EntellektuelForum Forum Ana Sayfa EntellektuelForum

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

TC'nin içi çürümüş
Sayfaya git 1, 2  Sonraki
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> İÇ SİYASET
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 833
Konum: Belarus

MesajTarih: Prş Ekm 04, 2007 3:25 am    Mesaj konusu: TC'nin içi çürümüş Alıntıyla Cevap Gönder

Ergun Babahan/Star
Can ‘bedelli’ askerlik

Her Türk asker’ doğuyor ama askerlik çağı gelmiş gençlerin önemli bir bölümü bedelli askerlik istiyor nedense.

Aslında çok haksız değiller çünkü önemli bir bölümü iş güç hatta çoluk çocuk sahibi.

Hayatlarına ara vermek istemiyorlar.

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile Genelkurmay Başkanlığı ise bu talebe karşı, ‘kesinlikle olmaz’ diyorlar.

Milli Savunma Bakanı Gönül, Washington’da Hürriyet’e yaptığı açıklamada ‘bedelli askerliğe’ şu sözlerle noktayı koydu:

‘Türkiye’nin özel şartları ve terörle mücadele gerçeği varken, kimseye kalkıp bedelli askerlikten bahsedemezsiniz. Bir şehit annesi ileride gelse ve ‘Benim oğlum, parası olmadığı ve bu nedenle askere gittiği için mi öldü?’ diye sorarsa ne diyeceğiz? Bu ülkede PKK terörü bitmeden bedelli uygulaması imkansız.’

Hoş ama maalesef içi boş sözler.

Çünkü bu ülkede yıllardır bir ‘bedelli askerlik’ var.

Bu, bedeli ‘can’ ile ödenen bir askerlik.

Maalesef, bedeli canıyla ödeyenler ise hep aynı kesimden gençler.

Cenazeleri hep benzer camilerden kalkan, ‘tek tip şehit’ler onlar.

O yüzden Sayın Bakan’ın bedelli ile ilgili sözlerini içten bulmak kolay değil.

Belki Gönül kendi bakanlığı döneminde Türkiye’nin en varlıklı aileleri ile yüksek sivil ve asker bürokratların çocuklarının nerede ve nasıl askerlik yaptığını açıklar ve inandırıcılığını artırır.

Çünkü bugünkü tablo bedeli hep aynı yoksul kesimin ödediğini gösteriyor ve bu gerçek de adalet duygusunu ciddi biçimde zedeliyor.

Kimileri başka türlü bedeller ödeyip çocuklarının güvenli bir yerde askerlik yapmasını sağlıyor.

Eşit eğitim hakkına sahip olamayan, yarım yamalak eğitimiyle düzgün bir iş bulamayan, bulsa da ilk krizde kapı önüne konulanlar, en asker doğanlar oluyor nedense.

Çoğunlukla kızları başörtülü olduğu için üniversite kapısından çevrilen başörtülü anaların oğulları ödüyor hep bedeli.

Üstelik de canlarıyla.

Maçlardaki hakem hataları için kıyametler koparan toplumumuzun böylesi bir adaletsizliğe sessiz kalması ise şaşırtıcı.

Ama sağlıklı bir toplum için rahatsız edici bir tablo.

Bu adaletsizliğe mutlaka çözüm bulunmalı.

Çözüm ise basit.

Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un daha önce açıkladığı gibi, özellikle terörle mücadele konusunu profesyonel askerlere teslim etmek.

Hayatında silah görmemiş gençleri 4 aylık temel eğitimin ardından, bölgeyi ve dağları avucunun içi gibi bilen, sürekli askeri eğitimden geçen eylemcilerin üstüne yollamanın yanlışlığı yıllardır yazılıp çiziliyor.

Zaten günümüz teknolojileri ordunun profesyonelleşmesini, özel eğitimli personele geçişi zorunlu kılıyor.

Evet, ulus devlet olma yolu temel eğitim ve zorunlu askerlikten geçiyor.

Ama askerliğin zorunlu olduğu ülkelerde bile bu süre giderek kısalıyor.

Terör belasından kurtulma şansını yakaladığımız bu dönemde bunu gerçekleştirme şansı daha da yüksek aslında.

Kederde ve neşede ortak ülkemizde bugün bedelli bir askerlik var açıkçası ve bedeli ödeyenler hep aynı kesimden.

Bu can bedelli bir askerlik.

Bütün gençler dalağını aldıramayacağına göre, burada adaleti sağlamak devlete düşer.
aktifhaber

04 Şubat 2009 12:07
Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevli Generallerden çocukları "çürük raporuyla" askerlik yapmayanların isim listesi sızdı. Olay tam skandal...

Vakit'e Çok Kritik Belge Sızdı

Vakit gazesi, ‘çürük raporu’yla askerlikten muaf tutulan general yakınlarının isimlerinin bulunduğu belgeyi ele geçirdiğini duyurdu..

Vakit gazetesi, ‘çürük raporu’yla askerlikten muaf tutulan TSK’da üst düzey görevlerde bulunan çok sayıda generalin, 1. ve 2. derece akrabalarının isimlerinin bulunduğu belgeyi ele geçirdi.

KIŞLALARA SOKULMASI BİLE YASAK AMA

Vakit’in sürmanşetten anonsunu yaptığı ve yarın yayınlanacak olan belgelerde, general yakınlarının çürük raporu alarak askerlikten muaf tutulduğu iddia ediliyor.

Kışlalara ve Genelkurmay’a ait tesislere sokulması bile yasak olan Vakit’in bu belgelere nasıl ulaştığı bilinmezken yarın yayınlanacak olan bu belgelerin çok konuşulacağı benziyor.

İşte Vakit’in sürmanşetten yaptığı o anons:

Generallerin çürük çocukları

-TSK’da üst düzey görevlerde bulunan çok sayıda generalin, 1. ve 2. derece akrabalarının, “çürük raporu” alarak vatani görevlerini yerine getirmedikleri ortaya çıktı.

-Vakit’in ele geçirdiği belgelere göre, bazı general yakınlarının çürük raporu alarak, ya askerlik yapmaktan tamamen muaf tutulduğu ya da birliğine katıldıktan bir süre sonra alınan raporla evine döndüğü belirlendi.

-Gazetemizin ulaştığı belgelere göre, bazı generallerin 3,4 hatta 5 akrabasının birden çürük raporu olması dikkat çekiyor.
aktifhaber

Vakit O Haberi Yaptı
05 Şubat 2009 08:28

Yayın yasağı gelebilirdi ama gelmedi. Vakit dün duyurduğu "Çürük raporlu General yakınları" haberini yaptı. İşte çok konuşulacak liste...

Vakit gazetesi, ‘çürük raporu'yla askerlikten muaf tutulan general yakınlarının isimlerinin bulunduğu belgeyi ele geçirdi...

Şok belgede kamuoyunun yakından tanıdığı generallerin yakınlarının çürük raporuyla askerlik yapmadığı ortaya çıktı.

Üst düzey görevlerde bulunan birçok generalin oğlunun, yeğeninin, akrabasının, eniştesinin çürük raporu alarak vatani görevini yerine getirmediği ortaya çıktı.

Yıllardır onbinlerce vatan evladı teröristlerle girdiği çatışmada şehit edilirken/yaralanırken, TSK'da görevli bazı yüksek rütbeli generallerin 1. ve 2. derece yakınlarının çürük raporlu oldukları ortaya çıktı. Vakit'in ulaştığı bilgilere göre, bazı general yakınlarının çürük raporu alarak ya askerlik yapmadıkları, ya da birliğine katıldıktan bir süre sonra rapor alarak evine döndükleri ortaya çıktı.

Bazı generallerin bizzat oğulları hatta kayınbiraderleri çürük raporları alırken, bazılarının ise 5 yeğeninin birden çürük raporu alması dikkatlerden kaçmıyor. Genelkurmay'ın, çürük raporu alınmasında general yakınlarının etkisi olup olmadığı yönündeki sorularımıza sessiz kalması dikkat çekiyor.

KİMİSİNİN 3, KİMİSİNİN 5 YEĞENİ ÇÜRÜK
Gazetemizin ulaştığı bilgilere göre; Jandarma Genel Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Korgeneral İbrahim Açıkmeşe'nin 1981 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Volkan Yerebakan, 1970 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Mustafa Yerebakan, 1968 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Osman Yerebakan, 1979 Rize Ardeşen doğumlu yeğeni Mustafa Karabela, 1975 Artvin doğumlu yeğeni Adem Yılmaz; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda Tümamiral olan Haydar Mücahit Şişlioğlu'nun kayınbiraderi Yalın Dirik, teyzesinin oğlu Faik Aydın, dayısının oğlu Şevket Dişkaya; Harp Akademileri Komutan yardımcısı Korgeneral Selahattin Uğurlu'nun 1975 doğumlu Haydar Okay Uğurlu isimli yeğeni ile eşinin 1976 doğumlu akrabası Levent Uludoğan, Şırnak Tümen Komutanı Tümgeneral Ahmet Yavuz'un 1980 Osmaniye Bahçe doğumlu oğlu Çetin Mert Yavuz, 1972 Adana Seyhan doğumlu yeğeni Buğra Selim Ölçen, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın 1975 İzmir Çeşme doğumlu dayısının oğlu İlgi Çora, Ege eski Komutanı Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın 1978 Bursa Osmangazi doğumlu oğlu Gökhan Sarıışık, Kocaeli Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi'nin 1970 Ankara Çankaya doğumlu yeğeni Osman Bahadır Mendi, 7. Kolordu Komutanı Korgeneral Bekir Kalyoncu'nun eşinin 1982 Ardahan Posof doğumlu yeğeni Doğan Erdoğan, Tekirdağ Şarköy 95. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Nurettin Işık'ın 1984 Balıkesir Erdek doğumlu yeğeni Mustafa Kemal Işık ve Kara Kuvvetleri'nde görevli Tümgeneral Aydemir Cülcüloğlu'nun 1974 Sivas Zara doğumlu oğlu Mehmet Barış Cülcüloğlu çürük raporu almak suretiyle askerlik görevinden muaf tutulmuş.

BAZISI HİÇ KIŞLAYA GİRMEMİŞ
Çürük raporlarının ayrıntılarına göre, Orgeneral Hasan Iğsız'ın dayısının oğlu İlgi Çora hiç askere gitmeden çürük raporu almış. Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın oğlu Gökhan Sarıışık da birliğe hiç katılmadan çürük raporu almış. Korgeneral Galip Mendi'nin yeğeni Osman Bahadır Mendi de hiç askere gitmeden çürüğe çıkmış. Korgeneral İbrahim Açıkmeşe'nin yeğeni Volkan Yerebakan da hiç birliğine katılmadan çürük raporu almış. Açıkmeşe'nin diğer yeğeni Mustafa Karabela ise 1999'da İzmir'de bulunan 7'nci Jandarma Komando Er Eğitim Alay Komutanlığı'na katılmış, daha sonra Mardin Savur İlçe Jandarma Komutanlığı'na sevkedilip 18 Şubat 2000 tarihinde de çürük raporu alarak evine dönmüş.

Korgeneral Bekir Kalyoncu'nun eşinin yeğeni Doğan Erdoğan da hiç askeri birliğe katılmayan paşa yakınları arasında. Tuğamiral Haydar Mücahit Şişlioğlu'nun kayınbiraderi Yalın Dirik ise yedek subay olarak Samsun'da katıldığı birliğinden Kayseri Askeri Hastanesi'ne sevkedilmiş. Yalın Dirik 10 gün kaldığı birliğinden çürük raporu alarak ayrılmış. Tuğgeneral Nurettin Işık'ın yeğeni Mustafa Kemal Işık ise Hatay'da bulunan 1'nci Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığı'ndaki acemi birliğinden aynı alaydaki başka bir tabura sevkedilmiş ve bir süre sonra çürük raporu alarak terhis olmuş.

Tümgeneral Ahmet Yavuz'un oğlu Çetin Mert Yavuz ise hiç askere gitmeden çürük raporu alan general yakınları arasında. Ahmet Yavuz'un yeğeni Buğra Ölçen de aynen kuzeni gibi çürük alıp nizamiyenin kapısından hiç içeri girmemiş.

Tümgeneral Aydemir Cülcüloğlu'nun oğlu Mehmet Barış Cülcüloğlu da askeri birliğe hiç adım atmamış. Tümgeneral Tahir Bekiroğlu'nun teyzesinin oğlu Erkan Işık ise 1986'da Ankara'daki birliğinden Manisa Alaşehir'deki 2. tabur 9. bölüğe sevkedilmiş, buradan bir süre sonra çürük raporu alarak evinin yolunu tutmuş. Korgeneral Selahattin Uğurlu'nun yeğeni Haydar Okay Uğurlu, acemi birliğinde İzmir Ulaştırma Okulu'nda silah altına alınmış. Ardından İzmir'deki Maltepe Askeri Lisesi Destek Kıtaları Komutanlığı'na usta birliğine gitmiş. Haydar Okay Uğurlu usta birliğinde sadece 20 gün askerlik görevini yaptıktan sonra teskere almış.

GENELKURMAY YALANLAMADI
TSK hakkında ortaya atılan en ufak bir iddia hakkında bile hemen açıklama yapan Genelkurmay Başkanlığı, general yakınlarının çürük raporu almasında generallerin payının olup olmadığı yönündeki sorularımızı 4 gündür cevaplandırmıyor. Genelkurmay'ın 4 gündür yazılı sorularımıza cevap vermemesi dikkat çekerken, kamuoyu Genelkurmay Başkanlığı'nın olaya açıklama getirmesini bekliyor.
aktifhaber

PKK'lı hacker, porno sitelere yerleştirdiği virüsle, bu sitelere giren TSK ve MİT mensuplarının bilgilerine ulaştı.

Diyarbakır'ın Sur ilçesinde 3 ay önce devriye görevi yapan polis, elindeki dizüstü bilgisayarı çaldığı şüphesiyle R.Ç'yi (19) gözaltına almıştı. Yapılan incelemede R.Ç'nin bilgisayarında 'MİT' isimli şifrelenmiş bir dosya bulunmuştu. Konuyla ilgili soruşturmasını tamamlayan polis, dosyada güvenlik kuvvetleri hakkında gizli bilgiler bulunduğunu tespit etti.

VİRÜS YERLEŞTİRDİ

R.Ç'nin bilgisayarında ve evinde bulunan 2 DVD'de özel bir yöntemle şifrelenmiş TSK'ya bağlı bazı birimlerin harekat planları, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ait personel isim listesi ve bazı terörle mücadele şubelerinin dokümanları çıktı. Zanlının porno sitelere yerleştirdiği virüsle, bu siteleri ziyaret eden TSK, MİT ve polis teşkilatı mensuplarının bilgisayarlarına girerek gizli bilgilere ulaştığı anlaşıldı.

ŞİFREYİ KENDİSİ ÇÖZDÜ

R.Ç. ifadesinde, 4 yıl önce Diyarbakır'da 'Sniper Team' isimli bir hacker grubunda yer aldığını, bilgisayar konusundaki bilgi ve becerisi nedeniyle chat ve porno sitelerine virüsler gönderdiğini anlattı. Virüs gönderdiği internet sitelerine giren şahısların bilgisayarlarına bu şekilde ulaştığını kaydeden R.Ç, önemli bulduğu bilgileri arşivlemeye başladığını belirtti.

10 YIL HAPSi iSTEN

DinElde ettiği gizli bilgileri çalıştığı internet kafeye müşteri olarak gelip giden H.T'nin tanıştırdığı U.Y'ye anlattığını kaydeden R.Ç, "Bu bilgileri bir aracıyla PKK'nın elebaşlarından Murat Karayılan'a ulaştırdım" dedi. R.Ç, 'Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek' suçundan 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.
bugün

Mustafa GÖKTAŞ
'Bayram Meral Derviş Günday'a gelinceye kadar ooo neler var neler?'
05 Kasım 2008
Haber 7
Bu millet ne çekti ise, keyfilikten çekti…

Bananecilikten, aman sendecilikten çekti..

Bu benim adamım, o onun adamı işinden çekti…

Benim hırsızım iyidir felsefesinden çekti…

Bal tutan parmağını yalar zihniyetinden çekti…

Geçen hafta yazacaktım, ama fırsat bulamadım.

Bir dizi ameliyat geçirdim.

Ben ısrar ile bu konunun üzerine giden bir insanım.

MESLEK ODALARININ YERSİZLİĞİ….

Kayıt zorunluluğu ve esnafın canına ot tıkamaları…

Bir avuç oda başkanı ve saltanatı…

Ekmek elden su ODADAN ye babam ye…

Ne güzel iş…

Bayram Meral'in mercedes kıyagı, derken maaşları, aldığı ödenekler basına yansıdı ertesi gün Derviş Günday ile ilgili basına yansıyanlar oldu.

Ben söylüyorum.

Çok insan söylüyor.

Hükümet de bu işi çok iyi biliyor.

Hatta Sn. Bakan Zafer Çağlayan çok çok iyi biliyor.

Başbakan da biliyor.

Maliye Bakanıda…

Diğer Bakanlarda…

Ama önlem alan, vatandaşın sırtında kambur haline gelen, esnafın sanayicinin, iş erbabının sırtında külfet olan MESLEK ODALARINI bir türlü kaldırmıyorlar, ya da çok iyi bir şekilde disiplin altına alamıyorlar.

Öyle ODA BAŞKANLARI VAR ki, gülersiniz ağlanacak halimize…

Adam bir yerde oda başkanı, aynı adam kredi kooperatif başkanı, aynı adam taşıyıcı kooperatifi başkanı, aynı adam minibüsçüler kooperitifi başkanı, aynı adam esnaf odalar birliğinde yönetimde, aynı adam üst birlikde yönetimde, ya danışman ya yönetici diye ücret alıyor.

Adı hakkı huzur, maaş her neyse…

Bir yol bulmuşlar kendilerince alıyorlar.

BELEŞ iş yapmıyorlar.

Analarının, babalarının hayrına bir iş yok yani.

Hep götür baba cinsinden…

Bu adamın aylık geliri 5 -6 kuruluştan (oda, kooperatif, birlik) 10 milyarı buluyor.

Böyle çok oda başkanı var.

Altlarında odadan maaşlı şöförleri, yoksa kendileri sürüyorlar araçları.

Araçlar son model, entrikalı…

Plakası resmi olması gerekirken bakarsınız özel günde, normal günde altına almış ve sivil plaka takmış gezer.

Kendi sürer.

Taşıt kanununa ve ilgili yönetmeliklere aykırı olduğu halde yaparlar.

Bir bakarsınız Odaya kayıtlı araç evinin önünde, köyünde, obasında…

Bunları denetleyen yok, illa şikayet edeceksiniz, araştıracaklar.

Oysa kimin sırtından bu imkanlar?

Senin benim.

Ne odası kardeşim?

Niye mecburi kılıyorsun üyeliği ve neden millete ek külfet getiriyorsun?

Oda başkanları saltanat sürecek, odanın mensupları sömürülecek diye mi?

Bakın Küçük belediyeleri kaldırdınız, ne güzel oldu.

Millet külfetten kurtuldu.

Minicik belediyeler, başkanların afra tafrasından geçilmiyordu.

Şimdi aklı basan herkes olmuş oda başkanı.

Yasal sınırlamıyı uygulamış kurmuş odayı..

Uyanık tipler.

Aklınızı alamayacağınız kadar oda var.

Fırıncı odası, pideci odası, simitçi odası, açık ekmekçiler odası, minibüsçüler odası, şöförler odası, servisçiler odası, milli piyangocular odası, Bakkallar odası, berberler odası, camcılar odası, elektirik teknisyenleri odası, fotoğrafçılar odası, giyim eşyası odası, hamallar odası, hurdacılar odası, kahveciler odası, kasaplar odası, kebapçılar ve lokontacılar odası, kırtasiyeciler odası, kundura tamircileri odası, madeni sanatkarlar odası, Deniz ticaret odası, Ticaret odası, sanayi odası, manavlar odası, marangozlar odası, matbacılar odası, otelciler odası, oto sanatkarları odası, sıhhi tesisatçılar odası, sütçüler odası, terziler odası, umum pazarcıları odası, emlakçılar odası….

Adını hatırlamadığımız o kadar çok oda var ve birbirine benzeyen meslek dalları ve işgal alanları…

İlla gerekli ise, yapın yasada bir değişiklik, esnaf odası ve Ticaret ve sanayi odası deyin iki ana başlık altında toplayın.

Esnaf ve küçük esnaf bir yerde toplansın.

Sanayici, tüccarın, büyük iş kollarının diğerleride öbür yerde toplansın.

Tüm dalları ise oralarda istihdam edin.

Nedir bu ODA CENNETİ VE ODA BAŞKANLIĞI İSRAFI…

Allah rızası için yazık ya.

Bu iş DERNEK KURMAYA BENZEMEZ.

Dernekte kimseyi zorla üye yapamazsın.

Üye aidatını vermiyor diye icraya da vermezsin.

Oda resmi makam.

Kayıt zorunluluğu koymuşsun birde aidatını ödemeyen icraya düşüyor.

Üyesine faydası ne?

Bu güne kadar hangi üyenin maddi ve manevi çıkarları için ne gibi işlem yapmışlar?

Başkan ve yöneticilerine faydası ne?

Bir sorgulayın şu işi…

Yazık günah bu millete…

Evet işte bu.

Allah aşkına bana söylermisiniz, MESLEK ODASI OLAN ESNAF ODASININ veya diğerlerinin mensubu olan üyeye katkısı, faydası, getirisi ne?

Ben esnaflık yaptığım süre içinde bir katkı, getiri, fayda görmedim.

Gören var ise söylesin.

Yıllık oda aidatını sizden zorunlu olarak alırlar.

Sizi oraya devlet zorunlu üye eder.

Bir işiniz düşse, bir evrak lazım olsa, tasdik parası almadan hizmeti vermezler.

Kredi alacak olsanız git odadan kayıt getir, sicil kaydı getir derler.

Bunlara ne gerek var?

Esnaf yada tüccar, devlete vergi mükellefi değil mi?

Mükellef.

Yani resmi kayıt altında.

Ayrıca Vergi mükellefi olduğu için SKK yada BAĞ-KUR ne ise, şimdi birleşiyor, oraya da kayıtlı değil mi?

Kayıtlı.

Peki ne demeye milleti birde metazori olarak, kanun gereği deyip devlet zoru ile meslek odalarına kayıt olmaya zorluyorsunuz?

Hangi demokratik ülkede bu var?

Ülkemizde TÜSİAD, MESİAD, MÜSİAD gibi çok sayıda dernek var.

Kişi istiyorsa sivil toplum hareketi yapmayı ve çalışmayı gitsin oralarda gönül rızası ile yapsın.

Niye zorluyorsunuz insanları ODA'ya kayıt işine?

Oda'lara bakın.

Çoğu siyasetin içinde.

Oraları SİYASET DE BİR YERE GELMEK İÇİN basamak olarak kullanıyorlar.

Kimin sırtından?

Senin benim.

Biz aidatı vereceğiz, tastik parası, sicil parası, onlar odaların sırtımızdan elde ettikleri kazançla ve oturdukları koltuklarda siyaset yapacaklar, bizde varız diyecekler..

Ohhh ne ala..

Mualla..

Siyaset yapacaksa, kendi parası ile, kendi imkanları ile yapsın.

Hepsin kullandığı araçların plakaları resmi plaka.

Şoför beleş, yeme içme odadan, telefon beleş, sekreter beleş..

Yalan mı?

Araştırın soruşturun.

15 - 20 yıldır oda başkanlığını yapanlar var.

Üstüne üstlük birde uydurmasyon ODALAR var.

Üyelerinin o meslek ile yakından uzaktan ilgisi olmayan odalar var..

Ne odası kardeşim?

Esnafta, sanayicide istemiyor.

İsteyenler bu işten NEMALANANLAR..

Orada tezgahı kurmuş, malı götürenler.

Gidin esnafa sanayiciye sorun, odayı istiyoruz, çok iyi bir mesleki kuruluş, çok faydasını görüyoruz diyen var ise, gelin ondan sonra konuşun.

Bulamazsınız.

Ama, gelin görün ki, derdinizi dinleyen, sizi anlayan yok.

Bir meslek ile iştigal ediyor musunuz, devlet tarafından, yasa ile odaya kayıt olmak zorunda bırakılıyorsunuz.

Ya bizi biri sömürecekse, yiyecek ve kekecekse, bu niye devlet olmuyor da, birilerinin kurduğu teşekküllere bizi mahkum ediyorsunuz?

Kaldırın abim şu MESLEK ODALARINI…

Ne gereği var?

Kime, nereye, kimlere faydası var?

Çok lazımsa, Dernek olsunlar.

Devlet eli ile üye zorunluluğu ve aidat zorunluluğunu kaldırın.

İsteyen üye olsun, istemeyen olmasın.

Yok eğer bu odalara çöreklenmiş kardaşlarım, biz vazgeçmeyiz bu işten, hamam tası gümüşten diyorlarsa, bırakın onlar orada kalsınlar.

Siz, devlet eli ile üye olmayı zorlayan yasa maddesini kaldırın, bakın nasıl kapanıyorlar.

Gelir nerden?

Üyeden..

Harcama nereden?

Üyeden gelen aidat ve işlerden..

Ohh be…

Ne güzel iş..

Adam emekli olmuş, uydurma birde işyeri açmış, asker kökenli, polis kökenli, memur kökenli ama gelmiş odanın başına kurulmuş.

Uyanık ya.

Kurmuşlar bir düzen gidiyor.

Yıllarca devlet kapısında yemiş arkadaşlar, şimdide oda başkanlığında.

Vallahi helal.

Ne güzel iş bu.

Gören yok mu, duyan yok mu?

Var, var da…

Kimin umurunda…

Bizim umurumuzda.

Meslek odalarına kayıt mecburiyetinin kalkması lazım.

Kişi vergi mükellefi ise ve devlete kaydı var ise, ne diye kişiyi birde bu odalar aracılığı ile yontuyorsunuz?

Oralara verilen aidat ve paranın dörtte birini devlet alsın ama odaya kayıt mecburiyetini ortadan kaldırsın.

Bakın Ülkemizde neler oluyor ve değişiyor.

Bunların sivil toplum kuruluşu ile ilgisi yok.

Hiçbir sivil toplum kuruluşunda ZORLA ÜYELİK, ZORLA AİDAT olmaz.

İşte TÜSİAD, MESİAD, MÜSİAD, GASİAD, GİSİAD, ve Siad'ların hepsi..

Var mı orda üyelikte zorunluluk?

Yok..

İster üye olursun, ister olmazsın.

Niye milleti zorluyorsun üyeliğe ve aidata?

Sivil toplum kuruluşu isen, asker zihniyeti ile emir verip alamazsın.

Demokrasi tecelli etmeli.

Meslek odalarında DEMOKRASİ hak getire.

Birileri dama çıktımı merdiveni de çekiyor ki kimse bir daha dama çıkmasın.

İşte, esnaf ve sanayici kesimi de, çıkmadığım damın bana ne gereği var diyor.

Ama seslerini duyacak yetkili lazım.

Ya kapatın, ya aynı konu ve branştakileri birleştirin, ya da zorunlu üyeliği kaldırın ikisinden birini yapın.

Ayrıca, kişi TC vatandaşı kimliği taşıyorsa vergi kaydı ve resmi evrakları tamsa, kefil veriyor ve gayrimenkul gösteriyorsa, kredi alacağı zaman, git odaya sicil kaydı getir, odadan yazı getir demek biraz ayıp oluyor?

Artık bu ayıp ortadan kalkmalı.

Bu kadar RADİKAL karara imza atan HÜKÜMET bu işi de çözmeli deriz.

BU ARADA BURADAN SESLENİYORUM.

ÜLKE GENELİ TÜM ODALARDA BİR ARAŞTIRMA VE İNCELEME BAŞLATSINLAR.

İLGİLİ BAŞKANLAR KRAÇ YERDE GÖREV YAPIYORLAR, KAÇ YERDE BAŞKAN, YÖNETİCİ, DANIŞMANLAR BİR BAKSINLAR.

YA BUNLAR DEVLETİ MİLLETİ ÇOK SEVİYORLAR (!)

YA DA CEPLERİNİ ÇOK SEVİYORLAR…

CEPLERİNİ DEĞİL, MİLLETİ DEVLETİ ÇOK SEVENLER İSE , YAPTIKLARI GÖREV KARŞILIĞI ÜCRET ALMIYORLAR, PARA ALMIYORLAR, HAKKI HUZUR ALMIYORLARDIR.

BAKIN BAKALIM BÖYLE KAÇ KİŞİ VAR?

Bu devirde bedava kimse kimseye selam vermiyor, neredeyse..

Kaldı ki, işi gücü bırakacak oda başkanı olacak ve millete allah rızası için beleş hizmet sunacak (!)

Teh teh tehhhh…

Geçin bunları.

Sırtımızda kambur var.

Bu kambur, lüzumsuz yere bir çok oda başkanlıkları.

Alın sırtımızdan kardeşim, ne bekliyorsunuz?

Mustafa GÖKTAŞ / Haber 7
İktisatçı, Çevre ve Tüketici Haklarını
Koruma Derneği (ÇETKODER) Genel Başkanı
cetkoder@gmail.com
mustafagoktas033@mynet.com


13 Ekim 2008
Şamil Tayyar/Star
28 Şubat’ın ‘ağır silah’ faturası

28 Şubat sürecindeki kritik tartışma konularından biri, kuşku yok ki köstebek vakasıydı. Kavganın çıkış noktası ise Hürriyet Yazarı Enis Berberoğlu’nun 17 Mart 1997 tarihinde yayınlanan yazısı oldu.

Berberoğlu, kimliği meçhul bir polis şefinin, 167 bin kişilik polis teşkilatı ve 7 bin kişilik özel timin askeri darbe karşısındaki en önemli güç olduğu yolundaki açıklamasına yer verirken, bu polis şefinin Bülent Orakoğlu olduğu iddiasını yazısına ekledi.

Orakoğlu, Berberoğlu’nun yazısındaki bu iddiayı yalanladı ancak macun tüpten çıkmıştı. Askeri kesim, Orakoğlu’na öfke püskürüyordu.

Öfkenin sıcaklığı henüz soğumadan Mayıs içinde başka bir tartışma alevlendi. Askerliğini Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapan emniyet istihbarat mensubu onbaşı Kadir Sarmusak’ın Batı Çalışma Grubu’nun faaliyetleriyle ilgili ‘gizli’ belgeleri sızdırdığı iddiası gündeme düştü. Bu iddia, Milli Güvenlik Kurulu’nun 31 Mayıs tarihli toplantısının da önemli gündem maddesiydi.

Gazeteci Hakan Akpınar, ‘28 Şubat Post Modern Darbenin Öyküsü’ kitabında Genelkurmay Başkanı Karadayı’nın hükümete şu uyarısını yazdı: ‘Bir süredir Genelkurmay ve bazı askeri birliklerimizin polis tarafından gözetlendiği yolunda duyumlarımız var. Bu bizi fazlasıyla rahatsız etmektedir.’

Askere göre Sarmusak, emniyet adına casusluk yapıyor ve Genelkurmay ile kuvvet komutanlıklarının faaliyetleri hakkında rapor hazırlıyordu. Orakoğlu, toplam ‘174 bin kişilik emniyet ordusu’ ifadesinin kendine ait olmadığını ısrarla söylese de o günlerin heyecanlı konularındandı.

O iddia, Refahyol sonrası dönemde emniyetin zayıflatılmasına yönelik operasyonun ‘gerekçesi’ oldu.

Polise ağır darbe

Refahyol döneminde Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’na atfen piyasaya yayılan ‘Darbe ihtimaline karşı TSK karşısında emniyetin güçlendirildiği’ iddiası, Mesut Yılmaz hükümeti döneminde yeniden depreşti. Askeri ve sivil fişlemeye paralel olarak emniyetin etkisizleştirilmesi projesi, Genelkurmay tarafından devreye sokuldu. Yılmaz ise kayıtsız kaldı.

Genelkurmay Başkanlığı, 4 Şubat 1998 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bir yazı göndererek, ‘TSK sefer planlarının gözden geçirilmesi ve güncelleştirilmesi hazırlıkları kapsamında bölgemizdeki gelişmeler ve genel siyasi ortam dikkate alınarak’ planlama yapıldığını bildirdi.

Bu nedenle Emniyet Genel Müdürlüğü envanterinde bulunan ağır silah, mühimmat ile araç ve malzemenin muhtemel bir seferberlik-savaş halinde askeri maksatlarla kullanılabilecek olanların envanterinin çıkarılmasını istedi. Bu silahların TSK sefer planlarına dahil edileceği duyuruldu.

Duyuruda yer alan ‘...genel siyasi ortam dikkate alınarak...’ ifadesi özellikle dikkat çekiciydi. Yazı üslubuna genel olarak bakıldığında, emniyetin kontrolsüz büyüdüğü ve TSK açısından tehdit oluşturduğu sinyalini almak mümkündü.

Bu yazıdan sonra Genelkurmay ve Emniyet yetkilileri, 11 Şubat 1998 günü bir araya gelerek, ağır silahlarla ilgili envanter çalışması başlattılar.

Toplantıdan 6 gün sonra, DTP kontenjanından hükümette Başbakan Yardımcısı ve Milli Savunma Bakanı olarak görev alan İsmet Sezgin, İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği (17 Şubat 1998) yazıda, emniyet envanterindeki ağır silahların bir bölümünün terörle mücadele ve OHAL Yasası kapsamında 1993 yılında alındığını ancak bu işlemlerin yasada açık hüküm bulunmasına rağmen Milli SavunmaBakanlığı’nın izni alınmadan gerçekleştirildiğini öne sürdü.

Sezgin’in yazıda bir iddiası daha vardı: ‘1997 yılından itibaren OHAL bölgesindeki iç güvenlik sorumluluğunun fiilen Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na geçmesi ve 1993 yılındaki koşulların ortadan kalkması nedeniyle Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ağır silah ve araçlara ihtiyacının olmayacağı değerlendirilmektedir.’

O halde?

Sezgin, yazının son bölümünde ağzındaki baklayı çıkardı: ‘Askeri amaçlı savaş silahı olarak mütalaa edilen EK-A’daki silahların 3212 sayılı yasanın ihtiyaç fazlası mal ve hizmetlerin satış, hibe, devir ve elden çıkarılması kapsamında Genelkurmay Başkanlığı’na devredilmesini rica ederim.’

Polise deniyordu ki: Terörle mücadele artık fiilen askerin işi, artık sana ihtiyaç yok, o nedenle elindeki ağır silah ve araçları teslim et...

İşte o silahlar

Sezgin, bu mektubu ayrıca, ilgi için Genelkurmay ve İçişleri Bakanlığı’na, bilgi için de Başbakanlık ve MGK Genel Sekreterliği’ne gönderdi. Mektuba eklenen ve Topçu Kurmay Albay Güneş Önal tarafından hazırlanan listede teslimi istenen ağır silah ve mühimmatın dökümüne yer verildi.

Ağır silahlar:

1-60 havan (28 ilde, 326 adet)

2-RPG-7 roket (35 ilde 377 adet)

3-40 Launçher (43 ilde, 1.634 adet)

4-MG 3 Makineli tüfek (38 ilde, 438 adet)

5-12.7 Makineli tüfek (39 ilde, 239 adet)

6-M-60 Makineli Tüfek (19 ilde, 50 adet)

7-FN-240 Makineli Tüfek (25 ilde, 75 adet)

8-40 MM Laun MK/19 (38 ilde, 114 adet)

Mühimmat:

1-RPG-7 mühimmatı (5.700 adet)

2-Uçaksavar mühimmatı (12.7 mm, 140 bin adet)

3-MG-3 mühimmatı (MG-3 mm, 440 bin adet)

4-Laun MK/19 Bombaatar (40 mm, 2 bin 300 adet)

5-Havan mühimmatı (60 mm, yok)

6-M-203 bombaatar (40 mm, 7 bin 300 adet)

Bu yazıdan hemen sonra emniyet envanterindeki bu ağır silah ve mühimmat, periyodik olarak Genelkurmay’a devredildi. Askerle birlikte terörle mücadelede önemli pozisyonu olan emniyete, ‘artık senin bu silahlara ihtiyacın kalmadı’ denilerek elindeki ağır silah ve mühimmatın alınması, hele bu girişimin Genelkurmay adına bir bakan tarafından yapılması o döneme ait unutulmaması gereken bir dersti.

Şimdi tekrar başa döndük. 28 Şubat sürecinde dağıtılan ve ellerinden ağır silahları alınan Özel Harekat Timleri yeniden Doğu’ya gönderiliyor.

Mesut Yılmaz, İsmet Sezgin ve Çevik Bir başta olmak üzere tüm sorumlulara sormak gerekmiyor mu: Bu 10 yılın hesabını kim verecek?
aktifhaber

ASTEĞMEN, ASTSUBAYI ÖLDÜRDÜ

25 Ekim 2008 11:38
Kayseri'nin Sarız ilçesi Askerlik Şubesi Başkanı asteğmen, tartıştığı astsubayı öldürdü.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Sarız ilçesinde Askerlik Şubesi Başkanı olarak görev yapan Asteğmen Ş.G, henüz bilinmeyen bir nedenle sabah saatlerinde astsubay çavuş M.F. ile tartıştı. Asteğmen Ş.G, daha sonra kalaşnikof otomatik tüfekle Astsubay M.F'ye 5 el ateş etti. M.F. olay yerinde hayatını kaybetti.

Yetkililer, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü, Kayseri Jandarma Alay Komutanlığının olay yeri inceleme ekibinin Sarız ilçesine gönderildiğini bildirdi.

Olaydan sonra kaçan ve üzerinde siyah takım elbise bulunduğu bildirilen zanlının yakalanması için polis ve jandarma ekipleri arama çalışmalarına başladı.
haber10

AYDIN DOĞAN'IN EPDK MELEĞİ

29 Eylül 2008 09:01
Kaçak akaryakıt için maliye 1,6 Milyar YTL ceza kesti ama EPDK'da birşeyler oluyor...

Kaçak akaryakıt denetimlerinin sonuçlarını EPDK'ya bildiren Maliye, usulsüzlük tespit edilen dağıtım şirketlerine ceza bekliyor. Ancak kurul 4 aydır, konuyu gündemine almadı. Bunun üzerine bakanlık, 'acil' kodlu yazıyla kurulu uyardı. Yapılan hesaplara göre verilecek cezalar, iki sene önce şirketlere kesilen 1,6 milyar YTL'yi geçiyor.

Maliye, Enerji Üst Kurulu'nu uyardı: Kaçak akaryakıt cezalarını 4 aydır niye kesmiyorsunuz?

Akaryakıt dağıtım şirketlerine altı ay önce başlatılan operasyon, Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurumu (EPDK) tarafından sonuçlandırılmayınca Maliye harekete geçti. Kaçak akaryakıtın tespiti için yapılan 'marker' (kimyasal mühür) denetimlerinin sonuçlarını dört ay önce Enerji Üst Kurulu'na gönderen Maliye, birçok firmada usulsüzlük tespit edilmesine rağmen, adı geçen şirketlere yönelik cezai işlemlerin neden geciktirildiğini sordu. Alınan bilgilere göre, iki hafta önce kurula 'acil' koduyla bir uyarı yazısı gönderen Maliye Bakanlığı, konunun bir an önce gündeme alınmasını ve kanunda belirtilen cezaların tahakkuk ettirilmesini istedi. Sektörde faaliyet gösteren birçok dağıtım şirketine verilecek cezanın, iki yıl önce kesilen 1,6 milyar YTL'nin üzerine çıkabileceği belirtiliyor.

Ceza kesme yetkisinin Üst Kurul'a ait olduğunu hatırlatan Maliye yetkilileri, uyarı yazısı gönderdikleri EPDK ile tekrar bir araya gelebileceklerine dikkat çekiyor. Denetimler sonucunda aldıkları numuneleri TÜBİTAK'ın incelediğini, sonuçların EPDK'ya bildirildiğini vurgulayan yetkililer, "Usulsüzlük yaptığı tespit edilen şirketlere verilecek cezalar dört aydır kurulun gündemine alınmadı." eleştirisinde bulunuyor.

Kaçak akaryakıtın yasal benzin ve motorinden ayırt edilebilme- si amacıyla 1 Ocak 2007'de önemli bir uygulama başlatılmış, akaryakıt ürünlerine 'marker' adı verilen maddenin konulması zorunlu hale getirilmişti. Maliye de, geçen mart ayında dağıtım şirketlerine yönelik olarak 'marker' ve fiilî envanter denetimleri gerçekleştirmişti.

Alınan bilgilere göre, Gelir İdaresi Başkanlığı denetim birimlerine bağlı 750 kişiden oluşan 'akaryakıt denetim timi' sattığı akaryakıtta ulusal marker bulunmayan ve envanterlerinde usulsüzlük tespit edilen şirketlere ilişkin bilgileri geçen mayıs ayında EPDK'ya gönderdi. Enerji Üst Kurulu ise 17 Haziran 2008'de verdiği cevapta ellerine ulaşan sonuçlara ilişkin işlem yapılacağını İdare'ye bildirdi. Ancak aradan geçen 4 aylık sürede konu Kurul gündemine alınmadı, herhangi bir karar çıkmadı. Bu sebeple 'marker'sız ürün bulunduran dağıtım şirketlerine ceza kesilemedi. Konunun Kurul gündemine alınmamasına anlam veremeyen Maliye Bakanlığı, iki hafta önce gönderdiği acil kodlu bir yazıyla işlemlerin derhal başlatılması talebinde bulundu.

Maliye yetkilileri, gönderilen sonuçların ardından kurallara uymayan firmalara dört aydır ceza kesilmesini beklediklerini ve konunun bir an önce karara bağlanması için EPDK ile tekrar bir araya gelebileceklerini açıkladı. Maliye Bakanlığı'nın ceza kesme yetkisi olmadığı için marker ve fiili envanter sonuçlarını Enerji Üst Kurulu'na gönderdiklerini aktaran bir yetkili, "Denetimler sonucunda alınan numuneleri TÜBİTAK inceleyip bize gönderdi. Biz de geçen mayıs ayında EPDK'ya ilettik. Ancak dört aydır cezaların Kurul'un gündemine alınmasını bekliyoruz. Bizim konuya ilişkin ceza kesme yetkimiz yok. Sadece vergi mevzuatı açısından inceleme yapabiliyoruz. Vergi tekniğine uyup uymadığına bakıyoruz. Mevzuata göre cezayı EPDK'nın kesmesi gerekiyor." dedi.

Edinilen bilgilere göre Maliye'nin koordinatörlüğünde martta gerçekleştirilen akaryakıt operasyonunda birçok firmanın usulsüzlük yaptığı belirlendi. Verilecek cezanın EPDK'nın iki yıl önce kestiği 1,6 milyar yeni liranın üzerine çıkabileceği belirtiliyor. İnceleme sonucunda, akaryakıt şirketlerine 4-5 ayrı konuda ceza verilmesi gündemde. Operasyon kapsamında akaryakıt şirketleriyle ilgili olarak, verginin yanı sıra marker oranı, standart dışı akaryakıt ve stoku bulundurma yükümlülüğü ile ilgili dört ayrı konuda inceleme başlatılmıştı. Akaryakıt kaçakçılığının giderek artması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), konuya el koymuştu. Meclis bünyesinde kurulan Kaçak Akaryakıtı Araştırma Komisyonu'nun hazırladığı rapora göre kaçağın yıllık boyutu 8 milyar doları buluyor. Devletin yıllık vergi kaybı ise 2,5 milyar dolar civarında. Satışa sunulan akaryakıtın yaklaşık yüzde 20'si rapora göre kaçak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da konuyla ilgili olarak daha önce "Petrol kaçakçılığının ardında babalar var." ifadelerini kullanmıştı.

Kaçak akaryakıtı önlemek için 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren EPDK tarafından benzin ve motorine ulusal marker (işareTR) eklenmesi uygulaması başladı. Uygulamanın devreye girmesiyle birlikte kayıtlı akaryakıt satışlarında da artış oldu. Enerji Üst Kurulu'nun 2007 yılı faaliyet raporunda marker'la (İşareTR) ilgili ayrıntılı bilgilere yer veriliyor. Kurul verilerine göre geçen yıl toplam 168 bin 792 litre ulusal marker rafineri ve dağıtım şirketlerine teslim edildi. Bu marker'ın 157 bin 357 litresi kullanıldı. Bu yolla toplam 19,3 milyon metreküp akaryakıt işaretlenirken ürün bazında dağılım şöyle (milyon metreküp): Benzin 3,3; motorin 16,0. Ayrıca 25,4 bin metreküp biyodizele de marker eklendi.

Son 10 yılda devletin vergi kaybı yirmi milyar dolar

Türkiye'deki akaryakıt piyasasının toplam büyüklüğü (dağıtıcılar arası ticaret de dahil) 49,6 milyar yeni lirayı buluyor.

Ülke genelinde 14 bin 822 bayi bulunurken dağıtım lisansına sahip firma sayısı 47.

Kaçak akaryakıtın yıllık boyutunun

8 milyar doları aştığı tahmin ediliyor.

Devletin yıllık vergi kaybı ise 2,5 milyar dolar.

Satışa sunulan akaryakıtın yaklaşık yüzde 20'sinin kaçak olduğu düşünülüyor.

Son 10 yılda Türkiye'deki toplam taşıt sayısı yüzde 77 artarken benzin tüketimindeki artış yüzde 9, motorin tüketimindeki artış ise yüzde 33'te kaldı.

Akaryakıt kaçakçılığı için sınır kapıları, limanlar ve açık deniz kullanılıyor.

Gemilerle yapılan kaçakçılık miktarı da yaklaşık 500 bin tonu aşıyor.

TIR ve otobüsler, sınırdan girerken ihtiyaçlarının çok üzerinde yakıtı ülkeye sokuyor.

Kaçak akaryakıttan sağlanan karaparanın bir bölümü terör örgütlerine gidiyor.

Kaçakçılıktan elde edilen parayla özellikle İstanbul, İzmir, Bursa, Mersin ve Antalya gibi illerde arsa ve gayrimenkul alımı yapılıyor.

Vergi yükü akaryakıta oranla daha az olan solvent ve benzol gibi ürünler ithal edilerek, akaryakıta karıştırılıyor.
aktifhaber

11 profesöre ihaleye fesat karıştırma suçlaması


26 Eylül 2008 - Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki enjektör alım ihalesine fesat karıştırarak devleti 1 milyon YTL zarara uğrattıkları iddia edilen 11'i profesör toplam 25 kişinin yargılanmasına başlandı. Haklarındaki iddiaları yalanlayan ve aralarında eski başhekimin de bulunduğu sanıklar, yargılanmalarına bir anlam veremediklerini söyledi.
1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, "İhaleye fesat karıştırmak" suçundan 7 ila 12'şer yıla kadar hapisleri talep edilen sanıklar, ilk kez hakim karşısına çıktı. Hastaneye, filtreli yerine filtresiz toplam 39 bin enjektörü değerinin çok üzerinde teslim ederek devleti 1 milyon YTL zarara uğratmakla suçlanan medikal firmalarıyla birlikte yargılanan profesörler, haklarındaki iddiaları yalanladı.

netgazete

MİT'te Sultanbeyli Skandalı
17 Eylül 2008 10:42

Milli İstihbarat Teşkilatı son dönemde ilginç "çıkar" eksenli skandallarla sarsılıyor. Son örnek Sultanbeyli'de bir garip takip esnasında yaşandı.

Sultanbeyli'de "tuhaf" Takip

Mustafa İlhan, 18 Mart'ta Sultanbeyli Cumhuriyet Savcılığı'na başvurdu. Evinden çıktığı andan itibaren takip edildiğini iddia ediyordu. Kendisini bir aydır takip eden araçların tek tek plakalarını almıştı. Yapılan araştırmalarda tüm plakalar sahte çıktı. Sultanbeyli Emniyet Müdürlüğü'nün tespitine göre ise araçlar MİT'indi…

Mustafa İlhan, her zamanki gibi sabah erkenden evinden çıktı ve arabasına bindi. İşyerine gidecekti. Arabasını park ettiği yerden çıkarmak için manevra yaparken, 100 metre ileride bulunan çay ocağının önündeki bir araba dikkatini çekti. Bu aracı nereden hatırladığını düşündü bir anHatırlamıştı. Geçen gün de aynı araç sabahın erken saatinde çay ocağının önündeydi. Hemen ardından da İlhan aynı aracı işyerinin yakınında görmüştü.

İlhan arabasını hareket ettirdikten bir süre sonra çay ocağının önündeki araç da hareket etti. İlhan'ın işyerine varmasından birkaç dakika sonra aynı araç bu defa, İlhan'ın işyerinin hemen yakınında ortalık bir yere park edilmişti. Mustafa İlhan bir iş için dışarıya çıktığında ilk gözüne çarpan yine bu araç oldu. Ama yaşadıklarına bir anlam veremedi. Ertesi gün, daha ertesi gün ve sonraki günler de farklı araçlarla da olsa hep aynı şeyi yaşadı Mustafa İlhan. Bitmeyen bir "deja vu" hissiydi sanki yaşadıkları.

Bir ayın sonunda hem arabaların plakalarını almıştı hem de artık kendisini takip ettiklerinden kuşkusu kalmamıştı. İlhan soluğu Sultanbeyli Cumhuriyet Savcılığı'nda aldı. 18 Mart'ta suç duyurusunda bulundu ve "müşteki" sıfatıyla ifadesi alındı. Savcılık, İlhan'ın ifadesinin ardından araştırma yaptı. Şikâyette sözü edilen plakalar sahteydi. Araçlar ne Terörle Şube Müdürlüğü'ne, ne de İstihbarat Şube'ye aitti. Gerçek kısa bir süre sonra ortaya çıktı. Şüpheli arabalar MİT'indi.

Mustafa İlhan, Malatya-Darende'den kalkıp gelmiş İstanbul'a. Pek çok hemşehrisi gibi o da Sultanbeyli'ye yerleşmiş. Önce bir gecekonduya, ardından mütevazı bir apartmana, görece büyük bir işyerine sahip olmuş. Hem evi, hem işyeri Sultanbeyli'de. Orta ölçekli işyerine sahip olunca, İlhan'ın ilçede çevresi de genişlemiş. Hatırı sayılır bir kişi olmuş.

Hayatı evden işe, işten eve devam ederken, geçen Şubat ayından itibaren alt-üst olmuş vaziyette. Çünkü dehşete kapılarak "takip" edildiğini fark etmiş. Dostu çok, düşmanı yok bir kişi olduğu için de önce anlam verememiş. Hemen ardından da soluğu savcılıkta almış İlhan. Gerisini şikâyet dilekçesinden takip edelim;

"Ben ticaretle uğraşıyorum. Yaklaşık bir aydır tanımadığım kişiler tarafından araçlar ile takip edilmekteyim. Sahte plakalarla 34 83 koyu mavi Ford Fiesta kısa spor binek araba, 34 9880 koyu mavi Ford Fiesta, 34 852 plakalı aynı arabanın metalik grisi, 34 9206 plakalı koyu gri Hyundai Accent, 34 32 plakalı açık metalik gri, 34 5396 eski tip Volkswagen Golf araçlarla evimin 100 metre karşısındaki sanayi girişinde çay ocağında beni gözetleyerek, ben evden çıktığımda peşime düşüyorlar, uzaktan bu araçlarla daima takip ediliyorum. Şahıslar(ın) silahlı olduğundan şüpheliyim. Hayatım tehlikede. Bu araçların plakalarını internetten kontrol ettirdim. Hepsinin sahte olduğunu tespit ettim. Güvence altına alınmam için Cumhuriyet Savcılığınıza şikayetçi olmak zorunda kaldım."

Sultanbeyli Cumhuriyet Başsavcılığı bu şikâyet üzerine harekete geçti. Önce şikâyetçi olarak Mustafa İlhan'ın ifadesine başvuruldu. Orada da İlhan şikâyet dilekçesinde yazdıklarını tekrarladı. Hemen ardından da savcılık, 19 Mart'ta İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne sordu olayı. Belki Emniyet Müdürlüğü'nün ilgili birimleri, bir nedenle İlhan'ı takip ediyor olabilirlerdi.

Araçlar Mit’in
Savcılık, İlçe Emniyet Müdürlüğü ile temasa geçer geçmez, bir ekip de araçların bulunduğu söylenen adresleri kontrol etti. Ancak sözü edilen araçlar çay ocağının önünde bulunamamıştı. Bunun üzerine Sultanbeyli İlçe Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Müdürü Celalettin Martin imzasıyla, Terörle Mücadele Şube Müdrülüğü ile İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne araçların kendilerine ait olup olmadığını sordu. Meçhul arabalar her iki şubenin de değildi.

Emniyet Müdürlüğü bir taraftan araçları araştırırken, diğer taraftan da Mustafa İlhan’ı büyüteç altına aldı. Bağlantıları neydi, kimlerle görüşüyor, kimlerle oturup kalkıyor ve temas kuruyordu? Örgüt bağlantısı var mıydı? Mustafa İlhan çevresinde dindar bir insan olarak tanınıyordu. Ancak hiçbir örgüt, tarikat veya bir dini oluşumla bağlantılı değildi. Bu yüzden herhangi bir şekilde takip edilmesini gerektirecek bir bilgiye ve bulguya rastlanmamıştı.

Ancak İlçe Emniyet Müdürlüğü, olayı araştırırken şaşırtıcı bir bilgiye ulaştı. Takipte kullanılan araçlar Milli İstihbarat Teşkilatı’nca kullanılıyordu. Yani araçlar, plakalar gerçekti. MİT’ten polise veilen bilgiye göre, Mustafa İlhan, El Kaide örgütü ile bağlantılıydı ve bu yüzden takibe alınmıştı. Ancak Emniyet’in araştırmaları bunu kanıtlamıyordu. Böyle olsa bile zanlıyı bu şekilde, adeta göstere göstere takip etmenin bir mantığı yoktu.

İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün bu tespiti hem Cumhuriyet Savcılığı’na, hem MİT Müsteşarlığı’na ulaştırıldı. Konunun yargıya intikal etmesi üzerine de MİT kendi içinde teftiş kurulunu harekete geçirdi. Buna göre olayın MİT’in Anadolu Yakası Daire Başkanı H.Ö ile Müdür A.C.Y. tarafından organize edildiği ortaya çıktı.

Hemen ardından da her iki isim de ceza aldı; “Milli İstihbarat Teşkilatı’nın imkanını ve itibarını kullanarak , yine teşkilatın itibarını yıpratacak şekilde, ilgili şahıs üzerinde baskı ve sindirme uygulanmıştır” gerekçesiyle. Mahkemenin vereceği kararı ise önümüzdeki günlerde öğreneceğiz…
Haber: Tuncay Opçin/Aktüel

Mersin'de yolsuzluk operasyonu: 39 tutuklama

15 09 2008 23:57
Mersin'de, TEDAŞ ve MESKİ'ye yönelik düzenlenen enerji yolsuzluğu operasyonunda adliyeye sevk edilen 50 kişiden 39'u tutuklandı. Mersin polisinin geçtiğimiz Cuma günü Mersin, Gaziantep, Şanlıurfa ve Mardin'de eş zamanlı olarak düzenlediği enerji yolsuzluğu operasyonunda gözaltına alınan 50 kişi, 3 günlük gözaltı süresinin ardından bugün adliyeye sevk edildi. Aralarında TEDAŞ'ta görevli 5 devlet memurunun da bulunduğu şüphelilerden 11'i savcılık tarafından ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakılırken, 39'u sevk edildikleri nöbetçi mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Şüpheliler, sahte mühür kullanmak, sahte evrak düzenlemek, rüşvet ve sayaçları geri almak suretiyle enerji hırsızlığı yapmakla suçlanıyor.
aktifhaber

İstanbul'daki fuhuş operasyonunda gözaltına alınan emniyet mensublarından 2 emniyet müdürü ve 1 emniyet amiri tutuklandı

3 Eylül 2008 19:49
İstanbul'daki fuhuş operasyonunda gözaltına alınan emniyet mensublarından 2 emniyet müdürü ve 1 emniyet amiri tutuklandı
İstanbul'da, kadınları fuhuşa sürüklediği iddia edilen bir çeteye yönelik olarak yapılan operasyon kapsamında adliyeye getirilen 20 kişiden, aralarında 2 emniyet mensubunun da bulunduğu 11'i mahkemeye sevk edildi.Beşiktaş'taki İstanbulAdliyesi'ne getirilen 20 kişi, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcıları tarafından sorgulandı.Bu kişilerden emniyet mensupları N.K ve Ş.Ş'nin de aralarında bulunduğu 11'i daha sonra ''suç işlemek için örgüt kurmak ve bu örgüte üye olmak'' ile ''rüşvet'' suçlarından tutuklanmaları talebiyle İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.Aralarında 4 polisin de bulunduğu diğer 9 kişi ise savcılıkça serbest bırakıldı. Mahkemeye sevk edilen 11 kişinin işlemlerinin sürdüğü belirtildi
haber10

9 Subay Gözaltına Alındı18 Eylül 2008 08:24
Diyarbakır’daki çeşitli birliklerde görevli, aralarında albay, yarbay, binbaşı ve yüzbaşıların da bulunduğu 9’u subay 20 kişiyi gözaltına aldı.

Diyarbakır'da gözaltına alınan 9'u subay 20 kişi askeri ihalelere fesat karıştırmakla suçlanıyorlar.

Diyarbakır’da askeri birliklerin açtığı gıda ihalelerine fesat karıştırılıp, haksız kazanç sağlandığı gerekçesiyle polisin düzenlediği operasyonda 9’u subay 20 kişi gözaltına alındı.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü ekipleri, kentte bazı askeri birliklerin gıda alımına yönelik yapılan ihalelerine fesat karıştırıldığı istihbaratı üzerine, Cumhuriyet Savcılığı’ndan alınan izinle teknik takip ve inceleme başlatıldı.

Aylardır süren takip ve inceleme sonucunda polis yaptığı operasyonda Diyarbakır’daki çeşitli birliklerde görevli, aralarında albay, yarbay, binbaşı ve yüzbaşıların da bulunduğu 9’u subay 20 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınan zanlılarla ilgili Cumhuriyet Savcılığı’ndan ek süre alınırken, soruşturmaları sürdürülüyor.
aktifhaber

Konya'da 30'u aşkın kişi gözaltında
23 09 2008 11:28
Konya'da düzenlenen operasyonda, Okyanus Şirketler Grubu Yönetim Kurulu ve ADD başkanının da aralarında bulunduğu 30'dan fazla kişi gözaltına alındı.
Edinilen bilgiye göre, Konya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, çıkar amaçlı suç örgütü kurdukları öne sürülen bir gruba bu sabah operasyon düzenledi.

Operasyonda, Okyanus Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Argun, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Konya Şube Başkanı A.A, Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başmüdürü M.M. ile bir yerel gazetecinin de aralarında bulunduğu 30'dan fazla kişinin gözaltına alındığı bildirildi.
aktifhaber

Batman belediyesine mali polis baskını
25 Ağustos 2008 23:00
Batman Belediyesi'ne baskın düzenleyen mali polis başkan danışmanı Nesim Turhan'ı gözaltına alındı. Turhan'ın odasında TOKİ müteahhitinden alınan 10 bin YTL de ele geçti.
Yılmaz Ekinci'nin haberi

Başkan danışmanı Nesim Turhan gözaltında. Danışmanın odasına yapılan baskında TOKİ müteahhitinden alınan 15 bin YTL’nin 10ç bin YTL'si bulunduğu, ve paraya el konulduğu belirtiliyor.
Haber 7

Emekli Albay: Askerlere PKK kıyafeti giydirdik

1992-94 arası Şemdinli’de görev yapan Emekli Jandarma Albay Erdal Sarızeybek, askerlerden "sakallı" timler kurduklarını ve PKK kıyafetleri giydirdiklerini söyledi. "Terörle mücadele adına bazı çılgınlıklarımız’’ diyen Sarızeybek, MİT, jandarma, emniyet ve Genelkurmay Bakanlığı'nın istihbarat birimlerinin uyuşturucu kullanan, kumarbaz, fuhuş yapan ve, karanlık işlerle uğraşan herkesi istihbarat elemanı olarak kullandığını belirtti.

"İhaneti Gördüm" kitabında emekli albay Erdal Sarızeybek, emekli binbaşı Cem Ersever’in ise çok konuştuğu için öldürüldüğünü kaydetti.

‘BAZI ÇILGINLIKLARIMIZ OLDU’

Kitabında bölgede nasıl bir kirli savaş yürüttüklerini anlatan Sarızeybek, askerlerden "sakallı" timler kurduklarını ve PKK kıyafetleri giydirerek yollara çıkardıklarını söyledi. "Terörle mücadele adına bazı çılgınlıklarımız’’ diyen Sarızeybek, "Ülke yanıyordu, gün geçmiyordu ki eylem olmasın. Bir ara çaresiz hale düştüğümüzü itiraf edebilirim. Neler yapmadık ki, askerlerden sakallı timler kurduk, bu timlere PKK kıyafeti giydirdik, yol güzergahlarına geceden çıkarıp emniyet almaya çalıştık. Bir konvoy emniyeti için, yüzlerce askeri geceden yürütüp kritik yerlerde emniyet almaya çalıştık" dedi.

‘ERSEVER ÇOK KONUŞUYORDU’

JİTEM'in kurucularından ve 1993 yılında öldürülen emekli binbaşı Cem Ersever ile ilgili de bazı bilgiler veren Sarızeybek, Ersever'in "çok konuştuğu" için öldürüldüğünü söyledi. Özellikle jandarma genel karargahında Ersever'in çok konuşmasından rahatsızlık duyulduğunu vurgulayan Sarızeybek, "Cem Ersever doğruları söyledi de ne oldu? Hiç. Öldürüldü. 93'lerde söylemişti Cem Ersever ama dinleyen olmamıştı. Şikayeti de buydu zaten. 'Bizi dinlemiyorlar' diyordu öldürülmeden önce. Yöneticiler ise onun için, 'çok konuşuyor' diyorlardı, onu dinlemeden ve de anlamadan. Anladığımız şu ki, onu susturdular. Kim? Konuştuğu zaman zarar görecek insanlar. Katil ya da katiller sizce kim olabilir? Terörü ranta çevirenler" dedi.

‘KARANLIK KİŞİLER İSTİHBARAT ELEMANI’

Türkiye'de istihbarat kurumlarının faaliyetlerine ilişkin de ilginç iddialarda bulunan Sarızeybek, Türkiye'nin batı bölgesinde MİT, jandarma, emniyet ve Genelkurmay Bakanlığı'nın istihbarat birimlerinin uyuşturucu kullanan, kumarbaz, fuhuş yapan ve yaptıranları, karanlık işlerle uğraşan herkesi istihbarat elemanı olarak kullandıklarını söyledi.

Ihanaeti gordum...bir emekli askerin itiraflari
INTER-TURK FORUMU
26. Eylül 2007 01:16:02:

Benim bildigim daha neler var. Siz hala kendinizi kandirin bakalim.
Mizansen çatışma itirafı
Emekli askerlerin itirafları bitmek bilmiyor. Albay Erdal Sarızeybek, 'İhaneti Gördüm' adlı kitabında Şemdinli'de görev yaptığı sırada "halkı korumak" adına sık sık çatışma havası yarattıklarından, faili meçhul cinayete kurban giden Cem Erse-ver'in 'çok konuştuğu için öldürüldüğü'ne kadar bir dizi sarsıcı iddiayı gündeme taşıdı Daha önce "jandarmadaki telekulak" olayını deşifre eden Erdal Sarızeybek, son kitabı "İhaneti Gör-düm"de yeni "zaman aşımına" uğrayan askeri sırları açıkladı. Bilindiği üzere emekli general Erdal Tokat da Tempo dergisine verdiği bir röportajda "Hakimler hizaya gelsin diye evlerini bombalattım" demiş ancak bu itirafı zamanaşımına girdiği nedeniyle ceza almamıştı. Sarızeybek'in de açıkladığı bu sırlarında zamanaşımına gireceği öngörülüyor.
ŞEMDİNLİ'Yİ BOMBALADIK
Sarızeybek, 1992'de Şemdinli'de 120 mm.'lik hava aydınlatma mermisini ilçe merkezi üzerine atma kararı verdiğini, tüfeklerle de ateş açtıklarını anlatıyor. Şemdinli'yi bombalamalarını kitabının ilerleyen sayfalarında "psikolojik harekât" diye nitelendiren Sarızeybek, olayı kitapta şöyle anlatıyor: "Planım şuydu: İki üç gecede bir, havan aydınlatma mermisini ilçe merkezi üzerine atacaktım. Sonra, önceden belirlenmiş hedeflerin üzerine makineli tüfekle ateş açacak, sonra da roketleri ateşleyip, şehir üzerinde tam bir çatışma havası yaratacaktık. Ertesi sabah halkı, şehir meydanında toplayıp, muhtemel bir çatışmada şehrin ve halkın ne denli zarar görebileceğini, bu nedenle teröristlere izin vermemeleri gerektiğini anlatacaktık. Bu uygulama Şemdinli'de yapılır oldu, hem de uzun süre".
SAKALLI TİMLER
Sarızeybek, askerlerden "sakallı" timler kurduklarını ve PKK kıyafetleri giydirerek yollara çıkardıklarını da anlatıyor. Sarızeybek kitabında bu konuyu, "Bir ara çaresiz hale düştüğümüzü itiraf edebilirim. Neler yapmadık ki, askerlerden sakallı timler kurduk, bu timlere PKK kıyafeti giydirdik, yol güzergahlarına geceden çıkarıp emniyet almaya çalıştık.
CEM ERSEVER ÖLDÜRÜLDÜ
JİTEM'in kurucularından emekli binbaşı Cem Erse-ver'in 1993'te "çok konuştuğu" için öldürüldüğünü ima eden Sarızeybek olayı şöyle anlatıyor: "Cem Erse-ver'in teşhislerinin ne denli doğru olduğunu biliyorum, zira tanığı benim. Ama ne oldu? Hiç. Öldürüldü. Konuştuğunda zarar görecek insanlar öldürdü. Katiller sizce kim olabilir? Terörü ranta çevirenler."
1992'den 2005 yılına kadar Şemdinli defalarca bombalandı
EMEKLİ Albay Sarızeybek'in Şemdinli ilçesini bombaladıkları itirafı akıllara 2005 yılında yaşanan Şemdinli Olayları'nı getiriyor. Bilindiği üzere Şemdinli'de eski PKK hükümlüsü Seferi Yılmaz'a ait kitapevi bombalanmış ilçe meydanında toplanan halk bombayı koyan kişiyi sığındı&

19 ARALIK 2009, CUMARTESİ
'Kalori'de rüşvet pazarlığı

Üniversite ile hastane yemekhanelerine düşük kalorili yemek verip ihaleye fesat karıştırdığı öne sürülen çeteyi telefon konuşmaları ele verdi. Konuşmalarda çeteye yardım eden bir hastane müdürüne rüşvet olarak 'tatil parası' gönderildiği ortaya çıktı

Hasta yemeklerinin kalorisini düşürerek haksız kazanç elde ettikleri öne sürülen yemek şirketi sahipleri ve hastane çalışanları arasındaki 'rüşvet' görüşmeleri telefon dinlemesine takıldı. İstanbul, Boğaziçi, Galatasaray üniversiteleri ile 11 devlet hastanesinin yemek dağıtımını yapan 38 yemek şirketine yönelik 'ihalelere fesat karıştırma' iddiasıyla yürütülen soruşturmanın ayrıntıları ortaya çıkıyor. Operasyonda gözaltına alınan 41 şüpheliden 30'u ifadeleri alındıktan sonra savcılık talimatıyla serbest kalırken, 11'nin sorgusu sürüyor. Çetenin İstanbul Üniversitesi yemekhanesi ihalesine girmeden önce kapıda yaptığı pazarlıkla ilgili dosyaya giren fotoğraflara AKŞAM ulaştı.

DİNLEME YAPILDI
Polis soruşturmada adı geçen 38 yemek şirketinin yaptığı tüm işlemleri inceliyor. Polisin operasyon öncesi yaptığı teknik takipte bir yemek şirketinin sahibi ile çalışanı arasında, İstanbul'un en önemli hastanelerinden birinin müdürüne verilecek rüşvetle ilgili yapılan telefon görüşmesi kayıt altına alındı. Konuşmada hastane müdürünün 'tatile gitmek için para istediği' öne sürülüyor.

CENTİLMENLİK SÖZÜ
Çete üyesi olduğu öne sürülen yemek şirketi sahiplerinin aralarında centilmenlik anlaşması yaptığı, ihaleler öncesi birbirlerini arayıp kimin ihaleye gireceği yönünde anlaştıkları da ortaya çıktı. Yemek şirketi sahiplerine, para karşılığı gizli ihale bilgileri sızdıran, şartnamelere uymayan düşük kalorili yemek servislerine göz yuman bir başhekim, 3 doktor ve 6 hastane müdürü de sorgulandı.
Yaklaşık bir yıldır hastalara ve yemek alımı yapan kurumların personeline kalorisi düşük yemek yedirdikleri öne sürülen ünlü yemek şirketlerinin sahipleri ve çalışanlarının da aralarında olduğu çetenin, Genelkurmay Başkanları yetiştiren Türkiye'nin en büyük askeri okullarından Kuleli Askeri Lisesi'nin yemek ihalesine de fesat karıştırdığı öne sürüldü. Gözaltındaki şüphelilerin sorguları sürüyor.

İşte pazarlığın fotoğrafı
AKŞAM soruşturma dosyasında yer alan 'rüşvet pazarlığı' fotoğrafına ulaştı. Fotoğrafta İstanbul Üniversitesi'nde düzenlenen bir ihale öncesi yemek şirketi sahipleri görülüyor. Dosyada şirket sahiplerinin aralarındaki 'centilmenlik' anlaşması gereği şüphe çekmemek için ihaleye birlikte girip önceden yapılan anlaşma gereği az miktarlarda fiyat arttırdıkları öne sürülüyor. Fotoğrafta gözaltına alınan şüphelilerden Ekrem Hayri K., Yılmaz Y., Levent B. ile İlker K. bir arada.

15 Eylül 2009 tarihinde yemek şirketi sahibi N. A. ile çalışanı E.H.K. arasında geçen konuşma, rüşvetin belgesi sayıldı:
E.H.K.: Bu şey S. abi aradı...
N.A.: Kim?
E.H.K.: S. S.
N.A.: Okmeydanı
E.H.K.: Olduğu yerde
N.A.: Ne istiyor? Şey mi istiyor?
E.H.K.: He biraz ön şey istiyor herhalde... Bir şeyler istiyor yani tatile gitmiş de falan da filan da 'hatırlatırım abi' dedi
N.A.: Bir on kağıt ayarla da o zaman. İsmail'i şey yap arasın beni bir on kağıt verelim öbürünü de...
E.H.K.: Yarın veya öbür gün
N.A.: Tamam veya beş kağıtla halledebilir miyiz onu?
E.H.K.: Olur
N.A.: Beş kağıt ver o zaman. Para yok zaten
E.H.K.: Ben tatile gidiyorum, sen ona beş ver de... Ona sen gel sonra bakarız falan diyeyim
N.A.: İyi, olur tamam. Beş kağıda olur.
E.H.K.: Yeter ona fazla bile.

Devrim TOSUNOĞLU/Akşam

22 Aralık 2009 20:52Tapu Müdürüne Rüşvet Gözaltısı
Adıyaman'da Tapu Sicil Müdürü, rüşvet aldığı iddiasıyla gözaltına alındı.Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Alınan bilgiye göre, Tapu Sicil Müdürü T.A. hakkında, emlak işleri ile uğraşan M.K. isimli kişinin ihbarı üzerine, Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Müdürlüğü ekipleri çalışma başlattı.

Ekipler, seri numaraları önceden alınmış 500 lirayı M.K isimli kişiden alan müdür T.A'ya suçüstü yaparak, gözaltına aldı.

Tapu Sicil Müdürü T.A'nın 3 ay önce Adıyaman'da göreve başladığı öğrenildi.
aktifhaber

29 Aralık 2009 18:19
Gürüz ve Teziç'e Soruşturma
Cumhurbaşkanlığı DDK, eski YÖK başkanları Kemal Gürüz ve Erdoğan Teziç hakkında soruşturma açılmasını istedi..
Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde başlatılan 'Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim' raporunu açıklayan Devlet Denetleme Kurulu, yükseköğretimde ciddi bir denetim zafiyeti olduğunu vurguladı. Rapor 'teftiş, inceleme, soruşturma ve diğer idari işlemlerin yapılmasının temini için' Başbakanlığa gönderildi.

YÖK'ün ilk defa denetlenmesi anlamına gelen rapor, çok sayıda çarpıcı bilgiyi belgeleriyle ortaya koyarken, geçmiş YÖK yönetimlerinin yaptığı 'hukuksuzluğu' da ortaya koydu.

Raporda özetle şöyle denildi: "Gerek Yükseköğretim Denetleme Kurulu'nun mevcut yapısal sorunları ve denetim uygulamalarındaki eksiklikleri/hataları, gerekse ihbar ve şikâyetler hakkında YÖK Genel Kurulu, YÖK Başkanları ve üniversite rektörlerinin hukuka aykırı uygulamaları Anayasa ile öngörülen denetim olgusunun tamamıyla işlevselliğini yitirmesine yol açmıştır.

Bu husus özellikle üniversite ve YÖK yöneticilerinin hesap verilebilirlik ile ilgili algılamalarının değişmesine neden olmuş ve böylece yükseköğretim alanı yolsuzluk ve usulsüzlüğün önlenememesine/artmasına elverişli bir çevre hâline gelmiştir."

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporunda, yükseköğretim alanının yolsuzluk ve usulsüzlüğün artmasına elverişli bir çevre haline geldiği belirtildi.

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nun, 'Yükseköğretimde Gözetim ve Denetim' başlıklı raporunun özeti, Çankaya Köşkü'nün internet sayfasında yayınlandı. Söz konusu rapor özetinde, çalışmanın, Cumhurbaşkanlığı'nın 05.06.2007 tarihli talimatı ile başlatıldığı kaydedildi.
Raporun özetinde, YÖK başkanları ve rektörler hakkındaki şikayet ve ihbarlara ilişkin yürütülen iş ve işlemlerin incelendiği belirtildi. Bu çerçevede, YÖK Genel Kurulu ve YÖK başkanları tarafından yürütülen hukuka aykırı uygulamaların ortaya konduğu ve bunlar hakkında soruşturma açılması gerekliliğine işaret edildiği kaydedildi.

Raporda, Yükseköğretim Denetleme Kurulu'nun hem mevzuat hem de uygulamaları itibariyle ayrıntılı olarak değerlendirmeye tabi tutulduğu aktarıldı. YÖK'e intikal eden ihbar ve şikayetler hakkında Yükseköğretim Kurulu'nca yürütülen iş ve işlemlerin incelenmesi ve değerlendirilmesinin yapıldığı belirtildi.

Yüksek Öğretim Denetleme Kurulu'nun, son 10 yılda gerçekleştirdiği çalışmalar ve ürettiği raporlar üzerinden sayısal incelemeler yapıldığı ifade edilen raporda; şu görüşler aktarıldı:

"Kurulun son 10 yılda gerçekleştirdiği çalışmalar ve ürettiği raporlar üzerinden yapılan sayısal incelemelerle tespit edilen en önemli sonuç; Yükseköğretim Denetleme Kurulu'nun devlet üniversiteleri üzerindeki gözetim ve denetim anlamındaki asli fonksiyonundan neredeyse bütünüyle çekilmiş olmasıdır.

Son 10 yılda bu alanda yapılmış tüm görevlendirmeler, 2006 yılında Kurula verilen 3 üniversite (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Balıkesir Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi) ile ilgili genel denetim görevinden ibarettir. Buna karşılık, Kurul genel denetim çalışmalarını bütünüyle vakıf üniversitelerine yönlendirmiş görünmektedir.

2000-2008 yılları arasında toplam 223 genel denetim raporu düzenlenmiş olup, bu raporlardan sadece üçü devlet üniversitelerinden icra edilen denetimlere, diğerleri ise vakıf üniversitelerine yöneliktir."

Raporda, Yükseköğretim Denetleme Kurulu'nun hem nicelik hem de nitelik açısından denetim işlevine odaklı olarak kurulmadığı kaydedilerek, "Kurulun mevcut oluşumu ve üye sayısı, hem nicelik hem de nitelik açısından, tüm Türk Yükseköğretim Sisteminin denetlenmesi görevini yerine getirmeye yetecek kapasitede olmaktan uzaktır." denildi.

İHBAR VE ŞİKAYETLER

Raporda, gelen ihbar ve şikayetler üzerinde de duruldu. 'Yükseköğretim Denetleme Kurulu'nca yazılan raporlarda, soruşturma açılması istenen az sayıdaki durumlarda dahi raporda varılan sonucu değiştirecek nitelikte herhangi bir kanıt bulunmaksızın hukuka aykırı bir biçimde YÖK Başkanınca soruşturma açılmasına gerek olmadığına dair karar verildiği belirtildi.

"Muhbir ve şikayetçinin kimliği gizlenmeksizin, ihbar ve şikayet konusu iddiaların idari araştırma kapsamında haklarında ihbar ve şikayette bulunulan kişilere-rektöre-üniversitelere gönderilmesi suretiyle muhbir ve şikayetçilerin kimlik bilgilerinin ifşa edilmesi biçiminde hukuka aykırı işlemler yapıldığı tespit edilmiştir." ifadelerine yer verildi.

"YÜKSEKÖĞRETİM ALANI YOLSUZLUĞUN ÖNLENEMEMESİNE ELVERİŞLİ HALE GELDİ"

Raporun sonuç bölümünde, devletin üniversiteler üzerindeki gözetim ve denetiminin, gerek mevzuat alt yapısındaki eksiklikler, gerekse YÖK Genel Kurulu, YÖK başkanları ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu'nun uygulamaları nedeniyle, devlet adına icra edilen bir kamu hizmeti olma niteliğini tamamıyla kaybettiği kaydedildi.

Yükseköğretim Denetleme Kurulu'nun 'mevcut yapısal sorunları ve denetim uygulamalarındaki eksiklikleri/hataları gerekse ihbar ve şikayetler hakkında YÖK Genel Kurulu, YÖK başkanları ve üniversite rektörlerinin hukuka aykırı uygulamalarının Anayasa ile öngörülen denetim olgusunun tamamıyla işlevselliğini yitirmesine yol açtığı' ifade edildi.

Raporda, "Bu husus, özellikle yükseköğretim kurum ve üst kuruluşlarının yöneticilerinin hesap verilebilirlik ile ilgili algılamalarının değişmesine neden olmuş ve böylece yükseköğretim alanı yolsuzluk ve usulsüzlüğün önlenememesine/artmasına elverişli bir çevre haline gelmiştir. Bu nedenle, oluşan denetim açığı kendisini besleyen ve bu açığı kronikleştiren bir yapıya dönüşmüş görünmektedir." denildi.
aktifhaber

12 Ocak 2010 08:03
Taraf Yazarından Hodri Meydan
Zahid Akman, Las Vegas'ta kumar oynadığı iddiasını yalanladı. İddiayı yazan Taraf yazarı Bulamacı ise meydan okudu..

Taraf Gazetesi Yazarı Kemalettin Bulamacı’nın, Zahid Akman’ı Las Vegas’ta blackjack masasında elinde puroyla gördüğü iddiasını Akman yalanladı. Ancak Bulamacı gerekirse otelin kumarhanesinin güvenlik kameralarından bunu ortaya çıkarabileceğini söyledi.

Taraf Gazetesi Teknoloji Yazarı Kemalettin Bulamacı, eski RTÜK Başkanı Zahid Akman’ı Las Vegas’ta blackjack masasında elinde puroyla gördüğünü ve etrafında da porno fuarından bazı kadınların da olduğunu yazmıştı. Bulamacı’nın yazısı gündeme bomba gibi düşmüş ve Akman’ın iddialar için ne diyeceği merak edilmişti. Zahit Akman, avukatı Hakan Yıldız aracılığıyla bir açıklama yaparak Bulamacı’nın iftira attığını ve kendisine dava açacağını belirtti. Akman’ın avukatı yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “ Müvekkilim ve bir diğer üst kurul üyesi RTÜK tarafından görevlendirilmesi sebebi ile ABD’nin Las Vegas kentindeki Tüketici Elektroniği-2010 Fuarı’na katılmışlardır. Fuarın düzenlendiği otelde yer alan fuar alanı ve seminer salonlarında çalışmaları ve konferansları diğer katılımcılarla beraber görevli olarak takip eden müvekkilim aleyhindeki bu asılsız iddialar; müvekkile karşı uygulanan linç ve iftira kampanyasının ne boyutl


En son admin tarafından Pts Ekm 13, 2008 7:18 pm tarihinde değiştirildi, toplam 8 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 833
Konum: Belarus

MesajTarih: Sal Eyl 02, 2008 10:01 pm    Mesaj konusu: 'Zimmet' operasyonu Alıntıyla Cevap Gönder

Serdar TURGUT
Akşam
Tiksinti
20 Şubat 2009

Üzülüyordum, çaresizdim ama artık içim tükendi. Çaresizlikten, her gün gördüğüm davranışlardan ve bazı suratlardan içim bulanıyor. Tiksindim
Tüm dünya içinden nasıl çıkacağını tam bilemediği bir krizle boğuşuyor. Her gün sokaklara işsiz insanlar bırakılıyor.
Borçlar nasıl ödenecek, kira nasıl verilecek, çocuklar ne yiyecek belli değil.
Çaresizlik, umutsuzluk sarmış ortalığı.
Açıklanan ekonomik kurtarma reçeteleri, zaten parası olanlara para aktarma sistemine dönüşmüş.
'Bitti artık, olmaz artık' denilen bir olay tekrar dünya gündeminde.
Sınıf savaşı ciddi biçimde olabilir ve oluyor da...
Büyük sosyal patlamalar bekleniyor.
En zengin, en güçlü denilen ülkede bile insanlar 1930'larda yapılmış olan halk savaşlarının hikayelerini okuyup hazırlanıyor.
Normal ülkelerde liderler panik içinde çareler arıyor. Fikirler tartışılıyor. Bu beladan normal çıkış yolları araştırılıyor.

***

Bu arada Türkiye'de ne oluyor?
Sanki hayatta hiçbir sorun yokmuş gibi suratlarından sahtekarlık akan bazı insanlar, siktiriboktan bir ilçenin siktiriboktan belediye meclisi üyeliği için birbirlerini yiyor.
Küfür etmemi mazur görün bugünlük. İçim tiksinti dolu, hislerimi başka türlü ifade edemeyeceğim.
Türkiye'nin ahlak açısından tükenişine şahit oluyoruz bugünlerde.
Dilencilik yapsalar bir günde rahat kazanılacak paraya yapılan belediye meclisi üyeliği neden bu kadar önemli olsun ki?..
6 yaşındaki çocuğum sorsa ne diyeceğim buna ben.
Doğruyu mu söyleyeceğim; haydi canım, bunu yapamam, utanırım.
O basit koltuk için insanlar birbirlerini yiyor. Çünkü çalacaklar, çıkar sağlayacaklar. Bu artık alenen tartışılıyor.
Gözümüze soka soka yapıyorlar bunu. Utanmaları yok. Para götüreceksen bari bunu gizleyerek yap değil mi?..
Buna da gerek yok. Çünkü bu toplumda iyi çalanlar, keselerini dolduranlar akıllı, becerikli insan sayılıyor.
Gözümüzün önünde her gün bir ahlaksızlık trajedisi yaşanıyor. Bunu adına da 'Yerel seçim' demişler...
Türkiye, cumhuriyet yıllarının hiçbir döneminde bu kadar ahlaksız, utanmaz olmamıştı...
Ne yapacağız, ne edeceğiz, ne öğreteceğiz çocuklarımıza bu hayat hakkında, bilemiyorum ki...
Annem ve babamdan gördüğüm terbiyeyi çocuğuma vermeye çalışsam, 'Hırsız olma, alın terinle çalış, onurlu ol, haksızlığı kabul etme' desem, bir gün bana 'Baba sen bana neler öğretmiştin, baksana etrafa, gerçekte nasıl insanlar var' demez mi?
2009 yılında siyaset bitti. Etik ahlak zaten yoktu. Şimdi bunların olmaması takdir görüyor bile.
Üzülüyordum, çaresizdim ama artık içim tükendi. Çaresizlikten, her gün gördüğüm davranışlardan ve bazı suratlardan içim bulanıyor. Tiksindim.
Bir insan kendi adayı adaylıktan çekildi diye veya kendisi parti meclisi üye adayı olamadığı için neden hüngür hüngür ağlar ki?..
Bu bayağılık, bu onursuzluk, artık gelemeyecek paralara üzülmekten başka neyin göstergesi olabilir ki?..
Dünya nelerle uğraşıyor, biz neyle. Büyük olabilecek ve krizden güçlü çıkabilme potansiyelimiz olduğu halde biz küçüldükçe küçüldük, yerelleştikçe yerelleştik. Kimse utanmıyor, siktiriboktan ilçenin siktiriboktan belediye meclisi üyeliği için ölümüne mücadele ediyor.
Ufku ondan ibaret çünkü. O koltuğa oturmak için belirli bir eğitim düzeyi olması zorunluluğu da bulunmuyor. Kaldırmışlar o zorunluluğu. Bu davranışları sergileyebilen bir insanın eğitimli, bilgili, görgülü olabilmesine imkan yok.

***

Bu dediklerim özel olarak hiçbir partiyi hedef almıyor.
Bu trajedide her parti eşit derecede sorumlu.
AKP, 'Din dedi, iman dedi, din kardeşliği dedi' ama bu iktidar döneminde çıkar sağlamak neredeyse imanın 'Olmazsa olmaz' koşulu haline getirildi.
'Yapmayın etmeyin' deniliyor, 'Ayıp oluyor' deniliyor. Onlar ise en üst düzeyde bile, 'Ayıp filan olmaz, becerebiliyorsanız siz de yapın' diyorlar.
CHP de çağrıyı kabul etti ve o da becerebileceğini ispata koyuldu.
Al birisini vur ötekine... Tartışılan laiklik, cumhuriyet, özgürlükler filan değil. Sadece para konuşuyor, diğerleri yürüyor. O kadar işte...
Türkiye'de tek özgürlük, eğitimsiz ufak adamların köylü kurnazlığı ile çıkar sağlamaya çalışmaları özgürlüğüdür.
Parti meclisi üyeler listesi üzerine yaşanılan kavga, parti olarak CHP'yi benim gözümde bitirdi.
CHP'nin İstanbul komedyasını izliyorsunuzdur. Sanki çok matah bir şeymiş gibi AKP'yi kendilerine örnek aldılar. Bari sonunda birleşseler, resmen tek parti kalsa da hepimiz rahat etsek.
Dinine bağlı ama AKP içinde kendisine yer bulamamış ve çıkar dağıtım şebekesinin dışında kalmış insanlara CHP sayesinde yeni bir yer açıldı. Artık CHP'nin tek varlık nedeni bu oldu.
Kömür mü dağıtılacak, erzak mı verilecek, eşya mı isteniliyor, bunu CHP de yapacak. Çıkar şebekesi idaresi sadece AKP'ye bırakılmayacak. Türkiye'nin siyasi gündemi bundan ibaret...
Bütün bunlar olurken, başka bir zamanda başka bir ülkede yaşamış olsaydı, görünümü ve tavrıyla gayet rahatlıkla bir toplama kampında müdürlük yapabilecek Önder Sav, şebekenin kendi kontrolünden çıkmasını zor kabul ediyor. Sonrada gitmesin diye komik genelgeler filan yayınlıyor.
Dünya ayağımızın altından kayıyor, bizimkiler bunlarla uğraşıyor. Çünkü tüm dünyaları bundan ibaret.
Küçük adamlar, basit kavgalar ve iç bulandıran bir görünüm...
Sonunda bazı insanlar da 'Alın seçiminizi sokun bir yerinize. Allah belanızı versin' diyecek. Bunu söylemeye başlamış benim tanıdığım çok insan var. Ve hepimiz de utanmış durumdayız.
Ahlaktan yoksun, etiksiz bir sistem nasıl yaratılıyormuş, hüzünle bakan gözlerimizle bunu seyretmek zorundayız şimdi de...
Serdar Turgut - Akşam
serdarturgut@superonline.com


DOĞAN GRUBU TARİHİNDE İLK
10 Ekim 2008 08:16Doğan Grubu açıkça Org. Babaoğlu'nun istifasını istedi. Sebebi göründüğü gibi değil.

Vatan Gazetesi bugün sürmanşetine Aktütün Saldırısı sırasında ve sonrasında golf oynayan Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Aydoğan Baboğlu'nu çekti.

"Paşam İstifa Et" başlıklı sürmanşet, gazetenin Başyazarı Güngör Mengi'nin yazısıyla desteklendi. Yine gazetenin yazarlarından Necati Doğru ve Mehmet Tezkan da Org. Babaoğlu'nun istifasını istedi.

Doğan Grubu'ndan bir gazetenin bir paşayı hedef alması dikkate değer bulundu.

DOĞAN GRUBU NEDEN VURUYOR?

Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Babaoğlu'yla, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ arasında var olduğu bilinen soğukluğun ve Org. Babaoğlu'nun ülke gündemi konusunda "Karacılarla" aynı şeyi düşünmeyip, aynı stratejiyi takip etmemesi, sivillere karşı "Karacılarla" blok hareket etmemesinin bu manşeti atmayı kolaylaştırdığı, Babaoğlu'nun Aktütün'deki skandallar zincirini örtmek için kurban seçildiği iddia ediliyor.

Org. Babaoğlu'na ilginç biçimde Ertuğrul Özkök te yüklenmişti. Bu Özkök'ün bir kuvvet komutanını hedef seçtiği ilk yazıydı.

Vatan Gazetesi'nin bugün Babaoğlu'na sürmanşetten yaptığı yüklenme şöyle:

aktifhaber

Başbuğ'a "Doğru Konuş" Çağrısı
10 Ekim 2008 09:24

Org. Başbuğ "doğruları konuşma" taahhüdünde bulunmuştu ama son olay hiç de öyle olmadı. Şamil Tayyar, çelişkiyi yazdı ve sert çağrısını yaptı...

Şamil Tayyar'ın Star'daki yazısının ilgili bölümü:

Hani doğruları konuşacaktık

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un 16 Eylül günü Genelkurmay karargahında düzenlediği ‘Medya ile Diyalog’ toplantısındaki gözlemlerimi, ertesi günkü yazımda aktarmıştım.

Başbuğ’u samimi bulmuştum.

Şöyle diyordu: ‘Biz eleştiriye her zaman açığız. Köşe yazarları farklı değerlendirmeler yapabilirler. Ama haberlerin doğru bilgiye dayanması lazımdır. Doğru bilgiye dayalı yapılan haberlere itirazımız olmaz.’

Şöyle demiştim: ‘Başbuğ’un bu ifadesini taahhüt olarak aldım.’

Gelin birlikte Orgeneral Aydoğan Babaoğlu’nun Hürriyet’e yaptığı açıklamayı ve Genelkurmay’ın duyurusunu birlikte değerlendirelim.

Tarih 8 Ekim Çarşamba. Babaoğlu, Hürriyet’ten Metehan Demir’e şöyle diyor: ‘Şehitlerimizin haberi bana o gün doğal olarak anında ulaşmadı ama sonrasında başlatılan her harekatın emrini Ankara ile koordine ederek bizzat verdim.’

Demek istiyor ki, çatışma haberinden Cuma akşamı veya Cumartesi sabahı haberdar olmadım, olduğum anda da hava operasyonunu ben yönettim.

Eyvallah! İnsanlık hali, olabilir. Talihsiz bir tesadüfle karşılaşabilir. Soru şu: Hain saldırı haberini öğrendikten sonra golf oynamaya neden devam ettiniz?

Gelelim Genelkurmay’ın bildirisine: ‘Hava kuvvetleri komutanımızın Antalya’da bulunduğu sırada 4 Ekim 2008 Cumartesi günü akşam saatlerine kadar olan sürede Bayraktepe bölgesinde meydana gelen çatışma sonucunda verilen şehitler hakkında bir bilgisi olmamıştır.’

Hangisi doğru?

Komutan, ‘geç de olsa çatışmadan haberdar oldum ve hava operasyonunu yönettim’ diyor. Genelkurmay ise ‘Hayır, akşama kadar haberi olmadı’ görüşünde.

Beni bağışlayın, iki açıklamadan biri yalan. Çünkü doğrular çelişmez.

‘Haberi doğru bilgiye dayalı yaparsanız itirazımız olmaz’ diyen Genelkurmay Başkanı Başbuğ’a çok açık soruyorum: Sayın Paşam, sizin açıklamanıza mı itibar edeceğiz, komutanın söylediklerine mi?

Benim gönlüm sizden yana. 16 Eylül’deki brifinde dediniz ki: TSK ile ilgili konularda bizim açıklamalarımızı esas alın.

Esas alıyorum.

O zaman aklıma şu sorular takılıyor: Genelkurmay 2. Başkanının sözünü ettiği iki F-16’yı çatışma bölgesine kim gönderdi? Böylesine kritik bir süreçte hava kuvvetleri komutanı neden bilgilendirilmedi? Akşama kadar TV ekranlarında bangır bangır verilen saldırı haberlerini komutana duyuracak bir dostu dahi yok mu?

Eğer durum bu kadar vahimse, sayın komutanımızı daha fazla üzmemek ve golf heyecanını kesintiye uğratmamak adına Serik’te sürekli tatile göndersek, emekliliğinin keyfini doya doya yaşasa fena mı olur?

Ne dersiniz?

Aktütün'e yok golf sahalarına var

10 Ekim 2008 00:01
Aktütün Karakolu'na saldırı sırasında golf oynadığı anlaşılan HKK Org. Babaoğlu'nun emri altında bulunan 9 ayrı üsse golf sahası yaptırıldığı ortaya çıktı.
Genelkurmay, Aktütün karakolunun maddi yetersizlikler yüzünden taşınamadığı açıklanırken, her biri en az 500 bin YTL'ye mal olan 9 adet golf sahasına milyonlarca dolar harcanması dikkat çekti.

17 Mehmetçiğin Şemdinli'ye bağlı Aktütün karakolunda şehit düştüğü dakikalarda, hava kuvvetleri komutanı Aydoğan Babaoğlu böyle görüntülenmişti. Antalya'da golf oynayan Babaoğlu'nun yanında Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay da vardı.

9 üsse golf sahası

Golf tartışmaları yeni bir boyut kazandı. Genelkurmay ikinci başkanı aktütün karakolunun maddi imkansızlıklar nedeniyle taşınamadığını açıklamıştı. Ancak karakolu taşımaya ödenek bulunamazken, hava kuvvetlerine bağlı 9 Jet üssüne ve Hava Harp Okuluna golf sahası yaptırıldığı ortaya çıktı.

Golf sahaları para yutuyor.

Avrupa'da sosyete sporu olarak tanımlanan golf, dünyanın en pahalı sporu. Uzmanlara göre bir golf sahasının maliyeti arazi hariç ortalama 6 ile 10 milyon dolar arasında değişiyor. Sahanın bakımı da yüzbinlerce dolar..

9 golf sahasına harcanan para onlarca milyon dolar.
Aktütün Karakolunun taşınması ve saldırılara karşı güvenli bir bina yapılabilmesi için gerekli para ise TOKİ'nin hesaplarıyla sadece 1 milyon dolar.
haber7

İkisinden Biri "YANLIŞ" Söylüyor
09 Ekim 2008 10:36

Golf krizinde, Genelkurmay ve Babaoğlu'nun sözleri arasında büyük çelişkiyi yakaladık.

Türkiye 17 şehidine ağlarken Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Aydoğan Babaoğlu'nun golf oynaması olayı ilginç boyutlara doğru ilerliyor.

Halkın yoğun tepkisi üzerine önce Org. Babaoğlu sonra Genelkurmay açıklama yaptı. Ancak açıklamalar arasında büyük çelişki var.

Org. Babaoğlu golf haberinin medyaya yansıması üzerine Hürriyet Gazetesi'nden Metehan Demir'e açıklamalar yapmıştı.

CUMARTESİ ÖĞLEDEN ÖNCE ÖĞRENDİ

Metehan Demir'in Org. Babaoğlu'yla görüşerek yazdığı haberine göre Babaoğlu'nun golf oynarken, Aktütün saldırısını öğrenme süreci şöyle yaşanmıştı:

"Aktütün Karakolu ve civarındaki tepelerde PKK terör örgütü ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar 3 Ekim Cuma günü saat 13.00 sıralarında başladı. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Babaoğlu da cuma günü izinle olarak geldiği Antalya’da kaldığı otelde düzenlenen golf turnuvasına katılıyordu. Babaoğlu cuma günü saat 09.00-12.30 arasında golf oynadı. Akşama kadar devam eden çatışmaların haberi izindeki komutana ulaşmadı. Şehit sayılarının belli olması üzerine Genelkurmay, cumartesi sabah saat 09.00’da açıklama yaptı. Aynı saatlerde Babaoğlu, golf turnuvası için yine otele gelmiş ve sahaya çıkmıştı. Şehitlerin haberi de bu sırada kendisine ulaştı. Babaoğlu, pazar günü Eskişehir’de şehit cenazesine katıldı. "

GENELKURMAY'A GÖRE CUMARTESİ AKŞAM
Görüldüğü üzere Org. Babaoğlu kendisi Hürriyet'ten Metehan Demir'e yaptığı açıklamada olayı Cumartesi Günü Genelkurmay'ın açıklamasından sonra golf sahasında öğrendiğini vurguluyor.

Genelkurmay'ın Babaoğlu'nu savunmak için yaptığı açıklamada ise farklı bir zaman veriliyor. Genelkurmay'ın açıklaması şöyle:

"Hava Kuvvetleri Komutanımızın Antalya’da bulunduğu sırada, 4 Ekim 2008 Cumartesi günü akşam saatlerine kadar olan sürede, Bayraktepe bölgesinde meydana gelen çatışma sonucunda verilen şehitler hakkında bir bilgisi olmamıştır."

NASIL HABERİ OLMAZ?

Genelkurmay'ın Aktütün'deki çatışma ve verilen şehit sayısıyla ilgili ilk açıklaması 4 Ekim Cumartesi Günü resmi internet sitesinden sabah 09:30'da oldu. Sözkonusu açıklama Genelkurmay'ın internet sitesinde hala duruyor.

Genelkurmay'ın çatışmayı çok önceden bildiği, açıklamayı bilanço belli olduktan sonra yaptığı biliniyor. Peki nasıl olur da 17 şehidin verildiği, Türkiye'nin bir karakolunun yerle bir edildiği büyüklükte bir çatışmadan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Orgeneral rütbeli Hava Kuvvetleri Komutanı'nın haberi olmaz.

Üstelik öyle bir haberi olmaz ki, Genelkurmay'ın 09:30'daki açıklamasından sonra memlekette yer yerinden oynarken, bütün televizyonlar yayınlarını keserken, şehit anaları ağlarken...

Genelkurmay'ın açıklamasına göre Babaoğlu olaydan ancak akşam haberdar oldu. Sabah 09:30'dan itibaren tüm Türkiye sarsıntı geçirirken, bir Kuvvet Komutanı'nın haberdar edilmemiş olması, haberdar edilmese bile normal bir vatandaş gibi haber alamamış olması ne kadar mümkün?

Açıklamalar hem çelişkili, hem mantığa uymuyor. Peki hesabı kim verecek?
aktifhaber

TSK'den tüyler ürperten itiraf
09 Ekim 2008 08:09
Sabah

PKK, Aktütün'e saldırırken, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Aydoğan Babaoğlu, Antalya'da golf oynuyordu

Medyada, Babaoğlu'na yönelik yoğun eleştiriler yer aldı. Güneydoğu'da 17 şehit verilirken, bir kuvvet komutanının Antalya'nın tatlı sıcağında golf oynaması, birçok kişiyi çileden çıkardı.

Ben, "yöneticiler keyfine bakıyor, halkı düşünmüyor" şeklindeki popülist eleştiriden uzak durmaya çalışırım. Ve şöyle düşünürüm:
İletişim çağı da denilen günümüzde, bu tip bir eleştiri benim açımdan talidir.
Org. Babaoğlu, Antalya'da golf oynamak yerine, makamında otursaydı ya da Konya'daki birlikleri denetleseydi ne fark ederdi?
Komutan ha Ankara'da oturmuş, ha Antalya'da: Jetleri, helikopterleri kaldırmak için onun emir vermesi dahi gerekmez ki! Bu tip acil durumlarda ne yapılacağı bellidir:
Birkaç telefon/telsiz konuşmasının ardından, talimatnamelerde öngörülenler yapılır. Hava Kuvvetleri'nin nöbetçi güçleri hemen harekete geçer.

Ancak bunların yapılmadığı, Aktütün'ün yardımına koşulmadığı ortada.
O halde ya iletişimde ciddi aksama var (hem de bu çağda!) ya da harekete geçme refleksinde...
Her iki durumda da bu sistemi kurmak ve işletmekle yükümlü olanlar sorumludur.

Gelelim konunun özüne:
Org. Babaoğlu elbette sorumludur.
Ama golf oynadığı için değil!
Babaoğlu ile birlikte, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ da dahil, Silahlı Kuvvetler'in tüm yönetim kadrosu, ellerinin altında devasa bir bütçe bulunmasına karşın, bu tip saldırılara karşı yeteri kadar hazırlıklı olmadıkları için sorumludur.
Asıl önemlisi: Türkiye'nin en yakıcı sorununu, sadece bir "terör" ve "bölücülük" bağlamında algıladıkları için sorumludur.
Bitmedi: Başka politikalar önerenleri; "hain", "art niyetli", "sözde" gibi sıfatlarla anarak töhmet altında bıraktıkları için de sorumludurlar.

Önemli not: GK'nin yaptığı "golf" açıklamasında, "Hava Kuvvetleri Komutanımızın, Antalya'da bulunduğu sırada, 4 Ekim 2008 Cumartesi günü akşam saatlerine kadar olan sürede (...) şehitler hakkında bir
bilgisi olmamıştır" deniliyor.
Bu bir skandal: 17 şehit verilecek kadar yoğun bir çatışma meydana geliyor ama "bu iletişim çağında" Komutan'ın olup bitenden haberi olmuyor.
Arkadaşlar, ben "politika yanlış" diye boşuna nefes tüketiyorum. Politikayı filan boş verin, işte itiraf ediyorlar, TSK'nin iletişim sistemi çalışmıyor. İstanbul'da bir şey olsa, TV'den öğrenecekler.
Eyvah ki ne eyvah!

(..)
EMRE AKÖZ - SABAH
BAŞBUĞ BUNU AÇIKLAMALI
09 Ekim 2008

Org. Başbuğ'un en kritik konuda çelişkili açıklamaları ve ardındaki can sıkan ayrıntılar.

Emekli Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, Amerika ile istihbarat paylaşımının kusursuz ilerlediğini anlatırken PKK’nın “BBG Evi” gibi gözetlendiğini söylemişti.

Daha sonra Org. İlker Başbuğ da göreve geldikten sonra ABD ile istihbarat paylaşımında “en ufak bir sıkıntı” olmadığını söyledikten sonra üstüne basa basa ve uzatarak “mü-kem-mel” kelimesini kullanmıştı.

TSK’nın zirvesindeki halef-selef iki Orgeneralin aynı vurgulamayı yapması çok önemliydi. Ancak bu mükemmel ilişkilerde ya biri Türk halkına kasten yanlış bilgi veriyor ya da ilişkiler mükemmel olmasına rağmen ABD’nin gönderdiği bilgiler değerlendirilmiyor.

Çünkü Org. Başbuğ’un kapalı kapılar ardında “mükemmel” cümlesinden çark ettiğini Fatih Altaylı köşesinde yazdı ve Genelkurmay’dan bir yalanlama gelmedi.

Org. Başbuğ’un üst düzey medya yöneticileriyle yaptığı buluşmada “mükemmel” kelimesi üzerinden Fatih Altaylı’yla bir diyalog yaşanmış. Altaylı sözkonusu diyalogu Aktütün Baskınından sonra şöyle yazmıştı;

“Genelkurmay Bakanı Orgeneral İlker Başbuğ, gazetecilerle yaptığı toplantıda çok net bir mesaj vermişti:

‘Kuzay Irak’ta güvenliğin peşmergeye devri terörle mücadelede zaafiyet yaratıyor. ABD bölgedeki sorumluluğu Barzani’ye devretmeye başladı. Bu bizim terörle mücadele etmemizi çok güçleştiriyor’

Bunun üzerine ben de Orgeneral Başbuğ’a şöyle bir soru sormuştum:

‘Bir kaç gün önce ABD ile ilişkilerimiz mükemmel daha doğrusu mükemmeli vurgulayarakak mü-kem-mel demiştiniz. Anlaşılan pek de memnun değilsiniz’ demiştim.

Başbuğ bana doğru dönmüş ve ‘Anlayın işte mükümmeli. Konuşturmayın beni’ demişti.”

Önce “mü-kem-mel” ve “en ufak bir sıkıntı” bile yok diyen Org. Başbuğ’un çok kısa süre içinde çark edip, “anlayın işte mükemmeli konuşturmayın beni” şeklinde çark etmesi ne anlama geliyor?

Birileri böylesine önemli bir konuda kamuoyunu açıkça yanıltıyor mu; yoksa duruma göre topu ABD’nin üstüne atıp terörle mücadeledeki başarısızlığın üstünü mü örtüyor?

Org. Başbuğ'un iki açıklamasından hangisinin geçerli olduğu da yine karargah tarafından yanıtlanması gereken bir soru...
aktifhaber

GATA'da 2. "Çürük" skandalı

Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA), geçen Mayıs ayında büyük bir çürük raporu skandalıyla sarsılmıştı. Akademi, bugünlerde ikinci skandal gündeme damgasını vurdu. İşte şehitlerin kemiklerini sızlatan konuşmalar!

Çok sayıda kişi çürüğe çıkarıldı 03 / 10 / 2008 18:53



Güneydoğu'dan her gün vatanları için canlarını veren şehitlerin haberleri gelirken, GATA'da ikinci çürük raporu skandalı patlak verdi. Askeri mahkemede görülen 53 sanıklı davanın kilit ismi Neşe Başer'in, GATA Komutanı Tümgeneral Tuncay Çakan'ın akrabası olduğunu iddia ederek çok sayıda kişiye sahte çürük raporu ayarladığı ortaya çıktı.
Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA), geçen Mayıs ayında büyük bir çürük raporu skandalıyla sarsılmıştı. Akademi, bugünlerde ikinci skandal gündeme damgasını vurdu. Haftalık Yeni Aktüel derginin haberine göre 1. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde görülen ikinci skandalın davasında aralarında albay ve yarbayların da bulunduğu 53 kişi yargılanıyor.
Yargılananlar arasında, çürük raporu için aracılık yapan ve kendisini GATA Komutanı Tümgeneral Tuncay Çakan'ın akrabası olarak tanıtan Neşe Başer dikkat çekiyor. Skandalın ortaya çıkarılmasından bir süre önce Edirne Jandarma Komutanlığı, şehirde bazı kişilerin, askerlikten kurtulmak için çürük raporu verdikleri bilgisine ulaştı. Soruşturmanın derinleştirilmesi üzerine Neşe Başer ismine ulaşan jandarma, Başer'i teknik takibe aldı.
Başer'in telefonlarını dinleyen jandarma, ilginç konuşmalara tanık oldu. Jandarma, "Alo buyurun, çürük danışma hattı" diyerek telefonunu açan Başer'in, "Darda kalan, zorda kalan, Mehmetçik olmak istemeyenler, doğru yerdesiniz, doğru adrestesiniz, doğru adama geldiniz, en geç 15 gün içinde işiniz bitecektir ama bana biat etmelisiniz" ifadelerini kayıt altına aldı.
"Paşa akrabamdır"
Başer’in, 14 klasörden oluşan telefon kayıtları arasında, GATA Komutanı Tümgeneral Tuncay Çakan'ın akrabası olduğunu söylemesi dikkat çekiyor. Başer, yine bir sahte çürük raporu alma girişimi sırasında Burdur-Gölhisar Askerlik Şubesi'yle yaptığı telefon görüşmesinde ilginç itiraflarda bulunuyor. Başer, "Tuncay Paşa ile akrabayız. Babamların akrabası olduğunu biliyorum, buraya gelmeden önce de Malatya'da kardeşim onun yanında askerlik yaptı, hatta ifademin başında amcalarımın Çamlıca'da Habil Yarbay tarafından tedavi edildiğini söylemiştim. Bunlardan Fariz Çakan isimli amcam Çamlıca'da bizzat yattı" diyor.
50 bin YTL karşılığı ameliyat
Neşe Başer'in çürük raporları için bir başka bağlantısı ise Edirneli Osman ve Volkan Çakar kardeşlerdi. Davanın sanıklarından Osman Çakar, aynı davada yargılanan Tabip Yarbay Habil Tunç ile bağlantıyı kuruyordu. Tunç, askerlik yaptığı dönemde Çakar'a çürük raporu vererek 2000'de askerlikten muaf tutulmasını sağlamıştı. Bundan sonra Osman Çakar, Tunç'a arkadaş ve dostlarını göndermeye başladı. Tunç, zorlanmayacağı vakalarda gelen hastalara çürük raporu verirken, incelendiğinde problem çıkartacak durumlarda ise hastaları gerekmediği halde ameliyata alıyordu.
Hastaları, sahte bir müdahale ile askerliğe elverişsiz hale getiriyordu. Osman Çakar, İstanbul'da göze batacak durumları Trakya'da tanıdıklarıyla çözüyordu. Çakar'ın dava kapsamında yakalandığında karısı Nurcan Çakar'ın banka hesabında 94 bin euro, 47 bin dolar ve 7 bin YTL vardı. Çakar, Başer ile de Yarbay Tunç aracılığıyla tanışmıştı.
Başer, erkek arkadaşının patronu Seyfettin Ünal'ın askerlik sorununu halletme işini üzerine almıştı. Yapılan pazarlık sonucunda Tunç, 50 bin YTL karşılığında Ünal'ın işini halledecekti. Tunç, İstanbul'da Ünal'ı ameliyat etti ve Ünal, 15 gün sonra "askerliğe elverişli değildir" raporunu aldı.
iLK SKANDALDA 138 TUTUKLU VAR
GATA'da, para karşılığı düzenlenen sahte çürük raporlarıyla bazı kişilerin "askerlikten kurtulmalarına" olanak sağladıkları gerekçesiyle başçavuştan albaya tam 138 sanık hakkında dava açılmıştı. Mayıs ayında Kara Kuvvetleri Komutanlığı 1. Ordu Askeri Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, çetenin rüşvet paralarını doktorlar ve personelle paylaştığı yer aldı. 982 yıla kadar hapis isteniyor Son yılların en büyük sahte çürük raporu operasyonuyla ilgili tutuklanan 138 kişi arasında 4 albay, 5 yarbay, 2 binbaşı, 1 yüzbaşı, 5 teğmen ve 5 başçavuş hakim karşısına çıktı.
279 sayfalık iddianamede, 2004-2005- 2006 yıllarında rüşvet alıp vermek, zincirleme askerlikten kurtulmak için hile yapmak, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüt adına suç işlemek ve görevi ihmalle suçlanan sanıklar için, 2 ile 982 yıl arasında hapis isteniyor.
Balaban da var Ayrıca alınan rüşvetlerle, sahte rapor düzenleten er ve erbaşların TSK’dan aldığı hava değişimi paralarının tahsili ve 1 albay, 1 yarbay, 2 binbaşı, 1 yüzbaşı ve 5 başçavuşun ordudan çıkarılması talep ediliyor. Sanıklar arasında Ergenekon'un ilk dalgasında tutuklanan, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği üyesi Salih Zeki Balaban da bulunuyor. Balaban, bir emekli albayın oğluna sahte rapor almakla suçlanıyor.

Bugün

Şamil Tayyar
Ayağından vuracakmış

Anlıyoruz ki, Tuncay Özkan Mesut Yılmaz'ı Yargıtay'daki rüşvet çarkı için ikna etmeye çalışırken, bir hayli zorlanmış

03 / 10 / 2008 11:39

Uğur Dündar aradı. Çarşamba günkü ‘Uğur Dündar’ı gammazlamış’ başlıklı yazıya ilişkin söyleyecekleri vardı. O yazıda diyorduk ki, Ergenekon tutuklusu Tuncay Özkan 2001 yılında dönemin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’a giderek Recep Tayyip Erdoğan’ın Yargıtay’daki davasıyla ilgili rüşvet ihbarında bulundu.

Bunun üzerine Yılmaz’ın talimatı ile Yargıtay üyelerinin telefonları dinlendi. İddia sahibi ise telekulak davasında yargılanan dönemin Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak idi. Ayrıca Tuncay’ın, bu iddiaları daha önce gündeme getiren Kadir Çelik’e ‘Neden sadece beni yazıyorsun? O görüşmede Uğur Dündar da vardı’ dediğini aktardık.

Dündar şöyle başladı söze: ‘ Tuncay şimdi cezaevinde. Geçmişte hakkımda çok konuştuğu halde hiç cevap vermedim, yine konuşmayı doğru bulmuyorum. Ancak madem adım bu hadiseye karıştı, kısa olsa da açıklama yapmak mecburiyetindeyim. Yazınızda yer verdiğiniz Tayyip Erdoğan’la ilgili ihbarın sahibi Tuncay Özkan’dır. Yazdıklarınız doğrudur. Ancak biz Haluk Şahin’le birlikte bunların doğru olmadığını söyledik. Ancak Özkan çok ısrarlıydı. Mesut Bey Başbakanlık Müsteşarı Yaşar Yazıcıoğlu ile Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’ı da çağırınca biz ayrıldık’

Dündar’la sohbet ederken yeni bir bilgiye daha ulaştık. Tuncay Özkan Mesut Bey’e ihbarda bulunurken muhbiri ile ilgili olarak şu bilgiyi vermiş: Bana ihbarda bulunan şahıs da rüşvet çarkının içinde kendi payını alamadığı için konuşuyor. O kadar iddialı ki, rüşvetçileri Yargıtay binasının önünde ayaklarından vuracakmış. Anlıyoruz ki, Tuncay Özkan Mesut Yılmaz’ı Yargıtay’daki rüşvet çarkı için ikna etmeye çalışırken, bir hayli zorlanmış.

Sonra neler olduğunu biliyorsunuz. Telekulak skandalı patladı. Ankara Emniyeti’nin 8’inci katında kurulu gayri yasal dinleme merkezi ortaya çıkarıldı. Görüldü ki, dinlemedeki telefon numaraları arasında Erdoğan’la ilgili davanın görüldüğü Yargıtay 8’inci Dairesi’nin başkan ve üyelerine ait telefonlar da var.

Ey sevgili Yılmaz görüyorsun hiçbir şey gizli kalmıyor. Yanlış hesap bir gün mutlaka Bağdat’tan dönüyor. Kimi Ergenekon’a çarpıyor kimi seçim sandığına...

Genel merkez mi verdi?

Geçen Pazartesi Yenişafak’ta Behçet Güngör imzalı bir haber vardı. İddiasına göre: CHP’li Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’ın konuşma kaydının medyaya sızmasında CHP içindeki adaylık yarışı rol oynamıştı.

Biliyorsunuz Eryılmaz ile CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın araları hiç de iyi değil. Bu ilişkinin diğer yorumu şudur: Eryılmaz, 29 Mart’taki belediye başkanlığı seçiminde adaylığı unutsun. Çünkü, Sav’a rağmen CHP’de aday olmak mümkün gözükmüyor.

Bu haber bana kısa süre önce star’da Kıymet Sezer imzasıyla yayınlanan ve CHP’li Bayram Meral’in eski sendikası Yol- İş ile oğlu üzerinde yaptığı 5 yıl süreli danışmanlık sözleşmesini hatırlattı.

Çünkü, haber yayınlanmadan önce Bayram Meral beni aradı. Hakkındaki iddialarla ilgili kendini savunup CHP yönetimi ile ilişkilerinin iyi olmadığını anlatarak, şu soruyu yöneltti: Bu belgeleri size genel merkezden mi verdiler?

Açıkçası çok şaşırdım. Demek ki, Meral’in zihninde böyle bir kuşkuya yol açabilecek sıkıntılı bir süreç yaşanmış.

Eğer bu iddialar doğru ve CHP içinde muhalif isimler genel merkezin muhtemel komplo karşısında bir travma yaşıyorsa üzerinde dikkatle durulmalıdır. Zira, aday listelerinin belirleneceği güne kadar CHP’de benzer skandallara hazırlıklı olmak gerekebilir.

Olmadı Sayın Paşam

1 Ekim’de yeni yasama dönemi başladı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve kuvvet komutanları açılışta yine yoktu. Bağımsız Kamer Genç yine şov peşinde, CHP ise karmaşık duygular içindeydi.

Muhalefetin tepkisini seçimlere doğru anlamak belki mümkün, ama komutanların meclis direnişini sürdürmesi garipti.

Güneydoğu turuna çıkan, medyaya yönelik akreditasyon alanını daraltan, medya ile diyalog toplantıları düzenleyen ve siyaset ile ilgili sorulara mümkün mertebe uzak durmaya çalışan Başbuğ’un bu direnişine son vermesi bekleniyordu, olmadı.

Demek, değişim de zaman alıyor. Kuşku yok ki, halkın oylarıyla seçilmiş vekilleri protesto etmek demokratik bir tavır olmadığı gibi anlamlı da değildir. Aksi halde hadiseye tersinden bakarsak, Mecliste DTP’li vekillerle aynı sıraları paylaşan istisnasız tüm milletvekillerinin hata yaptığını söylemek gerekir!

Unutulmamalı ki, ötekileştirici yaklaşım sadece sorunu derinleştirir. Ayrıca, Diyarbakır ve Van’da halkla kucaklaşırken Ankara’da o halkın seçtiklerini görmezlikten gelmenin izahı zordur. Hülasa, Olmadı sayın paşam!

Hürriyet familyası

Hürriyet gazetesi yazarı Ömür Gedik’in bayram arifesinde kaleme aldığı ‘Ramazan Çadırını görünce ‘köpekler için niye böyle çadırlar olmasın ki’ dedim. Her akşam belli saatlere yemekler verilir’ şeklindeki ifadelerini herhalde okumuşsunuzdur. Eminim Hürriyet familyasını yakından tanıyanlar için sürpriz olmamıştır. Sadece geniş kitleleri ‘Göbeğini kaşıyan adam’ veya ‘bidon kapalı’ şeklinde nitelendiren yazarlara bir yenisi daha eklenmiş oldu. Her zaman sağduyulu davranan ve kendini en özgür hissettiği sandık başında bu kompleksli güruha hak ettiği dersi veren vatandaşlarımıza tavsiyem, bunları fazla ciddiye almayın.

Bunlar Dinç Bilgin’in yanında yıllarca makam şoförlüğü yapan babalarını bile sattılar.

stayyar@stargazete.com

2'si eski polis 17 sanıklı "Susurluk Davası"nda 1,5 ve 45,5 yıl arasında hapis cezası istendi

09 Ekim 2008 "Susurluk Davası" hükümlülerinden, eski polis memurları Ziya Bandırmalıoğlu ile Ayhan Akça'nın da aralarında bulunduğu 17 sanığın, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurdukları ve örgüte üye oldukları" iddiasıyla yargılandıkları davada 1,5 ile 45,5 yıl arasında çe şitli hapis cezasına çarptırılmaları istendi.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar Ziya Bandırmalıoğlu, Aykut Kutlubay, Hızır Pehlivan ve Ali Şahin Ceyhan katıldı. Diğer sanıklar ise duruşmaya gelmedi.
Cumhuriyet Savcısının mahkemeye sunduğu esas hakkındaki mütalaada, Ziya Bandırmalıoğlu'nun daha önce polis memuru olarak Özel Harekat Daire Başkanlığında görev yaptığı ve Menteş Özel Harekat Yetiştirme Kampında eğitmen olarak çalışırken, "Müşteki" olan eski polis memuru Ekrem Yeltik ile tanıştığı belirtildi.
Bandırmalıoğlu'nun "Susurluk Davası"nda, "Suç örgütü üyesi olmak" iddiasıyla tutuklu olarak yargılandığı ve polislikten ihraç edildiği belirtilen mütalaada, yine polislikten ihraç edilen Ekrem Yeltik'in ise "Yüksekova Çetesi" soruşturması kapsamında uyuşturucu kaçakçılığı suçundan tutuklandığı ve cezaevinde Bandırmalıoğlu ile aynı koğuşta kaldığı kaydedildi.
Mütalaada, cezaevinden tahliye olduktan sonra Bandırmalıoğlu'nun yanında çalışan Yeltik'in, daha sonra Cağaloğlu'nda kitap basım ve dağıtım işine girdiği ifade edilerek, Bandırmalıoğlu'nun, kendisine verilen 12 bin 500 YTL'lik çeki takip etmesi için Yeltik'e gönderdiği anlatıldı.
Yeltik'in de borçlandığı için çeki başkasına verdiği belirtilen mütalaada, Bandırmalıoğlu'nun elebaşılığında bir araya gelerek silahlı suç örgütü oluşturan sanıklardan bir kısmının aldıkları talimat üzerine Yeltik'i 7 Mart 2007'de kaçırıp Tuzla'da bir çiftlik evinde 2 gün alıkoyup darp ettikleri vurgulandı. Mütalaada, bu kişilerin daha sonra Yeltik'in tavsiyesi üzerine çeke karşılık olarak Yeltik'e ait iş yerindeki 46 koli içinde yer alan 4 bin adet kitabı aldığı ifade edildi.
Mütalaada, sanıklardan Ziya Bandırmalıoğlu'nun, "Suç işlemek için örgüt kurmak ve yönetmek", "Gasp", "Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak" ve "Yaralamak" suçlarından 19 yıldan 45,5 yıla kadar hapsi istendi.
Mütalaada, diğer sanıklardan Mahmut İbrahimiye, Ali Şahin Ceyhan, Aykut Kutlubay, Hızır Pehlivan, Rıza Korkmaz, Faruk Şenal, Avni Topbaş, Levent Ceylan ve Musa Uçan'ın, "Suç işlemek için kurulan örgüte üye olmak", "Gasp, "Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak", "Yaralamak" ile "Ateşli Silahlar Kanunu'na muhalefet etmek" suçlarından 2,5 yıldan 44 yıla kadar hapisleri talep edildi.
Aynı mütalaada, Ayhan Akça'nın da aralarında bulunduğu 7 sanığın da "Suç işlemek için kurulan örgüte üye olmak" suçlarından 1,5 ile 4,5'ar yıl arasında hapisleri öngörüldü.
Duruşmada daha sonra söz alan sanık Bandırmalıoğlu, "Bu iş te mağdur olan benim. Müşteki Ekrem Yeltik'in borcunu da ödeyen benim. Alıkonulmasında talimatım yoktur. Kendisi 8 yıldır yanımdadır" dedi.
Mahkeme heyeti, öldüğü bildirilen sanıklardan Levent Ceylan'ın ölü m kaydının istenmesine karar vererek, duruşmayı başka bir güne bıraktı.
netgazete
[
b]Türk elçilik görevlisinin skandal görüntüleri[/b]
30 09 2008
Türkiye'nin Moskova Büyükelçiliği'nde çalışan Sarper Y. isimli memurun Rus kadınlara çalışma vizesi vererek fuhuşa yönlendirdiği iddia edildi.
Rus devlet televizyonu RTR'de yayınlanan "Spetsialnıy Korrespondet" (Özel Muhabir) adlı programda elçilikte sekreter olarak görev yapan Sarper Y.'nin Moskova'da bir kafede Rus bir bayanla buluştuğu görüntüler ekrana getirildi.

