EntellektuelForum Forum Ana Sayfa EntellektuelForum

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

TC'de herkes herkesi izleyip fişliyor

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> İÇ SİYASET
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 833
Konum: Belarus

MesajTarih: Prş May 29, 2008 9:35 pm    Mesaj konusu: TC'de herkes herkesi izleyip fişliyor Alıntıyla Cevap Gönder

09 Şubat 2010
PKK da AKP ve FG Cemaatini Fİşliyormuş

PKK'nın şehir yapılanması KCK, uzun bir süredir Güneydoğu'da kendisinden olmayanı "AKP'li" ve Gülenci olarak fişliyormuş.

Önce fişleme sonra molotof

Fişlenen yerler daha sonra molotofkokteylli saldırıya maruz kalıyor. Cematle ya da AK Parti'ye yakın duran esnaf isimleri de açık açık teşhir ediliyor. Dersaneler, sendikakalar sivil toplum kuruluşları, marketler binlerce ev örgütün yayın organı tarafından hain ilan ediliyormuş.

Taraf yazarı Kurtuluş Tayiz, fişleme olayını bugünkü köşesinde yazd:.

(...) KCK'nın, bir süredir Doğu ve Güneydoğu'da kendisinden olmayanları "Gülen Cemaati üyesi" ve "AKP'li" olarak fişlediği anlaşılıyor.

Örgütün yayın organı Fırat Haber Ajansı'nda son üç aydır teşhir edilen listelerde binlerce ev, alışveriş merkezi, dershane, okul, yurt, sivil toplum örgütü, sendika, dernek, gazete ve dergi aboneleri isim ve açık adresleriyle birlikte yayımlanarak hedef gösteriliyor.

5 şubat tarihli "Gülen cemaati Ağrı'da ne yapmak istiyor" başlıklı haberde Gülen Cemaati'nin Doğubeyazıt'ta 50 evinin olduğu, Zaman gazetesine üye 300 abonesinin bulunduğu, Doğubeyazıt Lisesi, Anadolu Lisesi ve Kurtuluş İlköğretim Okulu'nda çok sayıda cemaate yakın öğretmenin bulunduğu, ilçede iki market ve bir taşıma şirketi açıldığı (açık adları verilerek) yer alıyor.

Haberde cemaatin Ağrı'daki faaliyetlerini C. K'nın [kısaltma bana ait -KT] finanse ettiği iddia ediliyor. 18 kasım tarihli "Gülen cemaati Hakkâri'de harekete geçti" başlıklı haberde neredeyse ildeki bütün özel eğitim kurumlarının Gülen Cemaati'nin emrinde, Kürtlere karşı kullanıldığı iddia ediliyor.

Bunlardan bazıları şöyle sıralanmış: "Hatice Avcı Koleji, Fem Dershanesi, Sümbül Etüt Merkezi, Ana Fem Dershanesi, Eğitimciler Dershanesi, Eğitimciler Derneği, Memur-Sen, Özgür Yaşam Derneği ve Anadolu Gençlik Derneği..." (..) dördü kadın dokuz öğretmenin tek tek çalıştıkları okulları ve adları sıralanarak, "cemaat yöneticileri" olarak hedef gösterilmeleri.

13 aralık tarihli bir başka fişleme haberinde de Van'da cemaate ait 1600 evin bulunduğu belirtiliyor. Bu evlerin "Kürt çocuklarını Türkleştirmek" için kurulduğu iddia ediliyor. Cemaatin sendikalarda 1500 üyesi olduğunun altı çizilerek onlarca dershane, sağlık kuruluşu ve dernek 'Kürt karşıtı' faaliyet içinde oldukları ileri sürülerek açık adresleriyle birlikte sıralanıyor. Bitlis ve Tatvan'da da cemaate ait 100 ev ve çok sayıda eğitim kurumunun bulunduğu, bazı esnafların ise cemaat adına ticaret yaptıkları, açık adlarıyla birlikte teşhir ediliyor.

Bu fişlemelerin nasıl sonuç verdiği ise 5 aralık tarihli başka bir haberden anlaşılıyor: "Bir grup genç Diyarbakır'da Sur Dershanesi'ne molotofkokteyli attı. Aynı grup Ziraat Bankası'na da molotofkokteyli atarak AKP'lilere ait iki aracı ateşe verdi." 11 kasımdaki bir başka haberde de Samanyolu Televizyonu'nun Hakkâri'de çekimleri süren bir programına gençlerin tepki göstererek nasıl izin vermediği anlatılıyor.
haber101

29 Aralık 2009 11:45
ÖZEL HARP'İN GİZLİ BELGELERİ
İşte aranan Seferberlik Tetkik Kurulu'nun 'gizli' belgeleri. Neler yok ki...

Ergenekon sanığı Emek'in evinde bulunan belgeler, Arınç'a suikast iddialarının ardından günlerdir arama yapılan Seferberlik Tetkik Kurulu'nun hem askerleri hem de sivilleri fişlediğini ortaya koyuyor.

“Kendisine gösterilen belgenin PKK terör örgütü, DHKP/C, TİKKO, Nakşibendi ve benzeri grup ve örgütlere yönelik istihbari bilgiler doğrultusunda yapılan bir çalışma olduğunu, tamamen görevli olduğu süre içersinde yaptığı görevlerden birisi olduğunu, yine kendisine gösterilen dokümanın kendisine bağlı görevlilerin yapmış olduğu çalışmalarla ilgili raporlar olduğunu, çalışması sırasındaki rutin görevlerden birisi olduğunu (söyledi).”
Eskişehir’de silah ve mühimmatla yakalanan Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan (ÖKK) emekli Fikret Emek’in, evinde ele geçirilen 914 kişiyle ilgili fişleme dokümanı için Ergenekon savcısına verdiği ifade tutanaklara böyle geçti.

Emek’in ÖKK’de görev yaptığı sırada, muhtemelen hazırlanmasına da katkıda bulunduğu fişleme çalışmaları, sadece sıradan insanlar hakkında tutulan kayıtlardan ibaret değil. Emek’ten elde edilen başka bir belge, fişleme çalışmasının bizzat Türk Silahlı Kuvvetleri personeline yönelik olarak da yürütüldüğünü gösteriyor. 1. Ergenekon iddianamesinin eklerinde bulunan o belgde bazı askerler hakkında, ‘Alevi’, ‘Kürt’, ‘alkolik’, ‘pornocu’ gibi tanımlamalar var.

‘Vatana hizmet için!’

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin çevresinde bir binbaşı ile bir albayın gözaltına alınmasının ardından başlayan tartışma her geçen gün daha da alevleniyor. Gözaltına alınan iki subayın görev yaptığı Seferberlik Tetkik Kurulu’nda (STK) yeni gözaltıların ardından aramalar devam ederken, kurulun yetkilerinin sınırlarının ne olduğu da tartışılıyor. STK’nın faliyetlerinin iddia edildiği gibi ‘olası bir düşman işgali’ne karşı alınması gereken tedbirlerle sınırlı olmadığı, kurulda 1996 - 2004 arasında görev yapan Fikret Emek’ten elde edilen belgeler sayesinde aleniyet kazanmış durumda. ‘Rutin görev’ kapsamında sıradan insanların ve ordu mensuplarını fişlendiği, malulen emekli olduktan sonra evine götürdüğü belgeler sayesinde anlaşılan Emek, kendi ifadesine göre 1995 yılında bir çatışmada ağır yaralanıp bir buçuk yıl tedavi gördükten sonra STK’da görev yapmaya başlamış. Emek’in taburcu olduktan sonra yaptığı görevlere ilişkin verdiği ifade tutanağa şöyle yansımıştı:
“Hastaneden çıktıktan sonra nekahat devresi hitamı gazi olarak emekli olabileceği halde vatanına hizmet için görevine devam etmeyi düşündüğünü, bunun üzerine 1996-1999 Muğla STK bölge başkanlığında çalıştığını, 1999-2001 Kars Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nda çalıştığını, 2001-2004 Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı Muharebe Arama Kurtarma (MAK) Alay Komutanlığı İstihbarat ve İKK Şube Müdürü olarak binbaşı rütbesinde görev yaptığını, 24 Ağustos 2004 tarihinde vazife malulü gazi statüsünde ordudan emekli olduğunu (söyledi).”

Anne evinde cephane
Fikret Emek’in Eskişehir’deki annesinin evinde 26 Haziran 2006 tarihinde arama yapılmış, bir adet Kalaşnikof marka otomatik silah, bir adet Kanas marka silah ve dürbünü, bir adet 7.65 mm çapında Lama marka tabanca ve susturucusu, bir adet el yapımı kesik eski tüfek, çeşitli çap ve markalarda fişekler, 12 adet savunma ve taarruz tipi el bombası, tahrip gücü çok yüksek C - 3 plastik patlayıcı, TNT ve tahrip kalıpları bulunmuştu. Emek’in Eskişehir’deki annesinin evinde ve Ankara’daki evinde yapılan aramada askeri mühimmatın yanı sıra çok miktarda doküman da ele geçirilmişti. İşte bu dökümanlar arasında halka yönelik fişleme kayıtları, Ergenekon’un 1. İddianame ekleri arasındaki 19. klasörde yer alıyor. Emek’ten elde edilen askere yönelik fişleme kayıtları ise, 316 nolu klasörden çıkan 27 sayfalık dökümanda.

İşyeri ve derneklere alfabetik nizam
Seferberlik Tetkik Kurulu’ndan emekli Ergenekon tutuklusu Fikret Emek’te bulunan ikisi yedişer, üçüncüsü ise 10 sayfalık üç fişleme çizelgesine, bakkallardan, büyük mağaza zincirlerinin ortaklarına kadar yüzlerce kişi dahil edilmiş. Listelerde öğrenci dernekleri, kültür dernekleri ve bazı sivil toplum örgütleri ile CHP’li bir belediye başkanı var. Bu fişleme kayıtları, Ergenekon iddianamesinin ek belgeleri arasında 19 numaralı klasörün içinde. Bu belgeler, ‘olası düşman işgali’ne karşı hazırlık yürütmesi beklenen Seferberlik Tetkik Kurulu’nun rutin görevleri arasına halkın fişlenmesini de dahil ettiğini açıkça gösteriyor. Bu belgelerden biri ‘İstanbul ilindeki ilçelere göre BTÖ (Bölücü Terör Örgütü) ve aşırı sol örgütlerle ilişkili kuruluşlar’ başlığını taşıyor.

Fişlenenlerin sayısı 914
Belgede, İstanbul’un semtlerinde alfabetik sıralamayla yapılan fişleme çalışmalarının dökümü var. Örneğin Avcılar’daki iki yasal dernekten birinin karşısında DHKP/C, TİKKO diğerinin karşısında MLKP, DHKP/C yazılı. İlk listede 366 kişi ve kuruluşa dair fişleme kayıtları var. İkinci ve üçüncü listelerde semtler alfabetik sıraya göre dizili değil. Bu iki fişleme listesi, aşırı sol örgütler ve PKK’nın yanı sıra semtlerde tarikat örgütlenmeleri içinde olduğu iddia edilen kişileri de kapsıyor. ‘İlçelere göre örgüt, tarikat, cemaatlerle ilişkili kişi ve kuruluşlar’ başlığını taşıyan EK-C listesinde 265 kişi ve kuruluş hakkında fişleme kayıtları var. Aynı başlığı taşıyan, ‘gizli’ ibareli EK-Ç listesi incelendiğinde ise, 283 kişi ve kuruluşun daha fişlendiği anlaşılıyor. Üç liste fişlenen kişi ve kurumların sayısı 914. Listelerde İstanbul’un tüm semtlerindeki, yemek fabrikası, mobilya mağazası, tekstil atölyesi, kimya fabrikası, oto galerileri, pastane, market, lokanta, fırın, kahvehane, bar, temizlik fabrikası, konfeksiyon mağazası, yapı malzemeleri gibi işletmelerin sahiplerinin yanı sıra, berberler, bakkallar, avukatlar, doktorlar, politikacılar, sendikacılar ve CHP’li bir belediye başkanı da var. Fişleme belgelerine göre, Tuncelili olan ve çeşitli vakıfların üyesi olan bu belediye başkanı için ‘PKK’lı denilmiş. Listeye alınan ve PKK’lı diye fişlenenler arasında bir de ‘öğretmen eşi’ var.

Sivil kuruluşlara yafta
İstihbarat görevlileri, sivil toplum örgütlerini ve kurumları da tek tek DHKP/C, Dev-Yol, PKK, MLKP, TİKKO, Ekim, Aşırı Solcu, Nurcu, Süleymancı, Kadiri grubu, Celvetiye, Milli Görüş, İrtica, Menzil, Nakşibendi, Vahdet grubu, Med-Zehra, Tekfir adları altında tek tek sınıflandırmışlar. Fişlenenler arasında, spor kulüpleri, kültür merkezleri, şoför dernekleri, tutuklu yakınlarının kurduğu dernekler, çeşitli üniversitelerin öğrenci dernekleri, öğrenci yurtları, apartman ve site yönetimleri, yöresel dernekler, fırıncı dernekleri, vakıflar, radyolar, dergiler var. Kurumlarla ilgili yapılan fişlemede, Çağdaş Hukukçular Derneği için DHKP/C, bazı şoför dernekleri için PKK, Müjdat Gezen Kültür Merkezi, 68’liler Vakfı, Yılmaz Güney Vakfı, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı için ‘aşırı sol’, İnsan Hakları Derneği için PKK, DHKP/C gibi nitelendirmeler var.

Asker de hedefte: Solcu, Alevi, alkolik...
Fikret Emek’in evinde yapılan aramalarda ele geçen ve iddanameye ‘Delil 3’ olarak işlenen bir CD’de çok sayıda gizli askeri belgenin yanı sıra ordu mensuplarına yönelik fişleme çalışmaları var. Bazıları general rütbesinde olan fişlenen bu ordu mensupları için, ‘Sol ideolojik yaklaşım içinde’, ‘Alevilerle işbirliği yapıyor’, ‘İdeolojik Alevi’, ‘Terörist başının akrabası olduğu iddiaları mevcut’, ‘Kayınpederi Ecevit’in korumasıymış” gibi değerlendirmeler var. Fişlenenler arasında terfi aşamasında olanlar, belgeye kalın harflerle yazılmış. Bazı ordu mensuplarının isim ve rütbeleri de yazılarak düzenlenen çizelgenin ‘Düşünceler’ bölümünde, ‘Alkolik’, ‘Ahlaksız’, ‘Personele porno satıyor’, ‘Karısı lojmanda sivil bir şahıs ile basılmış’, ‘Her gece bar, pavyona gidiyor’, ‘K.Irak’tan tabanca alıp satıyor’ gibi notlar var.
Çizelgelerde adlarının karşılığında hiçbir şey yazmayan ordu mensupları da bulunuyor. Bu kişiler de ‘renkler’ bölümüyle sınıflandırılmış. Ordu mensuplarına verilen farklı renklerin sakıncalılık durumunu tanımladığı sanılıyor. Aynı CD içindeki beş sayfalık ‘İst. Timi Haftalık istihbarat Raporu’ başlıklı bir diğer belgede ise, biri tankçı diğeri piyade iki üstçavuş ile ilgili notlar var. Raporda, “Söz konusu iki personelin dini yönden aşırı derecede ibadet yaptıkları duyumunun alındığı” belirtildikten sonra evlerinde Said Nursi’ye ait kitapların bulunduğu anlatılıyor. Bir sayfalık başka bir rapor ise, çizelgedeki ordu mensuplarıyla ilgili daha detaylı bilgi veriliyor.
Ergenekon iddianamesinin ek belgelerinin 316 nolu klasöründen çıkan 27 sayfalık Özel Kuvvetler Komutanlığı’na ait fişleme katıtlarının gerçekliğini Genelkurmay Başkanlığı da kabul etti. Bu belgedeki notların adı geçen askerlerin hayatını nasıl etkilediği bilinmiyor. İsimlerini gizlediğimiz, sayıları yüzü aşan askerler hakkındaki notlardan bazıları şöyle:
Tümg. ...: Sol ideolojik yaklaşım içinde, Alevilerle işbirliği içinde.
Tümg. ...: İdeolojik sol.
Tümg. ...: İdeolojik sol.
Kur.Plt.Alb...: İdeolojik Alevi. Örgütleyici ve idare eden posizyonda, Merzifonlu.
Kur. Alb.. ..: İdeolojik sol olup Alevilerle yakın işbirliği içinde.
Plt. Kur. Alb. ...: İdeolojik sol ve Alevilerle yakın işbirliği içinde. Siyasi emellerini gerçekleştirmek istemektedir.
Tümg. ...: Alevi dedesi olup bütün emeli Alevileri hava kuvvetlerine hakim kılmak. Hava Harb Okulu’nu hedeflemektedir.
Tuğg. ...: İdeolojik Alevi tutumu içinde yandaşlarını gözeten pozisyonda.
Plt.Kur.Alb.. ..: İdeolojik Alevi. Terörist başının akrabası olduğu iddiaları mevcut. Oğlunun ismi Baran, kızının ismi Berfin. Sık sık “Türklerden nefret ediyorum” ibaresini kullanır.
Müh.Alb. ...: Alevi olup, kendine ve amirlerine menfaat sağlayan biri.
Kur.Alb. ...: İdeolojik Alevi tutumu içinde yandaşlarını gözeten ve koruyucu.
Hav.Tuğg. ...: Kadrolaşma, mezhepçilik...
İstih.Bnb. ...: Özel Kuvvetleri karıştırmak, sağlamları dağıtmak için gelmiş.
P.Bnb. ...: Din düşmanı, ateist.
P.Bçvş. ...: Astsb. Okulu’nda komünist liderdi.
İs.Yzb. ...: Alkolik, ahlaksız, Alb. N.E’nin sırdaşı.
Mu.Kd.Bçvş. ...: Personele porno kaset satıyor.
J.Bçvş. ...: Aile huzursuz. Hanımını dövüyor. Geceleri geç saatlerde eve geliyor, bar ve pavyonlarda.
Top.Kd.Yzb. ...: Dönmelerle dolaştığı için i.ne olarak adı çıkmış. Kayınpederi Ecevit’in korumasıymış. İçe kapalı problemli bir aile.
Pd.Kd.Bçvş. ...: Karısı Kayseri’de lojmanda sivil bir şahıs ile basılmış, kötü bir aile. Eşini kabullenmiş, ahlaksız bir şahıs.
J.Kd.Üçvş. ...: Her gece bar, pavyona gidiyor. Fahişe kadınlarla düşüp kalkıyor.
P.Kd.Bçvş. ...: Eşi kanser. DSP Milletvekileri ile görüşüyor.
Top.Kd.Üçvş. ...: K.Irak’tan tabanca alıp satıyor, mermi satıyor. Farsça dil sınav sorularını alıp satmış.
Tnk. Bnb. ...: Güvendiği personele para karşılığı Viagra temin etti.
Topçu Yzb. ...: Her işe burnunu sokar. Her işi karıştırır. Çok yaramaz bir kişi, hiç kimse sevmez. Karısı Amerika’da ihtisas yapıyor.
Top.Kd.Ütğm. ...: Operasyondan kaçar çeşitli bahaneler uydurur. Kaytarır, korkak bir kişiliğe sahip, beş para etmez.
Top.Kd.Yzb. ...: Daima bir üstünün kuyusunu kazmaya çalışır, kesinlikle güvenilmez, birinci eşi A...’da Dz. Teğmen’le yakalandı.
P.Bn. B.D: Çok kötü bir kişiliğe ve karaktere sahip, yaramaz.

Kaynak: Ertuğrul Mavioğlu/Radikal


1.5 milyon dinleniyor AB ve MGK seyrediyor!(*)

Ufuk SÖYLEMEZ
14 Mayıs 2009 Perşembe

Geçtiğimiz günlerde, tele kulak iddiaları gerçeğe dönüştü.

Önceki Adalet Bakanı görevden alınmadan önce, tam 70.000 (yetmiş bin) kişinin yasal olarak telefonlarının dinlendiğini açıkladı.

Çağdaş demokrasi, tam ve eksiksiz demokrasi olma iddiasındaki, AB üye adayı Türkiye'deki manzarayı umumiye de böylece ortaya çıkmış oldu.

Ülkenin 0–21 yaş arası çocuk ve çoğunluğu öğrenci olan genç nüfusu toplam nüfusun neredeyse yarısına tekabül ediyor.

Yani 70 milyonluk nüfusumuzun yaklaşık 35 milyonu çocuk öğrenci – çırak, işçi, işsiz vb. gençlerden oluşuyor.

Bunu dışarıda bıraktığımız takdirde 35 milyon yetişkinin, 70.000 tanesinin telefonlarının dinlendiğini söyleyebiliriz.

İnsanlar, telefonları ile kendi kendileriyle konuşmuyorlar elbette.

Yani her telefon sahibinin, işi, ailesi, sosyal çevresi vb. ile asgari 20–25 kişi ile konuşuyor olması çok doğal bir durum.

70.000 dinlenen telefon sahibinin ortalama 20 kişi ile bir şekilde konuştuğu düşünülürse yaklaşık 1,5 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının dinlemeye takılacağı aşikârdır.

Yani 1,5 milyon insanımız yasal olarak dinlenen 70.000 telefon sahibi ile belki de sadece tanışıyor olmaları, işleri veya hatır sormaları sebebiyle dahi. «dinleme» mağduru ve kurbanı oluyorlar.

Yaklaşık 35 milyon yetişkin insanımızın, en az 1,5 milyonun iş – özel – sosyal veya siyasal konuşmaları, sohbetleri, masuniyetleri, iş ve meslek sırları, dedikoduları, özel yaşamları vb. potansiyel olarak dinleniyor, kayda alınıyor ve yeri geldiğinde aleyhlerine kullanılabiliyor.

Ne güzel demokrasi, ne çağdaş ülke, ne medeni devlet düzenimiz var değil mi?

Yani 1,5 milyon basit bir rakam değil, 35 milyon yetişkin insanın neredeyse %4'ü yani sokakta yürüyen her 100 vatandaştan dördünün telefon dinlemelerine takılma ihtimali çok büyük.

Bir de buna yasal olmayan keyfi, kasti dinlemeleri de eklerseniz, nasıl bir despotik, baskıcı sivil, faşist bir yönetime doğru sürüklendiğimizi çok daha iyi anlarız.

Dinlendikçe Demokratikleşiyoruz

Ama AKP yandaşlarının buna çok pişkin bir cevapları da yok değil, ne diyorlar biliyor musunuz. «yasal olmayan, çekineceğiniz bir durum yoksa niye dinlenmekten rahatsız olasınız ki» .

İşte demokrasi, insan hakları, bireysel özgürlükler, AB standartları diye diye, bizi getirdikleri nokta, sivil diktatörlüğe doğru sürüklenme noktasıdır.

Önceki Genelkurmay Başkanımız bile dinlendiğinden emin olduğunu açıkça söylüyor.

Anayasa Mahkememizin Başkan Vekili de dolaylı olarak dinlendiğini beyan ediyor.

AB yetkilileri, demokrasi havarisi AB komiserleri, liderleri, AKP destekçisi sözde insan hakları ve özgürlükler örgütleri ve de Anayasal güvenliğimizi emanet ettiğimiz MGK, bu durumu seyrediyor.

Belli ki susmaları durumdan memnun ve haberdar oldukları manasına geliyor.

Dinleme sayısı arttıkça, demokrasimizin ve insan haklarının daha da gelişeceğini düşünüyorlar herhalde…

(*) Kaynak: http://www.heddam.com

MİLLETVEKİLLERİNİN BÖCEK ANILARI

30 Mayıs 2008 11:23
Hemen her vekilin bir dinlenme öyküsü var. Kimi kendisini dinleyenin güldüğünü, kimi dinlemeye bir bakanın şahit olduğunu söyledi.
Canları sıkılınca

TBMM İdare Amiri Hüsrev Kutlu:

Bir gün telefonla konuşurken, araya müzik yayını girdi. Arkadaşım bana "Ne güzel müzik dinliyorsun" dedi. Ben de "Hayır, müzik benden değil, senden geliyor" dedim. Sonra anlaşıldı ki bizi dinleyen arkadaşların canı sıkılmış "müzik dinleyelim" demişler. Teknoloji gelişti artık müzik sesleri gelmiyor. Ben şahsım açısından dinlenmekten, takip edilmekten, kameradan, şundan bundan rahatsızlığım yok.

Alıştık artık

MHP Afyon Milletvekili Abdülkadir Akcan:

Bakanlık görevini bıraktıktan sonra 2 yıl telefonlarım dinlendi. Telefonun dinlendiği gelen seslerden belli oluyordu. Bazen dinleyenlerin numaraları benim telefonuma düşüyordu. Ben arıyordum onları. Bana yanıt vermiyorlardı, söylediklerimi gülerek dinliyorlardı. Bizim saklımız gizlimiz söz konusu değil. Dolayısıyla takip edildiğimizin farkında olarak hayatımızı sürdürdük. Alıştık artık.

28 yıldır çekiyorum

DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan:

Ben bir ceza avukatıyım. 12 Eylül'den beri Türkiye'nin en önemli ceza davalarına bakıyorum. 12 Eylül'den bugüne kadar dinlendiğimi biliyorum. Eskiden klasik olarak normal hatlardan dinliyorlardı. O zaman telefonu açtığınızda dinlenip dinlenmediğinizi, dinleyenlerin çaldığı havadan biliyorduk. Türkiye'de iddia ediyorum, Başbakan ve Cumhurbaşkanı dahil herkes dinleniyoR.

Babam anlıyordu

ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras:

Ben şahsen, dinlenip dinlenmediğimi bilmiyorum. Babam muharebeci olduğu için, evimizin telefonunun dinlenip dinlenmediğini anlıyordu. Dinlendiği zaman, "Bakın bizim telefon dinleniyor" derdi. Biz zamanında parti olarak "Kocakulak Kampanyası" başlatmıştık. O zaman kimse itibar etmedi. O zaman o kampanyayı sahiplenseydik, bugün yaşanacak olumsuzlukların önüne geçerdik.

DiNLEYENLE KONUŞTUM

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart:

Özel bir şifre ile arandığında dinlenip dinlenmediğinin tespit edildiği söylendi. Bunun üzerine Genel Kurul Salonu'ndan ben de aynı yöntemle telefonu çevirdim, karşıma, "Ben, polis memuru Hasan, buyurun" diye birisi çıktı. İkinci defa aradım aynısı çıktı. İçişleri Bakanı Genel Kurul Salonu'ndaydı. Hemen onun yanına gittim ve onun yanından aradım, aynı ses çıktı. Sayın Bakan, ilgileneceğini söyledi. Sonradan bunun tamamen teknik bir sonuç olduğu, dinlenme sistemi olmadığı kaydedildi. Sadece milletvekili değil Türkiye ve toplum dinleniyor.
bugün

Dinleme ve fırsat
29 Mayıs 2008
mkaraalioglu@stargazete.com

Herkes, CHP Genel sekreteri Önder Sav’ın hac ve Hazreti Muhammed’le ilgili tahkir edici sözlerini tartışırken ortaya garip bir şekilde dinleme olayı çıktı. Genel Sekreter’in merkez valilerinden biriyle yaptığı konuşmanın kaydı Vakit gazetesi tarafından yayınlandı.

Tam da gerginlik arayan ülke için bulunmaz mükemmel bir malzeme...

Zamanlama ilginç, Baykal’ın olayı resmi makamlara haber vermeden ‘emniyet dinledi’ peşin hükmüyle basına açıklaması daha da ilginç...

Hem Türkiye’deki hem de dünyadaki örneklerinden biliniyor ki bu tür olaylarda dinleme eylemi kadar bunun basına sızdırılması da aslında görünenden başka amaçlara hizmet eder. O amaç da bazen dinlenenden başkası olabilir.

Baykal’ın, Genel Sekreteri’ni kimin dinlediğine dair yargısı da böylesi bir amacı destekler niteliktedir. Neden, başka bir güvenlik kuruluşunun adını söylemedi; bu da ilginç. CHP lideri ayrıca dinlemenin yöntemini de bilmektedir.

Bu noktalar sorunun aktüel yanına dair soru işaretleridir ve belli ki CHP konunun özüyle değil olaydan hükümete karşı çıkacak malzemeyle ilgilidir.

Ancak, şekli, amacı, gizli amacı ne olursa olsun dinlemenin her türlüsü büyük bir tehlikenin habercisidir. Telefon dinleme veya ortam dinleme veyahut da elektronik araçlarla takip, hepsi.

Kişilerin, kurumların dinlenmesi modern demokrasinin karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan birisidir. Teknoloji geliştikçe bu problem daha da büyümekte ve dinleyici kulaklar yaygınlaşmaktadır.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mir Dengir Fırat’ın şu sözleri önemlidir: ‘Bugünkü teknik şartlar içerisinde yasal olmayan dinlemelerin yapılmayacağı kanısında değiliz, yapılmaktadır da...’

Gerçek bu. Herkes; sadece siyasiler veya şöhretler değil, sıradan ticari hedefler de dinleniyor.

Kamunun güvenliği için, ancak mahkeme kararıyla telefon dinleme ve takip yapabilen kurumların da sınırları aştığı biliniyor. Resmi dinleme yaparken kulaklarını gayrıresmi biçimde kabarttıkları da bir sır değil.

Daha ötesi, kanunen sadece bir davayla ilgili dinleme izni alabilecekken yerel mahkeme kararlarıyla her an her yerde herkesi dinleme izinleri alarak yasayı deldikleri de biliniyor.

Türkiye, yıllardır dinleme ve takibe karşı alınacak önlemleri konuşuyor. Hatta son dönemde bu konuda ağır cezalar getiren yasal düzenlemeler de yaptı. Telefon dinlemek ve yayınlamak 3 yıldan başlayan hapisle cezalandırılıyor. Ancak, Türk yargısı nasıl ifade özgürlüğü konusunda bir türlü dengeyi tutturamayıp, tercihini temel hak ve özgürlüklerden yana kullanamadıysa, telefon dinleme konusunu da çözemedi.

Kimse, yasa dışı telefon dinlediği veya bunu yayınladığı gerekçesiyle dişe dokunur bir ceza almadı. Telefon dinleyen elde ettiği malzemeyi nasıl olsa medya yoluyla duyurabileceği garantisiyle hareket etmektedir. Önce bu garantili yolun kapatılması, böyle kayıtların hiçbir suretle yayınlanamayacağının bilinmesi lazımdır.

Türkiye, yasa dışı dinlemeye de, ‘yasal’ kılıfıyla yutturulan dinlemelere de topyekün refleks göstermelidir. Bugün kendisi hedef olduğunda tepki gösteren ama Meclis’te telefon dinlemeyle ilgili yasa görüşülürken tercihini temel haklardan değil ‘devlet’ten yana koyan CHP’nin de bu reflekse sahici olarak iştirak etmesi gerekmektedir.

Evet, bu olay bir fırsat olsun ve Türkiye’yi paranoyaya sokan dinleme olaylarının üzerine etkili bir şekilde gidilsin. Dinleyenin yanına kar kalmasın...

30 Mayıs 2008 13:50
Dinlemede flaş gelişme. Savcı, Telekominikasyon İletişim Başkanlığı'ndan Önder Sav'ın telefon kayıtlarını istedi. Vakit'le 42 dakika görüşme çıktı.

CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın dinlenme iddiasına ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturma çerçevesinde kamu görevlilerin işledikleri suçlara bakan savcı, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndan (TİB) kayıtları istedi.

Sav'ın, CHP Genel Merkezi'nde Bolu eski Valisi Ali Serindağ ile yaptığı konuşmanın bir gazetede yayınlanmasının ardından Ankara Valiliği'nin talebiyle Cumhuriyet Savcılığı'nın başlattığı telekulak soruşturması devam ediyor.

Savcı ilk olarak soruşturmaya ilişkin önemli ip uçları verebileceğini düşündüğü Vakit Gazetesi telefonları, Sav'ın cep telefonu ve Vali Serindağ'ın cep telefonlarının görüşmenin yapıldığı günün dökümlerini istedi.

TİB'e resmi yazı belirtilen kurum ve şahısların telefonlarının 25 Mayıs 2008 gününe ilişkin kayıtlarını isteyen Savcının bu talebi çerçevesinde tüm kayıtlar çıkarıldı. Bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildiği öğrenilen kayıtlarda, Sav ve Serindağ'ın bir araya geldiği saatlerde Sav'ın 0532 3716522 numaralı cep telefonunun 42 dakika Vakit gazetesine ait bir telefonla görüştüğünün belirlendiği ifade edildi.
aktifhaber

Mumcu, Ben De Dinleniyorum
30 Mayıs 2008 14:27

Mumcu: "Hükümet, dinleyenlere bir şey yapamaz"

Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ı dinleyenlerin mahkeme yerine gazeteye servis yapmalarını sürpriz olarak görmediğini söyledi.
Mumcu, Hatay'da düzenlediği basın toplantısında, CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın dinlenmesi olayının ne ilk ne de son olduğunu, kendisinin de dinlendiğini tahmin ettiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Önder Sav'ı dinleyenlerin mahkeme yerine gazeteye servis yapmaları sürpriz değil. Hükümet dinleyenlere bir şey yapamaz. Çünkü başbakan da bakanlar da dinleniyor. Müdahale ederlerse bedelini ağır öderler.

Hükümet büyük zaaf içinde, bu gibi hassas olay karşısında reaksiyonları bile ciddiyetten uzak durumda. Telekomünikasyonun yabancı sermayenin denetim ve gözetiminde olmasının sakıncaları görülmeye başlandı. Devlet içinde devletçikler oluştu. Kralın çıplak olduğunu herkes gördü."
aktifhaber

Vakit Gazetesi'nden Bomba İddia
30 Mayıs 2008 09:01

Vakit Gazetesi manşetinden Önder Sav'ın cep telefonunun numarasını açık açık yazarak, o dinleme kaydını nasıl yaptıklarını açıkladı.

Vakit Gazetesi'nin sürmanşet yaptığı çok ilginç haber şöyle:

Neler dediler, neler... “Emniyet” dediler, “MİT” dediler, “CIA” dediler, “MOSSAD” dediler, “Telekulak” dediler, “Watergate” dediler, “Ortam dinlemesi” dediler... CHP Genel Merkezi’nde tepeden tırnağa “böcek” aradılar... Oysa ortada “matrak” bir olay vardı... Olay; sadece ve sadece CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın 0532 371 65 22 numaralı telefonu ile Ankara büromuz muhabirlerinin yaptığı ve “42 dakika” süren “legal bir görüşme”den ibaretti.

ARANAN BÖCEK(!) SAV’IN TELEFONU
Tarih 25 Mayıs 2008 Cuma... Saat 10.00 civarı... Muhabirlerimiz, Hac ve Peygamber Efendimiz aleyhinde sarfettiği sözlerden dolayı büyük tepki çeken Önder Sav’ın bu konudaki görüşünü almak üzere, kendisini 0532 371 65 22 numaralı telefondan ararlar... Önder Sav; o an Vali Ali Serindağ ile görüşmektedir. Muhabirlerimize, “Misafirim var... Bir dakika...” der. Muhabirlerimiz beklemeye başlar... “Telefon açık”tır... Muhabirlerimiz, Önder Sav ile Vali Serindağ’ın konuşmasına işte o telefondan, yani Önder Sav’ın telefonundan mutalli olurlar...

42 DAKİKA SÜREN GÖRÜŞME
Önder Sav ile Vali Serindağ’ın görüşmesi, Sav’ın da ifade ettiği gibi, “bir saat” kadar sürer... Ancak muhabirlerimiz, bu görüşmenin yalnızca “42 dakika”sından haberdar olurlar... Çünkü; 42 dakika sonra Önder Sav’ın telefonu kapanır. Muhtemelen şarjı bitmiştir!.. Türkiye’yi 3 gün boyunca meşgul eden olayın özü ve özeti budur...

İŞTE VAKİT'İN MANŞETİ



Serdar Turgut/Akşam
CHP'ye düşen görev

CHP’nin ‘dinleniyoruz’ iddiaları ile tırmanan gerilim dün çok tuhaf bir sonuca bağlanmaya başlandı.

Absürd bir durum söz konusuydu. Koparılan onca yaygaradan sonra ortada koskocaman bir hiçlik olduğu şüphesi doğdu.

Dinlendiği söylenen kişinin, yanlışlıkla telefonunu açık bırakması gibi bir şey olabilir miydi? Tabii ki; neden olmasın...

Bu benim neredeyse daima yaptığım bir kazadır ve bazı durumlarda bu vahim sonuçlara da yol açabilir. (Bu konuda 5. sayfaya bakılabilir).

Böyle bir şey yaşandığı zamanlarda dinlemeyi yapanın da yanlış yaptığını söylemek kolay değildir. Çünkü gizliliği seyretme ve dinleme, insanoğlunun vazgeçemediği günahlardan veya keyiflerden bir tanesidir.

O durumda, dinlemeyi yapan kişinin kazayla da olsa duyduklarını yazmasının etik olduğunu söylemek pek mümkün değil. Ama bu konuda kimseye etik dersi vermeye de girişmeyeceğiz.

Çünkü malumunuz biz başkalarının işine burun sokmaktan ibaret olan sevimsiz bir meslek dalındayız maalesef ve geçmişte Bakanlar Kurulu salonuna dinleme böceği koyup da sonra duyduklarını haber yapan gazeteciler de tanımışlığımız vardır.

İşte bu nedenlerle kimseye ‘şöyle davranmalısınız’ diye ders vermeye girişmeyeceğiz.

Dünkü ‘Gündem’ yazısında absürd sonuca varmaya başlasa da ortada bir büyük skandal olduğunu ve eğer muhalefet partisi dinlendiyse iktidar partisinin, dinleme yoksa da boş yere fırtınalar koparan muhalefet partisinin başının belaya girmesinin kaçınılmaz olduğunu söylemiştik.

Dahası birinci olasılık geçerli olsaydı Başbakan Erdoğan’ın, eğer ikincisi doğru çıksaydı Baykal’ın istifa etmesi gerektiğini yazacaktık.

Görünen o ki; ortada bir dinleme olayı yok. Sadece CHP’nin kriz çıkarmaya yönelik saldırgan tavrı var.

Eğer ortaya çıkmaya başlayan tablo gerçekten doğruysa, ortada sadece bir kazadan ibaret dinlenme meselesi varsa, o zaman CHP lideri de, genel sekreteri de hemen istifa etmeli. Bu yaşananların bedelini ağır bir şekilde ödemek zorundalar.

Çünkü eğer denilenler doğruysa:

1- CHP tüm inandırıcılığını yitirmiş olacak.

2- CHP Lideri Baykal bir liderde olması gereken tüm özellikleri kaybetmiş bir insan olarak ortada çırılçıplak kalacak (‘kral çıplak’ anlamında).

3- Çok ağır suçlamaları hiç araştırmadan ortaya atabilen bir parti, halk nezdinde kalan son meşruiyetini de kaybedecek.

4- Memleket çok ihtiyaç duyduğu muhalefetten yoksun kalacak.

5- Ülkede üzerine gidilmesi gereken birçok sorun var. Bunlar arasında yasadışı dinleme olayları da mutlaka vardır. Bundan sonra bu tür olayların rasyonel bir biçimde soruşturulması imkansız hale getirildi.

6- CHP bu son fiyaskodan sonra dikkatini çekmekte olduğu tehlikelere ülkeyi kendi eliyle teslim etmiş oldu. AKP, tek başına başaramadığını CHP’nin yardımıyla başardı.

Eh, bütün bunların ülkeye vereceği zararın bedelini de herhalde birileri ödemeli tabii ki.

Dinleme gerçekten olmuş olsaydı, AKP aleyhine de bazı maddeler sıralayıp onların da bedelini Erdoğan’ın ödemesi gerektiğini yazmayı planlıyorduk.

Şimdi CHP’den gelecek haberi bekliyoruz.

Özal’ın deyimiyle kıçlarının üstüne oturdular!
hasankarakaya@vakit.com..tr

Herhalde uzun uzun yazmaya gerek yok... Dün de yazdığımız gibi; Türkiye günlerdir “komik” ve “matrak” bir olayla “ciddi ciddi” meşgul edildi... Komik ve matrak olay üzerine “istihbari(!) tahlil”ler yapıldı, “entellektüel(!) yorum”larda bulunuldu... Olayın, “basit bir telefon dinlemesi” olmadığı, işin içinde “ortam dinlemesi” bulunduğu söylendi, yazıldı, çizildi...

“Saldırı”da öyle ileri gidenler vardı ki; işin ucunun CIA, MOSSAD ve uluslararası istihbarat kuruluşlarına dayandığını yazanlar, çizenler ve söyleyenler bile oldu... Olay, onlara göre o kadar “büyük”tü ki; “küçük ayrıntı”ları hiç kimse düşünmedi...
“Suçlamadıkları” kişi ve kuruluş kalmadı... AK Parti’yi suçladılar, Hükümet’i suçladılar, Başbakan’ı suçladılar, İçişleri Bakanı’nı suçladılar, Emniyet’i suçladılar...
“Dinci gazete” diyerek Vakit’i suçladılar, “linç” etmeye kalktılar!..
“Başbakan hakkında gensoru önergesi vereceğiz” dediler!..
“CHP Genel Merkezi’ni dinleyenlerin, bu dinlemeyi dinci gazeteye servis yapanların ortaya çıkarılması ve konuşmayı yayınlayan gazetenin cezalandırılması için suç duyurusunda bulunacağız” dediler!..

SAV’A SAYGISIZLIK MI YAPSAYDIK?!?

Oysa, dün de ifade ettiğimiz gibi, ortada bir “dinleme” olayı yoktu... Ama “dinleten” vardı.. Ortamı “dinleten” de, “Vakit’e servis eden” de, sayın Önder Sav’dan başkası değil!..
Ne yapalım yani;
“Adam telefonunu açık bıraktı” ise, “yaşlı bir adama saygısızlık” yapıp, telefonu yüzüne mi kapatsaydık?
Kendisi, muhabirlerimizden “yaşça hayli büyük”tür!.. Üstelik, telefonu açan da biziz!.. Bizim “görgü kaidelerimiz”e göre; telefon açılan kişi “yaşça büyük” ise, ona saygıda kusur edilmez ve “yaşlı” kişi telefonunu kapatmadıkça, yüzüne telefon kapatılmaz!..
Önder Sav’a telefon etmiş miyiz?..
Etmişiz!..
Önder Sav, telefonu açıp bize cevap vermiş mi?
Vermiş!..
“Misafirim var... Bir dakika” demiş mi?..
Demiş!..
Ama, belki “yaşlılığı”ndan, belki de “telefon özürlü” olduğundan, “telefonunu kapatmayı” unutmuş!..
Ya da;
“Yanlış düğme”ye basmış!..
Sonuçta, “telefon açık” kalmış..
Ki, bunu, bugünkü sürmanşetimizde yayınladığımız “Türk Telekom kaydı” ile de belgeliyoruz..

BİZ BELGESİZ HABER YAPMAYIZ!

Ne diyor Türk Telekom;
Tarih: 23 Mayıs Cuma... Saat: 10.03...
Arayan Numara:
Vakit Haber Merkezi: 310 41 19...
Aranan Numara: Önder Sav’ın Cep Telefonu;
0 532 371 65 22...
Süre: 44 Dakika 06 Saniye...
Gördüğünüz gibi; Vakit’in Ankara Bürosu’nun 312 310 41 19 nolu telefonu ile CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın 0532 371 65 22 nolu telefonu arasında “tam 44 dakika 6 saniyelik bir görüşme” yapılmış!..
Ne gün yapılmış bu görüşme?..
23 Mayıs 2008 Cuma günü!..
Saat kaçta?..
10.03 ile 10.47 arasında!..
Tam “219 kontör”lük bir görüşme!..
Bunca “bilgi” ve “belge”den sonra, rahmetli Turgut Özal olsaydı, herhalde “Kıçlarının üstüne oturdular” derdi!..
Evet, evet;
Başta bazı CHP kurmayları olmak üzere, “kartel medyası”nın anlı-şanlı kalemleri, “kıçlarının üstüne oturdu”lar!..
Kartelozların, “hiçbir b.k bilmedikleri” çıktı ortaya!..
Halkı “cahil” yerine koyarlar ve “cehaletle savaştıklarını” söylerler ama “tam bir bilgi düşmanı” oldukları, bir defa daha gözler önüne serildi.

KOLPACI MECZUP NE YAPACAK?

Hele, iri gazetelerden birinde kalem oynatan bir “kolpacı meczup” var ki; “Önder Sav abi”sini haklı çıkarmak için öyle “kıvır kıvır kıvırdı” ve “rakkase”ler gibi, öyle “komedi dans figürleri” sergiledi ki, ancak bu kadar olur!..
Galiba; “Bir CHP yalakasının Deniz Abi’den fırça yeme ihtimali karşısında duyduğu tedirginlik” dedikleri şey, böyle bir şey!..
Kirli sakallı, “Kolpacı Meczup” CHP’ye o kadar endekslenmiş, “şahsiyetsizlik” ve “onursuz”luğu o kadar içselleştirmiş, “aşağılık kompleksi”nin girdabına öyle yuvarlanmış ve “yalakalığa” o kadar alışmış ki, “CHP’nin hata yapabileceğini” hiç düşünmüyor!..
Bunca “bilgi”ye ve “belge”ye rağmen; “Yuh artık” diyor, “Zekâya hakaret olur da, bu kadar olur!.”
Kime söylüyor bunu?..
Aklı sıra, bize söylüyor!..
Çünkü, bize inanmıyor!..
“Olamaz” diyor, “Önder Sav, telefonunu açık bırakmış olamaz!”
Ama, oldu işte!..
Telefonunu açık bıraktı!..
“Kolpacı meczup”, bakalım şimdi ne diyecek?.. Bilmem, “Önder Sav’ın zekâsına hakaret” ettiğinin farkına varacak mı?..
Ama, nerede onda o zekâ!!!

ÖNDER SAV DİKKATLİ(!) ADAMDIR!

“Zek┠dedim de, aklıma geldi... Hani, “CHP kurmayları”nın söylediklerine ve “kartel kalemşörleri”nin yazdıklarına bakıp bakıp “güldüğümüzü” söylüyordum ya, “niye gülüyorduk” biliyor musunuz?..
Önder Sav, Vali Serindağ ile görüşürken diyor ki, “Ben çok dikkatli bir adamımdır!”
Ve ekliyor:
“Parti içinde, benim farkım bu!”
Farkı gördük!..
Önder Sav’ın farkını da gördük, CHP’nin farkını da!..
Tabiî, “ne kadar dikkatli olduklarını” da!..
Şimdi, “herkese” düşen, “devlet kurumları”ndan “özür” dilemektir!..
Ve tabiî, “dinci gazete” diye saldırdıkları ve adeta “linç” etmeye kalkıştıkları Vakit’ten de “özür” dilemek mecburiyetindeler!..
Öyle ya; yazdıkları ve söyledikleri her şey “palavra” çıktı!.. Rahmetli Özal’ın deyimiyle, bir defa daha “kıçlarının üstüne oturdular!”
Otururken, “çömlek”leri acıdı mı acaba?!?..
-------------
Önder Sav mı, Önder Saf mı?
Bana kalırsa, Önder Sav, bir an önce "istifa" edip, "siyaset mezarlığı"ndaki yerini almalıdır!..
Ya da, Nüfus Müdürlüğü'ne başvurup, "Sav" olan soyadını "Saf" olarak değiştirmelidir!..
Çünkü Önder Sav, son günlerde "çok tuhaf saflıklar"a imza atmıştır!..
Hac ve Peygamber Efendimiz aleyhinde konuşmuş, bu konuşma ortaya çıkınca, "Kameraların açık olduğunu bilmiyordum" gibi "gaf"a imza atarak, ne kadar "saf" olduğunu göstermiştir!..
"Bir CHP Valisi" imişçesine kendisini ziyaret eden Vali M.Ali Serindağ ile görüşürken de, "telefonu açık bıraktığı"nın farkına varmayıp, yine "açık" vermiştir!..
"Kameraların açıklığı, telefonun açıklığı" derken, hayli "açık" vermiştir Önder Sav!..
Bunun için de, "Sav" olan soyadını bir an önce "Saf" veya "Önder Gaf" olarak değiştirmelidir!..

vakit

Sen kimsin ki seni dinlesinler?
eardic@sabah.com.tr

Adı üstünde işte, dinleme olayı "Ankara'yı karıştırdı" ...
İstanbul'da durum sakin. İzmir'de bir hareketlenme gözlenmiyor, Elazığ açık ve az bulutlu, Edirne sessiz, Diyarbakır zaten kendi derdinde.
Böyle olaylar ille Ankara'yı karıştırırlar.
Çünkü orası ayrı bir gezegen, Türkiye'nin diğer illeri başka bir galaksidir.
Fakat, hükümeti yıkmak için oraları da karıştırmak şarttır! Yalnızca Ankara'yı bulandırmakla yetinilmemelidir.
Çünkü, "bize koklatmayan" bu hükümetten bir an önce kurtulmamız gerekmektedir arkadaşlar! Sırada bekleyen inşaat projelerimiz vardır. Yarın canımız çekse, mukavva fabrikası ya da tavuk çiftliği kurmak istesek, bize kim destek olacaktır?
Halka güvenilmez, halk oyunu gene ona verecektir. Seçimden umut yok. Zaten halk cahildir. Eğitim şarttır. Önce halk eğitilecek, demokrasiye ondan sonra geçilecekti, Milli Şef aculluk etti... Eğitilmiş halk oyunu elbette bürokrasiye yağdıracak, mesele kalmayacaktı...
"İyi sıhhatte olsunlar" ın da elleri kolları Washington'dan ve Brüksel'den bağlıdır.
Bir umut bağımsız ve son derece tarafsız yargıdadır ama işi sağlama almak da şarttır.
Acaba bir "Turkish Watergate" yaratmayı denesek?
Fakat burası Amerika değildir. Orada Bob Woodward ve Carl Bernstein gibi gazeteciler var ama bizde de alt tarafı Mustafa Necati...
En iyisi, Ergenekon'un da yardımıyla, "umum dinleme faaliyetine" kara çalacak bir skandal patlatmak, ki, şaibe doğsun; "haybeden" dinlemeleri ortaya döküp "asıl" dinlemeyi gözden düşürelim: Bunlar ciddi olmayan işlerle uğraşıyorlar, otu botu dinliyorlar, demek ki Ergenekon diye bir örgüt de yok, bunların uydurması!
Fakat yutmayan yutmayacak olduğuna göre, halkın daha büyük çoğunluğunu tedirgin etmek şart.
O zaman yazalım bakalım:
"Gelinen noktada telefonunun ya da odasının dinlenmediğini düşünen Türk vatandaşı galiba kalmamış gibidir." (Galibayı unutmayalım ki gerektiği zaman kıvırabilelim.)
"Herkes tedirginlik içindedir." (Değildir ama edelim.)
"Pek çok vatandaş, telefonda konuşurken kayıtta olduğu korkusuyla iki kez düşünüyor." (Düşünmüyor ama düşünsün hergele!)
Evet, belki de birtakım karanlık güçler Bakkal Mehmet Efendi'nin telefonla aldığı Tursil, Diet Cola, Selpak, Yumoş ve Gökbayrak Pirinç siparişlerini dikkatle izlemektedirler. Ayten Hanım'ın eltisinin kızı Birsen'in düğününde giyeceği ayakkabıyı Karakaş'tan mı yoksa Hotiç'ten mi alacağını ablası Hatice'yle tartışması, devlet güvenliği açısından ciddi sorunlar doğurabileceğinden, yakından takip edilmektedir. Tike'ye söylenen her bir Ali Nazik, Baba Gannuş, Gavurdağı, ayrıca humus ve mütebbel tabağında ayrı bir suç unsuru yatmaktadır. Ali'nin Ayşe'ye çektiği "I just called to say I love you" mesajında kim bilir hangi şifreler vardır? Hiç kimse "yahu ben kimim ki beni niye dinlesinler" sorusunu sormayı kendine yediremeyeceğinden, aldı mı bir düşünce seni, oldun mu mosmor...
Dinliyorlar, İlhan Selçuk'un özel hayatını da... Eh, özel hayatını izliyorlarsa, siyasi hayatı hiç önemli değil demektir! Zaten sabah dört buçukta almaları, Ergenekon'un olmadığına en güzel kanıttır. Dokuz buçukta içeri çekselerdi hani belki bir derece...
Boşuna uğraşıyorsunuz oğlum, o gazetenin okuru nasıl olsa oyunu CHP'ye verecekti, telekulak olsa da olmasa da. Emekli memurları ürküttüğünüzle kalacaksınız.
Bu "ısmarlama Watergate" de birini yakacak ama bu ille AKP olmayabilir ha!..

Turkcell Jandarma'ya Çalışmış
01 Mayıs 2009 14:12

Turkcell, Jandarma İstihbarat'la "iyi çalışmakla" yetinmemiş, Jandarma'ya dinleme cihazları alımını da fonlamış. İşte Taraf'ta çıkan şok belge...

Ergenekon İddianamesi’nin eklerine göre Turkcell, Jandarma İstihbarat’a 600 bin dolarlık örtülü alımla, internet iletişimini izleme cihazları temin etti.

İkinci Ergenekon iddianamesinin ekinde yer alan belgeler, Turkcell’le Jandarma İstihbaratı arasındaki ilişkilere dair çarpıcı bilgiler ortaya koyuyor. GSM operatörü Turkcell’in kayıtlarına göre İngiltere’deki Cambridge Lake adlı firmaya ödenen 600 bin doların ‘yazılım’ karşılığı gösterilmesine karşın gerçekte ‘GSM ekipmanı’ için yapıldığı belgelendi.

MASAK (Mali Suçları Araştırma Komisyonu) tarafından hazırlanan rapora göre Aytaç Yalman ve Şener Eruygur’un Jandarma Genel Komutanı olduğu dönemde Jandarma İstihbaratı’na istihbarat faaliyetleri için ekipman ve cihaz satan Hakan Şanlı’nın olayda aracılık yaptığı anlaşıldı.

Oysa Ergenekon davasında tutuksuz olarak yargılanan Hakan Şanlı Turkcell’le iş yapmadığını, Turkcell de Şanlı’yla herhangi bir iş ilişkisinin olmadığını açıklamıştı. Turkcell’in ‘yazılım’ için ödendiğini söylediği 600 bin dolarla Jandarma’ya Rus firmalarından GSM ekipmanı mı satın alındı sorusu gündeme geldi.

Hakan Şanlı gerek MASAK soruşturması sırasında gerekse Ergenekon davası sürecinde verdiği ifadelerde Cambridge Lake aracılığıyla Rus firmalarından satın aldığı ve ‘yolcu beraberinde yurda sokulan’ internet takip sistemleri’ni Jandarma İstihbaratı‘na teslim ettiğini, faturasız olarak gerçekleştirilen bu satışın bedelinin örtülü ödenekten karşılandığını anlatmıştı.

Masak esrarı araladı

Ergenekon’un ikinci iddianamesinin eklerindeki 105 numaralı klasörde, Rem Mümesillik ve Dış Tic. A.Ş.’nin ortağı ve yöneticisi olan Hakan Şanlı’nın Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’yla yaptığı alışverişlerle ilgili ayrıntılı bilgiler ve belgeler yer aldı.

Bunlar arasında Hakan Şanlı’nın hesabına 9 Ağustos 2002’de Turkcell tarafından yapılan havale de incelendi. Klasörde bu konuda MASAK tarafından hazırlanan 6 Ekim 2008 tarih ve 2008-İNCR/GK-903/1 sayılı rapor yeraldı. Belgelere göre, Şanlı’ya Turkcell tarafından yapılan 600 bin dolarlık para transferi inceleme konusu oldu.

Konu, Ergenekon soruşturması sırasında gözaltına alınan Şanlı’ya soruldu. Şanlı ilk ifadesinde Turkcell’le herhangi bir alışverişi olmadığını, bu transferin “Jandarmaya satmış olduğu cihazların resmi kayıtlara intikal ettirilememesi sebebiyle olduğunu” belirtti. MASAK konuyu Turkcell’e de sordu.

Turkcell, İngiltere’deki Cambridge Lake firmasından “telekomünikasyon sinyalleşmelerinde arıza giderme ve kalite testlerinde kullanılan bir ürün olan GSM Protocol Analyser isimli bir cihaz aldığını” bildirdi.

Turkcell’in cevabında, “Alımı yapılan ürünün bir yazılım olması itibariyle de internet üzerinden şirketin veri tabanına bağlanmak ve firma tarafından tahsis edilen şifre kullanılarak kendi veritabanına yüklendiği” kaydedildi. Sözkonusu firmanın talebi üzerine 600 bin doların Hakan Şanlının hesabına havale edildiğini açıklandı.

Belgelere göre Şanlı da bu parayı parça parça Cambridge Lake’in hesabına aktardı. MASAK raporunda yeralan bilgilere göre Rem bu ticaretten yüzde 2.5 komisyona denk düşen 15 bin doları elden aldı.

Ancak MASAK’ın İngiltere’yle ikili anlaşmalara dayanarak yaptığı resmi başvuru üzerine adı geçen firmanın o zamanki yöneticisi Dean La-vey’den gelen yazılı cevaplar bambaşka bir gerçeği ortaya çıkardı:

“O zamanlar Ankara’daki Rem’in bir çalışanı olan Bay Hakan Şanlı’dan 600 bin dolar aldığımızı teyit edebilirim(...) Ödemeler Rus şirket Sigtronic tarafından doğrudan REM’e sağlanan GSM Tabanlı ekipman karşılığıydı. Bahse konu ekipman için danışmanlık hizmeti verdik (...) Biz bu parayı ücretimizi düştükten sonra Moskova’daki Esciom Ltd’ye gönderdik.”

La-vey, Rus firmalarına yapılan havalelerin dekontlarını da resmi cevabına ekledi. La-vey’in bu açıklaması Hakan Şanlı’nın olayda basit bir aracı olmadığını, önemli bir rol üstlendiğini ortaya koydu.

Cambridge Lake Jandarma’ya da satış

Şanlı’nın hesabına Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman olduğu dönemde 954 bin 500 USD, Şener Eruygur döneminde de 30 bin dolar yatırılmıştı. Şanlı, bu paraların “örtülü ödenek kapsamında Jandarma İstihbarat Başkanlığı’na internet üzerinden teknik takip sağlamak üzere kurulan sistemlerin teçhizatlarının sağlanması için” ödendiğini açıklamıştı.

Teçhizatların Türkiye’ye nasıl sokulduğu konusunda şu ilginç bilgiyi vermişti: “Doğrudan yurtdışından cihazlar yolcu beraberinde yurda sokularak İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na teslim edilmiştir.”

Şanlı, Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’na tanesi 300 bin dolardan dört adet internet takip cihazı sattığını açıklamış ve bunlardan üçünün yerini bildirmişti: “Birisi ODTܒye biri Mecidiyeköy’e birisi de Ankara Ulus’a takıldı.”

Kaynak: Taraf

24 Eylül 2009
Bülent Arınç'ın Gizli Görüntüleri

Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un orduevindeki adresine yapılan aramada Bülent Arınç'ın gizli görüntülerinin olduğu kaset bulundu...

Paşa'da ele geçirilen kasette Bülent Arınç'ın gizli görüntüleri ortaya çıktı.Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un, Ergenekon soruşturması kapsamında Fenerbahçe Orduevi’ndeki adresinde yapılan aramada ele geçirilen kasette, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın gizlice çekilmiş görüntülerinin olduğu ortaya çıktı.

İKİNCİ Ergenekon davasının sanıklarından, eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un Fenerbahçe Orduevi’ndeki adresinde yapılan aramada ele geçirilen kamera kasetinde, görevde olduğu dönemde, kendisini ziyaret eden eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın gizlice çekilmiş görüntüleri olduğu ortaya çıktı. Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından el konulan bu kasetler incelenmek üzere İstatistik ve Kriminal Analiz Büro Amirliği’ne gönderildi. Kriminal laboratuvardan gelen Arınç kasetinin çözüm tutanağında “Bu görüntülerin çekiliş tarzı değerlendirildiğinde, odanın bir köşesine sabitlenen gizli bir kamera ile çekilmiş görüntüler olduğu tespit edilmiştir” denildi. Ele geçirilen bir başka video kasetin incelemesinde ise Arınç ile resmi kıyafetli Eruygur’un bir odada, karşılıklı oturup konuşurken çekilmiş video görüntüsü olduğu belirlendi.

KASETLER İADE EDİLECEK

Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Hüseyin Işıldak, inceme sonucunu 6 Temmuz’da, soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirdi. Yazıda, “İncelemesi yapılan kasetin halen Başbakan yardımcısı olan Bülent Arınç’ın dönemin Jandarma Genel Komutanı olan Mehmet Şener Eruygur’u ziyareti sırasında gizlice çekilmiş kamera kaydı olduğu tespit edilerek raporu düzenlenmiştir” denildi.
aktifhaber

28 Eylül 2009
Jandarmada Dinleme Skandalı
Jandarma istihbarat Astsubayı 'Uyuşturucu kaçakçılarını dinleyeceğim' diye karar çıkartıp bakın kimi dinlemiş! Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit İlişkili HaberlerTüm HaberlerŞehit Babasının Acı SorusuAkrep Soktu Aşı Olsaydı Ölmezdi İhmalkarlığın Bu Kadarına PesSkandal Atatürk PosteriReyting Skandalı Haberi İşe Yaradı

Jandarma istihbaratçısı 'Uyuşturucu kaçakçılarını dinleyeceğim' diye karar çıkartıp sevgilisinin telefonlarını dinledi.

İstihbarat astsubayı sahte evrakla dört telefonu teknik takibe aldı. Astsubay bir ay sonra yakalanınca "Şüphelendiğim sevgilimi dinledim" dedi.

Telekulak denetimsizliği böylece bir kez daha ortaya çıktı

İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü, haberleşme özgürlüğü tartışmalarının yaşandığı bir dönemde filmlere konu olabilecek bir dinleme skandalıyla sarsıldı. Murat B. adlı teknik istihbarat astsubayı, sahte imzayla üç aylık teknik takibe dayalı evrak düzenledi. Birinci ayın sonunda dinleme Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı'nda görevli bir kadın memurun dikkatini çekince olay açığa çıktı. Jandarma'nın yürüttüğü idari tahkikat sonucunda İstanbul Maslak'ta görev yapan Jandarma Astsubay Kıdemli Üstçavuş Murat B. "resmi belgede sahtecilik, özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek" suçlarından mahkemeye sevk edilerek tutuklandı. Murat B.'nin amiri Cengiz Ö. ile mesai arkadaşı Murat T. de kamu görevlisi olarak işlenen bir suçu bildirmedikleri gerekçesiyle tutuksuz yargılanıyor. Murat B. ifadesinde, dinlediği telefon numalarından birini sevgilisi Hatice Ç.'nin kullandığını, Hatice Ç.'yi kıskandığı için dinlediğini söyledi ve "Bu numaraları sevgilimin çantasındaki bir kartvizitte gördüm, tek tek arayarak hepsinin erkekler tarafından kullanıldığını tespit ettim" dedi. 20 Haziran-22 Temmuz 2009 arasındaki dinlemeye adı karışan Hatice Ç. olayın ardından sır oldu.Hatice Ç.'nin ifadesinin alınmaması dikkat çekti.

BU YOLLA HERKES DİNLENEBİLİR

Skandal, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın (TİB) koordinatörlüğünde yürütülen telefon dinleme faaliyetlerindeki denetim eksikliğini gündeme getirdi ve herkesin dinlenebileceğini gözler önüne serdi. Dinleme olayında astsubayın "Sevgilim kullanıyor" dediği telefon numarası Hasan Atılgan adına çıktı. Astsubay dinleme evrakında ise bu numarayı kullanan kişiyi Aziz Şükrü olarak göstererek teknik takip kararı çıkardı. Bir istihbarat yetkilisine göre, bu tür kafa karıştırıcı unsurlar dosyaya, bazen gerçekte dinlenen kişiyi gizleme amacıyla eklenebiliyor. Bu tür durumlarda araya giren paravan isimler, asıl dinlenen kişiyi maskelemeye yarıyor. Hukukçular, hâkimlerin ve savcıların telefon dinleme kararları verirken daha dikkatli olmaları gerektiğini vurguluyor. Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz ceza avukatı Cem Alptekin, mevzuatın bu tür suiistimallere imkân verdiğini söyledi. Alptekin, "Bu olayda vahim bir durumla karşı karşıyayız. Dinleme kararı yazma yetkisini adli kolluğun elinden almak lazım" dedi.

SABAH'ın haberine göre, astsubay Murat B. geçen Haziran ayında dört telefon numarası için evrak hazırlama işine girişti. Hazırladığı senaryoya göre, bu numaraları kullananlar İran'dan Hollanda'ya uzanan bir uyuşturucu kaçakçılığı olayının aktörleriydi. Jandarma Astsubay Murat B., senaryosunu, 16 Haziran 2009'da 2224232 numaralı haber elemanı ile yapılan hayali bir görüşmeye dayandırdı. Hazırlanan evraka göre, dinlenen telefonlardan ikisi, telefonun kayıtlı sahibi Yasa Çeliktaş tarafından kullanılıyordu. Hakkında dinleme kararı çıkarılan ve Aziz Şükrü'nün kullandığı belirtilen telefonlar ise Mahmut Kağnıcı ile Hasan Atılgan'a kayıtlı. Astsubay yakalanınca bu numaralardan 0536 ile başlayanı sevgilisinin kullandığını söyledi.

HAFTA SONU İMZAYA...

Astsubay yasadışı dinlemeye kalkışırken önce bu numaraları sisteme girdi. Ardından bir yazı hazırlayarak 20 Haziran'da birim amirinin ve üst komutanlarının adıyla imzaladı. Murat B. yazıyı, dikkat çekmesin diye hafta içi değil, hafta sonu Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne götürdü. Özel Yetkili 9. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Tuncay Aslan, Murat B.'nin getirdiği üç aylık araştırma ve dinleme talep tutanağını hemen imzaladı.

JANDARMA AÇIĞA ÇIKARDI

Jandarma astsubay Murat B.'nin hukuka aykırı dinleme faaliyeti, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı'nca teknik takiple ilgili tüm evrakın istenmesiyle gün ışığına çıktı. Murat B., ifadesinde Teknik Tim Komutanı Jandarma Başçavuş Cengiz Ö.'nün baskısı sonucu dinleme işini sevgilisini kıskandığı için tezgâhladığını söyledi. Jandarma Genel Komutanlığı'ndan gelen bilgiler üzerine İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığı'ndaki dinleme skandalıyla ilgili idari tahkikat neticesinde kendi başına keyfi yasadışı dinleme yapan Jandarma Kıdemli Üstçavuş Murat B.'nin haberleşmenin gizliliğini ihlal ederek suç işlediği kanaatine varıldı. Olay yargıya taşındı.

Kaynak: Sabah

Yargıtay Birinci Başkanlığı, usulsüz olarak 3 ay dinlenmiş

19 Aralık 2009 Yargıçlara yönelik usulsüz dinleme, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndaki (TİB) 2. tespitte görev alan bilirkişilerin hazırladığı raporda, belgeleriyle ortaya konuldu. Yapılan ilk arama sonrası TİB Başkanı Fethi Şimşek dinlenen numaranın Yargıtay Birinci Başkanlığı'na değil, eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'na ait olduğunu söylemiş ve Yargıtay'ın santralinin teknik özelliği nedeniyle dinlemenin gerçekleştirilemediği belirtilmişti.
NTV'den Gökhan Gerçek'in haberine göre; bilirkişi raporunda, TİB Başkanı Şimşek'in aksine Yargıtay Birinci Başkanlığı'na ait 33 ile biten numaranın üç ay süre ile dinlendiği tespitine yer verildi.
netgazete

08 Mart 2010 13:30
Başbakan'ın Yatak Odası Dinlendi
Yeni Şafak,Erdoğan'ın yatak odasının dinlendiğini iddia etti. Hakim kararıyla, yargı üyelerinin dinlenmesine isyan eden HSYK ve diğer yargı organlarının tepkisi merak ediliyor..Dinleme faaliyetleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın evine kadar uzandı. Ankara'da Vatanseverler Davası'nda yargılanan Zeki Balaban ve Halit Bozdağ'ın Erdoğan'ı yatak odasında bile dinlediği ortaya çıktı.

Taraf Gazetesi'nin haberine göre Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden Vatansseverler Güç Birliği Hareketi (VKGBH) davasında yargılanan Zeki Balaban ile Halit Bozdağ'ın Başbakan Tayyip Erdoğan'ı yatak odasına kadar dinledikleri ortaya çıktı. Balaban ve Bozdağ'ın yaptığı telefon görüşmelerine "İçimizdeki Gladio ile Yüzleşmek" kitabında yer veren Yeni Şafak gazetesi Ankara Haber Müdürü Abdülkadir Selv i, Başbakan Erdoğan'ıın evine kadar uzanan dinleme faaliyetlerini gözler önüne serdi. Selvi, kitabında anlattığı konunun Vatansever Kuvvetler Güç Birliği hakkında hazırlanan iddianamede yer aldığını belirtti.

Selvi'nin kitabında ayrıca, Balyoz Darbe Planı'nın zanlılarından emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri'nin başkanlığını yaptığı Stratejik Araştırmalar Etüt Merkezi'nin, (SAREM) Tanya adlı Rus bir mankene kırmızı pasaport verdiği belirtiliyor. Tanyeri ABD'deki Hudson Enstitüsü'nde Türkiye'ye ilişkin felaket senaryolarının konuşulduğu toplantılara katılmış ve senaryolara hiçbir itirazda bulunmamıştı.

506'LIDAN DİNLEME VAR

Zeki Balaban ile Halit Bozdağ'ın Başbakan Erdoğan'ın dinlenmesine ilişkin konuşması kitapta şöyle yer alıyor:

Halit: Dinlemeyi de bırakın artık tamam.

Zeki: Tamam oldu.

Halit: Yatak odasına kadar dinlenmişsiniz adamı (Başbakan'ı kastediyor) Bu nasıl iş ya?

Zeki: Kim dinlemiş ya?

Halit: Yav neyse seninkiler

Zeki: O zaman senin yanındakiler koymuş olur, bizden kimse girmedi.

Halit: Koymamış koymamış, kartlardan dinleme var. Tamam.

Zeki: Kartlardan dinleme o şekilde değil.

Halit: 506'lıdan dinleme var, o sen verdiğinden, kimse onlar, o Yaşar kaşar da arayıp duruyor başka telefondan. Onun da bir kulağını çekin bakalım. Dikkat edin, tamam.

aktifhaber

21 Nisan 2010
DERS: MİLLİ GÜVENLİK KONU: FİŞLEME
Liselerde Millî Güvenlik Dersleri'ne giren subayların, öğrenci ve öğretmenleri, "solcu, türbanlı, namaz kılıyor, sol görüşlü ve bölücü" olarak fişlediği belirlendi.

Liselerde Millî Güvenlik Dersleri'ne giren subayların, öğrenci ve öğretmenleri, "solcu, türbanlı, namaz kılıyor, sol görüşlü ve bölücü" olarak fişlediği belirlendi. Fişlenenler arasında müdür yardımcısı babasını ziyarete giden yedi yaşındaki türbanlı kız da var.

1998-2008 yılları arasında Milli Güvenlik JL Dersleri'ne giren muvazzaf ve emekli subay öğretmenlerin, Genelkurmay'ın emriyle öğretmen ve öğrencileri, 'solcu', 'türbanlı', 'namaz kılıyor', 'sol görüşlü' ve 'bölücü' olarak fişlendikleri ortaya çıktı. Asker öğretmenlerin, rapor haline getirdikleri fişlemeleri bağlı oldukları istihbarat birimlerine sundukları belirlendi. Raporların buradan da silsile yoluyla komutanlıklara kadar gönderildiği tespit edildi. Fişleme raporlarının il ve üçe güvenlik kurulu toplantılarında da gündeme geldiği belirtiliyor.

Yedi yaşındaki türbanlı listede

Devlet ve İmam Hatip liselerinin fişlendiği raporlarda birbirinden ilginç detaylar yer alıyor. Bazı okullarda pazartesi ve cuma günü düzenlenen törenlerde kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı sıraya girmeleri Milli Güvenlik Dersi öğretmenlerinin dikkatinden kaçmadı. Subay öğretmenler bu uygulamayı fotoğraflarıyla birlikte istihbarat birimlerine bildirdi. Yedi yaşındaki türbanlı kız çocuğunun müdür yardımcısı olan babasını okulda ziyaret etmesi de fişleme raporuna girdi. Öğretmenler odasında bulunan Zaman ve Türkiye gazeteleri ise "irticacı yayınlar" kategorisinde değerlendirildi.

Derste türban takıyorlar

Tarafın ulaştığı fişleme raporlarından biri 25 Şubat 2008 tarihli. Rapor, Van Erciş İmam Hatip Lisesi'nde Milli Güvenlik Dersi'ne giren İstihbarat Binbaşı Murat Ayvaz tarafından hazırlanmış.

Kız öğrencilerin okula türbanla geldiği ve derslerde türban çıkarılmadığı belirtilen raporda okul yöntemi hakkında suç duyurusunda bulunulduğu anlatılıyor. Suç duyurusu üzerine okul müdürünün, "Öğrenciler köyden geliyor, kız çocuklarının daha fazla okula gelmesi için velilerle söz kestik. Buna göre kız öğrenciler okulda başlarını açmayacak" dediği belirtilen raporda, bunun üzerine Binbaşı Ayvaz'ın şubat tatiline kadar bekleme karan aldığı kaydediliyor.

Binbaşı Ayvaz, sömestr tatilinin ardından 20 Şubat 2008'de kız öğrencilerin başlarını açmaması üzerine durumu bir tutanakla tespit edip dersten ayrılıyor. Kılık kıyafet yönetmeliğinin ihlal edildiğini savunan Ayvaz, bunu bir tutanakla Alay Komutan Vekili Yarbay Hamdi Aşa'ya bildirmiş.

İftar yemeği bile raporda

Bir başka fişleme raporu ise Albay Zeki Gülgün'e ait. İzmir'deki çeşitli okullarda Milli Güvenlik Dersleri'ne giren Gülgün, 11 Kasım 2006'da hazırladığı raporda dönemin Ege Ordu Komutanı Orgeneral Şükrü Sarışık'a okullarla ilgili bilgiler veriyor.

Gülgün raporunda Gaziemir'de Endüstri Meslek Lisesi'ni ziyaret eden yabancı konukların olduğunu, bazı öğrencilere ABD'den zarflar geldiğini, çevresindeki bazı okulların ise AKP'ye yakın olduğu ileri sürülüyor. İmam Hatip Okulları'nda Atatürkçü öğretmenleri yıldırma politikasının izlendiği belirtilen raporda İzmir Kız Lisesi'ndeki uygulamalar ayrıntılı olarak anlatılıyor. Okul müdiresinin "şeriatçı" düşüncede olduğu ileri sürülen raporda, din dersi öğretmeninin müzede görevli gösterilip okulda ders verdiği, okul müdiresinin Ramazan'da öğretmenlere iftar yemeği verdiği, okula katkı adına toplanan paralardan şeriatçı grupların düğünlerine çelenk gönderildiği iddia ediliyor. Emekli Albay Gülgün "Harun Yahya isimli sapık İslamcı yazarın kitaplarının da" okulun kütüphanesinde bulunduğunu Ege Ordu Komutanı'na bu ifadelerle rapor ediyor.

