbir yerinde görmek mümkün değil. Olsa olsa davalı savunmayı hazırlarken kullandığı örnek/şablon savunma dilekçesinde kalmış ifade olabilir.

4- 211 sayılı İç Hizmet Kanunu’nun 2. maddesinde Askerlik “Türk vatanını, istiklal ve Cumhuriyetini korumak için harb sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyetidir.” şeklinde, aynı Kanun’un 8. maddesinde ise Emir, “Hizmete ait bir talep veya yasağın sözle, yazı ile ve sair surette ifadesidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Buradan askerlik vazifesini yapmaya gelen askerin “Türk vatanını, istiklal ve Cumhuriyetini korumak için harb sanatını öğrenmek ve yapmak” için askere gittiği anlaşılıyor. Ve emirlerin “Hizmete ait bir talep” olması yani “Türk vatanını, istiklal ve Cumhuriyetini korumak için harb sanatını öğrenme ve yapmaya” matuf olması gerekmektedir. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlüğünde Uşak kelimesinin karşılığı olarak “Erkek hizmetçi” tabirini kullanılıyor. Davalının “maiyetimde olan bir asta çay getirmesini veya çayın şekerini karıştırmasına dair verilen emri askerlik terbiyesi, disiplin anlayışı ve sosyal etik ile bağdaşmayan bir yanı bulunmadığı” şeklindeki ifadesi göz önüne alındığında söz konusu emrin askere mi uşağa mı yapılması gerektiği düşündürücü. Yani hakiiim çay getir ve karıştır emirlerinin “Türk vatanını, istiklal ve Cumhuriyetini korumak için harb sanatını öğrenme ve yapma” ile ne ilgisi var. Kaldı ki bu husus İç Hizmet Kanununda Amirin Vazifelerinin sayıldığı maddelerden 16. maddede “Amir; maiyetine hizmetle münasebeti olmıyan emir veremez.” şeklinde ifadesini bulmuştur. Özetle; ast üstün emirlerine mutlak itaatle mükellef olmakla birlikte üst de nasıl ‘gel sırtımı kaşı’ gibi askeri hizmetle uzaktan yakından alakası olmayan bir emir veremeyeceği gibi ‘gel çayımı karıştır’ da diyemez.
Diyemesin ki uşak ile ASKERin bir farkı olsun.

Hal böyle olmakla birlikte dava konumuzun –Alay binasının görevli çaycısı olmasına rağmen- bizatihi çay getirmek olmadığını tekrar belirtmek isterim. Dava konusu; dava dilekçesinde “Burada sorunun benim çay getirmem olmadığını vurgulamak isterim. Davalıya, neden “Asker, 3 çay al gel.”, “Mesut , 3 çay al gel ” “Çavuş, çay getir.” Ya da oğlum, evladım sigara bul bana.” diye hitap seçenekleri var iken ısrarla hakimliğime vurgu yapıldığını sorabilmeyi isterdim.” diye belirtildiği şekliyle çayın ‘hakiiiim’ ön ekiyle istenilmesidir. Bilindiği gibi BK 49 gereği manevi tazminata hükmedilebilmesi için de kusurlu bir davranışın yeterli olduğu da gerek öğretide gerekse de içtihatlarla sabittir.
Bizim burada korumaya çalıştığımız müvekkilimin şahsiyetinin bir parçası haline gelmiş hakimlik mesleğinin onur ve haysiyetidir.
5- Davalı ısrarla bir kişiye mesleği ile hitabın kişiyi nasıl elem ve üzüntüye sürüklediğinin tarafınca anlaşılamadığını belirtiliyor. Bu ısrarlı ifadesiyle davalı daha dava konusunu bile anlamadığını itiraf ediyor. Sorunun müvekkilime ‘hakim’ diye seslenilmesi olmadığını tekrar vurgulama ihtiyacı hissetmiyoruz. Sadece bu kadar olsa, bu hitapla onur duyar davalıya da teşekkür ederdik. Bu nedenle dava konusunu anlamayan ya da anlamak istemeyen davalının bu savunmasına sadece gülüp geçiyoruz.

6- Değinmeden geçilmeyecek bir husus da şudur ki davalı ısrarla müvekkilimin disiplin subaylığı yazıcılığında görevlendirildiği iddiasında bulunmasıdır. Davalı yaklaşık 4 ay boyunca müvekkilimi yasal bir görevlendirme olmaksızın yanında kendi ifadesiyle ofis elemanı olarak kullandı. Müvekkilim 108. Topçu Alayı Alay Karargah Bölüğünde görevli bir askerdi. Ve tezkeresinde İaşe İkmal Tipi Kısım Komutanı olduğu yazıyor. Hiçbir yerde disiplin subayı yazıcısı olarak görevlendirildiği yazmıyor. Yani müvekkilim askerliğini İaşe İkmal Timi Kısım komutanı olarak yapmış olmalı. Yasal bir görevlendirme olmaksızın ve disiplin subayı yazıcılığı diye bir kadro olmaksızın ben yaptım oldu anlayışı ile kadro ihdas edilerek kendisine çay getirip çayını karıştıracak, sigara bulup getirecek bir hakim bulacak yarın ülkemizin olası bir savaş ihtimalinde sefer emri verildiğinde müvekkilim İaşe İkmal Timi Kısım Komutanı olarak görevlendirileceği vazifeyle ilgili olarak da bir kelime öğrenmeyecek. Ve bunun ne olduğunu da bilmiyor çünkü askerliğinin bittiği gün öğrenmiştir İaşe İkmal Timi Kısım Komutanı olduğunu. Yani davalı fiilen şunu demiş oluyor tamam bu tezkeresinde askerliğini iaşe ikmal timi kısım komutanı yaptı görünsün ama gayrı resmi olarak da benim yanımda çalışsın, ofis elemanlığı yapsın çayımı getirip götürsün.
Ne olurdu yani müvekkilim çay getirmeyip, şekerini karıştırmayıp da ‘Türk vatanını, istiklal ve Cumhuriyetini korumak için harb sanatını öğrenmek ve yapmak mükellefiyeti’ kapsamında İaşe İkmal Timi Kısım Komutanlığını en ince ayrıntılarına kadar öğrenseydi de olası savaş ihtimalinde bu göreve ilişkin hazır olabilseydim.
7- Davalının bu hitabı hakaret saikiyle yaptığına ihtimal vermek istemiyoruz. Olsa olsa askere karşı umursamaz ve özensiz tavrı nedeniyledir. Örneğin; oruç tutmayan askere ‘lan dana niye tutmuyon lan’ der, Tamer GARGILI isimli ayağında burkulma nedeniyle şişik olup aksayarak yürüyen askere 4 ay boyunca ‘lan topal’ der, soy ismini beğenmediği hemen herkese ‘bu ne biçim soy isim, Ermeni misin sen lan der’ bu liste uzayıp gider. Özensiz tavır yani. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için gereken kusurlu davranış.
8- Davalının yine kendi ifadesiyle ‘hayatını bu mesleğe adadığı, dürüst, şerefli ve onurlu bir subay’ olduğu konusunda hiçbir tereddüdüm yok ve buna güvenerek davalının ‘Hakiiiiim çay getir’ emrini(!) inkar edeceğine ihtimal vermiyorduk. Ve tahminimiz üzere savunmanın 7 numaralı paragrafında Hakim çay getir ve karıştır dediğini açıkça kabul ediyor. Dilekçenin bir çok yerinde de tüm iddiaları reddettiğini söylüyor. Savunmanın red kısmına ilişkin olarak diyebileceğimiz tek şey; şerefli Türk ordusunun şerefli bir subayı yalan söylüyor.

9- Tazminat miktarının fahişliği iddiasına gelince; “Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve aynı özelliği yanında tarafların kusur oranını,sıfatını,işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanunun 4.maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edilmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.” Yukarıda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun belirlediği ilkeler kapsamında talep edilen 5.000,00.-TL TL tazminat hakkaniyete göre fahiş değildir.

SONUÇ VE İSTEM: Müvekkilimin mesleki onurunu ayaklar altına almak suretiyle şahsiyet haklarının tecavüze uğratıldığı düşüncesiyle davalıdan, 5.000,00.-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazminine, yargılama masraflarının davalıya yükletilmesine karar verilmesini saygıyla arz ederim.

Kaynak: Star

YAŞ kararı ile atılan askerler, göreve iade istedi
14:45 - Gaziantep'te, YAŞ kararı ile ordudan atılan 7 asker, haklarının iade edilmesi için Bölge İdare Mahkemesi'ne dilekçe verdi. 1980 ihtilalinden sonra 28 Şubat süreciyle artan bir süreçte; en az 5 bin tane subay-astsubayın ihraç edildiğini ifade edenler adına konuşan Emekli Binbaşı Sadık Paksoy , "Bu rakam bir ordu demektir. Bir ordunun, en güçlü bir ordunun yok edilmesi demektir. Milletin ordusuna sahip çıkması gerekiyor." dedi. 10.11.2010 GAZİANTEP netgazete

ASKERİ ARAÇLA MİNİBÜS ÇARPIŞTI: 3 ASKER ÖLDÜ
11 Kasım 2010
Afyonkarahisar'ın Dinar ilçesine bağlı Tatarlı beldesi yakınlarında meydana gelen trafik kazasında, ilk belirlemelere göre uzman çavuş Mehmet Bozgurt, er Muhammet Ayaz ve er Hasan Demirdöven öldü.

Yaralanan erler Tolga Uzan ve Hakan Avcı ile minibüste bulunan Halil Sevinç, Mehmet Öztürk, Ramazan Maviş, Ali Pamukçu, Kadir Tekin (12) Dinar Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. haber1001

12 Eylül mağduru subaylar, göreve iade davası açtı
15:25 - 12 Eylül 1980 döneminde binbaşı iken ordudan tasfiye edilen ASDER Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Hacımustafaoğulları, "1980 darbesinde, silahlı kuvvetlerde 2 bine yakın personel, yargısız infazla tasfiye edilmiştir. 28 Şubat sürecinde de bu kıyım had safhaya ulaşmıştır. gerekirse Ergenekon davasına da müdahil olacağız.'' dedi. Hacımustafaoğulları, Şirinevler'deki Bölge İdare Mahkemesi'nde dâvâ açtı. 11.11.2010 İSTANBUL netgazte

Bir Bu Eksikti !
Birbiri ardına deşifre edilen fuhuş ve şantaj çeteleri ile gündeme gelen TSK'da şimdi de uyuşturucu skandalı patlak verdi.
Birbiri ardına deşifre edilen fuhuş ve şantaj çeteleri ile gündeme gelen TSK'da bu defa da uyuşturucu skandalı patlak verdi. Jandarma Okullar Komutanlığı'nda görev yapan Jandarma teğmenler S.S., A.S., Y.D. ve E.K.'nın uyuşturucu madde kullandığı, kursiyer öğrencileri de bu yönde teşvik ettikleri bildirildi. Teğmenlerin GATA'da yapılan testlerinde narkotik madde bulununca Jandarma Genel Komutanlığı, Askeri Savcılığa talimat vererek soruşturma başlatıldı.

İHBAR MEKTUBUNDA DÖRT TEĞMEN
Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı'na gönderilen ihbar mektupları bir kısım TSK personelinin uyuşturucu kullandığını ortaya koydu. Yeni Akit'in elde ettiği 2009 yılında gönderildiği belirtilen ihbar mektubunda, Jandarma Okullar Komutanlığı ve Kurslar Komutanlığı'nda görev yapan Jandarma Teğmenler S.S., A.S., Y.D. ve E.K.'nın uyuşturucu kullandığı belirtildi. Mektupta ilgili teğmenlerin eğitim için gelen kursiyer öğrencileri de teşvik ettikleri ifade edildi. Bu durumun üstlere rapor edilmesinden sonra teğmenler S.S., A.S., Y.D. ve E.K.'nın kanlarının temizlenmesi için kasıtlı olarak bekletildikleri, kan dolaşımından uyuşturucunun temizlendiği düşünülerek bir hafta kadar sonra GATA'ya sevk edildikleri ileri sürüldü. Gönderilen mektupta iddia edilen örtbas çabasına rağmen teğmenlerin idrarlarında ‘Extasy' isimli uyuşturucu madde çıktığı belirtildi.

İDRARLARINDA UYUŞTURUCU TESPİT EDİLDİ
24 / 25 Haziran 2010 tarihinde Gülhane Askeri Tıp Akademileri Tıbbi Farmakoloji Laboratuvarı'na sevk edilen teğmenlerden S.S'den alınan kan ve idrar numuneleri üzerinde yapılan incelemede 4 birim Extasy olarak tabir edilen Ampetamin madde bulundu. Bulunan uyuşturucunun eser miktarda olduğu belirtilirken, A.S., Y.D. ve E.K.'nın idrar sonuçlarında ise S.S'de bulunandan çok daha fazla miktarda uyuşturucu maddeye rastlandı. Teğmenlerden Y.D'nin idrarında 132 birim, A.S.'nin idrarında 93 birim, E.K'nın idrarında ise 23 birim Extasy olarak adlandırılan Ampetamin/MDMA maddesi tespit edildi.

JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI SORUŞTURMA AÇTI
Olayla ilgili Yeni Akit'e bilgi veren Jandarma Genel Komutanlığı Genel Sekreteri Kurmay Albay Nurettin Alkan, konunun Jandarma Genel Komutanlığı'na intikal eder etmez harekete geçildiğini ve olayın çok yönlü olarak soruşturulduğunu belirtti. Jandarma personeli arasında uyuşturucu kullanımının kabul edilemez olduğunu vurgulayan Jandarma Genel Sekreteri Kurmay Albay Alkan, personelin rutin olarak testlerden geçtiğini, bu yönde bir ipucu elde edildiğinde derhal soruşturma açıldığını kaydetti.

SAÇ VE TIRNAK ÖRNEKLERİ DAHİ ALINDI
Jandarma Genel Komutanlığı Genel Sekreteri Kurmay Albay Alkan, “İlgili teğmenler GATA'ya gönderilmiştir. Teğmenlerin kan ve idrar testlerindeki narkotik madde şüphesi üzerine üç farklı hastaneye daha yönlendirilmişlerdir. Şüpheli durum üzerine Jandarma Genel Komutanlığı Askeri Savcılığı'na soruşturma emri verilmiştir. Askeri savcılığımız soruşturmayı halen sürdürmektedir. Çok yönlü yürütülen soruşturmada üniversite hastanelerine başvurulmuştur. Sizin de bildiğiniz gibi narkotik maddeler kan ve idrardan süratle atılsa da, saç teli ve tırnak gibi unsurlarda uzunca bir süre kalabiliyorlar. Bu hususların hepsi dikkate alınmıştır. Jandarma teşkilatı bünyesinde kabul edilemez bir durum olduğu için en ince detayına kadar soruşturuyor. Tüm ihtimalleri göz önünde bulunduruyoruz” dedi. Jandarma Genel Sekreteri, soruşturma sonucunda ilgili personelin suçlu bulunması halinde gerekenin yapılacağını ifade etti.

YENİAKİT

Terhis olan askerden şok belgeler çıktı
15 Kasım 2010
Askerliğini Bingöl'de yapan L.Y. terhis edildikten 6 gün sonra İstanbul'da parkta polisin dikkatini çekti. Gencin durumundan şüphelenen polis, piyade eri aradı ve erin üzerinden çıkan 5 flaş belleği açınca şok oldu

Yeni terhis olan gencin üzerinden Heronlar’a ait gizli bilgiler ile Genelkurmay’a ait kozmik belgeler çıktı.

L.Y. askerliğini Bingöl'de yaptı. Terhis edildikten 6 gün sonra İstanbul'da parkta beklerken polisin dikkatini çekti. Üzerinde 5 flaş bellek vardı.

Piyade erin, gizli yönetmelikler, emirler, birlik mevzileri, Heronların rotası ve uçuş süresi gibi kritik bilgileri çaldığı ortaya çıktı

Türkiye'nin terörle mücadelesinde kritik öneme sahip bilgi ve belgelerin İstanbul'da bir parkta tesadüfen ele geçtiği ortaya çıktı.

Piyade er L.Y. Bingöl'ün Genç ilçesinde yazıcı olarak görev yaptığı birliğinden terhis edildikten 6 gün sonra gizli bilgilerin bulunduğu 5 adet flaş bellekle yakalandı.

L.Y. hakkındaki iddianame güvenlik stratejisini sorgulamaya yol açacak nitelikte. Buna göre erde, gizli yönetmelikler, emirler, birlik mevzileri ve koğuş resimleri bulundu.

İnsansız hava aracının rota ve uçuş süresine ilişkin çizelge, birlik nöbetçilerinin, sinyal kırıcının, keskin nişancıların yerleri, gözetleme ve ateş sahalarını gösteren fotoğraflar, telsiz kodları da kopyalanan bilgiler arasında.

8 YIL HAPSİ İSTENİYOR

L.Y. hakkında 'devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme' suçundan 8 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, İstanbul'da yakalanan L.Y. ile ilgili soruşturma dosyasının ''yetkisizlik kararı'' ile askeri birliğinin bağlı olduğu Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına, oradan da 'görevsizlik kararı' ile Özel Yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildiği bildirildi.

ÇOK SAYIDA GİZLİ BELGE

Sanık L.Y'nin, Bingöl'ün Genç ilçesindeki askeri birliğinden terhis edildikten 6 gün sonra İstanbul'un Gültepe Mahallesi'nde saat 02.00 sıralarında parkta beklerken durumundan şüphelenen polis ekibi tarafından üzerinin arandığı, üzerinde 5 adet flaş bellek ele geçirildiği belirtilen iddianamede, flaş belleklerde insansız hava aracının rota ve uçuş sürelerine ilişkin çizelgenin yanı sıra çok sayıda gizli belge ile operasyonda ölü olarak ele geçirilen terör örgütü üyelerine ait fotoğraflar bulunduğunun belirlendiği kaydedildi.

KESKİN NİŞANCILARIN YERİ BİLE FLAŞ BELLEKTE

L.Y'nin yanında bulunan çantada ''1 No'lu Harekat Planı'' başlıklı, Genelkurmay Başkanlığına ait, üzerinde ''çok gizli'' yazılı belge ile 1 adet üsteğmen rütbeli üniforma, askeri bot, 60 adet plastik kelepçe ile bazı askeri malzemeler bulundu.

İddianamede şöyle denildi:

''Flaş bellekte 'gizli' dereceli muhtelif yönerge, yönetmelik, emirler, birlik mevzileri ve koğuş gibi yerlerde çekilmiş resimler bulunmuştur.

Ayrıca askeri üs bölgesine ait çeşitli bilgi, belge ve resimler, insansız hava aracının rota ve uçuş süresine ilişkin çizelgenin yanı sıra birlik nöbetçilerinin, sinyal kırıcının, keskin nişancıların yerleri, gözetleme ve ateş sahalarını gösteren fotoğraflar, telsiz kodları, silah sayım çizelgeleri, operasyon timlerinin durumunu gösteren çok sayıda belge ele geçirilmiştir.''

İddianamede, sanık L.Y'nin TCK'nın 327/1. maddesinde yer alan ''devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme'' suçu kapsamında 8 yıla kadar hapsi istendi. L.Y'nin yargılanmasına Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde başlanacak.
Bugün

'Canına kıydı' denilen er için AİHM'den ceza
20:05 - Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Tunceli'nde asker iken canına kıydığı açıklanan Mevlüt Baysan'ın ailesinin müracaatında, Türkiye'yi haksız buldu. Türk yetkililerin intiharla ilgili etkili bir soruşturma açmadığına hükmeden mahkeme, Türkiye'nin 39 bin euro tazminat ödemesini kararlaştırdı. 21.11.2010 İSTANBUL netgazete

Kanada, tecavüzcü komutanın üniformasını yaktı

21 Kasım 2010 - Kanada ordusu, geçen ay tecavüz ve cinayetten suçlu bulunarak iki kez idama mahkum edilen eski üs komutanı Albay Russel Williams'ın üniformalarını yaktı.
Askeri sözcü Tuğamiral Hubert Genest, ikisi askeri polisten 4 silahlı kuvvetler mensubunun çarşamba günü eski komutan Williams'ın Trenton hava üssündeki evinde izinli arama yaptığı ve eski işine ilişkin kitap ve broşürler dahil bütün eşyalara el koyulduğunu anlattı.
Sözcü, "Bütün askeri kıyafetler, kasket, gömlek, ayakkabı dahil olmak üzere yakılarak imha edildi" ifadesini kullandı.
Sözcü, "Bu durumda onun ismini taşıyan bütün eşyaları yakarak imha etmenin daha iyi olacağını düşündük" açıklamasını yaptı .
Albay Russel Williams, birinci derece iki cinayet, iki kez cinsel taciz ve 82 defa başkalarının evlerine girmek suçlarından iki kez ömür boyu hapse mahkum edilmiş, komutanın, 25 yıl boyunca şartlı tahliye olasılığının bulunmadığı bildirilmişti.
netgazete

Burhaniye'de üsteğmen intihar etti
29 Kasım 2010
Balıkesir'in Burhaniye ilçesindeki askeri lojmanlardaki evinde bir üsteğmen intihar etti.

Olay akşam saat 18.00 sularında Burhaniye ilçesindeki askeri lojmanlarda meydana geldi. İddiaya göre, lojmanlarda kalan 19. Topçu Taburu'nda görevli Üsteğmen Özgür Oğuz (34), henüz bilinmeyen bir sebepten dolayı beylik tabancasıyla intihar etti. Olay yerine gelen yakınları ve arkadaşları üsteğmeni ağır yaralı buldu.

Üsteğmen Özgür Oğuz'un evli ve 4 yaşında bir kız çocuk babası olduğu öğrenildi. aktifhaber

Donanma Komutanlığı'nda Arama

Gölcük'teki Donanma Komutanlığı'nda polisin arama yaptığı iddia edildi.
08.12.2010

İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince casusluk soruşturması kapsamında Gölcük’teki Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde Salı akşamı arama yapıldığı öne sürüldü.
Aramaların soruşturmayı yürüten özel yetkili savcı Fikret Seçen’in talimatıyla gerçekleştirildiği iddia edildi. Yapılan aramalar sonucunda polisin bir çuval belgeye el koyduğu ileri sürüldü.

Askeri casusluk ve şantaj soruşturması kapsamında 16 kişi, devletin güvenliğine yönelik belgeleri temin, gizli kalması gereken bilgileri askeri casusluk maksadıyla elde etmek ve yerli silah projelerini tehdit ve şantajla engellemek iddialarıyla tutuklanmıştı.

Soruşturma kapsamında çok sayıda kişi de savcıya ifade vermişti. TRT

10 ÇUVAL BELGEYE EL KONULDU
8 Aralık 2010
Gölcük Donanma Komutanlığı'nda Ergenekon araması: 10 çuval belgeye el konuldu.

Kocaeli'de bulunan Gölcük Donanma Komutanlığı'nda arama yapıldı. Aramada 10 çuval belgeye el konulduğu öğrenildi.

Alınan bilgiye göre; Ergenekon Savcısı Fikret Seçen'e gelen bir ihbar üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Organize Şube Müdürlüğü ekipleri, Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü'nün odasına Pazartesi günü operasyon düzenledi. Askeri savcılık yetkililerinin de hazır bulunduğu aramada, odanın zeminine özel olarak yerleştirilmiş 10 çuval belge ve CD'ye el konulduğu öğrenildi.

Ele geçirilen belgeler, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Ele geçirilen belgeler üzerine İstanbul'da yapılan inceleme sonucu Savcı Seçen'in bir ekiple bugün gelip aynı odada inceleme yaptığı öğrenildi. habertaraf

Donanma Komutanlığı'nı asker aramış
"Şantaj ve askeri casusluk" iddialarına ilişkin soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcılarından Fikret Seç en, Gölcük'teki Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde yapılan aramanın, kendi nezaretinde askeri makamlarca yapıldığını bildirdi. 09.12.2010 İSTANBUL netgazete

Jandarmanın durdurduğu şahıs kendini vurdu!
Araçtan aşağı indirilerek üst araması yapılan 9 kişiden biri, silahını başına dayadı.
11 Aralık 2010
Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'nde jandarma tarafından durdurulan araçtan aşağı indirilerek üst araması yapılan 9 kişiden biri, silahını başına dayayıp kendisini vurdu. Ağır yaralanan şahıs hastaneye kaldırılırken araçta bulunan biri kadın 8 kişi gözaltına alındı.

İpekyolu Caddesi'nde akşam saatlerinde Aziz Sevmiş'in kullandığı araç, jandarma tarafından durduruldu. Araçta bulunan biri kadın 9 kişi aşağı indirilerek yere yatırıldı. Üst araması yapılmak istenirken yere yatırılan Sedat Karadağ (33) kafasına dayadığı beylik tabancasını ateşleyerek kendisini vurdu. Ağır yaralanan Karadağ ambulansla Yüksekova Devlet Hastanesi'ne kaldırılırken, araçtan indirilen 8 kişi gözaltına alındı. Olayı duyan Karadağ'ın yakınları Yüksekova Devlet Hastanesi'ne akın etti. habertürk

Arnavutluk'tan TSK'ya yardım teşekkürü
16:10 - Arnavutluk Cumhurbaşkanı Bamir Topı, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Arnavutluk'ta meydana gelen sel baskınlarından etkilenen afetzedelerin sel bölgesinden güvenli bölgelere nakli amacıyla görevlendirilen üç helikopterin komutan ve mürettebatını ziyaret ederek teşekkür etti. 10.12.2010 ANKARA netgazete

Eğitim Alanında Can Veren Neden Şehit Değil?
18 Aralık 2010
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)'ndeki 39'uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı'nda vatani görevini yaparken yaşamını yitiren asker toprağa verildi.
Yakınları, Öznacar'ın şehit sayılmamasına tepki gösterdi. Hava yolu ile Adana'ya getirilen Öznacar'ın cenazesi dün gece Kahramanmaraş Devlet Hastanesi Morgu'na kaldırıldı. Sabah saatlerinde hastaneden alınan Öznacar'ın Türk Bayrağı'na sarılı cenazesi askerler tarafından Ulu Camii'ne getirildi. Cenazesinin getirilişi sırasında sinir krizleri geçiren Öznacar'ın yakınlarına sağlık ekipleri müdahale etti. Damatlık elbisesi tabutunun üzerine konan askerin yakınları Öznacar'ın şehit sayılmamasına tepki gösterdi. Öznacar'ın eniştesi Zafer Çelik, "Devlet şehit saymıyormuş. Komutanlar bize öyle iletti. Şehit sayılmaması da bizi üzdü. Yani vatana bir evlat veriyorsun, büyütüyorsun, bu hale getiriyorsun, o elbiseyi giyiyor, askerlik yapıyor. Eğitim esnasında havan topu mermisiyle vefat ettiği için devlet şehit saymıyor. Bu da bizi üzdü. Biz şehit olarak görmek isterdik. Şehit olarak da buradan uğurluyoruz. Bizim gönlümüzde, kalbimizde her zaman için şehit. Allah katında da şehit inşallah. Öyle de muamele görecektir. Ama devletin resmi olarak şehit saymaması bizleri üzdü. Keşke saysalardı. Annesi babası 'Şehidim şehidim' diye ağlıyor. Bir de prosedür gelip de 'Şehit değil oğlun.' deiyince annesi babası daha da üzüldü. Biz de üzülüyoruz haliyle." diyerek tepkisini dile getirdi. aktifhaber

"Balyoz'da suçlu varsa benim"


28.12.2010
''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın da aralarında bulunduğu 196 sanıklı davanın ikinci duruşması başladı.

''Balyoz Planı'' iddialarına ilişkin görülen davanın sanıklarından eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, ''Seminerin sevk ve idaresini ben yaptım. Kaynağının, temelinin nereden geldiğini açıklayabilecek durumdayım. Suç isnadı varsa bana yapılmalı. Arkadaşlarım suçlu değillerdir'' dedi.