Haber programında "Sarper Y., Rus kadınlarının Türkiye'ye gitmeleri için yardımda bulunuyor. Rus kadınlarının pasaportlarına elçilik imkânlarını kullanarak çalışma vizesi vuruyor. Böylece Türkiye'de yasal hale geliyorlar." ifadeleri kullanıldı. İddialar üzerine açıklama yapan Türk Büyükelçiliği, Sarper Y.'nin açığa alındığını duyurdu. Bahsi geçen elçilik görevlisi hakkında tahkikat başlatıldığı da belirtilen açıklamada, Ankara'dan müfettişlerin gelip gerekli incelemeleri yapacağı ve hukukî sürecin devam edeceği kaydedildi. Programda Sarper Y.'nin skandalın patlamasının ardından sinirli ve gergin olduğu kaydedilirken, "Çünkü içinde bulunduğu ilişkiler kendisi ve büyükelçiliği adına rezalet. Olup bitenler kendisinin büyükelçilik çatısı altında bu işlerle meşgul olduğunu gösteriyor." denildi.

Haberde Türk elçilik görevlisinin, zaman zaman Olga adlı bir kadın ile görüştüğü, Olga'nın bir kadın pazarlayıcısı olduğu bilgisi verilirken, Rus kızların garson veya dansöz olarak yurtdışına çıkarıldığı, Türkiye'de ve Arap ülkelerinde fuhuşa zorlandığı anlatıldı.
aktifhaber

RAPORUMDA TAHRİFAT YAPILMIŞ
13 Eylül 2008 08:34

Eminağaoğlu'na o raporu veren dönemin Tabip Yüzbaşı'sından şok açıklama.

Eminağaoğlu GATA'ya Gitti Flaş! Eminağaoğlu İtiraf Etti İŞTE CAN YAKACAK BELGE CAN YAKACAK BELGE - 2 YARSAV Başkanını Böyle Savundu Askeri Savcı Harekete Geçmeli ÇÜRÜK FARUK'UN SAĞLAM RAPORU VECDİ GÖNÜL'ÜN CESARET TESTİ Askerlikten Soğutma Böyle Olur

Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'na verilen çürük raporuyla ilgili çarpıcı bir ayrıntı ortaya çıktı. Komando yapılmaya elverişli olup olmadığı yönündeki inceleme sonucunda Eminağaoğlu'na 'sağlamdır' raporu veren iki doktordan biri konuştu.

Kendisinin imzaladığı belgede daha sonra tahrifat yapıldığını söyleyen Tabip Yüzbaşı Osman Artuç, "İmzamın üstüne düşülen notlar bana ait değil. Onları birisi oraya ilave yapmış. Bir insana sağlam raporu veriliyorsa altına 'evraklar gelsin' yazılmaz." dedi. Eminağaoğlu, raporun üstüne düşülen notlar sayesinde yeniden heyet önüne çıkmış ve çürük raporu almıştı.

Albay rütbesinden emekli olan Artuç, 20 yıl öncesine ait raporu televizyonda görmüş. Askerlik yapmamak için sahte rapor aldığı yönündeki iddialar üzerine ART'ye çıkan Eminağaoğlu, bazı belgeler göstererek kendini savunmuştu. Programı izleyen Osman Artuç, raporun üstündeki yazının kendisine ait olmadığını fark etmiş.

Halen özel bir hastanede genel cerrah olarak çalışan Osman Artuç, ekrana yansıyan 3 belgedeki eklemelerin bile farklı olduğunu vurguluyor. Birinci belgede hiçbir bilgi bulunmazken, ikincisinde Artuç'un kaşeli imzasının üst tarafına el yazısıyla "Ameliyat raporları istenmeli" notu yazılmış. Üçüncü nüshada ise sadece 'raporu' deniliyor.

Bu yazılar birbirinden farklı. Birinde 'ameliyat raporları' diğerinde 'raporu' deniliyor. Uzun yıllar askerî hastanelerde çalışan bir uzman, normal prosedüre göre, söz konusu iki belgenin Eminağaoğlu'na teslim edilip diğerinin şubesine gönderilmesi gerektiğini vurguluyor.

BELGENİN ORJİNAL NÜSHASINDA NOT YOK

Bu noktada belgelere müdahale edilmiş olabileceğini anlatan uzman, ilk belgede herhangi bir not olmadığını hatırlatarak, evrakta sahtecilik yapıldığını iddia ediyor. "Gizlice bir şeyler yapılmış. Farklı bir durumun uygulandığı açıktır.'' ifadesini kullanıyor.

Bu noktada gözler raporu hazırlayan Tabip Asteğmen Nejat Karaçınar'a çevriliyor. Karaçınar, 'sağlamdır' raporundan sadece bir hafta sonra Eminağaoğlu'nu heyet önüne çıkartmış ve rahatsızlığıyla alakalı hiçbir tetkik ve tahlil istenmeden çürük raporunu aldırmıştı. Çürük raporu verilecek herkes için askeri hastanelerde mutlaka test-tahlil ve ciddi tetkikler istenirken, Eminağaoğlu bu uygulamadan muaf tutulmuştu.

Eminağaoğlu'nun basına yansıyan çürük raporunda 1984 yılında karın ameliyatı olduğu belirtilmesine rağmen karaciğer hastalıklarıyla
aktifhaber

Kınık'ta 'zimmet' operasyonu

02 09 2008 23:13
İzmir'in Kınık ilçesinde kalkındırma kooperatifine yönelik ''zimmet'' iddiaları üzerine gerçekleştirilen operasyonda kooperatif başkanı tutuklandı.
Kınık ilçe Jandarma ekiplerinin bir ihbar üzerine başlattığı incelemede Hamzahocalı ve Çevre Köyleri Kalkındırma Kooperatifinde ''2005 yılında hayvancılığı teşvik amacıyla devletin verdiği kredinin ortaklara kullandırılması ve bu yolla alınan ineklerden süt geliri elde edilmesi'' konularında usulsüzlük tespit edildi.

Kooperatif hesaplarında ''200 bin YTL'lik zimmet suçunun oluştuğunun'' belirlenmesi üzerine, Kooperatif Başkanı bağımsız İzmir İl Genel Meclisi üyesi Y.G, Kooperatif Yönetim Kurulu üyeleri köy muhtarları M.M. ve A.U. ile kooperatif muhasebecisi R.C. gözaltına alındı.
haber7

ERGENEKON ÇUVALLARINDAKİ SIRLAR
01 Ekim 2008 09:48

Ergenekon'da kayıp çuvalların esrarı 7 yıl sonra çözüldü. İşte Adil Serdar Saçan'ın gizlediği korkunç sırlar...


Terör örgütünün yapılanması ilk olarak 2001 yılında gündeme geldi. Dönemin İstanbul Organize Suçlarla Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, gazeteci Tuncay Güney ve yazar Ümit Oğuztan'ın ev ve işyerlerinde yaptığı aramalarda çuvallar dolusu belge ele geçirdi.

Yine Saçan tarafından sorguya alınan Tuncay Güney, terör örgütüne yönelik ilk bilgileri emniyette sesli ve görüntülü olarak itiraf etti; ancak hakkında sadece sahte belge düzenlemekten adli süreç başlatılarak, yurtdışına kaçırıldı. Ergenekon'a ilişkin bir işlem yapılmadı. Sırlı çuvallar ilk olarak Organize Suçlar'dan Duyu-San isimli fabrikaya götürülerek saklandı. Daha sonra çuval burada bulundu. DGM savcısı, içeriğine bakmadan 'gizli' belgeleri kurum dışına çıkardığı gerekçesiyle Saçan hakkında 'görevi kötüye kullanmak'tan fezleke düzenledi. Görevsizlik kararıyla dosya Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'na, çuvallar ise depoya kaldırıldı. Böylece örgütün belini kıracak 6 çuvalın sırrı Ergenekon soruşturmasına kadar gizlenmiş oldu.

Hükümeti çalışamaz hale getirerek darbeye zemin hazırlamakla suçlanan Ergenekon terör örgütünün adı ilk olarak 2001 senesinde duyuldu. Soruşturmanın kilit isimlerinden gazeteci Tuncay Güney ve 28 Şubat sürecinin önemli yazarı Ümit Oğuztan'ın da aralarında bulunduğu 7 kişi, 2 Mart 2001'de Asayiş Şube Müdürlüğü'nce otomobil kaçakçılığına ilişkin yapılan operasyonda gözaltına alındı. İki şüphelinin evinde ve işyerlerinde yapılan aramalarda Ergenekon'un yapılanmasıyla ilgili 6 çuval belge ve doküman ele geçirildi. DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, olayı bir bütün olarak incelemek yerine iki ayrı dosya olarak ayırdı. Zanlılar hakkında 'dolandırıcılık' suçundan dava açıldı. Ancak Ergenekon belgelerine ilişkin hiçbir işlem yapılmadı.

Soruşturmayı yürüten dönemin İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan, Eylül 2003'te "işkenceyi görmezden gelmek" suçundan ilk defa görevinden alındı. Ergenekon'un üzerini örtmekle suçlanan ve son operasyonda tutuklanarak cezaevine gönderilen Saçan, sorguladığı birçok önemli isme ait belgelerin asıllarını yanında götürüyor. Saçan'ın bu belgeleri savcılığa gönderdiğine ilişkin herhangi bir kayıt bulunmuyor. 85 klasör ve onlarca kasetin bulunduğu 6 çuval dolusu belgenin bu süre içerisinde kat ettiği mesafe ise dikkat çekici.

Çuvallar ilk olarak Organize Suçlar Şubesi'nden Gaziosmanpaşa'da bulunan Duyu-San isimli bir fabrikaya götürülerek burada saklanıyor. Bomba ihbarı üzerine yapılan baskınla 13 Aralık 2003'te ele geçirilen belgeler, bu kez İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne (DGM) götürülüyor. DGM Savcısı İsa Dalgıç, söz konusu belgelerin içeriğine bakmadan 'gizli' belgeleri kurum dışına çıkardığı gerekçesiyle Saçan hakkında 'görevi kötüye kullanmak' suçundan fezleke düzenliyor. 'Görevsizlik' kararı vererek dosyayı ve çuvallar dolusu belgeyi Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderiyor. Saçan, Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanırken, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz de, araştırmalar sonucu Ergenekon belgelerinin 4 çuvalını Fatih Adliyesi'nin deposunda buluyor. 7 yıl sonra tekrar Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne getirilen belgeler ışığında Ümraniye'de ele geçirilen 27 el bombasıyla başlayan soruşturmada ikinci ve büyük perde açıldı. Ve Susurluk Davası'nda ifade bile vermeyen emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli paşalar Hurşit Tolon, Şener Eruygur, emekli Albay Fikri Karadağ, medya patronu Tuncay Özkan, Adil Serdar Saçan ve eski Belediye Başkanı Gürbüz Çapan'ın da aralarında bulunduğu 70 kişi cezaevine gönderildi.

Belge dolu çuvallardan 4'ü burada ele geçiriliyor. Ancak aralarında bankalardaki yolsuzlukları içeren dosyalar, Mesut Yılmaz'la ilgili iddialar, Ersever cinayetinin ayrıntıları, Hizbuttahrir dosyası, Perinçek-Kenan Evren ilişkisi ve 28 Şubat'ın perde arkası, Susurluk kazasıyla ilgili ayrıntıların yer aldığı bazı belgeler bulunamıyor. Polisin, Saçan'a 2001'de sorguladığı ve ifadeleriyle Ergenekon'u ortaya çıkaran gazeteci Tuncay Güney'in İstanbul Gültepe'deki evinde ele geçirilen 6 çuval dolusu belgeden kaybolan 2 çuval ile sorgusuna ait kayıp iki video kasetin nerede olduğunu sorduğu öğrenildi.
aktifhaber

Karargah Komutanını Yalanladı
10 Ekim 2008 13:38

Genelkurmay Başkanlığı'nda son bir haftada olmazlar oluyor. Genelkurmay bugün yine önemli bir komutanını resmi ağızdan yalanladı. Bu iki günde ikinci oluyor.

Karargah Hergün Bir Komutanını Yalanlıyor

Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı'ndaki haftalık basın bilgilendirme toplantısında, Aktütün Karakolu baskını sonrası başlayan “mali kaynak sıkıntısı” tartışmalarına çok ilginç bir boyut getirdi.

Tuğgeneral Gürak, "Bayrak Tepe'ye, yapılması düşünülen bir inşaat yoktur. Gerek de bulunmamaktadır. Bir plan dahilinde, Türkiye, Irak ve İran sınırında bulunan öncelikli karakollar yeniden inşa edilmektedir. Bu kapsamda; 2008 yılına kadar 168 karakol binası inşa edilmiştir. Bu yıl ise aralarında Aktütün Karakolu da olmak üzere 13 karakolun inşası devam etmekte olup mali kaynak sorunu yoktur" ifadesini kullandı.

Tuğgeneral Gürak, aynı konuya konuşmasında ikinci defa değindi ve daha da açıklık getirerek, “Diğer 162 adet öncelikli karakolun inşasına ise Maliye Bakanlığı'nın koordinatörlüğünde 2009 yılında başlanacaktır. Öncelikli karakolların inşaları tamamlanmış olacaktır. Önemli güvenlik ihtiyaçlarının karşılanmasında hiçbir zaman mali kaynak sorunu olmamıştır" dedi.

GENELKURMAY KENDİ KOMUTANINI TEKZİP ETTİ
Hatırlanacağı üzere Genelkurmay 2. Başkanı Hasan Iğsız aynı şekilde Basın mensuplarını bilgilendirirken, karakol yapımında ve karakolların taşınmasında mali sorunlar nedeniyle aksama olduğunu söylemişti.

Basının karşısına geçen Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, Şemdinli’deki çatışma sonrası karakolların taşınması kararı oluşturduğunu, Aktütün’ün de aralarında bulunduğu bölgedeki 5 karakolun yerinin değiştirileceğini açıklamıştı. . Aktütün Sınır Karakolu’nda meydana gelen çatışmada en ufak bir zafiyet ortaya çıkmadığını, şehitlerin kahramanca mücadele ettiğini söyleyen Iğsız, başta karakolun yerinin yanlış olduğu üzerinde durmuş ve çok tartışılan şu sözleri sarfetmişti:

“Karakolların taşınması 1 yıl öncesinden kararlaştırıldı, mali yetersizliklerden dolayı bu karar uygulamaya geçirilemedi”

Ancak Genelkurmay adına resmi açıklama yapmaya yetkili olan İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, Iğsız’ı “resmi ağızdan” yalanlamış oldu.

BU İKİNCİ YALANLAMA
Genelkurmay’ın komutanlarını yalanlaması neredeyse rutin hale geldi. Aktütün saldırısı sırasında ve sonrasında Golf oynamakla eleştirilen Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Aydoğan Babaoğlu’nu da Genelkurmay farklı biçimde yalanlamıştı.

Org. Babaoğlu saldırıdan 4 Ekim Cumartesi öğlen civarı haberi olduğu ve sonrasındaki hava operasyonlarının bilgisi dahilinde yönetildiğini Hürriyet Gazetesi’ne açıklamıştı. Genelkurmay ise Babaoğlu’nun akşama kadar haberi olmadığını açıklamıştı.

Org. Babaoğlu’nun Hürriyet’e yaptığı açıklamanın ertesi günü Genelkurmay sözkonusu açıklamasında; "Hava Kuvvetleri Komutanımızın Antalya’da bulunduğu sırada, 4 Ekim 2008 Cumartesi günü akşam saatlerine kadar olan sürede, Bayraktepe bölgesinde meydana gelen çatışma sonucunda verilen şehitler hakkında bir bilgisi olmamıştır." açıklamasını yapmıştı.

BU NASIL İYİ İLETİŞİM?
İletişim uzmanı Nuran Yıldız’la sıkı ilişkileri olan Org. İlker Başbuğ, iletişim konusunda TSK’da yeni bir dönem başlatacağını ilan etmişti. Ancak Nuran Yıldız’ın iletişimci gözüyle TSK’ya yaptığı danışmanlık işe yaramamış gözüküyor. Çünkü Org. Yaşar Büyükanıt döneminde bir kere bile gözükmeyen, komutanların üst üste Karargah tarafından yalanlanması iki günde iki kere tekrarlanarak TSK tarihine şimdiden geçti.

aktifhaber

18 Aralık 2009 22:59
Emniyet'te Flaş Operasyon

Antalya merkezli 2 suç örgütüne yönelik operasyon kapsamında Antalya ve Kahramanmaraş'ta görevli 2 emniyet müdür yardımcısı ile Ankara Emniyet Müdürlüğünde görevli bir şube müdürü de gözaltına alındı.

AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yaklaşık 2 yıldır süren istihbarat ve takip çalışması sonucu, Antalya, Ankara ve İstanbul'da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarla yakalanan 5'i kamu görevlisi, 1'kadın 20 kişinin sorguları devam ederken, Antalya Emniyet Müdür Yardımcısı Ü.B. ile Kahramanmaraş Emniyet Müdür Yardımcısı E.Ç. ve Ankara Emniyet Müdürlüğünde görevli Şube Müdürü H.A.T. de gözaltına alındı.

Antalya'da görev yaptıktan sonra Kahramanmaraş'a tayin olduğu belirtilen E.Ç. ile Şube Müdürü H.A.T'nin soruşturma için Antalya'ya getirilecekleri bildirildi.

Operasyonda gözaltı sayısının artabileceği de öğrenildi.

İhaleye fesat karıştırmak, iş yeri kurşunlamak, çek ve senet tahsilatı, kasten adam yaralamak, kumar oynatmak gibi eylemler yaptıkları iddia edilen 2 suç örgütü üyeleri ile zanlılarla menfaat karşılığı bağlantılı bulundukları öne sürülen kamu görevlileriyle ilgili sorgu ve soruşturma süreci devam ediyor.

Eş zamanlı operasyonda Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Y.Ç. Antalya Emniyet Müdürlüğüne bağlı 2 karakolda görev yapan polis memurları O.D. ile H.A.E, Antalya Cezaevinde görevli infaz koruma memuru A.Ö. ile astsubay H.Ç. de gözaltına alınmıştı. İki emniyet müdür yardımcısı ve bir şube müdürü ile gözaltındaki kamu görevlilerinin sayısı da 8'e yükseldi.
aktifhaber

18 Aralık 2009
Uyuşturucu Trafiğinde Şok Pazarlık
Ünlü uyuşturucu kaçakçısı Cemal Nayır'ın 2 yıldır süren uyuşturucu davasında şok bir skandal orataya çıktı.
Ünlü uyuşturucu kaçakçısı Cemal Nayır'ın 101 kilo eroini Avrupa'ya sevk etmekten yargılandığı davada bir Uzman Çavuş ile bir Üsteğmen'e dellileri ortadan kaldırması karşılığında 4 daire verildiği ileri sürüldü.

İki yıldır süren uyuşturucu davasında şok bir skandal orataya çıktı... Ünlü uyuşturucu kaçakcısı Cemal Nayır'ın yakalandığı uyuşturucu operasyonundaki delliler 4 daire karşılığında ortadan kaldırıldı.

ŞOK İHBAR MEKTUBU

Uluslararası uyuşturucu kaçakçısı Cemal Nayır ve 3 adamının 37 yıla kadar yargılandığı davayla ilgili ilginç iddialar ortaya atıldı. Aynı suçtan yargılanan İran uyruklu Kamal S'., mahkemeye gönderdiği ihbar mektubunda şok itiraflarda bulundu.

MUHBİR'DEN ÖNEMLİ İDDİA

Jandarma muhbiri olduğu ileri sürülen Kamal S, sevkiyatla ilgili bilgileri 2.5 ay boyunca 12 ihbar mektubu ve ses kayıtlarıyla jandarmaya bildirdiğini ileri sürdü.

4 DAİRE KARŞILIĞINDA DELLİLER TEMİZLENDİ

İddialara göre, Olaydan iki gün sonra soruşturmayı yürüten Uzman Çavuş Osman Ş. ile fezlekeyi yazan Üsteğmen Ali S. ye verilmek üzere Nayır'a ait inşaat şirketinden 4 daire, Osman Ş'nin kız kardeşi Gülay Ç'nin üzerine geçirildi. Bunun karşılığında da Nayır'ın aleyhine olan bütün deliller Osman Ş. ve Ali S. tarafından imha edildi.

İhbar mektubunda; uzman çavuşun kız kardeşi Gülay Ç'ye 4 adet daireyi satan kişinin Nayır'ın adamı Gazi K. olduğu iddia edildi. Tapu dairesinde yapılan incelemeler sonunda, Gülay Ç'nin dairelerden birini Ali K. isimli şahsa sattığı, onun da 36 bin liraya aldığı daireyi 500 TL karla Osman Ş'ye devrettiği belirlendi. Dairelerin 200 bin TL değerinde olduğu belirtilirken ev hanımı olan Gülay Ç'nin bir günde 4 tane daire satın alması üzerine savcılık soruşturma başlattı.

Kamal S, operasyonda yakalanan 101 kilo eroinin 75 kilo olarak kayıt altına alındığını da öne sürdü. Kalan 26 kiloluk eroinin Uzman Çavuş Osman Ş. tarafından tutanaklara geçirilmediğini iddia etti.
aktifhaber

Ulaştırma Müdürü görevi suistimalden gözaltında
17:20 - Sivas'ta "görevi kötüye kullanma" ve "yolsuzluk" iddiaları üzerine düzenlenen operasyonda, aralarında Ulaştırma Bölge Müdürünün de bulunduğu 18 kişi gözaltına alındı. Zanlılardan 16'sının, ifadelerinin ardından serbest bırakıldıkları belirtildi. Ulaştırma Bölge Müdürü E.A. ile mühendis olarak görev yapan B.V'nin ise emniyetteki işlemlerinin ardından sağlık kontrolünden geçirildikten sonra adliyeye sevk edileceği belirtildi. 16.01.2010 SİVAS netgazete

29 Ocak 2010 10:59
Kamu Etik Kurulu, Bursa Mustafa Kemal Paşa eski kaymakamı Adem Saçan'a, görev yaptığı dönemle ilgili olarak kınama cezası verdi

Adem Saçan, Bursa Mustafa Kemal Paşa kaymakamlığından Sakarya Vali Yardımcılığı’na atandı ancak kaymakamlık yaptığı dönemle ilgili olarak Kamu Etik Kurulu’ndan kınama cezası aldı.

İddialara göre Saçan, görev yaptığı dönemde, başkanı olduğu Mermer Organize Sanayi Başkanlığı’nda oğlunu işe aldı. Sosyal Dayanışma Vakfı'nda çalışan bir kadın ile kurduğu yakın arkadaşlık ilişkisinden çıkar sağladı.

Karaköy'de meydana gelen yangında, afetzedeler için toplanan paraların bir kısmıyla, hükümet konağını boyattı.

Eski kaymakamın, alkollü olarak kullandığı resmi makam aracı ile kaza yaptığı ve kaymakamlığa ait konteynırlardan birinin, arkadaşına verilmesini sağladığı da iddia ediliyor.

Kamu Etik Kurulu görevlileri, Adem Saçan'ın, etik kurulu ilkelerine aykırı davrandığını belirledi; kınama cezası verdi. Saçan ise, hakkındaki iddiaları yalanladı.

NTV

02 Şubat 2010 17:23
Binbaşı Çelik Tanıdık Çıktı
Askeri Savcı Albay Ahmet Zeki Üçok'un da tutuklandığı sahte çürük raporu soruşturması kapsamında ifadeye çağırılan Binbaşı Mehmet Çelik tanıdık bir isim çıktı..

Sahte çürük raporu soruşturması kapsamında Binbaşı Mehmet Çelik, ifadeye çağırıldı. Askeri Savcı Albay Ahmet Zeki Üçok'un da tutuklandığı soruşturma kapsamında ifadeye çağrılan Çelik, tanıdık bir isim çıktı.

Hakkında bir çok iddia bulunan Çelik, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde yürütülen 'Karargah Evleri' soruşturması kapsamında Kayseri'de 3 askeri görevliyi kanun dışı olarak hipnozla sorguladıkları iddia edilen savcılardan biri. Son dönemde mal varlığında ciddi bir artış olduğu basına yansıyan Çelik, MİT Başkanı Emre Taner'i de ifadeye çağırmıştı.

Sahte çürük raporu soruşturması kapsamında bir çok sanatçının bilgisine başvuran soruşturma savcısı Hikmet Usta, Binbaşı Mehmet Çelik'i de şüpheli olarak ifadeye çağırdı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcısı olduğu dönemde hakkındaki iddialar nedeniyle 'kızak' görev olarak nitelendirilen Askeri Yargıtay Tetkik Hakimliği'ne atanan Çelik'in örgüt üyeliğinden sorgulanacağı öğrenildi.

Geçtiğimiz Cuma günü ifadeye gelmesi beklenen Çelik'in rapor aldığı gerekçesiyle adliyeye gelmediği kaydedildi. Çelik'in önümüzdeki günlerde adliyeye gelmesi bekleniyor.

Mehmet Çelik'in kamuoyu tarafından tanınan bir isim olduğu ortaya çıktı. Çelik'in ismi Kayseri'de 3 astsubayın yasa dışı olarak hipnozla sorgulanmaları olayı ve malvarlığı tartışması ile gündeme gelmişti.

Kayseri 2. Hava İkmal Komutanlığı'nda, Karargâh Evleri soruşturması kapsamında tutuklanan Albay Cengiz Köylü için para yardımı toplanmasına dair sözlü emri yazılı hale getirdikleri iddiasıyla haklarında dava açılan bazı astsubaylara yönelik soruşturmayı yürüten Çelik'in Albay Ahmet Zeki Üçok ile birlikte hipnozla ifade aldıkları iddia edilmişti.

Günlerce gözaltında tutulan ve aileleriyle görüştürülmeyen astsubaylardan Ali Balta, gözaltı sürecinde yaşadığı kanun dışı uygulamaları hâkime şöyle anlatmıştı: "Emekli yarbay olduğunu söyleyen sivil giyimli 1.70-1.80 boylarında, göbekli, beyaz saçlı bir şahıs birkaç kez geceleri yanıma gelerek bana hipnoz yöntemi uygulamıştı. Ben bu işlemin neticesinde 11 Mart 2009 tarihinde bu şekilde ifade vermiş olabilirim. O ifadeyi nasıl verdiğimi hatırlamıyorum. Dolayısıyla içeriğini de kabul etmiyorum."

Soruşturmada askeri savcıların bilirkişi olarak İşçi Partisi'nden milletvekili adayı olan Sami Toprak'ı atadıkları ortaya çıkmıştı. Balta'ya hipnoz yaptığı iddia edilen kişinin ise İzmir Hava Teknik Okulu'nda milli güvenlik dersine giren emekli Yarbay Gürol Doğan olduğu belirtilmişti. Mağdur astsubaylar Ali Balta, İsmail Dağ ve Orhan Güleç'in şikayetçi olması üzerine de emekli yarbay Doğan tutuklanmıştı.

İddialara göre Mehmet Çelik, Konya'nın Yunak İlçesi'nde katıldığı bir düğünde silahını çekerek çevredekileri tehdit etti. Bunun üzerine düğüne katılanlar Çelik hakkında suç duyurusunda bulundu. Dosyayı inceleyen Konya Yunak Cumhuriyet Savcılığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı'na 13 Kasım 2008 tarihinde bir yazı yazarak Çelik'in fotoğrafını istedi.

Albay Ahmet Zeki Üçok, 16 Aralık 2008'de Yunak Cumhuriyet Başsavcılığı'na cevap yazısı gönderdi. Ancak cevap yazısında ilginç bir fotoğraf hilesi yapıldı. Üçok, Mehmet Çelik diye aynı birimde çalışan ve olaylardan haberi olmayan üsteğmen Özgür Tüfekçi'nin fotoğrafını belgeye yapıştırıp Konya'ya gönderdi. Çelik hakkında şikayette bulunan kişiler de silahla tehdit eden kişinin fotoğraftaki kişi olmadığını beyan edince soruşturma kapatıldı.

90 KONUTLUK ARSASI 420 KONUTA ÇIKARILDI

Üç yıl içinde milyonluk servete ulaştığı öne sürülen Mehmet Çelik'in Çankaya'da 90 konutluk arsasının Çankaya Belediyesi tarafından 420 konuta çıkarıldığı ileri sürüldü. İddialara göre, 14 Mart 2007'de aldığı 43 bin 812 metre karelik arsa tapu kayıtlarında 416 milyar lira görünüyor. Çelik'in araziyi almasından iki ay sonra Çankaya Belediyesi, 18 Mayıs 2007'de Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne imar değişikliğiyle ilgili talepte bulundu.

Daha önce aynı meclisten geçen 'maksimum 90 adet konut' kararının değiştirilerek 420 konuta çıkarılmasını istedi. Ankara Büyükşehir Belediyesi de gelen başvuruyu iki ayrı tarihte verdiği kararla onayladı. Büyükşehir Belediyesi, imar değişikliğinin onaylanacağını ancak bazı eksikliklerin tamamlanmasını istedi.

Eksiklerin tamamlanmasıyla arsaya imar izni verildi. Çankaya Belediye Meclis Başkanlığı da 27 Aralık 2007'de hazırladığı 'İmar Komisyonu Raporu'yla daha önce 'maksimum 90 adet konut yapılır' dediği arsaya 420 konutluk imar izni verdi.

Çankaya Belediyesi'nden bir avukatın jandarmaya gönderdiği ifade edilen bir ihbar mektubunda da iddiaya göre, belediyenin, 40 milyon TL değerindeki üç ayrı arsayı Ahmet Zeki Üçok ve Mehmet Çelik'e 11 milyon 300 bin TL karşılığında vermek istediği anlatıldı.

MİT BAŞKANI TANER'İ İFADEYE ÇAĞIRMIŞTI

Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda bazı askerlerin İşçi Partisi ile irtibatını ortaya çıkaran Karargah Evleri soruşturmasını yürüten savcılardan Çelik, Karargah Evleri yapılanmasını ortaya çıkararak Genelkurmay Başkanlığı'na ileten MİT Müsteşarı Emre Taner'i resmi yazı ile ifadeye çağırmıştı.

Çelik'in imzasını taşıyan resmi yazının MİT Müsteşarlığı'na ulaşması üzerine Emre Taner, olayı Hava Kuvvetleri Komutanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı'na iletti. MİT Müsteşarlığı'nın ilk kez karşılaştığı bu durumun Genelkurmay ile MİT arasında bir soruna yol açmaması düşüncesiyle Çelik'in Karargah Evleri soruşturmasından alınarak Askeri Tetkik Hakimliği görevine atandığı duyuruldu.

AİLEDEN ZENGİN OLDUĞUNU SAVUNDU

Yeni Şafak Gazetesi yazarı İbrahim Karagül'ün köşesinde yazdığı bilgilere göre hakkındaki iddialara cevap veren Çelik'in, "Mal varlığım dahil veremeyeceğim hiçbir hesap yok. Sahip olduklarımı gizlemek istesem, mal beyanına yazar mıydım? Ben aileden zengin biriyim. Yıllık 400 bin lira ailemden gelirim var. Bu miktar kayısı üretiminden geliyor. Mesela 400 bin liraya sattığım arsayı 2005'te 35 bin liraya almıştım. İmar değişti fiyatı arttı." dedi.
aktifhaber

06 Mart 2010
Emniyet Amiri Tutuklandı
Van'daki uyuşturucu kaçakçılarıyla telefon görüşmesi yapan 2 emniyet amiri teknik takibe takıldı.

Van'da ele geçirilen 170 kilogram uyuşturucuyla ilgili gözaltına alınan emniyet amiri, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şubesi ekipleri tarafından, Van'da 24 Şubatta düzenlenen operasyon kapsamında tutuklanan zanlılarla bağlantısı olduğu belirlenen Bartın'ın bir ilçesinde emniyet amiri olarak görev yapan E.E.E, KOM ekiplerince gözaltına alındı.

Van'a getirilen Emniyet Amiri E.E.E, sağlık kontrolünden geçirilerek, adliyeye sevk edildi.

Cumhuriyet Savcılığında 8 saat süren ifadesinin ardından tutuklama istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk edilen E.E.E, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

E.E.E'nin, bir yıl önce Van'da görev yaptığı öğrenildi.

aktifhaber

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 833
Konum: Belarus

MesajTarih: Pts Ekm 13, 2008 11:05 pm    Mesaj konusu: ÜNiVERSiTEDE SKANDAL! Alıntıyla Cevap Gönder

Uzanlar'dan el konulan ÇEAŞ-Kepez davasında, uluslararası tahkime savunma yetiştirilemedi
15:00 - Enerji Bakanlığı, Uzanlar'a ait ÇEAŞ ve Kepez şirketlerinin mal varlıklarına devletçe el konulması, Danıştay'ın bunu uygun bulması ve konunun uluslararası tahkime gitmesi ile gelişen 10.1 milyar dolarlık Libananco tahkim davasında, Türkiye’nin 21 Eylül’de vermesi gereken savunmasını da yetiştiremediği ortaya çıktı. Davada, Türkiye’nin verilmesi gereken cevabını iki kez yetiştiremeyen ve temerrüte düşen Enerji Bakanlığı’nın davayı zora soktuğu öğrenildi. Türkiye’nin faiziyle birlikte 15 milyar dolara yakın bir tazminatı ödemek zorunda kalabileceği iddia ediliyor. 13.11.2008 ANKARA - netgazete

İnfaz davasında skandal
Taraf/ADNAN KESKİN/ANKARA - Istanbul - 28.10.2008


Eski Trabzon Alay Komutanı Albay Ali Öz’ün adının da geçtiği Eyüboğlu ailesinden iki kişinin öldürüldüğü JİTEM davasında sanıklardan biri 10 bin YTL kefaletle serbest bırakıldı. Eyüboğlu ailesi “Trabzon’da adam öldürmek serbest mi” diye isyan ediyor

Trabzon’da, Eyüboğlu ailesinden iki kişinin “önlem alın” ihbarına rağmen öldürülmesine ilişkin JİTEM’in de adının karıştığı davada, davayı gören mahkeme ve savcının itirazına rağmen üst mahkeme sanıklardan birini tahliye ederken, Jandarma bir sanığın ‘haber elemanları’ olduğunu resmen kabul etti. Olayda ikinci silahın varlığı kanıtlandığı halde, yargılama bir silah üzerinden sürdürülüyor.

YOK SAYILAN İHBAR • Mustafa ve Çağdaş Eyüboğlu; ailenin, 10 Haziran 2006’da karakola yaptığı Coşkun Aydın’ın ismini de vererek “önlem alın öldürecek” ihbarına rağmen önlem alınmayınca Maçka’da silahlı saldırıda öldürülmüştü. Cinayetin baş zanlısı Coşkun Aydın, iki yıl sonra kaçtığı Ukrayna’da yakalanmış, ailenin ısrarlı takibi sonucu altı ay sonra Ocak 2008’de getirtilebilmişti. Aynı olayda gecikmeli de olsa Halit Sağlam ve pazarlıklar sonucu teslim olan Gökhan Aksoy da yargılanmaya başlanmıştı.

YİNE ALBAY ALİ ÖZ • Sanık Sağlam, yargılama aşamasında mahkemeye ilettiği mektubunda JİTEM’den para aldığını belirtip, buna ilişkin ayrıntılar verirken, Dink suikastında da çok tartışılan dönemin İl Jandarma Alay Komutanı Ali Öz’ün de adı geçmişti. Ailenin zanlıların neden yakalanmadığı sorusuna Öz’ün “Aile şikayetçi olmazsa Gökhan’ı gözaltına alırım. Çünkü Halit benim adamım, ben iş veririm o yapar” dediği aile tarafından açıklanmıştı.

JİTEM PAZARLIĞI • JİTEM isminin öne çıkmasına ailenin avukatı Özcan Tik “Kime suçlu diye el atsan ya polis muhbiri ya da JİTEM elemanı çıkıyor” diye dikkat çekmiş ve davada JİTEM’in pazarlıklar yaptığını öne sürüp bundan yakınmıştı.

İLK TAHLİYE • Mahkeme, JİTEM elemanı olduğunu açıklayan sanık Halit Sağlam’ın durumunu Jandarma’ya sorarken, davanın diğer sanığıyla yaptığı telefon konuşmaları ortada iken kendisini tahliye etmişti. Sonraki aşamada gizlilik kararıyla devam eden davada çarpıcı gelişmeler ortaya çıktı.

JANDARMA’DAN İTİRAF • Edinilen bilgiye göre, dava sanıklarından Halit Sağlam’ın JİTEM elemanı olduğu, Jandarma Genel Komutanlığı’nca davanın görüldüğü Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen resmi yazıyla kesinleşti. Yazıda “Komutanlığımız kayıtlarında yapılan araştırmada... oğlu Halit Sağlam isimli şahsın 5 Eylül 2002 ile 31 Aralık 2006 tarihleri asında komutanlığımızca haber elemanı (muhbir) olarak kullanıldığı, 31 Aralık 2006 tarihinde de güvenilirliğini kaybetmesi ve diğer sebeplerden dolayı ilişiğin kesildiği tespit edilmiştir” dendi.

İKİNCİ SİLAH KESİNLEŞTİ • Dava başından beri olayda tek silah kullanıldığı iddiasıyla sürdürülüyordu. Ancak ailenin cinayet yerinde ele geçirilen mermi sayısının farklı olduğunu belirlemesi ve bunu ısrarlı takibi de sonuç verdi. Adli Tıp bulunan mermi çekirdeklerine ilişkin incelemesi olayda ikinci silahın kullanıldığını belgeledi, bu da sanıkların aleyhine kanıtları daha da güçlendirdi.

BAŞKA MAHKEMEDEN TAHLİYE • Ancak Eyüboğlu ailesine yönelik saldırı hazırlığı yaptıklarını jandarmada itiraf eden, olaydan sonra da pazarlıklar sonucu teslim olan sanık Gökhan Aksoy’un, davayı görüşen mahkemenin reddetmesine ve Trabzon Başsavcılığı’nın itirazına rağmen, bir üst mahkeme olan 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 23 ekimde tahliye edildiği ortaya çıktı. Mahkemenin tahliyeyi 10 bin YTL kefaletle verdiği ve sanığa yurtdışı yasağı koyduğu da kararda görüldü.

KATİLLERE ÖDÜL • Bu gelişme, tehditler ve türlü engellemelere rağmen yargılamayı ısrarlı takip eden katillerden hesap sorulmasını isteyen aileyi daha da üzdü. Kardeşi ve yeğeninin ölümünün bilerek engellenmediği gibi sorumluların cezalandırılmak istenmediğini savunan Ayla Eyüboğlu Taraf’a şunları söyledi: “10 bin YTL gibi komik kefaletle bu kişinin serbest bırakılmasının yaratacağı şey adaletsizlik duygusudur. Bu kararı verenler bunu hissedecek mi? Bu katil kimler tarafından korunuyor, bu ülkede katiller ödüllendiriliyor mu? Katillerin cezasını mahkeme vermeyecekse kim verecek, soruyor ve yanıt bekliyorum. Biz şimdi mağdur aile olarak ne yapalım. Ülkenin hukuk sistemi yargılar dedik ama hukuk katilleri ödüllendirdi. Katiller ödüllendirilse de sonuna kadar en yüksek mercilere gerekirse AİHM’ye giderek kardeşim ve kuzenimin hesabını soracağız.”

taraf

GÜNEY'İN BABASI MİT'Çİ ÇIKTI
26 Ekim 2008 09:56
Ergenekon'un kara kutusu Tuncay Güney'in babasının MİT'çi olduğu ortaya çıktı.

Yeni Şafak İstihbarat Şefi Şaban Arslan, verdiği şok ifadeler Ergenekon soruşturmasına temel teşkil eden Tuncay Güney'i kitap yaptı. Yaptığı açıklamalarla birlikte 'gizli servislerin adamı' olarak nitelendirilen Güney, istihbaratçı geçmişiyle ilgili bir bilinmeyeni ilk kez 'Rabay' (Haham yardımcısı) kitabında açıkladı: 'Babam, Mehmet Eymür ile birlikte MİT'te çalışıyordu'
'BABAMI EYMÜR'E SORUN'

'Rabay-Kurye Tuncay Güney Ergenekon'u anlatıyor' adlı kitapta, Ergenekon'un kara kutusu Tuncay Güney, hayat hikayesini Şaban Arslan'a anlattı: 'Mısır'dan Türkiye'ye göçederek Çorum'un Kargı İlçesi'ne bağlı bir köye yerleşen Yahudi kökenli bir aileye mensubuz. Babam annemin dayısının oğlu. Çorum'da köylüler bize, 'gavur' diyordu. Babamı eski MİT'çi Mehmet Eymür'e sorun. Babam Beşiktaş'ta Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu'nda çalıştı. Kimliğinde 'teknisyen' yazıyordu. Orası okul gibiydi ama MİT'in yeriydi. Şimdi hâlâ da öyle. Babam 1986'da öldüğünde, ben 13 yaşındaydım. Babamın cenazesine, kravatlı bir çok kimse geldi. Mezarlıkta uzun boylu bir adam, annemle ayak üstü konuştu. 'Kim' dedim. Adamın, babamın çalıştığı 'okulun' müdürü olduğunu ve 'Bir istediğiniz olursa haber ver yenge' dediğini söyledi.'

HAFTALIK İSTİHBARAT

Babası öldükten sonra cemaat yurtlarında kaldığını belirten Güney, 'Eymür'ün adamlarına her hafta, cemaatte yaşananlarla ilgili bilgi veriyordum. Sabah'ta gazeteciliğe başladım. Sonra Samanyolu Televizyonu'nda, 'Gündemdekiler' adlı programı yaparken Veli Küçük'le tanıştım. Bir süre sonra, onun kuryesi gibi çalışmaya başladım' dedi.


Poliste kontrolü eline geçirdi

Tuncay Güney'le ilk röportajı yapan, 2001 yılındaki ifadelerini ilk kez Yeni Şafak'ın manşetine taşıyan Şaban Arslan'ın yazdığı 'Rabay' adlı kitap, Truva Yayınları'ndan piyasaya çıktı.

Rabay kitabında öncelikle Tuncay Güney'le ilgili, "Kim bu adam" sorusunun cevabı aranıyor. Şaban Arslan kitapta, Güney'in polis tarafından ne kadar ciddiye alındığını, ifadelerini okurken edindiği bir izlenime dayanarak şöyle anlatıyor: Polislerin, o zaman 26 yaşında olan Tuncay Güney'e, sorgunun ilk saatlerinde, 'sıradan bir zanlı' muamelesi yaptığı hissediliyor. Başlarda, "Konuş! Yorum yapma!" gibi emir kiplerini sıklıkla kullanan polislerin, Güney'in anlattıklarını dinledikçe yaşadığı şaşkınlık, sorgunun seyrini değiştiriyor. Polisler, ileriki safhalarda, dizginleri, konuya inanılmaz bir hakimiyeti olan Güney'e kaptırıyor. Mesela Güney, "Size bu kadar bilgi verdim, bu gece artık, iyi bir yatakta uyurum" gibi, gözaltı literatürüne uymayan isteklerde bulunma cüretini bile gösteriyor.


600 DOLARA ABD'YE KAÇTIM

Tuncay Güney kitapta, ABD'ye nasıl kaçtığını da şöyle anlatıyor: 'Sorgudan sonra, Organize Suçlar Şube Müdürü Adil Serdar Saçan bana, 'S... git bu ülkeden, herkesin başını belaya sokacaksın' dedi. Yurtdışına çıkış yasağım vardı. Atatürk Havalimanı'nda emniyet müdür yardımcısına ve bir polise 600 dolar rüşvet vererek çıkış yaptım. Amerika'da, Abdullah Çatlı'ya kimliğini veren Urfalı otelci Mehmet Özbay'la görüştüm. 2004'te Kanada'ya gelerek, (Yakup'un oğulları) cemaatinde görev aldım. Biz burada Tanrı'nın İsraili için çalışıyoruz. Tevrat'a göre Mesih'i bekleyenleriz yani.'

İnfaz kararını rakı masasında alırdı

Polis sorgusundan üç gün sonra buluştuğu emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün kendisine, "Git Amerika'ya ve 10 yıl gelme" dediğini belirten Güney, şunları söyledi: "Bu aslında bir tehditti. 'Senin sorgulanmanı aslında Tantan istedi. Seni bir daha alıp sorgulamak istiyorlar. Adil Serdar Saçan seni her an yine alabilir. Git buralardan ve 10 yıl gelme' dedi. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan da o günlerde, Tapınak Şövalyeleri'nden bahsediyordu. Tantan'ın, ülkeyi ele geçirmeye çalışan Tapınak Şö-valyeleri'nden kastı, Ergenekon örgütüydü. Veli Küçük, bana 'Git' dediğinde, matematik hatası yaptı. Veli Küçük, hep rakı masasında karar verir, kimlerin öleceğine. Şundan eminim, bana 'Git' dedikten sonra, bir rakı masasında da benim ölüm kararımı aldı ama iş işten geçmişti.'


Erdoğan'ı öldürtecekti

Kitapta, Tuncay Güney, Doğu Perinçek'e ağır suçlamalar yöneltti. Güney, Perinçek'in, Ümit Oğuztan ve ekibinden dönemin belediye başkanı Tayyip Erdoğan için özel bir çalışma için kullanılmasını istediğini, ancak bu çalışmanın 'yukarı'da kabul edilmediğini ileri sürdü. Güney, bunun üzerine Perinçek'in 'Erdoğan'ı, önce basın yoluyla yıpratalım sonra da öldürelim" dediğini ancak Veli Küçük'ün bu suikasta karşı çıktığını iddia etti.

Ödüllü gazeteci

'Rabay' kitabını yazan Şaban Arslan, 1967'de Ordu'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu Gazetecilik Bölümü'nden 1992'de mezun oldu. Hürses, Hürbakış, Günaydın, Son Baskı, Hürriyet ve Akşam gazetelerinde, çalıştı. 2005'ten bu yana, Yeni Şafak'ta İstihbarat Şefi olarak görev yapıyor. 2002'de Gazeteciler Cemiyeti'nin haber ödülüne layık görüldü. Daha önce yayınlanmış 'Hortum ve Cinnet', 'Kartal Günlüğü', 'Dehşet Senaryosu' adlı kitapları bulunuyor.

(Yeni Şafak)

Hakimlere eskort kızla tatil rüşveti

27 Ekim 2008 09:45
İzmir'de 10’uncu Ağır Ceza Hakimi A.K. ve bazı avukatların tutuklandığı ‘rüşvet karşılığı’ tahliye çetesine ait ilginç detaylar gün ışığına çıktı.
Çağdaş EDİNSEL'in haberi

Operasyon sonucu gözaltına alınan bazı avukatların, istedikleri kararları çıkarmaları için kimi hakimleri eskort kızlarla tatile gönderdiği belirlendi.

Özel Cumhuriyet Savcısı Murat Gök’ün talimatıyla başlatılan operasyonda gözaltına alınan avukatlar A.E., İ.C.V. ile Mahkeme Başkanı A.K.’nin kardeşi H.K., yeğenleri M.K. ve H.S. ile taksici R.S. adliyeye sevk edildi.

Zanlılardan H.K., H.S. ve R.S. ifadeleri alındıktan sonra, İ.C.V. ise mahkemece serbest bırakıldı. Avukat A.E. ile mahkeme başkanının yeğeni M.K. tutuklandı. İzmir polisi, tefecilik ve organize suç örgütü elebaşı olduğu iddiasıyla yargılanan V.O.Ç.’nin tahliyesinin sağlanması için rüşvet alınmasıyla ilgili istihbarat çalışmasının ardından 4 gün önce düzenlediği operasyonda, mahkeme başkanı A.K. ile 8 avukatın da aralarında bulunduğu 16 kişiyi gözaltına almıştı. Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemleri tamamlandıktan sonra önceki gün adliyeye sevk edilen Mahkeme Başkanı A.K. tutuklanmıştı.

Akşam

Rüşvetten tutuklanan İzmir hakiminin kardeşi,
yeğenleri ve 2'si avukat 6 kişi daha adliyeye çıktı


25 Ekim 2008 İzmir'de, 10 Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi A.K'nın çete lideri olarak yargılanan V.O.Ç'yi 350 bin YTL karşılığında tahliye etmek suçlaması ile başlayan operasyonda gözaltına alınan 6 zanlı daha adliyeye sevk edildi.
İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı A.K'nın, 350 bin YTL karşılığında hakkında 101 yıl hapis cezası istenen V.O.Ç'yi tahliye ettiği iddiasıyla başlayan "Yengeç" operasyonunda gözaltına alınan 6 zanlı, adliyeye sevk edildi. Sabah saatlerinde adliyeye sevk edilen 6 zanlı arasında; Kırklar F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Ağır Ceza Hakimi A.K'nın kardeşi H.K, yeğenleri H.S ve M.K, avukatlar A.E, İ.C.Y ve zanlı R.S'nin emniyet çıkışı yorgun olduğu gözlendi. İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nde gözaltı süreleri devam eden 5'i avukat toplam 8 zanlının sorgulamaları devam ediyor. FATİH HAYTA

netgazete

Mahmut ÖVÜR
Ayhan Çarkın niye konuştu?
25 Ekim 2008
Sabah
Eski özel timci polis Ayhan Çarkın'ın Uğur Dündar'a söyledikleri gerçekten son yılların en çarpıcı açıklaması.
"Bin kişiyi öldürdüm."

Aslında bu tür sayısal vahşet açıklamaları daha önce de yapıldı. Örneğin Çarkın'ın amiri durumunda olan Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, övünerek çok daha yüksek bir rakam vermişti.

Ama Çarkın'ın insanı sarsan açıklamasının farkı ayrıntılarda saklı: "Büyük bir açık yüreklilikle kullanıldığımızı da itiraf ediyorum."

Bu açıklamayla hem cinayetler üstlenildi, hem de birilerinin onları "kullandığı" kamuoyuna deklare edildi.

Aslında hepimiz biliyoruz, mevcut bürokratik devlet siyasi ve sosyal sorunları çözemeyince sık sık hem kendi görevlilerini, hem de mafya veya radikal siyasi grupları kullanarak hukuk dışına çıktı.
Zaten Susurluk dediğimiz şey de buydu.
Bu gerçeğin ilk kez Susurluk'un göbeğindeki bir isim tarafından itiraf edilmesi çok anlamlı.
O günlerde Ayhan Çarkın'ın da içinde olduğu grubu yakından izliyordum. Bildiğim kadarıyla Abdullah Çatlı' yla kısa yaşamında görüşebilmiş olan tek gazeteci de bendim.
Uzun yıllar peşinde koşup röportaj yapmaya çalıştım. Görüştüm ama o hayalini kurduğum röportajı bir türlü yapamadım. Her defasında görüşme ertelendi.
O günler dehşetli günlerdi. Türkiye, tam anlamıyla bir "korku" cumhuriyetine dönüşmüştü. Faili meçhul cinayetler işleniyor, göz önünde infazlar gerçekleşiyor ama kimsenin sesi çıkmıyordu. Hayatı yasadışı güçler ve çeteler ele geçirmişti.

Ayhan Çarkın o günlerin "rambo" su rolündeydi.
Arkasındaki devlet gücüyle her şeyi yapacak durumdaydı ve yaptı da.
Şimdi çıkıp o günlerde "devlet" tarafından kullanıldığını söylüyor.
Bu gerçekten Türkiye'nin kirli tarihini aydınlatma açısından bir dönüm noktası.
Dönüm noktası, çünkü ne 80 öncesi karanlık olayların içinde yer alanlar, ne de daha sonra kimse çıkıp konuşmadı.
Ve biz o karanlık suikastları, kitlesel katliamları el yordamıyla çözmeye çalıştık.
Birçoğu da çözülmedi zaten.
Aynı şey Ergenekon sürecinde de yaşandı. Danıştay saldırısından, Ankara'daki bombalamalara, birçok saldırı aydınlatılmayı bekliyor.
Tam bu noktada Çarkın'ın çıkıp açıklamalar yapması kafalarda soru işareti yaratabilir.

Acaba Çarkın neden konuştu?
Özel bir nedeni var mı, bilmiyorum ama benim bildiğim Susurluk kazasıyla Çatlı ve çevresine yönelik zaten bir temizleme süreci başlatılmıştı. Devlet o gruptan elini çekmiş, Yeşil türü çetelerle de ciddi çatışma noktasına gelmişlerdi. Çatlı'nın ölümüyle o çevre darbe aldı ve dağıldı.
Büyük çoğunluğu devletin sahip çıkacağını bekliyordu. Ama devlet onlara sahip çıkmadı ve sahipsiz kaldılar.

"Pis işler dönüyor"
Konuşmanın en önemli nedeni bu bence...
Ayrıca bu tür karanlık ve kirli iş yapanların "vicdan azabı" çekmediğini de kimse söyleyemez.
Daha o günlerde bile böyle yakınmalara tanık oldum. Bu tür işlerle iç içe olduğunu bildiğim biri şöyle diyordu:
"İnanılmaz pis işler dönüyor. Yukarıdakilerin hepsinin de haberi var. Hepsi vicdansız bunların..."
İsim vermiyor ama öfkesini böyle dile getiriyordu. Eğer Susurluk'ta gerçek bir yargılama yapılabilseydi, belki daha o zaman birçok insan "devlet korkusu" na rağmen konuşabilirdi.
Yıllar sonra da olsa Ayhan Çarkın bunu yaptı. Bunu ister vicdan azabıyla, isterse intikam duygusuyla yapmış olsun önemli değil.
Önemli olan Türkiye'nin ucundan yakaladığı ama aydınlatamadığı Susurluk ve devamı Ergenekon için yeni bir fırsatın ortaya çıkması.
Bu fırsatı hakkıyla değerlendirmek zorundayız.

MAHMUT ÖVÜR - SABAH

mahmut.ovur@sabah.com.tr

Bülent KORUCU
Ömer Bey mi çürük, raporlar mı? Kafam iyice karıştı
14 Ekim 2008
Zaman

Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun çürük raporu alarak askerlikten muaf olması gündemi fazlasıyla meşgul etti.

Milli Savunma Bakanlığı'nın "Eski raporlar teyit edildi. Başkaca bir işlem yapmamıza gerek yoktur." açıklamasından sonra biz de "Raporlar sağlam, Ömer Bey çürük" diyerek konuyu kapamıştık. Gelin görün ki konu bir türlü kapanmıyor. Yargıtay savcısı olan Eminağaoğlu'nun askerlik meselesi dallanıp budaklanmaya devam ediyor. Her defasında 'bu son' dememize rağmen tövbemizi bozup tekrar yazmak zorunda kalıyoruz. Milli Savunma Bakanlığı, YARSAV, Gülhane Askerî Tıp Akademisi ve Askere Alma Dairesi (ASAL) gibi kurumların yaşaması muhtemel inandırıcılık sorunu bir vatandaş olarak elbette ilgilendiriyor. Ama kendilerini onlar düşünsünler, ben şahsi güven bunalımımı daha çok önemsiyorum. Yalancı çobana döndüm, 'Artık yazmayacağım' diyorum iki gün sonra ya bir rapor veya bir tanık çıkıveriyor. Hadi yazma da göreyim.

Eminim Milli Savunma Bakanlığı ve elbette ki Bakan Vecdi Gönül de en az benim kadar bu durumdan rahatsızdır. "Altına imza attık, kefil olduk ya Ömer Bey'in çürük olmadığı ispatlanırsa" diye kara kara düşünüyordur. Aynı huzursuzluğu GATA mensupları da yaşıyordur. "Nedir bu adam yüzünden başımıza gelenler" şeklinde hayıflanmaları için yeterince sebep var. 20 yıl önceki rapor didik didik edildi. Altında imzası bulunan emekli tabip subaylar, "Biz sağlam raporu verdik, üzerindeki el yazıları bize ait değil." beyanatı verdi. Raporlar harf harf irdelendi, bir sürü eleştiri mevzusu çıkarıldı. Bereket versin MSB yazılı açıklamayla raporları ibra etti! Halk nezdinde olmasa da hukuk önünde olay kapatıldı. Gerçi bakanlığın inceleyip teyit ettiği raporlar ile medyaya düşen aynı mı anlayamadık. ASAL başta olmak üzere, askeriyede birçok insanın bir kişi uğruna Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu kadar yıpratılmasına öfkelendiğini de tahmin ediyoruz. Neden bu kadar tekellüflü yollara tevessül ediliyor? Şeffaf biçimde ve hiçbir imtiyaz intibaı oluşturulmadan sonuca gidilmemesi herhalde sorgulanıyordur.

Ömer Bey'in Tuğgeneral Tahir Ünal tarafından GATA'da bahçe kapısında karşılanması, rapora imza atacak alt rütbeli doktorlara baskı olarak yorumlandı. Nihayetinde mesleki hiyerarşisinin doktorluğun önüne geçebileceği bir alandan söz ediyoruz. Üst rütbeye yükselmeniz alacağınız sicile bağlı. Gerçi Vakit gazetesinin haberi doğruysa (dün akşam saatlerine kadar yalanlanmadı), doktorlar her şeye rağmen kendilerini garantiye almış görünüyorlar. Maalesef Ömer Bey yeniden sağlam çıkmış durumda. Gazete, tetkikleri yayınlamış, yorumları bilmiyoruz. Tetkikleri makineler yapıyor, onlar emir komuta zinciri içinde olmadığı için ne gördülerse yazmışlar. Doktorlar bu verilere rağmen Ömer Bey'e 'çürük' diyebilmişler midir? Pek ihtimal vermiyorum. Ama o zaman Milli Savunma Bakanlığı zan altında kalacak. Ömer Bey'in askerliğe elverişsiz olduğunu neye dayanarak açıkladılar? Kafam hepten karıştı dostlar. Baştan birlikte özetleyelim. Ömer Bey'e 20 yıl önce askerlik muayenesi yapılmış. Muayene sonucunda iki tabip doktor 'sağlamdır' kaşesi basıp göndermiş. Sonra o doktorların bile bilmediği birileri raporların üzerine el yazısı ile bir şeyler yazmış. Bir araya gelmesi zor pek çok maddi hata zincirleme olarak yapılmış. Ömer Bey çürüğe ayrılmış. Raporlar ve eleştiriler gündeme gelince Milli Savunma Bakanlığı inceleme başlatmış. Hem eski raporlar teyit edilmiş hem de yeni muayene çürüğü onaylamış. Eski raporlar zaten çürüktü, yeni raporlar sağlam diyor, o zaman MSB neye dayanarak, neyi teyit etti? Bu bulmacayı çözene Nobel matematik ödülü vermezlerse çürüğe çıkayım!

BÜLENT KORUCU - ZAMAN

b.korucu@zaman.com.tr

İcra müdürü, trafik amirleri, astsubay gözaltında


17 Ekim 2008 Bursa İl Jandarma Komutanlığının düzenlediği operasyonda, birbiriyle bağlantılı iki ayrı suç örgütünün üyelerinin gözaltına alındığı bildirildi.
Jandarma ekiplerinin istihbarat çalışmaları sonucunda, Bursa'da hurdaya ayrıldıkları, kaza yaptıkları ya da başka bir nedenle güvenlik güçlerince bağlanarak uzun süreli bir otoparka çekilen araçların motorlarının ve şasi numaralarının sökülerek çalıntı ya da icra yoluyla satın alınan araçlara takıldığı ve bu araçların satıldığı bilgisine ulaşıldı.
Olayla ilgisi olduğu öne sürülen kişileri takibe alan jandarma, 11 Mart 2008'den bu yana devam eden çalışmaların ardından bu işin örgüt halinde yapıldığını, örgütün liderliğini halen aynı suçtan Mersin Kapalı Cezaevi'nde bulunan M.A.S. ile M.D'nin yaptığını belirledi.
Örgütün, işlerini, kamu görevlilerinin de aralarında bulunduğu başka bir örgütün üyeleriyle bağlantılı olarak yürüttüğü, G.K. liderliğindeki bu örgütün üyelerinin, rüşvet karşılığı diğer örgütün üyelerine yardımcı olarak, güveni kötüye kullandıkları da anlaşıldı.
Bursa İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, bu bilgiler doğrultusunda Bursa'nın merkez Osmangazi, Nilüfer, Yıldırım, Kestel ve Mustafakemalpaşa ilçelerinde 20 adrese eş zamanlı operasyon düzenledi.
Operasyonda, iki suç örgütünün liderleri olduğu öne sürülen M.D. ve G.K. ile Kestel İcra Müdürü S.E, Yenişehir İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme ve Bölge Trafik İstasyonu Amirliğinde görevli komiserler Y.Y. ve B.S, Bursa Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru İ.Ö, Bursa İl Jandarma Komutanlığı nda görevli Astsubay A.A. ile O.D, S.D, K.O, R.T, T.C, İ.D, A.K. ve E.C. gözaltına alındı.
Operasyonda 1 av tüfeği, 1'i kuru sıkı 3 tabanca, 127 mermi, Erzurum'un Hınıs ilçesi noter başkatipliğine ait mühür, 10 adet çalıntı araçlara ait olduğu belirlenen motor ve şasi numarası, hacizli araçları gösteren 114 gazete kupürü ele geçirildi.
netgazete

Eskişehir Yunusemre Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı, yolsuzluktan tutuklandı


17 Ekim 2008 Eskişehir'de düzenlenen sağlık operasyonu kapsamında adliyeye sevk edilen ve savcının tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye çıkarılan 10 kişiden, aralarında Yunusemre Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısının da bulunduğu 6'sı tutuklandı.
İhaleye fesat karıştırdıkları iddiasıyla gözaltına alınan 30 kişiden adliyeye sevk edilen 17'si Cumhuriyet Savcılığınca sorgulandı.
Savcılık ifadeleri tamamlanan, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlı k Hizmetleri Genel Müdür Vekili Dr. Seraceddin Çom ve 6 kişi serbest bırakıldı, 10 kişi tutuklanmaları istemiyle mahkemeye gönderildi.
İhaleye fesat karıştırmak suçunu işledikleri iddia edilen söz konusu 10 kişiden Yunusemre Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Z.G, ile E.A, B.A, A.B, H.K. ve Y.E, tutuklandı, 4 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

netgazete

ÜNİVERSİTEDE SKANDAL!

13 Ekim 2008 10:13
Dokuz Eylül Üniversitesi Eski Rektörü Prof. Dr.Emin Alıcı hakkındaki iddialar bitmek bilmiyor
Üniversitede düzenlenen ihalelerde usulsüzlük yaptığı iddialarının ardından şimdi de banka promosyonları ve kayıt ücretlerinin resmi olmayan hesaba yatırılması ile ilgili iddialar ortaya atıldı. Dokuz Eylül Üniversitesi ile özel bir banka arasında yapılan maaş ödemesine ilişkin protokolde üniversitenin promosyon almadığını ileri sürmesine karşın, bankadan 4 milyon YTL aldığı ortaya çıktı. Ayrıca, öğrenci önkayıt ücretlerinin de resmi olmayan hesaba aktarıldığı ileri sürüldü.

Dokuz Eylül Üniversitesi Eski Rektörü Emin Alıcı hakkındaki iddiaların ardı arkası kesilmiyor. İhalede usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle Temmuz 2008’de hakkında dava açılan Eski Rektör Alıcı, hakkında banka promosyonlarında da usulsüzlük yaptığı iddia edildi.

-4 MİLYON YTL’LİK BAĞIŞ-

Türk Eğitim-Sen 1 No’lu Şubesi’nin Dokuz Eylül Üniversitesi’ne banka promosyonlarına ilişkin sorusuna Genel Sekreter Vekili Prof. Dr. Dilek Güldal imzalı verilen cevapta, özel bir bankanın üniversiteye herhangi bir promosyon veya ayni ve nakdi ödeme yapılmadı denildi. Ancak, Türk Eğitim-Sen’in konuyla ilgili dava açmasından sonra Üniversite, dava dosyasında sözleşme süresi boyunca bankadan üniversiteye promosyon adı altında bir ödeme yapılmadığını, 20 Nisan 2005’te Dokuz Eylül Üniversitesi Vakfı hesabına Tıp Fakültesi Temel Bilimler Binalarının inşaatında kullanılmak koşuluyla 4 milyon YTL’nin bağış yapıldığı ve bu meblağ ile sözü edilen inşaatın tamamlandığı belirtildi. Bağışın üniversitenin inşaat işlerinde kullanıldığının belirtilmesine karşın, bu konuda herhangi bir harcama belgesine ait delil gösterilemediği iddia edildi.

-PROTOKOLÜN İPTALİNDE TAZMİNAT-

Öte yandan, banka ile 2004 yılında imzalanan protokolde, 2012 yılına kadar geçerli olacağı ve protokolün sona erme tarihinden üç ay öncesine kadar fesih için taraflarca yazılı bir ihbar yapılmadığı taktirde bu protokol kendiliğinden bir yıl daha uzayacağı maddeleri yer aldı. Ayrıca, protokoldeki “Protokolün herhangi bir nedenle üniversite tarafından süre bitiminden önce feshedilmesi veya protokol süresi içerisinde üniversitenin maaş ödemelerinin tamamının yada bir kısmının bankaya yönlendirmemesi halinde fesih tarihi ile protokolün bitiş tarihi arasındaki her yıl için 15.07.2004 tarihindeki maaş ödeme döneminde tüm çalışanlarına ödediği maaş toplamının yüzde 10’nu oranında bir meblağın hüküm almaya, protesto çekmeye gerek kalmaksızın derhal ve nakden bankaya ödemeyi kabul ve taahhüt eder” maddesi de dikkat çekti.

-ÖĞRENCİ KAYIT ÜCRETLERİ RESMİ OLMAYAN HESABA AKTARILIYOR İDDİASI-

Eski Rektör Prof. Dr. Alıcı hakkındaki bir başka iddia ise, öğrenci kayıt ücretlerinin resmi olmayan başka bir hesaba aktarıldığı ve üç ay vadeli mevduat hesabı olarak değerlendirildiği… Üniversite’den bağış hesabı ile ilgili verilen bir cevapta özel bir banka şubesinden 3420-1223110 numaralı bağış hesabının açıldığı, 3420-380370 numaralı hesabın ise Öğrenci İşleri Dairesi tarafından açılmadığı belirtilmesine karşın 380370 numaralı hesap için önkayıt ücretlerinin yatırıldığı ileri sürüldü. Üniversite adına kayıtlı altı hesapla birlikte 380370 numaralı hesabın da üç ay vadeli mevduat hesabı olarak değerlendirilmesinin istendiği iddia edildi.

-REKTÖR ALICI HAKKINDA DAHA ÖNCEDEN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMUŞTU-

Eski Rektör Prof. Dr. Alıcı ve Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Sedef Gidener hakkında Temmuz ayında görevi ihmal, resmi evrakta sahtecilik, kamu kurumunu zarara uğratma, ihaleye fesat karıştırma suçlarında yasal işlem başlatılması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştu. Dokuz Eylül Üniversite’sinin ihalelerinde belli firmaların ihaleyi kazanabilmesi için yolsuzluk yapıldığı ve üniversite çalışanlarının dahil olduğu firmalara üniversite ihalelerinde öncelik tanındığı gibi iddiaların yer aldığı suç duyurusunda Ermeni asıllı tüccar Agop Havluciyan’ın bu ihaleler aracılığı ile lobi faaliyetlerinde bulunduğu ileri sürülmüştü. Üniversite idarecileri tarafından kollandığı ve ihalelerin verildiği iddia edilen Ermeni asıllı Agop Havluciyan’ın ise Dışişleri Bakanlığı ve MİT kaynaklarında üst düzey güvenlik ile kayıt altına alındığı, şahsın devletin istihbarat kuruluşlarınca yapılan tespitlerde Ermeni lobilerine para aktarmak için kurulan şirketlerin sahibi olduğu ileri sürüldü
haber10

Müzeyi soyup eserleri sahteleri ile değiştirmişler
1 yıl izlenen müdür, 26 zanlı gözaltına alındı


18 Ekim 2008 Aksaray'da düzenlenen operasyonla gözaltına alınan ve aralarında müze müdürünün de bulunduğu 27 şüpheli için ek gözaltı süresi alındı. "Okyanus 4" adı verilen operasyonda müze müdürü ile koordineli çalıştığı iddia edilen şüphelilerin Aksaray Müzesi'ndeki tarihi eserleri sahteleriyle değiştirmelerinden şüpheleniliyor.
Edinilen bilgiye göre, 16 Ekim Perşembe günü, Aksaray İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince yaklaşık 1 yıldır takip edilen tarihi eser kaçakçılığı yaptığı ileri sürülen bir şebekeye yönelik "Okyanus 4" adı verilen operasyon düzenlenmişti. Bugün adliyeye sevk edilmesi beklenen ve aralarında Aksaray Müze Müdürü Y.K.'nın da bulunduğu 27 kişi için ek gözaltı süresi alındı. Şüphelilerin sorguları Gülağaç İlçe Jandarma Komutanlığı'nda sürerken, 11 kişinin de operasyon kapsamında arandığı bildirdi. Gülağaç Devlet Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçirilen şüphelilerden nefes darlığı şikayeti bulunan Hamza H. (70), doktorların verdiği rapor doğrultusunda Aksaray Devlet Hastanesi Kardiyoloji Servisi'ne sevk edildi.
Sorgu ve teknik takipte bazı tarihi eserlerin bire bir sahtelerinin yapıldığı belirlenirken, Aksaray Müzesi'ndeki bütün tarihi eserlerin incelenmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan uzman bir ekip istendi. Müzedeki tarihi eserlerin sahteleriyle değiştirildiğinden şüphelenilirken, zanlıların gösterdiği yerlerde yapılan aramalarda yaklaşık bin adet eser ele geçirildi. Zanlıların sattığı tarihi eserlerin de tespit edilerek ele geçirilmesi için çalışmalar sürüyor. HAKAN ÇAL
netgazete

Şarampol operasyonu: 40 gözaltı
27 Ekim 2008 17:01
Karayolları Genel Müdürlüğündeki bazı yol yapım ihalelerine fesat karıştırdıkları öne sürülen üst düzey bürokratların da bulunduğu 40 kişi gözaltına alındı.
Emniyet yetkililerinden alınan bilgiye göre, Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Organize Suçlar Büro Amirliği ekipleri, aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu bazı kişilerin, Karayolları Genel Müdürlüğündeki bazı ihalelere fesat karıştırdığını belirledi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcısı'nın talimatıyla başlatılan ve ''Şarampol'' adı verilen operasyonda, 40 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi.
haber7

4 işçi, devletin 150 ton kumunu satmış
12:00 - Antalya Cumhuriyet Savcılığınca, gelen bazı ihbarlar üzerine üç ay önce başlatılan soruşturmada, Özel İdare Müdürlüğüne ait yaklaşık 150 ton kumun, üçüncü şahıslara satıldığı tesbit olundu. Savcılığın talimatıyla emniyet tarafından düzenlenen operasyonda, Antalya Özel İdare Müdürlüğü şantiyesinde görevli işçiler S.K, M.U, A.Ç. ve H.S. gözaltına alındı. Polis, zanlıların usulsuz olarak sattıkları kumu aldıkları gerekçesiyle B.Ç. ve B.Ö'yi de yakaladı. İşçilerin, kumun yanı sıra, yine kuruma ait bir miktar yakıtı da sattıkları öne sürüldü. 28.10.2008 ANTALYA netgazete

19 Ekim 2009 11:18
TBMM'de Grup Seks!

TBMM eski bir personelin ihbar mektubuyla sarsıldı. İddalara göre Meclis'te 'grup seks' yapılmış. Skandala üst düzey yöneticilerin de adı karıştı...

'Bazı yöneticiler ve onların yakınları temizlik işçileriyle lojmanlarda grup seks yapıyor' ihbarı üzerine soruşturma açıldı.

TBMM'nin temizliğini üstlenen özel firmadan bir kadınla yakalanıp ceza alan eski personel İ.Ö. birçok yönetici ve yakınının da temizlikçilerle grup seks yaptığını ihbar etti. İ.Ö, Meclis'e ayrıntılı bilgi iletti.

BAZILARI KORUNDU

Habertürk'ün haberine göre ihbarda şu iddialarda bulunuldu: ' Seks yapan kişilerden bazıları işten çıkarıldı. Toplu sekse katılan iki yöneticinin yakınları ise görevden alınmadı.' TBMM iddiaları incelemeye aldı.

TBMM bugünlerde eski bir personelden gelen bir ihbar dilekçesiyle sarsılıyor. İddialara göre Meclis'te 'grup seks' yapılmış, çalışanlardan bazıları bu yüzden işten atılmış. Ancak yönetici ve yakınları örtbas edilmiş

"MECLİS'te grup seks" iddialarının yer aldığı dilekçede Ankara'yı da sarsacak iddialar var. Dilekçede bazı yöneticiler, olayları bilmelerine rağmen, aynı zamanda yakın akrabaları olan bazı çalışanları korumakla ve olayı örtbas etmekle suçlanıyor. Üst düzey bir TBMM yetkilisi, iddiaları incelemeye aldıklarını bildirdi.
iç Hizmetler Müdürlüğü'nde, milletvekilleri odalarının bulunduğu bankolardan birinde çalışan İzzet Özdem'in TBMM temizlik işlerini yapan firmadan bir kadınla personel binasında yakalandığı söylentisi skandalin ortaya çıkmasına neden oldu.

Disiplin soruşturması başlatılan Özdem, sadece kendisinin değil, birçok yönetici ve yakınının temizlik işçilerine baskı kurup cinsel ilişkiye zorladığını iddia etti. Bu kez de Özdem amirlerine hakaret suçlamasıyla soruşturma geçirdi. Bir yıl kademe ilerlemesi cezasına çarptırılan özdem, TBMM personelinden Milli Eğitim Bakanlığı emrine transfer edildi.
özdem, Mehmet Ali Şahin'in TBMM Başkanı olmasının ardından yeni yönetime başvurup "Yöneticiler, temizlik elemanlarıyla lojmanlarda grup seks yapıyor" ihbarında bulundu.

TBMM çalışanı izzet Özdem'in bir idari yöneticisine yazdığı dilekçesinden bazı bölümler şöyle:

Meclis temizlik yöneticilerinden, sizin yeğeniniz A. H. ayrıca bir yönetici S.K.'nın oğlu da o şirkette çalışmakta.

* Ve TBMM'deki temizlik elemanlarının yarıdan fazlası yönetim düzeyindeki insanların çocukları ya da sevgilileri.

Temizlik elemanı yöneticilerinden S.K.'nın oğlu O.N.K., TBMM kampusu içinde, lojmanda oturuyor. Sakinlerinin hepsi genel sekreter, genel sekreter yardımcısı müdür gibi üst düzey bürokratların ikamet ettiği lojmanlara temizlik şirketinden dört kadın, dört erkek götürüp toplu seks yaptı.

Siz, sadece bir yöneticinin oğlu ve yeğeniniz haricinde diğer yedisinin işine son veriyorsunuz.
aktifhaber

18 Ocak 2010 11:49
Erdoğan'ın Helikopterinde Seks
Başbakan Erdoğan'ın kullandığı OBA isimli helikopterde seks skandalı patlak verdi. Olay pilot emniyet müdürünün 'marifetini' anlatmasıyla ortaya çıktı.

Başbakan'ın pilotu Emniyet Müdürü'nün Oksana isimli bir kızı helikopterde misafir ettiği ortaya çıktı.

Müfettişlerin ‘çok gizli’ uyarısı ile incelediği iddiaya göre, Emniyet envanterine kayıtlı, Başbakan’ın kullandığı OBA isimli helikopter, büyük bir skandala konu oldu. İddiaya göre; VIP helikopterin pilotu Osman Ergün Ç., Rus vatandaşı Oksana S.’yi geceyarısı Gölbaşı’nda park halinde bulunan helikopterde “misafir” etti.

Habertürk'ün haberine göre, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kullandığı, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün envanterine kayıtlı OBA helikopteri büyük bir skandala konu oldu. Polis müfettişlerinin ‘çok gizli’ kaydıyla incelediği iddiaya göre; helikopterin pilotu Emniyet Müdürü Osman Ergün Ç., Rus asıllı 1.80 boyundaki sarışın, mavi gözlü arkadaşı Oksana S.’yi geceyarısı Gölbaşı’nda park halinde
bulunan helikopterde “misafir” etti. Emniyet Havacılık Dairesi’nde çalışan bir yetkilinin ihbar mektubu üzerine olay büyüdü ve Emniyet Genel Müdürü
Oğuz Kağan Köksal devreye girdi. Köksal, Teftiş Kurulu’na yazı yazarak iddiaların araştırılmasını istedi. Pilot, müfettişlere verdiği ilk ifadede, “Geceyarısı birlikte geldiğim eşimdi. Anahtarı unutmuştum, almaya geldim”
dedi ancak müfettişlerin, “Eşiniz 1.80 boylarında, sarışın ve renkli gözlü müdür?” sorusuna cevap veremedi. İnceleme sonuçlanıncaya kadar pilot Osman Ergün Ç’nin OBA ile uçması yasaklandı. Başbakan Tayyip Erdoğan haberdar edilmeden Emniyet’in kendi içinde çözmeye çalıştığı VIP helikopterle
ilgili iddialar şöyle:

OBA’DA BAŞ BAŞA YARIM SAAT:

İddialara göre olay, 26 Haziran 2009 günü yaşandı. OBA’nın pilotu 4. Sınıf
Emniyet Müdürü Osman Ergün Ç., Rus arkadaşıyla helikopterin park halinde bulunduğu Gölbaşı Tesisleri’ne geldi. Pilot, helikopteri nöbetçilere açtırarak arkadaşıyla birlikte yaklaşık yarım saat helikopterin içinde baş başa kaldı.

‘MARİFETİNİ’ ANLATINCA: Skandal, pilotun helikopterdeki fantezisini yakın arkadaş çevresiyle paylaşması üzerine yayıldı. Nöbetçi polisler, pilot Osman Ergün Ç.’nin o gece bir kadınla geldiğini anlattı ve kadını tarif
etti.

İHBAR MEKTUBU: Bu olay kulaktan kulağa yayılınca Emniyet Havacılık Dairesi’nden bir yetkili durumu Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ihbar mektubu ile iletti. Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, 6 Temmuz 2009’da bu
mektuptan yola çıkarak Teftiş Kurulu Başkanlığı’nı harekete geçirdi.

‘OTURUP SOHBET ETTİK’: Genel Müdürün talimatı üzerine müfettişler pilotun
ifadesini aldı. pilot, ilk ifadesinde, “Geceyarısı birlikte geldiğim eşimdi. Anahtarı unutmuştum, almaya geldim. Helikopterde biraz oturduktan sonra
çıkıp gittik” dedi. Ancak müfettişlerin, “Eşiniz 1.80 boylarında, sarışın ve renkli gözlü müdür?” sorusuna cevap veremedi.

HELİKOPTERDE YARIM SAAT: Müfettişler, o gece Gölbaşı’nda görevli personelin de ifadesine başvurdu. Nöbetçiler de iddiaları doğrulayıp “Pilot helikopterin içine bayanla birlikte girdi. Biz gidip ne yaptıklarına bakmadık. İçeride yaklaşık yarım saat kaldılar. Sonra da ayrıldılar” yönünde ifade verdiler.

UÇUŞA ÇIKARILMADI: Pilot Emniyet Müdürü Osman Ergün Ç. haziran ayındaki olaydan sonra bir daha OBA helikopteri ile uçuşa çıkarılmadı.

İDDİALAR RESMİ YAZIDA

İddialar, Genel Müdür Oğuz Kağan Köksal’ın Teftiş Kurulu’na yazdığı yazıda da
açıkça anlatıldı. Köksal, soruşturmayı şu yazıyla başlattı: “Başbakanımızın uçuş ekibinde bulunan ... sicil sayılı Osman Ergün Ç.’nin yanında Oksana S.... isimli Rus bayanla gece yarısı Gölbaşı tesislerine gelerek helikopteri nöbetçilere açtırıp bu bayanla yaklaşık yarım saat baş başa kaldığı, bu bayanın oturma izinlerini senelerce takip ettiği... iddialarına yer verildiğinden konunun müfettiş marifetiyle araştırılması, gerekirse soruşturma yapılmasını ve sonucuna göre düzenlenecek evrakın gönderilmesini rica ederim.”

Emniyet Genel Müdürlüğü, "helikopterde seks" iddialarının araştırıldığını belirterek, ancak, iddiaların delile dayandırılamaması sebebiyle disiplin soruşturmasına gerek olmadığı yönünde karar verildiğini bildirdi.
aktifhaber
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal Ksm 04, 2008 12:15 am    Mesaj konusu: Rize'de yemek ihalesi skandalI 15 gözaltI Alıntıyla Cevap Gönder

Paşa Askeri Helikopterle Piknikte
20 Kasım 2008

"Para yok karakolları yapamıyoruz" diyen Org. Iğsız'ın Skorsky Helikopteriyle pikniğe gittiği ortaya çıktı. Vakit Gazesi fotoğrafını bile verdi. Çok tartışılacak...

Aktütün baskınında 17 şehit vermemizin ardından ödenek yokluğu sebebiyle sınır karakollarının onarılamadığından yakınan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız’ın şok görüntüleri ortaya çıktı.

Vakit Gazetesi'nde yayınlanan haber şöyle:

Vakit Gazetesi'nin ele geçirdiği ve Genelkurmay Başkanlığı’nın yalanlayamadığı görüntülere göre; Org. Hasan Iğsız, eşi ve çocuklarıyla beraber devletin teröristlere karşı kullanılması için milyonlarca dolar vererek aldığı Skorsky tipi helikopterle Türkiye’nin nadide doğa harikası bölgelerinden Artvin Karagöl’de doğa gezisine çıkıp doğa fotoğrafları çekti.

Elinde fotoğraf makinası olan ve askeri helikopterle doğa harikası bölgeye iniş yaptıkları görülen Iğsız ve beraberindeki kişilerin, fotoğraf çektikleri ve Karagöl kenarında doğayı izledikleri anlaşılıyor. Iğsız görüntülerde sivil kıyafetli. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na ait 12301 kuyruk numaralı askeri helikopteri kullanan uçuş ekibi ise tam teçhizat donanımlı. Iğsız ve beraberindekilere bir de subay eşlik ediyor.

GENELKURMAY’IN CEVAPSIZ BIRAKTIĞI SORULAR
Konuyla ilgili 5 gün önce yazılı soru gönderdiğimiz Genelkurmay Başkanlığı, iddialara cevap vermekten kaçındı. Hiçbir tepki vermeyen Genelkurmay Başkanlığı’na Hasan Iğsız’la ilgili şu soruları yöneltmiştik:

1- Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, Aktütün saldırısından kaç gün sonra tatile çıkmıştır? Geziye kimler katılmıştır?

2- Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait helikopter ile geziye çıktığına dair elde ettiğimiz fotoğraflar doğru mudur? Doğru ise TSK’nın söz konusu fotoğraflar hakkında görüşü nedir?

3- Devletin resmi helikopterini alarak eşi ve çocukları ile tatile çıkan Orgeneral Hasan Iğsız, gerekli izni almış mıdır?

4- Orgeneral Iğsız, Aktütün baskını sonrası "Paramız yetersiz, karakolları taşıyamadık" demişti. Bu sözleri söyleyen bir orgeneralin saldırının hemen ardından tatil yapması çelişkili değil midir? Orgeneral Iğsız, suç işlemiş midir?

IĞSIZ, ‘PARA YOK’ AÇIKLAMASIYLA GÜNDEME GELMİŞTİ
Aktütün Karakolu’na saldırı sonrasında açıklama yapan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, konum olarak savunmaya uygun olmayan 5 karakolun 2007 yılından itibaren taşınması için çalışma başlatıldığını, ancak bunun maddi imkânlar elvermediği için yapılamadığını ifade etmiş ve büyük tepki toplamıştı. Iğsız, daha sonra Genelkurmay Başkanlığı tarafından yalanlanmış ve ödenek yokluğunun sözkonusu olmadığı açıklanmıştı. 12 milyar 997 milyon YTL’lik bütçeye sahip Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu gerekçeyi öne sürmesi ise anlaşılamamış ve söz konusu açıklamalar sert dille eleştirilmişti.

Asker PİKNİK Sorusuna Ne Dedi
21 Kasım 2008

Org. Hasan Iğsız'ın Skorsky Helikopterini ailesiyle piknik yapmak için kullanması haftalık basını bilgilendirme toplantısında Genelkurmay'a soruldu...



Tuğgeneral Gürak, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın askeri helikopterle piknik yaptığı şeklinde çıkan haberlerin anımsatılması üzerine de “Amacı belli olan yayın organlarının yayınlarına dayalı soru bize sormayınız” şeklinde konuştu.


-“AMACI BELLİ OLAN YAYINLARI BİZE SORMAYIN”-

Tuğgeneral Gürak, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın askeri helikopterle piknik yaptığı şeklinde çıkan haberlerin anımsatılması üzerine de “Amacı belli olan yayın organlarının yayınlarına dayalı soru bize sormayınız” şeklinde konuştu.

aktifhaber



Rektör Gözaltına Alındı

17 Kasım 2008 Konya Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan, gözaltına alındı. İşte ayrıntılar...

Konya da Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan, Okyanus operasyonu kapsamında gözaltına alındı.

Konya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Okyanus Grubu'na yönelik 3. dalga operasyonu kapsamında Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan, Vakıflar Bölge Müdürü İbrahim Genç, Konya Numune Hastanesi Başhekimi Rıza Sarıbabıçcı'nın da aralarında bulunduğu 30 kişi gözaltına alındı. Operasyonun, Malatya, Konya, Kütahya ve Afyonkarahisar gibi illerde eş zamanlı düzenlendiği öğrenildi.

Selçuk Üniversitesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nden başhekim, profesör ve daire başkanlarının da aralarında bulunduğu 30 kişi, çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak, ihaleye fesat karıştırmak, devlet ihalesinden şahsi çıkar sağlamak, rüşvet almak gibi suçlara karıştıkları iddiasıyla gözaltına alındı.

Zanlılar, Konya Numune Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçiriliyor.

Eylül ayında Okyanus Şirketler Grubu'na yönelik düzenlenen 'Final' adı verilen operasyonda 47 kişi gözaltına alınmış, 21'i çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanmıştı.

Tutuklananlar arasında Okyanus Şirketler Grubu yöneticisi Nusret Argun, Atatürkçü Düşünce Derneği Konya Şube Başkanı Arif Aytürk ve Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başmüdürü Dr. Mustafa Mete'nin de bulunuyordu.

aktifhaber

Rektörü Ödül Verdiği Polis Yaktı

17 Kasım 2008 15:07
Bu sabah şok bir operasyonla gözaltına alınan Konya Selçuk Üniversitesi Rektörü Okudan'ın kendisini sorgulayan polisle yolları çok ilginç biçimde kesişiyor

Konya polisinin düzenlediği operasyonda gözaltına alınan Selçuk Üniversitesi (SÜ) Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan, Konya Numune Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçirildi.

Okudan, saat 11.10'da getirildiği Konya Numune Hastanesi'nde 5 dakika süren sağlık kontrolünden sonra hastaneden çıkarıldı. Polis minibüsüne bindirilen Okudan, sorgulanmak üzere Konya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne (KOM) götürüldü.

Diğer zanlıların da aynı yerde sorgulanacağı öğrenildi. Rektör Okudan, 2006 yılında 10 Nisan polis bayramında polis evinde Konya Valiliği tarafından düzenlenen başarılı polis müdürlerinin ödüllendirildiği programa katılmış, bugün kendisinin de gözaltına alındığı operasyonu yöneten Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Anadolu Atayün'e yaptığı başarılı operasyonlar nedeniyle layık görülen ödüllerini vermişti.

Okudan, takdirname, plaket ve cumhuriyet altını verdiği Atayün'ü başarılı çalışmalarından dolayı tebrik etmiş, bu an fotoğraf karelerine yansımıştı. Nisan ayından bu yana devam eden operasyonları yöneten Kaçakçılık veOrganize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Anadolu Atayün'ün Konya'da görev yaptığı 4yıl içinde çok sayıda operasyona imza attığı belirtildi.
aktifhaber

BYDK'DA VURGUNUN BELGELERİ
12 Kasım 2008 08:51
Başbakanlığın 6 Denetçisi, İller Bankası'nda ibret verecek bir skandala imza attı.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu (BYDK) 6 denetçisini, İller Bankası’nı denetlemek için gönderdi ama müfettişler denetlerken, İller Bankası’nın personeline yüzde 1 faizli ve uzun vadeli kredi verdiğini tespit ettiler. Bu durumu sorgulamak yerine “hani bana” diyerek kendilerine menfaat temin ettiler ve ballı krediye usülsüz ve kanunsuz biçimde cebe indirdiler.

KENDİLERİNE DENETÇİLER

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun İller Bankasını denetleyen 6 kişilik denetim ekibi, Bankadan mevzuata ve etik kurallarına aykırı şekilde %1 faiz oranı üzerinden 2 yıl vadeli kredi kullandığı ortaya çıktı.

Üstelik denetçiler o kadar rahat davrandılar ki, resmi dilekçeyle İller Bankası’nı kendilerine kredi vermeye zorladılar. İller Bankası yönetimi ise kanunsuzluğu bile bile buna onay verdi.

İller Bankası’nı denetleyen BYDK Başdenetçisi Hüseyin Torun, İller Bankası Genel Müdürlüğüne hitaben yazdığı dilekçeyle “Personelinize verilmekte olan beş maaş kredisinden yararlanmak istiyorum, gereğinin yapılmasını rica ederim.” diyerek kredi talebinde bulundu. Başdenetçi Hüseyin Torun’un dilekçesinde dikkat çeken en önemli nokta; banka personeli olmadığı halde banka personeline tanınan haktan yararlanmak için banka genel müdürlüğüne rica ederim şeklinde emir kipi içeren bir dilekçeyle müracaat etmiş olması.

Emir kipi içeren rica dilekçesi üzerine İller Banaksı Yönetim Kurulu, 25.08.2005 tarih ve 35 sayılı kararı ile “Bankada görev yapmakta olan BYDK Denetçilerinin talep etmeleri halinde banka personeline verilen beş maaş krediden faydalandırılmalarını” kararlaştırdı.

NEYİN KARŞILIĞI NEYİ GÖRMEZDEN GELDİLER?

İller Bankası yönetiminin sözkonusu kredinin sadece banka personeline kullanıldığını bilmeleri ve sözkonusu yazışmalarda bunu yazmalarına rağmen, Başbakanlık Denetçileri’ne kredi kullandırmalarının “neyin” karşılığı olduğu tartışılıyor.

Denetçilerin elindeki gücü etik dışı biçimde kullanarak aldıkları bu krediler, karşılığında denetlemede belli kolaylıkların sağlanıp sağlanmadığı da ayrı bir tartışma konusu.

İLLER BANKASI YÖNETİMİ DÜNDEN RAZI

Başdenetçinin rica ederim şeklinde emir kipi içeren dilekçesine İller Bankası Yönetimi anında cevap verdi. Denetçinin istediği kredi derhal hesabına yatırıldı. Bu durumdan cesaret alan diğer denetçiler ve grup başkanı da aynı emir cümleleriyle kredilerini rica (!) ettiler ve hesaplarına değişik miktarlarda kredi yatırıldı.

SADECE İLLER BANKASI’NDA VAR

Piyasa fiyatının altında çok düşük faizle kendi personeline kredi kullandırması uygulaması sadece İller Bankası’nda var. Söz konusu piyasa dışı uygulama eşitsizlik yarattığı veya kamu kaynakların usulsüz kullanımına sebep olduğu için yasaklanmış, ve kamu bankalarında uygulamadan kaldırılmıştı.

BYDK denetçileri bu durumu tespit edip İller Bankası’ndan da kaldırılmasını isteyeceklerine bu haksızlık ve eşitsizlikten kendileri de faydalandı.

DİSİPLİN KURULU ENSELERİNDE

Sözkonusu durum Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nda deprem etkisi yaptı. Bütün belgeler Disiplin Kurulu’na sunuldu. Sözkonusu denetçiler olayın kapatılması için her yöntemi denemeye başladılar. Haberin medya organlarında yeralmaması için de çeşitli yöntemler uygulanıyor. Ancak tüm bunlara rağmen gözler Disiplin Kurulu’nda. Disiplin Kurulu’nun elindeki belgeleri haberimizin altında birebir sunuyoruz…

SADECE KREDİ OLSA İYİ

Ayrıca BYDK denetçileri kredi alma aşamasında ve aldıktan sonra da uymaları gereken bazı kuralları uymamışlar, banka yöneticileri de ses çıkarmama yoluna gitmişlerdir. Bunlar:

1) Yönetim Kurulu Kararı gereği istenen “çalıştığı kurumdan iki kefil alınması şartı” yerine getirilmemiştir. Denetçilerin çalıştığı kurumdan yani BYDK’dan iki kefil getirmeleri halinde bu yolsuzluk olayı ortaya çıkacağı için, kurumdan kefil getirilmeyip, kredi çeken denetçilerin birbirlerine kefil olmalarıyla kredi çekilmiştir.

2) Kredi kullandırmada uygulanan “Ölüm, emeklilik ya da başka bir kuruma nakil halinde kredinin defaten kapatılması” şartı yerine getirilmemiştir. Kredi çeken Namık AYDEMİR (aynı zamanda YDK ikinci Başkanı) emekliye ayrıldığı halde bakiye krediyi defaten kapatmamış olup, taksit ödemlerine devam etmektedir. Ayrıca Hüseyin TORUN ve Kutlu KARACA bankayı denetleyen ekipten ayrılmış olmalarına rağmen bakiye krediyi defaten kapatmamış olup, taksit ödemlerine devam ediyorlar

Hangi Denetçi Ne Kadar Kredi Kullanmıştır:

1) Kurul üyesi (aynı zamanda BYDK ikinci başkanı) Namık AYDEMİR: 15.05.2007 tarihinde 21.045 YTL,

2) Başdenetçi Hüseyin TORUN: 15.01.2007 tarihinde 20.171 YTL,

3) Başdenetçi Mehmet BEDER: 17.12.2007 tarihinde 31.956 YTL,

4) Denetçi M. Reşit DİNÇER: 15.05.2007 tarihinde 21.037 YTL,

5) Denetçi Celal TUNCER: 17.12.2007 tarihinde 21.390 YTL,

6) Denetçi Kutlu KARACA: 15.05.2007 tarihinde 21.037 YTL,

BYDK Denetçileri İrtikâp Suçu İşlemişlerdir.

26.09.2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” bölümünde irtikâp suçunu tanımlamıştır.

İrtikâp - Madde 250 - (1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” demektedir.

BYDK denetçileri görevlerinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak ve banka yöneticilerini zor durumda bırakarak, piyasa fiyatının çok altında bir faiz oranı üzerinden (yıllık %1 faiz oranı üzerinden) bankadan kredi çekerek irtikâp suçu işlemişlerdir.

İller Bankası Yöneticileri de Müşterek Fail Olarak Cezalandırılmalıdır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu “Denetim Görevinin İhmali” suçunu tanımlamıştır.

Madde 251 - (1) Zimmet veya irtikâp suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur. (2) Denetim görevini ihmal ederek, zimmet veya irtikâp suçunun işlenmesine imkân sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”demektedir.

İller Bankası yöneticileri bankaya tahsis edilen kaynakları mevzuata ve etik kurallarına aykırı bir şekilde BYDK denetçilerine kullandırmalarıyla, irtikâp suçunun işlenmesine kasten göz yummuşlar ve denetim görevlerini ihmal etmişlerdir.

İller Bankası Yöneticileri ve BYDK Denetçileri Görevi Kötüye Kullandılar

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu “Görevi Kötüye Kullanma” suçunu tanımlamıştır.

Madde 257 - (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kanunda belirtildiği gibi hem BYDK denetçileri hem de İller Bankası yöneticileri suçludur ve cezalandırılmaları gerekmektedir.

Devlet Memurları Kanunu Neyi Emrediyor?

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 30. Maddesi “Devlet memurunun, denetimi altında bulunan veya kendi görevi veya mensup olduğu kurum ile ilgisi olan bir teşebbüsten, doğrudan doğruya veya aracı eliyle her ne ad altında olursa olsun bir menfaat sağlaması yasaktır.” demektedir. Ayrıca yasağa aykırı filleri işleyen memurlar hakkında kanunun 125. Maddesinin ( c ) fıkrasında görevi ile ilgili olarak her ne şekilde olursa olsun çıkar sağlayan devlet memurlarının kademe ilerlemesinin durdurulması cezası ile cezalandırılmalarının gerektiğini belirtmektedir.

Bunun yanında kamuya zarara uğratan, kamunun kaynaklarında azalmaya yol açan görevliler hakkında hukuki süreç başlatılarak, sebep olunan kamu kaynağı azalışının kendilerinden tahsil edilmesi gerekmektedir. Zira denetçilere verilen faiz fiyatıyla piyasa faiz fiyatı arasındaki fark kamunun mahrum kaldığı kazancı, yani kamu zararını göstermektedir.

İller Bankası Çalışanları Suçu ve Suçluyu Biliyorlar Ama Görevlerini Yapmıyorlar:

BYDK denetçilerinin kredi yolsuzluğu hadisesi Bankada çalışan (Genel Müdürden kapıda bekleyen güvenlik görevlisine kadar) herkesin malumudur. Ancak hiç kimse cesaret edip kredi yolsuzluğunu gündeme getirememekte, yöneticiler BYDK denetçilerinden korkmakta, banka çalışanları da yöneticilerden korkmaktadır.

Ancak kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçtur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 279 - (1) Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” denilmektedir.

Kamu Etik Sözleşmesi Açısından Durum :

Her kamu çalışanı gibi, Kamu Etik Sözleşmesi imzalayan BYDK denetçilerinin, sözleşmede belirttikleri (“aşağıda etik sözleşmesi metni yer almaktadır”) ibarelere ne kadar sadık oldukları, ayrıca verdikleri söze bağlılıktan, etik sözleşmesine atılan imzalardan, dürüstlükten, namustan, ahlaktan, ne anladıkları sorulmalıdır.

Kamu Etik Sözleşmesi Metni:

Kamu hizmetinin her türlü özel çıkarın üzerinde olduğu bilinç ve anlayışıyla:

Görevimi saydamlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme ilkeleri doğrultusunda yerine getirmeyi,

Görevimi, görevle ilişkisi bulunan hiçbir gerçek veya tüzel kişiden hediye almadan, maddi ve manevi fayda veya bu nitelikte herhangi bir çıkar sağlamadan, herhangi bir özel menfaat beklentisi içinde olmadan yerine getirmeyi,

Kamu malları ve kaynaklarını kamusal amaçlar ve hizmet gerekleri dışında kullanmamayı ve kullandırmamayı, bu mal ve kaynakları israf etmemeyi,

Kamu Görevlileri Etik Kurulu’nca hazırlanan yönetmeliklerle belirlenen etik davranış ilke ve değerlerine bağlı olarak görev yapmayı ve hizmet sunmayı taahhüt ederim.
aktifhaber


MİLLETVEKİLLERİ SKANDALA İMZA ATTI

10 Kasım 2008 21:10
Balık çiftliklerini kontrole giden milletvekilleri kolilerce balıkla döndü.
Pazartesi, 10 Kasım 2008 17:56

TBMM Çevre Araştırma Komisyonu üyeleri turizmi tehdit eden balık çiftliklerini araştırmak üzere Muğla'da incelelerde bulundu. Komisyon Başkanı "Kirlilik olmadığı kanısı"na vardıklarını açıklarken vekillerin Ankara'ya dönerken kutu kutu hediye balık götürmesi dikkati çekti.

Çevre sorunlarının araştırılarak, sürdürülebilir çevre politikası için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan TBMM Araştırma Komisyonu üyeleri, Milas-Güllük ve Bodrum-Güvercinlik'teki balık çiftliklerinde incelemelerde bulundu. Uslu, inceleme sonunda gazetecilere yaptığı açıklamada, komisyonun Türkiye'nin çeşitli bölgelerini gezerek araştırmalar yaptığını söyledi.

En son İzmir, Aydın ve Muğla'da incelemelerde bulunduklarını belirten Uslu, "Muğla'da tüm kesimlerin katıldığı bir toplantı yaptık. Toplantıda bölgedeki balık çiftliklerinin kirlenmeye sebep olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmıştı" dedi.

Bölgede daha çok katı atıkların yönetimi ve doğal varlıkların korunması üzerine çalışmalar yaptıklarını bildiren Uslu, son noktayı şöyle koydu:

"Son olarak balık çiftliklerini inceledik. İnceleme sonucunda çok fazla kirlilik olmadığı kanısı hakim oldu.

ÖNCE ZİYAFET SONRA KUTU KUTU HEDİYE

Balık çiftliklerinde incelemelerde bulunan TBMM Çevre Komisyonu üyeleri, Palm Beach Restoran'da balık ziyafeti çekmeyi de ihmal etmedi. Milletvekilleri, kendilerini taşıyan resmi plakalı otobüsün bagajına konulan 5´er kiloluk çiftlik çipurası ile dolu 25 koliyle İzmir'e hareket etti.

Çipura kolileri Kılıç Holding A.Ş.'nin görevlileri tarafından resmi otobüsün bagajına yerleştirildi.

Hürriyet

Korucular Hükümet Konağı Bastı
08 Kasım 2008 08:41

Köy korucuları, hükümet konağını bastı, Jandarma sadece seyirci kaldı. Gerekçe ise tüyler ürpertiyor... İşte Güneydoğu'dan bir manzara...

Şırnak-Beytüşşebap'ta korucuların arasında çok sayıda kanun kaçağı var. Uyuşturucu kaçakçılığından adam öldürmeye kadar pek çok suça karışmış isim, korucu. Tüm suçları da devletin bilgisi dahilinde. İçlerinden Mamkuran aşireti mensupları zamanında ilçeyi basıp, hükümet konağını bile işgal etmişti.

İlk nerede, ne zaman göreve başladılar; artık hatırlamıyoruz bile. Ancak ne zaman terör sözünü duysak hemen ardından gelmesine alıştığımız kelimelerden bir tanesi de "geçici köy korucuları". Aktüel Dergisi'nden Tuncay Opçin'in haberine göre, devletin resmi ajansınca hep "teröristlerle yapılan silahlı çatışmada gösterdikleri yararlıklarla" anılan korucuların günah galerisinde çok sayıda resim var.

Biz bu albümün sadece bir fotoğrafına baktık. Orada gördüklerimiz ise dehşet verici. Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesi korucularının ilçeyi basıp, kaymakam, savcı ve hâkimi tehdit etmekten, teşekkül oluşturarak uyuşturucu kaçırmaya, birden fazla kişiyi öldürmekten silahlı gaspa kadar karışmadıkları suç kalmamış

Devlet hepsini biliyordu

Biz bu korucuların en meşhurundan, Cemal Ş.'den başlayalım. Hem de devletin resmi kayıtlarından yola çıkarak karıştıkları suçları bir bir verelim. Cemal Ş.'nin dosyasında "Uyuşturucu madde kaçakçılığı ve teşekkül oluşturmak suretiyle esrar satmak" suçlarından sabıkası olduğu belirtiliyor. Bu suçlardan dolayı arandığı da net bir şekilde dosyasına girmiş. Korucu Süleyman T. ise "Birden fazla adam öldürmek ve bakaya durumda olmak" yüzünden aranıyor. Başka bir ismin, Tahir A.'nın dosyasında ise "Silahlı gasp, adam öldürme, yoklama kaçağı" kaydı düşülmüş. Tıpkı Ahmet G., Mehmet G., Abdullah Z., Abubekir A., Hüsnü A., Bahri A. ve Hurşit O. gibi. Hurşit O.'nun kesinleşmiş hapis cezası var. Mahkeme tarafından "müebbet hapis cezası"na çarptırılmış. Suça karışmış koruculara daha çok sayıda örnek vermek mümkün.

Bu korucuların hepsine devlet tarafından maaş bağlanmış. Bir kısmı "tek", bir kısmı da "çift" maaşla ödüllendirilmiş. Ayrıca gerçek isimleri bilinmesin diye hepsine birer kod adı ile birlikte kimlik verilmiş.

Yine dosyalarındaki bilgilere göre, bu isimlerin arandıkları zaten biliniyormuş: "Şahıs gerçek ismi ile yukarıda yazdığımız suçlardan aranmakta olduğundan o dönemde bulunan ilçe jandarma komutanları olan J. Ütğm. R. K. ve J. Yzb. T. K.'nun Hakkari İl Jandarma Komutanı'na teklif ve asayiş komutanının bilgisi dahilinde kod adı verilerek geçici köy korucusu olarak göreve başlatılmıştır."

Ancak bundan çok daha vahimi var. Köy korucuları resmen bir ilçeyi basıp, aşiret liderlerini hapisten kurtardı. Hem de İlçe Jandarma Komutanlığı'nın gözleri önünde. Korucuların bu kalkışmasına, hükümet konağının basılmasına jandarma sadece seyirci kalmıştı.

Hükümet Konağı'nı bastılar

1995'in son günleriydi. Mamkuran aşireti lideri Nesim Timur, ilçe seçim kurulu başkanı Fahrettin Aydın'a hakaret ve tehdit gerekçesiyle tutuklanmıştı. Bunun üzerine Timur'un muhtarlığını yaptığı Mezra köyünün korucuları, Beytüşşebap ilçesine doğru yola çıktı. Sayıları 250-300'ü bulan korucuların ellerinde uzun namlulu "kaleşler" ve roketatarlar vardı.

Sloganlar atarak ilçeye doğru yürüyen korucular jandarma kontrol noktalarını hiçbir sorun yaşamadan birer birer geçtiler.

Polisin çembere aldığı hükümet konağı önünde kısa bir arbede yaşandı. Hemen ardından da korucular binaya girdi. Dertleri liderlerini tutuklayan savcı ve hâkimi "almak"tı. Bunun üzerine ilçe kaymakamı Musa Işın devreye girdi. Koruculara en kısa sürede liderlerinin bırakılacağı sözü verildi. Nitekim kısa bir süre sonra da Nesim Timur hürriyetine kavuştu. Ancak burada ilginç olan İlçe Jandarma Komutanlığı ile 141. Komando Taktik Alay Komutanlığı'nın tavrıydı. Her iki kurum da olaylara adeta seyirci kalmıştı. O kadar ki, alayın bigâneliğine bölgedeki bir başka aşiret, Jirkiler bile isyan etmişti. Kaymakam Musa Işın'a haber göndererek, kendilerini koruyabileceklerini söylediler. Ancak Işın, olayların daha vahim bir hâl almasını engellemek için Jirkilerin teklifini kabul etmedi.

Kaymakam Işın ilçede yaşananları tek tek kayıtlara geçirdi ve tutanak tuttu. Burada jandarmadan yardım istendiğini ancak hiçbir yanıt alamadıklarını anlatıyordu. Bunun üzerine 141. Taktik Komando Alay Komutanı Piyade Kıdemli Albay Yücel Tuncel, kaymakama adeta muhtıra verdi.

ALBAY ‘KANUN BENİM’ DEDİ

1 Ocak’ta kaleme aldığı yazısında Nesim Timur’un serbest bırakılmasını kendinsin istediğini bunun için ilgili hakime iki subayını gönderdiğini söylüyordu. Terörle mücadele edilen bir bölgede bağımsız yargıdan söz edilemeyeceğini açık bir dille anlatıyordu. Mamkuran aşireti devletin yanındaydı ve bunun devamlılığı sağlanmalıydı Tuncel’e göre. Bunun için de şu anda Timur’un serbest bırakılması gerekiyordu. Başka zaman da başka şeyler gerebilirdi. Onlara da yapılmalı, Mamkuranlar kırılmamalıydı.

Albay Tuncel’in söyledikleri sadece bununla sınırlı değildi. Daha önce yaptığı görevlerden dem vuruyordu Tuncel. Sıkıyönetim döneminde görev yapmıştı. Neyin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Tecrübesiz askerliğini yapmamış genç kamu görevlileri ona ne yapacağını söyleyemez isteklerini, şahsi kaprislerle kıramazdı.

Devletin kendisine verdiği yetkileri farkındaydı ve kendisi ilçede herkesin her şeyin üstündeydi. Bundan sonra gerekirse durumdan vazife çıkararak ‘idareye el koyacaktı’. Kaymakam ve yardı mensuplarına açıkça haddini bildiriyordu Albay Tuncel. Bu yazı Kaymakam Işın tarafından OHAL valiliğine iletilmek üzere arşive kaldırıldı.

Bu olaylar artık eskide kaldı. En azından bölgede OHAL kalktı ve görece sivil bir idare var. Ancak sistem değişse de sistemin teme taşlarından olan korucular hala işbaşında. Hem de tüm suç dosyalarına rağmen devletten maaş almaya devam ederek..

aktifhaber

NEZARETHANEDE GRUP SEKS YAPAN POLİSLERE BASKIN

6 Kasım 2008 23:30
Polislere bak! Fuhuştan gözaltına alınan kadınlara para teklif edip nezarette seks yaptılar. Emniyet müdürü suçüstünde yakaladı.
Antalya Emniyet Müdürlüğü'nde görevli 2 polis, fuhuşta yakalayıp gözaltına aldıkları kadınla emniyet nezarethanesinde grup seks yaparken MOBESE kameraraları tarafından görüntülendi.

Olay geçen pazar gecesi meydana geldi. Antalya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Ahlak Bürosu ekiplerinin kentin Konyaaltı semtinde bir pansiyona yaptığı baskında, fuhuşta yakalanan bir Türk kadın, gözaltına alındı. Sanayi Mahalesi'ndeki Asayiş Şube Müdürlüğü'ne getirilen kadın, işlemlerin tamamlanıp ertesi gün adliyeye sevkedilmek üzere 4 katlı binanın zemin katında bulunan Gözaltı Bürosu'nda nezarethaneye konuldu.

GRUP SEKSTE SUÇÜSTÜ

Aynı akşam burada nöbetçi olan 7 polisten İ.T. ve M.A., nezarethaneye girerek fuhuşta yakalanan kadına para teklif edip cinsel ilişkiye girdi. Polisler ayrıca kadınla üçlü grup seks yapmaktan da çekinmedi.

Nezarethanedeki kameraların sadece binadan izlendiğini, pazar günü de müdürün olmadığını ve kimsenin görmediğini düşünerek rahat hareket eden polislerin grup seksi, kemarelar MOBESE sistemine bağlı olduğu için Emniyet Müdürlüğü Haber Merkezi'nde saniye saniye izlenip kaydedildi.

Merkezde görevli polislerin durumu hemen amirlerine bildirmeleri üzerine Nöbetçi Emniyet Müdürü nezarethaneye baskın yapti. Müdür, polisler İ.T. ve M.A. ile kimliği açıklanmayan kadını grup seks yaparken suçüstü yakaladı.

POLİSLER AÇIĞA ALINDI

Nezarethanede grup seks olayıyla ilgili soruşturma açılırken, polis memurları İ.T. ve M.A. açığa alındı. Ayrıca bölümde görevli 5 polis memuru hakkında da soruşturma açılarak savunmaları alındı.

haber10


Rize'de yemek ihalesi skandalı 15 gözaltı
04 Kasım 2008 00:07
Rize Devlet Hastanesi yemek ihalesine fesat karıştırdıkları iddiası ile hastanenin başhekim yardımcısı ve personel müdürünün aralarında olduğu 15 kişi gözaltına alındı.
Edinilen bilgilere göre, "Devlet hastanesi yemek ihalesine fesat karıştırılacak" ihbarını değerlendiren güvenlik güçleri, adli makamlardan izin alarak aralarında hastane personelinin de bulunduğu bazı kişileri teknik takibe aldı. Yaklaşık 6 ay süren çalışma sonucu deliller toplanarak ihale sürecinin kesinleşmesi beklendi. İhale sürecinin kesinleşmesi sonucu, Rize başta olmak üzere Ankara, Ağrı, İstanbul, İzmir ve Trabzon Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Şube ekipleri eş zamanlı operasyon gerçekleştirdi. Operasyonda Rize Devlet Hastanesinin başhekim yardımcısı ve hastane personel müdürünün de bulunduğu 15 kişi gözaltına alındı.

DIŞARIDAN GELENE TEHDİT
Emniyetin altı ay süren operasyon sürecinde 15 kişilik suç organizasyonu ile ilgili ilginç bilgilere ulaşıldı. Çetenin Rize Devlet Hastanesinin ihalesine katılmak için il dışından gelen firma temsilcilerini tehdit ederek ihaleye sokmadıkları tespit edildi. Yapılan fiziki takiplerde tehdit ve darp olayları fotoğraflanarak soruşturma dosyasına konuldu.

İÇERİDEN GELENE AVANTA
Çetenin Rize'den ihaleye katılacak firmalara karşı daha yumuşak davrandığı da tespit edildi. Rize içinde herkesin biribirini tanıması yüzünden ihaleye katılacak rakip firmaların kendilerinden şikayetçi olacağını bilen firma elemanları il içinden ihaleye katılacak firmalara para teklif ettiği tespit etti. İl içinden ihaleye katılacak firmalara para teklif ederek ihaleye katılmaktan alıkoydukları, yaptıkları pazarlıklar dinlenen telefon görüşmelerine yansıdı. 2 milyonluk ihale bedelinin 500 bin YTL'lik bölümünün ihaleye girecek şirketlere dağıtıldığı belirlendi. Dinlenen bu görüşmeler soruşturma dosyasına konuldu.

Soruşturmanın devam ettiği ve ek gözaltıların olabileceği öğrenildi. Söz konusu kişilerin tahkikatın tamamlanmasının ardından adli makamlara sevk edileceği bildirildi.

Gazeteport

İstanbul Üniversitesi'nde, her giden rektörle birlikte arşiv de yanıyor!


05 Kasım 2008 İstanbul Üniversitesi (İÜ) Personel Daire Başkanlığı’na ait arşivde 21 Ekim 2008’de çıkan şüpheli yangın, bir takım spekülasyonlara neden oldu. Star gazetesinin haberine göre, Ergenekon terör örgütü sanığı eski rektör Prof Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun görevden ayrılmasına günler kala da arşivde yangın çıkmıştı. Şimdi ise Rektör Prof. Dr. Mesut Parlak’ın görev süresi dolarken arşivde yangın çıkması bazı şüpheleri de berabeinde getirdi. Yangınların çıkış dönemlerinin dikkat çekici olduğunu ifade eden İ.Ü Rektör adayı Prof. Dr. Veysel Batmaz ‘Son yangın sırasında Hukuk Fakültesi’nde bir arkadaşımı ziyarete gitmiştim. Çıkışta sirenleri çalışmayan itfaiye araçlarının rektörlüğe doğru yöneldiğini gördüm. Ne olduğunu sorduğumda çalışma yapıldığı ve ufak bir yangın çıktığı bilgisi verildi. Alemdaroğlu döneminde de bu tür yangınlar olduğunu hatırlıyorum. Prof. Dr. Alemdaroğlu görevden ayrılmadan önce de depo yanmıştı’ diye konuştu.

YANAN TERFİ DOSYALARI
İddialar üzerine İÜ’den yapılan açıklamada, yangının arşivdeki tamirat sırasında çıktığı savunularak şöyle denildi: ‘’Yangın sonucu 2000-2003 yılları arasında doçent ve profesör kadrolarına yükseltilmek üzere müracat eden öğretim üyelerine ait akademik yayın listesi, özgeçmiş ve görevlendirmelerinin fotokopilerinden oluşan dosyalar yanmıştır’

netgazete

34 milyon CD ile birlikte yakalanan 'Porno Baronu' hapisten çıktı, ikinci kez 45 adamıyla ele geçti


10 Kasım 2008 Yarasa adı verilen operasyonda 32 adamıyla yakalanan ve 'Porno Baronu' olarak kayıtlara geçen D.D, cezaevinden çıktıktan kısa bir süre sonra bu kez 45 adamıyla yeniden gözaltına alındı. 34 milyon CD'nin ele geçirildiği yarasa operasyonuna 6 polis memuru, bir savcı ve bazı kamu görevlilerinin de adı karışmıştı.
Cezaevinden çıktıktan sonra faaliyetlerine kaldığı yerden devam ettiği tespit edilen Porno Baronu Davut D., polis tarafından yeniden gözaltına alındı. Fatih, Yusuf Paşa'da bir elektronikçi dükkanı ile iki ayrı depoya eş zamanlı operasyon düzenleyen Güvenlik Şube Müdürlüğü ekipleri Davut D. ile 45 adamını gözaltına aldı. Özel Harekat polisinin desteğinde yapılan operasyonda bin adet hayvanlı ve işkence içerikli porno film CD'si ele geçirildi. Şüphelilerin kaldıkları yerlerdeki aramalarda, çoğaltılmak üzere hazırlanmış; bin adet tamamı porno içerikli master CD ele geçirildi. Baskın esnasında toplantı halinde oldukları belirtilen Davut D. ve adamları daha sonra sorgulanmak üzere emniyet müdürlüğüne getirildi.
Emniyette işlemleri tamamlanan ve aralarında Davut D.'nin de yer aldığı 41 şüpheli bugün Fatih Adliyesi'ne sevk edildi. Davut D. ve adamlarının haklarındaki suçlamaları kabul etmedikleri öğrenildi. Poliste sorgusu süren 4 şüphelinin de önümüzdeki günlerde adliyeye sevk edileceği bildirildi.
Geçtiğimiz Nisan ayında gerçekleştirilen ve 34 milyon CD'nin ele geçirildiği yarasa operasyonuna 6 polis memuru, bir savcı ve bazı kamu görevlilerinin adı karışmıştı. Teknik takibe takılan görüşmelerde Eminönü bölgesinde görevli polislerin şebekeye bilgi aktardıkları ve baskınları önceden bildirdikleri belirlenmişti. Davut D. ve diğer zanlılar, emniyetteki işlemlerinin ardından Fatih Adliyesi'ne sevk edildi.
Cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanan şüphelilerden 42'si serbest bırakılırken, Davut D, Orhan A. ve Bekir Ç. sevk edildikleri nöbetçi mahkemece tutuklandı.
ADNAN SULAR

netgazete

KİM SIZDIRDI DİYE ŞİMDİ SOR
20 Kasım 2008 11:50
Her derin haberden sonra "kim sızdırdı" diye soranlar, R.C. olayı karşında neden sus pus?

Sarıkız, Ayışığı darbe girişimlerini içeren Darbe Günlükleri, Andıç belgeleri, Dağlıca baskınındaki ihmaller, Aktütün’deki insansız hava aracı görüntülerinden sonra hep aynı soru sorulmuştu.

Genelkurmay ve medyanın önemli bölümü bu haberlerin içeriğine bakmak yerine hep “Kim Sızdırdı?” sorusunu gündeme getirmişti.

Aynı soru şimdi niye sorulmaz?

Diyarbakır’da hırsız olduğu şüphesiyle yakalanan 19 yaşındaki R.C’yi incelemeye alan Emniyet Güçleri ilginç bilgilere ulaşmış. R.C’nin bilgisayarında ve evinde bulunan DVD’lerde Genelkurmay Başkanlığı ve MİT’e ait gizli bilgiler bulunmuş.

Bu olay aynı anda sağdan soldan bütün gazetelere “PKK’nın Hacker’ı yakalandı” şeklinde yeraldı.

İnternete Bağlı Bilgisayarda Olur Mu?

Sözkonusu çok gizli bilgilerin Genelkurmay ve MİT tarafından internete bağlı olmayan bilgisayarlarda ve serverlarda tutulduğu ve işlendiği biliniyor.

Belli bilgiler iki kurum personelinin kullandığı internete bağlı bilgisayarlardan alınmış olsa bile, R.C.’de ele geçirilen “çok gizli” bilgilerin bu ortamlardan hack yoluyla alınamayacağı ortada.

Genelkurmay dahil Türkiye’deki pek çok kurumda PKK’lıların olduğu biliniyor. Hatta bunların bazıları hakkında işlemler de yapılmıştı.

Şimdi Soruşturma Açılacak Mı?

PKK’nın şuanki en önemli ismi Murat Karayılan’la direk bağı bulunduğu da ortaya çıkan R.C.’nin, bu çok gizli bilgileri hack dışında direk bağlantılarla aldığı basit bir bakışla bile görülebilecekken, şimdi “kim sızdırdı” sorusu neden sorulmuyor? Bu kişinin “iç bağlantıları” üzerinde neden durulmuyor?

Dağlıca ve Aktütün baskınının nasıl olabildiği, nasıl bu kadar çok şehit verildiğini sorgulayan belgeli haberlerden sonra “belgeleri sızdıranların” peşine düşenler ve iç soruşturmalar başlatanlar, bu gizli bilgileri PKK’lı R.C’ye verenler hakkında soruşturma başlatacak mı?

Hiç olmazsa “kim sızdırdı” diye sorabilecek mi?
aktifhaber

06 Kasım 2009 19:53
Korucu Teröründe İlginçlikler
Ergani'de korucuların devletin silahıyla yaptığı katliamla ilgili ilginç ayrıntılar ortaya çıktı. Bu ayrıntılar birçok soruyu akıllara getirdi...