İşte fişleme soruları

Milli Güvenlik Dersleri'ne giren subay n^A öğretmenler tarafından doldurulan soru formlarında öğrenciler ve öğretmenler hakkında bilgiler toplanıyor. Yaklaşık 40 okulda yapılan fişlemede subay öğretmenler aşağıdaki sorular doğrultusunda rapor hazırlayarak üstlerine sunuyor. İşte "Milli Güvenlik Bilgisi Dersi Öğretmenleri İçin Kontrol Formu"ndaki sorulardan bazıları:

İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersine giren öğretmenlerin branşı uygun mu?
Başörtülü ve türbanlı olarak derse giren öğretmen var mı? Miktarı ne kadardır?
Öğrenciler namaz kılmak için zorlanıyor mu?
Öğrenciler oruç tutmaya zorlanıyor mu?
Kız öğrenciler beden eğitimine katılıyor mu?
Okul karma ise kız ve erkek öğrencilerin birbirleri ile temasını önlemek için özel önlem almıyor mu?
Okul personeli olmadığı halde okula gelen şahıslar var mı? Ne faaliyet yapıyorlar?
Anma ve kutlama yıldönümleri için gerekli törenler yapılıyor mu?
Atatürk köşesi var mı? Yeri uygun mu?
Okulda irticai maksatlı ses ve görüntü yayını yapılıyor mu?
Okulun harcamaları hangi kaynaktan sağlanıyor?
Okulun finansına İslami sermayenin etkisi nedir?
Öğretmenler arasında başta irtica olmak üzere yıkıcı, bölücü faaliyetleri destekleyen, destekler mahiyette konuşan irticai, yıkıcı, bölücü mahiyette yayın yapan gazete, dergi, kitap ve doküman okuyan personel var mı? Varsa isimleri nelerdir?
Okula devam eden öğrencilerin maddi durumu ne seviyededir?
Öğrencilere belirli dersane veya kişilerden ders almaları tavsiye ediliyor mu?
Okulda kütüphane var mı? Var ise irticai ve yıkıcı yayın var mı?
Öğrencilere irticai mahiyette kitap ve dergi okumaları tavsiye ediliyor mu?
Milli Güvenlik Bilgisi öğretmeni dersten çekildi mi? Çekildiyse hangi tarihte ve neden?
Okul özel mi, devlet mi yoksa vakıf okulu mu? Vakıfa ait ise kaynakları nelerdir? İslami örgütlerle ilişkisi ne düzeydedir? Parasal desteği nedir? Özel ve vakıf okullarında öğrencilerin ne kadarı aidat ödüyor? Kaç öğrencinin masrafı vakıf tarafından karşılanıyor?
Okul tek mi yoksa bir kompleksin parçası mı? Okulun civarında yakınında, okul idaresinin bağlı olduğu özel ya da vakfa ait ilköğretim okulu, Kuran Kursu, cami, mescit, yurt vb. var mı? Okul içinde hoparlörle ezan okunuyor mu? Okulda mescit var mı? Ders saatlerinde mescide namaz kılmaya gidenler var mı? Varsa kimlikleri tespit edilecek.
Öğrencilerden ferden veya birkaç kişi bir araya gelerek oluşturdukları grup olarak Sekiz Yıllık Eğitim ve Laiklik aleyhtarı propaganda veya şeriat yanlısı tavır ve davranış içinde bulunanlar var mı? Varsa kimlikleri?
Kaynak: Taraf

Lojmanlara temizliğe gelen başörtülü kadınlar da fişlenmiş

27 Temmuz 2010
Lojmanlara temizliğe gelen başörtülü kadınlar ve subay yakınlarını ziyarete gelen kadınların tek tek fişlendiği tutanaklarda, bu kadınların ziyaret ettiği evlerde oturan subaylar da fişlenmiş.
Orduevleri ve askeri birliklerde başörtüsü yasağı uygulayan TSK'nın Zeytinburnu'nda trajikomik bir uygulamaya imza attığı ortaya çıktı. Vakit'in ulaştığı fişleme tutanaklarına göre, askeri lojmanlarda başörtülü temizlikçi ve bakıcı kadınlar bile fişlenirken, temizlikçi “kıyafetinde inkılaba uygun düzeltmeler yapılarak” içeri alınmış.

1. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın komuta sahasında bulunan Zeytinburnu'ndaki askeri lojmanlarda sıkı bir “Atatürk ilke ve inkılaplarına uyum” uygulaması yapıldığı belirlendi. Lojmanlarda yakını olan subay ve astsubayları ziyaret eden başörtülü kadınların yanı sıra, bu evlere temizlik için gelen kadınların bile geri çevrildiği ya da kıyafeti düzeltilerek içeri alındığı belirlendi.

Orgeneral Iğsız'ın emriyle gerçekleşen “Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun giyim” uygulamasında ayrıca, bu ilke ve inkılaplara aykırı kıyafet giyenler ile bu kıyafeti giyenlerin gittiği subay ve astsubaylar da fişlendi. Vakit'in dün yayınladığı TSK bünyesinde general, albay ve diğer rütbelerdeki onlarca subayın terörden yargılanmış yakınlarıyla ilgili hiçbir fişleme ve takibat yapılmazken, başörtüsüyle ilgili yapılan bu denli takibat ve fişlemeler manidar bulunuyor.

Vakit'in elde ettiği tutanaklara göre, 16 Mart 2009 tarihinde Binbaşı Zekai Kutbay'ın evine temizliğe gelen bir kadının “Atatürk ilke ve inkılaplarına göre giyimi düzenlendikten” sonra içeri alındığı belirtiliyor. Tutanakta şöyle deniliyor: “16.03.2009 tarihinde saat 08.10 sularında “B” Tipi Lojman Sosyal Tesisleri Nizamiyesi'nden giriş yapan Yeter Ş. ve Gülcan C. isimli şahıslar F.Altay Ap. D: 4'te ikamet eden 66. Mknz. P. Tug. Tank Tabur Komutanlığı'nda görev yapan Tnk. Bnb. Zekai KUTBAY'ın dairesine temizliğe gelmişlerdir. Şahısların kılık-kıyafetleri Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı olduğu içi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 833
Konum: Belarus

MesajTarih: Cmt May 31, 2008 10:57 pm    Mesaj konusu: CHP'nin Sav'I fena çöktü Alıntıyla Cevap Gönder

43 FARKLI YAZILIM 'BİZİ' DİNLİYOR

28 Aralık 2008 22:03
Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu, CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın yasa dışı dinlendiği iddiasını araştıran Meclis Araştırma Komisyonuna casus yazılımlar hakkında bilgi verdi

ANKARA - CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın yasa dışı dinlendiği iddiasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna bilgi veren Gazi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu, yaygın olarak kullanılan pek çok casus yazılım türleri bulunduğunu söyledi.

Komisyona dinleme teknikleriyle ilgili bilgi veren Sağıroğlu, dinlemeyi, "pasif saldırı türü" olarak tanımladı. Casusluk yöntemleri, casus yazılımlar ve bunlardan korunma yöntemlerini anlatan Sağıroğlu, "Saldırganlar, günümüzde artık tek bir saldırgan olarak sistemlere saldırmıyor, komple, koordineli, planlı çalışıyorlar ve daha önceden test edip pek çok senaryoyu uygulayıp ona göre sistemlere saldırı yapıyorlar" dedi. Bu saldırının "senaryosu önceden belirlenmiş, insanın aklının, hayalinin sınırlarını zorlayan türde" olduğuna işaret eden Sağıroğlu, şunları söyledi: "Dinlemelere en fazla altyapı oluşturan casus yazılımlar ve klavyeleri, basılan tuşları dinleyen yazılım türleri olarak karşımıza çıkıyor. Diğer yazılım türleri de var. Bu yazılımlara baktığımızda, 43 farklı yazılımın bizim beklemediğimiz, istemediğimiz veya bizlerin sınırlarını zorlayan şekilde sistemlerden bilgi alabildiğini, sistemleri hack edebildiğini veya sistemleri işletemez duruma getirdiğini biliyoruz. Yaygın olarak kullanılan pek çok casus yazılım türleri var. Bu casus yazılım türleri; buradaki ortamı dinleyip, bilgisayarda olan tüm etkinlikleri, bakın tuşa basımdan tutun konuşmaya, kamera varsa üzerinde kameradaki görüntüye kadar her şeyi kaydedip, karşı tarafa iletebiliyor. Bu yazılımlar öyle profesyonel çalışıyorlar ki bilgisayara yüklendiğinin bile farkında olmuyorsunuz. Kendini koruma özelliği var, görünmez özelliği var. Çok ileri düzey bir uzman olmadığınız sürece, bunları algılamak çok zor. "

-KLAVYEYİ OKUYAN VE DİNLEYEN YAZILIMLAR VAR-

Sağıroğlu, casus yazılımları, "kullanıcılara ait önemli bilgilerin ve kullanıcının yaptığı işlemlerin, kullanıcının haberi, isteği olmadan alınıp üçüncü taraflara aktarılması işlemini gerçekleştiren veya kötü niyetli kişilere aktarılmasını sağlayan yazılım türleri" olduğunu ifade etti. Kişinin bilgisayarı ilk açtığında "şifre girdiğini" anlatan Sağıroğlu, şunları kaydetti: "Klavyeyi okuyan veya klavyeyi dinleyen yazılımlar var. Bu yazılım, ilk etapta kişinin şifresini elde edebilecek bir yapıdadır. Şifrenizi elde ettiği anda, zaten sisteminizi ele geçirmiş anlamına geliyor. Kullanıcı şifrelerinden tutun, dosya şifrelerine, şifre anahtarından tutun banka kredi şifrelerinize kadar, eğer internetten işlem yapıyorsanız, bu yazılımlar kopyalayıp karşı tarafa aktarabilecek yeteneklere sahip yazılımlardır. Bu yazılımlarla, gönderilen, alınan e-postalardan tutun, msn’de yazdığınız her türlü, klavyeye dokunduğunuz her türlü mesajı toplayan, hangi programı çalıştırdığınıza kadar raporlayan, internette hangi web sitelerini gezdiğiniz, ne kadar kaldığınızı, o sitelerin görüntülerini bile bilgisayarda tutup, kopyalayıp veya sistemde tutup başka tarafa aktarılabiliyor. Burada ekran görüntülerinden tutun fare tıklamasına kadar, aklınıza gelebilecek her türlü işlemi kopyalayıp karşı tarafa aktarabilecek yeteneklere sahip ve bunlar süreli çalışabilen yazılımlar. Nasıl mı? İlk üç saniye çalışsa yazılım, kendini silip kaybolabiliyor. Bunun varlığını anlamak için gerçekten ileri düzeyde çalışma yapmak gerekiyor. İyi bir uzmanlığa ihtiyaç var. Yazılım şifrenizi alıyor, gönderiyor, sonra kapatıyor kendini, siliyor, gidiyor."

-İYİ AMAÇLARLA DA KULLANILIYOR-

Sağıroğlu, casusluğun kötü amaçla düşünüldüğünü, ama iyi amaçlar için de kullanılabildiğine dikkati çekerek, şöyle kontu: "Kişisel bilgilerin elde edilmesi yanında, bir işyerindeki bir patron, işyerinde çalışan tüm bilgisayarlarda akşama kadar ne iş yapılıyor bunu izleyebilir. Amerika’da bunu izleme oranı yüzde 80. Son yıllarda, özellikle Amerika’da popüler olan işlerin birbirlerini casus yazılımlarla izlemesi, artık Türkiye’de de popüler bir konu haline geldi. Casus yazılımla eşini dinliyor; eşi aldatıyor mu, başka şeyler mi yapıyor? Eşler birbirini takip ediyor. Yargıya intikal eden bazı olaylar da olduğunu biliyoruz. İnternet sitelerinde görüş bile yazıyorlar. İşte, ’teşekkür ederim bu casus yazılıma, eşimi daha iyi tanıdım, ona daha çok bağlandım’ diyenden tutun, ’nefret ediyorum, ondan ilk etapta boşanmak istiyorum’ diyenlere kadar, pek çok şey internette görülebiliyor. Casus yazılımlarda, donanımsal ve yazılımsal olanlar var. Donanım olarak baktığımızda bir bilgisayar içerisinde bakın küçük bir parça, bilgisayarın arkasına, klavyeye takılıyor. Takıldıktan sonra da klavyeye bastığınız tüm bilgileri o küçücük donanım üzerinde o bilgiler tutuluyor. Temizliği yapan bir kişi bilgisayarınızın arkasına küçük bir parça takarak, sizin bilgisayarınızı ele geçirebilir ve bunu tespit etmek mümkün değil. Şimdi soruyorsunuz buna çözüm nasıl bulabiliriz? Buna çözümü, dikkatle bulacağız."

-45 DOLARA EVİNİZE KURYEYLE GELİYOR-

Casus yazılımların internetten sipariş edildiğini ve 45 dolara kuryeyle eve kadar getirildiğini anlatan Sağıroğlu, casus klavyelerin ise 800 YTL’ye alınabildiğini, normal klavyeden görüntü olarak bir farkı olmadığını söyledi. Sağıroğlu, 500’den fazla yazılım bulunduğunu bunların çoğunun ücretsiz olduğunu da iddia etti. "Casus kulaklıkların da 1200 YTL’ye her taraftan dinleme yapabildiğini" ifade eden Sağıroğlu, bu sistemin telefona giden gelen aramaları dinleyebildiğini, arama listesini kopyalayabildiğini, sim kart değişikliklerini bile karşı tarafa bildirdiğini öne sürdü. Sağıroğlu, casus telefonların yanı sıra çiçeklik, çanta, duvar saati şeklinde de dinleme cihazlarının internetten satıldığını söyledi. Sağıroğlu, dinleme ve izleme yapılabilen casus yazılımların sistemlere çok kolay entegre edilebildiğini, kolay fark edilemediklerini, işlerini bitirip kaybolduklarını anlatınca Komisyon Başkanı Hakkı Köylü, "Cinlere benziyor" dedi. MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş ise "Cinleri, perileri radyoizotopla izah eden materyalistler de var" diye konuştu. "Kullandığınız bilgisayarlar casus bilgisayar olabilir" diyen Sağıroğlu, milletvekillerine hediye edilen bilgisayarlara dikkati çekerek, "Bunlarda da olabilir. Bunların da araştırılması gerekiyor" dedi. Avrupa Konseyi tarafından kişisel verilerin otomatik işlenmesi ve ilgili bireylerin korunması konusunda bir karar aldığına işaret eden Sağıroğlu, "Türkiye de buna imza attı ama uygulamadı. 39 ülke dışında, 81 ülke imzaladı. Halen Mecliste olan bu düzenleme, bir çok hususun giderilmesinde çok faydalı olacaktır" görüşünü kaydetti.

İLGİNÇ DİYALOGLAR

MHP’li Osman Durmuş, dinlemelerden ve cep telefonlarına denetimsiz gelen mesajlardan rahatsız olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Bunu atış poligonuna dönüştürmeyelim. İsteyen bana istediği mesajla saldırmasın. Bizi bir müşteri olarak İtalya, İsveç, Finlandiya’nın dinlemesini istemiyoruz. Şu anda kendimizi sahipsiz hissediyoruz. Bizi devletin tüm kurumları dinliyor, ondan vazgeçtik. Ama önüne gelen insanlar da dinliyor. Tamamen korunmasız haldeyiz. Biz teknoloji üstünlüğünü kullanalım derken çırılçıplağız. Her şeyimiz, çok özelimiz dinleniyor. Bize hizmeti sunanlar kamu dinlemesi dışında dinlemeye izin vermeyecek tedbir almanız lazım. Müşteriyi ’size izinsiz dinleme girdi’ diyecek aparatı kurmanız lazım. Belki kanunen teklif vereceğiz bu konuda. Ben koruma istiyorum ya da sizin telefonunuzu kullanmayacağım. Mesela şu anda mesajları almıyorum. Çünkü en uygunsuz adam bana mesaj gönderiyor, adresimi istiyor. ’Türkiye Osman Durmuş yazın, gelir’ diyorum, geliyor nitekim. Herkes, herkese mesaj gönderip taciz etmemeli. " Durmuş’un tanımadığı insanların kendisini aradığını belirterek, "Kalpazanlar, dolandırıcılar, uyuşturucu kaçakçıları veya şu anda Ergenekon’da yargılananlar sizi telefonla arıyor" sözleri üzerine arayan giren CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, "Yapma Allah’ını seversen, kendini itham ettin şimdi" dedi. Mengü, Durmuş’un, "Aranıyor kardeşim, o zaman seni de arıyorlar" sözlerine, "Beni de arıyorlar tabii. Adam tutuklanmış beni arıyor" karşılığını verdi.
haber10

Skandal görüşmenin tutanakları..

Tarih; 1 Haziran 2008 Pazar, 09.00-10.30 arası…Cumhuriyet üniversitesi Uygulama Oteli Bahçesi'nde bir kahvaltı.. CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, CHP İl Başkanı Bülent Renda Deniz ve CÜ Rektörü Mehmet Bakır..

İki CHP'li, Rektörle ne konuştu? 17 / 06 / 2008 15:35

GÖKTÜRK TUNÇTÜRK'ün özel haberi

CHP’li Önder Sav skandalının hemen ardından Vakit Yazarı Serdar Arseven, iki CHP’li nin, bir Rektörle yaptıkları gizli görüşmelerini üstü kapalı yazmış ve yakında açıklayacağını belirtmişti.

Bu yazıdan sonra görüştüğümüz Arseven, konuşmaları nasıl elde ettiği ve konuşmaların içeriği hakkında bazı ipuçları vermiş, konuşmalarda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında seviyesiz şekilde sözler sarf edildiğini belirtmişti.

Vakit yazarı Serdar Arseven, bugünkü yazısında o konuşmaların kahramanı CHP’li milletvekili ve CHP İl başkanı ile Rektörün ismini ve konuşmaların detayını açıkladı.

Arseven’in bu yazısında olmayan bazı ilginç noktalar ise şöyle;

Vakit Gazetesi Ankara Haber Müdürü Fatih Akkaya, konuşmaları teyit etmek için aradığı CHP’li vekil ile görüştüğü sırada, Vekil böyle bir ziyaretin olmadığı ve rektörle konuşmadıklarını belirtip inkâra kalkışınca, Akkaya vekile ‘ İnkar ediyorsunuz ama ya kayıt varsa...’ deyince Vekil oldukça tedirgin olur ve başlar itiraflara...

İkinci ilginç nokta ise CHP’liler ve Rektörün, konuşmaların detayını Vakit’e ulaştıran köstebeği aramaya başladığı öğrenildi.

İŞTE ARSEVEN’İN İSİMLERİ VE KONUŞMALARI AÇIKLADIĞI ‘ “Beni de mi takip ediyorsunuz” BAŞLIKLI YAZISI...

“Efendim… “Yüksek ateş”in pençesinde kıvrandığımız ve yatağa bağlanmama çabası içinde olduğumuz bu haftanın ilk (size göre ikinci) iş gününde, önceden “ipuçlarını verdiğimiz” bir başka meseleye girelim mi?..
Malûm; VAKİT, CHP, önder Sav-Vali mevzularına girdiğinde yer yerinden oynamış… Ve… Laikçiliğin temel kolonlarından biri olan CHP; liderinin “iş bilmezliği”nin de muazzam katkısıyla çatlamıştı!..
Oradan çalışacak olursak…
Yine bir CHP’li… Pardon bu sefer “iki” CHP’li…
Ve… Bir de Rektör…
O… CHP’li değil tabii!..
Maziye atıfla girelim: 1 Haziran 2008 Pazar, 09.00-10.30 arası…
Cumhuriyet üniversitesi Uygulama Oteli Bahçesi’nde bir kahvaltı…
Katılımcılar; CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, CHP İl Başkanı Bülent Renda Deniz ve… Sayın Rektör Mehmet Bakır…
Bize ulaşan ve “yalanlanmasını” büyük bir “arzu” ile beklediğimiz diyalog notlarına göre, üniversitedeki “dincilikle” mücadeleden ve bu “mücadele”nin Sivas çapında verilmesinin öneminden bahsediyor, taraflar…
Sayın Bakır’a göre; kendisi, “irtica ile mücadelenin” olmazsa olmazlarından!..
Diğer adaylar ise… İşte; orada… Sayın Cumhurbaşkanı’nın; “Yanlış” bir adım atmasının hangi “hukuki” ve de “demokratik” tavırlarla engelleneceği üzerine “fikir egzersizi” yapıyorlar!..
Bunlardan biri de…“Sayın Gül’ün aynı rektörde karar kılmaması halinde toplu istifa!..”
Bir de… Anayasa Mahkemesi’nden nasıl bir karar çıkacağını, (hem de Yüksek Mahkeme yetki aşımında bulunmadan önce) kesin olarak ortaya koyuyor, Sayın Vekil…
Bana ulaşan “not”ta bu “kesin karar” var da… Yargı sürecinin devam ettiğini göz önünde bulundurarak, “es” geçelim iyisi!..
Şimdi… Başkalarınınki büyük gazetecilik oluyor, biz yaptığımızda hedefe yerleştiriliyoruz malûm…
Bir hınç, bir kıskançlık… Ve bir de… Siyasallaştığına dair geniş bir toplumsal kabul bulunan malum mekanizma!...
Neyse burayı da geçelim… Ve… Sütunumuzun, “not bıraktığımız” Sayın Rektör ve İl Başkanı’na da açık olduğunu belirttikten sonra…
Bize ulaşan “bilgi”nin doğru olup olmadığını “tecrübe” etmek üzere aradığımız CHP’li Vekil Sayın Malik Ecder özdemir’le yaptığımız görüşmenin “not”larını sunalım…
Soran, Ankara Haber Müdürümüz Fatih Akkaya…
-Sayın Vekilim, (geçtiğimiz günlerde) Cumhuriyet üniversitesi’ni ziyaret ettiniz galiba?..
-Yok, hayır!..
-Etmediniz mi?..
-Hayır!..
-üniversite’nin Uygulama Oteli Bahçesi’nde bir kahvaltı?..
-Ya bu özel bir kahvaltıydı!.. Yani, evet, sizi dinliyorum…
-Yani rektör beyle bir görüşmeniz olmadı mı kahvaltıda?..
-Fatih Bey!.. çok sıkı tâkip ediyorsunuz. (Gülerek, hem de kahkahalarla) İnşallah ben de dinlenmiyorumdur! (Ahaaa… önder Sav muhabbetinden bahis. S.A)
-Yok Sayın Vekilim, ne münasebet. Sadece bir not var. O dinleme iddialarının ne olduğu malum. Ben, Sayın Rektör’le görüşmeniz hakkında…
-Bakın, orada seçim var. Kulis çalışması olmasın diye özen gösterdim. Sabah kahvaltısında hal hatır sordum rektöre.
-Hal hatır sordunuz?.. Yalnız mı ziyaret ettiniz?..
-Fatih Bey, bunları niye soruyorsunuz?..
-Bir de İl Başkanınız var mıydı yanınızda?..
-Olabilir, ne var bunda ki…
-Hiç… Ne olsun; bir Vali ile CHP yöneticisi hükümet aleyhinde laflıyor. Siz, seçim öncesinde İl Başkanınızla birlikte Sayın Rektör’e 1.5 saat “hal hatır” soruyorsunuz… çok önemli değil tabii!..
-Ben, İl ilçe örgütünü gizli götürmüyorum ki…
-İşte tamam, gizli değil. özel değil…
-Gittik, 1 saat kahvaltı yaptık.
-Diğer rektör adaylarını?..
-Onları da ziyaret edecektim, vaktim olsaydı.
-Vaktiniz yetmedi?..
-Haber değeri var diyorsanız, dilediğinizi yazabilirsiniz!..
-Rektörlük seçimleri filan konuşulmadı; kapatma davası, Yargıtay bildirisi vesaire, değil mi?..
-Tabii ki önde seçim var. Nasıl gidiyor, seçimlerde diye konuşulmuştur!.. Bunun altında bir şey aramak yanlış bir şey.
-Hayır hayır, bir şey aramıyoruz. Sohbet ettiniz sadece!..
-Varsa bir iddianız belge, bilgi, kayıt…
-Yok, yok… Merak ettiğim bir şeyler vardı Sayın Vekil, olabildiğince izah edici açıklamalarınız oldu, teşekkür ederim!..
•
Görüşmenin özeti böyle… Sayın CHP’li Vekil bayağı “izahat” vermiş değil mi?..
Dikkatimi çeken ve bu yazıyı kaleme almama “sebep” olan vaziyet: CHP’li “dostlarımız” bayağı “tepkili” görünüyorlar.
Manzara; Rektör-AK Partili Vekil ve AK Parti İl Başkanı şeklinde olsaydı, “yadırganırdı!..”
Oysa… CHP’lilerle Sayın Rektör’lerin “Laik Cumhuriyeti koruma ve kollama” eksenli muhabbetler organize etmelerinde ne gibi bir “gariplik” var ki!..
Sayın CHP’li vekilin de ifade ettiği gibi yaptıkları gayet “tabii” ve de “alışılmış!..”
Sayın Baykal’ın, perişan olmasına sebebiyet veren “bizi dinletiyorlar” çıkışına paralel olarak, “Ne o, beni de mi takip ediyorsunuz” gibi bir yaklaşım sergileyen Sayın Vekil rahat olsun…
Diğerleri de rahat olsun; VAKİT’ in sadece 150 bin muhabiri var!.. Başka bir gücü de yok!..”
cafesiyaset.com (özel)

CUMHURİYET BÖCEK KOMASINDA

31 Mayıs 2008
Önder Sav'ın cep telefonunun açık kaldığı kesinlik kazandı. Kamuoyunda yankı bulan olay, medyanın da bir numaralı gündem maddesiydi
Peki gazeteler bu haberi nasıl gördü? İlk günlerde haberi köstebek, böcek watergate, skandal gibi başlıklarla marnşetine taşıyan gazeteler görüşlerini değiştirmekte zorlandı. Şaşkınlık manyetlere yansıdı. Bazı gazeteler haberi görmedi ya da küçük gördü.

Cumhuriyet, Vakit-Sav görüşmesini onaylayan belgeleyi başka türlü gördü. Baykal'ın "watergate'ten daha ağır" ifadesine yer verdi. Gazate ayrıca Sav'ın telekom belgesinin düzmece olduğunu ima eden sözlerini manşetine taşıdı..

Bir diğer ilginç olan da Milli gazete oldu. Saadte Partisi'ne yakınlığıyla bilinen gazete, olayı neredeyse yok saydı. Haberi 1. sayfanın sağ tarafına sıkıştırdı.

Radikal de haberi kuşa çevirirken, Posta gazetesi CHP'yi zor durumda bırakmamak için "kafalar karıştı" başlığını kullandı. Hürriyet ise daha cesurcesur başlık attı: "Ortam değil gaflet çıktı"

İşte medyanın dinleme olayına ilişkin attıkları başlıklar.

Cumhuriyet: AKP devleti röntgenci yaptı

Hürriyet: Ortam değil gaflet çıktı

Star: Vatergate fiyaskosu

Sabah: CHP'nin Sav'ı fena çöktü

Milliyet: Önder Sav'ı Vakit dinlemiş

Milli Gazete: Sav'ın telefonu 42 dakika açık kalmış

Vakit: Alın size belge

Vatan: 44 dakika canlı yayın

Zaman: CHP'nin Sav'ı çöktü meda sınıfta kaldı

Yeni Şafak: Telekomik

Akşam: Belge çıktı CHP çöktü

Bugün: CHP böcek komasında

Taraf: CHP yuvarlanmış Vakit'ini bulmuş

Posta: Kafalar karıştı

Radikal: Önder Sav Yes'e basmış!
İnternethaber

Sav'ın Telefonu Aselsan mı?
31 Mayıs 2008 14:54

Önder Sav'ın telefonunun kaydedilmesi ya da dinlenmesinde telefonunun markası büyük önem taşıyor. Eğer Aselsan'sa Sav'ı haklı görebiliriz çünkü...

Ekonoews yazarlarından Bilal Şahan başından geçen olayı yazısında şöyle anlattı:

"Yıllar önce beni de dinlediler. O zamanlar Taha Kıvanç bile ortam dinlemesine maruz kaldığını yazmamıştı. İlk cep telefonum Aselsan’ın imalatı Aselsan 1919 modeli idi. Telefonun ayarlarını oynamışız. Arayan ‘telefonun çalıyor, sesin geliyor niye cevap vermiyorsun’ diye sitem ediyor. Telefonu incelemeye aldım. Arandığında telefon çalarla çalmaz arası bir ses çıkarıyor. Sonra kendiliğinden açılıyordu. Meğer otomatik cevap verme özelliğini devreye sokmuşum da haberim yok. Belki de Sav’ın telefonunda da böyle bir özellik var! Olayda hangi telefonun kullanıldığı bu açıdan önemli…

Son söz…Bakalım hangi serbest girişimci “Telefonlara antikulak programı yüklenir” diye reklama başlayacak?"

CHP'nin emektar politikacılarından Önder Sav'ın, emektar bir Aselsan telefon kullanıp kullanmadığı merak konusu...
aktifhaber

Büyükanıt Paşa'nın Voltaj Sırrı
09 Mayıs 2009 08:55

Büyükanıt Paşa, telefonunun dinlendiğini "voltaj" örneğiyle açıklamıştı. Peki Büyükanıt voltaj testini nasıl yapıyor, uzmanlar ne diyor?

Yaşar Büyükanıt’ın “Voltaj düşüklüğü nedeniyle dinlendiğini biliyordum” sözlerini uzmanlar doğruladı.

Sabit telefonlarda akım 13’ün altına düşüyorsa bu dinlendiğinizin işareti...

Türkiye Bilgisayar Mühendisleri ve Programcıları Derneği Başkanı Yılmaz Sönmez, eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın “Telefonumun dinlendiğini biliyorum” açıklamalarını doğruladı. Sönmez sabit telefonlarda dinlemenin tespit edilmesinin küçük bir cihazla mümkün olduğunu söyledi.

Sönmez, önemli makamlardaki insanların önlem alarak dinlenip dinlenmediklerini öğrenebileceklerini söyledi. Sabit telefonlarda özellikle cihazın yanına monte edilen voltametre adlı küçük bir cihazın buna imkan tanıdığını belirten Sönmez, “Normal telefonlarda akım 13 volttur. Bu voltametre dediğimiz cihazı makinenize bağladığınızda akım eğer 13’ün altına düşüyorsa dinleniyorsunuz demektir. Bu cihaz telefonun içindeki akım miktarını ölçer. 13’ün altında olan 12-11 rakamları bile telefonun dinlendiğinin kanıtıdır” diye konuştu.

Kim aramış mesajına bakın

Sönmez, cep telefonlarında ise böyle bir yöntemin olmadığını savundu. Sönmez, “Cep telefonlarında direk bir cihaz ya da yöntemle dinlemeler anlaşılamaz. Ancak operatörlerin kişinin telefonu kapalı iken arayanları bildiren hizmetleri var.

Bu servisle size gelen numaralar arasında kendi numaranız varsa dinleniyorsunuz demektir” diye konuştu. Sönmez dinlenen kişinin sim kartının ve numarasının dinleyen kişi tarafından kopyalandığını, telefon kapalı iken dinleyen tarafın açık kalmaya devam ettiğini ifade ederek “Sistem böyle durumlarda kişinin kendi numarasını dinleyen tarafta açık olduğu için arayan numara olarak algılıyor. Bu durumda da farkında olmadan kişiye dinlendiğini ihbar etmiş oluyor” dedi.

Telefonu dinleniyorsa şikayetçi olacak

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Büyükanıt'ın "Beni de dinlediler" sözleri için “Böyle bir endişe yaşıyorduysa bunun gereğini yapmalıydı" dedi. Yıldırım şöyle devam etti. Yasal kurullar dışında dinleme yapılması suçtur. “Burada bir çelişki var, telefonunun dinlenildiğini söyleyenler şikayetçi olmuyor. Gidip savcıya şikayet edecekler, 'Benim telefonum dinleniliyor' diyecekler. Hakkımızı aramıyoruz. Eski Genelkurmay Başkanı da böyle bir endişe yaşıyorduysa bunun gereğini yapmalıydı.
aktifhaber

Cami Doluluk Oranları Fişlerde
14 Mayıs 2009 08:15

Barajların doluluk oranlarının raporlanması gibi, Org. Şener Eruygur da camilerin doluluk oranlarını raporlatmış. Buradan vardığı sonuç ise...

Ergenekon davasında tutuksuz yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur'un jandarma genel komutanı olduğu dönemde camiler ve cemaat oranı hakkında fişleme çizelgesi hazırlattığı ortaya çıktı.

İddianamenin ek klasörlerinde yer alan söz konusu belgeler, 2003 tarihini taşıyor. Kurum içi hazırlanmış evrakların üzerinde 'kişiye özel', 'gizli' ve 'ivedi' ibareleri dikkat çekiyor.

Buna göre Eruygur, İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır ve Trabzon'un aralarında bulunduğu 21 ilin jandarma komutanlığına örnek çizelge göndererek araştırma yapılmasını istemiş. Çizelgede, 'caminin kapasitesi', 'vakit namazlarına gelen kişi sayısı', 'cuma namazlarına gelen kişi sayısı ve doluluk oranı' şeklinde başlıklar bulunuyor.

Genelkurmay Başkanlığı'nın 26 Haziran 2003 tarihli Korgeneral H.K. imzalı tek sayfalık emir yazısında, Türkiye genelindeki mevcut camilerin kullanım kapasitelerini tespit etmek maksadıyla bir çalışma başlatıldığı ifade ediliyor. Ekte gönderilen çizelgeye göre hazırlanacak bilgilerin 17 Temmuz 2003'e kadar Jandarma Genel Komutanlığı'na gönderilmesi isteniyor. Konunun bazı çevrelerce istismar edilmesini önlemek maksadıyla incelemenin sorgulamadan ziyade gözleme dayandırılarak bilmesi gereken prensibine göre yapılmasının sağlanması emri veriliyor. Yazının ekinde yer alan 2 Temmuz 2003 tarihli ve 'J.Bnb. M.A.' imzalı örnek çizelgede, "Caminin adı, kapasitesi, vakit namazlarına gelen kişi sayısı, cuma namazlarında caminin doluluk oranı (%)" başlıklarının altına gerekli bilgilerin yazılması emri veriliyor.
aktifhaber

Dinleme; Türkiye'de binde bir, ABD'de 137 binde bir
11:30 - Newsweek dergisince ABD’deki düşünce kuruluşu Washington Enstitüsü üst düzey uzmanlarından Soner Çağaptay imzasını taşıyan “Türkiye’nin Cadı Avı’nın Arkasında” başlıklı “Ergenekon” soruşturmasına ilişkin bir makale yayımlandı. Makalade dinlenme olaylarına da değinilerek “26 Nisan’da Türkiye Adalet Bakanı, polis istihbaratının 70 bin kişiyi dinlediğini açıkladı. Bu demek ki, bugün her binde bire yakın Türk, polis tedkiki altında yaşıyor. ABD’de bu oran ise 137 binde bir” yorumunda bulunuldu. 17.05.2009 NEW YORK netgazete

Tüpçü Kılığında Ajan Sokmuş
27 Mayıs 2009 10:54

ETÖ'nün derin kulağı Ersöz'ün adamı Dilsiz, ifadesinde fişlemelerle ilgili ilginç bilgiler verdi. Ersöz, AKP'lilerin evlerine tüpçü, tamirci diye istihbaratçıları sokmuş.
İlişkili HaberlerTüm Haberler
Ersöz'den Doğrulama VarErsöz'ün 'Uydurukçu' DoktorlarıERSÖZ'ÜN EŞİ VE KIZI KONUŞTUİstifa Eden Komutan Konuştu

Ergenekon sanığı Jandarma İstihbarat Daire eski Başkanı Levent Ersöz'ün, AK Parti Milletvekilleri üzerindeki fişleme çalışmaları ile ilgili bilgiler veren sahte yüzbaşı Yüksel Dilsiz, Ersöz'ün AK Partili Milletvekillerinin eşlerinin telefonlarını bile dinlettiği, hatta AK Parti Milletvekillerinin evlerine istihbarat elemanlarını tüpçü, tamirci ve temizlikçi olarak soktuğu bilgisini verdi.

Vakit gazetesinin haberine göre, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanarak cezaevine konulan Jandarma istihbarat elemanı Yüksel Dilsiz'in İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nda verdiği ifadesinde, korkunç bilgiler verdiği ortaya çıktı.

Jandarma istihbarat Daire eski Başkanı Levent Ersöz'ün, AK Parti Milletvekilleri üzerindeki fişleme çalışmaları ile ilgili bilgiler veren sahte yüzbaşı Yüksel Dilsiz, Ersöz'ün telefonlarını dinlettiği, hatta AK Parti Milletvekillerinin evlerine istihbarat elemanlarını tüpçü, tamirci ve temizlikçi olarak soktuğu bilgisini verdi.

ERSÖZ'LE BURSA'DA TANIŞMIŞ

Savcılıktaki ifadesinde Levent Ersöz ile 2002 yılında Bursa Jandarma Garnizon Komutanı iken tanıştığını anlatan Yüksel Dilsiz, Ersöz'ün kendisini Bursa'daki dinî cemaatleri izlemek üzere görevlendirdiğini, kendisinin bir süre bu görevi yürüttüğünü ve bunun sonucunda Levent Ersöz'ün Jandarma istihbarat Başkanı olarak Ankara'ya atandığını söyledi. Ersöz'ün Bursa'daki çalışmaları sebebiyle kendisini Ankara'ya çağırdığını, Güvercinlikle bulunan Jandarma Genel Komutanlığı Tesislerinde istihbarat Grup Komutanlığı'nda bir yere yerleştirildiğini ve Mustafa Kılıç sahte kimliği verildiğini anlattı. Ankara istihbarat Komutanlığı bünyesindeki ASAF TİM'inde görev yaptığını kaydeden Yüksel Dilsiz, burada Salih Albay'ın grup komutanlığında Levent Ersöz'ün resmi ya da gayri resmi talimatlarını yerine getirdiklerini söyledi. Kendisine Türkiye'deki bütün dinî cemaatlere girip görüntüler elde etme görevi verildiğini söyleyen Yüksel Dilsiz, bu cemaatlerle ilişkisi olan siyasetçilerin, kamu görevlilerinin ve işadamlarının tespit edilmesini sağladığını kaydetti.

VEKİLE TUZAĞI KURDU GENERALLER LOKANTASINDA YEMEKLE ÖDÜLLENDİRİLDİ

Levent Ersöz'ün kendilerinden özellikle iktidardaki AK Parti Milletvekilleri ve Bakanlarının cemaat ve gruplarla ilişkilerini belgelemek ve bunların görüntülerinin alınmasını istediğini kaydeden Dilsiz, AK Parti Milletvekili Z.A.'ya nasıl tuzak kurduğunu şöyle anlattı: Z.A. ve A.Y. isimli Milletvekilleri ile temas kurdum. Kendileri ile görüşmek için randevu aldım. Z.A.'yı Konya'da bir cemaatin toplantılarına gidip gelirken tanımıştım. Bana Ankara 100. Yıl Karakusunlar Mahallesi'nde bulunan Birlik sokağında bir kafeteryada randevu verdi. Buraya jandarma görevlileri ile gittim. Onlar bizim oturacağımız yeri görüntülemek içi gerekli tertibatı aldılar. Görüşmede bana AK Parti Milletvekilleri ile Birlik Sitesi'nde gittikleri sohbetlerden bahsetti. Beni de sohbet toplantılarına çağırdı, gittim."

Yüksel Dilsiz, AK Partili Vekili tuzağa düşürmesi olayını Levent Ersöz'e anlattığında Ersöz'ün sevinçten ayağa fırladığını belirterek, "Sevinçten gözleri parladı. Beni defalarca kucaklayıp öptü. 'Hadi devam et seni göreyim' diye defalarca haykırdı. Hatta beni onurlandırmak için Ankara Güvercinlik'teki sadece paşaların girebildiği JEST isimli restauranta gönderdi" diye konuştu.

VEKİLLERİN EVİNE TÜPÇÜ, TEMİZLİKÇİ VE TAMİRCİ DİYE GİRİP İSTİHBARAT YAPMIŞLAR

Levent Ersöz'ün gayrimeşru işlerini takip eden Yüksel Dilsiz, AK Parti Milletvekillerinin evlerine yasadışı şekilde girip istihbarat çalışması yaptıklarını şu korkunç ifadelerle anlattı: Hemen bütün milletvekillerinin evlerinin girişine kameralar ve görüntü alma cihazları yerleştirdik. Hemen hemen tüm AKP Milletvekilleri ve Bakanlarının ev telefonları, bazılarının cep telefonları, korumalarının telefonları, eşlerinin telefonları dinleniyordu. Evlere temizlikçi, tamirci, tüpçü çağrıldığında bazen bunların yerine istihbarat elemanları gönderiliyordu. Bu şekilde evde yaşananlar da gözlenmiş oluyordu."
Kaynak: Vakit Gazetesi

İŞTE KAYMAKAM FİŞLEMELERİ
01 Haziran 2009 08:11

Ergenekon'un kullandığı o isimler.. Kaymakam ve Daire Başkanları listeleri...

Dışişleri, İçişleri, Maliye ve Çalışma Bakanlığı bürokratlarının ardından bu kez de kaymakamlar ve daire başkanlarının da fişlendiği ortaya çıktı...

Ergenekon'un fişleme rezaletlerine bir yenisi daha eklendi. Daha önce ortaya çıkan Dışişleri, İçişleri, Maliye ve Çalışma Bakanlığı bürokratları ile fişlemelerden sonra bu kez de kaymakamlar ve İçişleri Bakanlığı bünyesindeki daire başkanları hakkında fişlere ulaşıldı. Vali, kaymakam ve daire başkanı statüsündeki onlarca ismin fişlendiği ortaya çıkarken mülki amirlerin çok ilginç ilişkileri de not edilmiş. Yaklaşık 60 üst düzey bürokratla ilgili kapsamlı fişlemeler yapıldığı belirlendi.

‘Canlardan’dır notu

Ergenekon soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008'deki 6. dalga operasyonda gözaltına alınan Jandarma eski Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un orduevindeki ofisinde ele geçen fişleme belgelerinde yok yok. Eruygur'dan ele geçirilen 5 numaralı CD'de yer alan "irtibatlar" başlıklı dosyada kamu bürokrasinin üst seviyelerinde görevli çok önemli isimlerle ilgili çarpıcı notlar çıktı.

Fişleme belgelerinde bürokratların özel hayatlarından seyahatlerine, tatillerinde kimlerle birlikte olduklarına kadar çok detaylı bilgilere yer verilmiş. Kaymakamlar ve valilerle ilgili bölümde Alevi kökenliler için "Canlardandır" notu düşülürken bazıları için de "DHKP/C'lidir, PKK'ya yakındır" denmiş.

HÜCRE EViNDE KALANDAN TECAVÜZDEN ARANANA

R.Y (Vali yardımcısı): Aşırı sol, tehlikeli. Tunceli kökenli. Adana'ya sonradan göç etmişler. Karısı öğretmen. Devrim evliliği yaptılar. Üniversitede iken hücre evinde kalıyor.

F.Ç (Kaymakam): DHKP-C lidir. PKK'ya da yakındır. Kaymakamlıktan önce aşırı sol bir partiye üyeliği var. Ovacık’ta iken aşırı sol örgüt mensuplarıyla ilişkileri yüzünden kızağa alındı. Ardahan’ da Kürtçüler'le ve HADEP'lilerle ilişkileri çok iyiydi. HADEP'liler bunu "Göle" kaymakamı olarak istediler. Karı kız işleri vardır.

‘Terörist ruhludur’

N.A (Vali yardımcısı): AÜSBF 90 mezunu, 1968 Tunceli doğumlu. Tel. 505.46650xx, DHKP-C'lidir. Mezhepçilik yapar. Tunceli Hozatlı’dır. Terörist ruhlu. Türkiye aleyhine konuşur.

A.S (Vali): S.K isimli dul bir kadınla yasak aşk yaşıyor. Kadın XXXX adresinde yaşıyor, 0532 xxxxxx numaralı telefonu kullanıyor. Kollanmalı. İrtibatları sağlam.

Ü.Ç (Kaymakam): Bakanlık'tan Silopi'ye gönderildi. Reyhanlı Kaymakamı iken 2005 Cumhuriyet Bayramı'nda kapalıları bayram alanına sokmadı ve azarladı. İrtibat var. Korunmalı.

M.K (Kaymakam): Karı kız işleri vardır. İngiltere'de bir hemşire ile beraber yaşadığı söyleniyor. Sol görüşlü, MİT ile irtibatı olabilir.

H.E.S (İçişleri Bakanlığı Bürokratı): Akşehir doğumlu. Canlardan. MİT ile irtibatı var. Bergama Kaymakamı iken İstanbul'dan halk eğitim kurslarında eğitici getirdi. Bununla dost hayatı yaşadı. Kadın makamda buna bağırmış, aralarında tartışma çıkmış. Genelkurmay Psikolojik Harekat adına çalışıyor.

A.Ö (Vali yardımcısı): Masonlar'la irtibatı var. Amcası Demirel'in adamı idi. Hanımıyla problemleri vardı. Rotaryenlerle kaymakam adayı iken Antalya'da irtibata geçti. Problem yok.

N.Ş (Vali yardımcısı): İstanbul da işlerimize destek oluyor. Korunmalı.

N.O (Vali): İçişleri Bakanlığı'nı çok iyi bilir. Bu konuda oldukça yararlı oluyor. İrtibat var. Kollanmalı ve aktif görevde tutulmalı. Abisi (müftü) ile de irtibat var. Daha önce A.K. ve M.Y. ile birlikte güzel işler çıkardılar.

‘Dengesiz, psikopat’

G.Ö (Kaymakam): İrtibat var. Karı kız ayakları var. Dengesiz, psikopat. Destek olup kollanmalı.

Ş.B (Mülkiye müfettişi): İrtibat var. AKP karşıtlığını cesurca ortaya koyar. Kollanmalı. Valiliği için çalışılabilir.

H.H.T (Personel Daire Başkanı): Tel. 505.466XXXX. Personeli tanır. Faydalı. Referanslarına güvenilir. Kollanmalı.

F.Z (Kaymakam): Canlardan. İngiltere'de bir kıza saldırdı, tecavüze kalkıştı. Yerel gazetelerde protatip resimlerle arandı, yakalandı.

Kürt devleti İSTİYOR

E.A (Bakanlık bürokratı): Elazığ Karakoçanlı. Kürtçülüğü var. Hırslı ve zayıf noktaları var. Biraz paspal giyinir. Türkiye adına İçişleri Bakanlığı’nı temsilen yurtdışında toplantılara katılıyor. Türkiye'deki Kürtler’i Bulgaristan'daki Türkler’le karşılaştırıyor. Türkiye'nin aynı hakları vermesi gerektiğini savunuyor.

Kürtler’in de K.Irak'ta bağımsız devletlerinin olması gerektiğini, Kuzey Irak'ta Türkler'in Kürtler'in 1/3'ünü temsil ettiğini, Türkiye'nin oraya müdahale etmemesi gerektiğini savunuyor. Kürtler’in azınlık olarak kabul edilmesi gerektiğini söylüyor.

Haber: Adem Yavuz Arslan/Bugün

Başsavcıları Böyle Fişlediler
07 Haziran 2009 11:02

51 Numaralı CD’den Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya, Ankara Başsavcısı Boyrazoğlu, Başbuğ'un danışmanı Nuran Yıldız'ın fiş dosyaları çıktı. Ergenekon takibi...

Ergenekon terör örgütü iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında GATA personeli ve muvazzaf subaylara yönelik operasyon dalgasını başlatan 51 Numaralı DVD’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’ya ait fiş dosyasının da olduğu ortaya çıktı. Yalçınkaya ile birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu’nun da adım adım izlendikleri zaman zaman görüntülerinin ve resimlerinin de çekildiği belirlendi.

BAŞSAVCILAR NEREDE YEMEK YER?

Levent Göktaş’ta bulunan 51 Numaralı DVD’de şantaj amaçlı mahrem görüntülerin dışında yargının zirvesindeki bazı isimlere ait fişleme dosyaları da çıktı. Yargıtay Başsavcısı Yalçınkaya ile Ankara Başsavcısı Boyrazoğlu’nun özel hayatının adım adım izlenerek kayıt altına alındığı belirlendi. Yalçınkaya ve Boyrazoğlu’nun yemek yediği yerler, çevresinde bulunan insanlar, arkadaşları, akrabaları tek tek fişlenmiş.

YÜKSEK YARGI MENSUPLARI FİŞLENDİ

DVD’de yer alan ‘YARGITAY TÜMܒ isimli klasör içerisinde bulunan ‘Savcılar’, ‘Tetkik Hakimleri’ , ‘Üyeler’ isimli dosyalarda halen görev yapan ve emekli olan savcı, hakim üyelere ait bilgiler bulundu. DVD’de bulunan ‘Yargıtay’ isimli bir başka dosya içersinde de Yargıtay savcılarının, hákimlerinin ve üyelerinin isimleri ile haklarındaki fişleme amaçlı notlar bulundu. Levent Göktaş’a ait olduğu iddia edilen DVD’den Ergenekon soruşturması sanıkları Ergun Poyraz ve Levent Ersöz’ün yanı sıra İlhan Selçuk hakkında hazırlanan fişleme dosyaları da ele geçirildi.

Askeri de atlamamış!

51 numaralı DVD’de, başta komuta kademesi olmak üzere subay, astsubay ve askeri personel hakkında tutulan fişleme dosyaları da var. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un da fişlendiği ailevi fotoğrafların yer aldığı DVD içinde bazı generaller hakkında tutulan bilgi notları da bulundu. Başbuğ’un kişisel iletişim danışmanı Doç. Dr. Nuran Yıldız hakkında fiş dosyası çıktı.
aktifhaber

Gerçeker'den ''Fişleme'' Atağı
29 Haziran 2009 08:20

Ergenekon soruşturmasında tutuklanan emekli Albay Göktaş'ın bürosunda ele geçirilen DVD'lerde Yargıtay üyelerinin neredeyse yarısını fişlediği tespit edildi
İlişkili HaberlerTüm Haberler
Gerçeker: Göğsüm KabardıYargıtay'dan Hükümete Sert EleştirilerYargıtay Başkanı Sert ÇıktıYargıtay Son Sözü SöylediJİTEM'in İlk Cesedi Kesinleşti

Ergenekon soruşturmasında tutuklanan emekli Albay Mustafa Levent Göktaş'ın ismi son günlerde 'kirli eylem planı'yla gündeme geldi. Belge, Göktaş'ın avukatı Serdar Öztürk'ün bürosunda ele geçirilmişti. Göktaş'ın kendi bürosunda bulunan dokümanlar arasından ise ilginç bir DVD çıkmıştı.

Savcılığın kayıtlarına '51 No'lu DVD' olarak giren delilde, Ergenekon'un Yargıtay üyelerinin neredeyse yarısını fişlediği tespit edildi. Yapılan incelemede, 91 Yargıtay üyesi hakkında siyasî görüşlerinden ailevî bilgilerine ve tuttukları futbol takımına kadar fişleme bilgisine rastlandı.

Bundan sonraki süreç de dikkat çekici. Alınan bilgilere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay Başkanlığı'na gizli bir yazı gönderdi. 51 No'lu DVD'de, aralarında daire başkanlarının da bulunduğu üyelerle ilgili hukuka aykırı şekilde fişleme yapıldığını belirten savcılık, üyelerin şikâyetçi olup olmadığının bildirilmesini istedi. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker de, toplu liste göndermeden fişlenen her isme kendisi ile ilgili kısmı tek tek tebliğ etti. Yargı mensuplarına, Ergenekon'dan şikâyetçi olup olmadıklarını sordu. Ancak, şimdiye kadar müdahillik talebinde bulunan olmadı.

Özel Kuvvetler'den emekli Albay Göktaş, 7 Ocak'ta gözaltına alındı. Evi ve bürosunda yapılan aramalarda 62 CD ve DVD'ye el konuldu. 12 Ocak'ta da 'terör örgütü üyesi olduğu' gerekçesiyle tutuklandı. Bilgisayarındaki şifreli dosyalarda bulunan fişleme listelerinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın da isminin olduğu iddia edildi.

Yüksek yargı mensuplarının büyük bölümünün tek tek fişlendiği dosyalarda, bazı isimlerin çocukları, arkadaş ve dostlarının da takip edildiği belirlendi. CD ve DVD'lerde, bazı hâkim ve savcıların 'mahrem ilişkilerini' gösteren fotoğraf ve kamera kayıtları, Başbakan, TBMM Başkanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı ve bazı hükümet üyeleri ve bürokratlarının özel ve kişisel bilgilerinin bulunduğu fişleme dosyaları yeraldığı basına yansımıştı.

BAŞSAVCILIK'TAN YARGITAY'A 'GİZLİ' YAZI

Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay Başkanlığı'na Yargıtay üyeleriyle ilgili fişlemeleri 'gizli' yazıyla bildirdi. 51 No'lu DVD'de aralarında daire başkanlarının da bulunduğu üyelerle ilgili hukuka aykırı şekilde fişleme yapıldığını, üyelerin şikayetçi olup olmadığının bildirilmesini istedi. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'in toplu liste göndermeden, fişlenen her isme kendisi ile ilgili kısmı tek tek tebliğ ettiği öğrenildi.

Yargıtay üyeleri arasında başlıca gündem maddesi olan fişleme olayıyla ilgili şimdiye kadar şikayet ya da müdahillik talebinde bulunan olmadığı kaydedildi. Fişleme dokümanlarında, 'CHP'li, MHP'li, tarikatçı, Alevi, Fenerbahçeli' gibi ifadelerin yer aldığı kaydedildi. DVD'de bazı Yargıtay üyelerinin uygunsuz görüntülerinin ilgilisine tebliğ edilip edilmediği konusunda bilgi edinilemedi. Yargıtay'da, emekliye ayrılanların dışında halen 230 civarında üye görev yapıyor.

Arama tutanağına giren 51 numaralı DVD'de önemli görevlerdeki kişilere ait fişlemeler, çok gizli askeri bilgiler ve adliye mensuplarına ait mahrem ilişkilerin bulunduğu öne sürülmüştü. Fişleme listelerinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın da isminin olduğu öne sürülmüştü. Göktaş, mahkemeye verdiği ifadede DVD'nin kendisine ait olmadığını iddia etmişti. Ergenekon davasının sanıklarından emekli Orgeneral Şener Eruygur'un ofisinde bulunan belgelerde, Dışişleri, İçişleri, Maliye ve Çalışma Bakanlığı bürokratları gibi kaymakamlar ve daire başkanlarının da tek tek fişlendiği ortaya çıkmıştı.
Kaynak: Zaman

08 Ocak 2010 19:53
Edirne'de İkinci Dinlenme İddiası
Edirne Belediye Başkanlığı makam odasının dinlendiği iddia edilirken hedef olarak eski emniyet müdürünü gösterildi.

Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş ve Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, dinlemenin yapıldığı iddia edilen televizyonu basına gösterdi. Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi'nin makam odasında iki adet LCD televizyon sökülerek yerleştirildiği iddia edilen dinleme ve izlenme cihazları hakkında alanın uzmanı olan Adana Milletvekili Tacidar Seyhan bilgi verdi.

Televizyona iki tür sistemin yerleştirildiğini belirten Seyhan, "Bunlardan biri ses alma, diğeri görüntü alma sistemidir. Ancak bu sistem basit bir sistem değil, entegre bir sistemdir. Hem karasal yayın üzerinden hem de digital yayın üzerinden bu sistemin ses ve görüntüyü dünyanın herhangi bir yerindeki bir merkeze gönderme kabiliyeti var." dedi.

Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi de, 28 Mart yerel seçimlerinden sonra belediye makam odasına bir televizyon ihtiyacı olduğunu düşünerek televizyon alınması talimatını verdiğini söyledi.

Haziran ayı başlarında televizyonun alınması için çalışmalar yaptığını belirten Sedefçi, "Daha sonra televizyon belediyeye teslim edildi. Temmuz sonlarına doğru teslimat yapıldı. Bizim işe başladığımız tarih 6 Haziran, teslimat ise temmuz ortalarında gerçekleşiyor. Bir buçuk ay sonra televizyonun gelmesinin gerekçesi ise gümrüğe takıldığı şeklinde söylendi. Televizyon geldikten sonra sürekli arıza yapmaya başladı.

Yeni bir televizyon olmasına rağmen sürekli arıza yapması beni şüpheye götürdü. Bu şüphelerimi Yılmaz Ateş'le paylaştım. Bu konuda yardım talebinde bulundum. Ve bugün geldiler. Beraberce noteri çağırdık. Televizyon yetkili servisini çağırdık. Ve noter huzurunda televizyon açıldı. Açıldığında şu görülen parçalar dinleme aygıtları ortaya çıktı. Ben de hiç açılmamış yeni bir televizyon aldırttım. İkisi karşılaştırıldığında fark ortaya çıkıyor. Arkadaşların verdiği bilgiler doğrultusunda bunların dinleme aletleri olduğu ortaya çıktı." diye konuştu.

Konu ile ilgili olarak Edirne Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşerek gerekli suç duyurusunda bulunduğunu belirten Sedefçi, "Bundan sonra yargı süreci işleyecektir. Gereken yasal işlemler yapılacaktır." ifadesini kullandı.
Televizyonun alınması ve sistemin belediye makam odasına yerleştirildiği dönemde Edirne Emniyet Müdürü'nün Hanefi Avcı olduğunu hatırlatan Sedefçi, bunun herkes tarafından bilinmesini istedi. Konu ile ilgili olarak kimseyi suçlamadığını belirten Sedefçi, sadece Hanefi Avcı'nın görev yaptığı dönemde yapıldığını ve şimdi emniyet müdürü ile bir ilgisinin bulunmadığını sözlerine ekledi.
aktifhaber

09 Ocak 2010
Bir 'İrtica Takibi' Daha...
Vakit gazetesi, Ergenekonculardan çıkan Tuğgeneral Ümit Şahintürk'ün hazırladığı 'cami fişlemesi' belgesini yayınladı...



İşte Vakit gazetesinde Kenan Kıran imzasıyla yer alan o haber...

Genelkurmay Başkanlığı’nın, vatandaşların cami yapmasını bile irticaî faaliyet olarak gördüğü ortaya çıktı. Geçtiğimiz günlerde askeri iki aracın durdurularak içindeki askerlerin sorgulanmasını, “Son günlerde yaşananların, kişileri ve toplumu ne hale getirdiğini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir” açıklamasında bulunan Genelkurmay Başkanlığı’nın; İslâmi duyarlılığa sahip kişilerin bir araya gelmesi ve kendi aralarında para toplayarak cami yapmasından dahi rahatsız olmuş.

İŞTE O PARANOYA YAZISI

Dönemin Genelkurmay Başkanlığı İç Güvenlik Harekat Daire Başkanı Tuğgeneral Ümit Şahintürk’ün, 2000 yılında, Genelkurmay İstihbarata Karşı Koyma ve Güvenlik Daire Başkanlığı’na gönderdiği yazıda, “Manisa Merkez Recepli Köyü nüfusuna kayıtlı Mehmet Efendi namına Muştak İlhan ve müritlerin cami, yemekhane, misafirhane vb. binaları yaptırdığı, her yıl yemekli toplantılar düzenleyerek irticaî faaliyetlerde bulundukları Ek’deki ihbar mektubunda belirtilmektedir. Arz ederim” ifadelerini kullanmış.
Raporda, Prj. Sb. Yb. H. Minisker ve Ş. Md. Alb. H. Çakırer’in imzası da bulunuyor.
Raporda imzası bulunan Ümit Şahintürk’ün, Tümgeneral rütbesinde iken Milli Güvenlik Akademisi Komutanlığı yapmış.

Ümit Şahintürk’ün, raporu Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında yargılanan sanıklarda ele geçirilmiş.



Seferberlik Tetkik Kurulu Bölge Başkanlığı’ndaki aramaları yapan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Kadir Kayan'ın takip edildiği iddiası üzerine polis, iki aracı takibe almış, durdurulan araçlarda bulunan ve askeri personel olduklarını söyleyen kişiler Merkez Komutanlığı’na götürülmüş buradan serbest bırakılmıştı.

Genelkurmay Başkanlığı da, 1 Ocak 2010 tarihinde, Ankara’da polis tarafından durdurulan askeri araçlarda bulunan askeri personelle ilgili açıklama yapmış ve “Olayın, bir şüphe üzerine yapılan ihbar ve bu ihbara yönelik olarak icra edilen bir uygulama olduğu anlaşılmış ise de, son günlerde yaşananların, kişileri ve toplumu ne hale getirdiğini göstermesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir” denilmişti. Genelkurmay Başkanlığı’nın, cami yapımını irticaî faaliyet gören skandal raporu hakkında açıklama yapıp yapmayacağı merak ediliyor.

Milli Güvenlik Akademisi Komutanlığı da yapan Tuğgeneral Ümit Şahintürk; cami yapımını, vatandaşların bir araya gelerek yemek yemelerini irticaî faaliyet olarak gören rapor hazırlayarak Genelkurmay’a sunmuş.
aktifhaber

Aydın Doğan, eniştesini toprağa verdi
15:10 - Doğan Holding Şeref Başkanı Aydın Doğan'ın eniştesi ve Ataman İnşaat'ın kurucusu Hasan Ataman'ın (84) cenazesi, İstanbul'da toprağa verildi. Lösemi rahatsızlığı neticesinde dün Arnavutköy'deki evinde vefat eden Ataman için Marmara Üniversitesi İlahiyat Vakfı Camii'nde cenaze töreni düzenlendi. 11.07.2010 İSTANBUL netgazete

Doğan'a Misyonerlik Fişlemesi

02 Ağustos 2010
Jandarma'nın, Aydın Doğan'ı da misyonerlik faaliyetleri çerçevesinde fişlediği iddia edildi!
Jandarmanın, Aydın Doğan’ı da misyonerlik faaliyetleri çerçevesinde "Yunanistan’da faaliyet gösteren Ortodoks Bank hesabından Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Doğan Yayıncılığa 600 bin Dolar tranfer edildiği.. " şeklinde fişlediği ortaya çıktı.

YAŞ’da terfi bekleyen ve Balyoz davasında hakkında yakalama emri verilen Tümgeneral Halil Helvacıoğlu’nun İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı yaptığı dönemde hazırlanan fişlemede, Aydın Doğan’ın misyonerlik faaliyetleri içinde kullanıldığı ve para aldığı iddia edildi.

Kaynak:Yenişafak

Bankalar borçluları fişlenmiş!
"Kara liste affı"na rağmen bankaların bilgileri kopyaladığı ortaya çıktı
07 Ağustos 2010
Kamuoyunda ‘kara liste affı’ olarak bilinen, Merkez Bankası’ndaki kredi kartı, çek ve senet bilgilerin silinmesine ilişkin düzenlemede ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı.
Star'ın haberine göre, bankaların, Merkez Bankası tarafından kara listedeki bilgiler silinmeden önce tüm listeleri kopyalayarak kendi sistemlerine aldıkları belirlendi.
Bu durum, Merkez Bankası ile bankaları karşı karşıya getirdi.
Hükümet, küresel krizin yaşandığı 2009 yılında Merkez Bankası’ndaki kredi bilgilerin silinmesine ilişkin bir yasa çıkarmıştı. Söz konusu yasa çerçevesinde, kredi kartı başta olmak üzere, çek, senet ve kredi bilgileri silindi. Bu silme işleminin ardından, bazı bankalar kredi kartı veya kredi için başvuruda bulunan müşterilerini, “isminiz kara listeden silinmemiş” diyerek Merkez Bankası’na yönlendirdi. Merkez Bankası ise yasa çerçevesinde tüm bilgilerin silindiğini vatandaşlara anlatarak, talep eden müşterilere, “ilgili kişinin kara listede ismi yoktur” şeklinde yazı verdi.

BİLGİLER ARŞİVLENMİŞ
Bu yönde gelen taleplerin artması üzerine yapılan araştırmada, bankaların kredi vermek istemediği müşterilerini, Merkez Bankası’na yönlendirdiği tespit edildi. Bu çerçevede gelen şikayetler doğrultusunda yapılan araştırmalarda, Merkez Bankası tarafından silinen kara listelerin bankaların arşivlerinde bulunduğu belirlendi. Hatta bazı bankaların, kara listedeki bilgiler silinmeden önce, listeleri kopyalayarak kendi sistemlerine aktardıkları tespit edildi. Böylece, Merkez Bankası’nın kara liste bilgilerini silmesi, listede bulunan vatandaşlar için avantaj sağlamamış oldu. Merkez Bankası kaynakları, kredi kullandırma ve kredi kartı verme gibi bankacılık işlemlerinde yetkinin tamamen bankalarda olduğunu hatırlatarak, “Bazı bankalar, kara listede olsa da müşterilerine kredi verebiliyor. Aynı banka kredi vermek istemediği müşterisine, ‘isminiz kara listede silinmemiş’ gerekçesini gösteriyor. Dolayısıyla, bu konuda Merkez Bankası’nın olumlu veya olumsuz bir etkisi bulunmuyor” dediler.
habertürk

TSK'dan Dinlemeye İddialarına Açıklama
Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner, Merkez Orduevi'nde düzenlenen 30 Ağustos Resepsiyonu'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.
''Aslan Paşa'nın suçlu kulakları'' haberine ilişkin yaptığı açıklamada "TSK yurt içinde dinleme yapmaz, dinleme yapıldıysa da cihazın başında ben durmuyorum" dedi.

Genelkurmay Başkanlığı'nın kendisi hakkında soruşturma başlatmasıyla ilgili olarak Güner, soruşturmayı kendisinin istediğini kaydetti.

Söz konusu haberde, Orgeneral Güner'in "PKK'yı dinleyeceğiz'' gerekçesiyle TSK'ya İsrail'den aldırdığı dinleme cihazlarını başka maksatlarla kullandığı ve 2 bin kişiyi dinlettiği iddia edilmişti. Bu haberin ardından Genelkurmay Başkanlığı jet hızıyla soruşturma başlatmıştı. aktifhaber

İsrail Tüm Türkiye'yi Dinliyor
31 Ağustos 2010
Bir askeri yetkilinin iddiası başkenti şoke etti: İsrail, bu sistem sayesinde tüm Türkiye'nin telefonlarını dinleyebiliyor.
Genelkurmay 2. Başkanı Org. Aslan Güner'in 2007'de İsrail'den alınan cihazlarla 2 bin kişiyi yasa dışı dinlettiği ortaya çıktı.

TSK, iddiayla ilgili soruşturma başlatırken dinlenen isimler öfkeli. Bir askeri yetkilinin iddiası ise başkenti şoke etti: İsrail, bu sistem sayesinde tüm Türkiye'nin telefonlarını dinleyebiliyor.

Türkiye, yeni bir telekulak vakasıyla karşı karşıya. Genelkurmay 2. Başkanı Org. Aslan Güner'in 2007'de 'PKK'lıları dinleyeceğiz' gerekçesiyle İsrail'den aldırdığı cihazla iki bin kişiyi yasadışı olarak dinlettiği ortaya çıktı. Bir askeri yetkili ise başkenti sarsan bir iddia ortaya attı: "GES Komutanlığı tüm GSM firmalarım dinleyebilecek bir sistem siparişi verdi. İsrail bu sistemi bize satmadan önce Türkiye'deki tüm GSM sistemi hakkında bilgi aldı. Türkiye'nin tüm GSM bilgileri İsrail'de ve bizi istediği an dinleyebilir."

HAPİS CEZASI VAR

Taraf Gazetesi'nin haberine göre Güner, Korgeneral rütbesiyle İstihbarat Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada İsrail'den Genelkurmay Elektronik Sistemleri (GES) Komutanlığı'na dinleme sistemi aldırdı. 3 Temmuz 2005'te yürürlüğe giren Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) Kanunu'na göre dinlemeleri sadece MİT, Emniyet ve Jandarma yapabiliyor. Bu üç kurum haricinde dinleme yapanların, fiilin durumuna göre üç yıldan başlayan hapis cezalarıyla cezalandırılması gerekiyor. Yasaya göre GES Komutanlığı'nın dinleme yetkisi yok. Dinleme amaçlı malzeme alması da mümkün değil.

YASAYI DELMEK İÇİN

Korgeneral rütbesiyle 2007'de İstihbarat Başkanlığı görevini yürüten Aslan Güner, bu yasayı delmek için 5 yıl önceki kararı öne sürdü. Savunma Sanayi İcra Kurulu'nun 12 Mart 2002 tarih ve 209 sayılı kararını gerekçe göstererek, Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı'na 23 Şubat 2007 tarihinde bir yazı yazdı. Yazıda "Birinci öncelikli ihtiyaç listesinde yer alan, cep telefonlarının dinlenmesi yeteneğinin GES Komutanlığı'na bir an önce kazandırılması yüksek öneme haizdir" dedi.

Güner, daha önce yapılan bir sözleşme kapsamında, cep telefonu dinleme sisteminin alınabileceğini savundu. Güner'in bahsettiği sözleşme Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile İnta Space Türk firması arasında 5 Eylül 2006 tarihinde imzalanan Haberleşme Uydusu (Thuraya) İzleme Sistemi Tedariki Sözleşmesi'ydi. Buna göre, TSK'ya Thuraya uydu telefonlarını takip etme imkânı kazandırılacaktı. Güner, bu sözleşme kapsamında uydu telefonları dinleme ve kestirme sisteminin Mart 2007'de geçici olarak, Temmuz 2007'de ise nihai olarak GES Komutanlığı'na konuşlandırılacağını belirtirken bu sisteme ek olarak cep telefonu dinleme sisteminin alınmasını istedi.

KİMLER DİNLENDİ?

Orgeneral Aslan Güner'in getirdiği sistemle, kamuoyunun yakından tanıdığı birçok ismin dinlendiği iddia ediliyor. Taraf'ın görüştüğü askerî yetkilinin verdiği isimler şunlar: "Baskın Oran, Doğu Ergil, Fikri Sağlar, Kenan Işık, Ziya Halis, Orhan Miroğlu, Sırrı Sakık, Leyla Zana ve Sebahat Tuncel."

ARABAYA MONTE EDİLDİ

İsrail'den alınan cep telefonlarının da dinlenebileceği sistem 06 AD 6382 plakalı Mercedes Benz arabaya monte edildi. Bu fotoğrafı Taraf'a veren askerî yetkili çok çarpıcı bir iddia daha ortaya attı: "İsrail bu sistemi bize satmadan önce Türkiye'deki tüm GSM sistemi hakkında bilgi aldı. Türkiye'nin tüm GSM bilgileri İsrail'de ve bizi istediği an dinleyebilir."

DİNLENENLER DAVA AÇACAK

DOĞRU İSE İHANETTİR

Prof. Dr. Doğu Ergil

Vahim bir iddia. İsrail Türkiye’deki iletişim sistemi hakkında ne tür bir cihaz vereceğine ilişkin bilgi almış. O bilgilerle Türkiye’deki herkesi dinleyebilirler. Bunlar doğru ise ihanet etmişlerdir Türkiye’ye. İnsanların bütün özel haberleşmelerini kayıt altına alıp onları 'kendi ideolojik görüşlerine aykırı davrandı' diye kullanmaya çalışmak, hele bunu yasadışı yetkisi olmadan yapmak hem aptallık hem ahlaksızlıktır. Eğer bizim ulusal güvenliğimizi bu kafadaki adamlar sağlayacaksa biz çok güvensiz bir haldeyiz demektir. Kendi haline bıraksak daha güvenli olabilir! Güvenlik güçlerinin bir takım siyasal mülahazalarla üstlerine vazife olmayan işler edinmeleri son derece tehlikeli ve demokratik rejim için sakıncalı. Umarım dinlenen insanlar toplu olarak ve bireysel olarak dava açar, bir daha bunların olması önlenir.

YAZILARIMI OKUSALARDI

Prof. Dr.Baskın Oran

Hiçbir demokratik rejimde bulunmayan bu uygulamayı yapan şahıslar, telefonlarımı dinleyeceklerine köşe yazılarımı okusunlar. Bu sayede hakkımda daha çok istihbarat toplamış olurlar. Ancak okumayı öğrenmeleri gerekir. Köşe yazılarımı okudukları takdirde benim hakkımda daha çok istihbarat alacaklardır. Çünkü bütün düşündüklerimi yazıyorum. Türkiye hızla demokratik standartları yakalama seviyesine doğru ilerliyor. Tabi bunu yapabilmek için şu an ki durumun böyle olmadığının farkına varmaktan geçiyor. İki bin kişinin dinlendiğinin ortaya çıkarmak da farkına varmaktır, ilk adımdır.

HAKKIMI ARAYACAĞIM

Eski Bakan Fikri Sağlar

Türkiye’de hukukun üstünlüğüne inanmayan, yasalara uymama hakkını kendinde gören bir yapı var. Bu yapı yurttaşları istediği gibi takip eden, baskı kuran, korkutan icabında öldüren bir noktayı işaret ediyor. Demokrasiyi, hukuku yok saydığınız anda hak, hukuk ve eşitliği de yok sayıyorsunuz demektir. Bu anlayışı meşru kılıyorsunuz demektir. 27 Nisan muhtırasını veren Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt döneminde olan bu olayı düşünmek gerekir. Türkiye acilen hukuk devleti olmalı, hukukun üstünlüğüne inanan bir yapı oluşturulmalı. Maalesef bunun önü kesilmek isteniyor. Tüm bu yaşananlar bireysel haklarıma yapılmış bir saldırı olarak görüyorum. Hukuki haklarımı kullanacağım.

SANATÇI NİYE DİNLENİR?

Sanatçı Kenan Işık

Şaşırdım desem yalan olur. Türkiye’de son zamanlarda anti-demokratik uygulamalar almış başını gidiyor. Herkes dinleniyor. Cumhurbaşkanlarının ve Başbakanların dinlendiği bir ülkede normal geliyor! Ama ben niye dinlendim ona hayret etmiyor değilim. Ben bir sanatçıyım. Düşündüğüm her şeyi ya sahnede ya gazetelerde ya da beyanatla apaçık söyleyen biriyim. Dışarıya söylemediğim gizli bir gündemim yok. Abesle iştigaldir. Siyasetle sanatı bir arada kullanarak ortaya bir şeyler çıkarmak isteyenler olabilir. Ama sanatçı siyaset ve ideolojinin üstünde duran bir kavramdır. Yani siyasetin üstünde duran bir şeydir. Zaten sanatçı böyle olmalıdır. Bugüne kadarki çabalarım özgürlükten, adaletten ve eşitlikten yana oldu. Bunun dışında illegal bir faaliyetim olmadı.

MUŞ MİLLETVEKİLİSIRRI SAKIK

Hesap soracağım

Korkunun kuşattığı coğrafyada yaşıyoruz. Dinlendiğimizi zaten net olarak biliyoruz. Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a yargıdan pek çok kesime kadar herkesin birbirini dinlediği iktidar savaşında hukukun nasıl katledildiğini görüyoruz. Hükümet derhal bunun sorumlularını açığa çıkarmalıdır. Hukukçu ve partili arkadaşlarımız toplanıp yasal işlemlere başvuracağız. Ancak hesap sorması gereken siyasal iktidardır. Hükümet derhal gereğini yapmalıdır. İnsanlık adına hukuk cinayeti, hukuk katliamı. “

GÜNER: O CİHAZLARI YURTDIŞI DİNLEMELER İÇİN ALDIK

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Aslan Güner, terör örgütüne yönelik temin edilen teknik cihazın başka maksatlarla da kullanıldığı iddialarına ilişkin soruşturma açılmasını kendisinin talep ettiğini belirterek, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yurtiçinde dinleme yapmadığını kaydetti.

Merkez Orduevi'nde düzenlenen 30 Ağustos Resepsiyonu'nda gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtlayan Orgeneral Güner, iddialara konu cihazların Savunma Sanayii İcra Komitesi kararı ile alındığını, bu komitede başbakan, milli savunma bakanı ve genelkurmay başkanının bulunduğunu söyledi. Cihazın, terörle mücadele maksadıyla terör örgütünü dinlemek için alındığını anlatan Güner, sorun olmaması için üçüncü ülke ismi vermek istemediğini ama cihazın yurt dışını dinlemek üzere alındığını söyledi. Güner, ''Soruşturma açılmasını ben talep ettim. Birileri içeride de dinleme yaptıysa... O cihazların başında ben oturmuyorum. O da ortaya çıkar. TSK içeride dinleme yapmaz. Her kimin hatası varsa hesabını versin'' diye konuştu.

Kaynak: Bugün

TİB’DE “MEÇHUL KİŞİ” VAR MIYDI
Müyesser Yıldız
08.09.2010

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay ve Danıştay başkanlık santrallerinin dinlendiği iddiasıyla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda bir inceleme yaptı.

Ortada da bin sayfayı bulan koca bir dosya/rapor duruyor. Yandaş medyaya göre, bu inceleme sonucunda “dinleme iddialarının” asılsız olduğu artık kesinleşti. Merkez medya ise TİB incelemesini yapan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “dehşet verici” tespitlerde bulunduğunu anlatıyor. Gerçekten de sadece sabit telefonlar değil, cep telefonlarının nasıl usulsüz bir şekilde dinlenebildiği, polislerin hangi bilgilere sahip olduğu, bilgisayarların nasıl uzaktan kopyalanıp, geriye dönük işlem yapılabildiği, dinleme sayılarının nasıl arttığı, hangi yasal boşlukların bulunduğu vs. anlatılmış.

Özetle karşımızda, adeta bir müfettiş raporu veya Hanefi Avcı’nın “Haliç’teki Simonlar” kitabındaki gözlem ve tespitlere benzer bir çalışma var.

Biz neticeye bakalım; Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, “Bizim dinlendiğimiz gün gibi aşikar” iddiasını sürdürdüğü halde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay ve Danıştay santrallerinin “usulsüz dinlendiğine yönelik kanıt bulunamadığı” için takipsizlik kararı verdi. Elimizdeki tek somut ve resmi sonuç bu…

Öyleyse günlerdir yandaş medyada çarşaf çarşaf yayınlanan Yargıtay, Danıştay ve HSYK üyelerine ait olduğu söylenen konuşmalar bir hayal ürünü müydü?… Başbakan Erdoğan’ın meydan meydan bu konuşmaları anlatıp, “Neler konuştuklarını görüyor musunuzzzz?” diye sorması boşa düşmüyor mu?.. Ve dahi Hanefi Avcı’nın iddialarına dolaylı şekilde cevap verilmiş olmuyor mu?..

Diyelim ki TİB’de sadece Yargıtay ve Danıştay santrallerinin dinlenip, dinlenmediğine bakıldı, ortam veya cep telefonu dinlemesi yapılıp, yapılmadığı araştırılmadı. O zaman bu kadar tespit ve şikayet neyin nesi? Madem bu tespitler yapıldı, Savcılığın incelemenin kapsamını genişletmesi gerekmez miydi? Hele de Silivri’de tutuklu Avukat Serdar Öztürk’ün ihbarı, YARSAV eski Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Aydın Çayan’ın müşteki sıfatıyla suç duyuruları varken!..

“Laf çok, sonuç yok” olduğuna göre, bu incelemeyi, özellikle de yandaş medyanın sevincini neye yormalıyız?