Duruşma yeni reddi hakim taleplerinin değerlendirilmesi için 6 Ocak tarihine ertelendi.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesindeki salonda görülen duruşmada, geçen celseye katılmayan bazı sanıkların kimlik tespitleri tamamlandı.
Duruşmada söz alan Tümgeneral Gürbüz Kaya ve diğer bazı sanıkların avukatı Ahmet Koç, Anayasanın kuvvetler ayrılığı ilkesine dikkat çekerek, yargıçların yıllardır ''Adalet mülkün temelidir'' yazısı altında adalet dağıtmaya çalıştığını söyledi.
Ancak bu davalarda mahkemenin yürütme tarafından baskı altına alınmaya çalışıldığını savunan avukat Koç, ''İktidarın eylem ve söylemleriyle mahkeme siyasallaşmıştır. Emekli ve muvazzaf Türk Silahlı Kuvvetlerinin sayın mensupları adalet arayışına gelmişlerdir. Ancak bağımsız ve tarafsız olması gereken yargıçların maddi ve manevi baskı altında oldukları izlenimi verilmektedir'' dedi.
Koç, müvekkili Tümgeneral Gürbüz Kaya'nın yanı sıra Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ve Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu'nun terfilerinin YAŞ tarafından onaylanmasına karşın yürütme tarafından açığa alındıklarını ifade ederek, bunların idarenin baskı yapma çalışmaları olduğunu öne sürdü.
Eski İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt'un görevden alınmasının ''Özel yetkili mahkeme içinde başka özel yetkili bir mahkeme mi kuruluyor?'' sorusunu akla getirdiğini anlatan Koç, mahkemenin diğer üyelerinin de tarafsızlığını yitirdiğini düşündüklerini belirterek, ''Bu yargıçların tarafsız ve bağımsız olacaklarından şüpheye düşmekteyim. Tarafsızlıklarını yitirmiş oldukları endişesi, adalet ve yargıya güveni sarsar. Üye hakimlerin çekilmelerini talep ediyorum'' diye konuştu.
Koç, iddianamenin özetlenerek okunmasını istediklerini ifade ederek, emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın önceki duruşmada talep ettiği askeri bilirkişi bulundurma isteminin yerinde olacağını anlatarak, ''Duruşmada söylenecek askeri terimlerin ne anlama geleceği konusunda Genelkurmay Başkanlığı ya da Kara Kuvvetleri Komutanlığının göndereceği bilirkişinin hazır bulundurulmasını talep ediyoruz'' dedi.
GÖREVSİZLİK TALEBİ
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek'in avukatı Dinçer Eskiyerli de müvekkilinin atılı suçu işlediği iddia edilen dönemde kuvvet komutanı olarak görev yaptığını dile getirerek, bu nedenle Örnek'in yüce divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanması gerektiğini bildirdi.
Avukat Eskiyerli, mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerektiğini, bu taleplerinin geri çevrilmesi durumunda iddianamenin tekrar edilen bölümlerini atlanarak okunmasını talep etti.
Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına avukatı Hasan Fehmi Demir de müvekkilinin 2003-2005 yılları arasında Hava Kuvvetleri Komutanı olduğunu anımsatarak, Fırtına'nın isnat edilen suç tarihi itibariyle komutan olduğunu belirtti.
Mahkemenin görevli olmadığını ifade eden avukat Demir, yetkisizlik kararı verilerek davanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini istedi.
Sanık avukatlarından Metin Çetinbaş da suç tarihi itibariyle kuvvet komutanı olan sanıkların bulunduğunu dile getirerek, yargılama yerinin yüce divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi olduğunu kaydetti.
Başka suçtan tutuklu olan Albay Dursun Çiçek de suçlamaların ve iddiaların kişilerin şahsıyla ilgili olmadığını belirterek, ''Suçlamalar rütbeli olarak görev yaptığımız resmi kimliğimizle ilgilidir. Suçların askeri mahalde işlendiği belirtilmiştir. Davanın askeri mahkemeye gönderilmesini talep ediyorum'' dedi.
Albay Dursun Çiçek de Anayasa ve askeri mahkemelerin kuruluşuyla ilgili kanuna ve Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre mahkemenin görevsiz olduğunu söyledi.
SEMİNERDE İŞLENEN BİR SUÇ VARSA BEN İŞLEDİM
Sanıklardan Çetin Doğan da iddianamede davanın temelinin CD'lere dayandırıldığını ifade ederek, ''Eğer seminerde işlenen bir suç varsa, başkanı bendim. O dönemde ordu komutanıydım. Seminerin sevk ve idaresini ben yaptım. Kaynağının, temelinin nereden geldiğini açıklayabilecek durumdayım. Suç isnadı varsa bana yapılmalı. Arkadaşlarım suçlu değillerdir'' diye konuştu.
Doğan'ın bu konuşmasını, salonda bulunan izleyiciler alkışladı. Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken ise alkışlanmaması konusunda izleyicileri uyardı.
BELGELER CD'NİN ÜRETİLDİĞİ TARİHTE ÜRETİLDİ
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada söz alan sanıklardan emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı Celal Ülgen, iddianame yazılırken 11 numaralı CD'ye dayandırıldığını belirtti.
Zaman açısından da önemli bir çelişki olduğunu ifade eden Ülgen, belgelerin bu CD'nin üretildiği tarihte ya da bir gün önce gerçekleştiğini ileri sürdü.
Ülgen, ''Örneğin fişleme yapma emri veren doküman ile fişleme yapılmış olduğunu gösteren doküman aynı günde ve aynı saatte üretilmiş. Bunu gizlemek için karıştırmak için birileri bu pazılı bulmacayı önümüze koymuşlar. Bu nedenle iddianame okunurken iddiaların hangi klasörlerdeki kanıtlara dayandığının belirtilmesini talep etmekteyiz'' dedi.
Ülgen, 48 kişinin seminere katılanlar ve ''Balyoz Görev Ek A''sında ismi yazıldığı için, 43 kişinin salt ''Görev Ek A''da ismi geçtiği için, 51 kişinin ''Suga–çalışma grupları'' listesinden, 17 kişinin ''kilit görevlere atanacak kişiler'' listesinden, 3 kişinin ''Oraj'', 32 kişinin de ''operasyon timleri'' listesinden sanık olarak iddianameye aktarıldığını öne sürdü.
Sanık avukatlarından Hatice Özgün Duman da özel yetkili mahkemenin görevsizlik kararı vererek, dosyanın normal ağır ceza mahkemenine gönderilmesini istedi.
Sanıklardan Levent Erkek'in avukatı Yılmaz Yazıcıoğlu da duruşma salonunun Silivri Cezaevi'nde olmasını eleştirerek, ''Burada savaş suçluları yargılamıyoruz'' diye konuştu.
İddianamenin çarpık ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunan Yazıcıoğlu, iddianamenin hepsinin okunmasını talep etti.
Duruşmada söz alan bazı avukatlar da reddihakim talebinde bulundukları üye hakimlerin duruşma salonunda yer almalarının doğru olmadığını ifade ederek, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz haklarının olduğunu, bu yönde bir karar verilmediği için duruşmanın geri bırakılmasını istediler.
Duruşmada, müdahillik talebinde bulunan Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği Genel Başkanı Rıdvan Kaya ve avukatı Necip Kibar ile yine müdahil olmak isteyen yazar Abdurrahman Dilipak'ın avukatı da hazır bulundu.
Sanıklardan Çetin Doğan ise CD'lerle ilgili olarak TÜBİTAK raporunda ''kötü niyetli kişiler tarafından eski tarihli CD'lerin hazırlanabileceği''nin belirtildiğini ifade etti.
Doğan, 102 kişi hakkında yakalama kararının çıkarıldığını anımsatarak, dosyaya ilişkin askeri bilirkişi raporunun 1 ayda hazırlandığını, bu raporun gündeme getirilerek okunmasını istedi.
SAVCILIK GÖRÜŞÜ
Taleplerin ardından görüşünü açıklayan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş, yetkisizlik taleplerinin reddedilmesini isteyerek, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) terörle mücadele suçlarını düzenleyen maddeleri gereğince bu suçların özel yetkili mahkemelerin kapsamına girdiğini söyledi.
Kuvvet komutanlarının Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmasına yönelik talepleri de değerlendiren Savcı Kırbaş, bu kişilerin eski TCK'nın 147. maddesine muhalefet ettikleri gerekçesiyle yargılandıklarını söyledi.
Kırbaş, bu kişilere isnat edilen suçların Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında değerlendirilmeyeceğinden bu yöndeki talebin reddine karar verilmesini istedi.
Bazı avukatların askeri bilirkişi isteminin de kabul edilmemesini talep eden Savcı Kırbaş, dosyadaki ''devlet sırrı'' olan bilgi ve belgelerin ayrılarak, bunların dışındakilerin sanık ve avukatlarına istenmesi halinde verilmesini mütalaa etti.

''MAHKEME EVVELA DAVANIN CD'LER SAHTE Mİ, DEĞİL Mİ BULMASI LAZIM''
Doğan, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davanın duruşmasına verilen arada Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nin önünde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, bazı avukatların davanın belli bölümlerinin ayrılması gerektiğini söylediklerini hatırlattı.
Doğan, şöyle devam etti:
''Ben de iddianamenin 50 ve 81. sayfalarında bu davanın temel dayanağının 11, 16 ve 17 numaralı CD'ler olduğunu, öncelikle bu CD'lerin 1. Ordu'dan çıktığına dair TÜBİTAK raporları dahil hiçbir rapor bulunmadığını, bu nedenle 2. TÜBİTAK raporunda özellikle üst verilerle oynanarak sahte CD'ler çıkartılabileceğini ve bizim bu konuda zamansal çelişkiler bulduğumuzu, evvela davanın CD'ler sahte mi, değil mi bölümünün halledilmesi gerektiğini söyledim. Çünkü CD'lerin üzerindeki üst verilerde kullanıcı olan ve burada bulunan 148 kişi öyle sanıktır dedim.''
Mahkeme heyeti başkanına öncelikle belirttiği konunun halledilmesi gerektiğini aktardığını belirten Doğan, ''Mahkeme başkanına, bundan sonraki süreçte geriye sadece seminerler kalacak. O dönemde 1. Ordu komutanıydım. Seminerler benim emrimde sevk ve idare edilmiştir. Eğer bir suç varsa bana aittir. Ben kefilim, kendi savunmamı kendim yaparım. Bu kadar insanı buraya getirmenin bir anlamı yoktur beyanatında bulundum'' şeklinde konuştu.
İTİZARLARIN SONUCU BEKLENECEK
Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde görülen davada söz alan eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına'nın avukatı Hasan Fehmi Demir, bu kadar muvazzaf subay ve üst düzey komutanın bulunduğu davada sanıkların terör suçundan yargılandığını söyledi.
Demir, ''Burada garip bir durum ortaya çıkıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri terörist, terör örgütü de ordu sayılıyor. Askeriye ile ilgili bir sorun olduğunda Genelkurmay Başkanlığına sorulmuyor, en can alıcı konular İmralı ile görüşülüyor'' iddiasında bulundu.
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş'ın Anayasa Mahkemesinde yargılanma talebinin reddedilmesine ilişkin görüşüne katılmadığını ifade eden Demir, işlenen suçun görev suçu olup olmadığının daha teminatlı bir mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin takdirine bırakılmasını istediklerini söyledi.
Sanıklardan Faruk Oktay Memioğlu'nun avukatı da müvekkilinin kanser olduğunu belirterek, bağırsağından 60 santimetre kesildiğini, bu nedenle duruşmalara katılmasının zor olduğu, duruşmalardan vareste tutulması gerektiğini bildirdi.
Tutuklu sanık Albay Dursun Çiçek de mahkemeye duruşma aralarında yakınlarıyla görüşmek için başvurduklarını, bunun Silivri Cumhuriyet Savcılığına bildirmelerinin istendiğini ifade ederek, ''Burası bağımsız, tarafsız mahkeme ise bu kararları sizin vermeniz gerekir'' dedi.
Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken ise duruşma aşamasındaki olayları yönetmekle görevli olduklarını belirterek, kişilerin cezaevinde yakınlarıyla görüşmelerinin cezaevi kolluk güçleri ve cezaevi savcılığının inisiyatifinde olduğunu söyledi.
Bu arada, duruşmayı izleyenler arasında Çetin Doğan'ın kızı Pınar Doğan ve damadı Dani Rodrik de yer aldı.
DURUŞMA, 6 OCAK 2011 TARİHİNE BIRAKILDI
Başkan Diken, daha sonra taleplere ilişkin aldıkları ara kararı açıkladı.
Diken, 3 üye hakiminreddine ilişkin yapılan talebin İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince reddedildiğini anımsatarak, bu karara da İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine başvurularak itiraz edildiğini söyledi.
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin bu yöndeki başvuruyu karara bağlanmasının beklenmesine hükmettiklerini ifade eden Başkan Diken, bu nedenle duruşmanın 6 Ocak 2011 tarihine bırakıldığını bildirdi.
BALYOZ'DA İKİNCİ DURUŞMA
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, Çetin Doğan, Halil İbrahim Fırtına, Özden Örnek, Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, Mehmet Otuzbiroğlu, Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu, İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alınan Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, ''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' davasının tutuklu sanığı Albay Dursun Çiçek, ''Ergenekon'' davalarında tutuklu olarak yargılanan Mehmet Fikri Karadağ ve Cengiz Köylü'nün de aralarında bulunduğu 180 sanık katıldı.
Ergin Saygun, başka suçtan tutuklu olan Cemal Temizöz ve Lütfü Sancar'ın da aralarında bulunduğu 16 sanık ise duruşmaya gelmedi.
Hakim Ömer Diken'in başkanlık yaptığı mahkeme heyetinde, üye hakimler Davut Bedir, Murat Üründü ve Ali Efendi Peksak yer aldı. Duruşmada, iddia makamını özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Savaş Kırbaş temsil etti.
Başkan Ömer Diken, Lütfi Sancar'ın avukatı tarafından müvekkiline ilişkin İzmir Foça'da Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı hastanenin kulak, burun, boğaz polikliniğinden alınan sağlık raporunun mahkemeye sunulduğunu belirtti. Duruşma, bugünkü celseye katılan bazı sanıkların kimlik tespitiyle devam ediyor.

DAVANIN SANIKLARI VE CEZA İSTEMLERİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 196 sanık arasında Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar, Korgeneral Yurdaer Olcan, Tümgeneraller Abdullah Dalay, İhsan Balabanlı, Ali Semih Çetin, eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun, eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, emekli Korgeneral Engin Alan ve Albay Dursun Çiçek ile Milli Savunma Bakanlığı tarafından açığa alınan Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ile İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alınan Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu da yer alıyor.
İddianamede, tüm tutuksuz sanıkların 15 ile 20 yıl arasında hapis cezası öngören ve ''Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini, cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüs'' suçunu düzenleyen eski TCK'nın 147 ve 61. maddeleri gereğince cezalandırılmaları isteniyor. gazeteport

Teğmen'i öldüren silah Hasdal Kışlası'ndan çıktı

2 Ocak 2011
MUSTAFA GÜRLEK'in haberi

Şırnak'ın Cizre ilçesine bağlı Akçay köyünde bulunan 6. İç Güvenlik Piyade Tugay Komutanlığı'nda görevli Levazım Teğmen Gökhan Yaşartürk'ün ölümü 5 yıl sonra aydınlanıyor.

Teğmenin şehit edilmesinde kullanılan 'kayıp' silah İstanbul Hasdal Kışlası'nda ortaya çıktı. Yaşartürk'ün 'şüpheli' ölümü sonrası bir korucu tarafından 'kaza' ile vurulduğu ileri sürülmüş ancak olay yerinde yapılan incelemede kurşunların korucunun silahından çıkmadığı anlaşılmıştı. 2005'ten beri hukuk mücadelesi veren şehit teğmenin babası Ahmet Yaşartürk, "Polisin kriminal arşiv incelemesi sonucunda, olay yerinden toplanan kovanların yine kazaen bir onbaşının şehit olması olayında kullanılan silaha ait olduğu ortaya çıkmasaydı davanın üstü kapatılmıştı." diyor.

Şüpheli ölüm olayı 2005 yılında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, terör örgütü mensuplarının Küpeli Dağı bölgesine yerleşmelerini engellemek ve teröristleri etkisiz hale getirmek için iki 'zıpkın timi' oluşturulması emredilir. 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı'ndan gönderilen faks emrinde, söz konusu timlerin gönüllülük esasına göre seçilerek 2-3 rütbeli ile 6-8 köy korucusundan oluşturulması istenir. Emirde timlerde görev alacak personelin yedek subaylar, daha önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'nda çalışmamış yardımcı sınıf subay ve astsubayların görevlendirilmemesi özellikle belirtilir. Fakat kışlada ihale işlerine bakan Levazım Teğmen Gökhan Yaşartürk, görevli olmaması gereken pusu faaliyetinde 8 köy korucusundan oluşan 'zıpkın timi komutanı' olarak görevlendirilir. Pusu faaliyeti sırasında mevzileri gezen Teğmen Yaşartürk, koruculardan Mehmet Ali Erbey tarafından terörist zannedilerek şehit edilir. Askeri savcılık, olayla ilgili soruşturma açar. Olay yerinde yapılan incelemede Erbey'in ateş ettiği mevzide on adet kovan toplanarak kriminal incelemeye alınır. Ancak ilginç bir sonuç ortaya çıkar. Kovanların olay sırasında görevli olan 8 korucunun silahına ait olmadığı tespit edilir. Konuyla ilgili dava açılır ancak hiçbir sonuç alınamaz.

Teğmen Yaşartürk'ün ailesi olayın peşini bırakmaz. Sivil savcılığa yaptıkları suç duyurusu sonucu Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi'nde 'taksirli adam öldürme' suçundan korucu Mehmet Ali Erbey hakkında 2008'de dava açılır. Mahkeme Yaşartürk'ü şehit eden silahtan çıkan kovanları kriminal inceleme için emniyete gönderir. Polis, kovanları incelerken ilginç bir bilgiye ulaşır. Arşiv taramasında kovanlardan 5'inin 2006'da Şırnak'ta Astsubay Hamza Güler'in Onbaşı Ersin Utlu'yu kazaen öldürmesi olayında kullanılan silahtan çıktığını tespit eder. Söz konusu silahın İstanbul Hasdal'daki 23'üncü Motorlu Piyade Tümen Komutanlığı envanterine kayıtlı olduğu öğrenilir. Olay yerinde toplanan diğer beş kovanın ise hangi silahtan çıktığı hâlâ meçhul.

ŞEHİDİN BABASI: KAZA DEĞİL, PLANLI CİNAYET

Şehit Teğmen'in babası Ahmet Yaşartürk, sivil savcılığın başlattığı soruşturmayla ortaya çıkan bilgilerin kendisini şaşırtmadığını anlatıyor. Yaşartürk, oğlunun kaza ile öldürüldüğüne hiç inanmadığını, olayın planlı bir cinayet olduğunu iddia ediyor. Askerî savcının hazırladığı rapor da Ahmet Yaşartürk'ü destekliyor. Olay yeri inceleme raporlarını okudukça dehşete kapıldığını söyleyen Yaşartürk, oğlu Gökhan'ın vurulduğu yerde kan izine rastlanmadığını öğreniyor. Oğlunun başka bir yerde vurulduğunu iddia ediyor. Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi'nde davanın devam ettiğini aktaran Yaşartürk, korucu Erbey'in raporlara rağmen hâlâ "Teğmeni ben vurdum." demesine anlam veremiyor.

ZAMAN

Kapkaççı Asker Tutuklandı
02 Ocak 2011
Edirne’nin Keşan ilçesinde, iki ayrı kapkaç suçuna karışan ve asker olduğu öğrenilen bir kişi polis tarafından yakalandı.
Edirne’nin Keşan ilçesinde, iki ayrı kapkaç suçuna karışan ve asker olduğu öğrenilen bir kişi polis tarafından yakalandı. Yakalanan şahıs, tutuklanarak askeri cezaevine konuldu.aktifhaber

ASKERİ CASUSLUK: 2 ASKER TUTUKLANDI
12 Ocak 2011
Askeri casusluk soruşturmasında 2 asker tutuklandı.

Askeri casusluk ve şantaj soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen 2 asker tutuklandı. Soruşturmada tutuklananların sayısı 18'e yükseldi. habertaraf

ASKERÎ CASUSLUK: 2 BİNBAŞI DAHA TUTUKLANDI
13 Ocak 2011
Askeri casusluk ve şantaj soruşturmasında Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli 7 istihbaratçı asker Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirildi. Sorgunun ardından 5 asker serbest bırakılırken Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Kemalettin Yakar ile aynı birimden Binbaşı Behçet Altıntaş tutuklandı. Böylece soruşturmada tutuklu sayısı 20'ye yükseldi. Haber1001

Asteğmen Son Yolculuğuna Uğurlandi
13 Ocak 2011
Elazığ Jandarma Komando Taburu?nda Jandarma Tabip Asteğmen olarak askerlik görevinin sürdürürken geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Hüseyin Karagül, memleketi Afyonkarahisar'a bağlı Çavdarlı Köyü'nde toprağa verildi aktifhaber

Askeri araç kaza yaptı: 2 şehit!
19 Ocak 2011

Adıyaman'da askeri araç devrildi: 2 Şehit 2'si ağır 17 yaralı.

Adıyaman'ın Gölbaşı ilçesi yolu Çakal köprüsü civarında askeri aracın şarampole yuvarlanması sonucunda 2 asker şehit olurken, 2'i ağır 17 asker yaralandı.

Adıyaman'daki kazada yaralanan 4 asker Malatya'ya getirildi

Adıyaman'da askeri aracın şarampole devrilmesi sonucu meydana gelen kazada yaralanan 4 asker Malatya'ya getirildi.

Adıyaman-Gölbaşı karayolunun 13. kilometresinde, askeri servis aracının kontrolden çıkarak devrilmesi sonucu yaralanan askerlerden Jandarma Uzman Çavuş Ersin Aydemir, erler Lokman Düşmen, Mehmet Çalışkan ve Hüseyin Yüksel askeri helikopterle Malatya'ya getirildi. Durumları ciddi olan askerler İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde tedavi altına alındı.
habertaraf

Terhisine 1 Ay Kalan Asker Kendini Vurdu
22 Ocak 2011
Erzincan 59. Topçu Piyade Er Eğitim Tugayı'nda vatani görevini yapan 89/4 tertip Harun Özçelik isimli askerin bilinmeyen bir sebepten dolayı intihar girişiminde bulunduğu bildirildi. Askerin ağır yaralandığı öğrenildi. Sıradışı

İstanbul'da Nöbetteki Asker Vuruldu

Dolmabahçe Sarayı'nda nöbet tutan askerlerden biri silahla yaralandı.
28.01.2011

Alınan bilgiye göre, Dolmabahçe Sarayı’nın güvenliğini sağlamakla görevli askerlerden biri nöbet kulübesinde bulunduğu sırada omuzundan silahla yaralandı.
Gümüşsuyu Askeri Hastanesi’ne kaldırılarak ameliyata alınan askerin, hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi.

Olayın ardından saraya çok sayıda resmi ve sivil polis ekibi sevk edildi. TRT

Yanlışlıkla Kendini Vurdu İddiası
Gelen ilk bilgiler, askerin kazayla elindeki silahı ateşlediği yönünde... TRT

5 yılda 408 asker intihar etti
01.02.2011 -

Milli Savunma Bakanı Gönül, son beş yılda 408 askerin intihar ederek yaşamını yitirdiğini bildirerek, alınan tedbirlerle son yıllardaki intihar olaylarında azalma olduğunu söyledi. gazeteport

Oğlunun intihar etmediğini böyle anlattı
18 Şubat 2011
Şehit babası, oğlunun askerde intihar etmediğini tüfek maketi üzerinde anlattı.

Konya’da vatani görevini yaparken intihar ettiği ileri sürülen Piyade Çavuş Mesut Yücel’in babası Bekir Yücel, oğlunun ölümünün birinci yıl dönümünde mevlit okuttu.

Şehit Duran Mahallesi’ndeki Hz. Ali Camii’nde anma merasimine çocukları askerde intihar ettiği iddia edilen diğer aileler de katıldı.

Okunan Kur’an–ı Kerim ve mevlitten sonra cami avlusunda tatlı ve börek dağıtan Yücel, düzenlediği basın toplantısında oğlunun intihar etmediğini tekrarladı.

102,5 uzunluğundaki G3 piyade tüfeğin gerçek ebadındaki maketini hazırlayan Yücel, solak olan oğlunun bu silahı kafasına sıkmasının mümkün olmadığını savundu.

Askeriyeden kendilerine verilen savcılık ve otopsi raporlarında bir takım çelişkilerin bulunduğunu anlatan Yücel, “Otopsi raporunda oğlumun ‘kulağının 2 cm. üstünden sol memenin altından çıkış izi var’ diyor. Bende diyorum ki böyle bir şey olamaz. 1,75 cm. uzunluğundaki bir insan gerçek boyutundaki G3 piyade tüfeğini kafasına tutsun. Silahı kulağının 2 cm. üstünde aldığı zaman kolunun yetişmesi imkânı yoktur. 4,5 kg. ağırlığındaki bir silahın bu şekilde tutulması mümkün değildir. Kaldırma olduğu takdirde sıkma şansı bulunmuyor. Kaldırdığını var saysak bile yakın mesafede alevlerin cildi yakması gerekir. Geri tepmeli bir silahta namlu ete girer. Ama bunların hiç biri yoktur.”dedi.

Tanık olarak ifadesi alan nöbetteki bir askerin Çavuş olan Mesut’un devriyeye çıktığını belirttiğini açıklayan Yücel, bir kişilik devriyenin olmayacağını askerlik yapan herkesin bildiğini kaydetti.

Bu askerin ben lavaboya gidiyorum diyerek nöbetini kısa süreliğine Mesut’a devir ettiğinin öne sürüldüğünü dile getiren Yücel, “Bir er çavuşuna böyle bir teklifte bulunamaz. Samimiyetlerinden böyle bir ihtimali var saysak bile bu asker 200 metre uzaklıktan silah sesini duymadığını beyan ediyor. İddia ediyorum; gecenin bir yarısında G3 sıkıldığı zaman en az 5 km. uzaklıkta duyulur. Bunu ispatlamaya hazırım. Ayrıca solak bir insan sağ elini kullanamaz.” açıklamasını yaptı.

Olay yerine giden Acil Müdahale Timi’nin yerdeki oğlu için “sırt üstü, yüz üstü, sağ, sol tarafında” gibi farklı bilgiler verdiğini ifade eden Bekir Yücel, aralarında savcı, doktor, bilirkişi ve tanıkların imzasını taşıyan raporları kabul etmediklerini vurguladı.

BACAK ARASINDA SİLAH SIKTIĞI BELİRTİLEN YÜZBAŞIYA TEPKİ

Evlatlarını “vatanı, milleti ve bayrağı beklesin” diye askere gönderdiklerini bildiren Yücel, “Yoksa katledilsinler diye değil… Basına yansıdı. Bir yüzbaşı askerimizi sıraya dizmiş. Hedef tahtasını 20 erin eline vermiş. Dönüp bacaklarının altından hedefe ateş ediyor. Biz evlatlarımızı böyle insanları mı teslim ediyoruz ? Elbette bu vatan ve bayram bizim… Ancak artık TSK’nın içindeki hainler aradan çıksın.” diye konuştu.

Tüm bu iddialarını askeri mahkemeye taşıdığını hatırlatan Yücel, kendilerinden şahit istendiğini söyledi.