Diyarbakır'da önceki gün meydana gelen korucu cinayetiyle ilgili ayrıntılar, birçok soruyu akıllara getirdi. Korucubaşı ve çocukları, terörle mücadele için kendilerine verilen Kalaşnikof silahlarla, dünürlerinin otomobilini kurşun yağmuruna tutmuş, damadın da aralarında bulunduğu 4 kişi hayatını kaybetmişti.

Ölenlerin de korucu olduğu ortaya çıktı. Jandarmanın talebiyle silahlarını teslim eden Aras ailesi, 24 saat geçmeden öldürüldü. Olay yeri polisin görev alanında olmasına rağmen, saldırganları jandarma gözaltına aldı. Jandarma yetkilileri, "Cinayet vaktinde orada ne işiniz vardı?" sorusuna, "Akboyun ailesinin silahlarını almaya gidiyorduk. O sırada tesadüfen elinde silahlı 2 kişiyi koşarken gördük, zararsız hale getirmek için yakaladık." cevabını veriyor.

Şüpheye yol açan ayrıntılar bunlarla da sınırlı değil. Dünür olan Akboyun ve Aras aileleri arasındaki gerginliğin aylar önce jandarmaya iletildiği ortaya çıktı. Alınan bilgilere göre, Aras ailesi, 'ölümle tehdit ediliyoruz' diyerek aylar önce şikâyette bulundu ancak bir sonuç alamadı. Bunun üzerine 18 Eylül'de barışmak için ilçe jandarma komutanlığına başvurdu. İddiaya göre, karakolda görevli bir başçavuş kendilerinden '17 bin 500 TL' rüşvet istedi. Aile kabul etmeyince barış gerçekleşmedi. Saldırıda ölen Necmeddin ile annesi Zeynep Aras, bunun üzerine 1 Ekim günü İnsan Hakları Derneği'ne başvurdu. Anne Aras yaşadıklarını şöyle kayda geçirdi: "Biz yaklaşık 3 yıl önce Yolbulan köyünden gelin getirdik. Bir yıl kadar önce korucu olan dünürlerimiz bize baskı uygulamaya başladı. Gelinimiz Perihan'ı zorla eve götürdüler ve bütün altınlarını aldılar. Boşamaya çalıştılar. Perihan, yaklaşık 7 ay önce bizi arayarak kendisini zengin ve yaşlı biri ile zorla evlendireceklerini, kendisini getirmemizi istedi."

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK, DİKKATE ALINMADI

"Biz de gidip gelinimizi getirdik ve durumu karakola bildirdik. Ancak hiçbir işlem yapılmadı. İsmail Akboyun, 'gelininize aylarca baktım' diyerek bizden para istedi. Durumu karakol komutanına bildirmeye gittiğimizde, gelinin babası oradaydı ve komutanın yanında 'ya parayı verecekler ya da onları öldürtürüm' dedi. 18 Ağustos'ta Ergani Sebze Hali'nde oğlum Necmeddin'i dövdüler. Olaylardan sonra aynı korucular 40 bin TL istedi. Karakol komutanı, 'onlar 40 bin demişler ama ben bunu 20 bine indirdim, bunu da getirmezseniz ben karışmam' dedi. Savcılığa başvurduk ama hiçbir işlem yapılmadı. Tüm aile bireylerimizin hayatı tehlikededir."

İHD, kendilerine yapılan başvuruyu 2 Ekim'de Ergani Kaymakamlığı, Ergani Cumhuriyet Başsavcılığı ile İçişleri Bakanlığı'na iletti. Bu arada, saldırıda hayatını kaybedenler dün toprağa verilirken, cinayete karışanların 2 değil, 4 kişi olduğu öğrenildi. Zanlıların isimleri şöyle: "Korucubaşı Cengiz Akboyun, İlyas Akboyun, İsmail Akboyun ve Abbas Akboyun." Küçük olan Abbas Akboyun'un, diğerlerini kurtarmak için cinayeti üstlendiği ileri sürülüyor.

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ'NDEN 'İHMAL' İDDİASI

İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkan Yardımcısı Avukat Muharrem Erbey, katliamla ilgili inceleme başlatılmasını istedi. Derneğin Diyarbakır şubesinde basın toplantısı düzenleyen Erbey, saldırıda ölen Zeynep Aras'ın oğlu Necmeddin ile birlikte 1 Ekim günü tehdit aldıkları gerekçesiyle kendilerinden yardım istediğini doğruladı. Kendilerine yapılan başvuruyu 2 Ekim'de Ergani Kaymakamlığı, Ergani Cumhuriyet Başsavcılığı ile İçişleri Bakanlığı'na ilettiklerini ifade eden Erbey, buna rağmen bir girişimde bulunulmadığını savundu. Erbey, "Jandarma karakolu şahısları karşısına alıp, 'tehdit etmeyin, yaptığınız suç' diyerek tarafları barıştırmaya çalışmak yerine, takındığı tavır ölüme adeta davetiye çıkarmıştır." ifadelerini kullandı.
aktifhaber


En son Ekim tarafından Cum Ksm 06, 2009 9:44 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Pzr Ksm 23, 2008 9:59 pm    Mesaj konusu: EPDK 750 TRiLYONU UÇURDU Alıntıyla Cevap Gönder

İyi Çocuğa Çürük Raporu
22 Aralık 2008 14:26

39 yıla mahkum Şemdinli bombacısı astsubayları kurtarmak için kurulan Tezgah'ı dün Taraf gazetesi yazmıştı. O tezgahçıya "çürük raporu" tezgahı kurulmuş.
İlgili Haberler
İKİNCİ 'İYİ ÇOCUK' TEZGAHI BOZDU

Dünkü Taraf’ta 39 yıla mahkum Şemdinli astsubaylarını kurtarma tezgahına aracılık ettiği açıklanan Arafat İlhan Önal’a çürük raporu alınmak istendiği ortaya çıktı. Dinlemeye takılıp Önal’ın iki PKK itirafçısına “Bombayı biz koyduk” ifadesi verdirdiğini itiraf eden Albay Macit Mete, bu rapor işinde de var. Ama mesaisi sonuçsuz

‘İyi çocuk’ için çürük alalım

Ünlü bahis sitesi BWİN'i 2.5 milyon avro dolandıran ve Albay Macit Mete tarafından Umut Kitabevi'ne yönelik bombalı eyleminin 'Cudi' ve 'Amed' kod adlı iki PKK'lı tarafından gerçekleştirildiği yönünde ifade veren itirafçıları İran'dan getirdiği için 'iyi çocuk' olarak refere edilen Arafat İlhan Önal'ın, askere gitmemek için çürük raporu almaya çalıştığı ortaya çıktı. Tekirdağ'da görevli Albay Yahya Bacak ile 1. Ordu Komutanlığı'nda Albay Macit Mete'nin, Önal'a çürük raporu alabilmek için seferber oldukları, ancak başaramadıkları anlaşıldı.

Ankara Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün, Avusturya merkezli bahis sitesi BWİN'in dolandıran çeteye yönelik düzenlediği Lodos Operasyonu, BWİN'i 2.5 milyon avro dolandıran çetenin Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın helikopter ihalesine de el attığını ortaya çıkarmıştı.

Herşey 'iyi çocuk' için
Albay Macit Mete'nin, helikopter ihalesine girmek isteyen Romenlere aracılık yapan Arafat İlhan Önal'ı Kara Havacılık Komutanlığı Lojistik Destek Komutanı Yarbay Mehmet Ali Altaş'a refere ederken söylediği sözler dinlemeye takılmıştı. Mete, "O çocuk iyidir. Benim habercimdi. Hani Seferi Yılmaz'ın kitapevi bombalanma hikayesi olmuştu. İki tane terörist geldi ya İran'dan, 'biz yaptık' diyenler. Onları getiren çocuktur" diyerek Altaş'tan Önal'a yardımcı olmasını istemişti. Macit Mete'nin bu sözleri, Şemdinli davasının son duruşmasına damga vurmuştu.

"Olmazsa kafalarına sıkarım"
Ankara’da yapılan ‘Lodos Operasyonu’ kapsamında yapılan telefon dinlemeleri, Albay Mete'nin, Arafat İlhan Önal'a çürük raporu alabilmek için Albay Bacak'la birlikte seferber oldukları, ancak başaramadıklarını ortaya koydu. 24 Aralık 2007'de Arafat İlhan Önal ile görüşen Albay Macit Mete, çürük raporu için garanti verirken, "Halledeceklerine dair söz vermişler, onu tekrar teyit ettiler. Komisyondaki beş tane adamın beşinden de ayarlamışlar gibi. Bir şeyler olursa zaten beşini yan yana koyar kafalarına sıkarım onların. Çünkü ben söz verdim, kolay kolay söz vermem ben, ama hayırlısı" ifadesini kullanıyor.

Binbaşının çayını iç, o gerekeni yapacak
Dinlemeye takılan 29 Kasım 2007 tarihli Arafat İlhan Önal ile Albay Yahya Bacak arasında geçen görüşme şöyle:

A.İ. Önal: Emredin komutanım.
Y. Bacak: Hadi sen bi git, şeyin bi çayını iç, Yavuz yüzbaşının, tamam mı? O sana gereken isimleri verecek.
A.İ. Önal: Başüstüne hemen gidiyorum... Teşekkür ederim komutanım. Komutanım siz zaten bizim büyük liderimizsiniz.
Y. Bacak: Ha ha ha. Oğlum daha henüz liderliği tattırmadınız bak, yani haa ona göre.
A.İ. Önal: Olacak komutanım olacak, her şey düzelecek, emirlerini bekliyorum.

- 5 Aralık 2007 tarihli görüşme:

A.İ. Önal: Komutanım hastaneye gittim sizin selamınızla, beni normal şeye gönderdi, şimdi muayeneye gidiyorum.
Y. Bacak: Yani normal muayene dediğin normal şey mi gönderdi, neciymiş bu adam?
A.İ. Önal: Evet işte olmadı. Ferhat albay oranın başhekimi. Şey lazım buraya, üst yazı lazım. Normalde Hakkâri'deki şubeye başvuruyorum.
Y. Bacak: Tamam.
A.İ. Önal: Hakkâri şube beni Hakkâri'ye sevk ediyor. Hakkâri'de Yavuz beni muayene ediyor tabii ki. Nasıl ki beni hiç şey yapmadan buraya gönderiyor ya, o dedi ki 'yani en kötü ihtimalle haberi olursa başhekimin, seni o Ankara'ya gönderir. Ankara'da sorununu daha kolay çözersin, onların imk‚nları yetkileri daha çok.'
Y. Bacak: Anladım... Onlar Hakkâri'nin sevkinin üstüne bir tanede üst yazı yazacaklar, bir daha geleceksin.
A.İ. Önal: Tamam başüstüne komutanım. Burda bir şey daha arz edeyim; bu Van'da benim bi elemanım var, bazı şeylerden bahsediyor. Dağa bir kaç kişi gönderen bi ekip bulmuşlar... Burda o konuları arz edeceğim biri var mı?
Y. Bacak: Ondan sonra ben seni şeye gönderirim, asayişin kurmay başkanına.
A.İ. Önal: Tamam komutanım.
Y. Bacak: Olmazsa işte böyle de bi fayda sağlamış olursun ona, tamam mı?

O iş tamam, mali durum ne olacak
Albay Yahya Bacak, 8 Aralık 2007'de Arafat İlhan Önal ile görüşürken, mali durumdan söz edip bu işin karşılıksız kalmamasını ima ediyor. İşte Albay Bacak'ın Önal'a dönük sözleri:

A.İ. Önal: Size bi tatil ayarlayalım komutanım. Dağları özlediniz komutanım, sizi Hakkâri'ye götüremiyoruz bari Bursa'da, böyle Uludağ'da bi şey yaparız olmazsa.
Y. Bacak: Doğru söylüyorsun aslında, bana kalsa kalkıp gidecem de.
A.İ. Önal: Bi ayarlama yaparız komutanım.
Y. Bacak: Siz ordaki işlerinizi bi halledin de gelin bakiim, konuşalım.
A.İ. Önal: Haklısınız komutanım, o zaman ben pazartesi rahatsız edeyim mi bu konuda, hani bunlar hoşava da gidecekler, büyük bir jestiniz olur.
Y. Bacak: Ha ha ha, doğru söylüyorsun, haydi neyse bitir o işi de döndüğünde bi alo de konuşalım. Baksana, mali durumumuz nasıl olacak önümüzdeki hafta, bana bi...
A.İ. Önal: Önümüzdeki hafta güzel olacak.
Y. Bacak: Tamam, çünkü kitabı daha bastıramadım, yani Ankara'ya da gelemedim, durumunuz iyiyse gelecem, yani yoksa gelmicem, ha ha ha.
A.İ. Önal: Süper olacak komutanım, canını sıkma sen, basacağız, basacağız. Bütün sanat camiasını da tanıyorum, hepsinden de bi şeyler yaparım ben. Oldu, haydi keyfinize bakın, saygılar sunarım.

Haber: Soner Arıkanoğlu/Taraf


‘Tuncay Güney’in arkasındaki teşkilat ortaya çıkarılmadan...'
Can DÜNDAR
06 Aralık 2008

Bir ülkenin Başbakan’ı, ülkenin istihbarat teşkilatına güvenmiyorsa orada bir demokrasiden, hukuk devletinden, sağlıklı bir idareden söz edilebilir mi?
Geçen hafta Mesut Yılmaz, Kanal D Haber’den Işınsu Tezkan Tüz’e aynen şöyle dedi:
“MİT’in kendisinde olan bilgileri, amiri konumunda olan benimle, yani Başbakan’la tam olarak paylaştığını hiçbir zaman söyleyemem.”
Bu laf hangi uygar ülkede söylense yer yerinden oynar.
Türkiye’de “normal” sayıldı.
Neden?
Daha önceki başbakanlar da aynı dertten mustaripti de ondan...

Zululular ve darbeciler
“12 Mart belgeseli”ni hazırlarken aynı şikâyeti Demirel’den dinlemiştik.
Şöyle demişti:
“İstihbarat teşkilatı, büyük meselelerde hükümete en son olacak işi söyleyememiştir. Mesela Angola’daki 2 kabile birbiriyle çarpışmış, şu kadar Zululu, bu kadar Mululu ölmüş. Onu size her sabah verir. Ama Ankara’da sizin altınızı oymuşlar, onu haber vermez.”
Nitekim dönemin MİT Müsteşarı, Demirel’e darbeyi, tanklar Ankara’ya yürüdükten sonra haber vermişti.

Sivilleşme de çözmedi
O zamanlar denirdi ki, “MİT Müsteşarı’nın rütbesi korgeneral... Kendini Başbakan’a değil, komutanlarına bağlı hissediyor. O yüzden de darbe hazırlıklarını haber vermiyor.”
Buna çare olarak MİT Müsteşarı sivilleştirildi.
Ancak bu sefer de siviller arası iç çatışma ve siyasi müdahaleler teşkilatı bir kurtlar sofrası haline getirdi.
Şimdi karşımıza çıkan tabloya bakın:
Devletin istihbarat teşkilatı, Jandarma’nın istihbarat teşkilatı içine ajan sokup bilgi almaya çalışıyor. Bu ortaya çıkınca devletin istihbarat teşkilatı, “O bizim ajanımız değil, bizim içimizde, tasfiye ettiğimiz bir ekibin ajanı” diye açıklama yapıyor.
Ve “derin devlet”i çözmesi umulan dava, bu iç çatışmanın sağladığı verilerle ve bu çatışmanın gürültüsüyle yürüyor.

‘Kara kutular açılmalı’
Mesut Yılmaz’la görüştüm.
Kendi başbakanlığı döneminde teşhis ettiği zaafın, bugün de devam ettiğini, hatta giderek kangrenleştiğini, “derin devlet”in diğer kurumlarına da sirayet ettiğini söylüyor.
Ergenekon konusunda “Devletin kara kutusu sayılan kurumlar, ellerindeki tüm verileri yargıyla paylaşırlarsa olaylar ve sorumluları kısa sürede ortaya çıkar” diyor.
Nedir kastettiği?
“Bakın, Tuncay Güney diye birinin evinde Ergenekon örgütünü çözecek çok sayıda evrak bulundu. Bu adam o zaman 22 yaşında... ortaokul mezunu bir genç... Bu evrak kendisine komple teslim edilmiş. Amatör bir iş olmadığı belli... Bu, bir teşkilat işi... Teşkilat onu kullanmış, sonra bırakmış. Ona bu belgeleri veren teşkilat ortaya çıkarılmadan bu olay çözülemez. Mahkeme, bunun elde ediliş şekli üzerinde yoğunlaşırsa iş çözülebilir. Bu, aynı zamanda hükümet için de bir samimiyet sınavıdır.
Zor soru
Baştaki soruya dönelim:
Bir ülkenin Başbakan’ı, kendi istihbarat teşkilatına güvenmiyorsa, istihbarat teşkilatındaki zaafların derin devletin tüm kurumlarına yayılıp kangrenleştiğine inanıyorsa, o ülkenin yurttaşlarından o kurumlara, bu devlete ve süren davaya güven beklenebilir mi?

CAN DÜRDAR - MİLLİYET

can.dundar@e-kolay.net


20 Aralık 2008
Taha Kıvanç/Yenişafak

Önkabuller yıkılırsa...

Askerler de yalan söylemeye başladılarsa işimiz harap demektir... Daha küçücükken bizlere “Asker yalan söylemez” diye öğretmişlerdi çünkü...

Mersin'de bayrak üzerine 'ölmeye ve öldürmeye' yemin ettiren emekli Albay Fikri Karadağ yedi yıl önce işlenmiş Üzeyir Garih cinayetinin merkezinde yer almış Hasdal Kışlası ile irtibatını mahkemede inkâr etti. İrtibatla ilgili bilgiyi ilk yayımlayan Yeni Şafak iddiasının belgesini sunmakta gecikmedi. Emekli Albay Karadağ belgeye rağmen ısrarlı. Dosyası tayin işlemleri için Hasdal'a gönderilmiş, ama kendisi gitmemiş...

İnsan üzülüyor. Ne olursa olsun, yalan söylememeli asker...

Emekli Tuğg. Veli Küçük de savunmasında, kurucusu ve bir dönem yöneticisi olduğu iddialarına maruz kaldığı JİTEM'in varlığını inkâr etti. Ağızdan ağıza dolaşan bir efsaneymiş JİTEM; 'Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele' sözcüklerinin kısaltılmışı olan JİTEM diye bir birim yokmuş...

Ergenekon yargıçları önünde yaptığı savunmasında “JİTEM yoktur” diye konuşan Tuğg. (em) Veli Küçük'e cevap gecikmedi: 'İtirafçı' diye bilinen, geçmişte PKK militanı iken Jandarma istihbaratı tarafından devşirilmiş gruptan Abdülkadir Aygan üzerinde kendi adı ve açıkça JİTEM'de çalıştığı yazan maaş bordrosunu yayımladı...

Koskoca generalin “Yoktur” dediği birim varmış meğer...

JİTEM'in varlığını ilk inkâr eden kişi Veli Küçük değil elbette; geçmişinde Jandarma Genel Komutanlığı da bulunan Org. Teoman Koman, MİT Müsteşarı iken, gazetecilerle iki kez yemek yemiş, kendisine yöneltilen bir soruya cevap verirken “JİTEM yoktur” demişti... Ne zaman? 1992 yılında.

Veli Küçük hâlâ o dönemde kalmış olmalı. O tarihe kadar resmî söylem “JİTEM yoktur” demeyi gerektiriyordu; ancak aradan geçen sürede köprülerin altından çok sular aktı ve birimin varlığı inkâr edilemez hale geldi. İlk kurucusunun Ahmet Cem Ersever olduğu biliniyor JİTEM'in...

Kullandığı 'itirafçılar' her sorana nerede çalıştıklarını, ne yaptıklarını isim ve yer bildirerek anlattılar çünkü...

8 Nisan 1989 tarihli, altında 'J. Asayiş Komutanı Korg. Hulusi Sayın' imzası bulunan J. Binbaşı A. Cem Ersever'e hitaben yazılmış bir takdir belgesi bulunuyor. Belgede Ersever'den 'Silopi 2 nci Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Tim Komutanı' olarak söz ediliyor; yani JİTEM komutanı olarak takdir almış Ersever...

Hulusi Sayın'dan sonra asayiş komutanlığına gelen Korg. Hikmet Köksal da Cem Ersever'e takdirname verenler sırasında; bir yıl sonra... 22 Şubat 1990 tarihli belgede de 'Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Tim Komutanı' olarak söz edilmektedir Cem Ersever'den...

O tarihten yedi yıl geçmişken, Susurluk kazasından sonra meydana gelen hassasiyetler üzerine kurulmuş TBMM Araştırma Komisyonu'na Jandarma Genel Komutanlığı tarafından iletilen açıklamada şu paragraf yer alabildi: “Görüleceği üzere, Jandarma Teşkilât bünyesinde legal veya illegal kurulmuş 'JİTEM' isimli bir ünite bulunmamaktadır. Esasen hukuk devletinde illegal bir birim yaratmak mümkün görülmemektedir. Legal de olsa aynı birim bünyesinde hem istihbarat hem de mücadele gibi birbirinden farklı iki faaliyetin bulunması her türlü teamülün aksine ve faydalı bulunmayan bir uygulamadır.”

Yukarıda tarihlerini verdiğim her iki belgede 'istihbarat' ile 'mücadele' sözcükleri birarada kullanılmakta; hem de açılımı 'JİTEM' olacak biçimde...

“Belgeleri nereden ele geçirdin, kim verdi?” sorusunu engellemek için kayda geçireyim: Bu belgeler yıllar önce Pencere Yayınları tarafından çıkarılmış Çetin Ağaşe imzalı 'Cem Ersever ve JİTEM Gerçeği' adlı kitapta var.

Aynı kitapta belge olarak yer alan Jandarma'nın 'hizmete özel' damgalı kurum içi telefon rehberinde İl Jandarma Komutanlıkları bünyesinde 'JİTEM' diye bir birim ve telefonları da bulunuyor...

Benim kafamı karıştıran bilgiler bunlar...

Eski kafalıyım, çünkü daha çocukken “Asker yalan söylemez” diye yetiştirilmişlerdenim. Oysa belgeden Hasdal Kışlası'nda bulunduğu belli olan bir emekli Albay “Ben hayatımda o kışlaya adım atmadım” diyebiliyor... Ya da bir emekli Tuğgeneral, kendisine yönelik iddiaları savuşturmak için, çok iyi bildiği JİTEM adlı birimin varlığını inkâr edebiliyor...

Resmen “Yoktur” denilen birimin bir elemanı o birimde gösterdiği yararlı faaliyetler sebebiyle geçmişte takdir alabiliyor... (Takdire mazhar kişinin vücudunun sonradan vahşice ortadan kaldırıldığını ve kâtillerinin aranmadığını, aransa da o gün bugündür bulunmadığını eklemem gerekir mi, bilmiyorum.)

Ergenekon davası çoğumuzun hayatına yön vermiş “Asker yalan söylemez” türü önkabulleri yıkarsa işimiz iş.


Albay ve 11 Adamı Gözaltında

05 Aralık 2008 11:20
Kendilerini "derin" olarak tanıtan, Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu eski Başkanı emekli Albay Ali Belgutay ile 11 adamı gözaltına alındı.

Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu eski Başkanı emekli Albay Ali Belgutay Varımlı ile 11 adamı çete kurmaktan gözaltına alındı. Varımlı ve adamlarının kendilerini derin çete olarak tanınıp bazı iş adamlarını tehdit ettikleri ileri sürüldü.

İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri bir iş adamından tehdit edildiği yönünde ihbar aldı. İsmi açıklanmayan bu kişi polise " Emekli Albay Varımlı beni tehdit etti. Yurt dışında bulunan parasının Türkiye'ye getirmemi istedi" şeklinde konuştu. Bunun üzerine polis teknik ve fiziki takip başlattı. Yapılan çalışmalardan sonra önceki gün operasyon düzenlendi. İStanbul'da düzenlenen operasyonda Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu eski Başkanı emekli Albay Ali Belgutay Varımlı ile 11 adamı gözaltına alındı. Varımlı ve adamlarının kendilerini derin çete olarak tanıtıp bazı iş adamlarını tehdit ettikleri, bazı kişileri de kaçırma planları yaptıkları ileri sürüldü.

DALAN PARAMIZI GETİRİR
Öte yandan Emekli Albay Varımlı'nın yurt dışından bulunan yüklü miktarda parasını Türkiye'ye getirmesi için Yeditepe Üniversitesi'nin sahibi Bedrettin Dalan'dan yardım isteyeceği öğrenildi. İddiaya göre Varımlı adamlarına " Dalan'ın çevresi var. Önümüzdeki bürokratik sorunları çözer ve paramızı Türkiye'ye getirir" dedi. Bu tespit üzerine polis Dalan'ın bilgisine başvurmak istedi. Ancak yurt dışında olduğu için ifadesini alamadı. Prolis yaptığı çalışmalarda söz konusu paranın izini bulamadı. Varımlı ve adamlarının da haklaırndaki suçlamaları kabul etmedikleri öğrenildi.

Çete kurmak suçundan gözaltına alınan Varımlı eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil ile eşi ve kızının yargılandığı davada ifade veremişti. O dönem Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı Varımlı ,boya alımlarını araştırdığı sırada Alaattin Çakıcı'nın kendisini arayarak, tehdit ettiğini bildirmişti.Varımlı ve adamlarının polisteki sorgusunun sürdüğü yarın adliyeye sevk edilecekleri öğrenildi.
aktifhaber

MİT'in Parasını Kumarda Yediler
01 Aralık 2008 09:05

Örtülü ödenekten büyük bir operasyon için verilen çok yüksek miktarda parayı kumarhanelerde, barlarda ve pavyonlarda bitiren ekip...

Sabah Gazetesi'nden Ecevit Kılıç'ın Avni Özgürel'le yaptığı röportajın ilgili bölümü:

* Güney'in MİT elemanı olduğu neden şimdi ortaya çıktı? Güney için "İftira ediyor, söyledikleri palavra, ciddiye alınacak bir adam değil" deniyor. Şimdi Güney'in MİT elemanı olması işin rengini değiştirdi. Güney'in ilişkiler ağı içinde olduğunun resmi belgesi o. Çünkü iddianamenin omurgası Güney'in ifadeleri. Bu belge, kanıtları yerli yerine oturttu. Birçok insan MİT'le dışarıdan irtibatını kurmuş muhbir olarak çalışıyor. Güney de böyle birisi. Kod ismi verilmiş. İpek kod ismi de cinsel kimliğinden hareketle verilmiş.

* MİT'in savcılığın "Tuncay Güney" diye yazdığı yazıya kod adını dahil ederek cevap vermesini nasıl okuyorsunuz? Güney'in kimliğinin şu veya bu şekilde ileride ortaya çıkacağını biliyorlar. Kendi deşifre etti ve kendi tarif ettiği kılıfla. Böylece bugün kopacak rüzgârla yarınki fırtınayı önlemiş oluyorsunuz. MİT'in bütün bu tecrübelerin ışığında yeniden dizayn edilmesi gerekir.

* Veli Küçük bütün bunların neresinde? Orgeneral seviyesindeki askerlerin bile ürkerek telefon açtıkları biriydi. Bakmayın şimdi cezaevindeki haline. Görevde olduğu dönemde o adının desturla anıldığı bir adamdan söz ediyoruz. Hizbullah dediğiniz örgütü kurmuş daha ötesi var mı? Türkiye'yi altını üstüne getirebilen örgütler bunlar.

MİT'TEKİ KONTR TERÖR DAİRESİ

* Kontr-Terör Dairesi'nin kuruluşu ne zaman? 1980 sonrası istihbarat örgütü bir alt üst oluş yaşadı. O dönemde Türkiye diplomatları ASALA'nın saldırılarına maruz kalıyordu. Daha önce teşkilattan ayrılan Hiram Abas geri çağrıldı. O da elinin ayağının serbest olacağı bir yapılanma istedi. Bunun üzerine Özel İstihbarat Dairesi kuruldu. Ardından da resmi organizasyon şemasında yer almayan ve MİT'in de içine sinmeyen bir şekilde Kontr-Terör Dairesi kuruldu. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde. Çiller, MİT'in yapısını istediği gibi değiştiremeyince emekli MİT'çi Nuri Gündeş'i başbakanlığa danışman olarak alıp, onun yönetiminde Kamu Güvenlik Başkanlığı (KGB) diye özel bir istihbarat birimi kurdu. Bunun gizli kararnamesi Çankaya'ya çıktı, Süleyman Demirel imzaladıktan sonra farkına vardı işin ciddiyetini ve sonra yırttı.

* Yöneticileri kimlerdi? Başında Mehmet Eymür vardı. Öyle ki MİT'te her birim kendi birim amirine bağlıyken Eymür, doğrudan müsteşara bağlıydı. Ve bu yapının bir uzantısı Yavuz Ataç'tı.

* Neden MİT'in organizasyon şemasında yok? Kaydı yok.

* İllegal mi? Hayır. Emirle kurulmuş. Ama bütün ilişkiler söz üzerine kurulu. Bir istihbarat örgütünün dosyaları, kadroları ve irtibat elemanlarının kayıtları vardır. Kontr Terör Dairesi'nin yok. Kayıtlar daha çok Yavuz Ataç'ın not defterinde yazılı. Bu arşivler Eymür ve Ataç'ta. Onlar da kurumsal değil, bireysel arşiv.

* Bu birim neden bu kadar tartışmalı? İcraatlarıyla Türkiye'ye büyük zarar verdi. MİT, tarihinde ilk kez borsa oynadı. 300 milyar lira borsada battı. Örtülü ödenek parasıydı. Başka bir kurum olsa soruşturma açılır. Ama üstü örtüldü.

* Ataç ve Eymür döneminde mi? Evet. Kontr-Terör Dairesi döneminde. Keza, MİT'e tekstil ve ihracat şirketleri kurdurdular, "Bu yolla ajanlarımıza tüccar kimliği sağlayacağız" diye. Oralara verilen paralar battı. Bu birim lağvedilince Yeşilköy'deki ihracat şirketi çalışanlarıyla ortada kaldı. Sağa sola senet, çek vermişler. MİT, rezil oldu. MİT'in kurduğu şirket olunca herkes oraya iş vermiş. Bu paralar yenilmiş.

ASALA için ayrılan paralar kumara gitti
* Kim yönetiyordu bu ticari işleri? Ekibin başında Yavuz Ataç vardı. Ataç da Mehmet Eymür'e bağlıydı. Aynı dönemde MİT kimliği verilen birisi captagon hapı yapıyordu. Yurtdışında üretilen captagonlar, Türkiye'ye geliyor ve Ortadoğu'ya satılıyordu. Bu kişiler, daha da küstahlaşarak bu işi müsteşarlığa gelir kaynağı diye sokuşturmak istedi. O kişi Edirne sınırında captagonlarla yakalanınca MİT kimliğini göstererek kurtuldu. Uyuşturucu kaçakçılığının istihbarat elemanlarınca organize edildiği, bir sınırdan alınıp öbür sınıra götürüldüğü süreçti. Herkesin eline kırmızı ve yeşil pasaportlar verildi. "ASALA'yı imha edeceğiz, Dursun Karataş'ı öldüreceğiz" diye bir araya gelen Abdullah Çatlı'lar, Haluk Kırcı'lar ve Alaattin Çakıcı'lara örtülü ödenekten para verildi. Bu paralar İsviçre'de kumarhanede batırıldı. Barlarda, pavyonlarda yendi. Büyük paralardı.

* Bu birimin adının karıştığı Abdullah Öcalan'a yönelik operasyonlar var... Eymür'ün organize ettiği bir dizi eylem var. "Abdullah Öcalan'ın işini hallediyoruz tamamen. Bir grubu çok ciddi miktarda patlayıcı maddeyle Şam'a göndereceğiz" denildi. Hâlâ zannedilir ki o grup burada eğitildi ve gönderildi.

* Nereden gönderildi? Bunun için örtülü ödenekten çok büyük para alındı. Bu iş tamamen bir soyguna döndü esasında. Paralı askerleri vardır Amerikalıların Vietnam veya başka yerden gelmiş. Bunlara paralar verildi, bunlar da evin etrafı kalabalık diye 150 metre uzaklıkta patlattılar patlayıcıları. Öcalan'a hiçbir şey olmadı, evin camları kırıldı. Üstelik bir de Türkiye, Suriye'den özür dilemek zorunda kaldı. Ama bunları başbakanlara da kabul ettirdiler.

* Nasıl kabul ettiriyorlar? MİT, Şam'da Öcalan'a karşı eylemde biz bu isimleri kullanacağız der. Görevlendirme yazısı geliyor Tansu Çiller'e. O da bilmez ki Mahmut Yıldırım'ın kim olduğunu. Yeşil dense belki bilir. Başbakan da basar imzayı. Demiyor ki "Niye bana imzalatıyorsun, müsteşar imzalasın gitsin." Bu imzayla başbakanı suça ortak ediyorlar. Yarın öbür gün bir şey çıktığında "Efendim Yeşil'in üstüne gitmeyin sizin de imzanız var" diye yaptılar.
aktifhaber

Orduyu ve MİT’i kim gözetliyor?
MURAT YETKİN
29/11/2008
myetkin@radikal.com.trsayfayı yazdırarkadaşına gönderarşive ekle
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, NATO Askeri Komite toplantısına katılmak üzere 17 Kasım’da Ankara’dan Brüksel’e hareket etti. Aynı gün Brüksel’de Sovyetler Birliği’nin dağılması ardından NATO’nun yaşadığı en büyük casusluk skandalı patlamıştı.
Estonya Savunma Bakanlığı görevlisi Herman Simm’in 21 Eylül’de tutuklanması ardından, NATO sırlarını Rusya’ya verme şüphesi açıklık kazanmış, olay o gün Avrupa medyasına yansımıştı. Estonya, ABD’nin kurmak istediği Füze Kalkanı projesinin önemli ülkelerindendi. Simm, 2001 yılında Estonya’nın Siber-Savunma biriminin başına getirilmişti. Yani hem AB, hem NATO’nun internet ve diğer elektronik ortamda bulunan sırlarının çoğuna erişim imkânı vardı; bu sırları Ruslara satmıştı.
NATO’nun 19-20 Kasım’da toplanan Askeri Komitesi’nin gündeminde Füze Kalkanı projesi ve bu nedenle Rusya ile yaşanan gerilim de vardı.
Başbuğ’un Ankara’ya dönüşü ardından 25 Kasım’da Genelkurmay Karargâhında önemli bir toplantı yapıldığı ertesi gün açıklandı. İlk defa kullanılan bir deyimle ‘Birleştirilmiş Komutanlar (yani Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ve karargâh komutanları) Toplantısı’nda ‘İletişim ve teknoloji alanındaki ilerlemelere karşı Bilgi Güvenliği ve Emniyeti konusunda alınacak tedbirlerin’ konuşulduğu duyuruluyordu.
Türk Silahlı Kuvvetleri uzunca bir süredir en gizli belgelerin olmaması gereken yerlerde
çıkmasından dolayı sıkıntı çekiyor ve bu konuda çalışmalar, soruşturmalar yürütüyordu.
Önemli bir askeri operasyonun kamuoyu ile paylaşılmayan gizli görüntüleri Ergenekon operasyonları sırasında halen yargılanan bir tutuklunun evrakı arasında çıkmıştı. Yapılan soruşturma sonucu albay düzeyindeki bir subayın bu sızıntıdan sorumlu olduğu anlaşılmıştı. Özden Örnek günlüklerinden PKK’nın Dağlıca saldırısı görüntülerine dek son zamanlarda askeri hem içeride, hem dışarıda zor durumda bırakan pek çok olay yaşanmıştı.
Genelkurmay açıklamasının yapıldığı gün Hürriyet’te Metehan Demir, 12 Haziran’da Vakit gazetesi tarafından yayımlanan ve İlker Başbuğ’u Kudüs’te Ağlama Duvarı’nı ziyaret ederken gösteren fotoğraf nedeniyle, Foto Film Dairesi’nde görevli bir astsubayın soruşturulduğunu yazmıştı. Vakit gazetesinde 20 Kasım’da yayımlanan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız’ı bir Sikorsky helikopteriyle Artvin’de ailesiyle gösteren fotoğrafın da içeriden çıktığı kuşkusu vardı.
Taraf gazetesinde 3 Ekim’de Aktütün’e yapılan kanlı PKK baskını ardından yayımlanan hava görüntüleri ise, eğer süper uydu sinyali çözücülerle havada kapılmamışsa iki kaynaktan çıkabilirdi: ABD ordusu ve/veya Türk ordusu.
Türk kamuoyu ve medyası bu haberle askerde işlerin iyi gitmediği kanısına yönlendirildiği için resme başka açıdan bakan fazla kişi olmadı:

1- Sızan yalnızca bu bilgi ve belgeler miydi?

2- Başka neler sızdırılmış olabilirdi? Bunlar arasında Türkiye’nin çok gizli savunma sırları da var mıydı?

3- Bunu yapanlar yalnızca Genelkurmay’ı açık düşürmek isteyen siyasi, ya da sosyal
gruplar mıydı?

4- Herhangi bir ülke, ya da uluslararası grup bu durumu organize etmiş, ya da yararlanıyor olabilir miydi?
Çünkü daha önce genel konularda görülen bilgi sızmaları giderek özel hedeflere, ordu yönetimine yöneliyor, en umulmadık anda, en umulmadık bilgiler bir yerlerden ‘elim cebinde’ denir gibi çıkarılıyordu.
Tuncay Güney olayıyla aynı ‘sobeleme’ MİT’in başına geldi. 27 Kasım’da Sabah gazetesinde yayımlanan bir MİT belgesinin doğruluğu MİT tarafından kabul edildi.
Bu açıdan bakınca (tıpkı askerdeki örneklerinde olduğu gibi) belgenin yanlış yorumlanması, çarpıtılması o kadar önemli değil; doğrusu nasıl olsa çıkar ortaya. Önemli olan çok gizli belgelerin olmaması gereken ellere geçtiğinin doğrulanmış olması. Acaba başka hangi MİT belgeleri, savunma bilgileri olmaması gereken ellerde?
Şu sonuca varabiliriz: Birileri bir süredir orduyu ve MİT’i gözetliyor? Kim gözetliyor, başka kimleri gözetliyor, ne yapmak, ne yaptırmak için gözetliyor? Henüz bilmiyoruz. Ama en azından şunu biliyoruz: Biz PKK’yı Irak’ta BBG evi gibi gözetlemeye çalışırken, birileri de bizi gözetliyor.
Genelkurmay’daki toplantı belli ki vakit çok geç olmadan bir ev içi temizliği yapmaya yöneliyor.
Radikal

Konya'da 120 kamu görevlisinin ifadesi alındı

Konya polisinin Okyanus Şirketler Grubu'na yönelik düzenlediği 'Final' operasyonunun 4. dalgası kapsamında 7 ilde 120 kamu görevlisinin ifadesine başvuruldu.27 Kasım 2008 19:32

Konya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin 2 yıl süren teknik takip ve istihbarat çalışmasının ardından düzenlediği Final adlı operasyonun 4. dalgası bugün geldi. Daha önce gruba yönelik üç operasyon yapan polis, bu kez kamu görevlilerini içine alan bir çalışma başlattı.

Sabahtan itibaren Kahramanmaraş'ta 10, Afyonkarahisar'da 20, Kütahya'da 5, Karaman'da 20, Nevşehir'de 2, Eskişehir'de 10, Konya'da ise 53 olmak üzere kamu kurum ve kuruluşunda çalışan toplam 120 kişinin 'davet' usulüyle ifadesine başvuruldu.

Kaçakçılık Şubesi'nde ifade veren şüpheliler, daha sonra 'kaçma ihtimalleri olmaması' nedeniyle serbest bırakıldı.

120 şüphelinin büyük çoğunluğunun Okyanus Şirketler Grubu'nun aldığı ihalelerin komisyonlarında görevli memurlar olduğu öğrenilirken, ifadesi alınanlar arasında il sağlık müdürü, hastane başhekimi ve doktorların da bulunduğu bildirildi.

Final operasyonunda elde edilen bulgular ışığında yaklaşık 119 ihaleye fesat karıştırıldığı iddia ediliyor. 26 sanığın 2006-2008 yılları arasında ihale yolsuzluklarından kazandığı öne sürülen toplam 141 tapulu konuta, 59 araca, 36 şirketin hisselerine ve 74 milyon YTL paraya tedbir konulduğu öğrenildi.

Örgüt yöneticiliği yaptığı, ihaleye fesat karıştırılmasına göz yumduğu iddia edilen ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan'ın ise İstanbul'daki villası ile Konya'daki lojmanında bulunan para hakkında da tedbir kararı alındığı bildirildi.

Ayrıca operasyon kapsamında gözaltına alındıktan sonra kalp spazmı geçirdiği için çalıştığı hastaneye kaldırılan Konya Numune Hastanesi Başhekimi Op. Dr. R.S'nin, alınan rapordan 4 gün sonra taburcu edildiği öğrenildi.

Okyanus Grubu'na yönelik ilk operasyon bu yılın nisan ayında yapılmıştı. Polis, operasyon kapsamında Meram Tıp Fakültesi'nde de arama yaparak, bilgisayarları incelemek üzere almıştı. Gruba yönelik 'Final' adı verilen ikinci operasyon ise eylül ayında yapıldı. 47 kişinin gözaltına alındığı operasyonda Okyanus Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Argun, eski SGK Başmüfettişi ve Atatürkçü Düşünce Derneği Konya Şube Başkanı Arif Aytürk ile Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başmüdürü Mustafa Mete'nin de bulunduğu 21 kişi, çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanmıştı. 'Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, suç örgütünü yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak' gibi suçlardan tutuklanan ADD Başkanı Arif Aytürk'ün para karşılığında rakip firmalarla ilgili bilgileri Okyanus Grubu'na sızdırdığı ortaya çıkmıştı.

Konya ile birlikte 8 ilde eş zamanlı olarak 17 Kasım'da düzenlenen 3. dalga operasyonda ise çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek ve ihaleye fesat karıştırmakla suçlanan 34 kişi gözaltına alınmıştı.

Adana'da mahkemeye çıkarılan ve aralarında Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan'ın da bulunduğu 30 kişiden 17'si tutuklanmıştı.
haber7

EPDK 750 TRİLYONU UÇURDU
19 Kasım 2008 08:39

Enerji Piyasası Denetleme Kurulu'nda skandallar bitmiyor. Şimdi de KOÇ'un OPET'i....

Vatandaş, dünyada ham petrolde yaşanan yüzde 60 oranındaki düşüşün Türkiye’de pompaya yansıtılmadığından şikâyet ededursun; EPDK’da, kanuna aykırı hareket ettiği tespit edilen Koç’un sahibi olduğu Opet’e kesilmesi gereken 750 trilyon lira cezadan son anda vazgeçildiği ortaya çıktı.

AĞUSTOS’TA CEZALIK SUÇ TESPİT EDİLDİ
Vakit Gazetesi'nden Kenan Ersözlü'nün ulaştığı belgelere göre, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun 25.05.2006 tarihli kararı gereğince, Koç’un sahibi olduğu Opet hakkında soruşturma başlatıldı. Enerji Uzmanları Yılmaz Özdemir ile Süleyman Keleş tarafından hazırlanan 21.08.2006 tarihli Soruşturma Raporu’nda, “Dağıtıcılar başka akaryakıt dağıtıcılarının bayilerine dağıtım yapamazlar” şeklindeki yasa hükmüne rağmen Opet’in başka dağıtıcıların 519 adet akaryakıt bayisine dağıtım yaptığı tespit edildi. Raporda, kanuna aykırı davranmaktan Koç’un sahibi olduğu Opet Petrolcülük A.Ş. ile Opet Dış Ticaret Nakliyat ve Akaryakıt A.Ş.’ye toplam 741.613.480 YTL para cezası kesilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Soruşturma Raporu’nda, Koç şirketleri Opet Petrolcülük A.Ş.’nin başka akaryakıt dağıtıcılarının bayilerine dağıtım yaparak, Opet Dış Ticaret Nakliyat ve Akaryakıt A.Ş.’nin ise kendi bayilerine gerekli akaryakıt ikmalini yapmayarak 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nu ihlal ettiği anlatılıyor.

AYNI GÜN GELEN BİR GÖRÜŞ YAZISI İLE CEZADAN VAZGEÇİLDİ
Rapor 27.12.2006 tarihli EPDK toplantısında gündeme geldi. Ancak dönemin Hukuk Dairesi Başkanı Zekeriya Gökşenli, daha önce Kurum’da eşi görülmemiş bir şekilde jet hızla aynı gün ve 4616 sayılı yazısı ile rapor hakkında görüş bildirdi. EPDK’da, 27.12.2006 tarihli ve 1045/15 sayılı Kurul Kararı ile Opet’e cezadan vazgeçildi. Yani Kurum, 21.08.2006 tarihli Soruşturma Raporu’nu hiçe sayarak, devleti 741.613.480 YTL’den etti. Bu kararda, Gökşenli’nin görüş yazısının etkili olduğu ifade ediliyor.

RAPORUNU SAVUNDU
Enerji Uzmanı Süleyman Keleş, altında imzası bulunan ve Opet’e 750 trilyon lira ceza kesilmesi gerektiği sonucuna varılan Soruşturma Raporu’nu savunarak, “Hazırladığımız rapor çok açık. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun kararı gereğince yapılan bir soruşturma sonucunda hazırlanmış bir rapor. Raporumuzda tespit ettiğimiz kanuna aykırılıkları ilgili yasa hükümlerine işaret ederek gösterdik. Tamamen kanunlara dayanan bir rapor” dedi.

İLGİNÇ İDDİALAR
EPDK’nın, Soruşturma Raporu’na rağmen aldığı bu karar, gözleri kurul üyelerine çevirirken, bazı isimlerin Koç Grubu’na yakınlığı dikkat çekiyor. Bir görüş yazısı ile Koç’un Opet’ini 750 trilyon lira cezadan kurtaran(!) Zekeriya Gökşenli’nin kurul üyeliğine atanarak adeta ödüllendirildiği iddia ediliyor. Gökşenli bugün EPDK Üyesi. Kurulun Başkan hariç 8 üyesi bulunuyor. Bu 8 üyeden bir diğer isim olan Mustafa Yılmaz, Koç Grubu’na yakın bir isim olarak gösteriliyor. EPDK üyesi Mustafa Yılmaz’ın daha önce yanında çalıştığı ifade edilen Fikret Öztürk ise bugün Opet’in Yönetim Kurulu Başkanı.

KOÇ VE DOĞAN FAHİŞ KAR ELDE EDİYOR

Rahmi Koç'un liderliğindeki Koç Holding ve Aydın Doğan'ın başkanı olduğu Doğan Holding'in oluşturduğu petrol karteli, benzinde de halkı soyuyor... 2006 yılında petrolün varili 55 dolar iken 2.57 liradan satılan kurşunsuz benzin, petrolün varili tekrar 55 dolara gerilemesine rağmen hâlâ 3 liradan satılmaya devam ediyor.

13 MAYIS 2006 İTİBARİYLE AKARYAKITIN RAFİNERİ FİYATI (YTL/m3)

KAYNAK:www.tupras.com.tr
Ürün adı Rafineri Fiyatı ÖTV Gelir Payı KDV Rafineri Satışı Pompa Satışı
Kurşunsuz (95) 746,46 1.362,50 1,14 379,82 2.489,92 2.800,00
Kurşunsuz (98) 782,54 1.484,50 1,16 408,28 2.676,48 3.020,00

NEDEN AÇIKLANMIYOR?
Petrol-İş Sendikası Araştırma Uzmanı Aşkın Süzük, rafineride TÜPRAŞ’la Koç’un, petrol dağıtıcılığında ise, Opet’le Koç ile POAŞ’la Aydın Doğan’ın kartel oluşturduğunu ifade ederek, “Bugün Koç’un sahibi olduğu TÜPRAŞ, Türkiye’deki petrol ürünleri ihtiyacının yüzde 70’ini sağlıyor. TÜPRAŞ yurtdışından aldığı ham petrolü işledikten sonra Opet, POAŞ gibi akaryakıt dağıtım firmalarına satıyor. TÜPRAŞ bu alanda yüzde 70’lik payla tekel konumunda. Dağıtımda piyasanın yüzde 10’u yine Koç’un sahibi olduğu Opet’in elinde. Yüzde 40’ı da Aydın Doğan’ın sahibi olduğu POAŞ’ın” dedi. Koç’un TÜPRAŞ’ının bugün ham petrolü yüzde 60’a varan oranlarda daha ucuza aldığını ancak bunu açıklamadığını belirten Süzük, “TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesinden önce bu rakamlar açıklanırdı. TÜPRAŞ ham petrolü kaça alıyor, ürünlerini akaryakıt dağıtım firmalarına kaça satıyor düzenli olarak açıklanırdı. Ama TÜPRAŞ’ın Koç’un eline geçmesinden bu yana bu rakamlar kamuoyundan gizleniyor. Hatta ilgili devlet kurumu olan EPDK dahi bu rakamları bilmiyor. TÜPRAŞ benzini kaça mal ediyor ve bu benzini OPET’e, POAŞ’a kaça satıyor, açıklamalı? OPET ve POAŞ, TÜPRAŞ’tan daha önce diyelim ki 2.5 YTL’ye aldıkları benzinin litresini bugün kaçtan alıyorlar? Satış fiyatı belli, peki alış fiyatı nedir? Bunların açıklanması gerekir. Ama yok açıklamıyorlar. Bu rakamları kamuoyundan gizlemelerinin sebebi, korkunç kârı gözlerden kaçırmak” dedi.

ZAMMI HEMEN YANSITIYORSUNUZ AMA!
Yaptıkları zamlara dünya petrol piyasalarındaki yükselmeleri bahane eden KOÇ-DOĞAN petrol kartelinin, Temmuz ayında 155 dolar seviyelerinde olan varil fiyatının yüzde 60 oranında azalarak 55 dolar seviyelerine düşmesiyle oluşan farkı tüketiciye indirim olarak yansıtmamak için her türlü hilebazlığa başvurduğunu söyleyen Süzük, “TÜPRAŞ ham petrolü vadeli anlaşmalarla aldığını ileri sürerek, indirim yapmamakta direniyor. Peki piyasalardaki yükselmeleri, daha önce ucuz fiyatlarla aldığı stoklarına neden hemen yansıtıyor? Açıkça görülmektedir ki petrol karteli açgözlülük ve fırsatçılık yapmaktadır” şeklinde konuştu.

EPDK EL KOYSUN
Süzük, EPDK'nın bile TÜPRAŞ'ın rafineri çıkış fiyatlarını düzenli olarak bilmediğini belirterek, “TÜPRAŞ ve petrol dağıtım şirketleri, EPDK'nın şeffaflaşma adına düzenlediği yeni yönetmeliğe itiraz ettiler. Kartel fiyat düzeni oluşturmak isteyen akaryakıt sektörü fiyatlarının bilinmesini istemiyor” dedi. Süzük, “EPDK'nın acilen bu duruma müdahale etmesi lazım. Aksi takdirde vatandaş soyulmaya, birileri de vatandaşın sırtından haksız paralar elde etmeye devam edecek” uyarısında bulundu.
Aktifhaber

BAŞBAKANI DİNLEMEDİĞİ İÇİN BİN PİŞMAN

13 Aralık 2008 İstanbul Üniversitesi Rektörü, 17 Ağustos’ta hasar gören hastanelerin taşınması için Başbakan'ın tahsis ettiğ arazinin reddedilmesinin pişmanlığını itiraf etti
Raporlara göre Çapa’nın 4 şiddetindeki bir depreme bile dayanaması zor.

İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak, Çapa Tıp Fakültesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin taşınmasıyla ilgili üniversitenin aldığı 'ret' kararından dolayı büyük mahcubiyet yaşadığını söyledi. Parlak, Çapa ve Cerrahpaşa'nın taşınması için Olimpiyat stadının yanında bin 500 dönümlük arazi tahsis etmek isteyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı her gördüğünde utancından başını eğmek zorunda kaldığını ifade etti.

Deprem için uyardı

Çapa ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hastanelerinin taşınması 2007’de gündeme gelmişti. Rektör Parlak, bina, laboratuvar ve hastanelerinin yaşlandığını, bunların yenilenmesinin şart olduğunu dile getirmişti. Parlak, İstanbul'da meydana gelecek depremde Çapa ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hastanelerinin zarar görmesi halinde, kentteki sağlık probleminin çözümünün zorlaşacağının altını çizmişti.

4 şiddetinde bile hasar

Zemini zayıf olarak bilinen Çapa, Marmara depreminde ciddi hasar almıştı. Parlak'ın daha önce birkaç kez dile getirdiği taşınma konusu yılan hikayesine dönerken, başka bir gerçek daha ortaya çıktı. Deprem raporlarında Türkiye'nin her yerinden yılda yüz binlerce hastayı ağırlayan Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nin birçok bölümünün

4 şiddetinde bir depremden bile zarar göreceği ortaya konuldu. Acilen deprem güçlendirilmesi yapılması gereken hastanenin önemli bir problemi var. Hastanenin bulunduğu yer SİT alanı, binaların bazı bölümleri kaçak ve tamirat için tek bir çivi çakmak bile çok zor.

Önlemi önceden alın

Jeofizik Mühendisi Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu "Başta hastane personeli olmak üzere hastalar ve deprem sırasında hastanede bulunanlar önemli bir risk taşıyor. Hastanelerin, itfaiyenin asla bir tahliye planı olmaz. Acil eylem planı olur ama bir hastaneyi deprem oldu diye boşaltamazsınız. Önlemimizi depremden önce almalıyız" dedi. Bir an önce hastanelerin güçlendirilmesini isteyen Gündoğdu, Çapa'nın yoğunluğuna dikkat çekerek boşaltılmadan güçlendirme operasyonu yapılmasının da zor olduğunu ifade etti.

Çapa’da 35 bin hasta yatarak 550 bini ayakta tedavi görüyor

17Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen İstanbul'da güvenilir hale getirilen hastane sayısı bir elin parmağını geçemedi. İstanbul'da bulunan bir çok hastane hala güçlendirilmeyi bekliyor. Hasar tespit raporu verilen hastanelerin başında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi geliyor. Hastanede yılda yaklaşık 550 bin kişinin yakta, 35 bin kişinin yatarak tedavi görmesi yetkililerin bir an önce harekete geçmesi gerektiğini gösteriyor. Hastanelerin depremde ayakta kalması gereken kuruluşlar arasında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Işıkara da daha önce İstanbul'da hastanelerin 7,5 büyüklüğündeki bir depremi 8-9 şiddetinde hissedecek bölgelerde bulunduğunu söylemişti.

Başbakana mahcubum yüzüne bakamıyorum

TV Malatya'ya konuşan Prof. Dr. Mesut Parlak, 4 yıllık görevi sırasında içinde ukde olarak kalan tek şeyin Başbakan Erdoğan'ın üniversiteye tahsis etmek istediği büyük arazinin fakülte yönetim kurulunca reddedilmesinden kaynaklandığını ifade etti. Parlak, "Ona karşı mahcubum, o konu içimde bir yaradır. Bazen Sayın Başbakanı gördüğümde bu mahcubiyetten dolayı ona görünmek bile istemem. Alsaydık tıp fakültesini tıp üniversitesine dönüştürecektik" dedi. İstanbul Tıp Fakültesi'nin taşınması, fakültenin genel kurulunda oylanmış ve yüzde 98 oranında ret çıkmıştı.

Bugün

Talih Kuşu'nu soyup soğana çevirmişler!

Milli Piyango İdaresi, geçen yıl yaşanan cinayet olayının ardından şimdi de yolsuzluk iddiaları ile çalkalanıyor. Sayıştay müfettişleri, çok sayıda yolsuzluk tespit etti.

'Talih kuşu'nda yolsuzluk iddiası

16 Aralık 2008 14:40

Yılbaşı özel çekilişleri başta olmak üzere şans oyunlarında dağıttığı paralarla halk arasında 'Talih kuşu' olarak bilinen Milli Piyango İdaresi, geçen yıl yaşanan cinayet olayının ardından şimdi de yolsuzluk iddiaları ile çalkalanıyor.

Kuruma bağlı iki vakfın son 10 yılını mercek altına alan Sayıştay müfettişleri, çok sayıda yolsuzluk tespit etti. Yolsuzlukların başında kurum imkânlarının kişisel amaçlarla kullanması, devlete ödenmesi gereken paraların başka yerlere aktarılması, kurum binalarının amaç dışı kullandırılması, sistematik olarak kurum çalışanlarına hediye bilet dağıtılması gibi uygulamalar geliyor. Bu yolla devlet, bizzat MPİ yöneticileri tarafından 15 milyon YTL zarara uğratılmış. Bununla yetinmeyen MPİ'nin; yönetim kurulu üyeleri ve çalışanlarına da her yıl düzenli olarak karşılıksız çok sayıda piyango bileti dağıttığı belirlendi.

Süper Toto, On numara, Şans Topu ve her yıl 'Yılbaşı özel çekişi' ile dağıttığı paralarla milyonların umudu olan Milli Piyango İdaresi(MPİ)'ndeki yolsuzluklar, geçen yıl Genel Müdür İhya Balak'ın öldürülmesinin ardından Meclis Araştırma Komisyonu'nun talebi doğrultusunda harekete geçen Sayıştay müfettiş ve denetçileri tarafından ortaya çıkarıldı. MPİ'ye bağlı Talih Sosyal Dayanışma ve Yardım Vakfı (TAVAK)'nın 1997-2006 dönemlerini kapsayan muhasebe kayıtlarını inceleyen denetçiler, kamu kaynaklarının verimli kullanılmamasına ve bu kaynakların özel çıkar sağlamaya yönelik tahsis edildiğini tespit etti.

Milli Piyango İdaresi'nde yaşanan hukuk dışı uygulamaların başında kuruma ait hizmet binalarının bedelsiz olarak bünyesindeki vakıflara peşkeş çekilmesi geliyor. Talih Sosyal Dayanışma ve Yardım Vakfı'na bağlı bayiler, Ankara, İstanbul ve İzmir'de tam 14 yıl boyunca kuruma ait binalarda hizmet verdi. Buna göre vakıf şubeleri, Ankara Kızılay'da 1990 - 2004, İstanbul Bahçekapı'da 1993 - 2004, İzmir Konak'ta ise 1990- 2004 yılları arısında hiçbir ücret ödemeden faaliyet göstermiş. Bu yolla sadece, 1997-2004 yılları arısında 500 bin YTL'ye yakın zarar meydana gelmiş. 10 yıllık zamanaşımı da göz önünde bulundurulduğunda bu rakam 1 milyon YTL'yi buluyor.

Rapora göre MPİ, hizmet binalarının bedelsiz olarak kullandırılmasına gerekçe olarak söz konusu yerlerin, hizmet binasının girişinde olması ve atıl durumda bulunmasını gerekçe gösteriyor. Ancak Sayıştay müfettişleri bu açıklamayı makul bulmuyor: "Tamamen ticari faaliyette bulunan bir işletmenin Ankara'nın en merkezi yerinde ne kadar küçük, ne kadar atıl durumda bulunursa bulunsun bedelsiz olarak bir yer kiralaması gerçek ve ticari hayatla bağdaşmayacak bir durumdur. Bu idarenin kira almayarak işletmeyi ne oranda desteklediğinin itirafıdır."

SATILAN BİLETLERİN PARASINI REPOYA YATIRMIŞLAR

MPİ'de yaşanan yolsuzlukların en çarpıcı bölümünü bilet satışlarından elde edilen paraların hazineye ödenmek yerine bankalara yatırılması teşkil ediyor. Çünkü, MPİ Genel Müdürlüğü'ne bağlı TAVAK'ın yıllık bilançoları üzerinde yapılan incelemede piyango biletleri ve şans oyunlarından elde dilen paralar repo ve faize yatırılmış. Böylece 1997 yılından 2004'e kadar idareye olan borçların zamanında ödenmemesi nedeniyle toplam 9 milyon 500 bin YTL kamu zararı meydana gelmiş. Raporda bu zararın ilgili MPİ Genel Müdür ve yardımcılarından tahsil edilmesi istenirken, mevzuata aykırı uygulamalardan dolayı sorumlular hakkında cezai ve idari soruşturma yapılması gerektiği de belirtiliyor.

Milli Piyango Genel Müdürlüğü ayrıca bazı çalışanlarına ikramiye ve avans adı altında her yıl düzenli olarak paralar dağıtmış. Sadece 1997 yılında 101 bin 497 YTL, 1998'de ise 298 bin 885 YTL hazine kaybı ortaya çıkmış.


HEDİYE MİLLİ PİYANGO BİLETLERİ

Yaptığı hukuk dışı uygulamalarla devleti milyonlarca YTL zarara uğratan MPİ, yönetim kurulu üyeleri ve kuruculara da yılbaşı özel çekilişi için piyango bileti hediye etmiş. 2005 yılına kadar her yıl Milli Piyango yılbaşında TAVAK Yönetim Kurulu Üyeleri'ne 80'er, kurucu üyelerden Mehmet Yöney, Sultan Konay, Celal Esin'e birer tam, birer adet yarım, birer adet de çeyrek bilet verilmesine karar verilmiş. Yine Genel Müdür'e 25 tam bilet, Denizli ve Zonguldak Şube müdürlerine 10'ar, diğer tüm çalışanlara ise birer adet bilet verilmiş. Bu durum Danıştay Raporu'nda açıkça eleştiriliyor: "İlgili mevzuatındaki bu yasaklamalara rağmen, yukarıda belirtilen kamu görevlilerine adı geçen kuruluş tarafından yılbaşı bahane edilerek, milli piyango bileti hediye edilmesi kanunların dikkate alınmadığını göstermektedir. Bunun kamuoyu nezdinde etik tartışmalara yol açmakta, kamuda yozlaşmaya, kamu görevlilerinin eleştirilmesine, yolsuzlukla ilgili algılamaların artmasına, kamu yönetimi ve yöneticilerine duyulan itibar ve güvenin sarsılmasına neden olmaktadır."

Milli Piyango İdaresi Genel Müdürü İhya Balak 17 Kasım 2007 günü sabah saatlerinde makamında kurumun eski başmüfettişi Ahmet Öztürk tarafından vurularak öldürülmüştü. Türkiye'yi sarsan cinayetin ardında, Genel Müdür İhya Balak ile zanlı Başmüfettiş Ahmet Öztürk arasındaki yolsuzluk dosyalarından kaynaklanan anlaşmazlık olduğu iddia edilmişti. Öztürk, Mil- Vak'ın 16 yıl boyunca Milli Piyango'nun hesaplarında bulunması gereken paraları kullanarak mensuplarına 30 milyon YTL'lik haksız kazanç sağladığını iddia ederken, bu paraların vakıf yöneticisi ve çalışanlarına çeşitli isimler altında dağıtıldığını ileri sürmüş, cinayetin ardından TBMM Araştırma Komisyonu, Sayıştay'dan MPİ'nin hesaplarının incelenmesini talep etmişti.

rotahaber

Kocaeli'nde 4 kamu görevlisi rüşvetten tutuklandı

Kocaeli'de, araçların fenni muayenelerinde rüşvet aldıkları iddiasıyla gözaltına alınan ve adliyeye sevk edilen 22 kişiden, kamu görevlisi olan 4'ü tutuklandı.22 Aralık 2008 23:34


Kocaeli Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, işlemleri tamamlandıktan sonra adliyeye gönderilen 22 kişiden 18'i, Cumhuriyet Savcılığı'ndaki ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. Karayolları görevlisi olduğu öğrenilen Metin K, Ünal G, Nail G.ve İsmail U. mahkemece tutuklandı.

haber7

25 paravan şirket kurup hayali ihracat yapan tekstil fabrikası sahibi ve vergi memuru 35 kişi gözaltında
23:40 - Polis, Küçükçekmece, B üyükçekmece, Avcılar, Bahçelievler Merter'de fiziki ve teknik takip sonrası hayali ihracat yapıldığını tespit etti. 35 ayrı adrese eş zamanlı operasyon düzenledi. Yapılan aramalarda çok say ıda fatura ve bazı belgeler ele geçirilirken, olayla ilgili aralarında tekstil şirketlerinin sahiplerinin de bulunduğu 35 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan zanlıların arasında, iki ayrı Vergi Dairesi'nde görevli 4 memurun bulunduğu öğrenildi. Gözaltına alınan memurların, yüzde 10 komisyon karşılığı hayali ihracata göz yumduğu iddia edildi. 20.01.2009 İSTANBUL -
netgazete


En son Ekim tarafından Çrş Oca 21, 2009 12:54 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal Arl 23, 2008 6:29 pm    Mesaj konusu: ÖZEL HAREKATÇI TUTUKLANDI Alıntıyla Cevap Gönder

1 Şubat 2009
PKK'lı hacker, porno sitelere yerleştirdiği virüsle, bu sitelere giren TSK ve MİT mensuplarının bilgilerine ulaştı.

Diyarbakır'ın Sur ilçesinde 3 ay önce devriye görevi yapan polis, elindeki dizüstü bilgisayarı çaldığı şüphesiyle R.Ç'yi (19) gözaltına almıştı. Yapılan incelemede R.Ç'nin bilgisayarında 'MİT' isimli şifrelenmiş bir dosya bulunmuştu. Konuyla ilgili soruşturmasını tamamlayan polis, dosyada güvenlik kuvvetleri hakkında gizli bilgiler bulunduğunu tespit etti.

VİRÜS YERLEŞTİRDİ

R.Ç'nin bilgisayarında ve evinde bulunan 2 DVD'de özel bir yöntemle şifrelenmiş TSK'ya bağlı bazı birimlerin harekat planları, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ait personel isim listesi ve bazı terörle mücadele şubelerinin dokümanları çıktı. Zanlının porno sitelere yerleştirdiği virüsle, bu siteleri ziyaret eden TSK, MİT ve polis teşkilatı mensuplarının bilgisayarlarına girerek gizli bilgilere ulaştığı anlaşıldı.

ŞİFREYİ KENDİSİ ÇÖZDÜ

R.Ç. ifadesinde, 4 yıl önce Diyarbakır'da 'Sniper Team' isimli bir hacker grubunda yer aldığını, bilgisayar konusundaki bilgi ve becerisi nedeniyle chat ve porno sitelerine virüsler gönderdiğini anlattı. Virüs gönderdiği internet sitelerine giren şahısların bilgisayarlarına bu şekilde ulaştığını kaydeden R.Ç, önemli bulduğu bilgileri arşivlemeye başladığını belirtti.

10 YIL HAPSi iSTEN

DinElde ettiği gizli bilgileri çalıştığı internet kafeye müşteri olarak gelip giden H.T'nin tanıştırdığı U.Y'ye anlattığını kaydeden R.Ç, "Bu bilgileri bir aracıyla PKK'nın elebaşlarından Murat Karayılan'a ulaştırdım" dedi. R.Ç, 'Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek' suçundan 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.

bugün

Örgüt üyesi hacker'ın bilgisayarından askerî sırlar çıktı

05 Mart 2009 Diyarbakır’da 9 Kasım 2008’de hırsızlık şüphesiyle gözaltına alınan R.Ç.’nin dizüstü bilgisayarında devletin çeşitli kurumlarına ait çok sayıda gizli bilgi ortaya çıktı.

Örgüte yardım ve yataklık etmekten 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan PKK’lı hacker R.Ç.’nin evinde ele geçirilen 22 Harddisk, 2 disüstü bilgisayar, 1 kamera Harddiski, 85 disket, 32 MB’lik hafıza kartı, CD ve DVD’lerle ilgili çözümlerin bir kısmı tamamlanarak dosyasına delil olarak konuldu. Bunlarla ilgili hazırlanan çözüm raporunda, hacker’ın, Özel Kuvvetler Komutanlığı’na ait gizli ve özel bilgiler elde ettiği, Şırnak 23’üncü Sınır Tümen Komutanlığı ile Çakırsöğüt Jandarma Komutanlığı’nın PKK’ya karşı icra ettiği ’Darbe-2008’ adlı operasyona ait harekát planları, askeri tesis bilgileri, taktikler ve çok gizli bilgileri gönderdiği virüs programıyla elde ettiği belirlendi. R.ǒnin bunları Murat Karayılan’a gönderdiği, PKK’nın bu bilgiler ışığında operasyonlara tedbir aldığı ortaya çıktı.

netgazete
Rektör Alem gitmek için bile harcırah almış
02 Mart 2009 11:58

Okyanus Operasyonu kapsamında tutuklanan Selçuk Üniversitesi Rektörü Okudan'ın yeni bir vukuatı ortaya çıktı..

31 yılla yargılanan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Okudan'ın devletin arabası ve parasıyla Alanya'da bir Rus kadınla alem yaptığı belirlendi.

Son vukuat dinlemede

Konya'daki Okyanus Operasyonu kapsamında tutuklanan ve 31 yıla kadar hapsi istenen Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan'ın, yeni vukuatı telefon dinlemesine takıldı. Okudan'ın, devletin resmi aracıyla ve harcırahıyla Alanya'da bir Rus kadınla alem yaptığı belirlendi.

Otel sahibinin odası

Okudan'ın yaptığı telefon görüşmesinde her şey apaçık konuşuldu. Kendisi için ayarlanan 21 yaşındaki Rus kadının özelliklerini ve oda numarasını öğrenen Okudan, kadınla akşam girdiği odadan ertesi gün öğle saatlerinde çıktı. Rektör'ün, otel sahibine ait odada kaldığı ve ücret ödemediği öğrenildi.

İhaleye fesat karıştırdılar

Konya merkezli olarak başlatılan ve 21 ilde sürdürülen operasyonda gözaltına alınan Prof. Okudan hakkında 'Suç işlemek için oluşturulan örgüte üye olmak, ihaleye fesat karıştırma' gibi suçlardan 31 yıla kadar hapsi isteniyor. Savcılık, kaçamağı ise tesadüf eseri ortaya çıkardı.

Rektör 'resmi çapkın' çıktı

Tutuklanan Rektör Okudan'ın 'resmi aşk kaçamağı' yaptığı ortaya çıktı. Harcırah alıp, makam aracıyla gittiği Alanya'da Rus bir kadınla alem yapmış....

Konya'da 3 ay önce düzenlenen Okyanus Şirketler grubuna yönelik 'Final' operasyonunda tutuklanan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan sakandalında ikinci perde... Polis ekipleri, rektörün resmi görev yazısıyla harcırah alıp, Alanya'da aşk kaçamağı yaptığını tespit etti.

Sivil plaka kurnazlığı

Skandal, polisin Okudan'ı operasyondan önce teknik ve fiziki takibe alması sonucu patlak verdi. Dava dosyasına da giren takibe göre, Prof. Dr. Süleyman Okudan, 8 Temmuz'da, Manavgat Belediyesi'nde görüşmelerde bulunacağını belirterek, üniversiteden görevlendirme belgesi aldı. Makam aracına sivil plaka taktı ve şoförüyle birlikte Alanya'ya gitti. Ancak Okudan'ın Alanya ziyaretinin amacı başkaydı. İşini şansa bırakmak istemeyen rektör, yolda bir arkadaşını arayarak birlikte olacağı kadının adını sorunca gerçek niyeti ortaya çıktı.

Skandal polis kayıtlarında

Okudan arkadaşına ait otelde kayıt yaptırmadan, kendisine ayrılan 1206 numaralı odada 21 yaşındaki Anasya adlı Rus kadınla alem yaptı. Bu arada müşteri gibi otele giden polis, rektörün attığı her adımı kayda geçirdi. Okudan 9 Temmuz'da hiçbir ücret ödemeden otelden ayrılırken, otel kayıtlarına odada yabancı uyruklu 2 kişinin kaldığı işlendi. 'Görevi kötüye kullanmak' suçundan 31 yıl hapsi istenen Okudan, devletin arabasını özel işinde kullanmak suçundan ayrıca yargılanacak.

(Takvim)

Siirt'te 12 doktorun tutuklandığı 'yeşil kart kiralama' operasyonu büyüyor,11 doktor daha gözaltına alındı
20:30 - Siirt Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yaklaşık 3 ay önce eczane ve sağlık kurumlarına yönelik başlatılan operasyonlar devam ediyor. Operasyon kapsamında Kurtalan'da aylık 100 TL karşılığında yeşil kartlarını özel sağlık kuruluşlarına kullandıran vatandaşların sağlık karnelerini yazdıkları öne sürülen 11 doktor gözaltına alındı. Doktorlardan 6'sı, emniyette sorgularının tamamlanmasının ardından sevk edildikleri adli mercilerce tutuklandı. Diğer doktorların sorgusunun sürdürüldüğü bildirildi. Daha önce aralarında kamu görevlisi sağlık personelinin de bulunduğu 135 kişi gözaltına alınmış, zanlılardan 12'si doktor 51 kişi tutuklanmıştı. 13.01.2009 SİİRT

Arı kovanı sanıkları adliye'de

İzmir'in Buca ilçesinde jandarma tarafından düzenlenen "Arı Kovanı" adlı operasyonda gözaltına alınan, aralarında Buca Belediye Başkanı Cemil Şeboy'un da bulunduğu 34 kişi, İzmir Adliyesi'ne sevkedildi.24 Ocak 2009 09:48
haber7

3 ilçenin Tapu Daireleri daha rüşvet merkezi olmuş!
3'ü müdür 17 tapucu ile 3 emlâkçı gözaltında

16:00 - Kocaeli'nde, bir ihbarı değerlendiren Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü ve Gebze İlçe Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi ekipleri, sahte belgeler düzenleyerek rüşvet aldıkları iddia edilen 3 ilçe tapu müdürü, 14 tapu memuru, 1 emekli memur ile 3 emlakçıyı gözaltına aldı. Gözaltına alınan Darıca İlçesi Tapu Müdürü A.R.K. ile A.P., A.B., B.D., E.N.A., E.B, F.Ç, F.B., A.A., H.K., M.C., M.B., M.K., M.Y., N.O, T.B, S.G, S.A, S.G. ve S.B.'nin emniyetteki sorguları devam ederken, olayla ilgili basın açıklaması bekleniyor. 14.01.2009 KOCAELİ -tenetgaze

İŞTE ADİL SERDAR SAÇAN
12 Ocak 2009 07:29Ergenekon'da son dalganın kilidi, eski polis müdürü Adil Serdar Saçan...

Ergenekon terör örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan eski polis müdürü Adil Serdar Saçan, asrın davasında 'kilit isim' konumuna geldi. Son operasyonla birlikte Saçan'ın, tutuklu emekli tuğgeneral Veli Küçük ve Bedrettin Dalan ile Yeditepe Üniversitesi'nde biraraya geldiği ortaya çıktı.

Aynı zamanda Saçan'ın bu üniversitede ders vermesi sebebiyle oğlunun yüzde 50 burslu okuduğu öğrenildi. Saçan'ın üniversite ile ilişkisi sadece öğretim üyesi olmaktan ibaret değil. Zira Saçan'ın üniversitedeki bazı kişilerle 'ülkenin geleceğine dair' telefon görüşmesi yaptığı tespit edilen noktalar arasında.

Saçan'ın son operasyonda gözaltına alınan eski Harp Akademisi Komutanı emekli orgeneral Kemal Yavuz ile de irtibatlı olduğu anlaşıldı. Saçan-Yavuz ilişkisi 2001'e kadar uzanıyor. İkili arasındaki en önemli ilişkiyse kimi siyasiler ve emniyet yetkilileri hakkında istihbari bilgiler paylaşmaları.

Saçan'ın Ergenekon'un üzerini örterek maddi menfaat karşılığında örgütle iş yaptığı da ileri sürülüyor. 9 yıl önce İstanbul Emniyeti Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü iken bu örgütle karşılaşan Saçan, Tuncay Güney'i sorgulamasıyla ön plana çıktı. Ancak sonra örgütün bazı önemli isimleriyle sıkı ilişki içine girdi. 6 defa meslekten çıkarılan Erzurum doğumlu (1962) eski polis, Ergenekon'un bundan sonraki aşamasında çok konuşulacağa benziyor. Özellikle Ergenekon'un finansörü olmakla suçlanan eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan'la ilişkisi kayda değer. Bir dönem Çapan'ın belediyedeki yardımcılığını ve danışmanlığını yapan Bertan Zülaloğlu ikilinin ilişkisi hakkında net konuşuyor: "Çapan, 2002'de Kartal Cezaevi'nden çıktığında kendisini evinde ilk ziyaret eden kişi Saçan'dı." Saçan'ın Bahçeşehir'deki evinin Çapan tarafından verildiği tespit ediliyor. Aynı şekilde Sultanahmet'teki bürosunu da Çapan tefriş ettirmiş. Saçan, aralarında bir ilişki olmadığını söylese de Çapan bunun tam tersini dile getiriyor. Saçan'ın eşinin kendi muhitinde iş yeri açtığını anlatan Çapan, oraya gittiğini ifade ediyor.

Eski polisin diğer Ergenekon sanıklarıyla olan bağı ve evinde çıkan dokümanlar da çok şey anlatıyor. Adil Serdar Saçan, Ergenekon terör örgütü ile bağlantısının olmadığını ileri sürüyor; ancak birçok Ergenekon sanığı ile yolu kesişiyor. Hatta bazılarıyla nargile içecek, önemli belge alışverişi yapacak kadar samimi. Kuvvai Milliye Derneği'nin üyesi olmayan Saçan'ın bu derneğe gidip geldiği belirtiliyor. Derneğin Üsküdar'daki bir yemeğine katılan Saçan, burada dernek başkanı (Ergenekon sanıklarından) Bekir Öztürk, Oktay Yıldırım ve Halil Behiç Gürcihan ile sıkı bir sohbete dalıyor. Saçan'ın Ergenekon tutuklusu Gürcihan'ı tanıması ise oldukça ilginç; 2003'te Merkez Komutanlığı'nda G. isimli bir Paşa tarafından 'Mete' olarak tanıtılıyor kendisine. Gazeteci olarak tanıdığı 'Mete' daha sonra Saçan'ın karşısına Behiç Gürcihan olarak çıkıyor ve ikili arasındaki diyalog nedense sıkı bir şekilde devam ediyor. Hatta Saçan Gürcihan'a 'çok gizli' belgeler veriyor. Gürcihan buna karşılık Saçan'a açıkistihbarat.com adlı internet sitesinde yazılar yazdırıyor.

Tuncay Özkan ile de sıkı bir ilişki kuran Saçan, zaman zaman ona bazı bilgiler aktarıyor. AK Parti'nin kapatılma davasında 'tanık' olarak gösterilmesi için Tuncay Özkan'ın devreye girmesini bile istiyor. Eski polisin, kamuoyunun 'Adnan Hocacılar' olarak bildiği gruba 'porno' kasetleriyle şantaj yapmak istediği vurgulanıyor. Saçan'ın M.V. isimli bir sahaf ile yaptığı görüşmede S. Albay, H. Yüzbaşı M.A, H. ve A. isimli şahısların adı geçiyor. Sahaf ile konuşmasındaki bazı ifadeleri şöyle: "... Şu anda bitakım çocuklara tecavüzü ile ilgili elimde belgeler var, tamam mı? Basına verecek ve soruşturma açtırtacak, şikâyetçi olup diye bunların gözünü korkutmamız lazım; ama öyle bi söylemeliyiz ki; mesela birini söyleyebilirsin: 'Abi İtalya'dan getirttiği iki tane porno yıldızın görüntüleri var elinde' de. Ha böyle dersen anlarlar. 'Yurtdışından getirttiği iki tane porno yıldızı var' de 'onların giriş çıkış kayıtları, kimlerin karşıladığına dair görüntü elinde, belgeleri var' de..."

Ergenekon davasında yargılanan gazeteci Güler Kömürcü ile de yakın ilişki içinde Adil Serdar Saçan. Aralarındaki samimiyet, Saçan'ın gördüğü rüyayı Kömürcü'ye anlatacak kadar ileri. Bir keresinde rüyasında Atatürk'ü gördüğünü anlatıyor Saçan ve Kömürcü'ye şöyle tevil ediyor: "...Vatana millete hizmet etmeye hazır duruma geldim artık, yakında hizmete başlayacağım... Bir tane bizden olan adam bunların 50 tanesini halleder ya, bunlar kim ya bunlar köpek ya, para bunlardaymış nerde, para bunlarda olsun lan ölü adamın paraya ihtiyacı olmaz yani..." Burada Saçan'ın kastettiği kişilerin kim olduğu bilinmiyor; fakat savcılık ifadesinde bununla Amerika'yı kastettiğini söylediği belirtiliyor. Kömürcü ile Saçan arasındaki bir başka görüşme ise kayıtlara daha farklı geçiyor: "Meclis'te türbanlılar için ayrı şey açılıyor, nedir o berber, kuaför açılıyor. Bu şekil gider. Ondan sonra bir bakarsın ki, ağaçlarda sallanmalar var; az kaldı çok az kaldı. Yani sabırları zorluyor bunlar..."

Ergenekon soruşturmasında ele geçirilen dokümanlar arasında 'Karagümrüklü Nuriş' olarak bilinen Nuri Ergin'in kardeşi Vedat Ergin'in Saçan'a gönderdiği mektup ve fakslar da bulunuyor. Ergin'in yazdığı mektupta, Nuriş kardeşlere Uşak Cezaevi'nde suikast yapılacağı haberinin Saçan tarafından verildiği anlaşılıyor. Vedat Ergin ise Saçan'a akıl verip onu teselli ediyor. Vedat Ergin tarafından Saçan'a gönderilen mektuplardaki önemli noktalar şöyle: "Sayın müdürüm öncelikle gerçekten biz Uşak Cezaevi'ndeyken cezaevine gönderdiğiniz bize karşı yapılacak suikast eylemini bildiren yazınızdan ötürü size teşekkürü kendime ve canım abim adına bir borç bilirim. Peker'in, Şahin'in, Çakıcı'nın haricinde çalışmalarınız takdire şahendir. Saygı duyarım, ayrım yok tebrikler. Kürşat Efendi nasıl olacak sayın müdürüm, yalayıp yutuyorlar her yol Paris misali ön kapıdan alıyorsunuz arka kapıdan serbest kalıyorlar anlamıyorum. Sayın müdürüm o koltuklar kimseye baki değil daha iyilerine layıksınız ama bildiğinizi okuyun lütfen baskılara son verin. Bizlere olacak suikastın faksını Uşak Cezaevi'ne gönderdiniz. Kamuoyuna neden açıklamıyorsunuz. Sayın müdürüm oyunları halkımız da görsün Uşak olaylarının gelişimi o faks. Sayın müdürüm kilit birisiniz bu konuda." Vedat Ergin APS ile gönderdiği bir başka mektupta ise Saçan'a Alaattin Çakıcı ile problemlerini de anlatıyor.

Polis Akademisi'ni birincilikle bitiren Adil Serdar Saçan, meslek hayatında başarısını sürdürmek yerine farklı icraatlara imza atıyor. Örneğin, Organize Şube Müdürlüğü görevinde iken sorgulamalarda yaptığı işkencelerle gündeme geldi. Bu yüzden 2005'ten beri İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanıyor. 1999'da gözaltına alındıktan sonra hakaret ve işkencelere maruz kaldıklarını beyan eden Hasan Basri Güner ve Emre Çalıkoğlu isimli şahıslar, Saçan'ın kendilerine 'derin devlet' olduğunu söylediğini ileri sürüyor. O tarihlerde asker olan Güner, bunu hatırlatınca Saçan, askerle işbirliği içinde olduğunu, soruşturmayı askerî savcının talimatıyla yaptığını söylemiş. Güner, Saçan'ın sorgulama esnasında 'komutanım' diye hitap ettiği bir kişiyi telefonla bilgilendirdiğini de aktarıyor. İfadelere yansıyan bir başka bilgiye göre, dönemin DGM başsavcısı Erdal Gökçek, savcıları dinlemeyip başına buyruk hareket ettiği gerekçesiyle Saçan'ın görevden alınması için İçişleri Bakanlığı'na yazı yazmış.

Ergenekon belgelerini saklamakla suçlanan Saçan'ın ikametgâhındaki aramada ele geçirilen CD'lerin, Ergenekon soruşturması kapsamında elde edilen dokümanlarla aynı olduğu tespit ediliyor. "LOBİ, ERGENEKON, BİRLEŞİK KOMÜN, REAKSİYON, GÖZLEM-ANALİZ, ANALİZ ŞİRKET VE KÖSTEBEKLER, ULUSAL PROGRAM 2000, ULUSLARARASI GÜVENLİK ŞİRKETİ PROJESİ, KEMALİST HAREKET, MİT MEDYA VE AJAN GAZETECİLER, FUNDAMENTALİST TERÖR, FABRİKATÖR, USİAD" belgeleri Saçan'daki CD'de aynen yer alıyor. Ancak Saçan'da Ergenekon soruşturmasında ele geçirilen belgelerden fazlası çıkıyor. "BATI DÜNYASINDAN DEMOKRATİK HUKUK ÖRNEKLERİ İSTANBUL/11 NİSAN 2000, BATI VE İŞBİRLİKÇİLERİNİN KRONOLOJİK SÖYLEM VE AMAÇLARINA ATATÜRK'ÜN YANITLARI İSTANBUL/11 NİSAN 2000, TC CUMHURBAŞKANLARI VE 10. CUMHURBAŞKANI ADAYLARI OPERASYON İSTANBUL / 30 NİSAN 2000, BİRLEŞİK KOMÜN (DİJİTAL) GİRİŞİM İSTANBUL / 27 HAZİRAN 2000-" gibi belgeler bunlardan.

Saçan kendisindeki belgelerin Tuncay Güney'den elde edilen dokümanlar olduğunu ve onları CD ortamında hazırlattığını iddia ediyor. CD'leri çoğaltıp bir yere vermediğini beyan eden Saçan, 'çok sıkıcı' olduğu gerekçesiyle onları açıp okumamış. Saçan'ın belgeleri arasında Veli Küçük'le ilgili olanlar da var. CD'deki 'Herkül' isimli klasörün 'J' alt klasöründe yer alan 'JİTEM' isimli belgede Veli Küçük'ün JİTEM'in kurucusu olduğu belirtiliyor. 1997 tarihli bu belgede, Genelkurmay içinde kurulan Ergenekon isimli gizli örgütün yönetici ve başkanı olarak Veli Küçük'ün adı geçiyor. Saçan'ın CD'lerinde Ömer Lütfi Topal, Nesim Malki, Kasım Gülek, Korkmaz Yiğit, Mehmet Eymür, Hanefi Avcı, Dündar Kılıç, Kürşat Yılmaz, Cavit Çağlar, Abdullah Çatlı, Alaaddin Çakıcı gibi isimlerle ilgili belge ve bilgiler de bulunuyor.

'Afrodit' isimli klasördeki 'Devletin Has Evlatları' koduyla hazırlanan dosya içeriğinde kamuoyunun yakından tanıdığı kişilere dair bilgiler var. Bu isimler şunlar: Ali Güngör, Osman Durmuş, İbrahim Çiftçi, Ferman Demirkol, Mikail Göreli, Reşat Altay, Nuri Çolakoğlu ve Murat Başeskioğlu. Aynı klasörde 'Güvenlik Şirketi' isimli dosya da dikkat çekici. Şirket, sıradan bir yapıdan çok operasyonel faaliyetlerde bulunacak şekilde tanzim edilmiş. Adı verilmeyen şirketle ilgili yapılacaklar detaylı bir şekilde anlatılıyor: "Kurulması planlanan güvenlik şirketi Anonim Şirket olarak faaliyete geçecek, ortaklıkta hisse dağılımı % 51 ve % 50 olarak düzenlenecektir. Şirketin merkezi, 'Merkez Birim' içinde kiracı olarak yer alacaktır. Kuruluş, faaliyet ve personel giderleri şirketin % 51 hissesine sahip ortak tarafından karşılanacaktır. Böylelikle hem gelir elde edilecek hem de istihbarat verileri toplanacak, gereğinde ise operasyonsal faaliyetler sürdürülebilecektir. Saygılarımızla."

Saçan'ın CD'lerinde yer alan 'Afrodit' klasörü en az mitolojideki güzellik tanrıçası Afrodit kadar gizemli ve tehlikeli. Klasördeki 'General' isimli Word belgesinde "TÜRKİYE'Yİ BİÇİMLENDİREN KEMALİST GENARALİN PORTRESİ" başlığı ile verilen bilgilerde bu generalin Veli Küçük olduğu işaretleriyle birlikte veriliyor. Küçük'ün özgeçmişi, faaliyet ve söylemleri belgede detaylı yer alıyor. Aynı klasördeki 'Generaller' isimli belge ise Güven Erkaya, Teoman Koman, Çevik Bir, Vural Bayazıt hakkında fişlemelerden oluşuyor.

Eski polis Saçan, adreslerinde çıkan bütün doküman ve CD'lerin kendisine ait olmadığını, Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan'dan ele geçirdiğini söylüyor. İkisinin kendisine bakmak için verildiğini savunan Saçan, CD'lere merak edip bakmadığını ileri söyüyor. Ancak Saçan, duruma göre, okumadığı, bakmadığı CD'lerin içeriğindeki belgelerin mahiyeti hakkında cevaplar veriyor. Sıkıştığında ise "Belgeler Tuncay Güney'den alındı" veya 'Haberim yok' diyor. Bu çelişki, tecrübeli emniyet müdürünü bir noktadan sonra tongaya düşürüyor. 'Bana, bakmam için 2 kopya CD verildi' diyen Saçan'daki CD'lerin orijinal ve paraflı olduğu tespit ediliyor. Saçan, Güney'den elde ettiği delilleri saklamadığını da savunuyor.

2001'de gözaltına alınan Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan, Saçan ve ekibi tarafından sorgulandı. 6 gün süren gözaltı süresince Güney, Saçan'ın kendisine işkence yaptığını ileri sürdü. Güney bu konuda detaylar veriyor. Ancak Saçan 6 gün boyunca ne Güney ne de Oğuztan ile yüz yüze gelmediğini ileri sürüyor. Saçan'ın iddiasına göre, bütün sorgulamalar o dönemde Organize Suçlar Tahkikat Büro Amiri olan Ahmet İhtiyaroğlu (işkence davasında yargılanıyor) ve İstihbarat Şubesi Organize Suçlar Büro Amiri olan Hakan Başkomiser (İlçe Emniyet Müdürü) tarafından yapıldı. Saçan, 'Change Oto' soruşturması esnasında şahısların, Doğu Perinçek'in Apo ile görüşmesi, Veli Küçük'ün uyuşturucu kaçakçılığı ve adam öldürme işlerine karıştığı gibi bilgiler verdiğini belirtiyor. Saçan'ın, Güney'in ifadelerinin kaset çözümünü yapıp ilgili mercilere verdiği ve savcılık talimatıyla Güney'i Kasım 2000'den Mart 2001'e kadar dinlediği de belirtiliyor.

(Haşim Söylemez / Aksiyon)

Tuzla Akfırat Belediye eski Başkanı Hilmi Yıldız
dahil 40 kişi, yolsuzluktan adliyeye sevk edildi

09:45 - İstanbul Jandarma Komutanlığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında düzenlenen 'Akfırat' operasyonunda gözaltına alınan ve aralarında Tuzla, Akfırat Beldesi eski Belediye Başkanı Hilmi Yıldız'ın da bulunduğu 40 kişi adliyeye sevk edildi. Akfırat Belde Belediye Başkanı olduğu dönemde yaptığı işlemlere ilişkin yürütülen soruşturma çerçevesinde gözaltına alınan eski başkan Hilmi Yıldız'ın da aralarında bulunduğu biri kadın 40 kişi, jandarmadaki işlemlerinin tamamlanmasının ardından, bu sabah yoğun güvenlik tedbiri altında Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne getirildi. Akfırat, Formula 1 Türkiye Grand Prix'sine ev sahipliği etmişti. 12.01.2009 İSTANBUL netgazete


İzmir'de 66 kişiye tutuklama talebi

İzmir'de, ''ihaleye fesat karıştırmak, devleti zarara uğratmak' iddialarıyla ilgili adliyeye gönderilen 74 kişiden 66'sı tutuklama talebiyle mahkemeye sevkedildi.11 Ocak 2009 01:22


İzmir'de, ''ihaleye fesat karıştırmak, imar kanuna muhalefet, rüşvet alıp vermek, görevi kötüye kullanmak, görevi ihmal etmek, irtikap, devleti zarara uğratmak'' iddialarıyla ilgili gözaltına alınarak adliyeye gönderilen 74 kişiden 66'sı tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Alınan bilgiye göre, adliyeye gönderilen 74 zanlının Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri alındı. Savcılık, 8 kişiyi serbest bıraktı.

Aralarında Güzelbahçe Belediye Başkanı E.A. ile Menderes ilçesine bağlı Değirmendere beldesi Belediye Başkanı N.Ş.E'nin de yer aldığı 66 kişi, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Mahkeme Heyetince zanlıların ifadelerinin alınmaya başladığı ve sabah saatlerine kadar sürmesinin tahmin edildiği öğrenildi.

İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri 3 gün önce gerçekleştirdiği operasyonda, Güzelbahçe Belediye Başkanı E.A., Değirmendere Beldesi Belediye Başkanı N.Ş.E, bazı meclis ve encümen üyeleriyle belediye çalışanlarının da aralarında bulunduğu 74 kişi gözaltına almıştı.
haber7

Akaryakıt kaçakçılığı operasyonunda gözaltına alınan kişi sayısı 13'e yükseldi

07 Ocak 2009
Antalya Cumhuriyet Savcılığı koordinesinde mali polis tarafından akaryakıt kaçakçılığı suçlamasına yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda, iki gümrük memuru daha gözaltına alındı. Operasyonda gözaltına alınan zanlı sayısı, üçü kamu görevlisi 13'e yükseldi.
Eski Mardin Bağımsız Milletvekili Süleyman Bölünmez'in dün Ankara'daki evinde gözaltına alınmasıyla Antalya, İstanbul ve Ankara'da başlatılan akaryakı t kaçakçılığına yönelik eş zamanlı operasyonun devam ettiği bildirildi.
Antalya Cumhuriyet Savcılığı koordinesinde, uzun süredir yurt dışı bağlantılı yazışmalar ile Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçıl ık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Büro Amirliği ekiplerinin teknik ve fiziki takibi sonucu gerçekleştirilen operasyonda, Antalya'da görevli gümrük memuru Z.B. ile Zonguldak'ta görevli gümrük memuru M.Ş.S. gözaltına alındı.
Operasyonda gözaltına alınan zanlı sayısı biri kadın 13'e yükselirken, Süleyman Bölünmez'in yanı sıra Bölünmez'in milletvekilliği döneminde sahibi olduğu petrol şirketinin yönetim kurulu başkanlığını yapan kardeşi Mehmet Murat Bölünmez, petrol şirketinin yönetici ve müdürlerinden V.Z, M.A, S.Ş, E.A.H, K.A, M.B, T.K, Muhasebe Müdürü S.A. adlı kadın ile Ankara'da görevli gümrük memuru O.E'nin de sorgusunun devam ettiği bildirildi. Son olarak gözaltına alınan iki kamu görevlisinin sorgularına da başlanacağı belirtildi.
Öte yandan dün gece Ankara'dan getirilen Süleyman Bölünmez ve şirketinin muhasebe müdürü S.A'nın dışındaki bazı zanlılar, adliyede sağlık kontrolünden geçirildikten sonra yeniden Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne götürüldü.

aktifhaber

İzmir'de 2 belediye başkanı sorguda: Rüşvetle 400 milyon TL haksız kazanç sağlamış, adam vurmuş
12:15 - İzmir'de, belediye çalışanları, meclis ve encümen üyeleri ile birlikte gözaltına alınan CHP'li Güzelbahçe Belediye Başkanı Ertan Avkıran'ın adının silahla adam yaralama olayına karıştığı iddia edildi. Polisin yedi aylık inceleme ve teknik takip sonucu başlattığı operasyonda gözaltına alınan CHP'li Güzelbahçe Belediye Başkanı Ertan Avkıran'ın, Gülay Başkurt isimli eski şube müdürünü, belediyeye gelen müfettişlere bazı belgeleri verdiği gerekçesiyle silahla ayağından vurdurttuğu iddia edildi. Başkan Avkıran'ın aralarında bulunduğu 100 kişilik grubun rüşvet iddiasıyla toplam 400 milyon TL haksız kazanç elde ettikleri belirlendi. Değirmendere Belediye Başkanı Necati Şemsettin Eren de gözaltına alınarak emniyete sorgulanmak üzere getirildi. 06.01.2009 İZMİR - netgazete

Banka ATM'sini soymak isteyenler güvenlikçi çıktı! Cihazı patlatan; 2'si banka bekçisi 5'kişi tutuklandı
13:15 - Adana'da, Kurban Bayramı'nın ikinci gününün gecesi bir bankaya ait ATM'nin arka bölümünün patlatılarak soyulmak istenmesiyle ilgili çalışma başlatan, Emniyet Hırsızlık Büro Amirliği ekipleri, Osmaniye Emniyet Müdürlüğü ekipleriyle birlikte ortak çalışmaları sonucu, 6 kişiyi yakaladı. Gözaltına alınan zanlılardan A.Ö. (30) ile N.Ç.'nin (26) özel güvenlik görevlileri olduğu belirlendi. Sorgulamaları tamamlandıktan sonra adliyeye sevk edilen güvenlik görevlileri A.Ö. ve N.Ç. ile F.S., H.B. ve V.B.'nin çıkartıldıkları mahkemece tutuklandığı, A.M.B.'nin ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldığı bildirildi. 05.01.2009 ADANA netgazete

Güzelbahçe Belediyesi'nde, rüşvet operasyonu yüzünden memur kalmadı, vatandaş kapıdan döndü
16:15 - İzmir'de, operasyon sonucu gözaltına alınan Güzelbahçe Belediye Başkanı, meclis üyeleri ve memurlar polis tarafından sorgulanırken, bu arada belediye hizmet binasına kimse alınmıyor. Çevik Kuvvet ekiplerinin kapılarında nöbet tuttuğu binaya gelen ve günlük işlemlerini yaptırmak isteyenler geri dönüyor. Polisler, işlerini yaptırmaya gelen vatandaşlara içeride memurun bulunmadığını belirterek işlem yaptıramayacaklarını söylüyor. Hiçbir şeyden haberi olmayan vatandaşlar işlemlerini yaptıramadan geri dönüyor.
netgazete
İpsala Belediye Başkanı ve 14 belediyeciye, devlet malını israf, hacze sebebiyetten soruşturma açılıyor
13:20 - 6 belediye meclis üyesi, İpsala Belediye Başkanlığı hakkında "bütçe harcamalarında program olmadığı, tasarrufa gidilmediği ve israf olduğu, borcunun fazlalığı sebebi ile belediyenin icra işlemlerine maruz kaldığı" yönünde bir süre önce İçişleri Bakanlığına şikâyette bulundu. Şikâyet üzerine İçişleri Bakanlığı müfettişleri, İpsala Belediyesinde incelemelerde bulundu. Müfettişlerin raporu doğrultusunda İçişleri Bakanlığı, İpsala Belediye Başkanı Emin Başaran'ın da aralarında bulunduğu 15 belediye yetkilisi hakkında soruşturma izni verdi. İznin verilmesinin ardından savcılığın iddialarla ilgili soruşturma yürüteceği bildirildi. 03.01.2009 EDİRNE -
netgazete

ASKİ'de 11 Tutuklama
29 Aralık 2008 21:49

ASKİ'de usulsüzlük yaptıkları iddiasıyla göz altına alınan 11 kişi tutuklandı..

Adana Su ve Kanalizasyon İdaresine (ASKİ) bağlı taşeron firmada çalışan, sayaç okumalarında usulsüzlük yaptıkları iddiasıyla göz altına alınan, aralarında belediye meclis üyesinin de bulunduğu 11 zanlı tutuklandı.

Adana Adliyesine sevk edilen 11 zanlı, Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadelerinin alınmasının ardından, tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Nöbetçi mahkemeye çıkarılan Adana Büyükşehir Belediye Meclis üyesi M.Ç. ile H.Ö, M.Ö, M.Ç, H.A.G, H.C, O.C, H.D, A.Ö, A.C ve İ.Y'nin tutuklanmalarına karar verilerek, cezaevine konuldu.

Su sayaçlarının okunmasında usulsüzlük yapıldığı ve devletin zarara uğratıldığı yönündeki iddialar üzerine yaklaşık 6 ay önce başlatılan çalışmalar kapsamında 25 aralıkta 9 ayrı noktada eş zamanlı operasyon düzenlenmiş ve ASKİ'ye taşeron olarak hizmet veren Alp Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve Elsan AŞ'nin toplam 10 çalışanı ile belediye meclis üyesi M.Ç, gözaltına alınmıştı. Bazı zanlıların, taşeron firmanın değişmesine karşın 20-25 yıldır ASKİ'ye hizmet verdikleri tespit edilmiş, evlerde yapılan aramada ise bir zanlının evinde 500 bin YTL nakit para ile bir miktar döviz, altın, çok sayıda su sayacı ve sahte mühür ele geçirilmişti.

Zanlıların, büyük işletme aboneleri ile irtibat kurarak yüksek gelen su faturalarını sayaçlarda usulsüzlük yaparak daha düşük hale getirdikleri, kaçak su kullanımına göz yumdukları, yaptıkları usulsüzlük karşılığında abonelerden 500 ile 2 bin YTL arasında para talep ettikleri öne sürülüyor.
aktifhaber

Hastanedeki gizli kameranın ardından 'ihale çetesi' çıktı, Eskişehir'de 8'i doktor 30 kişi gözaltına alındı
16:30 - Eskişehir'de Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin yaptıkları operasyonda, "Devleti zarara uğratmak ve ihaleye fesat karıştırmak" iddiasıyla, aralarında Eskişehir Devlet ve Yunus Emre hastanelerinde görevli 8 beyin cerrahi doktorunun da bulunduğu 30 kişinin göz altına alındığı öğrenildi. Yunusemre Devlet Hastanesinin Beyin Cerrahi Polikliniğinde görevli sekreter, 22 Haziranda doktor odalarında temizlik yaptığı sırada pencere ve kalorifer peteğinin arasında kalan boşlukta kablolar olduğunu fark etmişti. 26.12.2008 ESKİŞEHİR netgazete


Başbakanlık müfettişleri, İDDAA bayilik hakkının verilmesinde büyük skandalı ortaya çıkardı! İki kişinin tutuklandığı olayda, 'bakanlık bağlantısı' saptandı

23 Aralık 2008 - Başbakanlık Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM) müfettişleri, Spor Toto’nun organize ettiği İDDAA bayilik hakkının verilmesinde meydana gelen skandalı ortaya çıkardı. Müfettişlerin raporunda, aracıların belirlediği isimlerin Spor Toto Teşkilatı’na gönderilen listede yer alması nedeniyle, “bakanlık bağlantısı” da saptandı. Raporda, Sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun danışmanı Uğur Yalçın ile AKP Kastamonu Milletvekili Hasan Altan’ın adı yer aldı.

GAZETE İLANIYLA TESPİT EDİLDİ
Milliyet gazetesinin haberine göre; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamındaki olay, Spor Toto bayilik biriminde görevli İ.T.’nin bir gazetede gördüğü ilanla patlak verdi.
İDDAA Makinası satış ilanını gören İ.T., aynı birimdeki diğer yetkili O.A. ile birlikte ilandaki numarayı arayarak randevu aldı. Çiçekçilik yapan Cemal ve Ahmet Akgül kardeşler, isimlerini gizleyen iki yetkiliyle 40 bin YTL karşılığında, daha önce kendi adlarına çıkan İDDAA bayilik hakkını vereceklerini söyledi. İki kardeş, AKP’li Altan, Başesgioğlu’nun danışmanı Yalçın ve İbrahim adlı diğer danışmanını tanıdıklarına anlattı.
Spor Toto yetkilileri, görüşmeyi gizlice görüntüledi ve ses kaydı yaptı. Aracılar, 40 bin YTL’nin yanı sıra Kastamonu Çevre Vakfı’na da 2500 YTL yatırılmasını ve makbuzun evrak dosyasında bulunmasını istedi.
Yapılan anlaşmadan sonra, Spor Toto yetkilileri, sahte isimle aracılardan bayilik talebinde bulundu. Bakanlıktan gelen listede verdikleri sahte isimle karşılaşan iki yetkili durumu Başesgioğlu’na bildirdi.

BAKANLIK HUZURSUZ
Başesgioğlu’nun talimatıyla görevlendirilen GSGM müfettişleri, tanıkların ifadesini aldı, gizli çekim kayıtlarını izledi. Aracıların, alacakları 40 bin YTL’nin bir bölümünün de danışmanlara verileceği yönünde ifadeler bulunduğunu belirleyen müfettişler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Savcılık soruşturma başlatırken, bakanlık içinde huzursuzluk baş gösterdi. Bu nedenle aynı konuda, GSGM Teftiş Kurulu’nca 12 Ekim 2008 günlü ikinci rapor hazırlandı. Teftiş Kurulu Başkanvekili A. Haluk Çetin imzasıyla hazırlanan raporda, “İDDAA bayiliği talepleri konusunda bakanlık personelinin etkisinden, iştirakinden ve inisiyatifinden söz etmek hukuken mümkün değildir” denildi.
Raporda, danışman Yalçın’ın bakanlıkta “geçici” olarak çalıştığı kaydedildi. Raporda, soruşturma konusu olan bayilik isim teklifinin AKP’li Altan’ın danışmanı Arif Yiğin ile yine AKP Ankara Milletvekili Haluk Özdalga tarafından gönderildiği ifade edildi.
Geçen hafta savcılık talimatıyla gözaltına alınan Akgül kardeşler tutuklanırken, soruşturmayı sürdüren savcılık önümüzdeki günlerde iddianameyi hazırlayacak.

netgazete

'Bir Köpeği Susturamadınız'
23 Aralık 2008 16:35

TBMM Genel Kurulu'nda AKP'liler ve CHP'liler birbirine girdi. Hakaretler havada uçuştu. Bakın kim kime nasıl hitap etti...

AKP’li vekillerler, Ulaştırma Bakanlığı bütçesi görüşülürken “Ulaştırma Bakanlığı, ’B’ulaştırma Bakanlığı olmuş, bulaşmadığı yolsuzluk kalmamış” diyen CHP’li Çetin Soysal’ın üzerine yürüdü ve “köpek” diye hakaret etti.

TBMM Genel Kurulu’n-da Ulaştırma Bakanlığı bütçesinin görüşmeleri tartışmalı geçti. Sık sık tansiyonun yükseldiği görüşmelerde, CHP adına söz alan İstanbul Milletvekili Çetin Soysal, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’-dan, Bandırma açıklarında batan, 4 kişinin öldüğü Hayat N adlı yük gemisine sağlanan imtiyazların nedenini açıklamasını istedi. Soysal şöyle konuştu: “Bakan’ın inandırıcılığı kalmamıştır. Hayat N gemisine çifte standart uygulayarak, Marmara N ortağı Mehmet Koç’a, Serhat Feribotçuluk ortakları Mehmet Koç ve Salih Zeki Çakır’a, daha önce hiçbir ilişkim yok dediği ve ilişkisini belgelerle açıkladığımız tasfiye halinde olan Gayret Denizcilik’te, odacı olarak değil, herhalde genel müdürlük ya da yönetici vasfıyla görev yapmıştır. Hayat N kazası Susurluk kazasından farklı değildir.”
Siemens şirketiyle ilgili iddiaları da gündeme getiren Soysal “Pek çok ülkede rüşvet iddialarıyla ilgili yargılama aşamasına geçildi. Türkiye’de ise hala atılmış adım yok. Siemens’in rüşvetlerini dağıtan kişi ile Ankara’da görüşüldü mü? Ulaştırma Bakanlığı’nın Siemens’e verdiği işler nelerdir? Bakan’dan açıklama bekliyoruz” dedi.

“Ulaştırma Bakanlığı, ’B’ulaştırma Bakanlığı olmuştur. Bulaşmadığı yolsuzluk kalmamıştır” diyen Soysal, şöyle devam etti: “Hayat N gemisi, Siemens skandalı, Tuzla’da ölen 115 kardeşimizi, Isparta’daki uçak kazasında hayatını yitirenler, Kütahya’da yaşanan tren kazası ve sayamayacağım kadar çok olay bize gösteriyor ki, Ulaştırma Bakanlığı, kan ve gözyaşı ile sonuçlanan olayların sorumlusudur, mimarıdır. Bakan da bu kan ve gözyaşının üzerinde oturuyor.”

Kan ve gözyaşının sorumlusu

Muhalefetin eleştirilerinden sonra kürsüye gelen Bakan Yıldırım, CHP’li Soysal’ın “(B)ulaştırma Bakanlığı” eleştirisini yanıtlarken de “Bizim işimiz bulaştırmak değil buluşturmaktır. Bu sataşmaya cevap vermeye terbiyem elvermiyor” dedi. Yıldırım, Mevlana’nın “Cehalet insanı çirkinleştirir. Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verilecek cevabım vardır, lakin lafa bakarım laf mı diye, adama bakarım adam mı diye” sözlerini anımsattı.

Yıldırım kürsüden inerken CHP’li Soysal, “Hayat N ile ilgili hiçbir iddiaya cevap veremedi, belge burada. Yüreği yetiyorsa çıkıp cevap versin” diye tepki gösterdi. Bakan’ı alkışlayan AKP’lilere de “Şakşakçılık yapmayın” diye bağırdı.

Şakşakçılık yapmayın

Tansiyonun yükselmesi üzerine oturuma 10 dakika ara verdi. Ancak verilen arada da tartışma devam etti. AKP Niğde Milletvekili Muharrem Selamoğlu, “Git aynaya bak, suratına bak” diyerek Soysal’ın üstüne yürüdü. CHP’lilerin araya girmesiyle iki milletvekili arasında kavga önlenirken, Soysal ‘ı arkadaşları salon dışına çıkartıldı. AKP Konya Milletvekili Muharrem Candan’ın “Bir köpeği susturamadınız” diye bağırdığı duyuldu. CHP’liler, Candan’ın bu sözlerine büyük tepki gösterdi.
aktifhaber

Büyükanıt'a Yakın Vali Gitti
23 Aralık 2008 08:39

Şemdinli olaylarından sonra Hakkari'ye atanan ve Org. Büyükanıt'a "çok yakın" olduğu bilinen vali, son valiler kararnamesiyle uçtu...

Emniyet Müdürleri Kararnamesi’nin hemen ardından gerçekleştirilen Valiler Kararnamesi’nde beklentilerin aksine sınırlı tutulması dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Gül’ün onayladığı 12 valinin merkeze alındığı kararnamede, yer alan ilginç bir isim dikkat çekti.

Hakkari’de emniyet müdürü’nün ardından vali Ayhan Nasuhbeyoğlu’nun da görevden alınması..

Başbakan Erdoğan’ın yaklaşık iki ay önce Hakkari'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında inanılmaz gerginlikler yaşanmış. PKK sempatizanları şehri birbirine katmış, gazetecilere saldırmıştı. Ancak bu sırada sanki devlet çekilmiş ve şehri PKK sempatizanları savaş alanına çevirsin diye bırakmış gibiydi.

Nitekim olaylar televizyona yansıdı ve infial yarattı. Ancak Başbakan Erdoğan'a gelen bilgiler oldukça farklıydı. Sonunda Vali Nasuhbeyoğlu son valiler kararnamesiyle merkeze çekildi.

Hatırlanacağı üzere, Şemdinli Olayı'nın ardından dönemin valisi Erdoğan Gürbüz, olayların savcılığa intikalinde müdahil olmamıştı.

Daha sonra Org. Büyükanıt'la ilgili ağır iddiaların atılınca, Hakkari Valisi'ne yol görünmüştü. Ve Org. Büyükanıt'la çok yakın olduğu bilinen Ayhan Nasuhbeyoğlu Tokat Valiliği`nden Hakkari Valiliği`ne atanmıştı.
aktifhaber

BİR ÖZEL HAREKATÇI TUTUKLANDI
23 Aralık 2008 08:12

Trabzon'daki el bombalarıyla ilgili bir Özel Harekat'çı tutuklandı.

Trabzon'da 10 gün önce ele geçirilen 9 adet Alman yapımı el bombasına ilişkin soruşturma Ankara'ya uzandı.

Ankara Emniyeti Özel Harekât Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memuru S.Ş., bombaların satışına aracılık ettiği gerekçesiyle tutuklandı.

Trabzon polisi düzenlediği operasyonda, el bombalarının yanı sıra biri Kalaşnikof iki de silah ele geçirmişti. Bombaları evindeki çamaşır makinesi ve fırının içine sakladığı saptanan H.A., emniyette alınan ifadesinde, el bombalarını Samsun'da oturan F.R.'den aldığını itiraf etti. Samsun'da yakalanan F.R. ise bu bombaları Ankara Özel Harekat Şube Müdürlüğü'nde görev yapan S.Ş.'nin temin ettiğini ileri sürdü. Adliyeye sevk edilen F.R. tutuklandı. Soruşturmayı derinleştiren Trabzon Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatıyla polis S.Ş.'yi Ankara'da gözaltına alıp Trabzon'a götürdü. El bombalarının satışına aracılık etmekle suçlanan S.Ş., Trabzon Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde 2 gün sorgulandıktan sonra sevk edildiği nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı.

Polisin ifadesinde, el bombalarının teminine aracılık yaptığı gerekçesiyle isimlerini verdiği 2 kişinin daha arandığı öğrenildi. Çanakkale'de 31 Mart ve 4 Aralık tarihlerinde toplam 15 adet el bombası ve 5 adet TNT kalıbı ele geçirilmişti. 31 Mart akşamı S.D. isimli şahıs, elindeki poşeti bırakarak kaçmıştı. Şahıs, bir süre devam eden takibin ardından yakalanırken, poşette 2 el bombası ve 70 mermi ele geçirilmişti. Biga ilçesindeki bir tarlada, poşetler içinde 13 adet el bombası ile 5 TNT kalıbı bulunmuştu.

Haber: Alper Sancar/Zaman

Ergenekonda Bir Tutuklama Daha
23 Aralık 2008 15:54

“Ergenekon” soruşturması kapsamında Bursa'da gözaltına alınan kendini emekli paşa olarak tanıtan emekli polis memurunun tutuklandığı bildirildi.

Kendisini “emekli paşa” olarak tanıttığı öne sürülen emekli polis memuru Mustafa Kemal Y, soruşturma çerçevesinde Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 2 gün önce Çirişhane Mahallesi'ndeki evinde gözaltına alındı.

Mustafa Kemal Y, sorgusunun tamamlanmasının ardından sevk edildiği nöbetçi mahkemece tutuklandı.
aktifhaber

Bolu Dağı'nda görevli trafik polisleri bilardo oynarken Düzce Valisi'ne yakalandı
15:15 - Düzce Valisi Bülent Kılınç, dün Bolu Dağı ve Bolu Dağı Tüneli girişindeki kazalar nedeniyle yolun uzun süre kapanmasıyla ilgili, "Bolu Dağı ve tünel kesiminde görevli polisler, yolun açılmasına çalışırken, D-100 kara yolunda görevli 2 trafik polisini, Soğancı Kavşağı'ndaki bir kahvehanede bilardo oynarken gördük" dedi. Bu polisler hakkında soruşturma başlattıklarını kaydeden Bülent Kılınç, "Soruşturmanın sonucuna göre görevinin başında olmadığını gördüğümüz 2 polise gerekli ceza verilecek" dedi. 25.12.2008 DÜZCE
netgazete

Çorlu Vergi Dairesi eski Müdürü ve özel hastane sahibi, "rüşvet almaktan" hapis cezasına çarptırıldı
01:30 - Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde "rüşvet almak ve vermek" suçundan yargılanan Çorlu Vergi Dairesi eski Müdürü Murat Çetin Adıgüzel, Şifa Hastanesi sahibi ve Başhekimi Dr. Cenap Özkara ile ortağı Doğan Mermi 3 yıl 4 ay, mali müşavir Hikmet Düzgören 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sanıklardan Nuri Küpelioğlu'na 5 yıl gözetim altında bulunma cezası, 2 doktor hakkında da beraat kararı verildi. 27.12.2008 TEKİRDAĞ netgazete

Kazdağı Devlet Hastanesi'ne baskın! Usûlsüzlük iddiasıyla belge ve bilgisayarlara, savcı el koydu

26 Aralık 2008- Bir ihbarı değerlendiren Edremit Cumhuriyet Başsavcılığı, Kazdağı Devlet Hastanesi'nde ihale ve hizmet alımlarında usulsüzlük yapıldığı iddiası üzerine soruşturma başlattı. Hastanedeki çok sayıda belge ile bilgisayar kayıtlarına el konuldu.
netgazete

17 bin YTL'lik aracı, 6 bin YTL gibi bedelle almışlar! Hacizli araçları ucuza alan çeteden 4 kişi tutuklandı
11:45 - Karabük'te iki gün önce icrâ olunan "Sıra Bir" adlı operasyonda hacizli araçların satıldığı ihalelere fesat karıştırdıkları iddiasıyla gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 8 kişi, savcılık sorgulamasının ardından mahkemeye çıkartıldı. İhalelere fesat karıştırmak, rüşvet ve suç örgütü kurmak suçlarına karıştıkları iddia edilenlerden Cemal A, Hüseyin G, Ali B. ile Karabük Vergi Dairesinde bir birimde şef olduğu bildirilen Cengiz Ö. tutuklandı. 02.01.2009 KARABÜK netgazete

İcra müdürü yerine başkası imza attı, incelemeye gönderilen zarf değiştirildi, 2 memur tutuklandı
11:20 - Mardin'de Nusaybin İcra Dairesi Müdürü M.Ç'nin imzalaması gereken evrakın başkası tarafından imzalandığının tespit edilmesi üzerine, Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma başlatıldı. İmzaları karşılaştırmak için kriminal incelemeye göndermek isteyen Başsavcı Uğur Ağrı tarafından mühürlenen zarfın içindeki evrakı değiştirdiği iddia edilen İcra Müdürü M.Ç, zabit katibi M.Z.D. ve temizlik görevlisi M.E. gözaltına alındı. İzne ayrıldığı öğrenilen İcra Dairesi Müdürü M.Ç. hakkında ise tutuklama kararı çıkarıldı. 13.01.2009 NUSAYBİN
netgazete

Makam aracında eroin sevkiyatı

DİYARBAKIR'da uyuşturucu çetelerinin eroin kuryeliğini yapan emekli bir albayı ortaya çıkaran Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı (KOM), bu kez de devletin makam aracında eroin sevkiyatı yapan Muş'un Serinova Belediye Başkanı Fahrettin Kılıçkıran'ı suçüstü yakaladı. Makam aracında 10 kilo 600 gram eroinle yakalanan DP'li Başkan Kılıçkıran ve araçta bulunan Burhan Şele adlı kişi gözaltına alındı.

Kılıçkıran'a yönelik operasyon, 3.5 ay önce yapılan bir ihbar üzerine başlatıldı. Teknik takip yapan polis ekipleri, Kuzey Irak'tan Türkiye'ye eroin getirileceğini öğrendi. Uyuşturucunun önceki gün Türkiye'ye sokulduğunu belirleyen KOM ekipleri, Muş Emniyetinden destek alarak, Başkan Kılıçkıran'ın makam otusunu sivil araçlarla takip etti. Muş'un Hasköy ilçesi yakınlarında tertibat alan polis, Kılıçkıran'ı yakaladı.
Sorgusu devam eden Fahrettin Kılıçkıran'ın, Kuzey Irak'tan sokulduğu belirlenen eroini önce İstanbul'a, oradan Hollanda'ya kaçırmayı planladığı ileri sürüldü.

Ufuk TÜRKYILMAZ / ANKARA
akşam

Kamer Genç'in Kaçak 'Et Mangal'ı
16 Ocak 2009 15:59

Kaçak restoranından dolayı cezayı yiyen Kamer Genç çılgına döndü. Bakın 'canınıza okuyacağım' diyen Genç nasıl tehditler savurdu..

Tunceli milletvekili Genç’in Uludağ’daki restoranı için yıkım kararı çıktı. 45 bin YTL de ceza gelince köpüren Genç "Ulan siz kimsiniz beni susturacaksınız yahu?" dedi.

TBMM’nin renkli siması Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç’e ‘’Et mangal darbesi’’ geldi.

Genç’in Bursa Uludağ’da bulunan ve 32 yıldır faaliyette bulunan restorana Maliye tarafından ‘’Kaçak olduğu gerekçesiyle’’ 45 bin YTL ceza kesildi. Restoran için yıkım kararı da çıktı. 45 bin YTL ceza gelince köpüren Genç ‘’ Ulan siz kimsiniz beni susturacaksınız yahu? Canınıza okuyacağım. Ben çok iktidarları sildim, sizi de sileceğim’’ dedi.

BU KÜRSÜDE CANINIZA OKUYACAĞIM

Kamer Genç bu konuyu dün gece TBMM’de tapu kanunu ele alınırken gündeme getirdi. Çok sinirlenen Genç, AKP’li milletvekillerine ‘’Ulan’’ diye hitap ederek ‘’ Canınıza okuyacağım bundan sonra, bu kürsüde, en ufak bir kanun dışı hareket yaptığınız zaman şey edeceğim. Ben, burada, çok iktidarları sildim, sizi de sileceğim. Ey Türk halkı, bunların yaptıkları hırsızlıklarla, soygunlarla ilgili belgeleri bana gönderin…’’ diye seslendi.