Bundan, “Bakın gayet tarafsız bir inceleme oldu… Dinlemelerin büyük sorun olduğu tespit edildi. Ancak yüksek yargının dinlenmediği de ortaya çıktı…” mesajı almamız mümkün… “Dinleme paranoyamızın” el altından depreştirilmek istendiği gibi bir sonuç da çıkartabiliriz…

Peki, bu hacimli çalışmanın altında bir şeyleri gizleme çabası olabilir mi? Veya zamanlaması itibariyle dikkat çekici değil mi?

Odatv’ye ulaşan iddialardan önce, cemaate yakın Bugün Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan’ın bugünkü yazısına bakalım mı? Arslan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tartışmaları bitirecek bir karara imza attığını ve hükümetin, yargıyı dinlettiği iddialarının boş çıktığını, TİB’in sisteminin de tam not aldığını anlattıktan sonra, “bilirkişi raporuna yansımadığını” öne sürdüğü bir tespitten söz ediyor. O tespit şuymuş; bilirkişiler, ortaya dökülen ses kayıtlarının kaynağının bizzat Yargıtay Başsavcılığı’nın santrali olup, olamayacağını test etmiş. Bu ihtimalin geçerli olduğu görülmüş, ama bilirkişi raporuna yansıtılmamış!..

Acaba rapor veya dosyaya yansıtılmayan başka tespitler de var mıdır?

Mesela inceleme sırasında, TİB’in kozmik odasında, kimliğini açıklamayan, TİB resmi yetkililerinin de “tanımıyoruz, bilmiyoruz” dediği, ancak buraya her gün düzenli gidip, gelen “meçhul” bir şahısla karşılaşıldı mı? O şahsın kimliğinin tespiti ve hakkında işlem yapılması için herhangi bir girişimde bulunuldu mu?

Odatv, bu müthiş iddiayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yetkililerine sordu… Aldığımız cevap sadece, “Ne işlem yapıldıysa, dosyada var” oldu!..

Hiç ama hiç tatmin edici bir cevap değil… O halde, diğer çarpıcı iddiayı veya soruyu aktaralım; Meçhul kişi MİT mensubu (Hatırlanacağı gibi MİT, ulusal güvenlik gerekçesiyle TİB’te arama yapılmasına şiddetle karşı çıkmıştı) mudur? Yoksa, hani Hanefi Avcı her kurumda bir “imam” olduğunu söylüyor ya, bu da TİB’in mi “imamı” idi?

İncelemenin çok kısa sürede sonuçlanması, yani zamanlamaya bakalım; Zira buna ilişkin söylentiler de ciddi. İddia o ki, hükümet, TİB’deki incelemenin referandumdan önce sonuçlanmasını ve açıklanmasını istemiş… Neden? Herhalde, yandaş medyanın iki gündür yazdığı gibi, “Hükümetin, yüksek yargıyı dinletmediğinin” ispatlanması içindir!..

HANEFİ AVCI NE DİYOR?

Bir sohbetimizde Hanefi Avcı, kitabındaki iddialardan sonra başlatılan soruşturmadan bir sonuç çıkıp, çıkmayacağı, bu süreçte delillerin yok edilip, edilmeyeceği konusuna temkinli yaklaşırken, “Hepsini de yok edemezler ya… Ciddi bir araştırma yapılsa ve istense, ne kadar yok edilirse edilsin mutlaka bulunur” demişti.

TİB’deki incelemeden sonra bir kez daha Avcı’ya başvurduk… İdarenin “ayak sürüdüğünü” belirten Avcı’nın, Odatv’ye yaptığı değerlendirme satır başlarıyla şöyle:

-Böyle bir inceleme bir savcının tek başına sonuçlandırabileceği iş değil. O, sadece önüne konan belgeler üzerinden hareket eder. Gerçek bir inceleme, birkaç saatlik keşif değil, ancak müfettişler eliyle ve aylarca sürecek bir çalışmayla yapılabilir…

-TİB dinlemelerin yapıldığı bir yer değil ki. Sadece ana dağıtıcı ve kayıtların tutulduğu yer… Tek başına TİB’de inceleme ve araştırma yapmak yetersizdir.

-TİB’de de kayıtlar silinebilir. Bu yüzden TİB’le yetinmeyip, mutlaka Yargıtay ve Danıştay’ın bağlı olduğu telefon santrallerine de gitmek gerekir.

-Santrallerde de silinme işlemi yapılabilir. Ama mutlaka iz kalır. Her şeyin yok edildiğini varsayalım… O halde en ciddi ipucu o santrallerin yazılım programlarıdır. Gerekirse bu yazılımları yapan ülke veya ülkelerle yazışarak dinleme yapılıp, yapılmadığına bakılmalıdır.

Herkes Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı incelemeyi kendi meşrebine göre yorumluyor. Biz de tüm tartışmaları bir yana bırakıp, TİB Başkanı’nın konumu ve buradaki denetlemelerin hukukiliğini hatırlatmakla yetinelim.

Anayasa Mahkemesi, 29 Ocak 2009 tarihinde, “TİB Başkanı’nın doğrudan Başbakan tarafından atanması”nı ve “Dinlemelerde faaliyetlerin denetiminin, başbakanın özel olarak yetkilendireceği kişi veya komisyon tarafından yapılması”nı iptal etti. Gerekçeli karar yayınlanmadığı gerekçesiyle TİB’deki bu Anayasa’ya aykırılık durumu tam 20 aydır sürüyor.

Öyleyse biz neyi konuşuyor ve merak ediyoruz ki?!..

Odatv.com

"Hasan Iğsız Yıllarca Herkesi Fişledi"
3 Ekim 2010
Alevi olduğu için terfi ettirilmediğini iddia eden emekli Albay İsmail Zengin canlı yayında "Hasan Iğsız yıllarca herkesi fişledi" dedi. Zengin kaynağını da söyledi...
Habertürk TV'de Balçiçek Pamir ile Söz Sende Programına katılan emekli Albay İsmail Zengin şok iddialarda bulundu.

Alevi olduğu için terfi ettirilmediğini iddia eden emekli Albay İsmail Zengin, "Hasan Iğsız yıllarca herkesi mensuplarını fişledi" dedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki "Fişleme olaylarının" en önemli mimarının Hasan Iğsız olduğunu iddia eden Zengin, Genelkurmay'a en büyük zararı Iğsız Paşa'nın verdiğini ifade ediyor.

Hasan Iğsğz'ın Personel Daire Başkanlığı'nda yıllarca herkesi fişlediğini söyleyen Zengin, "Açıkça söylüyorum duymasa da duysun" diyerek Hasan Iğsız'ı "Hodri Meydan" dedi.

Balçiçek Hanım'ın "Peki siz nerden biliyorsunuz bunu?" sorusuna ise İsmail Zengin, "Bana bunu kendisiyle görüşen, konuşan bir general söyledi" dedi. aktifhaber

70 BİN KİŞİ DİNLENİYOR
6 Kasım 2008

Telekomünikasyon İletişim Başkanı Şimşek, "Dinlenen telefonda cızırtı olmaz. Kimse dinlendiğini anlamaz. Telefonunuz son derece nettir. Cızırtı servisle ilgilidir" dedi. Şimşek 70 bin kişinin dinlendiğini söyledi.
TELEKOMÜNİKASYON İletişim Başkanı Fethi Şimşek, Meclis Araştırma Komisyonu’na bilgi verirken dinlenen telefonlarla ilgili halk arasındaki yaygın bir kanıyı da yıktı. "Dinlenen telefonda cızırtı olmaz. Kimse dinlendiğini anlamaz" diyen Şimşek, Türkiye’de yaklaşık 70 bin kişinin telefon görüşmelerinin mahkeme kararıyla kayda alındığını söyledi.

CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın dinlendiği iddiası üzerine kurulan TBMM Telekulak Araştırma Komisyonu’na gelen Şimşek, "Önder Sav olayında bizden sadece belirtilen tarihte gör
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 833
Konum: Belarus

MesajTarih: Sal Hzr 17, 2008 11:34 pm    Mesaj konusu: Hediye bilgisayar ve klavyeye dikkat! Alıntıyla Cevap Gönder

Enis BERBEROĞLU
Hürriyet
İşte o şebeke
28 Mart 2009

BAŞBAKAN, GSM operatörü şirketin TV kanalında konuşuyor ve diyor ki:

- Telefon firmaları, aklınıza hangisi gelirse, bunların hepsi de telefon dinleyebilir mi?

Zaman ve mekán seçimi... Cümledeki "de" yani "dahi" takısı tamamen rastlantı mı?

Yoksa Ergenekon iddianamesinde yer alan bazı tespitlere dayalı ima mı?

Devamını okuyun, kendiniz karar verin.

* * *

İddianamenin 195. sayfasında Çukurova Holding patronu Mehmet Emin Karamehmet’in 17 Aralık 2003 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı’nda yaptığı görüşmenin tam metni yer alıyor... Karamehmet’in iki muhatabından Levent Ersöz o tarihte Jandarma İstihbarat Başkanı. Diğeri Atilla Uğur, Jandarma İstihbarat Teknik Takip (dinleme) Daire Başkanı.

İddianamede Ersöz üç, Uğur dört numaralı şüpheli.

Tekrar Karamehmet görüşmesine dönersek.

Atilla Uğur, Karamehmet’i uğurlarken şu ifadeyi kullanıyor:

- Bu arada komutanım da buradayken belirtmek istiyorum. Turkcell ile ilişkilerimiz çok güzel devam ediyor. Bunun için de teşekkür etmek istiyorum. Aşağıdaki arkadaşlarla da gayet iyi ilişki içerisindeyiz.

* * *

Peki Atilla Uğur’un sözünü ettiği bu "ilişki" hangi amaca hizmet ediyordu?

Atilla Uğur ile Başbakan’ın deyimiyle "telefon firmaları" ne üzerine çalışıyordu?

Ergenekon şüphelisi Atilla Uğur, 17 Şubat’ta Silivri Cezaevi’nden bana yolladığı mektupla anlatıyor:

"...kendi teknik merkezimizi kuruyorduk. (Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT Müsteşarlığı’nda olduğu gibi) Ve bu sistemin tamamen milli olması için komutan onayı ile TÜBİTAK ile birlikte çalışıyorduk. Kurulum aşamasında hem Telsim, hem Turkcell ve hem de Aycell ile resmi iletişim halindeydik "

* * *

Telefon firmaları ve Jandarma (adını koyalım: Şener Eruygur, Levent Ersöz ve Atilla Uğur).

Askerin tıpkı MİT ve polis gibi teknik takip (dinleme) olanağına kavuşması için ortak çalışıyor.

Ne var ki üç operatörden bir tanesinin ve jandarmanın yolları ortak tanıdık işadamında kesişiyor.

Ankaralı işadamının adı Hakan Şanlı, 46 yaşında, savunma sanayii alanında faaliyet gösteriyor.

Atilla Uğur ve Hakan Şanlı arasında savcılık kayıtlarına göre tam 346 telefon görüşmesi geçiyor.

Yine Şanlı’nın şirketi (bu köşede daha önce yer aldığı üzere) Uğur ve arkadaşlarına kriptolu cep telefonları sağlıyor.

Gelelim Şanlı’nın mali ilişkilerine...

Mali Suçları Araştırma Kurulu kayıtlarına göre işadamının hesabına yatan 1.5 milyon dolar şüpheli. Hakan Şanlı, hesap hareketlerindeki belirsizliği, jandarmaya sattığı dinleme cihazları için fatura kesilmediği ve paranın örtülü ödenekten karşılandığı gerekçesine dayandırıyor.

İlginçtir, Hakan Şanlı’nın hesabına Turkcell’den 600 bin dolar yatıyor.

Bu paranın GSM Protocol Analizer bedeli olduğu söyleniyor.

İddianamede yer almayan bir ayrıntıyı da biz aktaralım. 2002 yaz aylarında Turkcell’in de sahibi Çukurova’nın küçük bankası Pamukbank’a el konulduktan sonra... BDDK Başkanı Engin Akçakoca’yı makamında "Ulusal sermayeyi yok ediyorsunuz" diye tehdit eden iki kişiden birisinin Hakan Şanlı olduğu güvenliğe bırakılan kimlik bilgilerine göre ileri sürülüyor. Ancak Şanlı, BDDK’ya gittiğini kesin dille reddediyor.

Savcılığın görüşüyle bu analizi tamamlayalım.

İddianamede Hakan Şanlı’dan sağlanan cihazların Cumhuriyetçi Çalışma Grubu tarafından yapılan yasadışı telefon dinlemeleri için kullanıldığı düşünülüyor.

* * *

Karışık mı oldu? Mehmet Emin Karamehmet’le Atilla Uğur arasında geçen sohbetten savcılığın seçip iddianameye koyduğu cümleyi bir daha okuyun, daha iyi anlarsınız: "İlişkilerimiz çok güzel devam ediyor."

Enis BERBEROĞLU - HÜRRİYET
eberber@hurriyet.com.tr


'DARBE YAPCAZ, VAR MI ÖTESİ'

28 Mart 2009 07:56
Ergenekon sanığı İlhan Selçuk'un, dinlendiğini bildiği halde telefonda darbe hazırlıklarını itiraf ettiği ortaya çıktı. Selçuk dinleme yapan memura 'Hükümeti devireceğiz. Direnirse ordu hazır' diyor
Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk'un çok sayıda kişiyle yaptığı telefon görüşmeleri Ergenekon'un ikinci iddianamesine girdi. Görüşmelerde dinlendiğini bildiğini söyleyen ve sürekli küfür eden İlhan Selçuk darbe hazırlıklarını itiraf ediyor. Savcılar iddianemede bu duruma şöyle yer verdi:

DARBE NASIL OLUR GÖRÜN

'Bu görüşmede sanık İlhan Selçuk'un telefonların dinlendiğini bile bile hem dinleyen kamu görevlilerine hakeret ettiği, hem de istediğiniz kadar dinleyin biz bir plan yaptık derinden bir operasyon yaptık hem hükümeti devireceğiz hemde hükümet direnmeye kalkarsa ordu hazır kuvvet olarak bekliyor diyerek kapatmadan (AK Parti hakkındaki kapatma davası) sonra oluşacak kaos ortamı sebebiyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin haklı müdahale gerekçelerinin ortaya çıkcağını açıkça söylemekte ve geçmiştede kendisinin bu tür konulardan tecrübesinin olduğunu, bu hususları mahkeme zabıtlarına da yazdırdığını söylemektedir.'

HEPSİ SELÇUK GİBİ DEĞİL

İddianamede sanıkların dinlemeye karşı aldığı önlemlere de yer verildi. Savcılar şüphelilerin, örgütün anayasasını teşkil eden "Ergenekon" dokümanı ve sivil yapılanmanın temelini oluşturan "Lobi" dokümanındaki gizlilik prensiplerine bağlı hareket ederek telefon dinlemelerine karşı tedbir aldıklarını ve 'kod' isim kullandıklarını tespit etti.

TELEFONUN TELLERİNE KUŞLAR MI KONAR!..

İddianameye göre sanıklar dinlemeye karşı bazen jammer kullandı. Bazn de dinlendiklerini belli eden sanıklardan Tuncay Özkan ile Kerimcan Kamal'le bir konuşmasında dinleyen görevliye hitaben "Telefonun tellerine kuşlar mı konar?" diyor. Kamal ise "Dinleyenlere ithaf olunur" karşılığını veriyor.

MEHMET SEVİGEN TEDBİRLİ

Ufuk Mehmet Büyükçelebi'nin dönemin CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen'le yaptığı görüşme de dikkat çekici. Sevigen 'Bak şimdi düzgün bir telefonun var mı? Beni düz bir telefondan ara sana bir şey söyleyeceğim' diyor.

PAKSÜT'LE GÖRÜŞME

Ergenekon sanığı Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt ise Ersin Bal ile yaptığı görüşmede; Bal'ın "Bir arkadaşlarımla yemekteyim özellikle de başka bir arkadaşımın telefonu telefonundan aradım yani beni telefonun dinleniyorsa diye... Benim size aktarmam gereken bir şeyler var yarım saatliğine geleceğim yanınıza" diyor. Püksüt ise "Kötü mü?" karşılığını veriyor. Ersin de "Yok yok değil, telefonla konuşmayalım geliyorum" şeklinde konuşuyor.

Salak dinlendiğini bilmiyor mu ya!

Dinlemeye karşı önlem sanıklardan gazeteci Tuncay Özkan 20.02.2008'de Anet Sahakyan'ı arayıp, 'Şu deşifresini yaptığın kadın var ya, akşamüzeri şeye gelsin kanala gelsin. Beni cepten arıyor. Telefonun dinlendiğini bilmiyor salak. Başına bela açacak' diyor. Tuncay Özkan en garip telefon görüşmesini ise 17.04.2008 günü saat 13.03'te Adil Serdar Saçan ile yapıyor. Saçan "Alakasız bir numara versene. Alakasız bir numara verir misin" dediğinde Özkan "Alakasız bir numara vereyim. Alakasız numara veremem dışarıdayım. Ben seni arayayım" diyor. Saçan'ın "Yok, hayır sen beni arama" sözlerine karşılık Özkan da "Alakasız bir numara vermek için alakalı bir yerden arayayım. Artık telefon konuşmalarımız çok güzel oldu ya alakasız" diye cevap veriyor. Tuncay Özkan'ın Ö.Ö isimli kişiyle 17.04.2008 günü Saat 14.00'de yaptığı görüşme de Özkan'ın "Ağzına sağlık ağzına,..., Ya o Yargıtay Başkanı aslan gibi adammış he" sözleri üzerine Ö.Ö'nün de "Ben seni evden arayayım. Konuşacaklarım var. Çünkü bu pezevenk dinliyor bizi" demesi dikkat çekiyor.

Yenişafak


Hediye bilgisayar ve klavyeye dikkat!

CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın yasadışı dinlendiği iddiasıyla ilgili komisyonda GSM operatörleri dinlenirken Prof. Sağıroğlu ilginç bir noktaya dikkat çekti:19 Aralık 2008 22:20


CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın yasa dışı dinlendiği iddiasının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonunda, CHP'li Şahin Mengü ile AK Parti'li Yılmaz Tunç arasında tartışma yaşandı.

Alınan bilgiye göre, Komisyon toplantısının başında söz alan AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, sürekli olarak yasadışı dinleme dinleme konusunu tartıştıklarını belirterek, ''İş mecrasından çıktı. Asıl amaç, CHP Genel Sekreteri Sav'ın dinlenip dinlenmediğiydi. Aslında bu konuda da söyleyecek bir şey yok. Önder Sav dinlenmemiştir, telefonunu açık unutmuştur. Bu da mahkeme kararıyla kanıtlanmıştır. GSM Operatörü de Telekomünikasyon Kurumu da dinleme olmadığına dair rapor vermiştir '' dedi.

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, bugüne kadar çok sayıda kişiyi dinlediklerini ifade ederek, ''Siz konuyu algılayamamışsınız. Genel Sekreteri mahkum etmek istiyorsunuz. Söyledikleriniz gerçek dışı'' diyerek Tunç'a tepki gösterdi.

Tunç'un görüşlerini tekrar etmesi üzerine sinirlenen Mengü, kendisine tepki göstererek, ''Terbiyesizlik yapma'' diye bağırdı. Tunç'un ''sensin terbiyesiz, ne demek istiyorsun?'' demesi üzerine Mengü, ayağa kalkarak Tunç'un üzerine yürümek istedi. Diğer üyelerin araya girmesi üzerine tartışma büyümeden önlendi.

CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, hiçbir GSM operatörünün kayıtlarında görüşme olduğuna dair tespit olmadığını belirterek, ''Hiçbir GSM operatörü de telefonun açık kaldığını tespit edemez, dinlenmediğini açıklayamaz, mesaj transferi yöntemiyle yapılan dinlemelerde aramalar hem Telekomünikasyon Kurumu hem de cihaza normal arama gibi düşer. Fakat arayan kişi dinlemeye devam eder. Telefonun zili çalmaz ama her türlü dinleme gerçekleşir'' dedi.

Seyhan'ın sorusu üzerine, GSM operatörleri temsilcileri de ''Evet bizde kayıtlı olması, dinleme olmadığı anlamına gelmez'' dedi.

-''DİNLEME VE İZLEME BİR SALDIRIDIR''-

Gazi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şeref Sağıroğlu, Komisyona verdiği bilgide, dinleme ve izleme işinin bir saldırı olduğunu belirterek, bunun tek bir kişi tarafından ya da sistemli olarak da yapılabildiğini söyledi.

''Bu işleri yapan 43 ayrı grupta bilgisayar yazılım programları olduğunu'' ifade eden Sağıroğlu, ''Bu casus yazılımlar, bilgisayarlar üzerinden takip de yapabilmektedir. Bu yazılımlar, transfer edilerek bir başka bilgisayara e-postalar ve mesajlar alınabilmekte, girilen her tuş takip edilebilmekte, hatta bir kişinin ekranına olduğu gibi, bir başka kişinin ekranına da girilebilir, girilen şifreler kaydedilebilir'' dedi.

Seyhan'ın ''Banka şifreleri de bu programlar yardımıyla kaydedilebilir mi?'' sorusuna Sağıroğlu, klavyeden girilmesi halinde banka şifrelerinin de görülebildiğini kaydetti. Seyhan'ın ''Mause ile girilirse engellenebilir mi?'' demesine ise Sağıroğlu, ''Mause da çözüm değil'' yanıtını verdi.

Bilgisayarla görüntülü görüşmelerin de transfer edilebildiğini kaydeden Sağıroğlu, bir takım aparatlar takılarak, donanıma ekleme yapılarak, dinleme yapılabildiğini ifade etti. Sağıroğlu'nun, ''O nedenle öyle hediye bilgisayarlar, hediye klavyelere dikkat edilmeli'' demesi üzerine Komisyon üyelerinin, ''bizim bilgisayarlarımız da cep telefonlarımız da hediye...'' karşılığını vermesi, gülüşmelere yol açtı.

Cep telefonlarına da farklı yollarla yazılımlar, mesajla, blutooth, kızılötesi ve bilgisayar yardımıyla yüklenerek ortamın dinlenebildiğini anlatan Sağıroğlu, ''Öyle ki sim kart değişikliği yapsanız dahi, bunu bile görmek mümkün. Bu dinleme-izlemelerden memnun olanlar var. Bazen bununla ilgili sitelere giriyorum; 'iyi ki böyle bir şey var; eşimi tanıma fırsatı buldum' diyen de var, bu yüzden eşinden boşandığını söyleyen de var'' diye konuştu.

-''DİNLEME YAPMAYIZ''-

AVEA temsilcisi Mehmet Kemal Erman, Vodafone temsilcisi Fahrettin Aydın ile Türkcell temsilcisi Feysal Bayatlı da görüşlerini ifade etti.

GSM temsilcileri, ''Biz Telekomünikasyon Kurumuna çıkış yaparız, ama dinleme yapmayız. Onlara bir hat veririz, o hat üzerinden istedikleri numaralar dinlenir, Bunun denetimi bizde değil. Kimin dinlediğini, ne kadar kişinin dinlendiğini biz bilemeyiz. Teknik olarak bunun denetimini yapmaya teknik altyapımız uygun değil. Bu tür dinlemelerden bilgimiz var ama bizim alıp onları incelememiz suçtur. Mesaj yoluyla dinlenip dinlenmediğini tespit edecek bir altyapımız da yok. Bizim bunu tespit edecek altyapımız olmadığı gibi, yetkimiz de yok'' dedi.

Tacidar Seyhan'ın ''Kişinin bulunduğu yeri alıcı ve vericilerinizle tespit edip bir logda saklıyor musunuz?'' sorusuna ise yetkililer, ''Evet, her kişiyi sinyallerle nerede olduğunu tespit edip bir logda saklıyoruz. Ama hiçbir zaman bunu dışarıya ifşa etmiyoruz. Emniyet isterse veriyoruz. Bu, yasal zorunluluk... Zaten bizden istenirse vermek zorundayız. Teknik olarak da fatura edebilmek için nerede olduğunu tespit edip vermek zorundayız'' diye konuştu
haber7

Org. Karadayı'yı Bitiren Paşalar
04 Şubat 2009 09:13

Org. Karadayı "Veli Küçük denen o adamı tanımam" dedi, hemen ardından itibarını sıfırlayan ses kaydı internete kondu. Karadayı'yı bitiren paşalar kim?

Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın '367' itirafı yaptığı ses kaydının Ergenekon'da tutuklanan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'de ele geçirildiği ortaya çıktı.

Karadayı'nın 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi 'Mumcu'ya oylamaya katılma dedim, Meclis'e girmedi' itirafının yeraldığı ses kaydının, Ersöz'de ele geçirilen 2500 kayıttan sadece biri olduğu öğrenildi. Ersöz'ün kaset arşivinde Ergenekon'da gözaltına alınıp tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Genelkurmay eski Genel Sekreter'i emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'ın Mumcu'ya '367 baskısı' yaptığı ses kaydının da bulunduğu belirtildi.

DERİN KULAKTA 2500 KAYIT

1 Temmuz 2007'de yapılan operasyonda gözaltına alınacağını 1 gün önce öğrenip Rusya'ya kaçan Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire eski Başkanı emekli Tuğgeneral Ersöz, ameliyat olmak için sahte kimlikle geldiği Ankara'da gözaltına alındı. İstanbul'da çıkarıldığı mahkemece Ergenekon örgütünün üyesi olmak suçlamasıyla tutuklanan Ersöz'ün işyerinde yapılan aramalarda ses kaydı arşivi ele geçirildi. Ele geçirilen 2500 ses dosyası arasında Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök'ün de aralarında bulunduğu üst düzey komutanlar ile siyasetçi, bürokrat ve işadamlarının dinleme kayıtları bulunuduğu öğrenildi.

Genelkurmay eski Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın 2006'daki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi dönemin ANAP lideri Erkan Mumcu'ya baskı yaptığını anlattığı ses kaydı da Ersöz'ün arşivinden çıktı. Karadayı'nın Mumcu için “Meclis'e girme dedim girmedi' itirafının yeraldığı ses kaydı gündeme bomba gibi düşmüştü.

KARADAYI'NIN SES KAYDI 1 SAAT

Karadayı'nın, Mumcu'ya yönelik küfürlü konuşmalarının da yer aldığı kayıtta TSK'nın darbe yapması yönünde telkinler de yeralıyor. Ersöz'ün arşivinden çıkan ses kaydının süresinin aslında 1 saat olduğu öğrenildi. Konuşmanın ilerleyen bölümlerinde Karadayı'nın o dönemde Cumhurbaşkanı adayı olan Abdullah Gül ile Başbakan Erdoğan hakkında da hakaret içeren sözler sarfettiği öğrenildi. Jandarma İstihbarat Daire Başkanı olduğu dönemde görüştüğü gazeteci, işadamları ve politikacıların görüntülerini gizlice kaydettiği ortaya çıkan Ersöz'ün arşivinde daha önce görev yaptığı yerlerde elde edilen görüntü ve ses dosyalarının da yeraldığı belirtildi.

KILINÇ'TAN MUMCU'YA BASKI

Ersöz'ün arşivinde çıkan ses kayıtlarından birinin de Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alındıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan MGK eski Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'a ait olduğu öğrenildi. Kılınç'ın, ses kaydında 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ANAP Lideri Mumcu'yu arayarak Meclis'e girmemeleri yönünde baskı yaptığını itiraf ettiği öğrenildi. Kayıtta, Kılınç'ın konuşmasının yer yer sertleştiği ve hakaret içeren cümlelerin yer aldığı ifade edildi.


Dalan ve Uzan'ı da kaydetmiş

Levent Ersöz, mahkemede İstihbarat Daire Başkanlığı yaptığı dönemde kendisini ziyarete gelen kişilerin bazılarının ses ve görüntülerini Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un emriyle çektiğini söyledi. Bedrettin Dalan, Cem Uzan, Kıvanç Değirmenli ve Turgut Altınok ile görüşmesinde ses kaydı yaptığını anlatan Ersöz, ziyarete gelenlerin bir kısmının önce Eruygur'u ziyaret ettiğini, daha sonra onun yönlendirmesiyle kendisine geldiğini söyledi.

Eruygur'a babamı bulaştırma mesajı

Levent Ersöz'ün kızı Fulya Ersöz'ün babasını örgütten korumak için emekli Orgeneral Şener Eruygur'u cep telefonundan defalarca arayarak 'Babamı aramayın. Rahat bırakın' dediği ortaya çıktı. Dinlemeye takılan telefon konuşmaları ve mesajlar, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'e tutuklanması istemiyle çıkarıldığı mahkemede de soruldu. Ersöz'ün hakimin konuyla ilgili sorusuna karşılık 'Kızım emekli olmamamı hazmedemedi. Üç kez intihara teşebbüs etti. Ben Şener Eruygur'la eski komutanım olması nedeniyle bayramlarda görüşüyordum. İstanbul'a gittiğimde de Eruygur'la görüşürdüm. Bu nedenle bana zarar gelmesinden korkmuş olabilir ve o mesajları çekmiş olabilir” dediği öğrenildi.

Ses benim

Karadayı Paşa, “Tam anlaşılmıyor. Başka sesler var. Biri daha konuşuyor. Bence bazı yerleri montaj yapmışlar” diyerek ses kaydının kendisine ait olduğunu kabul etmişti.

aktifhaber

Türkiye'de dinleme, yurtdışından ithal edilen lazer güdümlü 11 mobil dinleme aracıyla yapılıyor

23 Nisan 2009 CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, son dönemde servis edilen kaynağı belirsiz ortam dinlemelerinin, yurtdışından ithal edilen lazer güdümlü 11 mobil dinleme aracıyla yapıldığını ileri sürdü. Meclis Telekulak Alt Komisyonu üyesi Ersin, 2005’te ithal edilen lazer donanımlı son teknoloji ürünü 11 mobil dinleme aracının teslim edildiği adresi bir yıldır öğrenemediğini söyledi.
Hürriyet gazetesinin haberine göre; komisyona gelen Emniyet ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı yetkililerinin "Bu araçlar bizde değil" dediğini belirten Ersin, şunları söyledi:

BAŞBAKANLIĞIN EMRİNDE
"Bunu gümrüklerden sorumlu Devlet Bakanlığı’na soralım dedik; apar topar çalışmaları bitirdiler. Soru önergesi verdim, cevap gelmedi. Bir daha verdim, ona da ’Bu mobil araçları kimlerin ithal ettiğini söyleyemeyiz, gizlidir’ dediler. Bu araçlar ortam dinlemesini üç beş metreden değil, çok uzaktan yapabiliyor. En az ikisinin resmi kurumların dışında, Başbakanlık emrindeki ekip tarafından kullanıldığı bilgisi aldım. Yani söylenen, bu şahıslar Başbakanlık özel örgütünün mensuplarıdır. Parti çıkarları için kullanıldığını biliyorum."

KANADA VE İSRAİL'DEN SATIN ALINDI
Dinleme yapan araçların Kanada ve İsrail'den satın alındığını belirten CHP'li vekil şöyle konuştu: 11 araç serseri mayın gibi dolaşıyor. Ne zaman kimi infaz edecekleri belli değil. Bana göre ortam dinlemesini Başbakan’ın 2005’te müfettişlerden ve emniyet mensuplarından kurduğu özel istihbarat örgütü yapıyor.

SORU ÖNERGESİ VERDİ
CHP Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş de, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde, son 5 yıl içerisinde kaç vatandaşın dinlendiğini, telefon dinlemelerinin hangi güvenlik birimleri tarafından yapıldığını ve illere göre dağılımını sordu. Ateş, "Mahkeme kararıyla yapılan ve kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen dinlemeler, basının ve internet sitelerinin eline nasıl geçmektedir? Basına sızdırılan dinlemelerle ilgili olarak kaç soruşturma açılmıştır? Sonuçları nedir?" diye sordu.

netgazete

ARANAN TELEKULAK BUDUR
25 Nisan 2009 10:14

Hürriyet'in arayıp da bulamadığı telekulak ve finansörü Ergenekon'da ortaya çıkartıldı.

HÜRRİYET TELEKULAK’TA ADRES ŞAŞIRDI

Meclis Telekulak Alt Komisyonu üyesi CHP’li Ahmet Ersin, son dönemde servis edilen kaynağı belirsiz ortam dinlemelerinin, yurtdışından ithal, son teknoloji ürünü lazer güdümlü 11 mobil dinleme aracıyla yapıldığını ileri sürdü. Ersin cihazların Kanada ve İsrail’den ithal edildiği bilgisini aldığını, 11 aracın serseri mayın gibi dolaştığını, ne zaman kimi infaz edeceğinin belli olmadığını söyledi.

Ersin’in bu sözleri Hürriyet Gazetesi’ne manşet oldu. Ancak 11 dinleme cihazının sahibi olarak Başbakanlık gösteriliyordu. Bu, Türkiye’ye İsrail üzerinden dinleme cihazlarının Ergenekon tarafından ortaya çıktığı gerçeğinin üstünü örten bir haberdi.

Ergenekon Operasyonu Kapsamında Metal-İş Sendikası’nın finansmanıyla dinleme cihazları aldırıldığı ve bu konuda Sendika Başkanı Mustafa Özbek’in koordinasyonunda hareket edildiği ortaya çıktı.

Mustafa Özbek’in finansmanıyla alınan cihazlarla başta eski Türk-İş Başkanı Bayram Meral olmak üzere çeşitli dinlemeler yapılmış. Cihazların İsrail’den getirtildiğine dair deliller bulunurken, modelleri ise; MAGELLAN-S-313…

Cihazların alımı için Mustafa Özbek’e yapılan bilgilendirmede belirtilen özellikler ise oldukça çarpıcı. Cihazların aynı anda bir kişiye ait 6 hattı dinleyebildiği, bir toplantıda herhangi bir telefon açıkken ortam dinlemesi yapabildiği, cihazla konuşulurken hem konuşmanın kaydedilebildiği hem de konuşulan mekanın dinlenebildiği, ses yalıtımının düzenlenmesi için zamana gerek duyulmadığı belirtiliyor.

RESMİ CİHAZLARIN DIŞINDA

Sözkonusu cihazların devlet kontrolü dışında satın alındığı da yine belgelerle ortaya çıktı. Cihazların Telaviv’den getirileceği belirtilirken, böylece “resmi cihazların arızalanacağı bunalımından kurtulacakları” belirtiliyor. Telaviv’den cihazların getirilmesi için ise bir binbaşıyla irtibat kurdukları da kayıtlara geçmiş durumda.

MERAL VE KOÇ DİNLEMEDE

Özbek’in finansmanıyla kurulan dinleme üssünde, Sendikacılık dünyasının en köklü ve etkili isimlerinden Bayram Meral’in dinlendiği ayrıca bir aletin de Yıldırım Koç’a kilitlendiği belirtiliyor. Diğer cihazlarla Türkiye’de kimlerin dinlendiği ise muamma.

Ancak Mustafa Özbek’in bir imparatorluk kurduğu KKTC’de pekçok ünlü isim dinlenmiş. Bunlar arasında Denktaşlar ve dönemin muhalefet liderleri, başbakanı ve cumhurbaşkanı var.

Özbek’in finansmanıyla alınan dinleme cihazlarının şuan Türkiye’de ve KKTC’de kimlerin kontrolünde olduğu ve kimlerin dinlendiği henüz tespit edilemedi.
aktifhaber

Camidekiler "Estağfurullah" Dedi

05 Mayıs 2009 09:05
Jandarma'ya ait izleme ve takip dökümanları Ergenekon'un ek klasörlerinde bol bol var. Bakın Kayseri Jandarması Kadir Gecesi nasıl fişleme yapmış?

Ergenekon davasının ek klasörlerinde ilginç bir fişleme olayı yer aldı. Kayseri Melikgazi Müftüsü Avni Şahin'i takibe alan jandarmanın, müftünün 2002 yılında katıldığı Kadir Gecesi programını rapor ettiği ortaya çıktı.

Emekli Orgeneral Şener Eruygur'da ele geçirilen skandal belgeye göre; Hunat Camii'nde düzenlenen mevlit programında duanın öneminden bahseden imam konuşmasında sık sık 'estağfurullah' diyor. Camide bulunanlara topluca "La ilahe illallah" tekrarı yaptırıyor. Cemaatle birlikte yüksek sesle 'Allah' kelimesini söylüyor. Camideki fişleme raporu 3 Şubat 2003'te Kayseri Bölge Jandarma Komutanlığı'na iletiliyor.

İkinci iddianamenin ek klasörlerinde yer alan bilgilere göre skandal fişleme olayı şöyle gerçekleşti: Müftülükte çalışan Gürsel Kafa isimli bir memur, 22 Ekim 2002'de Avni Şahin hakkında şikâyetçi oluyor. Müftünün, yetkili makam onayından fazla memur çalıştırdığını ileri sürüyor. 16 Aralık 2002'de Melikgazi kaymakamlığı, Şahin hakkında soruşturma açılmasına izin veriyor. Bu arada, Kayseri İl Jandarma Komutanlığı, Kayseri Melikgazi Müftüsü Avni Şahin'i takibe alıyor. 1 Aralık 2002 tarihli jandarma raporunda, Hunat Camii'nde yapılan Kadir Gecesi görüntülü olarak kaydediliyor. Daha sonra kayıt yazıya dökülüyor.

Söz konusu vaazda müftü Şahin'in hitap ettiği topluluğu galeyana getirme doğrultusunda aralıksız 'Allah Allah' ve 'estağfurullah' kelimesini kullandığı aktarılıyor. Söz konusu raporla birlikte Kadir Gecesi'nde yapılan dualar ve müftünün konuşması da döküm olarak yer alıyor. Cami imamının duanın önemine ve abdest alınırken yapılan duaların güzelliğini anlattığı ifade edilen raporda, imamın "Günahlarımız için, farzları yerine getiremediğimiz için, haramdan kaçınmadığımız için, Kur'an'a teslim olmadığımız için, dilimizi yalandan koruyamadığımız için, Peygamber Efendimiz, rehberimizi kâmil manada tanıyamadığımız için" şeklindeki her cümlesinden sonra sürekli "estağfurullah" dediği belirtiliyor.

Daha sonra cemaatle birlikte topluca "La ilahe illallah" tekrarı yapıldığı anlatılıyor. Daha sonra imamın cemaat ile birlikte yüksek sesle "Allah" kelimesini söylediği belirtiliyor. Devamında yaklaşık 30 dakika boyunca "estağfurullah, Allah, La ilahe illallah" kelimelerinin tekrar edildiği ve vatandaşların yapılan dua sonrası dağıldığı bildiriliyor. Bu takipler bir albay tarafından 3 Şubat 2003'te Kayseri Bölge Jandarma Komutanlığı'na bildiriliyor. Yazıda, Şahin hakkında dava açılması için kaymakamlığın soruşturma izni verdiği bildiriliyor.

aktifhaber

Evlilik Cüzdanında Eşi Başörtülü
06 Mayıs 2009 08:27

Eruygur'da ele geçirilen ve ek klasörlerde yer alan belgede, kimlik kontrolünde evlilik cüzdanında eşi başörtülü olan subaylar tespit edilerek sürgün edilmiş.

Ek klasörlerde yer alan Şener Eruygur'da ele geçirilen 7 Şubat 1997 tarihli ve 'Kars İl Jandarma Komutanlığı' başlıklı gizli belgenin altında, dönemin il jandarma komutanı Halil Ayan imzası bulunuyor. Belge, Erzurum Jandarma Bölge Komutanlığı'nın 5 Şubat 1997 tarihinde çıkardığı mesaj emrinin tebliği anlamını taşıyor.

Söz konusu belgede, eşlerine sağlık fişi ve askeri kimlik kartı çıkarmak isteyen askerlerin müracaatları sırasında yanlarında getirdikleri 'evlilik cüzdanları'na yapıştırılan fotoğrafların kayıtlara geçirildiği yer alıyor. Bununla birlikte eşleri tesettürlü subay, astsubay ve uzman jandarma çavuş kimlik ve görev yerlerinin bildirilmesi de isteniyor.

Aynı klasörde yer alan 'gizli' başka bir belgede ise askerlere eşlerinin giyimi konusunda baskı yapılması ifadeleri yer alıyor. İzmit'te bulunan, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı 15. Kolordu Komutanlığı'na ait belgede tarih kısmının üzeri çizilmiş. Ancak belgenin içeriğinden 28 Şubat sürecinin temellerinin atıldığı 1996 yılına ait olduğu anlaşılıyor. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Bayar'ın 23 Nisan 1996 tarihinde 3. Kolordu Komutanlığı'nın 1., 26. ve 66. Zırhlı Tugay komutanlıklarını denetlemesi sırasında gördüğü noksanlıklara binaen, üzerinde durulmasını emrettiği konuları içeren belgenin C fıkrasında şu ifadelere yer verilmiş: "Görevinde başarılı personelden eşleri çağdaş kıyafette olmayanlar, önce amirlerince çağrılarak nasihat ve ikaz edilecek. Büyüklerin örnek olması konusunda telkinlerde bulunulacak. Durumunda değişiklik olmadığı takdirde ise alınacak tedbirlere ilaveten atama teklifleri yapılacaktır."

Şener Eruygur'a ait 32. klasörde yer alan 'personel durum takip çizelgesi', 28 Şubat sürecinde asker eşlerine yönelik takibatın ne denli baskıcı olduğunu ortaya koyuyor. 1996 yılında kullanıldığı anlaşılan çizelge; giyim-kuşam tarzı, sosyal faaliyetler, propaganda faaliyetler ile müspet-mengi gelişmeler ve kanaat başlıkları altında dört ana maddede oluşturulmuş. İşte belgedeki bazı ifadeler: "Karşı cins ile tokalaşma, birlikçe yapılan aile toplantılarına katılıp katılmadığı, bayramlaşmalara katılıp katılmadığı, çay, kermes vb. sosyal faaliyetlere katılıp katılmadığı, aile ziyaretleri ve misafirliklerde haremlik-selamlık uygulaması olup olmadığı, evinde süs eşyası, biblo, resim olup olmadığı."

Evlilik cüzdanındaki fotoğraftan fişleme

Ek klasörlerde yer alan bir diğer 'gizli' belgenin içeriği ise şöyle:

1- BÖLGE Komutanlığı bağlılarında görevli bazı subay, astsubay ve özellikle uzman çavuşların, evlenme cüzdanlarına yapıştırılan eşlerinin fotoğraflarının tesettürlü olduğu tespit edilmiştir.

2- BU durumdaki personel eşlerine askeri kimlik kartı almak için müracaat ettiklerinde eşlerinin çağdaş görünümlü fotoğraflarını bu belgelere yapıştırmakta, ancak günlük yaşamında yine tesettür giymeye devam etmektedirler.

3- YAPILACAK bir çalışmaya esas olmak üzere bizzat birlik komutanlarınca; a) Evlenme cüzdanlarında tesettürlü fotoğrafı bulunan ve bu kıyafet ile yaşamlarını sürdüren subay, astsubay ve uzman jandarma çavuş kimlik ve görev yerlerinin b) Bu durumdaki subay, astsubay, uzman jandarma çavuş kimliklerinin tespit edilmesi, istendiğinden 12 Şubat 1997 tarihine kadar bildirilmesini rica ederim.
aktifhaber

Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ü "Fethullahçı" diye fişlemiş


06 Mayıs 2009 Ergenekon davasının 2. iddianamesinin ek klasörleri arasında, eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’un Atatürkçü Düşünce Derneği’ndeki odasında ele geçirilen ilginç bir belge de yer aldı. Milliyet gazetesinin haberine göre; el yazısıyla hazırlanan, “FGT Hâkim Yapılanması” başlıklı 2 sayfalık notlarda, Fethullah Gülen cemaatine bağlı olduğu iddia edilen hâkim, savcı ve bazı kamu görevlilerinin isimlerine yer verildi. Zekeriya Öz, hazırladığı iddianameye kendini "Fethullahçı" gösteren notu da koydu. Eruygur’dan çıkan notta, ayrıca Öz’ün çocukları ve okudukları okullarla ilgili bilgiler de yer aldı. 30. klasörde yer alan “FGT Hâkim Yapılanması (Cemaat)” başlıklı el yazılı notta şu iddialar yer aldı...

İŞTE FİŞLENEN İSİMLER

1- Aziz Gürcan: Doğu Anadolu Bölge Cemaat Müfettişi (eski), Konya Selçuk mezunu tarih öğretmeni. Ergenekon operasyonundan 15 gün önce ABD çıkışı var. Türk Hukukçular Derneği Başkanı.
2- Kadir Tekgül: Albaylar Ünitesi sorumlusu, İstanbul’da ikamet ediyor, Zirve Yayıncılık Genel Pazarlama Sorumlusu.
3- Halil İbrahim Okur: Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü (9 Eylül Hukuk mezunu)
4- Sefa Mermerci: Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı.
5- Fatih Tok.
6- Selim Aker: İstanbul Bölge Adalet Müfettişi

ŞEMANIN BAŞINDA PERSONEL GENEL MÜDÜRÜ VAR

Notlarda, “Ergenekon operasyonu emrini veren” başlığı altında, basit bir şema ve şemanın başında da Halil İbrahim Okur ismi yer alıyor. Okur’un isminin karşısında, “Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü” yazıyor.
Okur’un altında, Ergenekon soruşturması savcısı Zekeriya Öz ismine yer veriliyor. Öz’den sonra şemada Metin Çelik (9 Eylül Hukuk 1991 mezunu) yazıyor. Şemanın altında ise, Öz’ün çocuklarının okuduğu kolejin adı veriliyor.
Şemadan sonraki bölümde, “Tüm talimatlar kurye aracılığıyla geliyor” şeklinde başka bir not daha bulunuyor.

1 NUMARA MERSİNLİ ARAP

“Yargıtay Örgütlenmesi” başlığı altında 1 numara olarak, “Av. Rasim Kuseyri (Mersinli Arap)” ismi yazıyor. Ondan sonra “Yargıtay 10.Dairesi Başkanı (Denizlili) ve Ali Muhlis Karakuş (C. Savcısı Yargıtay C.Başsavcılığı Ankara) notları yer alıyor.
Bu bölümün sonunda, “Talimatları ABD’den getiren Aziz Gürcan (Türk Hukukçular Derneği Başkanı)” notu yer alıyor.
“Emniyet Teşkilatı Sorumlusu (Cemaat)” başlığı altında ise “Prof. Dr Remzi Fındıklı (Polis Akademisi’nde görevli)” yazıyor.
Belgede ismi geçen Halil İbrahim Okur şu anda Adalet Bakanlığı’nda “Müşteşar Yardımcısı”; Sefa Mermerci “Adalet Bakanlığı Müfettişi”; Ali Muhlis Karakaş “Yargıtay Üyesi”; Prof. Dr. Remzi Fındıklı “Polis Akademisi Başkanlığı Güvenlik Bilimleri Fakültesi Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı” olarak görev yapıyor. Avukat Rasim Kuseyri ise, yeni Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in eski avukatı. Kuseyri, AKP Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat’ın avukatlığını sürdürüyor.

netgazete

17 GAZETE 294 YAZAR
09 Mayıs 2009 08:42

Emekli Org. Şener Eruygur'dan çıkan yazarlara yönelik fişleme belgelerinin tam listesi.

Ergenekon iddianamesinin eklerinde yeralan ve emekli Org. Şener Eruygur’dan ele geçirilen belgede, 17 gazeteden 294 köşe yazarının ‘1. Öncelikli’ ya da ‘2. Öncelikli’ olarak sınıflandırıldığı görülüyor

Ergenekon 2. iddianamesinin ek klasörleri arasında 17 farklı gazetede çalışan 294 köşe yazarının “1. Öncelikli Yazarlar”, “2. Öncelikli Yazarlar” ve “Diğer Yazarlar” şeklinde sınıflandırıldığı bir dosya da yer aldı. Emekli Orgeneral Şener Eruygur‘dan ele geçirilen “Yazarlar” başlıklı 16 sayfalık dosyada, 294 yazar, çalıştıkları gazetelere göre gruplara ayrılmış, daha sonra bu gruplar da kendi içerisinde “öncelik” sırasına göre alt gruplara ayrılmış. Hürriyet, Posta, Radikal, Sabah gibi gazetelerin yanı sıra Vakit, Ortadoğu ve Evrensel gibi gazeteler de yer alıyor. Dosyada Milliyet gazetesiyle ilgili bir değerlendirme yer almıyor. Tamamını www.milliyet.com.tr’de bulabileceğiniz o listeden (*) bazı bölümler:

1.Öncelikli Yazarlar: Cüneyt Ülsever, Emin Çölaşan, Ferai Tınç, Oktay Ekşi, Sedat Ergin, Yalçın Doğan
2.Öncelikli Yazarlar: Bekir Coşkun, Enis Berberoğlu, Ertuğrul Özkök, Fatih Altaylı, Hadi Uluengin, Tufan Türenç, Yalçın Bayer
Diğer Yazarlar: Ali Atıf Bir, Ayşe Arman, Doğan Hızlan, Ege Cansen, Ercan Kumcu, Erdal Sağlam, Gila Benmayor, Nurten Erk, Şükrü Kızılot



1.Öncelikli Yazarlar: İsmet Berkan, Mehmet Ali Kışlalı, Murat Yetkin
2.Öncelikli Yazarlar: Erdal Güven, Gündüz Aktan, Hakkı Devrim, Mine Kırıkkanat, Murat Belge, Neşe Düzel, Türker Altan, Yıldırım Türker
Diğer Yazarlar: Adnan Ekinci, Alex Akimoğlu, Esin Çetinel, H. Bülent Kahraman, Mahfi Eğilmez, Mehmet Besimoğlu, Metin Ercan, Serdar Kuzuloğlu, Nur Çintay, Perihan Mağden, Tarhan Erdem, Uğur Civelek, Uğur Gürses

1.Öncelikli Yazarlar. Kemal Yavuz, Tuncay Özkan
2. Öncelikli Yazarlar: Coşkun Kırca, İsmail Küçükkaya, Nuray Başaran, Oya Berberoğlu, Semih İdiz, Serdar Turgut, Zülfikar Doğan
Diğer Yazarlar: Ali Tezel, Burhan Ayeri, Cem Tecimen, Deniz Gökçe, Güler Kömürcü, Nurcan Akad, Şakir Süter, Yalçın Pekşen, Zeynep Atikkan

1.Öncelikli Yazarlar: Güngör Mengi, Okay Gönensin
2.Öncelikli Yazarlar: Metin Münir
Diğer Yazarlar: Ahmet Vardar, Bilal Çetin, Deniz Arman, Haşmet Babaoğlu, Kamil Mutluer, Murat Birsel, Ruhat Mengi, Ruşen Çakır, Salih Neftçi, Selahattin Duman, Tuğçe Baran, Zülfü Livaneli

1.Öncelikli Yazarlar: Mehmet Barlas, Erdal Şafak, Muharrem Sarıkaya
2.Öncelikli Yazarlar: Ali Kırca, Aslı Aydıntaşbaş, Mehmet Altan, Necati Doğru, Ömer Lütfi Mete, Soli Özel, Yavuz Donat
Diğer Yazarlar: Abdurrahman Yıldırım, Ahmet Hakan, Balçiçek Pamir, Emre Aköz, Ergun Babahan, Güntay Şimşek, Hıncal Uluç, Mansur Forutan, Mehmet Tezkan, Okan Müderrisoğlu, Ömer Üründül, Refik Durbaş, Savaş Ay, Umur Talu



1. Öncelikli Yazarlar: Fehmi Koru (Taha Kıvanç), Ahmet Taşgetiren, Ali Bayramoğlu, Hüsnü Mahalli
2. Öncelikli Yazarlar: Kürşat Bumin, Koray Düzgören, Mehmet Ocaktan, Mustafa Karaalioğlu
Diğer Yazarlar: Ahmet Kekeç, Akif Emre, Cevdet Akçalı, İhsan Deniz, Nurettin Canikli, Sadık Albayrak, Tahsin Sınav, Yusuf Kaplan


1.Öncelikli Yazarlar: (yok)
2.Öncelikli Yazarlar: Ali Bulaç, Etyen Mahçupyan, Hasan Ünal
Diğer Yazarlar: Abdullah Aymaz, Ali Ünal, A.Turan Alkan, Ekrem Dumanlı, Hilmi Yavuz, Mehmet Niyazi, Mustafa Gün, Nevval Sevindi, Ufuk Şanlı

(*) Raporun 2003 yılında hazırlandığı tahmin ediliyor. O tarihte listede görünen yazarlardan bir bölümü bugün başka gazetelerde görev yapıyor.




aktifhaber

KADIN DÜŞKÜNÜ KULLANABİLİRİZ
26 Mayıs 2009 08:33

Telekom Üst Kurulu, Mülkiye Müfettişleri, Çalışma ve Maliye Bakanlıkları fişlemeleri..

Ergenekon sanığı emekli Org. Eruygur'dan çıkan belgede Dışişleri ve İçişleri bürokratlarından sonra kamu bürokratlarının da fişlendiği ortaya çıktı. Bürokratlar "kadın düşkünü, kullanılabilir" diye fişlenmiş...

Ergenekon'un bürokrat fişlemeleri Ankara'yı karıştırdı. Daha önce Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarını bürokrasisiyle ilgili çarpıcı fişleme belgeleri ortaya çıkmıştı. Şimdi de ekonomi bürokrasisi ile ilgili Ergenekon fişlemelerine ulaşıldı. Ergenekon soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008'deki 6. dalga operasyonda gözaltına alınan Jandarma eski Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur'un orduevindeki ofisinde ele geçen fişleme belgelerinde yok yok.

Her adımları takibe alınmış

Eruygur'dan ele geçirilen 5 numaralı CD'de yer alan "irtibatlar" başlıklı dosyada kamu bürokrasinin üst seviyelerinde görevli çok önemli isimlerle ilgili çarpıcı notlar çıktı. Fişleme belgelerinde bürokratların özel hayatlarından seyahatlerine, tatillerinde kimlerle birlikte olduklarına kadar çok detaylı bilgilere yer verilmiş. Hatta bazı bürokratların kurum araçlarını özel işlerinde kullandıkları, ne zaman nereye gittikleri bile kaydedilmiş.

Eruygur'dan elde edilen fişleme belgelerine göre özellikle ekonomi bürokratlarının seçiminden yerleştirilmesine, görevde bulundukları dönemdeki attıkları imzalara kadar her adımları yakın takibe alınmış. Üst kurullarda yer alan müfettişler, baş müfettişler, kurul üyeleri 'yararlanılabilir' ya da ' faydası olmaz' şeklinde ikiye ayrılmış. Solcu, Alevi ya da ulusalcı bürokratlar özellikle tespit edilerek 'desteklenmeli' notu düşülmüş.

HÜKÜMET GiTSiN ASKER GELSiN

Şener Eruygur'dan elde edilen fişleme belgeleri arasında Telekom Üst Kurulu'na ait ilginç fişleme belgeleri de çıktı. Bürokratların tek tek fişlendiği, siyasi görüşlerinin, aile ilişkilerinin not edildiği belgeler arasında 13 üst düzey bürokrata yer verilmiş. İşte bazıları;

Y.Ş.K: Sinsidir. Üst düzeydekilerle arasını iyi tutmaya çalışır. Hükümet aleyhinedir. Askerin hükümetin yerine gelmesine taraftar olduğunu söyler. AB karşıtı. Yararlanılabilir.

S.Y: Aşırı solcu. İrtibat var.

M.Y: Hükümet ve AB karşıtı. İrtibat var.

C.Ö: Hükümet aleyhine çalışır. MHP'li olmakla birlikte Devlet Bahçeli muhalifleriyle yakın ilişki içinde. Her yere girip çıkar ve her türlü adamla oturup görüşür. Yararlanılabilir.

“Her türlü adamla görüşür, yararlı”

F.C: Hükümet aleyhtarı. Yararlanılabilir. 2005 yılı yaz tatilinde ABD’de 40 günlük bir eğitim programına gitti. ABD'de uzunca bir tatil yaptı. Bu dönemde 24 bin YTL harcırah aldı.

E.K: MHP'lidir. XX'in çıkarlarını korumak için çalışır. XX adlı şirketin işlerini takip eder. Yararlanılabilir.

M.E: Hukuk fakültesinde akademisyendi. Binali Yıldırım tarafından Mart 2004'te kurul üyeliğine atandı. Kadın tarafı var. Almanya'da bir sevgilisi var. Yurtdışı görevlerde ona uğrar. İTÜ konsey 2004 katılımcı listesine sevgilisini Türk delegasyon listesine kaydetmiş ve resmi toplantılara sokmuştur. TK'nın araçlarını özel işlerinde kullanmaktadır. Örneğin, ailesini karşılamak üzerine havalimanına 4 resmi araç göndertmiştir. Faruk Cömert ile bağlantılıdır. Yararlanılabilir.

İşte skandal fişlemeler

Başmüfettiş, müfettiş ve Mülkiye Müfettişleri'nin fişlendiği dosyada Çalışma Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı'ndan 47 bürokratla ilgili fişleme belgeleri ortaya çıktı. İşte onlardan bazıları:

T.G (Başmüfettiş): Mümtaz Soysal'ın yakın arkadaşı. Parti çalışmalarına katıldı. ADD, ÇYDD gibi derneklerle yakın ilişki içinde. Aktif ve verimli.

M.O ( Müfettiş): İşçi Partili, organizasyonlara katılır. Aktif. Problem yok.

H.G ( Müfettiş): 1986'da askeri liseden ayrılmış.

H.G ( Müfettiş): Dayısı son seçimde Sinop'tan CHP adayıydı. Biraz zayıf. Beklentileri var. Destek olunmalı.

M.A ( Müfettiş): Aşırı çıkarcı. Dikkatli olunmalı. Yararlanılmalı.

“İrticayı destekliyor, kullanılabilir”

N.O ( Müfettiş): Alevi. İrtica operasyonlarına destek oluyor. Yararlanıyoruz.

A.K ( Baş müfettiş): Ankaralı. Dedesi ve babası Ziraat Bankası'nda başmüfettişti. Kadın düşkünü. Sürekli yurtdışına gider. İrlanda ve Küba'ya gitti. Kullanılabilir.

H.U ( Baş Müfettiş): Konyalı. Ailesi İzmir'de yaşıyor. Eşi geleneksel kapalı. Cumaya gider.

M.G ( Baş Müfettiş): Asker çocuğu. Erzurumlu. Eşi öğretmen. Asker, kaymakam ve valilerle aktif halde görüşüyor. İçişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği yapmış.Vali olamadığı için hükümete çok kızgın. Hükümetin yıkılması gerektiğini söylüyor.

H.K (Baş müfettiş): Eski Masak Başkan yardımcısı. MASAK'ta kadrolaşmada en etkili isimlerdendi. Solcu. İrtibat var. Yararlanılıyor.

T.Y (Genel Müdür): ( Hazine’nin en önemli genel müdürlüğü.) Babası Paşa imiş. Hükümet istediği halde görevden alamıyor. Hükümeti takmıyor. Gerekirse tehdit ediyor. İrtibat var.

Haber: Adem Yavuz Arslan/Bugün

Cihaner: Evet Başbakan'ı Dinledim

03 Ekim 2010
Ergenekon terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla yargılanan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, katıldığı bir televizyon programında çok tartışılacak bir bilgiyi ağzından kaçırdı.
Ergenekon'un Erzincan ayağıyla ilgili görülen davanın sanıkları arasında yer alan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in, 32. Gün programında söyledikleri dikkat çekti.

Kanal D'de önceki gün yayınlanan 32. Gün programına katılan Cihaner, Ergenekon davasında kendisine atfedilen suçun 'Kaos Planı'nı hayata geçirmek olduğunu hatırlattı. Cihaner, "Bu belge 2009'da çıktı. Oradaki olgulardan hiç birinin karşılığının bizim soruşturmamızda olmadığı, delillendirilmediği bir tarafa, eğer benim iddia ettikleri gibi herhangi bir partiyi ya da cemaati bitirme gibi bir fikrim olsaydı, ben bunları basına verirdim. Hâlâ sızmış değil. Yürüttüğüm soruşturmalarla ilgili iletişim tespit tutanaklarını basına vermedim. Başbakan'ın da içinde olduğu bu konuşmaları vermiş olsaydım, Türkiye'de siyasi kompozisyon değişir, yer yerinden oynardı." dedi.

Programın Genel Yayın Yönetmeni Rıdvan Akar'ın "Siz o siyasi kompozisyonu değiştirebilecek, o yeri yerinden oynatacak konuşmalara mı tanıklık ettiniz?" sorusuna Cihaner, "Evet, öyle diyelim." şeklinde cevap verdi. İşte o diyalog:

Rıdvan Akar: Bizim kafamızda soru işaretleri uyandı. Diyorsunuz ki 'Başbakan'ın da içinde olduğu bu telefon konuşmalarını verseydim, Türkiye'de siyasi kompozisyon değişir, yer yerinden oynardı.' Siz o siyasi kompozisyonu değiştirebilecek, o yeri yerinden oynatacak konuşmalara mı tanıklık ettiniz?

Cihaner: Evet,öyle diyelim..

Konuşmasının ilerleyen bölümlerinde ise "Benim soruşturmamda yasama dokunulmazlığı olan hiç kimse dinlenilmemiştir." iddiasında bulunuyor. İlhan Cihaner, Başbakan'ı nasıl, ne zaman ve hangi gerekçelerle dinlediği konusunda da hiçbir açıklama yapmıyor.

ZAMAN

Şikayetçi Olmadı Ama Ateş Püskürdü!
07 Ekim 2010
Telekulak mağduru olarak ifade veren Birand, Kanal D ekranlarında adeta isyan etti....
Kanal D Ana Haber Mehmet Ali Birand'ın isyanına sahne oldu. Hanefi Avcı soruşturması kapsamında 'mağdur' olarak savcılığa ifade veren Birand "Bu bir ayıptır, tek kelimeyle kepazeliktir" dedi.

Hanefi Avcı'nın evinde bulunan gizli dinleme kayıtları arasında ünlü anchorman Mehmet Ali Birand'ın da bazı görüşmelerinin olması 'telekulak' tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. 28 Şubat döneminde yapılan gizli dinlemeler Birand'ın özel hayatını da kapsayacak şekilde geniş tutulmuş. Bugün savcılığın daveti üzerine 'mağdur' sıfatıyla ifade veren Birand, Kanal D Ana Haber'de adeta isyan etti.

Savcılığa şikayetçi olmayacağını söylediğini belirten Birand, matuz kaldığı telekulak uygulamasına canlı yayında sert tepki gösterdi. Usta gazeteci, 'artık bu gizli dinlemelere bir çare bulmanın zamanı gelmedi mi?' diye dordu.

"Şikayetçi olmadım ama söylemeden geçemeyeceğim bir şey. Bu dinlemeler insada özeline tecavüz duygusu yaşatıyor. Polis artık gereksiz ve yasa dışı dinlemelerden vazgeçmek zorundadir. Bu topluma biraz olsun saygısı varsa kendine çeki düzen verir. Artık yetmez mi? Bu bir ayıptır, tek kelimeyle kepazeliktir. Yapanın da kara lekesidir." aktifhaber

Avcı'nın Telekulak Arşivleri
13 Ekim 2010
BDP Muş Milletvekili ve eski Mülkiye Başmüfettişi Nuri Yaman, Hanefi Avcı ile 'iki bekar baş başa' yaptıkları sohbetlerde Avcı'nın kendisine itiraflarda bulunduğunu açıkladı.
BDP Muş Milletvekili ve eski Mülkiye Başmüfettişi Nuri Yaman, Devrimci Karargâh soruşturması kapsamında tutuklanan Polis Müdürü Hanefi Avcı’nın dört yıl önce kendisine ses kayıtları ve belgeleri arşivlediğini itiraf ettiğini söyledi. Yaman, Avcı’yı dikkatli olması yönünde uyarmış. Devlette kişisel arşiv tutulmayacağı ve başının belaya girebileceği uyarısında bulunan Yaman’a, Avcı’nın verdiği cevap ise ilginç: “Tüm belgeler güvenli bir yerde. Bir örneği de çok güvendiğim bir arkadaşta.”

Nuri Yaman’ın, Hanefi Avcı’nın arşivinden haberdar olduğu bilgisine tesadüfen ulaştım. Hanefi Avcı’nın tutuklanması, ev ve ofisinde ses kayıtlarının bulunması haberinin gazetelerde yer alması üzerine Yaman, tanıdığı bir arkadaşını arayıp, Avcı’yı dört yıl önce uyardığını söylemiş. Yaman’ın görüştüğü kişi benim de yakından tanıdığım bir isim. Yaman’ın görüştüğü bu isim bana arşiv bilgisini verdi.

Olayın doğru olup olmadığını öğrenmek için dün Nuri Yaman’ı aradım. Yaman, olayı doğruladığı gibi konuyla ilgili ayrıntılara da girdi. Yaman, Hanefi Avcı’nın kişisel arşiv tuttuğu bilgisinden dört yıl önce haberdar olmuş. Mülkiye Başmüfettişi olarak görev yaptığı 2006 yılında, inceleme yapmak üzere Edirne’ye gitmiş. Soruşturma ve inceleme kapsamında Edirne Polis Evi’nde üç buçuk ay kalmış. Avcı’nın arşivinden de bu dönemde haberdar olmuş. Arşiv bilgisini bizzat kendisine aktaran isim de Hanefi Avcı.

İki bekar baş başa konuştuk

Yaman, Edirne’de kaldığı dönemde, polis evinde sık sık Avcı’yla biraraya gelmiş. Avcı’nın eşi o sıralarda Edirne’de olmadığı için de “iki bekar olarak saatlerce oturup” konuşmuşlar... Avcı’nın Diyarbakır’da görev yaptığı dönemde yaşadıkları, yaptıkları, JİTEM, Abdulkadir Aygan, Cem Ersever, İstanbul İstihbarat Şube’de ve KOM Başkanlığı döneminde yaşadıkları ayrıntılı bir şekilde bu görüşmelerde konuşulmuş. Yaman, merak ettiği tüm soruları, tek tek Avcı’ya sorup, cevaplarını öğrenmeye çalışmış. Arşiv bilgisi de bu görüşmelerden birinde Avcı tarafından itiraf edilmiş.

“Avcı çok bilgi sahibiydi. Olayları dün gibi hatırlıyordu. Anlattığı olayların belgelerinin ve bazı ses kayıtlarının kendisinde olduğunu ve bunları arşivlediğini bana söyledi” diyen Yaman, Avcı’yı konuyla ilgili uyarmış. Devlette kişisel arşivcilik olmayacağı uyarısında bulunan Yaman, 2003 yılında Bursa Emniyet Müdürlüğü’nde yapmış olduğu bir soruşturmayı da görüşmede gündeme getirmiş. “Bursa’daki dinleme olayıyla ilgili soruşturmada ele geçirdiğimiz ses kayıtlarını Avcı’ya hatırlattım. Bursa Emniyet Müdürü, geçmişte benzer bir arşiv tuttuğu için soruşturma geçirmişti. Avcı’ya kişisel arşiv tutmasının kendisini zor durumda bırakacağını söyledim” diyen Yaman, Avcı’ya başka örnekler de aktarmış.

Kayıtları yedeklemiş

Yaman “Emniyetçilerin arşive meraklı olduklarını, ancak bunların bir şekilde ortaya çıkacağını” söyleyip, Avcı’yı dikkatli olması yönünde tekrar uyarmış. Avcı’dan “Anlattığım tüm konularla ilgili arşiv bende. Başıma bir şey gelmemesi için bu arşivleri tutuyorum. İleride de bunların kitabını yazacağım” cevabını almış.

Yaman, Avcı’nın bu itirafı üzerine kendisini bir kez daha uyarma ihtiyacı hissetmiş: “Avcı’yı tekrar dostça uyardım. Bu arşivin ortaya çıkması halinde kendi aleyhine kullanılabileceğini söyledim. ‘Bu olay Bumerang gibi sana dönebilir, arşivini çok sağlıklı, güvenli yerde sakla, dikkatli ol’ dedim.”

Yaman, bu uyarıları üzerine Avcı’nın kendisine şu cevabı verdiğini söyledi: “Sayın müfettişim ben bunların örneğini bir tek yerde tutmuyorum. Çok sağlam, güvendiğim bir yerde tutuyorum. Bir örneği de çok güvendiğim bir arkadaşta.”

Mehmet Baransu/ Taraf

Jandarma'dan "Başörtülü" Avı
02 Kasım 2010

Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki başörtüsü karşıtlığının derecesini gözler önüne seren belge ve fişleme kayıtlarına ulaşıldı.
Uzman Çavuş F.K.'nın eşinin başörtülü olduğu iddiası üzerine anketör kılığında evinin kapısı çalınıyor ve eşi kameraya alınıyor… Telefonları dinleniyor, çiftin aralarındaki en mahrem konuşmaları kayda alınıyor…

Ardından da personel eşi “Türbanlı olmadığı görüldü ancak meyilli, ilerleyen günlerde takabilir” diye fişleniyor.

2007 yılına ait belgeye göre, Uzman Çavuş F.K.'nın eşinin başörtülü olduğu iddiası üzerine anketör kılığında evinin kapısı çalınıyor ve eşi kameraya alınıyor… Uzman Çavuş ve eşinin telefonları dinleniyor, en mahrem konuşmaları kayda alınıyor… Ardından da personel eşi “Türbanlı olmadığı görüldü ancak türban takmaya meyilli, ilerleyen günlerde türban takabilir” diye fişleniyor.

ŞEYTANIN AKLINA GELMEZ

Yer İstanbul'da Alemdağ Jandarma Karakol Komutanlığı. Ulaştığımız Komutanlık Bilgi Notu'nda skandal takip büyük bir maharetmiş gibi bir bir anlatılıyor. Bilgi Notu'ndan F.K. adlı Uzman Çavuş'un eşi Y.K.'nin “türbanlı olduğu ve bir tarikatla irtibatlı olduğu” haberleri üzerine komutanlarının kolları sıvayarak, şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle araştırmaya koyulduğu görülüyor.

ARKADAŞIYLA GÖRÜŞMESİ KAYDEDİLMİŞ

Önce Uzman Çavuş F.K. ile eşi Y.K.'nin cep telefonları dinlemeye alınıyor. Y.K.'nin bir arkadaşı ile görüşmesinde kapanmayı düşündüğünü ve Doğu'ya tayinlerinin çıkacağını belirterek, o bölgede kapalı giyinen olup olmadığını sorduğu; arkadaşının da bunu yapmaması gerektiğini, aksi halde eşinin ihraç edileceğini söylediği kaydediliyor. Y.K.'nin Uzman Çavuş eşiyle yaptığı telefon görüşmesinde de “Abdest alıp namaz kılacağım” dediğinin altı çiziliyor.

ANKETÖR KILIĞINDA EVİNE GİDİLEREK, KAMERA AÇILIYOR

Bununla da yetinilmeyerek, bir bayan astsubay görevlendirilerek, anketör kılığında Uzman Çavuş F.K.'nin evine gönderiliyor. Anketör kılığındaki bayan astsubay bir şeyler sorarken, Uzman Çavuş'un eşi kameraya alınıyor.

TÜRBANLI DEĞİL AMA TAKABİLİR, MEYİLLİ

Tüm bunlar büyük bir maharetmiş gibi üste sunulan Bilgi Notu'nda bir bir anlatılıyor. Bilgi Notu'nun “Sonuç” bölümünde de, “Y.K.'nin türbanlı olmadığının görüldüğü ancak türbana karşı duyarlı olması sebebiyle önümüzdeki günlerde türban takabileceğinin değerlendirildiği” ifade ediliyor.

Kaynak: Yeni Akit

Pazarlamacı Kılığında Eş Fişlemesi
05 Aralık 2010
Bin 637 subayın ordudan atıldığı 28 Şubat darbesinde akıl almaz bir fişlemenin yapıldığı ortaya çıktı.
Subayların evine, adres sorma ve pazarlamacı kılığında giren istihbaratçıların kadın ve kızların kıyafetlerini en ince detayına kadar rapor ettiği belirlendi. Üstelik tüm bunlar Jandarma Genel Komutanı'nın emriyle yapılmış.


Türkiye, 28 Şubat darbesinde ağır bedeller ödedi. Brifinglerle hareket eden yargı ve 'üst düzey komutanlar'ın beyanatlarına endekslenen medya hala tartışmaların odağında. Akademisyenlerden siyasilere, iş adamlarından büfecilere kadar toplumun her kesimi fişlendi. Bu süreçte TSK bünyesinde de inanılmaz bir fişleme operasyonu yürütüldüğü ortaya çıktı. TSK'dan uzaklaştırılmak istenen subayların evlerine 'pazarlamacı' kılığında istihbaratçılar gönderilmiş. Adres sorma bahanesiyle bile subayların kapıları çalınmış. Kadınların, kızların üstlerindeki elbiseler en ince detayına kadar rapor edilmiş.

Bu süreçte bin 637 subay ve astsubay TSK'dan atıldı. YAŞ kararıyla mağdur edilen askerler 12 Eylül'de kabul edilen referanduma kadar yargıda haklarını arayamıyordu.

JANDARMA KOMUTANIN EMRİYLE

Fişleme emrinin 28 Şubat sürecinin Kurmay Başkanı Korgeneral Çetin Haspişiren imzasıyla 29 Ağustos 1998'de Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı'na gönderildiği belirlendi. 'Araştırma' konulu emirde; "J. Gn. K.lığının 28 Ocak 1998 gün ve İSTH: 3570-1-9B İKK Ş. (25391) sayılı emri, 16 Nisan 1998 gün ve İSTH: 3590-216-98 İKK Ş. (93906) sayılı emri ve 27 Nisan 1997 gün ve PER: 7200-216-97/ P1. Ynt. D. Disipmor Ş. (102546) sayılı emri" esas alınıyor. Haspişiren, bu emirler doğrultusunda, kimlik bilgileri ve iletişim adresleri yazılı 3 subay hakkında araştırma yapılmasını istiyor. Toplanan bilgilere mutlaka belge eklenmesini isteyen Haspişiren, "Ek-A Formatı" olarak nitelendirilen şablon sorular doğrultusunda toplanan bilgilerin en geç 9 Ekim 1998'e kadar İstihbarat Başkanlığı'na gönderilmesini rica ediyor. Belgede 'Jandarma Genel Komutanı emriyle' ifadesi yer alıyor.

TELEFONLAR KAYIT ALTINDA

İstihbarat elemanlarının yakın takibe aldığı 3 TSK personeli kritik görevler ve illerde görev yapıyor. Açık adresleri ve telefon numaralarına kadar bilgileri yazılan ve araştırılması istenen TSK personellerinin ilk sırasında MGK Genel Sekreterliği'nde görev yapan Jandarma Yüzbaşı H.V. yer alıyor. Bir diğer isim Diyarbakır Hava Grup Komutanlığı İstihbarat şubesinde görevli Jandarma Yüzbaşı İ.Ö. Bir diğer asker Hakkari İl Jandarma Komutanlığı'nda görev Komutan Yardımcısı olarak görev yapan Jandarma Üstçavuş H.C.

MİSAFİR GELDİĞİNDE NASIL OTURUYOR?

İstihbaratçılar araştırılması istenen askerlerle ilgili 'İrticai Bilgiler Formu' başlıklı bir belge dolduruyor. 'Özel' mührü bulunan fişleme belgesinde yapılan tahkikatla ilgili şablon halinde 12 soru yer alıyor. Son olarak komutan kanaati bölümünün yer aldığı belgede uyarı mahiyetindeki şu madde dikkat çekiyor:

"Personel hakkındaki komutanlık kanaati, yukarıda belirtilen bilgileri tamamlayıcı veya açıklayıcı mahiyette olmalı, çelişkili olmamalıdır."

İlk soruda, personelin Atatürk ilke ve inkılapları ile 'devrim kanunlarına' aykırı tutum ve tavır içinde olup olmadığı irdeleniyor. 'Erkek ve kadın olarak karşı cinsle tokalaşıp tokalaşmadıkları?' diye soruluyor. Personelin okuduğu gazete ve kitaplar ile gittikleri dernek veya lokaller de yakın takibe alınmış. İrticai faaliyet yürütüldüğü öne sürülen mekanlar arasında 'Kuran kursu, Mescit ve Cami' yer alıyor. Askerlerin evlerine misafir geldiğinde nasıl oturulduğu araştırılması istenen bir diğer husus.

TÜRBAN TABİR EDİLEN KIYAFET

Formda özellikle subay eşlerinin başörtüsü takıp takmadığı üzerinde duruluyor. Fişleme formunun 4. sorusunda 'Eşlerinin başına türban tabir edilen kıyafet giyip giymediği?' ibaresi yer alıyor. Aynı hususu araştırmak düzenlenen 5. soruda, "Eşinin tesettür tabir edilen yaz-kış tamamen kapalı bir kıyafet giyip giymediği" deniliyor.

Bu hususları araştıran istihbaratçılar birbirinden ilginç yöntemlere başvuruyor.

BLUZ UZUN KOLLU, ETEK UZUN

İstihbaratçılar, 3 Ekim 1998'de Jandarma Yüzbaşı H.V.'nin evinde yaptıkları fişleme faaliyetini şöyle anlatıyor:

"Adresine pazarlamacı kisvesiyle gidildiğinde kapıyı açan ve J. Yb. H.V.'nin eşi olduğu değerlendirilen 40 yaşlarındaki bayanın gözlüklü, başı açık, üzerinde uzun kollu bluz ve ayak topuklarına kadar uzun etekli olduğu, başına türban tabir edilen kıyafet giymediği. 17.10.1998'de aynı eve adres sorma bahanesiyle gidildiğinde kapıyı açan ve J. Yb. H.V.'nin kızı olduğu değerlendirilen 16 yaşındaki bayanın başı açık modern giyimli olduğu görüldü."