Oğlunu yaklaşık 40 alt ve üst tertibiyle görüştüğüne dikkat çeken Yücel, ama hiç birinin korkudan konuşmadığını iddia etti. Yücel, “Hala mahkeme devam ediyor. Daha nereye kadar gidecek. Biz yandık, başka anne babalar yanmasın.” sözlerini kullandı. haber10

Kendini vuran astsubay toprağa verildi
03 Mart 2011 İstanbul Çatalca’daki 15. Makine İkmal Merkezi Komutanlığı’nda görev yaparken beylik silahıyla evinde canına kıyan Astsubay Kıdemli Üstçavuş Ömer Deniz İncili (27), doğum yeri olan Muğla’nın Bayır beldesinde askerî törenle toprağa verildi.habr7

Kendini Yakan Asker Öldü

05 Mart 2011
Diyarbakır yakınlarındaki Pirinçlik Lojistik Destek Bölüğü'nde vatani görevini yaparken girdiği bunalım sonucu kendini yakmıştı...
Diyarbakır'da vatani görevini yapan er Mehmet Şimşek, 26 Ocak tarihinde para çekmek için birliğinde izin alarak çarşıya çıktı. Yenişehir İlçesi Ofis Semti'ndeki Akkoyunlu Caddesi üzerinde bir ATM'ye para çekmek için giden Şimşek, kısı süre sonra çevredeki vatandaşların şaşkın bakışları arasında üzerine benzin dökerek kendini ateşe verdi. Ağır yaralanan er Şimşek Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne ardından da ambulans helikopterle Ankara GATA'ya sevk edilerek tedavi altına alındı. GATA'da 35 gün tedavi gören er Mehmet Şimşek, dün kurtarılamadı. aktifhaber

Askeri araç kaza yaptı: 14 yaralı
11 Mart 2011
Edirne-Lalapaşa yolunda askeri araçla yolcu midibüsünün çarpışması sonucu 2’si asker olmak üzere toplam 14 kişi yaralandı. haber10

Askeri Araç Devrildi
11 Mart 2011
Sivas'ın Koyulhisar İlçesi yakınlarında zırhlı askeri aracın devrilmesi sonucu 4 asker hafif yaralandı. Yaralılar Sivas'ta tedavi altına alındı.
Koyulhisar ile Ordu'nun Mesudiye ilçeleri arasındaki karayolunda göreve giden zırhlı askeri araç, Akpınar mevkisinde kontrolden çıkarak devrildi. Kazada araç içerisinde bulunan Jandarma Uzman Çavuş Uğur Kurşun ile jandarma erler Hasan Ali Tümer, Şevket Berktaş ve Burat Aktaş hafif yaralandı. Yaralılar Koyulhisar İlçe Devlet Hastanesi'nde yapılan ilk müdaheale sonrası sevk edildikleri Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi altına alındı. aktifhaber

Emekli Denizci Astsubay Öldürüldü
16 Mart 2011
Edremit ilçesinde bir emekli astsubay bürosunda tüfekle vurularak öldürüldü.
Olay Balıkesir’in Edremi
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Çrş Mar 16, 2011 11:16 pm tarihinde değiştirildi, toplam 17 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2382
Konum: Avustralya

MesajTarih: Pts May 30, 2011 8:47 pm    Mesaj konusu: Org. Balanlı Tutuklandı Alıntıyla Cevap Gönder



Org. Balanlı Tutuklandı
30.05.2011
Harp Akademileri Komutanı Org. Bilgin Balanlı Balyoz soruşturması kapsamında tutuklandı.Böylece Balanlı tutuklanan en üst rütbeli muvazzaf subay oldu.



Emekli Albay Hakan Büyük’ün evinde ele geçirilen Balyoz belgeleriyle ilgili soruşturma devam ediyor.
Bu kapsamda savcılık tarafından ifadeye çağrılan 9 subaydan en üst rütbelisi olan Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı da Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne geldi.

Sabah saatlerinde adliyeye gelen Balanlı, Balyoz soruşturmasıyla ilgili Eskişehir’de ele geçirilen belgelere ilişkin ifade verdi.

Orgeneral Balanlı’nın, Eskişehir’de ele geçirilen belgelerde, bölgede tarikat üyesi olduğu ifade edilen bazı kişileri izlettiği öne sürülüyor.

Orgeneral Balanlı, özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar’a 4 saat ifade verdikten sonra İstanbul Adliyesi’nde hareketlilik yaşandı.

Savcılık sorgusunun ardından Merkez Komutanlığı’na ait araçların kapıya yanaşarak çıkış hazırlığı yapması ve Orgeneral Balanlı’nın da 5. kattan aşağı inmesi, adliyeden ayrılacağı yönünde düşüncelere yol açtı.

Orgeneral Balanlı Tutuklandı
Ancak daha sonra savcılık katına geri çıkan Balanlı’nın nöbetçi mahkemeye sevk edildiği öğrenildi.

Böylece Balanlı, tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk edilen ilk muvazzaf orgeneral oldu.

Akşam saatlerinde sorgusu tamamlanan Balanlı hakkında mahkeme tutuklanma kararı verdi. Balanlı tutuklanarak cezaevine gönderildi. TRT

Hava Harp Okulu Komutanı Adliyede
02.06.2011
Adliyeye gelen subaylar arasında Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş da var.

’’Balyoz Planı’’ soruşturması kapsamında ifade vermek üzere bir grup muvazzaf asker, Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesine geldi.
Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı’nın da tutuklandığı soruşturma kapsamında bir grup asker daha adliyeye getirildi.

Adliyeye gelen subaylar arasında Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş da var. TRT

Hava Harp Okulu Komutanı da Tutuklandı
03.06.2011

Balyoz soruşturması kapsamında 5 muvazzaf asker tutuklandı. Tutuklananlar arasında Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş da var.

Balyoz Darbe Planıyla ilgili soruşturmada tutuklamalar devam ediyor. Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı’dan sonra, Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş’ın da aralarında bulunduğu 5 muvazzaf asker tutuklandı.
Eskişehir’de emekli Albay Hakan Büyük’ün evinde ele geçirilen belgeler, Balyoz Darbe Planı soruşturmasında yeni bir süreci başlattı.

Hafta başında Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı’nın tutuklanmasını yenileri izledi. Belgelerle ilgili olarak Beşiktaş Adliyesi’nde ifadeleri alınan 9 muvazzaf askerden ikisi savcılıkça serbest bırakılırken 7’sinin tutuklanması istendi.

İstanbul 14’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevkedilen muvazzaf askerlerden Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş, Deniz Kurmay Albay Rafet Oktar, Deniz Hakim Albay Onur Uluocak ve Deniz Binbaşı Ayhan Üstbaş "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçlamasıyla tutuklanarak Hasdal askeri cezaevine gönderildi.

Mahkeme 2 muvazzaf subayı ise serbest bıraktı. Tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk edildikten sonra fenalaşarak hastaneye kaldırılan Deniz Kurmay Albay Halil Nejat Akgüner ise akşam saatlerinde adliyeye getirildi.

İstanbul Nöbetçi 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesince sorgulanan Albay Akgüner’in tutuklanmasına karar verildi.

Balyoz Planı soruşturması kapsamında bugüne kadar, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı ve Tümgeneral İsmail Taş’ın da aralarında bulunduğu, biri emekli 13 subay tutuklanmış oldu. TRT

Artvin'de Komutan Görevden Alındı
06 Haziran 2011
Hopa'daki olaylar sonrası Artvin İl Jandarma Komutanı Albay Mehmet Nasif görevinden alındı.
AKP'nin Hopa mitingi sonrası çıkan olaylar sonrası daha önce Artvin Emniyet Müdürü merkeze alınmıştı.

Hopa'daki olaylar sırasında Jandarma'nın göstericilere müdahal etmemesi çok tartışılmıştı. Hopa'daki bu olaylar sonrası Artvin İl Jandarma Alay Komutanı Mehmet Nasif görevinden alındı. aktifhaber

İstanbul'da Hareketli Gün
08.06.2011
İstanbul Beşiktaş'taki özel yetkili mahkemede askerlerin adının karıştığı soruşturmalarla ilgili hareketlilik sürdü.



İstanbul Beşiktaş’ta bulunan özel yetkili mahkeme, hareketli bir gün geçirdi.
Eskişehir’de ele geçirilen Balyoz Darbe Planı belgeleri kapsamında, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı’nın tutukluluğuna yapılan itiraz reddedildi.

İnternet andıcı soruşturmasında da önemli gelişmeler yaşanıyor. Bir emekli albay ile Demokrasiye Müdahale Planı davasının tutuklu sanığı Albay Dursun Çiçek sorgulandı.

Daha önce sağlık raporu sebebiyle ifadeye gelmeyen Genelkurmay başkanlığı Adli müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu da yeniden çağrılanlar arasında...

Balyoz’da Eskişehir Soruşturması
İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı’nın tutuklanmasıyla ilgili karara yapılan itirazı, oybirliğiyle reddetti. Balanlı’nın avukatlarının bir üst mahkemeye başvurması bekleniyor.

Eskişehir’de bulunan Balyoz Darbe Planı belgeleriyle ilgili, darbeye teşebbüs iddiasıyla tutuklanan Orgeneral Balanlı, rahatsızlanması üzerine aynı gece Hasdal Cezaevi’nden Haydarpaşa’daki GATA hastanesine nakledilmişti.

Soruşturma kapsamında Balanlı’nın yanı sıra belgelerin bulunduğu evin sahibi emekli Albay Hakan Büyük ile Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş’ın aralarında bulunduğu 15 kişi tutuklanmıştı.

İnternet Andıcı Soruşturması
Aynı adliyede İnternet Andıcı soruşturmasında da önemli gelişmeler yaşandı.

Soruşturmayı başsavcı vekilliğine atanan Zekeriya Öz’den devralan Cihan Kansız, sağlık raporu aldıkları için ifadeye gelmeyenlere yeniden tebligat yolladı. Tebligat yollanan Emekli Albay Fuat Selvi ile Albay Dursun Çiçek ifadelerini verdi.

Serbest bırakılan iki isimden Dursun Çiçek, Demokrasiye Müdahale davasındaki tutukluluğu sebebiyle, yeniden Hasdal Cezaevi’ne gönderildi.

Genelkurmay Başkanlığı Adli müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu’nun yanı sıra, o dönem karargahta görev yapan Korgeneraller İsmail Hakkı Pekin ile Mehmet Eröz, Tümgeneral Mustafa Bakıcı ifadeye çağrılan diğer subaylar.

İnternet Andıcı soruşturması 2009 yılının Kasım ayında savcılığa gönderilen bir ihbar mailiyle başlamıştı. Genelkurmay Başkanlığı’nın 35 farklı internet sitesi kurarak hükümet aleyhine kara propaganda yaptığı iddia ediliyordu.

Soruşturma kapsamında, aralarında Eski Birinci Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hasan Iğsız ile Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu’nun da bulunduğu 15 kişinin ifadesi alınmıştı. TRT

Tunceli'de 1 Asker Arkadaşının Kurşunuyla öldü
08.06.2011
Tunceli’de, 21 yaşındaki er Cüneyt Yüksel, nöbet değişimi sırasında arkadaşının otomatik tüfeğinden çıkan kurşunla öldü.

Olay akşam 20.30’da Tunceli şehir merkezindeki Bayraktepe’de konuşlanan 4’üncü Jandarma Komando Tugay Komutanlığı’nda meydana geldi.
İddiaya göre, nöbet değişimi sırasında, bir askerin silahı henüz bilinmeyen bir nedenle ateş aldı.

Arkadaşının silahından çıkan kurşunların hedefi olan İstanbul Küçükçekmece nüfusuna kayıtlı 1990 doğumlu er Cüneyt Yüksel öldü.
haber1001



3 Generalden "İnternet Andıcı" İfadesi
15.06.2011
Korgeneral Mehmet Eröz, Tümgeneraller Hıfzı Çubuklu ve Mustafa Bakıcı internet andıcı soruşturması kapsamında ifade verdi.

"Kamuoyunu yönlendirme amaçlı internet siteleri kurulduğu" yönündeki iddialarla ilgili soruşturma kapsamında, Korgeneral Mehmet Eröz ile Tümgeneraller Hıfzı Çubuklu ve Mustafa Bakıcı, İstanbul Adliyesi’nde şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Generaller ifadelerinin alınmasının ardından adliyeden ayrıldı.
Genelkurmay’da hazırlandığı ve hükümet aleyhine kara propaganda yaptığı iddia edilen internet siteleri ile ilgili "internet andıcı" soruşturması sürüyor.

Ergenekon savcısı Cihan Kansız tarafından yürütülen soruşturmada, "şüpheli" sıfatıyla, Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Korgeneral Mehmet Eröz, Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu ve Tümgeneral Mustafa Bakıcı ifadeye çağrılmıştı.

Korgeneral Eröz ile Tümgenerallar Bakıcı ve Çubuklu Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne geldi. Generaller, Ergenekon savcısı Cihan Kansız’a ifade verdikten sonra adliyeden ayrıldı.

"Zaten Serbest Kalacaktık"
Tümgeneral Hıfzı Çubuklu adliye çıkışında gazetecilerin; "Serbest mi kaldınız?" sorusuna "Zaten serbest kalacaktık" yanıtını verdi.

Soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılan Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ise adliyeye gelmedi.

"İnternet Andıcı" soruşturması kapsamında, aralarında Eski Birinci Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hasan Iğsız, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu ve Albay Dursun Çiçek’in de bulunduğu 17 kişinin ifadesi alınmıştı. TRT

'Balyoz Planı' belgeleri 'hayal ürünü'
17 Haziran 2011

Davada Gölcük belgeleriyle ilgili bilirkişi raporu da yer aldı.

"Balyoz Planı" davasında mahkemeye ulaşan bilirkişi raporunda söz konusu belgeler için "hayal ürünü" ifadesi kullanıldı.

Balyoz Planı davasında, tutuklu sanıklar Emin Küçükkılıç ve Kasım Erdem'in savunmaları tamamlandı. Davada Gölcük belgeleriyle ilgili bilirkişi raporu da yer aldı.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan Küçükkılıç, ''Atılı suç, hakikaten atılmış üzerime. 8 aydır içerideyim. Bana ne görev verildiyse, daha önce katıldığım seminerlerdeki gibi, görevin icabını yaptım'' dedi.
Küçükkılıç'ın avukatı Mustafa Kavaklıoğlu da Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunacaklarını, bunun için mahkemenin, duruşma salonunun fotoğrafları ile salonda kullanılan görüntü, kayıt sistemi ve mikrofonların teknik özelliklerini kendilerine vermesini istedi.

Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, bu talebin, salondan sorumlu olan Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına yapılması gerektiğini söyledi.

Diken ayrıca, duruşma salonundaki izleyicilerin oturduğu sıraların arkasında, elinde Türk Bayrağı ile oturan bir kişi olduğunu belirterek, ''Elinde Türk Bayrağı ile oturarak neyi anlatmak istiyor? Burada bulunan herkes Türk vatandaşı ve bayrağa saygılı'' dedi. Diken'in talimatı üzerine görevli bir askerin uyardığı bu kişinin bayrağı topladığı görüldü.

Üye hakim Ali Efendi Peksak da, Küçükkılıç'ın, NATO komutasındaki karargaha bağlı istihbarat şube müdürü olarak çalıştığını ifade ederek, ''Sunumunuz iç tehdit, doğal afetlerle ilgili çalışmaları kapsıyor. Doğal afetlerle ilgili bir birim varken, istihbarat alanındaki bir kişiye böyle bir görev verilmesi uygun mu?'' diye sordu. Küçükkılıç da verilen görev üzerine sunumu yaptığını söyledi.

Üye hakim Murat Üründü'nün, ''Savunmanızda, 'Piyango bana vurdu, sunumu ben yaptım' dediniz. İstihbarat alanında çalışmanızın bir etkisi oldu mu?'' sorusuna karşılık Küçükkılıç, NATO'ya bağlı çalıştıkları için harekat başkanlarının Albay Patton olduğunu, ancak albayın Amerikalı olduğu için böyle bir seminere katılamayacağını kaydetti.

Küçükkılıç, bu nedenle kendisinin seminere katılarak sunum yaptığını, sunumu için de bilgi topladığını anlattı.

Savcı Savaş Kırbaş da, Küçükkılıç'ın seminerdeki sunumundan, ''Görevden alınacak kamu görevlilerinin yerine mutlaka askeri personel getirileceği'' şeklindeki bölümü okudu. Küçükkılıç, kendi senaryosunun bu şekilde olduğunu, kendisine göre bu şekilde yazdığını kaydetti.

Kırbaş, Küçükkılıç'a, sunumunda ''Potansiyel tehdit olacak şahısların gözaltına alınacaklarını'' ifade ettiğini belirterek, ''Hukukta böyle bir şey yok. Bir şey yapmamış. Potansiyel, kişiden kişiye göre değişir'' dedi.

Küçükkılıç'ın, ''Birden fazla kişi aynı konu hakkında çözümler getiriyor. Bunlar da tartışılıyor'' sözlerine karşılık Kırbaş, ''Potansiyel tehdit bana Guantanamo'yu hatırlattı. Siz de 'Bu sunumu yapmazsam fırça yerdim' dediniz'' diye konuştu.

Küçükkılıç, ''Görev geldi, gittim. 2010'da 'Gel bakayım' (Balyoz Planı davası) denilince, bu görevlendirmenin pek de hayırlı olmadığını gördüm'' ifadesini kullandı.

Tutuklu sanıklardan Kasım Erdem de savunmasında, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Duruşma yarına ertelendi.

-BİLİRKİŞİ RAPORU-

Bu arada,GenelkurmayBaşkanlığıHava KuvvetleriKomutanlığının, Gölcük Donanma Komutanlığında 6 Aralık 2010'da yapılan aramada bulunan ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile ilgili hususları içerdiği iddia edilen dosyaları inceleyen bilirkişi heyetinin raporu da mahkemeye ulaştı.

Raporda, 5 nolu hard disk içerisinde ''Oraj Hava Harekat'' adı altında bulunmuş 42 adet dosyaya ilişkin Hava Kuvvetleri Komutanlığının yürüttüğü idari soruşturma kapsamında bilirkişi incelemesi yapıldığı kaydedildi.

Raporun sonuç ve değerlendirme bölümünde, 6 uzman tarafından gerçekleştirilen incelemede personel, teknik analiz ve içerik itibariyle değerlendirme yapıldığı kaydedildi.

Personel açısından yapılan incelemede, dava konusu planın yapılanmasında yer aldığı iddia edilen personelin büyük bir kısmının dosyalarının 3-6 Şubat 2003 tarihlerindebilgisayarortamında oluşturulduğu görüntüsü verildiği ifade edilerek, şöyle denildi:

''30 Ağustos 2003 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığını üstlenecek bir pozisyonda görev yapan Halil İbrahim Fırtına'nın bu göreve gelmesinden 7 ay önce selefi Orgeneral Cumhur Asparuk'un tesirsiz hale getirilmesini kapsayan illegal bir yapılanmanın öncülüğünü üstleniyor olması akla ters bir muhakemedir.''

-İÇERİK ANALİZİ-

Belgelerin teknik incelemesinde ise ''İhtimalat planı'' , ''Özel flo eğitim.doc'' ve ''Kapak.doc'' gibi dosyaların sayfa düzenlerindeki teknik benzerliklerin 10 ile 14 noktada birebir örtüşmesinin, dosyaların bir veya birkaç bilgisayardan manipülatif üretildikleri şüphesini kuvvetle yarattığı kaydedildi.

İçerik açısından yapılan incelemeye göre de, dokümanlar arasında yer alan yazı, direktif, plan ve eklerinin hiçbir sayfasındaıslak imzabulunmadığı belirtilerek, ıslak imza bulunmayanelektronikortamda hazırlanmış verilerin hukuki delil niteliği taşımadığı anlatıldı.

İncelenen dokümanlarda en basit bir askeri yazıda bile yapılamayacak kural ve yazışma hatalarının yer aldığı dile getirilen raporda, anlam ve kavram bütünlüğünün olmadığına, yazının tanımlanması ve kayıt altına alınması için şart kriterlerden biri olan ''dosya numarasının'' da plana ilişin yazışmaların hiçbirinde bulunmadığına işaret edildi.

Yazılarda tarih kısmının konunun bulunduğu satıra konulduğu, bunun normalde dosya numarasının satırına yazılması gerektiği anlatılarak, böyle basit bir hatanın yapılmasından ''yazıların aynı kişi ya da kişilerce yazıldığı anlamının çıkarılabileceği'' kaydedildi.

Raporun sonuç bölümünde de ''Her yönüyle hatalı ve tutarsız söz konusu yazılarda, seçilmiş bir kısım komutan ve personelin, sözde görevler verilerek veya yazı içerisinde ve ekinde isimleri veya imza blokları yer almak suretiyle vazifesiyle bağdaşmayan ve başarması imkansız görevler verilmek suretiyle, hayal ürünü bir yapılanma içine çekildiği değerlendirilmiştir'' ifadesine yer verildi. TRT

Kastamonu'da Askeri Araç Kaza Yaptı: 2 kişi öldü, 6 asker yaralandı
18 Haziran 2011
Kastamonu'nun Araç ilçesinde askeri araçla otomobilin çarpışması sonucu 2 kişi öldü, 6 asker yaralandı.

İlçeye bağlı Boyalı Tavşanlı köyündeki bir olaya müdahale etmek için İlçe Jandarma Komutanlığından hareket eden güvenlik güçlerini taşıyan 37 HA 449 plakalı askeri araç, Susuz köyü Yayla mevkisinde Mustafa Demir yönetimindeki 37 HD 941 plakalı otomobille çarpıştı.

Kazada otomobilde bulunan Mustafa Demir ve Makbule Demir, olay yerinde hayatını kaybetti. Askeri araçta bulunan Kıdemli Başçavuş Fedai Yayla, er Cenap Bozan, er Samet Erbil, er Ali Osman Çakır, er Şükrü Eser, er Osman Yiğit ise yaralandı. aktifhaber

Bilvanis Paşasına 20 Yıl İstendi
21 Haziran 2011
Hakkında 20 yıl hapis talep edilen Balanlı, iddianame kabul edilirse, Türkiye tarihinde 'darbeye teşebbüs'ten yargılanan ilk orgeneral olacak.
Eskişehir’de ele geçirilen Balyoz belgeleriyle ilgili tutuklanan ve Türkiye tarihinde hapse giren ilk muvazzaf Orgeneral olan Balanlı ile ilgili iddianame tamamlandı. Balanlı için 20 yıla kadar hapis istendi.

Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı ile Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş’ın da aralarında bulunduğu 15’i tutuklu 28 şüpheliye ilişkin hazırlanan 2. Balyoz İddianamisi, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

Ağustos’ta yapılacak olan 2011 Yüksek Askeri Şura toplantısında Hava Kuvvetleri Komutanı olmayı beklerken Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi’ne konulan Balanlı için “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs” suçundan 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası istendi. Balanlı’nın Hava Kuvvetleri Komutanı olmasının önü tamamen kapanmış oldu.

15’i tutuklu 28 şüpheli var

Eskişehir’de Emekli Albay Hakan Büyük’ün evinde ele geçirilen yeni Balyoz Darbe Planı belgeleriyle ilgili soruşturma kapsamında 30 Mayıs 2011 günü tutuklanan ve 31 Mayıs günü GATA’ya kaldırılan Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı ile ilgili iddianame 20 günde tamamlandı. Balyoz soruşturmasını yürüten İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar tarafından, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde tutuklanan ilk muvazzaf Orgeneral olan Bilgin Balanlı’nın da aralarında bulunduğu 15’i tutuklu 28 şüpheliye ilişkin hazırlanan iddianame Balyoz Davası’na bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

Savcı Hüseyin Ayar tarafından hazırlanan ve Özel Yetkili Başsavcı Vekili Fikret Seçen tarafından da onaylanan iddianemede, davanın Balyoz Darbe Planı ana davasıyla birleştirilmesi istendi. İddianamede Orgeneral Balanlı ile birlikte Korgeneral Turgut Atman, Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş, Tümgeneral Nedim Güngör Kurutaş, Tümgeneral Bülent Kocababuç, Tümgeneral Beyazıt Karataş, Tuğgeneral Mehmet Eldem, Tuğgeneral Erhan Pamuk, Tümamiral Sinan Ertuğrul ile Albaylar Ahmet Zeki Üçok, Mehmet Örgen, Ahmet Dikmen, Mehmet Erdem, Halit Nejdet Akgüner, Emin Hakan Özbek, emekli Albay Hakan Büyük ve bazı muvazzaf subaylar sanık olarak yer alıyor.

‘Darbeye Eksik Teşebbüs’ten 20 yıl

İddianamede sanıkların “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs” suçundan 15 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor. Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında açılan ve aralarında Çetin Doğan’ın da bulunduğu 102’si tutuklu 196 sanık da aynı suçlama ile yargılanıyor. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi iddianamenin kabul ya da reddine kararı vermek için 15 günlük süresi bulunuyor. Savcı Ayar’ın yürüttüğü, Eskişehir 1. Taktik Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Korcan Pulatsü ve 3 albayın da aralarında olduğu tutuklu şüphelilere yönelik soruşturmasının ise devam ettiği öğrenildi.

Planın başarısız olursa ne yaparız?

Balanlı’nın Balyoz’la irtibatını ortaya koyan ilk belge Gölcük’te ele geçirilmişti. Sözkonusu belge, dönemin Harp Akademileri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtınanın 10 Şubat 2003 tarihli sözlü direktifi ile hazırlanmıştı. İddiaya göre, Fırtına’nın sözlü emrinin ardından “İhtimalat Planı Hazırlama grubu” oluşturuldu ve bilgi şubat ayında Balanlı tarafından Fırtına’ya iletildi. Balanlı’nın hazırladığı İhtimalat Planı, Oraj Harekat Planı’nın uygulanamaması veya başarısız olması durumunda uygulanacak tedbirlerle ilgili planları içeriyordu. Planın başarısız olması durumunda hukuki prosedürün de araştırıldığı, iddianemede sanık olan askeri hakim ve savcılardan bir çalışma grubu oluşturulmuştu. Bilgin Balanlı tarafından hazırlanan İhtimalat Planı’nda “yeniden yapılanma, yeni plan hazırlama, muhtemel soruşturmaları boşa çıkarmak için soruşturma komisyonlarında yer alma ve kamufule olma, plan deşifre olmazsa hayata geçirme ve plana muhalif olanları tasfiye etme” başlıkları vardı.

Bilvanis ve delil yok etme iddiası

Bilgin Balanlı’nın, Eskişehir’deki Bilvanis Çiftliği’ni havadan savaş jetleriyle gözetlediği ve gerekli durumda buraya hava operasyonu yapmayı planladığı ortaya çıkmıştı. Oraj’da aktif görev aldığı iddia edilen Balanlı, Balyoz delillerini yok etmeye çalışmakla da suçlanmıştı. Balanlı’nın Harp Akademileri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümg. Ahmet Yavuz’a tutuklanmadan 15 gün önce, arşivlerdeki gerçek isimlerle hazırlanan tüm “Harp oyunu ve plan seminerlerini” imha etmesi yönünde emir verdiği ortaya çıkmıştı.

Deşifre edenleri tasfiye edecekti deşifre edilince tasfiye edildi

BİLGİN Balanlı, hazırladığı ‘İhtimalat Planı’nda darbe girişimi deşifre edecek olanların daha sonra takip edilip tasfiye edilmesi isteniyordu. Ancak darbe girişiminde bulunduğu ortaya çıkan Balanlı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı beklerken kendisi tasfiye oldu. Hakkındaki iddianamenin kabul edilmesi durumunda Balanlı’nın Kuvvet Komutanı olmasının yolu tamamen kapanmış olacak. Mevcut durumda Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda orgeneralliğe terfi için kıdemleri yeten 3 korgeneral bulunuyor. Terfi eden isim Hava Kuvvetleri Komutanlığı koltuğuna da oturmuş olacak. Kıdemi yeten isimlerden biri olan Korgeneral Korcan Pulatsü da geçtiğimiz hafta Balyoz soruşturması çerçevesinde tutuklandı. Hava Eğitim Komutanı Korgeneral Ziya Güler’in adı da Balyoz belgelerinde geçiyor. Terfi için kıdemi yeten diğer isim Korgeneral Mehmet Erten en şanslı isim oldu.