30 YILDIR YASAL ŞİMDİ Mİ KAÇAK OLDU!

Kamer Genç konunun detaylarını da GAZETEPORT’a şöyle anlattı:

‘’Ben 1977 yılında Uludağ’da bir yer aldım. Tapulu malım. Uludağ’da 3,5 dönümlük yol üzerinde, tapulu bir arazi… O arazide kendin pişir, kendin ye diye ufak bir restoran vardı. 30 yıldır çalışıyor. AKP iktidara geldi burası kaçak olduğu gerekçesiyle yıkım kararı alındı. Mahkemeye başvurdum. Sonra 45 bin YTL ceza kestiler. Yine dava açtım. İktidar o kadar zalimce hareket ediyor ki, 30 yıldır kaçak olmayan yerler ben muhalefet ediyorum diye kaçak oluyor. Mahkeme ne karar verirse ona uyarım. Ama muhalefet ettiğim için bu kararlar alınıyor. 30 yıldır yasal olan yer şimdi kaçak oldu’’

(Gazeteport)

Toprak Mahsulleri Ofisi'nde rüşvet operasyonu!
3 milyon TL'lik fındık vurgununda 7 kişi tutuklandı
18:15 - Samsun'da, Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) fındık alımlarında 3 milyon YTL'lik usulsüzlük yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınarak adliyeye sevk edilen 20 kişiden 7'si tutuklandı. Aynı anda girişilen baskınlarda gözaltına alınan 58 kişiden 38'i serbest bırakılırken, 20 kişi adliyeye sevk edildi. Nöbetçi mahkemeye sevk edilen TMO Çarşamba Şube Müdürü Nurettin B. dahil, 7 kişi tutuklanarak Çarşamba Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. 17.01.2009 SAMSUN -
netgazete

4 POLİS TUTUKLANDI

19 Ocak 2009 23:05
İstanbul İl Jandarma Komutanlığı tarafından yürütülen soruşturması sonrasında gerçekleştirilen “Akfırat” operasyonu çerçevesinde adliyeye getirilen, 1'i başkomiser 3 polis tutuklandı.
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne polis nezaretinde gelen başkomiser Nazmi M. ile polis memurları Murat S. ve Ahmet G, savcılıktaki sorgularının ardından tutuklanması talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi.

Söz konusu zanlılar tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Söz konusu soruşturma kapsamında 13 Ocak'ta adliyeye sevk edilen ve eski Akfırat Belde Belediye Başkanı Hilmi Y'nin de aralarında bulunduğu 23 kişi tutuklanmıştı.

haber10

Tapuda rüşvet baskını: 12 gözaltı
Isparta Tapu Müdürlüğüne yönelik başlatılan rüşvet operasyonunda, Tapu Müdürü Ertunç Işık'ın da aralarında yer aldığı 12 kişi gözaltına alındığı bildirildi.23 Ocak 2009 11:05
haber7


En son Ekim tarafından Cum Mar 06, 2009 1:28 am tarihinde değiştirildi, toplam 3 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal Oca 27, 2009 1:53 am    Mesaj konusu: Beteci Ba$komiser Alıntıyla Cevap Gönder

YENİ SKANDAL VİDEO KAYDI
05 Mart 2009 13:36

Karargah Evleri Sorumlusu olarak ismi geçen Tümamiral Gürdeniz'in kızının evini askeri araç ve personelle taşırken görüntüleri çekildi..

Ergenekon terör örgütü kapsamında İşçi Partisinde yapılan arama sonucunda ele geçirilen listede karargah evleri sorumlusu olarak ismi geçen Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz'in şok görüntüleri ortaya çıktı.

habervaktim.com'un ele geçirdiği video görüntülerine göre Ramazan Cem Gürdeniz İstanbul'daki kızının evini askeri personele hem de askeri resmi plakalı araçla taşıttırıyor.

Video görüntülerine göre Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz 6 Ocak 2009 Salı günü kızının İstanbul Sarıyer'deki yalı villasındaki eşyaları taşıtmak için Balıkesir Erdek'ten getirttiği askeri araç ve askeri personel kullandığı görülüyor.

Tümamiral Cem Gürdeniz'in kızına ait ev eşyalarını taşıttığı öne sürülen görüntülerde söz konusu eşyaların İstanbul Sarıyer'deki villadan alınarak Gölcük Tersanesi depolarında muhafaza edildiği belirtiliyor. Söz konusu nakliye işini yapanlar arasında Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz'in yanı sıra Deniz Asteğmen Kıdemli Çavuş Serdar Çalışır, Deniz Asteğmen Tarık Dikbasan, Deniz Sivil Memur Tamer Köksal ile Feridun Özen bulunuyor.

İLGİNÇ GÖRÜNTÜLER VE İDDİALAR

Görüntülerde Erdek Mayın filo Komutanı Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz hakkın ilginç iddialar yer alırken videoda “Aldığı bisküvinin parasını göstere göstere törenle ödeyen Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz, askeri aracın Erdek mayın Filo Komutanlığından İstanbula 412 km yol yaparak gelmesini iyi hesaplamış. Paşaya soruyoruz kızının evinin boyalarını hangi birlikten temiz ettiniz? Bu askeri personellerin en büyük görevi Tümamiral Ramazan Gürdeniz'in şahsi işini yapmaktır. Çünkü devletten onun için maaş alıyorlar" İfadeleri dikkat çekti.

ERGENEKON'DA RAMAZAN CEM GÜRDENİZ İSMİDE YER ALMIŞTI
Tümamiral Ramazan Cem Gürdeniz'in ismi daha öncede İşçi Partisinden ele geçirilen bir CD'de karargah evleri yapılanmasında geçmişti. Ergenekon Dosyasına geçen kayıtlara göre İşçi Partisinde ele geçirilen CD'de Ergenekonla bağlantıları olduğu iddia edilen görevdeki dört paşa ile 20 albayın isimleri yer alıyor. İşçi Partisinin dördüncü katında ele geçirilen CD içinden "Çok Gizli" damgalı, beş sayfalık bir belge çıkmıştı. Bu MİT'in Genelkurmay Başkanlığı'na gönderdiği, "Konu: İP/Karargah Evleri" başlıklı belgeydi.

AMİRAL AKTİF ROL ALMIŞ
Yapılan çalışmalar sonucunda tespit edilen isimler 9 Temmuz'da Genelkurmay Başkanlığı'na bildirildi. Bunlar arasında Korgeneral Bekir Kalyoncu, Koramiral Ahmet Feyyaz Öğçütçü, Tümamiral Ali Deniz Kutluk, Tuğamiral Cem Gürdeniz ve Albay Serdar Okan Kırçiçek bulunuyor. Bu isimler, "Ergenekon Operasyonu kapsamında tutuklanan kişilerin ifadeleri ve savcılıkta bulunan kanıtlar doğrultusunda" belirlendi ve "ismi geçen personelin bu illegal yapılanma içinde rol aldıkları, savcılık nezdinde resmi kayıtlara geçirildi" Tuğamiral Cem Gürdeniz savcılık kayıtlarında "Ergenekon yapılanması içinde aktif rol oynamak ve Ergenekon örgütünün hedefleri doğrultusunda bir cuntaya zemin hazırlamak için icra edilmesi gereken faaliyetleri içeren plan ve raporları bizzat hazırlamak" sözleriyle itham ediliyor.
aktifhaber

GATA AFFININ ÖZETİ VE VİDEOSU
23 Şubat 2009 08:59

GATA Affının formülü nedir, nasıl yapılır... İşte özeti ve komedi videosu..

Ergenekon zanlısı paşaların birer birer GATA yoluyla, hapisten kurtulmaları Türk hukuk sistemine yeni bir tabir kazandırdı: "GATA Affı"

GATA Affının nasıl yapıldığıyla ilgili http://gataaffi.wordpress.com/ isimli bir internet sitesi yayına başladı. Sitede GATAKULLİ'nin ayrıntıları hem de komik bir video var.

İşte o metin ve o video:
http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=209239

Hapisten Yırtmaca

Bir kardiyoloji uzmanından kalp hastalıkları eğitimi alınır. Silivri Tutuk Evine gidilir. Avukat görüşme odasında müvekkile kalp spazmı pratikleri öğretilir. Müvekkilin artistik hareketleri sanatsal değer ifade etmese de hazırda bekleyen jandarma personelinin vazifesi için gün doğmuştur. Hapishane doktorunun yeterli olmadığından bahisle Haseki Devlet Hastanesine gitmek için müvekkil ambulansa bindirilir. Yüzlerce anjiyo ve bypass yapmış doktorlar uyarılır. “Her Türk asker doğar” denir. Ve böylece GATA ya sevk kağıdı temin edilir.

Müvekkil sade bir törenle GATA ya alınır. Baş hekimin talimatları doğrultusunda albaylar uzman hukukçulardan gerekli hukuki eğitimi alır. Askerin sürekli müşahede altında tutulması gerektiği, aksi taktirde olacaklardan sorumlu olunmayacağı bir rapor düzenlenir. Hukukçu uzmanların oluru alındıktan sonra heyetçe hazırlanan rapor başhekimce onaylanır.

Rapor alındıktan sonra Beşiktaş adliyesine gelinir. Baro odasının bilgisayarında matbu olan bir adet tahliye dilekçesi print edilir. Raporun üstüne dilekçe eklenir. Sonra Uyap bürosuna geçilir. Nöbetçi Mahkemenin kaçıncı mahkeme olduğu öğrenilir. Bizim mahkemelerin sırası değilse 12 ve 14. Ağır Ceza Mahkemelerinin nöbet tarihleri öğrenilip adliyeden ayrılınır.

Bizim Mahkemelerden birinin sırası geldiği gün sabah 08:00′da mesai başlangıcında havale için bekleyen Hakime dilekçe verilir. Havaleli dilekçe kaleme götürülür. Katibe hanıma tahliye müzekkeresi yazdırılır. Müzekkere savcılık kaleminden hapishaneye fakslanır. Müvekkilin tahliyesi üzerine Gata’da doktorlara teşekkür edilir. Bizim mahkemeler sağolsun denilir. Gerekli müşahedeyi askerimizin evinde yapması için gece karanlığında sevkiyat işlemi yapılır.

Not: Eğer mühim biriyseniz (terör örgütü zanlısı vs..), hastaneye sevk edilmeden once akredite basına nerede ne zaman nasıl haber yapılacagı talimatı verilir. Dilekceyi vermeden once İstanbul Barosu, Ankara Barosu ve İzmir Barosuna itibarlı insanların tutuklanamayacağına ve bunun cumhuriyetin rovanşı olduğuna dair basın açıklamaları yaptırılır.

Sevgili tutuklu yakınları; çok şakacıyız, ilginç esprilerimizle artık bizi dünya tanıyor. Ama bu sefer espri yapmıyoruz. Tüm bu yazılanlar uygulandı ve sonuç alındı. Siz de deneyin…
aktifhaber

Hasan Celal Güzel/Radikal
Yazıklar olsun size!

Ben 2000 yılına Ayaş Hapishanesi’nde girdim. Devlet hizmetinde dirsek çürütmüş; müsteşarlık, bakanlık yapmış bir siyasî parti genel başkanıydım. Suçum, bir ‘İnsan Hakları Mitingi’nde konuşma yapmaktı. Güya halkı isyana teşvikten 1 yıl hapse mahkûm olup ‘cezamı’ çekmiştim. Çünkü 28 Şubat Darbecileri böyle yapılmasını istemişlerdi.
Bir türlü ısıtamadığım soğuk hücremde sık sık hastalanır ama hastaneye gitmeyi reddederdim. Bir gün mide kanaması geçirince, beni zorla Ayaş Devlet Hastanesi’ne kaldırmışlardı. Ancak, tetkikler yapıldıktan sonra Hastane’de kalmayıp ısrarla hapishaneye dönmüştüm. Beni haksız yere hapsedenlerin merhametine sığınmayı zül addetmiştim. Halbuki isteseydim, mahkûmiyetimin tamamını lüks bir hastane odasında geçirebilirdim.
***
Adam, koskoca Jandarma Genel Komutanlığı yapmış bir orgeneral... Ergenekon terör
örgütü olduğu iddia edilen bir dâvada sanık olarak tutuklanıyor. Tutuklandıktan kısa bir müddet sonra, merdivenden düştüğü söylenerek evvelâ Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’ne, daha sonra da GATA’ya (Gülhane Askerî Tıp Akademisi) kaldırılıyor. Kamuoyuna komada olduğu söyleniyor. Darbe teşebbüsçüsü, fişlemeci ve demokratik rejime karşı olduğunu bilmemize rağmen, bu orgeneral için yüreğimiz sızlıyor, üzülüyoruz.
Olay tamamen düzmece miydi, yoksa bir kazadan yararlanarak böyle bir senaryo mu geliştirildi bilemiyoruz. Lâkin, emekli orgeneralin sağlam olduğu, eşiyle birlikte çekilen fotoğrafında açıkça görülüyor. Ayrıca, GATA Beyin Cerrahisi Şefi Kd. Albay Dr. Nusret Demircan ile sözde hasta Şener Eruygur’un eşi Mukaddes Eruygur’un kayda alınankonuşmasında, Tabip Albay şöyle diyor: “Hasta, yatıyor gözükecek, canı istediği zaman gidecek. Bir şey olursa (yani hüküm giyerse) burada olacak. Amacımız oydu” diyor ve devam ediyor: “Burayı daha emniyetli buluyorum. Hukukçuyla görüşün. Burada mı tutalım, taburcu mu edelim?” Diğer taraftan iki doktor da kendi aralarında konuşurken şöyle söylüyorlar:
“Emekli Sandığı’na nasıl fatura edilecek bu?
Bir tane kan testi, bir tane filmi gözükmüyor, bomboş yatıyor abi...”
Mukaddes Eruygur da kayıttaki konuşmaların doğruluğunu kabul ediyor.
***
Haydi diyelim ki, bütün bu dalavereler insanî bir zaaf neticesidir. Ancak, daha vahim olanı, Mukaddes Eruygur’un, ‘Kızgınlığımı dile getirdim’ gerekçesiyle ikrar ettiği, kayıttaki şu beyanlarıdır: ‘12. ve 14. Ağır Ceza Mahkemeleri bizdenmiş...’
Bu sözleri işitince tüylerimiz diken diken oluyor. Sanık Orgeneral’in eşinin bu iddiayı kendiliğinden uydurması mümkün müdür? Demek ki, araya giren bazı ‘kodamanlar’ ve hukuk esnafı bu iddiayı Hanımefendi’ye fısıldamışlar. ‘Yok canım, hiç öyle şey olur mu?’ diye düşünürken, birkaç gün önce diğer emekli orgeneral Hurşit Tolon’un, tartışmalı bir şekilde tahliyesini hatırlıyoruz.
İddiaya göre, Tolon’un avukatları, tahliye talebi için 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin nöbetini beklemişler ve bunu ayarlamak için ellerinden geleni yapmışlar...
İşte bu nokta, yargının iflâs ettiği noktadır.
***
Ergenekon Dâvası gibi, doğrudan ülkenin rejimiyle ilgili bir dâvada, eğer mahkemeler ‘sizden-bizden’ diye ayrılmışlarsa, artık ‘mülkün temeli’ de kaymaya başlamış demektir. Bu konuda herkes üzerine düşeni yapmalı ve skandalı açığa çıkartmalıdır.
Bu kafayla Ergenekon Dâvası çözümlenemez!...
Nepotizm ve kayırmacılıkla bir yere varılamaz.
Yakından takdirle takip ettiğimiz Genelkurmay Başkanımız Org. Başbuğ, bu skandallara el koymalı ve adaletin hür bir şekilde tecelli edebilmesi için gerekli ortamı sağlamalıdır.
Bu arada, generallerin çocuklarının ve yakınlarının askerlikten muaf tutulduğu yolundaki iddialar araştırılarak sonucu açıklanmalıdır.
***
Yargıya ve Orduya en ufak bir lekenin bulaşması, Türk Milleti’ni rencide edecektir

AL SANA 25 KLASÖR DELİL
13 Şubat 2009 08:31

Tolon'u "delil yetersiz" diye bırakan Mahkeme önüne 25 klasör konunca U DÖNÜŞÜ yaptı.

Ergenekon terör örgütü soruşturmasını yürüten cumhuriyet savcıları, emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nce tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına itiraz etti. Mahkemeye dilekçeyle birlikte 25 klasörlük delil dosyası sunuldu.

Tolon hakkında verilen tahliye kararının kaldırılması ve yakalama emrinin çıkartılması istendi. İtirazı reddeden heyet, Tolon'un 'sağlık sorunu ve yaşı' nedeniyle tutuksuz yargılanması yönünde karar verdi. Mahkeme "Delil Yetersizliği" gerekçesinden çark etti..

Ergenekon terör örgütünde yönetici olmakla suçlanan Tolon'un olaylı tahliyesi, Şener Eruygur'un eşinin ses kayıtlarıyla daha da tartışılır hale geldi. Zira Mukaddes Eruygur, GATA'da bir doktorla yaptığı konuşmada, "12. ve 14. Ağır Ceza mahkemeleri bizden." ifadelerini kullanıyordu. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, Hurşit Tolon'un da aralarında bulunduğu şüphelilerle ilgili hazırlanan ek iddianameyi görmeden tahliye kararı vermesi kafalarda soru işaretlerinin oluşmasına neden olmuştu. Soruşturmayı yürüten savcılar, 6 Şubat 2009'da tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen Tolon'a ilişkin 6 gün sonra harekete geçti. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verilen itiraz dilekçesinde, Tolon hakkında verilen tahliye kararının kaldırılması ve yakalama emrinin çıkartılması talep edildi.

Dosyayı 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin başkanı Vedat Y. Abdurrahmanoğlu, üye hakimler Selda Kutluata ve Oktay Açar'dan oluşan heyet yaklaşık 6 saat boyunca inceledi. Ardından karar açıklandı. İtirazı reddeden heyetin, gerekçesinin tahliye kararını veren üye hakim Necat Ede'ninkinden farklı olması dikkat çekti. Necat Ede, Ergenekon belgesinin kuvvetli şüphe oluşturacak somut delil niteliğinde olmadığı gerekçesiyle tahliye kararı vermişti. Ancak mahkeme heyeti, üye hakimin 'beraat' niteliğindeki gerekçesini değiştirdi. Tolon'un 'sağlık sorunu ve yaşı' nedeniyle tutuksuz yargılamasının yapılmasına hükmetti. Tolon, 6 Temmuz 2008'de 'Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, T.C. hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek' suçlarından tutuklanmıştı.
aktifhaber

Emniyet Amiri, Başkomiser ve 6 polis tutuklandı
20:30 - Ankara Emniyeti Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nin hafta başında yaptığı operasyonda 12'si polis, toplam 25 kişi gözaltına alınmıştı. Taksi ve dolmuşçularla rüşvet çarkı kurdukları iddiasıyla gözaltına alınan grup 4 günlük gözaltının ardından bugün Ankara Adliyesi'ne sevk edildi. Gözaltındaki 25 kişiden 23'ü tutuklama talebiyle savcı tarafından mahkemeye sevk edilirken, bu kişilerden 8'i polis toplam 11 kişi tutuklandı. 20.02.2009 ANKARA netgazete

Ses Kaydı Genelkurmay'a Soruldu
13 Şubat 2009 13:08

Org. Şener Eruygur'un eşi Mukaddes Eruygur'a ait ses kaydı, Genelkurmay Başkanlığı'na soruldu. İşte Genelkurmay'ın cevabı...


Haftalık Basın Toplantısında ayrıca Ergenekon Soruşturması sanıklarından eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un eşi Mukaddes Eruygur'un Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde yaptığı görüşmelere ilişkin gündeme getirilen ses kaydına yönelik sorulara Genelkurmay İletişim Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, "Nereden elde edildiği belli olmayan haberlerle ilgili yorum yapmayacağız" dedi.
aktifhaber

Başkomiser, yağma ve şantaj çetesinde çıktı! TV basıp canlı yayında adam döven 22 kişi yakalandı

25 Ocak 2009
Adana Emniyet Müdürlüğü tarafından başlatılan ve 5 ilde eş zamanlı gerçekleştirilen operasyonda, organize suç örgütü kurdukları ve üye oldukları belirtilen, aralarında bir başkomiser ve emekli polis memurunun da bulunduğu 3'ü kadın 22 kişi gözaltına alındı.
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne bağlı Organize Suçlar Büro Amirliği ekipleri, kentteki çeşitli yaralama, darp, tehdit, şantaj olaylarıyla ilgili olarak yaptıkları araştırmada, "Boksör Osman" isimli bir çeteyi belirledi.
Yaklaşık 6 ay süren istihbarat ve teknik takip çalışmaları sonucu, ekipler, Adana, Ankara, Adıyaman, Batman ve Mersin'de düzenlenen eş zamanlı operasyonda bir dönem boksörlük yapan ve suç örgütün lideri olduğu belirtilen Osman C. ile birlikte suç örgütüne üye F.N.Z, A.Z, Y.Z, M.A, B.V, F.B, M.G, Ş.S, Ö.S, C.Ç, S.B, D.F.Z, S.A, M.G, M.A.A, Y.Ü, M.Ü, C.Ç, Ö.Ö, A.H.K. ve S.D. gözaltına alındı.
Zanlılardan bir süre önce Adana'da görev yapan, son olarak Adıyaman'a atanan başkomiser Ö.Ö. ve birkaç ay önce emekli olan polis memuru A.H.K'nin suç örgütüne silah ve bilgi sağladığı belirlendi.
Düzenlenen operasyonda, 7 tabanca, 2 av tüfeği ile çok sayıda ç ek, senet ve suç örgütünün çalışmalarıyla ilgili belgeler ele geçirildi.
Zanlıların, Ankara'da "Tatü Çetesi" olarak bilinen suç örgü tüyle de bağlantılı oldukları, ortak faaliyetler yürüttükleri öğrenildi. Bu kapsamda, Ankara'da tutuklu bulunan S.G. ve B.D. de "Boksör Osman Çetesi" soruşturmasına dahil edildi.
Zanlılar, "suç işlemek amacıyla çıkar amaçlı silahlı organize suç örgütü kurmak ve yönetmek, örgüt faaliyetleri kapsamında silahla yaralama, tehdit, şantaj, haksız kazanç sağlamak, yağma, ruhsatsız tabanca taşıma ve suça azmettirme" suçlamalarıyla gözaltına alındı.
Suç örgütünün, 25 Ocak 2007 tarihinde İl Sağlık Müdürlüğünde görevli ve Özel Güven Tıp Merkezinin ortaklarından Dr. Engin Şahin, 16 Mart 1999 tarihinde Adana E Tipi Kapalı Cezaevi İkinci Müdürü Bayram Ali Özkaya, 17 Temmuz 2008 tarihinde TFF 2. Lig takımlarından Adana Demirspor'un eski yöneticisi Ahmet Avcılar ile 1999 yılında iki cezaevi infaz memurunun yaralanması olaylarına karıştıkları belirlendi.
Suç örgütünün liderliğini yaptığı belirlenen "Boksör Osman" olarak bilinen Osman C, 14 Nisan 2007 tarihinde, televizyonda canlı yayında bulunan kişilere yönelik "darp, hakaret ve konut ihlali" yaptıkları iddialarıyla 1 ve 5 yıl hapis cezası talebiyle dava açılmıştı.
Osman C, beraberindeki Selçuk Ç. ve Serhat S. ile Akdeniz TV'de yayınlanan "Mertçe Söyleşi" adlı programda sunucu Yüksel Mert ve konuğu yerel Çukurova Merhaba gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Zeki Kızılkaya'yı, kentteki ihalelerle ilgili söyleşi yaparken, canlı yayında stüdyoya girerek darbetmişti.
Olaydan sonra, Kızılkaya ve Mert, hastanede tedavi altına alınırken, kaçan zanlılar 2 gün sonra yakalanmıştı. Zanlıların, bu davada tutuksuz yargılanmaya devam ediyor.

netgazete

Üniversiteye 4 bin yıl yetecek ilaç

Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Hastanesinde önceki yönetimlerin döneminde ihtiyacı kat be kat aşan ilaç alımı yapıldığı ortaya çıktı.03 Şubat 2009 18:10


Alınan bilgiye göre, DÜ Rektörlüğüne Prof. Dr. Ayşegül Saraç'ın atanmasının ardından, DÜ Tıp Fakültesi Hastanesi yönetimi de değiştirildi. Hastanenin yeni yönetimi, hastane depolarındaki ilaçları araştırınca, ihtiyacı aşan çarpıcı alım rakamlarıyla karşılaştı.

Yapılan incelemeler sonucunda depolarda yıllarca yetecek kadar ilaç bulunurken, tekrar ilaç alımı ihaleleri yapıldığı ve miadı geçmiş çok miktarda ilacın olduğu belirlendi.

Hastane Başhekimi Doç. Dr. Sait Alan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, göreve geldiklerinde hastanedeki ilaç depolarının dolu ve gelen ilaçları koyacak yer kalmadığını gördüklerini söyledi.

Daha önce ihale edilmiş ilaçların gelmeye devam etmesi üzerine ilaçlara yer bulmak için tıp fakültesinin bazı dersliklerini ve laboratuvarlarını ''depoya'' çevirdiklerini anlatan Doç. Dr. Alan, şunları kaydetti:

''Önceki yönetimlerin aldığı ilaçları koymak için ondan fazla depomuz yetmeyince bazı laboratuvar ve derslikleri depoya çevirdik. Gelecek olan bazı alımlar için de firmalara (sizde kalsın daha sonra elimizdekiler bittikçe alırız) dedik. Bazı firmalar ise teslim etmeleri gereken ilaçları çabucak bize vermek istiyor. Onlar da 'nerede tutalım?' diyorlar. Yani firma da bunları koyacak yer bulamıyor.''

-ONLARCA YIL YETECEK KADAR İLAÇ-

Doç. Dr. Alan, depolarda yaptırdıkları ve aylar süren sayım ve inceleme sonucunda bazı ilaçların onlarca yıl yetecek ölçüde satın alındığını belirterek, ancak ilaçların kullanım sürelerinin bu kadar uzun olmadığına dikkati çekti.

Açık kalp ameliyatlarında anestezi olarak kullanılan ve hastanelerinde 2008 yılında sadece 1 adet kullanılmış olan bir ilacın 4 bin adet satın alındığına işaret eden Alan, şöyle dedi:

''Hastanede Bactrim ilacı bir yılda 74 adet kullanılmışken, 2 bin adet alınmış. Yani 27 yıl yetecek kadar alım yapılmış. Açık kalp ameliyatında kullanılan anestezi ilacı Rapifen 2008'de sadece 1 tane kullanılmışken, tam 4 bin adet alınmış. Yani 4 bin yıl yetecek kadar Rapifen ilacı alınmış. Steril 900 bin adet ve steril olmayan 1,5 milyon olmak üzere toplam 2 milyon 400 bin adet eldiven alınmış. Firmanın yetiştiremediği 1 milyon kadar eldiven teslimatını ise iptal ettik. 850 bin şişe serum alınmış. Tansiyon ilacı Karvezit ise 152 yıllık ihtiyacı karşılayacak miktarda alınmış.''

-BİNLERCE İLAÇ VE MEDİKAL MALZEMESİNİN SÜRESİ GEÇMİŞ-

Depodaki incelemelerde tek tek sayımı yapılan ilaçlardan kullanım süreleri geçenlerin de belirlendiğini kaydeden Başhekim Sait Alan, ''Miadı geçenleri belirledik. Eldeki mevcut ilaçları gördük. Yıllık ihtiyacımızı bildiğimiz için fazla olanları belirledik. Şu anda miadı geçmiş 14 bin adet ilaç ile 8 bin 500 adet medikal malzemesi var. Bunlar çöpe gidecek. Bunların maliyetinin net rakamını çıkarmak zor ama milyonlarca TL'yi buluyor'' dedi.
haber7

Edirne'de 4 polise rüşvet kelepçesi!

Edirne'de 4 polis memuru, sınırı yasa dışı yollardan geçmek isteyen kaçaklardan ''rüşvet almak'', ''İrtikap ve görevi kötüye kullanmak'' suçlarından tutuklandı.
27 Ocak 2009 21:26

Edirne Emniyet Müdürlüğü ekipleri, teknik takip ve incelemede, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memurları H.S.E, F.Y, A.E ve H.M'yi gözaltına aldı.

Emniyet Müdürlüğü'ndeki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen polis memurları, çıkarıldıkları mahkemece, sınırı yasa dışı yollardan geçmek isteyen kaçaklardan ''rüşvet almak'', ''irtikap ve görevi kötüye kullanmak'' suçlarından tutuklanarak, cezaevine gönderildi.
haber7

Yaklaşık bir yıldır, kamu vakıflarında yaşanan vurgunla ilgili çalışmalarını sürdüren Sayıştay Genel Kurulu, hazırladıkları raporu açıkladı
28 Ocak 2009 00:31


Sayıştay, TBMM'ye sunulan rapora göre kamu vakıflarında toplam 135 milyon TL'lik bir zarar olduğunu onayladı.

2004 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin isteği üzerine harekete geçen Sayıştay denetçileri, kaynakların verimli kullanılmaması sonucu kamu zararına yol açtığı belirlenen 246 şirketin 113'ünde yolsuzluk ve hukuksuzluk tespit etmişti. Personel yetersizliği nedeniyle sadece, geliri 500 bin ile 1 milyon arasında değişen 46 şirkete inceleme yapılmış, şirketlerin, 3 yıllık defterlerini incelemeye alan Sayıştay müfettişleri, bir yandan kişisel çıkarlar, diğer yandan da kamuya dönüşünün aksatılması yoluyla toplam 170 milyon 920 bin 664 YTL ve 3 milyon 176 bin 926 dolar tutarında kamu zararı belirlemişti.

KİŞİSEL HARCAMALARDA YOK YOK

Toplam bin sayfayı aşan rapor, yaklaşık bir yıldır Sayıştay Genel Kurulu'nun önündeydi. Genel Kurul, geçen ay çalışmasını tamamlayarak rapora son şeklini verdi. Buna göre, yapılan harcamaların önemli bir kısmını yapılan harcamalar oluşturuyor. Çünkü incelemeye alınan şirketlerden 19'unda yöneticiler kişisel harcamalarını buradan karşılamış. 9 milyon 733 bin TL tutarındaki bu tespitler arasında şahsi sigorta, yemek, telefon, hediye alınması, çeşitli tüketim malzemeleri gibi masraflar da var. Bunun yanı sıra ödül, harcırah, huzur hakkı, fazla mesai ücreti gibi isimler altında ödemeler yapılmış.

REKTÖR VE ÖĞRETİM ÜYELERİNİN ÇOCUKLARINA 20 MİLYONLUK TORPİL

Sayıştay raporun ikinci önemli bölümünü ise kamu çalışanı çocuklarına yapılan okul indirimleri teşkil ediyor. Bu konuda özellikle öğretim üyesi ve rektör çocuklarına yapılan torpiller dikkat çekiyor. Bu şekilde yapılan indirimlerin miktarı ise tam 20 milyon 201 bin TL olarak belirlendi.

114 MİLYONUN AKİBETİ BELLİ DEĞİL

Raporun rakamsal olarak en önemli kısmını kamuya dönüşü olmayan ya da aksatılan paralar teşkil ediyor. Böylece bir yandan kişisel çıkar, diğer yandan da kamuya dönüşünün aksatılması yoluyla toplam 114 milyon 150 bin 703 TL ve 200 bin tutarında kamu zararı olduğunu karara bağladı. Böylece meydana gelen toplam 135 milyon TL zarar meydana geldi
haber7

Belediye ihalelerinde yolsuzluk yapan, Zeytinli Belediye Başkanı ve 9 kişi gözaltına alındı


27 Ocak 2009 Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Zeytinli beldesinde, Belediye Bakanı Şadan A. ve Belediye Başkan Yardımcısı İlker B'nin de aralarında bulunduğu 10 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.
Alınan bilgiye göre, belediye ihalelerinde yolsuzluk yaptıkları iddia edilen Zeytinli Beldesi Belediye Başkanı Şadan A. ve Belediye Başkan Yardımcısı İlker B. ile bazı belediye meclis üyelerinin evlerine, Balıkesir Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı ekiplerce operasyon düzenlendi.
Operasyonda, Şadan A. ve İlker B'nin de aralarında bulunduğu 10 kişinin gözaltına alındığı, evlerde ve belediye binasında yapılan aramalarda 1 adet ruhsatsız tabanca bulunduğu, ayrıca bazı evraklara el konulduğu bildirildi.

netgazete

Genelkurmay: Yok / MİT: Var

07 Şubat 2009 09:18

Genelkurmay Başkanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı arasında "dosya savaşı" yaşanıyor. Biri "var" diyor, biri "yok" diyor...

Genelkurmay Başkanlığı Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) 2003'te kendilerine gönderildiğini açıkladığı Ergenekon kayıtlarının kurumda olmadığını açıkladı.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan 16 Ocak 2009 tarihinde Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen cevabi yazıda, MİT tarafından 2003 yılında gönderildiği belirtilen Ergenekon ile ilgili bilginin kayıtlarda olmadığı belirtildi.

GENELKURMAY: YOK
MİT'in 2006 yılında gönderdiği Ergenekon kayıtlarının kurumda yeraldığını açıklayan Genelkurmay, 2003 yılındaki Ergenekon kayıtlarının ise bulunmadığını mahkemeye belirtti.

MİT: VAR
MİT tarafından aynı mahkemeye gönderilen cevabi yazıda 2003 ve 2006 yılında Genelkurmay Başkanlığı'na iki kez Ergenekon dosyası gönderildiği belirtilmişti.

Dünkü duruşmada avukatlar, 2003 yılındaki dosyanın nasıl olup da Genelkurmay Başkanlığı'nın kayıtlarına girmediğinin sorulmasını istedi.

aktifhaber

RTÜK Başkanı Zahid Akman, makam aracıyla gittiği bir kahvehanede okey oynarken görüntülendi


10 Şubat 2009 RTÜK Başkanı Zahid Akman, Ankara’nın Esat semtinde bir kahvehanede okey oynarken görüntülendi. Turktime.com adlı internet sitesinde yer alan habere göre, “Salon Özgür” isimli kahvehaneye Akman, 06 SK 503 plakalı makam aracı ile geldi. Haberde, görüntü alınmasını engellemek için kahvehanenin perdelerinin indirdildiği ve yaklaşık 3 saat bekleyen makam aracının daha sonra olay yerinden uzaklaştırıldığı ifade edildi. Haberde, Akman’ın konuyla ilgili söyleşi talebini, “Mekânın RTÜK başkanıyla mülakat için uygun olmadığını, bu seferlik kendisini mazur görmemizi, hiçbir basın mensubunu kabul etmediğini ancak uygun bir zamanda bizi seve seve ağırlayacağı” şeklindeki notuyla kabul etmediği belirtildi.

netgazete

Avcılar Belediye Başkanı karakolda

Avcılar belediye başkanı Mustafa Değirmenci'nin evinin önünde bekleyen aractakilerle belediye zabıtaları kavga etti. Başkan Değirmenci karakolluk oldu.14 Şubat 2009 00:51


Avcılar belediye başkanı Mustafa Değirmenci'nin evinin önünde bekleyen bir aractakilerle belediye zabıtaları kavga etti. Dinleniyorum şüphesiyle kavganın tarafı olarak Değirmenci'de karakolluk oldu.

Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci'nin evinin önünde bulunan bir araçtaki kişiler tarafından dinlenme yapılıyor şüphesiyle belediye zabıtaları kavga etti. Kavga sebebi olan aracın büyükşehir belediyesine ait olduğu öğrenildi.

Tarafların kavgası karakola intikal etti. Olayın tarafı olarak Avcılar Belediye başkanı MUstafa Değirmenci de karakola geldi.

Avcılar Firuzköy Ş Ilgaz Akkuyu Polis Merkezi Amirliğinde Mustafa değirmenci ve diğer şahısların ifade verme işlemi sürüyor.

Cafesiyaset

2 gardiyan, 1 emekli astsubay, çetecilikten sorguda

13:15 - Antalya Emniyeti Organize Suçlarla Mücadele Müdürlüğü ekipleri, Cumhuriyet Savcılığının koordinasyonunda, Burdur ve Antalya'da eşzamanlı operasyonlar düzenledi. Operasyonlarda, suç örgütü lideri Kürşat Yılmaz'ın ortağı olduğu öne sürülen Ertuğrul K. tarafından kurulduğu belirtilen suç örgütünün çökertildiği bildirildi. Örgütün cezaevi ile bağlantılarını kurduğu savunulan, aralarında 2 ceza infaz memuru ve 1 emekli astsubayın da bulunduğu 10 kişinin, operasyonlar sonucu gözaltına alındığı açıklandı. Operasyonlarda, Burdur Cezaevi de arandı. 12.02.2009 ANTALYA ntetgazee

İstanbul'da 5'i doktor 20 kişi gözaltına alındı
22:10 - Polis bazı kişilerin temin ettikleri yaşlı ve kimsesiz kişilere ait sağlık karneleri üzerinden dolandırıcılık yaptığı iddiası üzerine soruşturma başlattı. Yapılan incelemelerde, temin edilen sağlık karneleri üzerine ilaç yazan bu kişilerin ilaçları aldıktan sonra üzerlerindeki kupürleri kopyaladıkları tespit edildi. Orijinal kupürleri Sosyal Güvenlik Kurumu'na gönderen şebeke elemanlarının, kopya kupürler üzerinden devleti yüklü miktarda dolandırdıkları tespit edildi. 19.02.2009 İSTANBUL
netgazete

Hatay'da bir belediye başkanı, rüşvetten gözaltında
11:15 - Hatay'ın Samandağ ilçesinin içme suyu ihalesini kazanan müteahhit Ömer G'den yaptığı işinden alacağı 70 bin TL'yi tahsil edebilmesi için para istendiği iddia edildi. Ömer G, kendisinden istenen parayı vermek üzere ilçe belediye başkanının makamına gitti. Müteahhidin, seri numaraları alınmış 20 bin TL'yi belediye başkanı na verdiği sırada, Savcılık talimatıyla Emniyet Müdürlüğü ekipleri belediyeye operasyon düzenledi. "Rüşvet ve irtikap" iddiasıyla belediye başkanı, oğlu, müteahhit Ömer G. ve belediyenin fen işleri görevlisi R.Ç. gözaltına alındı, daha sonra, savcılığa sevk edildi. 19.02.2009 HATAY enetgaze

Eceabat Tapu Sicil Müdürü gözaltına alındı

19 Şubat 2009 Çanakkale'nin Eceabat ilçesi tapu sicil müdürünün gözaltına alındığı bildirildi.
Z.A, savcılık istemiyle ilçe emniyet amirliği ekiplerince gözaltına alındı.
Z.A'nın gözaltına alınma gerekçesi konusunda bilgi verilmedi.
netgazete

Bir bel altı şantajı daha! Ankara'nın Çubuk ilçesinde 47 sanık hakkında açılan çete davasında inanılmaz iddialar var


19 Şubat 2009 Aralarında AKP’li Çubuk Belediye Başkanı Adem Tuğluca, AKP İlçe Başkanı İlhami Taşkesti, Başkan Yardımcısı Osman Aydos, bürokratlar, memurlar ve müteahhitlerin bulunduğu 21’i tutuklu 47 kişi hakkında, "Suç örgütü kurmak, ihaleye fesat karıştırmak, şantaj, rüşvet almak ve rüşvet vermek" iddiasıyla dava açıldı. Hürriyet gazetesinin haberine göre, Örgüt mensuplarının, anlaşmazlık yüzünden ayrılmak isteyen ilçe başkanı Taşkesti’nin ’bir kadınla fotoğraflarını çekerek’ şantaj yaptıkları, odasına dinleme cihazı yerleştirdikleri ileri sürüldü. Cumhuriyet Savcısı Harun Kodalak’ın hazırladığı iddianamede özetle şu suçlamalar yer aldı:

Uygunsuz fotoğraflar

"Şüpheli İlhami Taşkesti, kurucusu olduğu örgütsel yapı içerisinden ayrılmak istedi. Örgüt elemanları, Taşkesti’yi baskı altında tutarak, örgüt faaliyetlerinin deşifre edilmemesi amacıyla bir kadınla uygunsuz fotoğraflarını çektiler. Bu görüntülerle Taşkesti’ye şantaj yapıldı. Taşkesti’nin, AKP ilçe binasındaki odasına dinleme cihazı konuldu. Taşkesti, örgütten ayrılmak istemesine rağmen ihalelerden gelen gelirden pay almayı sürdürdü; iki ayda 2 bin lira gönderildi."

Tüyü bitmedik yetimin parası

Tutuklu sanıklardan AKP İlçe Başkanı İlhami Taşkesti, ihalelerle ilgili olarak kurulan kirli ortaklığı, tanık İ.G. ile telefon görüşmesinde şöyle anlattı: "Mustafa Özdemir’in (tutuklu) kurduğu paravan şirketlerle belediyenin parkları yapılıyor, o binalar temizlik turşu evleri paravan şirketle yapılıyor. Adem ortak, Osman Aydos ortak, Bahri (Şahin) ortak, ben de vardım. Bu iş, 3-5 kuruş Adem’in seçilmesine nasıl para buluruz diye başladı, aldı başını gitti. ’Ben yokum arkadaş’ dedim, düşman oldum. (...)Bu seçim için yapıldıydı. Şu anda tüyü bitmedik yetimin parası var."

Yıkarım yuvalarınızı

İlhami Taşkesti’nin, tutuklu sanıklardan Belediye Başkanı Adem Tuğluca ile telefon görüşmesi de dinlendi. Taşkesti, kendisine yönelik tehditlerle ilgili, "Benim yuvam yıkılacak, bunlar terbiyesizlik, siyasette bunlar olmaz. Yemin ediyorum, senin evine de tehdit mektupları fotoğraflarda gönderirim. Bak inan yıkarım yuvalarınızı" diye konuştu.

Kuş kapana girdi başkanım

Tutuklu sanıklardan Belediye Encümen Üyesi Bahri Şahin’in, Belediye Başkanı Tuğluca’yı telefonla arayarak İlhami Taşkesti’nin takibi ile ilgili gelişmeleri anlatması da dinleme tutanaklarına şöyle yansıdı: "Bugün kuş kapana girdi başkanım, şeyi getirdi bağ evine bıraktı. Şimdi ekip orada, gece toplantıdan sonra oraya gidecek herhalde gece basacağız ekip hazır. Başkanım şimdi kuşu aldı oradan geri Afyon’a gidiyor, şimdi araç takip ediyor biz de peşindeyiz, şimdiye kadar kadın oradaydı, toplantıdan çıktı kadını aldı hemen gitti, biz anladık ki başkanım çıkarken neyi çektik, ama tam şeyli yakalayamıyoruz, şimdi gece kalır diyorduk kalmadı, minibüsle gitti kadın."

netgazete

CHP'li Vekilden Vurgun İddiası
20 Şubat 2009 13:29

CHP Muğla Milletvekili Fevzi Topuz, 1.8 milyon dolarlık vurgun iddiasında bulundu.

Aydın Denizli ve Muğla'da 1.8 milyonluk elektrik vurgunu iddiası

CHP Muğla Milletvekili Fevzi Topuz, Aydın, Denizli ve Muğla’nın elektrik dağıtım işini yürüten Aydem A.Ş.’nin 15 Ağustos 2008 tarihli devirden önce, faturaların son okuma tarihlerini değiştirerek hak etmediği dönemin gelirine ortak olduğunu, kamuyu zarara uğrattığını ileri sürdü.

Özelleştirmeden önce, üç kentin elektrik dağıtımını yapan Menderes Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin 22 Aralık 2008’deki TEDAŞ’a yaptığı başvuruyu hatırlatan Topuz şunları söyledi:

“Bu başvuru, daha devrin üzerinden birkaç ay geçmeden kamunun nasıl zarara uğratıldığını ortaya koymuştur. Devir Kurulu Başkanlığı'na teslim edilen dağıtım hizmeti karşılığında, alacak miktarını gösteren satışlara ilişkin şirketin karartma uygulayarak, kamu alacağını tahsil etme olanağı elde ettiği belirlenmiştir. Yapılan işlemle 9 milyon 28 bin 423 kilovatsaat elektrik karşılığı olan 1 milyon 818 bin YTL’lik tamamı TEDAŞ alacağı olan Aydın, Denizli ve Muğla’daki satışlara ilişkin 15 Ağustos 2008 tarihli devirden önceki faturaların iptal edilerek, iptal tarihleri de son okuma gibi kabul edilerek, kamu alacağı açısından bir karmaşa yaratılmıştır. Şirket, hakkı olmayan bir alacağa son okuma tarihini değiştirerek ortak olmuştur. Menderes Elektrik Dağıtım, bu uygulama ile kurum zararının ne kadar olduğunun tespiti için iptal edilen faturaların tamamının oluşturulacak bir heyetçe tek tek incelenmesini ve Aydem A.Ş.’den tahsilat yapılmasını istemektedir. Üstelik bu kamu alacağı üzerinden kamu dağıtım kuruluşu tahsilat yapmış gibi KDV, TRT Fonu ve Enerji Fonu gibi bedelleri de ilgili kurumlara daha önceden ödemiş olduğu belirtilmektedir.”

Topuz, enerji piyasasındaki özelleştirmelerin kamu zararına yol açtığını, vatandaşlara kaliteli hizmet sunumunun önüne geçildiğini, fiyatları artırdığını, yatırımları engellediğini ve dolayısıyla enerji açığını büyüttüğünü savundu.
aktifhaber

5 milyon TL'lik hayali ihracat operasyonu: 55 gözaltı
19:00 - İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, alınan istihbarat üzerine bazı kişilerin hayali ihracat yaptıklarını tespit etti. Bunun üzerine başlatılan teknik ve fiziki takiplerin ardından sabah erken saatlerde çeşitli semtlerde operasyon başlattı. Yapılan operasyonlarda hayali ihracat yaptıkları öne sürülen 55 kişi gözaltına alındı. Aralarında mali müşavir, şirket sahipleri, vergi denetmenleri ile sahtecilik çete üyesi kişilerin de bulunduğu şüphelilerin polisteki sorgusu sürüyor. 20.02.2009 İSTANBUL

Eceabat Tapu Müdürü rüşvetten tutuklandı
15:10 - Rüşvet aldığı iddiasıyla dün akşam saatlerinde savcılık talebi ile gözaltına alınan; Çanakkale'nin Eceabat ilçesi Tapu Sicil Müdürü Z.A(fotoğrafta-arkada) , Eceabat Emniyet Amirliğinde sorgulandı. Z.A, Emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Eceabat Adliyesine sevk edildi. Z.A'nın, İstanbul'dan gelen ve tapu işlemi yaptırmak isteyen N.B. ve H.A'dan, iş karşılığında bir miktar para istediği, bunun üzerine, bu kişilerin savcılığa müracaat ederek durumu bildirdiği iddia edildi. N.B. ve H.A'nın, daha sonra işlemlerini yaptırdıkları ve Cumhuriyet Savcısının talimatıyla seri numaraları alınan paraları Z.A'ya verdikleri ileri sürüldü. 20.02.2009 ÇANAKKALE netgazete

19 eczane; devleti, 2.6 milyon TL dolandırmış
15:30 - Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanvekili Fatin Acar, iki ilde incelenen 19 eczaneden toplam 2 milyon 650 bin TL kurum zararı tespit edildiğini, söz konusu tutarların ilgililerden tahsili için işlemlere başlanıldığını ifade ederek, ayrıca 10 eczane hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulduğunu söyledi. Kurumun kayıt dışı denetimleri ile ilgili de bilgi veren SGK Başkanvekili Acar, kayıt dışı ile ilgili ciddi çalışmalar yaptıklarını, son altı ayda 250 bin kişinin kayıt altına alındığını söyledi. 23.02.2009 ANKARA netgazete

Memurla anlaşıp, piyasaya naylon fatura sürdüler
13:15 - İstanbul'da; kurdukları sözde şirketler adına piyasaya 200 milyon TL tutarında naylon fatura kesen bir şebeke çökertildi. Aralarında 5 vergi dairesi çalışanı ve kadınların da bulunduğu 45 şüpheli Şişli Adliye'sine sevk edildi. Üzerine şirket kurulan kişiler arasında; çöpten kâğıt toplayarak geçimini sağlayan bir baba-oğlun da bulunduğu belirtildi. Şebekenin vergi dairesinde çalışan bazı memurlara usulsüz işlerinin ortaya çıkmaması için rüşvet verdiğini de aktaran yetkililer, yaklaşık 200 milyon TL'lik naylon faturanın piyasaya sürüldüğünü ve yüzde 10 komisyon alındığını kaydetti. 24.02.2009 İSTANBUL netgazete

Rüşvet zanlısı tapucular

26 Şubat 2009 - Sincan Tapu Müdürlüğüne yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınan 21 kişi, Adli Tıp Kurumunda sağlık kontrolünden geçirildi.

Rüşvetle suçlanan Tapu Müdürü, 3 memur sorguda
17:00 - Konya polisinin düzenlediği operasyonla yakalanan 10 kişinin polisteki sorgusu sürüyor. Karapınar ve Emirgazi Tapu Sicil müdürlüklerinde yaşandığı öne sürülen rüşvet ve yolsuzluk olaylarıyla ilgili gözaltına alınan kişiler arasında, Karapınar Tapu Sicil Müdürü Ahmet K. ile aynı kurumda çalışan 3 memurun da bulunduğu öğrenildi. 09.03.2009 KONYA - netgazete

3 doktor, 6 eczacı; ilâç yolsuzluğundan gözaltında
12:00 - Düzce Emniyeti Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Müdürlüğü ekipleri, uzun süre devam eden çalışmaların ardından kentte ilaç yolsuzluğu yapıldığı gerekçesiyle operasyon düzenledi. Operasyonda, usulsüz ilaç yazdıkları iddiasıyla 3 doktor, bu ilaçları sattıkları öne sürülen 6 eczacı gözaltına alındı. Emniyetteki sorgularının ardından zanlıların mahkemeye sevk edileceği bildirildi. 09.03.2009 DÜZCE - netgazete

Belediye ve TEDAŞ'dan 32 kişi, rüşvetten gözaltında
10:20 - Bir ihbarı değerlediren Bursa Emniyet Müdürlüğü Mali Büro Amirliği ekipleri, "rüşvet almak, rüşvet vermek ve görevi kötüye kullanmak" suçlarına karıştıkları öne sürülen kişilere yönelik operasyon başlattı. Operasyonda, Bursa Büyükşehir ve Osmangazi belediyeleri ile BUSKİ ve TEDAŞ görevlilerinin de aralarında bulunduğu 32 kişi gözaltına alındı. Zanlıların, sorgularının ardından adliyeye sevk edilecekleri öğrenildi. 10.03.2009 BURSA netgazete

Ankara'da 27 trafik polisi, çetecilikten gözaltında
11:10 - Başkentte; geçen haftalarda düzenlenen suç örgütü operasyonunda aralarında 27 trafik polisinin de bulunduğu 33 kişi daha gözaltına alındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Şadan Sakınan'ın talimatıyla Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan kişiler, sabah saatlerinde Ankara Adalet Sarayı'na getirildi. Operasyonda, geçen hafta adliyeye sevk edilen 25 kişiden, aralarında Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünde görevli bir emniyet amiri, bir komiser ve 6 polis memurunun da bulunduğu 11 kişi tutuklanmıştı. netgazete

Biri başhekim 29 kişi, yolsuzluktan gözaltına alındı
12:00 - Bazı illerdeki hastanelerin tıbbi cihaz ve medikal malzeme ihalelerinde usulsüzlük yaptıkları iddiasıyla 29 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınananlar arasında bir başhekimin de bulunduğu operasyonda, 25 ayrı ihalede yolsuzluk yapıldığı tespit edildi. Zanlıların sahte belge düzenledikleri, ihalelere katılacak firmaların ihale öncesi aralarında gizli anlaşmalar yaptıkları, kazanılamayan ihalelerin iptali için girişimde bulundukları, kazanılan ihalelerde şartnameye uygun malzeme teslim edilmeyerek devleti 40 milyon TL zarara uğrattıkları ileri sürüldü. 14.03.2009 ANKARA
netgazete

Polis, Yeşil Kart yolsuzluğundan 35 kişiyi sorguluyor
15:00 - Iğdır'da "Yeşil Kart kullanımında usulsüzlük yaptıkları" iddiasıyla gözaltına alınan aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu 35 kişinin sorgusunun devam ettiği bildirildi. İfadeleri alınan şüphelilerin yarın adliyeye çıkarılmasının planlandığı öğrenildi. 15.03.2009 IĞDIR netgazete

Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü'ne çete dâvâsı
16:00 - Eskişehir'de düzenlenen sağlık operasyonunda aralarında bazı hastanelerin başhekim ve müdürlerinin de bulunduğu 6'sı tutuklu toplam 25 kişi hakkında, "suç işlemek amacıyla kurulan örgü te üye olmak ve ihalelere fesat karıştırmak" suçlamasıyla iddianame hazırlandı. İddianamede, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Seraceddin Çom da "hile, vaat, tehdit, nüfuz kullanma, çıkar sağlama, anlaşma, rüşvet suretiyle veya başka yollarla ihaleye ilişkin işlemlere fesat karıştırmak veya buna teşebbüs etmek"le suçlanıyor. 17.03.2009 ESKİŞEHİR netgazete

Evinde dinleme kayıtları dolu 150 CD ele geçirildi! Tutuklanan astsubay, askerlikten ihraç edildi

19 Mart 2009 Antalya Cumhuriyet Savcılığı'nın ve jandarmanın bilişim suçuna yönelik bir soruşturması kapsamında elde edilen yasal teknik dinleme kayıtlarını, Savcılığın talimatına rağmen imha etmediği ortaya çıkan ve 31 Ocakta dayısı ile tutuklanan Antalya İl Jandarma Komutanlığı'nda görevli astsubay Özgür Z'nin görevinden ihraç edildiği öğrenildi.
Alınan bilgiye göre, imha etmesi gereken teknik dinleme kayıtlarını Savcılığın talimatına rağmen imha etmediği ortaya çıkan, evinde dinleme kayıtlarının yer aldığı 150 CD ele geçirilen ve 31 Ocakta dayısı Ali Rıza Ç. ile tutuklanıp Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi'ne konulan Özgür Z, astsubaylık görevinden ihraç edildi.
Savcılığın, tutuklanan Özgür Z. tarafından temin edilen 5 el bombas ı, bir lav silahı ve aydınlatma fişeğinin dayısı Ali Rıza Ç'nin evinde, glock marka bir tabanca ile 19 merminin de şirket sahibi H.Ş'nin evinde ele geçirilmesiyle ilgili soruşturmayı sürdürdüğü, mühimmatla ilgili balistik incelemenin devam ettiği öğrenildi.
Dayısı ile tutuklanan Özgür Z'nin imha etmediği teknik dinleme kayıtlarını "şantaj ve tehdit" unsuru olarak kullanıp kullanmadığının da araştırıldığı belirtildi.
"Görevi ihmal" ve "Bulundurulmaması gereken silahları temin ettiği ve bulundurduğu" suçlamalarıyla tutuklanan Özgür Z'nin imha etmediği kayıtların yanı sıra Antalya'da bazı kişilerin telefonlarını çeşitli yöntemlerle şantaj amacıyla dinlediği yolundaki iddialarının da savcılığın soruşturmasında incelendiği bildirildi.

netgazete

Rüşvet operasyonunda adı geçen hakime tayin!

19 Mart 2009 İzmir'de "Yengeç" adlı rüşvet operasyonuna ilişkin iddianamede adı geçen hakimlerden F.C'nin savcı olarak başka ile tayin edildiği öğrenildi.
Alınan bilgiye göre tayin kararı, ağır ceza mahkemesi başkanı olan F.C'ye dün tebliğ edildi. F.C'nin savcı olarak görev yapacağı belirtildi.
Özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Murat Gök'ün hazırladığı iddianamede, hakim F.C'nin bir avukattan "harçlık" adı altında para istediği, avukat S.K. ile de "gece gezmelerine" çıktığı öne sürülüyordu.
Tefecilik ve organize suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla yargılanan V.O.Ç'nin serbest bırakılmasının ardından başlatılan "Yengeç" adlı operasyonda, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı A.K. ile 8 avukatın da aralarında bulunduğu 16 kişi gözaltına alınmıştı.
Rüşvet karşılığı V.O.Ç'nin serbest bırakılmasını sağladıkları ve aracılık ettikleri iddiasıyla yakalanan zanlılardan, mahkeme başkanıyla birlikte 7 kişi tutuklanmıştı.
İlk operasyonun ardından aynı konuyla bağlantılı olarak, özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Murat Gök'ün talimatıyla başlatılan "Yengeç-2" adlı operasyonda, önceki operasyonda "rüşvet"suçlamasıyla tutuklanan mahkeme başkanı A.K'nin kardeşi galerici H.K, İzmir Sanayi ve Ticaret İl eski müdürü, 14 avukat ve bir emniyet amiri gözaltına alınmıştı.
İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinde oluşturulan heyet tarafından, Cumhuriyet Savcısı Murat Gök'ün hazırladığı iddianame incelenmiş, iddianamede işlendi ği belirtilen suçların CMK 250. maddesiyle yetkilendirilmiş ağır ceza mahkemesinin görevi dahilinde olmadığı kanaatine varan heyet, iddianameyi İzmir'deki diğer ağır ceza mahkemelerinde değerlendirmek üzere göndermişti.
Görevi başındayken gözaltına alınıp tutuklanan hakim A.K. hakkındaki iddianame, Yargıtaya gönderilmişti.
Özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Murat Gök, iddianamenin sonuç bölümünde, aralarında emekli hakim E.Y'nin bulunduğu 40 sanığın, "Rüşvet", "İrtikap", "Nitelikli dolandırıcılık", "Yargı görevini etkileme" gibi suçlardan 19 ile 119 yıl arasında değişen hapis cezasıyla cezalandırılmalarını istemişti.

netgazete

Rize'de 'Reçete' operasyonu! 5 doktor gözaltında
16:30 - Rize'de, vatandaşların bilgisi dışında sağlık karneleri kullanılarak reçete düzenlendiği yönünde ihbar alan Rize Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, bazı eczacı ve doktorları takibe aldı. Soruşturma kapsamında bir eczaneye operasyon düzenleyen polis, burada çok sayıda sağlık karnesi ele geçirdi. Eczane sahibi ve 3 kalfası gözaltına alındı. Operasyonda, bir devlet hastanesinde görevli 3 uzman doktor ile 2 pratisyen doktor da gözaltına alınarak emniyeti getirildi. Emniyette sorguları tamamlan zanlılar, adliyeye sevk edildiler. 20.03.2009 RİZE netgazete

Sakarya Vali Yardımcısına 44 yıl hapis cezası istendi
04:00 - Adapazarı Şeker Fabrikasının 95 dö nümlük arazisinin satışına fesat karıştırdıkları ileri sürülen 52 kişi hakk ında dava açıldı. İddianamede, soruşturma kapsamında tutuklanan Sakarya Vali Yardımcısı Haluk Nuri Ballı için "nitelikli dolandırıcılık", "ihaleye fesat karıştırmak" ve "tehdit" iddiasıyla 17 yıldan 44 yıla kadar hapis cezası talebinde bulunuldu. Adapazarı Belediyesi Genel Sekreteri Rıdvan Duran'ın "Rüşvet", "Kasten yaralama" ve "İhaleye fesat karıştırmak" iddiasıyla 17 yıl ile 44 yıl arasında hapisle cezalandırılması istendi. 21.03.2009 İSTANBUL netgazete

Büyükerşen'in büyük ihale vurgunu

Büyükerşen'in Eskişehir'e başkan seçildikten sonra bir çok işi ihalesiz olarak kendi şirketine verdiği ortaya çıktı. Büyükerşen kızını ve damadını da ihya etmiş. Fatura hilesini dalgınlık ele verdi.22 Mart 2009 12:00


Eskişehir Belediye Başkanı Büyükerşen, belediyenin tiyatrosunda "dekor realizasyonu" yapan Gerbay Elektronik Reklam Şirketi'nin ortağı. Büyükerşen'in ayrıca belediyenin işlerini ihalesiz kızı ve damadının ortak olduğu şirketlere verdiği belirlendi.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen'in belediyenin tiyatrosunda "dekor realizasyonu" yapan Nesrullah Mermer ile ortak olduğu ortaya çıktı. Gerbay Elektronik Reklam Şirketi'nin üç ortağı arasında yer alan Yılmaz Büyükerşen, Nesrullah Mermer ve Ahmet Durmaz'ın, Eskişehir Belediyesi'ne hülle yoluyla iş yaptıkları ve bunu çok sayıda taşeron firma üzerinden gerçekleştirdikleri tespit edildi. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'nin işlerini ihale yapılmadan alan Gerbay Elektronik işi yaparken, Eser Ofset üzerinden faturalama yoluna gidildiği belgeleri ile ispatlandı.

YASAYA KARŞI HÜLLLE

Eser Ofset, yapılan işlerin faturasını belediyeye keserken, Büyükerşen'in büyük ortağı olduğu Gerbay Elektronik de Eser Ofset'e fatura kesti. Yasal engelleri hülle yolu ile aşmaya çalışan Büyükerşen'in bir unutkanlığı usulsüzlüklerin ortaya çıkmasını sağladı. Eser Ofset'ten belediyeye kesilen faturalar ile Gerbay Elektronik'in Eser Ofset'e kestiği faturaların üzerinde virgilüne dahi dokunulmadan aynı gerekçelerin yazıldığı görüldü. Faturalardaki bir başka ilginç nokta ise yapılan işlerin piyasa fiyatının 4-5 katı fiyata yapılması oldu.

KAFA KARIŞTIRAN İLİŞKİLER

Eskişehir Belediyesi'nde ilginç işlere ve ortaklıklara imza atılıyor. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda "Dekor Realizasyon"u yapan Nesrullah Mermer, patronu konumunda bulunan Belediye Başkanı Büyükerşen ile ortak. Büyükerşen'in yakın arkadaşı Ahmet Durmaz'ın üçüncü ortak olarak bulunduğu Gerbay Elektronik Reklam Şirketi, belediyenin reklam işlerini yapıyor. Resmi belgelere göre belediyenin reklam işlerini Eser Ofset isimli bir firma üstlenmiş durumda. Eser Ofset'in belediyeye kestiği faturaların içeriğine varana kadar aynısı Gerbay Elektronik Reklam Şirketi tarafından Eser Ofset'e kesiliyor. Bu şekilde Büyükerşen'in resmiyette belediyeye yapılan işlerle belgesel bir bağ kurulmasının önüne geçildi.

KIZI DA DAMADI DA İHYA OLDU

İhaleye çıkılmadan "Doğrudan Temin Madde Satın Alma Komisyonu" aracılığı ile işleri taşeron firmalar
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cum Mar 27, 2009 9:19 pm    Mesaj konusu: Balbay'a "LÜTFEN" Alıntıyla Cevap Gönder

GENELKURMAY'IN ÇÜRÜK RAPORU
13 Nisan 2009 12:11

Genelkurmay Paşa yakınlarının askerlik durumunu araştırdı, skandal bilgiler çıktı.

Genelkurmay Başkanlığı’nca yapılan araştırmada, Doğu ve Güneydoğu’da son 20 yıl içinde, bir generalin bile çocuğunun askerlik yapmadığı tespit edildi.

Yapanlar ise ya İstanbul, Antalya ve İzmir üçgeninde yapmış ya da çürüğe ayrılmış. Genelkurmay Başkanlığı yapmış bazı generaller başta olmak üzere birçok kuvvet komutanının çocukları ile yakın akrabalarının askerlik görevlerini Ankara, Antalya, İzmir ve İstanbul gibi şehirlerde, yaptığı tespit edildi.

Belgelere göre Korgeneral Hayri Güner’in 4 yakını, Şemdinli iddianamesinde adı geçen Korgeneral Selahattin Uğurlu’nun 4 yakını, Tümgeneral Ahmet Yavuz’un 4 yakını, emekli Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın 8 yakını, Korgeneral Aslan Güner’in 9 yakını vatani görevlerini ya babalarının yanı başında ya da askeri okul gibi rahat yerlerde yapmış. Bu güne kadar şehit olan binlerce vatan evladının vatani görevlerini yaptığı bölgeler de yüksek rütbeli general çocuklarının çürüğe ayrılması veya dağıtım yerlerinin sadece Ankara, İstanbul ya da İzmir olması ise dikkat çekiyor. Aynı zamanda görev yeri olarak askeri jargonda “kebap” olarak adlandırılan, karargâh, askeri okul, destek kıtası, levazım, depo ve sıhhiye gibi birliklerin seçilmesi olağandışı bir özeni gösteriyor.

YAŞAR PAŞA’NIN 8 AKRABASI
Ergenekon tutuklusu Mustafa Balbay’ın günlüklerinde Balbay’la darbe muhabbeti yaptığı ortaya çıkan Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt tam 8 akrabası liste başında geliyor. Büyükanıt’ın damadı Ercan Caymaz kısa dönem askerliğinde acemiliğini İstanbul Levazım Okulu ve ustalığını da Ankara Muhabere Deposunda yaparken damat kardeşi Erhan Caymaz ise yedek subay olarak acemiliğini Ankara’da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhı’nda, ustalığını da İstanbul Deniz Harp Akademisi’nde tamamlamış. Ercan ve Erhan Caymaz kardeşlerin ikametgâh adresinin İstanbul olması ise gözlerden kaçmadı.

Org. Büyükanıt’ın yeğenleri Nuh Nihat Gürmarmara, Ahmet Burak Gürmarmara, ve Haydar Mert Mete, askerliğini Ankara’da, diğer yeğeni Yunus Ozan Gürmarmara ise hem ustalık hem de acemiliğini Balıkesir’de yapmış. Büyükanıt’ın yeğeni Onur Büyükanıt, Aydın ve Çanakkale’de askerliğini yaparken, diğer bir yeğeni Sırrı Cem Gürmarmara ise vatani görevini Ankara ve Edirne’de tamamlamış.

KIRMIZI HALI KAÇKINI ASLAN GÜNER 9 KİŞİYLE LİSTEDE
Yakınları kebap yerlerde görev yapan bir diğer general ise Cumhurbaşkanın başörtülü eşi Hayrunnisa Gül’ün elini sıkmamak için, kırmızı halının öte yanına kaçmasıyla meşhur Korgeneral Aslan Güner geliyor. Güner’in oğlu başta olmak üzere tam dokuz yakını var.

Aslan Güner’in yeğeni Evren Yılmaz “çürük”. Güner’in oğlu Alper Güner’ acemiliğini babasının yanı başında Ankara’da Muhabere Okulu’nda, ustalığını da İstanbul’da Kuleli Lisesi Destek Komutanlığı’nda yapmış. Yeğen Hasan Durna, acemiliğini İzmir ve ustalığını Kocaeli’nde, yeğeni Ali Haydar Güner, Ankara’da (Muhafız Alayı), yeğeni Mustafa Güner hem acemilik hem de ustalığını Ankara’da, yeğen Şevki Güner, İstanbul ve Ankara’da, adaş yeğeni Aslan Güner Kütahya ve Ankara’da, yeğeni İbrahim Orhan, Kütahya ve İzmir’de, yeğeni İsmail Güner ise hem acemilik hem de ustalığını İzmir’de yapmış.

SAYGUN’UN DA YAKINLARI RAHAT YERLERDE
Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Ergin Saygun’un oğlu Tolga Saygun kısa dönem yaptığı askerliğini İstanbul Piyade Okulu ve Ankara’da tamamlamış.

KORGENERALLER GÜNER, UĞURLU VE MEMİŞOĞLU 4’ER KİŞİYLE LİSTEDE
Korgeneral Hayri Güner’in oğlu Tolga Güner, askerliğini İstanbul’da kısa dönem olarak yapmış. Hayri Paşa’nın damadı Oğuz Küçükseyhan ve yeğeni Onur Güner’de askerliklerini Ankara’da tamamlamışlar. Diğer yeğeni Koray Güner ise İzmir ve Kocaeli’nde askerliğini yapmış. Korgeneral Hasan Memişoğlu’nun oğlu Mehmet de askerliğini Ankara’da kısa dönem olarak yaparken, yeğeni Cem Kunt’lar ise İzmir’de tamamlamış. Diğer yeğeni Muzaffer Memişoğlu da askerliğini Kocaeli’de yapmış.

Şemdinli iddianamesinde adı geçen Korgeneral Selahattin Uğurlu da dört isimle listede. Oğlu Timuçin Uğurlu, Samsun Sıhhiye Okulu ve Ankara İlaç fabrikasında, diğer oğlu Burçin Uğurlu, İstanbul Piyade Okulu ve yine İstanbul Levazım Okulunda, yeğeni Haydar Okay Uğurlu, İzmir Ulaştırma okulu ve Maltepe Askeri Lisesi’nde, diğer yeğeni Saydam Caner ise İzmir İstihkâm Okulu ve İstanbul’da askerlik yapmışlar.

TÜMGENERAL AHMET YAVUZ: 4 AKRABA
Tümgeneral Ahmet Yavuz’un dört isim ve iki çürükle bu listede özel bir yeri var. Yavuz’un hem oğlu Çetin Mert Yavuz hem de yeğeni Buğra Selim Ölçen çürük raporu ile askerlikten muaf tutulmuş. Generalin bir başka oğlu olan Mehmet Selim Yavuz ise acemiliğini İstanbul’da usta askerliğini ise Tekirdağ’da yapmış. Şemdinli iddianamesinde adı geçen Yavuz Paşa’nın bir başka yeğeni olan Melih Yavuz ise acemiliğini Antalya’da ustalığını ise Ankara Muhafız Alayı’nda yapmış.

aktifhaber

Çorlu Belediye Başkanı Altan Ersin'e 5 yıl hapis
14:55 - 20 Haziran 2008'de Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gerçekleştirilen operasyonda gözaltına alınarak tutuklanan Çorlu Belediye Başkanı Altan Ersin, başkan yardımcıları Hüseyin Alan ve Soner Demir ile İmar Müdürü Nurten Genç'in Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmalarına devam edildi. Mahkeme heyeti sanıkların ayrı ayrı 6'şar yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verdi. Heyet duruşmadaki iyi halleri nedeniyle sanıkların cezalarını 1/6 oranında indirerek 5'er yıl hapisle cezalandırılmalarına karar verdi. 15.04.2009 TEKİRDAĞ
netgazete

Jandarma AKP'li Belediyeyi Bastı
09 Nisan 2009 10:22

Jandarma geçen dönem de AKP'de olan bu seçimde de AKP'nin aldığı Beylikdüzü Belediyesi'ni bastı. Çok sayıda kişi gözaltında...

Jandarma Beylikdüzü Belediyesi'nde arama yapıyor... Eski Belediye Başkanı Vehbi Orakçı gözaltında...

Jandarma sabah saatlerinde Beylikdüzü Belediye'sine baskın yaptı. Şu an belediye binasında arama yapılıyor. Yapılan operasyonda aralarında, Beylikdüzü eski Belediye Başkanı Vehbi Orakçı'nın da bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.
Orakçı, bir önceki yerel seçimlerde AKP'den aday olarak seçimi kazanmış, 29 Mart Yerel Seçimleri'nde aday gösterilmeyince AKP'den istifa edip, bağımsız aday olarak seçime katılmıştı. Beylikdüzü Belediyesi'ni 29 Mart'ta AKP'li aday kazanmıştı...

aktifhaber

Eski Başkan Orakçı, rüşvet ve yolsuzlukla suçlanıyor
14:30 - İstanbul İl Jandarma Komutanlığınca yapılan istihbarî çalışmalar sonucu, Eski Beylikdüzü Belediye Başkanı Vehbi Orakçı ile belediyede görevli müdürlerin de aralarında bulunduğu 24 şüphelinin, Beylikdüzü Belediyesi ve yan kuruluşu olan Beyaş Turizm Sağlık İnşaat A.Ş'de "İhaleye fesat karıştırmak", "Rüşvet almak", "Görev ve unvanı kötüye kullanmak suretiyle haksız kazanç elde ettikleri" tespit edildi. Operasyonlarda Orakçı ile 24 kişi gözaltına alınırken, muhtelif çaplarda 5 tabanca, 277 tabanca fişeği, bol miktarda doküman ve belge, sahte kredi kartları, kaşeler ve avukat tanıtım kartları da ele geçirilmişti. 13.04.2009 İSTANBUL netgazete


Ankara'da İlçe Seçim Müdürü rüşvetten tutuklandı
18:25 - "Bir muhtar adayının seçim sonuçlarına itirazını değerlendirmek için 5 bin TL rüşvet aldığı" iddiasıyla gö zaltına alınan Yenimahalle İlçe Seçim Kurulu Müdürü A.Ç. tutuklandı. Cumhuriyet Savcısı Mehmet Cihan Kısa'nın ifadesini aldığı ve tutuklanmas ı talebiyle mahkemeye sevk ettiği A.Ç, Ankara Nöbetçi 9. Sulh Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkarıldı. 07.04.2009 ANKARA netgazete

3 doktor, sahte sağlık raporundan gözaltına alındı
18:00 - Batman Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, usulsüz sağlık raporu düzenlendiği ihbarı üzerine başlatılan operasyon kapsamında aralarında 3 doktorun da bulunduğu 14 kişiyi gözaltına aldı. Zanlıların polisteki sorgusu sürüyor. 08.04.2009 BATMAN netgazete


Başbuğ'dan Balbay'a "LÜTFEN"
27 Mart 2009 08:42İddianameye göre Mustafa Balbay ile Org. İlker Başbuğ arasında ilginç diyaloglar geçiyor. İşte Başbuğ'un "Lütfen Mustafa Lütfen" dediği o diyalog..

Ergenekon davasının 2. iddianamesinde, bir süre önce gündeme bomba gibi düşen Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay'ın günlüklerine geniş yer verildi.

En ilginç bölümlerden birini de 6 Ocak 2004 tarihinde Cumhuriyet'te yer alan "Asker Annan Planı'na çekinceler koydu" haberi üzerine yapılan ilginç görüşmenin notları oluşturuyor.

Günlükte "9 Ocak Cuma Genelkurmay 2. Başkanı Org. İlker B.'la görüşme" başlığı altında yer alan metinde, Başbuğ, "Biz öne çıkmak istemiyoruz. Sen bizi tuttun manşetlere çıkardın" diyor. Başbuğ, ardından da "Sormamam gerek ama bu bizim için çok önemli. Bir kaçak var. İçimizde bir durum var. Bunu bulmamız lazım. Bize yardımcı olun. Size bu belgeleri kim verdi" diye soruyor.

YANITSIZ KALANSORU

Balbay yanıt vermeyince, Başbuğ, "Mustafa size bunu veren, bakarsınız casusluk yapar, başkalarıyla da temas kurar... Bizim bunu mutlaka bulmamız lazım. Lütfen bize yardımcı ol. Bak, lütfen diyorum sana" diyor. Balbay, Başbuğ'un, "Mustafa bak biz nasıl diyeyim kıvranıyoruz, bunu veren üniformalı mı?" sorusu üzerine, "Sayın Başbuğ bu çalışma bu karargahta yapıldığına göre, size ne diyeyim... Şimdi tutup, Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden biri verdi mi diyeyim?" diyor.
aktifhaber

Nusaybin'de 1'i astsubay 4 kaçakçı tutuklandı
10:50 - Mardin'in Nusaybin ilçesinde bir ihbarı değerlendire Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi ekipleri, Cizre-Nusaybin kara yolunda bir otomobilde arama yaptı. Otomobilde, gümrük kaçağı olduğu belirlenen bin 22 karton sigara ele geçirildi. Otomobilde bulunan, Cizre Jandarma Komutanlığında görevli astsubay A.T. ile Z.B, S.B. ve A.D. gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen 4 kişi, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. 04.04.2009 NUSAYBİN - netgazete


Vali Yardımcısı-Kaymakam çetecilikten mahkemede
14:30 - İzmir'in Buca ilçesi Kaynaklar beldesinde geçen yıl Temmuz ayında düzenlenen operasyona ilişkin aralarında eski Kaynaklar Belediye Başkanı Mustafa Karagülmez, eski Vali Yardımcısı Halis Peker ve Buca Kaymakamı Mehmet Taşdöğen'in de aralarında bulunduğu 7'si tutuklu 55 sanığın yargılanmalarına başlandı. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya 7'si tutuklu 49 sanık katıldı. Duruşmanın sabahki bölümünde 20 kadar tutuklunun ifadesi alındı. Öğleden sonraki bölümündeyse, aralarında Kaymakam Mehmet Taşdöğen'in de bulunduğu diğer sanıkların ifadeleri alınıyor. 03.04.2009 İZMİR netgazete

Rüşvet ve ihaleye fesat karıştırmakla suçlandı! Dalaman'da seçimi kaybeden başkan tutuklandı

03 Nisan 2009 Muğla'nın Dalaman ilçesinde jandarma ekiplerince düzenlenen operasyonda gözaltına alınan, aralarında eski Dalaman Belediye Başkanı Beyhan Korkut ve eski İl Genel Meclisi Üyesi Habil Uslu'nun da bulunduğu 18 kişiden 12'si tutuklandı.
Muğla Jandarma Komutanlığı ekiplerinin yaklaşık 1 yıldır yaptığı istihbarat çalışmasının ardından Dalaman'da 4 gü n önce 20 adrese eş zamanlı düzenlenen, "Dalga" adı verilen operasyon kapsamında ihaleye fesat karıştırdığı, zimmet ve rüşvet suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alınan AK Partili eski Dalaman Belediye Başkanı Beyhan Korkut, AK Parti eski İl Genel Meclis Üyesi Habil Uslu, eski Belediye Başkan Yardımcısı Güler F., eski Dalaman Belediye Meclisi Üyesi F.İ, Dalaman Belediyesi çalışanı 8 kişi ile 7 müteahhidin Dalaman Jandarma Komutanlığındaki ifade işlemleri dün akşam tamamlandı.
F.i'nin jandarmadaki işlemlerin ardından serbest bırakıldığı, diğer 17 kişinin Dalaman Adliyesine sevk edildiği bildirildi.
Savcılıktaki ifade işlemlerinin ardından tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edilen eski Dalaman Belediye Başkanı Beyhan Korkut ile AK Parti eski İl Genel Meclisi Üyesi Habil Uslu'nun da aralarında bulunduğu 17 kişiden 12'si tutuklandı. 5'i tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
netgazete

Devleti 1 milyon TL soymaktan zanlı 7 kişi tutuklandı
15:30 - Tekirdağ'ın Saray ilçesinde doğrudan gelir desteği almak için "ölmüş kişi üzerinden sahte kira sözleşmesi düzenledikleri, imara açılarak tarla vasfından çıkmış araziyi tarla, ekilmemiş araziyi de 'ekili' göstermek kaydıyla destekleme primi yüksek olan ürün üzerinden evrak hazırladıkları ve bu yolla devleti yaklaşık 1 milyon TL zarara uğrattıkları" gerekçesiyle gözaltına alınan 16 kişi, emniyetteki sorgularının ardından Saray Adliyesine getirildi. Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesi alınan zanlılar mahkemeye sevk edildi. Avukat S.A, 1 mühendis ve 5 zanlı tutuklanarak cezaevine gönderildi. 01.04.2009 TEKİRDAĞ netgazete

Çalışmayana 5 Bin TL Maaş
04 Nisan 2009 15:08

Isparta'nın seçimi kaybeden AKP'li Belediye Başkanı Balaman, hiç çalışmadığı halde bazı kişilere 5 bin TL maaş bağlamış.

Isparta Belediye Başkanı Yusuf Ziya Günaydın, ilk planda 8 bin liraya kadar aylık geliri olanların ücretini bin 800 liraya indirdiklerini, hiç çalışmadığı halde 5 bin TL maaş alanların olduğunu tespit ettiklerini kaydetti.

Günaydın, 'hasar tespit komisyonu' kuracaklarını, komisyonun vereceği raporlar doğrultusunda belediyenin borçlarını kamuoyuna açıklayacaklarını kaydetti. Günaydın, "Kasada 1 lira bırakılmamış. Bırakın para bırakmayı Vakıfbank'tan belediye adına 1 milyon lira kredi kullanılmış.

Sadece SSK'ya borç 50 milyonun üzerinde. Tasarrufa gitmek zorundayız. Yüzlerce kişiye yüksek maaş verildiğini gördüm. Örneğin Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünde 36 personel çalışıyor. Ben bu personelle Türkiye'nin Başbakanlık Basın Müşavirliğini idare ederim." dedi.
Yusuf Ziya Günaydın esas hasar ve kaybın komisyonun yapacağı çalışma sonunda belli olacağını ifade ederek,

"Sayın Valimizden de bu konuda yardım istedik. Gerekirse uzman kişi verecek. Üniversiteden, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi'nden öğretim üyelerimiz görev yapacak. Ciddi bir tespit yapacağız." diye konuştu.

aktifhaber

İlâç parası-muayene sahteciliği: 22 kişi tutuklandı
14:30 - Hakkâri'de faaliyet gösteren bazı özel sağlık kurumları ve eczanelerin düzenledikleri sahte sağlık masraf belgeleri Hakkari Defterdarlığı Muhasebe Müdürlüğü'ne gönderildi. Usulsüz olarak sahte belge düzenleyerek maddi çıkar sağlamak suretiyle devleti zarara uğrattıkları iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında aranan N.S'nin Karaman'da, T.S'nin ise İzmir'de gözaltına alındığı belirtildi. Karaman'daki işlemlerinin ardından Hakkari'ye getirilen N.S, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. T.S. ise İzmir'deki işlemlerinin ardından sevk edildiği mahkemece aynı ilde tutuklandı. 06.04.2009 VAN netgazete

Doktor ve eczacılar, dolandırıcılıktan gözaltında
12:30 - Çanakkale'de, bir ihbarı değerlendiren Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne bağlı ekipler, kentteki bazı doktor ve eczacıların ev ve iş yerleri ile ecza depolarını aradı. Aramalarda, bazı ilaç kupürleri ile reçetelere el kondu. Yetkililer, aralarında doktor ve eczacıların da bulunduğu yaklaşık 30 kişinin "örgüt halinde nitelikli dolandırıcılık" olayına karıştığı gerekçesiyle gözaltına alındığını kaydettiler. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor. 19.04.2009 ÇANAKKALE netgazete

Çıkış yasağı olanlar 8 bin avroya AB'ye gidiyormuş
13:40 - İstanbul'da yurt dışına çıkış yasağı bulunan kişilere sahte belge temin ettiği öne sürülen 8 kişilik şebeke, düzenlenen operasyonla çökertildi. Fizik mühendisi Hüseyin D. liderliğindeki şebekenin, hazırladıkları sahte evrakları kimlik bilgilerine ulaştığı vatandaşların adına düzenledikleri tespit edildi. Operasyonda, pasaport şubesinde çalıştıktan sonra başka bir yere atanan polis memuru Murat Y.'nin de şebeke ile çalıştığı ve her işlem için 3 bin lira aldığı belirlendi. Sadece fotoğrafını veren ve bir daha geri dönmemek üzere AB ülkelerine gitmek isteyen kişilerden, şebekenin 6 bin ila 8 bin euro arasında para aldığı tespit edildi. 20.04.2009 İSTANBUL netgazete

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah küplere bindi


21 Nisan 2009 - Emniyetteki skandal, Şükrü Balcı Polis Meslek Yüksek Okul Müdürü, 1’inci Sınıf Emniyet Müdürü Yüksel Çarhacıoğlu’nun imzasıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü makamına 5 Şubat 2009 tarihinde gönderilen bir üst yazıyla ortaya çıktı. Vatan gazetesinin haberine göre; gönderilen yazıda, Okulun Destek Hizmetleri Şube Müdürlüğü Ulaştırma Büro Amirliği hizmetlerinde de kullanılan 1002070223046887 numaralı Kartlı Geçiş Sistemi (KGS) kartı 24 Aralık 2007 tarihinde yüksek okulda görevli 286602 sicil sayılı Vedat Bulut tarafından kaybedildiği belirtildi.

BANKADAN KARTIN BLOKE EDİLMESİ İSTENDİ
Bunun üzerine aynı gün Bakırköy Ziraat Bankası Şubesi’ne 638 sayılı yazı ile durum bildirilerek kartın bloke edilmesi istendiği dile getirildi. Ardından bankanın bu talebi değerlendirerek aynı gün kartı ve kartın hesabında bulunan 573,20 TL parayı bloke ettiği bildirildi.

KARTIN PARASI 1 YIL ÖNCE EMNİYET MÜDÜRÜ TARAFINDAN ÇEKİLMİŞ
Kaybolan kartın yenisinin çıkartılması ve eski kartta bulunan paranın yenisine aktarılması için 20 Ocak 2009 tarihinde bankaya müracaat edildiği yazıda anlatıldı. Müracaat üzerine bankadan, kart hesabında bulunan paranın 14 Mart 2008 tarihinde 122276 sicil sayılı 4’üncü sınıf Emniyet Müdürü Lütfi Koca tarafından Ziraat Bankası Küçükbakkalköy Şubesi’nden çekildiği cevabını aldıkları kaydedildi.

OLAY ORTAYA ÇIKINCA 1 YIL SONRA PARAYI TEKRAR YATIRDI
Banka ile daha sonra yapılan görüşmelerde kartta bulunan paranın 2 Şubat 2009 tarihinde aynı kişi tarafından 553 TL olarak okulun hesabına tekrar yatırıldığı bildirildi. Bu yazı üzerine İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın çılgına döndüğü öğrenildi. Cerrah, polis müfettişi görevlendirerek Sultanbeyli İlçe Emniyet Müdürü Lütfi Koca hakkında idari soruşturma başlatılması talimatı verdi. Ayrıca, olayla ilgili Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nca da adli soruşturma başlatıldı.

YETKİ BELGESİ OLMAYAN İŞLEM YAPAMAZ
Öte yandan, Şükrü Balcı Meslek Yüksek Okulu’nun kullanımında olan KGS kartı ile ilgili işlemleri, sadece okuldan yetki belgesi olan kişiler yürütebiliyor. Bu nedenle işlemleri gerçekleştiren banka görevlisinin ifadesine başvuruldu. Adı açıklanmayan banka görevlisinin, olay günü söz konusu kişiden yetki belgesi istediğini, ancak kişinin üst düzey emniyet müdürü olması dolayısıyla ısrarlarına dayanamayarak ödemeyi yaptığını söyledi. Bu hatasından dolayı banka görevlisi, şube içerisinde başka bir göreve kaydırıldı.

netgazete

4'ü doktor 50 kişi, devleti 1 milyon TL dolandırmış
16:00 - Diyarbakır'da usulsüz reçete hazırlayarak devleti zarara uğrattıkları iddiasıyla 4'ü doktor 50 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren İl Jandarma Komutanlığına bağlı ekipler, Diyarbakır merkez ile Dicle ve Hani ilçelerinde toplam 19 eczaneye operasyon düzenledi. Yetkililer operasyonda 4'ü doktor, 6'sı eczacı, 12'si eczacı kalfası ve 28'i karne sahibi olmak üzere toplam 50 kişinin gözaltına alındığını söyledi. 22.04.2009 DİYARBAKIR netgazete

İŞTE DIŞİŞLERİNİ SARSAN TAM LİSTE
28 Nisan 2009 08:04

Ergenekon'un Dışişleri Listesi'nin açık isimlerle tam dökümü internete düştü.

Geçtiğimiz hafta gazetelere yansıyan, Ergenekon'un Dışişleri Bakanlığı'nda yaptığı fişleme ortalığı karıştırmıştı.

Emekli Orgeneral Eruygur’un orduevindeki ofisinde ele geçirilen belgeler arasında yer alan “Dışişleri 1.xls” isimli dosyanın bir bölümü gazetelere yansımıştı.

Dışişleri Bakanlığı'nda gündemin bir numarası haline gelen ve herkesin kendi ismini araştırdığı liste internet ortamına düştü. Gazetelerde lisdede 105 diplomatın isminin bulunduğu belirtiliyordu. Ancak video paylaşım sitelerine düşen listede 75 isim var.

Video paylaşım sitesi Dailymotion.com'a düşen listede toplam 75 üst düzey diplomatın Ergenekon tarafından yapılan "kullanılabilir, kullanılamaz, bizim adamımız, kadın sorunu var, içki sorunu var" gibi fişleme notları var.

İşte Dışişleri Bakanlığı'nda mailden maile forwardlanan o video:

http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=219654

Aktifhaber

VATANDAŞ DIŞİŞLERİNİ TARTIŞIYOR

bu isimler..fatih
bu isimler,tunç dur,deha dır...garip isimler abi...
28 Nisan 2009 Salı 08:36
siz hala ordamısınızATAM
İPRETLE İZLİYORUM NE OLACAK DİYE DAHA KANITLANMIŞ BİR SUÇ YOK HERŞEY TELEFON DİNLEME VE GİZLİ TANIKLA DEVAM EDEN DAVA HAYRET EDİYORUM SONUNU DİĞER YANDA GİZLİ TANIK TELEFON KAYITLARINI BİRAK GÖRSEL OLARAK TVLERDE MEYDANLARDA VATANI BÖLÜYOR KONUŞMALRI YAPANLAR ARABALARLA CEPHANE TAŞIYANLAR GÖZÜMÜZÜN İÇİNİ BAKARAK ŞŞEREFSİZ APOYA SAYIN DİYENLER KÜRDİSTANCIKLARINI KURCAZ DİYENLER ORTADALAR AMA ATATÜRK YOLUNA ÖLÜRÜM DİYENLER İÇERDE ELBET BUNLAR ANLAŞILIR GERCEK VATAN HAİNLERİ DIŞARDA MEYDANLARDA.
28 Nisan 2009 Salı 08:42
yüksekali
isimleri neden garip biliyormusunuz onların bir çoğu türk değil hani bir dizi vardı deli yürek orda bir söz vardı diziler yalan olabilir ama o söz çok doğru bu millete ihanet türk olamaz bmutlaka bir bozukluk vardır diyordu bunların bir çoğu ihanet şebekesinde de olunca isimlerinin garip olması gayet doğal
28 Nisan 2009 Salı 08:58
Başkış AçısıErgin
Yazıklar olsun size. Demek ki en ufak birşeyde ülkenizi satarsınız. Nalet olsun içinizdeki makam, mevki ve ergenekon aşkına....
28 Nisan 2009 Salı 09:03
anadolu çocuğu unutunmurat soylu
isimlerin yüzde doksanı ya birilerin oğlu yada birilerin damadı babadan oğula geçiyor ve bu adamlar en lüks hayatı yaşıyor ne liyakat var nede beceri bizde boşyere çalışalım kpss ye unutun artık
28 Nisan 2009 Salı 09:06
İBRETLE İZLİYORUZTEMUÇİN
BÖLÜCÜLER ,APOCULAR,DIŞARDA ATATÜRKÜN YOLUNDA ÖLÜRÜM DİYEN VATANSEVERLER İÇERDE DİYE YAZI YAZANLARI BİZDE İBRETLE İZLİYORUZ, O APOCUKLARI O SÖZDE VATANSEVERLERİNİZ KURDURDU ,HİZBULLAHCIKLARINIZI DA O SAHTE ATATÜRKÇÜLERİNİZ KURDURDU ,BU AKILSIZ BAŞINIZLA DEVAM ETMENİZİ BİZDE İBRETLE İZLİYORUZ. DEVRİMCİ KARARGAHLANINIZI DA İBRETLE İZLİYORUZ CHE SİMGESİNİ KOYUYORLAR, CHE HALKI İÇİN SAVAŞTI, BUNLAR BARONLARIN TETİKÇİSİ ,HALA BUNLARI ANLAYAMAYANLARIN AKILSIZLIKLARINI DA İBRETLE İZLİYORUZ.
28 Nisan 2009 Salı 09:12
bu bölükbaşı kim?yozgatlı
BEN BU BÖLÜKBAŞI SOYADINI BİRYERDEN HATIRLIYORUM MHP'NİN YÖNETİCİLERİNDEN BİRİ DEĞİL MİYDİ?
28 Nisan 2009 Salı 09:15
atam rumuzuyla yazan ....Ali Rıza
ETÖ dışişlerine el uzatmış ve bu isimlerden bir çoğunu çok iyi biliyorum. Elimde belge bile var. Abdullah Gül ün imzasını taklit etmişler ve bende suç duyurusunda bulundum. 25 yıllık müstahdemi bile DİPLOMAT olarak atadılar.
28 Nisan 2009 Salı 09:19
Milletin eli kolu bağlanmış...Kapkara Türk
kpssye hazırlandığım dönemlerde hep kazanmak istemişimdir dışişlerinin sınavlarını ama hep de beyaz olmadığım gelmiştir aklıma sonra da demişimdir ki tüküreyim böyle işin içine çek git yurt dışına orda demokrasiyle başkalarının hak ve hakikatleri kollayan kanunlaıyla yaşa...ama sonra yok dedim bu vatan bizim gidecekse işte bunlar gidecek bu memleketten hem de kaçarak gidecekler...
28 Nisan 2009 Salı 09:28
Dıişlerinde Ergenekon yapılanması yakalandıDragoman
Dışişleri bakanlığındaki Ergenekon yapılanamsı bu şekilde açığa çıktı. Bu bilgileri içerde derleyen kim? BK rumuzuyla adıgeçen kişi Bahadır Kaleli dir. Çok yararlı bilgiler sağlamış.
28 Nisan 2009 Salı 09:29
.bay x
Jitem dağıtılsın......
28 Nisan 2009 Salı 09:46
Bu notlar üstüne Ergenekon yapılanmasından söz etmek insafsızlıkAhmet Çelik
Bu notlar üstüne Ergenekon yapılanmasından söz etmek insafsızlıktır. Öncelikle irtibata geçildi diyen ne yaptıda irtibata geçti. Ergenekon örgütümüz var gel sende katıl mı dedi. Ya da "abi bu iktidar da memleketi mahvetti gibi geyik çevirdi de" konuştuğu kişi de başını mı salladı. Ben notlardan ismi geçen insanların çoğunun herhangi bir yapılanma içinde olduklarını düşündüklerini sanmıyorum. O yüzden yorumları insaflı yazmak lazım. Ama darbeciliği ispatlanan da temizlensin.
28 Nisan 2009 Salı 09:51
MonşerlerAli Rıza
Kaleli personel başkanlığı yapmış birisi ve personel bilgilerini dışarı sızdırılmış ve bu vahim durumdur. Listede geçen pek çok isimde personelde çalışmıştır. Kurumda hukuka aykırı atamalar yapılmış ve idare ve danıştay da pek çok atama davaları açılmış ve halen devam etmektedir.
28 Nisan 2009 Salı 09:55
dedesine bak torununu alfatyana
SAbih can Kanadoğlu kim çok tanıdk geldi :) santiago büyükelçisiymiş, torun felan heralde
28 Nisan 2009 Salı 10:12
içişleri fişleri neredeeeeetemel
ergenokoncuların asıl destekçileri içislerinde ama nedense onlar hakkında hiç bir bilgi sızmıyor.. içişleri listelerini görmek istiyorummmmm..
28 Nisan 2009 Salı 10:19
Herkese Ergenekoncu demenin bir riskiAhmet Çelik
Herkese Ergenekoncu demenin bir riski de Taha Kıvanç'ın yakınlarda yazdığı gibi "bir suçu suç olmaktan çıkaramıyorsan herkesi ortak et kiş suç olmaktan çıksın" mantığıdır. Bu yüzden ithamda bulunurken çok dikkatli olmak lazım.
28 Nisan 2009 Salı 10:19
monşerlerayhan aca
şu ülkenin haline bak arkadaş.monşer yuvası olmuş gözbebeği bakanlık
28 Nisan 2009 Salı 11:08
monşerler listesideli dumrul
ellerine israil tarafından bir metin veriliyor ve bu monşerler o metni ezberliyor İşteTürkiyenin dış politikası budur bunu bizden iyi yapan yoktur diye yıllardır ülkeyi soydular sattılar ABD deki yahudi Lobilerine Türkiyeyi Mahkum ettiler Şimdi Başbakan onlaraMonşer deyince kızdılar Özellikle çoluk çocukları TV lerde zehir zemperek açıklama yaptılar İyide Başbakan isim vermediki ama onlar nedense üzerlerine aldılar vazifeçıkardılar İşte ETÖ nün monşerleri Yahudi uşakları ülkeyi soyanlar
28 Nisan 2009 Salı 11:12
İsimlere dikizYerli
Yav bu arkadaşların ne biçim ad soyadları var. Gerçekten yoksa bunlar dönme yahudi, ermeni mi? Vay bu ülkenin haline..Yeter ulan çekin bu adamları görevden. Bunları fişleyen şerefsizlerde aynı dölden belli..
28 Nisan 2009 Salı 11:19
ErgeneköncülerMurat Aydın
devlet içinde devlet olan E tipi (ergenekon tipi) yapılanmanın ne boyutlara geldiğinin en güzel örneğidir..
28 Nisan 2009 Salı 11:43
ErgeneköncülerMurat Aydın
devlet içinde devlet olan E tipi (ergenekon tipi) yapılanmanın ne boyutlara geldiğinin en güzel örneğidir..
28 Nisan 2009 Salı 11:43
vay memleketin halinegecelerinşahidi
bizde ülkemizi bağımsız sanıyorduk,bunlarıda vatana hizmet ediyor sanıyorduk,ordumuz vatanı korur sanıyorduk,bir türk dünyaya bedel sanıyorduk.meğer yurdumuzu düşmanlar çoktaaan işgal etmiş,ordumuz teslim olmuş,işgal kuvvetleri paylaşımı bitirmiş,yemişler içmişler,şimdi pispis geğiriyorlar.sanırım yine iş helal süt emmiş vatan evlatlarına düştü yine(Akp ye ülkeyi sattı diyenlere bakarmısınız)kurtuşul savaşını tekrar veriyoruz.gazamız mübarek olsun
28 Nisan 2009 Salı 11:59
Ne olacak şimdi?Mengli Giray
Bunlar ortaya çıkıyor çıkmasına da, sonra ne oluyor? Bu adamlar hakettikleri muameleyi görüyorlar mı? Ne gibi cezalar alıyorlar. Bunları kamuoyunun bilmesi gerekmez mi? Bizim ödediğimiz vergilerle beslenen bu insanları devlet, hala beslemeye devam ediyor mu? Bunları bilmek istiyorum.
28 Nisan 2009 Salı 12:19
Eruygur un ogluDragoman
Vatan hainleri bunlarin hepsi. Yargi Ergenekon'a hizmet eden bu memurlardan hesap sorsun. Monserler cetesi ile Ergenekon cetesinin omuz omuza oldugu anlasildi.
28 Nisan 2009 Salı 12:41
Önceki isim listeleri ne olduAyhan
Daha öncede MİT in hazırladığı isim listesi vardı. Hazırlanan listenin SAÇMA olduğunu bunu imzalayan eski MİT müsteşarı Atasagun söyledi. Böylece en güvenilir görülen bu isim listesinin uyduruk olduğu ortaya çıktı. Şimdide dışışleri ile ilgili isim listesi ortaya atılıyor. Türkiyenin en güvenilir kuruluşu MİT in hazırladığı Ergenekoncuların isim listesi uyduruk çıkıyorsa Peki bu isim listesinin uyduruk olmadığını nasıl anlayacağız.
28 Nisan 2009 Salı 12:43
sayın bakan sende görmüşündür inşallah bunları..muhammed
bu listeden sonra bu adamlar hala görevlerinde tutulacaksa ilk önce dışışleri bakanı istifa etmeli ve yerine bu ülke sevdalısı bir bakan getirilmelidir.
28 Nisan 2009 Salı 12:49
ETÖ'nün yurtdışı bağlarıkeskin gerçek
Ermenistan ya da Azerbaycanla ilgili iyi bir gelişme olduğunda hemen bir yerden kötü bir olay patlak veriyor ya, alın size işte nedeni burada. ETÖ'nün fişlediği diplomatlar, ETÖ adına ydışında faaliyetler yürütüyorlar. Baron medyasına bilgi akışını kolaylaştırsalar bile kafi zaten. Bunların kökünü kazımak için yargı ve medya içindeki ETÖ yapılanmasını çökertmek gerekiyor.
28 Nisan 2009 Salı 13:07
sağlıkömür
haşere,ve parazitlere karşı dikkatli olunup hemen etkisiz hale getirilmelidir.
28 Nisan 2009 Salı 13:17
aktih habermusti
Bi araştırın bakalım bu listeyi internete kim düşürmüş.O zaman düşürenlerin niyetini anlarız..
28 Nisan 2009 Salı 13:31
Çok Komikmustafa kol
Benzer karşı çalışmaları da cemaat yapmıyor mu?Hiç heyecan yapmayın.Dışişleri tümü ile sağlamdır.Yobazlara geçit yok.
28 Nisan 2009 Salı 13:39
Mustafa kolgS3N
Yobaz ne demek? Aynaya bakman yeterli olacaktır!..Beynini kullanmasını bilmeyen insanlardansın belli ki.
28 Nisan 2009 Salı 13:50
beyazlar fiştekara-türk
yazık şu memleketin haline içim içimi yiyor, burda şu haberi okurken kime küfür edecegimi şaşırıyorum ama sonra düşünüyorum ve kendi kendime diyorum ki; tarih mi vefasız yoksa biz mi haketmiyoruz biz gibi yaşamayı bilemiyorum.Tarihin şahit olduğu şu son 200 yıla şu karanlığın içinden bi fener tutulsa ve herşey aydınlansa artık...
28 Nisan 2009 Salı 13:58
İnşallahyurttaş
Gün gelir diplomatlarımız,Üniversitelerimiz,Üniformalı üniformasız bürokratlarımız,Yargımız,Tübitakımız asıl sahiplerine teslimle beyazların ve kriptoluların arkalarında tuttukları baascılardan kurtulur
28 Nisan 2009 Salı 14:24
asker mit polis kisaca DEVLETali demir
Arkadaslar rahat olun 5000 yillik türk devleti ayaga kalkiyor..temizlik karari alindi..devlet temizlik yapiyor..sagcisi solcusu türk kürt alevi sünni farketmez.hepsi beraber ne jadar kukla ve ihanet sebekesine calisan varsa desifre ediyor
28 Nisan 2009 Salı 14:36
gS3Nmustafa kol
Adı fizik formülüne benzeyen arkadaş bana 'Yobaz' ne demek diye sormuş.Cevap veriyorum:Şu anda Türkiye'yi yöneten zihniyet ve onu destekleyen cemaatlerin ortak tanımı.Bazı yerleri bir türlü ele geçirememek insanı sinirli yapar.RTE de;'Monşerler' diye sataşıyor,ondandır. Ha!Bir de Ordu var.Tek tük sızdırdıklarını da,Ordu burnundan yakalayıp kapı önüne koyuyor.Çok üzüleceksiniz çoook.
28 Nisan 2009 Salı 14:39
"SABİH CAN KANADOĞLU,CEMAL ERTEKİN
Görevi: Santiago Büykelçiliği. İşe Girişinde gereken destek sağlandı." diye yazmışlar Ergenekoncular. Kimdir acaba bu zat? 367 Sabih ile bir bağlantısı varmıdır? Bilmeyenler için hatırlatalım. Sabih'in iki çocuğundan birisinin kocası Eski Cumbaba A.N.Sezer tarafından Pamukkaleye rektör yapıldı. Hala orada görevli. Diğeri ise İstanbul, Hukuk Fak. Anayasa kürsünde görevli bir hoca. Bileklerinin hakkıyla oralara gelseydiler hiç bir şey demeyecektim ama işin içinde olduğum için gayet iyi biliyorum ki kazın ayağı hiçte öyle değil. Görün ey halkım; bunların cocukları yakınları nasıl arkalarından desteklenip bir yerlere getiriliyor ve sonra da başımıza bela ediliyor.
28 Nisan 2009 Salı 15:07
gs3n okusun diye - 1Kemal
gs3n'e cevabımdır: Yobazlığın tarifini hakkında Zat-ı Alinizin aydınlatılmasını teminen aşağıda maruz satırları günde 3 öğün okuyunuz Monşer! Bir mensup olarak, Bakanlığa yıllardan beri kan kusturan 'faşist' çıkar şebekesinin (ki biz mafya deriz) gücünü aldığı kaynağın deşifre olmasından çok mutluyuz. Sonunda suçüstü yakalandılar. Bu kurum saygın bir kurum olması gerekirken bu çıkar şebekesi tarafından yıllarca kullanıldı, usulsüzlükler örtüldü, kanuna aykırı işlemler yapıldı.
28 Nisan 2009 Salı 15:21
gs3n okusun diye - 2Kemal
Kunuşan, bu usulsüzlüklere karşı duran memurlar, çetenin formatına uymayan memurlar yıllarca ezildi, terfi etirilmedi, tayinleri engellendi, kötü yerlere gönderildiler hep, sürüldüler. Dışardan faklı görünen bu kurumun içi oldukça pis, bırakın da birader temizlensin. Bütün bunları 'cemaatler sızmaya çalışıyor' diye göstermeye çalışmak 'yobazlığın dik alasıdır'. Başka bir müşkilatınız olursa haberin edin mutlaka.
28 Nisan 2009 Salı 15:28
Sabih Can KanadogluDe facto diplomat
Cemal Ertekin'e cevap: Sabih Can Kanadoglu, Sabih Kanadoglunun ogludur..
28 Nisan 2009 Salı 15:32
Dul kadının kesesi hakkında doğaçlamaFatin Rüştü
Muhterem Biraderlerim, Maaşlarınızı dul kadının kesesinden değil bu çilekeş halkın vergilerinden alıyorsunuz. Bu güzide kurumun temizlenmesine yardımcı olmanız gerekirken çetelere teslim olmuşsunuz. Her ne kadar Bakan soruşturma izni vermese de, kurum için uzulsüzlükler hakkında savcılıklara suç duyuruları yapmanın zamanı gelmiştir.
28 Nisan 2009 Salı 15:42
Taklid imzaOnur
Bakanlık eski mensuplarından birisi zamanında Bakan görevinde bulunan Sayın A. Gül'ün yerine bir Komisyon Kararına sahte imza atıldığını ortaya çıkardı. Bu memurun Ankara Cumhuriyet Bassavcılığına suc duyurusunda bulunduğunu gazetelerden öğrendik. Bu sahte imzayı atanın kimliği Bakanlık içinde bilinmektedir. Merak edilen şu: Sayın Bakan soruşturma izni verecek mi? Yoksa bir bayan memura cinsel tacizde bulunan büyükelçi hakkında yapılan suç duyurusu gibi red mi edilecek?
28 Nisan 2009 Salı 15:58
enterestingyavuz tuna
Yahu bu isimleri sayılan arkadaşların bir kısmının ne ilginç soyadları var: Aran, etensel, angılı, poroy, samsar, lütem, rende, umruk, ekeman, enç, ökem.. ilk etapta dikkatimi çekenler.Türk olduklarını bilmesem, yabancı falan diyesim geliyor ya neyse.Dişişlerinde herhalde yabancı yada yabancı kaynaklı kişiler çalışmıyordur herhalde...
28 Nisan 2009 Salı 16:13
Hesap günü...Erhan Keskin
Şehidimizin kanında, günahsız yetimlerinin ahında, biricik eşinin feryadında hepinizin payı var, hepinizin... Siz Ergenekoncular, siz Ergenekonu hafife alanlar, siz ağzını her açtığında bu ihanet şebekesinin kalleş üyelerini vatanseverler diye takdim edenler, ve siz gaflet içinde olan biteni algılayamayıp "yazık, saygıdeğer insanları hapse atıyorlar" deyip sulandırmaya çalışan aymazlar... Kaldırın elinizi, açın şimdi de, gördünüz mü, şehidimizin kanı ellerinize bulaşmış... Güneydoğuda Ergenekonun taşeronu PKK kurşunuyla toprağa düşen şehitlerimizin kanı daha kurumadan üstelik... Şimdi sakın timsah gözyaşı dökmeyin, zamanı geldiğinde hepinize hesap sorulacak... İnşaallah..
28 Nisan 2009 Salı 16:17
Yavuz Tuna'yaUğur Han
Gerçek vatan evladından yüz bulamazlar çünkü... Elbette böyle tuhaf isimli tuhaf insanlardan destek alacaklar...
28 Nisan 2009 Salı 16:21
Yavuz Tuna'yaYorumcu
Türk olduklarını nereden çıkarıyorsun... Bari isimlerinden anla ne olduklarını!
28 Nisan 2009 Salı 16:25
İntikammmmm.....Hasolar memolar
Dış işleri bakanlığının ve büyük elçilerin eskiden beridir sabataist mason ve dönmelerden oluştuğu bilinmektedxir. Bu ergenekon terör örgütüde bunlardan oluştuğu anlaşılmaktadır. Şimdiye kadar bu millete çektirilen çilelerin hepsi burunlarından fitil fitil getirilmelidir.
28 Nisan 2009 Salı 16:28
Dışişlerinin başıDoğrucu
listede A.E. olarak verilen aydemir erman'ın kısaltılmasıdır. Dış bağlantıları güçlüymüş.Bu ne demek gizli servislerle bağlantıyı bu sağlıyor demek...
28 Nisan 2009 Salı 16:34
suç ve suçlularyağmahasanınbörekçisi
Savcılar sorgulamada, Hakimler yargılamada adil olsun! Suç ve suçluların hamiliği ile Devlet korunmaz. Kağıt üzerinde sorun yok"muş" göstermekle ve pislikleri halı altına süpürmekle ileri gidemiyoruz. Entrikacılık ve yobazlığın adını çağdaşlık koymuşlar. Hakim-Savcı bağımsız olmadan bu pislikler temizlenmez. Hakimler ve Savcılar taraflı oldukları zaman, Türkiye Milyonlarca Euro tazminatı milletin cebinden ödemek zorunda kalıyor. Kararlar TÜRK MİLETİ ADINA verilmeli.
28 Nisan 2009 Salı 16:45
hariciyeAli Rıza
Bir zamanlar bakanlığın kralı levazım başkanı Ercan Vuralhan vardı usulsuz alımlarla milletin parasını çarçur etmişti, şimdi nerelerde acaba. En son istanbulda bir otelde kalıyordu, otel parasını ödemediği için yaka paça dışarı atılmıştı.
28 Nisan 2009 Salı 16:50
yorumlarımHA
En sonunda Dışişlerindeki çete ortaya çıktı. BK kısalması personel dairesi başkanlığı yapmış Bahadır Kaleli'den başkası değil. Ama burda Hasan Göğüş için yazılanlar geçiyor kendisi hakkında oysa gerçek listede yazılan şu: Personel Dairesi Başkanlığı döneminde çok yararlı bilgiler sağladı, Büyükelçiliği desteklenmeli! Demek ki personel hakkında ergenekona bilgi sağlayanlardan birisi de bu kisi. Dışişlerinde ergenekonun başının Baki İlkin olduğu anlaşılıyor.
28 Nisan 2009 Salı 16:58
demoklesin kiliciHasanM
Aydemir Erman devletin bilgisayarini zimmetine geciren kisidir, sorusturma acilmalidir. Uzerlerinde hicbir denetim mekanizmasi olmadigi icin bunlar bu kadar ileri gittiler. Butun usulsuzluklerin hesabi sorulmalidir.
28 Nisan 2009 Salı 17:02
bakan görevini yapmıyorsorgu hakimi
Bakan görevini yapmalı ve bu konuya bulaşanlar aleyhinde idari ve adli soruşturmaların başlatılması için yetkili merci olarak emir vermeli, neyi bekliyor acaba Sayın Bakan...
28 Nisan 2009 Salı 17:03
İnsan kaçakçılığıBalgat Postası
İnsan kaçakçılığına bulaşmış memurlar hakkında soruşturma açılacak mı?
28 Nisan 2009 Salı 17:09
ADD'den yemlenen ÜLKÜ BAŞSOY...emanetçi postacı
ÜLKÜ BAŞSOY adında bir Dışişleri mensubu, Hamburg Başkonsolosu iken, vatandaşlardan alınan posta paralarını makam odasındaki bir kasada biriktirmiş ve hazine hesabına yatırmak yerine, memurluktan ayrılıp milletin parasıyla alster gölü kıyısında bir villa almıştı. Bu şahıs, ADD toplantılarında vatan millet nutukları atıyordu. Bakan bunları niye soruşturmuyor? Tanıklar konuşmaya korkuyorlar. Bakan niye teminat vermiyor, arkalarında durmuyor ve suçlulara göz yumuyor?
28 Nisan 2009 Salı 17:11
SendikacılıkZeki
Öyle bir Bakanlıkta çalışıyoruz ki, birgün beni çağırıp 'sendikaya üye olma geçici görevin çıkmaz, tayine gidemezsin' diye tehdit ettiler. Herkes bu kurumu insan haklarına saygılı bir kurum diye bilir, oysa ergenekona teslim olmuş. Masonlar hakkında Attila ilhan'ın bir yazısını serbest kürsüye geçti diye sürülen memurun olduğu bir kurum haline gelmiş burası. Bu halkın emeğine layık olun efendiler...
28 Nisan 2009 Salı 17:17
SAYIN BAKAN GÖREVİNİZİ YAPIN !!!durumdanvazifeci
Sayın Bakan, Türk milleti adına o koltukta oturuyorsunuz. Yetkiyi size ETÖ vermedi, bu millet verdi. Öyleyse, kimden çekiniyorsunuz? Neden hesap soramıyorsunuz? Yetki sizde iken, atamaya yetkili amir siz iken, ETÖ-fişlemecileri maiyetinizdekilere bir güzel hesap sorabiliyorlar, ama siz ETÖ-fişlemecilerinden hesap soramıyorsunuz. Bu nasıl iştir? Sessiz ve seyirci kalarak, fişçilere pasif himaye mi gösteriyorsunuz. Arkalarında mı duruyorsunuz? Soruşturma izinlerini verseniz, bu işler çoktan çözülürdü?
28 Nisan 2009 Salı 17:23
Ulku BassoyHilmi
Ulku Bassoy'un olayi cete tarafindan kapatildi, zira ceteye uye iseniz, onlara karsi durmuyorsaniz vize de satarsiniz, posta paralarini da cebe indirirsiniz. Otomat paralarinin kayit altina alinmasi da yine bir mensubumuz sayesinde olmustur, yoksa otomat paralari da bunlara viski parasi olacakti.
28 Nisan 2009 Salı 17:26
VizeAli Rıza
2000 dolara vize satan kravatlı ve ünvanlı SÖZDE saygın ve seçkin yobazlara ne zaman dokunulacak. 2000 dolara vize satan şebekeye bangkok polisi suç üstü yaptı ve olaya karışan bazı sözleşmeli personel işlerinden oldu, fakat diplomatik dokunulmazlar ise el üstünde tutuldu. Hiç bir şey olmamış gibi sessiz kaldılar.
28 Nisan 2009 Salı 17:28
haram olsun..Hab
Yıllarca bu kuruma emek veren birisiyim. Bu haberle verdiğim emeklerin kimlerin çıkarına olduğunu gördüm haram olsun!
28 Nisan 2009 Salı 17:28
idare-i maslahat-1emekli
Adına demokrasi, yani en basit tanımıyla "halkın kendi kendisini idaresi" demişiz. Bu neyle olur, katılım ve paylaşımla... eşitlikle, özetle hukukla. Basit bir misal: Bakan'a yazıyorsunuz eline ulaşmıyor. Müsteşar'a yazdığınız da öyle. İşte burada bürokrasinin katılımı, paylaşımı sevmeyen gücü ortaya çıkıyor. Çepeçevre sarmalamış her yeri, adeta haykırıyor "buradayım, güç bende!" diye.
28 Nisan 2009 Salı 17:34
Tayin-terfiyi Bakan mı, ETÖ'mü yapar?okçu
Dışişleri Bakanlığı'nda Bakan teşkilatına ne kadar hakimdir? Memurların tayin ve terfilerinde, Bakanın takdiri mi, yoksa ETÖ fişleri mi etkili oluyor? Bakan imza tayin ve terfisine imza koyduğu memurları kim vasıtasıyla tanıyor? Personel Dairesi vasıtasıyla tabii ki. Ama o daire Bakana değil ETÖ'ye çalışmış. Tayin ve terfi listeleri yeniden gözden geçirilmeli ve memurların fişleri değil, sicilleri esas alınarak tayin-terfi yapılmalı...
28 Nisan 2009 Salı 17:34
cehaletRamones
Ha ha ha, Novorossik Başkonsolusu yazmış cahiller- Novorossiysk olması gerekirdi aslında...fişleme elemanları ilkokul mezunu falan olmalı... güler misin ağlar mısın...
28 Nisan 2009 Salı 17:36
idare-i maslahat-2emekli
Bakınız devletin önem atfedilen kurumlarına. Eskiden bir "hemşehricilik" vardı; şimdilerde babadan oğula, dayıya, kuzene, amcaya... derken işin boyutu daha da küçültüldü ve bu nedenden ötürü daha da rahatlıkla "güç bende" denilebiliyor! Böyle bir tablonunu içerisinde şüphesiz yetmiş milyon insandan eser yoktur. "El ile gelen düğün, dernek" söz konusu olamayacağına göre, idareciden feragat ve büyük düşünmesi de beklenemez! Bakanlık bahçesindeki 'Çağla ve Badem kadar bile degerimiz yok'!
28 Nisan 2009 Salı 17:37
ayyaşlarAli Rıza
İranda sarhoş araba kullanarak iki kadını ezen DİPLOMAT TRAFİK CANAVARINI alelacele kaçırarak, devletin örtülü ödeneğinden 100 bin dolar verip kurtardınız. Milletin 100 bin dolarının hesabını verebilecekmisiniz.
28 Nisan 2009 Salı 17:39
Dışişleri Bakanlığını kim yönetiyor?kontrolör
Dışişleri Bakanlığı'nı Bakan mı yönetiyor, yoksa yönetim fişe takılmış ve otomatiğe mi bağlanmış? Çekin fişi, bitirin işi. Ya Devlet başa, ya samsar, sırtlan, çakal, kuzgun leşe...
28 Nisan 2009 Salı 17:39
Alkolik, kadın düşkünü, TKP-PKK yanlıları, psikolarDış Temsilci
Fişlere bakılırsa; Alkolikler, kadın düşkünleri, psikolojisi bozuklar, TKP yanlıları, PKK yandaşları ve daha neler, neler. Bunları tayin etmiş ve terfi ettirmiş Bakanımız, bu ortaya çıkıyor ve hala soruşturma yok. Milleti yurtdışında temsil edenlere bakınız. Yüzümüzü kızartanlar, şerefimizi beş paralık edenler, kahraman ilan edilmişler.
28 Nisan 2009 Salı 17:43
Editör'eKemal G
Sayın editör'e öneri: bu yorumlar bile başlı başına bir haber kaynağı.
28 Nisan 2009 Salı 17:43
3 milyon kişiyi öldürmek için fişlemişlerayşe eren
böyle dehşet bir komite dünya tarihinde pek görülmemiştir. koskocaman osmanlı imparatorluğunu yıktılar, şimdi de türkiyeyi yıkacaklardı ama devletimiz müdahale etti bunlara.
28 Nisan 2009 Salı 17:48
foyaları ortaya çıktıAlmanya da bir memur
Bakanlık bilgisayar sisteminde serbest kürsü diye bir yer açıp, orada zülfü yare dokunan yazılar yazanları fişleyen faşist idarecilerin kimler olduğunu anladık. Bu dosyayı hazırlayanlara teşekkürler..
28 Nisan 2009 Salı 17:49
Ata binen siyasiler, atı ürkütmüyor.öktem servet
Dışişleri Bakanı olan siyasiler, hariciye atına binmenin avantajını kullanalım istiyorlar ve bindikleri atı küstürmemek adına, göz yumuyorlar. Milletin çıkarları siyasilerin kariyerine peşkeş çekiliyor. Siyasiler, bindikleri atlara hesap soramıyorlar, bindikleri atı ürkütmemek ve kariyerlerini devam ettirmek adına halkın çıkarlarına ihanet edilmesine ses çıkarmıyorlar. Olan, gizli örgötlenmeye dahil olmamış düzgün-dürüst memura oluyor.
28 Nisan 2009 Salı 17:58
hayret..Fatma
Yıllarımızı verdiğimiz bu kurumdaki ergenekon yapılanmasını okuyunca insan ne diyeceğini şaşırıyor. Bu kişilerin hızlı bir şekilde yükselmelerinin, iyi yerlere tayin edilip devamlı kayırılmalarının hikmetini anlamış olduk. Videoda Baki İlkin'in sanki bir danışman, aracı gibi ergenekona hizmet ettiği anlaşılıyor. Yazıklar olsun...!
28 Nisan 2009 Salı 18:10
yardakçılık-1bölge uzmanı
Bakanlıkta usulsüzlüğün bini bir paraymış. Taşkent'te işe alınan sözleşmeli memurun sözleşmesine 400 dolar yazıp memura 400 dolar verirken, Ankara'ya da 800 Dolar yazılmış olan bir sözleşme gönderip Hazine'den gelen 800 Doların 400'ünü memura ödeyip (Memurun merkeze 800 dolarlık sözleşme gittiğinden haberi olmadığı için) kalan 400'ün de keyfi olarak harcanmasında işbirlikçi memurlar, bölge uzmanı oldukları halde hesap işleri ile görevlendiriliyorlar ve örtbastan iyi anladıkları için, kafkasya ve orta asya uzmanı oldukları halde, Nürnberg'e atanıyorlar. Oh, gel keyfim gel! Devlete bak Devlete... Yağlamayın patlayıncaya...
28 Nisan 2009 Salı 18:12
yardakçılık-2bölge uzmanı
Usulsüz kanunsuz işlere ortaklık ve işbirlikçilik edenler bu şekilde ballı-kaymaklı görev yerlerine gönderilirken, örneğin Pretoria'da da sözleşme sahtekarlığına bulaşmak istemeyen memurlar da uyumsuz ve tehlikeli memur olarak fişlenerek derhal merkeze çekiliyorlarmış... Sayın Bakan da mışıl mışıl uyuyormuş ve parti olarak da yolsuzluklarla mücadele sözü vermişmiş...
28 Nisan 2009 Salı 18:24
Tacan İldem'e ne demelienis
Sn. Cumhurbaskanı GÜL bu adamı hangi akla hizmet için köşkte tuttu acaba? Acayip...
28 Nisan 2009 Salı 18:24
yardakçılık-3bölge uzmanı
Bakana bu sahtekarlıklar ihbar ediliyormuş ama, Bakan, Türk milleti adına duruma el koyacağına, önüne sunulan tahrif edilmiş belgelere bakıp hiç soruşturma izni vermiyormuş ve böyle yapınca da milletin hiçbir şeyden haberi omlmayacağını sanıyormuş. Bu ahlaksızlıkları bilenler, tanık olanlar haklarını Bakana helal etmiyorlarmış. Hocalar da, böyle sadece "Bakan"ları şahsi ibadetleri öteki dünyada kurtarmaz diye fetva veriyorlarmış... mış da mış, mışıl, mışıl, Bakan uyurmuş...
28 Nisan 2009 Salı 18:28
fişlerde bakanın rumuzubebecan
ETÖ-fişlemecileri kendi aralarında Bakan'a BEBECAN adını koymuşlar deniliyor. Fişlemecilerin gözünde Bakanın durumunu iyi ortaya koyan bir sözcük doğrusu... Ama bence aslında, bu fişçiler haksızlık etmişler, ahlaksızlara karşı tepkisizliğine bakarak BABACAN deseler daha doğru ve vefalı hareket etmiş olurlardı.
28 Nisan 2009 Salı 18:37
KoskHuseyin
Bu memurlarin koske alinmasi nicin..? Ergenekona casusluk mu yaptiklari?
28 Nisan 2009 Salı 18:40
can sıktıarif
hiç inandırıcılığı kalmadı artık.millet uyandı ergenekon yalanını yutmuyor.
28 Nisan 2009 Salı 19:46
Arif'e tarif gerek!Hakan Tartan
Ne o Arif kardesim, senin de mi ismin var o listede?! Canin mi acidi, oyun bozuldu diye ki, onca olana bitene ragmen Ergenekon' a hala yalan diyorsun?
28 Nisan 2009 Salı 20:10
Arif'e rotasyon gerek..Murat
Arif Washington'dan yazmış. Rotasyon iste Arif rotasyon..!
28 Nisan 2009 Salı 20:30
Latin Amerika'dan sevgilerleOrhan
Bu gözler vatandaşı görünce kaçacak delik arayan monşerler de gördü ipliklerinin pazar çıktığı bugünleri de. hazırlayanların eline sağlık.
28 Nisan 2009 Salı 20:40
yasasin vahsi militarizmyorum yazar
burda ettirildi, desteklendi, desteklenecek falan yaziyor. peki buna kim nasil izin veriyor. yani kadrolasmaya kim goz yumuyor.
28 Nisan 2009 Salı 21:09
yasasin vahsi militarizmyorum yazar
burda ettirildi, desteklendi, desteklenecek falan yaziyor. peki buna kim nasil izin veriyor. yani kadrolasmaya kim goz yumuyor.
28 Nisan 2009 Salı 21:09
bunlar sabataist olmayanlar.dalyan durmaz
bunlar sabataist olmayıp angaje edilmeye çalışılanlar. ama bu tipler aslında sabataist olanlardan daha çok açıkça ve nefret edercesine islama küfreden ve hatta türklere açık açık küfredenlerdir. ben kendim en az beş tane sabatist olanı tanıyorum hemde türkiye aleyhinde çalışan hatta türkleri konsolosluk kapısından kovan. ki zaten en az haftada bir gün kabala(onların kutsal kitabı) okuyorlar ve hergün mezamir (dua kitapları) okuyorlar. ilerde adlarını açıklayabilirim.
28 Nisan 2009 Salı 21:11
fislemeMuhsin
Personel hakkinda butun bilgileri ergenekonculara veren kisiler kim? Bu bilgiler sicil dosyalarindan cikma, bu cok belli. Bu fislemeleri Bakanlik icinde yapanlar kim?
28 Nisan 2009 Salı 21:37
Türk sefiriCem
Birgün beraber çalıştığım misyon şeflerinden birisi 'Türkler cahildir' dedi. Affedersiniz ama burası Türk Büyükelçiliği dedim. Ertesi gün resmi göreve gitmem için bana resmi taşıt verdirtmedi, taksiyle gittim, parasını cebimden ödedim. Bu kişiyi şikayet etsen kimi kime edeceksin, şikayet ettiğin kişi de bunun gibi birisi.
28 Nisan 2009 Salı 21:42
http://www.aktifhaber.com/news_view_comment.php?id=219654

Çatlı'yı Odunla Öldürdük
28 Nisan 2009 07:48

İkinci Ergenekon iddianamesinin dün açıklanan delilleri arasında Abdullah Çatlı'nın öldüğü kazayla ilgili çarpıcı ayrıntılar var.