ÜZERİNDE PENYE PİJAMA VARDI

Jandarma Yüzbaşı İ.Ö.'nün evi istihbaratçıların ikinci adresi oluyor. 30 Eylül 1998'de Yüzbaşı Ö.'nün evindeki istihbari faaliyet fişleme notlarında şu şekilde yer alıyor:

"Adres sorma bahanesiyle ikametgah adresine gidildiğinde kapıyı açan eşinin başında tülbent tabir edilen ince başörtüsü, üzerinde uzun kollu bir gömlek ve penye pijamalı olduğu görüldü."

İstihbarat elemanları son olarak Hakkari'de görev yapan Üstçavuş H.C.'nin eşine ulaşamadıklarını rapor haline getirerek araştırmalarının devam ettiğini belirtiyor.

AYRILIRKEN ÖDÜL ALDI!

Korgeneral Çetin Haspişiren, 2000'de YAŞ kararıyla emekliye sevk edildi. Düzenlenen törende Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile birlikte dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın elinden hizmet belgesi ve çeşitli hediyeler aldı. Haspişiren, yaptığı konuşmada görevinden 'vicdan huzuruyla ayrıldığını' ileri sürdü. Haspişiren, 'Jandarma kırsala çekilmeli' önerisini ise sert bir dille eleştirerek, "Bu sözlerin altında sinsi amaçlar yatıyor" ifadesini kullandı.

Kaynak: Bugün

Büyükanıt Gazetecileri DİNLETMİŞ
23 Mart 2011
Genelkurmay Başkanlığı, akredite olacak gazetecileri belirlerken ya da akrediteleri iptal ederken kanunlara aykırı biçimde ‘teknik takip’ten yararlanmış.
Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı talebiyle hazırlanan, ‘Gizli’ ibareli, 11.04.2001 tarihli ve Yaşar Büyükanıt’a ait olduğu iddia edilen paraflı belgede; o dönemde Milliyet’te muhabirlik yapan Utku Çakırözer’in ‘kontrol altına alınması’ sonucu elde edilen bilgiler yer alıyor.

“Konu: Utku Çakırözer” adını taşıyan belgede Çakırözer’in Mart-Nisan 2001’de yaptığı 4 telefon görüşmesine yer verilmiş. Dönemin Genelkurmay II. Başkanı Org. Büyükanıt’a sunulduğu sanılan ‘Kişiye Özel’ ‘bilgi notu’nda Çakırözer’in Genelkurmay Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanı Albay Z.Ç.’yi aradığı belirtilmiş. Belgede Çakırözer’in Yarbay G.Ö.’den Eskişehir’deki NATO üssünün kapatılmasıyla ilgili bilgi istediği yazılı.

Belgedeki bir notta Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Binbaşı M.H’nin Çakırözer’i aradığı ve telesekreterine “Seninle bir konuda görüşmemiz lazım” dediği ifadesine yer verilmiş.

Belgedeki 4. not ise Çakırözer’in Sabah Yayıncılık AŞ’den Necdet isimli şahısla telefon konuşmasıyla ilgili.

Belgede ‘kontrol altına alınması’ istenen Çakırözer, halen Cumhuriyet’in Ankara Temsilcisi. Mustafa Balbay’ın tutuklanmasının ardından bu göreve gelen Çakırözer, haberin içeriğini duyunca “Şu an İstanbul’dayım. Hakkımdaki belgeyi görmek isterim” diyerek Radikal’e geldi. Belgeyi görünce hafifçe tebessüm eden Çakırözer, “1999’dan sonra 3 yıl savunma muhabirliği yaptım. 2 kez akreditem iptal edildi, hiçbir açıklama yapılmadı. Belki de iptalin bir gerekçesi bu belge” dedi.

Dinlemedeki isimler

O dönem Deniz Kuvvetleri’nde görev yapan Yarbay M.H., 1 ay önce ‘Darbe planında Ankara bölgesi koordinatörü’ olduğu iddiasıyla Balyoz davası kapsamında tutuklandı. Belgede bir diğer ilginç nokta Çakırözer’in diğer konuşmalarıyla ilgili detaylı bilgi verilirken Albay Z.Ç. ile ne konuştuğunun belirtilmemesi. Bunun nedeni şimdilik belirsiz. Konuyla ilgili görüş almak için Büyükanıt’a ulaşmaya çalıştık ancak kendisine ulaşamadık.

Utku Çakırözer: Kanunsuz dinlemeler bitmeli

“Demokratik hukuk devletine inanan biri olarak, yasadışı yöntemlerle belgeler oluşturulmasının her zaman karşısında oldum. Özel ve mesleki hayatımızın mahremiyetini ayaklar altına alan hukuk dışı dinleme ve takipler ile bunların basın yoluyla sızdırılması, ilgili kişi ya da kurumun baskı altına alınması için kullanılmaktadır. Kimden ve hangi dönemde gelirse gelsin bu uygulamalara karşı durmak gerekir.

Söz konusu hukuk dışı belgeyi ne onaylamam ne de aktarılan bilgilerin tümünün gerçekliğini kabul etmem söz konusu. Milliyet’te 1999-2002 döneminde, görevim gereği bilgi alabileceğim askeri yetkililerle sayısız görüşme yapmış, bilgilerine başvurmuşumdur.

Neden 10 yıl sonra çıktı?

O dönemde akreditasyonum, Genelkurmay Başkanlığı’nca nedenini bilemediğim biçimde 2 kez iptal edildi. Basın özgürlüğü açısından Genelkurmay’ın basın mensuplarına uyguladığı akreditasyon uygulamalarının her zaman karşısındayım. AKP iktidarı döneminde de, Başbakanlık tarafından, basın mensuplarının bir bölümüne benzer kısıtlayıcı uygulama getirilmesinin de demokratik hukuk devletiyle bağdaşmadığı kanısındayım. Öte yandan, bu hukuk dışı belgenin 10 yıl sonra bugün ortaya çıkarılması ise manidardır. Mensubu olmaktan onur duyduğum Cumhuriyet Gazetesi ve bu kurumdaki konumumun, belgenin sızdırılış amacına alet edilmek istendiği kaygısını taşıyorum. Ayrıca, yasadışı dinleme ve takiplerin son dönemde ciddi biçimde artmış olmasının da belgenin ortaya çıkarılmasında önemli bir başka etken olduğu inancındayım. Topluma, bu yasadışı dinlemelerin yalnız bu döneme özgü olmadığı, mevcut iktidar öncesinde de yaşanmış olduğu mesajının verilmek istendiği izlenimindeyim.”

Sedat Ergin: Çok vahim bir durum

Akreditasyon, eskiden beri sıkıntılı bir konudur. Genelkurmay’ın, son dönemde biraz gevşetilmekle birlikte, bu konuda katı bir uygulaması olduğu bir vakadır. Bunun gazetelerin yanı sıra bazı durumlarda yazdığı haberlerin yol açtığı rahatsızlıktan dolayı doğrudan muhabirlere yöneldiği durumlar da olmuştur. Hürriyet’in Ankara Temsilcisi olduğum dönemde 1990’lı yılların sonuna doğru o dönemdeki savunma muhabirimizle ilgili bir sıkıntı yaşadığımızı hatırlıyorum. Ancak bu uygulamanın yalnızca Genelkurmay’la ilgili bir sorun olarak ele alınmasına karşıyım. Atanmışlar değil, seçilmişler de akreditasyon yasağı uyguluyor Türkiye’de. Genel yayın yönetmeni olduğum dönemde uzun bir süre Milliyet gazetesine Başbakan’ın uçağında ambargo uygulanmıştı. Ayrıca 2008 yılında yazdıkları haberler nedeniyle Başbakanlık’ta 7 muhabir arkadaşımızın akreditasyonları iptal edilmişti. Bir muhabir arkadaşımız bu yüzden işsiz kalmıştı. Güç sahipleriyle ilgili yaygın bir sorundan söz ediyoruz.

Bu konudaki belgeleri görmedim. Utku Çakırözer bir dönem birlikte çalıştığım, mesaisini beğendiğim bir meslektaşımdır. Telefonunun 2001’de Genelkurmay tarafından dinlenmiş olduğu bilgisi eğer doğruysa, çok vahim bir durumla karşı karşıyayız demektir. Bir kere, bilebildiğim kadarıyla ne 1999’da ne de sonrasında Genelkurmay’a vatandaşların telefonlarını dinleme yetkisi veren bir yasa hükmü bulunmuyor. Mevzuatta bugüne dek rastlamadım. Jandarma ya da MİT gibi bir kurumun dinleyip Genelkurmay’a aktarmış olması bir olasılıktır. Ama bu olasılık da durumun vahametini ortadan kaldırmaz. Hangi şık geçerli olursa olsun anayasada güvence altına alınmış olan haberleşme hürriyetinin çok açık bir ihlali, ciddi bir hukuksuzluk söz konusu. aktifhaber

MİT'in, olağünüstü fişleme yetkisini hükümet verdi
10/06/2013



Taraf gazetesinden Mehmet Baransu, THY, Milli Eğitim Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile PTT'nin MİT ile imzaladığı 'çok gizli' veri paylaşımı protokolünü yazdı. Protokol, MİT'in istediği zaman bu kurumların veri arşivine erişmesini sağlıyor. Yetki ise hükümetten.

ANKARA / RADİKAL

Taraf gazetesinden Mehmet Baransu, THY, Milli Eğitim Bakanlığı , Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile PTT Genel Müdürlüğü’nün MİT ile imzaladığı ‘çok gizli’ veri paylaşımı protokolünü yazdı. Protokol, MİT’in istediği zaman bu kurumların veri arşivine erişmesini sağlıyor.

ETKİLENMEYEN VATANDAŞ YOK

Protokoller, Türkiye ’de yaşayıp kamu kuruluşlarıyla bilgisini paylaşmak zorunda kalan herkesi ilgilendiriyor. Örneğin 2012 yılının Eylül ayında Milli Eğitim Bakanlığı ile MİT arasında imzalanan Protokolde, Eğitim Bakanlığı’nın MİT’e aktaracağı verilerin içeriği şöyle anlatılıyor:

“Madde (7)
(1) Bu protokol kapsamında Müsteşarlığın kullanımına sunulacak olan verinin içeriği aşağıda belirlenmiştir:

> a) Bakanlık tarafından yapılan sınavlara ait ad ve tarih bilgileri ile bu sınavlara başvuru yapan tüm adayların kimlik numarası, adı-soyadı, sınav yeri ve adres bilgileri ile mevcut olması halinde fotoğraf kayıtları ve iletişim bilgileri (telefon numaraları, e-posta adresleri gibi).

> b) MEBBİS veri sisteminde bulunan tüm Bakanlık personelinin kimlik numarası, ad-soyad, telefon ve e-posta gibi iletişim bilgileri, görev yerine ilişkin il/ilçe adres bilgileri ve fotoğraf kayıtları.

> c) E-Okul sisteminde bulunan tüm öğrencilerin, kimlik numarası, adı soyadı, telefon, e-posta gibi iletişim bilgileri, öğrenim gördüğü okul ve sınıfı, fotoğrafı, ana-baba ya da veli adı ile bunlara ait telefon numarası gibi iletişim bilgileri, öğrencinin adres bilgisinin yanı sıra, öğrenim görülen sınıftaki yılsonu başarı puanı, ödül ve ceza kayıtları ile varsa aldığı belgeler ve toplam devamsızlık süreleri.

> d) MEB’e bağlı olarak hizmet veren eğitim, kurs, rehabilitasyon merkezi vb. yerlere ait bilgiler.

> e) MEB tarafından yurtdışına gönderilen öğrencilere ait, kimlik numarası, ad-soyad, gidilen ülke, gidişdönüş tarihi bilgileri ile telefon, e posta vb. iletişim bilgileri, ayrıca, ana-baba adı, irtibat kanalları ile varsa fotoğraf kayıtları.

> f) Rehberlik ve Araştırma Merkezi (RAM) öğrencilerine ait kimlik numarası, ad-soyad telefon e-posta gibi iletişim bilgileri ile fotoğraf kayıtlan vb. tüm bilgiler.

> g) Yaygın Eğitim kapsamındaki öğrencilere ait bilgiler.

(2) Yukarıda yer almakla birl
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Tem 29, 2009 10:54 pm    Mesaj konusu: 3G ile Nasıl Dinlenebileceğini Merak Etmiyor musun? Alıntıyla Cevap Gönder

Telefon Dinleme Yetmedi, Ankara Ceplerdeki Parayı İzliyor
Güngör Uras
Milliyet Gazetesi
15.01.2010

Telefon dinleme ne ki?

Bilemediniz on bin, bilemediniz elli bin kişinin telefonu izleniyor. Ankara şimdi daha büyük bir işe soyundu. Halkın tamamının cebindeki para günü gününe izleniyor.

Kimin nesi var, nesi yok, Ankara’da kayda geçiyor.

Ankara’da bilgisayarın başına oturan devlet görevlisi, (diyelim ki)

“Ali Rıza Kardüz Bey’in nesi var, nesi yok?”

diye meraklandı. Önce bilgisayardan Ali Rıza Kardüz’ün vatandaşlık numarasını buluyor. Bunu yazıp düğmeye basıyor...

Ali Rıza Kardüz’ün nesi var, nesi yok ekrana dökülüyor.

Üzerine kayıtlı kaç ev, arsa var, ne zaman almış kaça almış, otomobilinin markası ne, kaç yıllık, bankada ne kadar parası var, ne kadar aylık alıyor, kiradan eline ne geçiyor, ne kira ödüyor, hangi kredi kartıyla, nerede, ne kadar harcama yapmış, kendine son aylarda neler almış, hesabından kime ne kadar para göndermiş, ne kadar dövizi, ne kadar hisse senedi var?

Hepsi... Ama hepsi ekranda görülüyor.

Sanmayınız sadece Ali Rıza Kardüz gibi saf ve bakir Türk vatandaşları izleniyor.

Hayır, bu ülkede yaşayanların tamamı, Cumhurbaşkanı’ndan yeşil kart kullanıcısı Kezban Hanım’a kadar herkes izlenmekte.

Kişilik ‘mahremiyeti’ yok oldu

Böyle bir şey dünyanın hiçbir yerinde yok... Türkiye’de var...

Başka ülkelerde böyle bir izleme gündeme gelse kıyamet kopar. İnsan haklarına, kişinin özel hayatına saygısızlık olarak bu önlenir. Kötü kullanımı halinde insanların hayatı büyük risklerle karşılaşacağı için buna kimse izin vermez.

Bu uygulama bu yıl eylül ayında başladı.

Bilindiği gibi, Emekli Sandığı, Bağ-Kur, SSK hep birlikte Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) şemsiyesi altında toplandı. SGK kanunu ile bu 3 kuruluşa üye olmadıkları için sağlık yardımlarından yararlanamayan yaklaşık 20 milyon insanımız için “Genel Sağlık Sigortası” imkânı getirildi.

”Genel Sağlık Sigortası”ndan, imkânı olmayanlar bedava yararlanıyor ama imkânı olanlara aile geliriyle bağlantılı biçimde her ay belli bir aylık prim ödemek zorunda. Kişi başı aylık geliri 212 TL’den fazla olanların primi aylık gelirine göre belirleniyor.

28 Eylül 2009 tarihinde Resmi Gazete’de “5510 Sayılı Kanun’un 8’inci Maddesi’nin 7. Fıkrasının Uygulanması Hakkında Tebliğ” başlığını taşıyan bir tebliğ yayımlandı.

Başlığından hiçbir şey anlaşılamayan bu tebliğin neler getirdiğini Sosyal Güvenlik uzmanı Ali Tezel gazete yazılarında ve TV programlarında anlatmaya çalıştı ama kimse ya anlamadı ya da umursamadı.

Halkımız tehlikeyi anlayamadı

Bu tebliğe göre, parasal işlemlere aracılık eden tüm kuruluşlar, işleme konu vatandaşın kimlik numarası ile birlikte işlem konusunu SGK’ya hemen bildirmek zorunda.

Bunu yapmayan görevli cezalandırılıyor.

Örneğin su, gaz, elektrik faturası ödendi. Hemen SGK’ya bildirilecek.

Örneğin İddia’dan 20 TL ikramiye kazanıldı. Hemen SGK’ya bildirilecek.

Örneğin cep telefonu faturası ödendi, bankaya kredi kartı taksiti ödendi, bankadan teyze hanıma havale çıkarıldı, mevduat hesabından 50 TL çekildi, bütün bunlar SGK’ya hemen bildirilecek.

Tarladan 100 kg fındık, 500 kg buğday satıldı.

Bunlar hesaba kaydedilecek. Tapuda ne işlemler yapıldı, otomobil için ne vergi ödendi, bütün bunlar Ankara’nın ekranında görülecek.

Ankara’da iyi niyetli veya kötü niyetli bir kişi (veya bilgisayarlarda bilgi hırsızlığı uzmanı olmuş kötü niyetli kişiler) insanların cebindeki parayı saati saatine izleyecek.

Sadece bu kadarla da kalmıyor, tebliğ SGK’ya gerektiğinde hesaplardan “prim borçlarını bilgisayarla tahsil” imkânı veriyor.

SGK görevlisi geçecek ekranın başına, “Ali Rıza Bey borçlu. Bankada hesabında para var” diyerek, pattt... diye banka hesabını bir başka hesaba aktaracak...

Ne denebilir ki? “Vatana millete hayırlı olsun!”


Havadan Telekulak Dönemi
15 Ağustos 2009 11:05

GES Komutanlığına, dinleme cihazları donanımlı helikopterler alınacak. Ortam dinleme taşıtlarına bu araçlar havadan ortam dinleyerek destekleyecek..

GES'e alınacak iki helikopter, istihbarat amaçlı olarak son sistem dinleme cihazları (ELINT / SIGINT) ile donatılacak. Haberleşme aygıtları, elektronik cihazların yaydığı radyo dalgaları veya kablo üzerinde taşınan analog veya dijital veriler helikopterler tarafından dinlenebilecek. Helikopterlere, lazer güdümü ile nokta dinleme yapabilme kabiliyetinin de kazandırılacağı belirtiliyor.

ORTAK ÜRETELİM
121 adet helikopteri kapsayan 2.5 milyar dolarlık projede Sikorsky ve Agusta Westland firmaları yarışıyor. Sikorsky firması, ihaleyi S - 70 helikopterlerinin kazanması durumunda 8 milyar dolarlık iş yaratacağına ilişkin söz verirken, Agusta Westland firması TUHP 149 helikopteri için Türkiye'ye 'ortak üretim' teklifinde bulunuyor.
Son sistem dinleme cihazlarıyla donatılacak helikopterler, düşman veya potansiyel tehdit unsurları tarafından kullanılan haberleşme aygıtlarını yakalayıp rapor edebilecek.
aktifhaber

3G ile Nasıl Dinlenebileceğini Merak Etmiyor musun?
Açık İstihbarat
23.07.2009

21 Temmuz günü Birleşik Arap Emirlikleri'nde Dubai ve Abu Dabi'de Blackberry gibi "akıllı" telefon kullanıcıları ilginç bir uygulamaya maruz kaldılar.

Bölgedeki telefon operatörlerinden Etisalat kullanıcılarına bir text mesajı yollayarak, telefonlarının sürümlerini yükseltmeleri için bir bağlantıya(link) yönlendirdi. Bu bağlantıya gidip ilgili programı yükleyen kullanıcılar daha sonra telefonlarının garip davranmaya başladığını ve şarjlarının çok hızlı tükendiğini gördüler.

Şikayetlerin artması üzerine Blackberry cihazının yapımcısı Kanada merkezli Research in Motion (RIM) bir açıklama yapmak zorunda kaldı ve sözkonusu yüklemenin kendileri ile bir alakası olmadığını ve tamamen telefon operatörü Etisalat'ın insiyatifinde gerçekleştiğini belirtti.

Etisalat ise; bu yüklemenin telefonların performansının yükselmesi ve 3G geçişleri için şart olduğunu savundu.

Sonradan ortaya çıkan gerçek ise; telefonlara yüklenen yazılımın Kaliforniya Silikon Vadisi merkezli SS8 Networks firmasına ait olduğu idi.

Bu firma kendisini broşüründe şöyle tanıtıyor :

"telekomunikasyon dinlemelerinde dünya lideri ve dünya çapında mevzuatlara uygun elektronik dinleme ve gözetleme çözümleri sunucusu"

Firma dünyada bir çok istihbarat servisi, güvenlik birimi ve telefon operatörü ile çalışmakla övünüyor.

Etisalat Ortadoğu ve Afrika'da bir çok telefon şebekesinin işletmeciliğini yapıyor.

3G'ye geçmeye hazırlanan ve dinlemeler konusunda henüz yasal ve teknik altyapısı oturmayan ülkelerdeki vatandaşların bu tarz yasadışı teknolojik suistimallere karşı her zaman uyanık olması gereği Birleşik Arap Emirlikleri'nde yaşanan bu olayla bir kez daha ortaya çıktı.

Açık İstihbarat

Fişlemelere Komik Savunma
11 Ağustos 2009 09:00

Eski Malatya Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu, görevdeyken yaptığı fişleme belgeleriyle ilgili ilginç bir savunma yaptı. İşte Hilmioğlu'nun açıklamaları...

Eski Malatya Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu'nun görevdeyken yaptığı fişleme belgeleri üçüncü iddianamede geniş yer tuttu. 8 yıl görev yaptığı Malatya'da askerlerle sıkı ilişki kuran Hilmioğlu'nun öğrencilere ve akademisyenlere yönelik yaptırdığı fişlemeleri, Ergenekon sanıklarından Mustafa Levent Göktaş'ta ele geçen 51 No'lu DVD'de yer aldığı ortaya çıktı.
Yargı mensuplarına ilişkin fişlemelerin de bulunduğu 51 No'lu DVD'de 'Dinci kamu personeli son' isimli belgede Malatya Üniversitesi'nde çalışan 112 kişinin makamları, görevleri, siyasî ve dinî görüşleri ile ilgili liste bulunduğu iddianamede yer aldı. Göktaş'ın, Poyrazköy'de ele geçirilen patlayıcı maddelerle ilgili tutuklanan hücrenin başında olduğu iddia ediliyor.

7 Eylül 2009'da İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasına başlanacak olan tutuklu sanıklardan Fatih Hilmioğlu'nun Malatya'da yaptığı fişleme faaliyetleri delilleri ile üçüncü Ergenekon iddianamesinde yer aldı. Üniversite görevlileri de şahit oldukları fişleme faaliyetlerini ayrıntılı olarak anlattı. İddianamede, Hilmioğlu'nun Ankara'daki evinde yapılan aramada 476 No'lu CD'de, "2005-2006 Marjinal Öğrenci Grupları" isimli klasör içerisinde, "Cemaatle bağlantılı öğrenciler, ESP-MLK-P, DHKP-C sempatizanı olan öğrenciler, Hizbullah üyesi öğrenciler, PKK sempatizanı olan öğrenciler, ülkücü öğrenciler" şeklinde bilgiler tespit edildi. Öğrencilerin adları, soyadları, açık kimlikleri, ÖSYM numaraları, bağlı bulundukları bölümleri belirtilerek, fotoğraflarıyla birlikte adresleri, arkadaşlarıyla olan bağlantılarının da fişleme bilgileri olarak yer aldığı bildirildi.

DÜZENLİ OLARAK JANDARMAYA BRİFİNG

Fişlemeler savcılar tarafından sorulduğunda, Hilmioğlu, fişlemelerin rektör olduğu dönemde üniversiteye bağlı olarak çalışan personel tarafından hazırlandığını savundu. Sık sık değişen güvenlik personelini üniversitede huzuru bozabilecek öğrencilerle ilgili bilgilendirmek amacıyla bu dokümanın hazırlandığını düşündüğünü ifade eden Hilmioğlu, bu güvenlikçilerin ismini hatırlamadığını, bu bilgileri herhangi bir yerde kullanmadığını iddia etti. Hilmioğlu, bu CD'nin üniversitenin jandarma bölgesi olduğundan dolayı jandarmaya da verilmiş olabileceğini aktardı. İnönü Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Tanık Mehmet Özcan ise tanık olarak verdiği ifadesinde, Hilmioğlu'nun, söz konusu fişlemeleri, 1995-2000 yılları arasında Malatya İl Jandarma Komutanlığı'nda görevli Bestami isimli binbaşı ve Cengiz Astsubay'la birlikte hazırladığını anlattı. 2000 yılında Hilmioğlu'nun rektör olmasından sonra 2005 yılına kadar 86 kişilik listenin sürekli olarak jandarmadan rektörlüğe bildirildiğini gördüğünü aktardı.

aktifhaber

Mehmetçiğe Ömür Boyu Fişleme
14 Ağustos 2009 11:00

Askerliğini yapan bazı erbaşlar üstleri tarafından fişleniyor... Skandal fişleme dosyası MİT, Emniyet ve Jandarmaya da gönderiliyor... "Tehlikeli görüşlüdür..."

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda Tank Kurmay Albay Muhterem Karataş'ın, bazı erbaşları fişlediği ortaya çıktı. Skandal fişlemenin erbaşların hayatları boyunca 'arşiv araştırması ve güvenlik soruşturmalarında' karşılarına çıkmasını sağlamak için MİT, Jandarma ve Emniyet'e gönderildiği anlaşıldı.

Albay Karataş, dosyaya şu notu düşmüş: "Okul içinde fırsat bulduğunda çevresini kendi görüşleri doğrultusunda zehirlemeyi başarabilecek yetenektedir. Askerlik hayatının bitiminde de kontrol altında tutulmalıdır."

Olay, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Maltepe Askerî Lisesi Komutanlığı'nda yaşandı. 30 Kasım 2004 tarihli belgeye göre okulda askerliğini 299. kısa dönem piyade çavuş olarak sürdüren Onur Düşgül hakkında iç istihbarat ağı kullanılarak bir soruşturma yürütüldü. Onur Düşgül için hazırlanan Sakıncalı Şüpheli Personel Bilgi Formu'nda ilginç tespitlere yer verildi. Emniyet, Jandarma ve MİT'e de gönderilen bilgi formunda Düşgül için kullanılan bazı tabirler şöyle: 'Güvenilmez, yalan söyler, tehlikeli görüşlüdür.'

NAMAZ KILMAK 'YASADIŞI' GÖSTERİLİYOR

Düşgül'ün ömür boyu fişlenmesine sebep olan faaliyetler dikkat çekici. Bilgi formunda, yasadışı faaliyetler arasında namaz kılmak da sıralanıyor. Tarihî ve dinî eserleri sürekli bulundurmak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden gelen okuma yazma bilmeyen erlere özel ilgi, kısa dönem askerliği yapan Çavuş Düşgül için yapılan suçlamalar arasında.

299. kısa dönem Piyade Çavuş Onur Düşgül için hazırlanan Sakıncalı Şüpheli Personel Bilgi Formu'nda da yine son derece ilginç saptamalar ve ithamlar yer almış. Raporun son kanaat ve öneri bölümünde Düşgül için, "Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzenini eleştirip şeriat düzenini savunmaktadır. Okul içinde fırsat bulduğunda çevresini kendi görüşleri doğrultusunda zehirlemeyi başarabilecek yetenektedir. Askerlik hayatının bitiminde de kontrol altında tutulmalıdır." ifadelerine yer veriliyor. Muhterem Karataş, MİT, Jandarma ve Emniyet'e gönderdiği "GİZLİ" yazıda Onur Düşgül'ün takip ve kontrol altında tutulduğunu öne sürerek hazırlanan iki ayrı raporun ekte sunulduğunu bildirdi. Karataş söz konusu yazıda şu öneride bulundu: "Adı geçen personelin ileride hakkında yapılacak güvenlik soruşturmaları ve arşiv araştırmaları ile ilgili, MİT Müsteşarlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı kayıtlarına alınmasının uygun olacağını tensiplerinize arz ederim."

aktifhaber

Ergenekon'un tutuklu sanığı İbrahim Şahin'in ajandasından ırkçı fişleme çıktı: "Bahçeli'nin büyükannesi tecavüze uğramış bir Ermeni"

25 Ağustos 2009 Ergenekon bünyesinde muvazzaf teğmen ve Özel Harekâtçı polislerden oluşan S-1 adlı yasadışı bir örgütlenme kurduğu ve suikast hazırlığı yaptığı iddiasıyla tutuklanan eski Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin'in 'bordo ajandası'ndan Ermeni ve Kürt düşmanlığı çıktı. Radikal gazetesinin haberine göre; iddianameye giren bir telefon kaydında, S-1'i kastederek, “Ben Ermenilere karşı kurulan ilk örgütün başkanıyım” diyen Şahin, ajandasında şu notları tutmuş.

HİKMET ÇETİN'İN BABASI PKK'NIN PARA KAYNAĞI
Ajandada dikkat çeken notlar şöyle: “(...) Suriye gizli servis sorumlusu Garo Palancıyan, Behcet Cantürk'ün teyzesinin kocasıdır. Suriye Kamışlı Asala sorumlusu Ohannes Palancıyan ise Cantürk'ün teyzesi ŞATO'nun oğludur. Bugün İngiltere'de ve birçok ülkede E.K.Ö.B (Ermeni Kürt Öğrenci Birliği) kurulmuştur ve faaliyeti devam etmektedir. B.Cantürk. Annesi Liceli Hatun Deminciyan isimli bir Ermenidir.” “Hikmet Çetin'in babası PKK ve Asala'nın para kaynağıdır. 2003'de patrikaneden belgeli olarak isim ve din değiştirmiştir.”

BAHÇELİ'NİN BÜYÜK ANNESİ SAADET
“Ermeni Soysuzlar. Yatağımdaki Düşman Filmi. MHP. Ermeni yetimlere her yıl 200 altın tahsisat bağlanmasını sağlayan Adana Valisi Cemal Paşa'nın kardeşine 12 yaşında bir kız çocuğu verirler. Ama o evlatlığa tecavüz eder, kız hamile kalınca onu karısı yapar. Kızın adı Saadet'tir ve bu Saadet MHP lideri Devlet Bahçeli'nin büyük annesidir.”

AHMET TÜRK'ÜN DEDESİ DİN DEĞİŞTİRDİ
“DTP-HAKOP'UN AKRABALARI. Ahmet Türk 1925'de Türk soyadını almış bu Ermeni. Dedesi tehcirde din değiştirmiş. Tunceli, Elazığ, Erzincan, Sason. Hangi partiden olursa olsun. Ermeni. Mehmet Eymür. Siirtlidir-Ermenidir...”

netgazete

ÜNİVERSİTE'DE FİŞLEME OPERASYONU
22 Eylül 2009
Kemal Alemdaroğlu'ndan sonra İstanbul Üniversitesi adım adım takip edilmiş...

Ergenekon davası dosyasına giren 47 sayfalık fişleme raporu, İstanbul Üniversitesi'nin bütün faaliyetlerinin ayrıntılı şekilde takip edildiğini ortaya koyuyor.
Rapor, Ergenekon'un yöneticilerinden olduğu iddiasıyla yargılanan Kemal Alemdaroğlu'nun İstanbul Üniversitesi rektörlüğü görevinden alınmasından sonra yerine atanan Mesut Parlak dönemini mercek altına alıyor.

1. Ordu Komutanlığı'nda görevli Tümgeneral Uğur Uzal imzalı ve 25 Haziran 2005 tarihli raporda, Parlak'ın da içinde bulunduğu çok sayıda akademisyen 'Kürt kökenli, PKK sempatizanı, bölücü, ayrılıkçı, eski sol militanı' şeklinde fişleniyor. Üniversite yönetiminin akademisyen, memur ve yönetici atamaları, açtığı soruşturmalar, girdiği ihaleler ile mezuniyet törenlerinin en ince ayrıntısına kadar not edildiği görülüyor. Bilgilerin, askerî istihbarat birimleri, eski Adlî Tıp Kurumu Başkanı Keramettin Kurt, S.C., S.A., M.K.B., K.A., N.S. ve pek çok öğretim üyesi ile karşılıklı görüşme sonucu elde edildiği bildiriliyor.

İstanbul Üniversitesi Adlî Tıp Enstitüsü'nün 18 yıl müdürlüğünü yapan Prof. Dr. Sevil Atasoy ise Ergenekon davası müdahillerinden Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı'nın da aralarında bulunduğu adli tıp uzmanlarına yönelik fişleme raporunu 1. Ordu Komutanlığı'na gönderdiği ifade ediliyor. Kara Kuvvetleri'ne iletilen bu bilgiler, ana rapora '11 Temmuz 2005 tarihli ek rapor' olarak ilave edilmiş.

Ergenekon dosyasına giren ek klasörlerde ortaya çıkan rapor Ergenekon davası sanığı Kemal Alemdaroğlu'nun görevinden alınıp yerine Prof. Dr. Mesut Parlak'ın atanmasından sonra İstanbul Üniversitesi'nin baştan sona fişlendiğini gözler önüne seriyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talebi üzerine 6 Ağustos 2008'de gönderilen 'Askeri İstihbarat Birimlerine: İstanbul Üniversitesi'nde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne saldırmayı hedefleyen ve Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünü yıkmaya yönelik PKK yanlısı ve Kürtçü ayrılıkçı faaliyetler hakkındaki ön rapor' başlıklı belge 47 sayfadan oluşuyor. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nca gönderilen 'Çok gizlidir' ibareli raporda, Kemal Alemdaroğlu'nun görevden alınması ile birlikte ortaya çıkan süreçte İÜ'de Kürtçü yapılanmaya gidildiği iddia ediliyor. Aralarında Ergenekon davasının müdahili olan Şebnem Korur Fincancı'nın bulunduğu onlarca akademisyen fişleniyor. Raporda, Mesut Parlak başta olmak üzeri birçok akademisyenle ilgili 'Kürt kökenli, Malatyalı, PKK sempatizanı, eski illegal sol örgüt militanı' gibi ifadeler yer alıyor.

PARLAK, MAFYANIN TEMEL DİREĞİ

Raporda, Mesut Parlak'ın mafyanın üniversitedeki temel direği olduğu, ünlü araştırmacı yazar A.A.'ya göre Adli Tıp Enstitüsü'nce en önemli işkence raporunun Abdullah Öcalan'a verileceği iddia ediliyor. Parlak'ın türban sebebiyle mezuniyetlerin düğün salonlarında yapılmasına izin verdiği, ileride türban ve kara çarşafın İÜ'de serbest olacağının Parlak tarafından alınan duyum olduğu kaydediliyor. Parlak'ın Kürtçü bağlantıları, ailesinin soyağacı ele alınarak incelenmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Mesut Parlak'ın yönetime getirdiği kişiler de sayılarak, "Kürt kökenli ve PKK sempatizanı Tahsin Yeşildere veterinerlik fakültesinde etkin bir pozisyona getirildi." deniliyor. Raporda üniversitede ihalelere ilişkin bütün eski kriterlerin kaldırıldığı, en düşük fiyat uygulamasına geçildiği aktarılıyor. Sosyal tesislerde 2004 Eylül'den beri ihale yapılmadığı, geçen dönemde kriterlere uyum sorunu olanların geri döndüğü bildiriliyor. Kampüste türbanlıların görülmeye başladığı aktarılıyor.

Prof. Dr. Sevil Atasoy, 1987'den beri sürdüğü İÜ Adli Tıp Enstitüsü müdürlüğü görevini 26 Mayıs 2005'te bıraktı. Atasoy'un, sadece akademisyenleri fişlemekle kalmadığı, ayrıca 1. Ordu Komutanlığı'na da rapor sunduğu ortaya çıktı. Buna göre, 1. Ordu'ya sunduğu ve 11 Temmuz 2005'te Kara Kuvvetlerine gönderilen raporda, "İşkencenin Önlenmesinde Bağımsız Bilirkişilik" isimli projede imzası olan akademisyenlerden Şebnem Korur Fincancı ve Sermet Koç'un uzun zamandır Türkiye aleyhtarı radikal sol ve bölücü faaliyetlerde bulundukları ve daha pek çok iddia ileri sürülüyor.
aktifhaber

23 Eylül 2009 10:19
FİŞLENEN AKADEMİSYENLER TEPKİLİ

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın akademisyenler hakkında hazırladığı rapora sert tepki geldi..Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

İstanbul Üniversitesi'nde (İÜ), 'PKK sempatizanı, Kürtçü, eski sol militanı' şeklinde fişlenmeleri, akademisyenlerin tepkisine neden oldu.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı, hazırladığı 47 sayfalık raporda 'Kürt kökenli ve PKK sempatizanı Tahsin Yeşildere, Veterinerlik Fakültesi'nde etkin bir pozisyona getirildi' şeklinde bahsedilen emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, fişlemelerin karalama amaçlı olduğunu söyledi.

Alemdaroğlu'na karşı çıktığı için bu tür karalamalara maruz kaldığını anlattı. Fişlenen diğer bir isim adli tıp uzmanı Prof. Dr. Fatih Yavuz ise meslektaşlarının kendisini fişlemesini üniversitedeki çekişmelere dayandırdı. Yavuz, bu tür uygulamaların Türkiye'ye vakit kaybettirdiğini anlattı.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talebi üzerine 6 Ağustos 2008 tarihinde 47 sayfalık bir rapor gönderdi. Ergenekon davasının ek klasörlerine giren raporda İstanbul Üniversitesi'nin rektör Mesut Parlak dönemi ayrıntılı olarak anlatılıyor.

Akademisyenlere yönelik 'Kürt kökenli, PKK sempatizanı, bölücü, ayrılıkçı, eski sol militanı' şeklinde fişlemeler yer alıyor. Burada fişlenen isimlerden biri de emekli öğretim üyesi Tahsin Yeşildere. Yeşildere'nin Kürt ve PKK sempatizanı olduğu belirtiliyor.

Yeşildere, kendisinin İzmir'de doğduğunu ve kökeninin Karamanoğulları'na dayandığını, dolayısıyla Türk olduğunu söyledi. Ergenekon davası sanığı Kemal Alemdaroğlu'nun İÜ'de rektör olduğu zamanlarda kendisinin de üniversite senatosunda görevli olduğunu kaydetti.

Uygulamalarına karşı çıktığı için Alemdaroğlu'nun senato toplantılarında kendisini 'PKK sempatizanı, bölücü' diye suçladığını ve senatodan atmaya çalıştığını ifade etti. Yeşildere, "Kürt olsam ne fark eder, Türk olsam ne fark eder. Ben demokrasi mücadelesi veren bilim insanıyım. Benim Türk, Kürt, Ermeni, Müslüman, Yahudi olmam hiçbir şeyi değiştirmez, demokrasi isteyen emekli bir profesörüm." diye konuştu.

Meslektaşlarının kendisinin askerî istihbarata fişletmesini de değerlendiren Yeşildere sözlerini şöyle sürdürdü: "1402'liklerde böyle çıktı. Üniversite rektörleri kendilerine paye verilince bu şekilde yalan yanlış ispiyonluyorlar. Yıllardır bu böyle."

FİŞLEMELERLE VAKİT KAYBEDİYORUZ

Ergenekon dosyasının ek klasörlerinde yer alan 47 sayfalık raporda "Prof. Dr. Fatih Yavuz: Alman Hastanesi'nde uzun süredir illegal olarak adlî tıp raporları veren ve Alman vakıfları ile bağlantılı." şeklinde fişlenen Prof. Dr. Fatih Yavuz ise, Türkiye'nin yıllardır bunlarla vakit kaybettiğini vurguladı. Üniversitedeki çekişmelere her zaman şahit olduğunu dile getiren Yavuz, raporda yer alan bilgilerin de yanlış olduğunu belirtti.

Alman Hastanesi'nin bir Türk'e ait olduğuna dikkat çeken Yavuz, kendisinin de Alman vakıflarıyla bağlantılı olduğuna ilişkin iddiayı yalanladı. Daha önce Ergenekon davası sanığı Ümit Sayın'da da kendisinin ev adresleri, telefon numaralarının ortaya çıktığını hatırlatan Yavuz, bunların da yanlış olduğunu ifade etti. 20 yıllık meslek hayatında hiçbir zaman idari görevlere talip olmadığını ifade eden Yavuz, raporun mahkemede olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkacağını dile getirdi.

Zaman

29 Eylül 2009
Dinleme Aracına İlginç Çözüm
Görüntüleme ve ses kaydı yapan Emniyetin ''Observer" araçlarına 'Türk işi çözüm' bulundu..

Görüntüleme ve ses kaydı yapan araçlara 'Türk işi çözüm' bulundu.
İş kadını Sibel Çarmıklı ile Askeri Savcı Zeki Üçok'u, restoranda görüntüleyip ses kaydı yapan Emniyetin ''Observer" araçlarına ''Türk işi çözüm'' bulundu.

Bu araçlar dinleme yapılan yere doğru lazer ışığı yayıyor. Bu ışık ise yeşil renkli boş bir soda şişesinin içinden bakıldığı taktirde görülüyor. Bazı operasyonlarda bu yöntemi bilen organize suç örgütü üyelerinin, ''Observer'' araçlarından yapılan dinlemeden kurtulduğu öğrenildi.

Hava Albay Ahmet Zeki Üçok ile ünlü işkadını Sibel Çarmıklı arasında bir arazinin satışı için yapıldığı öne sürülen rüşvet pazarlığı, polisin son yıllarda sıkça başvurduğu bir teknikle belirlendi. Ankara'daki Kaçakçılık Organize Suçlar Daire Başkanlığı ile İstanbul Emniyetinde ''Observer'' adı verilen teknik takip araçları bulunuyor.

TENİS KULÜBÜNDE DE VARDI

Bu araçlardan biri, AKP eski milletvekili Turhan Çömez ile Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt ve eşi Ferda Paksüt'ün Ankara Tenis Kulübündeki buluşmaları sırasında da ortaya çıkmıştı.

Takip edildiğini hisseden Paksüt, aracın şoförüne kimlik sorunca, araç da olay yerinden ayrılmıştı. Minibüs ya da hafif ticarilerden oluşan bu araçların arkası kapalı ya da camları koyu renk filmle kaplanmış olduğu için dışarıdan bakılınca içi de gözükmüyor.

Araçta bulunan lazer ışığı ile dinlenecek ortam işaretleniyor ve o noktadaki konuşmalar kaydedilebiliyor. Aynı ortamda bulunan polislerin üzerindeki, kravat iğnesi, rozet ya da araba anahtarlığı biçimindeki kablosuz kameralardan da görüntü elde ediliyor. İngilizce bir kelime olan "Observer", gözcü anlamına geliyor.

Gazeteport

06 Ekim 2009
BÜYÜKANIT FİŞLEME YAPMIŞ
ETÖ'nün mahrem bilgilerine kadar fişlediği Org. Büyükanıt da başkalarını fişlemiş.

Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın korgeneral rütbesinde iken liselerde Milli Güvenlik dersine giren subay öğretmenler vasıtasıyla, Türkiye'nin dört bir yanındaki okullarda fişleme yaptırdığı ortaya çıktı.

Milli Güvenlik Bilgisi dersine giren subay öğretmenlerin, öğrencileri tek tek fişleyerek ajanlık yaptıkları ortaya çıktı.

Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Balıkesir İmam Hatip Lisesi'nde görevli Milli Güvenlik Bilgisi Dersi öğretmeninin raporu doğrultusunda, öğrencilerin başlarının açılmasını sağlayan Okul Müdürü Metin Taşlık'ı, “Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak yönünde çaba gösteren Okul Müdürü Metin Taşlık'ın bu
davranışları takdirle karşılanmıştır” ifadeleriyle övmüş.

BÜYÜKANIT'A GÖRE; İMAM HATİP LİSESİ'NDE OKUYAN KIZ ÖĞRENCİLERİN BAŞLARININ AÇILMASI ÇAĞDAŞLIK!

Yaşar Büyükanıt, Korgeneral rütbesinde iken liselerde görevli subay öğretmenler vasıtasıyla istihbarat çalışmasında bulunmuş! Yaşar Büyükanıt, Kasım 1999'da, Balıkesir İmam Hatip Lisesi'nde Kılık-Kıyafet Yönetmeliği'nin uygulanmadığını “Hizmete Özel” yazıyla, Milli Eğitim Bakanlığı'na bildirmiş.

Yaşar Büyükanıt, söz konusu yazısında, Balıkesir İmam Hatip Lisesi'nde Milli Güvenlik Bilgisi Dersi öğretmeninin kılık-kıyafet yönetmeliğinin uygulanmasına yönelik hazırladığı raporu incelediğini belirterek, raporda; 1998-1999 eğitim döneminde İmam Hatip Lisesi'nde derslere türbanla girildiği, kız-erkek öğrencilerin birbirinden ayrı sınıflarda ders gördükleri, 1999-2000 eğitim döneminde okul müdürlüğüne Metin Taşlık'ın atandığı ve Taşlık'ın kılık-kıyafet yönetmeliğinin uygulanması yönünde çok duyarlı davrandığı, kız öğrencilerin yüzde 50'sinin ikna edilmesi üzerine çağdaş kıyafetle dersleri takibe başladığı, diğer kız öğrencilerin ise konuya olumlu baktığı, çevre, arkadaş ve aile baskısı ile henüz tutumlarında değişiklik olmadığı, ancak yakın bir tarihte değişimin gerçekleştirilebileceği, okul müdürünün Milli Eğitim Müdürlüğü'nce yakından desteklendiği, çağdaş seviyede eğitim uygulanmasına yönelik isteklerin kabul görerek hemen uygulamaya geçildiğinin belirlendiğine dikkat çekiyor.

Yaşar Büyükanıt, öğrencilere başlarını açmaları yönünde baskı yapan okul müdürü hakkında da, “Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak yönünde çaba gösteren Okul Müdürü Metin Taşlık'ın bu davranışları takdirle karşılanmıştır” ifadelerini kullanmış.

Söz konusu yazıda; raporun Genelkurmay Başkanı Namına Prj. Sb. Yb. H. Minisker, Ş. Md. Alb. H. Çakırer ve D. Bşk. Toğg. Tuğg. Ü. Şahintürk tarafından hazırlandığı belirtiliyor.
Yaşar Büyükanıt'ın yazısı, Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve örgütün yöneticisi olduğu gerekçesiyle yargılanan Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Şener Eruygur'da ele geçirildi.

ÖĞRETMEN, ÖĞRENCİ, GAZETELER VE OKUL PANOLARI FİŞLENMİŞ!

Şener Eruygur'da ele geçirilen 10 sayfalık diğer belgede de, skandal ifadeler yer alıyor. Bu belgeye göre, Aralık 1999'da Milli Güvenlik Bilgisi Dersi'ne giren emekli subay ve muvazzaf subaylar; öğretmen ve öğrencilerin kılık ve kıyafetlerini, öğretmenlerin okudukları gazeteyi, okul panolarına Osmanlı padişahlarının ve büyüklerinin resimlerinin asılmasını bile fişlemiş.

OKUL YIKILMIŞ, MİLLİ GÜVENLİK DERSİ ÖĞRETMENİ SUBAY BOYKOTTA

Hava Kuvvetleri Komutanlığı, 17 Ağustos Depremi'nde binası yıkılan İzmit Çok Programlı Lisesi'ni de fişlemiş. Fişleme raporunda, “17 Ağustos Depremi'nde binası yıkılan okulda eğitim Mustafa Kemal Lisesi binasında devam etmektedir. Eğitim-öğretim yılının başından itibaren Kılık-Kıyafet yönetmeliğine uyulmadığından MGB derslerine girilmemektedir. Okul müdürünün öğrencilerle yaptığı görüşmeler de herhangi bir değişikliğe sebep olmamıştır” denilmiş.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın Aralık 1999 gün ve İSTH. : 3429 – 99 Pl. Ynt. D. (İKK. Ş) sayılı yazısının EK-A'sında; Bursa Nilüfer Kız İmam Hatip Lisesi, Bursa Endüstri Meslek Lisesi, Eskişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi, Eskişehir Atatürk Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi, İskenderun İmam Hatip Lisesi, İzmir Atatürk Anadolu Teknik Endüstri Meslek Lisesi, İzmit Çok Programlı Lisesi, Kayseri Kocasinan Lisesi, Kütahya İmam Hatip Lisesi, Kütahya Kılıçarslan Lisesi, Malatya Hacı Ahmet Akıncı Lisesi, Malatya Lisesi, Sivrihisar İmam Hatip Lisesi, Yenişehir Endüstri Meslek Lisesi, Diyarbakır İmam Hatip Lisesi ve daha pek çok okul hakkında fişlemelere yer veriliyor.

Kaynak: Vakit

15 Kasım 2009 18:35
YENİ ŞOK İHBAR MEKTUBU
Ergenekon Savcıları, Cumhurbaşkanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlık ve Muhalefet Liderleri'ne bir TSK personeli tarafından yeni ihbar mektubu gönderildi. Fişleme var.Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Dursun Çiçek'le ilgili Karargah'taki soruşturmada bilgisayarları incelemekle görevli bir TSK personeli yeni bir ihbar mektubu gönderdi.

Mektubun ekinde, imhadan kurtarılan çok sayıda belge olduğu ifade ediliyor. Dosya Ergenekon Savcıları, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Adalet Bakanı ve Muhalefet Liderleri'ne gönderildi.

BAŞBAKAN'IN YAKIN ÇEVRESİ FİŞLENMİŞ

TSK personelinin ihbar mektubuyla birlikte gönderdiği belgelerde, Başbakan Erdoğan'ın yakın çevresine yönelik çok sayıda fişleme dosyası bulunuyor.
aktifhaber

'SESİMİ BANA TELEFONDA DİNLETTİLER'
1 Aralık 2009 07:30

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, telefon dinlemeleri konusunda Hürriyet’e son derece kapsamlı bir mülakat vererek, telefon dinleme suçlarında cezaların önemli oranlarda artırılacağını, ayrıca mağdur olan vatandaşların şikâyetini beklemeden savcılar tarafından doğrudan soruşturma açılması yönünde yeni bir düzenleme yapılacağını anlattı
Bakan, bu konudaki değişiklikleri içeren yasa tasarısının Bakanlar Kurulu’nda imzaya açıldığını ve bayramdan sonra TBMM’ye getirileceğini de söyledi. Bakan, tasarıda cezaların artırılması ve şikâyet konusunun düzenleneceğini, telefon dinlemelerle ilgili diğer sıkıntılı konuların ise ikinci aşamada değerlendirilebileceğini söyledi.

SİZİN de başınızdan bir dinlenme olayı geçmiş. Anlatır mısınız?

* ERGİN: Olay eski, Ak Parti 2001’de kurulduğu sırada oldu. Ben Ak Parti’nin kurucu il başkanıyım. ABD’nin Adana Başkonsolosluğu’ndan diplomatlar ziyaretime geldi. Parti taban tutuyor mu gibi kendilerince birtakım tespitler yapıyorlar. Bu ziyaret bittikten sonra İl Başkanlığı makamındaki telefonum çaldı ve az önce konuştuğumuz şeyler telefonda bant olarak bana dinletildi. Yani kendi konuşmalarımı dinliyorum. Şimdi tabii gerçekten irkildim, sene 2001. Böyle bir şey nasıl olur, odanın içerisinde ben, misafirlerim ve ilçe başkanım var, 4-5 kişiyiz, neyse...

Birkaç dakika içinde konuştuklarımız döndü

Birkaç dakika içerisinde konuştuklarımızın bu hızla tekrar bana dönüşü doğrusu beni çok etkiledi. Kendimce araştırma yaptım ama hiç kimse böyle bir şeyi kabul etmek istemiyor. Elimizde benim duyduğum birkaç dakikalık dinleme kaydı dışında herhangi bir delil de yok, yapabileceğim çok fazla bir şey yoktu. Ancak bu olayın benzerleri yaşanmıştır öteden beri Türkiye’de ve dünyada bu konu ciddi bir tartışma konusu ve rahatsızlık verici. İnsanların özel görüşmelerinin içeriğinin paylaşılması, özel hayatına ait birtakım hususların deşifre edilmesi kabul edilebilir, doğru bir şey değil.

Hiçkimse görüşmesinin paylaşılmasını istemez

O an, kendi sesinizi duyduğunuzda ne hissettiniz?

* İrkildim. Hakikaten bu insanı rahatsız eden bir olay ve hiç kimse bu duruma düşmek istemez, hiç kimse özel görüşmelerinin bir başkası tarafından kayda alınarak üçüncü kişilerle paylaşılmasını arzu etmez. Bu, insani bir reflekstir. Her insan gibi ben de kendi refleksimi ortaya koydum ve aynı durumları yaşadım, açıkçası bu.

Bakın bu pozisyondasınız önleminizi ona göre alın

Peki, sesinizin telefonda size dinletilmesini nasıl yorumladınız?

* Ben şöyle algıladım: Herhalde bu dinleme kaydını yapan ekibin içerisinden birinin, “Bakınız haberiniz olsun, bu pozisyondasınız. Ona göre tedbirinizi alın” anlamında bir uyarısı gibi algıladım. Doğrusu bunun başka bir yorumu da, izahı da yok kendi açımdan. Kötü niyetli biri olsaydı, bunu benimle paylaşmazdı.

BAŞKALARININ ÖZEL HAYATINI ÖĞRENMEYE HAKKINIZ YOK MEVZUATTA DEĞİŞİKLİK GEREK

2000 ile 2004 yılları arasında telefon dinleme izinleri 4422 sayılı organize suçlara ilişkin yasa tarafından düzenleniyordu. Bu yasanın 9 Kasım 2000 tarihli uygulama yönetmeliğinde, dinleme kayıtlarının suç delillerine ilişkin olmayan bölümlerinin ayıklanması gerektiği yolunda çok açık hükümler vardı. Ancak hükümetiniz telefon dinleme konusunun yasal çerçevesini daha sonra değiştiren yeni yasalar getirirken bu uygulama yönetmeliğini de değiştirdi. Bu değişiklik içinde özel hayatı koruyan hükümler olduğu gibi çıkartıldı. Bu madde yeni o yönetmeliğe neden konmadı?

Usul hukukçularından çok itiraz gelmiş

* Evet, yerinde güzel bir soru. Şunu ifade edeyim: 4422 sayılı yasanın uygulamasını gösterir yönetmelikte bahsettiğiniz husus vardı. Kayıtlardan hangisinin soruşturmayla ilgili olup olmadığını savcı ayıklayıp elimine ediyordu. Oysa, sanıklardan ‘Savcı sadece benim aleyhime olan delilleri değil, lehime olan delilleri de toplamak durumunda. Oysa bu tapeler içerisinden sadece aleyhime olanları seçip koymuş, lehe olanları ayrıştırmış gibi’ itirazlar geldi. Usul hukukçuları buna çok itirazlar yapmış o dönemde.

Bunun üzerine yeni yönetmelikte değişiklik yapılmış. Ben de aynı soruyu sordum, niçin bu yapılırken bu hüküm taşınmadı yeni yönetmeliğe diye... Bu şekilde gelen serzeniş ve şikâyetler üzerine bu tapeler aynı şekilde dosyaya eklenir diye de yönetmelikte bir hüküm var zannediyorum. Burada savcıların üzerine çok gitmenin haksızlık olacağını düşünüyorum. Çünkü yeni yönetmelikte bu tapelerin ayrıştırılmaması noktasında bir düzenleme var. Ancak günümüzde baktığımızda önceki uygulamanın da eleştirildiği, ama şimdiki uygulamanın daha da eleştirildiği gerçeği ortada. Bu, bir ihtiyaç, bahsettiğiniz konuda bir düzenleme yapılması ihtiyaç.

İtalya AİHM’de özel hayattan mahkûm oldu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de bu konuda içtihadı var, özel hayata ilişkin bölümlerin devlet tarafından korunması gerektiğine dair... Ünlü Craxi kararı... İtalya, mahkeme kaleminde içinde özel hayata ilişkin bölümler de bulunan dinleme kayıtları basına sızdı diye mahkûm oldu AİHM’de...

* İhlal aldı, evet... Söylediğiniz husus doğru, yani bu endişeyi giderici bir çalışma yapılmalı. Ancak, bu öyle hassas bir çalışma ki, soruşturma aşamasında sanığın hakkının ihlali, soruşturmanın selameti, ileride gelebilecek itirazlar üzerine diyelim ki soruşturma esnasında soruşturma makamı bunu ayıkladı, ilgili gördüğü bölümleri aldı kalanı imha etti. Yargılama devam ediyor mahkemede, iddianame tanzim etti ve davayı açtı. Yargılamanın ileri aşamalarında ya da temyiz aşamasında sanıklardan biri ya da birkaçı biraz önce bahsettiğim itirazı gündeme getirdiler. “O kayıtlar içerisinden sadece aleyhimize olanları cımbızla çekip aldı savcı, oysa orada benim bu sözlerimi düzelten başka açıklamalarım da vardı, benim niyetimin bu olmadığımı gösteren başka kayıtlar da vardı” dediler.

Belki kayıtlar bir süre bir yerde saklanır

Şimdi hem sanığın, şüphelinin hukukunu koruma açısından gerekli tedbirleri almamız gerekiyor, hem de soruşturmanın ve kovuşturmanın selameti açısından. Bunların en azından mesela dava kesinleşinceye kadar, karar kesinleşinceye kadar bir yerde muhafaza edilmesi ve ancak kesinleştikten sonra belki imhasına ilişkin belli düzenlemeler yapılması noktasında ceza usul hocalarımızla Bakanlığımızın yetkilileri titiz bir çalışma yapıyorlar. Bunu hemen bugünden yarına takdim edemiyoruz, gerçekten hassas bir konu ve üzerinde çok teknik çalışılması gereken bir konu.

Hukuki tartışmayı bir tarafa bırakalım. Ayıklama yapılmadığı için insanların özel hayatlarının bu şekilde deşifre edilmesini nasıl karşılıyorsunuz? Buna vereceğiniz tepki nedir?

* Bu, hakikaten toplumu rahatsız eden bir husus haline geldi. Ama yapılan işlemlere baktığınız zaman mevzuata uygun, ama toplumu rahatsız ediyorsa burada mevzuatta değişiklik yapma zarureti hasıl oldu.

Özel hayat hakkının korunması gerekli

Ben bir gazeteci olarak Ergenekon iddianamesine ek dava dosyalarını okuduğumda pek çok insanın özel hayatıyla ilgili pek çok mahrem şeyi öğreniyorum. Benim bunları öğrenme hakkım var mı?

* Yok, kesinlikle bunlar rahatsızlık verici hususlar... Ve bundan dolayı, bu rahatsızlıklar dolayısıyla zaten bugün bunları tartışıyoruz. Bu konuda düzenleme yapılmasının ihtiyaç olduğunu ben de ifade ediyorum ve bununla ilgili çalışıyoruz. Hakikaten insanların özel hayatları, kendilerine özgü olmasını istedikleri hususlar Anayasamıza göre de bu kişinin böyle bir hakkı var, bu hakkın korunması lazım.

KAMUOYUNDA TEDİRGİNLİK VAR BUNU HUZURA ÇEVİRMEMİZ LAZIM

2001’de ortam dinlemesinin hedefi oldunuz. Şimdi Adalet Bakanısınız, hâlâ dinlendiğiniz gibi bir tedirginliğiniz var mı?

* Yasal yönden yapılmış olan dinlemeler, beni tedirgin etmez, rahatsız etmez. Çünkü gerçekten o noktada, bir bilgi, bulgu vardır. Bir hâkimin önünden, bir yargıcın önünden denetimden geçmiştir, ilgili yetkili birimler de bunun usule uygun olduğunu görmüştür en azından. Buradan geçilerek yapılan bir dinleme ise bu beni tedirgin etmez.

Soruşturma dışıysa ayıklanması gerek

Telefonunuz yasal izinle dinlenmiş olabilir, ama o günkü konuşmanızda bazı sert ifadeler kullanmış olabilirsiniz. Bunlar kamuoyuna aynen yansırsa bu durumda mağdur olma ihtimaliniz yok mu?

* Toplumda bu kadar hassasiyet oluşturan ve gerçekten bilinmesini istemediğimiz şeylerin, soruşturmanın konusuyla da ilgili değilse, belli bir ayıklamaya tabi tutulması için gerekli bir çalışma yapılaması gereğine işaret ettim. Ama bu hem soruşturmayı hem kovuşturmayı sıkıntıya sokmayacak tarzda yapılmalıdır.

Telefonda konuşurken sözlerimi tartıyorum

Hiç telefonda konuşurken, “Neme lazım” deyip, biraz kendinizi kontrol ettiğiniz oluyor mu?

* Siyasetle uğraşan birisi olarak, daha sonra bir milletvekili olarak ve şimdi de bir bakan olarak elbette ki konuştuğumuz sözlerin, tartılarak konuşulması gereğini biliyorum. Bulunduğumuz konumun gereği olarak da buna dikkat etmemiz gerekiyor. Ama şunu sonuna kadar savunurum: Kişiler iletişim konusunda, özgürce kendilerini rahat hissederek konuşabilirler.

Gereğini yapmak bize düşüyor

Ama bugün sizce bu özgürlüğü hissediyor mu toplum, kamuoyu?

* Kamuoyunda bu noktada bir algı oluştu. Bir tedirginlik oluştu, oluşturuldu. Bu algının aşılması, elbette ki bizi ilgilendiriyor. Bizim toplumdaki bu algıyı pozitif yönde değiştirmemiz gerek. Buna da inanıyorum. Zaten başlattığımız çalışmaların yapılış amacı da odur. Toplumda oluşmuş bu algıyı, doğru bir algıya, huzura çevirmek amacımız.

Bu algının varlığını demokrasi ve hukuk devleti açısından bir sorun olarak kabul ediyorsunuz...

* Bu algının düzeltilmesi gereğine inanıyorum. Gereğini yapmak da bize düşüyor. Bununla ilgili çalışmalarımızı da yapıyoruz.

Telefonda konuşurken ne kadar özgürüsünüz?

* (Gülerek) Herkes kadar...

ORTAM DİNLEMESİ ŞİKÂYETE BAĞLI OLMAYACAK

Kamuoyundaki dinleniyoruz algısının büyümesini tetikleyen faktörlerden biri de ortam dinlemeleri. İki kişi arasında evde, bir mekanda yapılan bir sohbet gizlice kaydediliyor ve bu bir internet sitesine konuyor. Konduktan sonra gazeteler de oradan iktibas ediyorlar. Bunun geride bıraktığımız 3-4 yıl içinde sayısız örnekleri oldu. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz? Mevzuatı bu açıdan yeterli buluyor musunuz?

* Daha önce yoktu belki ama yeni Ceza Kanunumuzda 132’inci maddeye dayalı maddelerinde bu konu yer almış. Haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki konuşmanın dinlenmesi ve kayda alınması 132-133 ve devamında 134. maddeler, tam sizin bahsettiğiniz konuları, ortam dinlemesini karşılayan düzenlemeler. Bir konuşmanın oradakilerin rızasını almadan dışarıda paylaşılması suç. Bu kaydı yapması suç, bu kaydı paylaşması ikinci bir suç. Bunları ayrı ayrı düzenlemişiz.

Cezalar katlanacak

Ancak, geçmiş dönemde baktığımızda bu maddelerin yeterince işlemediğini görüyoruz. Bu maddelerin neden yeterince işlevsel olmayışının sebebini araştırdık. Nedir? Bir, takibi şikâyete bağlı suç şu anda. Yani savcının harekete geçmesi için mağdurun şikâyet etmesi gerekiyor. Biz bu yeni tasarıda takibi şikâyete bağlı olmaktan çıkartıyoruz, savcı resen harekete geçecek. Ancak bir istisna koyuyoruz oraya; mağdur eğer bu takibatın yapılmasını istemez ise savcıya müracaat ederek bu soruşturmaya itiraz etme hakkını veriyoruz ona.

Çünkü, duyulmasını istemediği kayıtlar soruşturulduğu zaman bunun davaya dönüşmesi halinde aleniyet kesp edecek ve o mağdur ikinci kez mağdur olmak istemiyorsa bu soruşturmayı durdurabilmeli ve o kişinin mahremiyet hakkına saygı açısından bu gerekli. Bir de caydırıcılığı artırmak için cezaları en az bir misli artırma yoluna gidiyoruz, bazıları daha fazla artıyor. Hem ceza artırılıp, hem de savcının önceden olduğu gibi kişiden müracaat beklemesi ortadan kaldırılıyor.

Ama o kayıtlar mahkemede aleniyet kazanırsa vatandaş “en iyisi üstünde durmayayım kapansın gitsin” diye düşünüp şikâyetçi olmaktan vazgeçebilir. Yani kayıtların aleniyet kazanması o kişinin mağduriyetini daha da derinleştiren bir nitelik kazanabilir. O zaman siz bunu giderecek bir formül düşünemez misiniz? Örneğin bu dinleme kayıtlarının hâkime verilmesi, ama kapalı kalması ya da mahkemenin kapalı yapılması gibi...

Zaten bizim hukukumuzda bunu düzenleyen kurallar var, mesela hâkim gizlilik kararı verebiliyor. Şu anda belli davalarda, örneğin küçükler için yapılabiliyor. Çok vahim hadiseler için gizlilik kararları verilebiliyor. Bu şekilde bir takım madde içerisinde “tarafın talebi halinde mahkeme bununla ilgili özel gizlilik kararları alabilir” şeklinde düzenlemeler konulabilir”, bu da düşünülebilir.

BAŞSAVCININ DİNLENMESİ OLAĞAN DEĞİL AMA MEVZUATA UYGUN

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in dinlenmesi, kamuoyunda bu işte ölçünün kaçırıldığı gibi bir kanaatin şekillenmesine yol açtı? Siz ne diyorsunuz.

* Olay ve sonrasında kamuoyunda tartışılış biçimi, yansıma biçimi itibariyle bu algı oluşmuş olabilir. Ama sürecin işleyişine baktığımızda, 2008 yılı içerisinde sürdürülmekte olan bir soruşturmada elde edilen arama sonucu, sanıklarda bulunan bilgi, belge ve bulgular ki, orada şu anda sanık konumunda olup, yargılananların aramalarında elde edilen bilgilerde ortaya çıkan verilere dayalı olarak, görev suçu olduğundan bahisle bakanlığın başlattığı bir soruşturma var.

36 hâkim ve savcıya geçen hafta yazı gitti

Burada bilgi ve bulgular yetkili hâkimin önüne götürülüyor. Bir takip, dinleme kararı talep ediliyor. 56 hâkim ve savcı ile ilgili böyle bir karar çıkıyor. Bu 56 hâkim ve savcıdan 36’sı ile ilgili geçen hafta içerisinde, yapılan incele sonucunda, herhangi bir soruşturmaya gerek yoktur bilgisi geçen hafta itibariyle gönderildi.

Anayasa’ya uygun prosedür işlemiş

Ama kamuoyu vicdanı diye de bir şey var. Bunun ışığında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın dinlenmesi galiba bir eşiğin geçilmesine yol açtı...

* Bir kere bu olağan bir hadise değil. Sıkça rastlanılacak bir olay değil. Keşke olmasaydı... Ama yapılan işlemlere baktığınız zaman, başlangıç aşamasından itibaren, gerek ceza yargılama usul yasamızda, gerek uygulamada aşılan süreçlere baktığımızda, anayasaya, yasaya uygun bir prosedür işletilmiş. Burada sonuç itibariyle elbette, sizin hissettiğiniz o tedirginlik, rahatsızlık ya da “keşke olmasaydı” duyguları hepimiz için de geçerli. Biz de aynı şeyleri hissediyoruz. Keşke böyle olmasaydı, keşke bu durumlara gelinmeseydi. Ama bakınız, şu anda İstanbul’da devam eden soruşturmalar içerisinde, yaşanan hadiseler içinde ortaya çıkan davalar devam ediyor, içeriğine ilişkin bir değerlendirme yapmam mümkün değil. Pozitif hukuk, olan olaylara uygulanacak. Burada eğer bir yetki aşımı varsa, kötüye kullanma varsa, elbette bu hesaba çekilir. Ama burada denetimi yapan mahkeme, bakanın talimatıyla yapılan bir dinleme değil.

Başsavcı müteessir olduğunu söyledi

Sizin haberiniz var mıydı kendisinin dinlendiğinden?

* Ben sonuçtan sonra öğrendim. Nitekim olması da normal değil. Çünkü 2008 yılında başlamış bir soruşturma aşamasında bilebilecek durumda değilim. Çünkü ceza işlerinde de, teftiş kurulunda da çok sayıda dosyalar var. Bunların hepsine vakıf olma şansımız yok.

Siz daha sonra Sayın Engin’le görüştünüz. Nasıl geçti o görüşme.

* Görüştüm ve görüşüyoruz. Aykut Bey, haberlerden dolayı müteessir olduğunu ifade etti. Ben de o anki halinin insani bir refleks olduğunu, ama burada kendi şahsına özel kasıt olduğunu düşünmediğimi ifade ettim. Bu genel itibariyle, gelen evrak içerisinde ismi geçen kişilerin, aynı uygulamaya tabi tutulmuş olduğunu, yaptığım incelemede gördüm. Dolayısıyla kendisinin şahsına özel bir husumetin olmadığını ifade ettim.

Hürriyet

Ergin: ÇYDD Öğrencileri Fişledi!
Adalet Bakanı Ergin, ÇYDD'nin burs verdiği öğrencileri "Kürt, Alevi,PKK ile irtibatlı' gibi notlarla tek tek fişlediği ortaya çıktı.

Adalet Bakanı Ergin, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde ele geçen belgelerde, isimlerin karşısına “Kürt, Alevi, PKK irtibatlı” gibi notların düşüldüğünü, bu konuda özel inceleme yapıldığını açıkladı.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Çağdaş Yaşamı destekleme Derneği (ÇYDD) ile ilgili olarak yeni bir iddiayı gündeme getirdi. Ergin, Ergenekon soruşturması kapsamında aranan dernek merkezi ve şubelerinde ele geçirilen bazı belgelerde burs alan öğrencilerin isimlerinin yanında, “Kürt kökenli, Alevi, PKK irtibatlı, ancak bursu kesilmemeli” gibi notların düşüldüğünün saptandığını, bu nedenle Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) tarafından özel bir inceleme yapıldığını bildirdi.

MAHKEME İSTEDİ

CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın soru önergesini yanıtlayan Ergin, ÇYDD merkez ve şubelerinin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği arama ve el koyma kararlarına dayanarak arandığını belirtti. Ergin, söz konusu fişleme iddiasını şöyle gerekçelendirdi: “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 27.10.2009 tarihli yazısında; derneğin şubelerinde ele geçirilen belgelerde burs alan öğrencilerin bazılarının isimlerinin yanına, ‘Kürt kökenli, Alevi, PKK irtibatlı, ancak bursu kesilmemeli’ şeklinde notların düşüldüğü, bu şekilde burs alan öğrencilerin kişisel verilerinin kaydedildiğinin (fişlendiklerinin) tespit edildiği, fişleme eyleminin, söz konusu derneğin mensupları tarafından gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.”


ÖZEL İNCELEME
İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’nin, ÇYDD’den burs alan yaklaşık 15 bin öğrencinin “terör örgütleriyle bağlantılarının bulunup bulunmadığının” araştırılması için Emniyet’e talimat gönderdiği, bu talimat üzerine, EGM bünyesinde, sadece bu konuyla ilgilenilmesi amacıyla özel bir inceleme komisyonu oluşturulduğu ortaya çıkartılmıştı.

Habertürk

Devlet Baba tüm e-mailleri izliyor !

18 Ocak 2010 Anadolu Haber

Taraf Gazetesinin polis kökenli yazarı Emre Uslu, e-mail trafiğinin devlet tarafından takip edildiğini yazdı. İşte o yazı..

Taraf Gazetesi�nin polis kökenli yazarı Emre Uslu, e-mail trafiğinin nasıl izlendiğine ilişkin bugüne kadar hiç bilinmeyen detayları gündeme getirdi.

Türkiye�de kimler elektronik postaları takip ediyor?
Tüm e-mailler izleniyor mu?
Sistem nasıl işliyor?
Kimler izliyor?

Tüm bu soruların yanıtı Emre Uslu�nun taraf�taki yazısında yer alıyor.İşte Yazı:

Taraf�ın sürmanşetine çekilen bir haberde Özel Kuvvetler Komutanlığı�nın Taraf�ta çıkan bir haber üzerine mahkeme kararı olmadan iki gazetecinin e-postalarını izlettirdiği ortaya çıkıyor.

Taraf�ın yayımladığı belgede �11 Mayıs 2009 tarihli Taraf Gazetesinde yer alan haberlere temel teşkil eden 2004 yılında hazırlanmış Ö.Kuv.K.lığına ait dört adet belgenin elektronik ortamda internet aracılığı ile bir gazeteciden diğer bir gazeteciye gönderildiği tespit edilmiştir. Genkur. Başk.lığınca söz konusu belgeler incelenmek üzere 12 mayıs 2009 tarihinde Öz.Kuv.K.lığına gönderilmiştir. Komutanlığımızca başlatılan inceleme sonucunda tespit edilen bilgilere dayanarak mahkeme dosyası hazırlanmış ve konu adli mercilere iletilmiştir� deniyor.

Peki, güvenlik birimleri elektronik takibi nasıl yapıyor? Bu soruyu açıklamak için öncelikle dünyadaki elektronik ağların çalışma mantığını bilmek gerekiyor. E-maillerimiz ya da her gün ziyaret ettiğimiz web sitelerinin trafiği dünyada deniz altı kabloları denilen siber kablolar üzerinden sağlanıyor. Yani her ülkeyi dünyanın diğer ülkelerine bağlayan denizlerin altında döşeli kablolar mevcut.

Aslında günlük iletişimimiz dünyanın değişik yerlerinde bulunan serverler aracılığıyla sağlanıyor. Hatırlanacağı gibi 2008 yılında Dubai açıklarında yanlışlıkla koparılan internet kabloları Ortadoğu�nun çoğu ülkesinde ve Afrika�da internet trafiğinde aksamalara neden olmuştu. Özellikle Mısır�da internet erişimi yüzde 80 oranında zarara uğramıştı.

Türkiye�yi de dünyaya bağlayan deniz altı internet kabloları mevcut. Bütün iletişimimiz birkaç ana kablo üzerinden yapıldığından güvenlik örgütleri bu ana kabloları stratejik noktalar olarak görür ve onların içinden geçen bilgileri kontrol etmek isterler. Bu çerçevede Türkiye�deki dört güvenlik/istihbarat birimi ayrı ayrı olarak bu kabloların ülkeye giriş noktalarına değeri yüz milyonlarca doları bulan �kontrol� serverları yerleştirmiştir. Yani birbirinden bağımsız olarak her istihbarat biriminin bu kablolarda konuşlandırılmış �elektronik gümrük kapıları� mevcuttur. Bunlara toplamda milyar dolara yakın para ödenmiştir. Ve tabii ki bu paralar örtülü ödenekten verilmiştir. Bu cihazlar sayesinde Türkiye�ye giren ve çıkan her türlü bilgi ülkeye girerken veya çıkarken bu cihazlara uğrar orada bir kopyası çıkarılır ve daha sonra da ulaşacağı adrese ulaşır. Bir diğer anlatımla, elinize gelen bilgilerin siz ve muhatabınız dışında başka kimse tarafından görülmediğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. En azından Türkiye�ye giren bilgiler dört kontrol noktasından geçtikten sonra geliyor. �İki kere rafine� yağ kullanan yurdum insanı �dört kere rafine� bilgiye ulaşıyor demek bu.

Bir tür �elektronik gümrük� işlemi gören bu cihazlardan geçen her bilgi kontrol edilmez. Ancak istendiği takdirde, her bilgi kontrol edilebilir. Yani eğer dört istihbarat biriminden biri sizin e-mail adresinizi kontrol etmek istiyorsa o bilgi zaten arşivlenmiştir. O arşivlerin arasından elle konmuş kolaylığı içinde o bilgi bulunup çıkarılabilir. Muhtemelen Taraf�ın yayımladığı belgenin nasıl �dolaştığı� bilgisi de bu teknik imkânlar sayesinde mümkün kılınmıştır.

Bu uygulama özellikle 2001 yılı sonrasında gelişen terörle mücadele konsepti gereği hemen hemen bütün ülkeler tarafından yapılmaktadır. Bu noktada kritik olan soru şu: o arşivlenen bilgiye kimin ne zaman ve nasıl ulaşacağı sorusudur. Görüldüğü kadarıyla Taraf ile ilgili Genelkurmay içinde yapılan bir soruşturma kapsamında o bilgilere herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın erişilmiş. Muhtemelen diğer iç istihbarat birimleri de ellerini kollarını sallaya sallaya o depolardan istedikleri kişilere ait istedikleri bilgileri alıp kullanıyorlar. Yani bir anlamda devletin kozmik bürosuna girmek isteyen hâkime direnen güvenlik elemanları ve onları destekleyenler vatandaşın kozmik odasında ellerini kollarını sallaya sallaya cirit atıyorlar ve bu odaların kapısında asılı hukuk kilidi de mevcut değil.

Hrant Dink suikastında olduğu gibi, her gün onlarca tehdit e-maillerine maruz kalan aydınlar ve gazeteciler sözkonusu olduğunda bin dereden su getiren, kulağının üstüne yatan ve eliyle yerleştirdiği dört farklı sistemde depolanan bilgileri araştırıp tehdidin kaynağına ulaşmak istemeyen güvenlik birimleri, sözkonusu kendileri olunca mahkeme kararı bile beklemeksizin arka odalarında takılı bulunan o elektronik depolara dalıp gazetecilerin bütün e-mail trafiğini hallaç pamuğu gibi attırabiliyor. Bu temel çelişkinin bir felsefik arka planı var: �Devletin güvenliği halkın güvenliğinden daha önemli ve önde gelir.� Bu nedenle de sözkonusu devlet olunca ne halkın hakkının ne de güvenliğinin önemi kalır.