Star

2 Muvazzaf Asker Daha Tutuklandı

21 Haziran 2011
''Balyoz Planı'' soruşturması kapsamında, mahkemeye sevk edilen 3 muvazzaf askerden 2'si tutuklandı.
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinde, soruşturmayı yürüten özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar tarafından ifadeleri alındıktan sonra tutuklanmaları istemiyle Nöbetçi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilen Korgeneral Ziya Güler'in de aralarında bulunduğu 3 muvazzaf askerin sorguları tamamlandı.

Mahkeme, Korgeneral Güler ile Astsubay Bülent Akalın'ın tutuklanmasına karar verirken, bir binbaşı ise serbest bırakıldı. aktifhaber

Öğütçü: "Suga Planı'nın amiralleri ve subayları karalamak üzere hazırlanmış tasfiye planıdır"
21 Haziran 2011

Balyoz sanığı Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütcü, dava delili olan Suga eylem planıyla ilgili önemli bir iddia ortaya attı.
Öğütcü, Suga eylem planının,TSK mensubu amiraller ve generalleri tasfiye planı olduğunu ileri sürdü.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Balyoz davasının tutuklu sanığı Hasan Hakan Dereli, 3 Temmuz 2001 ile 8 Temmuz 2003 tarihleri arasında Bosna- Hersek vePakistanolmak ü zere 23 ay yurt dışında göreve gittiğini söyledi. Dereli, isminin 1. Ordu Plan Semineri görevlendirme listesinde yer alması ile ilgili olarak da iradesi dışında listeye dahil edildiğini ifade etti.

Plan seminerine emir ve görev gereği 'Ordu İdari Yarbaşkanı' olarak katı ldığını belirten Tutuklu sanık Tümgeneral Abdullah Dalay ise, "Seminereİstanbuldışından katılan personel ile ailelerinin orduevlerinde yer tahsisi ve yemek organizasyonlarıyla ilgilendiğim ve herhangi bir sunumum da olmadığı için seminerin her oturumuna katılamadım." şeklinde konuştu.

Tutuklu sanık Ahmet Feyyaz Öğütcü de, davayı, "Olmayan planlar ve düzmece bilgi notlarına istinaden yapılan suçlamalar." olarak değerlendirdi. Hayali görevlendirmeler sonucu iki kere tutuklandığını söyleyen Öğütcü, "Esir olarak burada günlerimi geçiriyorum. Bu süreci, Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde oynanan bir oyun, kötü bir rüya, bir kabus olarak görüyor ve bir an önce bu rüyadan uyanmak istiyorum." ifadelerini kullandı. Dava konusu seminer düzenlendiği tarihteDeniz KuvvetleriKomutanlığı'nda Harekat Başkanlığı yaptığını söyleyen Öğütcü, toplantı ve çalışmalardan dolayı seminere katılmadığını savundu. Öğütcü, Suga Planı'nın amiralleri ve subayları karalamak üzere hazırlanmış tasfiye planı olduğunu iddia etti.

Hakkında ileri sürülen darbe teşebbüsü iddialarını da reddeden Öğütcü, çalışma gurupları görevlendirme listesinin TSK formatına uymadığı gibi isminin listede yer almasının da iradesi dışında olduğunu öne sürdü.
Çapraz sorgusu sırasında tutuklu sanık Öğütcü'ye üye hakim Murat Üründü, "Belgelerin sahte olduğunu söylüyorsunuz. Ancak bilgilerin çok ayrıntı lı olduğu görülüyor." diyerek bu konuda söyleyeceği olup olmadığını sordu. Sanık Öğütcü, bu soruya, "Bizim içimizde de bunlara bilgi sızdıran yardımcı olanlar var. Bunların üzerine çok gittim, isimlerini buldum. Ama delil bulamadığım için bunları sunamadı m." şeklinde cevap verdi.

Öğütcü'nün ardından Lütfü Sancar ve Engin Baykal da savunmalarını tamamladı. Her iki sanık da savunmaları sırasında haklarındaki suçlamaları reddetti.
aktif haber

Albay Hüseyin Hançer Tutuklandı
22.06.2011
Gölcük Donanma Komutanlığı'nda bulunan belgelerle ilgili soruşturma kapsamında İstanbul Adliyesi'ne getirilen Albay Hüseyin Hançer tutuklandı.

İkinci Poyrazköy Davası’nda yeni tutuklama...
Gölcük’te yapılan aramalar sonucu ele geçirilen Poyrazköy belgeleriyle ilgili hazırlanan iddianamede hakkında yakalama kararı verilen Albay Hüseyin Hançer tutuklandı.

Askeri casusluk ve şantaj soruşturması kapsamında Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde yapılan aramalarda ele geçirilen belgelere ilişkin soruşturma devam ediyor.

Mahkeme, Koramiral Kadir Sağdıç’ın da aralarında bulunduğu 10 sanık hakkında açılan davayı Poyrazköy davasıyla birleştirme kararı almıştı.

Geçtiğimiz ay tutuksuz sanık Albay Hüseyin Hançer hakkında ise yakalama emri çıkarmıştı.

Albay Hançer, merkez komutanlığına ait bir araçla Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildi.

Hakim karşısına çıkan Hançer, tutuklama kararı yüzüne okunarak Hasdal’daki askeri cezaevine gönderildi.

Hançer’in cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlamasıyla 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapsi isteniyor. Ayrıca Albay Hançer için iddia olunan Ergenekon Silahlı terör örgütüyle bağlantılı olarak Kafes Operasyonu Eylem Planı’nı hayata geçirmek suçmasıyla da 21,5 ile 45 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor. TRT

'Atacağınız adımda vatana ihanet olduğunu unutmayın. Bugün yarın yakınlarınızın, ailenizin başına bir iş gelirse..'

23 Haziran 2011
Anadolu Haber

Balyoz davasının tutuklu sanığı Çetin Doğan, mahkeme heyetine sert eleştiriler yöneltti. "Bu kadar insanı burada tutmak cinayettir.

Siz de bu cinayete ortak olmayın. Yoksa tarihin sizi ne ile anacağını ben dile getirmek istemiyorum. Atacağınız adımda vatana ihanet olduğunu unutmayın." ifadesini kullandı. Süha Tanyeri'nin, "Ben ah etmem ama çok ah alıyorsunuz. Bugün yarın yakınlarınızın, ailenizin başına bir iş gelirse..." sözleri üzerine Başkan Diken, "Ne anlamda söylüyorsunuz? Ne olacak? Ne gelecek?" diye müdahale etti.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Balyoz davasının 3. duruşmasına eskiDeniz KuvvetleriKomutanıemekliOramiral Özden Örnek, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski 1. Ordu Komutanı emekli OrgeneralÇetin Doğanve MHP'den milletvekili seçilen eski Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanı emekli Korgeneral Engin Alan'ın da aralarında bulunduğu 157 tutuklu sanık ile 9 tutuksuz sanık katıldı. Tutuklu sanıklar Mümtaz Can, Behçet Ayper Günay, Turgay Erdağ ve Abdullah Gavremoğlu ile 24 tutuksuz sanık ve hakkında yakalama kararı bulunan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun ise duruşmaya katılmadı.

Daha önce de isim yoklaması sırasında "Burada" veya "Evet" demek yerine "Dikkat" diyerek duruşma salonunda olduğunu belli eden tutuklu sanık Dursun Çiçek, bugünkü duruşmada ise salonda hazır olduğunu "İçinizde" diye bağırarak belli etti.

İsim yoklamasının ardından Mahkeme Başkanı Ömer Diken, 21 Haziran 2011 tarihli duruşmada sanık Kadir Sağdıç'ın savunmasına geçildiğini hatırlattı. Başkan Diken, bugünkü duruşmaya sanıklar ile avukatların taleplerinin alınması ile başlayacaklarını, eğer devam ederse yarınki duruşmada da talep alınmasına devam edileceğini söyledi. Taleplerin tamamlanması durumunda yarın akşama kadarki arada ise sanık savunmalarının alınmasına geçileceğini belirten Diken, taleplerini dile getirmeleri için sanıklara söz verdi.

DOĞAN, YARGI, POLİS VE MEDYADAN YAKINDI

Duruşmada ilk sözü sanık Çetin Doğan aldı. Doğan, "Buradaki insanların mağduriyetinin yanında ülkeye bir ihanet suçu da işlenmiştir. Güvenlik kuvvetlerine büyük bir darbe vurulmuştur. Ülke güvenliği için gizli ve önemli olan belgeler, sahte belgelerle harmanlanarak kamuoyuna sunulmuştur. Sanıkların yarından fazlasının hakkında 2005 yılından bu yana takip altına alınmış ve haklarında dosyalar tutulmuştur. Bu kadar insanı burada tutmak cinayettir. Siz de bu cinayete ortak olmayın. Yoksa tarihin sizi ne ile anacağını ben dile getirmek istemiyorum. Davaya konu olan 11 nolu CD, hem yurt içi hem de yurt dışı bilirkişileri tarafından sahte olduğu teyit edilmiştir. Atacağınız adımda vatan ihaneti olduğunu unutmayın. Lütfen artık bunlardan kuşku duyunuz." diye konuştu.

Tutuklu sanıklardan Ahmet Küçükşahin ise CMK'nın bazı maddelerinin yok sayıldığını ileri sürerek, "Bir yargılamada hukuk ya vardır ya yoktur. Yargılama başladığından bu yana mahkeme heyeti, zaman zaman Türk milleti adına yargılama yaptığını açıklıyor. Ben, Türk milleti adına bir yargılama yapılmadığını, aksine bir tiyatro sergilendiğine inanıyorum. Ben de tiyatroda çok iyi performans sergileyemem. Hakkımda o kadar suçlama varken çapraz sorgum sırasında tek bir soru bile sorulmaması çelişki değil mi?" diye konuştu.

Tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri, "Ben ah etmem ama çok ah alıyorsunuz. Bugün yarın yakınlarınızın, ailenizin başına bir iş gelirse..." sözleri üzerine Başkan Diken, "Ne anlamda söylüyorsunuz? Ne olacak? Ne gelecek?" diye müdahale etti. Başkan Diken'in bu sorusu üzerine "İlahi adalet. Olaki hastalık olur. Üzülürsünüz. İnsani düşüncelerimi söylüyorum." cevabını verdi.

''Balyoz Planı'' soruşturması kapsamında sevk edildikleri mahkemece sorgulanan 5 askerden, Tümamiral Mücahit Şişlioğlu'nun da aralarında bulunduğu 4'ü tutuklandı
24 Haziran 2011

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinde, ''Balyoz Planı'' soruşturmasını yürüten özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar tarafından ifadeleri alındıktan sonra İstanbul Nöbetçi 13. Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilen 5 askerin sorgusu tamamlandı.
Nöbetçi hakimlik, Tümamiral Mücahit Şişlioğlu, Albay Hüseyin Çınar ile Yarbaylar Oğuz Türksoy ve Cenk Hatunoğlu'nun tutuklanmasına karar verdi. Binbaşı Ö.E. ise serbest bırakıldı.
Sabah saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine getirilen 7 kişiden, emekli bir askerin de aralarında bulunduğu 2'si savcılıkça yapılan sorgulamanın ardından serbest bırakılmıştı.
''Balyoz Planı'' soruşturması kapsamında bugüne kadar, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı, Korgeneraller Korcan Pulatsü ve Ziya Güler ile Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında yer aldığı toplam 25 kişi tutuklanmış oldu.
Akşam

Asker yanlışlıkla kendini vurdu
Yüksekova'da askerlik yapan er eğitim sırasında yaralandı
24 Haziran 2011

Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'nde bulunan 21. Jandarma Sınır Tugay Komutanlığı'nda 1 askerin, dün gece eğitimi sırasında yanlışlıkla kendini ayağından vurulduğu bildirildi.

Yüksekova'daki 21. Jandarma Tugay Komutanlığı'nda askerliğini yapan Van nüfusuna kayıtlı Ahmet Erdoğan, gece eğitimi sırasında ayağına isabet eden mermi ile yaralandı. habertürk

Gölcük belgeleri iddianamesi kabul edildi

Mahkeme, Org. Balanlı'nın da aralarında bulunduğu 28 sanık hakkında, 'Gölcük Donanma Komutanlığında ele geçirilen belgelere' ilişkin hazırlanan iddianameyi kabul etti.

29 Haziran 2011
Anadolu Haber

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Orgeneral Bilgin Balanlı ve Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında bulunduğu 15'i tutuklu 28 şüpheliye ilişkin hazırlanan iddianameyi kabul etti.

Alınan bilgiye göre, ''Balyoz Planı'' soruşturması kapsamında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliğince, Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı ve Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında bulunduğu 15'i tutuklu 28 şüpheliye ilişkin hazırlanan iddianameyi kabul eden İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 tutuksuz sanık hakkında da ''delilleri karartma'' ve ''kaçma'' şüphesi nedeniyle yakalama emri çıkardı.

Davanın ilk duruşması, 15 ve 16 Ağustos'ta Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesinde oluşturulan salonda yapılacak.

İddianamenin, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince görülen ''Balyoz Planı'' davasının dosyasıyla birleştirilmesi talebi ise davanın görüleceği gün iddianamenin okunmasının ardından değerlendirilecek.

İddianamenin avukatlara dağıtımının ise yarın yapılacağı belirtildi.

Bu arada, iddianamenin kabul edildiği ve davanın açıldığı yönünde bildirim yapılan Genelkurmay Başkanlığına, ''İlk davaya konu olan 'Balyoz Planı'nın doğru olup olmadığına'' ilişkin yazının da bugün gönderildiği öğrenildi.





Asker Kulübede Ölü Bulundu
02 Temmuz 2011
Yağcılar Jandarma Karakolu'nda 5 aylık asker nöbet kulübesinde kanlar içinde bulundu.

Balıkesir'de Bigadiç İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı Yağcılar köyü Jandarma Karakolu'nda vatani görevini yapan bir askerin nöbeti sırasında silahıyla intihar ettiği iddia edildi. Jandarma Er Musa Ertürk'ün (21), karakol önündeki kulübede dün 20.00-22.00 nöbeti tuttuğu sırada silahıyla intihar ettiği iddia edildi. aktifhaber

Askeri Casusluk Davasında 2 Tahliye
02.07.2011
Tutuklu sanıklar Üsteğmen Mehmet Emrah Küçükakça ve Astsubay Yiğit Ali Adlığ tahliye edildi. Duruşma 5 Ekime ertelendi.

"Şantaj ve askeri casusluk" iddialarına ilişkin emekli Albay İbrahim Sezer’in de aralarında bulunduğu 56 kişinin yargılandığı davada, tutuklu sanıklar Üsteğmen Mehmet Emrah Küçükakça ve Astsubay Yiğit Ali Adlığ tahliye edildi.

İstanbul 11’inci Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan tutuksuz sanıklar Kubilay Şükrü Özdemir ile Ahmet Yasin Erdoğan beraatlerini istedi.

Duruşmada ayrıca tutuksuz sanıklardan Engin Turan ve Özcan Erdemir de savunmalarını yaptı.

Mahkeme tutuklu sanıkların savunmalarının alınmasını bir sonraki duruşmaya erteledi.

Suç vasfının değişme ihtimalini göz önüne alan mahkeme, tutuklu sanıklar Üsteğmen Mehmet Emrah Küçükakça ve Astsubay Yiğit Ali Adlığ’ın tahliyesine karar verdi.

Sanıkların toplanacak delillere etki etme ihtimallerini göz önüne alan mahkeme heyeti, 13 sanığın tutukluluk hallerinin devamına hükmetti.

Duruşma 5 Ekime ertelendi.
TRT

İkinci Balyoz İddianamesi
02.07.2011
2. Balyoz İddianamesi'nde sanıkların darbe sürecini oluşturmak için hükümet aleyhine kara propaganda ve dezenformasyon planları yaptığı öne sürülüyor.

Birinci Balyoz Davasının ardından İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen ikinci iddianamenin ayrıntıları netleşiyor.
İddianamede sanıkların darbeye ortam hazırlamak için planladığı faaliyetler anlatılıyor.

İlginç Bilgiler
İkinci davanın sanıklarından emekli İstihbarat Albay Hakan Büyük’ün Eskişehir’deki evinde ele geçirildiği belirtilen flash diskte yer alan belgede, darbeye ortam hazırlamak maksadıyla hükümete yönelik fişleme, takip ve dezenformasyon faaliyetlerinin planlandığı öne sürülüyor.

Belgede şu ifadeler bulunuyor:

"AKP’Lİ milletvekilleri ve AKP’Lİ belediye başkanları yakından takip edilerek tüm faaliyetleri görüntü, ses, belge, vs ile kayıt altına alınacak.

Bankalarda çalışan personel eşlerinden yararlanılarak Başbakan, Meclis Başkanı ve Bakanlar başta olmak üzere AKP’li milletvekilleri, belediye başkanları ile il başkanlarının banka hesapları, kredi kartı harcamaları takip edilecek ve her hafta düzenli olarak rapor edilecek."

"Plan Açığa Çıkarsa Delil Karartılacak"
İddinamede, planların sızdırılması ve açığa çıkmaması için yazışmalar yapıdığı öne sürülüyor:

"Planlarda belirtilen askeri müdahaleye muhalif olan personelin tasfiye edilmesi, planları uygulamaya koyan personelin gizlilik ve bilmesi gereken prensibine azami riayet etmesi sağlanacaktır. Gizlilik ihlali yapan personel, doğrudan Hv. Plt. Tümg. Bilginbalanlı’ya bildirilecektir."

Planların açığa çıkması durumunda ise yapılacak gizleme ve delil karartma faaliyetlerini sanıklardan dönemin Hava Kuvvetleri Adli Müşaviri Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok tarafından önceden planlandığı da iddia ediliyor.

Fatih ve Beyazıt camilerinin bombalanması, Ege’de bir Türk uçağının düşürülmesi, gayrimüslim dini lider ve işadamlarına saldırılar, darbe karşıtı sağ ve sol kesime, partilere ve medya mensuplarına yönelik faaliyetler... Bütün bunların 2003 yılında Birinci Ordu Komutanlığı’nda planlandığı öne sürülen Balyoz Darbe Planı’nda yer aldığı iddia ediliyor.
TRT

Hudson Paşaları TUTUKLANDI!
13 Haziran 2007 tarihinde Wastingtonda, Hudson Enstitüsü tarafından dehşet senaryosu adı verilen toplantıya katılan iki paşa da Balyoz soruşturması kapsamında tutuklandı.

03 Temmuz 2011
Anadolu Haber

4 yıl önceki toplantıya katılan Tuğgeneral Süha Tanyeri, ilk Balyoz soruşturması kapsamında gözaltına alınırken, önce gün ise toplantının diğer TSK mensubu Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu da tutuklanarak cezaevine gönderildi. ‘Hudson Toplatısı’nda dönemin Anaya Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu’ya suikast düzenlendikten sonra TSK’nın Kuzey Irak’a girmesi üzerine bir senaryo tartışılmıştı ve büyük yankı uyandırmıştı. Toplantıdaki bir diğer tartışyma konusu ize PKK lideri Murat Karayılan’ın yakalanarak Türkiye’ye gönderilmesi de tartışılmış ve iddialara göre Nogaylaroğlu ‘Bu durum hükümetin işine yarar’ diyerek böyle bir gelişmeyi desteklememişti.

İstifa etti

Balyoz darbe planının ikinci iddanamesinde gözlatına alınan Nogaylaroğlu’nun birinci Balyoz darbe planlarında da adı geçmişti. Balyoz darbe planı çerçevesinde, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk’un nasıl gözaltına alınacağına ilişkin talimatta Nogaylaroğlu’nun adı geçiyordu. Bu belgeler yüzünden Balyoz savcısına ifade veren Nogaylaroğlu’nun hakkında takipsizlik kararı çıkmıştı. Bu kararın çıkmasından kısa süre sonra Nogaylaroğlu’nun adı, ikinci Balyoz iddinamesinin temelini oluşturan Gölcük’te yapılan aramalarda ele geçerilen belgelerde tespit edildi.Bu iddiaların basında yer almasıyla birlikte de Nogaylaroğlu TSK’dan Ocak 2011’de istifa etti. 2009 yılında tümgeneralliğe terfi eden ve 3 yıl daha görev süresi bulunan Bertan Nogaylaroğlu, Genelkurmay Başkanlığı’nda önemli bir makam olan Dış İlişkiler ve Güvenlik İşleri Daire Başkanlığı’nı yürütüyordu.

6 Subay Tutuklandı
04.07.2011
2. Balyoz Davası kapsamında yakalama kararı çıkarılan 6 subay, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

Eskişehir’de ele geçirilen belgelerle ilgili yürütülen ikinci Balyoz Davası ile ilgili gelişmeler devam ediyor.

Haklarında yakalama kararı çıkarılan 8 muvazzaf askerden 6’sı Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. Tutuklama kararı yüzlerine okunan askerler Hasdal Askeri Cezaevi’ne gönderildi.

Açılan İkinci Balyoz Davası kapsamında beklenen gelişme gerçekleşti.

Haklarında yakalama kararı çıkarılan askerlerden 6’sı Merkez Komutanlığı’ndan bir minibüsle Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. 5 general ile bir albay, hakim ve savcıların girdiği kapıdan içeri alındı.

İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesine çıkarılan Korgeneral Turgut Atman, Tümgeneraller Güngör Nedim Kurubaş, Bülent Kocababuç, Tuğgeneraller Mehmet Eldem, Mustafa Erhan Pamuk ile Albay Mehmet Örgen’in tutuklama kararları yüzlerine okundu.

6 asker ardından Hasdal Askeri Cezaevi’ne gönderildi. Tümgeneral Beyazıt Karataş’ın da daha sonraki günlerde adliyeye getirilmesi bekleniyor.

Yurtdışı görevde bulunan Tümamiral Ahmet Sinan Ertuğrul’un ise Ağustos ayından önce mahkemeye çıkartılmasının mümkün görünmediği öğrenildi.

Sanıkların İtirazı Reddedildi
Öte yandan sanıkların yakalama kararına yaptıkları itiraz da üst mahkeme tarafından karara bağlandı. İstanbul 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin yakalama kararına itiraz edilemeyeceği gerekçesiyle ret kararı verdiği öğrenildi.

2’nci Balyoz Davasında Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı’nın da aralarında bulunduğu 28 sanık yargılanacak.

Sanıklar hakkında Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs suçlamasıyla 20 yıla kadar ağır hapis cezası isteniyor.

Davanın ilk duruşması 15 Ağustos’ta Silivri’de görülecek. TRT

Ormanlık Alanda Bulunan Ceset Astsubaya Ait Çıktı
05 Temmuz 2011
Antalya'nın Konyaaltı ilçesi Topçam mevkiinde iki gün önce ormanlık alanda bulunan ve 15-20 günlük olduğu tahmin edilen cesetle ilgili Antalya Emniyeti Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, araştırma yaptı. Cesedin Diyarbakır’da kayıp ilanı verilen 18 yıllık astsubay Hakan Uçkun'a (35) benzediğini tespit eden ekipler, aileye ulaştı. Antalya’ya gelen aile oğullarını teşhis etti.

Uçkun’un cesedini teslim almak için adli tıp morguna gelen anne Bekiye Uçkun, oğlunun birliğinden 1 ay önce ayrıldığını söyledi. Oğlunun telefonda kendisine, ‘Anne ben Balıkesir'e geliyorum.’ dediğini söyleyen anne Uçkun, konuşmanın ardından bir daha haber alamadıklarını ifade etti.
aktifhaber

Çanakkale Şehitliğinde Başörtü Yasağı!..
05 Temmuz 2011



Kimi zaman savaşanlara cephe arkasında yardıma koşan, kimi zaman omzunda silah, mermi taşıyan, cephede savaşan başörtülü kadının, torunlarına ziyaret engeli !..
Çanakkale şehitliklerini gezmek için Aydın'dan gelen çarşaflı dört kadın, halka açık olan Çimenlik Kalesi'nden, askerler tarafından zorla çıkarıldı. İçinde Deniz Müzesi ve Nusrat Mayın Gemisi bulunan, askeriye kontrolündeki kaleyi gezmek isteyen Selimışıklı ailesinin beş ferdi, maruz kaldıkları davranış üzerine polise şikayetçi oldu.Tek amaçlarının, savaşlarda hayatını kaybeden şehit atalarının mezarlarını gezmek olduğunu belirten Serhat Selimışıklı, yönetmelik ve kanunlarda müze ve kalelere çarşaflı girilemeyeceği ibaresi olmamasına rağmen, sorumlu komutanın keyfi tutumu yüzünden hakarete uğradıklarını söyledi.
aktifhaber

Astsubay, polis bacanağını vurdu!
Samsun'da bir astsubay tartıştığı polis bacanağını tabancayla yaraladı
09 Temmuz 2011

Edinilen bilgiye göre, Cumhuriyet Mahallesi 60. Sokak'ta Trabzon'da görevli Astsubay Çavuş Tuncer Doğan (35) ile Bursa'da polis memuru olarak çalışan bacanağı Mustafa Er (40) arasında henüz bilinmeyen nedenle tartışma çıktı. Kavgaya dönüşen olayda Doğan, bacanağı Er'e ruhsatlı tabancasıyla ateş etti.

Karnından yaralanan Er, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Zanlı güvenlik güçlerine teslim oldu.
habertürk

Köprüden düşen asker hayatını kaybetti
10 Temmuz 2011
Bilecik'te çıktığı köprüden düşen asker, hayatını kaybetti.
Bilecik 2. Jandarma Eğitim Tugay Komutanlığında vatani görevini yapan Ümit Özdemir (20), hafta sonu iznini geçirmek için Cumhuriyet Mahallesi'ndeki Hamsu Deresi'ne gitti. Burada Hamsu Köprüsü'ne çıkan Özdemir, belirlenemeyen nedenle yaklaşık 50 metre yüksekliğindeki köprüden düştü.haber10

1'i Tuğamiral 5 askere tutuklama
09 Temmuz 2011
''Balyoz Planı'' soruşturması kapsamında mahkemece sorgulanan 6 kişiden aralarında bir tuğamiralin de olduğu 5'i tutuklanırken, bir kişi serbest bırakıldı.Haberi KaydetArkadaşına Gönder
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinde ''Balyoz Planı'' soruşturmasını yürüten özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Ayar tarafından sorgulanmalarının ardından tutuklanma istemiyle İstanbul Nöbetçi 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilen biri tuğamiral 6 muvazzaf askerin sorgusu tamamlandı.

Nöbetçi hakimlik, 6 muvazzaf askerden, aralarında bir tuğamiralin de olduğu 5'inin tutuklanmasına karar verdi. Bir muvazzaf asker ise serbest bırakıldı. haber7

Eğitim Uçağı Düştü: 2 Pilot Şehit
14.07.2011
İzmir'de bir askeri eğitim uçağı düştü. Uçakta bulunan 2 pilot şehit oldu.

Çiğli İkinci Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan havalanan T-37 tipi iki kişilik askeri eğitim uçağı, kalkıştan kısa süre sonra Güzelbahçe ilçesi açıklarında denize düştü.
Olayın hemen ardından bölgeye helikopterle arama kurtarma ekipleri sevk edildi.