İkinci Ergenekon iddianamesinin delilleri açıklandı. Gizli tanık Kıskaç, JİTEM'ci bir başçavuşun kendisine "Abdullah Çatlı'nın kazada sadece kolu kırılmıştı. Odunla öldürdük" dediğini iddia etti..

Ergenekon davasının ikinci iddianamesine ilişkin 248 klasörden oluşan ve 2 DVD'ye kaydedilen 70 bin sayfalık ekleri dijital ortama aktarılması işlemi tamamlandı. Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin sanık sayısına göre çoğalttığı DVD'ler dün sanık avukatlarına verildi

Hastanede rüşvet alan polise 40 yıl hapis cezası

22 Mayıs 2009 Eskişehir'de, adli vaka kapsamında hastaneye gelen kişilerden rüşvet aldığı iddiasıyla tutuklu yargılanan polis memuru, 40 yıl hapis cezasına çarptırıldı. netgazete


En son Ekim tarafından Cum May 22, 2009 10:16 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Nis 29, 2009 8:31 pm    Mesaj konusu: Ömer Faruk Eminagaoglu, Alıntıyla Cevap Gönder

Özden Örnek, Ergenekon davasının eklerine giren Darbe Günlükleri'nde, birlikte görev yaptığı iki komutanla ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyor: "Mesleğim bir hırsız ile bir aptalın esiri oldu"

01 Mayıs 2009 Örnek, günlüklerde birlikte görev yaptığı iki komutanla ilgili düşüncelerini anlatıyor. Vatan gazetesinin haberine göre işte dosyadaki o bölümler:

Erdil intihar etmeyi düşünmüş

31 Ağustos 2004

Özden Örnek, Tuzla’da gördüğü İlhami Erdil’in kendisine nasıl dert yandığını şöyle yazıyor: “Tuzla’ya gittik. Eski komutanlardan sadece İlhami Paşa gelmişti. Beni görünce hemen yanıma geldi ve çok üzüntülü dolu gözler ile ”Kardeşim bu işten bıktım ayın dördünde savcı tekrar ifademi alacakmış bana haber göndermiş. Sorgulayacağı konuda Bahri’nin verdiği ifade ile ilgili ve evimi nereden satın aldığım konusu. Benim bir tane evim var. Herkesin kaç tane evi olduğunu hepimiz biliyoruz. Ben çok yıprandım artık dayanamıyorum. Her türlü hastalığa yakalandım. İntihar etmeyi bile düşünüyorum. Beni Heybeliada’ya gömersiniz ve küçük bir tören yaparsınız“ dedi. Onu bu halde görmek gerçekten üzüntü vericiydi. Bahri ile dün olan konuşmamızı kendisine anlattım. Hemen tutumu değişti ve hoşuna gitti. ”

NOT:

Genelkurmay Askeri Mahkemesi tarafından hakkında açılan davada “haksız mal edinme” suçundan 3 yıl hapse mahkum edilen ve bütün askeri terfileri geri alınan Deniz Kuvvetleri eski Komutanı İlhami Erdil, 3 Temmuz 2007’de Tekirdağ Saray Cezaevi’ne konulmuştu. Eski TCK’nın 59. maddesine göre cezası 6’da 1 oranında indirilerek 2 yıl 6 ay olarak kararlaştırılen Erdil, geçtiğimiz yıl Temmuz ayında tahliye olmuştu.

“ERDİL’DEN İLK KEZ 1994’TE KUŞKULANDIM”

29 Kasım 1999

Örnek, İlhami Erdil’in ’şüpheli bazı işler yaptığından “ilk kez 1994 yılında kuşkulandığını da yazıyor:

”Ora. İlhami Erdil’in şüpheli bazı işler yaptığına dair ilk kuşkularım 1994 yılında ben lojistik başkanı iken başladı. Bize gelen bazı ihbarlar sonucu Komutan emri gereğince tüm satınalma komisyonunu dağıtacak şekilde bir planlama içine girmiştik. Per Bşk. Tuğa. Metin Acımuz’a konuyu donanma K. ile görüşmesini bildirdim. Ancak hiç ummadığımız şekilde bir reaksiyon ile karşılaştık. Memnun olacağına komisyon başkanının yerinde kalmasını istedi. O zaman aralarında gizli bir ilişki olmasından kuşkulandım. Bu ilişki hakkında ilk dedikoduları aynı yıl Yzb. Hızarcıoğlu’ndan öğrendim. Donanma Komutanı yapılan ihaleleri adamlarına verdirerek komisyon alıyordu.

“KIZININ CİP’İ VAR!”

“Kızının altında şimdi bir tane jeep var. Şoförünü Yzb. Yalçın Ankara’daki erlerin arasından seçiyor ve bu er yasal olmayan bir şekilde kızına şoförlük yapıyor. Jeep’in Sefer Ulusoy tarafından hediye edildiğini sonradan öğrendim. Şoför erler ise Yıldız lojmanlarının altında kendilerine yapılan yerlerde kalıyorlar.”

ORG. ALPKAYA’NIN KONUŞMASI KAYDEDİLMİŞ

30 Temmuz 2003

30 Temmuz günü Ankara’ya gittik. Kuvvet komutanının ziyaret ederek orduevine geri döndüm. Kendisini ziyaret esnasında havaların sıcak olması ve rutubetten konuştuk. Sonra bana 92 idari soruşturma açtırdığını ve bunlardan 58 adedi için adli soruşturma emri verdiğini anlattı. Herkesin başarı ölçüsü değişik. Geri geldikten bir müddet sonra Albay Belgütay Varımlı’nın geldiğini söylediler. Kendisini kabul ettim ve bana bir ses dosyasının kayıtlı olduğu bir disket verdi. Ses file’da kendisinin Genelkurmay Başkanı (HİLMİ ÖZKÖK) ile 24 Haziran 2003 günü yaptığı bir konuşma var. Daha önce bana söylediklerinin aynısı kayıtlı. Kayıtın içerisinde Bülent Paşa ile 6 Ocak 2003 tarihi 18:00’da buluştuğunu ve bu buluşma için Bülent paşa (Dnz. Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Alpkaya) tarafından kendisinin Deniz Kuvvetlerini binasının en az kullanılan E kapısından gelmesinin istendiğini belirtiliyor.

HIRSIZ VE APTAL

Adeta bir müsabakayı kazanmış gibiydim. Yaşadığım bunca olaydan sonra ulaştığım nokta benim için mutlu sondu. Belki bundan sonra daha çok yorulacaktım ama bahriyeye daha çok şeyler vereceğime inanıyordum. Zavallı mesleğim iki yıl bir hırsızın arkasından iki yıl daha bir aptalın esiri olmuştu. Son dört yılda kaybettiğimiz değerlerin ve maddiyatın bana göre yerine konması çok zordu.

NOT: Özden Örnek’in hırsız olarak itham ettiği ismin Deniz Kuvvetleri eski Komutanı İlhami Erdil, aptal olarak itham ettiği ismin ise Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Alpkaya olduğu anlaşılıyor.

netgazete

EMİN AĞA VE YENİÇAĞ MUHABİRİ


29 Nisan 2009 12:25YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Yeniçağ muhabirine Ergenekon haberi yazdırırken yakalandı...

Adalet Bakanlığı’nın, Eminağaoğlu hakkındaki soruşturma dosyası, YARSAV Başkanı’nın gazetecileri nasıl ‘kullandığını’ ve yönlendirip bilgi sızdırdığını gözler önüne seriyor.

Soruşturma dosyasında YARSAV Başkanı Eminağaoğlu ile ulusalcı çizgide yayın yapan Yeniçağ gazetesi muhabiri arasındaki bir telefon görüşmesine yer veriliyor. Eminağaoğlu, Yeniçağ gazetesi muhabiri Salim Yavaşoğlu’na Ergenekon terör örgütü davasıyla ilgili yönlendirme haber yazdırmış.

Adalet Bakanlığı’nın 'tarafsızlığını ve saygınlığını yitirdiği' gerekçesiyle hakkında ihraç istemiyle soruşturma başlattığı YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun, Yeniçağ gazetesi muhabiri Salim Yavaşoğlu’na Ergenekon hakimleriyle ilgili haber yazdırdığı ortaya çıktı.

Yavaşoğlu’yla 21 Ekim 2008 tarihinde saat 14:28’de telefon görüşmesi yapan Eminağaoğlu, Ergenekon davasına bakan mahkemede görev yapan bir hakimin davadan çekilmesi ve mahkemenin yetkisi hususunda düşüncelerini açıkça belirtip bunları Yavaşoğlu’na yazdırmış.

Gazetede çıkacak haberde kendi isminin geçmemesini isteyen YARSAV Başkanı Eminağaoğlu, bu konuda Yeniçağ muhabiri Yavaşoğlu’nu sıkı sıkı tembihlemiş.

‘BOMBA HABERLERİM VAR’

Adalet Bakanlığı’nca meslekten ihraç istemiyle yürütülen soruşturma dosyasında sürekli siyasi çıkışlarıyla gündeme gelen Eminağaoğlu’nun, ‘Yargıtay Cumhuriyet Savcısı sıfatıyla bağdaşmayacak şekilde bir kısım kişilerle ve basın mensuplarıyla irtibatta bulunduğu’ belirtiliyor.

Yargının siyasallaştırıldığı iddiasıyla ‘günlük’ açıklamalar yapan, Ergenekon davasını yürüten savcıları ve emniyeti bilgi sızdırmakla suçlayan Eminağaoğlu’nun, rutin bir şekilde irtibatlı olduğu gazetecilere bilgi sızdırdığı belirlendi.

22 Aralık 2008 tarihinde saat 13:59’da ANKA Haber Ajansı muhabiri Yasemin Güneri ile telefon görüşmesi yapan Eminağaoğlu, Güneri’den adrese dayalı kayıt sisteminden kurtulmanın yolunu görmesi için ertesi günkü Cumhuriyet gazetesini takip etmesini istemiş. Eminağaoğlu, Güneri’ye ayrıca ertesi gün kullanılmak üzere bilgi göndereceğini söylemiş. Güneri’nin bilgileri e-mail olarak göndermesini istemesi üzerine YARSAV Başkanı, bomba haberleri olduğunu ancak telefonda söyleyemeyeceğini, zaten biraz sonra duyacağını bildirmiş. ANKA muhabiri Güneri’nin ısrarla söylemesini istemesini karşısında Eminağaoğlu, sürekli bomba haber diyerek telefonda söyleyemeyeceğini yinelemiş. Dışarıda olduğunu belirten Eminağaoğlu, döndüğünde yüz yüze görüşmek üzere muhabirle randevulaşmış.

Bu görüşmeden 3 gün sonra 25 Aralık 2008 tarihinde saat 17:43’de yine Yasemin Güneri ile bir telefon görüşmesi yapan YARSAV Başkanı Eminağaoğlu, ANKA muhabiri Güneri’ye Danıştay’da adı geçen kişiye, Danıştay’daki bir konu ile ilgili Danıştay’ın şikayette bulunmasını söylemesini istemiş. Eminağaoğlu, Yargıtay Başkanlık Divanı’nda yapılan toplantı hakkında bilgi almak için bazı üyelere ulaştığını söyleyip, Yasemin Güneri’nin de uğraşmasını istemiş. YARSAV Başkanı, Güneri’ye, bu konuda o gün haber yapmamalarını söylemiş. Yasemin Güneri’nin haber yapmak istemesine rağmen Eminağaoğlu, yapmaması konusunda ısrarcı olmuş.

‘EMİNAĞAOĞLU BİZİM ADAMIMIZ’

Sahte çürük raporuyla gündeme gelen YARSAV Başkanı Eminağaoğlu, Ergenekon davası karşıtlığıyla dikkat çekiyor. Ergenekon iddianamesinde de ismi geçen Eminağaoğlu, sürekli basın toplantısı düzenleyerek Ergenekon soruşturması ve bu soruşturmayı yürüten savcılar ile emniyet güçleri hakkında sert açıklamalarda bulunuyor.

Ergenekon terör örgütü sanıklarıyla olan bağlantıları ve sanıklara verdiği destekle de gündeme gelen Eminağaoğlu için, ETÖ sanığı emekli Orgeneral Şener Eruygur’un, “O bizim adamımız” dediği ortaya çıkmıştı.


Ergenekon operasyonunun 9. dalgasında gözaltına alınan Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkan Yardımcısı Engin Aydın'ın ifade ve telefon konuşmalarında ilginç bilgiler yer alıyordu.

Aydın, "Koçum" diye hitap ettiği Eminağaoğlu ile 1 Temmuz 2008'de emekli orgenerallerin gözaltına alınması üzerine telefonla görüşüyor. Aydın, "7 kişi daha varmış sırada diyor televizyon kanallarından biri. Dedim ki herhalde bunlardan biri benim, diğeri Ömer'dir. Aynı koğuşa düşeriz inşallah dedim içimden." şeklinde konuşuyor.

Eruygur'un 30 Mayıs 2008'de Engin Aydın'la yaptığı telefon konuşmasında Eminağaoğlu'nun ismi ADD'deki seçimde yönetim kurulu üyeliği için geçiyor.

‘KOÇUNDAN’ GÖZALTINA ALINAN ENGİN AYDIN’A YARDIM

Eminağaoğlu’nun ETÖ’cülere verdiği destek ve ‘danışmanlık’ da Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan soruşturma dosyasında yer alıyor. Eminağaoğlu, emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un gözaltına alınması üzerine kendisiyle “Koçum” diye konuşan Engin Aydın gözaltına alınınca yardıma koşmuş.

Eminağaoğlu, 7 Ocak 2009 tarihinde saat 21:45’te Ergenekon’da gözaltına alınan Engin Aydın’ın avukatı Ahmet Akgül’le telefonla görüşüp ‘Emniyette ne sorulursa sorulsun cevap vermemesini, hatta avukatı olarak derhal savcılık önüne çıkmak istiyoruz’ şeklinde yazılı açıklamada bulunmasını söyleyerek yol göstermiş.

Haber: Erol Metin/Aktifhaber

Ferda Paksüt Eve Kapandı
29 Nisan 2009 14:53

Resepsiyonların popüler ismi Ferda Paksüt, Ergenekon sanığı olduktan sonra eve kapandı. Ferda hanım hayata küstü..

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt, Ergenekon sanığı olduktan sonra eve kapandı. Balo, kokteyl, resepsiyon ve sergi açılışlarının popüler ismi Ferda Hanım hayata küsünce, eşi 23 Nisan resepsiyonuna bile yalnız katıldı.

Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Osman Paksüt'ü Anayasa Mahkemesi üyeliğine atadıktan sonra sosyal ortamların en popüler davetlileri arasında yer alan Ferda Paksüt'ün, yaklaşık bir aydır ortalarda gözükmemesi dikkat çekti. Ferda Paksüt'ün, Ergenekon'un ikinci iddianamesinde sanıklar arasında adının geçmesiyle şok olduğu ve sosyal hayatına sınırlama koyduğu öğrenildi.

RESEPSİYONA GELMEDİ

Geçen yıllarda yapılan 23 Nisan ve Anayasa Mahkemesi resepsiyonlarına eşi Osman Paksüt ile katılan Ferda Paksüt'ün, bu yıl her iki resepsiyonda da bulunmaması dikkatlerden kaçmadı. Resepsiyonlara Osman Paksüt yalnız katıldı. Ergenekon'un ikinci iddianamesindeki sanıklar arasında 15. sırada yeralan Ferda Paksüt 'silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek' ve 'AK Parti'ye açılan kapatma davasına müdahale' ile suçlanıyor.

İDDİANAME ŞOK ETTİ

Ferda Paksüt sanık olarak adının geçtiği 2. iddianame açıklandıktan sonra CNN Türk'ün canlı yayınına katılarak şu açıklamayı yapmıştı: "Biliyorsunuz ki cumhuriyet savcıları, her türlü iddianameyi ortaya koyabilirler. Bu kendilerinin görev ve yetkileri dahilindedir. Fakat bu iddiaların doğru olup olmadığına bağımsız yargımız karar verir. Suçlanan kişinin de kendini kanuni yollarla savunma hakkı vardır. Ben de kendimi kanuni yollarla savunacağım. Böyle bir şey beklemiyordum açıkçası. Ama zaman içinde olayların gidişatına bakacağız" demişti.

GÜNDEM, HAYATA KÜSTÜRDÜ

Ferda Paksüt'ün CNN Türk'e yaptığı açıklamadan sonra kamuoyunun önüne çıkmaması dikkat çekti. Paksüt'ün Ergenekon'da sanık olmasının şokunu üzerinden atamadığı bu nedenle de resepsiyon, açılış, balo ve kokteyl gibi sosyal aktivitelere katılmadığı belirtildi. Hem dinleme skandalı hem de Ergenekon nedeniyle sık sık gündeme gelen Ferda Paksüt'ün adını unutturmak için eveden çıkmamayı tercih ettiği ileri sürüldü.

Osman Paksüt'ten fırça

Ferda Paksüt'ün AK Parti'ye açılan kapatma davasının karara bağlanacağı süreçte birçok gazeteci ile yaptığı telefon görüşmeleri ikinci iddianamenin ek klasörlerinde yeralıyor. Ferda Paksüt'ün Gazeteci Gökçer Tahincioğlu ile görüşmesi 99 nolu delil klasöründe 7157 nolu tape numarasıyla yeraldı. Ferda Paksüt, AK Parti'ye açılan kapatma davası sürecinde kendilerine birçok teklif geldiğini belirterek, "Bize o kadar çok teklif geldi ki, isteseydim bugün Türkiye'nin sayılı zenginlerinden olurdum" diyor. Eşinin konuşmalarına tanık olan Osman Paksüt, arka planda yüksek sesle kızarak, "Saçma sapan konuşuyorsun. Delil yok, bir şey yok. Sonra insanları suçluyorsun" diyor. Ferda Paksüt de, "Ay kimseyi suçlamıyorum" diye karşılık veriyor ama kızgın olduğu anlaşılan Osman Paksüt de, "Haydi" diye karşılık veriyor.

Çömez'le 'kapatma' ittifakı yaptı

Ergenekon'un ikinci iddianamesine göre, Ferda Paksüt, AK Parti'nin kapatılması için firari Turhan Çömez'le birlikte hareket etti. İddianamede Paksüt'ün çok gizli belgeleri Çömez'e verdiği ileri sürüldü. İddianamedeki bölüm şöyle: "Sanık Turan Çömez'in örgütün amacı doğrultusunda, Ergenekon'un siyasi partileri bölüp parçalama veya farklı partilerin tek merkezden yönetilmesi amacı kapsamında özellikle kapatma davası sürecinde şüpheli Ferda Paksüt ile irtibata geçerek ondan aldığı gizli ve stratejik bilgileri, örgütün yöneticilerine ulaştırarak kamuoyunu yönlendirmeye çalıştıkları, aynı zamanda örgütün stratejisine uygun olarak partiyi bölüp etkisiz ve yürütme yetkisini kullanamayacak hale getirmeye hedefledikleri belirlenmiştir." İddianamede Sanık Emin Şirin'in de hem milletvekili olduğu dönemde hem de daha sonra Ergenekon'un aynı amacı doğrultusunda hareket ettiği ileri sürüldü.
aktifhaber

Eski belediye başkanı, yolsuzluktan gözaltında
15:50 - Muğla'da Bodrum İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı ekipler, Bodrum'un Mumcular ve Turgutreis beldeleri ile Milas ilçesinde 22 noktaya eşzamanlı operasyon düzenledi. Yaklaşık 1 yıldır devam eden istihbarat çalışmasının ardından başlatılan operasyonda, "ihaleye fesat karıştırdıkları", "imar yolsuzluğu yaptıkları" ve "zimmete para geçirdikleri" iddiasıyla aralarında Mumcular eski Belediye Başkanı Kazım A'nın da olduğu 17 kişi gözaltına alındı. Operasyonda, bazı bilgisayar ve evraka da el konulduğu bildirildi. Sağlık kontrolünden geçirilen zanlıların, jandarmadaki işlemlerinin ardından adli makamlara sevk edileceği öğrenildi. 29.04.2009 MUĞLA netgazete

Hayali işler için devletten 11 milyon TL almışlar
15:10 - Antalya Emniyeti'nin soruşturmasında, Antalya ve Alanya cezaevlerinin yapımını üstlenen inşaat şirketinin sahibi inşaat mühendisi A.K. ile inşaatın mühendisleri Z.A. ve S.T. gözaltına alındı. Her iki cezaevinin inşaatında sözleşmedeki şartların yerine getirilmediğini tespit eden müfettişler, ihaleleri alan yüklenici firmanın sözleşmeye uymayarak, yapılmamış işleri yapılmış gibi gösterip devletten 11 milyon TL aldığını öne sürdü. Polisin, savcılığın talimatıyla Antalya Bayındırlık ve İskan Müdürü M.S. ile 20 görevlinin ifadesini aldığı, kamu görevlilerinin daha sonra serbest bırakıldığı bildirildi. 29.04.2009 ANTALYA netgazete

Telekulaka takılan rüşvetçi polis tutuklandı
15:10 - Bolu'nun Mengen ilçesinde orman kaçakçılığı yaptığı iddiası üzerine jandarma ekiplerince teknik takibe alınan bir kişinin telefon konuşmalarında trafik polisinden rüşvetle evraklarını halletmesini istediği tespit edildi. Bunun üzerine rüşvet aldığı öne sürülen Karabük İl Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polis memuru İ.Ş. teknik takibe alındı. Hüseyin A.'nın İ.Ş.'ye rüşvet verdiğini belirleyen ekipler bu kişileri gözaltına aldı. Polis memuru İ.Ş. ile Hüseyin A., çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. 30.04.2009 KARABÜK netgazete

Yetiştirme yurdunda 17'sindeki kıza tecavüz iddiası
14:45 - Bursa'da yetiştirme yurdunda kalan 17 yaşındaki kızla cinsel ilişkiye girdiği iddia edilen görevli hakkında 2 yıla kadar hapis talebiyle dava açıldı. Mağdure S.K. evlenme vaadiyle kandırıldığını söylerken, anne S.K ise, "Her yurda düşen kızın ırzına mı geçilir? Ben onların babalarından çok devlete güveniyordum" diyerek gözyaşlarına boğuldu. Suçlamaları reddeden görevli ise kendisine iftira atıldığını savundu. Sosyal Hizmetler İl Müdürü Halim Melikoğlu ise böyle bir şeye ihtimal bile 30.04.2009 BURSA netgazete

'Sabri Uzun'u Görevden Al'
01 Mayıs 2009 15:47

Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner'e, İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'u görevden alması için yapılan baskı deşifre oldu.

Ersöz'den Emniyet'e baskı: Sabri Uzun'u görevden alın

Jandarma'nın 6 yıl önce Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner ile yapılan bir görüşmeyi gizlice kayıt altına aldığı ortaya çıktı. Söz konusu ses kaydının çözümleri Şener Eruygur'da ele geçirildi. Ergenekon iddianamesinin eklerinden 41. klasör içinde yer alan çözümde, Jandarma'nın dönemin İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un görevden alınması talebi dikkat çekti.

Uzun, Şemdinli olayları sırasında, "Hırsız evin içindeyse kilit işe yaramaz." sözleri ile dikkat çekmişti. Söz konusu görüşme 3 Aralık 2003'te gerçekleşmiş. Görüşme Gökhan Aydıner ile dönemin Jandarma İstihbarat Daire Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz arasında geçiyor. Ersöz, terörle ilgili görüşmenin bir bölümünde konuyu Sabri Uzun'a getiriyor. Açık açık Sabri Uzun'dan şikayetçi olduklarını ve onun görevden alınmasını istiyor. Uzun'un jandarma hakkında çeşitli ortamlarda ileri geri konuştuğunu savunan Ersöz, Uzun'la ilgili söylentileri kendisine Ankara'da çalışan bazı gazetecilerin ilettiğini söylüyor.
aktifhaber

4'ü doktor 14 sağlıkçı devleti 560 bin TL dolandırmış
13:40 - Kırıkkale Emniyeti'nin "Medikal 71" operasyonununda gözaltına alınan doktor, kamu görevlileri ve medikalcilerin ev, işyeri ve araçlarında ele geçirilen doküman ve evraklardan, devleti yarım trilyon lira dolandırdıkları belirlendi. Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi rapor bölümünden O.V.'nın rüşvet karşılığı rapor düzenlediği bildirildi. Medikal firmalarının, hastayı doktora göndermeden medikal ürünleri yazdırdıkları, yazılan ürünler yerine yan sanayi medikal ürünleri verdikleri, en çok kullanılan medikal ürünü olan ithal İsveç kilitli yürüme cihazı yerine daha ucuz yürüme cihazı verdikleri ve hastaların haberi olmadan evrak düzenledikleri ortaya çıktı. 01.05.2009 KIRIKKALE netgazete

Rüşvetçi müdürle anlaşan çete 30 milyon kaçırmış Polis, 10'u beyin cerrahı 15 doktoru sorguluyor
15:50 - İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Müdürlüğü ekipleri, bir ihbar üzerine, bazı doktor ve medikal firmaları yakın takibe aldı, şirketlerin Sosyal Güvenlik Kurumu'nda (SGK) bir müdürle rüşvet karşılığı anlaştıkları tespit edildi. Şirketlerin, benzer özellik taşıyan ilaçlardan pahalı olanı ameliyatlarda kullandığı ve doktorların pahalı ilaç karşılığında bu şirketlerden yüklü miktarda komisyon aldığı tespit edildi. Mali polis, devlet ve özel hastanelerin de aralarında bulunduğu 30 tesisi aynı anda bastı. 10'u beyin cerrahı 15 doktor, 7 medikal şirket sahibi, SGK'dan bir müdür ve hastanelerden hemşirelerin de aralarında bulunduğu 35 kişi gözaltına alındı. 05.05.2009 İSTANBUL netgazete

Şok! Merkez Bankası Vakfı bile vergi kaçırmış
01:30 - Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörlerinin vergi incelemelerinde Merkez Bankası Vakfında 1 milyar 881 milyon lira gelir kaçağı bulundu. 2008 yılı içerisindeki 2 bin 351 vergi incelemesinde 6 milyar 906 milyon 461 bin 687 liralık beyana karşılık, 190 milyar 481 milyon 501 bin 203 lira tutarında gelirin devletten kaçırıldığı ortaya çıkarıldı. Kontrolörler, söz konusu gelir için mükelleflere 1 milyar 725 milyon 714 bin 378 lira vergi tahakkuk ettirdi, 1 milyar 894 milyon 844 bin 768 lira da ceza kesti. 06.05.2009 ANKARA netgazete

Darbe Günlükleri'nden yeni bir iddia daha! Savaş gemisiyle eroin kaçakçılığı yapmışlar

05 Mayıs 2009 - Emekli Oramiral Özden Örnek'in kendisine ait olduğunu reddettiği ancak Ergenekon iddianamesine dayanak oluşturan günlüklerindeki iddialar şaşırtmaya devam ediyor. 21 Ekim 2004 tarihli günlükte, tatbikata giden Ertuğrul gemisiyle bir astsubayın İtalya'ya 5 kilo eroin sevk ettiği, bundan gemide bulunan rütbeli ve yetkili birinin de haberi olduğu belirtiliyor.
Gazete Habertürk'ün haberine göre; İşte o not...
"21 Ekim 2004 08:00 am -08:45 am - Eti-Incirlik (Havkom Uçak) 09:30 am -10:30 am -Iskenderüskom'u ziyaret...
Kurmay başkanım aradı ve gizli olan olayı anlattı. Ertuğrul gemisi bir tatbikat için İtalya'ya gitmişti.

HESAP NUMARASI AÇILMIŞ
Gemide bir astsubay seyirde 5 kilogram eroini italya'da birine götürmüş. Bu olaydan gemide bulunan rütbeli ve yetkili birinin de haberi varmış. Her ikisine de bir bankada hesap numarası açılmış ve yakın zamanda bir para yatırılacakmış. Hesap numaraları biliniyormuş. Olayı rapor eden Jandarma Genel Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı'na bilgi vermediği için 'önce ne yapmamız gerekir onu tespit edin, sonra bizzat sen git ve II. Başkan'a anlat' dedim."
21 Ekim 2004 tarihli günlük, örnek'in görevi ile ilgili olarak güne dair aldığı "Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığında erleri denizciliğe alıştıracak onları denizciliğe yaklaştıracak görsel malzemenin çok az olduğunu gördük. Bu nedenle üs komutanına burada sergilenmek üzere bot ve deniz objeleri ne istiyorsa tespit etmesini ve bildirmesini söyledim. Gönderilecek" notu ile devam ediyor.

EN KAPSAMLI DENİZ TATBİKATIYDI
Deniz Kuvvetleri'nin L-401 borda numaralı tank çıkarma gemisi TCG Ertuğrul, 30 Eylül-16 Ekim 2004 tarihlerinde İtalya'nın Sardinya bölgesinde düzenlenen 'Destined Glory' tatbikatına katılmıştı. 11 ülkeden 10 bin asker, 50 gemi ve 50 uçağın katıldığı bu tatbikat, o yıl NATO'nun en geniş kapsamlı deniz çıkarma tatbikatıydı. netgazete

Paşa Ev Koleksiyonu Kurmuş
07 Mayıs 2009 11:12

Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerine konulan Örnek'in günlüklerinde, Salim Paşa'nın yolsuzluklarına yer veriliyor. Günlüklerde "Seks partisi" de var...
İlişkili HaberlerTüm Haberler
Ergenekoncular Birbirine GirdiTaraf'ta Ergenekon HaberleriETÖ Hesaplarına Şok KıskaçStar'da Ergenekon HaberleriSabah'ta Ergenekon Haberleri

28 Şubat'ın emlak getirisi: Salim Paşa'ya 5 yılda 11 ev ve arsa

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu ileri sürülen ve Ergenekon iddianamesinin ekleri arasında yer alan günlüklerde 1997 - 1999 döneminde görev yapan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Salim Dervişoğlu'nun adının karıştığı yolsuzluk iddialarına yer verildi.

İddianamenin ekleri arasına konulan "günlük'lerdeki ifadeler şöyle:

1 FEVKALADE LÜKS BİR BİNA: 23 ARALIK 2000

(Em. Yüzbaşı Suat Hızarcıoğlu'ndan alınan bilgiler)

- Salim Paşa 1995ten bu yana 11 ev, 4000 metrekare arsa, 3 otomobil satın almış, 1 Eylül 99, 1 Eylül 00 arasında 17 kez yurt dışına gitmiş. Evlerden Acarkent'te yapılanın resmini gördüm, fevkalade lüks.

- Remzi ağabey ile Salim Paşa kavga etmiş, Paşa bir miktar parayı Remzi ağabeyin kızı Selva'ya iade etmiş. Selva da parayı Salim Paşa'ya, 'Bu para Fransızlarla yapılan son işten sana düşen payın son taksidi, diyerek iade etmiş.

- Salim Paşa'nın parası Switzerland Union Bank'taymış.

RÜŞVET SÖZLEŞMESİ: ARALIK 2002-OCAK 2003

- 31 Aralık'ta müteahhit Feridun Toydemir geldi. Bir sözleşme kopyası verdi. Toydemir, Suat Hızarcioğlu, Ahmet ve Mehmet Dervişoğlu 24-01-2000'de imzalamış. Deniz Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik'le yapılacak tüm ihalelerde ortak hareket edeceklerine kârı eşit olarak böleceklerine dair bir sözleşme.

MOLDOVA'DA SEKS PARTİSİ: 17-18 MAYIS 2001

- Moldova'ya gitme meselesini tekrar duydum. Bana gidenlerin Tayfun, Tanju, Cengiz, Yalçın, Çanakkale'de 2000'de ikmal destekte görev yapanlar ve müteahhitler olduğunu, Şubat 2000'de orada bir ev tutulduğunu, seks partisi düzenlendiğini belirtti.

- Alb. Cengiz, Alb. Tayfun, Yzb. Yalçın hafta sonlarında Host Hotel'de ve geceliği 5000 dolar olan mankenler ile, organizeyi Ayhan Çarıkçılar yaparsa kendi evinde Rus kızları ile alem yapmaktadır.

ON BİN DOLARI BASTIRAN: 29 KASIM 1999

- Yzb. Yalçın'ın para karşılığı asker ataması yaptırdığına dair bazı bilgiler var. Ben daha Dz. K.K. Kurmay Bakanı iken Burak'ın (Örnek'in oğlu) arkadaşları Ömer ve Metin Usta 10.000 dolar karşılığı askerliklerini hiç birliklerine uğramadan yaptıklarını söylediler... İstanbul'a atama yapıldığını tespit ettim ama parasal ilişkiyi tespit edemedim.

Kaynak: Habertürk

MİT ve Emniyet'e Dalan Kıskacı
09 Mayıs 2009 09:53

Milli İstihbarat'tan iki önemli isim Dalan'ın özel kalemi için Ergenekon Savcısı'na baskı kurmak, bir isim de Dalan'a "kaç" demekle suçlanıyor. Bir Emniyetçi de kıskaçta.

Bedrettin Dalan, Ergenekon operasyonunun İSTEK Vakfı'na yönelik 10. dalgasından üç ay önce ABD'ye firar etmişti. Dalan'ın, soruşturmada gözaltına alınacağını bir MİT yetkilisinden öğrendikten sonra kaçtığı ortaya çıktı.

Ergenekon soruşturması kapsamında örgüt üyesi olduğu iddiasıyla aranan İSTEK Vakfı Başkanı Bedrettin Dalan'ın bir MİT yetkilisinden "Kaç" tüyosunu aldıktan sonra ABD'ye gittiği ortaya çıktı.

Ergenekon operasyonunda İSTEK Vakfı'na yönelik 10'uncu dalganın gerçekleştirildiği Ocak 2009'dan üç ay önce -Kasım 2008'de- firar eden Dalan'a kaç bilgisini verdiği öne sürülen MİT yetkilisi hakkında soruşturma başlatıldı. SABAH'ın güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre Ergenekon savcıları, MİT İstanbul Bölge Başkan Yardımcısı Ö.Y.'nin Bedrettin Dalan'a "Kaç" tüyosunu Özel Kalem Müdürü İlhami Ümit Handan vasıtasıyla verdiğini öğrendi. Savcılar, Dalan'a tüyo verdiği ileri sürülen Ö.Y. hakkında MİT Müsteşarı'nın oluru ile soruşturma başlattı. Ö.Y. hakkında MİT içinde de idari soruşturma başlatıldığı öğrenildi. MİT görevlisi Ö.Y.'nin Bedrettin Dalan'ı firar etmesi için uyardığı iddiası, MİT'in eski yöneticilerinden Yavuz Ataç'ın 1997'de yine ABD'ye kaçan mafya lideri Alaattin Çakıcı'ya "Kaç" tüyosu verdiği iddiasını anımsattı. Olay, iki MİT mensubunun 10. dalgada gözaltına alınan Dalan'ın Özel Kalem Müdürü İlhami Ümit Handan'ın serbest bırakılması için Ergenekon savcılarına telkinde bulunmasıyla ortaya çıktı. 6 Ocak 2009'da Bedrettin Dalan'ın Mütevelli Heyeti Başkanı olduğu İSTEK Vakfı'na yapılan operasyonda Dalan'ın oğlu Barış Dalan, Özel Kalem Müdürü İlhami Ümit Handan ve şoförü Coşkun Umur gözaltına alındı. İşte o arada devreye MİT İstanbul Bölge Başkan Yardımcısı Ö.Y. ile bir başka MİT görevlisi girdi. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'ü ziyaret eden iki MİT görevlisi, İlhami Ümit Handan'ın teşkilat için çalışan önemli bir haber elemanı olduğunu söyleyip serbest bırakılmasını istedi.

MİT'TE SORUŞTURMA
MİT yetkilileri, savcıdan bu istekte bulunurken "MİT Müsteşarı Emre Taner'in bilgisi dahilinde Handan'ın bırakılmasını istiyoruz" dedi. Savcı Öz, Ö.Y.'nin talebini Emre Taner'e iletti. Ancak Taner, "Teşkilatın böyle bir talebi yok. Ben böyle bir talimat vermedim. Ö.Y. hakkında adli işlem başlatabilirsiniz" dedi. MİT Müsteşarı Emre Taner'in, Savcı Öz'e giderek Handan'ın serbest bırakılmasını isteyen iki MİT görevlisi hakkında ayrıca idari soruşturma da başlattığı öğrenildi. Edinilen bilgiye göre Handan ile irtibatlı diğer MİT görevlileri hakkında da soruşturma başlatıldı. Ergenekon savcıları, İSTEK Vakfı'na yönelik operasyonda ele geçirilen belgelerde Bedrettin Dalan'ın, bazı MİT mensuplarının çocuklarına burs verdiğini tespit etti. MİT mensuplarının çocuklarına burs ayarlayan kişinin de İlhami Ümit Handan olduğu iddia edildi.

Burs isteyen Emniyetçi ifade verdi
Bu arada Ergenekon operasyonunun 10. dalgasından sonra İSTEK Vakfı yetkililerinden çocuğu için burs istemekle suçlanan İstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı S.H. hakkında da Ergenekon'a bilgi sızdırdığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldığı öğrenildi. Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, bu kapsamda S.H.'nin ifadesini aldı. Öz, S.H. gibi MİT yetkilisi Ö.Y'nin de ifadesini almak istedi. Ancak Ö.Y., MİT Müsteşarlığı kendisi hakkında soruşturma izni vermiş olmasına rağmen ifade vermeye gitmedi. Ö.Y., bir ay önce savcılığa ifadeye çağrıldığı gün MİT İzmir Bölge Başkanlığı emrine atandı. Ö.Y.'nin önümüzdeki günlerde İzmir'de ifadesinin alınacağı öğrenildi.

Kaynak: Sabah

Doçentlerin Porno Kavgası!
10 Mayıs 2009 20:51
Üniversitede iki öğretim üyesi kavga etti, altından porno çıktı! Şimdi her iki öğretim üyesi hakkında soruşturma açıldı.

Doç. Dr. Ö.Ö, 2004 yılında kendisine tehdit ve hakaret içerikli e-mailler gelmeye başladığını söyledi. Bu maillerde ağır küfür, hakaret ve tehditlerin yer aldığını bildiren Ö.Ö, bunun üzerine savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu kaydetti. Ö.Ö, 2007 yılında kendisine yeniden e-mailler gelmeye başladığını, bu e-maillerde diplomasında kullandığı fotoğrafın pornografi ve hakaret içerikli bazı fotoğraflara fotomontajla yerleştirildiğini gördüğünü ifade etti. Bu e-mailin kendisi dışında eşine de gönderildiğini belirten Ö.Ö, bunun üzerine yine savcılığa başvurduğunu bildirdi.

Yapılan incelemenin sürdüğünü, bu süre içinde de kendi imkanlarıyla e-maillerin kimden geldiğini tespit etmeye çalıştığını ifade eden Ö.Ö, bu yılın Şubat ayında bilgisayar konusunda uzman bir arkadaşının yardımıyla e-maillerin üniversitede anabilim dalı başkanı olarak görev yapan Doç. Dr. K.İ'den geldiğini tespit ettiğini öne sürdü.

"E-MAİLLER İĞRENÇ İÇERİKTE"

Ö.Ö, K.İ. ile görüştüklerinde bu e-mailleri kendisinin gönderdiğini kabul ettiğini iddia ederek, şöyle konuştu: ''Yeniden savcılığa suç duyurusunda bulundum. Ancak üniversitede öğretim üyesi olduğum için, öncelikle üniversitenin bu iddiamı değerlendirmesi gerekiyormuş. Bu yüzden üniversitede bir disiplin soruşturması açıldı. Bu süre zarfında da K.İ, üniversitedeki bölüm başkanlığı ve ameliyathane sorumluluğu görevlerinden alındı. 2007 yılında gelen fotoğraflar için iki yıldır neden beklediğim sorulabilir. Çünkü bu fotoğrafların K.İ'den geldiğini bir türlü tespit edemiyordum. Bunu kesinleştirdikten sonra yeniden başvuru yaptım. K.İ, bölüm başkanlığında gözüm olduğu için böyle bir iddia ortaya attığımı düşünüyormuş. Bölümde biz sadece 3 kişiyiz ve bölüm başkanlığını sıraya koyduk. Kendisinden sonra da sıra bana gelecekti. Neden onun bölüm başkanlığını elde etmek gibi bir amacım olsun? Sonra profesörlüğü geldiği için bunu engellemeye çalıştığımı da öne sürüyor. Onun profesör olması, benim için bir engel değil ki.''

Doç. Dr. Ö.Ö, gönderilen e-maillerin ''iğrenç'' içerikte olduğunu, bunu bir öğretim üyesine yakıştıramadığını belirterek, ''Kim olursa olsun. Cumhurbaşkanı da olsa kapıcı da olsa insan ruh hastasıysa hastadır. Maalesef ben de böyle birşeyle uğraşıyorum'' dedi.

DOÇ. DR. K.İ'NİN SÖZLERİ

Doç. Dr. Ö.Ö'nün iddiaları üzerine üniversitedeki bölüm başkanlığı görevinden geçici olarak alınan K.İ, iddiaları kesinlikle kabul etmediğini bildirdi. Doç. Dr. K.İ, AA muhabirine yaptığı açıklamada, soruşturmanın selameti açısından geçici olarak görevden alındığını, Ö.Ö'nün iddialarında yer aldığı gibi kendisine herhangi bir e-mail göndermediğini söyledi. Ö.Ö'nün bu e-maillerin kendisine 2007 yılında geldiğini söylediğini belirten K.İ, ''Madem cinsel içerikli e-mailler 2007 yılında gelmiş, neden o yıllarda başvurmamış da 2009 yılını beklemiş'' diye sordu.

K.İ, şöyle konuştu: ''Buradaki amaç, beni bölüm başkanlığımdan indirtmek. Ayrıca profesörlüğüm geldi. Bunu engelleyip yerime kendisinin geçmesini sağlamak. Bu amaçla böyle bir komplo düzenlendi. Bunlar bir grup. Ö.Ö. ve medikal firmalar işbirliği yaptı. Çünkü ben bölüm başkanlığı yaptığım dönemde firmaların bazılarının alımlarını yapmamıştım. Şu anda soruşturmadan hiçbir şey çıkmayacağını anladıkları için son kozlarını oynuyorlar. Bu iddiaları kesinlikle kabul etmiyorum. Amaç tamamen benim ayağımı kaydırmak.''
aktifhaber

60 HâKİM VE SAVCIYA SORUŞTURMA BAŞLATILDI
10 Mayıs 2009 14:19

İstanbul’daki adliyelerde görevli bazı hâkim ve savcılar, dinlemeye alınan bazı kişilerin konuşmalarında geçince çıkar ilişkisi iddiaları ortaya çıktı. Üç müfettiş ifade alacak... Adalet Bakanlığı, İstanbul'da teknik takibe takılan yaklaşık 60 hâkim ve savcı hakkında soruşturma başlattı. Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) oluruyla başlatılan soruşturmada yargı mensupları, çıkar elde etmek gibi önemli iddialarla suçlanıyor. Adalet Bakanlığı müfettişleri, yargıyı sarsan soruşturmada ismi geçen hâkim ve savcıların ifadelerini alacak. SABAH'ın yargı kaynaklarından edindiği bilgilere göre, altı ay önce Ergenekon soruşturması kapsamında dinlenen kişilerin telefon görüşmelerinde İstanbul'daki bazı hâkim ve cumhuriyet savcıları hakkında çeşitli iddiaların dile getirildiği ortaya çıktı. Bu telefon görüşmelerinde yargı mensuplarının ahlak dışı davranışlarda bulundukları, bazı kişilerle meslek ilkelerine aykırı pazarlıklara giriştikleri ve maddi çıkar elde ettikleri yönünde bilgilere rastlandı. Teknik takibe yakalanan kişiler, şifreli konuşmalarla yargı mensuplarıyla çıkar ilişkisine girdiklerini söylüyorlardı. Aynı dönemde yine bazı hâkim ve savcılar hakkında avukat ve vatandaşlardan da meslek ilkelerine aykırı davranışlarda bulundukları yönünde ihbarlar gelmeye başladı.

ÜÇ MÜFETTİŞ ARAŞTIRIYOR
Bunun üzerine İstanbul'dan bir savcılık, Adalet Bakanlığı'na başvurdu ve olayın soruşturulmasını istedi. Bakanlık da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun onayıyla soruşturma açılmasına karar verdi. Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'ndan üç müfettiş İstanbul'da görevli yaklaşık 60 hâkim ve savcı hakkında soruşturmaya başladı. Bu hâkim ve savcılar arasında İstanbul Adliyesi'nden 25, Fatih'ten 5, Beyoğlu'ndan 4 ve Şişli'den de 2 yargı mensubu bulunduğu öğrenildi. Geçtiğimiz günlerde aniden istifa eden Şişli Cumhuriyet Savcısı Mecit Ceylan'ın da hakkında soruşturma açılan savcılardan biri olduğu öne sürüldü. Telefonlarının dinlendiğini öğrenen Mecit Ceylan'ın olaya tepki göstererek hemen emekliliğini istediği belirtildi.

SABAH

Ceyhan Tapu Müdürü, 60 memur-çiftçi, gözaltında
10:40 - Adana'nın Ceyhan ilçesinde düzenlenen operasyonda "organize suç örgütü oluşturup, evraklarda yolsuzluk yaparak haksız kazanç sağladıkları"' iddiasıyla aralarında Ceyhan Tapu Sicil Müdürü Ö. B.Y. ile çok sayıda kamu çalışanı ve çiftçilerin de bulunduğu 60 kişi gözaltına alındı. Yetkililer, zanlıların sorgulamalarına başlandığını ve operasyonun sürdüğünü bildirdi. 11.05.2009 ADANA netgazete

Habur'da 6'sı polis 19 görevliye "rüşvet" gözaltısı
13:40 - Şırnak Valiliği'nden yapılan açıklamada, 5 Aralık 2008'den bu yana Habur Sınır Kapısında teknik takip destekli operasyon başlatıldığı belirtildi. Bu kapsamda "suç işlemek için örgüt kurmak, örgüte üye olmak, rüşvet almak, rüşvet vermek" suçları ile ilgili olarak dün saat 05.00'te operasyon yapıldığı belirtilen açıklamada, "Operasyonda, Habur Emniyet Amirliğinde görevli 6 polis memuru ve 13 sivil şahıs olmak üzere toplam 19 kişi gözaltına alınmıştır. Operasyon devam etmektedir" denildi. 13.05.2009 ŞIRNAK netgazete

Kaçak elektrik kullanımını düşürmekle övünen Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş. personelinin oturduğu lojmana kaçak elektrik çekilmiş

12 Mayıs 2009 Kısa adı 'TEDAŞ' olan Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş.'ye bağlı Adana Bölge Müdürlüğü, bir yandan sorumluluk sahalarındaki kaçak elektrik kullanımını düşürmekle gururlanırken, diğer yandan kendi lojmanlarına kaçak elektrik veriyor. Akşam gazetesinin haberine göre; lojmanın bulunduğu sokaktaki elektrik direğine 'kanca' atılarak çekilen kabloyla, apartmanın asansör, merdiven ve çevre aydınlatması 'bedavaya' getiriliyor.

2007'DEN BERİ 'BELEŞ'

TEDAŞ'ın Yurt Mahallesi'nde bulunan lojmanlarında oturan bir apartman sakini, "Birer projektör gücündeki aydınlatma lambaları, akşam saat 18.00'den sabah saat 08.00'e kadar yanıyor. Apartman içindeki lambalar ve asansör bilinçsizce kullanılıyor. Kabloları 2007'de çektiler. Bazılarının evlerindeki elektriği de kaçak kullandıklarından şüpheleniyorum. Bana aylık 60 TL'nin altında fatura gelmezken, bazılarına 10-15 TL arasında gidiyor" şeklinde konuştu.
TEDAŞ Adana Bölge Müdürü Mahmut Nimet Dalkır, geçen yıl verdiği bir brifingde, kaçak elektrik kullanımına karşı üstün bir mücadele verdiklerini, başarılı çalışmaları neticesinde önemli mesafeler kat ederek, kaçak kullanım oranını, yüzde 9.78'e düşürmenin haklı gururunu yaşadıklarını dile getirmişti.
Skandalı öğrenen TEDAŞ Adana Bölge Müdürü Mahmut Nimet Dalkır, "Gerekli birimlere talimat verdim. Arkadaşlar herhangi bir yasadışı durum varsa gerekeni yapacak. Soruşturma başlattık' dedi. Öte yandan TEDAŞ Adana İl Müdürü ve aynı zamanda Kaçak ve Kaçakla Mücadele Bölge Sorumlusu Yusuf Ziya Karataş'ın da kaçak elektrik çekilen lojmanda oturduğu öğrenildi negazete

Batman'da Operasyon: 30 Gözaltı22 Mayıs 2009 16:12Batman’da Belediye Başkan Vekili'nin de aralarında bulunduğu 30 kişi gözaltına alındı...

Batman’da, Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize şube ekipleri tarafından gerçekleştirilen bir yolsuzluk operasyonunda, aralarında Batman Belediye Başkan Vekili Nergiz Ekinci’nin de bulunduğu 30 kişi gözaltına alındı.

Batman’da, faaliyet gösteren özel bir rehabilitasyon merkezinde yolsuzluk yapıldığı, haksız yere kazanç elde edilerek devletin zarara uğratıldığı ihbarını alan Polis, Cumhurriyet Savcılığının izni ile operasyon başlattı.

Operasyon kapsamında, 30 kişi gözaltına alınırken, rehabilitasyon merkezindeki bir çok dosya ve evraklara el konuldu.

aktifhaber

24 Mayıs 2009 12:01
Ankara'daki fuhuş operasyonunun, emniyet müdürü B.M.'nin evine gelmeyi reddeden İrina P.'yi barda herkesin önünde dövmesiyle başladığı iddia edildi...

Geçtiğimiz hafta Ankara’da yapılan bir fuhuş operasyonunun, emniyet müdürü B.M.’nin evine gelmeyi reddeden İrina P.’yi ünlü bir barda herkesin önünde dövmesiyle başladığı iddia edildi.
ANKARA’da 11 Mayıs’ta yapılan, dört kişinin tutuklandığı fuhuş operasyonunun, Emniyet Müdürü B.M.’nin, Rus uyruklu Türk vatandaşı İrina P.’yi (31) ünlü bir barda herkesin önünde dövmesiyle başladığı ortaya çıktı.

Cumhuriyet Savcısı Namık Kemal Saltık’ın yürüttüğü soruşturma dosyasına giren olay, yedi ay önce meydana geldi. İddiaya göre o tarihte Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan B.M., Çankaya’daki ünlü bir bara eğlenmeye gitti. Fuhuş çetesinin üyeleriyle daha önce tanışan B.M., İrina P.’nin bulunduğu masaya oturdu. Genç kadınla sohbet edip içki içen evli ve bir çocuk babası müdür, İrina P.’yi evine gelmesi için zorladı. Kadının teklifini reddetmesine sinirlenen B.M., İrina P.’ye vurmaya başladı.

'Emniyet müdürüyüm'

Barın güvenlik görevlileri olaya müdahale edecekleri sırada, B.M. "Ben emniyet müdürüyüm" diye bağırdı. Yüzüne aldığı darbelerle kanlar içinde kalan kadın bayıldı. B.M. yerde tekmeleye devam ettiği kadının iki kaburga kemiğini kırdıktan sonra bardan ayrıldı. Hastaneye kaldırılan ve 21 gün ’iş göremez’ raporu alan kadın, iki gün sonra taburcu edildi ve savcılığa suç duyurusunda bulundu. Durumu öğrenen B.M. kadını tehdit etti. İrina P. davasından vazgeçti.

Olayın peşini bırakmayan Savcı Saltık, fuhuş çetesini beş ay takibe aldırdı, Müdür B.M. hakkında adli soruşturma başlattı. Emniyet Genel Müdürlüğü iki müfettiş görevlendirerek idari soruşturma açtı. B.M., jet tayin kararıyla Karadeniz’de bir ilçede görevlendirildi. Çetenin telefon dinlemelerinde, müdürün ismi sık sık geçerken, çoğu yabancı uyruklu kadınların 100 dolar karşılığında fuhuşa zorlandıkları belirlendi.

Polis, 11 Mayıs’ta altı ayrı bara operasyon düzenlendi. 15’i kadın 19 kişinin gözaltına alındığı, dördünün tutuklandığı operasyonda, İrina P. de ifadesine başvurulmak için emniyete çağırıldı. Genç kadın yaşadıklarını korktuğu için kimseyle paylaşmadığını, dayaktan sonra uzun süre evden çıkamadığını anlattı. İrina P., "Zorla seks yapmak istedi. Kabul etmedim. Ben dayak yerken herkes seyretti" dedi. Savcı Saltık, operasyon sonrası B.M.’nin de ifadesini aldı. Emniyet Müdürü, ’Komplo’ iddiasında bulundu.

Kaynak: Milliyet

İLÇE TARIM MÜDÜRÜ GÖZALTINDA

25 Mayıs 2009 21:45
Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesinin tarım müdürü ve emlakçılık yapan bir kişi gözaltına alındı.

Zanlılar 'Evrakta sahtecilik'le suçlanıyor. Soruşturmanın, ilçe tarım müdürlüğünden tayini çıkan İ.K.'nın ifadeleri üzerine başladığı belirtiliyor.

Edinilen bilgiye göre, Mustafakemalpaşa İlçe Tarım Müdürlüğü'nde çalışırken bir başka ilçeye tayini çıkan İ.K. isimli memurun şikayeti üzerine jandarma soruşturma başlattı. Mustafakemalpaşa Jandarma Bölük Komutanlığı ekipleri, İlçe Tarım Müdürü S.S. ile emlakçılık yapan M.T.'yi gözaltına aldı. Usulsüz ödeme yapıp evrakta sahtecilikle suçlanan zanlıların sorgulamaları sürüyor.

haber10

10 milyonluk sağlık yolsuzluğunda müthiş iddia!
23:45 - Eskişehir'de tıbbi malzeme alımında ve kullanımında usulsüzlük yaparak devleti 18 ayda 10 milyon TL zarara uğrattığı iddiasıyla tutuklanan, iki devlet hastanesinde görevli bazı beyin cerrahları ile medikal firma sahibi 13 kişi ilk kez yarın hakim karşısına çıkacak. Cumhuriyet savcısının hazırladığı iddianamede, "Türkiye'ye girmeyen ürünlerin barkodlarının dahi Eskişehir'de ameliyat olan hastalara ait faturalara yapıştırılması suretiyle kullanıldığı belirlenmiştir'' denildi. 26.05.2009 ESKİŞEHİR netgazete

15 doktora, Kuddusi Okkır'ın ölümünden dâvâ açıldı
13:30 - Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı, Ergenkon soruşturması kapsamında tutuklandıktan sonra sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmesinin ardından hastanede ölen iş adamı Kuddisi Okkır'ı, tutuklu bulunduğu dönemde, "usulüne uygun muayene yapmadıkları ve muayene sonuçlarını uygun kaydetmedikleri" gerekçesiyle 15 doktor hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. 28.05.2009 İSTANBUL
netgazete

Rüşvetle, 63 hastane ve belediye ihalesi almışlar

29 Mayıs 2009 İzmir ile 7 ilde düzenlenen operasyonlarda hastane, belediye, kamu kurumlarının yemek, temizlik ve özel güvenlik ihalelerine fesat karıştırıp haksız kazanç elde ettiği iddiasıyla gözaltına alınan 51 kişi adliyeye sevk edildi.
Alınan bilgiye göre, İzmir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Mali Büro Amirliği ekipleri, İzmir ve Ege Bölgesi'ndeki bazı illerde, hastane, belediye ve bazı kamu kurumlarının yemek, temizlik, özel güvenlik ihalelerine fesat karıştırıp haksız kazanç elde ettiği öğrenilen kişileri takibe aldı.
Mali polisin yaklaşık 6 ay süren istihbarat çalışması ve teknik takibinin ardından zanlıların yakalanması için İzmir, İstanbul, Manisa, Balıkesir, Bing öl, Diyarbakır, Erzurum ve Şırnak'ta operasyonlar düzenlendi. Operasyonlarda, aralarında 16 kamu çalışanı, Buca Belediyesinin 2 eski meclis üyesi ile özel şirket görevlilerinin de bulunduğu 51 kişi yakalandı.
Mali polisin araştırması ve zanlıların sorgulanması sonucu, 63 kamu ihalesine fesat karıştırıldığı, bu suretle haksız kazanç elde edildiği, devletin zarara uğratıldığı, kamu görevlilerinin rüşvet alarak menfaat temin ettiğinin belirlendiği bildirildi.
Yakalanan kamu kurumu yöneticilerinin ihaleler öncesinde bazı özel firma sahiplerine detaylı bilgi verdiği, ihale şartnamesini bu firmaların kapasitelerine uygun hazırladığı, firma tarafından verilebilecek fiyata yakın ihale bedeli hazırladığı ileri sürüldü.
Gözaltına alınan özel firma yöneticilerinin, ihalelerle ilgili taleplerini yerine getirmeyen kamu kurumlarında görevli ihalelerden sorumlu yetkililerin görev yerlerinin değiştirilmesini sağladığı, ihalelerde uyumlu hareket edebilecekleri kişilerin bu görevlere getirilmesini amaçladığı, kamu kurumlarındaki ihalelere katılacak başka firma yöneticilerini engellemek amacıyla fiziki baskı uyguladığı, bazı kamu kurumlarının yetkililerinin düğün, yemek, konaklama, uçak bileti, ev tadilatı gibi giderlerini karşıladığı öne sürüldü.
Emniyet müdürlüğünde işlemleri tamamlanan 51 zanlı, "cürüm işlemek amacıyla suç örgütü kurma", "kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan ihalelere fesat karıştırma", "kamu ihalesi kanununa muhalefet" ve "rüşvet" suçlarından adliyeye sevk edildi. netgazete

Komiserin katili, chatte tanıştığı kadının eski eşi çıktı

29 Mayıs 2009 Bilecik Emniyet Müdürlüğü'nde görevliyken açığa alınan ve Bursa'da 2 hafta önce tabancayla öldürülen komiserin katil zanlısı, chatte tanıştığı kadının eski eşi çıktı. Jandarma ekipleri kimliğini belirlediği katil zanlısını Manisa'nın Alaşehir ilçesinde gözaltına aldı.
Edinilen bilgiye göre, 3 ay önce açığa alınan komiser Murat Kaçan (38) internette chat yaparken Bursa'da oturan ve eşinden ayrı yaşayan Melahat K.(48) ile tanıştı. İddiaya göre, Melahat K. ayrıldığı eşinin kendisine aldığı evi Murat Kaçan'ın ikna etmesiyle bir telefon şirketinden 40 bin liralık cep telefonu alarak ipotek ettirdi. Daha sonra bu cep telefonları Kente Meydanı'nda bir telefon şirketine satıldı. Melahat K. komiserle görüşmeye devam ederken, ayrıldığı eşi Sıddık A.(53) ile barıştı. Eski eşinin evi komiserin yardımıyla ipotek ettirmesine kızan ve Murat Kaçan'dan alacaklı olduğunu öne süren Sıddık A. görüşmek için açığa alınan komiseri Bursa'ya çağırdı. Sıddık A., Murat Kaçan'ı Doburca'daki dere yatağında boğuşma sonrası tabancayla vurarak öldürdü. Genç komiserin eşinin ve Bursa'da oturan Melahat K.'nın ifadeleri doğrultusunda jandarma operasyon başlattı.
14 gündür takip edilen zanlı Sıddık A. Manisa'nın Alaşehir ilçesinde operasyonla yakalandı. Operasyonda suç aleti silah da ele geçirildi. Zanlı namusunu temizlediğini söylerken, öldürülen komiserin chatten tanıştığı İstanbul, Ankara ve Bursalı orta yaş grubu kadınlarla görüştüğü iddia edildi. netgazete

Özel harekâtçı polisin katil zanlısı, meslektaşı çıktı
14:50 - Balıkesir'de geçen Cuma günü, bir taş ocağını yakınında cesedi bulunan Balıkesir Emniyet Müdürlüğü Koruma Şubesi'nde görevli İbrahim Üstünel (44), memleketi Silifke'de toprağa verildi. Vücudunda 5 kurşun deliği tespit edildi. İbrahim Üstünel'in en son Ankara'dan gelen emekli polis İ.Ç. ile birlikte olduğu belirlendi. Balıkesir Jandarması ekipleri, Ankara'ya gitti, zanlı İ.Ç.'nin Balıkesir'e geldiği otomobil, evine 400 metre mesafede özel otoparkta ele geçirdi. Araçta kurşun delikleri tespit edilirken, deliklerin kapatıldığı, camların değiştirilip yenilendiği belirlendi. 01.06.2009 BALIKESİR netgazete

Ordu SGK'da soruşturma 16 gözaltı

Ordu'da Sosyal Güvenlik Kurumu il binasında polis tarafından başlatılan aramalar kapsamında gözaltına alınanların sayısının 12'ye yükseldiği bildirildi.

04 Haziran 2009 00:24

Edinilen bilgiye göre, Ordu Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ekipleri tarafından SGK Ordu İl Müdürlüğü'ne sahte emeklilik ve evrakta sahtecilik gibi suçlara yönelik olduğu öğrenilen bir ihbar üzerine başlatılan operasyonlarla ilgili soruşturma sürdürülüyor.
haber7

Siirt'te ihale operasyonu 18 tutuklama
Diğer GÜNCEL haberlerini okumak için tıklayınız...
Siirt'te ihaleye fesat karıştırdıkları gerekçesiyle aralarında Bayındırlık ve İskan İl Müdürünün de bulunduğu 18 kişi tutuklandı.

04 Haziran 2009 00:16 haber7
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Hzr 03, 2009 10:33 pm    Mesaj konusu: Polis memuru gasptan gözaltında Alıntıyla Cevap Gönder

Eser KARAKAŞ
Star
Sayın Başbuğ’un göremediği çürüme tehlikesi
29 Haziran 2009

Taraf gazetesinin 12 Haziran Cuma günü yayınladığı belge ya da kağıt parçası etrafında büyük bir tartışma yaşanıyor ama Türkiye’de hep olageldiği gibi bu tartışma da kanımca üzerinde esas durulması gereken noktaları es geçiyor.

Bu es geçme, suskunluk durumu hem AK Parti hem de TSK için geçerli.

Daha önce de yazmış idim, bu krizi daha demokratik, daha hukuk devleti bir cumhuriyet için fırsata çevirmeliyiz.

Ama bu krizi fırsata çevirmek için yapılması gereken, polisiye tartışmalar üzerinden daha yapısal, anayasal meselelere gidebilmek.

Belge ya da kağıt parçası tartışması, kim haklı çıkarsa çıksın, özünde bir devlet skandalıdır.

Bu belge ya da kağıt parçası ya Genelkurmay’da emir-komuta zinciri içinde hazırlandı, ya bir cunta hazırladı, ya polis askere tuzak kurdu vs; tüm bu ihtimaller birer devlet skandalıdırlar.

Ve bu durumlarda Cumhurbaşkanı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu (DDK, Anayasa madde 108) devreye girip gerekli inceleme, araştırma ve denetlemeyi yapmalıdır.

Ancak, anılan maddenin ikinci paragrafı TSK’nın DDK tarafından denetlenemeyeceğini hükme bağlıyor.

Yargı dışında DDK tüm kamu kurum ve kuruluşlarını denetleme yetkisine sahip ama sıra TSK’ya gelince anlamını, hukuka dayalı mantığını kestirmenin olanaksız olduğu bir istisna devreye giriyor.

Yukarıda belirttiğim gibi belge ya da kağıt parçası krizi mutlaka bir devlet skandalıdır ama Anayasa’nın 108. maddesinin ikinci paragrafında ifadesini bulan TSK istisnası çok daha büyük bir devlet ve hukuk skandalıdır.

Bürokrasinin, bağımsız yargı dışında bir bölümünün (TSK) DDK görev kapsamı dışına alınmış olması bir siyasal, hukuki kepazeliktir.

Çok net ifade ediyorum, bir bürokratik birim, TSK, kendini devletin en önemli denetim kurumunun kapsamı dışına almış ise (12 Eylül Anayasası) bu kurumun, bu birimin her türlü haklı ya da haksız eleştiri, dedikodu ve yıpratma-yıpranma sürecinin göbeğinde olmasına şaşmamak lazımdır.

Kimse alınmasın, yine çok açık yazıyorum, bir kurum kendini devletin olağan yargı ve denetleme süreçlerinin dışına çıkarırsa bu kurumda çürüme kaçınılmazdır.

Silahlı kuvvetler çok hayati bir kamu hizmeti üretmektedir ve bu hizmetin çürümesi Türkiye için bir felakettir.

Kendimi dışarıya, sivile denetletmem, kendi yargımı kendim kurarım, terfi-atama kararlarımı yargı denetimi dışında tutarım (Anayasa madde 125), mal varlığımı Sayıştay denetleyemez diyen her kurum er ya da geç çürür, bunun iyi bilinmesi lazım.

Çağdaş, demokratik hukuk devletlerinde Milli Savunma Bakanı’na bağlı olması gereken Genelkurmay’ın bizde kime bağlı olduğu bile belirsizdir, daha doğrusu kimseye bağlı değildir, sadece Anayasa’nın 117. maddesi Genelkurmay Başkanı’nın Başbakan’a karşı sorumlu olduğunu yazar.

Sayın Başbuğ’un geçtiğimiz Cuma günü yaptığı basın toplantısı ve hemen arkasından yaşanan tartışmalar, atışmalar aklı başında ve sorumlu herkese TSK’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasının öncelikle asker için çok hayırlı olacağını bir kez daha göstermiştir; Sayın Başbuğ konuşmasında somut kişileri hedef almış, askeri yargı örneğinde olduğu gibi fahiş hatalar yapmış ve böylece kaçınılmaz olarak üniformanın siyasal tartışma zeminine çekilmesine neden olmuştur.

Oysa, yine aklı başında her yurttaş bu tartışmalarda taraf olarak üniformalı kişileri değil, hükümet üyesi ve askeriyenin kendisine bağlı olduğu bir sivili görmek, onunla tartışmak istemektedir.

Asker bu durumun en çok kendisine zarar verdiğini er ya da geç görecektir ama benim korkum o tarihte TSK’nın itibarının geriye dönüşsüz bir noktaya çekilmiş olacağıdır.

Bütün bunlar anayasa ve yasa değişiklikleri gerektirmektedir ve bu alanda da tüm sorumluluk 22 Temmuz’da yaklaşık her iki yurttaştan birinin oyunu almış siyasal partinindir.

Eser KARAKAŞ - STAR
ekarakas@stargazete.com

'Tansu Çiller CIA'ya Çalıştı'
05 Haziran 2009 16:44

MİT tarafından Ergenekon mahkemesine verilen 6 CD'lik belgelerin içinde Tansu Çiller'le ilgili ilginç bir iddia var...

MİT tarafından hazırlanan ’Ergenekon şeması’nın nasıl oluşturulduğuna dair bilgiler mahkemeye verildi. CD’lerin içinden ilginç bir belge ortaya çıktı. Belgedeki iddiaya göre Çiller, 1967’den beri “İstanbul’un Gülü” kod adıyla CIA için çalışmış.

MİT tarafından 6 CD halinde gönderilen belgelerin içinde Tuncay Güney’in sorgusu, Aydınlık dergisindeki haberler ve bazı askeri dosyalar yer alıyor...

İSTANBUL 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen Ergenekon davasının en önemli konularından biri de Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından hazırlanan ’Ergenekon Terör Örgütü Şeması’. Şimdiye kadar çok tartışılan bu konuyla ilgili olarak dün mahkemede önemli bir gelişme yaşandı. Ergenekon Terör Örgütü Şeması’nın oluşturulmasında kullanılan belgelerle ilgili olarak daha önce 6 CD olarak 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti. Mahkeme bu belgelerdeki incelemesini dün tamamladı ve bu CD’leri avukatlara dağıttı.

İmzasız mektupla ortaya çıktı

MİT Şeması ve 6 CD 3 Temmuz 2002 tarihinde ortaya çıkmıştı. CD’ler MİT’e, 3 Temmuz 2002 tarihinde kendisini polis olarak tanıtan bir kişi tarafından posta yoluyla isimsiz ve imzasız ihbar mektubu olarak gönderilmişti. 6 adet CD, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 Ocak 2009 tarihindeki duruşmada kurumdan istenmişti.

Güney de var Hizbullah da

2002 yılında MİT’in eline geçen ve “Ergenekon Terör Örgütü Şeması” nın oluşmasını sağlayan CD’lerde, Tuncay Güney’in 2001 yılında gözaltına aldığı dönemde İstanbul Emniyet Müdürlüğünde kendisiyle yapılan bir mülakata ilişkin ses kaydı da var. Bu kayıtlarla ilgili daha önce haberler basında yer almıştı. Özellikle bu CD’lerde Güney’in işkence altında ifade verdiği dikkat çekmiş ve bu konu uzun süre basında tartışılmıştı. CD’lerde Aydınlık dergisindeki bazı haberler, Tansu Çiller’in ABD vatandaşlığı, Hizbullah’ın MİT tarafından yönetildiği iddiaları, Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından 1985 yılında hazırlanan rapor, Veli Küçük hakkında çıkan haberlerin küpürleri, TBMM’deki Susurluk Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan raporun bir kısmına kadar bir çok konu hakkındaki haber metni de yer alıyor.

BİR GARİP BELGE DAHA!

CD’lerin içinden ilginç bir belge ortaya çıktı. Belgedeki iddiaya göre Çiller, 1967’den beri “İstanbul’un Gülü” kod adıyla CIA için çalışmış. 1999 yılında da gündeme gelen bu iddialara göre, Türkiye’deki bazı siyasetçiler Çiller’in iktidarda olduğu 1993-1996 yılları arasında ABD’deki malvarlığını araştırmak üzere bir hukuk bürosuyla anlaştı. Büro da CAL kod adlı eski bir CIA ajanıyla çalışmaya başladı. CAL, Çiller’i bizzat tanıyan ve Prag’da yaşayan Fish adlı ajana ulaştı. Fish, Frankfurt’taki ABD Üssü’nde verdiği ifadede, Çiller’in 1979’da, “ABD çıkarlarını kollayan yabancı ülke vatandaşlarına Amerikan vatandaşlığını verebileceğini ve bunun gizli tutulacağını” öngören 8 USC 1427 (f) yasasına göre ABD vatandaşı olduğunu söyledi. Çiller’in 1967’den beri “İstanbul’un Gülü” kod adıyla CIA için çalıştığını, özel eğitimden geçirildiğini ve bu dönemde Yale Üniversitesi’nde post-doktora yaptığını da öne sürdü. ABD’li yetkililer, Fish’i bu işin üzerine gitmemesi yönünde uyardı. Tüm bu iddiaların yer verildiği belgede, bir de eski CIA ajanı “Motta Gur”un şu notu yer alıyor: “Fish, evinde çıkan bir yangında hayatını kaybetti, Çiller’in ajanlığına ilişkin belgeler de kayboldu!”

aktifhaber

İşe bak: raporu'u alan değil sızdıranlar yargılanıyor:

Eminağaoğlu'nun raporunu sızdıran bulundu
11.06.2009 - 00:54


GAZETEPORT, Yarsav Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun askerlikten muaf tutulmasına temel olan sağlık raporunun Hükümet’e yakın basına kim tarafından sızdırıldığını öğrendi. Buna göre, 2004’te Ordu’dan atılan Binbaşı Tabip Sedat Özdemir Temmuz 2008’de Genelkurmay’a bağlı Etimesgut Hava Hastanesi’nde halen çalışmakta olan bir askeri doktor arkadaşını arayarak YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun raporlarını istedi. Arkadaşı söz konusu raporları Sedat Özdemir’e ulaştırdı. Ordu’dan atılan Binbaşı Tabip Sedat Özdemir halen İstanbul-Sultangazi İlçesi’nde bulunan Medical Park hastanesinde görev yapıyor.

Safile Usul / Gazeteport

ASKERİ SAVCILAR RAPORU SIZDIRANI BULDU
2008’in yaz aylarında Hükümet’e yakın gazete ve televizyon kanallarında, Hükümet’e muhalif tutumu ile bilinen YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında tahrif edilmiş raporlarla askerlikten kaçtığı iddiasıyla çok sayıda yayın yapıldı. Eminağaoğlu’nun sadece Genelkurmay’ın askeri hastanelerinde bulunan sağlık raporları da vardı. Daha sonra Genelkurmay’ca yapılan açıklamalar, Ömer Faruk Eminağaoğlu’nu askerlikten muaf tutan raporlarda bir sorun olmadığını gösterdi. Peki, Eminağaoğlu’nun sağlık raporlarını elde eden ve sızdıran kimdi? Bu sorunun cevabı askeri savcıların konusu oldu. Konuya ilişkin olarak 8 Haziran Pazartesi günü Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde bir duruşma yapıldı.

RAPORU SIZDIRAN ORDU’DAN ATILMA BİNBAŞI
GAZETEPORT’un edindiği bilgilere göre, Yarsav Başkanı Eminağaoğlu’nun sağlık raporlarını, 18.10.2004 tarihinde, “TSK’dan resen ayrılma işlemine tabii tutulmuştur.” ifadesi ile Ordu’dan atıldı. Ordu’dan atılan Sedat Özdemir halen İstanbul’un Sultangazi ilçesinde bulunan Medikal Park Hastanesi’nde dahiliye uzmanı olarak görev yapıyor.

ETİMESGUT’TAKİ ARKADAŞINI ARADI, RAPORU İSTEDİ
Yine, GAZETEPORT’un edindiği bilgilere göre, Ordu’dan atılma Binbaşı Tabip Sedat Özdemir Temmuz 2008’de Etimesgut Askeri Hava Hastanesi’de halen görev yapan bir arkadaşını arayarak, Yarsav Başkanı Eminağaoğlu’nun sağlık raporunu istedi. İsmi açıklanmayan ve hakkında halen Genelkurmay tarafından yargılama süreci devam ettirilen arkadaşı, Eminağaoğlu’nun sağlık raporunu Sedat Özdemir’e ulaştırdı.

RAPOR AĞUSTOSTA BASINA SIZDI
Ordu’dan atılma Binbaşı Tabip Sedat Özdemir Etimesgut Hava Hastanesi’nde görevli askeri tabip arkadaşından rapora ulaştıktan sonraki ay olan Ağustosta Hükümet’e yakın basında Eminağaoğlu’nun sağlık raporları boy boy yer almaya başladı.

YARGILAMA SÜRÜYOR
Hem Ordu’dan atılan Binbaşı tabip Sedat Özdemir hem de ismi açıklanmayan arkadaşı Etimesgut Hava Hastanesi’nde görevli arkadaşı hakkındaki askeri yargı süreci devam ediyor. (İSTANBUL)
Gazeteport

51 NOLU CD BELDEN AŞAĞI
06 Haziran 2009 08:16

Albay Levent Göktaş'ta ele geçirilen 51 Nolu CD, belden aşağı görüntülerle dolu...

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Albay Mustafa Levent Göktaş'ın ev ve avukatlık bürosunda ele geçirilen CD'lerden bazılarının incelemesi tamamlandı.

51 No'lu CD'de önceki gün gözaltına alınan ikisi GATA'da sivil memur 3 kadının, üst düzey kamu görevlileriyle müstehcen görüntülerinin bulunduğu öğrenildi.

Şantaj amaçlı çekildiği anlaşılan görüntülerle ilgili inceleme başlatan savcılığın, videolarda yer alan bürokrat ve kamu görevlileri hakkında da dosya açtığı öğrenildi. Buna göre savcılık, görüntülerdeki üst düzey kamu görevlilerinin ifadesine başvurup şikayetçi olup olmadıklarını soracak.

Özel Kuvvetler'den emekli Albay Mustafa Levent Göktaş, Ergenekon soruşturması kapsamında 7 Ocak'taki operasyonda gözaltına alındı. Evi ve bürosunda yapılan aramalarda 62 CD ve DVD'ye el konulmuştu. 12 Ocak'ta da 'terör örgütü üyesi olduğu' gerekçesiyle tutuklandı. Bilgisayarındaki şifreli dosyalarda bulunan fişleme listelerinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın da isminin olduğu iddia edilmişti. Yüksek yargı mensuplarının büyük bölümünün tek tek fişlendiği dosyalarda, bazı isimlerin çocukları, arkadaş ve dostlarının da takip edildiği belirlendi. CD ve DVD'lerde, bazı hâkim ve savcıların 'mahrem ilişkilerini' gösteren fotoğraf ve kamera kayıtları, Başbakan, TBMM Başkanı, bazı bakanlar ve hükümet üyeleri ve bürokratlarının özel ve kişisel bilgilerinin bulunduğu fişleme dosyaları bulunduğu basına yansımıştı. Soruşturmayı yürüten savcılar el konulan CD'leri tek tek incelemeye aldı. Edinilen bilgilere göre, 51 No'lu CD'nin incelemesi tamamlandı.

CD'nin içerisindeki görüntüler, önceki gün gerçekleştirilen operasyona da ışık tutuyor. 4 Haziran 2009'da düzenlenen operasyonda Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan sivil kadın memur H.M. ile GATA'da memur olarak çalışan Z.A. ve İ.Ö. gözaltına alınmıştı. İddiaya göre, üç kadın memurun görüntüleri 51 No'lu CD'de ortaya çıktı. Kadınların bazı üst düzey yargı mensupları ve kamu personeliyle müstehcen görüntüleri tespit edildi. Bunun üzerine savcılık operasyon emrini verdi. Memurların Göktaş'la irtibatları nedeniyle ifadesinin alınacağı öğrenildi. Göktaş'a sorulan sorular, üç bayan memura da yöneltilecek.

Savcılar, üst düzey kamu görevlilerine müstehcen görüntülerle şantaj yapılıp yapılmadığını araştıracak. Bu amaçla bayan memurların ifadesinin alınmasının ardından savcılığın müstehcen görüntüleri ortaya çıkan siyasetçi, bürokrat, hakim ve savcılarla ilgili de bir dosya açacağı öğrenildi. Adalet Bakanlığı'nın hakim ve savcılarla ilgili bir soruşturma yürüttüğüne dikkat çeken kaynaklar, önümüzdeki günlerde Ergenekon savcısının söz konusu üst düzey kamu görevlilerinin ifadesine başvuracağına dikkat çekiyor. Kamu görevlilerinin kadınlardan şikayetçi olması halinde soruşturmanın seyrinin değişebileceğine dikkat çekiliyor. Ergenekon soruşturması kapsamında Sauna ve Atabeyler çetesi de gündeme gelmişti. Ergenekon savcılarının Ergenekon'la her iki çete arasındaki bağlantıyı araştırdığı basına yansımıştı. Sauna Çetesi operasyonunda, çete üyelerinin bazı bakanlar hakkında fişleme bilgileri topladığı, siyasetçilere ve bürokratlara şantaj CD'leri hazırladıkları ortaya çıkmıştı.
aktifhaber

Polis memuru gasptan gözaltında
Diğer 3.SAYFA haberlerini okumak için tıklayınız...
İzmir'in Buca ilçesinde yaklaşık 15 gün önce gerçekleştirilen kuyumcu soygununun zanlısı olarak polis memuru E.C. (37) gözaltına alındı.

03 Haziran 2009 19:57 haber7

Belediye Başkanı, 'ihalede yolsuzluk'tan tutuklandı

05 Haziran 2009 Tekirdağ'ın Çerkezköy ilçesi Kapaklı beldesinde, ihaleye fesat karıştırdıkları iddiasıyla gözaltına alınanlardan Kapaklı Belediye Başkanı, Belediye Fen İşleri Müdürü ve 2 müteahhit tutuklandı.
Çerkezköy Jandarma ekiplerince belediyede yapılan 3 ayrı ihale dosyasında ihaleye fesat karıştırdıkları iddiasıyla önceki gün gözaltına alınan Kapaklı Belediye Başkanı İ.M, Belediye Fen İşleri Müdürü A.Ç, müteahhitler A.E ve S.D, Belediye Hesap İşleri Müdür Vekili M.G, Zabıta memuru H.G, Fen İşleri Memuru A.C. ve emekli zabıta memuru R.K. Çerkezköy Adliyesine sevk edildi.
Belediye Başkanı, Fen İşleri Müdürü ve 2 müteahhit mahkemece tutuklanarak İstanbul Silivri Kapalı L Tipi Cezaevine gönderilirken, diğerleri serbest bırakıldı. netgazete

YOLSUZLUK DAVASI YARIN

23 Nisan 2008 21:17
Mersin'de devlet ihalelerine fesat karıştırıp, yolsuzluk yaptıkları iddia edilen, aralarında bürokratların da bulunduğu 84 kişinin yargılanmalarına yarın devam edilecek.
Mersin'de ses, görüntü ve fotoğraflarla tespit edilen aralarında bürokratların da bulunduğu 84 kişilik ihale yolsuzluğu sanıklarının duruşması yarın Mersin Adliyesi'nde yapılacak. Savcılık uzun süren takip sonucu ortaya çıkarılan sanıklar hakkında 10 yıldan 27 yıla kadar hapis cezası istedi.
10 Aralık 2006'da Mersin Cumhuriyet Savcılığı'na postayla gönderilen "Bayındırlık Müdürlüğü'ne iş yapan bir kısım müteahhit" imzalı şikayet dilekçesinde, Bayındırlık İl Müdürü Z.E.'nin, ihalelere fesat karıştırıp yolsuzluk yaptığı, MİT hizmet binası bekçi kulübesi ihalesinde komisyon üyelerinin itiraz şerhine rağmen ihaleyi yüzde 1 kırım ile tenzilatsız olarak bir müteahhide verdiği, müteahhitlerden işin tenzilatına göre yüzde 2 ila yüzde 4 arasında komisyon aldığı iddia edilmiş, bunun üzerine olay
soruşturulmaya başlanmıştı.
Olayla ilgili soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı, 70 gün sonra iddianameyi hazırladı. 130 sayfadan oluşan iddianamede, 84 kişi hakkında "Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, ihaleye fesat karıştırmak, sahtecilik ve rüşvet" suçlarından 10 yıldan 27 yıla kadar ağır hapis cezası istendi. Dosyada ayrıca, tüm zanlıların 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 59/1 maddesi uyarınca tüm kamu kurum ve kuruluşların ihalelerine katılmalarının yasaklanmaları da istedi
.
Cumhuriyet Savcılığı'nın bu talebinin ardından Mersin Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 24 Temmuz 2007'de Bayındırlık ve İskan İl Müdürlüğü'ne operasyon düzenledi. "Alabora" adlı operasyonda il müdürü ile 2 müdür yardımcısı ve 9 personel gözaltına alındı. Aynı günün gecesinde ise İl Genel Meclis üyeleri ve işadamlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı.
İddianamede şikayet dilekçesi, istihbarat raporu, teknik takip sonucu ses, görüntü ve fotoğrafların da bulunduğu 50 ayrı delil listesi de yer aldı. Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 2007 yılı Temmuz ayından bu yana ilk kez hakim karşısına çıkacak şüphelilerin, sayılarının fazla oluşu nedeniyle duruşmanın farklı bir salonda yapılması gündeme gelmişti. Yarın yapılacak duruşmaya 40'ı tutuklu, 32'si tutuksuz yargılanan 72 şüpheli katılacak. Ayrıca olayla ilgili de 12 kişinin aranmasına devam ediliyor.
Haber10

Çapan Takla Üstüne Takla Atmış
06 Haziran 2009 09:48

ETÖ sanığı eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürpüz Çapan, fabrika kurmak için kendisine başvuran işadamından rüsvet koparmak için takla üstüne takla atmış...
İlişkili HaberlerTüm Haberler
Gürbüz Çapan'a 5 Yıl HapisMilliyet'te Ergenekon HaberleriAlemdaroğlu'nu Susturan SorularErgenekon'da Peker SorgulandıAleviler ETÖ'ye Ateş Püskürdü

İşadamı Erol Toksöz: Rüşvet vermeyince Gürbüz Çapan arazimi yeşil alana çevirdi

Geçtiğimiz günlerde çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve rüşvet suçlarından 5 yıl hapis cezası alan Ergenekon tutuklusu eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan'ın geçmişinde mahkeme tarafından sabit görülen birçok rüşvet olayı var.

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin karara bağladığı bu rüşvet iddialarından biri de işadamı Erol Toksöz'e ait. 2001 yılında mahkemeye tanık sıfatıyla ifade veren Toksöz'ün arazi hikâyesi çarpıcı iddialarla dolu. Sanovel isimli ilaç şirketinin sahibi olan işadamı, yıllar önce Esenyurt'a bir fabrika kurmak isteyince Çapan'ın olmadık talepleriyle karşılaşır.

Mahkeme dosyasında yer alan bilgilere göre Toksöz'ün Esenyurt macerası 1993 yılında başlıyor. Bu tarihte beldeden toplam 170 dönümlük iki ayrı arazi alınır. İşadamı bunlardan birini kendi adına, diğerini ise şirketi Sanovel İlaç Sanayii adına alır. Bir yıl sonra, şirketi adına aldığı araziye bir ilaç fabrikası kurmak isteyen Toksöz'ün imar için belediyeye yaptığı müracaat kabul edilir. Arsanın belediye tarafından ifrazı da yapılır; ancak inşaatın başlayacağı günlerde çıkan ekonomik kriz yüzünden projeden vazgeçilir. 2000 yılına gelindiğinde ise fabrika kurma planı yeniden başlar. Şubat ayında belediyeye müracaat edilerek inşaat izni istenir. Belediyeden, "Yeniden müracaat edip imar durumu almanız gerekiyor." cevabı alınır. Hiç zaman kaybetmeden müracaat yapılır ve gerekli yasal ücretler ödenir. Aynen 1994 yılındaki imar durumu yine geçerli olur. Mart ayında fabrika projesi belediyeye sunulur. Ancak bir aylık süre geçmesine rağmen proje tasdik edilmez. Ardından Toksöz, Başkan Çapan tarafından belediyeye çağrılır. İddiaya göre Çapan, ifraz işlemleri sırasında arazilerin bir bölümünün belediyeye bırakılması işleminden söz açar.

ARSAYI VERİRSEN, PROJE ONAYLANIR!

1994'te bu işlem yapılırken belediyeye az arazi bırakıldığını söyleyen Çapan, işadamından yaklaşık 10 dönümlük yer daha ister. 'Ret' cevabı alan Çapan, meseleyi 4 ay sürüncemede bırakır. Bir dönem sonra Çapan, Toksöz'ün kendi adına aldığı araziden de haberdar olur. İddiaya göre, Çapan bu kez 85 dönüm, diğer araziden 30 dönüm ister, projeyi ancak bu şekilde tasdik edebileceğini söyler. Bu talebi de reddeden Toksöz, bundan sonrasını mahkemeye verdiği ifadede şöyle anlatıyor: "Bu defa projemin tasdiki için benden 1 milyon dolar para istedi. Yine kabul etmedim. 500 bin dolar istedi. Yaptıracağım inşaatı da istediğimiz firmaya yaptıramayacağımızı söyledi. Bunu da kabul etmedim. 'Allah'ınızdan bulun, buraya fabrika yaptırmayacağım' diyerek çıktım gittim. Projemin tasdiki için tüm evraklarım belediyede kaldı. Daha sonra belediye başkanı arazimin tamamına yakınını meclis kararıyla yeşil alana çevirmiş."
aktifhaber

Emniyet Müdüründen Şok Emir
08 Haziran 2009 08:35

Fuhuş çetesinin lideri olmak suçuyla tutuklanan Birinci Sınıf Emniyet Müdürü Hacı Murat D.'nin verdiği şok talimatlar ortaya çıktı.

Geçtiğimiz ay Ankara’da bir polisin hayat kadınını dövmesiyle başlatılan operasyonda, emniyet müdürünün futuş çetesine liderlik yaptığı ortaya çıkmıştı.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nde hukuk müşaviri olarak görev yapan Birinci Sınıf Emniyet Müdürü Hacı Murat D.’nin de örgüt yöneticisi olarak yargılandığı çete operasyonunda şok gelişmeler yaşanıyor. Başkent’te bazı gece kulüplerini sevk ve idare ettiği iddia edilen Hacı Murat D.’nin, bir anlaşmazlık üzerine adamlarına, ‘Kafalarına sıkın. Kan gölüne çevirin’ talimatı verdiği ortaya çıktı.

Mafya hikayelerini andıran olay kayıtlara şöyle yansıdı: 16 Mart 2009 günü Hacı Murat D.’yi arayan Yaşar isimli gece kulübü işletmecisi, tehdit edildiğini söyledi. Bunun üzerine Emniyet Müdürü Hacı Murat D. Ramazan isimli adamını arayarak ‘İki tane kelle adam ayarla. Alınlarına çakacaksınız’ talimatı veriyor. Hacı Murat D., diğer adamı Numan’a ise ‘Öldüreceksin’ diye baskı yapıyor.
aktifhaber

Hastaneye İlaç Baskını
08 Haziran 2009 14:17

Kızıltepe Devlet Hastanesi'ne düzenlenen baskında aralarında 3 doktorun da bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı
İlişkili HaberlerTüm Haberler
Gamze Özçelik Aynalı Odada Eğitim Arka Planda Kalır mı?Bütün Köy Hastanelik Oldu / VİDEOİlaç Sektörü Büyüdü Hastanede İhmaller Üst Üste

Mardin'in Kızıltepe İlçesi Devlet Hastanesi'ne düzenlenen baskında aralarında 3 doktorun da bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı

Mardin’in Kızıltepe İlçesi Devlet Hastanesi'ne sabah erken saatlerde polis tarafından baskın düzenlendi. Baskında, hastaneye muayene olmaya gelen hastalara pahalı ilaç ve medikal malzemesi yazdıkları iddiasıyla 3’ü doktor 13 kişi polis tarafından gözaltına alındı.

Kızıltepe Devlet Hastanesi'nde görevli bazı doktorların, hastaneye muayene olmaya gelen hastalara ilaç firmalarının isteği doğrultusunda pahalı ilaçlar ve medikal malzemeler yazarak devleti zarara uğrattıkları iddiası üzerine, Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla polis tarafından sabah saat 06.00 sıralarında hastaneye baskın düzenlendi. Baskında, adları henüz öğrenilemeyen 3 doktor ile aralarında bazı hastaneye çalışanlarının da bulunduğu toplam 13 kişi polis tarafından gözaltına alındı. Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

aktifhaber

Bu İfade Albay Öz'ü Bitirir
09 Haziran 2009 08:53

Hrant Dink cinayetinde dönemin İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız'ın ifadesi İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz’ü zor durumda bırakacak...

Ali Öz: Dink’e suikast hazırlığını bilmiyordum.
İstihbarat Müdürü Yıldız: Kendisine bilgi verdim

Hrant Dink cinayetinin işlendiği dönemde Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’nda İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yapan Kıdemli Yüzbaşı Metin Yıldız, dün talimatla Bolu Sulh Ceza Mahkemesi’nde verdiği ifadede dönemin Trabzon İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz’ü yalanlayan bilgiler verdi. Bolu’da binbaşı olarak görev yapan Metin Yıldız, dava kapsamında ‘görevi kötüye kullanma’kla suçlanıyordu.

ÖZ’E ANLATTIM

Metin Yıldız, 2006’nın yaz aylarında Jandarma İstihbarat görevlileri Okan Şimşek ve Veysel Şahin’in kendisini telefonla aradıktan sonra bulunduğu yere geldikleri belirterek ‘Yasin Hayal ve birkaç arkadaşının Hrant Dink’i öldürme hususunda planlar yaptığını söylediler’ dedi. Aldığı bu bilgiyi İl Jandarma Komutanı Albay Öz ve şube müdürlerinin olduğu toplantıda aktardığını anlatan Yıldız, toplantıdan sonra Okan Şimşek’i yanına çağırarak, bu konuyla ilgili araştırma yapmasını istediğini dile getirdi.

‘EMRİNİZ VAR MI’ SORUSU


Yıldız, yine aynı günlerde İl Jandarma Komutanı Ali Öz’ün odasına giderek Şimşek ve Şahin’i konuyla ilgili araştırma yapması için görevlendirdiği bilgisini verdiğini ve bu konuda ‘bir emrinin olup olmadığını’ sorduğunu anlattı. Cinayetin ardından bu konuda kendilerinde bilgi olduğunu hatırladığını ve Jandarma Başçavuşu Gazi Günay’ı çağırarak haber kayıt ve bildirim formu hazırlattığını söyledi.
aktifhaber

Başhekim, pahalı ilaç yazıp devleti dolandırmış
11:00 - Isparta'nın Eğirdir ilçesindeki Kemik Eklem Hastalıkları ve Tedavi Rehabilitasyon Hastanesi Başhekimi Op.Dr İbrahim Etli, Mardin Kızıltepe Devlet Hastanesi'ne düzenlenen operasyonla bağlantılı olarak Eğirdir'de gözaltına alındı. İbrahim Etli'nin,Kızıltepe'de bulunduğu sırada "hastalara pahalı ilaç ve sağlık malzemesi yazıp devleti haksız yere milyonlarca TL zarara uğrattığı" iddiası ile gözaltına alındığı belirtildi. 09.06.2009 ISPARTA netgazete

Nüfus müdürü, sahte kimlikle kredi çekti, tutuklandı
14:00 - Taşköprü Nüfus Müdürlüğü yapan Bakırcı, başka bir vatandaşın bilgileriyle kendisine nüfus cüzdanı çıkartarak bu kimlikle Kastamonu'daki bir banka şubesinden kredi çekti. Ancak kimlik bilgileri kullanılan vatandaşın, tesadüfen uğradığı bankada durumu öğrenmesi ve suç duyurusunda bulunmasının ardından İlhan Bakırcı açığa alınarak hakkında soruşturma başlatıldı. Bugün sabah saatlerinde Kastamonu Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından evinden alınan Bakırcı, ifadesinin alınmasının ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. 10.06.2009 TAŞKÖPRÜ netgazete

Kooperatife yolsuzluk operasyonu: 40 gözaltı

10 Haziran 2009 - Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinde polis ve jandarmanın Esnaf Kefalet Kooperatifi'ne yolsuzluk iddiasıyla düzenlediği operasyonda yaklaşık 40 kişi gözaltına alındı.
Edinilen bilgiye göre, Ayvacık ilçesinde polis ve jandarma ekiplerinin Esnaf Kefalet Kooperatifi'ne yolsuzluk iddiasıyla düzenlediği operasyonda eski ve yeni yöneticilerin aralarında bulunduğu yaklaşık 40 kişi gözaltına alındı. netgazete

Ankara'da Resmen Skandal
11 Haziran 2009 12:01

Ankara ortaya çıkan bu skandalı konuşuyor. Abdullah Gül'ün imzası taklit edilerek atama yapıldı. Atamayı kim yaptı; kim atandı?

Abdullah Gül’ün imzasını taklit edip atama yaptılar…

Dışişleri Bakanlığı’nın 2004’te yaptığı ateşe yardımcısı atamasında dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün imzasının taklit edildiği ortaya çıktı.

Ankara’yı karıştıran büyük skandal şöyle gelişti: 2004’te Müsteşar vekili Ali Tınaz Tuygan başkanlığında toplanan komisyon, 10 asil ve 5 yedek ateşe yardımcısının isminin Dışişleri Bakanı Gül’e önerilmesine karar verdi.. Listedeki 10 kişinin ataması Abdullah Gül’ün imzasıyla yapıldı.

ATAMALAR DURDURULDU

Şartları uymasına rağmen ataması yapılmayan Osman Nuri Çelik yargıya başvurdu. Mahkeme, kararname Resmi Gazete’de yayımlanmadığı için atamaları geçersiz saydı. Fakat Çelik, emekli olunca da işin peşini bırakmadı.

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU

Komisyon kararındaki Bakan imzasının Gül’e ait olmadığını ispat eden Çelik, savcılığa suç duyurusunda bulundu. Dönemin Dışişleri bürokratlarından Bahadır Kaleli ile Ali Tınaz Tuygan ve sorumluluğu olanların sahtecilikten yargılanmasını istedi.

ARAŞTIRMA BAŞLADI

Osman Nuri Çelik’in savcılığa yaptığı ‘sahte imza’ şikâyeti, Yargıtay’ın üst düzey memur suçlarına bakan bürosuna sevk edildi. Yargıtay’dan gelen yazıda ise inceleme yapılacağı ifade edildi. Dışişleri Bakanlığı da Abdullah Gül’ün imzasını kimin taklit ettiğini araştırmaya başladı
aktifhaber

16 doktor, devleti zarara uğratmaktan tutuklandı
15:30 - Mardin'in Kızıltepe ilçesi başta olmak üzere birçok ilde düzenlenen operasyonlarda, organize şekilde suç işledikleri ve devleti zarara uğrattıkları iddiasıyla mahkemeye sevk edilen 16'sı doktor, 8'i Sosyal Güvenlik Kurumu memuru, 24 kişi tutuklandı. Hafta başında Mardin, Şırnak, Batman, Şanlıurfa, Gaziantep, Bursa, Diyarbakır, İzmir, İstanbul, Isparta, Kütahya, Antalya, Hatay, Eskişehir, Kocaeli ve Ankara'da yapılan operasyonlarda 136 kişi gözaltına alınmıştı. 11.06.2009 MARDİN netgazete

Kozlu Belediye Başkanı'na 1,5 yıl hapis cezası
13:10 - Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığının 9 Mayıs 2003 tarihli iddianamesi doğrultusunda, Kozlu Belediyesinin, 2002'de alınan meclis kararıyla zarara uğratıldığı gerekçesiyle kamu adına açtığı dava sonuçlandı. Buna göre Kozlu Belde Belediye Başkanı Ali Bektaş ve bazı eski encümen üyeleri, imar tadilatı yaparak görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sanıklar, cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar atamaya veya seçime tabi hiçbir memuriyet ve hizmette istihdam edilemeyecek. 14.06.2009 ZONGULDAK
netgazete

23 kilo eroinle yakalanan polis memuru tutuklandı
13:00 - İstanbul narkotik polisinin bir uyuşturucu şebekesine yönelik başlattığı teknik takibe, Bursa Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan bir polis memuru takıldı. Herkesi şoke eden olayla ilgili olarak, ekipler geniş çaplı bir operasyon başlattı. Meslektaşlarının gece yarısında evine baskın düzenlediği polis memuru R.A. gözaltına alınırken, otomobilinin bagajında 23 kilogram eroin ele geçirildi. İstanbul'a sevk edilen R.A., tutuklanarak cezaevine konuldu. 14.06.2009 BURSA netgazete

Memurdan Dudak Uçuklatan Servet
17 Haziran 2009 19:46Bir vergi memurunun dudak uçuklatan serveti 'Benim memurum işini bilir' sözünü hatırlattı.

Antalya'nın Alanya İlçesi'nde oğluyla tartışan tezgahtarı alıkoyarak dövdürdüğü iddiasıyla açılan davada 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Alanya Vergi Dairesi Gelir Şefi 55 yaşındaki Yıldız Oto Ağca'nın yaklaşık 8 milyon TL değerinde mal varlığı ortaya çıktı.

Oğlu Onurhan Ağca ile 2006 yılının Haziran ayında tartışan ayakkabıcı dükkanında tezgahtarlık yapan ve o tarihte 16 yaşında olan Yunus Emre Eret'i alıkoyarak dövdüren Alanya Vergi Dairesi Gelir Şefi Yıldız Oto Ağca ve öğretmen eşi 51 yaşındaki Orhan Ağca ile dayak olayını gerçekleştiren 36 yaşındaki Osman Kaldırım, 42 yaşındaki Yaşar Sağlam, 35 yaşındaki Kenan Kutlar ve 42 yaşındaki Hasan Beyaz hakkında Alanya 5'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan dava sonuçlandı. Mahkeme, gencin dövülmesi olayına karıştıklarına kanat getirdiği 6 kişiye 2'şer yıl 6'şar ay hapis cezası verdi. Mahkeme heyeti, Alanya Vergi Dairesi'nde Gelir Şefi olan Ağca'nın yaklaşık 8 milyon TL değerindeki gayrimenkul ve banka hesaplarına da el konulmasını kararlaştırdı.

MALVARLIĞINDAKİ ARTIŞ ŞAŞIRTTI

Gelir Şefi Yıldız Oto Ağca'nın malvarlığında bir anda artış yaşandığını tespit eden mahkeme, 1977 yılında Tatvan'da 400 metrekare bir arazisi olduğunu belirtmesine rağmen, memur olarak çalıştığı 33 yılda sahil kesimlerinde yaklaşık 7.5 milyon TL civarında gayrimenkul satın aldığına dikkat çekti. Yine Ağca'ya ait ancak mal bildiriminde belirtilmemiş, çeşitli bankalarda 180 bin TL mevduat hesabı, 440 bin 887 TL ve 66 bin 850 Euro vadeli hesabının olduğu ve dava açılmasının ardından bu hesapların boşaltıldığının belirlendiği kaydedildi.

Mahkeme süresince tutuksuz yargılanan Alanya Vergi Dairesi Gelir Şefi Ağca'nın kısa süre önce emekliye ayrılarak izini kaybettirdiği belirtildi.
aktifhaber

90 kilo eroine göz yuman başkomiser tutuklandı, havaalanından kaçan zanlı lüks otelde yakalandı
15:10 - Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürl üğü ekipleri Van'dan İstanbul'a getirilen 90 kilogram uyuşturucu ile ilgili operasyon düzenledi. Beşiktaş'ta başlatılan operasyonda, Narkotik Müdürlüğü'nde görevli bir başkomiser, operasyon sırasında şüpheli İslam Y'nin kaçmasına göz yumduğu iddiasıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi. Daha sonra soruşturmayı derinleştiren narkotik polisi, "kırmızı bülten"le arandığı öğrenilen Cumhur Y'nin de yeğeni olan İslam Y'nin Beşiktaş'ta bir otelde sahte kimlikle kaldığını tespit etti. Otel basıldı, zanlı gözaltına alındı. 20.06.2009 İSTANBUL netgazete

Kurtarıcı MİT'çi Sorguya Alındı
21 Haziran 2009 11:0

4Ergenekon firarisi Bedrettin Dalan'a "kaç" mesajı gönderen ve skandal bir şekilde terfi edilen MİT'çi Ö.Y., sorguya alındı...
İlişkili HaberlerTüm Haberler
Dalan'ın MİT'çisi Bakın Kim ÇıktıPOYRAZKÖY İHBARI 'KURTARICI'DANMİT'te Skandal TerfiMİT'ten Yalanlama VarTaner'in Görev Süresi Uzatıldı

ERGENEKON soruşturması kapsamında gözaltına alınacağını Bedrettin Dalan'a bildirdiği ileri sürülen MİT'çi Ö.Y.'nin, Dalan'a gözaltına alınacağını bildirerek, yurtdışına kaçmasını sağlamak suretiyle 'Ergenekon örgütüne yardım yataklık' yaptığı gerekçisiyle ifadesi alındı. Yaklaşık 4 ay önce MİT İzmir Bölge Başkanlığı'na tayin edilen Ö.Y.'nin Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatıyla İzmir Cumhuriyet Savcılığı'nc a ifadesi alındı. Ö.Y.'nin ifadesi İstanbul Cumuhriyet Savcılığı'na gönderildi.

Ö.Y. EMEKLİĞİNİ İSTEDİ

MİT İstanbul Bölge Başkan Yardımcısı iken İzmir Bölge Başkanlığı'na tayin edilen Ö.Y., bu gelişmeler karşılığında emekliliğini istedi. Ö.Y.'nin, yaklaşık 10 yıldır İstanbul'da görev yaptığı öğrenildi.
aktifhaber

İcra müdür ve kadın yardımcısı rüşvetten tutuklandı
15:50 - Gaziantep polisi, bazı icra dairelerine, "rüşvet alındığı" iddiası üzerine Gaziantep Adliyesi'nde, 3 icra dairesine operasyon düzenledi. Operasyonda, 8. İcra Dairesi Müdürü Mehmet T, yardımcısı Ayşenur D. ile bazı icra dairelerinde çalışan 1'i kadın 5 memur gözaltına alındı. Nöbetçi Mahkemeye çıkarılan 8. İcra Dairesi Müdürü Mehmet T. ve müdür yardımcısı Ayşenur D, "bazı dosya sahipleri ve avukatlardan rüşvet almak ve görevi kötüye kullanma" suçlarından tutuklandı. 5 memur ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. 25.06.2009 GAZİANTEP netgazete

Sinop Trafik Şube Müdürü, 'rüşvet'ten gözaltında!
15:20 - Sinop'ta, bir ihbarı değerlendiren Emniyet Müdürlüğü ekipleri, bazı işlemlerle ilgili rüşvet alındığı iddiasıyla operasyon başlattı. Operasyonda, aralarında İl Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürü S.K. ile bazı dolmuş sahipleri ve otopark işletmecilerinin de bulunduğu 12 kişi gözaltına alındı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor. 25.06.2009 SİNOP - netgazete

Suç örgütü operasyonunda 2'si polis 14 kişi tutuklandı

27 Haziran 2009 Bursa'da, çıkar amaçlı suç örgüt ü kurarak oto kurşunlama, silahla adam öldürmeye teşebbüs, nitelikli yağma gibi olaylara karıştıkları iddiasıyla gözaltına alınan bir komiser ile bir polis memurunun da aralarında bulunduğu 14 kişi tutuklandı. netgazete

SUBAYLARA SEX ŞANTAJI
29 Haziran 2009 08:37

Ele geçirilen belgelerde üst düzey deniz subaylarına şantaj yapıldığı ortaya çıktı...
İlişkili HaberlerTüm Haberler
ETÖ'cünün Metresi Rus Ajanı ÇıktıHasta Eşi Döndü Kendisi KayıpHafızası Yerinde Mi Değil Mi?İşte Levent Ersöz'ün SevgilisiErgenekon'da Flaş Gelişme

Deniz Kuvvetleri'ne sızan çetenin, bazı kadın sivil memurları kullanarak, subaylara, cinsel içerikli görüntülerle şantaj yaptığı iddia edildi

Ergenekon davası zanlılarından emekli deniz binbaşı Levent Bektaş'ın bilgisayarından çıkan belgelerde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na istihbarat elde etmek amacıyla sızmış bir fuhuş çetesinin faaliyetlerinin anlatıldığı ortaya çıktı. Deniz Kuvvetleri'ndeki subaylara yönelik şantaj iddiası, Poyrazköy'de bulunan silah ve mühimmatla ilgili olarak bir süre önce tutuklanan Levent Bektaş'ın bilgisayarında bulunan "fuhuş çetesi" başlıklı şifreli bir pdf dosyasının incelenmesi sonucu gündeme geldi. Dosyada Deniz Kuvvetleri'ne sızan organize fuhuş çetesinin, bazı üst düzey komutan ve subayların cinsel içerikli kimi görüntü ve fotoğraflarını şantaj amaçlı kullandığı iddia ediliyor.

Komplo, Ergenekon soruşturma kapsamında bazı kişilerin evlerinde yapılan aramalar sonucu ortaya çıkarıldı. Çeteyle irtibatlı olduğu iddia edilen kişileri gözaltına alan polis, Bektaş'ın ve diğer Ergenekon şüphelilerinin bilgisayarlarındaki şifrelenmiş belgelerde yer alan bilgilerin doğru olup olmadığını şüphelilere sordu. Ancak bütün şüpheliler Emniyet'teki ifadelerinde susma haklarını kullandılar ve sorulan hiçbir soruya yanıt vermediler.

TÜMAMİRAL VAR

Fuhuş çetesinin, faaliyetlerinde Deniz Kuvvetleri'nde görevli kadın sivil memurları kullandığı öne sürülüyor. Bu kadın sivil memurlardan D.B., Ergenekon savcılarının uyarısı üzerine Foça'da Deniz Kuvvetleri'ne bağlı istihbarat birimleri tarafından tesise girerken kayıt cihazı ile yakalanmıştı. Olaylara karıştığı öne sürülen SAT (Su Altı Grup) Komutanlığı'nda görevli bazı subay ve astsubayların bugün veya yarın Ergenekon savcıları tarafından sorgulanmaları bekleniyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı askeri savcılığının da "istihbarat amaçlı fuhuş ve şantaj" olayıyla ilgili soruşturma başlattığı belirtiliyor. Daha önce tutuklu Ergenekon şüphelisi emekli albay Levent Göktaş'ın büro ve evinde yapılan aramalarda da içinde bazı hâkim ve savcılar ile askeri personelin mahrem görüntülerinin bulunduğu DVD ele geçirilmişti. Fuhuş çetesiyle ilişkili olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sivil memurlarandan İ.Ö.'ye emekli Deniz Binbaşı Levent Bektaş'ın bilgisayarında ele geçirilen ve "3 no'lu CD" adı verilen CD'yle ilgili sorular yönetildi. Sorulardan birinde, dosyalarda, Deniz Kuvvetleri içinde organize fuhuş çetesinin varlığından söz edildiği hatırlatılıyor. Emniyet'in ele geçirdiği dosyada komutanlıktaki kadın sivil memurlar ile subay ve astsubaylardan oluşan organize bir yapının mevcut olduğu ve bu yapı içerisinde yer alan şahısların Deniz Kuvvetleri Komutanlığı iç kurallarına aykırı, askeri ilişkileri aşan bir yakınlaşma içinde bulunduğu iddiasına yer veriliyor. Şüpheli İ.Ö.'ye bu iddia ile olarak şu soru yöneltildi: "Bir kısım kadın personelin, subay ve astsubaylar ile gayriahlâki ilişkilerinin tespit edildiği, bu ilişkilerin sivil memur, subay ve astsubaylar arasında organize bir şekilde yapıldığı, kurulan bu organize fuhuş çetesinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içerisinde istihbarat amaçlı olarak bulunduğu kanaatinin oluştuğu belirtilmiştir. Organize örgüt elemanları ve irtibatları başlığı altında deniz kurmay albayın ayarlanan özel mekânlarda kamuoyunca tanınan özel kişilerin özel görüntülerini toplayabileceği, deniz kurmay albaya bağlı olarak çalışan sivil memurların Z.A., D.B. ve İ.Ö. oldukları tespit edilmiştir.Organize yapı içerisinde bugüne kadar yapmış olduğunuz eylem ve faaliyetleriniz hakkında bilgi veriniz." Dosyada üç kadın sivil memur Z.A., D.B. ve İ.Ö.'nun birçok subay ile ilişkisinin bulunduğu belirtiliyor ve kadın sivil memurlarla aşk yaşadığı öne sürülen subayların isimleri de veriliyor. Subaylar arasında tümamiralliğe kadar yükselmiş komutanlar da bulunuyor. Z.A.'nın, sürgün olarak geldiği Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndaki yakın arkadaşı kadın sivil memur H.M. de fuhuş çetesinin Hava Kuvvetleri'ndeki üyesi olarak anılıyor. Deniz Kuvvetleri'ne sızdığı ileri sürülen çetenin üyelerinden olduğu iddia edilen A.Ş.S. ile SAT (Su Altı Taarruz) Grup Komutanlığı'nda görevli C.C.E.'ye de "istihbarat ve şantaj amaçlı olarak bayanların kullanılmasına yönelik sorular" başlığı altında fuhuş çetesiyle ilgili sorular yöneltildi.

Ergenekon'un strateji belgesinden: Fahişeler istihbaratta yararlıdır

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personeline yönelik komploya adı karışan şüphelilerin ifadesi alınırken, Ergenekon soruşturması sırasında yapılan aramalarda ele geçirilen "Ergenekon Analiz Yeni Yapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi, İstanbul 29 Ekim 1999" isimli doküman da hatırlatıldı. Bu dokümanda "fahişeler" alt başlıklı kısımda "İstihbarat sanatında en çok yarar sağlayan fahişeler olmuştur. Çünkü insanlar çoğu kez ruhsal problemlerin etkisiyle ve bilinçsiz bir karşı konulmazlıkla sırlarını fahişelerle paylaşırlar. Bu bilimsel bir tespittir ve 2000 yıldır yararlanılan bir metottur" cümleleri yer alıyor. Şüphelilerin Emniyet'teki sorgu tutanaklarında "Ergenekon sanığı Mustafa Levent Göktaş'tan elde edilen 51 No'lu DVD'de özelikle askeri ve yargı organlarında önemli görevlerde bulunan üst düzey personel ve yakınları hakkında değişik bayanlarla çeşitli uygunsuz görüntülerinin bulunduğu ve bu görüntülerin düzenli bir şekilde arşivlendiği tespit edilmiştir" cümlesi de yer aldı.


Kaynak: Sabah

Sahte özürlü raporu ile 3 milyon TL dolandırdılar

02 Temmuz 2009 Konya'da sağlıklı çocukları sahte doktor imzalarıyla özürlü göstererek devleti 3 milyon TL zarara uğrattıkları iddia edilen 16 rehabilitasyon merkezine yönelik operasyonda, aralarında 1'i doktor 8 devlet memuru ile eski bir belediye başkanının da bulunduğu 40 kişi gözaltına alındı. netgazete

Sular İdaresi memuruna, rüşvet isterken suçüstü!
16:25 - İzmir'in Bayraklı ilçesinde, kablo döşeme çalışmalarında İZSU'nun su borularına zarar veren ekipten, olayı görmezden gelmesi için para istediği ileri sürülen görevli suç üstü yakalandı. Konuyla ilgili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşmelerin ardından başlatılan operasyonda, seri numaraları alınmış 720 TL'yi taşeron firma yetkilisinden alan İZSU görevlisi Z.Ö. gözaltına alındı. Z.Ö. sorgusunun ardından "görevi kötüye kullanmak suretiyle maddi menfaat sağlamak" suçundan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi. 04.07.2009 İZMİR netgazete

ALBAY MAFYAYLA YEMEKTE
05 Temmuz 2009 09:16

Polisin çete takibi Albay Cemal Temizöz'ü yaktı...
İlişkili HaberlerTüm Haberler
KAFATASINDA İKİ KURŞUNCizre'de Cesede Ait Kemiklerİnfaz Emrini Temizöz VerdiDerin Komploda Flaş GelişmeALBAY GELMEDİ ŞÜPHELER AYYUKTA

Fail-i meçhullerle ilgili tutuklanan Kayseri İl Jandarma Komutanı Albay Temizöz, mafyayla ilişki içindeyken polisin gizli kamerasına yakalandı. Rüşvet pazarlığı ise dinlemeye takıldı.

Şırnak Silopi’de görev yaptığı dönemde Korucubaşı Kamil Atak ve itirafçı Koçero Saluci ile onlarca faili meçhul infazın sorumlusu olduğu iddiasıyla tutuklanan Kayseri İl Jandarma Komutanı Albay Cemal Temizöz hakkında yeni bir şok iddia daha. Temizöz’ün, Organize polisince takip edilen eli kanlı bir mafya grubu ile ilişkisi teknik takip ve kamera görüntüleriyle tespit edildi.

ÇETE TAKİBİ ALBAY TEMİZÖZ’E GÖTÜRDÜ

Organize suç örgütü lideri Mustafa Taştan, Kayseri Pınarbaşı Açık Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu dönemde, görevi nedeniyle cezaevini de kontrolü altında tutan Albay Cemal Temizöz’ün çetenin diğer adamlarıyla Ankara’daki lüks bir restaurantta yediği yemek polis tarafından videoya çekildi. Şu anda Bolu Cezaevi’nde müebbet hapis cezasını çeken Mustafa Taştan’ın Kayseri Cezaevi’nde yattığı dönemde çete üyelerinin dönemin İl Jandarma Komutanı Albay Cemal Temizöz ile yakın ilişki içine girdiği belirlendi.

‘ABİ’NİN KOMUTANI’NI AĞIRLAYALIM’

Suç örgütü üyelerini yaklaşık iki yıl boyunca adım adım izleyen Organize Polisi, çete üyeleri arasında 17 Haziran 2008 günü akşam saatlerinde, Avize Mustafa lakaplı Mustafa Özdem çete üyelerinden Taner isimli kişiyi arayarak ‘Kayseri’den abinin komutanları geldi, yemek yedirip ağırlayalım. Uygun bir restoran ayarlayın’ talimatı verdi. ‘Abi’nin çete lideri Mustafa Taştan olduğu belirleyen polis takibe başladı.

ALBAY İLE MAFYA AYNI MASADA

Bu görüşmenin ardından yaklaşık bir saat sonra Mustafa Özden lüks cipiyle Albay Cemal Temizöz’ile birlikte restauranta geldi. Temizöz’ün oturduğu masaya geçtiğimiz hafta organize suç örgütü yöneticisi oldukları iddiasıyla gözaltına alınan Nihat Evren, Selçuk Çayoğlu ve iki sivil şahıs daha oturdu. Takipte olan polis, Albay Temizöz’ü resmi üniformasıyla lüks bir restaurantta suç örgütü üyeleriyle yemek yerken görüntüledi.

Çete ile rüşvet pazarlığı

Sorumluluk alanındaki cezaevinde halen tutuklu bulunan bir mafya liderinin adamları ile yakın ilişkiye giren Cemal Temizöz’en emrinde çalışan başka bir Albay’ın da rüşvet pazarlığı teknik takibe takıldı. Çete lideri Mustafa Taştan’ın Kayseri’den Bolu Cezaevi’ne nakli esnasında Uğur isimli çete üyesinin Albay Cemil A. ile yaptığı telefon görüşmesi kayıtlara girdi. 27 Aralık 2008 günü Albay A. naklin sorunsuz gerçekleştiğini söyledikten sonra ‘seninle ne zaman görüşürüz’ diye sordu. Uğur’un birkaç gün gecikeceğini söylemesi üzerine sinirlenen Albay ‘Sabretmek önemli değil ben sabrederim de yani bu işlerin eğer gelecekte de rahat hareket edebilmek için günü son derece önemli yoksa üç gün olmuş beş gün olmuş benim için çok önemli değil. Ama sen ne demek istediğimi anlıyorsun’ diyerek sitem etti.

Kaynak: Star Gazetesi

Silahı Tak Gelenin Alnına Çak!
09 Temmuz 2009 09:45
"Çürük elma" operasyonunda dinlemeye takılan ikinci sınıf Emniyet Müdürü hakkında 3 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
İlişkili HaberlerTüm Haberler
Polisi 'Emniyetli'ler SavunacakErdoğan Polis AkademisindePolise Övgü PatlamasıPolis Rejimin Güvencesi Olursa!Emniyetin Sicil Açılımı

Emniyet Genel Müdürlüğü Hukuk Müşaviri, 2. sınıf Emniyet Müdürü Hacı Murat D., Ahlak Polisi’nin ’Çürük Elma’ operasyonunda dinlemeye takıldı. Bar sahipleri üzerinde baskı kuran, talimat yağdıran, bazı hayat kadınlarının kontrolünü eline geçiren 3 yıldızlı polis müdürü, dinlemelere göre, "Sizi etek giydirip gezdireceğim", "Silahları ikişer üçer belinize takacaksınız. Gelirse alnına çakacaksınız" gibi tehditler savurdu. Müdür için 3 yıla kadar hapis cezası istendi.