�Ya hesaplarımıza koyduğumuz şifreler; onlar işe yaramıyor mu� diye soracaklara bir hatırlatma. O şifreleri açtırdığınız hesaplarınıza koyuyorsunuz e-mailinizin içine yazdığınız bilgilerinize değil. Yani send tuşuna bastıktan sonra yola çıkan bilgiler �elektronik gümrüğe� girerken hesabınız olarak girmiyor matematiksel kod olarak girdiğinden koyduğunuz şifrenin hiç bir anlamı yok. O şifreler sadece o kapıya dışarıdan gelip girmek isteyenler için anahtar. İçeride bulunanlar için öyle bir anahtarın hükmü zaten yok. Teşbihte hata olmasın ama durum biraz Sabri Uzun�un anlattığı gibi: �Hırsız içerdeyse anahtar fayda etmez...�

Gündem elverir ve araya �manialar� girmezse önümüzdeki yazıda sokaktaki telefonların dinlenmesi konusunu yazacağım, ilgilisine duyrulur :) Hani şu Bülent Arınç suikastının haber verildiği telefonların ucundaki koca kulakları :)

MİT'in, olağünüstü fişleme yetkisini hükümet verdi
10/06/2013



Taraf gazetesinden Mehmet Baransu, THY, Milli Eğitim Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile PTT'nin MİT ile imzaladığı 'çok gizli' veri paylaşımı protokolünü yazdı. Protokol, MİT'in istediği zaman bu kurumların veri arşivine erişmesini sağlıyor. Yetki ise hükümetten.

ANKARA / RADİKAL

Taraf gazetesinden Mehmet Baransu, THY, Milli Eğitim Bakanlığı , Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile PTT Genel Müdürlüğü’nün MİT ile imzaladığı ‘çok gizli’ veri paylaşımı protokolünü yazdı. Protokol, MİT’in istediği zaman bu kurumların veri arşivine erişmesini sağlıyor.

ETKİLENMEYEN VATANDAŞ YOK

Protokoller, Türkiye ’de yaşayıp kamu kuruluşlarıyla bilgisini paylaşmak zorunda kalan herkesi ilgilendiriyor. Örneğin 2012 yılının Eylül ayında Milli Eğitim Bakanlığı ile MİT arasında imzalanan Protokolde, Eğitim Bakanlığı’nın MİT’e aktaracağı verilerin içeriği şöyle anlatılıyor:

“Madde (7)
(1) Bu protokol kapsamında Müsteşarlığın kullanımına sunulacak olan verinin içeriği aşağıda belirlenmiştir:

> a) Bakanlık tarafından yapılan sınavlara ait ad ve tarih bilgileri ile bu sınavlara başvuru yapan tüm adayların kimlik numarası, adı-soyadı, sınav yeri ve adres bilgileri ile mevcut olması halinde fotoğraf kayıtları ve iletişim bilgileri (telefon numaraları, e-posta adresleri gibi).

> b) MEBBİS veri sisteminde bulunan tüm Bakanlık personelinin kimlik numarası, ad-soyad, telefon ve e-posta gibi iletişim bilgileri, görev yerine ilişkin il/ilçe adres bilgileri ve fotoğraf kayıtları.

> c) E-Okul sisteminde bulunan tüm öğrencilerin, kimlik numarası, adı soyadı, telefon, e-posta gibi iletişim bilgileri, öğrenim gördüğü okul ve sınıfı, fotoğrafı, ana-baba ya da veli adı ile bunlara ait telefon numarası gibi iletişim bilgileri, öğrencinin adres bilgisinin yanı sıra, öğrenim görülen sınıftaki yılsonu başarı puanı, ödül ve ceza kayıtları ile varsa aldığı belgeler ve toplam devamsızlık süreleri.

> d) MEB’e bağlı olarak hizmet veren eğitim, kurs, rehabilitasyon merkezi vb. yerlere ait bilgiler.

> e) MEB tarafından yurtdışına gönderilen öğrencilere ait, kimlik numarası, ad-soyad, gidilen ülke, gidişdönüş tarihi bilgileri ile telefon, e posta vb. iletişim bilgileri, ayrıca, ana-baba adı, irtibat kanalları ile varsa fotoğraf kayıtları.

> f) Rehberlik ve Araştırma Merkezi (RAM) öğrencilerine ait kimlik numarası, ad-soyad telefon e-posta gibi iletişim bilgileri ile fotoğraf kayıtlan vb. tüm bilgiler.

> g) Yaygın Eğitim kapsamındaki öğrencilere ait bilgiler.

(2) Yukarıda yer almakla birlikte protokolün imza tarihi itibariyle Bakanlık veri tabanına henüz dâhil edilmemiş olan veriler (örn. bu maddenin e, f ve g bentleri), Bakanlık veri tabanına dâhil edilir edilmez gecikmesizin Müsteşarlığın kullanımına sunulacaktır.

Veri tabanına bu şekilde sonradan dahil edilen veri türünün Müsteşarlık kullanımına sunulması yöndeki çalışmalar, Bakanlık tarafından yürütülecek olup, ihtiyaç duyulduğunda Müsteşarlıktan da teknik destek alınabilecektir.

(3) Güncel ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda, Bakanlık veri tabanına protokolde belirtilmeyen yeni bir veri türünün eklenmesi veyahut bu protokol kapsamında olmayan yeni bir veriye Müsteşarlıkça ihtiyaç duyulması halinde, Müsteşarlığa aktarılacak verinin içeriği değiştirilebilir/genişletilebilir.

(4) Yukarıda belirtilenlerin dışında Müsteşarlıkça talep edilecek bir verinin, 2937 sayılı Kanunun 6’ncı maddesi kapsamında Bakanlıkça karşılanma yükümlülüğü devam etmektedir.

VERİ AKTARIM SÜRESİ, DEĞİŞİKLİK, İLAVE

Madde 8
(1) Bu protokol kapsamındaki veri iletim yönteminin web servis olarak sürekli ve kesintisiz olarak Müsteşarlığa aktarılması esastır.

(2) Güncel ve teknolojik gelişmeler sebebiyle ihtiyaç duyulması halinde işbu protokolün amacına uygun olmak kaydıyla, değişiklikler yapılabilir, ek hükümler eklenebilir. “


MİT’İN YASAL HAKKI

ABD’de benzer bir paylaşımın Obama’ya zor günler yaşattığı dönemde ortaya çıkan bu protokol, Türkiye’de aynı şekilde tartışılamayabilir. Zira, ABD kamuoyunun “özel verilerin gizliliği” ilkesine aykırı bulduğu ve Amerikan Anayasasına aykırı olarak gördüğü işlemin benzeri, Türkiye’de açıktan olmasa da yasal dayanakla yapılıyor. Çünkü, MİT, kamu kuruluşlarıyla sözkonusu protokolleri, 2005 yılında iletişimin takibini düzen altına almayı amaçlayan 5397 sayılı yasayla Kanuna eklenen bir maddeye göre imzalamış. Sözkonusu Madde, kamu kurumlarının arşivlerini, elektronik bilgi işlem merkezlerini, iletişim altyapısını MİT’in erişimine açıyor. Kanunun 3. Maddesinin ilk bölümü şöyle:

“Protokoller 31.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

Millî İstihbarat Teşkilatı;
a) Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu hizmeti veren kuruluşların yöneticileri ve istihbarat hizmetlerinden sorumlu kişileri ile istihbaratın tevcihi, istihsali ve istihbarata karşı koyma konularında doğrudan ilişki kurabilir, uygun koordinasyon yöntemlerini uygulayabilir.

b) Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu hizmeti veren kuruluşlara ait arşivlerden, elektronik bilgi işlem merkezlerinden ve iletişim alt yapısından kendi görev sahasına giren konularda yararlanabilmek, bunlarla irtibat kurabilmek, bilgi ve belge almak için gerekçesini de göstermek suretiyle yazılı talepte bulunabilir.”

KANUNDAN GENİŞ KULLANILMIŞ

Hukukçular, protokollerin kanunda belirtilen yetkileri aştığını şu şekilde gerekçelendiriyor:

1) Yasa metnine göre, MİT’in yetkisi her durumda ‘gerekçe belirterek’ ayrı ayrı başvuru gerektirir. Bu protokoller toplu bir izin anlamına gelir.

2) Yasa metnine göre MİT, bu yetkisini ancak kamu kuruluşlarının veri tabanından bilgi alarak kullanabilir. Oysa protokol kamu kuruluşlarının veri tabanının ve arşivinin MİT’e transfer edilmesini öngörüyor.

3) Yasa metnine göre MİT, kamu kuruluşlarının veri tabanından yararlanabilir. THY, kamu kuruluşu gibi görünse de ticari bir kuruluştur ve anonim ortaklığıdır. Halka açık olduğu için de hissedarlarının bilgisi dışında bu tür protokoller imzalayamaz.

4) Ticari sır gibi kavramlar, bu yasanın kapsamı dışında. Ancak toplu veri transferi ticari sırların da MİT arşivlerine geçmesine neden oluyor.

SAVUNMA: ‘GÜVENLİK AMAÇLI KULLANILIYOR’

MİT, kanun dışına çıktığı görüşünü kabul etmiyor. Milli Eğitim Bakanlığı ile imzalanan protokolle alınan verilerin, aynı zamanda sınav suçlarıyla mücadele için de kullanıldığı savunuluyor. İstihbaratçılar, THY verilerinin alınmasını ise “küresel bir uygulama” görüyor. Suçluların ya da zanlıların hareketliliğini takip etmek için sadece THY’nin değil TCDD’nin veri bankasını da kullanıyor. ABD istihbaratının El Kaide ile mücadelede bu tür verileri çok yaygın kullandığı da dayanak olarak gösteriliyor.

JANDARMA VE POLİS DE YAPABİLİR

TBMM’nin 2005’te kabul ettiği ‘telekulak yasası’, istihbarat kuruluşlarına iletişimin tespiti, veri paylaşımı ve teknik takip konusunda çok geniş yetkiler veriyor. MİT’in yetkilerinin benzerleri Jandarma ve polis istihbaratına da tanınıyor. Özel kuruluşların veri bankalarına (ayak diremeleri halinde) mahkeme kararıyla ulaşılabilirken, kamu kuruluşlarının veri bankaları, üç istihbarat kuruluşuna da sonuna kadar açık. Hem de hükümetin 2005 yılında TBMM’den geçirdiği kanunla…
Radikal


En son Ekim tarafından Cum Hzr 14, 2013 11:05 pm tarihinde değiştirildi, toplam 7 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal Ksm 03, 2009 10:10 pm    Mesaj konusu: Türkiye'deki fişlenen sitelerin LİSTESİ Alıntıyla Cevap Gönder

Türkiye'deki fişlenen sitelerin LİSTESİ
03 Kasım 2009 İhbarcı subayın yolladığı ilk mektup sıcaklığını korurken ikinci bir şok mektup daha savcılığa uluştı. Bu mektupda ise Türkiye ve dünyadaki bazı internet siteleri, irticai, haber, bölücü, Fethullahçı gibi tanımlarla gruplandırılmış.

İhbracı subaydan ikinci şok mektup!
Haberin galerisi için tıklayınİhbarcı savcılığa bu kez mail yoluyla ulaştı ve 'sayın savcım' diye başlayan yaklaşık 3 sayfalık mailinde Genelkurmay'da hazırlanmış benzer belgelerin örneklerini gönderdi.

Yeni belgelerde 'internet siteleri andıcı' ve 'psikoojik hareket sitelerinin listesi' olduğu öğrenildi. Belgenin üst kapağında Albay Dursun Çiçek için açılmış bir imza bölümü de bulunuyor. Ancak Çiçek'in imzası belgede bulunmuyor.

Fişlenen siteler arasında Haber7.com'un da 'İrticai haberi sitesi' olarak kayıtlara geçtiği görülüyor.

İddialara göre belgeler, Türkiye ve dünyda 400 kadar sitenin takibe alındığı ortaya koyuyor.











Haber7

09 Kasım 2009 08:58
ERDOĞAN 6 YIL DİNLENMİŞ

Büyük bir dinleme ağı kuran Ergenekon, Erdoğan'ı 6 yıl boyunca dinlemiş...


İP’in yayın organlarının iki yöneticisi yeniden gözaltında. Zanlılarda ele geçirilen CD’ler, Başbakan Erdoğan’ın 1999’dan 2004’e kadar dinlendiğini ortaya çıkardı

Başbakan Tayip Erdoğan ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasındaki bir telefon görüşmesinin deşifresini yayınlayan Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya gözaltına alındı. Yaklaşık 20 gün önce 19 Ekim günü İstanbul Terör Polisi, Aydınlık Dergisi’ne baskın düzenlemiş, Yıldırım ve Akkaya’nın da evleri aranmış, gözaltına alınan iki zanlı sorgularının ardından serbest bırakılmıştı. Aramalarda bazı CD ve belgelere el konumuştu.

BAŞBAKAN OLMADAN DA DİNLEMİŞLER

İlk baskında, el konulan CD’lerde Başbakan Erdoğan’ın, Talat ile görüşmesinin dışında farklı isimlere ait dinleme kayıtları da bulundu. Ele geçirilen CD’lerde yapılan incelemede Başbakan Erdoğan’ın Talat’ın yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, işadamı Remzi Gür ve Avukat Münci İnci ile yaptığı görüşmelerin kayıtları da bulundu. İncelenen konuşma kayıtları, Erdoğan’ın Başbakan olmadan önce de dinlendiğini ve ses kayıtlarının sakladığını ortaya çıkardı. Erdoğan’ın Münci İnci ile yaptığı görüşmenin Başbakan olmadan önce gerçekleştiği belirlendi.

SAVCI ÖZ: BAŞBAKAN DİNLENDİ

Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’ün, Dost Tarikatı liderli İhsan Güven’in öldürülmesiyle ilgili davasının görüldüğü 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği rapor, Ergenekon soruşturmasının tutuklu sanıklarından Atilla Uğur’un Levent Ersöz’ün bilgisi dahilinde Erdoğan’ı dinlediğini ortaya çıkarmıştı. Savcı Öz’ün 14. Ağır Ceza’ya gönderdiği raporda yer alan bir ihbar e-mailinde; Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün bilgisi dahilinde emekli Albay Atilla Uğur’un hükümet üyelerinin telefonlarını dinleterek, elde edilen bilgileri Şener Eruygur ve Ersöz’e aktardığı belirtiliyordu.

BAŞKA KİMLERİ DİNLEMİŞLER?

Aydınlık Dergisi ve Ulusal Kanal’da ele geçirilen CD’lerde yapılan incelemeler, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e gelen ihbar mailindeki iddiaları doğruladı. Uzmanların incelediği CD’lerdeki kayıtlar Başbakan Erdoğan’ın 1999-2004 yılları arasında dinlendiğini ortaya çıkardı. CD’de konuşma kayıtları bulunan diğer arasında Cemil Çiçek, Ali Babacan, Hilmi Güler, Egemen Bağış, Mehmet Ali Talat, Kadir Topbaş, Melih Gökçek, Remzi Gür, Münci İnci, Cüneyd Zapsu, Alvaro De Soto, John Hanford, Bülent Alirıza, Yalçın Balcı, Ertuğrul Özkök, Murat Yetkin, Serdar Denktaş ve Hakan Aygün de var.

‘DEVLET SIRRINI AÇIKLAMAK’ SUÇLAMASI

İncelemenin ardından savcılık talimatı ile harekete geçen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri sabah 7.00’da Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya’nın evine baskın düzenledi. Yıldırım ve Akkaya gözaltına alınarak sorguya alınırken evlerinde yapılan aramalarda bazı CD’ler ile belgelere el konuldudı. Bu kişiler hakkında, yasadışı dinlemeleri çoğaltıp dağıttıkları ve basın yoluyla yaydıkları için “devlet sırrı niteliğindeki konuşmayı yaymak” suçlaması ile dava açılabileceği belirtiliyor.
aktifhaber

17 Kasım 2009 08:20
ALEVİ ANDICI VE İDAMLI TALİMAT

Belgeler arasında Alevi andıcı ve Dersim isyanıyla ilgili verilen idamlı talimat çıktı...

DüşmeyeceğizOligarşik Cumhuriyet Tehlikede!EGM'den Polise Şehit EmriALEVİLERDEN AÇILIMA TAM DESTEK''Ayağını Denk Al'' Uyarısı

Meçhul bir subayın, kirli eylem planında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'in bilgisayarının da aralarında bulunduğu hard disklerden kurtardığını belirttiği belgeler gündeme damgasını vurdu.

Üçüncü ihbar mektubunun eklerinde yer alan belgeler, millete komplo belgesindeki 'Alevilere karşı kirli tezgâh projesi'nden vazgeçilmediğini gözler önüne seriyor. Önceki gün Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların yanı sıra Cumhurbaşkanı, Başbakan, Adalet Bakanı ve muhalefet liderlerine gönderilen yeni belgelerde, Alevilere yönelik fişlemeler dikkat çekiyor. 'Çorum İl Etüdü' adlı dosyada, il merkezi, ilçeler ve köylerdeki cemevleri ile dedelerin tek tek kayıt altına alındığı görülüyor. Tespit edilen cemevlerinin yanına 'dede var, dede yok' notları düşülmüş. Bazı Alevi dedelerinin telefon numaraları kayıt altına alınmış.

Isparta'da yaşayan Alevi vatandaşların ise kılık kıyafetleri dahil sosyal hayattaki durumları raporlaştırılmış. Belgede Alevilerin kıyafetleri için "Genellikle pantolon etek giyerler, başörtüsü takmazlar." ifadeleri kullanılıyor. Dini yaşantıları konusunda "Namaz kılmazlar. Oruç tutmazlar." gibi ibareler yer alıyor. Fişlenen köylerdeki Alevi vatandaşlar şaşkınlıklarını ifade ederken, "Kafalarına göre yazmışlar." yorumunda bulundu.

Cemevlerini ve dedeleri tek tek fişlemişler

Ergenekon'un Alevi-Sünni çatışması oluşturmak için bazı Alevilere suikast planlaması iddianamelerde önemli yer tutuyor. Suikast planını gören Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Ali Balkız'ın 'Ölümümü gördüm' dediği basına yansıdı. Dursun Çiçek imzalı Eylem Planı, Alevilere yönelik kirli tezgah projesinden vazgeçilmediğini ispatlarken bir subayın gönderdiği 3. ihbar mektubunda yer alan belgeler, bu kesime yönelik hazırlıkların boyutlarını gözler önüne serdi. Aleviler, yaşadıkları illere hatta köylere kadar fişlenmiş. Isparta'da yaşayan Alevilerin giyim kuşamlarına kadar bilgi toplanmış. Belgede, "Kadın ve erkekler çağdaş giyimlidirler. Genellikle pantolon etek giyerler, başörtüsü takmazlar." deniliyor. Alevilerin dini yaşantıları hakkında "Namaz kılmazlar. Ramazan ayı içerisinde oruç tutmazlar. Muharrem ayında 12 gün oruç tutarlar. Orucun bitimini müteakip durumu iyi olanlar kurban keserler. Cenaze namazına kadınlar katılmaz." ibareleri yer alıyor.

'Çorum İl Etüdü' adlı dosyanın 57-58. sayfalarında 'Çorum ilinde hatırı sayılır kişiler ile cemevlerinin durumu' başlıklı kısımda il merkezi, ilçeler ve köylerdeki cemevleri ve dedelerin tek tek kayıt altına alındığı görülüyor. Tespit edilen cemevlerinin yanına 'dede var, dede yok' deniliyor. Bazı dedelerin telefon numaraları da yazılmış. Cemevi olan köyler tek tek tespit edilip şöyle sıralanmış: "Akçaköy, Büyüksöğütözü, Dölderesi, Haydar, Karatepe, Akpınar, Büyükcamili, Büyükeşlik, Kayabüget, Koçhisar, Yenice, Çelebibağı, İmat, Karamahmut, Harhar, Kargın, Eskiyapar, İsahacı, Kılavuz, Koyunoğlu, Külah, Küre, Mazıbaşı." Diğer fişleme bilgileri ise şöyle:

Mollahasan köyü: Şanlıosman cemevi mevcut. Dede: Nesimi K. Alaca ilçesi Keşlik köyü nüfusuna kayıtlı olup, Çorum şehir merkezinde ikamet eder.

Gökköy: Cemevi mevcut. Dede: Kasım A. ve kardeşi Fevzi A., Sungurlu ilçesi Yazır köyü nüfusuna kayıtlı olup, aynı yerde ikamet eder.

İğdeli köyü (Kızılkır): Cemevi yok, dede: Zülfikar G., Arap G.

Dere köyü: Cemevi yok, dede: İsmail D., Hasan B. ve köy muhtarı Arap B.

Ferhatlı köyü: Cemevi var, dede: Şevket İ., Ali Rıza İ.

Kertme köyü: Cemevi var, dede: Şevket İ., Ali Rıza İ.

Hamdi köyü: Cemevi var, dede yoktur.

Tarhan köyü: Cemevi var, dede yoktur.

Büyükdivan köyü: Cemevi yok, dede: İsmail S.

Akçalı köyü: Cemevi var, dede yoktur.

Çanakçı köyü: Cemevi var, dede yoktur.

Munzur Festivali'ne katılan sanatçılar terör örgütü sempatizanı

Elazığ'da konuşlu Genelkurmay 3. Psikolojik Harekat Tabur Komutanlığı'nın 'Karargah Etüdü' başlığı altında hazırladığı raporda Tunceli hakkında detaylı bilgiler yer alıyor. "Psikolojik Harekat Kurulları 3. Tabur" isimli word dosyasında "Bölgede Mevcut Hassasiyetler" başlığı altında bölge halkının yapısı anlatılırken her yıl düzenlenen Munzur Festivali'ne davet edilen sanatçı ve panelistlerin de tamamına yakınının aşırı sol terör örgütü sempatizanı olduğu belirtiliyor. Festival ve katılımcılar hakkında, "Milli birlik ve bütünlüğümüz aleyhine çalışmalarıyla tanınan kişilerden seçilmiş olması ve bu etkinliğin gelecek dönemlerde uluslararası platforma taşınmak istenmesinin, söz konusu festivalin bazı çevrelerce daha etkin bir propaganda aracı olarak kullanılmak istendiğini gösterdi." deniliyor.

Raporda başta Tuncelili gençler olmak üzere, festivale katılanların, konser ve panellerde yapılan konuşmalar neticesinde, gazete, dergi, kitaplar, bildiriler, atılan sloganlar, gösterilen filmlerle sürekli aşırı sol ve terör örgütlerinin propagandalarına maruz kaldıkları anlatılıyor. Festival boyunca halkın ve gençlerin, sürekli örgütlenmeye teşvik edildiği belirtiliyor. Raporda ayrıca Tokat, Gümüşhane, Sivas, Çorum ve Tunceli nüfusuna kayıtlı olan ancak İstanbul'da oturan yöre halkının illegal örgütlerin propagandasına maruz kaldıkları ifade ediliyor. Alevi kültürüne sahip gençlerin bu örgütlerin propagandalarından çok etkilendikleri, yaz aylarında tatil maksadıyla geldikleri köy ve beldelerde bu etkilerin izlerinin gözlendiği dile getiriliyor.

Dersim talimatı: Cumhuriyet'e isyan edenin sonu idamdır

Fişleme belgelerinde CHP'li Onur Öy-men'in Meclis'teki konuşmasıyla gündeme gelen Dersim'le ilgili ilginç bir ayrıntı yer alıyor. Askerlere 'Dersim 1937' kitabının TSK personeline okutulması emrediliyor. 'Isparta' adlı klasörde 'Dersim 1937 Analizi' ve 'Dersim 1937 Kitap Özeti' şeklinde iki dosya bulunuyor. Analizi yapanın kitap hakkındaki genel kanaati şu şekilde verilmiş: "Kitap; emperyalist güçlerin ağalar ve seyitler aracılığı ile cahil, fakir, Kürt kökenli ve Alevi vatandaşları kullandıklarını, karşımıza sürekli tehditler çıkardıklarını, ulus devlet bilincinin aşındırıldığını, etnik farklılıkları çatışmaya sevk etme gayretleri ve ülkemizde potansiyel krizlerin oluşması yönünde politikalarının mevcut olduğunu açıklamıştır. Bu güçlerle mücadelede Türk milleti olarak, birlik ve beraberliğimizin büyük önem taşıdığı anlatılmakta olup, başta Bilgi Destek kadrolarında bulunan personel olmak üzere, tüm TSK personeli tarafından okunmasının ve kütüphanelerinde bulundurulmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir." Bilgi notlarından biri şöyle bitiyor: "Türkiye Cumhuriyeti'ne isyan eden bölücülerin sonu idam cezasıdır."

aktifhaber

28 Kasım 2009 10:30
Pili Çıkarılan Telefon Da Dinlenir!
Cebimizde mikrofon taşıyorsunuz diyen Rus kripto dinleme istasyonunun Türkiye'de olduğunu söylüyor.

Rus kripto cihazlarını geliştiren mühendislerden Anatoliy Klepov, ‘telekulak’ı tüm yönleriyle anlattı. “Cebimizde mikrofon gezdiriyoruz. Pili çıkarılan telefon da dinlenir” diyen Klepov, ABD’nin, telekulak sayesinde Iraklı generallerin sırlarına ulaştığını ve Saddam Hüseyin’in generallerinin bu yüzden savaşmadan teslim olduğunu iddia etti. Ayrıca Rus-Gürcü savaşı sırasında ortadan kaybolan dinleme istasyonun da Türkiye'de olduğunu iddia etti!

Sovyetler Birliği döneminde Kızıl Ordu’yla gizli servislerin haberleşmede kullandıkları Rus kripto “21. yüzyılın en güçlü silahı cep telefonudur” demişti. Hürriyet'e göre; Rus enformasyon uzmanı Klepov, Moskova’da Ankor firmasında verdiği bu ikinci röportajında da hiç tereddüt etmeden “Bu gidişle siber-kıyamet yakında kopacak” dedi.

İşte Klepov’un açıklamaları:

Cepte mikrofonla geziyoruz

Rusya Meclisi Duma’da parti liderlerinden biri kürsüye çıkarak sansasyon yaratan bir bilgiyi duyurdu. Komünistlerin lideri Zyuganov, “Cep telefonunuzun pili yuvasından çıkartılmış olsa bile konuşmalarınızın dinlenebileceğini hayret içerisinde öğrenmiş bulunuyorum. Artık iki kişi arasında geçen konuşmanın üçüncü kulak tarafından dinlenmemesi için kırk kat yerin altına girmemiz lazım” dedi. Söylediği çok doğru. Çünkü günümüzde cep telefonunu sırf telefon olarak kullanan kişi sayısı yüzde 10’u geçmiyor. Herkes “smartphone” adı verilen, bilgisayar fonksiyonlu cihazları kullanmaya başladı. Böyle bir aletin ana pilini çıkarsanız bile içinde üreticinin koyduğu bellek muhafaza pili bulunuyor. Bu pilin içinde de cep telefonunu uzaktan çalıştırarak bir gün boyunca sahibinin dinlenmesi için yeterli enerji mevcut. Hepimiz cebimizde mikrofonla geziyoruz.

Dinleme istasyonu Türkiye’de

Rus-Gürcü savaşı sırasında, Gürcistan’a Batılı ülkeler tarafından verilen dinleme istasyonu ortadan kayboldu. Rusya “Bizde değil” derken, başka kaynaklar cihazın Gürcüler tarafından Türkiye’ye satıldığını iddia ediyor. Çatışma ortamında, teknik donanımlar bir anda ortadan kayboluyor. Sonra bu donanım, dünyanın başka bir ucundan çıkıyor.

Yeraltının yeni iş kolu oldu

Sadece Rusya’da açık kaynaklardan alınan bilgiye göre başkalarını dinleme işi 1 milyar dolarlık bir pazar haline gelmiş durumda. Suç dünyasında başkalarını dinleme işi, kaçak silah ve uyuşturucudan sonra üçüncü gelir getiren iş haline geldi.

Sesleri taklit etmek çok kolay

Hiçbir ülkede, kişinin özel yazışma ve telefon görüşmelerini yasayla güvence altına almış değil. Devletler, kişinin telefon veya başka elektronik ortamda söz ve yazılı beyanlarının başkaları tarafından kasıtlı olarak değiştirilmesini önleme yönünde yasa çıkarmalı. Artık insanların sesleri birebir taklit edilebiliyor. Kötü emelli biri sintisayzır (synthesizer) adı verilen cihazı kullanarak başkasının sesini taklit edip, telefonda hiç söylemediği şeyler söylemiş gibi gösterebilir.

Pasif dinlemeler tespit edilemez

Devlet, büyük zarar veren aktif dinleme sistemleriyle mücadele etmeli. Bu sistem, telefonunuzdan sinyali aldığı gibi yine sizin telefonunuza çarpıtılmış bilgi içeren sinyal gönderebilir. Bu tür dinlemenin ortaya çıkarılması kolaydır. Günümüzde tüm devletlerin siber korsanlığa karşı gelebilecek donanımları var. Güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayan, pasif dinleme teknolojisidir. Bu sistemde radyo misali bir cihaz istediği şahsın numarasını dinleyebilir. Buna karşı hiç kimse bir önlem alamaz, dinleyenin yeri de tespit edilemez. Bununla mücadele için, pasif dinleme cihazların satıldığı kara borsayı engellemek gerekir.

Hayali gerçek oldu

KOMMERSANT gazetesi 50 bin dolar harcamayla 10 bin cep telefonunun 24 saat boyunca dinlenebileceğini yazdı. Bu noktadan hareketle, 140 milyon nüfusa sahip Rusya tüm vatandaşlarını dinlemek için 700 milyon dolar harcamak zorunda. Rusya gibi büyük bir ülkeyi dinlemek için 1 milyar dolardan az para gerekiyorsa, İsviçre gibi bir ülkeyi toptan dinlemek için çok daha az bir harcama yeterli olacaktır. Yüz yıl önce, elektronik haberleşme cihazlarının yaygın olarak kullanılmaya başlamasıyla, Hitler ile kurmayı Göring’in hayal ettiği “toplumu denetleme sistemi” günümüzde gerçekleşmiş oluyor.

Londra dinleme merkezi

YASADIŞI telekulak olaylarında ise dünya lideri şehir İngiltere’nin başkenti Londra. Bu şehir Rus oligarkların merkezi oldu. Londra’da 300 bin zengin Rus yaşıyor. En fakirlerinin serveti 100 milyon doların üzerinde. Londra’da öldürülen eski KGB ajanı Litvinenko, özel bir Rus işadamı adına Londra’da başka zengin Rusların telefon görüşmelerini dinleme istasyonu kurmuştu. Onu, telekulağa takılan bir Rus’un öldürttüğünü düşünüyorum.

ABD, generalleri dinledi, Irak’ı kolay teslim aldı

BİR devletin güvenliği o devlette yaşayan fertlerin haberleşme güvenliği toplamına eşittir. Bu düşünce idrak edildiğinde kötü gidişatın önüne geçilebilir. Devletler vatandaşların ne yaptığını ne konuştuğunu kontrol altında tutmaktan vazgeçmedikçe hiç kimse güvende sayılamaz. Siz toplumu kontrol altında tutmaya kalkışırsanız emin olun sizi de kontrol eden birisi muhakkak ortaya çıkacaktır. Irak’ta hava harekatından sonra kara harekatı yaşanmamasının sebebi de buna bağlı. Saddam hizmetindeki herkesi dinlemek istediği için Irak’taki sabit ve mobil telefon hatları dinlemeye açıktı. Dolayısıyla Amerikan istihbaratı Irak’taki tüm üst düzey yetkili ve ordu komutanlarını yatak odalarında ne yaptığına varıncaya kadar dinledi. Yüzlerce general hakkında yolsuzluk ve yüz kızartıcı davranışlarını içeren dosyalar hazırlandı. Kara harekatı başladığında doğrudan cephe hattında ABD istihbaratı Irak komutanlarına bu dosyalardan telsizle alıntılar okuyunca, komutanlar karşı koymadan teslim oldu. Yoksa dosyalar Saddam’ın eline geçecekti. Komutanlar da Saddam tarafından idam edilmek yerine ABD’ye teslim olmayı tercih etti.
aktifhaber

07 Aralık 2009
Jandarmanın YALAN Skandalı
Büyük bir dinleme skandalı patlak verdi! Jandarma, mahkemeye yalan söyleyerek Taraf muhabiri Mehmet Baransu'nun telefonlarını dinlemiş. Hem de kim diye...

Son günlerin en tartışmalı konularından biri telefon dinlemeleri. Türkiye'nin bölümünün dinlendiği düşünülüyor. Düne kadar ben de dinlendiğini düşünenlerdendim. Artık düşünmüyor, dinlendiğimi biliyorum. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı ve Van Jandarma Alay Komutanlığı tarafından bir yıldan fazladır dinleniyormuşum. Dinlendiğim ortaya çıkmasın diye de bir dizi kanunsuz işleme imza atılıp suç işlenmiş.

Öncelikle, ismim ve telefon numaram "tesbit edilemediği" gerekçesiyle mahkemeden gizlenmiş. Mahkemeye ise cep telefonumun IMEI numarası ibraz edilmiş. Bununla da yetinmeyip, dinlendiğim ortaya çıkmasın diye sahte bir isim üzerinden dinleme kararı çıkartılmış. 'Mehmet Baransu' ismini ve telefon numarasını mahkemeden saklayan Jandarma, kullandığım telefon cihazının IMEI numarasını nöbetçi hâkime sunup, "PKK/Kongre-Gel Terör örgütüne yönelik olarak yürütülen çalışmalar kapsamında Serdar Kod isimli Şükrü Özkan'a ait olan IMEJ numarasını dinleyeceğiz" diyerek, beni dinlemeye başlamış.

IMEI numarasını kontrol etmeyen Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi de böylece PKK'lı Şükrü Özkan adına dinleme kararı verdiğini zannederek, dinlenmeme yeşil ışık yakmış. Anlayacağınız, PKK'lı dinliyoruz adı altında, telefonlar Jandarma tarafından uzun bir dönemdir dinleniyor.

Hukuk tarihine skandal olarak geçecek bu dinleme kararının ayrıntılarını tüm belgeleriyle aşağıda anlatacağım ama en son söylemem gerekeni en başta söyleyerek konuya girmek istiyorum. Sahte delillerle, numaram gizlenip üstüne üstlük bir de PKK'lı birini dinliyoruz diye hakkımda bu kararı alanlarla yargı önünde hesaplaşacağım.

Birçok vatandaş gibi telefonlarımın mahkeme kararı olmadan dinlendiği yönünde benim de şüphelerim vardı. 12 Haziran 2009'da duyurduğum "İrticayla Mücadele Eylem Planı" haberinden sonra resmî olarak beni de dinleyeceklerini düşünmeye başlamıştım.

Yanılmadığımı anlamam uzun sürmedi. Telefon görüşmelerimin iki veya üçüncü saniyesinde, 'bippp' sesiyle birilerinin kayda girdiğini duyabiliyordum. Bazen -işlerinin yoğunluğundan olsa gerek- konuşmanın 20. saniyesinde, koştur koştur kayda girdikleri de oluyordu.

Birkaç gün önce bana ulaşan belgeleri görünce, deyim yerindeyse, küçük dilimi yuttum. Dinlendiğime dair mahkeme kararlarının yanı sıra artık beni dinleyen kişiyi de öğrenmiş, fotoğrafı da ele geçirmiştim.

KARAR BEN ASKERDEYKEN ALINMIŞ

Hakkımdaki ilk dinleme kararı 24 Ekim 2008'de, Çanakkale Boğaz Komutanlığı'nda "Bahriyeli" olarak vatani görevimi yaptığım dönemde alınmış. Van Jandarma İl Komutanı Jandarma Kurmay Albay Vecihi Halil İyigün, dinlenmem için Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği'ne müracaat etmiş. Albay İyigün, dört adet IMEI numarası ve iki adet GSM telefon numarasının dinlenilmesi için karar verilmesi talebinde bulunmuş. Bu listedeki iki IMEI numarası da bana ait.

Hukuksuz ve kanunsuz talepte bulanan Albay İyigün, dinlemenin ortaya çıkmaması için adıma kayıtlı gizli olmayan telefon numarasını "tesbit edemediklerini" belirtmiş. Numara yerine de telefon cihazlarımın IMEI numaralan listeye konmuş. Listede bana ait olan iki adet IMEI numarasının 'Serdar' kod isimli 'Şükrü Özkan' adında bir PKK'lıya ait olduğunu belirtip, 'Özkan'ı dinleyeceğiz' adı altında, mahkemeyi kandırarak, hakkımda dinleme kararı talep etmiş.

Konunun daha iyi anlaşılması için şunu hemen belirteyim. Kullandığım iki telefon cihazının da ilk ve son kullanıcısı benim. Bu telefonları daha önce kimse kullanmadığı gibi halen ben kullanıyorum. Yani ne hattımı ne de telefon numaramı başka biri hiç kullanmadı. Telefon cihazlarımdan birini, 2005'te yurtdışından getirip adıma kayıt yaptırdım. Diğerini ise 2008'de Motorola bayisinden satın alıp, ilk kullanıcı olarak yine adıma kayıt ettirdim. Bu kayıtlarda Telekomünikasyon Kurumu Başkanlığı başta olmak üzere, GSM operatörü şirketinde kayıtlı. Adıma kayıtlı tek hattımı da zaman zaman radyolu diğer telefonuma taktığım için mahkemeye her iki telefonumun IMEI numarası verilmiş.

Albay İyigün'ün, isim sahtekarlığı ve IMEI oyununun yanı sıra mahkemeye sunduğu dinleme gerekçesi de bir o kadar ilginç; "PKK/Kongra-Gel Terör örgütüne yönelik olarak yürütülen çalışmalar kapsamında, iletişimin dinlenmesi, izlenmesi, tesbit edilmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına üç ay süre ile karar verilmesini talep ederiz."

Albay İyigün'ün sahte evrak düzenleyip, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunduğu dinleme talebi, aynı gün karara bağlanmış. Hâkim Müslüm Uzun, IMEI numarasının kimin üzerine kayıtlı olduğuna bakmaksızın, PKK'lı dinlenecek diye Jandarma'dan gelen bu talebe onay vermiş. Jandarma'nın PKK'lı Şükrü Özkan'ı dinleyeceğini düşünen Hâkim Uzun, araştırma ve inceleme yapmadan skandal bir karara imza atarak, böylece dinlenmemin yolunu açmış.

Mahkemeye sunulup, mahkemenin kabul ettiği dinleme listesinde, benimle birlikte de iki telefon numarası ve iki IMEI numarası daha var. Gazetede üzeri siyah bantla taranmış bir halde göreceğiniz listedeki bu IMEI ve telefon numaralarının da yakınlarıma ait olup olmadığını araştırıyorum.

Aldığı emir gereği, evrakta sahtecilik yapıp, mahkemeyi aldatarak hakkımda dinleme kararı aldıran Albay İyigün, 24 Ekim 2008 günü Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı'na da "Gizli" damgalı bir yazı yazdı. Ankara'ya gönderilen yazıya, mahkeme kararı başta olmak üzere, IMEI ve telefon numaralarının yer aldığı liste de eklenip, "Belirtilen numaraların teknik takibe alınması" istendi. Ankara'da aynı gün yazıya onay verip, hakkımdaki teknik takip işlemini başlattı.

Bana gelen "Gizli" ibareli dinlenmem yönündeki kararların altına küçük bir de not düşülmüş. "Bağlantı noktası: Jandarma Kademeli Başçavuş Yusuf Ataman." Bu nottan anladığım ise dinleme kayıtlarını bu ismin tuttuğu ve her gün üst makamlara rapor olarak sunduğu.

Hakkımda alman bu üç aylık ilk dinleme kararı, 12 Ocak 2009 tarihli bir kararla süre dolduğu için sonlandırılmış. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı, 12 Ocak günü aldığı "İptal Kararıyla" ilk dinleme kararına son vermiş.

Hakkımdaki teknik takip ve izleme kararı ise halen devam ediyor. Aynı gerekçe ve sahte belgelerle, Ocak 2009'dan sonra da her üç ayda bir teknik izleme kararı, Van Ağır Ceza Mahkemesi tarafından çıkartılmış.

İşin ilginç tarafı, Jandarma İstihbaratı'nın sahte belge düzenleyip, sahte isimlerle hakkımda dinleme kararı alıp, daha sonra sonlandırmasına rağmen, TİB'in bu güne kadar bana dinlendiğimi ve dinleme esnasında bir suç bulunmadığını bildirmemiş olması. Kanunun dinlenen kişiyle ilgili suç bulunamaması durumunda, bu durum dinleme kararı alınan kişiye iletilmek zorunda. TİB yetkilileri dinlemenin sonlanmasından sonra karardaki IMEI numarasına, yazı yazmak üzere baksaydı, bunun PKK'lı birine değil bana ait olduğunu anlayıp, Jandarma'nın hukuksuz dinleme yaptığını tesbit edebilirdi.

Şimdi başta yetkililer olmak üzere Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanı, Jandarma Genel Komutanı, TİB, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve Albay Vecihi Halil İyigün'den açıklama bekliyorum. Bu suçüstü durumu hiç kimse başını kuma gömerek kapatamaz.

TİB KAYITLARINDA DİNLENDİĞİM MEVCUT

Telefon numaram gizlenip, sahte isimle dinleme kararı alınan telefon cihazlarımdan birinin IMEI numarası 358 257 000 955 082. Mahkemeye gönderilen numara ise 358257000955080. İkinci cihazımın IMEI numarası ise 359 621010 984 722. Mahkemeye gönderilen numara ise 359 621010 984 720. Son rakamların değişik olması kafaları karıştırabilir. IMEI numarası TİB kayıtlarına göre resmi olarak 14 rakamdan oluşuyor. Bazı telefonlarda 15, bazılarında da ise 17 rakam çıkabiliyor. TİB'den görüştüğümüz yetkililer, numaraların 14 rakamdan oluştuğunu, 15'inci rakamın bu yüzden o olarak görünebileceğini söylediler. Bazen 15. rakamın farklı olabileceğini de belirttiler. Bu yüzden 15. rakam resmi olarak önemli değil. Telefonlar 14 rakam üzerinden kayıt altına alınıyor. TİB, yetkilisi sonu 80 ve 20 ile biten IMEI numarasının bana ait olduğunu da yaptığımız görüşmede doğruladı. Bu yüzden de LAW silahına boru, İrticayla Mücadele Eylem Planı'na kağıt parçası diyenler, son rakama güvenip, kafaları karıştıracak açıklamalar yapmasın. IMEI numarası 14 rakamdan oluşuyor ve 15. rakamın önemi yok. Dinlettirdiğiniz numaraların bana ait olduğu TİB kayıtlarında mevcut.

PKK İTİRAFÇISI KARATAŞ, JANDARMA İSTİHBARAT'TA DİNLEME GÖREVLİSİ OLARAK ÇALIŞIYOR

Bu fotoğraf yakın bir tarihte çekildi. Fotoğraftaki kişi, beni dinlemek üzere görevlendirilen Abdülkadir Karataş. Bu şahıs eski bir PKK'lı. Şimdilerde ise itirafçılık yapıyor. Temizlik işçisi olarak Van Jandarma Komutanlığı'nda çalışıyor. Sivil işçi olmasına rağmen Van İstihbarat Şubede, Alay Komutanı Albay Vecihi İyigün'ün emriyle dinleme yapıyor. Abdülkadir Karataş Hakkari'li. İsmi askeri istihbarat arşivinde de sıkça geçiyor. PKK'lı olduğu dönemde bir çok baskına katılan bu isim, şimdi "İtirafçı" kontenjanından askerle kol kola geziyor. Van'da çevresine sık sık "Batıya gideceğim, bana iş ayarlayacak. Asker tanıdıklarım var" diyor. Bana gelen bilgilere göre birçok karanlık işe de karışmış. Ergenekon haberlerini izlerken renkten renge giriyor. Eski PKK'lı, yeni itirafçımız, benimle birlikte başka dinlemeleri de yapıyor. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanlığı, sahte delillerle mahkemelerden aldıkları dinlemeleri fotoğrafta gördüğünüz bu odadan gerçekleştiriyor. Jandarmanın yaptığı yasal olmayan dinlemelerin yeni adresi Van İl Jandarma Alay Komutanlığı.

Kaynak: Mehmet Baransu/Taraf

15 Aralık 2009 09:15
TSK AYM ÜYELERİNİ FİŞLEMİŞ
Genelkurmay, Anayasa Mahkemesi üyelerini fişlemiş. Kılıç'a 'menfi' notu verilmiş.

Genelkurmay'ın, 2005 yılında Anayasa Mahkemesi üyelerini de andıçladığı ortaya çıktı... Andıçta; hangi üyenin ne zaman emekli olacağı, yerine kimlerin gelebileceği ve hangi üye hakkında nasıl bilgiler bulunduğu tek tek anlatılıyor.

YÖK'ün meslek liselerinin önünü açan katsayı kararını iptal eden Danıştay için istihbarat topladığı ortaya çıkan Genelkurmay Başkanlığı'nın, 2005 yılında Anayasa Mahkemesi üyeleri için çok ciddi faaliyetlerde bulunduğu ortaya çıktı. Genelkurmay İç Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Anayasa Mahkemesi üyelerinin Seçimi” başlıklı andıçta, 26 Haziran 2005'te yaş haddi sebebiyle emekliye ayrılan Mustafa Bumin'den sonra Anayasa Mahkemesi'nin başına gelebilecek adaylarla ilgili çalışmalar ve AK Parti'nin Anayasa Mahkemesi'ni etkisizleştirmek için yasal çalışma içerisinde olduğu belirtiliyor.

SEZER, VASIFLI ÜYELER SEÇMEK İÇİN İNCELEME YAPIYOR
Mahkeme üyelerinin 65 yaşını doldurduktan sonra emekliye ayrıldığı ve mahkemenin 11 asıl 4 yedek üyeden oluştuğuna dair bilgilerin de yer aldığı notta, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından atanmış olan Ertuğrul Ersoy'un 1 Ocak 2005 ve 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından atanmış olan Fazıl Sağlam'ın 23 Şubat 2005'te emekliye ayrıldığı ve bu iki üye yerine henüz görevlendirme yapılmadığı belirtilirken; Cumhurbaşkanı Sezer'in aradan uzun süre geçmesine rağmen neden görevlendirme yapmadığı şu şekilde açıklanıyor: “Aradan 3 aya yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı'nın yeni üye seçmemesinin nedenleri bilinmemekte; ancak uzun görev yapabilecek uygun vasıftaki üyeleri seçebilmek için inceleme yaptığı değerlendirilmektedir.”

KILIÇ VE ADALI İÇİN “HAKLARINDA MENFİ BİLGİ MEVCUT” İFADESİ
Anayasa Mahkemesi'nin halihazırdaki başkan ve üyeleri hakkında kısa bilgiler, görev sürelerinin sona ereceği tarihler ve hangi kontenjandan seçildiklerine dair bilgilerin yer aldığı notta, dönemin Başkanvekili Haşim Kılıç ile üye Sacit Adalı için “Hakkında menfi bilgi mevcut” ifadeleri kullanılıyor. Andıçta, üyelerle ilgili şu bilgiler yer alıyor:

HANGİ ÜYE, NE ZAMAN EMEKLİ OLUYOR?

Mustafa Bumin (Başkan, 26 Haziran 2005'te emekli olacak, Danıştay)

Haşim Kılıç (Başkanvekili, hakkında menfi bilgi mevcut, 2015, Sayıştay)

Sacit Adalı (Üye, hakkında menfi bilgi mevcut, 2010, YÖK)

Fulya Kantarcıoğlu (Üye, 2013 Danıştay)

H. Tülay Tuğcu (Üye, 2007, Danıştay)

Ahmet Akyalçın (Üye, 2014, Yargıtay)

Mehmet Erten (Üye, 2014, Yargıtay)

Serdar Özgüldür (Üye, 2020, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi)

Necmi Özler (Üye, 2010, Askeri Yargıtay)

Mustafa Yıldırım (Yedek üye, 2010, Emekli Vali, Üst Kademe Yöneticisi)

Cafer Şat (Yedek üye, 2010, Yargıtay)

Ali Güzel (Yedek üye, 2008 Yargıtay)

Fettah Oto (Yedek üye, 2011, Danıştay)

“SEZER, EMEKLİ OLMADAN VASIFLI İKİ ÜYE ATAYACAK”
Vakit'in ele geçirdiği andıçta, Genelkurmay'ın Anayasa Mahkemesi üyelerini nasıl sınıflandırdığı ve ilgilendiği Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in emekli olmadan yapacağı atamalarla ilgili ifadeler de göze çarpıyor. Notta, “Basında yer alan bir haberde; Mustafa Bumin'den yerine, üyelerden Ahmet Akyalçın, Mehmet Erten, Tülay Tuğcu, Sacit Adalı ve Mustafa Yıldırım'ın aday olduğuna dair bilgi mevcuttur. Anayasa Mahkemesi kararları, asıl üyelerin salt çoğunluğu (6 oy) ile alınmakta; ancak Anayasa değişikliklerine iptal kararı verebilmesi için üçte iki (8 oy) oy çokluğu aranmaktadır. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in görev süresi 2007 yılında sona ermektedir. Görev süresi sona ermeden önce boş olan iki üyelik için uygun vasıflardaki kişilerden atama yapacağı değerlendirilmektedir” ifadeleri yer alıyor.

AK PARTİ İLE İLGİLİ ANAYASAL İFADELER!
Anayasa Mahkemesi ile ilgili olarak “2007 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri, yine aynı yıl yapılacak olan genel seçimlerden önce Meclis'te çoğunluğu elinde bulunduran AK Parti'nin kendine müzahir bir kişiyi bu makama getirebileceği ve görev süresinin sona ereceği 2014 yılına kadar Mahkemede çoğunluğu ele geçirebileceği kıymetlendirilmektedir” ifadelerinin kullanıldığı bilgi notunda, “Ancak, son zamanlarda Anayasa Mahkemesi hakkında yaşanan tartışmalar ve bu konuda verilen beyanlar dikkate alındığında, AK Parti'nin, Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu'nu değiştirerek Anayasa Mahkemesi'nde çoğunluğu elde edebilmelerini sağlayan bir yasal düzenlemeyi TBMM'den geçirecekleri muhtemeldir. Nitekim, AK Partili milletvekillerinin ‘Anayasa Mahkemesi'nin kaldırılmasından ziyade yapısal değişikliğin şart olduğu' görüşünde birleştikleri ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin üçte birinin Meclis tarafından seçilmesini öngören bir yasa değişikliği taslağı üzerinde çalıştıklarına dair basında haberler yer almaktadır” ifadeleri de yer alıyor.

YARGITAY VE DANIŞTAY'DAN MEDET UMMUŞLAR
Andıçta, AK Parti'nin uygulayabileceği hareket tarzlarından bir diğerinin ise Anayasa değişikliğine giderek Anayasa Mahkemesi'ni etkisizleştirecek bir düzenlemeyi TBMM'den geçirmek olduğuna değinilerek bunun neler yapılabileceğine dair yapılan değerlendirmede, “Anayasa Mahkemesi'nin mevcut Kuruluş Kanunu'na göre Cumhurbaşkanı'nın atama yetkisi sınırsız değildir. Cumhurbaşkanı, ancak 3 asıl ve bir yedek üyeyi doğrudan seçme hakkına sahiptir. Kalan üyelikler için çeşitli kurullar (Yargıtay, Danıştay gibi) tarafından kendisine sunulan adaylar arasından bir seçim yapmak durumundadır” deniliyor.

GENELKURMAY BAŞKANI, SEZER'LE MAHKEME ÜYELERİNİ GÖRÜŞMÜŞ
Bilgi notundaki değerlendirmede şöyle deniliyor: “AK Parti'nin, Anayasa Mahkemesi Kuruluş Kanunu'nu değiştirerek Anayasa Mahkemesi'nde çoğunluğu elde edebilmelerini sağlayan bir yasal düzenlemeyi TBMM'den geçirebileceği; ancak Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşu ve görevleri Anayasa'da düzenlendiğinden (EK-D), bu tür düzenlemenin Anayasa değişikliği yapılması ile mümkün olacağı değerlendirilmektedir. Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'in de emekli olmasıyla boş bulunan üç asıl üyelik için Cumhurbaşkanı'nın yapacağı atamaların takip edilmesine ve gelişmelere göre uygun zamanda Sn. Genkur. Bşk. Tarafından Sn. Cumhurbaşkanı ile yapacağı görüşmede gündeme getirilmesinin uygun olacağı kıymetlendirilmektedir.”
aktifhaber

27 Ocak 2010
Sadece Fişlemişler
EMASYA Protokolü'nün yürürlüğe girmesinden sonra protokol çerçevesinde yapılan tek şey 'sakıncalı' bulunanların fişlenmesi olmuş.

Protokol ile her ildeki askeri birim içinde oluşturulan "Asayiş Güvenlik Merkezleri”nden toplumun her kesiminden binlerce insanın fişlendiğini ortaya koyuyor. En azından kamuoyuna çıkanlar bunu gösteriyor. Bugün yapılması gereken şey prokolün iptali olmalıdır.


EMASYA HAKKINDA HERŞEY - 3 / MURAT AKSOY - Yenişafak
Kamuoyunda “Fişleme Skandalı” olarak da bilinen ilk olay 2004 Mart'ında medyaya yansıdı. “Sosyetik Fişleme” olarak bilinen istihbarat toplama işleminin yapılışı, kimi güvenlik örgütlerinin, anayasa üstü bir konuma kavuştuklarını göstermesi açısından tartışmalara yol açtı. Hürriyet Gazetesi'nin 10 Mart 2004'de manşetten verdiği bir haberde, Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı'nın askerî birlikler ve kaymakamlara gönderdiği yazı ile “bölücü ve yıkıcı” faaliyetlerde bulunan kişi ve kurumlar hakkında bilgi toplanmasını istediğini yazdı. Bu kişi ve kurumlar arasında şaşırtıcı bir biçimde, Türkiye'deki Klu Klax Klan üyeleri, AB ve ABD yanlısı kişiler, sanatçılar, yüksek sosyete grupları, satanistler, masonlar, azınlıklar ve internet grupları da yer almaktaydı.
Konunun basında açığa çıkmasının ardından Başbakan Erdoğan, bilgi toplama işleminin TSK'nın görevi olmadığını belirtirken fişlemenin bir suç olduğunun altını çizdi.

GENELKURMAY: FİŞLEME YASAL

Buna karşılık, Genelkurmay Başkanlığı fişleme olayını doğrulayarak, 10 Mart 2004 şu açıklamayı yaptı: “5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu çerçevesinde, Mülki İdare Amirleri, çıkabilecek ve çıkmış olayların önlenmesi maksadıyla, gerekli gördükleri hallerde, en yakın Kara, Deniz ve Hava Birlik Komutanlıklarından kuvvet talebinde bulunabilirler. Çıkabilecek olaylara karşı etkin tedbirlerin alınabilmesi için, önceden planlama yapılması bir ihtiyaçtır. Söz konusu haberde (Sosyetik Fişleme) konu edilen faaliyetin (istihbarat toplama) bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir.”

Protokolü Türkiye'de ilk kez gündeme getiren gazetemizin yazarı Ali Bayramoğlu Radikal'den Neşe Düzel'e 12.4.2004'de verdiği söyleşide protokol ile fişleme arasındaki bağlantıyı net biçimde şu cümlelerle ifade etmiştir; “Bu protokol, aslında bu fişlemelere yasal dayanak sağladı. Kara Kuvvetlerine bağlı EMASYA birlikleri, bu protokolün verdiği yetkilerle, istihbarat toplayan, valiliklerden bilgi talep eden, neredeyse valilikleri yönlendirebilecek birimler haline dönüştü. En son fişleme de, işte bu zemin üzerine oturdu. Çünkü bu protokolle, valiliğin, kaymakamlığı ve emniyetin etki alanı bir anlamda “askere” terk edildi. EMASYA birlikleri herhangi birlikler değil. Türkiye'nin her ilinde garnizonlardaki örgütlenmeler bunlar. Bütün toplumu takip etme yetkisine sahipler. Böyle bir yetki olmaz, bu çılgın, korkunç bir şey. Denetimsiz bir faaliyet bu. Yargı, hukuk devrede değil.”

TÜM TÜRKİYE İZLENİYOR

Hürriyet Gazetesi'nin 20.02.2006 tarihli internet nüshasındaki “Jandarmanın fişi müftüden döndü” başlıklı yer alan habere göre Jandarma Genel Komutanlığı'nın Ankara ve Gaziantep'teki bazı kaymakamlıklara ve müftülüklere Ocak ve Şubat 2005 tarihinde gönderdiği soru formlarıyla hem düzenlenen Kuran Kursları hem de bu kurslara katılanlar hakkında bilgi istemiştir. Öğrenciler ve aileler hakkında da istenen bilgilerin görevli personele elden verilmesi istenmiştir. Yine haberden öğrencilere ait bilgilerin sonradan jandarmaca talep edilmediği anlaşılmaktadır.

Sabah Gazetesi'nin 31.03.2006 tarihli internet nüshasındaki “Jandarma, valiyi bile fişledi” başlıklı habere göre; Diyarbakır'da vali, hâkim, savcı, vali yardımcısı, kaymakam, il ve ilçe müdürlerinin jandarma talimatıyla fişlendiğini, uygulamanın eskiden beri devam ettiği, fişlemelerin Genelkurmay Başkanlığı'nın 29 Aralık 2005 günlü, Jandarma Genel Komutanlığı'nın 5 Nisan 2001 günlü emirlerine ve Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı Mehmet Çavdaroğlu imzasıyla yollanan ve eski fişlerin güncellenmesini isteyen bir yazıya dayandığı; bu işlemin gizlilik esasına uygun olarak yapılması, bu bağlamda hiçbir resmi ya da özel kurumla yazışma yapılmaması çıktı alındıktan sonra tüm verilerin imha edilmesi, disketin kurye ile gönderilmesi v istendiği ortaya çıkmıştır.

Yine Sabah Gazetesi'nin 01.04.2006 tarihli internet nüshasındaki 'Urfalılar da fişlenmiş' başlıklı haberi, Urfa ve Diyarbakır ilinde de vali, vali yardımcısı, kaymakam ve bazı ilçe müdürlerinin fişlendikleri anlaşılmaktadır.

Zaman gazetesinin 02.04.2006 tarihli internet nüshasındaki 'Jandarma Mardin'de de bürokrat fişlemiş' başlıklı habere göre Mardin ilinde de, Diyarbakır ve Şanlıurfa illerindeki gibi vali, vali yardımcısı, kaymakam ve bazı ilçe müdürlerinin fişlendikleri anlaşılmaktadır.

Genelkurmay Başkanlığı bu haberler üzerine açıklama yaparak; haberde söz edilen iki emir 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu gereğince hazırlanmış olan ve askeri birliklerin valinin talebi üzerine nasıl kullanılacağının esaslarını belirleyen EMASYA planları gereğince ihtiyaç duyulan bilgilerin toplanması amacına yönelik olup, hiçbir şekilde kişilere ilişkin bilgi talebi içermediği açıklamasında bulunmuştur. (http://www.tsk.mil.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_1_Basin_Aciklamalari/2006/BA_08.html)

EMASYA ŞEMDİNLİ'DE İLÇEYE İNDİ

Şemdinli'de Ağustos 2005te patlamaya başlayan bombalar 9 Kasım'da Umut Kitabevi'nin bombalanması ile bıçak gibi kesildi. Umut Kitapevi'nin bombalanması sonrasında başlayan araştırmalar, jandarmanın bölgede sivil polisin yetkilerini kullanarak şehir merkezinde izleme, takip işini yaptığını gösterdi. Seferi Yılmaz adlı bir kişiye ait Umut Kitabevi'ne düzenlenen el bombalı saldırının ardından Jandarma istihbarat astsubayları Özcan İldeniz ve Ali Kaya, olaydan 20 gün sonra, devletin birliğini bozmak suçundan tutuklandılar. Orgeneral Büyükanıt verdiği demeçte, astsubaylardan birini tanıdığını, iyi biri olduğunu belirtip bir yandan yargıyı etkilemeye çalışmakla suçlanırken diğer yandan da asayişten sorumlu Jandarma görevlisi ile TSK arasındaki resmi bağı da itiraf etmiş oldu.

Olayda iki kişi ölürken çok sayıda kişi de yaralandı. Üzerlerinden çıkan not defterinden, bu iki astsubayın, Seferi Yılmaz'la ilgili hazırladıkları dosyayı savcılığa bildirmedikleri ortaya çıkmıştır. Dava sürecinde açık biçimde ortaya çıkan jandarmanın şehir merkezine inerek emniyet güçlerinin yerini almaya soyunmasıdır. Bu ve benzer olayların tek dayanağı ise EMASYA Protokolü olmuştur.


Sonuçsuz bir iptal girişimi

İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerinin 2005 yılında hazırladığı raporda “İç güvenlikten birinci derecede sorumlu olan İçişleri Bakanlığı bir tarafa bırakılarak, hükümeti bilgilendirm ek görevini bile üstlenen Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde İç Güvenlik Harekât Merkezi kurulmuş olmasının İçişleri Bakanlığının tamamen dışlanmasından başka bir şey olmadığı”, EMASYA Protokolü'nün kanuna aykırı olması nedeniyle İçişleri Bakanlığının “Birden Fazla İli İçine Alan Olaylarda Valilerin Askeri Birliklerden Yardım İstemesine İlişkin Esasları” düzenleyen taslak bir metin hazırladığı ve 4 Mart 2005'te Genelkurmay'a gönderildiği, Genelkurmay'ın cevabında ise terör olaylarındaki yükseliş öne sürülerek yürürlükteki protokolün değiştirilmesinin istenmediği ve güncellenmeye ihtiyaç duyulması halinde bunun, Genelkurmay Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığınca oluşturulacak bir çalışma grubu tarafından yapılabileceğini belirtti.


ÇAĞLAYAN'DA EMASYA TATBİKATI


Hürriyet gazetesinin 17.01.2007 tarihli internet nüshasındaki 'Askerin tatbikat hassasiyeti' başlıklı habere göre,
1. EMASYA Protokolü'ne göre İstanbul'daki 52. Tümen bünyesinde kurulan EMASYA birliğinin Çağlayan Meydanı'nda tatbikat yapmayı planladığı;

2. Komuta kademesinin, tanklı toplu birliklerin, medyaya yansımasından ve görüntülerin yanlış anlaşılmasından endişe ettiği için hukukçulardan görüş aldığı;

3. Tatbikatın tarihinin henüz kesinleşmediği ama görev alacak askeri birlikler ve teçhizatlara kadar tüm planlamaların yapıldığı anlaşılmaktadır.

Haberde ayrıca “EMASYA nedir?” alt başlığı altında EMASYA Protokolüyle;

1. Askere, kendisinin gerekli gördüğü durumlarda toplumsal olaylara el koyma yetkisi verildiği;

2. Kara Kuvvetleri'ne bağlı EMASYA birliklerinin, istihbarat toplayan, valiliklerden bilgi talep eden, neredeyse valilikleri yönlendirebilecek hale dönüştüğünün iddia edildiği;

3. EMASYA'nın 24 saat düzenli çalışan askeri birliklerden oluştuğunun iddia edildiği bilgisi de verilmiştir.

Zaman gazetesinin 17.01.2007 tarihli internet nüshasındaki “1. Ordu Komutanı Tuncel, 'Çağlayan'da EMASYA tatbikatı'nı yalanladı” başlıklı habere göre, 1.Ordu Komutanı Orgeneral Fethi Tuncel'in, o gün bulunduğu bir etkinlikte Emniyet Asayiş Yardımlaşma Birliği'nin (EMASYA) Çağlayan Meydanı'nda tatbikat yapacağı yönündeki haberleri yalanladığı, toplumsal olaylarda ancak valilerin talepleri doğrultusunda müdahalede bulunacaklarını kaydettiği anlaşılmaktadır.

Sivilleşme için protokol iptal edilmeli

Balyoz Güvenlik Harekât Planı ile yeniden gündeme gelen EMASYA Protokolü bu kez daha yüksek sesle tartışılıyor. Hükümet kanadından gelen açıklamalar bu konuda bir adım atılacağı yönünde. Ancak bu adım, yeni bir protokol müdür, yoksa protokolün kaldırıması mıdır henüz bilinmiyor. Ancak protolün hukuki ve şekli yönlerden yasalara aykırılığı konusu bu kadar açıkken yapılması gereken protokolün kaldırılmasıdır. Bu protokolün kaldırılması İçişleri Bakanlığı'nın yayınlayacağı bir genelge ile mümkündür.

Ülkemizde açık mevzuatta demokratik standart sadece askeri birliklerden yardım isteyecek makamların sivil olması gerektiğidir. Ancak yardıma çağrılan askeri birliğin çapı ve görevde kalış süresinin münhasıran sivil makamlara bırakılmamış olması, yardıma çağrılan askeri birliğin yardıma çağrıldığı işin yönetimine geçmesi, askeri birlik mensuplarının suç işlemeleri halinde yargılamanın çoğunlukla askeri mahkemelerde yapılması sorunlu alanlardır.

Birden çok ili içine alan olaylar halinde askeri birliklerin dahilde kullanılmasını düzenleyen ancak uygulamada aynı il içindeki olaylarda da kullanıldığı anlaşılan gizli EMASYA protokolü kurallar hiyerarşisinde üstünde bulunan tüm kurallara aykırı bir yapı oluşmasına yol açmıştır. Askeri birliklerden yardım istemede sivil makamların münhasır yetkileri yok edilmiştir. Askeri birliklere kendiliklerinden olaylara el koyma hakkı verilmiştir. Olağan iç güvenlik birimlerinin, yardıma gelen askeri birliklerin emrine girmesi öngörülerek, Sıkıyönetim Kanunun bile sınırlı bir yer için verdiği böyle bir yetki protokolle tüm Türkiye için verilerek TBMM'nin yetkisi ikame olunmuştur. Sonuç olarak sivil-asker ilişkilerinin ülkemizdeki genel dengesizliği tüm boyutlarıyla bu alana olabildiğince yansımıştır.

Üç günlük bu yazı dizisinde EMASYA Protokolü'yle ilgili var olan durumu resmetmeye çalıştık. Eybette ki eksikliklerimiz vardır. Ancak şu çok açıktır ki, protokol yarattığı fiili durumlar ile emniyet, valilik, kaymakamlık gibi mülki idareyi devre dışı bırakmakta ve sistemin askerileşmesine yol açmaktadır. Protokolün yarattığı bütün defacto durumların sona ermesinin tek yolu protokolü kaldırmaktan geçer
aktifhaber

26 Şubat 2010
Albay Türkşen Böyle Fişlemiş
"Kafes Eylem Planı"nı hazırlayan cunta yapılanmasını yönlendiren tutuklu sanık Albay Ali Türkşen, Uzunada Sualtı Komutanlığı'ndaki personelini böyle fişlemiş.

[img]http://69.175.58.202/images/news/122692.jpg [/img]

Kafes Eylem Planı'nı hazırlayan cunta yapılanmasını yönlendiren tutuklu sanık Albay Ali Türkşen'in komutasındaki Uzunada Sualtı Komutanlığı'ndaki tüm personelin fişlendiği ortaya çıktı. Fişlemenin yöntemi ise çarpıcı. Türkşen, yazılı talimatla personele ev ortamınız dahil, bulunduğunuz mahallenin fotoğraflarını bilgisayar ortamında paylaşın emri.

Poyrazköy'de bulunan mühimmatla ilişkisi olduğu belirtilen ve Ergenekon silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan tutuklu bulunan Albay Ali Türkşen'in görev yaptığı komutanlıktaki tüm personeli evlerinin içine kadar fotoğraflarıyla birlikte fişlediği ortaya çıktı. Uzunada Sualtı Komutanlığı görevini yürüten Albay Türkşen, yayınladığı bir hizmet içi genelgeyle tüm personelinden, "Yaşadıkları mahalle, semt, sosyal çevre ve evlerinin sokaktan çekilmiş görüntülerini, ev içindeki genel yaşam mahallerinin fotoğraflarını ve aile üyelerinin ev içi ortamda toplu çekilmiş fotoğraflarını" istedi.

DİKKAT KOMUTAN!

Komutanın personelini dahi iyi tanıyabilmesi, ayrıca sosyal olanakların yerinde görülmesi maksadıyla Dz. Kur.Kd.Alb. Ali Türkşen'in Ocak 2010 tarihinden itibaren çay, yemek, sohbet maksatlı ev ziyaretleri düzenleyeceği belirtiliyor. Bu ziyaretlere hazırlık amacıyla da tüm personelin dijital ortamda kendi kendilerini fişlemeleri istendi. Söz konusu "Hizmete Özel" yazıda, şu talimatlar yer alıyor: "Bu faaliyetlere hazırlık olması maksadıyla tüm personel, digital ortamda, yaşadıkları mahalle, semt, sosyal çevre ve evlerinin sokaktan çekilmiş görüntüleri, ev içindeki genel yaşam mahallerinin fotoğraflarını ve aile üyelerinin ev içi ortamda toplu çekilmiş birkaç kare fotoğrafını 31 Aralık 2009 tarihine kadar İsth. Kd. Üçvş. Cengiz Şahin vasıtasıyla bilgisayar ortak alanına yükleyecektir."

Dz. Kur.Kd.Alb. Ali Türkşen'in skandal fişlemelerinin belgesi...



KOL KIRILIR YEN İÇİNDE KALIR

Albay Türkşen imzalı 9 Aralık 2009 tarihli ve tüm personele imza karşılığı dağıtılan "Hizmete Özel" yazıda, Ergenekon davasındaki birçok olayı aydınlatan ihbar mektuplarıyla TSK'nın yıpratıldığı iddia ediliyor. Personelden bilgi ve duyumlarını üstleriyle paylaşmasını isteyen Türkşen, ".. Kurtm. ve S/A K.'lığı ve bağlıları ile büyük bir su altı özel ihtisas ailesini teşkil ettiği hatırdan çıkarılmayarak, aile içerisinde gerçekleşmiş ya da gerçekleşme ihtimali olan her türlü menfi olay/durum nevine göre öncelikle amirlerle samimi bir şekilde paylaşılacak, personelimizin bu gibi olaylarda kendini ifade etmeme gibi sıkıntı içerisinde (imzasız mektup, asılsız söylenti, dedikodu vb.) her seviyede engel olacaktır" diyor.

Yazıda, söz konusu faaliyetlere "kaçınılmaz zorunluluğu olmadıkça tüm personel iştirak edecektir" deniliyor. Bu gibi ortamlarda alkollü içki tüketileceğini belirten Türkşen, personel ile olan ilişkilerde hiçbir surette görev/vaziyefe ilişkin hususlar gündeme getirilmeyecek"diyor.


Zamanın durduğu gün

Kafes Eylem Planı'nı hazırlayan cuntanın Poyrazköy'de silahlar bulununca şok yaşadığı ortaya çıkmıştı. Şüpheliler için "Hepsi benim gruptan" diyen ve yapılanmayı yönlendirdiği ileri sürülen Albay Ali Türkşen, "Zamanın durduğu gün" notunu düşerken, Yarbay Ecevit ise "Benim için her şey bitti" demişti.

'Hizmete özel' dağıtımı yapılan sayfalarca fişleme emirlerinin yer aldığı evraktan bazı bölümler....

Kaynak: Yeni Şafak


Rektörün fişleri
2 KASIM 2005

SABAH, Van Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın şifreli kasasından çıkan fişleme dosyalarını açıklıyor... Hangi öğretim üyesinin fişinde ne var?.

Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın şifresini vermediği için savcılık talimatıyla açtırılan çelik kasada üniversite personeli hakkında istihbari bilgiler bulundu. Fişlenen personel sayısının 300'ü bulduğu ortaya çıktı.

1- NAKŞİBENDİ... NURCU
Fişlerde akademik personel hakkında "Türban eylemine katıldı... Nakşibendi... Milli Görüşçü... Nurcu... Dergâhla irtibatlı" gibi ifadeler var.

2- ESKİ REKTÖR DE VAR
Üniversitenin eski rektörlerinden biri için "El Ezher'den sahte diplomalı 40 öğrenciyi kayıt ettirdi. Radikal kadrolaşma sağladı" deniyor.

3- HİZBULLAHÇI DOÇENT
Bir tıp profesörü için "Nakşibendi faaliyetlerinin yöneticisi", bir doçent için "Hizbullahi fikirlere sahip, sakıncalı faaliyetleri var" bilgisi veriliyor.

'Buna tazminat davası açarım'
Savcılık, fişlenen personelin tanık olarak ifadesini alıp soruşturma izni talebiyle YÖK'e yolladı. Dosyada adı geçen Profesör Ş.İ. "Sicilimiz bozuldu. Tazminat davası açacağım" dedi.

Rektörün kasasında fişleme dosyası çıktı

Hakkında dava açılan Prof. Dr. Yücel Aşkın'ın makamındaki Şifreli kasada fişleme dosyaları bulundu. Dosyalarda, 300 akademik personelin siyasi ve tarikat bağlantıları hakkında bilgiler bulunuyor.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın'la ilgili soruşturma gizlilik içinde devam ederken, SABAH, şifreli kasada ele geçirilen şok belgeleri açıklıyor. Rektör Yücel Aºkın'ın makamındaki ºifreli kasa açıldığında, yaklaşık 300 akademik personeli kapsayan ve öğretim üyelerinin siyasi görüºleri ya da dini akımlara olan bağlılığının not edildiği bilgisayar dosyaları ortaya çıktı. Bir bölümü "Excel" programı, bir bölümü ise kiºilerin detaylı "istihbarat bilgi notu" ºeklinde hazırlanan dosyalar, ºu ana kadar akademik dünyada yapılıp
gün ıºığına çıkan en detaylı "fiºleme" çabası sayılıyor. Fiºleme dosyalarında, "Tandans" adlı sütunlarda, "Nakºibendi", Radikal Milli Görüºçü", "Nurcu" gibi ifadelerle akademik personel ve öğretim üyelerinin siyasi yakınlıkları sıralanıyor.

GÖNDERİLDİ Mİ?
Yeni TCK'nın 135. maddesine göre, kiºisel verilerin kaydedilmesi suç sayılıyor. Ancak SABAH'ın ele geçirdiği dosya, Van'daki akademik personelin önemli bir bölümünün de siyasi akım ve dini tarikatlara sempati duyduğunu ortaya koyuyor. 1999 yılından itibaren tutulduğu ve çeºitli aralıklarla güncelleºtirildiği sanılan kayıtların Rektör Yücel Aºkın tarafından mı tutulduğu, yoksa istihbarat birimleri tarafından Rektör Aºkın'ın bilgisi için mi hazırlandığı bilinmiyor.

KASA TALİMATLA AÇTIRILDI
Van Cumhuriyet Baºsavcılığı, bu dosyaları, "akademik personelin fiºlenmesi" olarak değerlendirip ayrı bir soruºturma izni için YÖK'den izin istedi. Ancak bu dosya ve fiºleme iddiaları, Van rektörüyle ilgili mevcut çete soruºturmasına sokulmadı. Van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aºkın, 14 Temmuz 2005'te Azerbaycan'da gezideyken, hakkında yürütülen soruºturma nedeniyle, üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi'ndeki çalıºma ofisine yapılan baskında, kullandığı çelik kasaya el kondu. Cumhuriyet Savcısı, yurt dıºındaki rektöre telefonla ulaºarak kasanın ºifresini istedi. Rektör ºifreyi söylemeyince, Cumhuriyet Savcısının talimatıyla, Rektör Yardımcısı Hasan Ceylan ve avukat huzurunda kasa açtırıldı.

300 ÖĞRETİM ÜYESİ...
Kasadan çıkan çok sayıda dosya arasında, üniversitedeki akademik personel baºta olmak üzere, yaklaºık 300 üniversite personeli hakkında bilgi fiºleri tutulduğu anlaºıldı. Üniversitede görevli akademik personelin siyasi düºünceleri ve tarikat sempatisiyle ilgili notların yer aldığı dosyaların 1999 yılından beri tutulduğu anlaºıldı. Personel hakkındaki bilgilerde, "Türban eylemine katıldı", "FP'den belediye baºkan adayı oldu", "Dekan olduğu dönemde radikal görüºlülere kadro açtı" gibi çok ayrıntılı ve süreklilik arzeden istihbari bilgiler yer alması, "Bu bilgileri Rektör Prof. Dr. Yücel Aºkın tek baºına mı tuttu yoksa profesyonel istihbarat desteği alarak mı hazırlandı" sorusunu akla getirdi. Rektör hakkındaki soruºturmayı sürdüren Van Cumhuriyet Savcısı, fiºlendikleri iddia edilen akademik personeli tanık sıfatıyla tek tek ifade vermeye çağırdı. Yaklaºık 100 öğretim üyesi, savcıya giderek, "tanık" olarak ifade verdi. Soruºturmayı yürüten savcı, kasadan çıkan gizli fiºleme dosyalarını, "hukuka aykırı kiºisel bilgiler elde etmek" tanımlamasıyla soruºturma izni için YÖK'e gönderdi. YÖK, yargılama izni verirse, Prof. Dr. Yücel Aºkın hakkında dava açılacak, vermezse, dosyalarda adı geçen öğretim üyeleri kiºisel olarak teker teker tazminat davası açabilecek.