Sahil Güvenlik dalgıçları ve deniz polisi de arama çalışmalarına katıldı.

Yaklaşık 3 saat süren arama çalışmalarının sonunda enkaza ulaşıldı.

Çalışmaları takip eden İzmir Valisi Cahit Kıraç, Hava Pilot Yüzbaşı Hasan Öztürk ile Hava Pilot Teğmen Erol Er’in kazada şehit olduğunu duyurdu.
TRT

Diyarbakır raporu: Büyük ihmal var
16 Temmuz 2011
Diyarbakır'da dün meydana gelen olayla ilgili ayrıntıları içeren raporda komuta kademesinin büyük ihmalkârlığına dikkat çekiliyor


Diyarbakır'da dün meydana gelen saldırı olayının detayları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Olayla ilgili hazırlanan raporun içeriği de netleşmeye başladı. Raporda yer alan bilgilere göre saldırıda komuta kademesinin büyük ihmalkârlığı söz konusu. Çünkü, rapora göre olayın bu şekilde meydana gelmesi tamamen yanlış uygulamalar. Bölgeden Ankara’ya ulaşan ilk bilgilerde komuta hatalarına dikkat çekildi. PKK’nın “Savaş uçakları bombaladı, yangın çıktı” iddiası yalanlanırken, bazı askerlerin yanarak ölmesinin gerekçesi olarak 40 dereceyi aşan sıcaklık ve kuru otlar gösterildi.

Bölgede inceleme yapan yetkililerin komutanlara ve hükümet üyelerine verdiği brifingde otopsi ve yerinde tespit raporları anlatıldı.

Radikal’in iddasına göre, raporda yer alan ve ihmalin olduğunu ortaya koyan bilgiler şöyle:

18 TİM BÖLGEDEYDİ

PKK’nın kaçırdığı 3 kişi için harekete geçen TSK, bölgeye 12 tim gönderdi. 10 Temmuz’da yola çıkan timler 4 gün aralıksız arazide kaldı. İki gün sonra Hazro’daki Jandarma Birliği’ne saldırı olunca bölgeye dört tim daha gönderildi. Bir gün sonra bölgeye takviye yapıldı iki tim daha gönderildi. Bölgede bir anda 18 tim görev yapınca başta kumanya sıkıntısı olmak üzere bazı karmaşalar baş göstermeye başladı.

40 DERECEDE ÇELİK YELEKLE VE UYKUSUZ

Araziye 10 Temmuz’da çıkan dört tim, 13 Temmuz’da teröristlerin yoğun olduğu Bayrambaşı Alakuşak Bölgesi’ne kaydırıldı. Albay Mehmet Murat Toprak’ın koordinasyonuyla Üsteğmen Mehmet Emin Karagöz komutasındaki 1. Bölük ve Üsteğmen Necmettin Erdoğan komutasındaki 2. Bölük birleştirildi. Ancak, bölgeye giden askerler yorgundu. İki gündür de uykusuzlardı. Sıcaklık 40 dereceydi ve üzerlerinde çelik yelek, kompozit başlık ve sırt çantası vardı. Yorgunluk dikkate alınarak 2.Bölük dinlenmeye çekilirken, diğer bölükler emniyet aldı.

DAR ALANDA 100 ASKER

14 Temmuz gecesi termal kameralarda ısı belirlendi. Malagir Tepede olunması gerekirken 1.5 km geride 500 metre rakımlı bir tepede birlikler beklemeye başladı. Yorgun olan askerlere hava aydınlanmadan çök emri verildi gece iki tim nöbet tuttu. 1. Bölük’teki 58 kişi, 2. Bölükteki 37 kişi ve Tabur Komutanı Binbaşı Milbay Şahin komutasındakilerle beraber toplamda 100 civarında asker alandaydı.

YAKIN ÖZEL HAREKÂT BİRLİKLERİ YARDIMA GÖNDERİLMEDİ

Olaydan önce ve olay esnasında Kocaköy’de Diyarbakır Özel Harekat birlikleri beklemedeydi. Mardin Özel Harekat Birlikleri ise Diyarbakır’daydı. Batman Özel Harekat ise bölgeye yakın bir mevzide arazide bekletiliyordu ve yangın dumanı ve telsiz konuşmalarını takip mesafesindelerdi. Ancak 3 özel harekat birliği de yardım ve kaçış yolunu kapatmak için acil olarak sevkedilmedi. Arazideki birliklerin Skorskylerle özel harekât birlikleriyle değiştirilmesi saat 18:00’da gerçekleştirildi.“

Dünya Bülteni

Uzman Çavuş Saldırı Anını Anlattı
16 Temmuz 2011
13 askerin şehit düştüğü çatışmada bulunan bir uzman çavuşun ağzından o anın detayları....

13 askerin şehit düştüğü çatışmada bulunan bir uzman çavuş olayın detaylarını Radikal’e anlattı. İsminin yazılmasını istemeyen uzman çavuşun anlattıkları insanın tüylerini ürpertiyor.

Uzman çavuşun söylediklerine göre tam teçhizatlı 200 kişilik bir tim, 13 Temmuz 2011 akşamı, daha önce kaçırılan iki asker ve bir sağlık memurunu aramak için bölgede geniş çaplı bir arama-kurtarma operasyonuna başladı. Silvan ilçesinin dağ yamaçları gece boyunca karış karış arandı. Güneşin doğmasıyla birlikte operasyon hız kesmeden devam etti. Güneş çıktıkça hava ısınıyor, ama askerler yılmadan arama faaliyetlerini sürdürüyordu.

Güneş Tepedeyken

Saat 12.00 olduğunda Dolapdere ve Kulp İlçesi’nin Küplü köyleri arasında bulunan mevkiye gelinmişti. Bir süre burada da operasyon devam etti. Ancak artık askerlerin takati kalmamıştı. Karınları iyice acıkmıştı. Hava sıcaktı, askerlerin omzundaki yük ise ağır… Bu bunaltıcı havada bir nefes almak bile onlara yetecekti. Yeter ki bir gölgelik yer bulunsun! Az ileride kısa ağaçların olduğu bir bölge vardı. Orası gölgelikti. Yaklaşık 100 metre ileride daha sık bir orman vardı. Ama orası çok güvenli bulunmadı. İlk bulunan yerde nefes almaya karar verdiler.

Yorgun ve Tedbirsiz

Saatler 14:00’ı gösteriyordu, mola verildi. Üç-dört kişilik gruplar, birkaç metrelik mesafede buldukları bir ağacın altına oturdu. Karavanlar açıldı, bazıları sıcaktan kavrulan ayaklarının derdine düştü. Kimi sigarasını yaktı, kimi azcık da olsa kestirmenin yolunu aradı! Daha yarım saat geçmemişti ki az ilerideki ormandan bombalar yağmaya başladı. Yakın mesafeden teröristlerin attığı el bombalarına askerler hazırlıksız yakalanmışlardı; sağa sola savruldular.

Parça tesiri yüksek bombalardan çıkan alevler, sıcaktan baruta dönen otları alevlendirmekle kalmadı; üç-dört Mehmetçik oracıkta şehit oldu. Ardından ormandan sızan PKK’lılar uzun namlulu silahlarla ateş etmeye başladı. Üzerleri alev alan askerler yanmaktan kurtulmak için çaba gösteriyor, askeri üniformalarını çıkartmaya, yerlere sürünerek vücutlarındaki ateşi söndürmeye çalışıyorlardı. Yanarak can verenler oldu. Ayağa kalkabilenler, hemen sipere yattı. Karşılıklı ateş başladı.

Askerler daha kalabalık olduğu için teröristler, fazla dayanamadı ve kaçmaya başladı. Saldırı şokunu atlatan kalan askerlerin büyük bir kısmı, onları takip ediyordu. Derken Bayrambaşı Köyü’ne kadar bu kovalamaca devam etti. Teröristler köye sığınmıştı. Uzman çavuşun iddiasına göre bazı köylüler askerlerin karşısına çıkıp takibi engellemek istedi. Askerlerle köylüler arasındaki tartışma teröristlere zaman kazandırdı ve bu sırada teröristler de kaçtı.

Çok Geç Geldiler

Uzman çavuş, olay esnasında ne helikopter ne de uçaklar vardı. Uçakların çatışmadan önce bölgeye bomba attığı da yalan! İlk helikopter olaydan yaklaşık 1 saat sonra geldi, onlar da yaralıları almak için…

‘Asker aç ve susuz biçimde yürütülmez’

Emekli Tümgeneral Alaettin Parmaksız (Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı İstihbarata Karşı Koyma ve Güvenlik Daire Başkanı) : Olay bölgesini bilmediğim için fikir yürütmem olanaksız. Ancak standart prosedür hakkında konuşabilirim. Birincisi hiçbir asker aç ya da susuz biçimde yürütülmez, bu şekilde operasyon sürdürülmez. Böyle bir şey olduysa ortada bireysel yeteneksizlik var demektir. Operasyon sırasında yürüyüş mesafeleri arazi şartlarına göre değişir. Dinlenme anında bir birliğin üçte biri emniyette görevlendirilir. Dinlenme esnasında iki çeşit emniyet vardır.Bir çevre emniyeti, bir de yakın emniyet alınır. Birlik dinlenirken üç dört asker aynı yerde sıkışmamaya özen gösterir. Eğer bir operasyon askerlerin hiçbiri uyumaz, teçhizatını bırakmaz. Spekülasyonlar varsa bunu önlemenin yolu bu birliğin ana komutanlığının ayrıntılı biçimde tüm operasyonu A’dan Z’ye anlatarak açıklama yapmasıdır. Çatışmada eksiklik, aksaklık olabilir, ancak ne olursa olsun kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
aktifhaber



GATA'da Kansere Yol Açan İhmal
17 Temmuz 2011
TAEK, son iki yılda 3 kişinin kanser olduğu ve bir hemşirenin de düşük yaptığı GATA’da radyasyon sızıntısı belirledi.
Gülhane Askeri Tıp Hastanesi’nde (GATA) 3 görevlinin kansere yakalanması ve bir hemşirenin de düşük yapmasından sonra Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) yaptığı denetimde radyasyon sızıntısı belirlendi. Radyoloji Bölümü’nün anjiyografi odasında bulunması gereken kurşun kaplamaların yaptırılmadığı rapor edildi. Sızıntıyı akciğer kanserinden ölen Radyoloji Baş Teknisyeni Fehmi Çolak’ın kendisinde ölçüm yaparak belirlediği öğrenildi. Radyasyon içeren bölümlerde duvarlarının kalınlıkları ve kurşun kaplamaların standarda uygun olmadığı belirtildi.

TAEK, GATA’yı yazıyla uyardı

TAEK’in GATA Radyoloji bölümünde yaptığı denetimde bazı bölümlerde radyasyon güvenliğinin olmadığı belgelendi. TAEK Radyasyon Sağlığı ve Güvenliği Dairesi Başkanı Dr. İsmail Hakkı Arıkan tarafından, Ankara GATA’ya gönderilen denetim yazısında duruma dikkat çekildi. TAEK’in yazısında radyoloji kliniğinin bir çok bölümünde radyasyon güvenliğinin standartlara uygun olmadığı belirtiliyor.

İki yılda 3 kanser vakası

Son 2 yılda radyoloji kliniğinde toplam 3 personelin kansere yakalandığı, bir hemşirenin de düşük yaptığı öğrenildi. Ocak ayında Radyoloji Kliniği Baş Teknisyeni Fehmi Çolak akciğer kanserinden hayatını kaybetti. Başteknisyen Çolak’ın hastalıktan vefat etmeden önce röntgen odalarında ölçüm yaparak radyasyon kaçağı olduğunu, odaların duvar kalınlıklarının ve kurşun kaplamalarının standartlara uygun olmadığını saptadığı ifade edildi.

Duvarlar ince ve kurşun yok

Radyasyon Güvenliği Tüzüğü ve Radyasyon Güvenliği Yönetmeliği hükümleri gereğince 8 ve 22 Nisan tarihinde TAEK tarafından yapılan denetimlerde vahim nitelikte radyasyon kaçağı belirlendi. Durum rapor haline dönüştürülerek bir yazıyla 4 Mayıs’ta GATA’ya bildirildi. Anjiografi odasındaki Anjiyo cihazı için alınan çevresel ölçüm sonucunda anjiyo cihazına ait hasta giriş kapısı kapalı konumdayken kapı kanatlarının birleşim yerlerinin 2 mm kalınlığında kurşun ile kaplanması gerekirken bunun yapılmadığı belirlendi. Ayrıca anjiyo odasının karşısındaki rapor değerlendirme odasının kapısının ise kullanıma kapatılması talep edildi. Atom Enerjisi Kurumu ayrıca kurum personelinin radyasyon konusundaki bilgisizliğinden hareketle ilgili yerlerde çalışan personele radyasyon ve radyasyondan korunma konularında hizmetiçi eğitim verilmesi ve bunun kayıt altına alınmasını istedi.

22 Temmuz’a kadar düzeltin

Radyasyonla çalışan personelin uyması gereken yerel kuralların tek tek hazırlanarak, her bir cihazın bulundurulduğu veya kullanıldığı laboratuarlarda çalışanların göreceği biçimde asılı bulundurulması uyarısı yapıldı. Radyasyon sızıntısı belirlenen bölgelere işaret eden TAEK, eksikliklerin giderilmesi için GATA’ya 22 Temmuz 2011 tarihine kadar süre verdi.

Star

Solo Türk'e Uluslararası Ödül
18.07.2011
Türk Hava Kuvvetleri'nin dünyaca ünlü gösteri timi F-16 Solo Türk İngiltere'deki hava gösterisinde En İyi Uçuş Gösterisi ödülünü aldı.



İngiltere’de dünyanın en büyük hava gösterilerinden bir düzenlendi.
Royal International Air Tattoo 2011’de F-16 Solo Türk izleyenleri büyüledi ve ödül kazandı. Organizasyonun En İyi Uçuş Gösterisi ödülü Solo Türk’ün oldu.

Solo Türk, kuruluşunun ilk yılında büyük bir organizasyona davet edilip en büyük ödülü alarak dikkatleri üzerinde topladı.

Solo Türk ekibi adına yapılan açıklamada, ödül ile Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Hava Kuvvetleri’ni uluslarası bir ortamda en iyi şekilde temsil etmenin gururunu yaşamaktayız denildi.

Yüksek basınç altında yapılan gösteriyi dünyada 15 kadar pilot yapabiliyor.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın 100. Kuruluş yıldönümü kapsamında düzenlenen etkinliklerden biri olan F-16 SOLOTÜRK, Türk Hava Kuvvetleri pilotlarının yeteneklerini ve F-16 uçağının kabiliyetini göstermeyi amaçlıyor.
TRT




Ajans5 yazarı Ahmet Zengin'e ilginç yasak
12.01.2011
TSK'daki yanlış uygulamaları eleştiren emekli astsubay Ahmet Zengin'e ilginç yasak..



TV programında TSK'daki yanlış uygulamaları eleştiren emekli astsubay Ahmet Zengin'in orduevlerine ve sosyal tesislere girişi yasaklandı.

Son günlerde mayınlı araziler, İsrail ile yapılan anlaşmalar, Heronlar, paşa çocuklarının askerliği ve terörle mücadelede yapılan hatalar konusunda televizyon programlarında önemli açıklamalarda bulunan emekli astsubay Ahmet Zengin'in orduevlerine ve sosyal tesislere girişi yasaklandı.

6 Ocak günü çocuklarıyla birlikte orduevine yemek yemeye giden Zengin, içeriye alınmadı. Konu hakkında bilgi almak için Genelkurmay'a başvuran Zengin'e “9 ay sosyal tesis ve orduevlerine girişiniz yasaklanmıştır” denildi.

TSK Genelkurmay Disiplin Moral Şubesince hiçbir gerekçe ve yazılı bir savunma olmadan ve insan haklarına aykırı olarak 9 ay orduevleri ve sosyal tesislere girmeme cezası verilen Ahmet Zengin, konuyu TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığa bildirdi.

Akit'ten Aslan Değirmenci'ye konuşan Zengin, haksızlığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşıyacağını söyledi.

Zengin, “Son günlerde mayınlı araziler, İsrail ile yapılan askeri anlaşmalar, Heronlar, paşa çocuklarının askerliği ve terörle mücadelede yapılan hataları gündeme taşıdım. Anlaşılan bazı doğrular gözbebeğimiz ordumuzu rahatsız etti. Savunmam alınmadan, bilgilendirilmeden haklarımdan mahrum edilmiş olmam en büyük insan hakkı ihlalidir. Tüm kanuni haklarımı arayacağım” dedi.

SON PROGRAMDA KULOĞLU'NU FENA KIZDIRMIŞTI

Geçenlerde bir televizyon kanalında emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu ile tartışan Ahmet Zengin, paşa çocuklarının nerede askerlik yaptıklarını, generallerin Orduevlerindeki debdebe ve lüks hayatlarını, askeri kantinlerdeki milyar dolarlık bütçeleri, İsrail'e verilen ve çalışmasında problemler olan M 60 Tankların modernizasyonundaki ihaleleri ve daha birçok önemli konuları gündeme getirmişti. haber5

İnternet Andıcında Gözler Mahkemede
22 Temmuz 2011
'İnternet Andıcı Soruşturması'nda gözler artık mahkemeye çevrilmiş durumda. Soruşturmayı yürüten özel yetkili savcı, hazırladığı İddianameyi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne teslim etti.

İnternet Andıcında Gözler Mahkemede
Hükümet aleyhinde kara propaganda yapmak amaçlı kurulduğu iddia edilen internet siteleriyle ilgili yaklaşık iki yıldır yürütülen soruşturma tamamlandı.

Soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Savcı Cihan Kansız, iddianameyi 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ne sundu.
42 Site "Kara Propaganda" Yapıyordu İddiası
'Genelkurmay bünyesinde hükümet aleyhine kara propaganda yapmak amacıyla internet siteleri kurulduğu' yönünde gelen bir ihbar mesajıyla başlayan soruşturma, yaklaşık iki yıl sürdü. Yürütülen soruşturma kapsamında, başta zamanın eski Birinci Ordu Komutanı ve dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, eski Genelkurmay Adlî Müşaviri Hıfzı Çubuklu ve Albay Dursun Çiçek'in de aralarında olduğu 19 kişinin ifadesi alındı.
Bu Siteleri Kim Yönetiyordu?
Bu arada Özel Yetkili Savcılık Genelkurmay Başkanlığı'na "Bu siteleri kim yönetiyordu?" diye sordu. Konuya ilişkin Genelkurmay'dan gelen raporda, söz konusu sitelerin o tarihte görevde bulunan personelin sorumluluğunda olduğu belirtildi.
Çiçek: Siteler Emir Komuta Zincirinde Hazırlandı
Raporun ortaya çıkmasının ardından daha önce ifadesi alınan Albay Dursun Çiçek, bu kez kendi isteğiyle- mahkemeye geldi ve Savcı Cihan Kansız'a bir defa daha ifade verdi. Çiçek'in son ifadesinde, sitelerin, emir komuta zincirinde hazırlandığını söylediği ve komuta kademesini işaret ettiği öne sürüldü.
Davaların Birleştirilmesini İstedi
İddianameyi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderen Savcı Cihan Kansız, dosyanın "Demokrasiye Müdahale Planı Davası" davasıyla birleştirilmesini istedi. Savcı, iddianamede adı geçen şüphelileri, 'örgüt kurarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüsle' suçladı.
İddianamede 22 Şüpheli Yer Aldı
90 sayfalık iddianamede toplam 22 şüpheli yer aldı. Şüpheliler arasında önemli isimler var.

Hasan Iğsız da Şüpheli Olarak Yer Aldı
İddianamede, 1 numaralı şüpheli olarak, Emekli Orgeneral Hasan Iğsız yer aldı. Soruşturma kapsamında ifade veren Ege Ordu Komutanı Orgeneral Nusret Taşdeler, Korgeneraller Mehmet Eröz ve İsmail Hakkı Pekin, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Tümgeneraller Mustafa Bakıcı ve Hıfzı Çubuklu da iddianamede yer şüpheliler arasında. Ergenekon Davalarına da bakan İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin, iddianameyi incelemek için 15 günlük süresi var.

TRT

Ağrı'da bir asker kendini asarak intihar etti
23 Temmuz 2011
Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesi 1. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda vatani görevini yapan bir askerin kendini asarak intihar ettiği bildirildi.

Edinilen bilgiye göre, Doğubayazıt 1. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'nda vatani görevini yapan Sivas Kangal doğumlu Gökten T. (21), birliğinde iple asılı halde bulundu. Arkadaşları tarafından nöbetci subaya haber verilmesi üzerine ilk müdahalesi olay yerinde yapılan asker daha sonra ambulansla Doğubayazıt Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. T., tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. haber10

Komutanını ve Arkadaşını Vurdu
22 Temmuz 2011
Ankara'da, devriye görevi sırasında bir asker, komutanı ve arkadaşını silahla vurdu

Edinilen bilgiye göre, Ankara-Etimesgut'ta bir birliğe ait askeri araçta, Eskişehir yolunda devriye görevi sırasındayken kimliği henüz belirlenemeyen asker, araçtaki komutanını ve asker arkadaşını silahla yaraladı.

Araçtaki bir başka asker ise arkadaşının ateş ettiği sırada kaçmayı başardı.

Yaralı komutan ve asker, çevreden geçen vatandaşlarca Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı.

Saldırıdan kaçarak kurtaran asker ise olay yerine gelen jandarma ekiplerine saldırı hakkında bilgi verdi.
Devriye aracı ile olay yerinden kaçan saldırgan askerin yakalanması için çalışma başlatıldı. TRT

Osmaniye’de Askeri Araç Devrildi
24 Temmuz 2011
Osmaniye’de askeri aracın devrilmesi sonucu meydana gelen kazada 2 asker yaralandı.
Osmaniye’de askeri aracın devrilmesi sonucu meydana gelen kazada 2 asker yaralandı.

Kaza, akşam saatlerinde Zorkun Yolu Karacalar mevkiinde meydana geldi. Zorkun Yaylası 23. Çocuk Şenlikleri'nden dönen jandarmaya ait sinyal kesici jammer araç sürücüsü, kendisini sollamak isteyen bir araca çarpmamak için direksiyonu kırdı. Jandarma er Osman Akbaş idaresindeki araç, kontrolden çıkarak Karacalar Köyü mevkiinde devrildi. Kazada, jandarma er Osman Akbaş ve jandarma Uzman Çavuş Yusuf Gök yaralandı. aktifhaber



Askeri casusluk operasyonu kapsamında 10'u muvazzaf asker 12 kişi tutuklandı[/size:
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Pzr Hzr 17, 2012 12:02 am tarihinde değiştirildi, toplam 6 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2382
Konum: Avustralya

MesajTarih: Sal Tem 26, 2011 9:55 pm    Mesaj konusu: "Okunan Kur’an’dan rahatsızlık duyan subay var!" Alıntıyla Cevap Gönder

Der Spiegel: Türk ordusu Erdoğan'a teslim oldu
31/07/2011
Haftalık Alman dergisi Der Spiegel, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gelişmelerin ardından 'konumunu daha da güçlendirdi' yorumunu yaptı.



Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesindeki toplu istifayı değerlendiren Alman haftalık haber dergisi, ’Der Spiegel’ "Türk Ordusu Erdoğan’a teslim oldu" başlıklı haberinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu gelişmelerin ardından ’konumunu daha da güçlendirdiğini’ iddia etti.

Deuche Welle’nin geniş yer verdiği Türkiye’deki gelişmeleri sütunlarında değerlendiren Der Spiegel’de Jyer alan ürgen Gottschlich imzalı haber-analizde, Başbakan Erdoğan’ın gelişmeleri soğukkanlı karşıladığını ve "Ne yaptıklarını biliyor olmalılar" dediği aktarılırken Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in, Erdoğan’ın, komutanların ortak olarak aldıkları istifa tehdidi kararından etkilenmesini umut ettikleri belirtildi. Haber-analizde, "Bu yanlış bir beklentiydi! Başbakan, ’Gidene dur demek olmaz’ sözünü slogan edinircesine, Genelkurmay Başkanı’nı amansızca çevirdi. Bunun üzerine üst düzey komutanlar, tehditlerini gerçekleştirmek zorunda kaldı. Sadece Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Necdet Özel, görevinde kaldı ve bunun için de derhal ödüllendirildi. Terfi ettirilerek, Kara Kuvveteri Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı Vekilliği görevine atandı. Özel, hemen akabinde Genelkurmay Başkanı olacak" diye devam etti.
Der Spiegel, Türkiye’deki bütün bu gelişmelerin, Türkiye’de bir dönemin sona erdiğini gösterdiğini iddia ederken şu görüşyeri yazdı:

"Erdoğan, ordunun omurgasını kırmayı başardı. Ordu, iktidardaki AKP’ye teslim oldu. Artık cuma akşamından sonra TSK’nin konumu, yaklaşık 100 yıllık bir sürede olduğu gibi kalmayacak. Recep Tayyip Erdoğan, altı hafta önce üçüncü kez seçilmesinden ve kendisine eleştirel yaklaşan ordu yönetiminin gitmesinden sonra, gücünün doruğuna ulaşmış oldu. Ancak demokrasinin kazanıp kazanmadığı, daha sonra anlaşılacak."
Almanya’nın diğer haber dergisi Focus ise, ’Erdoğan’ın büyük şansı’ başlıklı haber-analizde, komutanların emekliliklerini istemesi ile hükümetle ordu arasındaki mücadelenin yeni bir boyut kazandığı belirtildi. Erdoğan’ın ordu yönetimindeki krizi çok hızlı biçimde sona erdirdiği ve Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel’i Genelkurmay Başkan Vekili olarak atadığı vurgulandı. Haberde uzmanların değerlendirmelerine yer verilirken,Başbakan Erdoğan’ın artık kendi partisine yakınlık duyan komutanları belirli kademelere yerleştirme şansını yakaladığı iddia edildi.

Alman gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung, "Ordudaki üst düzey komutanlar çekiliyor’ başlıklı haberinde, hükümetle ordu arasında yeni bir ’güç denemesi’ olduğunu savunurken komutanların, hükümet karşıtı 250 ordu personelinin gözaltında olmasını protesto etmek için emekliliklerini istediği kaydedildi. Die Welt de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetimi topyekün çekildiğini iddia ettiği haberinde komutanların ordu mensuplarına yönelik tutuklamaları protesto için böyle bir karar aldığını yazdı. Die Welt, Orgeneral Koşaner’in yarın toplanacak Yüksek Askerî Şûra öncesi Başbakan Erdoğan ile sık sık biraraya gelerek, tutuklu ordu personelinin terfileri sorununa çözüm bulmaya çalıştığı kaydedildi.
Radikal

Şamil Tayyar'dan ÇARPICI İDDİA: “Şehidin arkasından okunan Kur’an’dan rahatsızlık duyan subay var!”
26 Temmuz 2011



Tv8’de Erkan Tan’ın konuğu AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar idi. Tayyar, gündemi değerlendirirken , bir şehit cenaze töreninde iki subay arasında geçen diyalogları açıklaedı: “Şehidin arkasından okunan Kur’an’dan rahatsızlık duyan subay var!”

Şamil Tayyar bir belediye başkanının kendisine anlattığı, Nurdağı’nda merasim töreni esnasında iki subay arasında geçen konuşma üzerine çok üzüldüğünü belirtti ve ekledi:

“Subaylar Belediye Başkanı’nın kendilerini duyduğunu fark etmeden konuşuyorlarmış ve bu konuşmaya ben çok üzüldüm. Kur’an okunurken bir subay diğerine dönüp, ‘Şu hale bak Türkiye Suudi Arabistan’a döndü’ diyor. Yani orada, şehit cenazesinde Kur’an okunmasından rahatsız olan bir subay zihniyeti var. İnsanlar orada canını, kanını, bedenini vermişler, şehit olmuşlar. Kur’an okumayacaksınız da ne okuyacaksınız? Bu kafayla mı terörle mücadele edeceksiniz? ” aktifhaber

Erzurum'da Başörtüsü Skandalı

24 Temmuz 2011
Başörtüsü skandalı Erzurum Kongresi'nin 92. yıldönümü törenlerinde yaşandı.
Milli mücadelenin başlamasında önemli bir basamak olan 'Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür parçalanamaz' kararının alındığı Erzurum Kongresi'nin 92. yıldönümü törenlerle kutlandı.