AHLAK Polisi’nin "Çürük Elma" operasyonunda dinlemeye takılan, Emniyet Genel Müdürlüğü Hukuk Müşaviri ve ikinci sınıf Emniyet Müdürü Hacı Murat D. hakkında, "Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte bilerek ve yardım etme" suçundan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

İddianameye göre skandal, Emniyet Müdürü B.M.’nin, Çankaya’da bir barda Rus uyruklu İrina P.’yi 20 Aralık 2008’de öldüresiye dövmesiyle başlayan olaylarla patlak verdi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Namık Kemal Saltık’ın 15 Haziran’da hazırladığı iddianameye göre, dayak olayı üzerine, devreye Emniyet Müdürü D. girdi ve bar sahipleriyle buluşup, Rus kadının şikáyetini geri alması için ikna etmeleri talimatı verdi. Hacı Murat D. savcılık sorgusunda, İrina P.’nin hastane masrafları için Emniyet Müdürü B.M.’ye 5 bin TL para ödettiğini itiraf etti.

Abime BMW 5.20 yakışır

Emniyet Müdürü Hacı Murat D.’nin daha sonraki dinlemelere katılan diğer ’vukuatları’ şöyle:

9 Şubat’ta saat 18.24’te Dursun’u arayan bar görevlisi Ramazan isimli akrabası, "Bar sahibi sana otomobil alacak. Bana sorarsa ’Abime X5 yakışır’ diyeyim" dedi. D. de, "Gaz ver sen ona. Diyeceğin şu bak, ’Devamlı bir ayağı burada. Abimiz her zaman arkamızda durur’ diyeceksin" karşılığını verdi.

Galerici Yaşar isimli tanıdığından "emanet" dediği şeyi alamayınca sinirlenen D. "Lan bu memlekette sizi etek giydirip gezdireceğim. Bu memlekette ’adamım’ diye gezerseniz kitabınızın a... k... Yarın bekliyorum bak kafanı koparırım senin" dedi.

’Öldüreceksiniz diyorum’

D. bir akrabası polisin aradığı kişilerce tehdit edilince de devreye girdi.

Hacı Murat D. telefonda Ramazan ve Numan isimli kişilere, şu talimatı verdi: "Bu o... ç... bizim Yaşar’ı tehdit etmiş. Yarın iki tane kelle adam ayarlayın tamam mı? Silahları ikişer üçer belinize takacaksınız. Gelirse alnından çakacaksınız lan. Kimseyi tanımıyorum bu saatten sonra, öldüreceksiniz diyorum. Ayağınızın altına alacaksınız ağzına çakacaksınız. Hakkımı helal etmem lan yoksa hepinize.".

D. ayrıca bir memurunun ’bardan kadın çıkarabilmesi’ için sahiplerine talimat verdi, Turgut isimli bir bar sahibine de 94 liralık cep telefonu faturasını ödetti.

Suçlamaları kabul etmedi

EMNİYET Müdürü Hacı Murat D. hakkındaki suçlamalı reddetti ve görüştüğü bazı bar sahiplerinin akrabası olduğunu iddia etti. Polis müdürü D. tetikçi bulunması yönündeki konuşmaları için de, "Akrabamın işyeri kurşunlanmış ve iki kişi yaralanmıştı. Aynı sıkıntılar yaşanmasın diye tedbir almalarını ve dikkat etmelerini istedim" dedi. Savcılık, diğer 17 sanığın da 1 yıldan 24 yıla kadar ayrı ayrı hapis cezası ile yargılanmalarını istedi.

Kaynak:Hürriyet

Yunanistan'a kaçak götüren çetede, bir de polis çıktı
11:45 - İzmir'in Aliağa ilçesinde, şişme botla denize açılarak yasa dışı yollardan Yunanistan'a geçmek isteyen yabancı uyruklu 31 kaçak ile yasa dışı geçişi organize ettikleri ileri sürülen biri polis memuru, 7 kişi yakalandı. Aliağa'daki Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliği ekipleri, yasa dışı geçişle ilgili ihbar üzerine Sahil Güvenlik Ege Bölge Komutanlığı ekipleriyle ortak operasyon başlattı. Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı bir bot, kaçakların bulunduğu şişme botu Tavşan Adası Ilıca Burnu mevkisinde durdurdu. Botta, yabancı uyruklu 31 kaçak ile botu kullanan R.Ö. yakalandı. 09.07.2009 İZMİR netgazete

Ankara trafiğini bu polisler yönetmiş!
09.07.2009 - 11:07

Haklarında dava açılan trafik polislerinin her ay dolmuşçulardan maaş alır gibi rüşvet aldıkları, trafik kazalarında rüşvet karşılığı dolmuşçular lehine belge düzenledikleri ortaya çıktı.
ANKARA - Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara'daki bazı dolmuş durak başkanları, trafik polisleri ve zabıta memurlarının da aralarında bulunduğu 73 kişi hakkında, ''suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, üye olmak, rüşvet almak ve vermek'' suçlarından dava açtı.

Cumhuriyet Savcısı Şadan Sakınan tarafından hazırlanan iddianameye göre, soruşturma, imzasız bir ihbar mektubu üzerine başladı. Ulus-Ostim hattında çalışan bir dolmuş, Demetevler'de, yaya geçidinde karşıdan karşıya geçen bir kadına çarparak, hayati tehlike arz edecek şekilde yaraladı. Olayın ardından trafik bilirkişileri tarafından hazırlanan tutanakta, yaya kadın, asli kusurlu gösterildi.

Bu sırada, kadının eşine gönderilen imzasız mektupta, Ulus-Ostim hattında çalışan 67 minibüsten durak başkanı tarafından toplanan paraların, 15 günde bir trafik polislerine verildiği, yaya kadının asli kusurlu gösterilmesinin de durak başkanınca sağlandığı iddia edildi.

İddianamede, mektubun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmesiyle başlatılan soruşturma kapsamında, 3 dalga halinde yapılan operasyonlarda, bazı dolmuş durak başkanları, polis memurları, amirleri ile zabıta memur ve amirlerinin gözaltına alındığı belirtildi.

''POLİSLERE MAAŞ GİBİ ÖDEME''
İddianamede, Ulus-Ostim ve Keçiören-Ostim hattı birinci başkanlarının, değnekçiler vasıtasıyla dolmuşlardan günlük 10-15 TL topladığı, bu paralardan, dolmuşların güzergahında görevli polislere, her ayın 1'i ve 15'inde 40 TL ile 400 TL arasında maaş öder gibi ödeme yapıldığı ifade edildi.

Durak başkanlarının, polislerle özellikle Ulus ve Rüzgarlı Sokak'taki iki lokantada buluştukları belirtilen iddianamede, durak başkanlarının polislere yemek yedirdikleri, sigara, telefon faturası ve kontör gibi ihtiyaçlarını karşıladıklarına yer verildi.
Bunun karşılığında trafik polislerinin de bu hatlardaki dolmuş şoförlerine trafik kuralı ihlalleri nedeniyle ceza yazmadığı veya para yaptırımı düşük maddelerden işlem yaptıkları kaydedilen iddianamede, sanıkların ''örgütlenme içerisinde'' hareket ettikleri savunuldu.
gazeteport

Askeri Savcıya Seks Tuzağı
10 Temmuz 2009 13:49

Genelkurmay Askeri Başsavcılığı’nın etkili ismi Yarbay Zekeriya Duran’a ait olduğu iddia edilen görüntüler bomba etkisi yarattı.

Şimdi, Duran’ın evli bir kadınla olan ilişkisini kasete alanların kim ya da kimler olduğu merak konusu..

Genelkurmay Başkanlığı’nın yolsuzluk incelemeleri ve yargı süreçlerinde ön planda olan Yarbay Zekeriya Duran’ın “yasak ilişkisi” birlikte olduğu evli bayanın kocası S.Ö.’nün açtığı boşanma davası üzerine ortaya çıktı.

Geçmişte ünlü DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’in seks görüntülerini andıran olay, Ankara’da 5 yıldızlı bir otelde aşçı olarak çalışan Duran’ın yasak aşkının kocası S.Ö.’nün cep telefonuna gelen mesajlarla başladı. Aşçı S.Ö.’ye gelen 6 SMS şöyleydi:

İŞTE O MESAJLAR:

1. MESAJ: Askeri savcılıkta çalışan bir personelim. Burada görevli Hakim Yarbay Zekeriya Duran eşinizi kandırarak cinsel ilişkiye girmiş ve videoya kaydederek internete yüklemiştir.

2. MESAJ: Bu şekilde sürekli cinsel ilişkiye girmeye zorlamaktadır. Hatta başka arkadaşlarına da teklif etmektedir. Size internetteki video adresini ve Zekeriya Yarbay’ın telefonunu gönderiyorum.

3. MESAJ: Bu adam hem hem asker hem savcı olduğundan “kocan bana bir şey yapamaz” diyerek kandırıyor. Sık sık telefon değişiyor. Ama eşi G. Duran’dan ulaşın.

4. MESAJ: Bu adam eşinizin videosunu internete koymuş. Adresi şu: www. … 5. MESAJ: Yarbay Zekeriya’nın telefon numarası 0542 … 6. MESAJ: Zekeriya Duran’ın karısının telefonu 0506 … Bunun üzerine kandırıldığını düşünene ve karısı ile konuşan koca S.Ö., eşinden “iftira” yanıtını alınca bir şey yapmadı. Bir süre sonra S.Ö.’nün çalıştığı iş yerine üzerinde “Z. Duran” yazılı bir zarf geldi. Zarfın içinden çıkan CD’de Savcı Duran’ın eşi ile sevişme görüntüleri ve birlikte gezerken bir otomobil içinde çekilmiş fotoğrafları yer aldı.

3 YILDIR BİRLİKTEYİZ

S.Ö. bunun üzerine eşinin yanına giderek CD’yi bir kez de birlikte izlemek istedi. Ancak eşi Ş.Ö., karakola sığındı. Bayan Ö., karakoldaki ifadesinde Yarbay Duran ile 3 yıldır yasak aşk ilişkisi içinde olduklarını söyledi.

Bunun üzerine S.Ö., eşi hakkında 3 Temmuz’da boşanma davası açtı. Ayrıca Yarbay Duran hakkında da Cumhuriyet Savcılığı ve Genelkurmay Adli Müşavirliğinde suç duyurusunda bulundu.

Bu sırada S.Ö.’yü cep telefonundan arayan ve kendisini “Genelkurmay’da görevli Başçavuş Ömer” diye tanıtan bir kişi “Adli Müşavirimiz görüşecek” gerekçesiyle Genelkurmay’ın önüne çağırdı. Ancak S.Ö. .gitmeyip bu durumu da savcılığa ayrı bir dilekçeyle 7 Temmuz tarihinde bildirdi.

YARBAY: SOSYAL İLİŞKİM VAR

Askeri Savcı Yarbay Zekeriya Durmaz, iddialar ile ilgili olarak şunları söyledi: “Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur. Hanımefendiyle benim sosyal bir ilişkim var. Zaten hanımefendinin derdest bir boşanma davası var. Hanımefendi saygın bir bayan, son derece saygın bir isim. Ben cinsel ilişki görüntülerinden bilgi sahibi değilim ve o görüntülerin bana ait olup olmadığını söyleyemem. Ama bir eve iki kamera konuluyorsa, bunlar lazer güdümlü ve uzaktan kumanda ile yönlendirilip takip edilebiliyorsa, bunun baştan sona bir komplonun ürünü olduğu anlaşılıyor. Komployu düzenleyenler akıllarınca masum bir koca buluyor ve kamuoyuna böyle yansıtmaya çalışıyor ve onun üzerinden de yıpratma harekâtına girişiyor. Biz de bunu soruşturuyoruz, tahkikatını yürütüyoruz. Bu kocanın nasıl kullanılmak istendiğini de biliyorum…” - ‘Sosyal ilişkide olduğunuzu’ söylediğiniz bayanın kocasını yönlendiren kim? - Bu konuda mümkün olan her şeyi söyledim. Zaten bir tahkikat yürütülüyor. Sonuç ortaya çıkacaktır.

- Sizin cinsel ilişki anında çekilmiş görüntülerinize ne diyeceksiniz? - Ben o görüntüleri görmedim. Görmediğim bir görüntü hakkında tek bir söz söylemem. Araçtaki görüntüler ise sosyal ilişki anında çekilmiş görüntülerdir.

ZEKERİYA DURAN KİMDİR?

Yarbay Zekeriya Duran bugüne kadar birçok önemli davaya baktı. Duran’ın en önemli davası Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı inşaatı soruşturmasıydı. Müteahhit Ali Osman Özmen’in adının karıştığı “Askeri ihale yolsuzluğu ve rüşvet” davasının iddianamesini hazırladı. G.Kurmay’ın TSK’daki yolsuzluk iddialarıyla ilgili kapsamlı bir temizlik harekatı başlattığı 2004–2005 yıllarında içinde üst rütbeli askerlerin de adını geçtiği önemli soruşturmalarda görev yaptı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil’in yargılanmasında aktif görev alan Duran, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı inşaatı, Kara Harp Okulu Eğitim Tesisleri inşaatı, TSK Rehabilitasyon Merkezi inşaatı ve Aksaz Deniz Üssü inşaatı dosyalarının inceledi.

TOLON’UN EVİNE DE GİTMİŞTİ

Ergenekon soruşturması kapsamında Ankara’da Ankara’da gözaltına alınana Hurşit Tolon’un evine gelerek yapılan işlemlerde görev alan Duran, Taraf Gazetesi’nini Dağlıca baskını haberlerinden sonra, Genelkurmay Askeri Savcılığı adına bilgi isteyen kişiydi..

Kaynak: Habertürk

Sahte ilaç kupürüyle devletten 1,5 milyon TL aldılar
13:50 - Manisa'da sahte ilaç kupürüyle SGK'yi 1,5 milyon TL tutarında zarara uğrattığı öne sürülen, ikisi doktor, üçü eczacı kalfası, biri matbaacı toplam 18 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Manisa Emniyet Müdürü Adem Aydemir (fotoğrafta), gazetecilere 1,5 yıldır yürüttükleri takip sonrası operasyona geçtiklerini belirterek, ''Hasta başına yazılan reçetelerde 4 bin TL'nin altında fiyat göremedik. Sahte kupür basan şahsın kendi ifadesine göre 3 bin adet kupür basmış. Biz bunun bin 157'sini tespit edebildik.'' dedi. 10.07.2009 MANİSA - netgazete

MÜDÜR & VEKİL ÇETE KÖSTEBEĞİ
11 Temmuz 2009 10:26

AKP'li milletvekili ve Sakarya İl Emniyet Müdürü Faruk Ünsal ismi herkesi şaşkına çevirdi. Çetecilerle savaşta önde olanların durumu 'tuz koktu' dedirtti.

Haraç çetesine bilgi sızdıran Akyazı Belediye Başkanı Yazıcı, “Operasyon bilgisini AKP milletvekili Yıldırım’la birlikte polis müdüründen aldık” dedi. Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı, savcılıkta, AKP Sakarya Milletvekili Recep Yıldırım’la birlikte İl Emniyet Müdürü Faruk Ünsal’la görüştüklerini anlattı. Operasyon gecesi Ünsal’la Polisevi’nde görüştüğü iddia edilen Yıldırım’ın yeğeni ile altı kişi tutuklandı. İçişleri Bakanlığı da Ünsal için soruşturma açtı.

Akyazı Savcılığı’nda ifadesi alınan Yaşar Yazıcı’nın “Bilgiyi Recep Yıldırım’la birlikte Müdür Bey’den aldık” dediği öğrenildi. Sakarya Emniyet Müdürlüğü’nün AKP Sakarya Milletvekili Recep Yıldırım ve AKP’li Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı’nın akrabalarına yönelik yürüttüğü çete soruşturmasını sızdıran “Müdür bey”in de İl Emniyet Müdürü Faruk Ünsal olduğu ortaya çıktı. Soruşturma bilgisinin Ünsal’dan AKP’li Akyazı Belediye Başkanı Yazıcı ve AKP Milletvekili Yıldırım’a, oradan da çete üyelerine sızdığı anlaşıldı. İçişleri Bakanlığı, Ünsal’la ilgili ‘köstebek’ soruşturması başlattı.
Sakarya Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi, yaklaşık bir yıl önce liderliğini Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı’nın amcasının oğlu Hüseyin Yazıcı’nın yaptığı çeteye yönelik operasyon başlatmıştı. Operasyon kapsamında, Hüseyin Yazıcı ile AKP Milletvekili Recep Yıldırım’ın yeğeni Ali Yıldırım ile adamlarının telefonları hâkim kararıyla dinlemeye alınmıştı. Çete zanlılarına yönelik teknik takip sürerken iki çete zanlısının yaptığı bir konuşma polis ve savcının dikkatini çekmişti. İki çete zanlısının, kendilerine karşı yürütülen gizli soruşturmadan haberdar oldukları ve olası bir operasyona karşı önlem almaya çalıştıkları anlaşılmıştı. Çete zanlılarının, gizli soruşturmaya ilişkin bilgileri Akyazı Belediye Başkanı Yazıcı’dan aldıkları belirlenmişti.
Soruşturma bilgisi sızınca operasyon erkene alınmış ve aralarında AKP Sakarya Milletvekili Yıldırım’ın yeğeni ve Akyazı Belediye Başkanı Yazıcı’nın amcasının oğlunun da bulunduğu 21 kişi geçen pazartesi günü gözaltına alınmıştı. Akyazı Savcılığı, Yaşar Yazıcı’yı adliyeye davet ederek ifadesine başvurmuştu.
Akyazı Savcılığı’na çıkarılan 21 zanlıdan altısı dün suç işlemek için çete kurmak, adam öldürmeye ve yaralamaya azmettirmek, tehdit ve haraç suçlarından tutuklanarak cezaevine konuldu. Tutuklananlar arasında Recep Yıldırım’ın yeğeni Ali Yıldırım ve Yaşar Yazıcı’nın kuzeni Hüseyin Yazıcı da var.

“Operasyon başlıyor”
Sakarya Emniyet Müdürlüğü’ndeki köstebek olayının ayrıntıları da netleşmeye başladı. Edinilen bilgiye göre; köstebek olayı, dün tutuklanan iki zanlı arasında geçen bir telefon görüşmesiyle ortaya çıktı. Telefonları hâkim kararıyla dinlenen iki zanlıdan biri, diğerine “Adapazarı’nın başından bilgi geldi, operasyon başlıyor” dedi. Aynı zanlı, bu bilgiyi Akyazı Belediye Başkanı Yazıcı’nın getirdiğini söyledi.

“Müdür Bey söyledi”
Akyazı Savcılığı’nda ifadesi alınan Yaşar Yazıcı’ya, operasyon bilgisini kimden aldığı soruldu. Yazıcı, “Bilgiyi Recep Yıldırım’la birlikte Müdür Bey’den aldık” dedi. Bunun üzerine Yazıcı’ya Müdür Bey’in kim olduğu soruldu. Yazıcı da Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal’ın adını verdi.
Bunun üzerine Akyazı Savcılığı, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı ve Sakarya Valiliği’ne bir yazı yazarak soruşturma bilgisini sızdıran kişi hakkında işlem yapılmasını istedi.

İçişleri soruşturma başlattı
Sakarya Valiliği de İçişleri Bakanlığı’ndan müfettiş istedi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay köstebek iddialarını soruşturmak üzere Sakarya’ya iki mülkiye başmüfettişi gönderdi.
Öte yandan Akyazı Savcılığı, soruşturma dosyasını da terör ve çete suçlarına bakmakla görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’ne gönderdi. İstanbul Başsavcı Vekilliği’nin, Faruk Ünsal’ı ifadeye çağırması bekleniyor.

Operasyonu yapanları sürdü


En son Ekim tarafından Cmt Ağu 08, 2009 9:21 pm tarihinde değiştirildi, toplam 3 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cmt Tem 11, 2009 8:03 pm    Mesaj konusu: Paşayı Seks Timi Bitirdi Alıntıyla Cevap Gönder

Paşayı Seks Timi Bitirdi

11 Temmuz 2009 10:39Tümamiral Baha Eren'in istifasının arkasından TSK içerisinde yapılanan Ergenekon'un seks timi çıktı...

Tümamiral Baha Eren'in komutanlığa sızan fuhuş çetesinin kurbanı olduğu ileri sürüldü. Komutanlık içindeki bu yapılanma fuhuş ilişkilerini istihbarat amaçlı kullanıyordu.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Değerlendirme Denetleme Başkanlığı'nın komutanı Tümamiral Mustafa Baha Eren'in şok istifasının, SABAH'ın manşetten verdiği "Ergenekon'da seks timi iddiası" haberinde anlatılan fuhuş komplosuyla ilgili olduğu ileri sürüldü.

SABAH'ın 26 Haziran'da verdiği haberde fuhuş çetesinin Deniz Kuvvetleri'ndeki faaliyetleriyle ilgili iddialara yer verilmiş ve bu konuda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde soruşturma açıldığı belirtilmişti. İstifası, hemen kabul edilen Baha Eren'in adı, fuhuş çetesiyle ilişkili olduğu ileri sürülen kişilerin sorgusunda geçiyor. Eren'in istifasının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından istendiği belirtiliyor. Sorgulanan şüphelilere, Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan aramalarda emekli deniz Binbaşı Levent Bektaş'ın bilgisayarından çıkan "fuhuş çetesi" başlıklı şifreli bir pdf dosyasındaki iddialarla ilgili sorular yöneltildi.

Tümamiral Baha Eren'le gönül ilişkisi olduğu ileri sürülen İ.Ö.'ye Eren'le ilişkisinin olup olmadığı soruldu. İ.Ö. susma hakkını kullandı. Şüphelilerden kadın H.M.'ye de, "Deniz sivil memur İ.Ö.'nün kontrol altında tuttuğu kişilerin başında Deniz Binbaşı F.B.U ve kıdemli yüzbaşı A:A. gelmektedir. B.U. eşinden boşanmak üzeredir. İ.Ö.'nün Tümamiral Mustafa Baha Eren ile bir gönül ilişkisi olduğu bilinmektedir. Baha Eren ve İ.Ö. isimli şahıs kimlerdir" sorusu soruldu. H.M. ise diğer şüpheliler gibi sorulara yanıt vermedi.

İSTİFANIN ARKASINDAKİ KADIN

"Fuhuş çetesi" başlıklı 12 sayfalık pdf belgesinde kadın sivil memurlar ile subay ve astsubaylardan oluşan organize bir yapının mevcut olduğu ve bu yapı içerisinde yer alan şahısların Deniz Kuvvetleri Komutanlığı iç kurallarına aykırı, askeri ilişkileri aşan bir yakınlaşma içinde bulunduğu iddiasına yer veriliyor. Tümamiral Eren ile ilişkisi olup olmadığı sorusuna yanıt vermeyen şüpheli İ.Ö.'ye şu soru da yöneltildi: "Deniz Kuvvetleri içerisinde sivil memur olarak görev yapan bir kısım bayan personelin subay ve astsubaylar ile gayriahlâki ilişkilerinin tespit edildiği, bu ilişkilerin sivil memur, subay ve astsubaylar arasında organize bir şekilde yapıldığı, kurulan bu organize fuhuş çetesinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içerisinde istihbarat amaçlı olarak bulunduğu kanaatinin oluştuğu belirtilmiştir. Organize örgüt elemanları ve irtibatları başlığı altında deniz kurmay albayın, ayarlanan özel mekânlarda kamuoyunca tanınan özel kişilerin özel görüntülerini toplayabileceği, deniz kurmay albaya bağlı olarak çalışan sivil memurların Z.A., D.B. ve İ.Ö. oldukları tespit edilmiştir. Belgede belirtilen organize yapı içerisinde bugüne kadar yapmış olduğunuz eylem ve faaliyetleriniz hakkında bilgi veriniz." İ.Ö. yine susma hakkını kullanarakcevap vermedi.

49 KEZ TEKNİK TAKİBE TAKILDI

"Fuhuş çetesi" başlıklı belgede Deniz Kuvvetleri'nde sivil memur olarak çalışan İ.Ö.'nün istihbarat amaçlı olarak çok sayıda subay ile ilişki kurduğu belirtiliyor. Aynı belgede İ.Ö.'nün kime bağlı çalıştığının da tespit edildiği kaydediliyor. Bu arada SAT Grup Komutanlığı'nda görevli C.C.E.'nin bilgisayarında Tümamiral Baha Eren'le ilgili bilgilere yer verildi. Yapılan teknik takip sonucunda fuhuş çetesiyle ilişkili olduğu öne sürülen C.C.E ile ile Ergenekon tutuklusu emekli deniz Binbaşı Levent Bektaş arasında 49 kez telefon görüşmesi yapıldığı tespit edildi. Çetenin başka amirallere de "kadın ayarladığı" iddiası sorgu tutanaklarına yansıdı. Çetenin tuzağına düştüğü ileri sürülen iki amiral hakkında da Deniz Kuvvetleri tarafından soruşturma açıldığı öğrenildi.

BİLGİSAYARINDA BOMBA BELGESİ

İ.Ö.'nün bilgisayarında bubi tuzakları ve el yapımı patlayıcılarla ilgili belgelere de rastlandı. C.C.E'nin bilgisayarında ele geçirilen "Fyz Baha Amr Linkler" adlı klasör içinde grup seks iddialarının bulunduğu kısımlarda Tümamiral Baha Eren'in de adı yer alıyor. Belgelere göre "fuhuş çetesi" başlıklı dosyada üç kadın sivil memur Z.A., D.B. ve İ.Ö.'nun birçok subay ile ilişkisinin bulunduğu belirtiliyor ve kadın sivil memurlarla aşk yaşadığı öne sürülen subayların isimleri de veriliyor. Z.A.'nın, sürgün olarak geldiği Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndaki yakın arkadaşı kadın sivil memur H.M. de fuhuş çetesinin Hava Kuvvetleri'ndeki üyesi olarak anılıyor. Tümamiral Baha Eren'in istifasından önce Hava Kuvvetleri'nde iki tümgeneral de istifa etmişti.

Kaynak: Sabah

PAŞAYI KURYE KADIN YAKTI
26 Temmuz 2009 08:00

Havacı Tümgeneral Levent Türkmen otelde basılınca istifa etti... İşte şok istifanın ayrıntıları

Havacı Tümgeneral Levent Türkmen'in şok istifasının altından, uyuşturucu kuryesi bir kadınla ilişkisi çıktı. Narkotik polisinin takibe aldığı uyuşturucu kuryesi ile otel odasında basılan Türkmen, olay TSK'ya bildirilince istifa etmek zorunda kaldı.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nden üç ay önce istifa eden 1. Taktik Hava Kuvvet Komutanlığı'nda görevli Tümgeneral Hüseyin Levent Türkmen'nin Narkotik polisi tarafından otel odasında uyuşturucu kuryesi sevgilisiyle basıldığı ortaya çıktı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda geleceği parlak generaller arasında gösterilen Türkmen, olay askeri savcılığa bildirilince istifa etmek zorunda kaldı. Alınan bilgiye göre olay şöyle gelişti:

TAKİP İTALYA'DA BAŞLADI

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün hakkında 'Kırmızı Bülten' çıkardığı uyuşturucu kuryesi kadının, İtalya'da bulunduğu tespit edildi. Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakcılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü Narkotik Büro Amirliği dedektifleri yanında yüklü miktarda uyuşturucu ile Türkiye'ye giriş yapan kadını, bağlantılarını ortaya çıkarmak için Ankara'ya kadar adım adım izledi. Uyuşturucu kuryesi, Çankaya'da bir otele yerleşince polis operasyon için düğmeye bastı.

OTELE ŞAFAK BASKINI

Ekipler şafak vakti uyuşturucu kuryesi kadının otel odasına baskını düzenledi. Baskında, 1. Hava Taktik Komutanlığı'nda görevli Tümgeneral Levent Türkmen ile sevgilisi gözaltına alındı. Polisi gördüğünde tedirgin olan Türkmen, polise kimliğini gizledi. Polis otel odasında yaptığı aramada uyuşturucu maddede ele geçirdiği kaydedildi. Baskının ardından tümgeneral Türkmen ile sevgilisi sorgulanmak üzere Emniyet Müdürlüğü Narkotik Bürosu'na getirildi.

KİMLİĞİNİ GÖREVİNİ EMNİYET'TE AÇIKLADI

Gözaltına alındığında kimliğini gizleyen Tümgeneral Türkmen, Emniyet'te polislere gerçek adını açıkladı ve 1. Taktik Hava Kuvvet Komutanlığı'nda görevli olduğunu söyledi. Türkmen, olayın askeri makamlara haber verilmesini istedi. Bunun üzerine polis olayı askeri makamlara iletti. Tümgeneral Türkmen polis tarafından askeri makamlara teslim edildi. Sevgilisiyle yakalanan Türkmen, hakkında askeri savcılık soruşturma başlatında görevinden istifa etti. Türkmen'in sevgilisinin de evli olduğu öğrenildi.

ODADA 10 KG UYUŞTURUCU

İnterpol tarafından 'Kırmızı Bülten'le aranan uyuşturucu kuryesi kadının kaldığı otel odasını didik didik arayan polis ekipleri 10 kg uyuşturucu ele geçirdi. Hava Kuvvetleri'nde önü açık başarılı bir subay olarak tanınan Tümgeneral Türkmen'e 'kadın tuzağı' kurulmuş olabileceği de ileri sürüldü.

İki şok istifaya kişisel gerekçe

Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda, 4 Mayıs 2009'da iki tümgeneralin beklenmedik istifaları gündeme bomba gibi düşmüştü. Tümgeneral Levent Türkmen, 1. Hava Kuvveti Komutan Yardımcılığı görevinden ayrılarak emekliliğini isterken, Hava Harp Okulu Komutanı Tümgeneral Sinan Şanlı da istifa etmişti. Tümgeneral Türkmen, Türk Silahlı Kuvvetleri'nden (TSK) kendi irade ve isteğiyle ayrıldığını açıklamıştı. Türkmen, 'Mensubu olmaktan gurur duyduğum TSK'dan kendi irade ve isteğimle ayrıldım. Tek taraflı bu kararımda komutanlarımın hiçbir telkin ve teklifi olmamıştır' demişti. Hava Harp Okulu Komutanlığı görevinden ayrılan Tümgeneral Sinan Şanlı ise 'Tamamen şahsi kararıla görevimden ayrıldığını” söylemişti. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu ise şok istifalarla ilgili 'Kişisel nedenler' demişti.
aktifhaber

SEKS UYUŞTURUCU VE SUİKAST
11 Ağustos 2009 11:54

İhbar maili, Deniz Kuvvetleri'nde yaşanan iğrençlikleri gözler önüne seriyor.

İki amirale suikast planıyla ilgili ihbar mesajlarından, seks partileri çıktı.
7 TEĞMEN TUTUKLANMIŞTI
Habertürk, Deniz Kuvvetleri’ndeki iki amirale yönelik planların anlatıldığı ve polise e-mail ile gönderilen ihbarın içeriğine ulaştı. Gölcük Donanma Komutanlığı’nda görev yapan 7 teğmeni tutuklatan e-mailde uyuşturucu kullandığını yazan teğmen, meslektaşlarının uyuşturucu ve seks partilerini anlatıyor.
‘CİDDİ GELİR ELDE EDİLİYOR’
İddialar şöyle: “Uyuşturucu ve fuhuş işini birlikte yürüten yapı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Kuleli Askeri Lisesi ve diğer liselerden de kişileri içine almaktadır. Bazı üst rütbeli subaylar bunları biliyor ve koruyor. Bağımlı yapılardan ciddi gelir elde ediliyor.”


SUİKAST İHBARINDAN SEKS PARTİLERİ ÇIKTI
Deniz Kuvvetleri’ndeki iki amirale suikast planladıkları iddiasıyla gözaltına alınan 7 teğmenin seks partileri düzenleyip, uyuşturucu satışı yaptıkları ortaya çıktı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderilen mailde bu yapılanmanın bazı üst rütbeli subaylar tarafından bilindiği ve teğmenlerin korunduğu iddia edildi.
İddia sahibi, aynı yapılanmanın içinde olduğunu belirterek ihbar maili gönderen bir teğmen. Maildeki bilgiye göre teğmen meslektaşlarının kiraladığı evlerde sivillerinde katıldığı seks ve uyuşturucu partileri düzenlediğini yazıyor.
“Uyuşturucu ve borç bataklığına düşmüş bir deniz subayı olarak beni bir Türk askerine yakışmayacak bu hallere düşürenleri, karanlık organizasyonu ve örgütsel bağlarını, amaçlarını, organizasyonun liderlerini, nasıl seks partileri verildiğini, organizeyi kimlerin himaye ettiğini, bana kurulmuş tuzakları ihbar ediyorum” diye başlayan ihbar mailinde şu iddialar yer alıyor:
İHANET ÇEMBERİ
“Yıllardır içinde bulunduğum bu bataklığın, farklı amaçları olan bir ihanet çemberi olduğunu anlamış bulunuyorum. Lanet yapıyı çökertmek istiyorum. Uyuşturucu ve fuhuş işini birlikte yürüten yapı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Kuleli Askeri Lisesi ve diğer liselerden de kişileri içine almaktadır.
PKK BAĞLANTISI
Organize olarak çalışan bu yapı, uyuşturucu üzerinden kazanç temin ederken, bir yandan da rakip gördüğü kişileri de egale etmeyi amaçlıyor. Teğmen Ü.Ö., S.N. ve Harp Okulu öğrencisi U.K., uyuşturucu trafiğinin organizatörü. Kiraladıkları evlerde sivillerin de katıldığı seks ve uyuşturucu partisi düzenlerler. Teğmen Ü.Ö.’nün uyuşturucu işinde PKK ile irtibatı var. Bu işlerini akrabası bir PKK’lı ile yapıyor. Uyuşturucu trafiği bilinmesine rağmen bazı rütbeli subaylarla örtbas ediliyor. Bu subayların başında Ü.Ö. ve S.D. ile sıkı irtibatı olan bir yarbay ile iki yüzbaşı bulunmaktadır. Ü.Ö. ve arkadaşları, uyuşturucuları sakladıkları 4 evden satış yapmaktadırlar.
Kadıköy’deki evde hafta sonları uyuşturucu ve seks partileri düzenlenir. Evde, kız arkadaşları ile gelenler, sardıkları otları tüttürenler, bir kenarda sızanlar, güzel kızlarla ilişkiye girenler, ne istersen var. Bazen evde 10-15 kişi olurduk. Deniz Lisesi’nden gelenler olurdu. Onları U.K. ayarlardı. Malı Ü.Ö. getirir, paraları toplar, para yoksa borç yazardı.
UYUŞTURUCU VE SEKS
Kocaeli Değirmendere’de bulunan 3 ev ise uyuşturucu deposu ve satış yeri. Teğmen S.D. buraya getirdiği arkadaşlarını kızlı erkekli partiler vasıtasıyla uyuşturucuya alıştırarak bağımlı yapıyordu. Eczacı B.Y. ile Karamürsel’de kasaplık yapan L.Ç.’de uyuşturucu temin edip teğmenlere satıyordu.”
Mailde, hakkında suçlamalarda bulunulan tüm subayların isim, adres ve telefonlarına da yer veriliyor.

Kaynak: Gazete Habertürk
Başbakan Erdoğan mı, ‘Hacı Müdür’ün ‘Sakarya Türküsü’ mü haklı?

Organize suç örgütlerinin polis ayağı ile ilgili tartışmalar, Sakarya ve Konya da suç örgütlerine kök söktüren emniyetçilerin görev yerlerinin değiştirilmesi ile bir kere daha sorgulanır oldu. Konya’dan Anadolu Atayün ve Sakarya’dan Alpaslan Ersanlıoğlu ve Mehmet Şahne’nin görev yerlerinden alınması ve başka yerlere verilmesi, Başbakan Erdoğan ve İçişleri Bakanı Atalay’ın, kendi ayağına kurşun sıkmasından başka bir şey değil.

Başbakan Erdoğan; “organize suç örgütleri ile sonuna kadar mücadele edeceğiz” demedi mi? Sonra da; koskoca Okyanus operasyonunu Konya’da, ‘Haraç Çetesi’ ile ilgili operasyonu da Sakarya’da yapan Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürleri Anadolu Atayün, Alpaslan Ersanlıoğlu ve İl Müdür Yardımcısı Mehmet Şahne’nin görev yerleri tenzil-i rütbe ve kızak şekilde algılanacak biçimde neden değiştirildi? Eğer istihbarat, kaçakçılık, asayiş, terör gibi birimlerde canla başla çalışan bu kişilerdeki kırılganlıklar, dalgalar halinde devam eder ve bu şahıslar kendi kabuklarına / iç dünyalarına çekilecek olurlarsa, ülkenin iç güvenliği sizce nasıl olacak? Bu insanlar; “keşke biz de ‘Sakarya Türküsü’ gibi, çalıntı özel güvenlik kitapları yazsaydık ve zorla özel güvenlik kurslarına satsaydık”, ya da “Hacı Müdür gibi; özel güvenlikle ilgilenerek trilyonları götürseydik” diye düşünecek olurlarsa, Başbakan’a ve İçişleri Bakanı’na bunun hesabını kim verecek?

İşte tam burada, organize suç örgütleri ile ilgili bazı hatırlatmaları yapmak gerekiyor. Hatırlayın, Sauna operasyonunda tutuklanan iki emniyetçi vardı. Biri Emniyet eski Genel Müdür Vekili, diğeri ise baş komiserlikten atılan eski bir Emniyetçi. Baş komiserlikten atılan o kişinin Emniyet’ten ayrılış nedeni, adını Ergenekon iddianamesinde sıkça duyduğumuz Hüseyin Yılmaz’ın öldürülmesine ilişkin dosyanın bir kopyasını Ayhan Parlak’a vermesiydi. Dosya tesadüfen durdurulan Ayhan Parlak’ın aracında bulunduğunda, iç soruşturmayı derinleştiren polis, dosyanın o baş komiser tarafından Ayhan Parlak’a verildiğini belirledi ve ilgilinin Emniyet ile ilişiğini kesti. Saunada ki Emniyet Genel Müdür Vekili’nin çok yakını ve personelden sorumlu çok üst düzey bir diğer Emniyet yetkilisi de, Abdülkadir Aksu, Osman Güneş ve Beşir Atalay dönemlerinde de bu görevini yaş haddinden emekli olana kadar sürdürdü. Hem de sırıtan bir ‘takiyyyyyyye’ yaparak... ‘Allah’, ‘peygamber’, ‘maşallah’, ‘barekallah’, ‘sübhanallah’, ‘elhamdülillah’, gibi söylemleri diline pelesenk edip, yerli yersiz kullanarak ve ortalıkta dolaşan meşhu(r)m ‘isim listesinin’ de altına imza atarak.

Biz, Ergenekon’da ‘bir kısım medyanın’ içine düştüğü duruma düşmemek için, organize suç örgütleri ile irtibatlı olan ne kadar polis varsa araştırılıp ortaya çıkarılmasını arzuluyoruz. Bunun için de Sauna’da radara takılan emekli Emniyet Genel Müdür Vekili’nin, bizzat kritik görevlere atadığı kişilerin, halen bu görevlerde olup olmadığına bakılmasını öneriyoruz. Bunu savcıların yapmasına da gerek yok. Medya karartma yapmadan, sarı-beyaz zarf numaraları çekmeden, bu operasyonlarda ortaya çıkan bilgiler ile Ergenekon gibi organize suç örgütleri ile ilgili eldeki verileri, bir karşılaştırmaya başlasınlar, bakalım o zaman neler görülecek. Sonra da, AKP iktidarı için iftiranameler gönderen, ‘Fabrikatör’ün ‘Karanlık’ dergisinin bile kendisinden özür dilediği ‘Hacı Müdür’lerin ve onun prensi ‘Sakarya Türküsü’ gibilerin kimler olduğuna bakılsın.

Unutmayalım; darbelerin haklılık zemini kazanmasının da, yurttaşların iktidara güveninin sarsılmasının da tek yolu, iç güvenliğin zaafa düşmesiyle doğru orantılıdır. O halde, İçişleri Bakanı Atalay, ‘Hacı Müdür(lerin)’ nasıl da yanlışlar içinde olduğunu, kendisini yanılttığını ve hatta savlanan ETÖ’deki kişilerle bile onlarca kez nasıl görüştüğünü ve onlara taktikler verdiklerini ve özel güvenlikte özellikle yasal boşluklar bırakarak, suç örgütlerinin bu yapılanmaların içinde kurdurulduğunu görmeli ve gereğini yapmalı mıdır? Yoksa ‘sessizliğin sesini’ açmaya devam mı etmelidir?

“Hiçbir şey olmaz Sn. Müdürüme. Çünkü o zorla özel güvenlik kitapları sattırırken de ona birşey olmamıştı. Onun arkasında Emniyet Genel Müdür Yardımcısı var, İçişleri Bakanı var” diyenler mi, yoksa “organize suç örgütleri ile canla başla mücadele edelim” diyen Başbakan Erdoğan ve hükümeti mi haklı çıkacak? Bekleyelim, göreceğiz....

Trafik Polislerinin Rüşvet Çarkı

13 Temmuz 2009

Ankara’da 2 emniyet amirinin ve 43 trafik polisi rüşvet örgütü kurmakla suçlanıyor. Teknik takip altına alınan polisler rüşvet alırken görüntülendi.
İlişkili HaberlerTüm Haberler
Trafik Müdürü Rüşvetten TutukluYeni Şafak'ta Ergenekon HaberleriSilahı Tak Gelenin Alnına Çak!Polis Müdürüne Karakolda DayakBaşbakan Yeni Polislere Konuştu



ANKARA- Ankara’da geçtiğimiz aylarda üç ayrı operasyonla gözaltına alınan trafik polisi ile dolmuş durak başkanlarına yönelik soruşturma tamamlandı. İki yıl önce bir dolmuşun çarpması sonucu yaralanan bir kadının eşine gönderilen ihbar mektubu, operasyonu başlattı. Yaralı kadının eşi tarafından polise, oradan da savcılığa gönderilen mektupta, “kadının yaralandığı kazada dolmuşun suçlu olmasına rağmen trafik polislerinin dolmuş şoförünü kusursuz gösteren rapor düzenledikleri” belirtildi.

Düzenli olarak para alıyorlardı

İddialar üzerine başlatılan soruşturmada, dolmuş şoförleri ile durak başkanları teknik takibe alındı. Bu kişilerin trafik polisleriyle ilişkisinin belirlenmesiyle de, Ankara Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’ndeki bazı görevliler de mahkeme kararıyla izlenmeye başlandı. Soruşturmada bazı dolmuş duraklarının yönetimlerinin, dolmuş sürücülerinden değnekçiler vasıtasıyla günlük 14 TL para aldıkları ve bu parayı da bir havuzda toplayarak, tespit edilen trafik polislerine, yine değnekçiler vasıtasıyla belirli günlerde verdikleri saptandı. Belirlenen ekiplere ayda iki kez 150 TL veren durak yöneticilerinin, amir ve başkomiser rütbesindeki görevlilere de ayın 1’i ve 15’inde 150 ile 400 TL arasında değişen miktarlarda düzenli olarak ödeme yaptıkları belirlendi.

Ayrıca bu polislerin, durak yönetimlerince belirlenen bazı lokanta ve pastanelerde sürekli olarak para ödemeden yemek yedikleri, ayrıca rütbelilerin de telefon faturalarını ödettikleri anlaşıldı.

Karşılığında ceza kesmediler

Haklarında dava açılan polislerin ise, söz konusu durakların araçlarına ceza kesmedikleri, mecbur kaldıkları durumlarda daha düşük ceza uyguladıkları, yasal olarak çalışmasına rağmen rakip dolmuşlara para aldıkları durak yöneticilerinin talimatlarıyla ceza kestikleri belirlendi. Polislerin ayrıca, kurallara uygun olmadığı gerekçesiyle başka ekiplerce otoparka çekilen araçlarla ilgili de aracı olup serbest bıraktırdıkları saptandı.

İtirafçı memur rüşvet çarkının nasıl işlediğini anlattı

DOSYADA, gözaltına alınan polis memurlarından M.B.’nin itiraflarına da yer verildi. İtirafları nedeniyle “etkin pişmanlık” maddesinden yararlanması talep edilen M.B. ifadesinde şöyle dedi:

“Dolmuş duraklarında çalışan değnekçiler, dolmuş sahiplerinin belirlediği günlük 10 ila 15 TL arasında parayı dolmuş sahiplerinden günlük olarak toplarlar ve durak başkanına verirler. Bu toplanan paradan güzergahta görevli trafik ekiplerinin yanına gitmek suretiyle her ayın 1 ve 15 de olmak üzere her ekibe 100 ile 150 TL arasında verirler. Ancak bazı ekipler bu parayı alır bazıları almaz, bazen de ekipte görevli bir memur diğerinin haberi olmadan bu paraları alır. Durak başkanlarının olmadığı zamanlarda, değnekçiler, durak başkanlarının talimatları ile ekibin yanına giderler yada ekipler bu şahısların yanına gelerek bu parayı alırlar. Bende bu bölgede çalıştığım zamanlarda belirttiğim meblağlarda parayı aldım.

Durak başkanlarının durakta toplanan paradan trafik polislerine ve zabıtalara düzenli olarak her ayın 1 ve 15. de para vermesinin sebebi bu hatlarda çalışan dolmuş sürücülerinin çeşitli Trafik kuralı ihlallerinden dolayı hiç ceza yazılmamasını, farklı bir maddeden ceza işlemi uygulanmasını, ceza puanı düşük farklı bir maddeden ceza işlemi uygulanmasını veya o kusuru hiç görmemesini sağlamak içindir.

Örnek olarak bir dolmuş sürücüsüne ayakta yolcu aldığından dolayı hem karayolları trafik kanunun 65/1-A maddesinden dolayı 62 TL ceza kesilmekte, hem de 20 ceza puanı da sürücü belgesine işlenmektedir. Dolayısıyla 5 kez ayakta yolcu alan bir sürücünün ilk seferinde 2 ay, tekrarında ise artan sürelerde ehliyetine el konulmaktadır. Bu yüzden alternatif ceza olarak 58. madde olan durak haricinde yolcu almak veya puanı düşük olan diğer maddelerden cezai işlem uygulanmaktadır.”

Dinlemeye takılan konuşmalar

Dosyada, polislerin dolmuş durak yöneticileriyle yaptığı görüşmeler de yer aldı. Bunlardan bazıları şöyle:

Başkomiser F.Y. ile Durak başkanı H.G. arasındaki konuşma:

F: Şimdi biz otoparklarda sen ol, diğer başkanlar olsun, dört dörtlük muamele olur

H: Ondan hiç şüphemiz yok yani

F: Gerekirse ceza yazdırmam ben silerim, Gerekirse çekiciden sıfır çıkış yaptırırım.

H: Tamam abisi

F: Şimdi M. A alıştırmış bölge amiriyken de a.. ko..m onlar, kazanız olur, belanız olur, ekip göndermez, ağırdan satar g...verenleri bilirim bu bende olmaz. Ben gerekirse orda olursam sıfırda çıkış yaptırırım.

250 az abi onu 400 yap abi, bi dahakine sen benim farkımı bilmiyosun, sen o 250 daha sonra gelince 400 yap

H: Abi ben konuşuyum yani öbürlerine diyim

F: Sen konuş ötekiler gibi ayarcılık yapmam ben kendim ...dört dörtlük çalışırım sizin yüzünüzü kara çıkarmam gerekirse sıfır çıkış yaptırırım bende öyle

H: Tamam abi

F: Ama bana da hakkım gelsin.

“BERNA’YI DA AL GEL”

Başkomiser F. Y ile Y. A. adlı kadın arasında geçen görüşme:

Yeliz: Şu benimkine bi ceza yazıp göndersene (Marka ve plakasını veriyor). Genelde Tunalı tarafına takılıyor, birde sizin getirdiğiniz o EDA vardı ya o kız kırık mı Derya’yı saunaya götürüyormuş ’buralara Yeliz’i getirme’diyormuş.

F: O arabanın notları var bende zaten bir görüşelim özledim, Berna’yı da al gel ikinizi birden istiyorum.

Başkomiser F.Y. polis memuru C.S. arasında geçen görüşme:

Fatih: (Aracın plakasını söylüyor) var mı?

C: Evet yasak parktan burda

F: Tamam onu çekici 10 kağıt alın ceza yazmayın oldu mu geliyorlar şimdi iki bayan

C: Tamam tamam

Aynı kişiler arasındaki başka bir konuşma:

Fatih: Geliyorlar şimdi, İkisi de iş seni övdüm, Sana a...ğını cümbeden verecekler bir gün sözleş 10 kağıtta alma bi şekilde uydur onu kılıfına

C: Tamam oldu

F: Hiç çekici ücreti alma, cezasını gösterme, oturt, çay iç, muhabbet et, tamam mı onlardan randevu kopar bir gün s.k onları.

C: Tamam haydi sağol sağol.

Komiser S.K. ile durak başkanı S.K. arasındaki konuşma:

Komiser S: Olum bizim aramızda rüşvetmi var lan, bizim aramızda paramı var lan, para alış verişimi yapıyoz lan. Sen benim gavatım mısın lan yav..k sen benim telefonuma nası bakmazsın lan...

Kaynak:Vatan

Polis Müdürü 'Şüpheli' Şahıs
25 Temmuz 2009 17:53

Çeteye bilgi sızdırmakla suçlanan Sakarya Emniyet Müdürü Ünsal ve Akyazı Belediye Başkanı Yazıcı fezlekede “şüpheli” olarak yer aldı.


Sakarya Emniyet Müdürlüğü’nün, AKP Sakarya Milletvekili Recep Yıldırım ve AKP’li Akyazı Belediye Başkanı Yaşar Yazıcı’nın akrabalarına yönelik yürüttüğü çete operasyonunda yaşanan köstebek skandalı yargıya taşındı.

Akyazı Savcılığı’nın hazırladığı fezlekede, Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal ve Akyazı Belediye Başkanı Yazıcı da ‘şüpheli’ sıfatıyla yer aldı. Terör ve çete suçlarına bakmakla görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği, çeteyle birlikte operasyon bilgisini sızdırarak çeteye yardım ve yataklıkla suçlanan Ünsal ve Yazıcı’yı da soruşturacak.

Sakarya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi, yaklaşık bir yıl önce liderliğini Yaşar Yazıcı’nın amcasının oğlu Hüseyin Yazıcı’nın yaptığı çeteye yönelik operasyon başlatmıştı.
Operasyon kapsamında, Hüseyin Yazıcı ile AKP Milletvekili Recep Yıldırım’ın yeğeni Ali Yıldırım ile diğer zanlıların telefonları hâkim kararıyla dinlemeye alınmıştı.

Çete zanlılarına yönelik teknik takip sürerken iki çete zanlısının yaptığı bir konuşma, polis ve savcının dikkatini çekmişti. Zanlıların, kendilerine karşı yürütülen gizli soruşturmadan haberdar oldukları ve olası bir operasyona karşı önlem almaya çalıştıkları anlaşılmıştı.

Zanlılardan birinin, diğerine “Adapazarı’nın başından bilgi geldi, operasyon başlıyor” dediği ortaya çıkmıştı. Çete zanlılarının, gizli soruşturmaya ilişkin bilgileri Akyazı Belediye Başkanı Yazıcı’dan aldıkları belirlenmişti.

“Bilgiyi Müdür Bey’den aldık”

Soruşturma bilgisinin çeteye sızdığı anlaşılınca operasyon erkene çekilerek 21 zanlı gözaltına alınmıştı. 21 zanlıdan altısı, suç işlemek için çete kurmak, adam öldürmeye ve yaralamaya azmettirmek, tehdit ve haraç suçlarından tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Tutuklanan zanlılar arasında Recep Yıldırım’ın ağabeyinin oğlu Ali Yıldırım ve Yaşar Yazıcı’nın amcasının oğlu Hüseyin Yazıcı da yer almıştı.

Soruşturmayı yürüten Akyazı Savcılığı, çeteye bilgi sızdırmakla suçlanan Yaşar Yazıcı’yı adliyeye davet ederek ifadesine başvurmuştu. Operasyon bilgisini kimden aldığı sorulan Yazıcı, “Bilgiyi Recep Yıldırım’la birlikte Müdür Bey’den aldık” demişti. Bunun üzerine Yazıcı’ya ‘Müdür Bey’in kim olduğu sorulmuş; Yazıcı da Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal’ın adını vermişti.

İçişleri Bakanlığı, köstebek olayını soruşturmak üzere Sakarya’ya müfettiş gönderirken, Faruk Ünsal çete operasyonuna imza atan Sakarya Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürü Alparslan Hersanlıoğlu ile kaçakçılık ve organize suçlardan sorumlu Sakarya Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Şahne’nin görev yerlerini değiştirmişti.

Müfettişlerin Sakarya’daki köstebek soruşturmasından henüz sonuç çıkmazken, Akyazı Savcılığı soruşturmayla ilgili fezlekeyi tamamladı. Edinilen bilgiye göre Akyazı Savcılığı, soruşturma dosyasını, hazırladığı fezlekeyle birlikte geçen hafta cuma günü terör ve çete suçlarına bakmakla görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’ne elden teslim etti.

Fezlekede 32 kişi var
Çete ve faaliyetlerinin anlatıldığı fezlekede, 32 şüphelinin ismine yer verildiği öğrenildi. Şüpheliler arasında, Sakarya Emniyet Müdürü Ünsal ve Akyazı Belediye Başkanı Yazıcı’nın da bulunduğu bildirildi.

Akyazı’dan gelen dosya ve fezleke için özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Berk görevlendirildi. Savcı Berk, çeteyle birlikte operasyon bilgisini sızdırarak çeteye yardım ve yataklıkla suçlanan Ünsal ve Yazıcı’yı da soruşturacak. Savcı Mehmet Berk’in, Faruk Ünsal’ı da ifadeye çağırması ve hazırlayacağı iddianamede Ünsal ile Yazıcı’ya sanık sıfatıyla yer vermesi bekleniyor.

Taraf

İtfaiye ile oğlunu okula götürten müdür işinden oldu
16:40 - Bingöl'de, bir hafta önce izinli olan Belediye İtfaiye Müdürü Ayhan Kişeçok, itfaiye birimine telefon açarak oğlunun evden alınıp yaz okuluna bırakılmasını istedi. İtfaiye Müdürlüğü'ne yaklaşık 5-6 kilometre uzaklıkta bulunan Kişeçok'un evinden çocuğu alan ekip, tesadüfen Belediye Başkan Yardımcısı Ali Sezgin tarafından fark edildi. Soruşturma başlatan Belediye Başkan Yardımcısı Ali Sezgin, o gün görevli olan tüm itfaiye personelinin savunmasını aldı. Yapılan araştırmada devamlı olarak bu şekilde çocuğunu alıp bıraktığı tespit edilen itfaiye müdürü görevinden alındı. 25.07.2009 BİNGÖL
netgazete

BOTAŞ'ta rüşvet böyle dağıtıldı

71 kişi hakkında açılan Mavi Hat Operasyonu davasının bilirkişi raporu tamamlandı. Rüşvet çarkının müdüre villa, memura otomobil şeklinde döndüğü belirtildi.

ANKARA / Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı BOTAŞ ihalelerinde yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla aralarında Enerji ve Tabii Kaynaklar Müsteşar Yardımcısı Bekir Aksoy, BOTAŞ eski Genel Müdür Vekili Rıza Çiftçi ve Fenerbahçe 2. Başkanı Nihat Özdemir ile ortağının da bulunduğu 71 kişi hakkında 2007 yılında açılan “Mavi Hat Operasyonu” davasının bilirkişi raporunda, kamu görevlisi sanıklara ait olduğu belirtilen villa, daire ve otomobillerin, suçtan elde edilen parayla alındığı iddia edildi.

16 İHALEYE FESAT
BOTAŞ’ın başta Dünya Bankası Tuzgölü Doğalgaz Depolama Tesisi yapımı olmak üzere 16 ihalesine fesat karıştırıldığı iddiasıyla aralarında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan bazı üst düzey bürokratları ile ünlü işadamlarının da bulunduğu 71 sanıklı “Mavi Hat Operasyonu” davası kapsamında bilirkişi raporu hazırlandı. 3’ü emekli Sayıştay denetçisi biri bankalar yeminli murakıbı toplam 4 kişi tarafından hazırlanan 249 sayfalık rapor, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne teslim edildi. Raporda, Tuz Gölü Tatlı ve Tuzlu Boru Hatları Yapım İhalesi’nde BOTAŞ Değerlendirme Komitesi üyeleri Rıza Çiftçi, Hasan Turgay Günay ve Ethem Tozlu’nun ihale sürecinde ihaleye katılma ve yeterlik koşullarına sahip olmayan firmaların veya kişilerin ihaleye katılımını sağladıkları belirtildi.

Raporda, Limak İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir, Başkan Yardımcısı Sezai Bacaksız, işadamları İbrahim Selçuk ve Bahaddin Özdemir ile RTÜK Uzmanı Seydi Çevik’in de ihaleyi kazanacak duruma gelen kişinin ihaleden çekilmesi ile daha sonraki ve daha pahalı teklif veren kişi veya firmanın ihaleyi kazanmasının yolunun açılması gibi gizli anlaşma yapmak fiiline iştirak ettikleri ve yardım ettikleri iddia edildi.

MÜDÜR VE MEMURLARIN MAL VARLIKLARIR NASIL ARTTI?
Soruşturma kapsamında sanıkların mal varlıklarına ilişkin araştırmalar ve teknik takip sonucu elde edilen bilgiler sonucu haksız mal varlıklarına ilişkin saptamalar raporda yer aldı. Buna göre, bazı örgüt mensuplarının ihalelere fesat karıştırma eylemi sırasında aldıkları iddia edilen rüşvet paralarıyla haksız elde ettikleri ileri sürülen taşıt, menkul ve gayrimenkuller şöyle sıralandı:

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Bekir Aksoy: 2007 model Ford marka otomobil.

BOTAŞ Genel Müdür Vekili Rıza Çiftçi: Gölbaşı’nda 240 bin TL değerinde dubleks bina.

BOTAŞ Genel Müdür Yardımcısı Şakir Arıkan: 2006 model Ford marka otomobil.

BOTAŞ Genel Müdür Yardımcısı Kerim Taşkıran: Samsun’un Bafra İlçesi’nde 1006 ada 3 parsel A blok/4 23 numaralı mesken.

RTÜK Uzmanı Seydi Çevik: Çayyolu’nda 770 metrekarelik villa, Troya firması tarafından gönderilen 130 bin euro.

BOTAŞ İhale Komisyonu üyesi Ethem Tozlu: Mercedes minibüs, 30 bin Euro, Samsung plazma TV , 21 kalem bilgisayar malzemesi, 2 adet Nokia N70 cep telefonu.

BOTAŞ Yöneticisi Hasan Turgay Günay: 2000 model Opel marka otomobil, 10 bin euro, 3 bin 700 TL değerinde Philips marka televizyon, 469,99 TL değerinde Alaska Mono Split 09 HP marka klima.

Rıza Çiftçi döneminde BOTAŞ Özel Kalem çalışanı Mustafa Şağban: 2000 model Renault marka otomobil.

BOTAŞ personeli Vahap Alaca: 2007 model Renault marka otomobil.

DSİ Genel Müdürlüğü Barajlar ve HES Dairesi Başkan Yardımcısı İsa Yerdelen: Antalya Merkez Zeytin Köyü Mahallesi 8275 ada 3 parselde bulunan 14 nolu mesken.

akşam

Askeri Hastanede Sahtecilik Operasyonu
28 Temmuz 2009 15:36
Bursa Askeri Hastanesi'nde sahte rapor verildiği iddiaları üzerine 10 kişi gözaltına alındı.

Bursa Askeri Hastanesi'nde sahte rapor verdiği iddia edilen doktor, sağlık görevlisi ve erlerin de aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alındı.

Alınan bilgiye göre, Bursa Askeri Hastanesi'nde askeri personele askeri hastaneden onaylı sahte rapor verdiği öne sürülen bazı kişilerin olduğu yönündeki ihbarı değerlendiren İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, hastaneye operasyon düzenledi. Aralarında doktor, sağlık görevlisi ve erlerin de bulunduğu 10 kişi gözaltına alınırken, olayla ilgili geniş çaplı soruşturmanın sürdüğü bildirildi. Gözaltına alınan zanlıların, devlet ve özel hastanelerden verilen raporları askeri hastaneden onaylı gibi gösterip haksız kazanç elde ettikleri öne sürülüyor.
aktifhaber

Anlaşmalı ilaç yazan 3 profesöre soruşturma
14:05 - Yüksek Öğretim Kurulu'nun (YÖK) talimatıyla Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesinde görevli 3 profesör hakkında ilaç firmalarının mümessilleriyle anlaşarak ilaç yazdıkları iddiaları üzerine soruşturma başlatıldı. Profesörlerin hasta reçetelerine yazdıkları ilaçlar karşılığında yurt dışı seyahatine gönderildiği ve medikal malzeme alındığı iddia edildi. Soruşturmayı Meram Tıp Fakültesi Dekanlığının görevlendirdiği 3 kişilik bir komisyonun yürüttüğü öğrenildi. 29.07.2009 KONYA netgazete

Kıvrıkoğlu'ndan Şok Eden Cevap
10 Ağustos 2009 07:24

Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'la ilgili Ergenekon soruşturmasının 3. iddianamesinde şok bir bilgi yer aldı...


Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun, Genelkurmay başkanı olarak görev yaptığı dönemde, Ergenekon davası sanığı emekli Tümgeneral Erdal Şenel'le ilgili bir yolsuzluk soruşturmasını engellediği ileri sürüldü.

3. iddianamede yer alan bilgilere göre, eski Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulları Başkanı Bergütay Varımlı'nın yaptığı bir soruşturmada, Genelkurmay hukuk müşaviri de olan Tümgeneral Erdal Şenel'in devlet ödeneğinden hesabına aktarılan 535 bin dolarla Ziverkent'te iki daire aldığı tespit ediliyor. Soruşturma açmak için Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'ndan izin isteyen Varımlı, şok bir cevapla karşılaşıyor: "Türk Silahlı Kuvvetleri'nde (TSK) bazen görev, dürüstlükten önemlidir." Hemen ertesi gün ise Varımlı'nın görev yeri değiştiriliyor. İddialar savcılar tarafından Erdal Şenel'e soruluyor. 3. iddianamede de yer verilen ifadesinde Şenel, 'Bergütay Varımlı'nın Deniz Kuvvetleri'nden emekli albay olduğunu, o zaman emekli olmadığını, Şener Eruygur'la geçmişte aynı yerde çalıştığını bildiğini' anlatıyor. Şenel, Varımlı'nın, İlhami Erdil'in rütbesinin sökülerek er statüsüne indirilmesine sebep olan kişi olduğunu' söylüyor.

Dönemin Genelkurmay Hukuk Müşaviri Tümgeneral Erdal Şenel'in devlet ödeneğinden gelen parayla iki daire aldığı iddiası Genelkurmay Başkanlığı'na gittiğinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu meselenin üstünü, "TSK'da bazen görev dürüstlükten önemlidir." sözleri ile örtüyor. Hemen ertesi gün de Varımlı'nın görev yeri değiştiriliyor.

Bergütay Varımlı, daha önce emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil'in yolsuzluk davasında yaptığı tanıklık ile gündeme gelmişti. Hatırlanacağı gibi İlhami Erdil'in yargılanması ile ilgili dönemde Varımlı, "Yolsuzlukla mücadele çok cesaret isteyen bir iş. Görev yaptığım dönemde, beni bir tek eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök destekledi. İlhami Erdil olayı ortaya çıktığında, başta yanımda olan kimse etrafımda değildi. Hatta önceki Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu bile muktedir kalamadı." demişti.

İddianameye göre 'dürüstlük' kavramını arkaplana attığı öne sürülen Kıvrıkoğlu, geçmiş yıllarda ise yolsuzluklar konusunda hassasiyeti ile tanınıyordu. Ocak 2002'de Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi'nin (SAREM) tanıtım brifinginde konuşan Hüseyin Kıvrıkoğlu, yolsuzluklar hakkında şunları söylemişti: "Yolsuzluğun kökünün kazınması lazım. Aksi takdirde Türkiye'nin ayakları üzerinde durması mümkün değil. Türk halkı bilinçlendi. Geçmişte de birçok şey kapalı kapılar ardında yapıldı. Çünkü yapılan yanlıştan geri dönülmüyor."
aktifhaber

Ölen polisin eşi katil zanlısı çıktı

Mersin Gülnar'da, 9 yaşındaki oğlu tarafından kazayla vurulduğu iddia edilen ve kaldırıldığı hastanede kurtarılamayan polis memurunun eşi, katil zanlısı olarak tutuklandı.

06 Ağustos 2009 18:54

Mersin Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Gülnar Emniyet Amirliği'nde görevli polis memuru İsmail Demirok'un 27 Kasım 2008'de başından vurulması ve Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde yaklaşık 25 gün süren yaşam mücadelesi sonunda ölmesi olayıyla ilgili soruşturma kapsamında, daha önce tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan eşi Gül Demirok, Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı üzerine Hatay'ın İskenderun ilçesinde gözaltına alındı.

Açıklamada, Gül Demirok'un getirildiği Gülnar ilçesinde, Cumhuriyet Başsavcılığı'nca sürdürülen soruşturma neticesinde cinayet zanlısı iddiasıyla çıkartıldığı mahkemece tutuklanarak, cezaevine konulduğu kaydedildi.

haber7

Elmadağ'da silahlı çatışma:1 yaralı
Ankara'nın Elmadağ ilçesinde polisle, ''dur'' ihtarına uymayan bir otomobildekiler arasında çıkan silahlı çatışmada çevrede bulunan 1 kişi yaralandı.

08 Ağustos 2009 15:42
haber7

Kolsuz Baron'un Polisleri Şok Etti
11 Ağustos 2009 08:49

Başbakan'a gelen ihbarla çökertilen fuhuş çetesinin lideri 'Kolsuz Baron'un telefon konuşmaları, Emniyet'te deprem yarattı.

Başbakan'a gelen ihbarla çökertilen fuhuş çetesinin lideri 'Kolsuz Baron'un telefon konuşmaları, Emniyet'te deprem yarattı. Çete otelinde tecavüze uğrayan iki kadın için karakolda 'mağdur' yerine 'iftiracı' tutanağı tutulmuş

İstanbul'da düzenlenen operasyonla çökertilen ve 2'si polis 7 kişinin tutuklandığı fuhuş çetesinin ilginç ilişkileri ortaya çıkıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'a yapılan ihbar sonucu, aralarında 2 emniyet müdürü, 3 emniyet amiri ve 2 polis memurunun bulunduğu çete, deşifre edilmişti. Şebekenin, 'Kolsuz Baron' lakaplı lideri Bülent A.'nın polis kayıtlarına düşen telefon konuşmalarına AKŞAM ulaştı. Kayıtlar oldukça çarpıcı. Bülent A.'nın Emniyet görevlileri ile yaptığı görüşmelerde, 'tecavüz ve küçük yaşta bir kızın otelde cinsel ilişkiye girmesi olayını' nasıl örtbas ettiğine ilişkin skandal en ince ayrıntısına kadar ortaya döküldü.

Buna göre, şebeye ait bir otele gelen Hakan Ç. ve Kenan Ö., 17 yaşındaki Aysel K. ve Zeliha H. (32) ile ilişkiye girdi. Gece rahatsızlanan Zeliha H. hastaneye kaldırıldı. Burada polise, Hakan Ç.'nin kendisine tecavüz ettiğini söyledi. Olay Aksaray Şehit Vedat Ulusoy Polis Merkezi'ne intikal etti. Yapılan araştırmada Aysel K.'nın, yaşı küçük olduğu için otele kaydının yapılmadığı tespit edildi.
Polis merkezinde, otel sahipleri ile birlikte Hakan Ç. ve Kenan Ö.'ye, 'tecavüz, küçük yaşta çocukla cinsel ilişkiye girmek ve fuhuşa yer temin etmek' suçlarından işlem yapılması gerekirken mağdur olarak ifadeleri alındı. Zeliha H. ve Aysel K.'nın ise haklarında 'İftira' suçundan soruşturma evrakı hazırlanarak Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı' na gönderildiği tespit edildi.

Bakanlıktan soruşturma
Tecavüze uğradığı iddiasıyla şikayetçi olan fakat iftira ile suçlanan Zeliha H. ve yaşı küçük olan Aysel K., suçlamalarından fuhuş çetesinin baskısı sonucunda vazgeçmek zorunda kaldı. İçişleri Bakanlığı müfettişleri konuyla ilgili soruşturma başlattı. Aksaray Şehit Vedat Ulusoy Polis Merkezi'nde olay günü görev yapan 6 polis hakkında inceleme başlatıldı.

ADIM ADIM REZALET SÖYLE, BÖYLE YAZSIN
Çete lideri Bülent A.'nın, adamlarına, 'Yedikule'ye (Karakolun olduğu yer) gidin, mukayitle konuşun, fuhuşa yer temininden sakın öyle bir şeye girmesin, bizi tanık olarak çağırıyor. Yanlış şeyler yazmasın' dediği belirlendi. Bülent A. daha sonra çete üyesi olmakla suçlanan Emniyet Müdürü N. K.'yı aradı. Ve çetenin istediği ifadeler şu diyalogların ardından hazırlandı:

2. HAMLE EMNİYET MÜDÜRÜ
Emniyet Müdürü N.K.: Şimdi dün akşam orada 16 yaşında birisi kalmış galiba. Ondan dolayı işlem yapılıyor
Bülent A.: Bizde 16 yaşında birisi kalmamışki abi.
N.K.: Kayıtlarda öyle görünüyor. Bilmiyorum ondan dolayı istemişler herhalde.
Bülent A.: Yok kayıtlarda öyle bir şey yok. Yani kayıtlarda öyle bir şey yok.
N.K.: Valla bilemiyorum öyle söylediler bana.
Bülent A.: Birşey söyleyemezsin değil mi abi?
N.K.: Bir şey demem yanlış olur. Oradaki şeyler hep değiştiler, zaten şimdi müdür falan hepsinin haberi vardır ondan.

'KIZ İFTİRA ATIYOR' DESİN
Bülent A. bu görüşmenin ardında, adamı İbrahim O.'yu karakola gönderdiği de tespit edildi. 'Kolsuz Baron' adamına şu talimatları verdi: 'Suçlanan adam orda ise adamı köşeye çekin. Deyin ki, 'Senin başın belaya girecek. Hiç böyle bir şeyi kabul etme. Böyle bir şey gitmedim, etmedim. Kız yalan ifade veriyor' Adamı da öyle korkutsun adamın kaydı varmış tamam bu şekilde desin.'
Sabah kızı polis İbrahim götürecek, isteğimiz şekilde ifade verecek.

POLİS İFADEYİ GÖNDERECEK
Adamı M.K. ise Bülent A.'ya, çözüm yolunu anlatıyor: 'Çocuk büroya verecekler bu kızı. Çocuk büroda çok iyi bir dostum var. Polis İ. Onu aradım. 'Abi sabahleyin ben görevliyim' dedi. Kızı adliyeye götürürken beni arayacak. Ben de yanında bulunacağım. İstediğimiz şekilde verilsin diye. Diğer bayanın ifadesi bu akşam alınacak. Onun da fotokopisi çekilip bize gönderilecek. Aynı şekilde bu çocuklar nasıl ifade vermişse o da aynı ifade verecek. Böylece bizim sorumluluğumuz yok abi ortada.'

YAZICILARIN HEPSİ AYARLANDI
Çete lideri Bülent A.'nın kardeşi M. A. ile yaptığı görüşmede organizasyonu anlatıyor:
Bülent A.: Avukat M. ile görüştüm. Halletmiş şimdi ona bir şey vermek lazım ifadelerin fotokopisini al.
M.A.: Aldım sadece bu kızın ifadesi kalmıştı adliyede.
Bülent .A.: Onun fotokopisini al turizm belgesini filan vermedin değil mi? Şimdi o kızın ifadesini karakola da ulaştıralım, o dosyanın içerisine koysunlar kızın ifadesini anladın mı?
M.A.: İdari soruşturma mı, Karakol amirinin elindeymiş, Karakol amiri şimdi izinde zaten.
Bülent .A.: Şimdi bu avukat Mehmet'e 500 milyon yeter mi?
M.A.: Ne yaptı ki bizle beraber karakola geldi. Orada biz varız zaten yazıcıların hepsini biz ayarlamıştık.

VE İŞLEM TAMAM
Çete üyesi M. adlı kişinin Y. adlı polis memuru ile yaptığı telefon görüşmesi de oldukça çarpıcı:
M: Abi bu yaşı tutmayan bi tane kız vardı ya. Şimdi savcılıkta onun ifadesi alındı abi, o da aynı senin orda aldığın ifade gibi. Verdiği ifadenin fotokopisini getirip sana vermek istiyorum o dosyanın içine koy.
Y.: Hıı var mı?
M.: Hı hı var
Y.: Getir

Kaynak: Akşam

12 Ağustos 2009 08:14
Eminağaoğlu'nun GATA'dan aldığı çürük raporuna Ergenekon sanığı Albay Vural tepki göstererek TSK'yı yerden yere vurmuş...

Eminağaoğlu'nun çürük raporuna Ergenekon sanığı emekli Albay Vural da tepki göstermiş.

YARSAV Başkanı’nın GATA'dan aldığı çürük raporuna Ergenekon sanığı emekli Albay Vural "Ordunun namusunu çürük bürokratlar için hatırladılar" diye tepki göstermiş...

YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'na çürük raporu için gittiği GATA'da gösterilen üst düzey ilgi Ergenekon sanıklarını bile rahatsız ettiği ortaya çıktı. Ergenekon sanığı emekli Deniz Kıdemli Kurmay Albay Hüseyin Vural'ın bilgisayarından ele geçirilen bir email 3’üncü iddianamede yer aldı.

Teğmen çıkışı

Ergenekon sanıklarından Behiç Gürcihan'a gönderilmek üzere yazıldığı anlaşılan "Fw_ Türk Ordusunun Kök Hücresi Teğmen'i Harcarsan-Behiç Gürcihan.eml" isimli mesajda, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan teğmenler için sessiz kalmakla suçlanan TSK yerden yere vuruluyor.

Hukukçuysan bilirsin

Mesajda cuntacılık yapan varsa bunun cezasının TSK tarafından verilmesi isteniyor: "Türk ordusunun paşasını kelepçeleyerek elaleme afişe etmeden hukukun ve askerliğinin gereğinin yerine getirilebileceğinin" aktarıldığı mesajda, "İçi boş uyarılar yerine, askeri yargıyı devreye sokar, mensubunu yargılarsın. O gün yargılamadıklarının bugün kimlerin önüne malzeme olacağını ve bunun ordunun aleyhine nasıl kullanılacağını bilirsin. Hukukçuysan bilirsin, askersen haydi haydi bilirsin" deniliyor.

Generalle karşılarsın

Eminağaoğlu’na ilişkin ilginç bir kıyaslama yapıldığı mesaj şöyle devam ediyor: "İşin ilginci çürük raporu 'çürük' çıkan Eminağaoğlu'nun çürük raporunu sağlama almak için saatlerce toplantı yapıp, 'sağlam' çürük raporu alması için GATA'nın kapılarında generallerin karşılamasını sağlarsın ama 5 teğmeninin medyaya yem olmaması için aynı çabayı göstermezsin. Anlaşılıyor ki sen, Türk ordusunun namusunu yolsuz yarbaylar ve çürük raporlu bürokratlar söz konusu olunca hatırlar, 'Ülke elden gidiyor' kaygısı gençliğine kurban giden çakı gibi teğmenlerin söz konusu olunca unutursun."
aktifhaber

Rehabilitasyon dolandırıcıları hakim karşısında
17:00 - Nevşehir'de engelli çocuklar üzerinden devletten yaklaşık 3 milyon TL haksız kazanç sağlanarak nitelikli dolandırıcılık ve sahtecilik suçlaması ile Nevşehir Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı üzere Nevşehir Müdürlüğü ekipleri tarafından Nevşehir'in yanı sıra Ankara, Kayseri, Kırıkkale ve Muğla'da tertip olunan baskınlarla gözaltına alınan 27 zanlı daha bugün adliyeye sevk edildi. Aralarında rehabilitasyon merkezinin sahip, yönetici, öğretmen ve çalışanlarıyla Nevşehir Milli Eğitim Müdürlüğü'nde bir şube müdürü ve bir memurun da bulunduğu 27 zanlı, Adliye Sarayı'na getirildi. 13.08.2009 NEVŞEHİR
netgazete

Bandırma zabıta müdürü, rüşvetten tutuklandı
15:50 - Balıkesir Bandırma'da içkili bir iş yeri açmak isteyen Murat R'den, ruhsat için rüşvet aldığı sırada suçüstü yakalanan Zabıta Müdürü H.A çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. İşlemler için birkaç kez belediyeye giden Murat R., zabıta müdürünün rüşvet isteğini cep telefonuna kaydedip, Belediye Başkanı Sedat Pekel'e izletmişti. Pekel'in durumu polise bildirmesinin ardından, güvenlik güçleri Murat R'ye, bandrol numaraları alınmış para vererek bunları H.A'ya vermesini istemiş, H.A paraları alırken dün suçüstü yakalanmıştı. 15.08.2009 BANDIRMA netgazete

DENİZDE 150 MİLYON DOLARLIK RANT
18 Ağustos 2009 06:42

Ele geçirilen darbe günlüklerinde Deniz Kuvvetleri'ndeki korkunç pazarlık ortaya çıktı...

Deniz Kuvvetleri’ndeki yolsuzluk darbe günlüklerinde

Özden Örnek’e ait olduğu belirtilen günlüklerde sadece güdümlü füze projesinde 150 milyon dolarlık fazlalık olduğu belirtiliyor. Erdil’in haksız kazanç dosyası ise bir buçuk yıl saklanmış

Ergenekon sanıkları emekli Orgeneral Şener Eruygur ve Mustafa Balbay’da ele geçirilen darbe günlüklerinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki yolsuzlukların ayrıntılı olarak anlatıldığı ortaya çıktı. Emekli oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlüklerde, sadece güdümlü mermiler projesinde 150 milyon dolarlık açıktan söz ediliyor ve “Paralarımızın nasıl sokağa atıldığını gördük” deniyor. İşte yolsuzluk günlükleri:

PROJE HİÇ DEĞİLSE 2001’E ERTELENSİN

15 Mayıs 2001: “İsrail’den alınacak güdümlü mermiler projesinde 150 milyon dolar fazlalık varmış. R.Y., Tuğa. N.K., parayı paylaşacakmış. Durumu Yener’e bildirdim, projenin hiç değilse Eylül 2001’e ertelenmesini sağlamasını istedim.”

TÜM BAHRİYE MAHKEMELİK OLABİLİR

6 Kasım 2001: Bazı gemilerde yolsuzluk yapıldığı belirtildikten sonra şu ifadeler dikkat çekiyor: “Gemliği mahkemeye vereceğim, zira onun durumu çok özel, diğer gemilerin hepsine yaptıkları zimmet hatalarını ödemeleri için emir vereceğim. Aksi halde tüm bahriyeyi mahkemeye vermek lazım... Bu iş gazetelere düşebilir ve bu kadar çok kişinin mahkemede olması TSK’nın itibarını zedeleyebilirdi.” 

BAZI ŞİRKETLER İHALE MAFYASI GİBİ

29 Nisan 5 Mayıs: “Gölcük bölgesinde bazı yolsuzlukların olduğunu biliyordum. Bu nedenle daha göreve başlar başlamaz tedbirler almaya başladım. Yolsuzluğu bilenler ihbar yapmayı tercih etmiyorlar, zira bölgedeki mütahitlerce dışlanacaklarından korkuyorlar... Gördüğüm ilk manzara buradaki bazı şirketlerin adeta bir ihale mafyası gibi davrandıkları.”

İYİ NİYETTEN YAPILAN USULSÜZLÜK!

“Son iki yılda yurt dışına giden tüm gemileri incelettim. İçlerinden sadece biri temizdi, diğerlerinde usulsüzlük vardı. Sonuçta yapılan usulsüzlüğün iyi niyetli ve cahillikten yapıldığını kabul ederek sadece aradaki farkların ödenmesini aksi halde savcılığa verileceklerini bildirdim.”

Erdil dosyası sümenaltı

Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlüklerde 2000-2002 yılları arasında Deniz Kuvvetleri komutanı olarak görev yapan, daha sona yolsuzluk iddiaları nedeniyle yargılandığı mahkeme tarafından er rütbesine indirildikten sonra ceza evine gönderilen İlhami Erdil’e geniş yer ayrılıyor. Erdil ile aynı soruşturmada tutuklanan Ali Osman Özmen’in de ismi de günlüklerde sık sık geçiyor.

KOMUTAN DOSYAYI SAKLADI

5 Eylül 2003: “Astsb. A.O. ‘ben Özden amiral ile çalışmak istiyorum’ der, orduevine sürülür. Şimdi de bu. C. konuşmaya devam ederek: ‘İlhami Paşa ile ilgili dosya aralık 2001’de geldi ve komutan bu dosyayı sakladı. Ancak bir buçuk yıl sonra bana verdiler. 8 Ağustos 2003 tarihinde cevabı gönderdik’ diye açıkladı.”

MAALESEF BERAAT İSTEYEMEYİZ

17 Mart 2004: “Öğleden sonra Albay Saim’i (Savcı) aradım. İlhami Paşanın davası ne oluyor dedim. ‘Yeni iki soruşturma daha açtık, bunlar için İstanbul’a giderek Füsün Hanım ile komutanın ifadelerini alacağım’ dedi. ‘Kasımpaşa’daki davalar yağmur gibi yağacak’ dedi. Sonra Aydın Gürül’ü sordum. ‘Maalesef beraat isteyemeyiz’ dedi. Bu arada İlhami’nin davasından Mücahit Şişlioğlu’nu kurtarmaya çalıştığını söyledi. Ben de ‘sana yardım edebilirim gerekirse bende Genelkurmay Başkanı ile konuşayım’ dedim.

İLHAMİ PAŞADAN UTANIYORLAR

18 Ocak 2005: “Bana intikal eden haberlere göre bizim personelimiz içerisinde İlhami Paşa’dan dolayı bir utanma ve ‘artık kimsenin yüzüne bakamayız’ duygusu hakim.”

Kaynak: Star

Arazi satışı için çete ile işbirliği yapıp rüşvet almış
Vali yardımcısının, 44 yıla kadar hapsi istendi

09:40 - Adapazarı Şeker Fabrikası'nın 95 dönümlük arazisinin satışına fesat karıştırdıkları iddiasıyla, Sakarya Vali Yardımcısı Haluk Nuri Ballı'nın da aralarında bulunduğu 52 sanığın yargılanmasına başlandı. Depremde zarar gören Adapazarı Şeker Fabrikası'nın, 2005'te Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifince, Bank Asya'dan 45 milyon 800 bin lira kredi kullanılarak satın alındığı belirtilen iddianamede, bankaya kredi borcunun ödenmesi sırasında yaşanan sıkıntılar nedeniyle fabrikanın 95 dönüm arazisinin ihale yoluyla 34 milyon liraya satıldığı ve bu satışın daha sonra göreve gelen yeni yönetim kurulunca iptal edildiği ifade ediliyor. 19.08.2009 ADAPAZARI
netgazete

Paşadan Orduya Skorsky Kazığı
24 Ağustos 2009 08:39

Türkiye'nin menfaatlerini düşünmesi gereken bazı generallerin, danışmanlık yaptıkları Skorsky helikopterleri TSK'ya satmak için bakın ne yapmışlar...
İlişkili HaberlerTüm Haberler'TSK'nın Canına Okudunuz'YAŞ Sonrası Sürpriz İstifa!50 Solcu Gerilla Öldürüldü226 Kişi Silah Bıraktı Taliban'ın İki Numarası Öldürüldü


Ergenekon Örgütü soruşturmasıyla yüzyılın soygunları da bir bir deşifre olmaya başladı. Ergenekon davasının 3. iddianamesinin 138. delil klasöründe, Ünal İnanç'ın evinde bulunan el yazısı tek sayfalık dokümanda, Jandarma Genel Komutanlığı'na alınacak Skorsky helikopter için rüşvet alındığı iddia ediliyor.

ESKİ JANDARMA GENEL KOMUTANI AMERİKA'YA ÇALIŞMIŞ

Skorsky firmasın Türkiye Genel Merkezi'nde çalışan Atilla isimli eski bir Skorsky helikopter teknisyeni emekli astsubaydan aldığı bilgileri not eden İnanç, şu iddiaları gündeme getiriyor:

“Helikopter Skorsky diye firma var. Genel Merkezi Mecidiyeköy'de, Ankara Kavaklıdere'de şubesi var. Şirketin başında ABD ile irtibatı sağlayan koordinatör olarak 35 yaşında bir Amerikalı var. Eski Jandarma Genel Komutanları R.B. ve F.Ö.B. var. B. 3 yıl önce emekli oldu, yerine R.B. geldi. B. bu firmada ayda 40 bin dolar maaş alıyor, 20 binini görevdeki Jandarma Genel Komutanı B.'ye veriyor. B. de 2 yıl önce emekli oldu. B. bu yılsonunda şirketten ayrılıyor, yerine R.B. geliyor. Genel Komutanlığa getirilen M.Ş.E. ile firmanın irtibatını artık R.B. sağlayacak. Bu çark 11 yıldır sürüyor. KKK'da Kara Havacılık Daire Başkanı ile oradan emekli Tuğgeneral A.Ö. de aynı çarkı burada devam ettiriyor. Bilgileri veren A. bu firmada çalışıyor. Eski bir Skorsky helikopter teknisyeni emekli astsubay. Ankara'ya gelip ihalelere giriyor, sonra KKK ve Jandarmaya gidip dağıtımı yapıyor. Skorskylerle ilgili işlerin % 90'ını bu firma alıyor.”

BATIK BANKALARIN TEMSİLCİLERİ DE EMEKLİ ASKERLERDİ

Bilindiği gibi el konulan Egebank, Sümerbank, Yurtbank, Esbank ve Yaşarbank gibi kurumların danışmanlığını da emekli askerler yapıyordu. O dönemde el konulan bankaların toplam aktifleri (bilanço büyüklüğü) 1998 yılı sonu itibariyle 1 katrilyon 866 trilyon 312 milyar TL idi. 1998 dolar kuru itibariyle 5.7 milyar dolar olan bu bilanço büyüklüğü, 1999 sonu itibariyle 7.5 milyar dolar olarak hesaplanmıştı. Bu el konulan bankalar içinde Sümerbank, Alaaddin Çakıcı çetesi tarafından öldürülen Nesim Malki, Erol Evcil ve Hayyam Garipoğlu tarafından 1995 yılında “özelleştirme” kapsamında satın alınmıştı. 17.5 trilyon sermayeli ve 1998 itibariyle aktif büyüklüğü (bilanço) 312 trilyon olan bankanın Genel Müdürü Cengiz Biçer ve Yönetim Kurulu üyesi Muhittin Fisunoğlu'ydu. Muhittin Fisunoğlu, 1990-93 yılları arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığını yapmış ve emekliye ayrılmıştı. “Holding generalleri”nin en sonuncusu olarak adlandırılan Kara Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Muhittin Fisunoğlu, 25 Aralık 1999'da Milliyet'e verdiği röportajda Sümerbank'a giriş öyküsünü şöyle anlatmıştı: “Bankacılık alt kadroda teknik bir konu. Yönetim kadrosunda ise teknik bilgi gerektirmiyor. Herkes kendi bilgi birikimiyle faydalı olabilir. 1998 yılında bir arkadaşım tarafından bir banka yönetimine girmek isteyip istemeyeceğim soruldu. Hangi banka olduğunu sordum. Sümerbank olduğunu söyledi. Ben de kabul ettim.”

ERSÖZ DE RUS TEMSİLCİSİ ÇIKMIŞTI

Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün emekli olduktan sonra Rusya silah ihraç firması Rosoboronexport şirketine danışmanlık yaptığı da iddia edilmişti. Hatta yakalandığı sırada yanında bulunduğu belirtilen Ulvia Seremova'nın şirketin Türkiye temsilcisi olduğu bilgileri de basında yazılmıştı.

TÜRKİYE SKORSKY'E YABANCI DEĞİL

Skorsky helikopterlerine Türk halkı pek de yabancı değil. Çünkü Dağlıca baskınında şehit olan askerler için bütçe yetersizliğinden karakol yapamadığını söyleyen dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Org. Hasan Iğsız milyon dolarlık helikopterle pikniğe çıkmış ve kamuoyunda büyük tepki toplamıştı.

IĞSIZ, ‘PARA YOK' AÇIKLAMASIYLA GÜNDEME GELMİŞTİ

Aktütün Karakolu'na saldırı sonrasında açıklama yapan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, konum olarak savunmaya uygun olmayan 5 karakolun 2007 yılından itibaren taşınması için çalışma başlatıldığını, ancak bunun maddi imkanlar elvermediği için yapılamadığını ifade etmiş ve büyük tepki toplamıştı. Iğsız, daha sonra Genelkurmay Başkanlığı tarafından yalanlanmış ve ödenek yokluğunun söz konusu olmadığı açıklanmıştı. 12 milyar 997 milyon TL'lik bütçeye sahip Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu gerekçeyi öne sürmesi ise anlaşılamamış ve söz konusu açıklamalar sert dille eleştirilmişti.


Kaynak: Vakit
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Prş Ağu 27, 2009 8:44 pm    Mesaj konusu: Er Muzzafer'in kafasını kim yardı? Alıntıyla Cevap Gönder

M. Ertuğrul YÜCEL
Er Muzzafer'in kafasını kim yardı?

Bitlis'in Mutki ilçesinde, nöbetteyken ayağı kayıp düşen ve bu sırada kafasını taşa çarpan Er Muzaffer Akkuş’un (21) şehit olduğu bildirildi.”

17 Ağustos 2009: Elazığ’da teğmen Mehmet Tümer, el bombasının pimini çekip “ceza” olsun diye Er İbrahim Öztürk’ün eline tutuşturuyor. Yalvarmalar fayda etmiyor, komutan pimi geri vermiyor. 45 dakika sonunda eli terleyen Er Öztürk, bombanın mandalını elinden kaydırıyor ve kendisiyle birlikte arkadaşları da şehit oluyor. Bilanço; 4 şehit….

7 Mayıs 2009: Hakkâri'nin Çukurca ilçesi kırsalında askeri aracın geçişi sırasında mayın patlıyor ve 6 asker şehit oluyor. Daha sonra ortaya bir ses kaydı çıkıyor. İnternet paylaşım sitelerine düşen konuşmalar iki komutanın olayla ilgili konuşmalarının GES Komutanlığı tarafından tutulan kaydı. Hakkâri Tümen Komutanı Tümgeneral G.K. ve Çukurca Tugay Komutanı Tuğgeneral Z.E. arasında geçtiği iddia edilen telefon kaydında, 6 askeri şehit eden mayının TSK’ya ait olduğu ifade ediliyor. Çukurca Tugay Komutanı Z.E. mayınları kendilerinin döşediğini olayın bir yanlışlık sonucu meydana geldiğini söylüyor.

Bu ses kaydıyla ilgili TSK hiçbir şey yapmadı. Bugün Taraf Gazetesi mayın patlamasında şehit olan piyade erlerden Deniz Demirci'nin ailesinin suç duyurusunda bulunduğunu yazdı. İlk resmi işlem böylece başladı. Pimi çekip 4 askerin şehit olmasına neden olan Teğmenin tutuklanması da Taraf Gazetesi’nde çıkan haberin sonucu oldu.

Bu iki haberi okuduktan sonra yazımın başında tırnak içinde verdiğim cümledeki olaya da inanasım gelmiyor: “Asker düştü başını taşa vurdu ve şehit oldu….”

Peki TSK’nın “kol kırılır yen içinde kalır” mantığıyla gizlemeye çalıştığı ancak Taraf Gazetesi yazınca harekete geçtiği bu olaylar, neden yaşanıyor?

'Annelerinin bitanesi' 20’li çocuklara bunlar nasıl yapılıyor?

Kadrosu, sigortası, hakları, sözleşmesi, maaşı ve en önemlisi tam eğitimi olan Profosyonel bir askerin elindeki bombanın pimini çekebilir mi teğmen?

Profosyonel bir asker bu tip bir uygulama karşısında anında soluğu askeri mahkemede almaz mı?

Profosyonel bir askere komutanı tokat atabilir mi; hakaret, küfür edebilir mi?

Vatan görevi için “Mehmetçik olmak” için askere gidip; garson, çaycı, çöpçü, yazıcı, odacı, posta olmuyor mu Anadolu evlatları?

Çoğu silaha ve silahlı eğitime ancak birkaç kez çıkartılıp, bedava işçi gibi Askeri tesislerde, lokallerde, lokantalarda, misafirhanelerde çalıştırılmıyor mu?

Bu nasıl bir askerlik? Bu nasıl bir sistem?

İşçilik masrafları sıfırlansın, böylece subaylar güzel güzel yemekleri lüks askeri tesislerde üç kuruşa yiyebilsin diye mi askere gönderiyor evlatlarını anneler?

Asker olmak için birliğine teslim olan biri neden garson, çaycı, bulaşıkçı yapılır?

Buna dur diyecek, güçlü ve çağdaş ordularda olduğu gibi profesyonel askerliğe geçecek kararı verecek siyasi irade olmayacak mı bu ülkede?

Pimi çekilenler, mayının üstüne sürülenler artık gizlenemiyor. Profesyonel askerliğe geçmek için oğlunun başına bu zulümler getirilen ailelerin TSK’ya karşı protesto zincirini başlatması mı bekleniyor?

Bu milleti kendi ordusuna karşı bu derece güven bunalımına neden sokuyorsunuz?

TSK bu yılki 30 Ağustos Zafer Bayramı törenlerine eşi görülmemiş büyüklükte gösterilerle hazırlanıyormuş. Yüzlerce tank, binlerce asker, tüm generaller Ankara’ya toplanıyor…

Komünist rejim sırasında Kızıl Meydan’da yapılan dev gösteriler gibi… Kendi kendimize propaganda…

Ankara caddelerinde Mehmetçikler yürüsün… Ayaklarının tabanlarını aynı anda asfalta çaksınlar… Anadolu evlatlarının tabanlarından ellerindeki pimi çekili bombalar gibi tek ve güçlü ses çıksın… Paşama şan olsun diye…

27 Ağustos 2009
aktifhaber

KOMUTANIN MAYINIYLA 6 ŞEHİT
27 Ağustos 2009 10:40

Komutanın 'ben döşedim' dediği mayın şehit ailelerini hareket geçirdi. İşte o ses kaydı.

Erdoğan'ın DTP'li Türk'e verdiği randevuyu iptal ettiren Hakkâri Çukurca'da altı askerin şehit olduğu mayın patlamasıyla ilgili internete düşen ses kayıtları üzerine şehit ailesi suç duyurusunda bulundu.

7 Mayıs 2009. Saat. 23.30. 1 Hakkâri'nin Çukurca ilçesi kırsalında askeri aracın geçişi sırasında patlayan mayınla altı asker şehit oldu.

Türkiye ertesi sabah bu haberle sarsılırken, saldırı ertesi gün Ankara'da yapılması planlanan kritik bir görüşmenin de iptal edilmesine neden oldu.

Başbakan Erdoğan elini sıkmam dediği DTP lideri Ahmet Türk'e 29 Mayıs günü randevu vermişti. O randevunun iptal edilmesinin nedeninin Çukurca'daki mayın patlaması olduğunu bir süre önce bir televizyona verdiği röportajda bizzat Başbakan Erdoğan açıklamış "Randevu vermek için sakinleşsin diye bekledik.

Tekrar bir mayın olayı ve 6 şehit. Tam bir adım atmaya karar veriyorsunuz, bombalar patlıyor" demişti. Olayla ilgili askerî kaynaklardan patlamanın PKK'lıların yol döşediği mayının uzaktan patlatılması sonucu gerçekleştiğini açıklamış hatta Genelkurmay Başkanlığı saldırı sonrasında hava kuvvetlerine bağlı uçakların Avaşin-Basyan bölgesindeki PKK kamplarını vurduğunu duyurmuştu.

Patlama ile ilgili birkaç ay sonra internete şok ses kayıtları düştü. Hakkâri Tümen Komutanı Tümgeneral G.K. ve Çukurca Tugay Komutanı Tuğgeneral Z.E. arasında geçtiği iddia edilen telefon konuşmalarında Z.E. 6 askerin şehit olduğu mayınlarla ilgili Hakkâri Tümen Komutanı'nı bilgilendirirken "Bu mayınlar büyük bir olasılıkla bizim" diyordu. Konuşmalarla ilgili askerî çevrelerden bugüne kadar bir yalanlama gelmedi.

İşte internete düşen bu konuşma, patlamada hayatını kaybeden piyade erlerden Deniz Demirci'nin Ankara'da yaşayan ailesini harekete geçirdi. Şehit Demirci'nin babası Halil Demirci ve annesi Raziye Demirci çocuklarının ölüm nedeninin aydınlatılması ve sorumluların cezalandırılması için Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusu ile ilgili Tarafa konuşan anne Raziye Demirci "İlk günden beri bize oğlumun ölümüyle ilgili çelişkili bilgiler verdiler. Aracın içindeydi, dışındaydı, önündeydi, arkasmdaydı diye farklı şeyler söylediler. Komutanların konuşmalarını öğrenince ertesi gün dilekçe yazıp Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk" dedi. Avukatları olmadığını söyleyen aile, şimdi Hakkari Başsavcılığı'ndaki soruşturmanın sonuçlandırılmasını bekliyor.

İŞTE İNTERNETE DÜŞEN 'MAYINLAR BİZİMDİ' KONUŞMALARI

Uydu telefon kayıtlarında geçen kan donduran konuşmalar

1. SES KAYDI: Hakkari Tümen Komutanı Tümgeneral G.K. ve Çukurca Tugay Komutanı Tuğgeneral Z. E. arasındaki telefon konuşması

Z.E: Komutanım uzaktan komutalı değil. Maalesef

G. K: Değil mi?

Z. E: Değil komutanım. Uzaktan komutalı değil. Biliyorsunuz bunları korumak için ben burada sıkıntılı oldukları için kendim risk alarak geldim. Bizzat kendim yerleştirdim. Rütbelileri tek tek çağırdım gösterdim. Bütün bölük komutanları birbirine devretsin dedim. Hep böyle tekmil verdiler devrettik diye. Ama komutanım bu büyük bir olasılıkla bizim, yani sabah buraya gelmenizde yarar var komutanım.

G. K: Kolordu komutanı gelecek sabah erken saatlerde onla beraber gelicem.

Z. E: Komutanım kolordu komutanımızla bu konuyu paylaşmanızda yarar var. Ben tamamen sorumluluğu almaya hazırım komutanım onu bütün samimiyetimle söylüyorum. Bütün sorumluluğu alıyorum zaten komutanlık sorumluluğu olarak.

G. K: Hepimiz alırız o konuda tereddüdümüz yok.

Z. E: Komutanım benim niyet maksadımı biliyorsunuz. Ben bu çocukları koruyayım diye onları döşedim. Ama onlar demek ki bu hassasiyeti o kadar yırtınmama rağmen göstermemişler. Komutanımızla da bir paylaşırsanız komutanım ben sabahleyin sıkıntıda kalabilirim. Yani olduğu gibi paylaşmak durumunda kalabilirim. Komutanım sizi böyle sıkıntıya soktuğum için kahroluyorum.

G. K: Yok yok hayır öyle birşey, hiç bir sıkıntı yok bak hiç bir sıkıntı yok. Hayır hayır hayır hiç bir sınıtı yok. Biz aynen planladığımızı tekrar uygularız. Sen merak etme hiç onda bir sıkıntı yok.

Z. E: Yarından itibaren de harekatımızı uygulamak için hazırız komutanım bunu da belirteyim. Yarın akşama kadar atarız üzerimizden bu sıkıntıyı. Ama bu sıkıntıdan dolayı ben kahroluyorum.

G. K: Hiç önemli değil. Kahrolacak bir şey yok. Ben bir şey söyleyeyim. Biz elimizden geleni yapıyoruz. Burada hayatımızı ortaya koyup mücadele veriyoruz. Bu mücadelenin içerisinde birileri ufak tefek hata yapacaktır. Bunun bedeli belki ağır olacaktır.

2. SES KAYDI - Çukurca Tugay Komutanı Tuğgeneral Z. E. ve Tabur Komutanı Yarbay T. arasında geçen telefon konuşması...

Z.E: Nedir durum orda. Tümen komutanı geleceğiz sabah çok erkenden demişti bana.

T: Komutanım Kolordu Komutanımız geldi. Yaklaşık bir 15 dakika önce. Şu anda burdalar. Şu anda odanızda görüşüyorlar komutanım.

Z.E: Senin yanında bir şey konuştular mı?

T: Yok komutanım. İkisi odaya girdiler komutanım.

Z.E: Makam odasına mı girdiler?

T: Doğrudur. Sizin odanızdalar komutanım.

Z.E: Peki Tümen Komutanı Asayiş Komutanı gelmeden önce seninle konuştu mu hiç bu olayla ilgili?

T: Taburları sordu bana. Taburların durumu nasıldı buradayken şeklinde söyledi sordu. Onun haricinde birşey konuşulmadı komutanım bi de nasıl bir kanaat edindi bilemiyorum. Bu timler yanlış yerden gitmişler herhalde gibi birşeyler

söyledi komutanım. Başka herhangi bir konuşma olmadı.

Z.E: Evet. Bu yukarıya nasıl bildirdiniz ilk kaza olay raporunu

T: Komutanım sadece operasyonun başlangıcından sonra ilerleme esnasında muhtemelen EEP'ye olduğu değerlendirilen patlamıştır. Şehit ve yaralıların kimliklerini saydık. Değerlendirme olarak da muhtemelen bölgede yapılan operasyonları engellemek maksadıyla bölücü terör örgütü mensupları tarafından EEP döşenmiş olabileceği değerlendirilmektedir şeklinde hiç teferruata girmeden yüzeysel bir şey yazdık komutanım. Tümen Komutanımız kendisi de gördü birkaç kez özellikle bakarak. Olan olayı da o şekilde yazdık.

Z.E: Peki Taner var mı söyleyeceğin birşey?

T: Hastane kayıtlarına geçen 6 şehit 8 yaralı olarak komutanım, bizim bildirdiğimiz o şekilde.

Z.E: Anladım Taner.

3. SES KAYDI: Çukurca Tugay Komutanı Tuğgeneral Z.E. ve ismi belli olmayan bir komutan arasında geçen telefon konuşması..

KOMUTAN: Zeki sen misin abicim? Sesin biraz şey. Sen yanlız mısın? Nasıl?

Z.E: Astsubay yanımda diğer arkadaşlar Asayiş Komutanı ile Tümen Komutanının yanında

KOMUTAN: Ha şeyi söylicem bu konuşmaların hepsi kaydediliyormuş fazla şey yapmayın. Anladım mı dediğimi?

Z.E: Anladım.

KOMUTAN: Beni aradılar söylediler. Senin bu aradığınla ilgili

Z.E: Anladım.

KOMUTAN: Mümkün olduğunca az.

Z.E: Kim söyledi size?

KOMUTAN: GES Komutanı, beni aradı sabah tamam.

Z.E: Anladım.

KOMUTAN: Abi hepimizin başı sağ olsun. Yapacağımız bir şey yok biliyorsun. Takdiri İlahi. Görev de devam edecek tabi. Ben de dün geldim yani akşam üzeri geldim. Öyle devam ediyoruz işte ne yapalım yani. Öpüyorum. Görüşürüz abiciğim. Herkesin başı sağ olsun. Oradakiler sana emanet moralini yüksek tut
aktifhaber

Emniyet Müdürü 'Esrardan' Gitti
01 Eylül 2009 12:18

Eski Aydın Emniyet Müdürü Yılmaz Orhan'ın başını yakan süreç; esrar alemli yatın Sahil Güvenlik ekiplerince basılmasıyla başladı.....

Müdür Yılmaz Orhan’ın merkeze çekilmesiyle ilgili iddialar şöyle: Esrar alemli yatta basıldı , resmi işlem yaptırmadı. Yatın sahibi tutuklandı Müdür de işadamını hapiste ziyaret etti. Görevden alınan müdür kızgın ‘Ben aklandım’.

Kararname dönemi olmamasına rağmen geçen hafta ansızın ikinci kez görevden alınan Aydın Emniyet Müdürü Yılmaz Orhan’ın ‘esrar içmekle’ itham edildiği ve açılan soruşturma sonucu 6 ay idari ceza aldığı öne sürüldü. Orhan’ın, İçişleri Bakanlığı’nın verdiği bu cezanın iptali için açtığı davayı kaybettiği öğrenildi. ‘Polis başmüfettişi’ unvanıyla merkeze çekilen 1. Sınıf Emniyet Müdürü Yılmaz Orhan’ın yaşadığı süreç şöyle gelişti:

İŞADAMI TUTUKLANDI

İddiaya göre ‘Esrar alemi yapılıyor’ şeklindeki ihbarı değerlendiren Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı ekipler, Kuşadası açıklarında bir işadamına ait yatı durdurdu, yine iddiaya göre, yatta bulunan Aydın Emniyet Müdürü Yılmaz Orhan işlem yaptırmamak için devreye girdi. Bu olaydan 1 hafta sonra Kuşadası’nda halıcılıkla uğraşan aynı işadamının işlerinde bir miktar esrar bulunda. Jandarmanın gözaltına aldığı işadamı, sorgulamanın ardından cezaevine gönderildi.

HAPİSTE ZİYARET ETMİŞ

Yılmaz Orhan işlerinde esrar bulunduğu iddiasıyla tutuklanan işadamını devletin kendisine tahsis ettiği makam aracıyla cezaevinde ziyarete gitti. Bütün bu iddialar, müdürle ilgili dedikodular konuşulanlar Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı’na kadar ulaştırıldı. Soruşturma açan Bakanlık kente müfettiş gönderdi.

İddiaya göre soruşturma sonucu Yılmaz Orhan’a 6 ay idari ceza verildi. Bu cezanın ardından da bu yılın hemen başında çıkan Emniyet Müdürleri Kararnamesi ile Yılmaz Orhan, Aydın’dan merkeze alındı. Yerine Erzurum Emniyet Müdürü Mehmet Kamil Çolak atandı. Bunun üzerine Orhan, haksız yere görevden alındığını, hakkındaki iddiaların hiçbirinin kanıtlanamadığını ve dedikodudan ileri gitmediğini belirterek mahkemeye başvurdu. Yürütmenin aldığı kararın durdurulmasını isteyen Yılmaz Orhan’ın başvurusu İdari Mahkeme tarafından kabul edildi. Mahkeme, geçici kararında Orhan’ı haklı buldu ve yürütmeyi durdurup göreve iade etti. İçişleri Bakanlığı mahkeme kararına uydu ve Yılmaz Orhan’ı tekrar Aydın Emniyet Müdürlüğü görevine atandı.

GEÇEN HAFTA SONUÇLANDI

Orhan’ın geri gelmesiyle, Aydın Emniyet Müdürü Mehmet Kamil Çolak da polis başmüfettişi yapıldı. Bu arada yaklaşık 3 ay önce Aydın’a gelerek göreve başlayan Emniyet Müdürü Orhan’la ilgili mahkemede süren dava geçen hafta sonuçlandı. İdare Mahkeme esastan verdiği kararda, Bakanlığın verdiği görevden almayı yerinde buldu ve Yılmaz Orhan’ın başvurusunu kabul etmedi. Mahkemenin bu kararı üzerine de Bakanlık, Yılmaz Orhan’ı tekrar görevden aldı. Polis başmüfettişliğine atayıp merkeze çekti.

Kaynak:Habertürk

İhalelere fesat karıştırmaktan gözaltına alındılar
16:30 - Bir ihbarı değerlendiren Eskişehir Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri; Eskişehir, Ankara ve Bilecik'te 9 ayrı adrese eş zamanlı operasyon düzenledi. Operasyonda, Osmangazi EDAŞ'taki toplam 14 kamu ihalesine fesat karıştırdıkları iddia edilen 5'i Osmangazi EDAŞ ve Bilecik İl Müdürlüğü'nde görevli üst yönetici, 4'ü ihalelere katılan müteahhit olmak üzere 9 kişi yakalandı. Şüphelilerin ev ve iş yerlerindeki aramada, suçtan elde edildiği değerlendirilen 17 bin 300 TL, 2 ruhsatsız tabanca ve ihalelerde kullanılan belgeler ele geçirildi. 03.09.2009 ESKİŞEHİR netgazete

'Escobar' çetesine başkomiser servisi

Escobar lakaplı Ramazan Yıldız'ın çetesinde, bir başkomiserin tam destek verdiği ortaya çıktı. Kaçırılan kişiler, başkomiserin escortluğunda hücre evine götürülmüş

Devrim TOSUNOĞLU / İSTANBUL
Baronlar savaşından yeni detaylar. Uyuşturucu kaçakçısı Cumhur Yakut'un kardeşi ve yeğenini kaçırıp, eroinle işkence yaparak 376 bin euro fidye alan Naif Yavuztürk ile Ramazan Yıldız'ın yönettiği şebekeye ilişkin çarpıcı bilgiler ortaya çıktı. Şebekenin, kaçırdığı kişileri Uğur Ö. isimli başkomiserin, escortluğunda hücre evine götürdüğü belirlendi.

AKŞAM, dün Cumhur Yakut ile Hüseyin Baybaşin arasındaki kapışmayı duyurmuştu. İddiaya göre Baybaşin yakalanan 323 kilo eroinin parasını istedi. Ramaz Yıldız'ın yönettiği çete, Yakut'un yeğeni ve kardeşini kaçırıp, işkence yaptı. Yakut'un yeğenine uyuşturucu enjekte edildi. Baba-oğul 376 bin euro fidye karşılığı bırakıldı. Aile Emniyet'e başvurunca, biri polis 21 kişi tutuklandı.

KİMLİĞİNİ KULLANDI
Operasyona ilişkin yeni detaylara AKŞAM ulaştı. İddiaya göre, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, çetenin rahatlıkla adam kaçırmasından şüphelendi. Teknik takipte Florya Polis Okulu'nda görevli Başkomiser Uğur Ö.'den yardım alındığı ortaya çıktı. Başkomiser, kaçırılacak kişiler hakkında istihbarat topladı. Ayrıca kaçırılma anında polis kontrol noktalarından rahat geçilebilmesi için kimliğini kullandı. Uğur Ö.'nün şebeke liderlerine 'abi' dediği, sahte kimlik ve teknik malzemelerini de temin ettiği tespit edildi. Başkomiserin, aranan çete üyelerine de yurtdışına kaçması için sahte pasaport temin ettiği ortaya çıktı.

SAATLERDİR BEKLİYORUM
Çetenin hedefinde olan Galip Ç.'yi kaçırma hazırlığını da Başkomiser Uğur Ö.'nün organize ettiği telefon dinlemelerine takıldı. Buna göre, 100 bin lira borcu olan Galip Ç., hedefe alındı. Çete üyesi Ahmet E. ile Başkomiser Uğur Ö., Galip Ç.'nin evinin önünde 20 gün bekledi. İkili arasındaki konuşma şöyle:
Uğur Ö: Şimdi Gado aradı beni. Öyle paldır küldür alalım mı diyorsunuz?
Ahmet E: Gel konuşuruz abi. Şimdi seninle mi, Kadirle beraber mi oturacağız?
Uğur Ö: Ben evdeydim de bir çıkayım evden ben seni arayayım tamam.

BAŞKOMİSER NÖBETTE
Kaçıracakları kişinin evini takibe alan Abdülkadir E. ile Başkomiser Uğur Ö. arasındaki görüşme:
Uğur Ö: Valla sabahtan beri vatandaşın evinin ordaydım. Herhalde bu çıkmayacak.
Abdulkadir E: Ne oldu dün yaptınız ya
Uğur Ö: Yok yok olmadı ya
Abdulkadir E: Kaçırdınız mı yine
Uğur Ö: Aynen öyle oldu abi, görüşemedim bir türlü ya. Şenol'un şeyin ordaydım işte Bahçelievler deydim sabahtan beri ya
Uğur Ö. ile Ahmet E. arasındaki bir baska görüşmede de şöyle:
Uğur Ö: Gado çıktıktan sonra Gado'yu da düşüreceğiz abi
Ahmet E: Tamam abi eline sağlık' dediği kayıtlarda yerini aldı.

POLİS OKULUNDA ÇETEYE ATIŞ TALİMİ
Başkomiser Uğur Ö.'nün çete üyelerini polis okulunda bulunan atış poligonuna götürdüğü ve burada atış dersi verdiği dinleme kayıtlarına geçti. Başkomiser Uğur Ö.'yü arayan çete elemanlarından Abdülkadir E., poligonda atış yapmak istediğini söylüyor...
Abdülkadir E: Emin abi gelecek. Bugün bizi saunaya sokar mısın?
Uğur Ö: Yok abi sokamam. Zaman geçti abi.
Abdülkadir E: Atış atış yapabilir miyiz?
Uğur Ö: Atış da yapamazsınız abi siz gelinceye kadar zaten trafikten saat 9 buçuk 10.00 olur. Biliyorsun ışıklar yok yani orada. Gündüz anca, onu hafta sonu yaparız baba.
Akşam

Bir GATAKULLİ Skandalı Daha
04 Eylül 2009 15:51

Ergenekonculara kaçış yolunu açan GATA'nın yeni bir skandalı daha ortaya çıktı. İşte belgeleriyle yeni GATAkulli...



Ergenekonculara tahliye yolunu açan ve çürük raporlarıyla gündeme gelen GATA'dan bir skandal daha. Habervaktim'in ulaştığı belgelere göre GATA Dekanı Prof. Tbp. Tümg. Zeki Bayraktar, GATA Tıp Fakültesine talimatla ve yasalara aykırı bir şekilde öğrenci kaydı yaptırdığı, skandalın anlaşılması üzerine ise usulsüzlüğü örtbas etmek için içtihat kararı aldırdığı ortaya çıktı.

Gülhane Askeri Tıp Akademisinde bir skandal daha yaşandı. Daha önce Ergenekon sanıklarına tahliye yolu açmakla ve yine sahte çürük raporları düzenlemekle eleştirilen GATA'nın bu seferde, yasadışı yolla GATA Tıp Akademisine öğrenci kaydı yaptığı ortaya çıktı.

Yasalara göre GATA Tıp Akademisine bir öğrencinin kayıt yapabilmesi için ‘asker olur' sağlık raporu alması gerekir. Ancak GATA Dekanı Prof. Tbp. Tümg. Zeki Bayraktar'ın talimatıyla bu yasa ihlal edilerek hem de sağlık kurulu raporunda ‘askeri öğrenci olamaz' denilen Kaan Yeldan isimli öğrenciyi kaydettirdiği iddia ediliyor. Söz konusu öğrencinin usulsüz kaydedildiği anlaşıldığı, skandalı örtbas etmek isteyen Bayraktar'ın bu seferde GATA Sağlık kuruluna içtihat kararı alınması talimatı verdiği iddia ediliyor.

ÖNCE ÖĞRENCİ OLAMAZ KARARI VERİLDİ

GATA Tıp Fakültesine kayıt için gerekli sağlık kurulu raporunu almak üzere başvuran Kaan Yeldan, GATA Göğüs hastalıkları uzmanınca gerekli görülen bilgisayarlı tomografi tetkikini yaptırdı ve sonuçta akciğerde patolojik bulgular saptandığından “askeri öğrenci olamaz” kararı verildi. Bunun üzerine GATA dekanı Prof. Tbp. Tümg. Zeki Bayraktar devreye girerek yardımcıları Prof. Tbp. Tuğg. Tahir Ünal ve Doç. Dz. Tbp. Alb. Müjdat Balkan'a talimat vererek söz konusu öğrencinin kaydının yapılmasını istediği iddia edildi.

HASTANE KAYITLARINDA GERÇEK RAPOR DURUYOR

Ancak Kaan Yeldan'ın askeri öğrenci olamayacağını ortaya çıkaran tomografi raporu hastane bilgi sistemine kaydedilmişti ve silinemiyordu. Rapor sağlık kurulunda nihai karar için görüşülürken bazı sağlık kurulu üyeleri Kaan Yeldan'ın evraklarının kaybedilip yeniden düzenlenmesinden kuşkulanarak hastane bilgisayar sisteminde mevcut olan tomografi raporunu incelediler ve akciğerlerdeki patolojik bulgular ortaya çıktı. Sonuçta Sağlık Kurulu, bilgisayar sistemindeki tomografi raporunun evraklara dahil edilmesini isteyerek işlemi geri çevirdi.

YASALARA AYKIRI KAYIT YAPILDI VE İÇTİHAT KARARI ALINDI
Kaan Yeldan bir daha sağlık kuruluna başvurmadı yani ‘'askeri öğrenci olur'' raporu alamadı ancak yinede dekan yardımcısı Prof. Tbp. Tuğa. Okan Özcan tarafından GATA Tıp Fakültesine kaydı yapıldı. Aradan yaklaşık bir ay geçtikten sonra sağlık kurulu üyeleri durumdan şüphelenerek Tıp Fakültesi personel subayını aradılar ve tüm yasal mevzuata aykırı bir şekilde Kaan Yeldan'ın Tıp Fakültesine kaydının raporsuz olarak yapıldığını öğrendiler.

Söz konusu skandalın ortaya çıkması üzerine Dekan başkanlığında yapılan toplantıda Prof. Dz. Tbp. Alb. Hayati Bilgiç'in fikri ile profesörler sağlık kurulundan “tomografide patolojik bulguların olması askeri öğrenciliğe engel olmaz'' şeklinde içtihat kararı çıkarılmasına karar verildi ve böylece skandalın üstü örtülmek istendiği iddia ediliyor.
aktifhaber

NASIL BU KADAR ZENGİN OLDU?
04 Eylül 2009 06:46

Skandal Savcı Mehmet Çelik'in haksız çıkarla zengin olduğu ortaya çıktı. Nasıl mı?

Mal varlığı ile ilgili tartışmaları “Babamdan kaldı” diye geçiştiren 'skandal savcı' Çelik'in 'haksız çıkar'la zenginleştiği ortaya çıktı.

Askeri müfettişler, mal varlığı ile ilgili tartışmaları “Babamdan kaldı” diye geçiştiren 'skandal savcı' Yüzbaşı Mehmet Çelik'in 'haksız çıkar'la zenginleştiği ortaya çıkardı.

Bakanlık, Çelik hakkında suç duyurusunda bulundu...

Hava Kuvvetleri Askeri Savcısı Ahmet Zeki Üçok'un eski yardımcısı Hv. Hak.Yzb. Mehmet Çelik için Genelkurmay Askeri Savcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu. Askeri Adalet Müfettişleri'nce incelemeye tabi tutulan Çelik'in 'Mal Bildirimi' ile 'Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele' kanunlarına aykırı hareket ettiği kanaatine varıldı.

Hesaplar birbiriyle örtüşmüyor

Geçtiğimiz günlerde ifadesine başvurulmak üzere Askeri Savcılığa davet edilen Haber Müdürümüz Güngör Ergün’ü, “arama kararı” ile tehdit eden Askeri Savcı Yüzbaşı Mehmet Çelik, malvarlığı ile bir kez daha gündeme geldi. Mal varlığındaki fahiş artışla tartışmaya neden olan Çelik hakkında, Askeri Yargıtay Başkanlığı ile Yargıtay Başsavcılığı'na gelen ihbar mektubu üzerine Savunma Bakanlığı'nca Askeri Adalet Müfettişleri iddiaları incelemek üzere görevlendirildi. İncelemelerini tamamlayan müfettişler Çelik'in, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na yaptığı mal beyanı ile gayrimenkulleri ve bankadaki hesap hareketlerinin birbiriyle örtüşmediğine dikkat çekti.

Gerçek mal varlığını yansıtmıyor

Askeri Adalet Müfettişleri'nin raporunda "Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından gönderilen mal bildirimleri ve mal bildirimi açıklama formları ile Maliye Gelir İdaresi Başkanlığı Uygulama ve Veri Yönetimi Daire Başkanlığından gönderilen menkul, gayrimenkul ve banka hesap hareketleri karşılaştırıldığında alıp sattığı bazı malların bildirilmediği. Yine banka mevduat hesapları incelendiğinde beyanı ve mal bildiriminde belirtilen rakamlarla bire bir örtüşmeyen hesap hareketlerinde dikkat çekici rakamların bulunduğu anlaşılmıştır" denildi.

Askeri savcılık soruşturma açsın

Askeri Adalet Müfettişleri'nin raporu üzerine harekete geçen Milli Savunma Bakanlığı da Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'na yazı yazarak Çelik hakkında soruşturma açılması talebinde bulundu. Bakanlığın yazısında şöyle denildi: "Çelik'in 3628 Sayılı mal bildiriminde bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanunu'nun 10, 11, 12 ve 13 maddelerinde muhalefet suçunu işlemiş olması ihtimaline binaen, 357 sayılı Askeri Hakimler Kanunu'nun 25/1. maddesine göre hazırlık soruşturması yapılmasına izin verilmesine ve soruşturmanın Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nca yürütülmesine karar verilmiştir."

Çelik'e de kınama

Hava Kuvvetleri Askeri Savcısı Hv. Hak. Alb. Ahmet Zeki Üçok'la birlikte eski yardımcısı Hv. Hak. Yzb. Mehmet Çelik'e de 'kınama cezası' verildiği ortaya çıktı. Ergenkon'da çıkan Karargah Evleri raporu nedeniyle MİT Müsteşarı Emre Taner'i ifadeye çağırdığı tespit edilince Askeri Yargıtay'a tetkik hakimi olarak atanan Çelik'in gayri menkul yolsuzluğuna karıştığı gerekçesiyle cezalandırıldığı belirtildi.