ESKİ REKTÖR BİLE FݪLENMݪ
Kasadan çıkan dosyalarda, yer alan bilgilerde üniversitenin eski rektörlerinden biri hakkında, "Mısır El-Ezher Üniversitesi'nden alınan sahte diplomalı 40 kadar öğrenciyi İlahiyat Fakültesi'ne geçiş yaptırdı. Radikal akımların üniversitede kadrolaması bunun zamanında oldu. Adıyaman Nakşibendi Menzil Dergahı ile irtibatlıdır" denildi.
netgazete

'Cumhurbaşkanı Dahi Dinlenilebilir'
07 Eylül 2010
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Yargıtay ve Danıştay Başkanlıklarının telefonlarının dinlenildiği iddiasıyla yaptığı soruşturmada, ''kovuşturmaya yer olmadığına'' karar verildi.
Ancak kararda, özel hayatın öneminden ve insanlardaki dinlenilme kuşkusunun sonuçlarından, mevzuattaki ve uygulamadaki eksikliklere, TİB ve BTK gibi devlet kurumlarının eksiklikleri ve yetersizlikleri ile yapılacak dinlemelerde ortaya çıkabilecek tehlikelere de işaret edildi.

Başsavcıvekili Nuri Yiğit tarafından verilen ''takipsizlik'' kararında, TİB'in zaman zaman incelenmesi ya da gerek görülmesi üzerine denetlenmesi yerine, yasal düzenleme yapılarak ve mutlaka bir hakim tarafından işlemlerinin denetlenmesi gerektiği vurgulandı.

CMK'da yasa dışı gözaltı, yakalama ve hatta tutuklama için sorumlular hakkında tazminat sorumluluğuna ilişkin yasal düzenlemeler olduğu halde yasa dışı dinleme yapanlar için CMK'da tazminattan söz edilmemiş olmasına dikkat çekilen kararda, yasa dışı dinleme yapan ya da dinleyen memurlar için soruşturmaların izne tabi tutulduğu, oysa bu soruşturmaların doğrudan ve izne tabi olmadan yapılması gerektiği belirtildi.

Telefon dinlemelerinin, telefon numarası üzerinden yapılması yerine IMEİ numarası üzerinden yapıldığı kaydedilen kararda, ''Bu durumda herhangi bir numarayı kullanan IMEI numarası üzerinden dinleme kararı alındığında o IMEI numarasını kullanan çok sayıda telefon aynı anda dinlemeye alınmakta ve hakkında tedbir kararı talep edilmediği halde birçok kişinin telefonunun dinlenmesi gibi çok sakıncalı bir işlem yapılmasına yol açılmaktadır'' denildi.

-''YASAL DÜZENLEME YOK''-

Adli amaçlı iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin idari ve disiplin soruşturmalarında ne şekilde kullanılabileceklerine dair yasal düzenleme yapılmasının faydalı olacağı değerlendirmesinde bulunulan kararda, şu görüşlere yer verildi:

''Telefon ve alan dinlemesi yapabilen teknik araçların ithali ve varsa yurt içindeki üretim ve satış yerlerinin kimlerin kontrolünde bulunduğuna, ithal edilen, üretilen ve satılan profesyonel teknik takip araçlarının kimlerin elinde olduğuna dair kayıtların tutulmamış olması nedeni ile özel hayatın gizliliği ve haberleşme özgürlüğünün ve gizliliğinin ihlaline adeta zemin hazırlandığı kanaatine varılmıştır.

Çünkü bu tip teknik araçların alımı satımı ve ithali ve kullanımının yasal olarak açıkça düzenlenmesi halinde ihlallerin kim ya da kimler tarafından yapıldığı daha kolay tespit edilebilecektir.

Oysa bu tarz düzenlemelerden yoksun halde soruşturma yapan yargı makamları, gelişenteknolojive özellikle internete verilen yasa dışı veriler ile etkin mücadele yapmakta güçlük çekmektedir.

Bu durum, toplumda yaşayan bireylerin kendilerini güvensiz hissetmelerine adalete ve yargıya olan güvenin sonuç olarak sarsılmasına yol açmaktadır. Bu nedenle bu tip teknik araçlar konusunda denetim imkanlarını kolaylaştırıcı yasal düzenleme yapılmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir.''

-''DİNLEME SAYISI ARTIYOR''-

CMK'nın 135. maddesinde ve Adalet Bakanlığınca çıkarılan 14.02.2007 tarihli yönetmeliğin 6. maddesinde talep için aranan şartlar açıkça gösterildiği halde ağustos 2006'dan şubat 2009'a kadar baz istasyonlarına ilişkin toplam 17.813 adet sorgu gerçekleştirildiğinin, Devlet Denetleme Kurulunca tespit edildiği kaydedilen kararda, ''Mevzuat bu kadar net düzenlenmesine rağmen, talep şartlarını haiz olmayan çok miktarda baz istasyon sorgusunun yapılmış olması düşündürücüdür'' görüşüne yer verildi.

Kararda, dünyada kişiler arasındaki konuşmaların tespit edilmesi ya da kaydedilmesi için ''GSM scanner, lazerle dinleme, kablosuz ses ve görüntü aktarımı, casus cihazlar, SMS catcher, ses kayıt cihazı,bilgisayarüzerinden iletişim takibi, sabit telefon, cep telefonları, cep telefonları içindeki yazılımlar, konum belirleme, küresel konum belirleme,internetüzerinden yer tespiti, telefon görüşmeleri üzerinden konum belirleme, istihbarat uyduları ve uçakları, içerik takibi, parallel telephone transmitter, telefon ahizesi veya kablosuna dinleme aparatı yerleştirilmesi, casus yazılımlar, havadan dinleme, belirli kelimeler geçen görüşmeler seçilerek yapılan kayıtlar, ortam dinleme, böcek diye tabir edilen cihazlar, vakumlama, detect ear, lazer dinleme yöntemi, kızılötesi uzaktan dinleme sistemi V2, elektronik iletişimde içerik takibi, bilgisayarda kamera bulunması durumunda, bilgisayar monitöründeki görüntüler, Echelon ve teknik takip'' gibi yöntemlerin kullanıldığı saptamasında da bulunuldu.

Kararda, Türkiye'de, 2007 yılında adli dinleme sayısı 63 bin 576 iken bu sayının, 2008 yılında 90 bin 163'e, 2009 yılında ise 142 bin 135'e ulaştığı, buna göre dinleme sayısının her yıl yüzde 50 oranında artış gösterdiği belirtildi.

2008 yılında 29 bin 749, 2009 yılında 53 bin 536 telefon numarasının örgüt kurma ve yönetme suçu kapsamında dinlemesinin yapıldığı ifade edilen kararda, bir örgütü kuran kişiyle birlikte yöneten 3-4 kişinin olduğu varsayılırsa bir örgüt için 5 kişinin dinlenildiği, buna göre 2009 yılında yaklaşık 200-250 bin kişinin örgüt kurduğu ve yönettiği gibi bir sonucun ortaya çıktığı kaydedildi.

-''CUMHURBAŞKANI DAHİ DİNLENİLEBİLİR''-

Önleyici denetlemelerde, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nda ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu'nda bu tedbirlere başvurulabilmesi için katalog suçların sınırlı ve dar tutulmuş olmasının, tek başına yeterli bir güvence oluşturmadığı vurgulanan kararda, mevzuatta önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi işlemlerinde bu tedbirin hangi kişiler için uygulanmasının mümkün olamayacağına dair bir düzenleme bulunmadığı belirtildi.

Kararda, şunlar kaydedildi:

''Mukayeseli hukukta çeşitli kamu görevlileri ve makamları için düzenlenen muafiyetler yönünden ilgili bölümlerde gerekli açıklamalar yapılmıştır. Ülkemizde bu yönde açık bir düzenleme bulunmamış olması nedeni ile ileride yapılan faaliyetlerin denetlenmesi ve toplum genelindeki endişelerin sağlıklı şekilde giderilebilmesi açısından mutlaka yasak kapsamının belirlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Kamu düzenini daha ağır şekilde bozan, suç şüphesi altında olsalar bile haklarında yasal işlem yapılabilmesi için belirli prosedürlerin bulunduğu bir kısım kamu makamları ve görevlileri hakkında, daha tehlike aşamasında önleyici amaçlı olarak temel haklarına ağır müdahale sonucu doğuran işlemlerin herhangi bir prosedür uygulanmaksızın yapılabilmesi ihtimali bile muğlak, endişe verici, kriz yaratıcı sonuçlar doğurabilecektir.

Bir ülkede önleyici amaçlı olsa dahi örneğin Cumhurbaşkanının, Başbakanın,GenelkurmayBaşkanının iletişimin denetlenebilmesinin hukuken mümkün olduğunun kabul edilmesi, bu işlemlere tevessül edilmemiş ve edilmeyecek olsa dahi hukuki güvenceden yoksun halde bırakılmış olması mevzuatta endişe verici mahiyette boşluk bulunduğunu ortaya koymaktadır.

Bu nedenle ile örneğin Cumhurbaşkanı, milletvekilleri, yüksek yargı mensupları, silahlı kuvvetlerin yüksek komuta kademesi, Hakim ve Cumhuriyet Savcıları, mülki idare amirleri gibi kanun koyucu tarafından takdir edilecek bazı kamu görevlileri ve makamları yönünden yasal düzenleme yapılarak ya tam muafiyet ya da belirli uygulanması gereken prosedürler getirilmesinin kurumlar arası iş birliğinin verimli olarak yürütülmesi açısından faydalı olacağı değerlendirilmektedir.''

-''YÜKSEK MAHKEMELERE AİT 2115 TELEFON ARAŞTIRILDI''-

AnkaraCumhuriyet Başsavcılığının, ileri sürülen iddiaların tamamını inceleyerek, gerekli soruşturma işlemlerini tamamladığı belirtilen kararda, şu değerlendirmelerde bulunuldu:

''Adalet hizmetlerinin gerçekleştirilmesinde başta temyiz incelemeleri olmak üzere üst düzeyde görev yapan yüksek mahkemelerimizin tüzel kişiliklerinin, üyelerinin ve bu kurumlarda görev yapan hakim ve Cumhuriyet savcılarının bu görevlerini sürdürürken yasa dışı dinleme ve izleme işlemlerine maruz kaldıklarından şüphelenmeleri bile çok ciddiye alınması gereken bir durumdur.

Yüksek mahkemelerde hakimlik ve savcılık mesleğini icra eden kamu görevlilerinin bu görevlerinin ifası sırasında özel hayatları ile haberleşme özgürlüğü ve gizliliklerine yasa dışı olarak müdahale edilebileceği hususunda en küçük bir kuşku ve endişeye dahi düşmemeli ve düşürülmemelidir. Aksi halde bu kuşku ile adalet hizmetlerinin yürütülmesi imkansız hale gelebilecektir.

Cumhuriyet Başsavcılığımız bu ciddiyetin farkındadır ve iddiaların gerçek olup olmadığı hususunda bilimsel, teknik ve hukuki tüm gerekleri hassasiyetle araştırmıştır. Yüksek mahkemelerimize ait 415 harici ve 1700 dahili olmak üzere toplam 2115 adet telefon soruşturma kapsamında tek tek iddialar yönünde araştırmaya dahil etmiştir. Ayrıca Yargıtay Başkanlığından alınan yazılı muvafakat ile tatbiki olarak dinleme ve kaydetme işlemi yapılmıştır.''

Kararda, iddialara ilişkin, kamu davasının açılmasını gerektiren somut delil ve yeterli şüphe bulunulmaması nedeniyle ''kovuşturmaya yer olmadığına'' karar verildiği kaydedildi. aktifhaber

Başbakanı Cemaat mi dinledi!
Ergun Babahan
29 ARALIK 2012

Başbakan Erdoğan'ın çalışma ofisinde bulunan böcekle ilgili tartışmalar sürüyor. Bir ülkenin başbakanının dinlenmesi vahim bir olaydır çünkü o konuşmalarda ülke menfaatlerini, güvenliğini yakından ilgilendiren konular olabilir.
Erdoğan'ın açıklamasıyla gözler, olağan şüpheli olarak Cemaat'e döndü.
Cemaat'in şeffaflık konusundaki sıkıntılarını tam aşamamış olması, içine yönelik sızmalara karşı yeterince etkin ve hızlı davranmaması bu tip kuşkulara yolaçıyor doğal olarak. İçinde farklı odaklarla işbirliği yapan unsurlar olsa bile Cemaat'in organizasyon olarak Başbakan Erdoğan'a yönelik böyle bir hareket içinde bulunacağına ihtimal vermiyorum.
Ancak kendini Cemaat'e yakın gören kimi isimlerin, bu ses kaydının internete düşebileceği imasında bulunması rahatsız edici elbette. Yapılan imalarda, konuşmalarda yasadışı meseleler olduğunun ortaya atılması daha da vahim.
Bugün Başbakan Erdoğan'ın ofisinin bile dinlenebilir hale gelmesinde, Baykal'ın gizli kasetinden Başbuğ'un konuşmalarına kadar ortaya saçılan eylemlerin hiçbirinin sorumlusunun bulunmamış olması yatıyor.
Dış güçler bile içeride işbirlikçileri olmadan bu kadar etkin bir istihbarat faaliyeti gösteremezdi.
Hükümetin sorumluluğu, bugüne kadar çok sayıda insanı mağdur eden bu yasadışı yapının üzerine kararlılıkla gidip sorumlularını bulamamış olmasından kaynaklanıyor.
Gölcük'deki darbe planlarını bulan devletin, dinlemeleri yapanları yakalayamaması inandırıcı


En son Ekim tarafından Pzr Arl 30, 2012 2:09 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2406
Konum: Avustralya

MesajTarih: Sal Ağu 10, 2010 9:33 pm    Mesaj konusu: Balyozcu Paşa'da Erdoğan Fişi Çıktı Alıntıyla Cevap Gönder

Balyozcu Paşa'da Erdoğan Fişi Çıktı
Bu yılki YAŞ toplantısında terfisi gerçekleştirilmeyen Balyoz sanıklarından Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu'nun hükümet üyelerini fişlediği ortaya çıktı.
Vakit Gazetesi'nin elde ettiği ve Balyozcu Tümgeneral Helvacıoğlu'nun imzasını taşıyan 2004 tarihli bir belgede Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülve kabinenin diğer üyeleri hakkında CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz'un açıklamalarından yararlanılarak hazırlanan fişleme dosyasında ilginç ifadeler yer alıyor. Başbakan Erdoğan'ı İBDA-C ile irtibatlandırarak kara propaganda amacı taşıdığı ortaya çıkan fişleme dosyasının bazı medya organlarında hükümet üyelerine karşı yapılan 'irticai geçmiş' haberlerinin de kaynağı olduğu ortaya çıktı.

HÜKÜMET ÜYELERİ BÖYLE FİŞLENMİŞ

Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ün Necip Fazıl'ın Büyük Doğu görüşünden etkilendikleri ve bu alanda Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) bünyesinde aktif olarak faaliyet gösterdikleri, Mehmet Ali Şahin'in Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan'a yakın isimlerden olduğu, Beşir Atalay'ın Kırıkkale Üniversitesi Rektörü iken irticai faaliyetlerden dolayı görevden alındığı, Hüseyin Çelik'in Atatürkçülük ve Türkçülük karşıtı olduğu, Vecdi Gönül'ün İskenderpaşa Dergahı mensubu olduğu, Ali Babacan'ın ablasının Türkiyedeki türban olaylarını başlatan kişi olduğu gibi fişlerin oluşturulduğu belgede Tümgeneral Halil Helvacıoğlu'nun imzası var.

KOMUTANLARIN TALEBİ FİŞLEMEYE DEVAM

Sancılı geçen bu yılki YAŞ toplantısında Doğan medyasında da “terfileri haksız olarak engelleniyor” diye yer alan 9 generalden biri olan ve “fişçi general” olarak bilinen Tümgeneral Halil Helvacıoğlu'nun YAŞ'ta terfi etmesi için yapılan ısrarın altında da geçmişte yapmış olduğu bu fişlemelerin, komuta katınca başarılı görülmesinden kaynaklandığı belirtiliyor.GenelkurmayBaşkanı İlker Başbuğ'a yakınlığı ile tanınan Halil Helvacıoğlu için Başbuğ'un, yakalama kararının kalkması sonrası terfisinde ısrarcı olacağı isimlerden biri olduğu ifade ediliyor.

İŞTE O BELGELER





Kaynak: Vakit

Türkiye Adeta Sanal Teksas!
24 Ağustos 2010

Online güvenlik şirketi AVG, Türkiye ve Rusya'nın internette sörf için en tehlikeli yerler olduğunu açıkladı
Dünyada internette sörf konusunda en güvenli ve en tehlikeli yerlerin belirlenmesi konusunda bir çalışma yapan online güvenlik şirketi AVG, Türkiye ve Rusya'yı en riskli yerler olarak ilan etti.

144 ülkeden 100 milyondan fazla PC'den temmuzun son haftasında alınan veriler üzerine yapılan değerlendirmede AVG, belirlenen güvenlik sorunlarını incelemeye aldı.
Türkiye'deki her 10 bilgisayardan 1'inin online saldırı altında olduğunu ortaya koyan AVG, Rusya'da ise bu oranın 15'te 1, olduğunu, Rusya'nın en tehlikeli bölgeler sıralamasında ikinci sırada yer aldığını iddia etti.
Üçüncü sırada ise 24'te 1 oranla Ermenistan yer aldı.

AVG, dünyanın en güvenli bölgesi olarak ise Sierra Leone'yi ilan etti. Sierra Leone'de her 692 bilgisayardan biri online saldırı tehdidi altında. Onu 442'de 1 oranla Nijer, 403'te bir oranla Japonya izledi. aktifhaber


Jandarma İşte Böyle Fişlemiş

01 Eylül 2010
Jandarma'nın ülkenin en büyük gruplarından Ülker'i halen “sakıncalı” görerek, adım adım takip ettiği ortaya çıktı.
28 Şubat sürecinin büyük tepki toplayan uygulamaları arasında yer alan “yeşil sermaye” tanımlamalarının o dönemle sınırlı kalmadığı ortaya çıktı. Türkiye'nin en büyük ve en hızlı büyüyen gruplarından Ülker'in, artık “fişçi Paşa” olarak anılan Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu'nun İstanbul Bölge Başkanı olduğu dönemde de “yeşil sermaye” olarak nitelendirildiği saptandı. Tümgeneral Helvacıoğlu'nun Hükümet üyeleri ve İstanbul'daki camilere girip çıkanları fişledi de ortaya çıkmıştı. Ve şimdi de Ülker fişleri ortaya çıktı.

TÜM YATIRIM VE FAALİYETLERİ TAKİP EDİLMİŞ
Habervaktim'in ulaştığı İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı imzalı fişleme belgelerinde Ülker Grubu'na ilişkin iftira niteliğinde suçlamalar yer alıyor. Belgelerde AK Parti'nin hükümete gelmesiyle Ülker Grubu'nun devletten aldığı ihaleler sayesinde büyük bir sermaye haline geldiği, Grup Yöneticilerinin iktidar partisi ile iyi ilişkiler kurarak irticai kadrolaşmaya çalıştığı, Ülker'in devlete karşı suç işleyen bir grup olduğu savunuluyor.

İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı tarafından Tümgeneral Helvacıoğlu'nun başında olduğu dönemde yani 2004 yılında hazırlanan istihbarat raporları, Ülker Grubu yatırımlarının, ihalelerinin ve sivil toplum faaliyetlerinin yakın takipte olduğunu ortaya koyuyor. Belgelerde, Ülker Grubu'nun faaliyetlerinin devlete karşı işlenen suçlar kapsamında ele alınması ayrıca dikkat çekiyor. “İrticai çevrelere destek verdiği bilinen, İslami sermayenin (yeşil sermaye) arasında gösterilen Ülker Grubu hakkında yapılan istihbari çalışmalar neticesinde” diye başlayan raporda, madde madde faaliyetler not edilmiş.

İRTİCAİ KADROLAŞMAYA ÇALIŞIYORLAR!
Bu fişlemelerin “yorum ve öneriler” kısmında da, şöyle deniliyor: “İslami sermaye kuruluşları içerisinde değerlendirilen Ülker Grubu'nun, özellikle mevcut hükümetin iktidara gelmesinden sonra yurtiçi ve yurtdışı yatırımları ve devletten aldığı ihaleler sayesinde büyük bir sermaye haline geldiği, Ülker Grubu yöneticilerinin, iktidar partisi ile iyi ilişkiler kurarak irticai kadrolaşmaya, medya ve sivil toplum kuruluşları üzerinde etkili olmaya çalıştıkları değerlendirilmektedir.”

Fişleme raporlarında ayrıca şu ifadeler yer alıyor:

“1-Ülker Grubu'nun son iki yılda Yunanistan'da büyük bir pazara sahip olduğu ve 30 kadar işletme açtığı,

2-Yunanistan'da elektronik, iletişim ve medya alanlarında faaliyet gösteren İntracom şirketi yönetim kurulu başkanı, Yunanistan'ın en büyük GSM şirketi sahibi ve Olimpiyakos Spor Kulübü Başkanı olan Sokratis Kokkalis isimli işadamı ile gizli ortaklık kurduğu,

3-Adalet Bakanlığı tarafından bilgisayar ve donanım alim ihalesini Data Teknik Bilgisayar Sistemleri A.Ş.'nin aldığının 15 Ekim 2003 tarihinde Kamu İhale Kurumu tarafından ilan edildiği ve Resmi Gazete'de yayımlandığı, ihale bedelinin 20 trilyon 490 milyar olduğu yönünde bilgilerin alındığı,

4-Ülker Grubu tarafından Avrasya 1 Vakfı'nın kurulduğu ve bu vakıf tarafından da Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin(ASAM) desteklendiği,

5-Ülker Grubunca yeni bir imaj yaratılmak amacıyla, ASAM Başkanlığına aydın fikirleri ve Yahudi gruplarıyla yakın ilişkiler içerisinde bulunduğu bilinen emekli Büyükelçi Gündüz Aktan'ın getirildiği, yardımcılığını ise Murat Ülker'in üniversiteden sınıf arkadaşı olan Baki Alçakar'ın üstlendiği…”

aktifhaber

"Org. Aslan Güner Suç İşledi"

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner'in İsrail'den yasa dışı dinleme cihazı temini için yazdığı talimatın suç oluşturduğu belirtildi.
Hukukçular, Güner'in yasa dışı dinleme cihazı alma, yasa dışı dinleme yapma ve Türkiye'nin GSM kodlarını İsrail'e verme suçunu işlediğine dikkat çekti.

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner'in yasa dışı yollardan aldırdığı dinleme cihazıyla ilgili önemli detaylar gün yüzüne çıktı. Dinleme cihazı alınmasına ilişkin belgede Genelkur-may'ın "yurt dışı uydu telefon dinleme" yetkisinin dışına çıkıldığı anlaşıldı. Orgeneral Güner imzasıyla yayımlanan "Sinyal Analiz Projesi' konulu yazıda "hedef ülkeler, terör örgütleri ile şüpheli ve ticari gemilerin sıkça kullandığı Thuraya uydu haberleşmelerinin" takibi için "Thuraya Uydu Dinleme ve Kestirme Sistemi"nin tedarik edileceği belirtiliyor. Thuraya Uydu Dinleme Sistemi'nin tedariki için yazılan yazıda yetki dışına çıkılarak cep telefonlarının dinlenmesi' için alt yapı oluşturulması isteniyor. Yazının devamında şu ifadeler dikkat çekiyor: " Sinyal Analiz Projesi kapsamında birinci öncelikli ihtiyaç içerisinde yer alan cep telefonlarının dinlenmesi' yeteneğinin GES Komutanlığı'na bir an önce kazandırılması yüksek öneme haizdir"'

İSRAİL FİRMASININ NOTU

Güner'in imzası dışında GES Komutanı ve üç subayın parafı bulunan yazının suç unsuru oluşturduğu belirtiliyor. GES Komutanlığı'na cep telefonlarının dinlenmesi' yeteneğinin kazandırılması isteğinin kanunlara aykırı olduğu vurgulanıyor. Yurt dışı uydu haberleşme sistemi için yazılan yazıda yurtiçi cep telefonu dinleme talebi gündeme getiriliyor. Güner'in talebi üzerine alınan dinleme cihazı ise yazıda belirtilen uydu haberleşme dinlemeleri için kullanılan bir sistem olmadığı gibi İsrail firmasının Genelkurmay'a geçtiği bilgi notunda istenilen dinleme cihazının yurtiçinde cep telefonu dinleme özelliğine sahip bir cihaz olduğu vurgulanıyor. Bilgi notunda dinleme cihazının 6 hattı birden dinlediği, ses ve datayı hard diske kaydedebildiği, SMS'leri alabildiği ve kriptolu telefonları çözebildiği belirtiliyor. GSM görüşmeleri ve kriptolu GSM görüşmelerini çözümleme yeteneğine sahip olduğu aktarılan cihazın, GSM operatörü ile konuşanın bilgisi olmadan dinleme yapabilme özelliğine sahip olduğu anlatılıyor.

ÖZELLİKLERİ ELE VERİYOR

En çarpıcı bilgi ise cihazın uzun mesafe değil kısa mesafe dinlemeler yapabildiği vurgusu. Böyle bir özelliğe sahip cihazın sınıra yakın bir yerde değil de üst düzey devlet görevlilerinin çok sayıda kriptolu telefon görüşmeleri yaptığı Ankara'nın merkezinde tutuluyor olması ise kafaları karıştırıyor. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının (TİB) kaydına girmeden, hakim kararı olmadan kayıtsız dinlemelerin yapıldığı üzerinde duruluyor. Ayrıca kriptolu telefon görüşmelerini çözebilmesi için İsrail tarafına kripto kodlarının verilmiş olabileceği iddiası da ortaya atılıyor. Orgeneral Güner, 23 Şubat 2007'de yayınladığı yazısına Savunma Sanayi İcra Komitesi'nin(SSİK) 2002 yılına ait kararı ve Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı'nın 2004 yılına ait yazını yasal dayanak yapıyor.

YURTİÇİNDE TEK YETKİLİ TİB

Ancak 2005 yılında çıkarılan ve dinlemeleri kontrol altına almak için yapılan düzenlemeyle tüm dinleme cihazlarını alma yetkisi ve dinleme yetkisi TİB'e verildi. Yurtiçinde dinleme isteğinde bulunabilecek kurumlar ise MİT, Emniyet ve Jandarma olarak belirlendi. Bunlar dışında hiçbir kuruma yurt içinde dinleme yetkisi verilmedi. Söz konusu kurumlarda yasada dinleme yapılabileceği belirten suçlarla ilgili olarak hakim kararı olmadan hiçbir şekilde dinleme yapma yetkisine sahip değil. Genelkurmay'ın yurtdışı dinleme hakkı korunurken yurtiçinde dinleme yetkisi verilmedi. DİNLEMEDE 3 SUÇ İŞLENDİ Bu nedenle Güner'in suç oluşturan yazısı üzerine İsrailli firmadan alınan ve çular skandal olayda 'yasaya aykırı dinle me cihazı almak', 'bu cihazla GSM dinle mesi yapmak' ve 'Türkiye'nin GSM sistemine ait bilgileri İsrail'e vermek' olarak nitelendirilen 3 suçu işlendiğine dikkat çekiyor. Ayrıca yasaya aykırı dinleme cihazı al makla suçlanan Güner'in görevi kötüye kullanma suçunu işlediği de ifade ediliyor.

ASKER YETKİLİ DEĞİL

Hukukçular yaklaşık 2 bin kişinin dinlendiği iddia edilen skandalla ilgili soruşturma yetkisinin sivil savcılarda olduğuna işaret ediyor. Dinlenenle rin sivil olduğuna dikkat çeken hu kukçular soruşturmanın askeri sav alık tarafından açılamayacağına vurgu yapıyor. Askeri savcılığın soruşturma açabilmesi için asker kişinin, askeri mahalde, as kere karşı bir suç işlemesi ge rekiyor. Oysa söz konusu olayda askeri kişi, askeri olmayan bir mahalde, asker olmayan kişilere karşı bir suç işlediği bu nedenle de sivil savcıların yetkili olduğuna dikkat çekiliyor.

Sivil savcılar devreye girmeli

Emekli Savcı Gültekin Avcı, Kuvvet Komutanlıkları İstihbarat Başkanlıkları'nın kendi insiyatifiyle ülke içi hedeflere yönelik teknik dinleme veya istihbarat faaliyet yürütmelerinin mümkün olmadığını söyledi. Yurtiçi dinleme yapma yetkilerini de bulunmadığını vurgulayan Avcı, önleyici dinlemeyi MİT ve jandarma birimlerinin hakim kararı ile yapabileceğine dikkati çekti. Dinlemelerin idari soruşturma ile geçiştirilemeyecek kadar ağır bir skandal olduğunu belirten Avcı, "Oluşturulan birtakım cunta ve illegal ekipler adına mı dinleme yapılıyor?" sorusunu yöneltti. Sivillere yönelik teknik dinleme "TSK'nın görevi sayılmayan çalışmalar, hizmet kılıfı içerisinde yapılıyorsa burada bir çete faaliyeti var demektir. Eğer İsrail'in bu cihazlarda bir arka kapı, kripto kanalı açıp leri kendilerine aktarması söz konusu ise burada bir ihanet söz konusudur. Bu noktada adli soruşturma devreye girmelidir. İdari açıdan da Aslan Güner'in açığa alınması lazım" dedi. TCK'nın 326,327 ve 328. maddesine atıfta bulunan Gültekin Avcı, "Bunlar 'Devletin güvenliğine ilişkin belgelerde suistimal, devlet güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek, siyasal ve askeri casusluk suçlarıdır'. Hepsi de ağır cezalık suçlardır" değerlendirmesinde bulundu.

Dinlenebilecek suçları CMK belirler

Hukukçular Derneği Başkanı Cahit Özkan, bir kişinin telefonunu dinlemek için belirlenen suçların Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinde belirtildiğini kaydetti. Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) yer alan silahlı örgüt, insan kaçakçılığı, işkence, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk gibi 14 başlık altında toplanan suçlar dışında, 'hakim kararı dahi olsa' dinleme yapılamayacağını vurgulayan Özkan, bir kişinin hakim kararı olmadan telefon dinlemesinin de TCK'nın 133. Maddesi'ndeki 'Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması' suçunu oluşturduğunu söyledi. Özkan, bu suçu işleyenlerin, alt sınır olan 2 aydan dahi cezalandırıldığında dinlenen 2 bin kişinin her biri için verilecek cezanın suçlu başına toplam 4 bin ay olacağını kaydetti.

Bakan'dan TiB'e inceIeme emri

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Silahlı Kuvvetler'deki yasa dışı dinleme iddialarına ilişkin Bilgi Teknolojileri ve İletişim (TİB) Kurumu'na inceleme talimatı verdiğini söyledi. TSK'daki yasa dışı dinleme iddialarına ilişkin dışarıdan bağımsız denetimin kamuoyunu daha rahatlatacağını söyleyen Yıldırım şunları söyledi: "Bu iddiaların sonuna kadar peşinden gidilmesi lazım. Kurumum kendi içinde bu soruşturmayı yapması elbette gerekir ama yeterli değil. Dışarıdan bir bağımsız denetimin de yapılması kamuoyunu daha çok rahatlatacaktır. O bakımdan Bilgi Teknolojileri ve Komünikasyon Kurumu'na bu konuda gerekli talimatları verdim. Bunlar da bir inceleme yapacaklar." Genelkurmay Başkanlığı'nın hassasiyet gösterip soruşturma başlattılarsa da kurum içi soruşturmanın kamuoyunda yeterince kabul görmediğine dikkat çeten Yıldırım, "Şüphesiz her türlü iletişim konusunda yetkili olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu da bu konunun üzerine gidecektir. Amacımız vatandaşların sürekli dinleniyoruz korkusunu azaltmaktır" dedi.

'Güner'i biz de soruşturacağız

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, yasadışı dinleme yaptırdığı öne sürülen Genelkurmay 2. Başkanı Aslan Güner için, bakanlığına bağlı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'na (BTK) soruşturma talimatı verdiğini açıkladı. TRT'di katıldığı programda yasadışı dinlemelere değinen Bakan Yıldırım, ilgili yasayı hayata geçirdiklerini belirterek "MİT, jandarma ve polisin delil toplamak için ülke güvenliği adına, istihbarata yönelik dinleme hakkı vardı. Ancak bu dinlemeler savcı ve hakimin izni olsa dahi BTK'nın izni olmadan yapılamayacak. Dağınıklık bu sayede ortadan kalktı" diye konuştu. Yıldırım, "Yasadışı dinleme ve elde edilen özel bilgilerin paylaşılması insanlık suçu ile aynı mertebede. Bir insanın özel bilgilerini aleyhine kullanmak iğrenç. Ben buna 'iğrenç' diyorum" şeklinde konuştu. "Dinleniyorum" diye yakınan vatandaşların mahkemeye müracaat etmediğini tespit ettiklerini de kaydeden Yıldırım, "Adalet Bakanlığı ile görüşme halindeyiz. Bundan sonra mağdur olanlar için kamu davası açılacak. 'Yasadışı dinleme yapanlar hapis yatmalı. Bu basın yoluyla olursa ceza 2 kat artmalı. Ayrıca bu bilgiler yasadışı elde edildiyse delil olarak kabul edilmemeli' dedik. Ancak Türk Ceza Kanunu'na göre 2 yıla kadar verilen cezalar erteleniyor" dedi.

BTK'YA TALİMAT VERİLDİ

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner'in, Genelkurmay İstihbarat Başkanı olduğu dönemde İsrail'den aldırdığı sistemle yaklaşık 2 bin kişiyi yasadışı dinlettiği yönündeki iddiaların üzerine gidilmesi gerektiğini belirten Yıldırım, Genelkurmay Başkanlığı'nın konuyla ilgili başlattığı soruşturmanın yeterli görülmediğini belirtti. Yıldırım, "BTK'ya konuyla ilgili gerekli talimatı verdim. İnceleme ve soruşturma yapılacak. Türk Silahlı Kuvvetleri hassasiyet gösterip soruşturma başlattıysa da kamuoyunda bu yeterli görülmüyor. İnsanlar sokakta 'Bu iş kendi içlerinde örtbas ediliyor' diyor. Ama biz Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nu devreye sokacağız ve herhangi bir şeyin üzeri örtülmesin istiyoruz. Her türlü iletişimde yetkili olan BTK, bu konunun üzerine gidecektir" diye konuştu.

Kaynak: Bugün / Sabah

Cihazlar Kozmik Odayı Da Dinlemiş

Genelkurmay İkinci Başkanı Aslan Güner'in talimatıyla alınan dinleme cihazının kozmik oda aranırken orada bulunduğu ortaya çıktı.
DİNLEME CİHAZI 'KOZMİK ODA'DAYDI
Genelkurmay 2. Başkanı Aslan Güner'in talimatıyla alınan dinleme cihazıyla ilgili Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamaya rağmen yeni iddialar gündeme geldi. Cihazın Genelkurmay'ın iddiasının aksine yurt içi dinlemelerde kullanıldığı bildirildi. Genelkurmay Elektronik Sistemler(GES) Komutanlığı'na tahsisli aracın 28 Aralık 2009'da Seferberlik Tetkik Kurulu'nda arama yapıldığı sırada Kurul'un konuşlu olduğu Kirazlıdere'de bulunduğu öğrenildi.

ARAMA YAPILIRKEN ÇALIŞTI
Cihazla ilgili 'kaç adet alındığı, nerelerde kullanıldığı ve konuşlandırıldığı?' soruları da gündeme geldi. Dinleme cihazının yurt dışı amacının dışında birçok işte kullanıldığı öne sürüldü. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiaları üzerine Kirazlıdere'deki Seferberlik Tetkik Kurulu'nda 28 Aralık 2009'daki yapılan aramalarda cihazın devreye sokulduğu iddia edildi. GES Komutanlığı'na ait aracın 'Kozmik Oda' aramalarının yapıldığı sırada Kirazlıdere'de konuşlu olduğu bildirildi.

KKTC'YE GÖTÜRÜLDÜ?
Edinilen bilgilere göre 2010 yılı içerisinde Özel Kuvvetlere getirilen dinleme sisteminin nerelerde ve kimler için kullanıldığı belli değil. Cep telefonu dinleme sisteminin 2008'de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne götürüldüğü de iddia ediliyor. O dönem Korgeneral rütbesiyle Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanlığını yapan Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun sistemi 'ne amaçla ve nerede kullandığı' bilinmiyor.

CİHAZLAR SÖKÜLMEDEN İNCELENİRSE ANLAŞILIR
Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı 06 AD 6382 plakalı araç ile herhangi bir baz istasyonu üzerindeki cep telefonu konuşmalarının tamamının takip edilebildiğine dikkat çekildi. Uzmanlar dinleme aracının teknik kapasitesini "Meclis'in önüne park eden bu araç, meclisteki tüm cep telefon görüşmelerini dinleyebilir" şeklinde antıyor. Konuyu yakından takip eden çevreler aracın dinleme konusuyla ilgisinin bulunmadığı iddiasına karşı çıkarak, "Tamamen cep telefonu dinlemek üzere tedarik edilmiş ve techiz edilmiş bir araçtır. Araç cihazlar sökülmeden yerinde incelenebilir ise cep telefonu dinlemesi için özel olarak alındığı ve teçhiz edildiği anlaşılabilir" açıklaması yaptı. 30 Mart 2007'de çıkarılan Savunma Sanayi İcra Komitesi kararında, alınacak cep telefonu dinleme sistemleriyle ilgili devlet yöneticilerine tam bilgi verilmediği iddia edildi.

Genelkurmay Elektronik Sistemler(GES) Komutanlığı'na tahsisli aracın Seferberlik Tetkik Kurulu'nda arama yapıldığı sırada Kurul'un konuşlu olduğu Kirazlıdere'de bulunduğu öğrenildi.

Kaynak: Bugün


Cihazlar Kozmik Odayı Da Dinlemiş
03 Eylül 2010
Genelkurmay İkinci Başkanı Aslan Güner'in talimatıyla alınan dinleme cihazının kozmik oda aranırken orada bulunduğu ortaya çıktı.
DİNLEME CİHAZI 'KOZMİK ODA'DAYDI
Genelkurmay 2. Başkanı Aslan Güner'in talimatıyla alınan dinleme cihazıyla ilgili Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamaya rağmen yeni iddialar gündeme geldi. Cihazın Genelkurmay'ın iddiasının aksine yurt içi dinlemelerde kullanıldığı bildirildi. Genelkurmay Elektronik Sistemler(GES) Komutanlığı'na tahsisli aracın 28 Aralık 2009'da Seferberlik Tetkik Kurulu'nda arama yapıldığı sırada Kurul'un konuşlu olduğu Kirazlıdere'de bulunduğu öğrenildi.

ARAMA YAPILIRKEN ÇALIŞTI
Cihazla ilgili 'kaç adet alındığı, nerelerde kullanıldığı ve konuşlandırıldığı?' soruları da gündeme geldi. Dinleme cihazının yurt dışı amacının dışında birçok işte kullanıldığı öne sürüldü. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiaları üzerine Kirazlıdere'deki Seferberlik Tetkik Kurulu'nda 28 Aralık 2009'daki yapılan aramalarda cihazın devreye sokulduğu iddia edildi. GES Komutanlığı'na ait aracın 'Kozmik Oda' aramalarının yapıldığı sırada Kirazlıdere'de konuşlu olduğu bildirildi.

KKTC'YE GÖTÜRÜLDÜ?
Edinilen bilgilere göre 2010 yılı içerisinde Özel Kuvvetlere getirilen dinleme sisteminin nerelerde ve kimler için kullanıldığı belli değil. Cep telefonu dinleme sisteminin 2008'de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne götürüldüğü de iddia ediliyor. O dönem Korgeneral rütbesiyle Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanlığını yapan Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun sistemi 'ne amaçla ve nerede kullandığı' bilinmiyor.

CİHAZLAR SÖKÜLMEDEN İNCELENİRSE ANLAŞILIR
Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı 06 AD 6382 plakalı araç ile herhangi bir baz istasyonu üzerindeki cep telefonu konuşmalarının tamamının takip edilebildiğine dikkat çekildi. Uzmanlar dinleme aracının teknik kapasitesini "Meclis'in önüne park eden bu araç, meclisteki tüm cep telefon görüşmelerini dinleyebilir" şeklinde antıyor. Konuyu yakından takip eden çevreler aracın dinleme konusuyla ilgisinin bulunmadığı iddiasına karşı çıkarak, "Tamamen cep telefonu dinlemek üzere tedarik edilmiş ve techiz edilmiş bir araçtır. Araç cihazlar sökülmeden yerinde incelenebilir ise cep telefonu dinlemesi için özel olarak alındığı ve teçhiz edildiği anlaşılabilir" açıklaması yaptı. 30 Mart 2007'de çıkarılan Savunma Sanayi İcra Komitesi kararında, alınacak cep telefonu dinleme sistemleriyle ilgili devlet yöneticilerine tam bilgi verilmediği iddia edildi.

Genelkurmay Elektronik Sistemler(GES) Komutanlığı'na tahsisli aracın Seferberlik Tetkik Kurulu'nda arama yapıldığı sırada Kurul'un konuşlu olduğu Kirazlıdere'de bulunduğu öğrenildi.

Kaynak: Bugün

Jandarmadan MHP'liye Şok Fişleme
14 Ekim 2010
Jandarma'dan bir akıl almaz fişleme daha. Jandarma'nın sakıncalı gördüğü MHP'li M. Kemal Cabioğlu'nu “Namuslu, vatansever, kızı türbanlı” diye fişlediği ortaya çıktı.
Parti yönetimine emekli rütbeli askerlerin alınmasıyla birlikte tabandan uzaklaştığı eleştirilerine muhatap olan MHP'nin uzun bir süredir Jandarma'nın takibinde olduğu saptandı.

Jandarma'nın sakıncalı görülen MHP'li M. Kemal Cabioğlu'nu “Namuslu, vatansever, kızı türbanlı” diye fişlediği ortaya çıkarken, böylelikle Jandarma fişlerine “namaz kılıyor, türbanlı, gümüş yüzük takıyor”un ardından “namuslu, vatansever” ifadeleri de girmiş oldu.

Yeni Akit'in ulaştığı belgelerde, Hatay'ın Dörtyol ilçesinde meydana gelen olaylarda MHP'li Bestami Kılınç'ın Jandarma yetkilileriyle olan ilişkisiyle tartışılan partinin İstanbul'daki bazı üyelerinin de, 2003 yılında İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı'nca ‘bir çalışmaya esas olmak üzere' haklarında bilgi toplandığı görülüyor.

“YAPILACAK BİR ÇALIŞMAYA ESAS OLMAK ÜZERE…”
Jandarma Genel Komutanlığı'ndan İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı'na gönderilen yazıda, MHP üyesi M. Kemal Cabioğlu hakkında ‘acil ve gizli' bir şekilde araştırma yapılarak sonucun merkeze gönderilmesi isteniyor. “Yapılacak bir çalışmaya esas olmak üzere aşağıda kimlik ve adres bilgileri bulunan şahıs hakkında gizlilik kuralları ihlal edilmeden araştırma yapılarak neticenin ivedi Jandarma Genel Komutanlığı'na bildirilmesini…” diye başlayan yazıda, Cabioğlu'nun kimlik bilgileri verilirken, Cabioğlu'nun ne tür bir çalışmaya esas tutulduğu belirtilmiyor.

“YENİDEN KUVAYI MİLLİYE DERGİSİNDE MAKALE YAZIYOR”
10 Ekim 2003 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı'nda dönemin İstihbarat Daire Başkanı alan Jandarma Albay Ali Lapanta imzasıyla gönderilen bu yazıya 6 gün sonra 16 Ekim 2003 tarihinde gönderilen cevapta ise ilginç bilgiler yer alıyor. İstanbul Bölge Komutanlığı'ndan Kurmay Başkanı Jandarma Yarbay Cihan Büyük imzalı cevap yazısında, Cabioğlu'nun MHP'nin kayıtlı üyesi olduğu ve eski başbakanlardan Turgut Özal'ın 2-3 yıl danışmanlığını yaptığı belirtilirken, MHP görüşleri doğrultusunda yayınlanan ve emekli tuğgeneral Veli Küçük'ün de yayın kurulu üyeliğini yaptığı Yeniden Kuvayı Milliye Dergisi ile Yeni Hayat ve Türk Dünyası Tarih ve Kültür dergilerinde makalelerinin yayınlandığı ifade ediliyor.

“DÜRÜST, NAMUSLU VE VATANSEVER, KIZI İSE TÜRBANLI”
Cabioğlu'nun, Avrupa Asya Birliği Türk Ekonomik Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Vakfı'nın ( Avrasya Bir Vakfı) yönetim kurulunda olduğu ve kendisinin ve ailesinin çevresinde “Dürüst, namuslu ve vatansever insanlar olarak tanındıkları” belirtilen yazıda, Cabioğlu'nun, 15 gün önce Amerika'ya gittiği ve 1 ay sonra döneceği belirtiliyor. Yurtdışına çıkışının bile yakın takibe alındığı detayların dikkat çektiği yazıda Cabioğlu'nun eşi ve çocukları hakkında bilgiler veriliyor. Kendisinin İş Bankası, eşinin ise öğretmenlikten emekli olduğu belirtilen Jandarma yazısında, Cabioğlu'nun üç çocuğu olduğu bunlardan erkek çocuklarının birinin mimar diğerinin ise doktor olduğu belirtilirken, kız çocuğu Neslihan Cabioğlu'nun ise İstanbul'da özel bir hastanede ortopedi doktoru olduğu ve türbanlı olduğu ifade ediliyor.

İSTİHBARATI YAPAN İSİM DİKKAT ÇEKİYOR
Yazıda Avrasya Bir Vakfı yönetiminde bulunan Cabioğlu'nun yanı sıra MHP'li Şaban Gülbahar'ın da vakfın yöneticisi olduğu ve vakfın kurucuları arasında AK Parti milletvekili Halide İncekara'nın da bulunduğu kaydediliyor. MHP üzerinde yapılan çalışmalara ışık tutacak Cabioğlu hakkındaki istihbarat çalışmasının emrini veren Ali Lapanta ismi ise dikkat çekiyor. O dönemde Jandarma İstihbarat Daire Başkanı bir Albay olan Lapanta, Dörtyol olaylarında Adana Bölge Komutanı iken şüpheli görüşmeleriyle dikkat çekmişti.

ÇEKMEKÖY'DEKİ PROTESTO DA RAPORDA
Jandarma'nın MHP'li M. Kemal Cabioğlu hakkında yaptığı istihbarat çalışması tek değil. 2005 yılında da Mersin'de yakılan Türk bayrağının ardından İstanbul Çekmeköy'de toplanan MHP'li bir grubun protesto gösterisi de Jandarma'nın takibinde yer almış. 2005 yılında İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı'nca gösteriyle ilgili hazırlanan raporda örgüt ismi “Ülkücüler' olarak verilirken, suç bilgileri bölümünde ise “Devlete karşı işlenen diğer suçlar” ifadeleri yer alıyor. Gösteriyle ilgili hazırlanan raporda, protestocuların ellerinde Türk bayrakları taşıdıkları ve “Bayrağa uzanan eller kırılsın, burası Türkiye ya sev ya terk et, çakallar nerede bozkurtlar burada” gibi birçok sloganın da atıldığı kaydedilirken, eylemin olaysız bir şekilde sona erdiği belirtiliyor.aktifhaber

70 BİN KİŞİ DİNLENİYOR
6 Kasım 2008

Telekomünikasyon İletişim Başkanı Şimşek, "Dinlenen telefonda cızırtı olmaz. Kimse dinlendiğini anlamaz. Telefonunuz son derece nettir. Cızırtı servisle ilgilidir" dedi. Şimşek 70 bin kişinin dinlendiğini söyledi.
TELEKOMÜNİKASYON İletişim Başkanı Fethi Şimşek, Meclis Araştırma Komisyonu’na bilgi verirken dinlenen telefonlarla ilgili halk arasındaki yaygın bir kanıyı da yıktı. "Dinlenen telefonda cızırtı olmaz. Kimse dinlendiğini anlamaz" diyen Şimşek, Türkiye’de yaklaşık 70 bin kişinin telefon görüşmelerinin mahkeme kararıyla kayda alındığını söyledi.

CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın dinlendiği iddiası üzerine kurulan TBMM Telekulak Araştırma Komisyonu’na gelen Şimşek, "Önder Sav olayında bizden sadece belirtilen tarihte görüşme yapılıp yapılmadığı soruldu. Biz de görüşme kaydını bildirdik. Bizden teknik bir analiz istenmedi. Onun bir ortam dinlemesi mi olduğunu, yönlendirme mi olduğunu, üçüncü bir görüşmeyle çakışma olmadıkça bilemeyiz" diye konuştu.

Cennet huzuru olur

Komisyonda, MHP Milletvekili Osman Durmuş, "Dün saat 17.25’te telefonumdan cızırtı geldi ve telefonum kesildi. Kim dinliyor beni kardeşim?" diyerek Şimşek’ten yardım istedi. Bunun üzerine CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, "Öyle olmaz. Dinlenirken bir cennet huzuru olur. Cızırtı var gibi şeyler servisle ilgilidir" dedi. Bunu doğrulayan Şimşek, "Kimse dinlendiğini fark etmez. Dinleme yapılıyorsa telefonunuz son derece nettir, hiçbir hışırtı olmaz" dedi. Şimşek, üyelere şu bilgileri verdi:

70 bin kişi dinleniyor

Avrupa’da en az dinleme yapılan ülkelerden birisiyiz. Bir yılda yargı kararıyla kayda aldığımız dinlemelerin sayısı aşağı yukarı nüfusun binde biridir. (70 bin kişi) Biz yargı kararıyla iletilen numaraların sadece kaydını yapıyoruz. Bizden isteyen kurum hangisiyse, MİT, Emniyet veya Jandarma’ya gönderiyoruz. Kaydın dinlenmesi, çözülmesi, imha edilmesi tamamen bizim dışımızdadır. Biz kimleri kayda aldığımızı da bilmeyiz. Yani verilen numara milletvekiline mi ait, bakana mı ait biz bunu bilmeyiz.

Teknik dinleme kurumda

Kesinlikle önleme-tarama dinlemesi yapmıyoruz. Yani herhangi bir sözcük girerek teknik dinleme olayı bizde yok. Bizim dışımızdaki kurumlarda bu tür dinlemeler var. Bunları tespit etme imkanımız da yok. MİT, Emniyet ve Jandarma özel izinle teknik takip ve ortam dinlemesi yapıyorlar. Bazı kurumlarda mobil dinleme cihazları olduğunu da duyuyoruz. Bu tür dinlemelerin bizimle ilgisi yok. Cep telefonuna atılan bir SMS programı ile telefon dinlemeye alınabilir. Telefon açıkmış ve sanki o kadar süre konuşulmuş gibi görünür. Bunun kaydı bizde ve servis şirketlerinde olur.
HÜRRİYET

3 bin kişi dinleniyor!

CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, AK Parti yöneticileri, polisler, yargıçlar ve gazetecilerin aralarında bulunduğu 3 bin kişinin yasa dışı dinlendiğini iddia etti.

16 ubat 2011
Anadolu Haber

Soysal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, Anayasa ile güvence altına alınan "özel hayatın gizliliği" ve "haberleşme özgürlüğünün" yasa dışı dinlemelerle ihlal edildiğini öne sürdü. Her gün gazetelerde dinlenen yargı mensupları ve devlet görevlilerinin ses kayıtlarının yer aldığını anlatan Soysal, "Ülkemizde büyük bir insan hakları ihlali yaşanmaktadır" dedi.

Aralarında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, AK Parti yöneticileri, polisler, yargıçlar, gazeteciler ve parti
yöneticilerinin bulunduğu 3 bin kişinin yasa dışı yollarla dinlendiği ve teknik takibe alındığı iddiasında bulunan Soysal, dinlenen kişilerle ilgili kendisine
"bilgi ve duyumlar" geldiğini, ayrıca bir liste gördüğünü söyledi.

Bu tür yasa dışı dinleme ve teknik takiplerle Türkiye’nin önemli insanlarının "kontrol altına" alınmasının amaçlandığını ileri süren Soysal,
Kanada ve İsrail’den 17 mobil dinleme aracı ithal edildiğini de öne sürdü. "Mobil dinleme cihazlarının Emniyet Genel Müdürlüğü envanterlerinde yer
almadığını" belirten Soysal, bu tür dinlemeleri "emniyet içinde yer alan bir organizasyonun" yaptığını iddia etti.

Çetin Soysal, gazetecilerin sorularını yanıtlarken de seçim sürecinde pek çok insanın özel hayatına ilişkin bilgilerin medyaya yer alabileceğini ifade
ederek, "Bugün 16 şubat 2011... Bu tarihi unutmayın. Söylediklerim çıktığında ’Çetin Soysal bu konuda basın toplantısı yapmıştı’ dersiniz" diye konuştu.



Başbakanı Cemaat mi dinledi!
Ergun Babahan
29 ARALIK 2012

Başbakan Erdoğan'ın çalışma ofisinde bulunan böcekle ilgili tartışmalar sürüyor. Bir ülkenin başbakanının dinlenmesi vahim bir olaydır çünkü o konuşmalarda ülke menfaatlerini, güvenliğini yakından ilgilendiren konular olabilir.
Erdoğan'ın açıklamasıyla gözler, olağan şüpheli olarak Cemaat'e döndü.
Cemaat'in şeffaflık konusundaki sıkıntılarını tam aşamamış olması, içine yönelik sızmalara karşı yeterince etkin ve hızlı davranmaması bu tip kuşkulara yolaçıyor doğal olarak. İçinde farklı odaklarla işbirliği yapan unsurlar olsa bile Cemaat'in organizasyon olarak Başbakan Erdoğan'a yönelik böyle bir hareket içinde bulunacağına ihtimal vermiyorum.
Ancak kendini Cemaat'e yakın gören kimi isimlerin, bu ses kaydının internete düşebileceği imasında bulunması rahatsız edici elbette. Yapılan imalarda, konuşmalarda yasadışı meseleler olduğunun ortaya atılması daha da vahim.
Bugün Başbakan Erdoğan'ın ofisinin bile dinlenebilir hale gelmesinde, Baykal'ın gizli kasetinden Başbuğ'un konuşmalarına kadar ortaya saçılan eylemlerin hiçbirinin sorumlusunun bulunmamış olması yatıyor.
Dış güçler bile içeride işbirlikçileri olmadan bu kadar etkin bir istihbarat faaliyeti gösteremezdi.
Hükümetin sorumluluğu, bugüne kadar çok sayıda insanı mağdur eden bu yasadışı yapının üzerine kararlılıkla gidip sorumlularını bulamamış olmasından kaynaklanıyor.
Gölcük'deki darbe planlarını bulan devletin, dinlemeleri yapanları yakalayamaması inandırıcı olmaz.
Türkiye demokratik bir hukuk devleti olacaksa, gerçek sorumluların bir an önce yakalanması ve geniş cemaatlerin zan altında kalmasını önlemesi gerekir.
Haksız suçlamalara maruz kalmak da mağduriyettir.
http://ebabahan.blogspot.com/
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Cum Arl 23, 2011 12:40 am tarihinde değiştirildi, toplam 4 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2406
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cum Eyl 03, 2010 7:48 pm    Mesaj konusu: 12 Telefonu Birden Dinleyebiliyo Alıntıyla Cevap Gönder

Hanefi Avcı Karargahevleri kapsamında yasadışı dinlenmiş

17.09.2010

Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi tarafından, Doğu Perinçek'in TSK içindeki yapılanması olduğu iddia edilen "Karargahevleri" soruşturması kapsamında dinlendiği ortaya çıktı.

İhsan DEMİR - GAZETEPORT
İSTANBUL - Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi tarafından, önleme faaliyetleri kapsamında Doğu Perinçek'in TSK içindeki yapılanması olduğu iddia edilen "Karargahevleri" soruşturması kapsamında yasadışı olarak dinlendiği ortaya çıktı. Adalet Bakanlığı müfettişleri tarafından tespit edilen yasadışı dinleme ile ilgili olarak Hanefi Avcı şikayetçi oldu.

Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevinde iken yazdığı "Haliç'te Yaşayan Simonlar" kitabındaki iddiaları nedeniyle ülke gündemine giren Hanefi Avcı'nın, kitabında belirdiği kuşkularında haklı olduğu ortaya çıktı.

EMİN ARSLAN'A SAHİP ÇIKINCA
Hanefi Avcı, uyuşturucu baronu Habip Kanat'a bilgi sızdırdığı iddiasıyla tutuklanıp serbest bırakılan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan'a kefil olan açıklamaları ve savcılığa giderek ifade vermesinden sonra, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İstihbarat Şubesi tarafından dinlemeye alındığını belirtmişti. Bu şüphesini Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürüne söylemekle kalmayıp bir de dilekçe veren Hanefi Avcı'nın iddiaları araştırıldı.

Adalet Bakanlığı müfettişlerinin, Hanefi Avcı'nın dinlendiğini söylediği telefonlarının, TİB'de (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) yaptıkları incelemeler sonucunda yasadışı olarak dinlendiği tespit edildi.

SAHTE İSİMLE TELEFON MAKİNESİ ÜZERİNDEN
Adalet Bakanlığı müfettişlerinin yaptıkları araştırma ile Hanefi Avcı'nın Doğu Perinçek'e bağlı olarak çalışan TSK içindeki kolu olduğu iddia edilen "Karargahevleri" soruşturması kapsamında dinlendiği ortaya çıktı.

Hanefi Avcı'nın telefon numaralarının, sahte isimler üzerinden, kullandığı cep telefonunun IMEI numarası ile İstanbul Özel Yetkili nöbetçi mahkemesinden, İstihbarat Şubesi tarafından alınan tedbir amaçlı dinleme kararıyla dinlendiği tespit edildi.

Adalet Bakanlığı müfettişlerinin bu tespiti üzerine Hanefi Avcı, bakanlık müfettişleri tarafından ifadeye çağrıldı.

Hanefi Avcı'ya elde edilen bu tespitler söylenerek şikayetçi olup olmadığı soruldu. Hanefi Avcı da kendisini yasadışı olarak dinleyenlerden ve bu sistemden şikayetçi olduğunu belirttiği öğrenildi. gazeteport

12 Telefonu Birden Dinleyebiliyor
03 Eylül 2010
TSK'da “telekulak” iddiasına yol açan cep telefonu dinleme sisteminin detayları oldukça ilginç. İsrail'dan alınan cihazlar aynı anda 12 telefon birden dinleyebiliyor.
İsrail’den alınan sistem, aynı anda 12 telefon görüşmesini eşzamanlı olarak kaydediyor. Sistemle, kısa mesajlar bilgisayar ekranından izlenebiliyor.

Taraf Gazetesi, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir haberde Genelkurmay 2. Başkanı Aslan Güner’in istihbarat başkanı olduğu dönemde, PKK’yı dinlemek için alınan cihazlarla yaklaşık 2 bin kişiyi dinlettiğini iddia etti. İddialar üzerine Genelkurmay da jet bir soruşturma başlattı.

Genelkurmay Başkanlığı’nı “telekulak” iddiasıyla karşı karşıya bırakan cep telefonu dinleme sisteminin detaylarına ulaştı. 2008 yılında satın alınan sistemin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Heron insansız hava araçlarını satın aldığı ve F-4 savaş uçaklarını da modernize eden İsrail devlet firması IAI (Israel Aerospace Industry) tarafından üretildiği öğrenildi.

HER TÜRLÜ ARACA UYGUN
İsrail firması, istihbarat kuruluşları ve güvenlik birimleri için ürettiği bu sistemin menzil gibi kritik bilgilerini gizli tutuyor. Ancak sistemin 30-100 kilometre çapındaki bir alandaki GSM görüşmelerini takip edebilen versiyonları olduğu belirtildi.

TSK’ya alınan EL/K 7077 ve 70770 modelleri kara araçlarında ve arazide kullanılabiliyor. IAI firması bu sistemin helikopterlere entegre edilebilen modellerini de üretiyor.

GSM telefonlarının takip edilebilmesine yönelik olarak üretilen sistem, “havadan frekans yakalama” prensibiyle çalışıyor.

FARK ETMEK MÜMKÜN DEĞİL
“Passive mode” özelliğine sahip olması nedeniyle, takip edilen telefonun sahibinin dinlendiğini fark etmesi mümkün değil.

Sistem aynı anda 12’ye kadar telefon görüşmesini eşzamanlı olarak takip ve kaydetme özelliğine de sahip.

Takip edilen telefon görüşmelerinin hem cihazın arazi üzerine konuşlandığı yerde dinlenebilmesi hem de antenler vasıtasıyla yakın bir bölgedeki karargâha aktarılması mümkün.

Jammer olarak da kullanılıyor
TSK’nın dinleme sistemleri cep telefonu görüşmelerini kaydedebildiği gibi, kısa mesajları da konsoldaki bilgisayar ekranına indiriyor. Ayrıca takip edilen telefonların coğrafi konumlarını belirleyebiliyor. Gerektiğinde cihaz olası bir terörist saldırıya karşı frekans karıştırıcı (jammer) olarak da kullanılabiliyor.

Kaynak: Habertürk

Balyozcu General 'Ülker'i Fişlemiş
07 Eylül 2010
Firmaları fişleyip ekonomiyi sarsan zihniyet, 2000'li yıllarda da firmaları 'örgüt bilgileri' başlığı altında 'yeşil sermaye, radikal dini grup' kodlarıyla fişlemiş.
28 Şubat sürecinde firmaları 'yeşil sermaye-alışveriş yapılmasın' gibi başlıklar altında fişleyerek Türkiye ekonomisine büyük darbe vuran postmodern darbe zihniyetinin 2000'li yıllarda da devam ettiği ortaya çıktı. Anayasa değişiklik paketinin halkoylamasından geçmesi halinde tarihe karışacak fişleme yöntemlerinin bu seferki hedefinde, ülke ekonomisinin önde gelen firmalarından biri bulunuyor. Balyoz sanığı Tümgeneral Halil Helvacıoğlu'nun yaptığı dönemde İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı tarafından hazırlanarak Jandarma Genel Komutanlığı'na gönderilen fişleme raporu, 28 Şubat sürecini aratmayan ifadelerle dolu.

YUNANİSTAN'A YATIRIM BİLE SUÇ

'Haber Kayıt ve Bildirim Formu' başlıklı ve 08.07.2004 tarihli fişlime belgesinde dünya çapında iş yapan bulunan Ülker Grubunun yatırımları, ihaleleri ve sosyal sorumluluk projeleri ve sivil toplum faaliyetlerinin yakın takibe alındığını ortaya koyan notlar yer alıyor. Grubun söz konusu faaliyetlerinin fişleme belgesinde 'Devlete karşı işlenen suçlar' kapsamında değerlendirilmesi dikkat çekiyor. İllegal belgedeki 'Örgüt Bilgileri' başlığının karşısında ise 'Radikal Dini Gruplar' notu bulunuyor. Belgenin 'İrticai çevrelere destek verdiği bilinen, İslami Sermayeler (Yeşil Sermaye) arasında gösterilen grubun hakkında yapılan istihbari çalışmalar neticesinde' ifadeleriyle başlayan açıklama bölümünde ise grubun faaliyetleri madde madde fişlenmiş. Firmanın, Yunanistan'da ve bölge ülkelerde kurduğu şirketler ve yaptığı yatırımlar bile rahatsızlık unsuru olarak fişleme belgesine işlenmiş.

"DURMAK YOK FİŞLEMEYE DEVAM"

Fişleme belgesinin 'Yorum ve Öneriler' başlıklı kısmına düşülen şu notta ise yasal olmayan işlemlerin devamına karar verildiği anlaşılıyor: "İslami sermaye kuruluşları içerisinde değerlendirilen Ülker Grubu'nun; özellikle mevcut Hükümetin iktidara gelmesinden sonra yurtiçi ve yurtdışı yatırımları ve devletten aldığı ihaleler sayesinde büyük bir sermaye haline geldiği, Ülker grubu yöneticilerinin, iktidar partisi ile iyi ilişkiler kurarak irticai kadrolaşmaya, medya ve sivil toplum kuruluşları üzerinde etkili olmaya çalıştıkları değerlendirilmektedir."

YAŞ'ta terfi alamadı

Balyoz sanığı olan Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, geçtiğimiz ağustos ayında yapılan ve atama krizine sahne olan Yüksek Askeri Şura'da (YAŞ) terfi alamadı. Helvacıoğlu'nun 30 Ağustos'ta emekli olması bekleniyordu. Ancak, YAŞ kararlarını by-pass etmek için Balyoz sanıkları Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ile birlikte Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne (AYİM) başvurdu. AYİM'deki dava sonuçlanmayınca, emekli edilmemesi için Tümgeneral Helvacıoğlu'na idari izin verildi.

3 bin camiyi fişlemişti

Tümgeneral Helvacıoğlu, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bazı Bakanları terör örgütü ile irtibatlı gösteren bir fişleme çalışması ile gündeme gelmişti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı 'İbda-C mensubu' olarak göstermeye çalışan belgede, İçişleri Bakanı Beşir Atalay irticai görüşlerinden dolayı 'sakıncalı', Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül 'tarikat mensubu', Devlet Bakanı Hüseyin Çelik ise 'Atatürk düşmanı' olarak fişlenmişti. Helvacıoğlu'nun adının karıştığı fişlemelerden biri de yaklaşık 3 bin camiye ait cemaat bilgileriydi. aktifhaber

Derin Yargı Tek Tek Kaydetmiş
09 Eylül 2010
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturma sonucunda Yargıtay ve Danıştay'ın dışarıdan dinlenmediğine karar verdi. Bilirkişi heyeti de yasa dışı faaliyetin içeriden yapıldığını tespit etti.
Yargıtay ve Danıştay'ın dinlendiği iddialarıyla ilgili soruşturma tamamlanırken, çarpıcı bilgilere ulaşıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın santralinin dinleme ve kayıtları saklama özelliğine sahip olduğunun tespit edilmesi üyelerin dinlendiği şüphelerine yol açmıştı. Yargıtay'da yapılan keşif ise sadece bu santralde değil, bütün Yargıtay üyelerinin kullandığı santralde de sorun olduğunu ortaya çıkardı. Bu santralin dinleme yapmadığı ancak arayan ve aranan bütün numaraları raporladığı belirlendi. Santralin bağlı bulunduğu bilgisayarda, 28.1.2009'dan itibaren merkez binadaki tüm dahili abonelere ilişkin CDR kayıtları (arayan ve aranan numaralar, arama zamanı, süresi gibi bilgiler) tespit edildi. Ayrıca bilirkişi heyetinin Yargıtay Başsavcılığı'nın santralinde bazı ses kayıtlarına rastladığı, ancak Yargıtay'ın isteği üzerine bunun raporlara yansıtılmadığı öne sürüldü.

Edinilen bilgilere göre Yargıtay, 'limit aşımını ücretlendirmek için sistemi kurduk' şeklinde savunma yaptı. Ancak ücret aşımının tespiti için arayan numara ve süre bilgisi yeterli ve bu kayıtlar da en fazla bir ay tutulabiliyor. Kimin kimi aradığını gösteren ve HTS raporu olarak adlandırılan özel bilgiler sadece mahkeme kararıyla ve TİB'den elde edilebiliyor.

Yargıtay Başsavcılığı'nın yeni nesil santralinin 4 aboneyi dinleme ve 3 milyon CDR kaydını saklama kapasitesine sahip olduğu ortaya çıkmıştı. Yargıtay üyelerinin kim tarafından arandığı ve kimi aradığı şeklindeki CDR kayıtlarının Yargıtay-MİT-Çakıcı skandalında ismi geçen eski Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya ile Genel Sekreter Yardımcısı Ercan Yalçınkaya tarafından kurdurulduğu kaydedildi. Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Bedri Eryılmaz, söz konusu kayıtları, "Ülkede MİT, Emniyet ve Jandarma dinleme yapıp kim arıyor kayıtlarını tutabilir. Bu kayıtların tutulması kesinlikle illegal. Yargıtay Kanunu'nda buna izin veren, yetki veren bir düzenleme yok." sözleriyle değerlendirdi. Yargıtay Başsavcılığı'nın 'dört dahili aboneyi tehdit ve hakaretleri önlemek için kurduk' savunmasının da gerçekçi olmadığını vurgulayan Eryılmaz, "Yargıtay Başsavcılığı'nın açıklaması tatmin edici değil. O zaman herkes santral kurar. Tehdidin yolu bellidir, tehdit aldığı zaman cumhuriyet savcısına verilir. Yüksek yargı bunun için 'cihaz aldık' diyemez. Sorumlular hakkında yasal takip yapılmalı." diye konuştu.

Yargıtay ve Danıştay'ın yasadışı dinlendiği iddialarıyla ilgili soruşturmanın detaylarında ilginç bilgiler çıkıyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 331 sayfalık kovuşturmaya yer olmadığı kararında, Yargıtay ve Danıştay'ın yasa dışı dinlenmediği vurgulandı. Yargıtay ve Danıştay'da bilirkişiler eşliğinde yapılan keşfin sonuçlarına takipsizlik kararı verildi. Bilirkişi raporunda Yargıtay'ın 3 binasında dahili aboneleri yönetmek için 4 adet santral kullanıldığı, santrallerin dahili aboneler tarafından yapılan aramalara ilişkin CDR denilen çağrı kayıt bilgilerini saklayabildiğinin tespit edildiği vurgulandı. Ayrıca Yargıtay üyelerinin bulunduğu merkez bina santralinin üzerinde en fazla son 1000 görüşmeye ilişkin CDR kaydının tutulabildiği tespit edildi.

Keşif sırasında, bu kayıtların tutulduğu yr70015-2615 seri No'lu bilgisayardaki CDR kayıtlarının, Microsoft Access veritabanı dosyasında 28.01.2009 tarihinden itibaren merkez binadaki tüm dahili abonelere ilişkin CDR kayıtlarının bulunduğu belirlendi. Bundan önceki kayıtların da bulunabileceği, ancak santral görevlisi ve teknik personelin bilgisayarlarını formatlamaları sebebiyle bu tarihten önceki kayıtların silindiği vurgulandı. Bilirkişi raporunda CDR kayıtlarını saklayan veritabanı dosyası üzerinde herhangi bir şifreleme koruması yapılmadığı, bilgisayara giriş yapıldıktan sonra veritabanı dosyasına erişilebildiği kaydedildi. Ayrıca, bu bilgisayara kurum içi bilgisayar ağına bağlı olduğu ve uzaktan erişilebileceğinin tespit edildiği, bu durumun güvenlik açısından sakıncalı olduğu ve bilgisayarın ağ bağlantısının olmamasının en uygun koruma yöntemi olacağı vurgulandı. Bilirkişi raporunda, "CDR kayıtlarının hiç tutulmamasının da önleyici bir tedbir olarak uygulanabileceği" belirtildi. Bu santral üzerinde ses kayıtlarının kaydedilip silindiğine ilişkin herhangi bir 'log' kaydının tutulmaması sebebiyle, herhangi bir abonenin dinlenip dinlenmediğine dair bir iz kalmadığı belirtildi.
aktifhaber

Resmen 71 Bin 538 Kişi Dinleniyor
Türkiye’de kimsenin gizlisi saklısı kalmadı. Her gün yeni bir dinleme kaydı düşüyor gündeme. 71 bin 538 kişi dinleniyor mu?
Resmen 71 bin 538 kişi dinleniyor

Radikal Gazetesi'nden Deniz Zeyrek Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nı adım adım gezdi, günde 70 bin telefonun kaydının alındığı, sadece birkaç kişinin parmak iziyle girebildiği kayıt odasını görüntüledi.

Türkiye’de sabit telefon, cep telefonu, faks ve bilgisayar gibi, iki ayrı cihaz arasındaki iletişimin kayda alınması konusunda tek yetkili kurum olan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), dün mahkemelerden gelen 15 bin 870 ayrı kararda tek tek sıralanan 75 bin 538 telefonun tüm işlemlerini kaydetti. Kaydedilen veriler arasında konuşmalar, kısa mesajlar ve fakslar ile elektronik mesajlar da var. Bu kararların 6 bin 538’i adli soruşturmalar kapsamında polis ve jandarma üzerinden gelen ‘adli dinleme’ kararlarıydı. 8 bin 352 karar ise terör ve örgütlü suçlarla mücadele kapsamında mahkemelerden karar aldıran MİT, Jandarma ve polisin ‘istihbarat’ çalışmaları kapsamındaydı.

Önce sıradan bir ofis gibi

Ankara Balgat’ta dokuz katlı, yuvarlak hatlı ve cam dış cepheli Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı binası yıllardır Türkiye’nin gündeminden düşmeyen dinlemenin merkezi. Konu teknik takip ve dinleme olunca her zaman gizemli. Şimdiye kadar hiçbir basın mensubunun girmediği binaya adım atarken Matrix filmini hatırlatacak yüksek güvenlik ve bir teknoloji bekliyor insan. Ama ilk manzara şaşırtıcı derecede sıradan. Üstelik ne havada uçuşan kağıtlar, ne de kulaklarında kulaklıklarla santral başında oturup birilerini dinleyen insanlar var. Aksine ilk görünüm bir açık ofisten ibaret. Ancak her çalışanın önünde üç ekran bulunması dikkat çekiyor.

TİB Başkanı Fethi Şimşek, bu durumu iki önemli bilgi ile açıkladı. Birincisi, bu binada her işlem dijital ortamda yapılıyor ve kağıt neredeyse hiç kullanılmıyor. Kulaklıklı görevlilerin olmamasının ise tek nedeni vardı: TİB binasında hiçbir dinleme işlemi yok. Bu yüzden Şimşek’e ilk sorumuz, ‘Peki siz ne yapıyorsunuz’ oldu. Şimşek, “Biz sadece kayıt tutuyoruz ve kayıtları MİT’e, Jandarmaya ve polise veriyoruz” karşılığını verdi. Yasal dinleme sürecinin ayrıntıları şöyle: TİB’e iki türlü mahkeme kararı geliyor. Biri konuşmaların, yazışmaların ‘içeriğinin’ istendiği ‘dinleme kararları’, diğeri kimin kiminle ne zaman, nereden konuştuğunu gösteren ‘iletişimin tespiti’ kararları.

Dinlemeler ‘özel hattan’

Mahkemelerin verdiği dinleme kararları TİB’e, sadece mahkemeler ve istihbarat kuruluşları ile TİB arasındaki özel hattan geliyor. İletişim tespitine ilişkin mahkeme kararları ise evrak halinde TİB’e ulaştırılıyor. Bu mahkeme kararlarını kurum hukukçuları inceliyor. Kararlarda numara yanlışlığı gibi usul hataları varsa geldiği yere gönderiliyor. Hukuki hata bulunan kararlara ise itiraz ediliyor. TİB, itirazına rağmen kayıt sürecini de başlatıyor. İtiraz olumlu sonuçlanırsa başlanan kayıt imha ediliyor. Binlerce kayıt işlemine karşın sadece 120 kişinin çalıştığı TİB’deki gezimiz çok gizli ve yüksek teknolojiyle korunan odalara doğru devam ediyor.

Dinleme için kavramlar sözlüğü

Adli dinleme: Kuvvetli suç şüphesi ve başka suretle delil elde edilmesi imkânı olmaması halinde adli dinleme kararı alınabiliyor. Karar en çok üç aylık alınıyor ve bir defa uzatılabiliyor. Örgüt soruşturmasında hâkim bir seferde bir aydan fazla olmamak üzere istediği kadar süre uzatabiliyor.
İstihbari dinleme: Suçu önlemek amacıyla istihbarat kuruluşlarınca yapılıyor. Bu yolla yapılan kayıtlar adli soruşturmalarda kullanılamıyor.
İletişimin tespiti: İki cihaz arasında kurulan iletişimin trafik bilgilerinin toplanması. Numara, süre, yer gibi detayları içeriyor.
Ortam dinlemesi: CMK’nın 140. maddesi çerçevesinde teknik cihazlarla yapılan izleme, görüntü alma ve dinleme faaliyeti. TİB’le ilgisi yok. Adli soruşturmalarda mahkeme kararları doğrultusunda polis ve jandarmaca yapılabiliyor.

İki yetkili, parmak izi okutup girebiliyor

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın ilk sıradan görüntüsü kurum binasının diğer katları gezildikçe ve çalışma sisteminin detayları anlatılınca dağılıyor. Yüksek teknolojili çalışma yöntemi ortaya çıkmaya başlıyor.

Kurumda çalışan her uzman, TÜBİTAK’ın ürettiği özel bir elektronik imza içeren USB anahtarlar kullanıyor. Her anahtarın bir yüzünde o mühendisin ismi, diğer yüzünde TÜBİTAK yazıyor. TİB’de bütün işlemler bu anahtar ile yapılabiliyor. Anahtarlar her işlemin kaydını tuttuğu için hangi mühendisin hangi işlemi yaptığını takip etmek mümkün. aktifhaber

El Elden Üstündür: Herkesi Dinleten 28 Şubatçıları Da Avcı Dinletmiş... Kötü mü Etmiş...

Yasin Oğuz'un Yazısı:

Avcı Generalleri Böyle Dinlemiş

Avcı'nın dinleme listesinde ne ararsan var: Ünlü manken sevgilisinden hastalık kapan general... Korkmaz Yiğit'in ofisinde iş yapan Kuvvet Komutanı...
Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nin önünde beklemek artık gazetecilerin rutini oldu. Önce Ergenekon davasının sanıkları özel yetkili mahkemeye geliyordu. Ardından Ergenekon’la aynı kapsama alanına giren davaları takip ettiler. Şimdi ise Hanefi Avcı’nın mağdurlarını bekliyorlar. Beşiktaş’taki adliye binası da hergün birbirinden önemli konukları ağırlıyor.