Bu yılki törenlere Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk'ün davetiyle 23 Temmuz 1919 tarihindeki Erzurum Kongresi'ne katılan Kelkit Delegesi Hafız Osman Fevzi Efendi'nin torunu Gültekin Nasuhbeyoğlu, eşi Güler ve çocukları Deniz ile Sürmene Delegesi Ahmet Kulakzade'nin torunu Emine Kulaç'la çocukları Ümit ve Efnan da katıldı.

ASKER UYARDI, VALİ ESKİ YERİNE GERİ DÖNDÜRDÜ

Ancak, Havuzbaşı'ndaki törene türbanıyla katılan Sürmene Delegesi Ahmet Kulakzade'nin torunu Emine Kulaç, görevli rütbeli bir asker tarafından askerlerin bulunduğu yerden ayrılması için uyarıldı. Kulaç, askeri yetkilinin uyarısıyla çocuklarıyla birlikte bulunduğu yerden ayrıldı. Bu durumu Vali Öztürk'ün emriyle Erzurum Valiliğinde görevli bir personel müdahale etti. Emine Kulaç, Vali Öztürk'ün müdahalesinin ardından askerlerin bulunduğu ve daha önce durduğu yere tekrar geri geldi.
aktifhaber

TSK Kosova'da İftar Verecek
26 Temmuz 2011
Kosova'da KFOR barış gücü bünyesi altında gören yapan Türk askeri, 12 yıldır geleneksel hale getirdiği İftar Çadırı'nı bu yılda kuruyor.
Kosova'da KFOR barış gücü bünyesi altında gören yapan Türk askeri, 12 yıldır geleneksel hale getirdiği İftar Çadırı?nı bu yılda kuruyor. 1999 yılından bu yana Kosova?da güvenliği sağlamanın yanında gerçekleştirmiş olduğu sosyal faaliyetleriyle Kosova halkının sevgisini kazanan Mehmetçik, Ramazan ayı boyunca 200 kişiye iftar verecek.

Kosovalı Kardeşlerimizle İftarda Buluşalım sloganıyla bu yıl Prizren'in Şadırvan merkezindeki Kale Altı Tek Çeşme bölgesinde kuracağı İftar Çadırı'nda Ramazan ayı boyunca 200 kişiye iftar yemeği verecek. Ramazan Ayı boyunca iftar çadırında, iftar öncesi ve esnasında musiki, video gösterimi ve çeşitli etkinliklerle renklenecek organizasyona bu yılda yoğun katılım olması bekleniyor. aktifhaber

Kaçırılan Askerlerin Görüntüleri Yayınlandı

29 Temmuz 2011
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yol kesenPKK’lılar tarafından kaçırılan 2’si asker, 1’i sağlık görevlisi 3 kişinin görüntüleri yayınlandı.
TRT

Balyoz Soruşturması'nda 1 Tutuklama Daha...
30 Temmuz 2011
Balyoz Darbe Planı soruşturması kapsamında adliyeye sevk edilen 5 askerden 1'i tutuklandı.

Soruşturma kapsamında 5 asker öğle saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne götürüldü.
Askerler, soruşturmayı yürüten özel yetkili savcı Hüseyin Ayar tarafından sorgulandı. 4 asker savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı.
Nöbetçi 12'nci Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilen 1 muvazzaf asker ise tutuklanarak cezaevine gönderildi.
TRT

Müebbet Hapisi Duyan Paşalar Konuştu
31 Temmuz 2011

İnternet Andıcı davası sanığı muvazzaf generaller ve emekli Orgeneral Iğsız, İnternet Andıcı ve yeni internet sitelerinin kurulması konusunun fikir babasının Albay Dursun Çiçek olduğunu anlattı.
İnternet Andıcı iddianamesi Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilirken, iddianameye giren ifade özetleri, Genelkurmay Karargahı’nda görev yapan 22 şüphelinin, haklarında “ağırlaştırılmış müebbet hapis” isteneceğini öğrendikten sonra “kendilerin emri yerine getirdiklerini ve masum olduklarını savunarak ‘komutanlarını’ suçlaması dikkat çekti.

Savcının şüphelilerin ifadelerini değerlendirme kısmında, karşılıklı suçlamalara ilişkin iddianamede şu ifadeleri verdiği görüldü:

Albay Çiçek’in emriyle hazırladık

- Cemal Gökçeoğlu: Andıçta yasal bir sakınca görmediğim için imzaladım. Andıcı Daire Başkan Vekili Dursun Çiçek çıkarttı.

- Hulusi Gülbahar: Siteler geçici olarak kapatıldıktan sonra Dursun Çiçek bu sitelerin açılması gerektiğini söyleyip andıcı hazırlatıp bize gönderdi, biz de parafladık.

- Ziya İlker Göktaş: Andıç çıkmadan önce 12 Şubat’ta imza attım. Kredi kartı kullanılmasına kafam takıldı, ikaz ettim. Adli Müşavirlik tarafından da imzalanınca da Nisan ayında yürürlüğe girdi.

2. Başkan onayı olduğu söylendi

- Murat Uslukılıç: Mart ayının sonuna doğru Dursun Çiçek odamıza geldi. ‘2. Başkan’dan olur aldım, yeni internet siteleri için bir andıç hazırlayalım’ dedi. Bunu şube müdürüne söylemesini istedim. Konuyu Cemal Albaya ilettim, o da Dursun Çiçek’le görüşüp hazırlamam için emir verdi. Ana çatısını Dursun Çiçek’in kurdu. İmzalamadan önce Adli Müşavir Hıfzı Çubuklu, andıç hazırlandıktan sonra değişiklikler yaptı, kanunen uygun olduğuna ilişkin imza attı. Sonra ikinci Başkana sunuldu. Oda komutana arz notu yazdı. Genelkurmay Başkanı’na Dursun Çiçek arz etti.

- Mehmet Bülent Sarıkahya: Dursun Çiçek Albay Nisan 2009’da veya öncesinde Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Iğsız’dan onay aldığını ve tekrar bu sitelerin faaliyete geçirilmesini sağladığını, andıcın da bu konu ile ilgili bir emir olduğunu, Nisan 2009’dan sonra bu emrin onaylandığını ve yeniden sitelerden hizmet vermeye başladıklarını söyledi.

Çiçek: Iğsız’dan oluru ben aldım

- Dursun Çiçek: Bu andıçtaki kendi parafım doğru. 3. Bilgi Destek Şube Müdürü olarak bu andıca imza attım. Murat Uslukılıç’ın ifadesi doğru. O dönem Genelkurmay 2. Başkanı olan Hasan Iğsız’dan andıç hazırlanması konusunda olur aldım. Daha doğrusu Daire Başkanına bu konuda bilgi verdim. O da bana geri dönüşünde Iğsız Paşa’dan onay aldığını söyledi. Geçmiş dönemdeki bütün internet siteleri görev yaptığım şubeye bağlı olmasından dolayı andıcın ana yapısını ben hazırladım. Cemal Gökçeoğlu, Murat Uslukılıç’ın amiri konumundaki dönemin 1. Destek Şube Müdürüydü. Beyanları doğru. O dönemde Daire Başkanı Vekili olarak böyle bir talimat vermiş olabilirim.

‘Emri Başbuğ’dan aldık’

- Hıfzı Çubuklu: 2007 yılında kanun çıkmış ise de Genelkurmay olarak 2009 yılında böyle bir düzenlemeye gidildi. Gazetelerde bu tür haberler yayınlandıktan sonra böyle bir ihtiyacın doğdu. Bu işi disipline edip emniyete almak için böyle bir çalışma içerisine girilmiş olabilir. Bu belge 1 Nisan 2009’da da ikinci Başkan parafıyla Genelkurmay Başkanı’na arz olundu.

- Mustafa Bakıcı: 4 site kurulmasıyla ilgili andıç hazırlandığı ve bu sitelerin kurulduğu, sayfa içeriklerinin nasıl olacağının konuşulduğu doğru.

-Mehmet Eröz: İnternet Andıcı olarak yer alan çalışmanın emrini Genelkurmay Başkanı’ndan aldık. Bu sitelerin hayali isimlere kayıtlı olduğunu fark ettik, yasaya aykırı olduğunu görüp 5651 sayılı yasa gereğince kurmayı planladıkları 4 siteye şube müdürlerinin gerçek isimleri ile kaydolmasını öngördük.

- İsmail Hakkı Pekin: Andıcı yasal zemine oturtmak için ve kontrol altına almak için yaptık. Bana getirildiğinde bütün şube müdürleri, Mustafa Bakıcı ve Harekat Başkanı Mehmet Eröz’ün imzası ve parafı vardı. Bu imzaya gelmeden önce de ikinci başkan Hasan Iğsız ve Mehmet Eröz ile birlikte oturduk. Eski sitelerin kapatılacağı yerine yeni sitelerin açılacağı yönünde bir konuşma yapıldı ancak bu konuda bana görüş sorulmadı. Sadece bilgi verildi, benim sorumluluğumu gerektiren bir konu olmadığı için tereddüt etmeden imzaladım.

- Mehmet Otuzbiroğlu: Andıç önüme gelene kadar bu konuları bilmiyordum. Andıçta internet siteleri ile alakalı çalışma yapıldığını gördüm. İçeriği tam olarak hatırlamıyorum. Bu andıc kapsamında MEBS Başkanlığı görev sorumluluğu kapsamında herhangi bir husus yoktu.

Iğsız: Yeni siteleri Çiçek talep etti

- Hasan Iğsız: Başbakanlık genelgesine dayanılarak yasalar çerçevesinde hazırlanan ve Genelkurmay Başkanlığı’nın bir faaliyeti olarak yapılan internet siteleri ile alakalı çalışmalar, daha sonra yeni çıkan yasaya uygun hale getirildi. İlgili birimlerle koordine edilip belge hazırlandı. Genelkurmay Başkanlığı’nın yasalar çerçevesinde yapmış olduğu faaliyetlerle alakalı soru, Genelkurmay Başkanlığı’na sorulması gerek. Taraf gazetesindeki haberin ardından siteleri geçici olarak kapattık. Akabinde Dursun Çiçek’in girişimleri ile tekrar site açmak için çalışmalar başladı. Böylece tüm komutanlar Albay Dursun Çiçek’i suçlamış oldu.

Star

Gül'den YAŞ Üyelerine İftar
03 Ağustos 2011
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) üyelerine iftar verdi.
Cumhurbaşkanlığı Konutu'ndaki iftara ilk gelenler YAŞ'a katılan komutanlar oldu. Komutanların ardından Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, saat 20.00'de ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geldi. aktifhaber

Nöbet yerinde ölü bulunan asker defnedildi
03 Ağustos 2011
İzmir'in Narlıdere ilçesinde, vatani görevini yaparken nöbet yerinde ölü bulunan asker, Balıkesir'de toprağa verildi. Askerin babası kendilerine ölümle ilgili bilgi verilmemesinden yakındı.Haberi KaydetArkadaşına Gönder

Alınan bilgiye göre, Narlıdere'deki Yenikale Deniz Üssü'nde vatani görevini yaparken nöbet yerinde vurulmuş halde bulunan Ömer Faruk Gündoğan'ın (22) cenazesi Balıkesir'e getirildi. Ölümü şüpheli görülen Ömer Faruk Gündoğan için Zağaospaşa Camii'nde cenaze töreni düzenlendi. Törene Balıkesir Belediye Başkanı İsmail Ok, askeri yetkililer ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Ömer Faruk Gündoğan'ın babası Şaban, annesi Ayşe ile kız kardeşleri Hümeyra ve Kübra, camideki törende göz yaşlarına hakim olamadı. Özellikle Kübra ve Hümeyra Gündoğan, güçlükle sakinleştirildi.

Şaban Gündoğan, oğlu ile acı haberi almadan birkaç saat önce telefonla görüştüğünü belirterek, ''Bana kalan günlerini söyledi. '24 gün sonra evdeyim. Ramazan'ın son 5 gününde iftarı inşallah birlikte yapacağız' dedi. Ölüm haberi gelince yıkıldık'' dedi.

Oğlunun ölüm haberiyle ilgili kendisine detaylı bilgi verilmediğini öne süren baba Şaban Gündoğdu, ''Bize sadece vurulduğu ve otopsi raporu sonrası olayın netliğe kavuşacağı söylendi'' görüşünü bildirdi. haber7

Kazada 1 Asker Şehit Oldu

04 Ağustos 2011
Gaziantep 5'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı'nda askeri bir aracın devrilmesi sonucu meydana gelen kazada 1 asker şehit oldu, 1 asker de ağır yaralandı.

Edinilen bilgiye göre, Gaziantep 5'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı'nda askeri bir araç devrildi. Aracın devrilmesi sonucu meydana gelen kazada 21 yaşındaki asker Tamer Dost şehit oldu, aynı yaşta olduğu öğrenilen Burak Varol da ağır yaralandı.
Şehit askerin cenazesi, 25 Aralık Devlet Hastanesi morguna kaldırılırken, ağır yaralanan asker de aynı hastanede tedavi altına alındı. Öte yandan şehit asker Dost'un Sakarya, yaralı asker Varol'un da İstanbul nüfusuna kayıtlı olduğu öğrenildi. TRT

Yaralanan Er Şehit Oldu
04 Ağustos 2011
Siirt Kurtalan'da askeri aracın kaza yapması sonucu yaralanan asker şehit oldu..
Siirt'in Kurtalan ilçesinde geçen hafta yaşanan kazada askeri aracın devrilmesi sonucu yaralanan ve tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren jandarma komando er Abdülkadir Yarcan, gözyaşı ve Kürtçe ağıtlarla memleketi Şanlıurfa'da toprağa verildi. aktifhaber

Narkotik Operasyon : 2 Astsubay, 11 Tutuklu
İstanbul'da narkotik polisinin yaptığı uyuşturucu operasyonunda aralarında 2 astsubayın bulunduğu araçta 54 kilo 600 gram esrar ele geçirildi.
Polis, sokak satıcılarına yaptığı operasyonda; Diyarbakır'dan İstanbul'a esrar sevkiyatı olacağı bilgisine ulaştı. 3 aylık çalışmanın sonunda narkotik şube ekipleri harekete geçti. TRT

Kışlada tanker devrildi: İki Asker Şehit Oldu
05 Ağustos 2011
Gaziantep 5'nci Zırhlı Tugay Komutanlığı'nda Sürücüsü açıklanmayan askeri tanker kışla içerisinde seyir halindeyken devrildi.

Kazada yaralanan piyade erler 21 yaşındaki Tamer Dost ile aynı yaştaki Burak Varol askeri ambulansla Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Tamer Dost, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamazken, Burak Varol ise iç kanama teşhisiyle ameliyata alındı. Burak Varol yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.haber1001

7'si general 14 kişiye yakalama kararı
8 AĞUSTOS 2011

İnternet andıçı olarak anılan dava kapsamında, aralarında Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanlığına atanan Orgeneral Hüseyin Nusret Taşdeler ile Tümgeneral Hıfzı Çubuklu'nun da bulunduğu yedisi general 14 sanık hakkında yakalama emri çıkartıldı.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ''Kamuoyunu yönlendirme amaçlı internet siteleri''ne ilişkin davanın iddianamesini hazırlayan Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız'ın 22 sanık hakkında yakalama emri çıkarılması konusundaki talebine ilişkin incelemesini tamamladı.

İddianamede Genelkurmay tarafından kurulan irtica.org, pkkgercegi.com ve askeriz.info gibi internet siteleri ile hükümet aleyhine kara propaganda yapıldığı ve bazı internet sitelerinin sağcı, solcu, radikal islamcı şeklinde fişlendiği belirtiliyor.
Mahkeme heyeti, YAŞ kararıyla Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanlığına atanan Orgeneral Hüseyin Nusret Taşdeler, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hasan Iğsız, Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, korgeneraller Mehmet Eröz, İsmail Hakkı Pekin, tümgeneraller Hıfzı Çubuklu, Mustafa Bakıcı, Tuğamiral Alaettin Sevim, Albay Sedat Özüer, emekli Albay Fuat Selvi, Hulusi Gülbahar, Cemal Gökçeoğlu, Mehmet Bülent Sarıkahya ile Ziya İlker Göktaş hakkında yakalama emri çıkarılmasına karar verdi.
Taşdeler YAŞ'ta terfi ettirilmişti
Genelkurmay Başkanı Koşaner ile birlikte, Kara, Hava ve Deniz kuvvet komutanları, Taşdeler'in de aralarında bulunduğu subaylar hakkında önceki hafta soruşturma başlatıldığı 30 Temmuz günü istifalarını açıklamışlardı.
Hakkında soruşturma başlatıldığı bildirilen Orgeneral Taşdeler, geçen hafta yapılan Yüksek Askeri Şura'da terfi ettirilmişti.
''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' davasıyla birleştirilecek olan davanın duruşma günü 12 Eylül 2011 olacak.
Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan iddianamede, Türk Ceza Kanunu'nun 312/1. maddesinde ''Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir'' hükmünün yer aldığı belirtilerek, sanıklar hakkında soruşturmanın 2 yılı aşkın bir süredir devam ettiği ve toplanan delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi durumunda sanıkların TCK'nın 312. maddesindeki suçu işlediklerinin anlaşıldığı ifade edilmişti.
BBC

'İnternet Andıcı'nda ilk tutuklama
09 Ağustos 2011
İnternet andıcı soruşturması kapsamında adliyeye gelen emekli Albay Fuat Selvi tutuklandı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ''kamuoyunu yönlendirme amaçlı internet siteleri'' davası kapsamında emekli Albay Fuat Selvi'nin tutuklanmasına karar verdi.

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine gelen Selvi, işlemlerinin yapılması amacıyla Silivri'de bulunan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki duruşmada Selvi, ''Ben bu suçları işlemedim, ancak takdir mahkemenindir'' dedi.

Görüşü sorulan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel ise ''kuvvetli suç şüphesi'' gözününe alınarak Selvi'nin tutuklanmasını istedi.

Delil durumu, kuvvetli suç şüphesini gözününe alarak, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten mahkeme heyeti, Selvi'nin ''Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak'' ve ''silahlı örgüt üyesi olmak'' suçlarından tutuklanmasına karar verdi.

Delil klasörleri avukatlarda

''Kamuoyunu yönlendirme amaçlı internet siteleri'' kurdukları iddiasına ilişkin haklarında dava açılan Orgeneral Hüseyin Nusret Taşdeler ile Tümgeneral Hıfzı Çubuklu'nun da aralarında bulunduğu 22 sanık hakkında hazırlanan iddianameye ait delil klasörleri, sanık avukatlarına dağıtılmaya başlandı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dava dosyasının yer aldığı iddianameye ait toplam 28 delil klasörünün dijital ortama aktarılması tamamlandı. Dijital delil klasörleri isteyen sanık avukatları, Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde oluşturulan duruşma salonun bitişiğine yer alan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin kaleminden bunları alabilecek.

Delil klasörlerinde, ''pkkgercegi.net'', ''terorguvenlik.net'', ''terorizminfo'', ''gurbetciler.inf'', ''pontuslu.com'', ''irtica.org'', ''irtica.net'' isimli internet siteleriyle ilgili tespit tutanakları yer alıyor.

Sanıklar hakkında düzenlenen iletişim tespit tutanaklarının yer aldığı klasörlerde, arama ve el koyma kararları, sanıklardan elde edilen deliller, sanık ve tanık beyanları, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı ile yapılan yazışmalar ve gönderilen belgeler bulunuyor.

29. klasörde yer alan sanık Bülent Sarıkahya'nın ifadesinde, ''hayhaytr@yahoo.com'' sitesinin Bilgi Destek Dairesine ait bir internet sitesi olduğunu belirterek, ''İnternet sitelerinin alan adı sürelerinin takibi amacıyla kurulan mail adresidir. Hasan Ataman Yıldırım'ı tanımıyorum, bizim dairede herhangi bir görev almadı. 'Hayhaytr'nin adının Hasan Ataman Yıldırım olduğunu bilmiyorum'' dediği kaydedildi.

4. klasörde yer alan emniyet tespit tutanağında ise ''Kamuoyunu yönlendirme maksadıyla illegal bir şekilde işletilen internet sitelerinin, ikinci 'Ergenekon' davasının tutuklu sanığı Hasan Ataman Yıldırım ve ekibi olan arkadaşları Fatih Koca, Altunay Şahin, Cem Şimşek ve Recai Alkan tarafından kurulduğu ve yönetildiği, ayrıca bu sitelerin 'Devrimci teğmenler' olarak nitelenen bir grubun TSK içinde tabana yayılma ve bilgilendirmeler içinde kullanıldıkları, Mehmet Bülent Sarıkahya isimli kişinin, Hasan Ataman Yıldırım'a bağlı çalıştığı ve sitelerin yapım, yazılım, içerik ve link konularında görevli olduğu, Feyyaz Amiral isimli şahsın konuyla ilgili olarak görüş alınan bir konumda olduğu, Hasan Ataman Yıldırım ve ekibinin ise 'Başkan' olarak belirtilen şahıs tarafından görevlendirildikleri'' ifade edildi.

-DURSUN ÇİÇEK'İN ADI-

İddianamenin 9. ek delil klasöründe, Genelkurmay Başkanlığının, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının sorularına verdiği cevaplar da yer alıyor.

30 Aralık 2010 tarihli cevap yazının altında Genelkurmay Başkanlığı adına Hukuk İşleri Müdürü Hakim Albay Şakir Aytaş'ın imzası bulunuyor. Yazıda, savcılığın ''irtica.org ve turkatak.gen.tr'' isimli internet sitelerinin yayın yaptıkları dönemlere ait ulaşılabilen sayfaları üzerinde yapılan incelemeden bahsediliyor.

Buna göre, Türkiye Cumhuriyeti yürütme organını hedef alan bazı yayınların yer aldığının belirlendiği, bu yayınların TSK'nın Bilgi Destek faaliyetleri kapsamında değerlendirilemeyecek nitelikte görüldüklerine ilişkin sorularına cevap verildi.

Genelkurmay'ın cevabında ''Söz konusu internet siteleri daha önceden eski adıyla Psikolojik Harekat Daire Başkanlığı, değişen adıyla Bilgi Destek Daire Başkanlığı tarafından işletilmiştir. Site içerikleriyle ilgili Bilgi Destek Dairesi arşivinde herhangi bir kayıt, dokuman ya da içeriğin arşivlendiğine dair bir bilgiye rastlanılmamıştır'' ifadelerine yer verildi.

Genelkurmay yazısında, şunlar kaydedildi:

''Genelkurmay Başkanlığının, bu sitelerde yayınlanan yazıları kurumsal kimliği altında yayınlandıklarına dair hiçbir belge bulunmamaktadır. Bunun yanında çeşitli basın ve yayın organlarında yayınlanan haberlere dayanılmış olsa dahi TSK tarafından hizmete yönelik amaçlar doğrultusunda işletilmesi öngörülen internet sitelerinde yer verilmesinin, kurumsal olarak onaylanmasının da mümkün olmadığı kıymetlendirilmektedir.''

Genelkurmay yazısında, Bilgi Destek Daire Başkanlığı personeline ait kayıtların incelendiğini, şube müdürlüklerinde görev yapan personelin Ek-F listesinin de savcılığa iletildiğini ifade ederek, ''2008-2009 yılları arasında 3. Bilgi Destek Şube Müdürü görevlerinde bulunan Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun Çiçek'in isminin listeye sehven yazılmadığı belirlenmiştir. Bu işlemde herhangi bir kasıt bulunmamaktadır'' denildi.
Akşam

Emekli Orgeneral Hasan Iğsız tutuklandı
10 Austos 2011

'Kamuoyunu yönlendirme amaçlı internet siteleri'' davası kapsamında haklarında yakalama emri çıkartılan 14 sanıktan biri olan 1. Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Hasan Iğsız tutuklandı.

Iğsız, dün Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü polislerince aranarak adliyede olması istenmişti. Iğsız bunun üzerine bu sabah avukatı ile birlikte Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, emekli Orgeneral Hasan Iğsız'ın tutuklanmasına karar verdi.
haber1001







Koramiral Deniz Cora'ya yakalama kararı!
Amirallere Suikast Davası'nda gelişme...
12 Ağustos 2011
Amirallere suikast davası kapsamında hakkında "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan 15 yıla kadar hapis talebiyle dava açılan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Koramiral Deniz Cora için yakalama kararı çıktı. İddianameyi kabul eden İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından düzenlenen tensip zaptı ile birlikte Cora hakkındaki atılı suçu işlediğine ilişkin kuvvetli suç ve delilleri karartma şüphesi bulunduğu belirtilerek yakalama kararı verildi.

KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİ
Özel Yetkili İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hazırlanan tensip tutanağında, sanık Deniz Cora'nın üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunduğu ve devam ettiği, iddiaya konu belgelerin yargılama sürecinde ele geçirildiği, ilgili belgelerin ele geçirildiği tarih ve yer dikkate alındığında delillerin karartılma şüphesinin bulunduğu belirtildi.

Tensip tutanağında, sanık Cora'nın üzerine atılı eylemin CMK 100/3 maddesinde sayılan suçlardan olduğu hususu dikkate alınarak, hakkında yakalama kararı verildiği belirtildi. Koramiral Deniz Cora'nın mahkemenin yargı çevresinde yakalanması durumunda en kısa zamanda hazır edilmesi, yargı çevresi dışında yakalanması halinde ise yol tutuklaması yapılarak en kısa sürede mahkemeye çıkarılması istendi.

DURUŞMA 9 ARALIK'TA
Tensip tutanağından soruşturma kapsamında örgüt üyeliği suçundan daha önce tutuklanan Kurmay Albay Ümit Metin'in tutukluluk halinin de devamına karar verilen tensip tutanağında, Deniz Cora ve Albay Ümit Metin hakkında hazırlanan iddianamenin Poyrazköy'de eme geçirilen mühimmata ilişkin dava ile birleştirilmesi yönündeki talebinde 09 Aralık 2011'de yapılacak duruşmada değerlendirilmesine karar verildi.

SUİKAST PLANI İLE İLGİLİ ÇALIŞMAYA AKTİF KATILDI
Koramiral Deniz Cora'nın yasadışı yapılanma içinde ?Gölcük Bölge Başkanı' sıfatı ile ?Personel bilgi ve değerlendirme cetveli' hazırladığı öne sürülen iddianamede, Cora'nın Gölcük Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na ve Harp Filosu Komutanlığı'na ?Özel kanaat raporları' gönderdiği iddia edildi. Takibi yapılan hassas personel hakkında Deniz Hava Üs Komutanlığı'na ?tespit edilen bilgiler' gönderildiği de kaydedildi. Deniz Cora'nın bu yapılanma içinde "Tümamiral Gölcük Bölge Başkanı" olarak gösterildiği bölge gruplar amirliğinde Ümit Metin ve Tayfun Duman'ın kendisine bağlı olarak çalıştığı öne sürülerek Cora'nın Ergenekon terör örgütü içinde Amirallere Suikast Planı ile ilgili olarak yapılan çalışmaya aktif olarak katıldığı iddia edilmişti.
habertürk

Yakalama kararı görevden aldırdı!
İnternet Andıcı Davası'nda hakkında yakalama kararı çıkarılan İstihbarat Daire Başkanı Korg. Pekin'in yerine, Korg. Güler atandı
12 Ağustos 2011
Türk Silahlı Kuvvetleri’nde İstihbarat Dairesi’nin başındaki komutan değişti. İnternet Andıcı Davası kapsamında hakkında tutuklama kararı çıkan Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan alındı. Pekin’in görevine Korgeneral Yaşar Güler’in atandığı öğrenildi.