Çıkar işbirliğine gittiler

İhbar mektubunda Çelik'in Üçok ve Çankaya eski Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz ile birlikte işbirliği içerisine girerek belediyenin en değerli taşınmazlarını ele geçirmeye çalıştığı, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi Başkanı İ.K'nın rüşvet alarak bunlara yardımcı olduğu, başkalarına ait taşınmazlara abartılı imar haklarının verilmesini sağlayarak milyonlarca lira çıkar sağladıkları ileri sürüldü. Askeri müfettişlerin Çelik hakkında kınama cezası verilmesi talebi Savunma Bakanlığı’nca uygun görüldü. Ayrıca İkili hakkında çıkar amaçlı suç örgütü ile rüşvet suçlamalarının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturacak.


Kaynak: Bugün

Emniyet müdürüne çete sorgusu

Sakarya'nın Akyazı ilçesinde yürütülen bir soruşturma kapsamında Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal'ın ''şüpheli'' sıfatıyla İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nda ifadesi alındı.

İfade vermek üzere soruşturmanın yürütüldüğü Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne avukatıyla gelen hakim ve savcıların kullandığı kapıdan giriş yaptı. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıcı Mehmet Berk tarafından ''Çete üyelerine yardım ettiği'' iddiasıyla ''şüpheli'' olarak ifadesi alınan Ünsal, daha sonra adliyeden ayrıldı.
Akşam

Umur Talu
Gazete Habertürk
Tam 12 Eylül Sonrası
13 Eylül 2009

TAM 12 Eylül sonrası gazeteciliğe başlamıştım. Yine tam öyle! Aradaki küçük fark
29 yıl. Yuvarla... 30. Biz yaşlanıyoruz... Evren de yaşıyor.
Yaşını büyütüp astıkları çocuğun beş katı ömür mü ne!
Biz hâlâ yaşıyoruz, Evren çok yaşıyor ama ölen çok çok oldu. Unutuldu. Ecel, erken ya da geç, sıralı ya da sırasız, malum. İnsanın bir eceli, bir de infazcının eli var; silah olmuş, bomba olmuş, suikast, cinayet, sabotaj, kundak, katliam, idam,
infaz olmuş.
Tabii çok şey gelişti, değişti; çok güzel hareketler de oldu cennet ülkemde.
Yine de...

Memleketim hâlâ 12 Eylül ketenperesinde...
Ve sadece güğümleri değil, 12 Eylül düğümleri de “kalaylı”.
Darbeye teşebbüs zanlısını yargılamaya teşebbüs edebilmek gibi demokratikleşme neyin bir terakki var canım...
Lakin bizatihi olmuş bitmiş bir darbenin ne önü ne sonu, ne müsebbibi ne sahibi, hemen hiçbir şeyi yargılanamamış...
Sorun şu ki, 12 Eylül sonrasından beri hemen her siyasi hareket de esasta
12 Eylül’ün bir parçası.
Hem siyasi kadroları, hem de en azından belli bir yaş üstündeki siyasi tabanı, seçmen kitlesi ile 12 Eylül’le büyük ölçüde mutabık, müttefik düşmüş;
darbecinin darbeciyi koruyan
Anayasa’sına oy ve imza atmış...
Şimdi demokratikleşme deyu kıvranırken dahi, ülkeyi hak ve özgürlüklerden men eden devrin ve hukukunun işbirlikçisi, yatakçısı, yaltakçısı çıkmış...
Çoğunluk 28 Şubatçı, 27 Nisancı... Daha gerilerde 27 Mayısçı filan olmamış belki; ama büyük çoğunluk, tescilli biçimde 12 Eylülcü olmuş.
Ve işin kötüsü... Gladio, kontrgerilla, özel harp, Susurluk, Ergenekon tarihinde kilit kavşak 12 Eylül...
Bunlardan şimdi yakınanların, geçmişte bunların bir parçası oldukları sistemin kod adı da 12 Eylül!
12 Eylül, milletin en büyük ortak günahlarından biri. Milliyetçi olmakla da, muhafazakâr olmakla da, cumhuriyetçi, ulusalcı, demokrat, sosyal demokrat, liberal olmakla da sıyrılamıyorsun.
Bir şey diyeyim mi:
PKK da 12 Eylül’ün Diyarbakır Cezaevi’nde simgeleşen günahlarıyla
palazlandı...
Türkiye’nin allı, yeşilli burjuvazisinin serbest piyasası da.
Kızıyorlar yahut zerre kadar bağlantı kurmuyorlar ama...
24 Ocak kararlarının “Cumhuriyetçi, Atatürkçü, bağımsızlıkçı, ayetçi, işkenceci, kontrgerillacı, Gladiocu” emir komuta düzeni içindeki askeri bekçisi 12 Eylül olmasaydı, Özal da yoktu...
O yüzden, misal, Özal’a ve temsil ettiği çok şeye tapıp 12 Eylül’e küfür etmek de kolay değil!.. Tersi zaten hiç kolay değil.

29 yıl geçiveriyor, 12 Eylül sonrası yazı yine yeniden başlıyor... Lakin; ruhunuzu,
vicdanınızı, kadim acılarınızı, ülkenizin kanayan yaralarını o büyük darbe
travmasından, o suç ortaklığından çekip çıkartmak kolay olmuyor.
Büyük utançlarınızla hesaplaşamayınca, ayıplar peşinizi bırakmıyor.
Madem öyle...
Ayıpların peşinde olalım burada da.
Merhaba!

SUÇ VE CEZA

EN azından 15 yıldır, iktidarlar ile medyanın “pornografik ilişki”ye gömüldüklerini bir biçimde söylemeye gayret ettim.
İyiler, hoşlar, birbirlerini seviyorlar zannediliyor...
Esasında sado mazoşist bir şey olduğu (zor) anlaşılıyor.
Bugün iktidar baskısından yakınan cemaatin önde gelen aktörleri, darbeci ya
da demokratik, her iktidarla oynaşmayı marifet sayanlardan oluştu...
İlişki ve ganimeti asla ayıp sayılmadı; ilişikte milyar dolar baskılı günah,
sehpadaki ip gibi boyna dolanana kadar.
Geçmişte onların iktidar ilişkilerini ayıplayanların, şimdi “kendi iktidarları”nın tadını çıkarmaları, iktidar yanaşmasında günahkâr taşlamaları da ibretlik!

ASIL TEPEMİZ ÇÜRÜK

ONCA insan felakete kurban gittiğinde standart iktidar cevabı hazır:
Takdiri ilahi.
Sanmayın ki sadece bu iktidar böyle sallar.
Büyük depremde Cumhurbaşkanı Demirel ne demişti:
“Altımız çürük bizim.”
O gün Dipsiz Kuyu’da anında (epeyce dilde dünyayı dolaşmış) şu yazı çıktı:
“Asıl tepemiz çürük bizim!”
Bugün de öyle... Şehitlerin misli mislini toprağa, suya, yollara, enkaza,
çamura gömüp de hiçbir şey olmamış gibi yapabilen ülkem benim!
Bir iktidar lafı da şöyle:
“Amerika’da bile...”
Canım suya bakanım benim; haklısınız, tamamen öyle. Orada da sistem aynı! Yoksullar, itilenler, afetlere karşı harcanması gereken kamu kaynakları silaha ve şirket, siyaset rantlarına gömülenler, aynen böyle... Ölüyor işte!
Asıl tepemiz çürük!

16 Eylül 2009 08:15
EMNİYET ÇALKALANIYOR

Bugüne kadar eşine rastlanmadık uyuşturucu operasyonu, Emniyeti de karıştırdı. Video...
Cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu operasyonunda bir ilk yaşandı. İlk kez emniyetin zirvesindeki bir isim böylesi bir operasyona karıştı.

Uyuşturucu parasıyla cami yaptıran Habib Kanat’ın ‘köstebek’ polislerce kollandığı, eski KOM Daire Başkanı ve Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan ile ‘ortak’ olduğu iddia edildi..

İstanbul’da 200 milyon adet captagonun ele geçirildiği narkotik operasyonu kapsamında, aralarında uyuşturucuyla mücadeleyi sağlayan en üst birim Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanı’nın da bulunduğu üç emniyet müdürü hakkında, çete üyesi olmak ve uyuşturucu tacirlerine köstebeklik yapmak iddiasıyla soruşturma açıldı.

KÖSTEBEK BASKINLARI HABER VERDİ

Sekiz yıldır uyuşturucu ticareti yaptığı bilinen ancak ispatlanamayan Habib Kanat’ın, Emniyet Genel Müdürlüğü içersinde bağlantılarının olduğu ve bu bağlantılar sayesinde hakkında işlem yapılamadığı, operasyonlardan önceden haberdar olduğu öne sürüldü. Bu iddiaların ardından mercek altına alınan emniyet müdürlerinin, baron Habib Kanat’ın uluslararası uyuşturucu ticareti iddiasıyla Bulgaristan’dan Türk emniyetine gelen dosyayı sümen altı ettikleri, hatta Kanat’ın sabıka kaydını temizlemeye çalıştıkları iddia edildi. Kanat’la bağlantıları olduğu belirlenen üst düzey 3 emniyet müdürünün ifadesi alınacak.

MÜDÜRÜN OĞLU BARON İLE ORTAK

Kanat’ın emniyetteki en önemli bağlantısının eski KOM Daire Başkanı ve Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan olduğu iddia edildi. Ayrıca Emin Arslan’ın, oğlu S.Arslan ile Habib Kanat arasında, eski Narkotik bilirkişisi Doç. Dr. Hüseyin Rıza Işık aracılığıyla ortaklık kurduğu da belirtildi. Bu ortaklığın “Hoca” lakaplı Hüseyin Rıza Işık’ın 2007 yılında ‘uyuşturucu ticareti’ iddiasıyla yakalanması ile son bulduğu iddia edildi. Arslan’ın oğlu S.A’nın, 100 bin dolar sermaye koyduğu işten ayrılırken baron Habib Kanat’tan 320 bin dolar aldığı iddia edildi. Bir başka iddiaya göre ise, Arslan’ın sözde bilir kişi Hüseyin Rıza Işık yakalandığı zaman polisi arayarak, “Hakkındaki iddialar doğru mu?” diye sordu. Emin Arslan bazı tanıdıklarına da, “Işık’ı uyuşturucu şebekesinin için bilgi toplaması için ben soktum” dediği de iddia edildi.

Suudiler için fetva çıkarmış

Önceki gün İstanbul Valisi Muammer Güler’in yaptığı basın açıklamasıyla, İstanbul Narkotik timlerinin tarihin en büyük narkotik operasyonunda 2 milyar TL değerinde yaklaşık 200 milyon adet captagon hap imal edilebilecek ham madde ele geçirildiği açıklandı. Uyuşturucu ham maddesinin sahibi işadamı Habib Kanat’ın faliyetlerinde dikkat çekmemek için İstanbul Ataşehir’de kendi adına cami yaptırdığı, uyuşturucuyu imal eden Doç. Dr. Hüseyin Rıza Işık’ınsa Narkotik Şube’de bilirkişi olarak görev yaptığı belirtildi. Habib Kanat’ın uluslararası bağlantısını sağladığı iddiasıyla aranan Mehmet Hidayet ve Şevket Hidayet’in ismi açıklanmayan bir din aliminden de, sattığı malzemelerin uyuşturucu olmadığı ve ‘haram olmadığı’na yönelik fetva çıkardığı, bu yolla da Suriye üzerinden Suudilere dahi captogon satmaya çalıştığı da iddia edildi.

DHKP-C’nin eroin trafiğini yönetiyor

İstanbul Narkotik polisine yapılan bir ihbar, Mersinde yaşayan işadamı Mustafa Ateş’in filmleri aratamayacak uyuşturucu sevkıyatı planlarının bozmuş ve 197 kilo eroin boya kutularının içinde yakalanmıştı. Mustafa Ateş’in bağlantılarını araştıran polis, Interpol’ün 15 yıldır aradığı Binbir Surat Nihat Dayan‘a ulaştı. Nihat Dayan ismi poliste heyecan uyandırdı. Çünkü, 15 yıldır aranan Dayan, 2007’de Bostancı’da yakalanmak üzere iken kaçmaya başarmıştı.

TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ DEĞİLİM

O günden bugüne izine rastlanmayan Dayan’ın farklı sahte kimliklerle gezdiği belirlendi. 6 dil bilen Binbir Surat Nihat Dayan’ı yakalamak için harekete geçen ekipler, Dayan’ı Antalya’da yakaladı. Binbir Surat Nihat Dayan’ın sürekli saç ve sakal traşını değiştirerek kılıktan kılığa girdiği belirlendi. Üstelik Dayan İngiltere ve Hollanda uyuşturucu piyasalarında da söz sahibi. Binbir Surat’ın yıllardır terör örgütü DHKP-C ile bağlantı kurduğu ve örgütün Avrupa’daki uyuşturucu ticaretini yönettiği belirlendi. Örgüte üye olmadığını söyleyen Dayan’ın örgüt yöneticilerinden Hüseyin C. ile bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Çetinkaya'yı çökerten isim

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'ndan (KOM) sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olan Emin Arslan, uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili emniyet birimlerinin başında bulunuyor. Sadettin Tantan döneminde de Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı görevini sürdüren Arslan, 'Matador' operasyonu ile ünlü uyuşturucu kaçakçısı Urfi Çetinkaya'yı yakalatmıştı. İspanyol polisiyle ortaklaşa düzenlenen operasyon nedeniyle İspanya, Arslan'a “Polis Liyakat Nişanı” vermıştı.

Ergenekon tetikçisinin silahı Arslan'a teslim

Uyuşturucu çetesiyle bağlantısı ortaya çıkarılan Emniyet Müdür Yardımcısı Emin Arslan'ın ismi daha önce de Ergenekon bağlantısı nedeniyle gündeme gelmişti. Yeni Şafak'ın 2 Nisan 2009 tarihli baskısında yer alan “Tetikçinin silahlarını incelemeyin talimatı” başlıklı haberde Arslan'ın Ergenekon bağlantısı ortaya konulmuştu. Habere göre sözkonusu bağlantı şöyle ortaya çıkarıldı: Gazi olaylarında ilk kurşunu sıkan Ergenekon tetikçisi Osman Gürbüz'ün Veli Küçük'ün Kocaeli Alay Komutanı olduğu dönemde Gebze'de kimlik kontrolü yapan polisle çatışmaya girdiği ortaya çıktı. Ergenekon'un gizli tanığı eski polis memuru 'Yavuz', 1994'teki olayda Gürbüz'ün bırakıp kaçtığı çantadan çıkan silahlar için dönemin Emniyet Özel Harekat Timleri'nin başında bulunan Korkut Eken'in Gebze Emniyeti'ni arayarak 'silahları incelemeyin' talimatı verdiğini ileri sürdü.

SİLAHLAR ANKARA'YA MI GİTTİ?


Kendisinin olayın ardından ele geçirilen silahların kriminal raporlarını almak için görevlendirildiğini anlatan 'Yavuz', mühürlü bir poşet içersinde yazı ile birlikte silahları İstanbul'a götürmek üzere emniyetin merdivenlerinden inerken 'geri dön iş değişti' talimatı verildiğni belirtti. Amirlerinin elindeki poşet ve silahları geri aldıklarını söyleyen Yavuz, kendisine içinde ne olduğunu bilmediği mühürlü bir poşetin verildiğini ve bunları Ankara'ya Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Emin Aslan'a götürmesinin söylendiğini anlattı.

EKEN'DEN TELEFON


Poşeti Ankara'da Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nın girişindeki güvenlik görevlisine Emin Aslan'a verilmek üzere teslim ettiğini söyleyen gizli Tanık 'Yavuz' o dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Timleri'nin başında bulunan emekli Albay Korkut Eken'in, Gebze Emniyeti'ni arayarak silahlarla ilgili inceleme yapılmamasını istediğini ileri sürdü.

Yavuz kod adlı gizli tanığın iddiası iddianameye şöyle girdi: 'Korkut Eken'in Gebze Emniyeti'ni arayarak silahlar ile ilgili işlem yapılmamasını istediğini polislerin konuştuklarını duyduğunu...'

Yüce Divan'da tanıklık yaptı

Sadettin Tantan dönemindeki çete operasyonlarının tümüne imza atan Emin Arslan, eski Başbakan Mesut Yılmaz'ın Yüce Divan'da yargılandığı davada tanıklık yaptı. Ancak daha sonra dönemin üst düzey emniyet yöneticileri Sabri Uzun, İsmail Çalışkan ve Emin Aslan'ı hedef alan ihbar mektubu ortalığı karıştırdı. Söz konusuihbar mektubunda o dönemde Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı olarak görev yapan Sabri Uzun, Güvenlik Dairesi Başkanı ve Emniyet sözcüsü İsmail Çalışkan ile Emniyet Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Emin Aslan, Alaattin Çakıcı'nın Türkbank ihalesine yaptığı müdahaleleri yetkililere zamanında bildirmemekle suçlandı. Mahkemenin bilgisine başvurduğu Emin Aslan, ulaştıkları bilgileri ilgili makamlara gönderdiklerini, bir geciktirmenin söz konusu olmadığını ifade etti. Çete lideri Kürşat Yılmaz'ın yakalanması nedeniyle Başbakan Yılmaz'ın kendisini ve Sabri Uzun'u çağırarak teşekkür ettiğini aktaran Aslan, “Başbakan bize Fikri Sağlar tarafından açıklanan kasetin kaynağı konusunda bilgimiz olup olmadığını sordu. Ben 'bilgim yok' dedim. Sabri Uzun ise konuyu araştıracağını söyledi” dedi.

Emin Arslan, 2005 yılında görevinden alındı, ancak 2006 yılında mahkeme kararıyla yeniden görevine iade edilmişti.

aktifhaber

Emniyet Müdürü Sorguya Alındı
16 Eylül 2009

Adı bugüne kadarki en büyük uyuşturucu operasyonuna karışan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan sorgulandı.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan, İstanbul’da düzenlenen uyuşturucu operasyonuyla ilgili ifade vermek için adliyeye gitti. Boğazından haram lokma geçmediğini söyleyen Arslan, “Bulunduğum yere tırnaklarımla kazarak geldim” dedi.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan, İstanbul'da düzenlenen uyuşturucu operasyonu sonrasında hakkındaki iddialarla ilgili ifade vermek üzere Beşiktaş Adliyesi'ne gitti.

Arslan, AA muhabirine telefonla yaptığı açıklamada, iddiaların ''asılsız olduğunu'' savundu.

''Gerçeklerin çarpıtıldığını, kasıtlı olarak bir kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığını'' öne süren Arslan, ''Görev gereği yaptığım çalışmalar çarpıtılarak, beni suçlu gibi yansıtan açıklamalara, 40 yıllık meslek hayatımda gerçekten rastlamadım. Benim dostlarım, arkadaşlarım, meslektaşlarım şunu bilsinler; benim bilerek boğazımdan haram lokma geçmedi. Bulunduğum yere, siyasi tavassutla değil, tırnaklarımla kazıyarak geldim'' diye konuştu
aktifhaber

Etiketler: 12 Eylül gecesi Genelkurmay Karargahı Demirel'e zorunlu ikamet iGelibolu Hamzakoy Nahit Menteşe 49 idam Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun TBMM Lale Mansur protesto etti darbe musin yazıcıoğlu cia pentagon abd Cumhurbaşkanı Demirel GKB er
rüşvet zimmet yolsuzluk torpil adam kayırma hırsızlık dolandırıcılık organize işler uyuşturucu Yüce Divan tutuklandı mahkeme dava savcı hakim avukat asker polis müdür memur doktor eczacı ilaç reçete hastane ameliyat jandarma emniyet genel müdür yardımcı
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Pts Eyl 21, 2009 8:51 pm    Mesaj konusu: ŞANTAJ ARŞİVİNE EL ATILDI Alıntıyla Cevap Gönder

Avni Özgürel
Radikal Gazetesi
Basın neden itibarsızlaştı?
23 Eylül 2009

Yaşadığımız hengamelerin asker ve siyaset cephesini çok tartıştık, çok didikledik.. Ne oldu, neden oldu sorularına cevap olmak üzere kaleme alınmış onlarca hatırat, araştırma, binlerce makale var..
Bütün bu zaman zarfında ayna tutulmamış tek kesim medyadır.. Oysa dev isimlerin yıkılıp sahneden çekildiği, o güne kadar ne adı ne basına ilgisi bilinmeyen yenilerin ortaya çıktığı bir alt-üst oluş sürecidir yaşanan.. Banka ve medya sahibi olmak işadamı olmanın rüknü saylıyordu bir zamanlar.. Bankalar içini boşaltmak yasaklanınca elden çıkarıldı veya battı, bankalarla aynı çatı altındaki medya da sahibi açısından işlevini yitirdiği için işportaya düştü... 12 ulusal TV kanalından altısının aynı anda satışta olduğu savruluş dönemidir sözünü ettiğim.. Korkmaz Yiğit, Cavit Çağlar, Karman Çörtük ve benzeri hadiselerinin sadece siyaset ve bankacılık yanını tartıştık hep.. Bunların arkasında yatan medya planı bilinmedi, yazılmadı, unutulmaya terkedildi!..
28 Şubat işte bütün bunların üzerine geldi ve tabir caizse tüy dikti!.. Ve ne siyasette ne basında itibar bıraktı..
Çok partili hayata geçiş sonrası tarihimize bu pencereden bakıldığında, son yarım asrın bir yönüyle basın üzerinden siyasete baskı, diğer yönüyle siyaset üzerinden basını kontrol mücadelesiyle geçtiği görülür.. Arsa spekülasyonundan tutun elde kalmış yumurtaların devlet eliyle okullarda ‘ gıda yardımı’ adı altında dağıttırılmasına, elbirliğiyle darbe ortamı oluşturup iktidar paylaşımı planlarına kadar uzar hikâye..
Anlatmak istediğim itibarsızlaşmanın bugüne mahsus olmayıp zaman içinde oluştuğu...
27 Mayıs sonrasında ihtilali ve Adnan Menderes’in idamını avuçlar parçalanırcasına alkışladıktan sonra rüzgâr tersine estiğinde ‘ Hz. Menderes dün gece Eyüp sırtlarında göründü’ diye atılmış manşetler, Eyüp sırtlarında beyaz bir at üzerinde Menderes’i gördüğünü iddia eden vatandaşlarla yapılmış röportajlar var mazide.. Sonra 22 Şubat 1962 gecesi dağıtıma verilecekken son anda geri çekilip balya balya imha edilen Talat Aydemir’in boy fotoğrafı yanında ‘Kahraman Albay’ özel baskıları!.. Keza hafızamda çakılı bir başka örnek: Devletin sol kendisini ‘ köpeksiz köyde değneksiz geziyor sanmasın’ diye siparişle hazırlattığı ‘ İşte Komando Kampı’ haberi..
Ağzımızı yaya yaya Süleyman Demirel’i eleştiririz ‘ Dün dündür, bugün bugündür’ dedi diye.. Sadece eli kalem tutanların değil hepimizin mizacıydı aslında onun özetlediği.. Rahmetli Bülent Ecevit’e 1977’de başbakanlığı sırasında kontrgerillaya ilişkin geçmişte söyledikleriyle o gün söylediklerini nasıl bağdaştırdığını sorduğumda ‘ Şimdi o aşamayı geride bıraktık’ demişti.. Geride kaldı dediği ‘ o aşamanın’ Ecevit’in hayatını sonlandırmaya nasıl azmettiğini 1999’da gördük!.. ‘Öldü de milletten saklanıyor’ imasıyla kurgulanmış haberleri kimse unutmadı herhalde..
Dün darbecilerin bu maksatla kurup yönettiği, adı Ergenekon’a çıkmış yapının uç elemanlarını cansiperane savunanların bugün ‘ ateşin demokrat’ kesilmesinin yadırganmadığı; hasbel kader ordu bünyesinde etkinlik kazanıp sonra tasfiyeye uğrayan maceraperest bir grubun bilir-bilmez ürettiği ‘andıç’ belgelerini kendilerine verilmiş ‘demokratlık diploması’ gibi her vesileyle burnumuza dayayanlara‘ Ne bu tafra? Kim olduğunu ben anlatayım mı’ diyenin çıkmadığı; ‘Belediye başkanlığı sırasında Tayyip Bey’in danışmanıydım, iyi tanırım’ diye salına salına gezip itibar devşirenlere ‘Seni neden işten attı’ diye sormanın akla gelmediği ülke burası.
Hükümet erkanının ‘Akşam bana uğra iki tek atıp, biraz laflayalım’ diye arayabildiği, hükümeti kuracak kişiden yönettiği gruba ‘ bakan kontenjanı’ istemenin hak görüldüğü, hatta işaret edilen kişi arzulanan bakanlığa atanmadığında başbakana öfke kusulabildiği, bir tür ‘ asrı saadet’ döneminden geçtik, geliyoruz..
NOT: Selde kimin ihmali var, dere yatağında yapılanmaya kim izin verdi, kim vermedi kavgasına bakmayın... Yarın Kadir Topbaş çıkıp, ‘ Kırk yılda bir olur böyle durumlar, alın bu arazileri temizleyin, ister TIR garajı olarak işetin, ister üzerine site kurun’ dese kaç kişi ‘ Ben.. ben..’ diye birbirini boğazlar görürüz... Adapazarı depreminde ölü ya da ağır yaralı kişileri nakletmek için İstanbul’dan giden ambulanslarda kaç kişinin böbrekleri alındıktan sonra morglara indirildiğinin hesabı tutuldu mu ki?



ŞANTAJ ARŞİVİNE EL ATILDI
Mahkeme ETÖ'nün şantaj arşivi 51 No'lu DVD'ye el attı. DVD'de kimler yok ki...
21 Eylül 2009

İçinde üst düzey bir komutanın oğlu ile çok sayıda savcı ve hakime ait mahrem görüntülerin yer aldığı DVD'nin ne zaman kimler tarafından hazırlandığı araştırılacak

Mahkeme, Ergenekon davasınının en kritik delilleri arasında sayılan 51 No’lu DVD’nin ne zaman, kimler tarafından hazırlandığının araştırılmasına karar verdi. DVD’de üst düzey komutanlar, çocukları, savcı ve hakimlerin özel hayatlarına dair görüntüler bulunuyor...

İkinci Ergenekon davasının önceki gün görülen duruşmasında mahkeme heyetinin verdiği ara kararlar davanın geleceğini etkileyecek nitelikte. Gece yarısı açıklanan ara kararların en önemlisi ise davananın ek klasörleri arasında yer alan ünlü 51 No’lu DVD hakkında.Eski Özel Harekat Komutanı Avukat Levent Göktaş’ın Ankara Çankaya’daki ofisinde ergenekon soruşturması kapsamında 7 Ocak 2009 tarihinde yapılan aramada çok özel görüntü ve dökümanların bulunduğu bir DVD ele geçirildi. DVD, polis kayıtlarına 51 No’lu DVD olarak kaydedildi.

Özel hayat bilgileri yer alıyor

51 No’lu DVD içeriği ile gündemi uzun süre meşgul etti. Söz konsu DVD’de ’İrticai faaliyette bulunduğu tespit edilen kamu personeli’ başlıklı dokumanda 5 bin 763 kişiye ait özel ve kişesel bilgilerin, Başbakan dahil bazı bakanlar ve bürokratlar hakkında da özel ve kişisel bilgilerin, bazı hakim ve savcıların ’mahrem ilişkilerini’gösteren fotoğraf ve kamera kayıtlarının bulunduğu öne sürüldü. Üst düzey yargı mensupları, siyasetçiler ve birçok gazetecinin fişlendiği iddia ediliyor.

Avukat olması nedeniyle polis tarafından ifadesi alınamayan, Levent Göktaş, savcıya verdiği ifadesinde ofisinde ele geçirildiği iddia edilen DVD’nin kendisine ait olmadığını söyledi. Avukat Levent Göktaş’ın tutuklanmasının ardından avukatı Serdar Öztürk, söz konusu DVD içeriğinde bir başsavcının havalimanında bir kadınla görüntülerinin kaçak olarak çekildiğini yapılacak inceleme neticesinde kaçak çekimin kimler tarafından yapıldığının tespit edileceğini belirterek savcılığa başvurdu.

Avukat Öztürk, bu başvurudan iki gün sonra polis tarafından Ergenekon şüphelisi olarak gözaltına alındı. Avukat Öztürk’ün ofisinde yapılan aramada ise Albay Dursun Çiçek’in hazırladığı öne sürülen ’İrtica ile mücadele eylem planı “ belgesinin ele geçirildiği iddia edilmişti.

Avukatı da reddetmişti

Avukat Serdar Öztürk, tutuklanma talebiyle sevk edildiği İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verdiği ifadesinde, Albay Levent Göktaş’ın ofisinde bulunduğu iddia edilen DVD’nin polis tarafından konulduğunu tespit ettiklerini iddia etmişti. Avukat Öztürk, DVD içerisinde bulunan görüntülerin tesipt tutanağına ulaştıklarını ve ayrıca DVD’yi büroya koyan polis memurlarının ismini tespit ederek, ofisinde arama yapılmadan bir gün önce Ankara Cumhuriyet Başsavcılğı’na suç duyurusunda bulunduğunu söylemişti.

Avukat Serdar Öztürk’ün tutuklanmasının ardından Levent Göktaş’ın avukatlığını Avukat Hasan Gürbüz üstlendi. Gürbüz, tartışmalara neden olan DVD’nin müvekkilinin ofisinde ele geçirilmediğini ve müvekkilinin suçlandığı DVD’nın içeriğini bile bilmediklerini belirterek, bilirkişi incelemesi istedi. Avukat Gürbüz’ün talebini değerlendiren mahkeme heyeti, söz konusu DVD’nin emanet memurluğundan getirtilerek atadıkları naip hakimin vereceği karar doğrultusunda inceleme için bilirkişi ataması yapılmasına karar verilecek.

NAİP HAKİM

Ergenekon davasının görüldüğü 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başkan ve iki de üye hakim var. Ancak davanın büyüklüğü ve yoğunluğu nedeniyle rutin işleri yerine getirmesi için bir de naip hakim atandı. Davayla ilgili işlemlere bakan naip hakim, görevli üç hakimden birinin mazeretli olması halinde duruşmaya da katılıyor.

Rektörler iyileşinceye kadar duruşmadan muaf

Ergenekon davasında, sanıklar Arif Doğan, eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Abbas Yurtkuran, emekli İÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı ve Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın sağlık konusundaki mazeretlerini kabul edilerek, iyileşinceye dek duruşmalara gelmemeleri konusunda izin verildi. Önceki günkü duruşmada emekli Tuğgeneral Levent Ersöz’ün avukatı Ali Rıza Dizdar’ın, müvekkili hakkında sağlık nedenleri gerekçesiyle adli kontrol önlemi uygulanması yönündeki isteği reddedildi. Sanık avukatının, müvekkilinin sağlık durumunda değişiklik olduğu yönündeki beyanı ve raporu gözönüne alınarak belgelerin yeniden adli tıpa gönderilmesini kararlaştıran mahkeme heyeti, Ersöz hakkında daha önceki yazı doğrultusunda yanıt verilmesini istedi.

Kaynak: Radikal

Geçen yıl 100 bin TL'ye onarılan okula çürük raporu!
17:40 - 2008-2009 eğitim öğretim yılında ihale sonucu 100 bin TL'ye bakım ve onarımı yapılan Çamdibi Köyü İlköğretim Okulu, bu yıl duvarlarının çatlaması sonucu kapatıldı. Muhtar Azmi Ünsür, okulun geçen yıl çatısının tamamen yenilendiğini bakımdan geçirildiğini belirterek, "Okul kısa bir süre eğitim verdikten sonra duvarları çatladı. Milli Eğitim Müdürlüğü ise öğrencileri tehlikeye atmamak için burada eğitimi durdurdu. Bu yıl öğrencilerimiz Sekili beldesine taşınacak. Ancak biz okulumuzun tekrar yapılarak eğitime açılmasını istiyoruz" dedi. 23.09.2009 YOZGAT
netgazete

25 Eylül 2009 11:53
BOMBAYI ATASOY KOYDU

Askeri istihbarata çalıştığı anlaşılan Atasoy'un yönetimindeki Adli Tıp, Mısır Çarşısı’ndaki bomba raporuyla davayı çıkmaza sokmuştu.Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Mısır Çarşısı’nda yedi kişinin öldüğü, 121 kişinin de yaralandığı 9 Temmuz 1998’deki patlamadan iki gün sonra Pınar Selek tutuklandı. Sevil Atasoy’un 1987’de kurup 18 yıl yönettiği İstanbul Üniversitesi Adlî Tıp Enstitüsü’nün 1998 tarihli raporunda patlamanın “bomba”dan kaynaklandığı belirtildi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 27 temmuz 2000’deki raporda patlamaya bombanın yol açmasının mümkün görünmediğini belirtti. Bunun üzerine mahkeme, bağımsız bir bilirkişi heyeti oluşturdu. Bu heyet de “Patlama bomba değil tüpgaz kaynaklı” dedi. 2.5 yıl cezaevinde kalan Selek bu raporla tahliye oldu

İstanbul Üniversitesi’ndeki meslektaşlarını orduya rapor eden Prof. Dr. Sevil Atasoy’un skandal kararlara da imza attığı ortaya çıktı. Atasoy, İstanbul Üniversitesi Adlî Tıp Müdürü olduğu sırada Mısır Çarşısı’ndaki patlamayla ilgili verdiği rapor nedeniyle sosyolog Pınar Selek’in yıllarca cezaevinde kalmasına sebep oldu.
Mısır Çarşısı’nda 9 Temmuz 1998’de meydana gelen patlamada üçü çocuk 7 kişi yaşamını yitirmişti. Olayın ardından Pınar Selek’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi tutuklanmıştı. Sosyolog Selek, ömrünün üç yıldan fazlasını bu yüzden hapiste geçirdi.
Ancak Prof. Dr. Atasoy başkanlığındaki bilirkişi heyeti, 2 Kasım 1998’de hazırladığı raporda patlamanın ‘nitroselüloz’ içerir patlayıcı maddenin infilak etmesi sonucu gerçekleştiğini ileri sürdü. Raporda şöyle dendi: “Olay yerinden toplanan malzemelerden, kumaş parçası, tahta ve cam parçacıkları üzerinde aynı kapalı formül ve molekül ağırlığına sahip, azotlu iki bileşiğin yer aldığı, bu kimsayal bileşiklerin bilinen ve denetlenen patlayıcılar arasında bulunmamakla birlikte, her üç malzeme üzerinde tekrarlanması dikkat çekici...”
Buna karşın Prof. Dr. Neşet Kadırgan, Prof. Dr. Ali Şaşmaz ve Prof. Dr. Nursen İpekoğlu tarafından hazırlanan raporda ise patlamanın kesinlikle tüpgazdan kaynaklandığı vurgulandı.
“Mısır Çarşısı” davasının müdahil avukatı Bahri Belen, patlamanın bombadan kaynaklandığına ilişkin İstanbul Üniversitesi Adlî Tıp Enstitüsü’nün verdiği raporda, Enstitü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy’un imzası bulunduğunu doğruladı. Aynı raporda, kim oldukları belli olmayan kişilerin imzasının bulunduğunu hatırlatan Belen “O sıralarda Terörle Mücadele uzmanlarının yaptığı incelemelerde patlamanın kesinlikle bomba olmadığı tesbiti de vardı” hatırlatmasında bulundu.

“Patlama bomba değil”
Atasoy’un imzasının bulunduğu rapor dışında verilen raporlarda patlamanın bombadan kaynaklı olmadığının anlaşıldığını ifade eden Belen, “Bize göre patlama bomba değildir. En azından ortada şüpheli bir durum vardır. Son olarak da Pınar’ın oraya bomba koyduğunu ilişkin hiçbir kanıt yoktur” dedi.

“Karar Yargıtay’a takıldı”
Davanın müdahil avukatlarından Ergin Cinmen de yargılama sürecinde “raporlar savaşı”nın yaşandığını doğruladı. Mahkemenin patlamanın bombadan kaynaklı olup olmadığı kanaatine varmadan Pınar Selek hakkında beraat kararı verdiğini hatırlatan Cinmen “Dosya Yargıtay’a gitti. Yargıtay hiçbir gerekçe göstermeden patlamanın bombadan kaynaklandığı söyledi. Dosyanın bozulmasına karar verildi. Karara, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etti. Savcılık, patlamanın bombadan kaynaklanmadığını, Pınar Selek’in ise olayla ilgisinin olmadığını belirtti. Dosya şu anda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda inceleniyor” dedi.

Atasoy Hürriyet’e nasıl girdi
Öte yandan Star yazarı Ergun Babahan, Prof. Dr. Atasoy’un Ergenekon tarafından Hürriyet gazetesine yerleştirildiğini ima etti. Babahan dünkü köşesinde şunları yazdı: “Belki de Özkök’ün bu yazıyı yazmasında Pazar eki yazarı, Adlî Tıp Kurumu eski Bakanı Sevil Atasoy’un ricalarının etkisi olmuştur. Taraf Gazetesi dün Atasoy’un İstanbul Üniversitesi öğretim görevlileri hakkında 1. Ordu Komutanlığı’na ihbar niteliğinde mektuplar yazdığını haber yaptı. Atasoy, Hürriyet’te yazı yazmaya başladığında da, dönemin 1. Ordu Komutanı’nın ricalarının etkili olduğu iddia edilmişti. Dönemin 1. Ordu Komutanı kimdi hatırlıyor musunuz? Ergenekon sanığı Hurşit Tolon...”

aktifhaber


Ahmet Altan
Taraf Gazetesi
Korkunç gerçekler
25 Eylül 2009

Adlî Tıp başkanı olan bir profesörün, askerî istihbaratın ajanlığını yaptığı, arkadaşları hakkında ihbar mektupları yazdığı, “ordu Adlî Tıbbı kaybetmemeli” diye akıllar verdiği ortaya çıktı biliyorsunuz.

Bir profesörün meslektaşlarını ihbar eden bir ajan olması korkunç bir gerçek.

Ama daha korkunç gerçekler de var.

Adlî Tıp, bu “sistemin” belkemiklerinden biri.

Oradan alacağınız raporlarla katilleri masum, masumları katil gösterebilirsiniz.

İnsanların hayatlarıyla oynayabilirsiniz.
Toplumu kışkırtabilir, yanlış yönlendirebilirsiniz.

Böyle bir kurumun yıllarca başkanlığını yapan profesörün ajan olması, buradan çıkan bütün raporları da kuşkulu bir hale getiriyor.

Şimdi bu profesörün başkanlığındaki dönemde verilen bütün raporların gözden geçirilmesi gerekiyor.

Biz, bu raporlardan bir tanesine baktık.

Mısır Çarşısı’ndaki patlamayla ilgili verilen rapor bu.

Pınar Selek, Adlî Tıp’ın “Mısır Çarşı’sında bomba patladı” raporuyla yıllarca hapis yattı.

Daha sonra bir başka Adlî Tıp, “patlayanın” bomba olmadığı yolunda bir rapor yazdı.

Başka bir bilirkişi de “bomba” olmadığını doğruladı.

Dönüp, “bomba patladı” diyen Adlî Tıp’a, “niye böyle bir rapor verdiniz” diye sorulduğunda, ajan profesörün başkanlığındaki kurum, “bizim alt yapımız bunu kesinlikle tespit etmeye elverişli değil” dedi.

Peki, “altyapı elverişli değilse” bu kurum nasıl böyle kesin bir şekilde “bomba patladı” deyip bir insanın hapse atılmasını sağladı?

Buna nasıl izin verildi?

Bu ajan profesörün yazdığı raporun Ergenekon davasının dosyasına girdiğini, profesörün Ergenekon sanıklarından orgeneral Hurşit Tolon’la ilişkilerinin ortaya çıktığını düşünürseniz, Adlî Tıp’tan verilen o dönemdeki bütün raporların “belli bir amaçla” verildiğinden kuşkulanırsınız haklı olarak.

Ergenekon denetimindeki bir Adlî Tıp, toplumun ortasındaki bir kara deliktir.

Orada bütün gerçekler biçim değiştirebilir.

İşkencecileri rahatlıkla kurtarabilirsiniz mesela.

Cinayet sanıklarını hapisten çıkartabilirsiniz.

“Patlayan tüp gaza” bomba, bombaya “tüp gaz” diyebilirsiz.

Adlî Tıp başkanının Ergenekon sanıklarıyla bağlantılı bir ajan olduğunun anlaşılmasından sonra devletin ve medyanın bütün raporları didik didik etmesi gerekir.

Bu yapılacak mı?

Devlet o raporları yeniden gözden geçirecek mi?

Medya o raporları yeniden gündeme getirecek mi?

Tabii, işin medya ayağı da biraz tuhaf.

Bu profesör hanım, ben Hürriyet’te yazarken benim sayfa komşumdu.

Çok uzun süre karşılıklı sayfalarda yazı yazdık.

Dün, Ergun Babahan, Star gazetesinde yazdığı bir yazıda, bu profesörün Hürriyet Gazetesi’ne Ergenekon sanığı Hurşit Tolon tarafından yerleştirildiğini yazdı.

Bu gerçek mi bilmiyorum.

Arkadaşlarımız Ertuğrul Özkök’ü aradılar ama yurtdışında olduğu için ulaşamadılar.

Sanırım Hürriyet gazetesi bu iddia konusunda bir açıklama yapmak zorunda.

Bu profesörü o gazeteye gerçekten de bir Ergenekon sanığı mı yerleştirdi?

Yerleştirdiyse, ne amaçla yerleştirdi?

Nasıl karmakarışık bir yapının içinde yaşamışız yıllarca.

Adlî Tıp’ın başındaki profesör ajan çıkıyor, Ergenekon sanıklarıyla ilişkileri saptanıyor, bu profesör ülkenin en büyük gazetesinde yazı yazıyor.

“Bazı” basın organları “Ergenekon soruşturmasını” sulandırmak ve önemsiz göstermek için çırpınıyorlar.

Basit bir soru sormak istiyorum doğrusu.

Ergenekon soruşturması olmasaydı Adlî Tıp’a başkanlık etmiş bir profesörün askerlerin ajanı olduğunu, arkadaşlarını ihbar ettiğini, kendi başkanlığındaki kurumun “ordunun denetiminde olduğunu” ima ettiğini ve hep öyle kalmasını istediğini nasıl öğrenecektik?

Bu gerçeği bilmediğimiz zaman o kurumdan çıkan raporlara sanki onlar gerçekmiş gibi bakmayacak mıydık?

Birçok insanın hayatı yanmayacak mıydı?

Bu gerçekleri aslında Ergenekon soruşturmasından çok önce medyanın ortaya çıkarması gerekirdi ama medya bu gerçeklere hiç dokunmadı, tam aksine o ajan profesöre sayfalarını açtı.

Yıllarca zifiri karanlık bir dehlizde, bütün gerçekleri saklayarak yaşatmışlar bizi.

Şimdi Ergenekon soruşturması sayesinde o dehliz aydınlanıyor.

Aydınlandıkça da korkunç gerçekler ortaya çıkıyor.

Ergenekon soruşturmasını engellemeye çalışan medya ne istiyor?

O karanlıkta yaşamamızı mı?

Niye gerçeklerin aydınlanmasından bu kadar korkuyorlar?

O aydınlıkta medyanın asıl yüzünün de ortaya çıkmasından duyulan korku mu bu Ergenekon soruşturmasını engelleme isteğinin altında yatan?

25 Eylül 2009 14:55
Hakim Albay Üçok Sorguda

TSK'ya sızan çete kapsamında Askeri savcı Ahmet Zeki Üçok, İstanbul Adliyesi'nde sorguda. Üçok, sahte çürük raporu ve yolsuzluk iddialarıyla sorgulanıyor.Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Genelkurmay Başkanlığı'nda Karargah Evleri soruşturmasını yürüten Askeri Savcı Ahmet Zeki Üçok, Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne geldi.

Albay Üçok, "zengin ailelerin çocuklarına sanatçılara sahte çürük raporu vermekle" ve çeşitli yolsuzluk iddialarıyla suçlanıyor.

Albay Üçok ile birlikte 14 kişinin gözaltında olduğu belirtiliyor. Gözaltına alınanlar arasında emekli askerler ve hayat kadınları da var.

Üçok'u adliyede Savcı Hikmet Usta uzun süren bir sorguya aldı.

Üçok'la birlikte gözaltına alınanların ev ve işyerlerine yönelik aramalar yapıldığı ve çetenin çok sayıda dökümanının bulunduğu ifade ediliyor.

Ayrıca Genelkurmay Personeli 2 Sivilin de sorgulandığı bildiriliyor.

aktifhaber

25 Eylül 2009 10:03
'PAŞA RÜŞVETİ' SORGULANIYOR
Ergenekon ek klasörlerinde, helikopter devi Sikorsky'nin bazı paşalara rüşvet verdiği ileri sürülüyordu.

Zaman'a konuşan Sikorsky stratejik ortaklıklardan sorumlu Başkan Yardımcısı Stephen Estill, konuyu Türk basınında çıkan haberlerden öğrendiklerini söyleyerek, "Sikorsky etik olmayan hiçbir davranışa müsamaha göstermez. Şu anda bu konuyla ilgileniyoruz." dedi.

İddianamenin 138 numaralı ek klasöründe Ünal İnanç'ın evinde bulunan bir yazıda ilginç bilgiler yer alıyor.

Belgede, Sikorsky'de yüksek maaşla çalışan emekli bazı askerlerin, aldıkları paraları muvazzaf komutanlarla paylaştığı öne sürülüyor. Söz konusu belgede şu iddialar dile getiriliyor: "Helikopter Sikorsky diye firma var.

Genel merkezi Mecidiyeköy'de, Ankara Kavaklıdere'de şubesi var. Şirketin başında ABD ile irtibatı sağlayan koordinatör olarak 35 yaşında bir Amerikalı var. Eski Jandarma Genel komutanları R.B. ve F.Ö.B. var. B., 3 yıl önce emekli oldu, yerine R.B. geldi. B. bu firmada ayda 40 bin dolar maaş alıyor, 20 binini görevdeki Jandarma Genel Komutanı B.'ye veriyor. B. de 2 yıl önce emekli oldu.

B. bu yıl sonunda şirketten ayrılıyor, yerine R.B. geliyor. Genel komutanlığa getirilen M.Ş.E. ile firmanın irtibatını artık R.B. sağlayacak. Bu çark 11 yıldır sürüyor. KKK'da Kara Havacılık Daire başkanı ile oradan emekli Tuğgeneral A.Ö. de aynı çarkı burada devam ettiriyor.

Bilgileri veren A. bu firmada çalışıyor. Eski bir Sikorsky helikopter teknisyeni emekli astsubay. Ankara'ya gelip ihalelere giriyor, sonra KKK ve Jandarma'ya gidip dağıtımı yapıyor. Sikorskylerle ilgili işlerin % 90'ını bu firma alıyor."

Kaynak:Zaman

Muvazzaf Albaya Ağır Suçlama
25 Eylül 2009

Ankara'da silahlı suç örgütüne yönelik hazırlanan soruşturmanın iddianamesinde bir Muvazzaf Albay hakkındaki ağır suçlamalar var. Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Ankara'da silahlı suç örgütüne yönelik hazırlanan soruşturmanın iddianamesine Ahlatlıbel Jandarma Okullar Komutanlığı'nda görevli Albay C.A. ile 4 cezaevi müdürü de 'sanık' olarak girdi.

İddiaya göre, Albay C.A. suç örgütünden temin ettiği menfaat karşılığında örgüt lideri M.T.'nin daha rahat etmesi için Kırşehir Cezaevi'nden Bolu Cezaevi'ne nakledilmesini sağladı.

Ankara Cumhuriyet Savcılığı, 2008'in Nisan ayında Başkent'te çok sayıda cinayet, adam yaralama, kumar oynatma, tehdit gibi suçlara karışan çeteye 'Av' kod isimli soruşturma başlattı. Polisin çeteye yönelik teknik ve fiziki takibi sonrası 2009 Haziran'da düzenlediği operasyonda 30 kişi gözaltına alındı. Operasyonda 5 kişi tutuklanırken 25 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest kaldı. Savcılığın soruşturmayla ilgili hazırlanan iddianamesi Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

SAVCI: ALBAY, MADDİ MENFAAT SAĞLADI

Savcılığın hazırladığı iddianameye, asker, cezaevi müdürü, polis ve doktorun da girdiği ortaya çıktı. Ahlatlıbel Jandarma Okullar Komutanlığı'nda görevli Albay C.A. da iddianamede, çete lideri sanık M.T.'nin Kırşehir Cezaevi'nden, daha rahat etmesi için Bolu Cezaevi'ne nakledilmesini sağlamakla suçlanıyor. Albay'ın örgüte 'bilerek ve isteyerek yardım ettiği' nakil işini hallettiği gerekçesiyle maddi menfaat temin ettiği öne sürülüyor.

Albay C.A.'nın bu yardım esnasındaki suç örgütü üyesi U.Ö. ile görüşmeleri de dinlemeye takıldı. C.A. 27 Aralık 2008'de aradığı örgüt üyesi U.Ö.'ye, "Sevk gerçekleşti değil mi?" diye soruyor. U.Ö. ise "Gerçekleşti, gerçekleşti." cevabını veriyor. Ardından Albay, "Biz ne zaman görüşürüz onu soracaktım. Yani ben şimdi şöyle tek olarak hareket etmiyorum. Yani bu işlerin eğer gelecekte de rahat hareket edebilmek için günü son derece önemli." diyor. Örgüt üyesi zanlı U.Ö. ise "Komutanım hiçbir yanlış olmaz, bizim size çok ihtiyacımız var, bir gün iki gün sabredin sadece" karşılığını veriyor. İddianamede, C.A. için 8 yıl hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılmasını talep ediliyor
aktifhaber

26 Eylül 2009
MÜDÜRÜ YAKAN FOTOĞRAFLAR
Emin Arslan ile iki polis müdürünün tutuklanmasına neden olan uyuşturucu baronuyla yapılan görüşmeler..
Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan’ın uyuşturucu baronu olduğu iddia edilen Habip Kanat ile irtibatını kanıtlayan adli delil niteliğindeki fotoğraflara star ulaştı. Emin Arslan ile birlikte emniyet müdürleri Mustafa Aral ve Murat Nemutlu’nun, Kanat ve ekibiyle ortak planlamalar yaptığı buluşmalar, savcılık talimatıyla yapılan gizli izleme sonucu tespit edildi. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıları, tutuklama istemiyle İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine yaptıkları başvuruda bu fotoğrafları dayanak gösterdi.

KANAT İLE İLK İRTİBAT OTEL LOBİSİNDE



Kanat’a içerden bilgi sızdırıldığı şüphesinin belirmesi üzerine harekete geçen gizli izleme ekibi, ilk irtibatı tespit ettiğinde, Emniyet teşkilatı derin bir şok geçirdi. 7 Temmuz 2008’de Kanat’ın bir otel lobisinde buluştuğu kişinin, teşkilatın en üst makamlarından birinde oturan Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan olduğu ortaya çıktı.

ARKASINDAN DEVELİ’DE AKŞAM YEMEĞİ

İlişkinin kesinleştirilmesi için devam ettirilen gizli izlemede ikinci irtibat, 25 Şubat 2009 tarihinde Ataşehir Develi Restaurant’ta gerçekleşti. Bu toplantıya Emin Aslan ve Habip Kanat ile birlikte Emniyet Müdürü Mustafa Aral ve Habip Kanat’ın oğlu Mustafa Kanat’ın da katıldığı görüntülendi.

2009 ŞUBATINDA SARIYER’DE BAŞ BAŞA

21 Nisan 2009’da Sarıyer’deki bir kafede ise, bu kez Emin Arslan, Habip Kanat ile baş başa toplantı yaparken kayıtlara girdi. Emniyet müdürleri Mustafa Aral ile Murat Nemutlu’nun ise bu tarihten tam bir hafta önce Habip Kanat ile birlikte Etiler Bebek Caddesi üzerindeki Deep Blue isimli mekanda bir araya geldikleri belirlendi.

‘OPERASYON VAR, EMİN ABİ KURTARSIN’

Gizli izleme yapılırken mahkeme kararı ile iletişim araçları da teknik takibe alınan emniyet müdürlerinin paniğe kapıldıkları belirlendi. Tespitlere göre, operasyon başladığında Habip Kanat’ın oğlu Mustafa Kanat, Emniyet Müdürü Murat Enmutlu’yu arayarak, Emin Arslan’a ulaşmasını istedi. Emin Arslan’ın da operasyona dahil edildiğinden haberi olmayan Kanat’ın kendisine yardımcı olmasını istediği tutanaklara yansıdı.

HİDAYET TURİZM BAĞLANTISI DEŞİFRE

İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın göreve gelir gelmez öncelikle narkotik şubede yaptığı değişiklikler sonrası hız kazanan operasyonda, Kanat ile Hidayet Turizm’in sahibi Şevket Hidayet bağlantısının da altı çizildi. Kanat ile Şevket Hidayet’in aynı binada oturdukları halde irtibatı oğulları aracılığıyla sağladıkları belirtildi.

Polis müdürüne Susurlukçu Yaşar Öz de sorulmuştu

Uyuşturucu baronu ile birlikte hareket ettiği ileri sürülen Emin Arslan, İstihbarat Daire Başkanı olduğu 30 Ocak 1997’de Susurluk Komisyonu tarafından da sorgulanmıştı. Susurluk hükümlüsü ve uyuşturucu kaçakçısı Yaşar Öz ile ilişkisi sorulan Arslan, “Yaşar Öz’ü tanımıyorum” demişti. Dokunulmazlığı kalktıktan sonra Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne ifade veren Mehmet Ağar ise, Yaşar Öz ile ilişkisi konusunda İstihbarat Daire Başkanlığı’nı işaret etmişti.

aktifhaber

27 Eylül 2009
ALBAY ÜÇOK HAYAT KADINLARIYLA
Cezaevine konulan Albay Üçok'u 'görevli' hayat kadınlarıyla gösteren şok fotoğraf.

Hava Kuvvetleri Askeri Savcısı Üçok’u cezaevine götüren“yağmaya teşvik” suçunun ayrıntısı ortaya çıktı.
Üçok’un, hakkında çürük soruşturması yürütülen zenginlere çete aracılığıyla şantaj yaptığı belirlendi. Listede Fenerbahçe Başkanı da varmış...

Sahte çürük raporu operasyonunda gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Hava Kuvvetleri Askeri Savcısı Ahmet Zeki Üçok'a yöneltilen suçlamalar ortaya çıktı. Çetedeki kod adı 'Bamya' olan Üçok'un çete üyeleriyle Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'a şantaj yapmayı planladığı belirlendi.

'10 MİLYON ALALIM'

Hasdal Askeri Cezaevi'ne gönderilen Üçok'un bulunduğu organize suç örgütüyle ilgili geçtiğimiz yıl ağustos ayında İstanbul Emniyeti’ne gelen ihbar üzerine polis çalışma başlattı. Savcının koordinasyonunda yürütülen soruşturmayı derinleştiren ekipler, rüşvet karşılığı arazi yolsuzluğu, tehdit, şantaj ve askerlik işlemlerinde sahte çürük raporu gibi suçların çete tarafından işlendiğini tespit etti. Liderliğini Murat Tugay Tepe'nin yaptığı çetenin üyesi Üçok'un, görevi gereği bilgi sahibi olduğu çürük raporunda sorunu olan ve özellikle zengin kişilerin isimlerini çeteye verdiği iddia edildi.

Üçok'un ismini verdiği kişilere şantaj yaptığı öğrenildi. Üçok'un, Türk Ceza Kanunu'nda yer alan 'yağmaya teşvik' suçunu işlediği ve tutuklanmasına da bu suçlamanın neden olduğu öğrenildi. Çetenin en çarpıcı skandalı ise, sahte çürük raporu alarak askerliğini yapmadığı iddiasıyla Aziz Yıldırım'a yönelik şantaj girişimi oldu. Üçok'un yürüttüğü sahte çürük raporu soruşturmasına Yıldırım'ın da adı karıştı.

Tepe ile görüşerek Yıldırım hakkında bilgi veren Üçok’un, "10 milyon lira alalım mı?" ifadeleri dinlemeye takıldı. Üçok'la görüşmenin ardından çetenin Yıldırım'la irtibata geçerek adının iddianameden çıkarılması karşılığında 10 milyon lira haraç istemeyi planladığı öğrenildi. Çetenin Yıldırım'a şantaj planının savcılığın delil dosyasına girdiği belirtildi.

HADES'E ÇÜRÜK RAPORU

Çetenin maddi menfaat karşılığı sanat camiasından bazı şahıslara sahte çürük raporu ve tavassutta bulunduğu belirlendi. Çete elemanlarının Selena dizisinin "Hades" isimli kötü adamı oynayan sanatçı Sinan Çalışkanoğlu'na GATA'dan çürük raporu alınması konusunda kolaylık sağladığı öğrenilirken, skandalla ilgili belgelerin dosyanın delilleri arasında yer aldığı ifade edildi.

ÇETEDE iŞ BÖLÜMÜ

Yağmaya teşvikle suçlanan Üçok'un sorgusunu yapan Cumhuriyet Savcısı Hikmet Usta tarafından çürük raporları, tehdit ve şantaj iddialarına ilişkin ifadesi alındı. Ayrıca operasyon kapsamında organize suç örgütü üyelerini teknik takibe alan savcılık ilginç gerçekle karşılaştı.

Çete lideri Tepe ile Hakim Üçok'un teknik takipten korunmak amacıyla sadece birbirleriyle görüştükleri telefon hatlarının olduğu tespit edildi. Çeteyle irtibatlı Üçok dışında emekli binbaşı S.S., 2 astsubay, 3 hayat kadını ve ASAL'da görev yapan 2sivil memur ile 4 kişi gözaltına alındı. ASAL'da görevli 2 sivil ile diğer 4 kişinin çürük raporu temini için zenginler ve sanatçılarla görüştükleri iddia edildi. Gözaltına alınan hayat kadınlarını ise bazı kişilere gönderdikleri iddia edildi.

AZiZ BAŞKAN’IN ÇÜRÜK TARTIŞMASI

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın askerliği sürekli tartışma konusu oldu. Sarı-Kanarya'ya 8 yıl başkanlık yapan Yıldırım, 2006 yılında yaptığı ikinci defa "görevi bırakıyorum" açıklaması herkesi şaşırtmıştı. Bir daha geri dönmeyeceğini söyleyen Başkan Aziz Yıldırım'ın bazı konularda tehditler aldığı, başkanlığa devam etmesi halinde bu tehditlerin gerçeğe dönüşeceği iddiaları ayyuka çıkmıştı. Bu dönemde spor yorumcusu Erman Toroğlu, Yıldırım'ın çürük raporuyla tehdit edildiği iddiasını gündeme getirmişti.

"Sağ kalça çıkığına dayalı bacak kısalığı" nedeniyle çürük raporu alarak askerliğini yapmadığı iddia edilen Yıldırım için Milli Savunma Bakanlığı da açıklama yapmıştı. Bakanlık açıklamasında Yıldırım’ın "Askerlik Kanunu’nun çürük raporunu düzenleyen 10. Maddesi’ne atıf yaparak askerlik hizmetinden muaf tutulduğu" ifadelerine yer verilmişti.



DOSYADAKi ŞOK FOTOĞRAF

Sahte çürük raporu çetesinin birçok hayat kadınını da kullandığı belirlendi. Operasyon kapsamında 3 de hayat kadını gözaltına alındı. Çete lideri Murat Tugay Tepe ve Askeri Savcı Ahmet Zeki Üçok'un örgütün kullandığı hayat kadınlarıyla ilişki yaşadıkları da öne sürüldü. İkilinin eylül ayının başında Şişli'de 5 yıldızlı bir otelde iki hayat kadınıyla birlikte olduğu tespit edildi.

Tepe ve Üçok'un kadınlarla bu buluşmalarının görüntülerini içeren fotoğraflar soruşturma dosyasının delilleri arasında yer aldı. Hayat kadınlarından birinin ilişki karşılığında Silopi'de askerlik yapan kardeşi için Üçok'tan yardım istediği iddia edildi.

Kaynak: Bugün

'SECCADEYİ HAZIRLA HÜCUMA GEÇECEĞİZ'

28 Eylül 2009 13:08
‘Seccadeyi hazırla, abdesti alacağız, namazı kılacağız, hücuma geçeceğiz’AK Parti eski Beşiktaş Belediye Başkan Adayı Sibel Çarmıklı ve oğlu Murat Çarmıklı ‘Çürük çetesi’ operasyonunda kapsamında gözaltına alındı. Çarmıklı ile oğlu İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Vatan Caddesi’ndeki binasına götürüldü
İş kadını Çarmıklı’nın soruşturma kapsamında tutuklanan Hava Kuvvetleri Komutanlığı Adli Müşaviri Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok’la rüşvet pazarlığı yaptığı iddia edilmişti.

4.5 milyon TL’lik pazarlık

İddialara göre, Çarmıklı ve oğlu üçüncü köprünün güzergahını üzerinde yer alan Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın satılmaz şehri koydurduğu arazinin satışı için şebekeyle pazarlık yaptı. Arazinin üzerindeki şerhin kaldırılmasını için Hakim Albay Üçok’la yapılan pazarlık teknik takibe takıldı.

Şebek, Çarmıklı’ya arazinin ‘şerh sorunu’nunun halledilebileceğini belirterek 4.5 milyon TL rüşvet istedi. Rüşvetin miktarı yapılan pazarlıkların ardından 2.5 milyon TL’ye kadar düştü. Dava dosyasında Çarmıklı’nın Albay Zeki Üçok’la bir restoranda yemek yerken çekilen fotoğrafları da yer alıyor.

‘Seccadeyi hazırla’

Hayat kadını olduğunu iddia edilen üç şüphelinin Askeri Savcı Ahmet Zeki Üçok ile ilişkiye girdiklerini kabul ettikleri fakat kim olduğu hakkında bilgilerinin olmadığı söyledikleri öne sürüldü. Kadınların ifadelerinde kendilerini Turgay Tepe’nin pazarladığını ve 500-600 TL aldıklarını söyledikleri de iddia edildi. Şüphelilerden emekli asker Erdem Kılınç’ın kadınlardan biriyle yaptığı telefon görüşmesinde ‘Seccadeyi hazırla, abdesti alacağız, namazı kılacağız, hücuma geçeceğiz’ gibi ifadeler kullandığı da öne sürüldü.

(Kaynak: Taraf Gazetesi)

Çürük Çetesi'nden Şok İtiraflar
29 Eylül 2009 06
Ünlülere sahte çürük raporu hazırlayan çetenin lideri olmakla suçlanan Murat Tugay Tepe, savcılıktaki ifadesinde şok itiraflarda bulundu.

Tepe, "Askerlik işlemleri ile ilgili olarak bazı kişilerden para aldım" dedi...

"Sahte çürük raporu" operasyonunda 'Karargâh Evleri' soruşturmasını yürüten Askeri Savcı Albay Ahmet Zeki Üçok'un ardından 6 kişi daha tutuklandı. Aralarında ünlü isimlerin de bulunduğu şahıslara "sahte çürük raporu" hazırladıkları iddiasıyla gözaltına alınan ve çete lideri olmakla suçlanan Murat Tugay Tepe, askerlik işlemleri ile ilgili olarak bir-iki kişiden para aldığını kabul etti. Tepe, Üçok'un Bodrum'da kaldığında otelin ücretini ödediğini de söyledi. Tepe ile birlikte Fehmi Suna, Ömer Uçar, Tahir Mete Turan, İsmail Es ve Taylan Özgür Düşko da tutuklanarak Metris Cezaevi'ne konuldu.

HAYAL ÜRÜNÜYMÜŞ

Telefon görüşmelerinin kendisine ait olduğunu söyleyen Tepe, "Ancak bu görüşmelerin birçoğu hayal ürünüdür. Konuşulduğu gibi herhangi bir işlem yapmadım" dedi.

TATİL PARASINI ÖDEDİM

Savcı Ahmet Zeki Üçok'a kadın temin etmediğini de belirten Tepe, "Üçok ücretini vererek benim tanıştırdığım kadınlarla birlikte oldu. Bodrum'da kaldığında otel ücretini ben ödemiştim. Ancak parasını geri ödedi. Otelde benim adıma kalmıştı" dedi.

Taylan Özgür Düşko ise "Askerlik işlemleri ile ilgili olarak şüpheli Murat Tugay Tepe ile tanışmak isteyen kişileri tanıştırdım" dedi.

Kaynak: Bugün

30 Eylül 2009
POLİS EL PENÇE DİVAN
Baron Habip Kanat'ın Emniyet karargahına girişi böyle görüntülendi.

Emin Arslan’ın captagon “baron”u Habip Kanat’ı soruşturma döneminde iki kez makamında ağırladığı ortaya çıktı.

Cumhuriyet tarihinin en büyük uyuşturucu operasyonundan iki ay önce captagon “baronu” Habip Kanat’ın Emniyet Teşkilatı’nın “iki” numaralı ismi Emin Arslan’ı makamında ziyaret etmesi böyle görüntülendi.

6 Temmuz 2009 günü emniyette gerçekleşen “VIP” ağırlamanın fotoğrafları “delil” olarak dosyaya girdi. Uyuşturucu baronu Habip Kanat, yanında “firar” olarak aranan oğlu Mustafa Kanat ile birlikte saat 12.00’de 34 KNT….plakalı lüks Jaguar’ı ile Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Dikmen’deki karargahına geldi.

Arslan’ın verdiği talimat ile “önemli” misafirin jaguarı polislerce kapıda karşılandı. Özel muamele bununla sınırlı kalmadı. Kanat’ın jaguar’ı sadece Emniyet Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcıları ile Daire Başkanları’nın makam araçlarının çekildiği özel alana alındı.

KIYAFETİNİ DEĞİŞTİRDİ
Emniyet Genel Müdürlüğü’nde “VIP” gibi ağırlanan Kanat, “abi” diye hitap ettiği Emin Arslan’ın makamına çıkmadın bagajdan çıkarttığı kıyafetler ile üstünü değiştirdi. Üzerine kravat taktı ve ceketini giydi. Daha sonra “firardaki” oğlu ile birlikte “ikinci adam” Arslan’ın makamına çıktı. Teknik-takip ve gizli izleme kararı ile yapılan “gizli” soruşturma döneminde gerçekleşen özel ziyaret yaklaşık 1 saat 10 dakika sürdü. Kanat’ın jaguar’ı Emniyet Genel Müdürlüğü “forsunun” bulunduğu protokol girişi önünde de fotoğraflandı.

“BÜYÜK ABİ” VE “AĞA”
Habip Kanat ve şebeke üyelerinin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmelerinde Emin Arslan’dan “büyük abi” ve “ağa” diye bahsettikleri, baronun oğlu Mustafa Kanat’ın ise “Emin amca” dediği kayda girdi.

İKİ KEZ ZİYARET ETMİŞ
Polis, mahkeme kararı ile Habip Kanat’ın lideri olduğu organizasyonu bir yıl boyunca teknik takibe aldı. Telefon görüşmelerinden Kanat’ın tutuklanan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan’ı nisan ayı başında da ziyaret ettiği belirlendi. Ancak, ilk ziyaret görüntülenemedi.

POLİS MÜDÜRLERİNİ EKTİ
Kanat’ın nisan ayında Emin Arslan’la “baş başa” görüştüğü gün tutuklanan Şube Müdürleri Murat Nemutlu ile Mustafa Aral’ı “ekmeside” dinlemeye düştü. Kanat, kendisi ile görüşmek isteyen iki polis müdürüne Ankara’da olduğunu söylemedi. “İstanbul’dayım işlerim var” dedi. Ancak, emniyetten çıktıktan sonra görüştüğü oğluna, “Ankara’daki abiyi ziyaret ettim İstanbul’a dönüyorum” dedi.
SAĞLAM KARDEŞ
Kendisinin de tutuklanmasına yol açan operasyonu koordine eden KOM Dairesi’nden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olan Emin Arslan ile Habip Kanat arasındaki “ilginç” telefon görüşmeleri “tele-kulağa” takıldı.

Arslan’ın Kanat’la yaptığı bir görüşmede İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın tarafından görevden alınan eski Narkotik Şube Müdürü B.K.’yi kastederek, “Orada Bülent diye sağlam bir kardeşimiz var. Herhangi bir sorun olursa ona git, sana yardımcı olacak. Ben ona söyledim, tembih ettim” sözleri dinlemeye düştü.

Dinlemeye düşmemek için “aracı” kullanan ve özel tedbirler alan uyuşturucu baronu Kanat Arslan’ı arayıp, “Abi İstanbul’a gelde şu bizim teknik meseleleri bir görüşelim” diyor. Arslan ise, “Tamam zaten gelecem, geldiğimde görüşürüz” diye yanıt veriyor.

HASSAS BURUN’UN ARACISI
Bir yıl süren “Hassas Burun” soruşturmasında baron Habip Kanat ile Narkotik Şubesi’nin eski “bilirkişisi” olan Doç.Dr. Hüseyin Rıza Işık arasında hiçbir telefon görüşmesi yapılmadı. Kanat, telefonları dinleniyor şüphesi ile Işık’la direkt bağlantı kurmadı. iletişimi Ataşehir’de sahibi olduğu Barnies Cafe’nin müdürü Yakup B. aracılığı ile yaptı. Aynı operasyonda tutuklanan Yakup B. Doç. Dr. Işık’ın hem teyzesinin oğlu hem de eski ortağı. Tuzla’daki imalathanenin bağlı olduğu Dibay Kimya Sanayi ve Tic. Ltd Şirketi’nin eski ortakları arasında Yakup B. ile H.M.M.Ö. gözüküyor.

12 YILDIR ARANAN BARONU POLİS MÜDÜRÜYLE KOL KOLA

Emniyetin iki numaralı ismi Emin Arslan’ın muhbir olduğunu iddia ettiği Habip Kartal’ın 1998 yılından beri arandığı ortaya çıktı. Suudi polisinin bu konuda Türkiye’ye bilgi verdiği kaydedildi Uyuşturucu baronu olduğu iddia edilen Habip Kanat’ı himaye ettiği ve içerden bilgi sızdırdığı gerekçesiyle tutuklanan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arsalan ile ilgili şok bilgiler ortaya çıktı. star’ın ele geçirdiği belgelere göre, Habip Kanat ve eniştesi Kemal Karabaş’ın 1998’den beri ‘uyuşturucu kanununa muhalefet’ ve ‘captagon kaçakçılığı’ndan arandığı ancak haklarında hiçbir işlem yapılmadığı belirlendi. İddiaya göre, Kanat ve Karabaş’ın Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki arşiv kayıtları gizli bir el tarafından silindi ve böylece baronun sicili temizlendi.

SUUDİ POLİSİ 1998’DE BARON DİYE TANIMLAMIŞ

Kanat hakkında Suudi Arabistan’ın talebi üzerine Emniyet Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan bilgi notunda, Kanat ve eniştesi Karabaş hakkında 1997’den bu yana yakalama emri olduğu tespit edildi. 13 Ocak 1998’de Kanat’ı ‘Major trafficer of emphetamin’ yani baron olarak tanımlayan Suudi Arabistan polisinin hazırladığı belgeye, İstanbul Narkotik Polisi 20 Ocak 1998’de cevap verdi. Suudi polisine gönderilmek üzere Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ulaştırılan belgede, “Arşiv kayıtlarımızda 1957 doğumlu Habip Kanat’ın uyuşturucu kanununa muhalefetten Emniyet Genel Müdürlüğü’nce arandığı, Ali oğlu 1952 Kilis doğumlu Kemal Karabaş’ın 1997’de captagon kaçakçılığından arandığı anlaşılmıştır’ denildi. Arama emirlerine rağmen haklarında işlem yapılmayan Kanat ve Karabaş’ın yapılan güncel arşiv sorgulamalarında ise kayıtların gizli bir el tarafından silindiği öne sürüldü. Yaklaşık

12 yıldır görüldüğü yerde yakalanması gereken Kanat ve Karabaş’ın bu süre içinde emniyetin en tepesindeki isimlerle onlarca kez bir araya geldiği belirlenmişti.

Barondan ‘emniyetli’ kafe açılışı

İstanbul narkotik polisi ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı (KOM) tarafından gerçekleştirilen ‘Hassas Burun’ operasyonunda, polis, çetenin tüm elemanlarını bir açılışta bir arada görüntüledi. Fotoğraflar, uyuşturucu baronu olduğu belirtilen Habip Kanat’a ait Barnies Kafe’nin açılışında çekildi. Sözkonusu karelerde, Habip Kanat ile birlikte sağ kolu Yakup Budak, ‘hoca’ kod adlı çete yöneticisi Hüseyin Rıza Işık, Habip Kanat’ın oğlu Mustafa Kanat ve captagon sevkiyatı yaptığı iddia edilen Hidayet Turizm’in sahibi Şevket Hidayet’in oğlu Merva Hidayet birlikte görülüyor. Operasyon kapsamında, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan ile iki polis müdürünün çeteyle ilişkileri deşifre olurken, açılışa katılan bir başka emniyet müdürü dikkat çekti. Hüseyin Rıza Işık ve Habip Kanat’ın oğlu Mustafa Kanat ile yan yana görüntülenen dönemin Kadıköy İlçe Emniyet Müdürü Veysel Tipoğlu’nun ifadesinin alınacağı öğrenildi.

Rakibini polise temizletmiş

Emniyet Genel Müdürlüğü’nde yapılan incelemeler sırasında ikinci bir skandal daha ortaya çıkartıldı. Habip Kanat’ın captagon ticaretinde ‘rakibi’ olan ‘Tilki Selim’ lakaplı Selim Gezer’i, polisi kullanarak piyasadan sildiği öne sürüldü. Edinilen bilgiye göre, görüldüğü yerde yakalanması gereken gereken Habip Kanat, 2000 ‘de kendisini ölümle tehdit ettiği iddiasıyla Selim Gezer hakkında suç duyurusunda bulundu. Kısa bir süre sonra Tilki Selim, İstanbul Narkotik Polisi ve Emin Arslan’ın başında bulunduğu merkez teşkilatın operasyonuyla gözaltına alındı. Emniyette sorgulanan Selim Gezer, Habip Kanat’ın ‘Captagon baronu’ olduğunu söylemesine rağmen, hiçbir işlem yapılmadı. İddiaya göre, bu operasyondan sonra Gezer uyuşturucu piyasasından silinirken, Kanat, piyasanın tek hakimi oldu. Operasyonu yürüten Cumhuriyet savcılarının ifadesine başvurduğu bir emniyet müdürünün de yaşananları doğruladığı öğrenildi.


Emniyet Genel Müdürlüğü'ne işte böyle girdi


Üzerini böyle değiştirdi


Aracı Emniyet Genel Müdürlüğü VIP garajında bekledi

Kaynak: Bugün - Star

02 Ekim 2009 11:03
Fuhuş İhbarı Valiyi Yaktı
02 Ekim 2009

Fuhuş ihbarı üzerine ormanda İl Genel Meclisi üyesi bir kadınla uygunsuz halde yakalanıp karakolluk olduğu ileri sürülen Erzurum Valisi Bulut merkeze alındı.
Erzurum polisi, 155’e gelen “Dadaşkent Mahallesi arkasındaki ormanlık alanda fuhuş yapılıyor” ihbarından sonra, gittiği olay yerinde evli ve 3 çocuk babası olan Vali Sami Bulut ve İl Genel Meclisi Başkanı Avukat Selcan Karagöl ile karşılaşmıştı. Vali olduğunu söylemesine rağmen kendisine inanmayan polislerce yanındaki İl Genel Meclisi Başkanı Selcan Karagöl ile karakola götürülen ve daha sonra salıverilen Vali Sami Bulut bugün merkeze alınıyor.
aktifhaber

Üniversite hastanesi başhekimine ihale gözaltısı
20:00 - İzmir merkezli olarak 12 ilde düzenlenen "ihaleye fesat karıştırma" operasyonu kapsamında, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Hastanesi Başhekimi İbrahim Astarcıoğlu'nun, ifadesine başvurulmak üzere Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü'ne götü rüldüğü öğrenildi. Operasyon kapsamında Buca Belediyesi başkan yardımcısı ve 7 belediye personelinin de aralarında bulunduğu 54 kişi gözaltına alınmıştı. 02.10.2009 İZMİR netgazete

Akaryakıt bayileri, 60 metre için yumruklaştı
15:40 - Adana'da bir akaryakıt istasyonu sahibi, kendi istasyonundan 940 metre ileride bir kişinin rakip firmanın Niğde'deki firma adına yasalara aykırı şekilde istasyon açmak için Büyükşehir Belediyesi Meclisi ve Encümen üyelerine rüşvet verdiğini, meclis komisyonun da talebi onayladığını öne sürdü. Taraflar, komisyon görüşmesi sırasında belediye binasında kavga etti. Büyükşehir Belediyesi koridorunda yumruklaşan tarafları özel güvenlik görevlileri ayırdı. S.Ç, bu işin peşini bırakmayacaklarını, haklarını adalet önünde aramaya devam edeceklerini söyledi. Yasaya göre, istasyon aralıklarının en az 1000 metre olması gerekiyor. 02.10.2009 ADANA
netgazete

19 Ekim 2009 14:14
YÖK Haberal'ı Da İhya Etmiş

Dalan'ın Yeditepe'sine usulsüz olarak trilyonlar aktaran ETÖ sanığı Gürüz'ün başkanlığındaki YÖK, Haberal'ın Başkent Üniversitesini de es geçmemiş...

Yeditepe Üniversitesi'ne usulsüz olarak 7 trilyonluk kaynak aktaran YÖK, Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'ın Başkent Üniversitesi'ne de kanunlara aykırı olarak trilyonlar aktarmış

Ergenekon terör örgütü sanığı Kemal Gürüz'ün YÖK Başkanlığı döneminde Ergenekon terör örgütünün firari sanığı Bedrettin Dalan'ın üniversitesine, Hazine Müsteşarlığı'nın "Üniversite gerekli kriterleri taşımıyor", "ÖSYM, YÖK ve üniversite kayıtları arasında tutarsızlıklar var" uyarılarına rağmen 7 trilyonluk kaynak aktarıldığını gözler önüne seren VAKİT, şimdi de bir başka Ergenekon sanığının üniversitesine ve yine Gürüz döneminde yapılan "kanuna aykırı kaynak aktarımlarını" gündeme getiriyor.

SAYIŞTAY TESPİTLERİ

Sayıştay müfettişleri, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı'nda yaptıkları teftişler neticesinde, ETÖ sanığı Mehmet Haberal'ın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Başkent Üniversitesi'ne aktarılan kaynaklar hakkında 1998 ve 2000'de tespitlerde bulundu. Müfettişler, bu tespitlerin ardından Hazine Müsteşarlığı'na yazı göndererek Başkent Üniversitesi'ne kanunlara aykırı olarak aktarılan paraların Hazine'ye iadesini talep etti. Hazine bürokratları da, bu talepleri uygun gördü ve paraların tahsil edilerek Hazine'ye iadesine karar verdi. Ancak, aktarılan paraların Başkent Üniversitesi'nden tahsili siyasi baskılardan dolayı bir türlü gerçekleşemedi.

BU BELGELER DE HABERAL'IN ÜNİVERSİTESİNE KANUNSUZ AKTARIMLARA İLİŞKİN

Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı'nın 30.06.2000 tarihli yazısındaki şu ifadeler "kanunsuz aktarımı" açıkça ortaya koyuyor:

"Sayıştay Başkanlığı'ndan alınan 97-4/306 sayılı sorgu kâğıdında 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu Hükümlerine aykırı olarak Başkent Vakıf Üniversitesi'ne 1997 Mali Yılında 337.750.000.000 TL. devlet yardımı yapıldığı."

Aynı belgenin sonuç bölümünde de şu ifadeler dikkat çekiyor:

"Bu kapsamda, 1997 yılında Başkent Üniversitesi'ne yapılan ekli listede belirtilen toplam 337.750.000.000,- TL'lik ödemenin Devlet Muhasebesi Yönetmeliğinin 107. maddesi uyarınca ilgili hesaplar çalıştırılarak, 492.011.110.000 TL'lik yasal faizleriyle birlikte tahsil edilmesi..."

BU DA BİR BAŞKA USULSÜZ AKTARIM BELGESİ

Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı'nın 17.11.1998 tarihli bir başka yazısı da, Başkent Üniversitesi'ne usulsüz aktarımın gelenek haline geldiğini gösteriyor: "İlgili kayıtlı soru kağıdında Yüksek Öğretim Kanunu Hükümlerine aykırı olarak Başkent Üniversitesi'ne, 1996 Mali yılında 18.000.000.000 TL devlet yardımı yapıldığı..."

TAHSİLAT YAPILAMADIĞI GİBİ AKTARIM MİKTARLARI ARTIRILMIŞ

Sayıştay müfettişleri, üniversiteye haksız kaynaklar aktarıldığını defalarca tespit etti, Hazine Müsteşarlığı, bu tespitlere dayanarak defalarca bu haksız aktarılan paraların tahsilini istedi. Peki bu tahsilatlar gerçekleşti mi?.. Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlıkları, Kemal Gürüz'ün de YÖK Başkanlığı dönemlerinde gerçekleştirilen bu aktarımların tespitler sonrasında Hazine'ye geri döndürülmesi bir yana, üniversitenin devlet yardımından aldığı pay her geçen yıl katlanarak arttı. 2000'li yıllarda trilyon barajını aşan Başkent Üniversitesi, 2001'de 1 trilyon 50 milyar, 2002'de ise 1 trilyon 515 milyar TL "devlet yardımı" aldı.

VAKİT'in ele geçirdiği belgeler, "Ergenekon'un firari sanığı" Bedrettin Dalan'ın Yeditepe Üniversitesi'nin yanı sıra, bir başka Ergenekon sanığı Mehmet Haberal'ın Başkent Üniversitesi'ne de büyük miktarlarda, kanuna aykırılığı belgelerde ifade edilmiş aktarımlarda bulunulduğunu gözler önüne seriyor.

CUMHURBAŞKANLIĞI'NA BAĞLI DEVLET DENETLEME KURULU ÇAPRAZ KONTROL YAPSIN

Belgeleri VAKİT için değerlendiren bir Maliye müfettişi, Dalan'ın üniversitesine ilişkin dosyanın VAKİT'in dilekçesiyle YÖK yönetimine intikal ettirilmesinin önemli bir adım olduğunu belirtmekle birlikte, bu ilişkileri özellikle Cumhurbaşkanlığı'na bağlı Devlet Denetleme Kurulu'nun incelemesinin yararlı olacağının altını çiziyor. Üniversitenin işine geldiği şekilde hareket edebileceğini belirten müfettiş, şöyle devam ediyor:

"Üniversitelere aktarılan kaynaklara ilişkin belgeler, Maliye'de, Milli Eğitim Bakanlığı'nda, Hazine'de, YÖK'te ve ilgili üniversitede bulunmaktadır. Devlet Denetleme Kurulu'nun elinde çapraz kontrol yapma imkanı vardır. Bu çapraz kontrol neticesinde bütün gerçekler olduğu gibi ortaya çıkar. Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün bu konuda hassasiyet göstereceğine inancın tam olması gerekir."

Kaynak: Vakit


En son Ekim tarafından Pts Ekm 19, 2009 10:45 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cmt Ekm 03, 2009 8:33 pm    Mesaj konusu: SAKIN KONUŞMA Alıntıyla Cevap Gönder

20 Ekim 2009
Paşaların Bilinmeyen Kavgası

Özden Örnek'in Darbe Günlükleri'nin yayınlanmayan bölümlerinde TSK'daki üst düzey komutanların kavgası var. İşte paşalarla ilgili bilinmeyenler...

Türkiye Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz Ve Eldiven Gibi Bir Dizi Darbe Girişimi Atlattığını Özden Örnek'in Günlükleri Sayesinde Öğrendi. Ancak Günlükler Sadece Bu Konuyla Sınırlı Değil. Yayımlanmayan Bölümlerinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde Yakın Tarihte Görev Yapmış Üst Düzey Komutanlarla İlgili Çok Çarpıcı Ayrıntılar Var…

Özden Örnek denizcilik tarihine nasıl geçecek bilinmez ama Türk siyasi yaşamına günlükleriyle damgasını vurdu. Bugün varsayılan Ergenekon Terör Örgütü'ne yönelik davanın en can alıcı kısmı 2003-2004 yılında yaşanan darbe girişimleriyle ilgili. Türkiye Ayışığı, Sarıkız, Yakamoz ve Eldiven gibi bir dizi darbe girişimi atlattığını Özden Örnek'in günlükleri sayesinde öğrendi.
Ancak günlükler sadece bu konuyla sınırlı değil. Yayımlanmayan bölümlerinde, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde yakın tarihte görev yapmış üst düzey komutanlarla ilgili çok çarpıcı ayrıntılar var. Şüphesiz bunlar içinde en şaşırtıcı olanı Özden Örnek'in halefi Bülent Alpkaya ile ilişkilerini anlattığı bölümler.

İki komutan görev yaptıkları süre içerisinde birbirleriyle hiç geçinememiş. Alpkaya, Örnek'in göreve gelmemesi için Em. Alb. Belgütay Varımlı'dan dosya istemiş. Varımlı dosyaları vermese de Alpkaya ulaşabildiği bilgileri amirleri Hüseyin Kıvrıkoğlu ve daha sonra da Hilmi Özkök ile paylaşmış. İki genelkurmay başkanı da farklı zamanlarda Özden Örnek'i makamlarına çağırarak iddiaları sormuş.

Erdil sicil notunu kırmış

Özden Örnek, Deniz Kuvvetleri'nde "Altın Çocuk"ların sonuncusuydu. "Altın Çocuk" tabiri Bahriye'de okul yıllarından itibaren komutanlık ve liderlik vasıflarıyla öne çıkan subaylar için kullanılıyordu. İşte Özden Örnek, okul yıllarından itibaren arkadaşları ve komutanları arasında hep bu sıfatla anılıyordu. O yüzden tüm rütbeleri rahatlıkla geçti. Kurmay oldu, akademiyi birincilikle bitirdi. Amirallik sırasında da beklemedi, ilk sıradan "Paşa" oldu. Hiç kimse onun kuvvet komutanı olmadan emekli olacağını düşünmüyordu. Nitekim öyle de oldu.

Ancak Örnek için sancılı süreç Kuzey Deniz Saha Komutanı olduktan sonra başladı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı'ndan, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'na gelmişti. Kendinden önceki komutan Atilla Kıyat, olaylı şekilde emekli olmuş, Donanma Komutanlığı'na Güney Deniz Saha Komutanı Em. Ora. Bülent Alpkaya getirilmişti. Deniz Kuvvetleri Komutanı ise Em. Ora. İlhami Erdil'di.

Kuzey Deniz Saha Komutanlığı görevinde ilk yıl her şey yolunda gitse de, Erdil'in emekli olacağı sene Örnek hakkında çeşitli iddialar ortalıkta dolaşmaya başlamıştı. Örnek hem şahsıyla, hem de ailesiyle yolsuzluk suçlamalarının hedefi olmuştu. Deniz Kuvvetleri Komutanı Em. Ora. İlhami Erdil de, Örnek'i Salim Dervişoğlu Paşa'nın adamı kabul ediyor, her fırsatta kuyusunu kazıyordu. Hatta görevinin son senesinde Örnek'in sicil notunu kırmıştı. Örnek ise İlhami Erdil'in kendisine düşük sicil verdiğini hemen öğrenmiş ama komutanına hiçbir şey belli etmemişti.
Günlüklere göre İrfan Tınaz, Vural Beyazıt ve Salim Dervişoğlu Özden Örnek için devreye girmiş, İlhami Erdil'i sıkıştırmışlardı. Birlikte yenen bir yemek sonrası emekli komutanlar Erdil'i bir kenara çekmişler ve "Atilla'yı emekli ettin, Örnek'i sana yedirmeyiz" demişlerdi. Bu konuşmalardan Özden Örnek'in haberi yıllar sonra olacaktı. Örnek'e bu gelişmeleri ünlü işadamı Cengiz Yalçın anlatmış, Burak Örnek vasıtasıyla haber yollamıştı.

Örnek'i koruyup kollayanlar sadece emekli deniz kuvvetleri komutanları değildi. Genelkurmay karargâhında da seveni-sayanı çoktu. Em. Org. Yaşar Büyükanıt Özden Örnek'in ailecek görüştüğü bir isimdi ve Genelkurmay'da ikinci başkandı. Yine dönemin Birinci Ordu Komutanı Em. Org. Çetin Doğan'la Örnek çok sıkı arkadaştı. Çevik Bir, Hurşit Tolon, Aytaç Yalman gibi isimler hep Özden Örnek'in arkasında duruyordu. O yüzden Örnek Paşa, İlhami Erdil engelini aşmakta zorlanmadı.

Ama asıl sorun, tüm kuvvet komutanlarının sürpriz şekilde koramirallikten oramiralliğe terfi etmesine vize verdikleri Bülent Alpkaya'nın kuvvet komutanlığı döneminde yaşandı. Örnek, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı görevinden Donanma Komutanlığı'na geçmiş, Alpkaya'nın selefi olmuştu. Alpkaya'dan iki yıl sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini devralacaktı.

Alpkaya Özden Örnek'in iddiasına göre görev süresini üçüncü yıla uzatmak istiyordu. Bu durumda da Örnek'in emekli olması gerekiyordu. Çünkü görevdeki ikinci yılını dolduracak, önündeki komutan emekli olmadığı için kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayrılacaktı. Her şey Bülent Alpkaya'nın ikinci görev yılında hız kazandı.

Rüşvet defterinde adı varmış

Günlüklere göre Özden Örnek, Donanma Komutanı sıfatıyla Yüksek Askeri Şura toplantısına katılmak üzere 29 Temmuz 2002'de Ankara'ya gitti. Aynı gün mesai bitiminde Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından kabul edilecekti. Örnek'in yakın arkadaşı Yaşar Büyükanıt Paşa da o sırada Genelkurmay'da ikinci başkandı.

Örnek, randevu vaktinden yarım saat önce Genelkurmay Karagahı'na ulaştı. Yarım saat Büyükanıt'la sohbet eden Örnek'i Hüseyin Kıvrıkoğlu tam vaktinde, yani saat beşte kabul etti. Bir süre havadan sudan sohbet ettikten sonra sıra bir işadamında, Halil Cemil Telli'de yakalanan bir deftere gelmişti. Bu defterde Özden Örnek ve ailesi için yapılan harcamaların kayıt ve notları vardı.

Halil Cemil Telli Özden Örnek'in Deniz Harp Okulu'nda hocasıydı. AYKOR adında bir firması vardı. O yüzden ikili tanışıyorlardı. Ama notları bulunan harcamalardan Örnek'in haberi yoktu. Defterde bu tür notların ne aradığını soran Kıvrıkoğlu'na Özden Örnek "Bİlmiyorum" diyerek cevap vermişti. Kendisi ve ailesinin durumunu da izah etmişti. Görünüşe göre Kıvrıkoğlu yapılan görüşmeden tatmin olmuştu.

Toplantı bitiminde ise Özden Örnek'i büyük bir süpriz bekliyordu. Halil Cemil Telli'nin not defteri bir ay önce Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndan gönderilmişti. Gönderilme yazısının altında kuvvet komutanı Bülent Alpkaya'nın imzası vardı. Ve Alpkaya bu olaydan Örnek'e hiç bahsetmemişti.

Örnek, Kıvrıkoğlu ile yaptığı görüşmenin ertesi günü Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şenel'i ziyaret etti. Şenel, bu olaydan bir şey çıkmayacağı konusunda emindi. Komutan yani Kıvrıkoğlu büyüklük yapmış, bir de olayı Örnek'in ağzından dinlemek istemişti. Örnek şimdi işin aslını öğrenmenin peşindeydi. Ama uzun bir süre beklemesi gerekecekti.

Komutanı gizlice kaydetmiş

Örnek için sıkıntılı bir yıl başlamıştı. Çünkü Bülent Alpkaya Özden Örnek ile ilgili iddiaların bir an önce işleme konması için Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'ü sıkıştırıyordu. Örnek de tüm gelişmelerden İkinci Başkan Org. Yaşar Büyükanıt ve Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri Erdal Şenel tarafından anında haberdar oluyordu.

2003 Türk Silahlı uvvetleri için çok kritik bir yıldı. Çünkü Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ordu içindeki sertlik yanlılarının yoğun baskısı altındaydı. Böyle bir durumda kendisini sürekli destekleyen ve yanında olduğunu açıklayan Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Bülent Alpkaya'yı kaybetmeyi göze alamıyordu.

O yüzden Örnek hakkındaki iddialar hiç gündemden düşmemişti. Hilmi Özkök 3 Haziran 2003 tarihinde Örnek'i makamında dinlemek istemişti. Örnek Paşa saat 14'te Genelkurmay Başkanı'nın makamındaydı. Günlüklere göre "İlk sözü Özkök Paşa aldı; 'Geçen yılki olayı biliyorsun. Seni çağırmanın esas nedeni, sen benim ne yapmamı istiyorsun? Onu sormak istedim. Karargahım ve hukukçular bunların bir suç unsuru olmadığını ve seni suçlayamayacaklarını söylediler' dedi. Ben de 'O defterde ne yazıyorsa hepsi yalan ve hayal ürünü. Adam yaptıklarını değil yapacaklarını yazmış. Dolayısıyla bunların olduğuna yani gerçekleştiğine dair bir delil yok. Bu durumda ne makamımı ne kendii lekeleyemem. Bir Fransız bakan on yıl önce dedikodu nedeniyle istifa edip mahkemeye gitti ve beraat etti. Sonra da "ben beraat ettim ama prestijimi şimdi kim kurtaracak?" diye açıklama yaptı. Bizlerin olduğu makamlar önemli' dedim ve mevzu kapandı."

O gün Özden Örnek'e Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na giden yol açılmıştı. Özkök de, Bülent Alpkaya'nın görev süresini uzatmak için bu işi sürekli kurcaladığına inanıyordu ve teamüllerin aksine bir durumun olmayacağını Büyükanıt Paşa'ya söylemişti.

Günlüklere göre asıl bomba Ağustos ayında yapılan Yüksek Askeri Şura toplantısından sonra patladı. Albay Belgütay Varımlı, 1 Eylül'de artık Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Özden Örnek'le görüşmüştü. Görüşmede Bülent Alpkaya ile yaptığı bir görüşmenin ses kaydını dinletti. Alpkaya bu ses kaydında Varımlı'dan Özden Örnek aleyhine ne bulursa getirmesini istiyordu. Amacı rakibini ortadan kaldırıp görev süresini bir yıl daha uzatmaktı. Örnek kulaklarına inanamadı ama ortada bir ses kaydı vardı.

Bunun üzerine Tümgeneral Erdal Şenel'e ne yapması gerektiğini sordu. Şenel eğer dava açarsa kazanabileceğini, en azından tazminat alabileceğini söyledi. Örnek'in kafası karışıktı ve ilk fırsatta Alpkaya ile karşılaşmak istiyordu. Ancak bu fırsat, beklemesine rağmen eline geçmedi. Bunun üzerine 11 Ekim 2003'te Alpkaya'ya bir mektup gönderdi. Mektupta olan biteni bildiğini, Varımlı'nın kendisine her şeyi anlattığını söylüyor ve sitem ediyordu.

"Bülent Amiralim, ek'te gönderdiğim yazıyı Alb. (e). Belgütay Varımlı 1 Eylül 2003 tarihinde bana getirip verdi. Esasında 4 Ağustos 2003 günü verecekmiş ama Şura'dan sonra beni bulamamış. Kendisini tanıdığınızı zannediyorum. Bu yazıyı, sizi Deniz Harp Okulu açılış töreninde göreceğimi zannettiğim için daha önce göndermedim. Yüz yüze konuşmak istiyordum. Eğer bu bilgi doğru ise utanılacak bir durum. Koca bir oramiral süresini uzatmak için, "adam" diyerek bahsettiği bir başka oramiral hakkında belge istiyor. İstediği kişi de bir albay. Ne askerlik anlayışına sığan bir davranış, ne de ileri sürülen gerekçeler gerçek. Eğer bu bilgi yanlış ise Belgütay'ı mahkemeye vereceğim. Ama doğru ise Genelkurmay Başkanı'na giderek kendisi ile konuşup ona göre işlem yapacağım. Unutmadan söyleyeyim, Belgütay bu yazı ile birlikte bir de ses kaydı verdi. Kendi göğsünde taşıdığı bir kayıt cihazı ile yapmış. (...) Size verdiklerimin bir kopyasını Genelkurmay Başkanı'na da vereceğim. Belki kendisine kötü şeyler fısıldanmış olabilir. Gelişmeler hakkında bilgi vermek istedim."

Türkiye'nin en gerilimli yıllarında görev yapmış iki komutanın kavgasında durum mahkemeye intikal etmemiş. Ama Alpkaya ve Örnek'i o tarihten sonra birlikte gören de olmamış...
Kaynak: Tuncay Opçin/Yeni Aktüel

03 Ekim 2009 10:29
SAKIN KONUŞMA ETÖ'YE DAYANIR

"Bu işlere beni Albay Üçok bulaştırdı" diyen Binbaşı Tulga'dan bomba itiraflar...

Geçtiğimiz hafta ‘rüşvet ve sahtecilik' suçlarına adı karıştığı için tutuklanan Hava Kuvvetleri Komutanlığı Adli Müşaviri Ahmet Zeki Üçok'un, uluslar arası savunma ve silah şirketi ALA Uluslararası Ltd. Şti.'de satış koordinatörü olarak görev yapan emekli Binbaşı Sinan Tulga ile davalık olduğu ve Tulga'nın mal varlıklarına haciz koydurttuğu ortaya çıktı. Tulga'nın Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne başvurarak, haciz işlemini kaldırttığı davada Tulga'nın avukatlığını Ergenekon Silahlı Terör Örgütü'ne üye olmak suçundan tutuklu bulunan emekli Albay Levent Göktaş'ın yapması dikkat çekti. Göktaş, avukatlık ofisinde bulunan ‘irticacı kamu görevlileri' belgesi, Beykoz'da bulunan silahlar ve Rus ajanı olduğu söylenen bir kadınla olan ilişkisinden doğan çocuğuyla gündeme gelmişti.

HAKİMLİK YAPARKEN, TİCARET YAPMIŞ

Kendisine sunulan hayat kadınları ve rüşvet karşılığı sanatçı ve zengin ailelerin çocuklarının askerlik işlemlerini hallettiği iddiasıyla yargılanmak üzere cezaevine gönderilen Hava Kuvvetleri Komutanlığı Adli Müşaviri ve Genelkurmay'ın Ergenekon davasına paralel olarak yürüttüğü Karargah Evleri davasını yürüten Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok'un, askerlik mesleğinin yanı sıra ticaret yaptığı ve ticaret yaparken düştüğü anlaşmazlıklar nedeniyle mahkemelerde davalık olduğu belirlendi.

TULGA, ALA ULUSLARASI SİLAH ŞİRKETİ'NDE SATIŞ KOORDİNATÖRÜ

Üçok ile emekli binbaşı Sinan Tulga arasında çıkan anlaşmazlığın, Tulga'nın Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Kara Harp Okulu, 4. Kolordu, Sabiha Gökçen Havalimanı, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, Işıklar Askeri Lisesi gibi pekçok kuruma iş yapan ALA Uluslararası Limited Şirketi'nde satış koordinatörü olarak görev yaptığı esnada rüşvet olarak verilen 50 bin liralık bir senet yüzünden olduğu iddia ediliyor. Söz konusu iddialarla ilgili görüşlerine başvurduğumuz şirketin İdari Amiri Mehmet Ünaldı, sözkonusu şirketin resmi internet sitesinde Tulga'nın satış koordinatörü olarak görünmesine rağmen, Tulga'nın şirketlerinden ayrıldığını iddia ederken, şirketin Genel Müdürü, Nilgün Aladağlı Rodoplu ise sorularımıza cevap vermekten kaçındı.

HACİZ BAŞLATTIRMIŞ

Vakit gazetesinin elde ettiği Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 3 Ekim 2007 tarihli kararında, Üçok iş yaptığı STK İnş. Proje Orman Ür. Elk. Elkt. Bilişim Hiz. Gıda İth. İhr.San.Tic.Ltd.Şti'nin sahibi ve uluslar arası savunma ve silah şirketi ALA Uluslararası Limited Şirketi'nin satış koordinatörü emekli binbaşı Sinan Tulga isimli bir şahısla anlaşmazlığa düştü. Tulga'nın Üçok'a verdiği 50 bin TL'lik senetten sonra başlayan anlaşmazlık sonucu taraflar anlaşmayı fesh etti ve Üçok Tulga'dan 50 bin TL tahsil etmek için İcra Müdürlüğü'nden haciz işlemi başlattırdı. Haciz işlemleri devam ederken, Tulga Ankara 8. İcra Müdürlüğü'ne itiraz ederek haciz işlemini durdurdu. Üçok bunun üzerine 17. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne başvurarak Tulga'nın itirazının iptalini istedi ancak mahkeme Tulga'nın lehine aldığı kararla, itirazın haklı olduğunu belirtti.

MAHKEME: DAVA HUSUMET NEDENİYLE AÇILMIŞ

Mahkeme, Üçok'un itirazını reddettiği kararında, haciz takibinin Tulga'nın yetkilisi olduğu şirket aleyhine yapıldığını ve davanın bu şirket aleyhine açılması gerekirken, özel şahıs Sinan Tulga aleyhine açıldığını belirterek, “Sinan Tulga aleyhine davanın açılamayacağı, yani Sinan Tulga'nın davada pasif husumet ehliyetinin bulunmayışı nedeniyle Sinan Tulga aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar vermek sonuç ve kanaatine varılmıştır” hükmüne vardı. Mahkeme 450 milyonluk avukatlık masraflarını da Üçok'un Tulga'ya ödemesini kararlaştırdı.

“YÜKSEK RÜTBELİ ASKERLER, İŞLERİ USULSÜZ HALLETMEYE ÇALIŞIYOR”

Öte yandan Üçok'un dava ettiği Emekli Binbaşı Sinan Tulga, avukatı Levent Göktaş aracılığıyla Haziran 2007'de mahkemeye verdiği dilekçesinde “Davacı tarafın başlattığı takip gibi açtığı bu davanın da haksız ve olmayan bir borç üzerine kurulu olduğunu, davacının borcu dayandırdığı olayı mahkemeyi aldatmak amacıyla farklı dile getirdiğini, davacı ile İlker Sözen'in yüksek rütbeli askerler olduklarını, kendilerinin ticari faaliyetlere girdiklerini, ancak bu alanda basiretli davranmayarak, işleri usulsüz halletmeye, müvekkilini tehdit ederek para ve menfaat sağlamaya çalıştıklarını” ifadelerini kullandı.

“BENİ BU İŞLERE ZEKİ ÜÇOK BULAŞTIRDI”

Bu arada Vakit gazetesinin ulaştığı emekli Binbaşı Sinan Tulga, o dönemde TSK'ya iş yapan Üçok ile ilgili ilginç açıklamalarda bulundu. “Beni bu işlere Üçok bulaştırdı” diyen Tulga, “Ben Zeki Üçok'tan herhangi bir şey satın almadım bir alışverişimiz olmadı. Ben ona bir senet vermiştim 50 bin liralık. Daha sonra aramızda anlaşmazlık çıktı. Beni mahkemeye verdi. 50 bin lirayı tahsil etmek için” dedi.

“BU İŞLERE HÖRMETLİ İŞLER DENİR”

Siz Üçok'tan bir hizmet ya da mal satın almadıysanız neden sizden 50 bin lira tahsil etmek istedi şeklindeki sorumuza emekli Binbaşı Tulga, “siz Azerice bilir misiniz. Azerice de bu işlere ‘hörmetli işler' denir. Bu işler hörmetli işler. Yani sizin anlayacağınız hörmet var bu işin içinde” dedi. Tulga, ‘hörmet'in Azerice'de ‘rüşvet' anlamına geldiğini hatırlatmamız üzerine, “Evet rüşvet demek” diye onayladı. Tulga, bu işlere girdiği için pişmanlık duyduğunu kaydederek, “Bu pis işlere beni Üçok bulaştırdı. Nerden girdim bu pis işlere. Daha sizin bilmediğiniz neler var neler. Ben Üçok'tan ne mal aldım ne de mal sattım ama beni bu işlere bulaştırdılar. Pis işlerine beni de alet ettiler” dedi.

“KONUŞMA, BU İŞ ERGENEKON'A DAYANIR”

“Üçok'la ilgili sizin bilmediğiniz daha neler var neler” diyen Tulga'ya: “Bu işlerin neler olduğu” şeklindeki sorumuz üzerine “Telefonda olmaz Turan Güneş Bulvarı'nda bir yerde buluşalım. Üçok'la ilgili her şeyi size itiraf edeceğim” diyen emekli Binbaşı Sinan Tulga, Turan Güneş Bulvarı'na gittiğimizde ise tekrar bizi arayarak, “Sizinle görüşmek istemiyorum. Avukatımla görüştüm bana diyor ki ‘Sen de sıkıntıya girersin sakın konuşma. Bu iş Ergenekon'a dayanır' dedi. Onun i çin sizinle görüşemem" demesi dikkat çekti.

KOÇAK: TULGA ÜÇOK'A KOOPERATİF HİSSESİ VERMESİ GEREKİYORDU

Gazetemizin konuyla ilgili olarak ulaştığı rüşvet ve sahtecilik suçlarından cezaevinde tutuklu bulunan Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok'un avukatı Nazif Koçak ise müvekkilini savundu. Koçak, “Tulga'nın Zeki Üçok'a kooperatif hissesi vermesi gerekiyordu vermedi. O yüzden mahkemelik olduk” dedi.

İKİSİNİN DE AVUKATLARI KAMUOYUNDA TANINIYOR

20 Haziran 2007 tarihinde Tulga'nın itirazının iptali için dava açan Ahmet Zeki Üçok'un avukatlığını ceza ve tazminat davalarıyla ilgili birçok kitabı bulunan Avukat Nazif Kaçak yaparken, davalı Sinan Tulga'nın avukatlığını ise Ergenekon Silahlı Terör Örgütü üyesi olmaktan Silivri'de tutuklu bulunan ve ‘Eğer serbest bırakılmazsam, savcıları vurun' diye tehditler savuran emekli Albay Levent Göktaş yaptı. Göktaş, Beykoz'daki lav silahları, avukatlık ofisinde bulunan ‘irticacı kamu görevlileri' dosyası ve Rus ajanı bir kadınla olan ilişkisinden doğan çocukla gündeme gelmişti.

İŞTE ALA SİLAH ŞİRKETİNİN İŞ YAPTIĞI KURUMLAR

Ala silah şirketi, başta TSK'ya bağlı kurumlar olmak üzere birçok kamu kurumuna iş yapmış. İşte çok büyük paraların döndüğü o işlerden bazıları:

1. Kara Harp Okulu Atış Poligonu:
İş Kapsamı:
Sius Ascor 80 yol 25 - 50 Metre elektronik hedef sistemleri, puanlama ve sıralama bilgisayar sistemleri, skorbordlar, monitörler, kumanda masaları, balistik koruma ve ses izalasyonu, projelendirme, malzeme temini ve elektronik montajı (komple anahtar teslimi). Solution Shooter Training System (SCATT) temini ve kurulması

2. 4. Kolordu Atış Poligonu (MAMAK)
İş Kapsamı:
Sius Ascor 40 yol 300 Metre elektronik hedef sistemleri, puanlama ve sıralama bilgisayar sistemleri, skorbordlar, monitörler, kumanda masaları, balistik koruma ve ses izalasyonu, projelendirme, malzeme temini ve elektronik montajı (komple anahtar teslimi ) ile bu hedef sistemlerine ait yedek parça temini.

3. Elazığ Polis Okulu
İş Kapsamı:
5 yol 25 Metre elektronik hedef sistemleri, bilgisayar sistemleri, skorbordlar, monitörler, kumanda masası, interaktif simülasyon sistemi, balistik koruma ve ses izolasyonu, projelendirme, malzeme temini ve elektronik montajı

4. Kara Kuvvetleri Komutanlığı 1 ve 2 Numaralı Nizamiyeleri
İş Kapsamı:
Vivid APS otomatik patlayıcı algılama sistemleri temini, montajı, işletmeye alınması (X - RAY )

5. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Lumbarağzı
İş Kapsamı:
Vivid APS otomatik patlayıcı algılama sistemleri temini, montajı, işletmeye alınması (X - RAY )

6. Sabiha Gökçen Havalimanı (Kurtköy- İSTANBUL)
İş Kapsamı:
Üç ayrı bagaj holünde, her bir sistem münferiden saatte 1500 bagaj kapasiteli Vivid VIS-M ve VDS III bagaj hattına entegre tam otomatik patlayıcı, uyuşturucu algılama sistemleri temini, montajı ve işletmeye alınması (X-RAY)

7. KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı
İş Kapsamı:
Piyade tüfekleri ve makineli tabancalar için Aimpoint Kırmızı Nokta Nişan Aleti ve Scatt Solution Atıcılık ve nişancılık eğitim sistemi temini ve montajı.

8. Kara Kuvvetleri Komutablığı
İş Kapsamı:
Tanner 6mm ve .308 cal Müsabaka silahları temini, bakım ve onarımı,
Hammerli AG .22 Cal ve .32 Cal SP 20 Ateşli ; ayrıca AP 40, AR 50 havalı Müsabaka silahları ve yedek parçaları temini, bakım ve onarımı,
Norma Precision AB 6 mm, .308 cal.ve .32 Cal Müsabaka mermileri temini,
H&N Havalı silah saçması temini,
Eley 22 Cal tabanca ve tüfek mermileri temini,
Walther 22 Cal sport ve power match müsabaka silahları temini,
Pardini 22 Cal ve .32 Cal Ateşli ve K2S Havalı tabanca temini,
Morini 22 Cal ve .32 Cal Ateşli ve CM162MI Havalı tabanca temini,
Sauer, Kurt Thune, Peltor, Champion ve Gehmann gibi firmalardan çeşitli atış giysi ve teçhizatları temini.

9. Genelkurmay Kapalı Atış Poligonu Yenileme İnşaatı
İş Kapsamı:
Projelendirme, malzeme temini ve inşası (Havalandırma, elektrik, tesisat, ses yalıtımı, balistik koruma ve inşaat kalemlerinin tamamı)

10. Eğitim ve Doktrin Komutanlığı Atıcılık ve Keskin Nişancılık Eğitim Bölüğü (AKNEB)
İş Kapsamı:
Johannsen Havalı silah poligonu
Scatt atış eğitim sistemi
Hammerli AP 40 Havalı Tabanca ve AR 50 Havalı tüfek temini
H&N Havalı silah saçması temini
Norma .32 Cal., .308 Cal., ve 6 mm BR Mermi temini
Tanner 6 mm BR tüfek temini
Pardını K2S Havalı tabanca temini,
Walther LG 300 Alutec Havalı tüfek temini.

11. 4. Kolordu Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 Havalı tabanca temini

12. Etimesgut Zırhlı Tümen Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 Havalı tabanca ,AR 50 Havalı tüfek ve Scatt Solution (Atıcılık Nişancılık eğitim sistemi) temini ile havalı silah saçmaları ve hedefleri temini.

13. 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı
Hammerli AP 40 Havalı tabanca temini

14. Ankara Emniyet Müdürlüğü
İş Kapsamı:
MP5 Taktik el fenerleri temini.

15. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 Havalı tabanca,AR 50 Havalı tüfek, Sauer Atış elbiseleri ve H&N Havalı Silah Saçması temini

16. Bolu Komando Tugay Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AR 50 Havalı tüfek temini

17. İstihkam Okul Komutanlığı
İş Kapsamı:
Sauer Atış elbiseleri , H&N Havalı Silah Saçması ve Hedef kağıtları temini

18. Işıklar Askeri Lisesi Komutanlığı
İş Kapsamı:
H&N Havalı Silah Saçması temini

19. Maltepe Askeri Lisesi Komutanlığı
İş Kapsamı:
Scatt Solution Shooter Training System temini,
Sauer Atış Botu temini,
H&N Havalı Silah Saçması temini

20. Burdur Tugay Komutan Yardımcılığı
İş Kapsamı
Hammerli AP 40 havalı tabanca, Hammerli AR 50 havalı tüfek ve Havalı silah saçması temini

21. Tuzla Piyade Okul Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 havalı tabanca , Hammerli AR 50 havalı tüfek ve H&N Havalı Silah Saçması temini

22. 1.Ordu Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AR 50 Havalı Tüfek Temini

23. Bedensel Engelliler Federasyonu
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 havalı tabanca, Hammerli AR 50 havalı tüfek, H&N havalı silah saçması ve Havalı silahlar için pompa temini.

24. T.C. Atıcılık ve Avcılık Federasyonu
İş Kapsamı:
Eley .22 Cal Match EPS Müsabaka Mermisi, Hammerli AP 40 Havalı Tabanca , Hammerli AR 50 Havalı Tüfek, Walther LG 300 Havalı Tüfek, H&N havalı silah saçması, Müsabaka Silahları Pompası, Kromson Skeet Poligonu, Serena Trap ve Skeet poligonu (Eskişehir) temini ve montajı.

25. Modern Pentatlon Federasyonu
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 Havalı tabanca ve H&N havalı silah saçması temini.

26. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 Havalı tabanca temini

27. Jandarma Okullar Komutanlığı
İş Kapsamı:
Sius Ascor 20 yol 25 metre elektronik ateşli silah poligonu hedef sistemi ve 20 yol 10 metre elektronik havalı silah poligonu hedef sistemi temini ve montajı ile bu sistemlere ait yedek parça temini.

28. Jandarma Genel Komutanlığı
Jandarma Gücü Atış Takımı Silah (Tanner, Walther, Hammerli) Mühimmat (Eley, Norma) ve Teçhizat (Sauer, Champion, Gehmann, Peltor) alımı.

29. 9. Kolordu Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 Havalı tabanca, AR 50 havalı tüfek, Havalı silahlar için pompa ve Sauer atış eldiveni temini.

30. 11. Piyade Tugay Komutanlığı
İş Kapsamı:
Morini CM 162 EA Havalı tabanca, Hammerli AR 50 Alupro Havalı tüfek ve Havalı silah pompası temini.

31. 7. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı
H&N Havalı silah saçması temini.

32. 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 Havalı tabanca, H&N havalı silah saçması ve Havalı silah pompası temini.

33. Eğirdir Komando Okul Komutanlığı
İş Kapsamı:
H&N Havalı silah saçması temini.

34. 57. Topçu Tugay Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 Havalı tabanca, AR 50 Havalı tüfek, Havalı silahlar için pompa ve H&N havalı silah saçması temini.

35. 95. Zırhlı Tugay Komutanlığı
İş Kapsamı:
H&N Havalı silah saçması temini.

36. 8. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı
H&N Havalı silah saçması ve hedef kağıtları temini.

37. 48. İç Güvenlik Tugay Komutanlığı
İş Kapsamı:
Hammerli AP 40 Havalı tabanca, AR 50 Havalı tüfek, Havalı silahlar için pompa ve H&N havalı silah saçması temini.

38. 4. Komando Tugay Komutanlığı
İş Kapsamı:
Walther LP 300 Havalı tabanca, LG 300 Alutec Havalı tüfek, Havalı silahlar için pompa ve H&N havalı silah saçması temini.

39. 19. Piyade Tugay Komutanlığı
İş Kapsamı:
H&N Havalı silah saçması temini.

40. 5.Komando Alay Komutanlığı
İş Kapsamı:
H&N Havalı silah saçması ve Havalı silah hedef kağıtları temini

41. Hava Harp Okulu Komutanlığı
İş Kapsamı:
Havalı silah hedef kağıtları temini

42. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü (Sakarya)
İş Kapsamı:
H&N Havalı silah saçması temini.

43. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü (Çankırı)
İş Kapsamı:
H&N Havalı silah saçması temini.

Kaynak: Mehmet Yıldız/Habervaktim

3'ü polis 16 kişi rüşvetten tutuklandı
17:40 - Kocaeli'nin Gebze ilçesinde, ağır tonaja rüşvet karşılığı göz yumdukları ve rüşvet verdikleri iddia edilen biri emekli polis memuru Ahmet Ş. ile 15 kişi, savcılıktaki ifadelerinin ardından tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi. 16 zanlı tutuklanarak cezaevine gönderildi. 03.10.2009 KOCAELİ netgazete

06 Ekim 2009 09:57
DUYAR'I DEVLET ÖLDÜRTTÜ İTİRAFI
Ertosun'u suçlayan Nuriş'ten zorla da olsa 'Devlet bana Duyar'ı öldürttü' itirafı geldi.

Tempo dergisine konuşan Nuri Ergin, Sabancı suikastı sanıklarından Mustafa Duyar’ın da öldüğü Uşak Cezaevi’ne Ali Suat Ertosun tarafından ölüme gönderme kastıyla nakledildiğini öne sürdü

Karagümrük çetesi olarak bilinen Ergin kardeşlerden Nuri Ergin, çıkan kanlı isyanlarda Sabancı suikastı sanıklarından Mustafa Duyar’ın da öldüğü Uşak Cezaevi’ne, dönemin Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun tarafından ‘özellikle ölüme gönderme’ kastıyla nakledildiklerini iddia etti.
Tempo dergisinden Lube Ayar’a açıklamalar yapan Ergin, Ergenekon davasında da gündeme gelen Uşak Cezaevi’ndeki kanlı olaylarla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.
Edirne F Tipi Cezaevi’nde bulunan Ergin, 2000’de Uşak Cezaevi’ndeyken çıkan isyan sırasında, “Bu devlet bana Mustafa Duyar’ı öldürttü” iddiasında bulunmuş, bu sözleri içeren kamera kayıtları Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’e iletilmişti. Ergin, o günkü sözlerini kabul etmeyerek, “O kaset, davaya bakan Uşak Mahkemesi’nde yok. O kasedi çekenler, 8 yıl boyunca saklayanlar, mahkemeye teslim etmeyenler ve Savcı Zekeriya Öz’e postayla yollayanlar kimler? İşte asıl cinayet şebekeleri onlardır. Uşak isyanını o hale getirenler ve mahkemeyi yönlendirenler de onlardır.
Mustafa Duyar’ı kardeşimiz Sami Tokur vurdu. Eline yüreğine sağlık. Ben öyle istedim, öyle oldu. Bu kadar üstüne düşülmesine de şaşmıyorum. Duyar’ın, babaları için çok değerli olduğunu biliyorum” dedi. Ergin, “O zaman neden, ‘Duyar’ı bana devlet öldürttü?’ diye bağırdınız?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“O anki gelişmeler bana öyle konuşmam gerektiği izlenimi vermiştir ki, öyle demişimdir. İyi de demişim. Sanıyorum, o sözümden sonra o cehennemden sağ çıktık. Kötü bir şey yapmamışım demek ki. Devletin adam öldürttüğünü kim görmüş? Bu yüzden ceza yiyen var mı? Ben görmedim.”

Çetrefilli dostluklar
Ergin, Alaattin Çakıcı’yla ilgili olarak da şunları söyledi: “Gencay Çakıcı’yı vuran Adil Cesur, Kartal Cezaevi’ne konuldu. Çakıcı, Adil’in cezalandırılması için bizden ricada bulundu. ‘İki ailenin savaşı bizi bağlamaz. İki taraf da dostumuz’ diye cevap verdik. Çakıcı’yla savaşımızda bazı kamu görevlilerinin düşmanca tavrına tanık olduk. Bu hâlâ devam ediyor.
‘Çarşı karışır’ demem bunun içindir. Çakıcı’nın, MİT’çiler Kaşif Kozinoğlu, Faik Meral ve Yavuz Ataç’la dostluklarında nasıl çetrefilli oyunların olduğunu görmek zor değil. Çakıcı, yeğeni Kenan Ali Gürsel’i ve arkadaşlarını öldürten zatla barıştı.”
Ergin’in iddialarından bazıları şöyle:
Ergenekon Davası: “Yeni bir hikâye yok. Ama bir şeylerin ortaya çıkarılması için düğmeye basıldığını görebiliyorum. Derin oluşumlarla anılıp, ‘Ben mafyayım’ diyenler, kolpalarla bir yerlere gelenler artık silinecek.
Bu âlemin içindeki delikanlılar, bir yerlere gelmek için önce kendi bileğine, gücüne ve atarına bakacak. Sonunda onlar ayakta kalacak. Biz kalacağız yani, zafer bizim olacak.”
Mustafa Duyar: “O hain saldırıyı yapanların, yaptıranların arkasında kimlerin olduğunu devletimiz biliyor. Sabancı ailesinin birçok ferdi de biliyor. İşte Sabancı’yı katlettiren şer güçler, ben Mustafa Duyar’ı öldürtünce oyunları bozulduğu için, bana ve kardeşime her türlü ölüm oyununu oynadılar. Bunların kim olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor.”
Selçuk Parsadan: “Mustafa Duyar’ın öldüğü gün, Parsadan’ı da kardeşim Sami Tokur vurdu. O öyle istemiş, öyle olmuş. Fazla önemsenecek bir durum yok. Ölmüş adamın ardından konuşmayalım”
Veli Küçük: “Bizim devlet içinde irtibatlı olduğumuz hiç kimse yoktur. Küçük’ü, bu âlemdeki herkes kadar ismen tanırım. Bir duruşmada, bizi savcıların yönlendirdiğini söyledi. Ben de bu gerçek dışı sözlere diyeceğimi dedim.”
Kurtlar Vadisi: “O dizide, alçakça senaryolarla ailemizi uyuşturucu kaçakçısı olarak gösterip bize iftira attılar. Hasmımız Çakıcı’yı ise kahraman gibi empoze ettiler. Osman Sınav’a bilgi verdiği söylenen Ergenekon tutuklusu Albay Hasan Atilla Uğur’a mektup yazdım. Kimlerin bizi bu şekilde göstermek istediğini sordum. Ama ne yazık ki cevap alamadım.”

Nuri Ergin (sağda), cezaevinde yaşadıklarını anlatıp çeşitli iddialarda bulundu.

Ağabeyi, Vedat Ergin’in kendisi yüzünden hapis yattığını söyledi.