Avcı’nın dinleme merakını bilmeyen yok. Avcı da bunu zaten hem kitabında hem de Belma Akçura ile yaptığı konuşmada anlatıyor. Ancak dinleme kayıtları ortaya döküldüğünde Avcı bunları inkar yoluna gitti. Aynı Ergenekon sanıkları gibi “Günler önce boşalttığım makamımda bu çantayı niye bırakayım?” dedi. İlk bakışta doğru bir soru. Olayı biraz araştırdığınızda ise karşınıza başka gerçekler çıkıyor. Avcı sanılanın aksine ne makam odasını, ne de lojmanını bırakmıştı. Gözaltına alındığı güne kadar da buraları kullanmakta bir beis görmedi. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü’nde görevli herkes de bu gerçeğin şahidi.

Gelelim asıl konumuza. Avcı içlerinde generallerin, MİT'çilerin, gazetecilerin de bulunduğu pek çok ismi dinletti. “–Miş” demiyoruz, çünkü dinlemeleri yaptırdığını gayet iyi biliyoruz. Bunların bir kısmını da zaten “Hanefi Avcı’nın Anlatamadıkları” dizisinde yazdık. İsteyenler sitemizden o diziyi bulup tekrar yazılanları okuyabilir.

Daha önce yazdıklarımızın arasında Enis Berberoğlu’nu hatırlatalım. Berberoğlu, Susurluk Skandalı’nın ardından Hanefi Avcı ile ilgili çeşitli tarihlerde yazılar kaleme aldı. Skandaldan kısa bir süre sonra da Milli Güvenlik Kurulu’nun ünlü 28 Şubat bildirisi geldi. Bu bildiri aynı zamanda bir sürecin adı oldu. İşte Berberoğlu tam bu dönemde ismi kamuoyunun sürekli gündeminde olan Avcı için bir yazı kaleme aldı. O yazıda Berberoğlu Avcı için “Fethullahçı” diyordu. Avcı yakın çevresine renk vermese de Berberoğlu için hiç iyi şeyler düşünmüyordu. Daha sonra Berberoğlu’nun yazısındaki iddialar için kendisiyle görüşen gazeteciye ilginç ipucları veriyordu. Avcı’ya göre Berberoğlu’nun en önemli haber kaynağı Ünal İnanç’tı. İnanç askerden, MİT’ten ve polisin bir kanadından aldığı bilgi ve dedikoduları Berberoğlu’na taşıyordu. Avcı ayrıca Enis Berberoğlu’nu korkaklıkla itham ediyordu.

Avcı’nın bir diğer önemli kurbanı ise Güven Erkaya’ydı. Erkaya 28 Şubat Süreci’nin başat aktörlerinden birisiydi. Süreç neredeyse Çevik Bir ve Güven Erkaya adı ile özdeşleşmişti. Avcı bu nedenle Erkaya ile ilgili her türlü bilgiyi büyük bir dikkatle not alıyordu. Önce Erkaya’nın damadı Ardan Kıratlı ile ilgili bilgi topladı. Ardından da kızının özel hayatını incelemeye aldı. Erkaya’nın kızı Yalova’da AKSA fabrikasında çalışıyordu. Avcı Erkaya’nın çevresinde özellikle kızının ilişkileri üzerinde çok durmuştu. Yine Erkaya ile dost, arkadaş olan emekli paşaları da mercek altına almıştı. Bunlar içerisinde hiç kuşkusuz en önemlisi Doğan Grubu’nda görev yapan Orhan Karabulut’tu. Karabulut emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı’ydı ve Erkaya ile abi – kardeş gibiydiler.

Ancak Erkaya’nın dinlenmesinin asıl nedeni Korkmaz Yiğit ile ilişkisiydi. Yiğit İstanbul’da inşaat işleri ile uğraşan, ultra zengin bir işadamıydı. Daha sonra gündemi bir hayli meşgul edecek olan “Türkbank Skandalı”nın baş aktörüydü. İşte Güven Erkaya emekli olduktan sonra Korkmaz Yiğit’in kendisine tahsis ettiği bir daireyi ofis olarak kullanmaya başlamıştı. Erkaya’nın telefon faturaları bile Yiğit tarafından ödeniyordu.

Bu bilgiler üzerine Avcı diyecekti ki “Biz mafya lideri Alaattin Çakıcı’yı dinliyorduk. Bu sırada Korkmaz Yiğit’e ulaştık. Korkmaz Yiğit’i dinlerken de karşımıza Güven Erkaya çıktı.” Halbuki gerçek tam tersineydi. Tamam Avcı Alaattin Çakıcı’yı dinletiyordu ama Çakıcı’nın bağlantılarında hiçbir şekilde Güven Erkaya’yı işaret eden bir bilgiye ulaşamamıştı. Erkaya’yı Korkmaz Yiğit’in baskı parasını ödediği kartviziti av haline dönüştürdü. Bu kartvizite ulaşan Avcı, üzerinde yazan bilgileri araştırınca Erkaya’nın Korkmaz Yiğit’in kendisine tahsis ettiği daireyi ofis olarak kullandığını anladı. Ardından da Erkaya’yı dinlemeye aldırdı.

Ancak bu dinlemeler içerisinde hiç şüphesiz en “flaş”ı Çevik Bir’in dinlenmesi. Çevik Bir’in dinlendiği daha 28 Şubat Süreci içerisinde ortaya çıkmıştı. Bir’le ilgili ilk dinleme kayıtları 1999’da internete düştü. Bu dinlemelere göre Bir, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde görev yapan bir doktorla görüşüyordu. Dinlemeyi ilginç kılan Bir’in farklı bir isimle randevu almış olmasıydı. Ayrıca o günlerde Bir’in magazin dünyasından ünlü bir isimle ilişki yaşadığı kulislerde konuşuluyordu. İşte Bir Paşa bu ilişki sırasında bir hastalık kapmıştı ve bunun için doktorundan kendi adıyla randevu almayı riskli görüyordu. Ancak Bir tüm uğraşlarına rağmen bu sırrını koruyamadı. Konuşmaları daha o dönemde internete düştü. Avcı’nın anlattıklarına göre Bir’in dönemin ünlü mankenlerinden Sevda Demirel’le ilişkisi vardı.

Mehmet Ali Yılmaz’ı yakan ise Sedat Peker’le olan ilişkisiydi. İsterseniz yazıyı burada keselim ve yarın bu ilişkinin devamını öğrenelim. Yılmaz’ın Peker bağlantısı, Peker’in “Küçük Onur”la samimiyeti, Yılmaz’a sahte resim satarak kazık atmaya kalkan müzayedecinin yaşadıklarını yarın yazalım.

Kaynak: Liberalses

Genç Subaylara Dindarlık Kıskacı
17 Kasım 2010

Dindarlıklarından şüphelenilen 4 Jandarma teğmen için 'Akrep Operasyonu' düzenlendi. Ergenekon tutuklusu Atilla Uğur imzalı belgede ise 4 astsubay eşinin balkonda ve sokakta gizli çekilmiş footğrafları yer aldı.
Jandarma istihbarat birimlerinin silah arkadaşlarını hedef alan 'operasyonları' TSK bünyesinde görev yapan subay ve astsubayların 'dini hassasiyet' korkusuyla nasıl kıskaca alındığını ortaya koydu. Dindarlıklarından şüphelenilen 4 Jandarma teğmen için 'Akrep Operasyonu' düzenlendi. Ergenekon tutuklusu Atilla Uğur imzalı belgede ise 4 astsubay eşinin balkonda ve sokakta gizli çekilmiş footğrafları yer aldı.

Jandarma'ya bağlı istihbarat birimlerinin yakın tarihte imza attığı ilginç operasyonlar, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde subayı subaya takip ettiren, özel hayatın sırlarını da içeren raporlar hazırlattıran bir korku sistemi geliştirildiğini belgeledi. Yeni Şafak'ın belge ve detaylarını ele geçirdiği 'Akrep Operasyonu' özellikle 28 Şubat sütrecinde baş gösteren korku ve paranoya sisteminin subay ve astsubayları nasıl hedef aldığını ortaya koydu.

FİLM GİBİ OPERASYON

Türkiye'nin postmodern darbe olarak adlandırılan sıkıntılı süreci yaşadığı dönemde gerçekleştirilen 08 Eylül 1998 tarihli 'Akrep Operasyonu' Hollywood'un aksiyon filmlerini aratmayan detaylara sahip. 'Özel' damgalı belgeye göre Jandarma İstihbarat Genel Komutanlığı'nın emriyle yürütülen operasyon, dini hassasiyete sahip olmalarından şüphelenilen 4 teğmeni hedef aldı. Belgede, 4 teğmenin mesai saatleri dışında geniş çaplı bir operasyonla nasıl takibe alındığı tek tek not edildi.

GENÇ SUBAYLAR TAKİP ALTINDA

Belgede ilk olarak 'şüpheli' teğmenlerin daha önce buluştukları bir adresi gözetlemek amacıyla alınan tedbirler anlatıldı. Ankara Demetevler'deki bir adres için alınan tedbirler, devleti hedef alan örgüt ya da şahıslara yönelik yürütülen istihbarat çalışmalarını aratmayacak cinsten. Teğmenlerin bir araya gelip gelmediklerinin tespiti için alınan önlemlerin anlatan ifadeler belgede madde madde şu şekilde yer aldı:

a. Demetevler ... Sitesi .... Apartmanı önüne malum adresi takip etmek için ve araçların gidiş istikametini belirlemek üzere 3 kişi yol güzergahına kondu

b. 1 Astsb. komutasında Renault Broadway araç ev çıkışını kontrol edecek şekilde

c. 1 Astsb. komutasında Renault Toros araç ile tren garı önünde

d. 1 Astsb. komutasında Renault Toros araç ile Mevki Askeri Hastanesi önünde

e. 1 Astsb. komutasında Renault Broadway araç ile Keçiören-Fatih Köprüsü'nde tertibat alındı

ADIM ADIM TAKİP

Mesailerini silah arkadaşlarını takibe alan Jandarma istihbarat subay ve astsubayları, 'Akrep Operasyonu'nun detaylarını da belgeye 13 madde halinde not etti. Genç subayları kıskaca alan ve film senaryolarını aratmayan operasyon için belgeye not edilen bazı maddeler şöyle:

•Saat 20:25 sıralarında gözetleme altında tutulan evden Jandarma Teğmenlere ait 35 ... 9..5 plakalı R-19 araç ile 4 teğmenin ayrıldığı görüldü.

•Aracın arkasından Jandarma Komutanlığı'na ait olduğu değerlendirilen 06 ... 2...4 plakalı beyaz Toros, malum aracı yakın takibe aldı.

•Bölgede bulunan aracımız şüphelenilmemesi için ayrı yoldan Yenimahalle istikametine hareket etti.

•Tren garında beklemekte olan aracımız, malum aracın kendi bölgesine gelmesiyle takibe aldı.

Örgüt yöneticiliği suçlamasıyla yargılanıyor

Kenya'dan Türkiye'ye getirilen terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ı sorgulayan kişi olarak tanınan emekli Albay Atilla Uğur, 1 Temmuz 2008 tarihinde gerçekleştirilen Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alındı. Emekli Orgeneraller Şener Eruygur, Hurşit Tolon, gazeteci Mustafa Balbay ve Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün'le birlikte gözaltına alınan Uğur, 5 Temmuz'da çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderildi. İkinci Ergenekon iddianamesinde örgütün yöneticilerinden biri olarak sayılan Uğur'un 'silahlı terör örgütü yönetmek', 'hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek', 'Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek' gibi çok sayıda suçtan iki kez ağırlaştırılmış müebbet ve 39 ila 63 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

Paparazzi yöntemiyle istihbarat

TSK bünyesinde görev yapan subay ve astsubayları 'irtica' paranoyasıyla kıskaca alan ve özel hayata müdahale eden istihbarat çalışmalarından biri ise Jandarma İstihbarat Başkanlığı'na gönderilen 30 Nisan 1999 tarihli belgede yer aldı. Ergenekon tutuklusu emekli Albay Atilla Uğur'un Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı yaptığı dönemde hazırlanan belgede, personel eşleri hakkında yapılması istenen araştırma sonuçları İstihbarat Başkanlığı'na sunuluyor. Ergenekon sanığı Uğur'un imzasıyla üst makama gönderilen belge, 4 astsubayın eşleriyle ilgili 'paparazzi' yöntemlerinin kullanıldığı detaylı bir çalışmaya imza atıldığını ortaya koydu.

4 MADDELİK HAYAT

'Gizli' ibareli 'Araştırma Sonuç Raporu'nda Jandarma Genel komutanlığı'nın 24 Mart 2009 tarihli emri doğrultusunda J. Ord. Astsb. Kd. Üçvş. M. V., J. Astsb. Üçvş. H. D., J. Astsb. Kd. Bçvş. E. T. ve J. Astsb. Üçvş. A. H.'nin eşleri hakkında yapılan araştırmayla ilgili bilgilere yer verildi. Belgede astsubay eşlerinin sosyal hayatta nasıl davrandıkları 4 maddede özetlendi. Maddelerde, personel eşinin irticai faaliyetlerle herhangi bir ilgisinin olup olmadığı, türban veya tesettür kıyafetlerini kullanıp kullanmadığı ve 26 Mart-27 Nisan tarihleri arasında yapılan araştırma müddetince tutum ve davranışlarının irticai görüşleri yansıtıp yansıtmadığı hakkında kanaatler not edildi.

BALKONDA DA RAHAT YOK

Fişleme belgesinde ayrıca astsubay eşleri hakkında 'son halini gösterir fotoğrafları EK-LAHİKA'dadır' şeklinde bir ibare de yer aldı. Fişleme belgesine eklenen 3 LAHİKA'da özel hayatları araştırılan kadınların gizlice çekilmiş 5 fotoğrafı bulundu. İrtica araştırması kapsamında Jandarma istihbarat birimleri tarafından takip altına alınan kadınların her şeyden habersiz sokakta yürüken, balkonda otururken; hatta çamaşır asarken bile fotoğrafları çekildi. Bu fotoğraflar, astsubay eşlerinin irticai faaliyette bulunup bulunmadığının delili olarak Jandarma İstihbarat Başkanlığı'na sunuldu.
Kaynak: Yenişafak
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Çrş Ksm 17, 2010 9:54 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2406
Konum: Avustralya

MesajTarih: Pts Ksm 01, 2010 10:08 pm    Mesaj konusu: Tüm Öğrencileri Tek Tek Fişlemiş Alıntıyla Cevap Gönder

Tüm Öğrencileri Tek Tek Fişlemiş
01 Kasım 2010

İstanbul Üniversitesi'nde "İkna odalarının" mucidi olan Nur Serter, tüm öğrencileri kayda aldığını ve kasetlerinin elinde olduğunu söyledi...

Röportaj: Fadime Özkan / Star

Bugün fiilen serbestiyet kazanmasına rağmen üniversitelerde yıllarca uygulanan ve binlerce mağdur, ağır travmalar ve utançlar üreten başörtüsü yasağının simge isimlerinden biri Prof. Nur Serter. İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı olduğu dönemde, kazandıkları okullara kayıt yaptırmak için gelen başörtülü kız öğrencileri "ikna odaları"na alarak başlarını açmaları yönünde telkinde bulunduğu için simgeleşti; eleştirildi ya da yüceltildi. 'İkna odası mucidi', 'yasakçı' sıfatları o günden bugüne ismine yapışık. Bugün CHP İstanbul milletvekili. Çok endişeli. Bu çok tartışmalı konuyu Prof. Serter ile etraflıca ve olabildiğince sakin konuştuk. Yasal olarak buna hakkı var mıdır bilinmez ama Serter, ikna odalarında yaptıkları kayıtların elinde olduğunu ve imha edeceğini söylüyor.

Türkiye'de başörtüsü sorunu diye bir sorun var mı sizce?

Bir konu Türkiye gündemini on iki yılı aşkın bir süre meşgul ediyorsa bu, ortada bir sorun var anlamına gelir.

Sorunun kaynağı 28 Şubatta keskinleşen yasak mıdır yani?

Hayır. Öyle algılandı ve kullanıldı ama sorun türbanlı öğrencilerin üniversitelere girmeye başlamasıyla başlamıştı, ne zaman ki yasak getirildi, o zaman da tartışılmaya başlandı.

Kız öğrencilerin başörtülü olarak üniversite eğitimi almasının yasaklanması değil, başörtülülerin okullara girmeye başlaması mı sorun?

Tabi öyle. Zaten öyle olmasa ya da şekil değiştirmese yasak ortaya çıkmayacaktı. Bununla ilgili elimizde çok sayıda mahkeme kararı var. 99 yılı kayıt döneminden Ağustosa kadar istikrarlı biçimde sürdü yasak. O tarihe gelene dek bu kararlara rağmen öğrenciler o kıyafetle üniversitelere geliyorlardı. Biz de süreci izliyorduk. Sonradan yasak üniversiteyi de aştı, öğretim üyeliğine kadar yükseldi. Refah Partisi'nin iktidara gelmesiyle başlayan siyasal İslamcı hareketin yasaklamayla çok yakın ilişkisi olmuştur yasağın.

YASAK MEŞRUDUR

Başörtüsünün dini değil siyasi bir amaçla hatta kasıtla kullanıldığını düşünüyorsunuz?

Türban tamamen siyasi bir proje olarak sokuldu üniversitelere. Tek başına türban değildi sorun. Türbanın yanısıra İslami gençlik hareketleri başlatıldı. Başı örtülü olarak okullara gelen öğrenciler, üniversiteye geliş amaçlarını İslamı teblig etmek olarak açıkladılar. Bunu yaptılar da, açık öğrencilerden kapananlar oldu. Tabi ki gönüllü kapatıyorlar başlarını ama öğrenciler o atmosferin içine çekildiler ve sayıları artmaya başladı. Cuma günü ders yapılmamasını istediler üniversite yönetiminden. Beyazıt gibi her tarafı cami olan bir yerde bile koridorlara gazeteler yayıp namaz kıldılar. Yani hareket tek başına başın örtülmesiyle sınırlı kalmadı.

Bu gelişmeler nedeniyle meşru bir yasaktır diyorsunuz.

O dönemin siyasi konjonktürü değerlendirilmeden bu yasağı doğru değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü türban, o kızlar da kullanılarak radikal İslamcı siyasi hareketin bayrağı haline getirildi. Tıpkı İran'da, Cezayir'de olduğu gibi. Özellikle türbanı bayrak yaptılar, çünkü başını örten bir kıza başını aç demek kadar toplumda tepki görecek bir şey yoktu, o yüzden bu bir projeydi.

SİLAHLARINI ELLERİNDEN ALDIM

Zaten siz de başörtülü kızları başını açmaya ikna etmek ya da zorlamak için İstanbul Üniversitesi'nde bir ikna odası kurdunuz!

Bu kadar tepki koyulmasının ve o günden bugüne bir faşizan uygulama olarak söz edilmesinin nedeni o uygulamayla ellerindeki silahları geri almamızdı bizim.

İKNA ODASI SPONTANE GELİŞTİ

Ne demek bu?

Onlar umdular ki başörtülü öğrenciler içeri alınmayacak, kapının önünde birikip sürekli gösteri yaparak Türkiye'nin gündemini kaplayacaklar. Fakat öyle olmadı. Bu spontane gelişmiş bir olaydır, önceden planlı programlı değildir.

Peki buyrun anlatın, nasıl oldu?

Kayıt dönemi. Rektörümüz yoktu, ben de rektör vekiliyim. Kayıt merkezine gelen öğrencileri 20'şerli gruplar halinde alıyoruz. Içinde bir iki tane başörtülü öğrenci de oluyor. Görevli öğretim üyeleri herkesin yanında onlara, kayıt olması için başını açması gerektiğini söylemek zorunda kaldı ve öğrencilerin bundan rahatsız olduğunu gördük. Yani bana yapılsa ben de rahatsız olurum. O yüzden dedim ki, burada söylemeyelim, bize yardımcı olan öğrenciler, kızları arka tarafa alsınlar, orada anlatalım. Bir merdiven altına götürdük bunları Avcılar'da, üst katta yemekhane var. Çok gelen geçen, durup dinleyen oldu. Rahatsız oldular. Medikososyalde bir doktor odası boştu, buraya geçelim dedik ve geçildi. Orada çocuklara sadece yasak kapsamında bilgi verildi.

Siz mi verdiniz o bilgiyi?

Hayır, ben hiç konuşmadım.

Kim vardı başka? Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nden birilerinin olduğunu söyleyenler var.

Hayır yoktu. Zaten Türkan Hanım orada görevliydi, öğrencilere burs imkanı, başka imkanlar sağlıyordu. Hayır hayır.

Peki. O odada başka kimler vardı telkinde bulunan, ve hangi sıfatla?

Orada pedagojik formasyon alt yapısına sahip olan, işte, çocukların psikolojisini iyi anlayabilecek değişik kadın öğretim üyelerimiz vardı.

OKUMALISIN: BAŞINI AÇMALISIN

Ne söylendi kızlara, tam olarak?

Bizim amacımız sadece onları yasak hakkında bilgilendirmek ve bu doğrultuda onların eğitim görmelerine imkan sağlamaktır. Bundan ibarettir. Sohbet ortamıydı, çaylar kahveler geldi. Çocukların kimisi nasıl zorlandıklarını, kimisi hangi tarihten beri türban taktığını anlattı. Bir paylaşım ortamında çeşitli konularda konuşuldu ama baskı yapılmış değil. Bunu da çok emin şekilde söylüyorum.

Ikna odasına girdim diyen kızlar aksini söylüyor?

Benim elimde kayıtlar var. Bu konuşmalar başladığında malum dinci medya sürekli İstanbul Üniversitesini gerçekleşmemiş olaylardan dolayı iftiralarla karşı karşıya bırakıyorlardı. Görüşmeler başlayınca açıkçası endişe ettim. Yarın biri çıkar beni astılar kestiler vurdular, diyebilir. Dolayısıyla, bunun teminatını elimizde bulundurma zorunluluğumuz var. İletişim Fakültemizin öğrencileri, kayıt şenliğini çekiyorlardı. Onlardan bir kamera aldık odaya, görüşmeye giren kızlara da söyleyerek tabi. Öğretim üyeleri baskı uyguladı mı uygulamadı mı, orada kızları rahatsız edecek bir konuşma yapıldı mı, yapılmadı mı, ilerde yasal bir durum olursa diye, tümü kayda alındı.

198 KIZ ÖĞRENCİYLE GÖRÜŞTÜK

Kaç öğrenciyle görüşüldü?

198 öğrenciyle görüşüldü, 10 bin kayıt yapıyorduk.

Günlerce sürdü demektir görüşmeler?

Kayıtlar bir hafta sürüyordu ama çok fasılalı geliyorlardı. Bazı fakültelerde fazla oluyordu, Edebiyat Fakültesi mesela. Sonuç benim için hakikaten çok şaşırtıcı oldu, beş tanesi dışında tümü orada başlarını açtılar.

İkna oldular yani!

Ikna demeyelim, gerçi mesele ikna ise bunu ters de çevirebilirsiniz. Başı açık öğrencilerin de başlarını örtmeleri için ikna sürecinden geçirildiğini düşünebilirsiniz.

TEDİRGİN OLDUM

Bir insanın doğal bir süreçte bir şeye karar vermesiyle üniversite kapısında, dar zamanda, ikna olmazsa okuyamayacağının söylenmesiyle bir şey yapması aynı şey olmasa gerek.

Hayır. Orada onlara üniversitede eğitim görmelerini istediğimiz söylendi. Onlar da baş örtülerini çıkardılar. Kayıt oldular. Bundan sonraki aşama bizi ilgilendiren bir aşama değildi. Fakat şuna da şaşırdım. Başını açan öğrenciler pardesülerini de çıkarmak istediler. Bizim hiç böyle bir talebimiz olmadı. Yadırgadık da. Yaz olduğu için içlerinden hepimizin giydiği gibi normal kıyafetler çıkıyordu tabi içlerinden. Tedirgin oldum ben.

Neden tedirgin oldunuz?

Biz çıkarttırmışız sanılır diye. Üniversiteden eşofmanlar getirildi. Isterseniz giyebilirsiniz denildi, giyenler oldu. Sonra anladım ki, kendilerini getirlere, öğrenci kisvesi altında gelip onları gözleyen erkek cemaat mensuplarına karşı kimlikleri belli olmasın diye böyle bir tercihte bulunmuşlar. Başları açık pardesülü olarak oradan çıktıklarında teşhis edilebilmeleri kolaydı. Bunu kızlar kendileri söylediler. Çoğu artık başı açık gelmek istediğini söyledi. Yurtlarından çıkarılanlar oldu. Biz imkan bulmaya çalıştık. Hayır ben örtmeye devam edeceğim diyen de oldu, ailesine yasak bahanesiyle başını açmak istediğini söyleyen de. Bu tabi dinci basında şaşkınlık yarattı, onların istediği gerçekleşmemişti. Onlar kızların kapılarda birikip eylemler yapması istenmişti, bu olmayınca ben hedef oldum.

İkna odaları sportane gelişti diyorsunuz ama gayet iyi organize olmuşsunuz.

Yalan mı söylüyorum, olanı anlatıyorum size.

HERŞEYİ KAYDETTİM AMA GÖSTERMEM

'İkna odası mucidi' sıfatı isminize yapışmış vaziyette. Hedef oldum, mağdur edildim diyorsunuz. Madem bu kadar eminsiniz o odada ne olduğundan, neden o kayıtları yayınlayıp gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayarak bu zandan kurtulmuyorsunuz?

Asla çıkarmam. Orada o ortamı paylaşmış olan öğrencilerin duyguları var, mahremiyeti var.

Iyi de zaten bu amaçla kaydetmişsiniz, bir gün aksi iddia edilirse diye?

Ben mahkeme için, dava açılırsa, kanıt olarak sunmak için kaydettim. O kadar. Onlara baskı ve kötülük değil, eğitim görme haklarına kapı açan bir uygulama olduğuna inandığım için vicdanen son derece rahatım. Umurumda değil ne söyledikleri. Bu yükü 12 yıldır çekiyorum, ömrümün sonuna kadar da çekerim. Gerçekleri yüzlerce defa söyledim basına ama yazmadılar. Umarım siz yazarsınız.

KASETLERİ İMHA EDECEĞİM

Aynen okuyacaksınız.

Bakın bir tek dava dahi açılmış değildir. Zaten zaman aşımı da olmuştur 12 yıl geçti, kasetleri de imha edeceğim gidecek. Kimseye bunu kanıtlama ihtiyacı da hissetmiyorum.

O odada pisikolojik işkence gördüğünü söyleyen öğrenciler var, bunun kitapları yazıldı, kız öğrenciler Meclis'te basın toplantısı yaptı. Ikna odasına görevlendirmeyle girmek zorunda kalıp dayanamadığını söyleyen öğretim üyeleri var. Çok sayıda kişi söylediğinizin aksini söylüyor. Güvendiğiniz bir televizyoncuya verin, kızların kimlikleri yüzleri gizlensin, ortamı ve olayı herkes görsün o halde.

Beni haksız, onları haklı bulan varsa ki zaten bu tarihe dek öyle değerlendirdiler, bundan sonra da öyle değerlendirebilirler, hiç bir sakınca yok. Ben doğru yaptığıma inanıyorum, bu işin militanlığına soyunan, provakasyon isteyenler beni aksine ikna edemezler.

BEN SADECE REKTÖR YARDIMCISIYDIM

Kızlar okusun diye iyi niyetle çabaladım diyorsunuz, kızlara ağır gelen bir şeyi yapmaya zorlamak ya da "ikna etmek" için inisiyatif almak yerine kızların okula serbestçe girmesi için inisiyatif alabilirdiniz.

Ben hukuktan üstün değilim. Mahkemede karar veren, kanunları çıkaran yönetmelikleri yapan ben değilim. Ben sadece bir üniversitenin rektör yardımcısıydım. Danıştay AYM, YÖK kararları varken, bütün Türkiye'de bu uygulama varken bir birey olarak ben böyle yapacağım, demek gibi bir şeyiniz olabilir mi?

İkna odası uygulaması sadece sizin üniversitenizde oldu ama? Hem üniversite hocası aydınların toplumun yasaklardan kurtulup özgürleşmesi, bireylerin haklarının korunması için inisiyatif alması beklenmez mi?

Belki ben dediğiniz kapsamda bir aydın değilimdir, daha az aydın diye de niteleyebilirsiniz beni.

Estağıfirullah.

Gerçek anlamda bir kadın erkek eşitliğinden bahsediyorsak, benim anlayışımda küçük yaştan itibaren bir kızın başının örtülmesi gibi bir şey yoktur. Saç kılının erkekte açık, kız çocuğunda günah sayılacağına ilişkin bir anlayışı, bu anlayıştan dolayı kızların toplumun her kesiminde kısıtlanmasını kabul etmem mümkün değildir.

KIZLAR BAŞINI 13 YAŞINDA ÖRTMELİ

Ben 18 yaşına gelince oy kullanabilen, evlenebilen yani reşit insanlardan bahsediyorum. Kendi iradesiyle başını örttüğü ve açmak istemediği için doğuştan kazandığı, anayasal güvence altına alınmış haklarının gaspedilmesini konuşuyoruz.

Bakın ama o kız başını neden örtmek istiyor, bunu konuşalım.

Biz ya da bir başkası bunu sorgulayabilir mi, biz kimiz ki bunu sorgulayalım?

Bakın o kız başını hangi gerekçeyle örtmek istiyor. Dini gerekçeyle. Yani üniversiteye gelen bir kız, dinim bunu emrediyor, deyip başını örtüyor değil mi? Burada kriter 18 yaş değildir. Ama din büluğ çağından itibaren başını örtmesini emrediyor.

Dini mi sorgulayalım diyorsunuz?

Ben bunu şunun için sorguluyorum. Üniversitede bu nedenle başını örtme hakkına sahip olduğuna göre 13 yaşından itibaren de aynı gerekçeyle başını örtme hakkına sahiptir. Talep de bu yönde gelecektir.

BİZ HIRİSTİYAN MIYIZ Kİ TÜRBANI SERBEST BIRAKALIM

Siz başörtülü kızların üniversitede okumasının laikliği bozduğunu söylüyorsunuz.

Elbette. Çünkü din kuralları doğrultusunda yapılacak herhangi bir düzenleme laikliğe aykırıdır. Bunu ben demiyorum, haddim de değil. Ama bu ülke bir hukuk devletiyse AİHM doğru karar vermişse...

AİHM üniversitede başörtüsü yasağını onaylamıyor biliyorsunuz, ülke buna kendisi karar versin diyor. Üniversitede başörtüsü yasaktır, gibi bir hükmü olsa diğer Avrupa ülkeleri için de geçerli olması gerekmez miydi? Avrupa Konseyi üyesi 47 ülke arasında üniversitede başörtüsünü yasaklayan tek ülke Türkiye.

Bu çok yanlış bir yaklaşım. Bu yaklaşımı insanlar gerçekten inanarak mı savunuyor diye kuşku duyorum.

Siz bir şeyi inanarak savunuyorsunuz da bir başkası neden savunamasın?

Hayır, neden söylüyorum biliyor musunuz: Bir Avrupa ülkesinde 20 tane kızın üniversiteye başörtüsüyle girmesi o ülkenin yapısal değişim geçirmesi ve o ülkedeki laiklik ilkesi için bir tehdit oluşturabilir mi? Hıristiyan bir ülkeden bahsediyoruz. Böyle bir şey komiktir.

Türkiye toplumu Müslüman olduğu için üniversitede serbestiyet uygulanamaz demek mi bu?

Müslüman ülkelerden örnek gösterin o zaman. Yani bana halkı Hıristiyan olan bir ülkede bir kız öğrencinin derse başörtüsüyle girerek laikliği tehlikeye atacağını söylemek herhalde çok anlamlı değil.

10 BİNDE 198 BAŞÖRTÜLÜ ÖĞRENCİ

Konu sayısal mı yani? Hıristiyan bir ülkede 20 öğrenciden bir şey olmaz ama Müslüman bir ülkede, sizin verdiğiniz rakama göre de: İstanbul Üniversitesinde 10 binde 198 kız öğrenci. Bu mu sizi ürküten?

Tümü. Beni hiç bir şey ürkütmüyor. Türban radikal İslamcıların bayrağı haline getirildiği için bu sıkıntı süreç yaşandı. Erbakan, rektörler kızlara selam duracak, da dedi. Şu an tsunamiye dönüşen bir türban dalgası var. Üniversitelerle sınırlı kalmayıp iş yerlerine girmesini, başörtülülerin yargıç olmasını, ilkokullara girmesini konuşuyoruz.

Fikri düzlemde yapılıyor bu tartışmalar, resmi düzlemde üniversitede eğitim hizmetinden bahsediyoruz.

Eğitim ve kamuda memur olarak yer almıyorlar, o kadar. Kamu hizmeti bir tek eğitimden mi ibaret, hastanelere giremiyorlar mı? Türkiye'de başörtüsünden dolayı eğitim alınamıyor sözü koskoca bir yalandır.

Yapmayın!

Siz yapmayın. Ben senelerimi üniversiteye verdim. Ne zaman eğitim alamıyor biliyor musunuz, ne zaman ki türbanla ilgili bir karıştırma oluyor Türkiye'de, o kızları kapının önüne çıkarıyorlar, o zaman.

DERNEKLERİ VAR!

Kim çıkarıyor Nur hanım?

Kendileri çıkıyor tabi ama siz bu olayın örgütlü bir hareket olduğunu fark etmediniz mi bugüne kadar? Dernekleri olduğunu, bu konuda örgütlü olduklarını...

İyi ama her yasak, bir mağdurlar grubu oluşturur ve o mağdurlar haklarını hukuklarını korumak için kendi içlerinde örgütlenirler. Bilinçlenirler de. Bu böyledir, hep böyle olmuştur. Sivil toplum kuruluşları da 'devlet dövdüğü için' bilinçlenen kesimlerden çıkmıştır. Sizin dediğiniz gruplaşma doğal bir sonuçtur.

Iyi de geçtiğimiz yıl da gördük. Öğrenciler üniversite kapısında başlarını açıp giriyorlar içeri. Sonra bir genelge çıkıyor, üniversiteye başı örtülü girilebilir diye. Başıörtülü giriyorlar. O genelge iptal olunca o çocuklar kapının önüne çıkıyorlar. Biz gene başı örtülü girmek istiyoruz diye gösteri yapıyorlar. Sadece başörtülü olduğu ve üniversite kapısında başını açmayıp eğitim hakkından istifade edemeyen kaç öğrenci vardır Türkiye'de?

Bunu BM-CEDAW da soruyor Türkiye'ye. Ama bir kişi bile bu nedenle geri dönüyor olsa ne olacak?

Reşit bir insanın bir şeye zorlanmasından bahsediyoruz. Bu kızlar başlarını açmaya zorlandıkları için ağır bir travma yaşadıklarını söylüyorlar. Bu sizi üzmüyor mu?

Tabi ki. Ama bu yasağı ben koymadım. Ben sadece yasağı uygulayan bir çok üniversiteden birinin yöneticiliğini yaptım. Kendi üniversitemde en az zararla uygulanmasına katkı yapmaya çalıştım. Benim bu çocuklara hiç bir biçimde bireysel olarak bir sevgisizliğim düşmanlığım yok. Ama bir hukuk devletinde alınmış bir takım kurallar varsa, rant elde etmek için görmezden gelemezsiniz.

CHP'NİN FORMÜLÜNÜ BEN DE BİLMİYORUM

Üyesi olduğunuz CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ilk günden bu yana, türban sorununu biz çözeriz diyor. Formülünü bize açıklamadı ama bu işlerle yıllarca uğraşmış biri olarak size açıkladı mı, nedir?

Bilmiyorum. Kılıçdaroğlu, biz sorunu CHP iktidarında çözeceğiz, dedi. Ben bunu, laikliğin tehdit altında olmadığı bir konjonktür bu sorunun en rahat çözüleceği konjonktürdür diye okuyorum.

Kılıçdaroğlu erken ve zamansız bir açıklama yaptı demiştiniz. Iktidar adayı bir siyasi parti liderinin bu kadar uzun sürmüş, çok can yakmış bir yasağı çözerim demesi niye erken olsun?

Erkendi çünkü, bu açıklamanın Türkiye'de tartışmayı tekrar başlatacağı görünen bir şeydi.

Sorun varsa tartışma olması normal değil mi?

Tabi ama Sayın Kılıçdaroğlu bu açıklamayla birlikte çözüm formülünü de sunsaydı CHP bu kadar baskı altında kalmayacaktı. Şu an formül için genel merkezde bir grup çalışıyor ama sonuç ortaya konulamadığı ve erken bir açıklama olduğu için bu CHP için de Sayın Kılıçdaroğlu için de yıpratıcı olmuştur.

Siz o kurulda değilsiniz değil mi?

Hayır değilim.

Çözüm için görüşünüz alındı mı peki?

Konuştuk, özel görüşlerimi de söyledim. Hepsini biliyorlar.

CHP KENDİSİYLE ÇELİŞKİDE

CHP gündeme getirince Mecliste grubu bulunan üç parti hadi çözelim dedi ama CHP şartlar öne sürerek çözümü kilitleyen parti konumuna düştü.

Bir parti sürekli zik zak çizmez. Çizgisi ilkeleri vardır. CHP 2008'deki anayasal düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine götürdü. O düzenleme zaten eğitim öğretim hakkını kapsıyordu. Dolayısıyla CHP bu maddeyi 2008'de AYM'ye götürdüyse 2010 yılında eğitim öğretim hakkı çizgisinden hareket edemez. (gülüyor)

Çelişkiye mi düştü yani CHP?

Tabi. Üretilecek formülde din ve vicdan hürriyetinden hiç hareket edilemez. Laiklikle tamamen çatışma halindedir. Zaten AKP de artık eğitim öğretim özgürlüğünden hareket ediyor. Dolayısıyla CHP'nin yasalarla çatışmayacak bir formül üretmesi, bunun uygulamaya koyulacağı siyasi konjonktürü de kamuoyuna açıklaması gerekir. O zaman bir tutarsızlık olmayacaktır.

Dışarıdan görünen şu: CHP bu konuda kaynıyor, ortak akıl ortak formül üretmekte zorlanıyor.

Fikir tartışmaları var tabi. CHP farklı düşünenleri içinde barındırabilen bir partidir. Ama üretiliyor işte. Bir senteze varılacaktır.

YASAK UYGULANMIYOR MAALESEF

Siz ne öreriyorsunuz, sizin formülünüz ne?

Ben AKP iktidardayken, Türkiye ciddi tehditlerle karşı karşıyayken bu konunun gündeme getirilmesini doğru bulmuyorum.

Yasak sürsün yani?

Üniversitede yasak zaten uygunlanmıyor maalesef. Maalesef diyorum çünkü bir hukuk ihlali var. YÖK'ün yayınladığı bütün genelgeler hukuk dışıdır.

PERUK YASAĞA BİR BAŞKALDIRIDIR

Başörtüsü yasağı nedeniyle peruk kullanan kızlar var.

Ben hiç görmedim biliyor musunuz? Ama o kötü bir şey tabi, rahatsız edici. Çok net olarak: Yasağa karşı bir başkaldırı.

Bu durum size ne hissetiriyor?

Benim vicdanımı, insani değerlerimi yargılamaya tartmaya çalışıyorsanız...

DON KİŞOT DEĞİLİM

Hayır, asla... bu ne haddimdir ne niyetim. Yıllarca ekranlarda izledik sizi, tartışan, bağıran biri olarak göründünüz. Bu konunun aktörleri arasında yer almış biri olarak sizi, argümanlarınızı etraflıca dinlemek istedim. Olayın sizdeki yansımasını da merak ediyorum elbette.

Tamam. (gülümsüyor) Beni tanıyan herkes vicdanımı, herkesle empati yapabildiğimi bilir. Benim üzülüp üzülmemem mesele değil. Ben Don Kişot falan değilim. Ben bu sorun çözülsün, Türkiye bu huzursuzluğu aşsın isterim. Ama bu yapılırken hukuk görmezden gelinirse bunu Türkiye'nin geleceği için tehdit olarak algılarım.

Mecliste üç parti çözelim diyor, toplumun yüzde 80'e yakın bir oranı üniversitede yasak kalksın istiyor.

Söylüyorum, bununla ilgili hukuki yapı hazırlansın, ortam da, siyasi zemin de hazırlansın, bu, ileriye ve geriye doğru işlemesin. Laikliğin güvence altında olduğuna, bu olaydan sonra hiç kimseye baskı yapılmayacağının güvencesi verilsin.... ama... önce YÖK ele geçirildi, üniversitelerdeki kadrolaşma çok hızlı değişir. Ben bunu yaşamış biriyim. Dolayısıyla biliyorum bu işler nasıl oluyor. Akademisyenlere baskı yapıldığını, kadın akademisyenlerin etek boylarını ayarlamak zorunda kaldıklarını görüyorum.

Bugünle ilgili dediklerinizin altını kalınca çizelim ama dünle ilgili de sormalıyım: 28 Şubat döneminde üniversitelerde ağır bir baskı ve dışlama olduğunu da hatırlıyor musunuz?

Hiç hiç. Bakın şöyle. Kıyafet konuşuyoruz şimdi

Evet, o dönemde kriter buydu, öyle değil mi?

Bakın. Bugün gelecekte nasıl bir baskıyla karşı karşıya kalınacağını biliyoruz. İki kere iki dört. Önemli olan ileriye ve geriye gitmesini önlemektir. Ilkokullarda zaten hep vardı ama önce Meclis'ten başlayacaktır.

BU TOPLUMA GÜVENMİYORUM

Meclis'te halkın vekilleri görev yapıyor. Halk kendini kimin temsil edeceğini belirleyemez mi?

Olmaz. Bu iş üniversitelerin dışına taşmamalıdır. Ama değiştirirsiniz anayasayı, hatta meclisteki tüm kadınların türbanlı olması şartı koyarsınız, Meclis'te de olur yani.

Bunu kimsenin söylediğine tanık olmadım ben. Siz çok ileri bir şeyden bahsediyorsunuz. Bu ülkeye, bu topluma, vekili olduğunuz millete güvenmiyor musunuz?

Güvenmiyorum kusura bakmayın. Güvenemeyeceğim bir süreç yaşadım çünkü. Gidin Mısır'a bakın, orada da böyle bir süreç yaşandı.

Ama Türkiye Mısır değil. Modernleşme tarihi 200 yılı aşmış vaziyette.

Değil işte, öyle değil.

Korkuyorsunuz?

Korkmuyorum, endişeliyim. Önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin bütün bariyerlerin kalkmasıyla cumhuriyetin Türkiye'si olmaktan İslami bir ülke hüviyetine bürünmüş sözde demokratik bir ülke olacağı endişesini taşıyorum.

Türban sadece kadın özgürlüğü bağlamında ele alınamayacak bir konudur. Her ülke kendisini korur. Almanya'da Nazizim her türü yasaktır. Türkiye için tehlike şeriattır. Çünkü şeriattan cumhuriyete dönmüştür. O yüzden laikliği korumak için tedbir alınması doğaldır.

Laikliği korumak için üniversitede başörtüsü yasaklanıyor, kızlar da derse girebilmek için bere şapka ya da peruk kullanıyor. Yapay kılla mı korunuyor laiklik?

Yani siz eğer bireysel mağduriyetlerden hareketle bir ülkenin rejiminin tehditini kıyaslamaya kalkarsanız olmaz. Ben de size şunu söyleyeyim: Üniversiteye başını açarak giren öğrencinin bireysel veya dinsel özgürlüğünden yıllardır söz ediyoruz da, zorla din dersine sokulan, cem evini ibadethane olarak kabul ettirmek için çaba gösteren Alevilerin haklarını niye sormuyoruz. Rakamsal olarak Alevilerin mi sayısı fazladır üniversiteye türbanıyla girmek isteyip de giremeyenlerin mi?

BM'YE GÜVENMEM

Dünya Ekonomik Forumu'nun eğitim, istihdam ve fırsat eşitliği bakımından kadınların ülkelerdeki durumunu ölçttüğü yıllık raporuna göre Türkiye 134 ülke arasında 126. sırada. Bu sonuçta başörtüsü yasağının etkisi vardır diyenler var.

Bu mudur yani kadın erkek eşitsizliğinin nedeni? Kızlar okuyamadığı için değil istediği kıyafetle okuyamadığı için Türkiye 126. sıradadır diye bir yorumu kesinlikle kabul etmem. Türkiye'de kadının o kadar ciddi sorunları vardır ki. Bu değildir kesinlikle.

BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığı Önleme Komitesi, bunu böyle tespit ediyor, ve Türkiye'ye soruyor: Başörtüsü yasakları nedeniyle kadınlar ayrımcılığa uğruyor, haklarını kullanamıyor, bunu aş diyor?

Ama AİHM farklı bakıyor. Amerika ve Amerikan kökenli görüşleri temsil edenlerin Türkiye'ye biçtikleri rol ılımlı İslam ülkesidir. Güvenilir değildir. BM'nin bu raporu da bunun alt yapısını hazırlıyor.

MEDİNE BİRCAN NASIL ÖLDÜ?

Rektör yardımcı olduğunuz dönemde İ.Ü'ye bağlı Cerrahpaşa Hastanesinde başörtülü bir kadın; Medine Bircan başı açık fotoğrafı olmadığı için tedavi edilmediği, bu nedenle de öldüğü haberleri yayınlandı?

Böyle bir şey yoktur. O dönem Medine Bircan'ın fotoğrafının üstüne saç maç etkleyerek gazetelere verdiler. Medine Bircan'ın bütün tedavisi yapılmıştır. Hastanın dosyası, nasıl bir tedavi yapıldığı vs. o dönem hastanenin başhekimi tarafından basına verilmiştir. Zaten İ.Ü.'ye bağlı iki hastane var, Çapa ve Cerrahpaşa, ikisine de gidin, kadın hastaların yüzde 99'unun başı kapalıdır. .

'TÜRBAN YASAKÇILIĞI' MESLEKİ TİTR GİBİ OLDU

Siyasete girme nedeniz ne?

Bir tek şey: Türkiye'ye hizmet etmek.

Başörtüsü yasakçılığından siyasi kariyer yaptı, diyenlere cevabınız ne?

Türban yasakçı tutumla siyasi kariyer yaptığımı hiç düşünmüyorum. Bu benim için olsa olsa dezavantaj olmuştur. Böyle anılmaktan, bunu bir meslek titri gibi kullanmak zorunda bırakılmaktan hiç hoşlanmıyorum. Bu konuda konuşmaktan bıktım da. Çok uzun süre sustum zaten.

Şimdi niye konuşuyorsunuz?

Son gelişmelerden dolayı CHP'nin bir vekili olarak ve bugüne kadar ki çizgimle tutarlı olmak adına konuştum.

2011 seçimleri için beklentiniz var mı?

Ben aday adayı olurum ama aday yapıp yapmamak CHP genel merkezinin takdiridir. Ben CHP'nin bugüne kadarki ilkeleriyle bağdaşan bir düşünce yapısına sahibim.

ATATÜRKÇÜLÜK: DÜŞÜNEMEYEN İNSAN YETİŞTİRMEK

Bir kitabınızda: ‘Gençliğin kimi beğenip beğenmeyeceğine, neyin yanlış ya da doğru olduğuna, hangi inanca bağlanıp bağlanmayacağına, hangi tutum ve davranışın erdem olması gerektiğine karar vermek için Atatürk’ten teyit arar duruma getirilmesi, zaman içinde bireyin aklına, mantığına, düşüncesine, kararlarına olan güveni zedelemekte, robot insan üretimini hızlandırmaktadır. Atatürk gibi akla değer veren bir lideri kullanarak düşünemeyen insan yetiştirmek, ancak Atatürkçülüğü anlayamayan fanatik Atatürkçülerce başarılabilirdi...’ diyorsunuz...

Bugünde aynen arkasındayım. Hiç bir zaman öyle bir Atatürkçülüğü Atatürkçülük olarak kabul etmiyorum.

Hoşgeldin ziyareti ile fişlemişler!
12 Ocak 2011
'Eşi başörtülü, bizlerle tokalaşmadı. Gereğinin yapılması için bilginize.'

'28 Şubat' sürecinde yaşam tarzı gerekçe gösterilerek önce başka bir ile tayin edilen, ardından da yeni görev yerinde komutanları tarafından "hoşgeldin" ziyareti ile fişlenip ordudan ihraç edilen Üsteğmen Yusuf Önce, eşini kanser eden ve kızını öksüz bırakan dram dolu hikayesini anlattı.
1997'de Hayrabolu'da Tabur ve Sefer Komutanı tarafından 'hoşgeldiniz' ziyaretiyle fişlendiğini belirten Üsteğmen Yusuf Önce,28 Şubatsürecinde 'İslam örgütüne' üye olmak ve disiplinsizlik suçlamalarının ardından YAŞ kararıyla ordudan atılmış. Çok sevdiği mesleğinden atılmasının ardından mesai arkadaşları ve emrindeki askerleri ile vedalaşmasına bile izin verilmeyen Önce, "emir öyle" denilerek taburdan uzaklaştırılmış. Olayın üzüntüsü ile eşi kanser olan Önce, kızına bakabilmek için yıllardır bir marangoz atölyesinde işçi olarak çalışıyor.

Yusuf Önce'nin hayatı 1982'de Kuleli Askeri Lisesi'ni kazanınca değişmiş. 4 yıl askeri lise, 4 yıl da kara harp okulunda okuduktan sonra Polatlı'da Topçu Füze Okulu'nda teğmen olarak göreve başlayan Önce, 2 yıl Tunceli, 4 yıl da Adana'da başarıyla görev yaptı. Adana'da görev yaptığı sırada ilginç olaylar yaşamaya başladığını belirten Önce, lojmanda kalırken eşiyle birlikte orduevlerinde içkili balolara, toplantılara katılmasının istendiğini, ancak buralara gitmediğini söyledi. Balolara gitmeyince hakkında, "Baloya, eğlencelere çağrıldı gelmedi, eşi başörtülü," şeklinde rapor tutulduğunu anlatan Önce, baskılara dayanamayarak tayin istemiş. Tekirdağ Hayrabolu'ya atanan Önce ve eşi hakkındaki fişlemeler burada da devam etti. Önce'ye, Tabur Komutanı Binbaşı Zeki G. ve Tabur Harekât Subayı Yüzbaşı Şenol Ş..., "ailece (hoş geldiniz) ziyaretine gelmek istiyoruz" talebinin geldiğini belirten Önce daha sonraki süreci şöyle anlattı:

"Ancak ziyaretten bir yıl sonra 16 Haziran 1998'de komutanlığa çağrılarak, YAŞ kararı ile disiplinsizlik ve 'İslam Örgütü' mensubu olma suçlarından TSK ile irtibatının kesildiği bildirildi. Evrakları imzaladım. silahımı teslim ederek, birlikte çalıştığım arkadaşlarım ve askerlerimle vedalaşmak istedim. Ancak talebim kabul görmedi. Çalışma arkadaşlarım ve erlerimle günlerdir birlikteydim. Birbirimize hakkımız geçmiştir, onlarla helalleşmek istedim. Ama görevliler bana; (Şu andan itibaren orduyla ilişiğin kesilmiştir. Hemen gidin, kimseyle görüşemezsiniz, emir böyle) yanıtını verdiler. Bu söylenenler karşısında adeta yıkıldım.''

FİŞLEMEYİ YAPAN İKİ KOMUTAN OLAYDAN TRAFİK KAZASINDA ÖLDÜ

İşlemlerin ardından özlük dosyasını kontrol eden Önce, "Bir tutanak gözüme çarptı. Tutanakta Tabur Komutanımın imzaladığı bir evrakı gördüm. Tutanakta şöyle yazıyordu: (Üsteğmen Önce'nin evine ziyarete gittik. Eşi başörtülü, biz erkeklerle tokalaşmadı. Üsteğmen de eşlerimizle tokalaşmadı. Gereğinin yapılması için bilginize.) yazıyordu. Meğer komutanlarımız beni ve ailemi hoş geldiniz ziyareti ile fişlemişler. Çok şaşırdım." dedi.

Yaşananları Allah'a havale ettiğini, iş bulmak için İstanbul'a geldiğini aktaran Önce, bir mobilya fabrikasında işçi olarak çalıştığını ifade etti.

EŞİ ÜZÜNTÜDEN KANSERE YAKALANARAK HAYATIN KAYBETTİ

"Eşim ordudan atılmamın sebebinin başörtüsü, komutanlarımın eşlerinin elini sıkmamak ve namaz kılmak olduğunu öğrenince üzüldü" diyen Önce, hüzün veren hikayesini şöyle sürdürdü:

"Eşim olayın içeriğini öğrendikten sonra içine kapandı, günlerce ağladı. Hayata küstü, hemşireliği bıraktı. Sonra hastalandı. Yapılan tetkiklerden üzüntüden kanser olduğu belirlendi. Tüm tedavilere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti. Şimdi çocuklarımla hayata tutunmaya çalışıyoruz. Bu fişleme beni mesleğimden etti, eşinden ayırdı, çocuklarımı annesiz bıraktı." haber10

Manisa'da Tepki Çeken İddia
07.2011
Kısa adı EMASYA olan Emniyet Asayiş Yardımlaşma Protokolü kapsamında il genelinde yüzlerce kişi ve kuruluşun fişlendiği iddia edildi.

Manisa’da kısa adı EMASYA olan Emniyet Asayiş Yardımlaşma Protokolü kapsamında il genelinde yüzlerce kişi ve kuruluşun fişlendiği iddia edildi.
Fişlendiği iddia edilenlenler arasında akademisyenler, okul, dershane ve yurt yöneticileri de var. Haklarında fişleme yapıldığını iddia edenler, suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor.

Bugün gazetesinde yer alan habere göre, 2006 yılında Manisa 1’nci Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda EMASYA protokolü kapsamında yüzlerce kişi fişlendi.

Fişlenenler arasında çok sayıda akademisyenin yanı sıra il genelindeki dershane, özel okul sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri de bulunuyor. Haberde, fişlenen kişiler hakkında her ay düzenli istihbarat toplandığı da iddia ediliyor.

Raporda adı geçen kişi ve kuruluşlar fişleme iddialarına tepki gösterdi.

Esnaf Arif Bakkaloğlu, "İnsanların ne yaptıklarını incelemesi askerin vazifesi olmaması lazım. Çok üzücü, hayret verici bir olay" derken dershane sahibi Kadir Çelik, "Bir askerin görevi sınırları korumak, dış tehditlere karşı bizi korumaktır. İç meselemizde herhangi bir hukuki durum varsa bu polisin işidir" diye konuştu.

Tempo FM’den Şerif Nalçakan ise iddia ile ilgili olarak "Hakkımızı savunacağız. Bu bize atılan iftira çamurudur. Varsa ellerinde hukuki bir belge varsa, bize ibraz etsinler" dedi.

İşadamı Hasan Ortaç da "Bunlar olmaması gereken şeyler. Ama yapmışlar. Kanunsuz bir işlem yapmışlar. Dava açan arkadaşlara destek oluruz" şeklinde konuştu.

Askerlerin toplumsal olaylara müdahale etmesine imkan tanıyan EMASYA protokolü 28 Şubat sürecinde uygulamaya konulmuş, Balyoz Darbe Planı’nın ortaya çıkmasıyla 2010 yılında yürürlükten kaldırılmıştı. TRT



İnternet üzerinden fişleme
28/09/2012



Kişisel verileri ve iletişimin gizliliğini ihlal ettiği, temel insan hak ve özgürlüklerine aykırı davrandığı gerekçesiyle Avrupa Birliği ülkelerinde yasaklanan Phorm isimli şirket, Türkiye’ye Hariri Telekom aracılığıyla girdi. TTNET ile anlaşma imzalayan bu şirket, iddialara göre, internet kullanıcılarının gezdiği siteleri, tıkladığı reklamları, izlediği videoları, doldurduğu formları takip ediyor. Böylece internete girenler fişlenerek, bilgileri isteyene satılabiliyor.

Fişleniyoruz!

Kullanıcıların internetteki her adımını takip eden bir firma, TTNET ile anlaştı.

2007 yılında özelleştirilip, Hariri Telekom’a dönüşen Türk Telekom, internet servis sağlayıcısı TTNET aracılığıyla vatandaşları fişleme yolunda adım attı. Kişisel verileri ve iletişimin gizliliğini ihlal ettiği, temel insan hak ve özgürlüklerine aykırı davrandığı gerekçesiyle Avrupa Parlementosu’nun AB sınırlarında faaliyetlerini yasadışı ilan ettiği Phorm isimli şirket, TTNET üzerinden Türkiye’de faliyete başladı. TTNET ile anlaşmaya varan Phorm’un sistemle internet kullanıcılarının bilgilerini şirketlere satabileceği belirtiliyor.

Phorm ne yapar?
Böylece kurumun gözetleme ve fişleme merkezi haline geleceği öne sürülüyor. TTNET’in yeni hizmeti GEZİNTİ adlı servisin “gezinti.com” adres aracılığıyla izleme uygulamasını faaliyete geçireceği bildirildi. Phorm, kendi ifadesiyle kullanıcıların internet deneyimlerini daha fazla kişiselleştirmeyi amaçlıyor. Buna göre program, kullanıcıları, gezdiği siteler, tıkladığı reklamlar, izlediği videolar, doldurduğu formlar vb. aracılığı ile profilliyor. Elde edilen profile göre ticari olan ya da olmayan içerikler sunuyor. Yani İnternette kullanıcıların neler yaptığını, davranışlarını izleyip ona uygun reklamlar ve içerikler sunuyor. Bunu yaparken de tüm kullanıcılar izleniyor. Bu izleme DPI olarak bilinen teknolojilerle yapılıyor. Bu teknoloji internet hattını izleyip, gelen giden tüm verileri analiz ediyor. Bu durum kullanıcının takip edilmesi ve fişlenmesi anlamına geliyor. TTNET, “Phorm’un sunduğu hizmetten yararlanmak isteyen bir kullanıcının, yapılan davete mutlaka onay vermesi gerekiyor” deniyor. Ancak Alternatif Bilişim Derneği, bu açıklamanın yeterli olmadığını, bu izlemenin yine de bir şekilde onay olmadan da yapılabileceğini belirtiyor.

2005’te satılmıştı
Türk Telekom’un yüzde 55 hissesi, 2005 yılında Lübnanlı işadamı Muhammed Hariri’nin sahibi olduğu Oger Telekom’a 6.5 milyar dolara satılmıştı.
Aslında Türkiye’ye, telekomünikasyon sektörüne yatırım yapmaya karar veren kişi Muhammed Hariri’nin kardeşi Refik Hariri’ydi. Bilindiği gibi Hariri sermayesi bir yandan İngiltere diğer yandan Suudi sermayesiyle iç içe. 1989’da Suudiler Hariri aracılığıyla Lübnan iç savaşının taraflarına büyük paralar dağıttılar ve Taif anlaşmasıyla barışı sağladılar. Ardından Refik Hariri, Lübnan siyasetine damgasını vurdu. Refik Hariri, 2005’te uğradığı bombalı saldırıda öldürüldü. Ancak Hariri şirketler grubu, İngiliz sermayesinin de desteğiyle Türkiye dahil bir çok ülkede kritik firmaları satın aldı.

Kaynak: http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=73475
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Cum Eyl 28, 2012 11:52 pm tarihinde değiştirildi, toplam 4 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2406
Konum: Avustralya

MesajTarih: Pts Ksm 01, 2010 10:09 pm    Mesaj konusu: Tüm Öğrencileri Tek Tek Fişlemiş Alıntıyla Cevap Gönder

Subay Lojmanlarında AK Parti Fişlemesi
02 Mayıs 2011
Eskişehir'de Hava İstihbaratçı emekli Albay Hakan Büyük'ün çiftliğinde ele geçirilen belgeler arasından da askerin seçim çalışmaları hakkında belgeler çıktı.
Dönemin 1. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Balanlı'nın emriyle hava lojmanlarında kalan personelin siyasi eğilimleri ve oylarının rengiyle ilgili detaylı araştırma yapıldığı ortaya çıktı.

Star Gazetesi'nin haberine göre, Çankırı Garnizon Komutanı Albay Engin Kabadaş emirle subay eşlerine miting gibi siyasi seminer vermesi ve AK Parti aleyhine ağır ifadeler kullanmasından sonra, Eskişehir'de Hava İstihbaratçı emekli Albay Hakan Büyük'ün çiftliğinde ele geçirilen belgeler arasından da askerin seçim çalışmaları hakkında belgeler çıktı.

Oraj Harekat Planı'nın başarısızlığı durumunda alınacak tedbirlerinde belirtildiği belgelerin arasından çıkan "SEÇİM" isimli klasörde askeri personele yönelik siyasi tercih belirleme çalışmaları yer alıyor.

Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı'nın emri üzerine, Hava Pilot Tuğgeneral Nejat Bilgin ve Tuğgeneral Mehmet Şanver, tarafından hazırlanan imzalı yazılarda, personelin siyasi görüşleri mercek altına alınarak, bir analiz şeklinde kuvvet komutanlığına iletilmiş.
aktifhaber

İşte "ilköğretimde ajan subaylar"ın belgesi

Çarpık zihniyetin bir belgesi daha ortaya çıktı. Milli Güvenlik dersine giren subaylara istihbarat zorunluluğu getirildiği belirlendi.

Serbest ÖZDEN'in haberi

Milli Güvenlik dersine giren subayların her ay düzenli olarak rapor hazırladığı ortaya çıktı. Öğretmenlerin siyasi düşüncelerinden öğrencilerin giyimine, etkinliklerden panoya asılan ilana kadar her şey Karargâha bildirilmiş.

Milli Güvenlik Bilgisi dersleri için görevlendirilen subayların gittikleri okullarda yöneticileri, öğretmenleri ve öğrencileri fişledikleri ortaya çıktı. Milli Güvenlik Bilgisi öğretmenlerinin okullardaki birçok faaliyeti 'irticai' etkinlik diyerek üstlerine rapor ettikleri belirlendi. 9. Kolordu Komutanlığı'nın bulunduğu Erzurum'da subayların "Milli Güvenlik Bilgisi Öğretmenleri Kontrol Formu" adı altında bir belgeyi her ay düzenli bir şekilde doldurarak üstlerine verdikleri tespit edildi.

Formdaki tartışmalı sorular

Milli Güvenlik dersinin dışında okulla ilgili 25 sorunun bulunduğu formlarda öğretmen subayın görüş ve tespitlerinin olduğu bir de bölüm yer aldı. Subayların bağlı olduğu Erzurum İnşaat Emlak ve NATO Enfrastrüktür Bölge Başkanlığı, hazırlanan 'Kontrol Form'larını 9. Kolordu Komutanlığına gönderdi. Formlarda bayan öğretmen ve kız öğrencilerin başörtüsü takıp takmadıkları, kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı mı yoksa aynı sınıflarda mı eğitim gördükleri, velilerin kıyafetlerinin 'çağdaş' olup olmadığı, okul kütüphanesinde yıkıcı-bölücü irticai içerikli doküman olup olmadığı, törenlerin ciddiyetle yapılıp yapılmadığı, okul harcamalarında İslami sermayenin etkisinin olup olmadığı gibi birçok soru yer aldı. Kontrol Formları ile birlikte Milli Güvenlik Bilgisi öğretmeni subayların okullarla ilgili hazırladığı raporların 9. Kolordu Komutanlığı tarafından 3. Ordu Komutanlığına mesaj çekildiği de görüldü.

Müdür ilahi dinliyor

Erzurum'daki Ilıca Yavuz Selim Anadolu Öğretmen Lisesinde Milli Güvenlik öğretmeni olarak görev yapan Elektronik Yüksek Mühendisi Kıdemli Yüzbaşı Mustafa Can A, 2007'de her ay fişleme raporu düzenlemiş. 9. Kolordu Komutanlığı'na gönderilen raporlar Milli Güvenlik Bilgisi Dersi Öğretmenleri Kontrol Formu başlığıyla hazırlanıyor ve raporların ilk sayfasında 'doldurulması gereken aylık kontrol formu' yazması dikkat çekiyor.

Bilgisayar ortamında hazırlanan ve şablon olarak 25 soru içeren formlarda öğretmenlerin detaylı fişlemelerini yazabileceği 'tespit edilen diğer hususlar' başlıklı ayrı bir bölüm de bulunuyor. Şubat ayındaki raporda 25 madde içerisinde yer alan 'Öğretmenler arasında başta irticai olmak üzere yıkıcı-bölücü faaliyetleri destekler mahiyette konuşan ve irticai-yıkıcı- bölücü mahiyette yayın yapan gazete ve dergileri okuyan var mı? Sayısı ve isimleri nelerdir?' sorusu dikkat çekiyor. Düşünceler kısmında Yüzbaşı A., bu soruyu şöyle cevaplıyor: "Öğretmenler genelde Kanal 7, Zaman ile Yeni Şafak gazetelerinin sitelerine girip bu yayınlar takip ediliyor." Değerlendirme bölümünde ise Yüzbaşı A, okul müdürünün odasına girdiğinde gördüğü manzaraya da fişleme notunda şu şekilde yer veriyor: "Kendisinin çalışma esnasında çocuk gruplarının söylediği ilahi müziklerini dinlediğini duydum."

Bordrolar da dosyada

Mart ayında tespit ettiği hususları da ayrıntılarıyla anlatarak raporlaştıran Yüzbaşı A, bilgisayar laboratuvarmdaki 'sakıncalı' olduğunu düşündüğü CD'leri fotoğraf-layarak üstlerine bildirmiş. 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü dolayısıyla hazırlanan yazı ve afişler için 'dini içerikli metinler kapsamaktadır' notu düşen Yüzbaşı, birçoğunu fotoğraflayarak 'belgelediği' istihbarat faaliyetlerinin bazılarını şöyle anlatıyor: "Okul yemekhanesinde öğle yemeği sırasında 'Bismillahirrahmanirrahim. Allah'ımıza hamdolsun, milletimiz var olsun. Afiyet olsun. Sağol' şeklindeki duanın ardından okul müdürü 'Şu yapılan dua ne güzel. Bunu Ankara'da hiçbir okulda bulamazsınız' demiş 'Niye Milli Eğitim Bakanlığı bütün okullarda bunu uygulamıyor mu?' diye sorduğumda ise 'Orada cesaret edemiyorlar' diye cevap vermiştir." Tesettürle derse giren bayan öğretmenin bulunmadığını anlatan Yüzbaşı A, 2 kız öğrencinin başörtüsüyle gelip gittiklerini vurguluyor. Yüzbaşının, öğretmenlere ait isim listesi ile maaş bordrolarını dahi fişleme belgelerinin arasına alarak 'gizli' koduyla karargaha rapor etmesi dikkat çekiyor.

"'Dini şiirler okudular'

Yüzbaşı Mustafa Can A, 2007'nin Nisanındaki kontrol formunda Kutlu Doğum haftası dolayısıyla gerçekleştirilen etkinlikleri raporlaştırdı. Okulda 'dini içerikli' bir toplantı düzenlendiğini belirten Yüzbaşı A., program dolayısıyla öğleden sonraki Milli Güvenlik derslerinden tam yapılamadığını söyleyerek şöyle devam ediyor:

"Okulun tüm Öğrenci ve öğretmenin ile Ilıca Kaymakamı, Belediye Başkanı Milli Eğitim Müdürü ve Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden bir öğretim üyesinin (Doç) yer aldığı yaklaşık 200 kişinin katılımıyla konuşmalar ve görüntülü sunum yapılmıştır. Etkinlik Atatürk ve şehitler adına saygı duruşu, İstika Marşı'nın okunması ile başlamıştır. (Büyük boy Türk bayrağı asılmıştır) Daha sonra okul müdürünün günün önemini öven konuşması, Peygamberin hayatını anlatan film, çok sayıda öğrencinin kız erkek karışık) okuduğu dini şiirler, hikayelerle devam etmiştir."

'Velilerin kıyafeti çağdaş değil'

Ilıca Yavuz Selim Anadolu Öğretmen Lisesi'nde Milli Güvenlik öğretmeni olarak Yüzbaşı Mustafa Can A.'nın ardından İstihbarat Binbaşı Ali Rıza D. görevlendiriliyor. Binbaşı D. de aylık fişlemelere önceki subaylar gibi devam ediyor. Kasım 2007'deki Kontrol Formu'ndaki 'Okul kütüphanesinde yıkıcı-bö-lücü-irticai içerikli doküman var mı?' sorusunun karşısına 'Henüz tespit edilememiştir' notunu düşen Binbaşı D, okulda mescit bulunmasını ayrıntılı şekilde rapor ediyor.

Mescitte seccade ve tespih var

Binbaşı D., Erzincan'daki 3. Ordu Komutanlığı'na bu durumu şöyle iletiyor: "17 Ekim 2007 günü saat 14.00'de teneffüs sırasında bazı öğrenciler öğretmen tuvaletinin yanında oluşturulan mescitte namaz kılıyordu. Mescit halen faaliyette içeride halı, seccade ve tes pihler mevcut." Binbaşı Ali Rıza D., Aralık ayı raporunda da öğrencilerin mescitte namaz kılmaya devam ettiğini bildiriyor. Tarihi belli olmayan bir başka Kontrol Formu'nda ise Şükrü Paşa Lisesi'nde Mili Güvenlik Bilgisi dersine giren Binbaşı Şahin I.'nın ilginç gözlemleri dikkat çekiyor. Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar kısmında yer alan 'Okulda görevli olmadığı halde sık sık okula gelen çağdaş kıyafetli olmayan personel var mıdır? Kimlerdir?' sorusuna Binbaşı, "Bazı öğrenci velileri" cevabını veriyor. 'Bayan öğretmenlerin kılık kıyafet yönetmeliğine göre davranışları' kısmının karşısına Binbaşı I, "Bir öğretmen ders bitiminde okul sınırlarını terk etmeden türban giymektedir" notunu düşüyor. Binbaşı, diğer bir gözlemini de şöyle aktarıyor: "Birkaç öğrencinin iritcai yayınları okula getirdiği görülmüştür (Sızıntı Dergisi)."

Peygamber sevgisini bile fişlemişler

Erzincan'daki 3. Ordu Komutanlığına gönderilen fişlemelerde kutsal değerler hedef alınıyor. Peygamberimizin sözleri, öğretmenlerin namaz kılmak için düzenlediği oda, öğrenciler arasında Kutlu Doğum Haftası dolayısıyla düzenlenen yarışmalar ve yurt binası rapor halinde düzenlenmiş. Rütbeli öğretmenler, okul panolarında asılan ilanları dahi fotoğraflayıp karargaha 'mesaj formu' olarak göndermiş.

'Hocam elleme çarpılırsın'

Erzurum İmam Hatip Lisesi'nde asılan bir ilan dikkat çekmiş. 'Resûlullah'ı Sevmek' başlıklı ilandaki hadisler ile Prens Bismark'ın Hz. Muhammed'i anlattığı sözü 'sakıncalı' bulunarak komutanlığa rapor edilmiş. 16 Kasım 2006 tarihli mesaj formu, İstihbarat Binbaşı Ogün S. tarafından hazırlanmış. Binbaşı, Milli Güvenlik dersi esnasında tespit edildiğini belirttiği olayı ayrıntılarıyla anlatıyor. Mesajın konusu 'Erzurum İmam Hatip Lisesi'nde sınıflara asılan ilan' olarak yazılmış. Müsaade Eden Muharebe Kurmay Albay Kurmay Başkanı Mustafa Ş, yazılı fişlemenin gerekçesi maddeler halinde şöyle sıralanıyor:

1-Sınıflarda Atatürk resminin hemen altında 'Peygamberi sevmek' ve 'Risale-i Nur Külliyatı'ndan bir bölümün bulunduğu bir ilanın asıldığı Milli Güvenlik Bilgisi dersi esnasında tespit edildiği,

2- Konu ile ilgili yapılan araştırmalar neticesinde söz konusu ilanların Serince Mağazaları ve Erzurum Kültür ve Eğitim Vakfı katkılarıyla hazırlandığı... Bu kurumların Mehmet Kırkıncı grubu ile iltisaklı olduklarının öğrenildiği,

3- Öğrencilere 'Bunu buraya neden astınız?' diye sorulduğunda "Hocam sakın ellemeyin çarpılırsınız" dediklerinin öğrenildiği ve ilan ekte sunulmuştur.

Kutlu doğum yarışması sakıncalı

Erzurum Ilıca Yavuz Selim Anadolu Öğretmen Lisesi'nde Kutlu Doğum Haftası dolayısıyla düzenlenen kompozisyon, şiir ve makale yarışması karargaha rapor edilmiş. Milli Güvenlik dersi öğretmeni İstihkam Binbaşı Ali Rıza D, okul panosunda asılan 6 Mart 2008 tarihli yazıyı iki gün sonra fotoğraflayarak üst mercie rapor etmiş. Binbaşı, Erzurum Müftülüğü tarafından okullar arasında düzenlenen yarışmayı da sakıncalı görmüş. Yarışma konularının din, kardeşlik, sevgi ve barış, birlik ve beraberlik yazdığı sayfa da üstlere iletilmiş.

Subay eşleri ajan gibi kullanılıyor

Fişleme notlarında, subay eşlerinin istihbarat subayı gibi kullanıldığı görülüyor. Erzurum'daki Saltukbey İlköğretim Okulu ile ilgili İstihbarata Karşı Koyma Güvenlik Subayı İstihbarat Yüzbaşı Ahmet E, konuyla ilgili gelişmeleri bildireceğini belirttiği raporlama çalışmasında elde ettiği bilgileri şöyle anlatıyor: "4. Zırhlı Tugay Komutanlığı'nda görevli subay-astsubay eşlerinden elde edilen bilgilere göre: Öğretmenlerin bir kısmının girişimiyle okul müdürünün odasının yanında bulunan odanın namaz kılmak için düzenlendiği, gerekli paranın öğretmenlerden gönüllülük esasına göre toplandığının ilgi ile bildirildiğinin..."

Namaz raporu

Namaz kılmak için düzenlendiği ileri sürülen odanın fotoğrafları gizlice çekilmiş. 3. Ordu Komutanlığı'na iletilen fotoğraflar arasında farklı kareler yer alıyor. Oda boş iken, namaz kılanların bulunduğu sırada ve odanın dıştan görünüşü tek tek tespit edilmiş.

BUGÜN

Anahtar Kelimeler: ajan subaylar Milli Güvenlik dersi

Subaylar İHL'lileri Tek Tek Fişlemiş
12 Kasım 2010
İstanbul’daki Jandarma Bölge Komutanlığı’nın imam hatip liselerini tek tek fişlediği ortaya çıktı.
İstanbul'daki Jandarma Bölge Komutanlığı'nın görev sahası içerisinde bulunan Düzce, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve İstanbul'daki İHL'leri takibe aldığı belirlendi. Milli Güvenlik dersine giren subaylar 7 ilde bulunan 48 lisede fotoğraf ve görüntü kaydı alarak kılık kıyafet yönetmeliği ile ilgili takip yapmış.

DUVAR YÜKSEK GÖRÜNTÜ ALAMADIK
'İmam Hatip Liselerinde Kılık Kıyafet Yönetmeliği'nin Uygulama Durumu' başlıklı raporda tespit tarihi olarak 24- 25 Nisan 2003 yazıyor. Yönetmeliklere uygun hareket etmediği ileri sürülen isimler deşifre ediliyor. İl il listelerin yer aldığı raporda ilk sırada İstanbul'daki 23 İHL var. 'Milli Güvenlik Bilgisi derslerine giren öğretmenlerle mülakat ve gözle keşif tespitleri yapılmıştır' ibaresinin dikkat çektiği değerlendirmede şöyle deniliyor: "Liselerden 18'inde video görüntüsü alınabilmişken Tuzla, Kadıköy, GOP Kazım Karabekir, Fatih ve Üsküdar İHL'lerinde kamera çekimlerine karşı sıkı tedbir alınması ve okul duvarlarının yüksek olması nedeniyle deşifre olunmaması maksadıyla görüntü alınamamıştır. Ancak bu okullara ait görüntüler daha önce Jandarma Genel Komutanlığı'na gönderilmiştir. Bu okullardaki gözle keşif sonuçları daha önce tespit edilen görüntülerden farksızdır. Tespit edilen görüntüler izleme kolaylığı açısından üçer dakika ile sınırlı tutulmuştur." Rapordaki tespitler Milli Güvenlik Dersi'ne giren subayların benzer çalışmaları düzenli bir şekilde yaptıklarını ortaya koyuyor.

İstanbul ile ilgili şu not dikkat çekici: "32 ilçeden 14'ünde vekaleten görev yapan ve kılık kıyafet yönetmeliğini hassasiyetle uygulayan ilçe milli eğitim müdürlerinin tamamı görevden alınmıştır. Kadrolaşma faaliyetleri kapsamında asaleten görev yapan çağdaş zihniyetli Kartal İlçe milli Eğitim Müdürü B.E. imam hatip lisesi bulunmayan Adalar ilçesine görevlendirilirken, irticai görüşleri ile bilinen Adalar İlçe Milli Eğitim Müdürü Z.G. Kadıköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne atanmıştır."