ATAMA DUYURULMUYOR
TSK’nın ‘istihbarat’ kadrolarının gizli olması nedeniyle, Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı’na yapılan atama ile Korgeneral Pekin’in yeni görev tanımı Resmi Gazete’de yayımlanmadı. Aynı şekilde, terörle mücadelede kritik önemi bulunan ve Korgeneral Nazım Altıntaş’tan boşalan Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı’na yapılan atama da kamuoyuna açıklanmadı. Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’na atanan Korgeneral Güler, Ankara Garnizon ve 4. Kolordu Komutanlığı görevinde bulunuyordu. Kara Harp Okulu’ndanmuhabere teğmen olarak 1974’temezun olan Korgeneral Güler, “general” olması öncesinde Bosna Hersek Türk Tugayı’nda Komutan Yardımcılığı, 1995-1997 yıllarında Başbakanlık Askeri Başdanışmanlığı Proje Subaylığı, Napoli’de NATO Güney Bölge KomutanlığıMuhabere Başkan Yardımcılığı, Ankara’da NATO Barış İçin Ortaklık EğitimMerkez Komutanlığı ve Genelkurmay Tatbikatlar ŞubeMüdürlüğü görevlerinde bulundu. Korgeneral Güler, tuğgeneralliğinde Genelkurmay Muhabere Elektronik Bilgi SistemPlan Koordinasyon Daire Başkanlığı, tümgeneralliğindeMuhabere Elektronik Bilgi Sistemler Okulu ve EğitimMerkezi Komutanlığı ve Genelkurmay EğitimDaire Başkanlığı, korgeneral rütbesinde de Harita Genel Komutanlığı ve 4. Kolordu Komutanlığı görevlerinde bulundu.

'KOR'LARIN YERİNE 'TÜM'LER GELDİ
Çok sayıda generalin tutuklu durumda bulunması, korgeneral rütbeli kadrolarda önemli değişiklikler yapılmasına yol açtı.

Geçen yıl korgenerallerin bulunduğu 4 göreve bu yıl tümgeneraller atandı:

1. EDOK Muhabere ve Muhabere Destek Eğitim Komutanı Korgeneral Ömer Necati Özbahadır’ın yerine Tümgeneral Ömer Bayraklı

2. EDOK Eğitim Kolordu Komutanı Korgeneral Galip Mendi’nin yerine Tümgeneral Metin İyidil

3. EDOK Okullar Komutanı Korgeneral Tevfik Özkılıç’ın yerine Tümgeneral Erdal Öztürk

4. Genelkurmay Strateji Daire Başkanlığı’na Tümgeneral Tahir Bekiroğlu’nun yerine Tümgeneral Yavuz Türkgenci görevlendirildi.

Gazete HABERTURK

“Sn. K.” için kaçınılmaz son!
Yener Dönmez
13 Ağustos 2011



Haftalar önce Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu için “Kaçınılmaz son” diye yazmıştım.
Sonrası malum…

Belki de siz bu satırları okuduğunuz esnada “İnternet Andıcı” Hıfzı Paşa'yı Metris'e sürüklemiş olacak.
Tıpkı Orgeneral Hasan Iğsız ve arkadaşlarını sürüklediği gibi…

Hafta içi İnternet Andıcı savcısı, Iğsız'a, “Bu belgedeki ‘Sn. K.'a arz' ifadesi nedir? Genelkurmay Başkanı olabilir mi? Ona arz edilmiş midir?” diye sormuş Org. Iğsız da: “Bu ifade sadece Genelkurmay Başkanı'na (İlker Başbuğ) sunulunca yazılır. Sunulup sunulmadığını bilmiyorum. Onun onay ve emri olmadan bir şey yapılamaz” demişti.

Aynı soruya Kora. Mehmet Otuzbiroğlu “cevap yok” derken, Korg. İsmail Hakkı Pekin'in cevabı ise “Bu belgenin Komutan'a arz edilip edilmediğini bilmiyorum” şeklinde olmuştu.

Önceki gün biz de tam bu sorulara cevap ararken Karargah'ta işleyişi en ince ayrıntılarına kadar bilen Tümg. Çubuklu aradı.

Yaklaşık bir saat süren görüşmemizde yürüyen davaya ışık tutacak şok ifşaatlarda bulundu Çubuklu.
“Sizi son kez arıyorum” diyen Çubuklu'nun ilk sözü, “Sonunda beni cezaevine attırdınız. Sizi tebrik ediyorum” oldu.

Yargısal işleyişin bütünüyle dışında olduğumuzu dile getirmemize rağmen, konuşurken sesi titreyen ve hissiyatının tesirinden kurtulamayan Çubuklu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Size hep güvendim. Hala da güveniyorum. Samimiyetinize inanıyorum. Beni gerçekten çok iyi tanısanız benimle ilgili bazı iddiaları yazmazdınız. Beni yanlış anladınız. Oturup ağlamak istiyorum. Şu an ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.“

Duygusal ortam biraz dağıldıktan sonra kendisine söz konusu parafı sordum.

Çubuklu, İnternet Andıcı belgesinin resmi bir belge olduğunu, bunu kimsenin inkar edemeyeceğini, belgenin arz edildiği “Sn. K.”nın dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olduğunu ifade etti.

Karargah içerisinde “Komutan” olarak addedilen kişinin Genelkurmay Başkanı'ndan başkası olamayacağını vurguladı ancak bu belgenin 12 Şubat 2010'da 4 yeni internet sitesi kurulmasıyla ilgili olduğunu öne sürdü.
“Peki diğer kara propaganda sitelerini kim nasıl kurdu?” şeklindeki sorumuza ise: “Benden samimi cevap istediniz; yemin ederim, bilmiyorum. Ancak psikolojik harekatın kurduğu söyleniyor” cevabını verdi.
Bunların ayrıntısını dünkü haberlerimizden okudunuz.

Ancak daha önce “son kez arıyorum” demesine rağmen Çubuklu dün bir kez daha aradı ve asıl bombayı o zaman patlattı.

Net bir biçimde İnternet Andıcını Başbuğ'un imzaladığını söyledi.

“Komutan imzalamadan yürürlüğe giremez. Ben Genelkurmay'ın Adli Müşaviriyim prosedür böyle işler. Tıpkı bakanlarda olduğu gibi. Örneğin bakana bir iş arz edilirse bakan onaylamadan yani imzalamadan icraata geçilebilir mi? Yürürlüğe girer mi? Girmez. Burada da Komutan'a arz edildiğine ve bu 4 site kurulduğuna göre Komutan imzalamıştır ve o şekilde yürürlüğe girmiştir” diye konuştu.

Açık açık Başbuğ'u işaret etti.

Tüm bu görüşmelerimden ve gelişmelerden edindiğim izlenim ne biliyor musunuz?
Hasan Iğsız'ı bilmem ama hem Albay Dursun Çiçek'te hem de pek çok defa görüştüğüm Tümgeneral Hıfzı Çubuklu'da tarifi imkansız bir burukluk ve pişmanlık var.

Bu burukluk da Andıç'ta imzası bulunan Başbuğ'un Fenerbahçe'de yaptırdığı 10 adet deniz manzaralı süper lüks rezidansta sefa sürerken, kendilerinin mahpusta çile çekmesinden kaynaklanıyor olsa gerek…
Ancak görünen o ki, 14 kişi için olan o kaçınılmaz son “Sn. K.”yı da bekliyor.
Özetin özeti: Sırada “Sn. K.” var!

Yeni Akit

HAVELSAN Genel Müdürü tutuklandı!
2011-08-15
Savunma sanayi alanında faaliyet gösteren HAVELSAN'ın Genel Müdürü Faruk Yarman'ın 6 albayla birlikte tutuklandığı ortaya çıktı.

ŞOK! 1 AYDA İNGİLİZCE KONUŞUN. NASIL MI? TIKLAYIN!

Yazı Boyutu: 12 14 16

Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı'na bağlı olarak savunma sanayi alanında faaliyet gösteren Havelsan'ın Genel Müdürü Ömer Faruk Yarman'ın, Ankara'da gözaltına alınarak tutuklandığı belirtildi.

Balyoz soruşturması kapsamında önceki gün 6 albayla beraber tutuklanan sivil şüphelinin HAVELSAN Genel Müdürü Ömer Faruk Yarman olduğu anlaşıldı.

Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube'de yapılan aramalarda ele geçirildiği belirtilen 'Balyoz planı belgeleri' iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Faruk A. Yarman'ın da tutuklandığı ortaya çıktı .Yarman'ın TCK'nın 312. maddesine göre 'hükümeti yıkmaya teşebbüs' ile suçlamasıyla tutuklandığı öğrenildi.

Soruşturma kapsamında Cuma günü 6 albay ve 2 astsubay ile birlikte bir sivil memur Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirildi. Bu sivil memurun HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Ö. Furak A. Yarman olduğu ortaya çıktı. Soruşturma savcısı Hüseyin Ayar'a ifade veren Yarman ve askerler tutuklanma istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Nöbetçi mahkemece sorgulanan Yarman ile birlikte 7 asker tutuklanarak cezaevine gönderildi.

BALYOZ İDDİALARINDA İSMİ GEÇTİ

Balyoz planı iddialarında Yarman'ın ismi de geçiyordu. Soruşturma kapsamında elde edilen 11 nolu CD içerisinde yer alan ÇALIŞMALAR_A/"YENİ YAPILANMADA GÖREVLENDİRİLECEKLER" isimli klasörde bulunan "SAVUNMA SANAYİ" isimli Excel belgesinin 'fyarman' isimli kullanıcı tarafından oluşturulduğu iddia edildi. ‘ fyarman' isimli kullanıcının ise HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Ö. Faruk A. YARMAN öne sürüldü.

AKİT GAZETESİNİN İDDİASI

İki hafta önce çıkan Akit Gazetesi'nde yer alan haberlerde emekli askerlerin ve asker yakınlarının ASELSAN ve HAVELSAN'da torpille işe yerleştirildiği ileri sürülmüştü. Genelkurmay eski Başkanı Işık Koşaner'in gelinin HAVELSAN'da geçerliliği 3 yıl olan KPDS'den 5 yıl önce aldığı puanla işe alındığı belgeyle duyurulmuştu. HAVELSAN Genel Müdürü'nün hazırladığı belge:

2010 tarihli belgede HAVELSAN Genel Müdürü Dr. Faruk A. Yarman, Berrin Koşaner'in kurumda işe başlatılması için şöyle talimat veriyor: Şirketimize iş başvurusunda bulunan Sn. Berin Koşaner Personel Seçme Esasları Prosedürü kapsamında önkoşul olarak KPDS sınavına 2005 yılında girmiş ve yeterli puanı almıştır. (KPDS 80) Her ne kadar bu sınavların 3 yıl geçerliliği bulunsa da, ilgili adayın işe yerleştirilebilmesi için işe alım prosedürünün devam etmesi ve Personel Değerlendirme Kurulu'ndan da geçer not alması durumunda istihdam edilmesi hususunda gereğini rica ederim…

Gazeteport

Balyoz Derbe Planı...
17 Ağustos 2011
Gölcük Donanma Komutanlığı'nda ele geçirilen balyoz belgeleriyle ilgili soruşturma sürüyor.

Soruşturma kapsamında, aralarında Korgeneral Rıdvan Ulugüler ile Tuğgeneral Kubilay Baloğlu'nun da bulunduğu 8 kişi, soruşturmayı yürüten savcı Hüseyin Ayar'a ifade verdi.

Savcı, Ulugüler ve Baloğlu'nun yanısıra, Albaylar İbrahim Koçer, Erhan Şensoy, Cüneyt Küsmez ile emekli albay İsmet Çingı ve sivil memur Güllü Şalkaya'yı tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti.
1 astsubay ise savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı.
Korgeneral Ulugüler ve Tuğgeneral Baloğlu dahil 5 kişi tutuklandı. TRT

İki Askerimiz Kaçırıldı mı?
18 Ağustos
Hakkari Valisi, iki şehit cenazesine ulaşamadıklarını söyledi.

Hakkari Valisi Muammer Türker, dün akşam saatlerinde yaptığı açıklamada, ellerinde köy korucusu ile birlikte 8 şehit canezesinin olduğunu söyledi.
Vali Türker, isim açıklamadan "Elimizde 8 şehit cenazesi var. 2 cenazeye de ulaşamadık. Cenazelerden biri Binbaşı'ya, diğeri de uzman çavuş ait" dedi.
Vali Türker, şehitler için bugün Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı'nda da tören yapılacağını belirtti.
TRT

İkinci "Balyoz Planı" davası dün başladı

16 Ağustos 2011

İkinci "Balyoz Planı" davası kapsamında Orgeneral Bilgin Balanlı'nın da aralarında bulunduğu 28 sanığın 20'şer yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmalarına dün başlandı
Org. Bilgin Balanlı'yla birlikte 28 sanığın yargılandığı davada Ergenekon süreci boyunca ilk kez bir muvazzaf orgeneral hâkim karşısına çıktı. Balanlı'nın en kısa zamanda sonuçlandırılmasını istediği davayı yavaşlatma adımı ise reddihakim talebinde bulunan avukatlarından geldi. Balanlı'nın mahkemeye yönelik tehdit içerikli savunması sırasında salonda ıslık çalınması üzerine tartışma yaşandı. Hâkimin müdahale ettiği Balanlı, "Sözümü kesmeyin." deyince mahkeme başkanı sert çıktı: "Burayı ben yönetiyorum, keserim."

İkinci Balyoz planı davası kapsamında Orgeneral Bilgin Balanlı'nın da aralarında bulunduğu 21'i tutuklu 28 sanığın 20'şer yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmalarına başlandı.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'de yapılan duruşmaya, Bilgin Balanlı, Korgeneral Turgut Atman, Tümgeneral İsmail Taş'ın da aralarında bulunduğu 21 tutuklu sanık ile bazı tutuksuz sanıklar katıldı.

Hakkında yakalama kararı bulunan Tümgeneral Beyazıt Karataş ile tutuksuz sanık Tümamiral Ahmet Sinan Ertuğrul ise gelmedi. Duruşmada yoklamanın ardından, sanıkların kimlik tespitine geçildi. Kimlik tespiti sırasında tutuklu sanık Orgeneral Bilgin Balanlı, aylık gelirinin 7 bin lira olduğunu belirterek, Yüksek Askerî Şûra üyesi olduğunu söyledi.

Sanıklardan Ahmet Zeki Üçok Hava Kuvvetleri başsavcısı, Ali Cengiz Şirin Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesi Başkanı, Bülent Günçal Hava Kuvvetleri adli müşaviri, Cumhur Eryüksel Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Başsavcısı, Doğan Uysal Genelkurmay Adlî Müşavirliği'nde idarî görevli olarak görevlerini beyan etti.

Tutuksuz sanık Hakan Özbek de Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda askeri savcı iken emekli dilekçesi verdiğini belirtti. Tutuksuz sanık Tülay Delibaş ise Askeri Yüksek İdare Mahkemesi raportörü olduğunu ve aylık 6 bin TL kazandığını ifade etti.

Kimlik tespitinin ardından Mahkeme Başkanı Ömer Diken, iddianamenin okunmasına geçileceğini açıkladı. Ancak bu sırada bazı sanıkların avukatı Ali Fahir Kayacan, hükme katılacak hakim listesinin kendilerine bildirilmesini isteyerek, daha sonra da reddihakim talebinde bulunacaklarını söyledi. Mahkeme Başkanı Diken ise avukat Kayacan'ın talebinin iddianamenin okunmasından sonra değerlendirileceğini açıkladı. Kısa bir tartışmanın ardından Diken, avukatların taleplerinin iddianamenin okunmasından sonra değerlendirileceğini karara bağladı. Ancak tekrar söz alan avukat Kayacan, gerekçelerini açıklayarak reddihakim talebinde bulundu.

Duruşmada söz alan Orgeneral Bilgin Balanlı, çok sayıda Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubunun, somut delillere dayanmayan iddialar nedeniyle tutuklu olarak yargılandığını savundu. Söz konusu soruşturma ve davanın planlı ve komplo olduğunu öne süren Balanlı, "TSK ve onun kahraman personeli üzerinde açıkça oyun oynanmaktadır. Sahte dijital verilerle hazırlanan belgelere dayanarak tutuklandım. TSK'ya karşı yürütülen bu çirkin iftira kampanyası sonucu gerçekleştirilen tasfiye operasyonu, maalesef başarıya ulaşmış gibi gözükmektedir. Gerçekten başarılması halinde ise kaybeden TSK, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti olacaktır." ifadelerini kullandı.

İFTİRALARIN HESABI SORULACAKTIR

Sanık Bilgin Balanlı konuştuğu sırada, salondaki izleyiciler tarafından alkışlama ve ıslık sesleri duyuldu. Mahkeme Başkanı Ömer Diken, ıslıklayanların dışarı çıkmasını, aksi takdirde kameralar tarafından tespit edileceğini söylemesi üzerine izleyicilerden ıslık çalan bir kadın dışarı çıktı. Mahkeme Başkanı Diken, alkışlayanları da uyararak, "Burası arena değildir.'' dedi. Balanlı'nın sözünün kesilmesine itiraz etmesi üzerine de Başkan Diken, "Duruşmayı yöneten benim, keserim. Sesinizi yükseltmeden konuşun.'' dedi. Balanlı da herkesin sesini duyması için yüksek sesle konuştuğunu ifade etti. Bilgin Balanlı, 'darbeye teşebbüs etmek'le suçlandıklarını, ancak bu suçlamayı asla kabul etmediklerini anlattı. Balanlı, "Bu çirkin ve insafsız komployu hazırlayan ve onlarla bu alçakça oynanan oyunda işbirliği yapanlara, Türkiye Cumhuriyeti'ne, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ve onun fedakar personeline zarar verenlere bunun hesabını yüce Türk ulusu, Türk yargısı bir gün mutlaka soracaktır." ifadelerini kullandı.

Gölcük'te yapılan aramalarda, ele geçirilen belgelerde isminin geçtiğini öğrendiğini söyleyen Balanlı, "Şaşkınlık içinde bunun ne olduğunu anlamaya çalışırken, bir dergide aleyhime gerçek dışı bir yazı yayınlandı. Nisan ayının sonlarında ise ele geçirildiği öne sürülen sahte dijital veriler basında yer aldı.'' şeklinde konuştu. Savcı Savaş Kırbaş, reddihakim talepleri konusunda takdirin mahkemede olduğu görüşünü bildirdi. Duruşmaya verilen aranın ardından kararı açıklayan mahkeme heyeti, bazı sanık avukatlarının reddihakim talebinin değerlendirilmesi için dava dosyasının yetkili merci olan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verdi. Duruşma 3 Ekim'e ertelendi.
aktifhaber

'Özden Örnek amiralimiz kahindir'
19 Ağustos 2011
Tuğamiral Ilğar: Bu bir kehanet ise affına sığınarak ifade etmek istiyorum. Özden(Örnek) amiralimiz kahindir ve kendisinden olası İstanbul depreminin tarihi de öğrenilebilir.

Sanık Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar, "Özden Örnek amiralimin konu ile ilgili somut tespitlerine aynen katılıyorum. Bu liste bariz olarak yakın geçmişte hazırlanmıştır. Çünkü o tarihlerde bu listeyi hazırlamak için kahin olmak gerekirdi. Özden amiralimiz, kahindir ve kendisinden olası İstanbul depreminin tarihi de öğrenilebilir" dedi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda yapılan duruşmaya, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, Albay Dursun Çiçek ve MHP İstanbul milletvekili Emekli Korgeneral Engin Alan’ın da aralarında bulunduğu 141 tutuklu sanık hazır bulundu. Yunus Nadi Erkut ve Nurettin Işık’ın da aralarında bulunduğu 21 tutuklu sanık duruşmaya katılmadı. Duruşmada 13 tutuksuz sanık hazır bulunurken, hakkında yakalama kararı olan emekli Orgeneral Ergun Saygun’un GATA’daki tedavisi devam ettiği için duruşmaya katılamadı. Mahkeme başkanı Ömer Diken sanık savunmalarının devam edeceğini belirterek Tuğamiral Mehmet Fatih Ilgar’ı kürsüye çağırdı.

"ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ ELİMİZDEN ALINARAK TOPLU BİR HUKUK KATLİAMI GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİR"

Sanık Ilgar, "Kanıt niteliği taşımayan ve hiçbir yan delil ile desteklenmeyen soyut kanaatler sayesinde, sadece ismimizin imzasız bazı digital verilerde geçmesi nedeniyle 6 aydır özgürlüğümüz elimizden alınarak toplu bir hukuk katliamı gerçekleştirilmiştir" dedi.

"ÖZDEN AMİRALİMİZ KAHİNDİR"

Suçlamaları reddeden Ilgar, "Hiç bir emir ve görev almadım ve kimseye görev vermedim. İddianamede şahsımla ilgili amiral terfi listesinde ismimin zikredildiği ifade ediliyor. Öncelikle Özden Örnek amiralimin konu ile ilgili somut tespitlerine aynen katılıyorum. Bu liste bariz olarak yakın geçmişte hazırlanmıştır. Çünkü o tarihlerde bu listeyi hazırlamak için kahin olmak gerekirdi. Zira listede ismi geçen 3 subayın yakın geçmişte erken terfi edeceğini, yüksek lisans yapacağını, 2006 yılında deniz kuvvetlerinde terfilerin 6 yıldan 5 yıla çekileceğini, önceden tahmin etmek imkansızdır. Bu bir kehanet ise affına sığınarak ifade etmek istiyorum Özden amiralimiz kahindir ve kendisinden olası İstanbul depreminin tarihi de öğrenilebilir" ifadelerini kullandı.

"ADALETİ BEN İÇİMDE ÖLDÜRDÜM"

Suçlamalarla ilgili olarak savcıyı ispata çağıran Ilgar, şunları söyledi:

"Bu davada, insanların özgürlükleri gasp edilerek hukuk normları hiçe sayılmış, dava maalesef, siyasi bir boyut kazanmıştır. Ancak bilinen odur ki siyaset hukuk için daima kötü bir kılavuz olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önemli bir bölümünün darbeci, şantajcı, fuhuşcu, casus, suikastcı olabiliyorlarsa, bir anlamda yüce Türk milletinin maddi manevi şan ve şerefi ayakta durabilir mi? Burada tarih yazılmaktadır. Zira gelecek kuşakların Balyoz, Kafes, Amirallere Suikast, casusluk iddiaları diye tarihe geçen bu sosyal trajedi ya da komedilerin nasıl oynandığını bilmelerinde, hünerli veya acemi aktörlerini tanımalarında büyük fayda vardır. Bu süreç başladığında adaletin ölümsüz olduğuna inananlardandım ama gördüm ki ölümlüymüş, en azından bu davalarda yaşadıklarımla birlikte adaleti ben içimde öldürdüm."

SANIKLARIN SAVUNMALARI ALINIYOR

Albaylar Mehmet Ferhat Çolpan ve Ümit Özcan’da suçsuz olduklarını belirterek tahliyelerini istedi. Duruşma sanık savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.
Hürriyet

"Balyoz"da 5 Tutuklama Daha
20 Ağustos 2011
Balyoz Darbe Plan soruşturmasında iki amirale daha tutuklama çıktı. Tuğamiraller Şafak Yürekli ile Osman Kayalar'ın aralarında bulunduğu 5 asker, darbeye teşebbüs ettikleri gerekçesiyle cezaevine gönderildi.

Gölcük Donanma Komutanlığı'nda bulunan 'Balyoz' belgeleriyle ilgili soruşturma sürüyor.
Bu kapsamda Poyrazköy davasının tutuksuz sanığı Tuğamiral Şafak Yürekli'nin de aralarında bulunduğu bir grup muvazzaf asker daha adliyedeydi.
6 asker, özel yetkili savcı Hüseyin Ayar tarafından sorgulandı. Askerler tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Karar, gece geç saatlerde çıktı. Tuğamiraller Şafak Yürekli, Osman Kayalar ile deniz kurmay albaylar Erhan Şensoy, Cem Okyay, Gürsel Çaypınar, darbeye teşebbüs gerekçesiyle tutuklandı.
Deniz Kurmay Albay Aşkın Öztürk ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. İşlemleri tamamlanan 5 asker, Merkez Komutanlığı'na ait minibüsle askeri cezaevine götürüldü.
TRT

Binbaşı`nın Eşi: Vatan sağolsun demiyorum
21-08-2011
Jandarma Binbaşı Yavuz Başayar`ın eşi Meltem Başayar, “Eşim Hakkari isteyerek, dilekçe vererek gitti. Operasyon için eşimin ölmesi gerekiyormuş” dedi
Çukurca’da şehit düşdükten sonra, TSK’nın K. Irak’a düzenlediği hava harekatını anısına “Yavuzlar Ölmez” parolasıyla yaptığı Jandarma Binbaşı Yavuz Başayar’ın eşi Meltem Başayar, “Eşim Hakkari isteyerek, dilekçe vererek gitti. Operasyon için eşimin ölmesi gerekiyormuş” dedi

ÇUKURCA karayolundaki Vali Erdoğan Gürbüz çeşmesi yakınlarında askeri konvoyun geçişi sırasında meydana gelen patlamada şehit olan Binbaşı Yavuz Başayar’ın acılı eşi Meltem Başayar, VATAN’a konuştu. Taziye ziyaretine gelenlerle dolu evde şehit binbaşının ailesi ve çocuklarıyla bir arada, acısıyla başetmeye çalışan Meltem Başayar, duygularını şöyle dile getirdi:

ECELİ ÇAĞIRMIŞ: Gerçekten çok zor, Allah bu acıyı hiç kimseye yaşatmasın. Ben yaşadım içim yanıyor, ciğerlerim parçalandı, çok zor. Hakkari’ye isteyerek, dilekçe vererek gitti. Meğer eceli çağırmış onu. Mesleğine çok bağlı biriydi, komutanlarına çok bağlıydı.

DİMDİK DURUYORUM: Cenaze töreninde ben dimdik ayaktaydım, o komutanlarının karşısında, mesleğinin karşısında nasıl dimdik ayaktaysa ben de öyleydim. İlaç filan almamıştım. Öyle şeyi de kabul etmedim zaten. Herkes dünden beri onu soruyormuş, niye bu kadar metanetli diye. Hayır ben bir şehit eşiyim. Eşim komutanlarının karşısında görevinin başında nasıl dimdik duruyorduysa şimdi ben de o şekilde dimdik duruyorum.

HELAL ETMEYECEĞİM: Ama vatan sağolsun demiyeceğim, o Hakkari’deki terörist bölgeleri haritadan silinene kadar şehidimin hakkını da helal etmeyeceğim. Anca ne zaman kanını alacaklar o zaman... Eğer alamıyorlarsa bende o yürek var kendim alırım. Operasyona başlamaları için benim eşimin ölmesi gerekiyormuş. Kandil bombalanıyor, orası burası, iş işten geçtikten sonra. Yine de şükür.

ONLAR YANMASIN: Şu an geride kalan, yani Hakkari’de kalan arkadaşlara çok şey yapıyorum, onlara bir şey olmasın. Ben yandım onlar yanmasın. Şehit eşiyim iki tane çocuğum var, bana bıraktığı iki tane yavrum var. Bundan sonra her şey onlar için olacak zaten. Çok zor bir şey gerçekten çok zor.
gazeteboyut.com/

Gölcük Belgeleri İddianamesi
21 Ağustos 2011
Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri (MEBS) Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç'ın da aralarında bulunduğu 5'i tutuklu 10 kişi hakkında Gölcük Donanma Komutanlığında ele geçirilen belgelere ilişkin açılan davanın ilk duruşması 23 Ağustos Salı günü yapılacak.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde, 23 Ağustos 2011 tarihinde görülmesine başlanacak olan davanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 98 sayfalık iddianamesinde, soruşturmanın, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne 6 Aralık 2010 tarihinde gelen bir elektronik posta ihbarıyla başladığı belirtiliyor.

Elektronik posta ihbarının içeriğine yer verilen iddianamede, ihbar doğrultusunda, 6 Aralık 2010 tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü İstihbarat Kısım Amirliğine ait odada yapılan aramada, yer karolarının vakumlu alet yardımıyla kaldırılması sonucu, zeminin altında, içerisinde çeşitli materyaller bulunan 9 adet siyah, bir adet mavi olmak üzere toplam 10 adet poşet bulunduğu ifade ediliyor.

İddianamede, poşetlerin incelemesi sonucu eski tarihli farklı dergiler, afişler, Gölcük'e ait bir kısım sandık seçmen listesi, not defterleri, video kasetler, mikro kasetler, ses kayıt cihazları, çeşitli elektronik malzemeler, kameralar, gizli kamera düzenekleri, kablo ve bataryalar, VHS video oynatıcı, çeşitli ara kablolar, anten, kulaklık, adaptör ve kamera bataryasının yanı sıra hard diskler ve dijital veriler ele geçirildiği belirtiliyor.

El geçirilen belgelerin ve dijital verilerin içerikleri ile şüphelilerin konuya ilişkin ifadelerine yer verilen iddianamede, Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde çalışan şüphelilerin, döşeme altında bulunan malzemelerden haberdar olduklarını, ancak içeriklerini bilmediklerini söyledikleri anlatılıyor.

İddianamenin, ''Sonuç ve Değerlendirme'' bölümünde, ''Ergenekon Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine sızma ve kadrolaşma faaliyetlerini hedeflediği, soruşturma dosyasındaki delillerden, örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yapılanma faaliyetlerini gerçekleştirdikleri, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki irtibatları, örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda kullanmayı amaçladıkları görülmüştür'' ifadesine yer veriliyor.

Levent Bektaş'ın iş yerinde yapılan aramada ele geçen DVD'de yer alan eylem planları ile ortaya çıkarılan, hakkında kamu davası açılan sanıkların da yer aldığı yapılanmanın, bazı emekli subayların da yer aldığı, yasa dışı amaçlara yönelik olarak Deniz Kuvvetleri bünyesinde oluşturulan bir ekibin ''Ergenekon'' adına illegal faaliyet gösterdiği belirtilen iddianamede, şüphelilerden Kadir Sağdıç'ın, ''Kafes Operasyonu Eylem Planı''nı gerçekleştirecek ekipte ''Danışma Kurulu'' başlığı altında başkan yardımcısı olarak görev aldığı kaydediliyor.

DELİLLERİN BULUNDUĞU YERİN ÖNEMİ

İddianamede, şöyle deniliyor:

''6 Aralık 2010 tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü İstihbarat Kısım Amirliğine ait odada yapılan aramada, yer karolarının vakumlu alet yardımıyla kaldırılması sonucu zeminin altında poşetler içerisinde yukarıda ayrıntısı anlatılan delillerin bulunması, delillerin bulunduğu yer sebebiyle özel bir önem taşımaktadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin önemli karargahlarından biri olan Donanma Komutanlığının özel seçilerek görevlendirilmiş personeli dışında, kimsenin girme imkanı bulunmayan bir bölümünde, zeminin altına gizlenmiş halde bulunan belge ve kayıtların delil değerinin, diğer delillere göre çok farklı değerlendirilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Özellikle, şüpheliler Kemalettin Yakar, Behçet Altıntaş, Mehmet Cem Çağlar ve Erdinç Yıldız'ın, delillerin içerisinde bulunduğu poşetlerle ilgili beyanları, poşetler içerisinde ele geçen materyaller, hard diskler, CD ve DVD'ler içerisinde kayıtlı bulunan dokümanların delil değerini artırmaktadır. Bu deliller ile ilgili tartışmalar, delillerin bulunduğu yer, bulunma şekli, şüpheli beyanları göz ardı edilmeksizin yapılmalıdır.''

Hakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan kamu davası açılan sanıklar Kadir Sağdıç, Ali Türkşen, Halil Cura ve İsmail Bak'ın mensubu oldukları yapılanmanın amaçları doğrultusunda Beykoz Poyrazköy'de Keçilik ve İncirtepe mevkilerinde ele geçen silah ve mühimmatın yer tespiti yapılarak gizlenmesi eylemine de katıldıkları belirtilen iddianamede, şüphelilerden Hüseyin Hançer'in de bu şüpheliler ile birlikte hareket ettiği, aynı yasa dışı yapılanma içerisinde yer aldığı kaydediliyor.

İddianamede şu ifadelere yer veriliyor:

''Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurallarına aykırı olarak askeri hiyerarşi dışında Deniz Kuvvetleri bünyesinde oluşan yasa dışı yapılanma tarafından hazırlanan Kafes Operasyonu Eylem Planı ve ekli dokümanların, hakkında kamu davası açılan sanıklar Mustafa Dönmez ve İbrahim Şahin'de ele geçen silah, mühimmat ve suikast planları ile benzerlikler gösterdiği, Ergenekon terör örgütünün birbiri ile doğrudan bağlantısı bulunmayan eylem hücrelerini kullanarak, toplumda kaos yaratacak nitelikte sansasyonel eylemler planladığı.

Bu nedenle ele geçen suikast planları ve bu planları gerçekleştirme konusunda yeterli ve elverişli silah ve mühimmatın bulundurulması, suikastları gerçekleştirecek ekiplerin oluşturulması yönündeki şüpheli değerlendirilmesi sonucunda, eylemlerinin cebir ve şiddet kullanılarak, yasama ve yürütme organlarını ortadan kaldırmaya, görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs suçları olarak nitelendirmek gerektiği.

İhbar üzerine, 21-24 Nisan 2009 tarihinde yapılan aramalarda ele geçen silah ve mühimmat ile 06 Aralık 2010 tarihinde Donanma Komutanlığında yapılan aramada ele geçen örgütsel nitelikli dokümanlardaki kayıtlardan yararlanılarak, 18 Aralık 2010 tarihinde Beykoz Poyrazköy İncirtepe mevkinde yapılan aramada ele geçen patlayıcı madde ve mühimmatların şüphelilerden Kadir Sağdıç'ın emir ve talimatları, şüphelilerden Ali Türkşen ve Hüseyin Hançer'in koordinesinde, şüpheliler Ercan Kireçtepe, Halil Cura ve İsmail Bak tarafından yasa dışı eylemlerde kullanılmak üzere gizlendiği, şüphelilerin mensubu oldukları yasa dışı yapılanmanın amaçları doğrultusunda ruhsatsız olarak nitelikli yasak silah ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarını işledikleri kanaatine varılmıştır.''

İddianamede, bu şüphelilerin halen yargılaması devam etmekte olan terör örgütü soruşturmalarına ilişkin belge ve kayıtları, yasa dışı faaliyetlerde kullanılan cihazları, herhangi bir kimsenin, askeri personelin bilemeyeceği, yasal belge ve kayıtların muhafaza edilmeyeceği gizli bölümde muhafaza etmek suretiyle terör örgütüne yardım suçunu işledikleri ifade ediliyor.

CEZA İSTEMLERİ

İddianamede, tutuksuz sanıklar Kadir Sağdıç, Ali Türkşen, Halil Cura ve İsmail Bak'ın, ''cebir ve şiddet kullanarak, TBMM'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' ve ''cebir ve şiddet kullanarak, yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' suçlarından ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.

Bu sanıkların, ''izinsiz tehlikeli madde bulundurmak'' ve ''6136 sayılı Kanuna muhalefet ekmek'' suçlarından 14 yıldan 30'ar yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları istenen iddianamede, tutuklu sanık Hüseyin Hançer'in de ''cebir ve şiddet kullanarak, TBMM'yi ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' ve ''cebir ve şiddet kullanarak, yürütme organını ortadan kaldırmaya, kısmen veya tamamen görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek'' suçlarından iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması öngörülüyor.

İddianamede, Hançer'in ayrıca, ''Ergenekon silahlı terör örgütüyle doğrudan bağlantılı olarak Kafes Operasyonu Eylem Planı'nı hayata geçirmek üzere faaliyet yürüten yasa dışı örgütlenmenin üyesi olmak'', ''izinsiz, tehlikeli madde bulundurmak'' ve ''6136 sayılı Kanuna muhalefet etmek'' suçlarından 21,5 yıldan 45 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Tutuklu sanık Kemalettin Yakar'ın ''Ergenekon silahlı terör örgütüne üye olmak'', ''suç işlemeye tahrik etmek'', ''kişisel verileri kaydetmek'' suçlarından 9 yıldan 27 yıla kadar, diğer tutuklu sanıklar Behçet Altıntaş, Mehmet Cem Çağlar ve Erdinç Yıldız'ın ise ''Ergenekon silahlı terör örgütüne yardım etmek'' suçundan 7,5 yıldan 15'er yıla kadar hapisleri istenen iddianamede, Tanju Veli Aydın'ın da ''suç işlemeye tahrik'' ve ''kişisel verileri kaydetmek'' suçlarından 1 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması öngörülüyor.
aktifhaber

Koramiral Cora tutuklandı!
2011-08-22

Koramiral Deniz Cora, ikinci ''Amirallere suikast girişimi'' davası kapsamında tutuklandı. ...
İkinci ''Amirallere suikast girişimi'' davasında hakkında yakalama emri bulunan Koramiral Deniz Cora, Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi’ne geldi.
İstanbul Merkez Komutanlığına ait sivil araçla Çırağan Caddesi üzerindeki savcı ve hakimlerin kullandığı kapıdan giriş yapan Cora, daha sonra mahkeme yazı işlerinin bulunduğu kata çıktı.
Hakkındaki yakalama emrinin yüzüne karşı okunan Koramiral Cora, tutuklanarak Hasdal Cezaevi’ne gönderildi.
Deniz Cora’yla birlikle tutuklu general sayısı 47’ye yükseldi. 7 general hakkında daha yakalama kararı var.
http://www.konyaninnabzi.com/

Tuğamiral Çakmak: "Tanrı Cumhuriyeti ve donanmasını korusun"
23 Ağustos 2011
Balyoz davasının tutuklu sanığı Tuğamiral Cem Aziz Çakmak, darbe planı belgelerinin sahte olduğunu ileri sürerken, ilginç bir temenniyle duruşmaya damgasını vurdu. “Dış mihraklara uşaklık eden şerefsizlere sesleniyorum, vatana ihanet ile yargılanacaksınız” diyen Çakmak, “Tanrı Cumhuriyeti ve donanmasını korusun” ifadesini kullandı.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’de dün görülen Balyoz davasının 40’ıncı duruşmasında eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına ile eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın da aralarında bulunduğu 146 tutuklu sanık ve 17 tutuksuz sanık hazır bulundu. Emekli Kurmay Albay Dursun Çiçek’in de aralarında olduğu 16 tutuklu sanık ile 16 tutuksuz sanık ve hakkında yakalama kararı bulunan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun ise duruşmaya gelmedi.

TUĞAMİRALİN TEMENNİSİ

Savunmasına geçilen tutuklu sanık Tuğamiral Cem Aziz Çakmak, Türkiye’nin her yerinden çıkabileceğini ifade ettiği suç unsuru taşıdığı ileri sürülen sahte dijital verileri lanetlediğini ve kabul etmediğini söyledi. 2002 yılında TSK’dan ihraç edilmek üzere Donanma Komutanı sıfatıyla askeri mahkemeye gönderildiğini ifade eden Çakmak, “Bana güvenini yitirdiğini açıkça göstermiş olan Oramiral Özden Örnek’in sözde böyle bir gayri yasal bir oluşuma beni görevlendirmesi mümkün müdür? Ya da benim böyle bir durumda görev kabul etmemi, akıl ve mantık sınırları içinde kabul etmemi izah edebilir misiniz?” şeklinde konuştu. Tutuklanması nedeniyle kızının 16 nisandaki düğününün davetiyelerini yaktığını belirten Çakmak, şöyle konuştu: “Kızıma bunu bize yapanlardan ve destekçilerinden hesap soracağıma dair söz verdim ve sözümü tutacağım. Son olarak hainlik ve ihanetin odağı olan, dış mihraklara uşaklık eden şerefsizlere sesleniyorum. Bu salondaki koltuklara oturacaksınız ve vatana ihanet ile yargılanacaksınız. Bundan kaçışınız asla mümkün değildir. Tanrı Cumhuriyeti ve donanmasını korusun.”

İKİ MUVAZZAF TUTUKLANDI
Balyoz soruşturmasında haklarında tebligat çıkarılan bir grup asker dün adliyeye geldi. Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirilen albaylar Bora Oyurdu, Levent Kerim Uça ve Murat Özenalp ile emekli Yarbay Binali Aydoğdu’nun ifadesi Savcı Hüseyin Ayar tarafından alındı. Aydoğdu savcılıkça serbest bırakılırken, mahkemeye sevk edilen Uça ve Özenalp tutuklandı. Oyurdu ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

(Taraf)

Balyoz'da 1'i E.General 3 kişi tutuklandı
24 Ağustos 2011
''Balyoz Planı'' soruşturması kapsamında mahkemeye sevk edilen 4 kişiden, emekli Korgeneral Rasim Arslan'ın da aralarında bulunduğu 3'ü tutuklandı. Mahkeme, emekli Korgeneral Rasim Arslan ile kurmay albaylar Derya Ön ve Baybars Küçükatay'ın ''darbeye teşebbüs'' suçundan tutuklanmasına karar verdi.

Tümgeneral Atilla Özler ise serbest bırakıldı. haber7

Balyoz'da bir albay daha tutuklandı
26 Ağustos 2011
3 askerden bir muvazzaf albay tutuklandı.

Gölcük'te yapılan aramalarda Balyoz soruşturmasıyla ilgili ele geçirildiği belirtilen belgelere ilişkin bugün adliyeye getirilen üç kişi savcılık tarafından sorgulandı. Askeri casusluk davasının tutuklu sanığı emekli Yarbay Seyfettin Alevcan ile iki muvazzaf albay savcılık sorgusunun ardından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Hakim karşısına çıkan şüphelilerden Alevcan ve bir albay tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken diğer albay ise tutuklandı. haber5



Eski Genelkurmay Başkanı Torumtay vefat etti
Eski Gen
_________________
Bir varmış bir yokmuş...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2382
Konum: Avustralya

MesajTarih: Çrş Ağu 31, 2011 1:37 am    Mesaj konusu: Torumtay Son Yolculuğuna Uğurlandı Alıntıyla Cevap Gönder

Torumtay Son Yolculuğuna Uğurlandı
31 Ağustos 2011

Pazar günü vefat eden Eski Genelkurmay Başkanlarından Necip Torumtay Ankara'da toprağa verildi.

Torumtay için ilk tören Genelkurmay karargahında düzenlendi.

Buradaki törene Torumtay'ın ailesi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, kuvvet komutanları, Eski Genelkurmay başkanlarından Doğan Güreş ve Hilmi Özkök de katıldı.

Torumtay'ın naaşı, özgeçmişinin okunmasının ardından Kocatepe camiine getirildi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç da buradaki törende hazır bulundu.

Cenaze namazının ardından top arabasına konulan Torumtay'ın naaşı, silah arkadaşları tarafından Cebeci Askeri Şehitliği'ne uğurlandı.Torumtay'ın cenazesi, Cebeci Şehitliği'nde toprağa verildi.

85 yaşındaki Torumtay yaklaşık 2 ay önce Muğla'da rahatsızlanmış, GATA'ya sevk edilmişti. Eski Genelkurmay Başkanı, pazar günü hayatını kaybetmişti.

Torumtay, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Irak'a karşı Amerika Birleşik Devletleri tarafından yapılan "Körfez Saldırısı" sırasında Amerikanın tetikçisi olarak Irak'a girilmesine karşı çıkarak Milleti büyük bir yıkımdan kurtarmış ve kendi isteğiyle emekli olmuştu.

Haber1001



Yarbay bayram dönüşü takla attı; eşi ve kızı öldü
Uşak'ta bayram tatilini geçirdikten sonra Erzurum'a dönen 4. Mekanize Zırhlı Birliği'nde görevli Yarbay Raşit Serment Karakaya (39) yönetimindeki otomobil, Erzincan Sivas Karayolu, Yazıköyü yakınlarında sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu takla atarak şarampole yuvarlandı. Kazada 4 yaşındaki Melisa ve annesi Emel Safiye Karakaya (39) hayatını kaybetti. Raşit Karakaya ve oğlu Yaşar Karakaya (13) yaralandı. 03.09.2011 ERZİNCAN netgazete

"İlker Başbuğ'un Dinlenmesini İstiyoruz
06 Eylül 2011
"Mehmet Eröz, avukatı aracılığıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dilekçe vererek, dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un tanık olarak dinlenmesini talep etti.

AK Parti hükümetini yıpratmak amacıyla Genelkurmay'da kurulan kara propaganda siteleriyle ilgili açılan 'internet andıcı' davasının sanıkları dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'u işaret etmeye devam ediyor.
İnternet andıcı davasının tutuklu sanığı dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Iğsız'dan sonra belgede imzası bulunan sanık Korgeneral Mehmet Eröz de “İlker Başbuğ” dedi.
Hakkındaki yakalama kararına rağmen henüz teslim olmayan Eröz, avukatı aracılığıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dilekçe vererek, dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un tanık olarak dinlenmesini talep etti.
Aynı davanın sanıklarından dönemin Genelkurmay 2. başkanı olan Orgeneral Hasan Iğsız, hakkında yakalama kararı çıkarılan 14 sanık arasında ilk teslim olan isimdi. Iğsız, tutuklandıktan sonra, "Bu aşamada beyanda bulunmayacağım." deyip sözü avukatına bırakmıştı. Avukatı Orhan Önder ise andıcın emir-komuta zinciri içinde hazırlandığına dikkat çekmiş ve belge için, "En üst makama kadar sunulmuştur." ifadesini kullanmıştı. Andıç dosyası ile birleştirilmesi gündeme gelen 'AK Parti ve Gülen'i bitirme davasının sanığı Albay Dursun Çiçek'in avukatı da geçtiğimiz yıl kasım ayında yapılan duruşmada Başbuğ'un tanık sıfatıyla mahkemeye çağrılmasını istemişti.
Kara propaganda yaparak AK Parti hükümetini yıpratmayı amaçlayan internet siteleriyle ilgili 22 sanıklı davanın ilk duruşması 12 Eylül 2011'de Silivri'deki mahkeme salonunda yapılacak.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 8 Ağustos 2011'de hakkında yakalama kararı çıkarılan 14 sanıktan Orgeneral Nusret Taşdeler, Korgeneral Mehmet Eröz, Tümgeneral Mustafa Bakıcı ve Albay Ziya İlker Göktaş hâlâ teslim olmadı.
TRT

Balyoz'da Bir Tutuklama Daha
09 Eylül 2011
Gölcük'te ele geçirilen belgeler ile ilgili olarak mahkemeye çıkarılan Tuğamiral Nadir Hakan Eray tutuklandı.

Balyoz Soruşturması kapsamında İstanbul Adliyesinde ifade veren Tuğamiral Nadir Hakan Eraydın tutuklandı.
Öğle saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine gelen Eraydın, Savcı Hüseyin Aksoy tarafından yapılan sorgulamasının ardından tutuklanması talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi.
Eraydın, hakim karşına çıkarıldığı nöbetçi İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Öte yandan bugün adliyeye gelen bir başka muvazzaf subayın savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldığı öğrenildi.
TRT

Şehit Askerin Ailesi Türk Bayrağını İade Etti
11 Eylül 2011
Kahramanmaraş’ta nöbet sırasında hayatını kaybeden askerin ailesi, yetkililerden bilgi aldı...
Kahramanmaraş’ta nöbet sırasında hayatını kaybeden askerin ailesi, kendilerine tatmin edici açıklama yapılmadığını öne sürerek, Malatya 2. Ordu Komutanlığı karargahının bulunduğu İnönü Kışlası nizamiyesinde yetkililerden bilgi istedi. Olayın araştırılmasını isteyen aile, cenazeyle birlikte verilen Türk Bayrağı’nı, şüpheye meydan bırakmayacak açıklama yapılana kadar iade ettiklerini bildirdi. Bayrağın iadesi sırasında, karargah önünde polisle aile arasında kısa süreli bir gerginlik yaşandı.

Kahramanmaraş 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı 1. Mekanize Piyade Bölüğü'nde askerlik görevini yerine getirirken, 05.00-07.00 nöbeti sırasında tüfekle vurularak yaşamını yitiren Erhan Özel’in, Malatya’nın Yeşilyurt ilçesi Çayır Köyü'nde yaşayan ailesi, olaya ilişkin yeterli bilgi verilmemesi nedeniyle tepki gösterdi.

Perşembe günü yaşamını yitiren, Cuma günü ise Çayır Köyü'nde gözyaşları içinde toprağa verilen Özel’in ailesi, 20 yaşındaki oğullarının ölümünde şüphe uyandıran noktaların bulunduğunu, askeri yetkililerden aydınlatıcı bir bilgi verilmediğini öne sürerek, 2. Ordu Karargahı’nın bulunduğu İnönü Kışlası önünde açıklama istedi. Çevik Kuvvet ve askerlerin çevrede yoğun güvenlik önlemleri aldığı Karargâh önünde toplanan kalabalık, Erhan Özel’in ölümünün araştırılmasını istedi. Elinde oğlunun resmiyle feryat eden anne Zeynep Özel, oğlunun intihar etmediğini, öldürüldüğünü ileri sürerek suçluların cezalandırılmasını istedi.

İntihar ettiği ileri sürülen Erhan Özel’in amcası Yüksel Özel, komutanların da olayı intihar olarak görmediklerini kendilerine söylediklerini belirterek, “Bize ilk başta intihar denildi. Sonra köyden bir heyet olarak gittiğimizde olayın intihar olmayabileceği bize söylendi. Yeğenim, gözünden G3 Piyade tüfeği ile vurulmuştu. Nöbet arkadaşı Yozgatlı bir ermiş. İlk defa birlikte nöbet tutmuşlar.” diyerek, olayın aydınlatılması için konuyu yargıya taşıyacaklarını söylediler
aktifhaber

Albay Ziya İlker Göktaş Tutuklandı
12 Eylül 2011
İnternet Andıcı davası kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan Albay Ziya İlker Göktaş tutuklandı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, ''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' davasıyla birleştirilen kısaca "İnternet Andıcı" davası olarak bilinen ''Kamuoyunu yönlendirme amaçlı internet siteleri'' davası kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan Albay Ziya İlker Göktaş'ın tutuklanmasına karar verdi.
Suç vasfı delil durumu, kuvvetli suç şüphesi, sanığın delilleri karartma ihtimalini dikkate alan mahkeme heyeti, ''Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek'' ve ''terör örgütü yöneticisi olmak'' iddiasıyla Göktaş'ın tutuklanmasına karar verdi.
Hakkında yakalama kararı bulunan Göktaş, öğle saatlerinde teslim olmuştu.
TRT

İlker Başbuğ'un Kitabı COPY-PASTE mi?
11 Temmuz 2011


Vatan Yazarı Mustafa Mutlu, Eski Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'u yeni yazdığı kitabıyla yerden yere vurdu. Mutlu, Başbuğ'un kitabına kopyala-yapıştır işi dedi.
Aman Org. İlker Başbuğ bu yazıyı okumasın.

Vatan Yazarı Mustafa Mutlu bugünkü yazısını İlker Başbuğ'un yeni kitabına ayırmış. Kitabı ve yazarını yerden yere vuran Mutlu'ya göre 232 sayfalık kitapta yüzde yüz yazara ait olan bölüm sadece 30 sayfa.

Başbuğ'un kitabını "ütüsüz üniforma"ya benzeten Mutlu'ya göre kitap kopyala-yapıştır tadında ve kitabın tek özgün yeri ise kapağı.

İşte Mustafa Mutlu'nun İlker Başbuğ'un kitabıyla ilgili çarpıcı değerlendirmesi...

Önceki Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, kuşkusuz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tarihinde farklı izler bırakan komutanların başında geliyor... Emekli olduktan sonra kitap yazmasını yerinde bir karar olarak görüyorum. Ama bu kararı kitabın önsözünde belirttiği gibi, terörle mücadele konusunda uzmanlaşan ABD’li asker arkadaşı Orgeneral James N. Mattis’in zorlamasıyla değil de kendi iradesiyle almasını beklerdim...

Zaten o “zorlama” kitabın tümünde kendisini belli ediyor.

Kitap, yazarın özgün görüşlerinden değil de; özellikle üç ayrı eserden fazlasıyla abartarak yaptığı alıntılardan oluşuyor...

Örnek vermek gerekirse “PKK Terör Örgütü’nün Kuruluşu” başlıklı beş sayfalık bölümün tamamı Aliza Marcus isimli yazarın “Blood and Belief” adlı eserinden alınmış...

“Osmanlılar’da Etnisite” bölümü ise Metin Heper’in “Devlet ve Kürtler” kitabının kısa bir özeti sanki...

Kitabın bütününe damgasını vuran eser ise Audrey Cronin’in “How Terrorism Ends” isimli eseri...

232 sayfalık kitabın, yüzde 100’ü yazara ait olan tek bölümü ise 30 sayfalık “Sonuç” bölümü... Burada da yazar, yıllarca terörizmle mücadele etmiş bir komutanın deneyimlerini aktarmaktansa, “Sınırda oluşturulan ve PKK’nın rahatça dolaşmasına neden olan tampon bölge yok edilmedikçe, terörle mücadele edilemez” gibi şablonlara sığınmayı tercih etmiş...

Yazar, alıntı yapmadığı bölümlerde hata sayılabilecek çok ciddi bir eksikliğe de imza atmış:

2003 yılındaki terörist saldırılardan söz ederken Şişli’deki sinagog ve Levent’teki HSBC Bankası’na yönelik saldırıyı yazmış ama aynı günlerde Galatasaray’daki İngiltere Başkonsolosluğu’na yapılan saldırıyı es geçmiş...

Genel olarak değerlendirmek gerekirse; bu kitap, Sayın Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı döneminde sık sık verdiği konferansların toplamının bir özeti havasında...

Alıntıların hacmindeki abartma sonucu, “kopyala-yapıştır” havası kitaba o kadar egemen olmuş ki; neredeyse yazım ve noktalama kurallarına uyum bile, bu alıntılarla doğru orantılı olarak gerçekleşmiş... Yani, kitabın ilk sayfalarındaki noktalama işaretleri tam bir felaket... Çünkü belli ki alıntı yapılan kaynaklarda bolca yanlış bulunuyor... Bu sorun daha sonra düzeliyor; çünkü yapılan alıntılar temiz!

Kitabın en çarpıcı yanı, bana göre kapağı... Tasarımcı Murat Özgül (tanımıyorum) çok sade ama etkili bir çalışmaya imza atmış... Tetiği çekeni vuran bir Kalaşnikof...

Ne yalan söyleyeyim bu kitap bir okur olarak beni tatmin etmedi... Eski bir Genelkurmay Başkanı’nın, üstelik “şehitlerimizin hatırasına” ithaf ettiği bir eserin her şeyden önce “özgün” sonra da “bir üniforma gibi ütülü” olmasını isterdim...

Ama bu kitap hem özgün değil, hem de yazım, noktalama ve içerik hatalarıyla