Bilgi notunda Milli Eğitim Bakanlığı'nın Kaymakamlıklar vasıtası ile yaptırdığı incelemelerle ilgili ilginç ifadeler kullanılıyor. İstanbul'daki İHL'lerde yapılan incelemeler öncesinde okul yönetimlerine haber verildiği ileri sürülerek şu iddialar sıralanıyor: "Müfettişlerce idarenin yanıltılmasına yönelik, uygulamaların yönetmeliklere uygun olarak yapıldığı yolunda rapor tanzim edilmekte... Yönetmeliğin uygulanması doğrultusunda çaba gösteren öğretmenler baskı altına alınmaktadır."

MİLLETVEKİLİ ZİYARETİ JANDARMA RAPORUNDA
AK Parti Milletvekili Nusret Bayraktar'ın 4 Mart 2003'te Kadıköy Anadolu İmam Hatip Lisesi'ne yaptığı ziyaret de Jandarmanın notlarında. Bayraktar'ın okul müdürünü ziyaret ettiği belirtilerek, "Okuldaki uygulamalardan duydukları memnuniyeti belirterek müdüre destek vermişlerdir" deniliyor. Okul Müdürü A. A. Hakkında şu iddialarda bulunuluyor: "Bütün kız öğrencileri, okulun en üst katındaki mescitte toplayarak cam kenarlarına oturmamaları, camlardan görüntü vermemeleri konusunda uyarmış en kısa zamanda dışarıdan okul içerisinin görünmemesi için perde yaptırılacağını söylemiştir." aktifhaber

Örnek Paşa'dan Fişleme Ziyaretleri

20 Kasım 2010
Darbe suçlamasıyla hakkında soruşturma açılan emekli Oramiral Örnek'in, görevli olduğu dönemde dini hassasiyeti bulunan subay ve astsubayların evlerine aile ziyareti adı altında istihbarat elemanları gönderip fişleme çalışması yaptırdığı ortaya çıktı.
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'in, dini hassasiyetinden şüphe edilen subay ve astsubayların, kullandıkları deterjan markasına kadar fişlenmesi için emir verdiği anlaşıldı. 'Sarıkız', 'Ayışığı', 'Yakamoz' gibi darbe planlarını anlattığı 'Darbe Günlükleri' nedeniyle dönemin kuvvet komutanları ile birlikte hakkında soruşturma açılan emekli Oramiral Örnek'in, Donanma Komutanlığı yaptığı dönemde hazırlattığı fişleme kriterleri, 'şüpheli' subay ve astsubayların evlerinde aile ziyareti adı altında fişleme çalışması yapıldığını gösterdi.


Donanma Komutanı Özden Örnek'in emriyle hazırlanan, 21 Temmuz 2003 tarihli 'Takip-Kontrol altında tutulan personelin birlik dışı faaliyetlerinin takibinde dikkat edilmesi gereken hususlar' başlıklı 'gizli' ibareli belgede, muvazzaf subay ve astsubayları hedef alan trajikomik gözetim kriterleri sıralandı. Harp Filosu Komutanlığı, Gölcük Deniz Üssü Komutanlığı'nın da aralarında bulunduğu Deniz Kuvvetleri'ne bağlı 11 birime gönderilen belgede, dini hassasiyeti bulunan personelin fişlenme çalışması için yapılacak çalışmanın ana hatları anlatıldı.

DÜZENSİZ ARALIKLARLA EV ZİYARETİ

'Gizli' ibareli belgenin 'Yıkıcı, Bölücü ve İrticai Unsurların Deniz Kuvvetleri'ne Sızmalarına Karşı Alınacak Önlemler' başlıklı ekinde ise personelin birlik içi ve dışı takibi ile kontrolünde alınacak önlemler 19 maddede sıralandı. İlk maddede subay ve astsubayların takibi için ilgili amirlerin düzensiz aralıklarla ev ziyareti yapması gerektiği belirtildi. "Kategorili personelin birlik dışı takip/kontrolleri ile sosyal ve aile yaşam tarzlarının tespiti maksadıyla sicil amirlerinin düzensiz aralıklarla ev ziyareti yapmaları gerekmektedir" notu düşülen maddede, evlerde yapılacak fişlemeye dair kriterlere 'Ev Ziyaretleri' ve 'Dış Ortam ve Sosyal Faaliyetler' başlıkları altında LAHİKA-1 ekinde yer verildi.

BİSKÜVİ VE TUZUN MARKASI NE?

Subay ve astsubayların özel hayatının iğdiş edilmesini emreden belgede fişleme amacıyla ev ziyareti yapan amirlere 'dikkat edilecek hususlar' 32 maddeyle emredildi. Belgede sıralanan birbirinden ilginç sorulardan oluşan maddeler arasında 'Kapıyı kim açmaktadır', 'Portmanto, askılık, dolap vs.'daki aile bireylerine ait kıyafetler nasıldır', 'Karşı cinsle tokalaşma yapılmakta mıdır', 'Kolonya, gülsuyu ikram edilmekte midir', 'Ev ve gıda amaçlı kullanılan malzemelerin markaları nelerdir (deterjan, tuz, bisküvi vs.)', 'Duvarda daha önceden çerçeve, pano, resim olduğunu belirtir şekilde çivi veya boya, toz izi var mıdır' gibi fişleme amacı taşıyan kriterler yer aldı.

DUVARDAKİ KUR'AN'A DİKKAT

Özel hayat sınırlarını ihlal eden fişleme kriterleri arasına giren bazı maddeer 'irtica' paranoyasının Kur'an-ı Kerim gibi kutsal değerleri dahi hedef aldığını ortaya koydu. Fişleme kriterlerinin sıralandığı belgede subay ve astsubayların evlerinde duvara asılı Kur'an-ı Kerim olup olmadığına dikkat edilmesi emri de yer aldı. Gözetim amaçlı ev ziyareti yapan amirlere belgenin 'j' maddesinde şu soruya cevap aranması emri verildi: "Oda ve duvarlardaki pano/resimlerde dikkat çekici bir husus var mı (dini veya ideolojik bir resim, takvim, amblem, sembol, afiş, Arapça yazı, duvara asılı Kur'an, tespih, seccade, türban vs)"


Utanç fişlemesi 11 birime dağıtıldı

Ev ziyaretleri adı altında şüpheli subay ve astsubayların özel hayatını hedef alan emirlerin sıralandığı belgenin dağıtıldığı komutanlıklar şöyle: Harp Filosu Komutanlığı, Mayın Filosu Komutanlığı, Hücumbot Filosu komutanlığı, Gölcük Deniz Üs Komutanlığı, Denizaltı Filosu Komutanlığı, Gölcük Tersanesi Komutanlığı, Yıldızlar Suüstü Eğitim Merkezi Komutanlığı, Lojistik Destek Gemileri Komodorluğu, Deniz Hava Üs Komutanlığı, Deniz İkmal Merkezi Komutanlığı, Envanter Kontrol Merkezi Komutanlığı.

Kaynak: Yeni Şafak

ÇEV Kitabevlerini Bile Fişlemiş
17 Aralık 2010
Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ÇYDD iddianamesinde, Çağdaş Eğitim Vakfı yöneticilerinin ülke genelindeki kitabevlerini bile fişlediği belirtiliyor.
Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ÇYDD iddianamesinde, Çağdaş Eğitim Vakfı yöneticilerinin ülke genelindeki kitabevlerini bile fişlediği belirtiliyor.

Ele geçirilen "ÇEVPA Çağdaş Kitabevleri ve Kültür Merkezleri Projesi" başlıklı dokümanda Türkiye'de kültür kitabı satan işyerlerinin 700'ü 'gerici', 300'ü ise 'her türlü kitabı bulunduran çağdaş görünümlü kitabevleri' olarak ayrılmış. Bunlardan 100'ünün de takiyye yaptığı not edilmiş. Çağdaş olarak işaretlenen 200 kitabevinden 45'inin D&R'lar olduğu ifade edilmiş.

ÇEV Genel Merkezi'nde ele geçirilen "ÇEVPA Çağdaş Kitabevleri ve Kültür Merkezleri Projesi" başlıklı dokümanın "Saptamalar' başlığı altında şu ifadeler yer alıyor: "Ülkemizde yaklaşık 5000 kitap-kırtasiye dükkanı vardır. Bunlardan 1000 kadarı kültür kitapları satmaktadır. Bu 1000 kitapçıdan 700 kadarı Atatürkçü laik kitapları kapısından içeriye sokmayan yalnızca şeriatçı kitaplar satan siyasi gericilerin elinde, 300 kadarı ise her türlü kültür kitabını bulunduran çağdaş görünümlü kitabevleridir.
Gelgelelim bu 300 çağdaş görünümlü kitabevinin 100 kadarı, görünümlerinden Fethullahçı oldukları anlaşılmayan, Fethullahçılıklarını her türden kitap bulunduruyormuş izlenimi vererek gizleyen kitapçılardır.

Geriye kalan 200 kitabevinin 45 kadarı D&R'lardır. Ki bunlarda hem gerici hem ilerici kitaplar bir arada bulunmaktadır. Safkan ilerici kitabevlerinin sayısı tüm Türkiye çapında ne yazık ki yalnızca 150 kadardır.

Bunun 100 kadarı İstanbul, Ankara, İzmir, gibi büyük kentlerde, 20 kadarı Trakya bölgesinde, yalnızca 30 kadarı Anadolu'dadır." Türkiye'de her 1 'ilerici' kitabevine karşılık en az 5 'şeriatçı gerici' kitabevi bulunduğu iddia edilen belgede, 'bu acı gerçeğin büyük kentlerde yaşayanlar tarafından algılanamayacak denli örtülü' olduğu ifadelerine yer veriliyor.

'Çağdaş Yaşamcılar', bin 500 adetlik 'ileri kitaplar'ın birinci baskısının tükenmesinin bile yıllar almasının bu nedenden kaynaklandığını kaleme almış. Bunun için gazete ilanlarının bile işe yaramadığının altı çizilmiş.

Belgede "ÇEVPA Çağdaş Kitabevleri ve Kültür Merkezleri Projesi"nin sorulara cevap olarak ortaya çıktığı belirtiliyor. Yapılması gerekenlerle ilgili gerekçeler ise ulu önder Atatürk'ün vatanın kurtuluşu için söylediği 'Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır' sözü alet edilmiş: "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır' ilkesi uyarınca kitap-kültürevleri alanını 5'te 4 oranında geri-şeriatçılara terk etmiş olan bugünkü somut durumu değiştirmemiz gerekmektedir.

İlerici çağdaş kitabevlerinin hiç bulunmadığı yerleri saptayıp önceliği buralara vererek. Son tahlilde her ilde en az bir "ÇEVPA Çağdaş Kitabevi-Kültür Merkezi" işletmesi açmak amacımız olmalıdır. ÇEVPA Çağdaş Kitabevi-Kültür Merkezi işletmeleri, ülkeye kitap ve kültür alanında gericilerin tekelinden kurtaracak, halk eğitim merkezi gibi işlev görecek, Atatürkçü düşünce ve kültürü yayacak ayrıca ÇEV'e hiç küçümsenmeyecek bir gelir de getirecektir."
aktifhaber

CHP'li Belediye İşçileri Böyle Andıçlamış
09 Mayıs 2011
CHP’li Sarıyer Belediyesi’nin, belediyeye çalışan işçileri tek tek andıçladığı ortaya çıktı. İşçilerin karşısına "AKP'lidir, çöpe sürülsün" notları düşülmüş.
Sarıyer Belediyesi’nin 2009 yerel seçimleri sonrası CHP yönetimine geçmesiyle belediye çalışanları üzerinde andıçlama yaptırdığı ortaya çıktı.

www.sariyerguncel.com sitesi, Sarıyer Belediye'si yönetiminin çalışanları üzerinde“ “AKP’lidir, sakıncalıdır, çöpe sürülsün”, “CHP’lidir, kalsın” gibi notlarının düştüğü listleri yayınladı.

Sarıyer Belediye Meclisi’nde AK Partili Meclis Üyesi Cemil Özbalta gündeme getirdi.

Özbalta meclis toplantısında yaptığı konuşmasında “Şu elimde gördüğünüz iki belge siz belediyeye geldiğinizde fişlediğiniz insanlarla ilgili. Burada, şu, şu kişiler AK Partili temizliğe sürün. Şunlar CHP’li onlar kalmalı. Şunlar MHP’li onlar sürün vs. Şu anda Ergenekon’u dışarıda aramamıza gerek kalmadı. 28 Şubat ihtilalini yapanlar şu anda karşımızda duruyor. Yazıklar olsun sizlere yazıklar olsun. Ben sizi gerçekten adaletli hükmeden insanlar olarak bilirdim. Sayın başkan bundan sonra ağzınla kuş tutsan sana itimadım ve güvenim kalmamıştır. Siz her şeyi yaparsınız. Bu saatten sonra size ve ekibinize daha dikkatli olmamız gerektiğine inanıyorum. Sizi bu yaptığınızdan dolayı önce Allah’a sonra da Sarıyer halkının vicdanına havale ediyorum” dedi.

ANDIÇ LİSTESİ




aktifhaber



01 Mart 2009
Taraf, “28 Şubat süreci bin yıl sürecek” diyen Org. Kıvrıkoğlu’nun bu sözlerini 10 yıl sonra doğrulayan resmî bir belgeye ulaştı..

Dönemin Genelkurmay Başkanı’nın ‘28 Şubat bin yıl sürecek’ sözünü doğrulayan belgeler: Asker, 2007’de bir büyük kenti karış karış fişlemiş. Postmodern darbenin sürdüğünü gösteren raporlar, Eskişehir’de mahallelerin tek tek fişlendiğini kanıtlıyor. Dernekler, sendikalar, okullar, kafeler, hastaneler, eczaneler, hatta “Atatürkçü” dernekler uygulamadan nasibini almış. Ordunun fişleme yaparken “suç unsuru” aramadığı da dikkat çekiyor. Piknik yapmak, saz çalıp türkü söylemek ya da peruk satmak fişlenmek için yeterli neden. Askerî raporlarda kişi, şirket ya da kurumların isimleri de açıkça yer alıyor.

Taraf, “28 Şubat süreci bin yıl sürecek” diyen eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun bu sözlerini 10 yıl sonra doğrulayan resmî bir belgeye ulaştı. Eskişehir’deki 1. Hava Kuvveti Komutanlığı tarafından hazırlanan rapor, 28 Şubat sürecinin hâlâ devam ettiğini gözler önüne serdi. Raporda Eskişehir, sokak sokak, dükkan dükkan fişlenirken, ilkokul öğrencileri bile “irticaî faaliyet” kapsamına alındı. Yasal partiler, sivil toplum örgütleri ve dernekler, “irticacı” ve “bölücü” ilan edildi. Hava İstihbarat Yüzbaşı Kemal Ünal tarafından hazırlanan ve Eskişehir 1. Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğgeneral Mehmet Şanver’in imzasını taşıyan “Eskişehir İli Yıkıcı, Bölücü, İrticai Faaliyetler Değerlendirmesi” başlıklı raporda, partiler, dernekler, sivil toplum örgütleri, şirketler, sendikalar, kafeler, eczaneler hakkında bilgi toplanarak kayıt altına alındı. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) bile fişlendiği raporda, “Pikniğe gittiği, siyasi faaliyetlerde bulunduğu, peruk sattığı tespit edilmiştir” denerek, “yıkıcı, bölücü, irticacı” olduğu iddia edilen kişilerin isimleri de fişlenme listesinde yer aldı. Raporun “Yıkıcı Faaliyetler” bölümünde DTP, ÖDP ve EMEP gibi sol partilerle örgütlere yer verilirken, bazı mahalleler de “yıkıcı” ilan edildi. Şanver’in üst makamlara gönderdiği anlaşılan raporda fişlemelerin devam edeceği “Yıkıcı, bölücü ve irticai yapılanmalar ve bu unsurların devam ettirdikleri faaliyetler, bilgi elde edildikçe vakit geçirmeksizin uygun kanallarla gönderilmektedir” ifadesiyle anlaşılıyor.

İstihbarat kaynakları
Raporun giriş bölümünde, elde edilen bilgilerin hangi kaynaklardan sağlandığına da yer veriliyor. Buna göre, bilgiler, üst komutanlıkların yayımladıkları istihbarat raporlarından, ulusal ve yerel basın organlarından, yerel emniyet birimlerinden, İl Emniyet Komisyon toplantılarından, askerî personelin yazılı ve sözlü müracaatlarından ve liselerdeki Milli Güvenlik derslerine giren askerlerden elde edilmiş.

Fatma öğretmenin peruk taktığı...
Eskişehir’de Hava Kuvveti Komutanlığı’nın hazırladığı raporda en geniş bölüm “İrticacı Faaliyetler”e ayrılmış. Okulda peruk taktığı iddia edilen bir kadın öğretmen bile fişlenmiş. İşte rapordaki çarpıcı başlıklar:

- Eskişehir’de, iş adamları tarafından desteklenen ve irticaî faaliyet yürüten birçok vakıf, dernek, sağlık merkezi, dershane, öğrenci yurdu ve okul bulunmaktadır. Eskişehir’de Milli Görüş, Fethullah Gülen yanlısı Nurcu grup ve Radikal İslamcı kesime mensup faaliyetlere rastlanılmaktadır.

- Eskişehir il ve ilçe merkezleri ile köylerinde denetim dışı Kur’an kursları tespit edilememekle birlikte, irticaî unsurların bu tür çalışmalarını güvenlik birimlerinin baskılarından kurtulabilmek amacıyla oluşturdukları dernek ve yurtlar ile Fethullah Gülen yanlısı Işık Evleri’nde sürdürdükleri gözlenmiştir.

- Eskişehir’de irticaî faaliyet gösteren grupların genelde yoğunlaştıkları semtler; Emek, Gökmeydan, Alanönü, Kurtuluş, Erenköy, İstiklal, Esentepe ve Çamlıca’dır.

- Eskişehir ilinde faaliyet gösteren basın yayın organlarında Ak Haber, Milli İrade, Burç gazetesi ve Ert FM radyo istasyonu sağ görüşü öne çıkaran yayın yapmaktadır.

- Bazı camilerde, çeşitli cemaatlere mensup cami imamları ve kişiler tarafından irticaî faaliyetlerin yapıldığı ve propaganda amaçlı vaazlar verildiği bilinmektedir.

- Eskişehir Milli Eğitim Müdürü Ertuğrul Dündar hakkında kadrolaşma faaliyeti gösterdiği iddiaları yerel basında yer almış, çıkan haberler gönderilmiştir. Bu kapsamda yer alan iddialar incelenmiştir.

- Eğitim-Bir Sen Eskişehir Şube Başkanı İsmail Altınkaynak başörtülü insanların eğitim ve çalışma haklarının ihlal edildiği yönünde açıklama yaptı.

- Eskişehir’de tüm okullara Harun Yahya tarafından yazılan Yaratılış Atlası isimli kitap gönderilmiştir. Konuyla ilgili web adresi www.harunyahya.org olduğu hususu daha önce gönderilmiştir.

- Eskişehir Atatürk Anadolu Meslek Teknik ve Endüstri Meslek Lisesinde din bilgisi dersi öğretmeni olan Fatma Özdemir’in okul içinde peruk taktığı Milli Güvenlik Bilgisi Dersi raporları ile bildirilmiştir.

Öğrencilerden de korktular
Raporda irticaî faaliyetleri desteklediği yönünde duyum alındığı söylenen eğitim kurumları da fişlendi. İşte o tabloda yer alan kurumlar:

Yurtlar
- Akademi Erkek Öğrenci Yurdu
- Bademlik Dönertaş Erkek Öğrenci Yurdu
- Ceylan Erkek Öğrenci Yurdu
- Emek Kız Öğrenci Yurdu
- Hilal Erkek Öğrenci Yurdu
- İhlas Erkek Öğrenci Yurdu
- İslami İlimler Vakfı Erkek Öğrenci Yurdu
- Murat Çelikyürek Kız Öğrenci Yurdu
- Reşadiye Erkek Öğrenci Yurdu
- Sakarya Erkek Öğrenci Yurdu
- Sema Kız Öğrenci Yurdu
- Tepebaşı Yüksek Öğrenci Yurdu
- Ufuk Erkek Öğrenci Yurdu
- Vatan Erkek Öğrenci Yurdu

Liseler/İÖO
- Özel Ertuğrul Gazi Lisesi
- Samanyolu Eğitim Kurumları/Bahar Anaokulu. İöo, Lisesi (F.Gülen)
- Özel Ümit Lisesi-İÖO
- Özel Lale Anaokulu/Kreşi (F.Gülen)
- Yalçınkaya Dershanesi
- Yediler Adım Dershanesi (Nakşibendi Güdümünde)

En ufak bir şüphe yeter
Raporda “İrticaî faaliyetleri desteklediği değerlendirilen, ilişkide olduğu kesim belirlenemeyen işletmeler” de yer alıyor:

- Yimpaş Alışveriş Merkezi
- Halı Bilal Tur (Hac Organizasyonu)
- Hilal Otomotiv A.Ş. 4.
- Reşadiye Çay Ocağı
- İkra Kitapevi (Ukba Vakfı-Alaaddin Yaşar)
- Nihat Tuhafiye
- Reşadiye Kitapçısı
- Eskişehir Hayat Özel Sağlık Ve Turizm Hizmetleri A.Ş.
- Özel Ümit Sağlık Merkezi Ltd.Sti.
- Ensar Vakfı
- Özel Çağ Sağlık Hizmetleri Merkezi
- Birlik Vakfı
- Özel Sakarya Hastanesi
- Hakka Hizmet Vakfı
- Köroğlu Eczanesi
- Memur Sen
- Sare Eczanesi
- Din Bir Sen
- Odunpazarı Eczanesi
- Yeşilnur Matbaası
- Hilal Eczanesi
- Altaylar Matbaası
- Hızır Eczanesi
- Fazilet Matbaası
- İrşad Eczanesi
- Buhara Kırtasiye
- Çapa Ortopedi
- Anadolu Gençlik Derneği Eskişehir Şubesi

Fırınlar, Hastaneler, Kırtasiyeler
Tuğgeneral Mehmet Şanver tarafından hazırlanan fişleme listesinde neredeyse kentteki bütün işyeri ve esnaf yer alıyor. Şehirdeki oteller, lokantalar, kırtasiye ve kitapçıların kimlere ait olduğu tek tek sıralandıktan sonra bu kişilerin hangi tarikatlara yakın olduğu da fişleme raporuna eklenmiş.
Raporda “İrticai faaliyet yürüten oluşumlarla ilişkisi olduğu değerlendirilen işletmeler” şöyle sıralanıyor:

- Doğanay İnş.Gıda San.Ltd.Sti Nakşibendi Tarikatı Adıyaman Menzil Grubu
- Çatı Ajans Nakşibendi Tarikatı Adıyaman Menzil Grubu
- Erkam Sağlık Kabini Nakşibendi Tarikatı Erenköy Cemaati
- SakaryabaşıOtel Ve Rastorant Nurculuk F.Gülen Grubu
- Bank Asya Nurculuk F.Gülen Grubu
- Özel Ümit Sağlık Polikiliniği Nurculuk F.Gülen GrubuAshaş Anadolo Sağlık
- Hizmetleri Nurculuk F.Gülen Grubu
- Emeksiz Tıp Merkezi Nurculuk F.Gülen Grubu
- Anadolu Polikiniği Nurculuk F.Gülen Grubu
- Maltepe Özel Güvenlik Şirketi Nurculuk F.Gülen Grubu
- Nt Kitapevi Nurculuk F.Gülen Grubu
- Eskişehir İşadamları Derneği Nurculuk F.Gülen Grubu
- Ahlaki Değerleri Yaşatma Derneği Nurculuk F.Gülen Grubu
- Eğitimciler Derneği Nurculuk F.Gülen Grubu
- Eskişehir Fakirlere Ve Muhtaçlara Yardım Derneği Nurculuk F.Gülen Grubu
- İhlas Ev Aletleri Temsilciliği Işıkçılar
- Damla Kitap Kırtasiye A.Ş. Süleymancılık
- Hakikat Kitapevi Nakşibendi Tarikatı Hakikatçılar Grubu
- İkra Kitapevi Nakşibendi Tarikatı Erenköy Cemaati
- Yediler Kitapevi Nakşibendi Tarikatı Erenköy Cemaati
- Nazen Giyim Milli Görüş
- Akpınarlar Kuruyemiş Nakşibendi
- Sakarya Ticaret Süleymancılık
- Uysal Otel Süleymancılık
- Lüx Ekmek Fırını Nakşibendi
- İstikbal Showroom(Yunusemre Caddesi) Nur Cemaati
- Nt Kırtasiye Nurculuk F.Gülen Grubu

ADD ve CHP’yi bile fişlediler
Eskişehir’de fişlenen kurumlar arasında Atatürkçü Düşünce Derneği ve CHP de var. Listeye girmekten kurtulamayan Eskişehir Kadın Platformu’nun başına “sözde” ifadesinin eklenmesi ise dikkat çekiyor. Fişleme raporunda “Önemli günlerde faaliyet gösteren ve yapılan faaliyetlere destek verdiği tespit edilen bazı dernek, parti, kurum ve platformlar” şöyle sıralanıyor:

- ÖDP
- Sözde Eskişehir Demokratik Kadın Platformu
- İnsan Hakları Derneği
- Emek Partisi
- DTP
- KESK
- DİSK
- Atatürkçü Düşünce Derneği
- Tabipler Odası
- CHP
- İşçi Partisi
- Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası
- Türk-İş

Saz çalıp türkü söylediler rapora girdiler
Raporda “Bölücü faaliyetler” kısmında yasal partilerin yaptığı etkinlikler de yer alıyor:

- Demokratik Toplum Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi ve Emeğin Partisi mensupları tarafından sempatizan kadrolarını geliştirmeye yönelik miting, basın açıklaması, bildiri dağıtımı, imza kampanyaları düzenlenmektedir.

- DTP il teşkilatı olmuş, 2007 yılında İstiklal mahallesi Reşadiye sokağa taşınmıştır.

- Eskişehir Anadolu ve Osmangazi üniversitelerinde okuyan YÖGEH ve PKK/Kongra-Gel terör örgütü sempatizanı öğrencilerin 19 Mayıs 2007’de 80-85 kişilik bir grup halinde il merkez Yarımca köyü yakınında, Sarıcakaya ilçesi sınırlarında bulunan 2 Kurnalı Deresi mevkiinde gezi ve piknik düzenledikleri, müzik aletleri dinlemek ve elektronik saz çalmak için jeneratör kurdukları, DTP il başkanı Hamza Abay’ın da faaliyetlere katılarak destek verdiği öğrenilmiştir.

- Eskişehir 19 Mayıs Anadolu Lisesinde bir öğrenci bölücülük temelli söylemlerde bulunmuş, konu üst makamlara iletilmiş, il emniyet komisyon toplantısında gündeme getirilmiştir.

Misyonerler de unutulmadı
Raporun “Misyonerlik Faaliyeti” bölümünde ilginç tespitler var:

- Misyonerlik faaliyetleri kapsamında; il merkezinde bulunan Serdivan Kafe içerisinde yabancı uyruklu şahıslar tarafından Hıristiyanlık propagandası yapıldığı tespit edilmiştir.

- Dünya Mevlana Kardeşlik Birliği isimli grubun henüz 15-20 kişilik bir sempatizan kitlesi ile faaliyetlerini devam ettirdiği, haftada iki gün toplantı yaptıkları, sempatizan kitlenin 40-50 yaşları arasındaki emekli memurlar ile eşlerinden oluştuğu bilinmektedir

- Hıristiyanlık propagandası yapan bir grubun http://www.estopluluk.org.tr internet sitesi adı altında eleman kazanma gayreti içerisinde olduğu tespit edilmiştir.

- Adının Lars olduğu belirtilen bir şahsın kendilerine ait faaliyetler hakkında bilgi verdiği hususu rapor edilmiş olup, bu grubun Yehova Şahitleri adıyla bilindiği, on senedir Eskişehir’de faaliyet gösterdikleri, faaliyetlerinde yasa dışı bir unsura rastlanmadığı, grup üyelerinin en son 2 Nisan 2007’de toplantı düzenledikleri öğrenilmiştir.

‘Yıkıcı’ mahalleler
Raporun “Yıkıcı Faaliyetler” bölümünde yer verilen konular ise şöyle:

- DHKP/C terör örgütünün öğrenci gençliğine yönelik olarak ülke genelinde gittiği “gençlik derneği” adı altında yapılanmasına paralel olarak, “Eskişehir Gençlik Derneği” eş zamanlı olarak faaliyete geçirilmiştir.

- Bölücü ve yıkıcı sol unsurların Eskişehir’de yoğunlaştıkları mahalleler; Büyükdere, Göztepe, Yıldıztepe, Gültepe, Kırmızı Toprak, Fevzi Çakmak, Gündoğdu ve Emek’tir.

- Sol örgüt üyesi ve sempatizanlarının yoğun olarak bulundukları yerler: Taranta Babu Kültür Sanat Derneği, ÇGD, Sıla Kafe, Dilan Türkü Bar, Titanic, Kirvem Kahvaltı Salonu, Arka Bahçe.

- Eskişehir ilinde faaliyet gösteren basın yayın organlarından Sakarya ve İstikbal gazetelerinin sol görüşü öne çıkaran yayın yaptıkları bilinmektedir.

(Taraf)


TSK'da İbadet Fişlemesi
24 Ağustos 2008 08:29
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin namaz kılan askeri personelin gizli istihbarat raporu Ergenekon sanığı Emekli Binbaşı Fikret Emek'in bilgisayarından çıktı.

TSK'nın çok gizli özellikle istihbarata dair binlerce sayfa belgesi Ergenekon davası kapsamında tutuklanan şüphelilerin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda ortaya çıktı. Ergenekon'un tutuklu sanığı Fikret Emek'in bilgisayarından çıkan "HAF.İSTİH. RAPORU.doc" isimli Word dosyasına göre alınan duyumları değerlendiren Özel Kuvvetler Komutanlığı, kendi bünyesinde 2'nci Özel Kuvvetler Alayı, 3'üncü Tabur Komutanlığı'nda görev yapan Tankçı Üstçavuş L.S., Piyade Üstçavuş R.B. hakkında fişleme raporu tuttu.

ÖKK'da araştırmayı tabur seviyesine indirerek iki askerin peşine muhbir taktı. Takip çalışmasının devam ettiği notu düşülen İstihbarat Timi Haftalık Raporu (07-20.04.2001) tarihli fişleme belgesinde askerlerin evleri dahil, ziyaretçilerine kadar takip altına alındı.

Aşırı derecede ibadet ediyorlar

İki personelin dini yönden aşırı derecede ibadet yaptıkları duyumu üzerine hareket eden askeri istihbarat elemanları, yapılan iki haftalık takipten sonra elde ettikleri bilgileri rapor etti. Rapor ise şöyle:

"Yapılan araştırmalara göre yukarıda isimleri yazılı iki personelin vakit namazlarını devamlı kıldıklarını, okudukları kitapların dini yönde olduğunun öğrenilmesi üzerine; söz konusu iki personelin beraber olarak kaldıkları (...) Batıkent adresinde yapılan kontrolde evin içinin sade bir görünüme sahip olduğu, televizyon, radyo/ teyp, vb. cihazların olmadığı, salonun küçük bir ibadet yeri görümüne sokulduğunu, bol miktarda seccade, tesbih, namaz takkesi ve Said Nursi'ye ait birçok kitabın olduğu görüldü. (...)"

Söz konusu belgeler arasında TSK'ın sivil toplum kuruluşları hakkında raporundan, kozmik belgelere kadar yüzlerce belge mevcut.

(Osman Asiltürk / Bugün)



''FİŞLERİ SOBADA YAKTIM''-
10.Kasım.2007

AK Parti İstanbul Milletvekili Necat Birinci, milletvekili olmadan önce bulunduğu Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı görevinde yaptıkları çalışmaları anlattı. Kadrolaşmakla itham edildiklerini ve bunu kabul edemeyeceğini belirten Birinci, şunları söyledi: ''Müsteşar olduktan sonra, bir kasanın anahtarını bana teslim ettiler. 1.5 yıl merak edip de bu kasayı açmadım. Ancak bir gün açtım ve içinden 4 tane büyük klasör çıktı. Bu klasörlerde ne olduğuna baktığımda, bakanlık bürokratlarının, bütün ilçe milli eğitim müdürlerinin, il milli eğitim müdür yardımcılarının ve okul müdürlerinin fişlendiğini, onlara ilişkin bilgilerin olduğunu gördüm ve bundan irkildim. o fişleri arabaya koydum ve soba kullanan bir arkadaşımın evine gittim ve 'şunları yakalım' dedim.'' Birinci, ''Biz mazimizi temizledik, ak sayfayla çalışmaya başladık. Bizi kadrolaşmakla itham etmek büyük haksızlık. İttihat terakkiden bu yana en tarafsız olan biziz'' diye konuştu. Bu sözlerine muhalefet milletvekillerinin laf atması üzerine Birinci, ''Lütfen dinlemeyi öğrenin'' dedi. Ak Parti'li Birinci, CHP İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek'in, ''Bize ders veremezsiniz'' sözlerine, ''Gerekene veririm'' karşılığını verdi. Birinci, 1848'den bu yana yapılan derslik sayısının 440 bin civarında olduğununu, bunun 120 binin son 5 yılda yapıldığını söyledi.

Kayseri'yi Parselleyen Komutan
16 Mart 2009 15:27

Tümgeneral Ulugüler, "bu emir sözlü iletilecek" diye yazdı ve Kayseri'de 9 mahalle dahil çok çarpıcı bir fişlemeye imza attı...

Tümgeneral Ulugüler, yayınladığı talimatnameyle, er ve erbaşların kentteki 9 mahalle ile onlarca lokanta, kafe ve otele girişini yasakladı.

Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi ve Garnizon Komutanı Tümgeneral Ulugüler, yayınladığı talimatnameyle, er ve erbaşların kentteki 9 mahalle ile onlarca lokanta, kafe ve otele girişini yasakladı...

Fişleme rezaletlerine bir yenisi eklendi. Kayseri 2'nci Hava İkmal Bakım Merkezi ve Garnizon Komutanı Tümgeneral Rıdvan Ulugüler'in Kayseri'de 9 mahalle ile çok sayıda esnafı fişlediği ortaya çıktı. Kayseri'deki bu yerleri sadece fişlemekle kalmayan Ulugüler, fişlenen yerlere askeri personelin gitmesini engellemek için de emir yayınladı. Kayseri 2. İkmal Bakım Merkezi Komutanlığı'nda 31 Aralık 2008'de uygulamaya konulan ve "Askeri Personelin Girmesi Sakıncalı Olduğu Yerler" başlıklı skandal emrin askerlere sözlü olarak tebliğ edilmesi ve panolara da asılmaması istendi.

‘Gizlilik’ vurgusu yapıldı

Yazıda askerlere "sözlü olarak tebliğ" edilmesi istenen bölümün yanına özellikle "yazılı olarak tebliğ edilmeyecek" şeklinde ibare de konuldu. Tümamiral Ulugüler, "özel" damgalı olarak birliklere gönderilen yazının "gizlilik" derecesine uygun olarak muhafaza edilmesini talimatında vurguladı. Kayseri'nin mahallelerini ve esnaflarını töhmet altında bırakan Tümamiral Ulugüler, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği'nin 110. maddesini de fişleme skandalına dayanak yaptı. Türk askerinin onurlu ve haysiyetli bir şekilde hareket etmesini isteyen yönetmelik maddesinde ise şu ifade yer alıyor:

‘Düşman gözler üzerimizde’

"Erbaş ve erlerin izinli bulunduğu zamanlarda dost ve düşman gözlerinin kendi üzerinde olduğunu düşünerek ve yalnız kendisinin değil, bütün milletine ve Silahlı Kuvvetler’e ait onur ve haysiyeti kıracak hallerden ve yasak edilen şeyleri yapmaktan çekinmelidir."

Havacı generalin skandal yazıda bir taraftan 'haksız rekabet yaratmamak" için 'Erbaş ve Erlerin Girmesi Serbesttir' gibi levhaları ticari işletmelere asılmasına müsaade edilmeyeceğini söylerken, bir taraftan da fişlenen yerlere gidilmesini yasaklaması ise kafaları karıştırdı. Benzer bir skandalın yaşandığı Eskişehir'de de fişlenen esnaf uygulamaya sert tepki göstermişti. Bu arada Kayseri esnafının da bölücü uygulamadan büyük rahatsızlık duyduğu öğrenildi.

İşte yasaklanan mekanlar

MAHALLELER: Tacettinveli Mahallesi, Caferbey Mahallesi, Nazımbey Mahallesi, Yavuzlar Mahallesi, Battalgazi Mahallesi, Küçük Mustafa Mahallesi, Gaziosmanpaşa Mahallesi, Hilal Mahallesi ve Boztepe Mahallesi.

KAFELER: Hakem Cafe, Cafe Ateş, Bezirhan Cafe, Mehmet Fatih Cafe, Bambu Cafe, Mırra Cafe, Kapris Türkü Cafe, Ora Cafe, Makro Paşa Cafe, Ümit Cafe, Big Boss Cafe, Ram Cafe, Oba Cafe, Aze Cafe, Mimarsinan Parkı'nda Bulunan Açık Kafeler, Sivas Caddesi üzerindeki Nargile Salonları

LOKANTA VE OTELLER: Çapari Otel, Otel Klas, Altınsaray Otel, Bent Otel, Ayata Otel ve Şehir Restaurant.
aktifhaber

Komutanlardan FİŞLEME Özrü
16 Mart 2009 20:09Kayseri'de askeri yetkililer, Tümgeneral Rıdvan Ulugüler'in fişlediği işyeri sahiplerini ziyaret ederek özür diledi..

Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi ve Garnizon Komutanı Tümgeneral Rıdvan Ulugüler'in askeri personele yasakladığı işyerlerinin sahiplerinden, askeri yetkililerinin özür dilediği ortaya çıktı.

Askeri personel, gazetede yayımlanan haberlerde ismi geçen işyerlerini subay düzeyinde ziyaret ederek, haberlerin asılsız olduğu, fişlemenin söz konusu olmadığını ve bu bilginin gerçeği yansıtmadığını anlattığı öğrenildi.

Kayseri Garnizon Komutanlığı'nın, askeri personelin gitmemeleri gerektiğini belirttiği mahalleler, kafeler ve lokanta ile otellerin isimleri kamuoyuna yansıdı. Garnizon Komutanlığı'nın, esnafı fişleyerek mahalle baskısı yaptığı yönünde basında haberler çıkarken, komutanların da esnaftan özür dilediği belirtildi. Yasaklı listede ismi geçen Otel Klas yetkilileri, bir ay önce kendilerine gelen isimsiz bir mektuptan bahsediyor. Mektuptan çıkan metinde, Garnizon Komutanlığı'nın askeri personeline emir yazısıyla Otel Klas'a gitmemeleri yönünde talimat verdiği belirtiliyordu. Otel yetkilileri, bu mektubu aldıktan sonra binbaşı düzeyinde Garnizon Komutanlığı'ndan gelen askeri personelin kendileri ile görüştüğünü anlatıyor. Görüşmede, komutanların gönderilen yazının gerçeği yansıtmadığını, doğru olmadığını, böyle bir emrin söz konusu olmadığını ifade ederek kendilerinden özür dilediklerini belirtti. Yine listede yasaklı işyerleri arasında bulunan Altınsaray Oteli'nin sahibi Ahmet Demircioğlu da böyle bir mektubun kendilerine de geldiğini doğruladı. Demircioğlu, otel müdürünün isimsiz gelen mektubu önce açmadığını, askeri personelin gelerek böyle bir yazıdan bahsetmesi üzerine açtıklarını anlattı. Demircioğlu, şöyle konuştu:

"Bir ay önce gelen gelen mektup içinde, bugün gazetelerde konu olan haberle ilgili olarak bilgiler vardı. Haberde çıkan yasaklı işyeri arasında bizim otelin de bulunduğu belirtiliyordu. Askeri yetkililerin, bu bilgilerin yanlış olduğu, doğruyu yansıtmadığı ve kendilerinin böyle bir emir vermediklerini dile getirip, özür dileyerek ayrıldıklarını öğrendim. Tabi bize gelen yazıda, böyle bir yasaktan bahsedilirken, hukuki süreç başlatmamız adına da telkinde bulunulmuş. Bunun Kayserili işadamları ile askeriye arasındaki ilişkilerin bozulması, ilişkilerin zedelenmesi adına yapıldığını düşünüyoruz. Böyle bir yasağında olamayacağını tahmin ediyoruz." diye konuştu.

Listede yasaklı işyerleri arasında yer alan başka bir otelin yetkilisi de askeri personelin kendilerinden özür dilediğini belirtti. Çapari Otel Müdürü Abit Keykubat, 20 yıldır çalışan 3 yıldızlı otellerinde alkol olmadığını ve ailelerin tercih ettiğini dile getirdi. Keykubat, asker ailelerini de otellerinde ağırladıklarını anlatarak, "Bir ay önce binbaşı düzeyinde askeri personel geldi. Otelimiz ile ilgili yasak olduğu yönündeki bilgilerin doğru olmadığını, gerçeği yansıtmadığını anlatarak, çıkan bilgilerden dolayı özür dileyip sonra gittiler." dedi. Yasaklı işyeri listesi arasında bulunan kafelerin sahipleri ise böyle bir olaya karışmak istemediklerini, böyle bir yasaktan haberleri olmadığını dile getirdiler.
aktifhaber

Cumhurbaşkanı Gül de fişlenmiş

Çeşitli tarihlerde fişlenen 2814 kişi arasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ismi de geçiyor.26 Mart 2009 01:25


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen Ergenekon davasının ikinci iddianamesinde; çeşitli tarihlerde toplam 2814 kişinin dini ve siyasi görüşlerine göre kişisel bilgilerinin kaydedildiği ve fişlendiği belirtildi.

Fişlenenler arasında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yanı sıra Cemil Çiçek, Zeki Ergezen, Murat Başesgioğlu, Ali Babacan, Beşir Atalay, Mehmet Aydın, Hilmi Güler, Abdulkadir Aksu, Kemal Unakıtan, Erkan Mumcu, Mehmet Vecdi Gönül, Recep Akdağ, Ali Coşkun ve Binali Yıldırım, Atilla Koç, Abdullatif Şener, Ertuğrul Yalçınbayır, Sami Güçlü, gibi bakanlar var.

Ayrıca, Adana Milletvekili Ömer Çelik, AKP'nin Genel Başkan Danışmanı Cüneyd Zapsu, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fikri C. ve Dicle Üniversitesi Eski Rektörü Mehmet Ü. Ö., Üniversitesi'nde görevli bulunan Prof. Dr. Halil D., Prof. Dr. Ekrem M., Prof. Dr. Recep I., Prof. Dr. Zülküf G., Prof. Dr. Kadri B. ve Prof. Dr. Ömer M. isimlerin yanısıra birçok kurum ve kuruluşta fişleme yapıldığı ortaya çıktı.

haber7

Atatürkçü Düşünce Derneği her yerde evleri fişlemiş

28 Nisan 2009 ''Ergenekon" soruşturması kapsamında 56 sanık hakkında hazırlanan 2. iddianamenin 248 klasörden oluşan ve 2 DVD'ye aktarılan eklerinde, dönemin Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ile Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay arasındaki görüşme metinlerine de yer veriliyor.
"Ergenekon" davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sanık sayısına göre çoğaltılarak avukatlara verilmeye başlanan DVD'lerde yer alan klasörlerde, operasyon kapsamında Eruygur'un İstanbul'daki evinden çıkan doküman ve dizüstü bilgisayarının çözümünden elde edilen bazı belgeler bulunuyor.
Bu belgelerden biri olan "ADD Özel Dosya"da; "Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun'a muhalefet eden şer yuvaları ile demokratik ve laik TC Devleti aleyhine faaliyette bulunan yasa dışı Kur'an kursları, yurtlar, toplantı salonları, şeriatçı okulların ADD şubelerince ve uyanık derneğimiz mensupları nca yapılan tespitlerini içeren bilgi dosyası. Bu dosya içeriği, gizli olup gereksiz kişilere verilmeyecek ve ortalarda bırakılmayacaktır, ADD Genel Başkanı" ifadeleri kullanılıyor.
Şubelere gönderilen bu yazıya verilen cevaplarda da "Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun'a muhalefet eden çeşitli öğrenci yurtları ile evlerin adı ve adresleri ile faaliyetlerinin raporlandırıldığı" görülüyor.
"Ulusal Birlik Harekatı" yapılanma şemasının da yer aldığı klasörde, "Ulusal Birlik Kongre Divan Başkanlığı"na hitaben yazılan bir dilekçede, Ulusal Birlik Konseyi'ne önerilen isimler arasında, son operasyonlarda gözaltına alınarak tutuklanan eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay ile eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu'nun da adı ge çiyor.
ADD Genel Merkezi'ne ait el yazısıyla yazılmış bir ajanda fotokopilerine de yer verilen klasörlerde, ADD Başkanı Eruygur'dan randevu isteyenlerin notlarının tutulduğu görülüyor.
Eruygur'un dizüstü bilgisayarından çıkan "Genel Yönetim Kurulu" dosyasında yer alan isimlere de klasörde yer veriliyor.
Ele geçirilen belgeler arasında, çeşitli gazete kupürleri ve bazı kişilerin Eruygur'a yazdıkları mektuplara da yer verilirken, "FGT (Fethullah Gülen Tipi) Hakim Yapılanması (Cemaat)" başlıklı belgede de el yazısıyla bazı kişilerin isim ve telefonları bulunuyor, mezun oldukları okullar ve faaliyetleri anlatılıyor.
Belgelerden birinde, "Savcılarla İlgili Kısım", "Yargıtay Örgütlenmesi", "Emniyet Teşkilatı Sorumlusu" başlıkları altında bazı bilgiler yer alırken, başka bir belgede de 2006 ile 2007 yılları arasında yapılan Encümen-i Daniş'in toplantı günleri ve katılanların isimleri bulunuyor.
Encümen-i Daniş üyelerinin isim, adres ve telefon listesinin yer aldığı belgelerin de bulunduğu klasörde, ATO Başkanı Sinan Aygün'ün 11 Haziran 2004'te dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'a gönderdiği bir mektubun onaylı örneği de yer alıyor.
Eruygur'un evinden ele geçirildiği belirtilen "Gençlik Projeleri" adlı bir belgede de "Üniversitelerimizin tamamı hedef olmakla beraber, 19 Mayıs, Uludağ, İnönü, Atatürk ve Ankara üniversitelerinde Atatürkçü Düşünce Toplulukları oluşturulacaktır" ifadesi yer alıyor.
"Gençlik kolları üyelerine çağdaş vakıf ve dernekler arac ılığıyla burs verilmesi sağlanacaktır" ve "Burs alan tüm öğrenciler için özel eğitim ve yönlendirme programları uygulanacaktır" ifadeleri dikkati çeken söz konusu belgede ayrıca, gazeteci Nuray Başaran ile Şener Eruygur arasında 26 Aralık 2003'te yapıldığı belirtilen görüşme metnine de yer veriliyor.
Klasörlerde, Eruygur'dan elde edilen belgeler arasında, 23 Aralık 2003 ve diğer tarihlerde Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ile Eruygur arasında yapılan "gizli" ibareli görüşme metni de yer alıyor.
Eruygur'dan ele geçirilen belgelerde, "Kritik Bulunan Mevcut Dokümanlar" başlığıyla verilen bazı dokümanlar da sıralanıyor.
DVD'lerde yer alan klasörlerde, Mustafa Balbay, ATO Başkanı Sinan Aygün, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt, Erol Mütercimler, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ve eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdü rü Adil Serdar Saçan'a ait iletişim tespit tutanakları da bulunuyor.
Eski AK Parti Milletvekili Turhan Çömez'in "yakalama müzekkeresi" ile emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'den elde edilen "darbeye ilişkin belge çıktıları ve slaytlar"ın da bulunduğu klasörlerde, Gazi Mahallesi ve Ümraniye olaylarına ilişkin çeşitli evraklar ile Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı taraf ından gönderilen gizli evrak listesi de yer alıyor.
Ek klasörlerin arasındaki 1 no'lu klasörde, "Sarıkız" kod isimli darbe planı tutanağı ve ekleri, Şener Eruygur ve emekli Albay Hasan Atilla Uğur'dan elde edilen "Ayışığı" ve "Yakamoz" darbe planı sunumlarının çözümlenmiş ve orijinal metni ile "Eldiven" isimli darbe planının orijinal metni de bulunuyor.
Klasörlerde ayrıca, "Ergenekon-PKK terör örgütü arasındaki bağlantı" başlıklı rapor bölümünde, "Ergenekon" soruşturması kapsamında bilgisine başvurulan eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür'ün ifadelerine de yer veriliyor.

netgazete

O VALİLER BU VALİLER Mİ?

29 Nisan 2009 15:42

Jandarma düzenlemesinde sorun çıkaran valiler ETÖ'nün "adamımız" dedikleri mi?

Türkiye'de uzun süre gündemde olan "jandarma bölgesi-polis bölgesi" tartışmasının sonuçlandırılması için yarın son gün.

Bakanlar Kurulu'nun 25 Mart'ta yaptığı değişiklikle jandarmanın görev bölgelerinin belirlenmesinde, kaymakam ve valiler yetkili kılındı.

Bakanlar Kurulu genelgesine göre vali ve kaymakamların 30 Nisan 2009 Perşembe günü mesai bitimine kadar ilçe ve illerdeki "jandarma-polis" bölgesi ayrımlarına ilişkin son kararları vermeleri gerekiyor.

Ancak bazı vali ve kaymakamların bu konuda inisiyatif almayarak jandarma bölgesinin daraltılması kararına muhalif kaldığı belirlendi.

ERGENEKON’LA GÜNDEME GELEN YERLER SORUNLU

Aralarında Ergenekon soruşturmasıyla gündeme gelen bazı bölgelerde de hala bu yetki paylaşımı yapılmadı. İstanbul'da Beykoz, Büyükçekmece ve Şile ilçelerindeki bazı alanlarla, Ankara'da ODTÜ, Beysukent, Bilkent, Ümitköy ve Çayyolu bu bölgelerden. Van'da 100. Yıl Üniversitesi ve sahil şeridi bölgesi, Samsun'da otogar ve 19 Mayıs Üniversitesi bölgesi, Antalya Serik, Alanya, Gazipaşa ilçelerindeki bölgeler, Muğla Bodrum ilçesi Torba Mahallesi bölgesine ilişkin kararlar henüz alınmadı. Bu bölgelerde jandarma ve polisin zaman zaman "yetki" sorunu yaşadığı belirtildi.

O VALİLER BU VALİLER Mİ?

Ergenekon'un Dışişleri'nden sonra İçişleri Bakanlığı bürokratlarını da fişlediği ortaya çıktı.

ETÖ'nün İçişleri Bakanlığı bünyesinde yıllardır fişleme yaptığı, kendilerine yakın isimlerin kilit rollere gelmesi için çalışmalar yürüttüğü belirlendi. ET֒nün ‘adamımız’ dediği listede birçok vali ve kaymakamın ismi yer alıyor. Jandarma bölgesinin AB uyum protokolü çerçevesinde yeniden düzenlenmesine karşı çıkan mülki amirlerin ET֒nün kendine yakın hissettiği kişiler olup olmadığı merak konusu…

Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan zanlıların ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen bilgisayar kayıtlarında Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) ile irtibatlı mülki amirlerin listesi bulundu. İkinci ETÖ iddianamesinde yer alan bilgilere göre Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı bünyesinde etkin çalışma yapan sanıkların mülki amirlerin kişisel bilgilerinden aile yaşamlarına kadar her konuda fişleme yaptıkları belirlendi.

9 vali 15 kaymakam

Kendileriyle irtibatlı olan mülki amirler ile ilgili kariyer planına da yer verilen fişlemelerde çok çarpıcı verilere yer verilmiş. ETÖ sanıklarında çıkan fişlemelere göre 'irtibatlı' 9 vali, 18 mülkiye müfettişi, 15 kaymakam, 5 vali yardımcısı, 6 bakanlık merkezinde daire başkanı ve hukuk müşavirleri var.

Listede olanlara kıyak iddiası

ETÖ'nün irtibatta olduğu mülki amirlerin ekonomik getirisi yüksek yönetim ve denetim kurulu üyeliklerine getirilmesi için de çalıştığı belirlendi. Listede "irtibat var" denen 25 mülki amirin de çeşitli federasyonlarda yönetimde olması ilginç bir ayrıntı. Söz konusu isimlerin bu sayede motive edildiği de iddia ediliyor. Listede yer alan bazı notlar şöyle:

E.K: Hükümet aleyhine çalışmaları ve tavsiyeleri var. Bakılmalı. A.K: Personeli tanır. Referanslarına güvenilir. Aktif görevde olması sağlanmalı.

E.Y: Öğrenciliğinde okuldan atıldı. Türkeş'i hapiste ziyaret etti. Onun tavsiyesi ile deli raporu aldı. Sınavı geçersiz saydırdı. Sonra sınavı geçti ve sağlıklı raporu aldı. MHP'nin A takımındadır. Daha önceki hükümetlerde bakan danışmanlığı yaptı. Beklentileri var, kollanmalı.

Hükümet karşıtı, iyi

Y.E: Hükümet karşıtı. Tavsiye üzerine irtibata geçildi. Görüşülüyor. Bağlantıları çok iyi. Boşandı yeniden evlendi. Kadın düşkünlüğü var. Sıkıntılı olabilir, kollanmalı. Yerinde tutulmalı.

N.O: İçişleri Bakanlığı'nı çok iyi bilir. Bu konuda çok yararlı oluyor. İrtibatı var. Kollanmalı ve aktif görevde tutulmalı. Abisi(müftü) ile de irtibat var. Daha önce A.K ve M.Y ile birlikte güzel işler çıkardılar.

A.S.K: Beklentileri var. Aksatıyor. Z.Ö: Vali olmak için çok istekli. Yardımcı olunmalı. Yararlı olur. Hükümet karşıtıdır.

M.Ö: irtibat var, problemleri var. Dengeli değil. Müfettiş olmak istiyor, destek olunmalı.

H.H.T: Personeli tanır. Faydalı. Referanslarına güvenilir. Gelen bilgiler değerlendirildi. Kollanmalı. A.B: Valilikle ilgili beklentileri var. Yardımcı olunuyor. Problem yok.

aktifhaber

WIKILEAKS, "ORTAM DINLEME" VS. OLAYLARININ ASLI ASTARINI YAZDI...
5 ARALIK 2011

Dün bi dolu WikiLeaks twitt'i aldım...

Okumaya fırsat bulamamıştım...

Bugün Milliyet, yeni WikiLeaks bombasını Türklere duyurmuş...

Dünyada sadece sağlık ve eğitim özelleştirilmedi...

Ordular ve hatta gizli servisler de özelleştirildi, bu bağlamda birçok "özel" ordular, "özel" gizli servisler kuruldu...

Bu "firmalar"ın temel ilkesi malumdur:

Parayı veren düdüğü çalar...

Ahlak/mahlak, artık para getirmediğinden, paranız varsa, her türlü "hizmet"i satın alıp mesela istediğinizi dinletirsiniz....

Neoliberal kapitalizmin "ekonomik büyüme" sayılarına, ilke tanımayan profesyonel hainlik, riyakarlık ve ölüm/savaş ticareti de dahil!..

Bu sistemle tek bir sorunu olmayıp, bu sistemi sorgusuz/sualsiz kabullenenler hergün salya/sümük ağlayarak Kur'an da okusa, Kur'an'ın içine de düşse kıymeti yok...

Yeni çağın WikiLeaks gibi yeni kurumları, "Özel casusluk endüstrisi"ni tek tek piyasaya çıkarıyorlar...

Türkiye'den bir tek firma saymışlar. Dünyada parasıyla "acanlık hizmeti" satan firmaların hangi ülkelerle, hangi ülkelerin hangi kurumlarıyla/kişileriyle ilişkili oldukları açıklanınca, herşey biraz daha netleşecek...

Şekilde görüldüğü gibi insanlık, kapitalizmin sanal para ve özelleştirmeler üzerinden dönen neoliberal türünü iyice deşifre ederken, hangi aşağılık yaratıkların cascavlak açıkta kalacağını da göreceğiz...

Birçok şey şimdiden netleşiyor...

Hz. İsa'nın dediği gibi:

"Gerçek seni özgür kılar..."

Kaynak: http://konstantiniye.blogspot.com/

"MİLLETVEKİLİ VE BAKANLARIN HEPSİNİ FİŞLEDİK"
06 Nisan 2012

Ergenekon davasında savunma yapan tutuksuz sanık Dilsiz'in, Levent Ersöz ile ilgili çok önemli itiraflarda bulunduğu ortaya çıktı.
Ergenekon davasında 13 Mart'taki kapalı oturumda savunma yapan tutuksuz sanık Yüksel Dilsiz'in, eski Jandarma İstihbarat Komutanı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ile ilgili çok önemli itiraflarda bulunduğu ortaya çıktı.

Zaman'ın haberine göre; Ergenekon terör örgütü adına Ersöz'le birlikte 4 yıla yakın süre çalıştığını aktaran Dilsiz'in, "Ersöz Paşa'yla birlikte Bursa'da cemaatler üzerine çalıştık. Ankara'da ise takriben 65 ve 70'e yakın milletvekili ve bakanların hepsini fişledik. Bülent Arınç başta olmak üzere, Abdülkadir Aksu, Cemil Çiçek. Yani kritik görevlerde görev yapan bakanlar. Hepsinin özel yaşamına varıncaya kadar." dediği öğrenildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yürüttüğü İkinci Ergenekon terör örgütü davası tutuksuz sanığı Yüksel Dilsiz, 13 Mart 2012'de savunma yapmak için kürsüye çıktığında kapalı oturumda sorgulamasının yapılmasını istemişti. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese salonu boşalttırmıştı. Dilsiz'in sorgulaması, 13 ve 15 Mart ile 2 ve 3 Nisan tarihli kapalı oturumlarda gerçekleşti. Sorgulama işleminin tamamlanması üzerine sanık ve izleyiciler salı günü tekrar duruşma salonuna alındı ve Dilsiz'in 4 gün boyunca verdiği ifadelerin okunmasına başlandı. Dilsiz'in beyanlarının okunması ile iddia edilen Ergenekon terör örgütünün fişleme çalışmalarına dair çok önemli bilgiler verdiği ortaya çıktı. Yüksel Dilsiz, uzun süre Jandarma'ya haber elemanı sıfatıyla çalıştığını anlatıyor. Tutuklu sanık Levent Ersöz'ü de bu vesileyle Bursa Jandarma Bölge Komutanı olduğu dönemde tanıdığını söylüyor.

Levent Ersöz ile tanıştıktan sonra istihbari çalışmalara ağırlık verdiğini belirten Dilsiz, "Bir cemaat nasıl çökertilir, bir cemaatin aleyhinde nasıl bulunurlar, hep bunları yaptırdılar bana. Biz cemaate mensup bütün herkesin kimlik bilgileri, özel yaşamı hepsini fişledik ve Rüzgar001 adı altında 460 sayfalık bir dosya hazırladık." diyor. Bursa Jandarma Bölge Komutanlığı'na bağlı Çanakkale, Bilecik, Balıkesir, Kütahya'da da fişleme faaliyetlerinin yürütüldüğünü aktarıyor. Rüzgar001 isimli dosyanın tamamlanması için bayramlarda bile 24 saat çalışıldığını belirtti. Söz konusu evrakın dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'a, Levent Ersöz tarafından elden teslim edildiğini anlatıyor.

Levent Ersöz'ün, Ankara Güvercinlik'te bulunan Jandarma Grup Komutanlığı'nda kendisine bir oda tahsis ettirdiğini belirten Dilsiz, binaya rahat girip çıkabilmesi için oradaki askerlere 'Yüzbaşı Mustafa Kılıç' diye tanıtıldığını ve bu şekilde bir kimliğinin bulunduğunu anlatıyor. Ankara'da istihbarat çalışmalarında vatandaştan ziyade önemli isimler üzerinde yoğunlaştıklarını kaydeden Dilsiz, "Bülent Arınç'ın Manisa'daki evine varıncaya kadar gittik, hibe etmiş bir evi cemaate, ona varıncaya kadar çektik." ifadelerini kullanıyor.
aktifhaber

Etiketler: Levent Ersöz, Yüksel Dilsiz, Ergenekon, dava, sanık, fişleme, bakan, milletvekili, Arınç, Aksu, Çiçek

'Dinlemeye karşı eski telefon kullanın
21 Şubat 2013

'TİB Başkanvekili Osman Nihat Şen, telefon dinlemelerine ilişkin bilgi verdi.

TBMM Yasa Dışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu Başkanı Zeyid Aslan, TİB Başkanvekili Osman Nihat Şen'in komisyona yaptığı sunuma ilişkin bilgi verdi.

Buna göre, komisyonda milletvekillerinin ''Dinlendiğimizi nasıl anlarız? Konuşurken telefondan cızırtılar geliyor?'' sorusuna Şen, ''Telefonla dinlendiğinizi bu tür şeylerle tespit etmeniz kesinlikle mümkün değil, çok temiz dinleniyor hiçbir cızırtı yok. Sesti, mandaldı, aradaki birtakım kesilmelerdi... Bunlar dinlemeyle ilgili konular değil'' dedi.

Şen dinlemeye karşı milletvekillerine, ''eski tip klasik, akılsız telefon cep telefonu'' kullanmalarını önerdi, kendisinin de kullandığı bu tip bir telefonu milletvekillerine gösterdi.

Milletvekillerinin dinlenip dinlenmediğine, böyle bir endişesinin olup olmadığına yönelik sorusu üzerine de Şen, bilgisayarcı olduğunu ve bu işlerin nasıl yapıldığını bildiğini dile getirdi. Şen, bu yüzden eski tip telefonu tercih ettiğini kaydetti.

TİB Başkanvekili Şen, milletvekillerine, telefonlarını kimseye dokundurmamalarını da önerdi, yasa dışı dinleme yapan kişilerin bu telefonlardan kendilerine mesaj attığını ve dinleme programını telefona yüklediğini söyledi.

AK Parti Tokat Milletvekili Aslan komisyon olarak yasa dışı dinlemeleri tespit etmelerinin mümkün olmadığını ifade ederek, ''Yasal olmayan bir şeyi Emniyet, MİT tespit edememiş, ben nasıl burada, komisyonda tespit edeceğim. Biz ağırlıklı olarak kurumsal yapılar içinde suisttimal yoluyla dinleme var mı, ona bakacağız. Resmi dinleme içinde, suça ilişkin şeylerin dışında, senin özel hayatını da mahkeme dosyasına koyuyorlar. Bizim belki önüne geçeceğimiz ya da üzerinde çalışacağımız konu, daha çok yargı kararıyla yapılan dinleme ve izlemeler olacak'' diye konuştu.

25 BİN DİNLEME KARARI GERİ ÇEVRİLDİ
Aslan, TİB'in, mahkemelerden gelen 25 bin dinleme kararını kanunun şekli şartlarına uymadığı için geri çevirdiğini söyledi.

GSM şirketlerinin konuşma kayıtlarını saklayıp saklamadığı konusunun Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'na (TİB) sorulduğunu belirten Aslan, şirketlerin bu kayıtları ancak gayriresmi saklayabileceklerini kaydetti. Aslan, bunlarla ilgili cezai müeyyidelerin çok ağır olduğuna işaret etti.

Bu denetimi TİB'in yaptığını kaydeden Aslan, şöyle devam ediyor:

''Onlar yapabildiklerini söylüyorlar ve özellikle de teknik ağlarının çok güvenli olduğunu ifade ediyorlar. Ben kanaat getirdim. TİB Başkan Vekili'nin kullandığı telefon numarasıyla ilgili mahkemeden TİB'e yazı gelmiş
_________________
Bir varmış bir yokmuş...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2406
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cum Şub 22, 2013 12:08 am    Mesaj konusu: Dinlemeye karşı eski telefon kullanın Alıntıyla Cevap Gönder

'Dinlemeye karşı eski telefon kullanın
21 Şubat 2013

'TİB Başkanvekili Osman Nihat Şen, telefon dinlemelerine ilişkin bilgi verdi.

TBMM Yasa Dışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu Başkanı Zeyid Aslan, TİB Başkanvekili Osman Nihat Şen'in komisyona yaptığı sunuma ilişkin bilgi verdi.

Buna göre, komisyonda milletvekillerinin ''Dinlendiğimizi nasıl anlarız? Konuşurken telefondan cızırtılar geliyor?'' sorusuna Şen, ''Telefonla dinlendiğinizi bu tür şeylerle tespit etmeniz kesinlikle mümkün değil, çok temiz dinleniyor hiçbir cızırtı yok. Sesti, mandaldı, aradaki birtakım kesilmelerdi... Bunlar dinlemeyle ilgili konular değil'' dedi.

Şen dinlemeye karşı milletvekillerine, ''eski tip klasik, akılsız telefon cep telefonu'' kullanmalarını önerdi, kendisinin de kullandığı bu tip bir telefonu milletvekillerine gösterdi.

Milletvekillerinin dinlenip dinlenmediğine, böyle bir endişesinin olup olmadığına yönelik sorusu üzerine de Şen, bilgisayarcı olduğunu ve bu işlerin nasıl yapıldığını bildiğini dile getirdi. Şen, bu yüzden eski tip telefonu tercih ettiğini kaydetti.

TİB Başkanvekili Şen, milletvekillerine, telefonlarını kimseye dokundurmamalarını da önerdi, yasa dışı dinleme yapan kişilerin bu telefonlardan kendilerine mesaj attığını ve dinleme programını telefona yüklediğini söyledi.

AK Parti Tokat Milletvekili Aslan komisyon olarak yasa dışı dinlemeleri tespit etmelerinin mümkün olmadığını ifade ederek, ''Yasal olmayan bir şeyi Emniyet, MİT tespit edememiş, ben nasıl burada, komisyonda tespit edeceğim. Biz ağırlıklı olarak kurumsal yapılar içinde suisttimal yoluyla dinleme var mı, ona bakacağız. Resmi dinleme içinde, suça ilişkin şeylerin dışında, senin özel hayatını da mahkeme dosyasına koyuyorlar. Bizim belki önüne geçeceğimiz ya da üzerinde çalışacağımız konu, daha çok yargı kararıyla yapılan dinleme ve izlemeler olacak'' diye konuştu.

25 BİN DİNLEME KARARI GERİ ÇEVRİLDİ
Aslan, TİB'in, mahkemelerden gelen 25 bin dinleme kararını kanunun şekli şartlarına uymadığı için geri çevirdiğini söyledi.

GSM şirketlerinin konuşma kayıtlarını saklayıp saklamadığı konusunun Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'na (TİB) sorulduğunu belirten Aslan, şirketlerin bu kayıtları ancak gayriresmi saklayabileceklerini kaydetti. Aslan, bunlarla ilgili cezai müeyyidelerin çok ağır olduğuna işaret etti.

Bu denetimi TİB'in yaptığını kaydeden Aslan, şöyle devam ediyor:

''Onlar yapabildiklerini söylüyorlar ve özellikle de teknik ağlarının çok güvenli olduğunu ifade ediyorlar. Ben kanaat getirdim. TİB Başkan Vekili'nin kullandığı telefon numarasıyla ilgili mahkemeden TİB'e yazı gelmiş. Adamın kendisiyle telefon numarasıyla ilgili gelen bilgiden dahi haberi yok. Karakola çağrıldığını öğreniyor. O kadar güvenli bir sistem var. Şunun yaptığını bunun, bunun yaptığı şunun bilme şansı yok. Sistemin güvenliği çok iyi sağlanmış. GSM şirketlerinin bunları muhafaza etme, depolama, kayıtları saklamasının teknik olarak mümkün olmadığını ifade ediyorlar.''

Dinleme cihazlarına çok kolay ulaşıldığına dikkati çeken Aslan, gündemlerindeki en önemli konulardan birinin de bu olacağını söyledi. Aslan, dinlemeyi önlemek için kriptolu telefon kullanılabileceğini ama bunun için TİB'den ruhsat alınması gerektiğini ifade ederek, ''İnsan güvenliğini sağlayacak şeyi kullanmak için ruhsat veriyorsunuz da dinleyicilere niye ruhsat vermiyorsunuz ' TİB, 'şu anki yasal mevzuatta böyle bir düzenleme yok' diyor. Ama bunun olması gerekiyor. Bizim süreç içerisinde belki komisyonumuzun önerilerinden olacak, belki bu kanuna dönüştürülecek. Bu tür cihazların satışı belli denetimlere tabi tutulacak, belki ruhsat olacak'' diye konuştu.

DİNLEME CİHAZLARINA RUHSAT GETİRİLMELİ
Bununla ilgili şu an hiçbir denetimi olmadığını vurgulayan Aslan, şöyle devam etti:

''Dinleme cihazlarını istediğiniz yerden alabilirsiniz. Hatta internete girin her yerde reklamları var. Bunların tespiti çok zor. Bu tür cihazlar belli ruhsat numaralarına bağlanmalı. Bunlardan yapılan çekimlerin tespiti teknik olarak mümkün müdür? Kafamda olan şeylerden biri süreç içinde bunu da araştırtmak. Çok mümkün olmadığını zannediyorum ama teknolojik olarak böyle bir imkan mümkünse bunları numaralandırılıp ruhsata bağlamak ve kimde varsa... Bir de 'sen bu cihazı alıyorsun bir dakika kardeşim ne yapacaksın, senin mesleğin ne, yaptığın iş ne, bunu nerede kullanabilirsin' diye sormak lazım. Şimdi silah alıyoruz, 'silahı ben şu şartlarda, şu şartları taşıyan insanlara veririm, onun dışındakilere vermem' diyor. Burada da benzer birtakım yöntemler olabilir.''

Aslan, akıllı cep telefonlarının hepsinin hem dinleme hem görüntü için en büyük tehlike olduğunu belirterek, ''Hiçbir şeye gerek yok. Cep telefonları çok yoğun kullanılabiliyor. Cep telefonları aracılığıyla dinleyebilmek daha kolay. Mesaj atıyor, dinliyor, içine bir sistem koyuyor, dinliyor'' dedi.

Kendisinin de eski tip telefon kullandığını ifade eden Aslan, bunu bilinçli yapmadığını, dokunmatik telefonu kullanamadığı için tercih ettiğini söyledi.

Milletvekillerinin dinlenip dinlenmediğine ilişkin Aslan, şunları söyledi:

''Sen beni araştırmazsın. Ben terör örgütünün mensubu dahi olsam sen beni araştıramazsın. Araştırman için Meclis'ten benim yasama dokunulmazlığımın kaldırılmasını istemen lazım. Kaldırılır, yaparsın. Yoksa araştıramazsın. Bizim zaten endişemiz yasalardaki bu hükümlere rağmen bazı insanların başka isimler adı altında dinlenildiği kuşkusu var. Bu kuşkuyu gidermek lazım. Bunu Meclis'te gideremezsen toplumda hiç gideremezsin. Çünkü Meclis'teki adam tatmin olacak ki o gidecek toplumu rahatlatacak. Bizim de niyetimiz oradan başlamak.''
TRT

''Telefon her zaman dinleme aracı''
4 Mart 2013

TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu'na gelen üç MİT yetkilisi, yasadışı dinlemeler ile MİT'in çalışmaları hakkında bilgi verdi.

TBMM Yasadışı Dinlemeleri Araştırma Komisyonu'na geçen hafta gelen üç MİT yetkilisi, yasadışı dinlemeler ile MİT'in çalışmaları hakkında milletvekillerine bilgi verdi. Komisyonun tutanaklarına yansıyan bilgiye göre, ilk MİT görevlisi, elektronik cihazlarla yapılan, telsiz, radyo haberleşmeleri gibi umuma açık olan, herkesin elde edebildiği sinyal istihbaratını, mahkeme kararı olmadan elde etme imkanına sahip olduklarını belirtti. Sadece istihbari dinleme yaptıklarını dile getiren yetkili, ''Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ve Ceza Kanunu'ndaki düzenlemeler kapsamında, devlet sırrının ifşası ve casusluk suçlarında genel zabıtaya yani emniyet, polis teşkilatına ve jandarma teşkilatına tanınan hak ve yetkilere sahip olmamız nedeniyle cumhuriyet savcılarının hazırlık soruşturması usul ve esaslarına tabi şekilde bu iki suçu da takip etme imkanına sahibiz, ancak bu, faaliyetimizin çok kısa bir alanını oluşturuyor'' dedi. ''IP tabanlı bir çok şeyde risk var'' MİT yetkilisi, bilgisayardaki ses kartı üzerinden mikrofon açılıp, ortamdaki seslerin kaydedilebildiğini, bunların diğer tarafa aktarabildiğini ancak bunun çok kolay olmadığını belirtti. IP telefonlarda, IP tabanlı birçok şeyde risk bulunduğuna dikkati çeken yetkili, bunların üzerinde bir işletim sistemi çalıştığını, onların üzerinde ufak bir bilgisayar çekirdeği bulunduğunu kaydetti. Cep telefonlarında yapılan dinlemeleri anlatan yetkili, şu bilgileri verdi: ''Neler yapılabilir cep telefonu üzerinden? Şunlar yapılabilir: Cep telefonu üzerindeki bütün bilgilere erişebilir yani siz neye erişiyorsanız. Onlar nelerdir? Kimi aramışsınız, kim sizi aramış, oradaki var olan SMS'ler, resimleriniz, videolarınız... Onun dışında, daha tabii ki vahim olanları, ortam dinlemesi yapılabilir. Ortam dinlemesi nasıl yapılabilir, aslında çok basit bir konu, maalesef, bu tür telefonlarda. Bazen şu da yapılabiliyor: Siz normalde telefonunuzu kapatmazsanız o telefon açık kalıyor ve ortamdaki ne kadar ses varsa bu bir tarafa, kim sizi aramışsa veya siz kimi aramışsanız o tarafa aktarılır. Bir diğeri, siz kimle konuşuyorsanız onun bire bir kopyasını da başka bir yere aktarabiliyor. Bunlar, telefon üzerinde çalışan bir programın olması veya bir zafiyetin bulunması durumunda olabilecek bir şey.'' ''Telefonlar masalarımızın üstünde olmaz'' MİT'ten dinlenen son yetkili ise özetle şunları kaydetti: ''İletişim sistemleriyle ilgili ne kadar önlem alırsak alalım, bu kurumda çalışan personel ve sayın milletvekillerimizin güvenlik duyarlılığı kadar ancak başarılı olabiliriz ve bu anlamda ancak karşı koyma çalışmalarımız geçerlidir. Çünkü sistemlerinizi antivirüslerle, cep telefonlarınızı, akıllı telefonlarınızı keza, dinlenmeye karşı birtakım yazılımlarla koruyabilirsiniz ama o telefon, bizim için, örneğin her zaman bir dinleme cihazıdır. Biz, evimize girerken, o telefonu hiçbir zaman salonun baş köşesine getirip koymayız. Toplantı yaptığımız özel odalarda masalarımızın üstünde telefonlar hiçbir zaman olmaz, özellikle gizlilik dereceli...''
haber10

Telefonunuzun dinlendiğini nasıl anlarsınız?
04 Aralık 2013



Herkesin korkulu rüyası telefon dinlemelerine karşı,çok önemli ip uçları ortaya çıktı. Tele-kulak tarafından dinlenildiğinizi öğrenmek için dikkat etmeniz gereken koşullar ve dinlemeyi engellemek için yapabileceğiniz formüller:

Eğer 'Casus yazılım' varsa, telefon kullanılmaya başladığında kaynağa istem dışı SMS gönderir.

Bu nedenle ilk yapmanız gereken, ayrıntılı fatura istemek. Faturada sizin bilmediğiniz SMS görürseniz, telefonunuzda casus yazılım bulunma ihtimali çok yüksek.

Cep telefonunuzu özellikle çok fazla kullanmadığınız zamanlarda normalden daha fazla şarj etmek durumunda kalıyorsanız, bu dinlendiğine dair önemli bir işaret olabilir.

Telefonunuzu kullanırken, cızırtı ve yankı duyuyorsanız, dinleniyor olabilirsiniz.

Konuşmalarınız derinden geliyorsa ve aynı olay gün içinde 2 kez tekrarlanırsa, yine dinlenme ihtimaliniz yüksektir.

Uzmanlar, dinlemelere karşı telefonunuzu sürekli olarak format atmanız gerektiğini söylüyor.

Yani, her sabah 'Fabrika ayarlarına dön' seçeneğini tercih ederek telefonunuzun casus yazılım tarafından dinlenmesini önleyebilirsiniz.

Telefonunuzu 1 saat boyunca masaya bırakın. Sonra elinizde tutun. Eğer sıcaklık hissediyorsanız, bu telefonunuzun dinlendiğini gösterir.

Bunu gün içinde birkaç saat sonra tekrarlayın. Sonuç aynı ise, yüzde 100 dinleniyorsunuz...

Telefonunuzdaki cızırtı ve yankı sesleri, dinlenme ihtimalinizi güçlendiren farklılıklar.

Bu gibi durumlarda telefonunuzu kapatın ve bataryayı birkaç dakika çıkartın.

Kaynak: Takvim
_________________
Bir varmış bir yokmuş...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> İÇ SİYASET Tüm zamanlar GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © phpBB Group. Hosted by phpBB.BizHat.com


Start Your Own Video Sharing Site

Free Web Hosting | Free Forum Hosting | FlashWebHost.com | Image Hosting | Photo Gallery | FreeMarriage.com

Powered by PhpBBweb.com, setup your forum now!
For Support, visit Forums.BizHat.com