‘Postu iyi kurtarmışsınız’
Ergin’in Ali Suat Ertosun hakkındaki iddiaları ise şöyle:
“Uşak isyanı, Eskişehir Cezaevi’nden beri devam eden olayların son noktasıdır. Eskişehir’de, Vedat’la görüş mahallinde ailelerimizle birlikteyken, sırtımıza kabin yerinden 38 el ateş edildi. Onlara karşılık vermem iki kiralığı telaşa düşürdü. Kartal Cezaevi’ne gönderildik. Ertosun, koğuşumuza gelip ‘Postu iyi kurtarmışsınız’ deyince, ağzıma geleni söyledim, kaçtı gitti. Taraf’ta çıkan haber her şeyi anlatıyordu. Bize saldırı yapılacağını bilmeyen devlet kurumu kalmamış ki. Ona rağmen bizi Uşak’a gönderdiler. Devletin bazı yetkilileri ciddi şekilde soruşturulmalı. Bu görevi ihmal değil, bilerek, tezgâhlayarak isyan çıkarıp ölümlere neden olmaktır. Uşak olaylarını planlayan güç, gerçeklerin ortaya çıkmasına izin vermez. Orada öldürüleceğimize dair, devletin bilgi notlarını ciddiye almayan bir yargılama yapıldı. O cehennemden sağ çıkamayacağımızı düşünen şer odakları, ‘Siz misiniz oradan sağ çıkan’ deyip, cezalardan ceza beğendiler. Ertosun da, bir oyuna geldiyse, bu şer odaklarını artık açıklamalıdır.”
aktifhaber

Hastanedeki rüşvete 5 tutuklama
10 Ekim 2009
Kırklareli Devlet Hastanesinde 'rüşvet alma, verme, edinim ifasına fesat karıştırma' iddiasıyla düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 11 kişiden 5'i tutuklandı. netgazete

12 Ekim 2009
Albaya Kaçakçılıktan Gözaltı
İstanbul'da düzenlenen kaçak sigara operasyonunda biri albay üç kişi gözaltına alındı.

İstanbul'da, uyuşturucu taşıdığı düşünülen bir kamyonete düzenlenen operasyonda, uyuşturucu madde yerine kaçak sigara ele geçirildi. Kamyonette bulunan biri albay 3 kişi gözaltına alındı.

Alınan bilgiye göre, İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, ihbar üzerine bir kamyoneti takibe aldı. Araç, Çamlıca gişelerine girdikten sonra durduruldu. Araçta yapılan aramalarda uyuşturucu maddeye rastlanmadı ancak zula edilmiş yüklü miktarda kaçak sigara ele geçirildi. Kamyonette bulunan askeri personel Topçu Albay Ç.Ç. gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında daha sonra 2 kişi daha gözaltına alındı. Albay Ç.Ç. Merkez Komutanlığı'na, diğer 2 şüpheli Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerine teslim edildi. Soruşturma da narkotik polisi tarafından Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne devredildi
aktifhaber

İzmir'de Vergi müdürüne suçüstü
14 Ekim 2009 İzmir'in Gaziemir ilçesi Vergi Dairesi Müdürü'nün bir müteahhitten 50 bin TL rüşvet alırken suçüstü yakalandığı iddia edildi.
İzmir Cumhuriyet Savcılığı'na başvuran müteahhit Ayhan Akyüz, daha önce yaptığı faturasız bir işten dolayı bulunan 250 bin TL vergi borcu karşılığında Gaziemir Vergi Dairesi Müdürü K.G.'nın kendisinden 50 bin TL rüşvet istediğini belirtti.

Savcılık talimatı üzerine harekete geçen Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliği ekipleri, Akyüz'ün, rüşvet isteyen vergi dairesi müdürüyle irtibata geçip istediği parayı vereceğini söylemesini istedi. Polislerin isteği üzerine müdür K.G. ile irtibata geçen Akyüz, Gaziemir'de buluşup 50 bin TL'yi vereceğini söyledi.

Daha önce seri numaraları alınan paralarla buluşma noktasına giden Akyüz, paraları Vergi Dairesi Müdürü K.G.'ya teslim etti. G.K. da suçüstü yakalandı. K.G.'nın paraları alırken Akyüz'ün üzerine yerleştirilen gizli kamerayla saniye saniye rüşvet anı belgelendiği öğrenildi.

haber7
15 Ekim 2009 09:51
Bürokraside Bir Deprem Daha

Ardahan Valiliği’nin Çıldır Kaymakamı hakkında açtığı soruşturma, ilçenin üst düzey bürokratları arasındaki ilişkileri gün yüzüne çıkardı..Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

ARDAHAN Valiliği’nin Çıldır Kaymakamı hakkında açtığı soruşturma, ilçenin üst düzey bürokratları arasındaki ilişkilerin, bir zamanlar ekranların en çok izlenen dizilerinden “Dallas”takileri aratmadığını ortaya çıkardı. Ardahan’ın Çıldır İlçesi Kaymakamı Önder Çan hakkında, valiye küfrettiği ve bölgede çalışan bir kadın doktorla ilişkisini ortaya koyduğu telefon konuşması nedeniyle soruşturma açıldı.

Önder Çan’ın, 8 Ekim’de bir doktora izin verilmesi konusunda, yerine vekalet eden Hanak Kaymakamı Süleyman Ovalı’yla telefonda tartıştığı, sinirlenip Ovalı ve eski Ardahan Valisi’ne hakaret ettiği, “O..... ç..... valiye inat, ben o doktoru götürdüm” dediği iddia edildi.

KONUŞMANIN TANIKLARI

Kaymakam Önder Çan’ın konuşmasını tutanakla belgelediğini ve konuşmayı hoparlörden dinleyen tanıkların da imzaladığını belirten Hanak Kaymakamı Süleyman Ovalı “Olay doğru, soruşturma gerçekleşiyor. Bu nedenle konuşmak istemiyorum” dedi. Önder Çan ise “Ben böyle sözler sarfetmedim” diye konuştu.

VALİ: İLİŞKİSİ VARMIŞ

Vali Selim Cebiroğlu da “Başka bir soruşturmada, doktorla ilişkisini öğrendik” dedi.

Önder Çan’ın, bölgede görevli bir kadın doktorla ilişkisi olduğu, ancak doktorun sevgilisi olduğunu öğrendiği, “Ankara’ya gideceğim” diye izin alan doktoru takibe alıp başka bir kente gittiğini öğrenince görevden aldığı da öne sürüldü.

İşte tutanak

Çıldır Kaymakamı Önder Çan’ın sarf ettiği belirtilen sözlerden bazıları şöyle:

O ilçe benim ilçem, sen benim ilçeme karışamazsın i... o... i...

(Hanak Kaymakamı’nın “Sen bu şekilde küfür ve hakaret etmeye devam edersen, yasal haklarımı kullanacağım” lafı üzerine) Sen busun oğlum; o..... gibi kıvırırsın.

(Hanak Kaymakamı’nın “Sen neden bu doktora izin verdin peki” sorusuna) O işi karıştırmayacaksın, o mevzu özel. Ben o doktorla bir süre çıktım, şimdi çok özel sır durumu var.

(Hanak Kaymakamı’nın “Benimle ilgili ne sorunun var” lafı üzerine)

Cebiroğlu

i... -eski Vali Selim Cebiroğlu- Doktoru benimle ilgili saçma sapan bir şekilde sıkıştırmış, bunu bir tek seninle paylaştım. Ama dışarıda insanlar bu olayı konuşuyorlar. Oğlum bu yüzden sana düşmanlık ediyorum.

Ben o..... ç..... valiye inat o doktoru götürdüm.

ÇILDIR KAYMAKAMI ÖNDER ÇAN

‘Tartıştık, o laflar yok’

Önder Çan, Hanak Kaymakamı Ovalı’nın tutanağa geçirdiği konuşmaların doğru olmadığını savunarak, “Bir tartışmamız oldu, ama yok böyle laflar. Bunlar, kaymakamlık makamına gelen birinin söyleyeceği laflar mıdır” dedi.

Çan, “Doktor ile arkadaşız. ‘Aralarında ilişki var, almıyor görevden’ dedikodusunu çıkardılar. Sonra görevden aldım, bu sefer de ‘Beraber olmayı kabul etmediği için’ dedikodusunu çıkardılar” dedi.

HANAK KAYMAKAMI SÜLEYMAN OVALI

‘Bunları kafadan uydurmadım’

Hanak Kaymakamı Süleyman Ovalı konu hakkında konuşmak istemediğini, kendisinin bu konuda valiliğe bilgi verdiğini, gerekiyorsa adli makamlar önünde de hesabını verebileceğini belirterek, “Ben bunları kafamdan uydurmadım, arada geçen konuşmaların her satırını kâğıt üzerine döktüm ve gerekli yerlere ilettim.

Ayrıca kimsenin ilişkisini de kimseye söylemedim. Herkesin özel hayatı kendine” dedi.

Konuşmada adı geçen doktor:

Kaymakamla ilişkim olmadı

ÇILDIR Kaymakamı Önder Çan ile ilişkisi olduğu iddia edilen Doktor B.D., “Benim Kaymakam Çan ile amir-memur dışında bir ilişkim hiç olmadı, olamaz da. Yaklaşık olarak 1.5 yıldır burada görev yapıyorum.

Birçok kişiyle bu tür yakıştırmalar yaptılar. 6 ay bununla mücadele ettim. Ben sadece işimi yapıyorum. İki kaymakamın arasında ne konuşmalar geçti bilmiyorum.

Benim adımın geçmesi çok anormal bir durum” dedi. Doğan şöyle devam etti: “Ben Çıldır halkını seviyorum. Sırf o yüzden burada duruyorum. Bu tür şeyler beni ve ailemi çok yıpratıyor. Ben işime bakıyorum ama bu saatten sonra ne yapacağımı bilmiyorum. İstifa da edebilirim.”
Habertürk

8 Ekim 2009 19:33
Emniyetten Otoparklara Tavassut Belgesi

Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir imzalı yazıda; otoparklara çekilen araçlarla ilgili uyarıda bulunuldu
Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir, otopaklara çekilen araçlarla ilgili Trafik Vakfı ve otopark personeline hiç bir surette “tavassutta” bulunulmamasını isteyerek, aksi davranış sergileyen personel hakkında ise yasal işlem yapılacağını bildirdi.

Özdemir, yayınladığı genelgede “HAT 06” dosyası ile ilgili yapılan inceleme ve araştırmada, Ankara Valiliği'ne bağlı vakıf statüsünde çalışan Ankara Trafik Vakfı'na ait otoparklarda, belirlenen ücretlerin çok altında ya da hiç ücret alınmadan araç çıkışlarının yapıldığı ve Ankara Trafik Vakfı'nın çok büyük boyutlarda zarara uğratıldığının tespit edildiğini bildirdi.

Zarara, Emniyet müdürlüğünde görevli rütbeli personelin baskısı nedeni ile çekici ve otopark ücretlerinde indirim yapılması veya hiç para alınmamasının neden olduğu vurgulanan genelgede şu ifadelere yer verildi:
“Bundan böyle Trafik Vakfı görevlilerinin görevlerine her ne şekilde olursa olsun müdahale edilmemesini, hiç bir personelimizin otoparklarda çalışan vakıf görevlilerine veya otoparklarda görevli personelimize tavassutta bulunmamasını, otoparklarda çalışan tüm personeli zor durumda bırakacak davranışlardan kaçınılmasını, tüm birimler için göreve müdahale veya tavassut sayılacak bu gibi isteklerin derhal sıralı amirler kanalıyla tarafıma iletilmesini, belirtilen konuların sıralı amirlerce takip edilerek, herhangi bir aksaklığa meydan verilmemesini, emrin her kademedeki personele imza karşılığı tebliğ edilerek görev başı eğitiminin verilmesini, bu ve buna benzer davranışta bulunan personel hakkında yasal işlem yapılacağının bilinmesini önemle rica ederim.”
aktifhaber

21 Ekim 2009 08:45
Başkomiseri Öldürenler polisi şok etti

Emekli başkomser Dursun Körkoca'yı bankadan çektiği parayı gasp etmek için öldüren şebekenin elemanları polisi şok etti...Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

İstanbul Şişli'de bir faktoring şirketine para transferinde kurye olarak çalışan emekli başkomser Dursun Körkoca'yı bankadan çektiği 1 milyon TL parayı gasp etmek için öldüren şüphelilerin elebaşı Havva D.'nin 2001 yılında ölen emekli bir başkomserin eşi olduğu ortaya çıktı.

Havva D.’nin oğlu Tuncay D. de soyguna katıldı. Emekli başkomseri ateş edip öldürenin ise polis memuru Halil İbralim C. olduğu anlaşıldı. Gasp edilen paranın 650 bin TL’si Havva D.’nin evindeki çamaşır makinesinin içinde bulundu.
Bomonti’de 24 Eylül 2009 tarihinde meydana gelen olayda Faktoring şirketinde para transferlerinde kurye olarak çalışan emekli başkomser 63 yaşındaki Dursun Körkoca’nın öldürüldüğü gasp olayında soruşturma tamamlandı.Yapılan çalışmalar sonucu 1 milyon TL parayı gasp ederek soygunu gerçekleştiren zanlıların soruşturmasında tüm ayrıntılar ortaya çıktı.

SOYGUNU PLANLAYAN EMEKLİ BAŞKOMİSER İŞE ÇIKTI

Polis şebeke içinde olan şoför Tolga Y.’nin olaydan sonra verdiği çelişkili ifadeler vermesi üzerine polis tarafından takibe almasıyla tüm şebekenin ortaya çıkarıldığı öğrenildi. Operasyonda gözaltına alınan Havva D., Beyoğlu Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru Halil İbrahim C., Tolga Y., Faruk D., Serdar C.’ın aralarında bulunduğu 10 kişinin ifadesi tamamlandı. Yapılan incelemede, şebekenin elebaşının Havva D. olduğu belirtildi. Kağıthane’de oto parçası dükkanı işlettiği öğrenilen Havva D.’nin, eşinin 1 yıl önce ölen emekli bir başkomser olduğu ortaya çıktı. Havva D.’nin işleri kötü gittiği için faktoring şirketinde şoför olarak çalışan Tolga Y., oğlu Tuncay D. ve Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Halil İbrahim C. ile birlikte soygun planı yaptıkları öğrenildi.

Soygundan bir ay önce planlanan gasp olayında şebekenin şirket çalışanı Tolga Y.’den aldığı bilgiler doğrultusunda daha önce olay yerinde keşif yaptıkları öğrenildi. Hazırlanan plan gereği olayda motosiklet kullanmasını bilen kişiler kullanmayı düşünen şebekenin bu nedenle Faruk D. ile Serdar C.’de dahil edildiği belirtildi.

“HAVVA PLANLADI BİZ UYGULADIK “

Asayiş Şube Müdürlüğü’nde sürdürülen soruşturma da suçlarını itiraf eden zanlılardan şirket çalışanı Tolga Y. "Havva abla ile her şey planlandı. Ben her zaman bankaya gitmiyordum.Olay günü bankaya gideceğim söylendi. Bende telefonla bizimkilere haber verdim.Bankaya gidiyoruz yüklü miktarda para çekeceğiz dedim.Bundan sonra bizimkiler harekete geçmiş. Ben onlara hangi yoldan gideceğimi söyledim." dedi

Bankadan parayı çektikten sonra gideceği yöndeki istikamette , öndeki aracın kendilerini çarptığını belirten zanlı Tolga Y. " Bizimkilerin önümü kestiğini gördüm. Silahı polis olduğunu bildiğim Halil İbrahim çekti. Bize çantayı vermemizi istediler. Bende numaradan üzerime düşen görevimi yapıyordum. Tuncay bizim şirketin korumalarına emekli başkomser dursun ağabeye sprey sıktı. Ancak Dursun ağabey silah çekti. Bunun üzerine Halil İbrahim ona ateş etti. Çantayı alıp kaçtıklarında ben ve diğer arkadaşımla Dursun ağabeyi hastaneye yetiştirmeye çalıştık" dedi.

ÇAMAŞIR MAKİNESİNİN İÇİNDEN 650 BİN TL ÇIKTI

Polisin operasyonlar sırasında gasp edilen paranın büyük bölümüne ulaştı. Şebeke lideri olan Havva D.’in evinde yapılan aramada çamaşır makinesinin içine gizlenmiş bir torba içinde 650 bin TL bulundu.
Yetkililer Havva D.’nin oğlu Tuncay D.’nin halen firarda olduğunu yakalanması için operasyonların aralıksız sürdüğünü belirttiler.
aktifhaber

Muğla Güllük'te belediyeye yolsuzluk operasyonu!

23 Ekim 2009 Muğla'nın Milas ilçesi Güllük beldesinde yolsuzluk iddiasıyla jandarma tarafından belediyeye yapılan operasyonda bazı belgelere el konuldu.
Edinilen bilgiye göre, Milas Cumhuriyet Savcılığına Güllük Belediye'sinde yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma iddialarıyla ilgili yapılan suç duyurusunun ardından jandarma ekipleri harekete geçti. Muğla ve Milas Jandarma Komutanlıklarına bağlı sivil jandarma ekipleri, saat 16.30'da geldikleri belediye binasında yaklaşık 5 saat inceleme yaptı. Jandarma ekipleri incelemenin ardından yaklaşık 7 çuval resmi evraka el koydu. Jandarmanın operasyonu sırasında Güllük Belediye Başkanı Aytunç Kayrakçı ve diğer
meclis üyeleri de başkanlık makamında hazır bulundu.
netgazete

24 Ekim 2009 10:05
Beyoğlu'nda Polis Polis İle Çatıştı
İstanbul Beyoğlu'nda sabaha karşı aksiyon filmlerinde ancak görülen bu sahne oldu. Polisin polise kurşun yağdırdığı talihsiz olayın perde arkası ve görüntüler.

İSTANBUL, Beyoğlu’nun arka sokaklarında sabaha karşı saat 05.00’te aksiyon filmlerini aratmayan görüntüler yaşandı. İzinli gününde travestilerin işlettiği bir gece kulübünden çıkan alkollü polis memuru, gasp edildiğini iddia ederek etrafa rasgele ateş etmeye başlayınca eğlenmeye gelenler panik içinde kaçmaya başladı. Silah seslerini duyunca hemen olay yerine gelen güven timleri, havaya ateş eden polise kimlik sorup üzerini aramak isteyince, eşi benzeri ancak filmlerde görülecek görüntüler ortaya çıktı.

’Beni arayamazsınız’ dedi

Üzerinin aranmasını istemeyen alkollü polis, güven timindeki meslektaşlarına karşı koydu. Kısa süreli tartışma itiş kakışa döndü. Öfkelenen alkollü polis, ikinci kez silahına sarılıp yine kurşun yağdırmaya başladı. Kendilerini korumak isteyen güven timi polisleri de etrafa kaçıştı. Görevli polislerin kaçtığını gören polis memuru, yedi kez ateş ettikten sonra silahını beline taktı ve hızla olay yerinden uzaklaşmaya başladı. Ancak bu kez de güven timi polisleri, kendilerine ateş eden polisi yakalamak için ateş etmeye başladı. Görevli polislerle çatışan Bağcılar İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memuru, çatışmada bir meslektaşını bacağından ve topuğundan vurdu. Çatışma sonucu yakalanan polis memuru direnince bu kez de güven timleri tarafından hırpalandı. Alkollü polis memuru meslektaşlarına, “Beni gasp ettiler, o yüzden havaya ateş ettim. Ben de polisim” diyerek kendini kurtarmaya çalıştı. Yaralanan ve harpalanan timdeki iki polis, Taksim İlk Yardım Hastanesi’ne kaldırıldı. Alkollü olduğu iddia edilen diğer polis ise sorgusunun ardından çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklanarak Paşakapısı Cezaevine gönderildi.

aktifhaber

Tabip binbaşı usulsüzlükten gözaltında
16:25 - Sivas polisinin kent merkezi ile Ankara ve Balıkesir'de düzenlediği eş zamanlı operasyonlarda, evrakta sahtecilik ve usulsüzlük yaptığı iddiasıyla aralarında bir psikolog doktor ve tabip binbaşının da bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı. 31.10.2009 SİVAS
netgazete

05 Kasım 2009
YİNE KORUCU TERÖRÜ
Ergani'de korucular katliam yaptı, devlet seyretti. Katledilenler bakın ne demişti...Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Ergani İlçesi’nde korucu olan İsmail Akyol ile oğlu Abbas Akyol, devletin verdiği kalaşnikoflarla katliam yaptı. Pusu kurarak aynı aileden dört kişiyi öldürdüler.

Ergani'nin Yolbulan Köyü'nde geçici köy korucusu olan İsmail Akyol ile oğlu Abbas Akyol, dün saat 11.00 sıralarında Ergani'nin Diyarbakır karayolu çıkışındaki Gündoğan Kavşağı'nda seyir halinde olan 21 EU 070 plakalı özel otomobile pusu kurarak üzerlerinde zimmetli Kalaşnikof tüfeklerle çapraz ateşe aldı. Korucu baba ve oğlunun kurşun yağdırdığı araçta bulunan Azıkla Köyü geçici köy korucusu Süleyman Aras eşi Belkisa Aras ile Necmettin Aras ve Şevki Aras olay yerinde yaşamını yitirdi.

Katledilenler korucular, zanlılar hakkında jandarmaya, savcılığa iki kez başvurmuş, korunmadıkları için son olarak İnsan Hakları Derneği’ne giderek “Onlar korucubaşı bizi tehdit ediyorlar, devlet ise bizi korumuyor. Öldürüleceğiz” demişlerdi. Onları koruculara karşı korumayan devlet dün cesetlerinin başında inceleme yapıyordu.

Dün korucular tarafından öldürülen Necmettin Aras ve karısı Perihan Aras 1 Ekim 2009 günü iki kişi Diyarbakır İnsan Hakları Derneği’nden içeri girmişti. İHD’deki avukat Serdar Çelebi’ye Ergani’nin Azıklı köyünden geldiklerini söylediler. Necmettin Aras, eşi Perihan Aras’ın korucubaşı olan amcası ve korucu olan babası ile ağabeyi tarafından tehdit edilip, kendisinden rüşvet istendiğini söyledi. Korucuların devletin silahlarıyla üzerlerinde kurdukları baskıyı şöyle anlatıyordu:

Boşanmaya zorladılar

“Perihan Aras ile evli olmama rağmen korucu olan ailesinin, zoruyla üç ay ayrı kaldık. Eşimin benden boşanmasını istediler. Onu para karşılığı yaşlı biri ile evlendirmek istiyorlar. 1 yıl önce Perihan Akyol ile evlendim. Daha sonra korucu olan eşimin ailesi tarafından sürekli rahatsız edildim. Korucu olan aile, Ergani Jandarma Karakolu’nun da desteği ile beni sürekli rahatsız ediyor. Bize zulüm etmeye başladılar. Yaklaşık 3 ay önce benim şehir dışında olduğum bir dönem eşim Perihan, korucu olan babası İsmail Akyol ve ağabeyi İlyas Akyol tarafından zorla evine götürüldü. Eşimle birlikte düğünde takı olarak gelen 7- 8 bin TL değerindeki altına da el koydular. Ergani’ye döndüğüm zaman eşim Perihan beni arayarak, kendisini önce boşandırarak sonra da para karşılığı bir başkası ile evlendirilmek istediklerini söyledi. Eşim kendisine sahip çıkmamı istedi. Sonra kaçarak yanıma geldi.

Biz durumu Ergani Jandarma Karakolu’na bildirdik. Karakol hiç bir şey yapmadı. Ardından İsmail Akyol benden tehditle para istemeye başladı. Tehditlerin sürmesi üzerine durumu karakola bildirdik. Karakola korucu İsmail Akyol da çağrıldı. Karakol komutanın yanında, ‘Ya bu parayı vereceksin, ya da seni öldüreceğim’ şeklinde beni tehdit etmesine rağmen Karakol Komutanı Faruk adlı başçavuş hiç sesini bile çıkarmadı.

‘Onlar korucu gücümüz yetmez’
Son olarak 18 Ağustos günü Ergani sebze halinde bu korucular bana saldırdı ve dövdü. Hastaneye kaldırıldım. Bu olaydan sonra bizden 40 bin TL para istemeye başladılar. Bizim bu parayı verecek durumumuz olmadığını söyledim. Karakola yaptığımız üçüncü şikayette Faruk Başçavuş bize ‘Bunlar sizden 40 bin TL istiyor, ben de bunu 20 bin TL’ye düşürdüm. Bunu getirmezseniz artık ben karışmam. İsterseniz birbirinizi öldürün’ dedi. İlçe Savcılığına da başvurmamıza rağmen sorun çözülmedi. Bunlar korucudurlar ve gücümüz yetmiyor bunlara. Ne yapacağımızı bilmiyoruz.”

İHD yetkilileri, eşi Necmettin Aras ile kendilerine gelen Perihan Aras’ın, “Babam beni para karşılığı yaşlı bir kişi ile evlendirmeyi planlıyordu” dediğini anlattı.

İHD Diyarbakır Şubesi bu gelişmelerin ardından Ergani Başsavcılığına korucular hakkında suç duyurusu ve güvenlik talebinde bulundu. İHD İçişleri Bakanlığı ve Ergani Kaymakamlığı da bilgilendirdi.

Ancak devletin bütün kurumlarının tehditten haberdar olmasına karşın alınan bir önlem yoktu. Korucubaşı İsmail Akyol ile korucu oğlu Abbas Akyol, dün saat 11.00 sıralarında Ergani’nin Diyarbakır karayolu çıkışındaki Gündoğan Kavşağı’nda pusu kurdu. Araçta defalarca devlet bir yardım görmek için başvurmuş Necmettin Aras, eşi ve saldırganların kızı-ablası Perihan Aras, Necmettin Aras’ın babası Süleyman Aras ve annesi Belkisa Aras vardı.

Atış alanlarına girdiğinde korucular İsmail Akyol ve Abbas Akyol, devletin verdiği ve üüzerlerine zimmetli Kalaşnikof tüfeklerle çapraz ateş açtı. Araçtaki dört kişi böylece göz göre göre katledildi.

Olayın ardından Diyarbakır’dan Ergani’ye takviye ekipler gönderilerekgüvenlik önlemleri alındı. Ölenlerin yakınlar olay yerine gelerek gözyaşları döktü. Saldırının ardından İsmail Akyol ve ve Abbas Akyol jandarmaya giderek teslim oldu.

Kaynak: Radikal

05 Kasım 2009 19:23
Fuhuş Operasyonu Polise Uzandı

Dün gerçekleştirilen 120 yabancı uyruklu kadın ile bazı otel görevlilerinin gözaltına alındığı operasyonun devamı ise emniyete uzandı.Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ulaşan bir ihbar mektubuyla yaklaşık bir yıl önce başlatılan soruşturma, 2 ayrı operasyon yapılarak tamamlandı.

İstanbul'daki fuhuş operasyonu soruşturmasında 15 kamu görevlisinin daha gözaltına alındığı öğrenildi. İlki 2008 yılı Eylül ayı başında gerçekleştirilen ve 60'ın üzerinde hayat kadını ve otel yöneticisinin gözaltına alındığı operasyonun ikincisi dün gerçekleştirilmişti. 120 yabancı uyruklu kadın ile bazı otel görevlilerinin gözaltına alındığı operasyonun devamı ise polise uzandı.

Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerinin yürüttüğü soruşturma kapsamında uzun süreli teknik takip yapan polis, fuhuş şebekesiyle bağlantılı olduğu iddia edilen 2 emniyet amiri, bir başkomiser, Eyüp Kaymakamlığı'nda görevli bir müdür ve emniyette görevli bir sağlık görevlisinin de aralarında bulunduğu 15 kamu görevlisini gözaltına aldı.

Ayrıca birinci sınıf 2 emniyet müdürünün de soruşturma kapsamında ifadelerinin alınacağı öğrenildi. Emniyet camiasında sarsıcı etki oluşturan operasyonun soruşturma boyutunun devam ettiği belirtildi.
aktifhaber

05 Kasım 2009 09:30
Polis Rüşvet Çarkı Çöktü
Ankara’da trafik polislerinin rüşvet çırkı teknik takipler sonunda belgelendi. Aralarında emniyet amirlerinin de bulunduğu 61 polisin meslekten ihraçı istendi..Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit İlişkili HaberlerTüm Haberler'Rüşvetsiz Gümrükten Geçilmez'Trafik Polislerinin Rüşvet ÇarkıTrafik Müdürü Rüşvetten TutukluPolise Rekor Cezanın NedeniTrafik Polisine Rüşvete Hapis Cezası

Ankara’da minibüslerden, duraklardaki değnekçiler aracılığıyla düzenli olarak rüşvet aldıkları teknik takipler sonunda belgelenen ve aralarında emniyet amirleri de bulunan 61 polisin meslekten ihraç edilmesi istendi

Ankara’da gerçekleştirilen, son yılların en büyük rüşvet operasyonu sonunda 68 trafik polisi hakkında başlatılan idari soruşturma tamamlandı. Soruşturmayı yürüten müfettişler 61 polisin “meslekten ihracını” istedi. Müfettişlerin hazırladığı dosya Disiplin Kurulu’na gönderildi.
Şubat ayında bazı trafik polislerinin minibüs ve bazı taksi duraklarında “değnekçi” adı verilen kişilerden sistematik olarak rüşvet aldığı iddiasıyla operasyon gerçekleştirildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma öncesinde teknik takip de yapıldı. Organize suç örgütü içinde yer alanlar hakkında telefon dinlemesi gerçekleştirilirken, görevli polisler gizli kamera çekimleri de yaptı.

Soruşturma 7 ay sürdü
Söz konusu dinleme kayıtları ve gizli kamera çekimleri de adli soruşturma dosyasında yer aldı. İki aşamalı operasyon kapsamında 50’den fazla trafik polisi hakkında “rüşvet aldıkları” iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca adli soruşturma başlatıldı.
Emniyet Genel Müdürlüğü de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü adli soruşturmaya paralel olarak idari soruşturma başlattı.
Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal’ın talimatıyla görevlendirilen 3 kişilik polis başmüfettişi grubu, adı geçen trafik polisleriyle ilgili idari soruşturmaya başladı. Yaklaşık 7 ay süren idari soruşturmayı yürüten polis müfettişleri geçtiğimiz günlerde çalışmalarını tamamladı.
Müfettişler, eldeki bilgi ve belgeleri değerlendirirken, haklarında adli soruşturma açılmayan başka polislerin de rüşvet çarkı içinde yer aldığını saptadı.

7 polis suçsuz bulundu
Müfettişler, soruşturmalarında 68 trafik polisiyle ilgili değerlendirme yaptı. Tanıkların yanı sıra halen cezaevinde olan bazı trafik polislerinin de ifadelerine başvuran müfettişler, rüşvet çarkını tüm boyutlarıyla tespit etti. Müfettişler, emniyet teşkilatının son yıllardaki en geniş çaplı soruşturması sonunda Ankara Emniyeti’nde görevli çeşitli rütbelerdeki 61 trafik polisi hakkında “meslekten ihraç” cezası verilmesini istedi.
Müfettişler, 7 polisle ilgili bir suç unsuru bulamadı. Müfettişlerin hazırladığı dosya kısa süre önce Emniyet Genel Müdürlüğü Disiplin Kurulu’na ulaştı.
Emniyet Genel Müdürlüğü Disiplin Kurulu, önümüzdeki günlerde yapacağı toplantıda 61 polisin ihracının istendiği dosyayı karara bağlayacak. Kurul dosyayı görüşürken haklarında meslekten ihraç cezası istenilen polislerin son savunmalarını da alacak.
Kaynak: Milliyet

06 KASIM 2009, CUMA
Emniyet amiri de var, hakim ve doktor da

Dev fuhuş operasyonuna şoke edici isimler takıldı. Çetenin üst düzey polisler, vergi denetmeni, zabıta, doktor, laborant ve hakimleri maaşa bağladığı iddia edildi

İstanbul'da düzenlenen ve 120 hayat kadını ile 37 kişinin gözaltına alındığı fuhuş operasyonunda, çete ile irtibatlı çok sayıda devlet görevlisi telefon dinlemelere takıldı. Emniyet Müdürü A.Ö.'nün, şebekeden aylık 500 TL maaş aldığı iddia ediliyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a gelen ihbar mektubu ile çalışma başlatan Organize Suçlarla Mücadele ekipleri, önceki gece, mektupta yer alan ikinci gruba yönelik operasyon düzenledi. 8 aylık teknik takibin ardından, 300 polisin katıldığı baskınlarda, 37 kişi ile 120 kadın yakalandı. Çete lideri olduğu belirtilen otel sahibi A.K. de gözaltına alınan isimlerden. Polis, bazı kamu görevlilerinin şebekeye yardım ettiğini belirledi.

4 POLİS GÖZALTINDA
Operasyonun 2. dalgasında, Bitlis'te görevli bir emniyet amiri, 3 polis memuru, iki vergi denetmeni, 3 zabıta, bir kaymakamlık yazı işleri müdürü, bir doktor ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi'nde görevli bir laborant gözaltına alındı. Polis okulunda görevli Emniyet Müdürü A.Ö.'nün de bugün ifadesine başvurulacağı öğrenildi. A.Ö.'nün, baskınlarda gözaltına alınan hayat kadınlarını, polisin elinden kurtardığı, düzenli olarak hesabına 500 TL yatırıldığı iddia edildi. Emniyet amiri ve polis memurlarının, baskınları önceden haber verdiği de öne sürülüyor.

AIDS'Lİ KADINA SAĞLAM RAPORU
Gözaltındaki laborantın yakalanan kadınların sınırdışı edilmemesi için 'sağlıklı raporu' verdiği belirlendi. Laborant, AIDS hastası iki kadına da sağlam raporu vermiş. Dinlemelere, laborantın çete üyeleri ile tatile gittiği de takıldı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli doktor M.E.'nin, şebeke üyeleri ile sık sık buluştuğu, polisle ilişki kurmalarını sağlayıp, her ay 50 bin TL aldığı öne sürüldü. Fatih Kaymakamlığı'nda görevli bir yazı işleri müdürü, iki zabıta ve iki vergi denetmenin de çetenin işyerleri ile ilgili işlemlerini takip ettiği tespit edildi. Çetenin kapanan işyerlerinin açılması, ruhsat işlemleri ve sağlık taramaları ile ilgili olumlu raporların bu kişiler tarafından sağlandığı kaydedildi.

OPERASYON ADLİYEYE SIÇRADI
ÇETENİN değişik adliyelerde görevli 5 hakim ve savcıyı da maaş bağladığı ileri sürüldü. Polis, çete ile hukuk adamlarının ilişkisini belgeleyerek dosyayı Adalet Bakanlığı'na gönderdi. Bakanlık konuyla ilgili 2 müfettiş görevlendirdi. Suçlanan hakimin de görev yeri değişti.
Devrim TOSUNOĞLU/İSTANBUL
Akşam

İznik Belediyesi imar dosyaları, savcıya götürüldü
14:00 - İçişleri Bakanlığı Müfettişi Cemal Şişman'ın iki aya yakındır İznik Belediyesi'nde sürdürdüğü inceleme sürecinde, imar dosyalarına el konuldu. Belediyeden emekli olan eski İmar İşleri Müdürü S.D.'nin gözaltına alınmasının ardından devam eden soruşturma kapsamında harekete geçen İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, dün akşam saatlerinde operasyon düzenledi. İmar İşleri bölümünde bulunan 400'e yakın imar dosyası, araçlara yüklenerek savcılığa götürüldü. 07.11.2009 BURSA
netgazete

09 Kasım 2009 17:40
CHP'li Başkana Hapis Şoku !
Belediye ihalelerine fesat karıştırdığı gerekçesiyle, CHP'li başkana 15 yıl hapis cezası verildi..

Muğla'nın Fethiye İlçesi'nde, belediye ihalelerine fesat karıştırdığı gerekçesiyle 2 yıldır tutuksuz yargılanan Ölüdeniz Belediye Başkanı CHP'li Keramettin Yılmaz, 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Yılmaz, kararı temyize götüreceklerini belirtirken, 18 sanığın yargılandığı davada 3 kişi beraat etti, 15 sanığa toplam 98 yıl hapis cezası verildi.

Ölüdeniz Belediyesi'nin 19 Mart 2007 tarihinde gerçekleştirilen Fethiye- Ölüdeniz Yolu Yapım İhalesi'ne, 5 ve 6 Şubat 2007 tarihindeki hizmet alım ihalelerine, 4 Temmuz 2006 tarihindeki Ölüdeniz Belediyesi Derin Deşarj İhalesi'ne ve 5 Şubat 2007 tarihindeki Fethiye Belediyesi Yapım İhalesi'ne fesat karıştırmak ve çete oluşturmak suçlarıyla ilgili 18 sanığın yargılandığı dava sonuçlandı.

2 yıldır devam eden duruşmaların sonuncusunda mahkeme, Aydın İnşaat Sahibi Ali Aydın'a 5 ayrı suçtan 21 yıl 3 ay, Ölüdeniz Belediye Başkanı Keramettin Yılmaz'a ise 3 ayrı suçtan 15 yıl hapis cezası verdi.

Zeki Turgut, Çağatay Beyaz ve Halil Uran'ın beraat ettiği davada diğer sanıklara verilen cezalar şu şekilde:

Ömer Fikri Demir 2 ayrı suçtan 10 yıl, Necati Şenol 2 yıl 1 ay, Mehmet Yörükoğlu 4 yıl 2 ay, Cahit Temizkan 4 yıl 2 ay, Mustafa Faruk Şentürk 2 ayrı suçtan 10 yıl, Yunus Önder 2 yıl 1 ay, Osman Yiğit 2 ayrı suçtan 6 yıl 3 ay, Baran Karakaş 4 yıl 2 ay, Şeniz Sarıkaya 4 yıl 2 ay, Şadi Şahin 4 yıl 2 ay, Şenyurt Toker 4 yıl 2 ay, Alaaddin Yıldız 2 yıl 1 ay, Ahmet Tanay'a 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Böylece 15 sanığa toplam 98 yıl hapis.

Ceza alan sanıkların hiçbiri tutuklanmazken, 7 gün içerisinde temyiz hakkı verildi. Yargıtay'ın kararı onaması halinde sanıklar tutuklanarak cezaevine gönderilecek
aktifhaber

12 Kasım 2009 10:40
Hakimli, savcılı, polisli, müdürlü fuhuş çetesi
Büyük fuhuş operasyonundan ilginç ayrıntılar. Çeteye çalışan 6 hakim ve 3 savcının dosyası HSYK'dan istendi. Savcı çetenin kadınlarıyla ilişkiye girmiş...

Fuhuş çetesinin, halen görevli bir il emniyet müdürüne para gönderdiği, bir savcının çetenin elindeki kadınlarla fuhuş yaptığı, bazı hâkimlerin çetenin dosyalarını takip ettiği ileri sürüldü

İstanbul’da geçen hafta iki ayrı fuhuş çetesine yönelik olarak yapılan soruşturmada ilginç ayrıntılar ortaya çıktı. Çetenin, gözaltına alınan polis memuru aracılığıyla halen bir görevli bir il emniyet müdürüne banka havalesiyle para gönderdiği ileri sürüldü.
İstanbul Adliyesi’nde görevli bir savcının da çetenin fuhuş yaptırdığı kadınlarla cinsel ilişkiye girdiği iddia edildi. Daha önce Fatih Polis Merkezi’nde görev yapan bir emniyet amirinin de hayat kadınlarının birinden çocuk sahibi olduğu belirtildi. Çeteyle bağlantılı oldukları iddiasıyla altı hâkim ve üç savcı için de HSYK’ya başvuru yapıldığı öğrenildi. Çeteyi, Meydan Mustafa adıyla bilinen Mustafa Kalemdar ile Davut Çalık organize etti.

200 kadın çalıştırıyor

Kalemdar’ın Fatih ve Büyükçekmece’de kendisine ait yedi otel ve üç diskotekte, Çalık’ın da üç otel ve üç diskotekte fuhuş sektörünü organize ettikleri belirlendi.
Müşterilerle ka


En son Ekim tarafından Prş Arl 31, 2009 8:06 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cum Ksm 13, 2009 9:52 pm    Mesaj konusu: İzmir'de 'Tarih' Talan Ediliyor Alıntıyla Cevap Gönder

Şok iddia! Emniyet Genel Müdür yardımcıları, çete liderine VIP muamelesi uygulamış

19 Aralık 2009 Emniyet Genel Müdür yardımcıları Celal Uzunkaya ve Mustafa Gülcü'nün, "Şüpheli" sıfatıyla sorgulanmasına yol açan dolandırıcılık sanığı İrfan Erbarıştıran'ın havaalanlarında VIP'i kullandığı öne sürüldü. Yeni Şafak gazetesinin haberine göre; Emniyet Genel Müdürlüğü'nde depreme yol açan iki genel müdür yardımcısının dolandırıcılık kapsamında sorgulanması olayında ilginç bağlantılar ortaya çıktı.

3 BİN TELEFON GÖRÜŞMESİ

Genel Müdür Yardımcıları Uzunkaya ve Gülcü'nün talimatı ile VIP'i kullanmasına izin verilen dolandırıcılık sanığının Münevver Karabulut cinayeti kapsamında yaptığı ihbarlar karşılığında devletten para aldığı belirlendi. Erbarıştıran'ın üzerinden Uzunkaya ve Gülcü ile doğrudan görüştüğü iki ayrı telefon hattının çıktığı öğrenildi. Erbarıştıran'ın bu hatlardan Celal Uzunkaya sık sık görüştüğü tespit edildi. Dolandırıcılık sanığı İrfan Erbarıştıran'ın Uzunkaya ve Gülcü ile yaklaşık 3 bin telefon görüşmesi yaptığı belirlendi. Erbarıştıran'ın Genel müdür yardımcısı Celal Uzunkaya tarafından telefonlarının dinlendiği konusunda uyarıldığı öğrenildi.

"DİNLENİYORSUN" UYARISI

Erbarıştıran'ın bir dönem de 2000'e Doğru dergisinde siyasi yazılar yazdığı belirlendi. 2000'e Doğru dergisinin ismi, daha sonra İşçi Partisi'nin yayın organı Aydınlık'a dönüştü. 1991 yılına kadar Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nda, haber elemanı olarak istihdam edilen Erbarıştıran'ın istihbarat biriminden ayrıldıktan sonra Emniyet'teki bazı üst düzey isimlerle bağlantısını ise sürdürdüğü tespit edildi. Erbarıştıran son olarak Ankara Sheraton Otel'de Uzunkaya'nın misafiri olarak konakladı. Ayrıca Erbarıştıran'ın, 2008'de Bursa'daki bir çete operasyonunda gözaltına alındığı, ancak adliyeye gönderilmeden serbest bırakıldığı da soruşturma dosyasına eklendi. Şüphelinin serbest bırakılması için Uzunkaya'nın devreye girdiği ileri sürüldü.

EMNİYET SARSILDI

Antalya merkezli 2 suç örgütüne yönelik operasyon, genişletilerek sürüyor. Antalya'da bir emniyet müdür yardımcısı ile Ankara ve Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü'nde görevli 2 şube müdürü de gözaltına alındı. Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yaklaşık 2 yıldır süren istihbarat ve takip çalışması sonucu, Antalya, Ankara ve İstanbul'da düzenlenen eş zamanlı operasyonlarla yakalanan 5'i kamu görevlisi, 1'kadın 20 kişinin sorguları devam ederken, Antalya Emniyet Müdür Yardımcısı Ü.B. ile Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü'nde görevli şube müdürü E.Ç. ve Ankara Emniyet Müdürlüğünde görevli Şube Müdürü H.A.T. de gözaltına alındı. Operasyonda Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Y.Ç. Antalya'da görev yapan polis memurları O.D. ile H.A.E, infaz koruma memuru A.Ö. ile astsubay H.Ç. de gözaltına alınmıştı. Böylece gözaltındaki kamu görevlilerinin sayısı da 8'e yükseldi. Öte yandan, Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Y.Ç'nin yönlendirdiği çete liderinin kumarhane basan polis amiri için vurun emri verdiği öğenildi. netgazete


'ÖDEMELER YAPILDI, ORTADA TANK YOK!'

30 Kasım 2009 19:35
İsrail firmasına modernize edilmesi için 7 yıl önce 687.5 milyon dolarlık tank ihalesi verildi. Ödemeler düzenli yapıldı. Ancak ortada tank yok.
Güngör ERGÜN'un haberi

Türkiye'nin 2002 yılında bir İsrail firmasına ihale ettiği 170 adet M60 tankının modernizasyonu yılan hikâyesine döndü. Tüm ödemeleri düzenli yapılan modernizasyon çalışması bir türlü bitirilemedi. Teslim tarihi birkaç kez değiştirilen tanklar için verilen son tarih olan ekim ayı da geçmesine rağmen iş 7 yılda tamamlanamadı.

İsrail: IMI kapatılmalı

29 Mart 2002'de 170 adet tankın modernizasyonu için İsrailli IMI (Israel Military Industries) firmasıyla 687.5 milyon dolar bedelle imzalanan anlaşma, ekonomik ömrünü tamamlamış olan ve en yenisi 1960 model M60 tanklarına bu büyüklükte bir yatırımın yapılması tartışmalarını da beraberinde getirdi. Modernizasyon için tank başına 4 milyon dolar ödeyen Türkiye'ye aynı tarihlerde yürütülen 'Modern Tank Projesi' için Ukrayna yeni nesil T-72 tankları için ise tank başına 3 milyon dolar önerdi. Anlaşma, Uzi silahlarını ürüten firma olarak da bilinen IMI firmasını batmaktan kurtardı. İsrail Maliye Bakanlığı’nın, devlete büyük yük getiren IMI firmasının kapatılmasının hazineyi rahatlatacağı yönünde 2001 yılında rapor verdiği belirlendi.

ASELSAN görmezden gelindi

Tek kaynak seçilen IMI, büyük bir avantaj elde ederken, yerli sanayiye düşen pay ise çok düşük kaldı. 687.5 milyon dolarlık ihalede ASELSAN'a 24.4 milyon dolarlık pay verildi. IMI’a ödenen paranın yurtiçinde kullanılması halinde, mevcut tankların yarısından fazlasının modernize edilebileceğini belirten uzmanlar, Türk Savunma Sanayii'nin bu çalışmaları yapabilecek imkana sahip olduğunu ifade etti. Uzmanlar yerli firmaların başarısına örnek olarak Leopard-1'lerin modernizasyonu için ASELSAN tarafından geliştirilen Volkan Atış Kontrol ve Muhabere Sistemleri’ni örnek gösterdi. Bu proje kapsamında IMI’ın Türkiye'ye zırh teknolojisi vereceğinin bizzat dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu tarafından açıklanmasına rağmen bunun da gerçekleşmediği kaydedildi.

PROJEYLE iLGiLi 2 ÖNEMLi iDDiA

Projenin hangi aşamada olduğuna ilişkin net bilgi verilemezken bir iddiada firmanın 10 adet tankı modernize ederek teslim ettiği belirtilerken başka bir iddia da ise henüz prototip tasarımın dahi ortada olmadığı belirtildi. Tasarım toplantılarında firmanın birçok konuda başarısız olduğu görülmesine rağmen bazı adımların onaylanmadan geçirildiği öne sürüldü. Projede birçok yükümlülüğünü yerine getirmeyen firmaya ödemelerin ise zamanında yapıldığı kaydedildi. Ekim 2009'da tamamlanması gereken modernizasyonun ne aşamada olduğu halen belirsizliğini sürdürüyor.

“Yukarıdan gelen emirle verildi”

İhaleye tepki gösterenlerden biri de MHP Milletvekili emekli Tümgeneral Erdal Sipahi oldu. Gazze'de katliamların yaşandığı ocak ayında bir gazeteye demeç veren Sipahi, “İhalenin İsrailli firmaya verilmesine karşı çıktık. Çünkü tecrübesi yoktu. Ama yukarıdan gelen emirle ihale İsrail'e verildi. Tankları modernize etmek yerine yeni tanklar alınsaydı daha doğru olacaktı. Hala teslim edilmedi. Teslim edilse bile işe yarayacaklarını sanmıyorum" demişti.

ERUYGUR’UN ZiYARETLERi!

İhaleyle doğrudan ilgisi olmayan dönemin Jandarma Komutanı Eruygur'un, Savunma Sanayi Müşteşarı Dursun Ali Ercan ile projenin İsrailli IMI'e verilmesi için görüşmeler yaptığı iddia edildi.

İhaleyle birlikte başlayan tartışmalar sürerken modernizasyon işinin İsrailli firmaya verilmesi için nasıl baskılar yapıldığı da gün yüzüne çıktı. İhaleyle doğrudan ilgisi olmadığı halde dönemin Jandarma Komutanı ve halen Ergenekon sanığı olan emekli Orgeneral Şener Eruygur'un yine dönemin Savunma Sanayi Müşteşarı olan ve halen ADD yöneticisi olan Dursun Ali Ercan ile sık sık bir araya gelerek projenin İsrailli firmaya verilmesi için görüşme yaptığı iddia edildi.

Proje müdürleri istifa etti

Eruygur'un devresi olan emekli Tümgeneral Ünal Tamgaç'ın o dönem Savunma Sanayi Müsteşar Yardımcısı olduğu öğrenildi. Eruygur'un Ercan ve Tamgaç'ı defalarca ziyaret ederek proje hakkında bilgi aldığı ve bir an önce imzalanması için baskı yaptığı öne sürüldü. Baskılar nedeniyle Türkiye'yi büyük zarara sokacak olan projeyi imzalamak istemeyen 3 proje müdürü de istifa etti. Tamgaç'ın sözleşme görüşmelerinin tümüne katıldığı ve İsrailli firmadan yana tavır takındığı ifade edilirken, halen Bayındırlık Bakanlığı'nda görev yapan dönemin Proje Müdürü Sadık Yamaç'a sürekli baskı kurduğu iddia edildi.

Tamgaç’ı istifaya götüren iddia

Daha sonra Proje müdürlüğüne getirilen Hünkar Urfalıoğlu ve ardından gelen Sezai Öztürk'ün de sözleşmeyi imzalamadığı kaydedildi. Skandal sözleşmeyi ise Daire Başkanı Hanife Nuran İnci ve Müsteşar Ercan imzaladıkları aktarılırken sözleşmede hiçbir proje personelinin parafının bulunmadığı belirtildi. Sözleşmenin içeriği ise uzun süre kasalarda kilitli olarak saklandı. Skandal sözleşmenin imzasının ardından ilginç bir gelişme yaşandı. 12 adet dairesi olduğu ortaya çıkan Müsteşar Yardımcısı Ünal Tamgaç istifa etmek zorunda kaldı. TSK proje koordinatörlüğünü ise Kd. Yük. Müh . Albay Taner Akay yaptı.

Müsteşarlıktan sonra İP’ye girdi

Dönemin MHP'li Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu tarafından göreve getirilen Dursun Ali Ercan'ın binbaşılıktan sonra askerden ayrıldığı öğrenilirken, yardımcısı olan emekli Tümgeneral Ünal Tamgaç'ın da Şener Eruygur'un devresi olduğu belirtildi. Ercan, müsteşarlıktan sonra İşçi Partisi'ne girerken, ADD'de Eruygur'un yardımcısı olarak da görev yaptı. Ulusal Kanal'da yaptığı yorumlarıyla tanınan Ercan, Cumhuriyet Mitingleri’nin düzenleyicilerinden biri olarak yer aldı.

Bugün

TÜRKİYE YOLSUZLUKTA SINIFI GEÇEMİYOR

18 Kasım 2009 23:25
Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün her yıl hazırladığı Yolsuzluk Algılama Endeksi'ne göre Türkiye 5 puanlık sınıf geçme notunun üzerine hiç çıkamadı. 1998'de 3.4 puanda bulunan Türkiye 11 yılda ancak 1 puanlık yükselişle 4.4 puana yükseldi. 2009 listesinde ise üç sıra birden geriledi
İSTANBUL - Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün açıkladığı ve kamu yolsuzluklarının boyutuna ilişkin ölçümler içeren ‘2009 Yılı Yolsuzluk Algılama Endeksi’ne göre krizden sonra yolsuzluğun olumsuz etkisi tüm dünyada kendini gösteriyor. Küresel krizle birlikte yolsuzluk algısı da artıyor. Bu artış hem Türkiye hem de bölge ülkelerde yaşanıyor.

Türkiye 61’inci sırada

Listede puanlar 0 ile 10 arasında değişiyor. Puanı 10’a yakın ülkeler yolsuzluk algılamasının en düşük olduğu ülkeler olarak biliniyor. Yani notu yüksek ülkeler en az yolsuzluk yapıldığına inanılan ülkeler olarak tanımlanıyor. Endekste 5 puan sınıf geçme notu olarak biliniyor. Endekse göre Türkiye hep 5 puanın altında kaldı. Türkiye 2008 yılında 4.6 puan ile 58’inci sırada bulunurken bu yıl 4.4 puan ile 61’inci sıraya indi.

En etkili araştırma

Endeks dünya ile aynı anda Türkiye’de de Şeffaflık Derneği tarafından düzenlenen bir toplantıyla açıklandı. Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), Dünya Bankası (DB) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) işbirliği ile hazırlanan Yolsuzluk Algılama Endeksi, yolsuzluğu ölçme araçları arasında en etkili araştırma olarak biliniyor.

İçinde 180 ülke bulunan endeks tüm dünyada 1995 yılından bu yana hazırlanıyor. Algılamaya dayalı olan endeks araştırmasında kamu çalışanları, politikacılar da bulunuyor. Kamuda görevlilerin aldığı rüşvetler, kamu fonlarının zimmete geçirilmesi gibi sorular sorulup algılama ölçülüyor. Bir ülkedeki dava sayısı da yolsuzluk ölçümünde alınabiliyor ama bunlar tek başına sonuç vermiyor. Endekse göre puan yükseldikçe yolsuzluk algılamasının yani yolsuzluğun düştüğü anlaşılıyor.

Türkiye ne durumda?

Açıklanan liste, Türkiye’nin 1998 yılından bu yana çok da fazla yol alamadığı görülüyor. Türkiye son yıllarda sınıfı geçecek ülkelerden olmasa da 1998’de 3.4 olan notu 11 yıl sonra 4.4 puana çıktı. Ancak bu artışa rağmen 11 yılda sadece bir puanlık artış yaşanabildi. Yine Türkiye, katıldığı ilk araştırma olan 1998’de 54. sırada bulunurken 2009’da 61. sıraya kadar geriledi.

Türkiye listede son üç yıla bakıldığında puan olarak da geriliyor. 2007 yılında 4.1 puan ile iyi durumda olan Türkiye 2008’de 4.6 puana çıkmıştı. Türkiye yapılan son araştırmada ise 4.4 puana düştü. Yani 2008’deki toparlanma yine bozuldu. Ancak bundan sonra Türkiye’nin puanının yükselmesi bekleniyor.

‘İyi öğrenci olmalıyız’

Endekse göre Türkiye 5 puanlık sınıf geçme notuna hiç gelemiyor. Türkiye’de geçen yıl kurulan Şeffaflık Derneği, Türkiye’nin daha iyi bir öğrenci olup sınıfı geçmesi gerektiğini düşünüyor. Türkiye’deki bu algının düzelmesi için de Avrupa Birliği düzenlemelerinin hayata geçirilip takip edilmesi gerektiği belirtiliyor. Şeffaflık Derneği’ne göre Türkiye’deki notu dört durum belirliyor. Bunlardan ilki basında çıkan yolsuzluk haberleri olarak biliniyor. Bunu Meclis tartışmaları, yargıya giden konular ve soruşturma dosyaları izliyor.

En iyisi Yeni Zelanda

Listeye göre en az yolsuzluk algılanan yani en az yolsuzluk olduğuna inanılan ülkelerin başında 9.4 puanla Yeni Zelanda geliyor. Endekste en yüksek puan alan ülkelerde Danimarka (9.3 puan) ikinci, Singapur ve İsveç (9.2 puan) ise üçüncü sırada bulunuyor. Bu puanlar aynı zamanda söz konusu ülkelerdeki siyasi istikrar ve düzenli şekilde çalışan kamu kurumlarını gösteriyor.

Somali son sırada

2008 yılında olduğu gibi 180 ülkenin ölçümlerinin yer aldığı 2009 Yılı Yolsuzluk Algılama Endeksi’nde, savaş gölgesi altında bulunan ve istikrarın bulunmadığı ülkeler son sıralarda yer alıyor. Bu ülkeler Somali (1.1 puan), Afganistan (1.3 puan), Miyanmar (1.4 puan) ve Irak ile aynı sırada bulunan Sudan (1.5 puan).

Yolsuzluk algılamasına göre son sıralarda yer alan bu ülkeler, aynı zamanda uzun süren istikrarsızlık ve çekişmeler sonucunda yönetişim altyapıları olumsuz yönde etkilenmiş olan ülkeler olarak tanımlanıyor. (Radikal)

Yunanistan’da durum kötü

Türkiye’nin de bulunduğu bölge ülkelere bakıldığında 2006 yılından bu yana neredeyse her ülkede düşüş yaşanıyor. Yunanistan, Hırvatistan, Romanya gibi ülkelerin puanı düşüyor. Yolsuzluk algısı en çok yükselen ülkelerin başında Yunanistan, İran, Malezya, Malta, Slovakya ve Bahreyn geliyor.

İlk sıradaki Yunanistan’daki kötü durumun nedeni olarak da ülkedeki politik çalkantılardan sonraki hükümet değişikliği gösteriliyor. Bu nedenle Yunanistan bir yılda 15 sıra birden aşağı düştü. Slovakya’da artan suç oranları da yolsuzluk algısını güçlendirdi. Dünya haritasında yolsuzluk haritasına bakıldığında İskandinav ülkeleri, Avustralya ve Yeni Zelanda hariç Avrupa da dahil tüm ülkelerde durumun kötü olduğu görülüyor.

Faturası çok büyük

Kartelleşme ve rüşvet gibi yolsuzluk uygulamaları eşit rekabete zarar verdiği için özellikle yoksul ülkelerde ve kalkınma kaynaklarında kayıplar yaşatıyor. En son yayınlanan Uluslararası Şeffaflık Örgütü raporuna göre, 1990 ile 2005 yılları arasında 283’ten fazla uluslararası özel sektör karteli ifşa oldu ve bu durum dünya çapında yer alan müşterilere 300 milyar dolarlık ek yük getirdi.

radikal

13 Kasım 2009
İzmir'de 'Tarih' Talan Ediliyor

İzmir’de görülmemiş bir talan ortaya çıkarıldı. Vakıflar’a ait pek çok tarihi eser üzerinden devlet böyle soyuluyor.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün görevlendirdiği 4 müfettiş, İzmir’de restorasyonu yapılan eserlerin tamamına yakınında bilim ve sanat ilkelerine uyulmadığını saptadı. Müfettişler, imalat gerçekleştirilmediği halde yüklenici firmalara onlarca kalem üzerinden fazladan ödemeler yapıldığını belirledi. Ödemeler arasında, Bergama Hacı Hekim Hamamı’na yapılacak minare ile Gürcüzade Cami’sine cemaatin kendi cebinden yaptırdığı avlu döşemesi için yüklenici firmaya para ödenmesi gibi pek çok ilginçlikler de bulunuyor.

RAPOR RAFA KALDIRILMIŞ

İzmir’deki usulsüzlükler ilk olarak 2007’de Devlet Denetleme Kurulu’nun yaptığı denetimle tespit edildi. Ancak bir süre rafa kaldırılan rapor tekrar Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, bağlı bulunduğu Bakan Hayati Yazıcı’nın ‘soruşturun’ talimatı üzerine dosya raftan indirildi. 4 müfettiş, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün 4 yılda gerçekleştirdiği 38 proje temini, 23 müşavirlik hizmeti ile 41 restorasyon ihalesini inceledi.

HAMAMA HAYALİ MİNARE 

Müfettişler, eski eser tescilli Tire Necmettin Karakadı Külliyesi, Manisa Hüsrev Ağa Hamamı, İzmir Bergama Hacı Hekim Hamamı, İzmir Konak Agora Vakıf İşhanı, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü hizmet binasındaki restorasyonların geri dönüşü olmayacak biçimde tahribata yol açtığını saptadı. En dikkat çekici usulsüzlük ise Bergama Hacı Hekim Hamamı’na minare yapımı oldu. Müfettişler, hamamın restorasyonu için hazırlanan maliyet cetveline minare parası eklendiğini tespit etti. •

Kaynak: Star

15 Kasım 2009 11:36
Rektör Her Gün Sınava Girmiş!
Anadolu Üniversitesi usulsüzlük iddialarıyla sarsıldı. Rektör ve personelin yılın 325 günü sınavda görevliymiş gibi para aldığı öne sürüldü

Türkiye’de 1 milyonun üzerindeki öğrenciye açıköğretim hizmeti veren Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde usulsüzlük iddiaları üzerine inceleme başlatıldı. İhbar üzerine üniversiteye giden Sayıştay denetçileri şok sonuçlara ulaştı. Yapılan tespitlerin en çarpıcısı üniversitenin rektörü Fevzi Sürmeli’nin 2008’de 325 gün sınavda görevli olarak gösterildiği ve bunun karşılığında da 80 bin TL ek ücret aldığıydı.

SAYIŞTAY SAVUNMA İSTEDİ

Anadolu Üniversitesi’nin hesapları ile ilgili yaptıkları incelemelerde usulsüzlük olduğunu belirleyen Sayıştay denetçileri, üniversite yönetiminden savunma istedi. Sayıştay’ın, 2 Eylül 2009 tarihli ve 2009/312/1 nolu sorgu raporlarında, bankalardan alınan 4.5 milyon liralık promosyonun nerelerde kullanıldığı ve bazı alımların ihalesiz olarak niye ihaleye çıkarıldığı gibi konulara açıklık getirilmesi istendi.

Yönetimden gelecek yanıtların ardından Sayıştay, üniversitenin hesaplarıyla ilgili rapor hazırlayacak. Çıkan sonuca göre usulsüz olarak yapılan harcamaların bedellerinin üniversite yönetiminden tahsil edilmesi istenecek. Sayıştay’ın üniversitenin harcamalarında ortaya çıkardığı usulsüzlüklerin başında, üniversite yönetiminin de aralarında bulunduğu bazı personele, sınavlarda görevli olmadıkları halde ödenen ücretler geliyor.

DÖNER SERMAYE KATKI PAYI

Sayıştay denetçilerinin tespitlerine göre sınavlara katılmayan ancak görevli ücreti alan üniversite yöneticileri arasında rektör, rektör yardımcıları, dekan ve dekan yardımcıları, bilgisayar araştırma merkezi müdürü gibi üst düzey isimler bulunuyor. Aynı kişilere, üniversite döner sermaye bütçesinden en yüksek oranda katkı payı da ödendiği tespit edildi. Örneğin sadece üniversite yönetiminde görevli 12 kişiye döner sermayeden 734 bin 835 lira ödeme yapıldı. Denetime takılan usulsüzlük iddiasıyla ilgili görüşüne başvurmak üzere aradığımız rektör Sürmeli telefonlarımızı yanıtsız bıraktı.

‘4.5 milyon liralık promosyonu nereye harcadınız’ sorusu

Sayıştay’ın sorgu raporlarında, üniversitenin 1 milyar liranın üzerinde nakiti olduğu, bu mevduat karşılığında iki bankadan üniversiteye 4.5 milyon liralık promosyon verildiği kaydedildi. Raporda, söz konusu promosyon bedelinin bütçeleştirilmediği, promosyonun bir kısmının elden çekilerek harcandığı vurgulandı. Raporlarda, çekilen paraların nereye harcandığına ilişkin bir belgenin üniversitenin kayıtlarında bulunmadığı kaydedildi.

Sayıştay’ın üniversite yönetimi ile ilgili bazı tespitleri şöyle:

n Sınavlarda kendilerini görevli olarak yazarak, 70-80 bin lira ek ücret aldılar.

• Açıköğretim kitaplarını yazan hocalara her kitap için ayrıca ücret ödenmektedir. Eski basım bile olsa her yıl telif ücreti ödeniyor.

• Üniversitenin yaklaşık

1 milyar liralık nakiti var. Bu nakit karşılığında bankadan 4.5 milyon liralık promosyon alındı.

• Promosyonun bir kısmının nerede harcadığı belgelenemedi.

• Belgelenenler ise kokteyl ve konaklama ücretlerinden oluştu.

Kaynak: Star

28 Kasım 2009 12:00
ÖSYM KAFESE ALINMIŞ
Levent Bektaş'ın ofisinde ele geçirilen 'Kafes Eylem Planı'ndaki belgelerde ÖSYM'ye sızıldığı ortaya çıktı.

Ergenekon sanığı Levent Bektaş'ın ofisinde ele geçirilen 'Kafes Eylem Planı'ndaki belgeler, üniversite ve memurluk başta olmak üzere önemli sınavlar yapan Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi'ne de (ÖSYM) sızıldığının işaretlerini veriyor.

Şifrelenmiş CD'ler içindeki talimatlar ve yapılacakların belirtildiği belgelerde görevleri belirtilmeden 4 isim yan yana yazılmış ve bu kişilerden 'yapılabilecek projeler hakkında rapor hazırlanması' isteniyor. S.Ö., N.A., H.Y. ve M.T.'nin, halen ÖSYM'de çalıştığı belirtiliyor. Bu kişilerin ÖSYM'nin bilgi işlem müdürlüğünün müdür, müdür yardımcısı ve uzmanı oldukları kaydedilirken, özellikle H.Y.'nin ÖSYM'deki tüm veri tabanına erişme ve her türlü değişikliği yapma yetkisine sahip iki kişiden biri olduğu ifade ediliyor.

İsimlerin yanına düşülen şu cümle dikkat çekiyor: "Sonuçlara ne kadar müdahale edebiliyoruz?" ÖSYM yetkilileri ise Kafes belgelerinden haberlerinin olmadığını savunuyor.

4 kişinin tüm bilgilere ulaşabilecek ve değiştirebilecek en kritik noktalarda olduğu belgelerde belirtilmemiş. Bu kişilerin ÖSYM personeli olduğunu, çıkan haberlerdeki isimleri gören diğer çalışanlar fark etti. Arkadaşları ve yıllardır birlikte çalıştıkları kişilerin isimlerini Kafes belgeleri içinde görünce şaşkına dönen ÖSYM çalışanları, söz konusu kişilerin Ergenekon ve Kafes için neler yaptığının araştırılmasını istedi.

Kafes belgelerinde bu 4 ismin yanında ise daha da dikkat çeken şu cümle yer alıyor: "Sonuçlara ne kadar müdahale edebiliyoruz?" 4 isim arasından 'tek muhatap belirlenmesi' talimatı verilirken, N.A. ve S.Ö. arasındaki gönül ilişkisinin değerlendirilmesi de isteniyor. Kafes Eylem Planı'nda ele geçirilen şifrelenmiş CD'lerde, iş yaptırılacak kişilerin eş, kız ve gönül ilişkileri ile tehdit edilmesi planları da ortaya çıkmıştı.

'Kafes Eylem Planı' belgelerinde ismi geçen S.Ö., N.A., H.Y. ve M.T.'nin, halen ÖSYM'de çalıştığı belirtiliyor. Bu kişilerin ÖSYM'nin bilgi işlem müdürlüğünde üst düzey görevlerde bulundukları kaydedilirken, özellikle H.Y.'nin ÖSYM'deki tüm veri tabanına erişme ve her türlü değişikliği yapma yetkisi olan iki kişiden biri olduğu ifade ediliyor. ÖSYM yetkilileri ise Kafes belgelerinden haberlerinin olmadığını savunuyor.

Zaman

01 Aralık 2009 09:43
FOTOKOPİ İMZAYLA TEMİZLİK
Gürüz ve Teziç, fotokopi imzayla usulsüz işlem ve aklama yapmış. İşte şok suçlamalar:



Ergenekon savcıları "fotokopi imzayla" suçlandılar ama tam tersi çıktı. Asıl fotokopi imza kullanan Ergenekoncu Kemal Gürüz ve Erdoğan Teziç çıktı.

Cumhurbaşkanlığına bağlı denetçiler, YÖK’ün eski başkanları Teziç ve Gürüz’ün fotokopi imza kullanarak hukuksuz işlem yapıp birçok suçu akladığını belirledi

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Denetçileri, eski YÖK başkanları Kemal Gürüz ve Erdoğan Teziç’i suçlayan iddialara karşı alınan, hukuka aykırı kararların sahte imza ile kayda geçirildiğini tespit etti.

RAPOR TAM 200 SAYFA

Emniyete başvuran DDK Denetçileri, kriminalden imzaların başka belgelerden söz konusu belgelere fotokopi yoluyla kopyalandığı yönünde rapor aldı. Şaibeli YÖK toplantılarının ses kayıtlarını da dinleyen denetçiler, 26.10.2009 tarih ve 2009/33-6 sayılı “Yüksek Öğretimde Devletin Gözetim ve Denetimi / Yasal Çerçeve ve YÖK’ün Uygulamaları” başlıklı ekleri hariç 200 sayfalık rapor hazırladı.

ÇALIŞMAYA İSEN’DEN TEYİT

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Denetçileri tarafından hazırlanan 200 sayfalık raporda YÖK eski Başkanları Kemal Gürüz ve Erdoğan Teziç başta olmak üzere YÖK’ün üst kurulları ve Rektörler hakkında çok çarpıcı tespitler yer alıyor. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, sözkonusu çalışmayı teyit ederken, Denetçiler tamamladıkları raporlarla ilgili bir dizi suç duyurusunda bulunacak. Suç duyurularının ardından Erdoğan Teziç ve Kemal Gürüz hakkında yargı yolunun açılması ihtimali de gündemde.

İşte yasadışı yolla saklanan olaylar

Cumhurbaşkanlığı müfettişleri tarafından hazırlanan, ekleri hariç yaklaşık 200 sayfalık rapordan satırbaşları:

• YÖK eski Başkanları Prof. Dr. Kemal Gürüz ve Prof. Dr. Erdoğan Teziç hakkında öne sürülen iddialara ilişkin ceza soruşturması yapılmasının, 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesine aykırı olarak engellendiği,

• YÖK’ün Cumhuriyet Savcılıklarının gönderdiği dosyaları dikkate almadığı, cevap dahi yazmadığı,

Kemal Gürüz ve Erdoğan Teçiz’in, yasalara aykırı olarak, uydurulan “Başkanlık Kararları” ile Rektörleri koruma altına aldığı,

• Rektörlerle ilgili olarak, öğretim elemanları veya diğer kişiler tarafından yapılan şikayet başvurularının, bilgi edinme hakları hiçe sayılarak dikkate alınmadığı,

• Kamu İhale Kurumu, Maliye Bakanlığı, Sayıştay gibi kurumların incelemelerinin rafa kaldırıldığı,

• YÖK eski başkanları, yasalara aykırı olarak, kendileri hakkında yapılan suç duyurularını dikkate almayıp, kendilerini akladığı,

• Erdoğan TEZİÇ’in rektörleri özellikle koruduğu, kolladığı ve yargının denetimi dışında bıraktığı,

• Görevini kötüye kullanan ve ihale mevzuatına aykırı işlemler yapan Fatih Hilmioğlu hakkında Erdoğan Teziç’in, yasalara aykırı olarak aldığı Başkanlık Kararı ile bu kişinin yargılanmasını engellediği,

• Anayasada ve 2547 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerin ruhuna uygun olarak, Genelkurmay Başkanlığınca YÖK Denetleme Kuruluna üye seçilmesi uygulamasının sona erdirilmesi gerektiği.

Kararları yasaların da önünde

DDK raporunda; Rektörlerin haklarındaki pekçok suç duyurusu ve yolsuzluk tespitlerinden dolayı yargılanmamaları için Kemal Gürüz döneminde “Başkanlık Kararları” diye bir uygulamanın “uydurulduğunu” belirtildi. Bu uygulamanın Erdoğan Teziç tarafından da devam ettirildiği ve yasaların hiçe sayılarak Rektörlerin korunduğu belirtildi.

Suçlarına tek celseli görüşme

Teziç hakkında yapılan ve zaman içinde biriken tüm suç duyurularının, tek bir paket halinde görüşüldüğü 13.06.2006 günkü toplantının ses kayıtları denetçiler tarafından dinlendi. Kayıtlarda, toplantı içeriklerindeki pek çok usulsüzlük ve kanun dışı uygulamalar tespit edildi. Teziç hakkındaki suçlamalar yasa dışı olarak birleştirildi ve aklama gerçekleşti.

Rektör yolsuzlukları birer birer aklandı

Raporda, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eski Rektörü Ferit Bernay’ın karıştığı yolsuzluk, usulsüzlük ve hatalar neticesinde Cumhuriyet Başsavcılığınca YÖK’e gönderilen dosyanın, Teziç tarafından aklandığı ve Çukurova Üniversitesi Eski Rektörü Yalçın Kekeç’in, üniversitesinde yapılan hukuksuzluğu astlarını korumak için üzerine aldığı, kendisinin de yine aynı yöntemle korunduğu da yer aldı.

Suçlu görevden alınacak

Raporun ardından denetçiler YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’a da gerekli önlemleri alması konusunda bilgi verdi. DDK Denetçileri, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) başkanlarını suçlayan iddialara karşı alınan kararların hukuka aykırı olduğunu ve sahte imza ile kayda geçirildiğini tespit etti. Disiplin ve Soruşturma Defterleri’nde, imzası olan kişilerin bilgisi haricinde, daha önce farklı evraklara attıkları imzalarının fotokopisi konulmak suretiyle evrakta sahtecilik suçu işlendiği belirlendi. Denetçiler sözkonusu suçun YÖK Genel Sekreterliğinde çalışan bir personel etrafında döndüğünü YÖK Başkanı Özcan’a da bildirdi. Özcan’ın söz konusu kişiyi görevden almaya hazırlandığı öğrenildi. Raporda, bu suçları işleyen YÖK eski başkanları ile haklarında suç duyurusunda bulunulan ilgili dönem rektörlerinin dosyalarının tekrar gündeme alınması tavsiye edildi. YÖK’ün bu tavsiyeye uyacağı öğrenildi.

Karar defteriyle kayıtlar çelişiyor

Toplantılarda Kanunun açık amir hükmü ortada olduğu halde, Başkanla ilgili suç duyurularının görüşüldüğü toplantılarda Milli Eğitim Bakanının oturuma katılarak başkanlık yapması şartına uyulmadığı da belgelendi. Karar defterindeki kayıtlarla ses kayıtları arasında da çarpıcı çelişkiler bulunduğu tespit edildi. Raporda; “deftere yapıştırılmış diğer kararlar, en başta format itibariyle belli bir şekle göre yazılmışken, 13.06.2006 kararları bu şekle uymamaktadır.” denilerek rapor ve ses kayıtları arasındaki çelişkiler de eklendi.

Kaynak: Cevheri Güven/Star

03 Aralık 2009 11:10
Albay Yeşil Meslekten İhraç Edildi
Bir organize suç grubuyla yaptığı görüşmeler nedeniyle göz altına alınan ve soruşturma sonucunda tututklanan Albay Yeşil meslekten ihraç edildi.

Bir organize suç grubuyla yaptığı görüşmeler nedeniyle göz altına alınan ve soruşturmada "suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek" suçundan tutuklanan Kıdemli Albay Aydın Yeşil, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin onayı ile meslekten ihraç edildi. Dikkat çekici karar hukukçulara göre halen yargılanan Ergenekon sanığı muvazzaf subayları da emsal teşkil ederek uygulanabilir.

Bir dönem Abdullah Öcalan’ın hükümlü bulunduğu İmralı Cezaevi’nden sorumlu olan eski Bursa İl Alay Komutanı Kıdemli Albay Aydın Yeşil, hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle TSK tarafından meslekten ihraç edildi. Cuma günü yapılacak Yüksek Askeri Şura’nın kararlarında da yer alacak olan Albay Yeşil’in sivil mahkemede yargılaması sona ermeden durumu kesinleşti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla başlatılan Çağrı adlı operasyonda yakalanan Cabbar Çicek ile telefon görüşmeleri bulunan Albay Yeşil, "organize suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım ve yataklık etmekten" tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Telefon dinleme kayıtlarını inceleyen TSK, yargılamayı beklemeksizin Albay Yeşil hakkında işlem yaptı. Telefon tapelerinde suç işlediği tespit edilen Yeşil’in "disiplinsizlik ve ahlaki durum" nedeniyle meslekten ihraç kararı alındı.

Ancak Albay Yeşil bu duruma itiraz ederek Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne başvurdu. 1.Daire’de görüşülen Yeşil’in itirazı yapılan inceleme sonucunda, hakimlerce hukuka aykırı bir durum olmadığını gerekçesiyle reddedildi.

Yüksek mahkeme kararında, Kıdemli Albay Aydın Yeşil için, "iddianameye esas olan telefon dinleme tutanaklarından davacının suç örgütü elemanları ile içerisinde bulunduğu ilişkilerin mahiyeti ve şeklinin TSK’da görev yapmasını engelleyici vahamet derecesine ulaştığı, davacının disiplin bozucu hareketlerde bulunduğu, ikaz ve cezalara rağmen ıslah olmadığı, tavır ve hareketlerini cezalara rağmen düzenleyemediği görülmekle meslekten ihraç edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır" denildi.


-ERGENEKONA EMSAL TEŞKİL EDECEK-
Kararı değerlendiren hukukçular emsal teşkil edecek kararın, yargılamaları halen devam eden Ergenekon davası sanıklarını da etkileyebileceğini öne sürdüler. Hukukçular, telefon dinleme tutanaklarına bakılarak halen gözaltında bulunan muvazzaf askeri personelin de meslekten ihraç edilmesinin söz konusu olduğuna dikkat çekerek, AYİM kararının askeri yargıda son nokta olduğu için her personeli bağladığını vurguladılar.

Yeşil’in ihraç kararı 4 Aralık’ta yapılacak Yüksek Askeri Şura’da karara bağlanarak, açıklanacak

aktifhaber

07 Aralık 2009
Jandarmanın YALAN Skandalı
Büyük bir dinleme skandalı patlak verdi! Jandarma, mahkemeye yalan söyleyerek Taraf muhabiri Mehmet Baransu'nun telefonlarını dinlemiş. Hem de kim diye...

Son günlerin en tartışmalı konularından biri telefon dinlemeleri. Türkiye'nin bölümünün dinlendiği düşünülüyor. Düne kadar ben de dinlendiğini düşünenlerdendim. Artık düşünmüyor, dinlendiğimi biliyorum. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı ve Van Jandarma Alay Komutanlığı tarafından bir yıldan fazladır dinleniyormuşum. Dinlendiğim ortaya çıkmasın diye de bir dizi kanunsuz işleme imza atılıp suç işlenmiş.

Öncelikle, ismim ve telefon numaram "tesbit edilemediği" gerekçesiyle mahkemeden gizlenmiş. Mahkemeye ise cep telefonumun IMEI numarası ibraz edilmiş. Bununla da yetinmeyip, dinlendiğim ortaya çıkmasın diye sahte bir isim üzerinden dinleme kararı çıkartılmış. 'Mehmet Baransu' ismini ve telefon numarasını mahkemeden saklayan Jandarma, kullandığım telefon cihazının IMEI numarasını nöbetçi hâkime sunup, "PKK/Kongre-Gel Terör örgütüne yönelik olarak yürütülen çalışmalar kapsamında Serdar Kod isimli Şükrü Özkan'a ait olan IMEJ numarasını dinleyeceğiz" diyerek, beni dinlemeye başlamış.

IMEI numarasını kontrol etmeyen Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi de böylece PKK'lı Şükrü Özkan adına dinleme kararı verdiğini zannederek, dinlenmeme yeşil ışık yakmış. Anlayacağınız, PKK'lı dinliyoruz adı altında, telefonlar Jandarma tarafından uzun bir dönemdir dinleniyor.

Hukuk tarihine skandal olarak geçecek bu dinleme kararının ayrıntılarını tüm belgeleriyle aşağıda anlatacağım ama en son söylemem gerekeni en başta söyleyerek konuya girmek istiyorum. Sahte delillerle, numaram gizlenip üstüne üstlük bir de PKK'lı birini dinliyoruz diye hakkımda bu kararı alanlarla yargı önünde hesaplaşacağım.

Birçok vatandaş gibi telefonlarımın mahkeme kararı olmadan dinlendiği yönünde benim de şüphelerim vardı. 12 Haziran 2009'da duyurduğum "İrticayla Mücadele Eylem Planı" haberinden sonra resmî olarak beni de dinleyeceklerini düşünmeye başlamıştım.

Yanılmadığımı anlamam uzun sürmedi. Telefon görüşmelerimin iki veya üçüncü saniyesinde, 'bippp' sesiyle birilerinin kayda girdiğini duyabiliyordum. Bazen -işlerinin yoğunluğundan olsa gerek- konuşmanın 20. saniyesinde, koştur koştur kayda girdikleri de oluyordu.

Birkaç gün önce bana ulaşan belgeleri görünce, deyim yerindeyse, küçük dilimi yuttum. Dinlendiğime dair mahkeme kararlarının yanı sıra artık beni dinleyen kişiyi de öğrenmiş, fotoğrafı da ele geçirmiştim.

KARAR BEN ASKERDEYKEN ALINMIŞ

Hakkımdaki ilk dinleme kararı 24 Ekim 2008'de, Çanakkale Boğaz Komutanlığı'nda "Bahriyeli" olarak vatani görevimi yaptığım dönemde alınmış. Van Jandarma İl Komutanı Jandarma Kurmay Albay Vecihi Halil İyigün, dinlenmem için Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği'ne müracaat etmiş. Albay İyigün, dört adet IMEI numarası ve iki adet GSM telefon numarasının dinlenilmesi için karar verilmesi talebinde bulunmuş. Bu listedeki iki IMEI numarası da bana ait.

Hukuksuz ve kanunsuz talepte bulanan Albay İyigün, dinlemenin ortaya çıkmaması için adıma kayıtlı gizli olmayan telefon numarasını "tesbit edemediklerini" belirtmiş. Numara yerine de telefon cihazlarımın IMEI numaralan listeye konmuş. Listede bana ait olan iki adet IMEI numarasının 'Serdar' kod isimli 'Şükrü Özkan' adında bir PKK'lıya ait olduğunu belirtip, 'Özkan'ı dinleyeceğiz' adı altında, mahkemeyi kandırarak, hakkımda dinleme kararı talep etmiş.

Konunun daha iyi anlaşılması için şunu hemen belirteyim. Kullandığım iki telefon cihazının da ilk ve son kullanıcısı benim. Bu telefonları daha önce kimse kullanmadığı gibi halen ben kullanıyorum. Yani ne hattımı ne de telefon numaramı başka biri hiç kullanmadı. Telefon cihazlarımdan birini, 2005'te yurtdışından getirip adıma kayıt yaptırdım. Diğerini ise 2008'de Motorola bayisinden satın alıp, ilk kullanıcı olarak yine adıma kayıt ettirdim. Bu kayıtlarda Telekomünikasyon Kurumu Başkanlığı başta olmak üzere, GSM operatörü şirketinde kayıtlı. Adıma kayıtlı tek hattımı da zaman zaman radyolu diğer telefonuma taktığım için mahkemeye her iki telefonumun IMEI numarası verilmiş.

Albay İyigün'ün, isim sahtekarlığı ve IMEI oyununun yanı sıra mahkemeye sunduğu dinleme gerekçesi de bir o kadar ilginç; "PKK/Kongra-Gel Terör örgütüne yönelik olarak yürütülen çalışmalar kapsamında, iletişimin dinlenmesi, izlenmesi, tesbit edilmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına üç ay süre ile karar verilmesini talep ederiz."

Albay İyigün'ün sahte evrak düzenleyip, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunduğu dinleme talebi, aynı gün karara bağlanmış. Hâkim Müslüm Uzun, IMEI numarasının kimin üzerine kayıtlı olduğuna bakmaksızın, PKK'lı dinlenecek diye Jandarma'dan gelen bu talebe onay vermiş. Jandarma'nın PKK'lı Şükrü Özkan'ı dinleyeceğini düşünen Hâkim Uzun, araştırma ve inceleme yapmadan skandal bir karara imza atarak, böylece dinlenmemin yolunu açmış.

Mahkemeye sunulup, mahkemenin kabul ettiği dinleme listesinde, benimle birlikte de iki telefon numarası ve iki IMEI numarası daha var. Gazetede üzeri siyah bantla taranmış bir halde göreceğiniz listedeki bu IMEI ve telefon numaralarının da yakınlarıma ait olup olmadığını araştırıyorum.

Aldığı emir gereği, evrakta sahtecilik yapıp, mahkemeyi aldatarak hakkımda dinleme kararı aldıran Albay İyigün, 24 Ekim 2008 günü Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı'na da "Gizli" damgalı bir yazı yazdı. Ankara'ya gönderilen yazıya, mahkeme kararı başta olmak üzere, IMEI ve telefon numaralarının yer aldığı liste de eklenip, "Belirtilen numaraların teknik takibe alınması" istendi. Ankara'da aynı gün yazıya onay verip, hakkımdaki teknik takip işlemini başlattı.

Bana gelen "Gizli" ibareli dinlenmem yönündeki kararların altına küçük bir de not düşülmüş. "Bağlantı noktası: Jandarma Kademeli Başçavuş Yusuf Ataman." Bu nottan anladığım ise dinleme kayıtlarını bu ismin tuttuğu ve her gün üst makamlara rapor olarak sunduğu.

Hakkımda alman bu üç aylık ilk dinleme kararı, 12 Ocak 2009 tarihli bir kararla süre dolduğu için sonlandırılmış. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı, 12 Ocak günü aldığı "İptal Kararıyla" ilk dinleme kararına son vermiş.

Hakkımdaki teknik takip ve izleme kararı ise halen devam ediyor. Aynı gerekçe ve sahte belgelerle, Ocak 2009'dan sonra da her üç ayda bir teknik izleme kararı, Van Ağır Ceza Mahkemesi tarafından çıkartılmış.

İşin ilginç tarafı, Jandarma İstihbaratı'nın sahte belge düzenleyip, sahte isimlerle hakkımda dinleme kararı alıp, daha sonra sonlandırmasına rağmen, TİB'in bu güne kadar bana dinlendiğimi ve dinleme esnasında bir suç bulunmadığını bildirmemiş olması. Kanunun dinlenen kişiyle ilgili suç bulunamaması durumunda, bu durum dinleme kararı alınan kişiye iletilmek zorunda. TİB yetkilileri dinlemenin sonlanmasından sonra karardaki IMEI numarasına, yazı yazmak üzere baksaydı, bunun PKK'lı birine değil bana ait olduğunu anlayıp, Jandarma'nın hukuksuz dinleme yaptığını tesbit edebilirdi.

Şimdi başta yetkililer olmak üzere Genelkurmay Başkanı, İçişleri Bakanı, Jandarma Genel Komutanı, TİB, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve Albay Vecihi Halil İyigün'den açıklama bekliyorum. Bu suçüstü durumu hiç kimse başını kuma gömerek kapatamaz.

TİB KAYITLARINDA DİNLENDİĞİM MEVCUT

Telefon numaram gizlenip, sahte isimle dinleme kararı alınan telefon cihazlarımdan birinin IMEI numarası 358 257 000 955 082. Mahkemeye gönderilen numara ise 358257000955080. İkinci cihazımın IMEI numarası ise 359 621010 984 722. Mahkemeye gönderilen numara ise 359 621010 984 720. Son rakamların değişik olması kafaları karıştırabilir. IMEI numarası TİB kayıtlarına göre resmi olarak 14 rakamdan oluşuyor. Bazı telefonlarda 15, bazılarında da ise 17 rakam çıkabiliyor. TİB'den görüştüğümüz yetkililer, numaraların 14 rakamdan oluştuğunu, 15'inci rakamın bu yüzden o olarak görünebileceğini söylediler. Bazen 15. rakamın farklı olabileceğini de belirttiler. Bu yüzden 15. rakam resmi olarak önemli değil. Telefonlar 14 rakam üzerinden kayıt altına alınıyor. TİB, yetkilisi sonu 80 ve 20 ile biten IMEI numarasının bana ait olduğunu da yaptığımız görüşmede doğruladı. Bu yüzden de LAW silahına boru, İrticayla Mücadele Eylem Planı'na kağıt parçası diyenler, son rakama güvenip, kafaları karıştıracak açıklamalar yapmasın. IMEI numarası 14 rakamdan oluşuyor ve 15. rakamın önemi yok. Dinlettirdiğiniz numaraların bana ait olduğu TİB kayıtlarında mevcut.

PKK İTİRAFÇISI KARATAŞ, JANDARMA İSTİHBARAT'TA DİNLEME GÖREVLİSİ OLARAK ÇALIŞIYOR

Bu fotoğraf yakın bir tarihte çekildi. Fotoğraftaki kişi, beni dinlemek üzere görevlendirilen Abdülkadir Karataş. Bu şahıs eski bir PKK'lı. Şimdilerde ise itirafçılık yapıyor. Temizlik işçisi olarak Van Jandarma Komutanlığı'nda çalışıyor. Sivil işçi olmasına rağmen Van İstihbarat Şubede, Alay Komutanı Albay Vecihi İyigün'ün emriyle dinleme yapıyor. Abdülkadir Karataş Hakkari'li. İsmi askeri istihbarat arşivinde de sıkça geçiyor. PKK'lı olduğu dönemde bir çok baskına katılan bu isim, şimdi "İtirafçı" kontenjanından askerle kol kola geziyor. Van'da çevresine sık sık "Batıya gideceğim, bana iş ayarlayacak. Asker tanıdıklarım var" diyor. Bana gelen bilgilere göre birçok karanlık işe de karışmış. Ergenekon haberlerini izlerken renkten renge giriyor. Eski PKK'lı, yeni itirafçımız, benimle birlikte başka dinlemeleri de yapıyor. Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanlığı, sahte delillerle mahkemelerden aldıkları dinlemeleri fotoğrafta gördüğünüz bu odadan gerçekleştiriyor. Jandarmanın yaptığı yasal olmayan dinlemelerin yeni adresi Van İl Jandarma Alay Komutanlığı.

Kaynak: Mehmet Baransu/Taraf

08 Aralık 2009 18:56
Eski Belediye Başkanı Tutuklandı
Osmaniye'nin Düziçi ilçesi eski Belediye Başkanı Abdulmuttalip Öner, tutuklandı..
Osmaniye'nin Düziçi ilçesi eski Belediye Başkanı Abdulmuttalip Öner, pazaryeri yapımı ihalesine fesat karıştırdığı iddiası ile tutuklandı.
aktifhaber

20 Aralık 2009 13:43
Vatandaş Beklesin Polis Alsın
Vatandaş sabaha kadar bekledi polis arka kapıdan 'kaptı kaçtı'

İZMİR’in Balçova İlçesi’nde teknoloji ürünleri satan Media Markt isimli alışveriş
merkezi, günler öncesinden sadece bir gün için büyük indirim yapacağını
duyurdu. Bunun üzerine ucuz fiyata elektronik eşya sahibi olabilmek isteyen 5
bin kişi dün sabahki açılış için geceden kuyruğa girdi.

Mağaza görevlileri sabah saat 06.00’daki açılıştan önce alışverişi görüntülemek isteyen basın mensuplarını arka kapıdan içeri aldı.

Arka kapıda bekleyen ve kapının açılmasını fırsat bilen çoğu üniformalı 20’ye yakın polis de mağaza görevlilerinin uyarılarına rağmen basın mensuplarının
arkasından içeriye girdi. Aralarında Özel Harekâtçıların da bulunduğu polis
memurları ellerinde telsizleriyle en çok indirim yapılan 106 ekran Sony Bravia
marka LCD televizyonların bulunduğu reyona yöneldi. 20 adet LCD televizyonu alarak kasada sıraya girdi.

Bu sırada mağazanın kapısı vatandaşlara açıldı. Gece geç saatlerden
itibaren kuyrukta bekleyen vatandaşlar Sony Braviamarka LCD televizyonların
tükendiğini görünce şok oldu. Vatandaşlar “Sony televizyonlar nerede?” diye
bağırarak görevlilere isyan etti. Polisler ise vatandaşların isyanına aldırmadı. LCD’lerin parasını ödeyip mağazadan ayrıldı.

Emniyet: Suçlu mağaza yetkilileri

MAĞAZA görevlilerinin “Stoklar sınırlı. Öncelik vatandaşın” diye uyardığı polislerle ilgili Emniyet şu açıklamayı yaptı: “Mağazadan polisler tarafından toplam 20 televizyon satın alınmış. Alınan televizyonların hiçbiri mağazada
o sırada görevli olan polisler tarafından alınmamış. Mağaza görevlileri dışarıdan gelen polisleri gazetecilerle birlikte mağazanın arka kapısından içeriye almış. Mağazanın görevlileri buna engel olabilirlerdi. Sorumluluk
mağazadadır.”

Televizyonları alan polisler hakkında herhangi bir işlem yapılmadığı da belirtildi.

İsyan ettiler

İlk giren müşteriler dahi en çok indirim yapılan Sony marka LCD’den
alamazken vatandaşlar, “Biz saatlerce soğuk havada beklerken,
televizyonları arka kapıdan içeri giren polislere verdiler” diye isyan etti. Sınırlı sayıdaki LCD’lere hücum eden bazı vatandaşlar ise ezilme tehlikesi geçirdi.

Kaynak:Habertürk

21 Aralık 2009 19:39
Kurban Bağışında Yolsuzluk İddiası
Kurban bağışı kesim ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla 60'a yakın kişi gözaltına alındı..

Kurban bağışı kesim ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla, 8 ilde başlatılan operasyonlarda gözaltına alınan kişilerden bazıları sağlık kontrolünden geçirildi.

Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Ankara Adalet Sarayı'na getirilen zanlılar, sağlık kontrolünün ardından sorgulanmak üzere yeniden emniyete götürüldü.

Cumhuriyet Savcıları Mehmet Tamöz ve Hüseyin Kocabey'in talimatıyla yürütülen soruşturma kapsamında, 60'a yakın kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında, THK, Mehmetçik Vakfı, LÖSEV, Deniz Feneri Derneği ve Ankara Et Borsası başkanları da bulunuyor.

Soruşturmanın, ''Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak'', ''İhaleye fesat karıştırmak'', ''Nitelikli dolandırıcılık'' ve ''Sahtecilik'' suçları kapsamında yürütüldüğü öğrenildi.

9 KİŞİ ANKARA'YA GÖNDERİLDİ

Bu arada Kurban bağışı kesim ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Savcısının talimatıyla 8 ilde başlatılan operasyonlar kapsamında Diyarbakır'da gözaltına alınan 9 kişi Ankara'ya gönderildi.

aktifhaber

22 Aralık 2009
Trilyonluk "PAŞAKONDU"
Doğu'daki karakolların 'ödeneksizlik' gerekçesi ile yenilenemediği ileri sürülürken, İstanbul'da Paşalar için 200 metrekarelik lüks konutlar inşaa ediliyor.

Org. İlker Başbuğ'un talimatı ile Fenerbahçe Orduevi içinde 10 adet lüks konut yapılıyor. Söz konusu konutların maliyeti ise 32 trilyon 750 milyar lira...

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un Fenerbahçe Orduevi içinde denize sıfır lüks kaçak ve ruhsatsız konut inşaa ettirdiği ortaya çıktı. Hem de HAİT (Harekat Alarm İskan Tesisi) vasfıyla...
HAİT ADI ALTINDA TRİLYONLUK VİLLA

Fenerbahçe Orduevi içine yapılmakta olan ve HAİT olarak adlandırılan yapının HAİT'le (Harekat Alarm İskan Tesisi) hiçbir alakası olmayıp, Korumalı Konut olarak tabir edilen Emekli Paşalara yapılan son derece lüks dairelerden oluşuyor. HAİT (Harekat Alarm İskan Tesisi) adı altında bodrum ve zeminden başka 5 normal kattan oluşan 10 daireli lüks bir apartman yapılmış.
MALİYETİ 32 TRİLYON 750 MİLYAR

Yapının projeleri Milli Savunma Bakanlığı İnşaat Emlak ve NATO Enf. Daire Başkanlığı tarafından 26 Şubat 2009 tarihinde yapılan sözleşme ile 32.750.000 TL (32 trilyon 750 milyar) karşılığında ARKAD Mim. Müh. Müş. Ltd. Şti.'ne yaptırıldı.

Bu aşamada her biri birer saray yavrusu olan daireler için inşaat ruhsatı alınamadığı için, binanın yapımı sözde Silahlı Kuvvetlerin yıpratılmaması ve Silahlı Kuvvetler içinde olayı dillendirmemek için bir protokol kapsamında TOKİ'ye yaptırılmaya karar verildiği, TOKİ'nin de düzenlediği ihaleyle kaçak inşaatı Makro İnş. Ltd. Şti.'ne devrettiği belirtiliyor. Konut ile ilgili Eylül 2009'da hazırlanan İş İlerleme Raporu'nda, "İnşaat ruhsatı temin işinin de yapıma paralel takip edileceği" ibaresi yer alıyor. Raporun bir başka bölümünde ise yapının mevcut durumunun yapı ruhsatı almaya müsait olmadığı belirtiliyor.

Haziran 2009'da yapımına başlanan binanın yıl sonuna (1 Ocak 2010) kadar tamamlanması hedeflenmekteydi; ancak kaçak olmasına rağmen bina o kadar süratle inşaa edildi ki; Ekim 2009'da yapının kabası ile iç sıvası bitirildiği ve daha yeni yasal izinlerin alınmaya çalışıldığı kaydediliyor.
BİNANIN YERİ, BAŞBUĞ TARAFINDAN SEÇİLDİ

Binanın inşaa edileceği alanın bizzat Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tarafından manzarası ve konumuna göre seçildiği iddia edilirken, seçilen yerde ise binanın yapılabilmesi için kütüphane olarak kullanılmakta olan Menekşe Salonun yıkılmak zorunda kalındığı ve yine söz konusu alanda bulunan bazı tarihi yapıların izin alınmadan gizlice yıkıldığı belirtiliyor.
DAİRELERİN ÖZELLİKLERİ

Her biri 198 m2 olan (4+1+Ebeveyn Banyo+Soyunma Odası+Kiler) dairelerde; Salon (60 m2), Mutfak (18 m2), Yemek Odası (19 m2), Ebeveyn Yatak Odası (20 m2), Soyunma Odası (8 m2), Oturma Odası (18 m2), Yatak Odası (12 m2), Giriş Holü (20 m2), Kiler (3 m2), Ebeveyn Banyosu (5 m2), Banyo (6 m2), WC (3 m2), Balkon (10 m2)'dir. Giriş Holü, Banyo-WC ve Mutfak yer döşemelerinde Porselen Seramik, Diğer Yatak Odaları ve Salonda iroka (ithal) parke, duvarlarda saten boya, kapı ve pencerelerde Limba (İthal) ağacından doğrama yapılacak şekilde standartların üstünde lüks ve ithal malzeme tercih edilmiş.
ÇALIŞMALARI BEĞENİLMEYEN ALBAYA FIRÇA

Yine bu malzemelerin seçimi için birçok katalog ve numune temin edilerek Genelkurmay Başkanı'nın eşine seçim yaptırılmak istendiği ve bu amaçla işin yüklenicisi Makro İnşaat Limited Şirketi'ne baskı yapılarak profesyonel bir tasarım firmasından sadece bu malzemelerin seçimine yönelik sunum ve numune alımı için hazırlık yaptırıldığı belirtiliyor. Söz konusu hazırlıklardan sorumlu olan Milli Savunma Bakanlığı İnşaat Emlak ve NATO Enf. Dairesi'nden Mühendis Albay Abdullah Üner, bu iş için görevlendirilmiş; ancak Genelkurmay Lojistik Başkanı'nca çalışmalar beğenilmeyerek Albayın kovulduğu iddia ediliyor.
NUMUNE MALZEME SEÇİMİ İÇİN 30 BİN TL HARCANDI

Bunun üzerine Milli Savunma Bakanlığı İnşaat Emlak ve NATO Enf. Dairesi tarafından Ankara'da faaliyet gösteren Çatkı Mimarlık firmasından 30.000 TL karşılında yine malzeme seçimine ilişkin bir sunum hazırlaması için ihale yapıldığı ve yine Makro İnşaat'a 2 daireyi numune olarak hazırlaması ve gerekirse yerinde görerek seçim yaptırılacağı talimatı verildiği kaydediliyor.
KAÇAK BİNAYA SU VE ELEKTRİK ÇEKEBİLMEK İÇİN BASKI YAPILIYOR

Bu arada bitme aşamasına gelen inşaatın 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 26. maddesine göre yapı ruhsatı alınmadığından, Silahlı Kuvvetlere yazdırılan yazılarla, kanunen yasak olmasına rağmen, elektrik, su ve doğalgaz bağlantıları için ilgili kurumlara baskı yapılmakta olduğu anlaşılıyor.
DURDURULMAZSA DİĞER KAÇAKLARA ÖRNEK TEŞKİL EDER

Kaçak ve ruhsatsız olduğu halde söz konusu yapının bu şekilde tamamlanması durumunda Fenerbahçe semtinde bu binanın örnek teşkil edeceği ve pek çok kaçak yapı sahibinin bunu emsal göstererek belediyece durdurulmuş binalarına devam edebileceği belirtiliyor.

Hiçbir yasal izin alınmadan başlanan ve hala kaçak olarak devam eden inşaatın ruhsatı yok. Yeri bizzat İlker Başbuğ tarafından belirlenen yapının ince işleri içinse tamamı ithal malzemeler sipariş edilmiş. Söz konusu daireler için tam 32.750.000 TL (32 trilyon 750 milyar) harcanmış. Haziran ayında başlanan lüks konutların yılbaşına yetiştirilmesi talimatı verilmiş.

Kaynak: Vakit

MİLLETVEKİLİNE KOMPLO MU KURDULAR

25.12.2009 18:11

AKP Milletekili Feyzi İşbaşaran, partisinden istifa etti. Bu beklenen bir gelişmeydi. Peki, bu istifanın perde arkasında neler var?

NTV’de akşam haberleri ve “Canlı Gaste” programlarına katıldıktan sonra, AKP Elazığ Milletvekili Feyzi İşbaşaran’ın başına gelmeyen kalmadı. Önce haber bülteninde ardında da canlı yayında “Polisin içinde 3 - 4 ayrı grup var. Tarikat yanlısı grup da, tarikat karşıtı grup da var, çok farklı gruplar da var. Suikast iddiası tarikat karşıtı olan grubun komplosudur” diyerek emniyeti karşısına aldı.

Bununla yetinmeyen İşbaşaran İnternethaber’e yaptığı açıklamada “Polis içinde çeteler var. Tuzak kuruyorlar. Amaçları, hükümet ile Genelkurmay'ı kavga ettirmek. Bu son suikast işinde bu açıkça ortaya çıktı. O işin hikaye olduğu, yalan olduğu açığa çıktı. Yok ağzından kağıt çıktı filan... Olacak iş mi? Bizimkiler de maaşallah her şeye atlıyorlar. Gelinen noktada TSK ile hükümet karşı karşıya kalıyor. Oysa olan polis içindeki bir takım çetelerin kurduğu tuzak” şeklinde konuştu ve dikkatleri iyice üzerine çekti.

İşte ne olduysa bu açıklamalardan sonra oldu. Bu iki haberin hemen ardından Feyzi İşbaşaran’ın alkollü bir şekilde polis memurları ile tartıştığı görüntüler ortaya çıktı. Cemaate yakın Cihan Haber Ajansı logosuyla yayınlanan ve polislerin arasından çekildiği açıkça görülen görüntüler, Habertürk Gazetesi’nin iddiasına göre Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a da gönderildi.

Cemaat ise tüm kaynaklarında bu görüntüleri yayınlayarak İşbaşaran’ın iddialarını kendi üzerine aldığını gösterdi. Zaman Gazetesi polisler ile vekilin tartışmasını geniş bir haber olarak verdi. Gazete arabada sanatçı Çiğdem Tunç’un bulunduğuna da dikkat çekti.

Ancak yayınlanan görüntülerde İşbaşaran, kendisini çeviren kişinin polis olmadığını iddia ediyor. Çeviren kişiye kimlik soruyor. Ancak polis olduğunu iddia eden şahıs yasal zorunluluğu olmasına rağmen ısrarla kimlik göstermiyor. Üzerinde üniforma olduğunu söylüyor. Polisin tutumu Fevzi İşbaşaran’ı çileden çıkarıyor. Bu durum da İşbaşaran’a komplo yapıldığı iddialarına neden oluyor.

Hatırlanacağı üzere Avcılar’da polis kıyafeti giyen grup, bir kadını kulüpten zorla çıkartarak tecavüz etmişti. Bu olaydan sonra İçişleri Bakanlığı, polisin herhangi bir işlem yapmadan önce kimlik göstermesini zorunlu kılmıştı.

Milletvekilinden şikayetçi olan polisler, bu görüntüleri medya ve Başbakan’a gönderme gereği de duymuş. Ancak bu görüntülerin neden çekildiği gün değil de İşbaşaran’ın açıklamalarından sonra yayınlandığı anlaşılamadı.

Milletvekili Feyzi İşbaşaran’ın AKP'den ihraç edilmesi için çalışmalar başlatıldı. İşbaşaran ise, kararı beklemeden istifasını verdi.

Odatv.com

'ÜLKEYİ AMERİKAN BANKASI BİLE SOYDU'

26 Aralık 2009 09:52
Bütçe görüşmelerinde konuşan AK Parti Grup Başkanvekili Canikli,'Bir ABD bankası 1 milyar 63 milyon dolarlık döviz satın aldı. Bu itirazların 8,5 yıl önce yapılması gerekiyordu, geç kaldınız' dedi.
AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, AK Parti iktidarları döneminde yapılan tüm bütçelerle başlangıçta öngörülenlerin gerçekleştiğini, oysa 1980'den 2002 yılına kadar yapılan tüm bütçelerde sapma olduğunu belirtti. Nurettin Canikli, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmelerinde AK Parti grubu adına yaptığı konuşmada, Merkez Bankasının, 2001'de serbest piyasada döviz 684 bin lira iken, 984 bin liradan yabancı bankalara döviz sattığını söyledi. Bir ABD bankasının 1 milyar 63 milyon dolarlık döviz satın aldığını belirten Canikli, muhalefetin laf atması üzerine, 'Bu itirazların 8,5 yıl önce yapılması gerekiyordu, geç kaldınız' dedi.

NEDEN 21'İNDE ALDILAR?

Nurettin Canikli, Merkez Bankasından döviz almak isteyen bankaların, döviz alacak Türk paralarının bulunmadığını ifade ederek, 'Merkez Bankası bekliyor. Bankalar, 19'unda, 20'sinde alamıyorlar, 21'inde alıyorlar. Neden? Çünkü, 21'inde ellerine TL geçecek. O gün Hazinenin borç geri ödemesi var. Bankalar, 21 Şubatta Hazineden vadesi dolan alacaklarını alıyorlar ve döviz alıyorlar. Bunu dünyanın hiç bir yerinde göremezsiniz. Bu, kahredici, yıkan tablodur' diye konuştu. Bu konuların mahkemeye intikal ettiğini dile getiren Canikli, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının açtığı ve 2007'de Yargıtay'ca onanan davanın iddianamesini okudu.
haber10

27 ARALIK 2009, PAZAR
Et-Balık da mı vurguna 'kurban'

Türkiye'yi şoke eden kurban soruşturmasında çarpıcı detaylar. Fezlekede Et ve Balık Kurumu da geçiyor. Eski genel müdüre rüşvet veren zanlılar, bu durumu belgeleyip şantaj yapmışlar. Vatandaşa dağıtılması gereken et kuruma satılmış

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla 11 ilde başlatılan 'kurban' soruşturması genişliyor. 20 kişinin tutuklandığı yaklaşık 50 milyon TL'lik vurgunda, yeni gözaltılara neden olabilecek önemli ayrıntılara ulaşıldı. Savcılığın mercek altına aldığı isimler arasında Et ve Balık Kurumu Genel Müdürlüğü'nün üst düzey bazı yöneticileri de bulunuyor. AKŞAM'ın ele geçirdiği soruşturma fezlekesinde, tutuklanan kesimhane sahipleri Faik Yavuz ve Mahmut Ay'ın Et ve Balık Kurumu'nun iki yöneticisi ile kurdukları rüşvet çarkı yer aldı.

ÖNCE RÜŞVET SONRA ŞANTAJ
İddiaya göre iki zanlı, önceki yıllarda Mehmetçik Vakfı adına vekaletle kesim yaptıkları kurbanların etlerini yoksullara dağıtmak yerine Et ve Balık Kurumu'na sattı. Fezlekede Yavuz ve Ay'ın bu amaçla, kurumun eski Genel Müdürü Hasan Atagün ile bağlantı kurdukları ve rüşvet verdikleri ileri sürüldü. Zanlıların, parayı Atagün'ün hesabına yatırdıkları ve dekontlarla şantaj yapıp Et ve Balık Kurumu'na et satmayı sürdürdükleri de iddia edildi.
Fezlekede, Atagün'ün baskılara dayanamayarak görevinden ayrıldığı, ancak zanlıların Et Balık Kurumu'nda oluşturduğu çarkı, Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Uçar ile sürdürdükleri, Uçar'ın kayınbiraderinin de Mahmut Ay'ın yanında çalıştığı ileri sürüldü. Fezlekede, Mehmetçik Vakfı ile ilgili işleri Yavuz Gıda Hayvancılık adına, firma sahibinin oğlu Özkan Y.'nin yönettiği belirtildi. Bu şahsın, vakıftaki bir görevliye elden 35 bin TL verdiği de dosyada yer alan iddialar arasında.
Zanlıların kurban etlerini yoksula dağıtmak yerine Et ve Balık Kurumu'na satmaları, dinleme kayıtlarına da yansıdı.

YOKSULA NİYET, KURUMA SATIŞ
Tapelerde, Mehmetçik Vakfı'nda görevli bir şahısla May Et Şirketi'nin sahibi Mahmut Ay arasında geçen konuşma da yer alıyor.
12 Aralık 2009 günü saat 11.53'te gerçekleşen telefon görüşmesi şöyle:
l X: Alo Mahmut bey
l M. Ay: Efendim
l X: Yola çıktın mı?
l M. Ay: Yok
l X: Çıkma bir buçuktan sonra gel
l M. Ay : Bir buçuktan sonra gelecem bir de ben bir şey söyleyeyim
l X: He
l M. Ay: Kocaeli'nin Sakarya Et Balığı'nda bir sorun çıkar mı?
l X: Çıkabilir ama geldiğinde söyle
l M. Ay: Ne sorun çıkar. Kocaeli zaten belediyenin tecrübesiz, ama burası tecrübeli.
l X: Ne diyor
l M. Ay: O dediğim rakamı
l X:10 bini
l M. Ay: Hıh
l X: 5 bini. Anladım, o sıkıntı yaratabilir ya
l M. Ay: Niye ya
l X: Şeyleri filan yaptık senin oradan yapılsa bir geldiğinde söyle bakıyım ne diyorlar taahhütname falan ortada daha önceki senelerde yaptık sen bir Cengiz Albaya
l M. Ay: Et balıkta
l X: Tamam görüşüyüm sen gelene kadar Cengiz Albayıma şey yapıyım bakıyım
ne diyor
l M. Ay.: Yani fikir söyle Et balık daha rahat hiç adam göndermez sende zaten devletin yeri

Ufuk TÜRKYILMAZ-ANKARA

akşam

31 Aralık 2009 18:42
Siirt Bayındırlık Müdürü Görevden Alındı

Siirt Bayındırlık ve İskan Müdürü Demirel, görevden alındı..
Haziran ayında, ihalelere fesat karıştırıldığını iddiası üzerine düzenlenen operasyon kapsamında, Demirel'in de aralarında bulunduğu 30 kişi gözaltına alınmıştı.

Üç ay kadar tutuklu olarak cezaevinde yattıktan sonra ekim ayında tahliye olan Demirel, tekrar eski görevine iade edilmişti. Bayındırlık ve İskan Müdürü Demirel, bugün başka bir yere atanmak üzere görevden alındı.
aktifhaber

16 Ocak 2010 13:31
Doğan'la Görüşen RTÜK Çark Etti
RTÜK kendi aldığı kararı kendi deldi, ilk oylamadaki karar sonrası dokunan sihirli el, teamül dışı yeniden oylama ve sonuç....

Doğan Yayın Holding, Axel'e hisse satışı gerçekleştirmiş ve bu satıştaki oran RTÜK kanununda belirlenen “yabancı sınırı”nı aşmıştı.

Maliye Bakanlığı'nın gruba yönelik denetimleri sırasında ortaya çıkardığı bu durum üzerine bir rapor hazırlanıp RTÜK'e gönderilmişti. RTÜK, raporu inceledikten sonra toplanıp bir karar aldı. RTÜK Başkanı'nın da olumlu oyuyla Doğan Grubu'nun hisse satışında yabancı sınırını aştığı tespit edilmiş ve durumun düzeltilmesi için DYH'e 90 günlük süre verilmişti.

Bu süre içinde DYH sözkonusu hisseleri Axel'den geri almak zorundaydı. Ya da Axel'i elindeki yüzde 32'lik hissenin en az yüzde 7'sini yerli bir gruba satma yönünde ikna etmeliydi.

RTÜK yabancı sınırındaki aşımın, RTÜK yasasında belirtilen yüzde 25'lik orana 90 gün içinde çekilmemesi halinde yasanın belirttiği “lisans iptali” yaptırımını uygulayacağını da belirtti.

Bu karar bizzat RTÜK Başkanı Davut Dursun'un da verdiği oyla 5'e 4 şeklinde alındı. CHP ve MHP'li üyeler aleyhte oy kullandılar.

BAŞKAN ÇARK ETTİ HERKESİ İKNA ETTİ, PEKİ BAŞKANI İKNA EDEN KİMDİ?

90 günlük süre RTÜK açısından tebligatı göndermesinden itibaren 13 Ocak'ta doldu. Ancak tebligatın ulaşması dikkate alındığında süre ay sonunda doluyor.

İşte tam bu noktada RTÜK geçtiğimiz Çarşamba günü toplandı ve yeni bir karar aldı. Bu karar medyaya da yansıyan şekilde: Doğan Grubu'nu Kurtarma Kararı oldu…

RTÜK, DYH'ye verilen 90 günlük süreyi, süresize çevirdi ve “lisans iptali” ihtimalini ortadan kaldırdı. Karar 7/1 oyla alındı. Oysa bir önceki oylama 5/4 sonuçlanmıştı. Peki ne oldu da RTÜK kendi aldığı kararı kendi değiştirdi, RTÜK Başkanı oyunun rengini değiştirdi ve ibre Doğan'dan yana döndü?

Olayın perde arkasında 90 günlük uyarının verilmesinden sonra DYH'nin başlattığı temaslar yatıyor. DYH'nin fiili bir numarası Mehmet Ali Yalçındağ, RTÜK Başkanı'nı bizzat ziyaret ettiği ve durumla ilgili ikna görüşmeleri yaptığı konuşuluyor. Kulislerde RTÜK Başkanı'nın bu görüşmeden oldukça etkilendiği yönünde bilgiler yankılanıyor. Başkanın kendi aldırttığı kararda oyunun renginin ve görüşünün değişmesinin de şifrelerini yansıtıyor bu görüşme.

Öte yandan sürenin dolması yaklaşınca gazeteciler de RTÜK'ten konuyla ilgili haber çıkartabilme uğraşına girdiler. Ancak eş zamanlı olarak RTÜK yönetiminin de haberin çıkması muhtemel Doğan Grubu'nun karşısında yeralan medyayla üst düzey temas kurduğu öğrenildi. RTÜK'te havanın DYH'den yana döndüğü ve DYH'nin 7/1 oyla kendi verdiği kararı ortadan kaldırdığı yönündeki haberlerin hemen hemen hiçbiri “yandaş” medyada yeralmadı.

Kararın öncesinde “Doğan kurtarılıyor” kararın sonrasında ise “Doğan Kurtarıldı” haberlerinin hiçbiri gazetelere yansımadı. Bu noktada gazete yönetimleriyle RTÜK yönetiminin “haberin kullanılmaması” yönünde temas kurdukları kulislerde dilden dile dolaşıyor.

RTÜK yönetiminin aktardığı gerekçe ise şöyle: “Doğan medyada en güçlü grup, yasayı uygular ve lisansı iptal edersek bunun siyasi sonuçları olur. Bunu aşmak zorundayız. Zaten RTÜK yasasında planlanan değişiklikle yabancı payı yüzde 50'ye çıkartılacak. Böylece Doğan'ın problemi kalmayacak”

RTÜK kendi eliyle kendi aldığı kararı delerken, kendi yasasını da bizzat kendi uygulamadı?

Bundan sonra RTÜK kendi yasasını gerekçe göstererek verdiği hiçbir cezada objektif olamayacak. Zahit Akman bile gördüğü ağır baskılara rağmen böylesine bir açık kanunu dolaşma uygulaması yapmamıştı.

Peki DYH'yi kurtaran toplantıda neler yaşandı. Bir üye neden muhalefet etti?

Ayrıntılar Pazartesi….

Kaynak: Postmedya

25 Ocak 2010 09:36
EPDK'da 7'ler Skandalı

EPDK'da bir skandal daha patlak verdi. Skandal Maliye'nin raporuyla ortaya çıktı. Kurulun 7 yöneticisinin bilgileri pes dedirtti...
Maliye’nin, EPDK'nın faaliyetleri ile ilgili hazırladığı rapor, Ankara'ya bomba gibi düştü. EPDK'daki 7 üst düzey personelin, akaryakıt şirketi sahibi olduğu ortaya çıktı

Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörleri'nin, EPDK'nın faaliyetleri ile ilgili hazırladığı rapor, Maliye ile Enerji Bakanlığı'nı karşı karşıya getirdi. Devlet Denetleme Kurulu'nun talebi üzerine, EPDK'nın işlemlerini mercek altına alan Maliye, kurum içinde birçok usulsüz ve hatalı uygulama tespit etti. Maliye'nin tespit ettiği usulsüzlüklerin en ilginci ise EPDK'da görev yapan 7 üst düzey personelin, aynı zamanda "şirket sahibi" olması oldu.

RAPOR NİYE HAZIRLANDI?

Üst kurulların hesaplarını incelemeyen kontrolörlerin EPDK ile hazırladığı rapor, Ankara'da kurumlar arasında adeta savaşa neden oldu. Raporda, EPDK'nın işlemleri ile ilgili ağır eleştirilere ve tespitlere yer verilmesi EPDK'da büyük rahatsızlığa neden oldu.

KARARLARA GÖLGE DÜŞTÜ

Maliye'nin EPDK raporunda yer alan bazı çarpıcı iddialar şöyle: Rapora göre, dosyaların incelenmesi sırasında, kurumda petrol uzmanı olarak görev yapan T. A. B. adlı personelin akaryakıt bayiliği lisansının olduğu belirlendi. Bunun üzerine, tüm personelin şirket bilgileri, Maliye'nin kayıtlarında çapraz sorgulamaya tabi tutuldu. Yapılan sorgulamada, kurumda görevli 7 personelin, değişik alanlarda faaliyet gösteren şirketlerde ortak olduğu tespit edildi.

Raporda, kurul üyesi M.Y'nin, kurul üyeliğine atanmadan önce Türkiye'nin ö
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal Şub 02, 2010 9:23 pm    Mesaj konusu: Belediyeye Polis Baskını Alıntıyla Cevap Gönder

YARGIDA RÜŞVET OPERASYONU: 40 GÖZALTI

22 Ekim 2010
Ankara ve İstanbul'da, aralarında avukatların ve yargı mensuplarının da bulunduğu 40'a yakın isim gözaltına alındı.
İstanbul ve Ankara'da aralarında 2 eski Yargıtay üyesi, 13 avukat ve 3 emniyet görevlisininde bulunduğu toplam 40 kişi gözaltına alındı. Operasyonun Dünya Ticaret Merkezi'ne tahsis edilen araziyle ilgili yürütüldüğü ve İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş hakkında yakalama kararı çıkarıldığı öğrenildi.

Yüksek yargıda çeşitli davaların rüşvet karşılığı yönlendirildiği iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın emriyle yürütülen soruşturma kapsamında bu sabah gözaltılar başlatıldı. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı emekli hakim Mustafa Oskay ile Yargıtay 6. Hukuk Dairesi Onursal Başkanı emekli Hakim Hasan Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu 40 kişi, sabah saatlerinde gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlardan 13'ünün avukat olduğu belirtilirken, rüşvet kapsamında başlatılan operasyon, başta Ankara ve İstanbul olmak üzere çeşitli illerde devam ediyor.

Soruşturmada ayrıca, yurt dışında olduğu öğrenilen İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş hakkında da yakalama emri çıkartıldı. Emniyet yetkilileri, soruşturma kapsamında başlatılan operasyonda, gözaltı sayısının artabileceğini ifade ettiler. aktifhaber

09 Şubat 2010
Subay Adayına Akıl Almaz Sorular
Askeri liselere başvuran adaylarına akıl almaz dindarlık testleri: Nutuk mu Kur'an mı, gusul ne fosil ne?... İskender Pala 15 yıl yaşadıklarını anlattı..

12 Eylül sonrasında “öğretmen teğmen” olarak girdiği ordudan 28 Şubat sürecinde “irticacı” diye ihraç edilen ünlü edebiyatçı Prof. Dr. İskender Pala, 15 yıllık subaylık hayatında yaşadıklarını kaleme aldığı “İki Darbe Arasında” isimli kitapta askeri liselere kabuldeki sözlü mülakatta adayların nasıl dindarlık testine tutulduklarını anlatıyor.

KUR'AN MI NUTUK MU?
2003'de tamamladığı ama geçtiğimiz günlerde Kapı Yayınları'ndan çıkan kitabında kendisinin de mülakatlara girdiğini anlatan İskender Pala öğrencilere “Bir elinde Kur'an var, diğer elinde Atatürk'ün Nutuk'u. Denize düştün ve tek elle yüzebileceksin, hangisini atarsın?" şeklinde sorular yöneltildiğini bu şekilde dindarlık testinden geçirildiklerine dikkat çekiyor.


İskender Pala, bu defa pek bilinmeyen bir özelliğiyle, “asker kimliğiyle” karşınızda. Edebiyat profesörü, 12 Eylül'ün hemen ardından başlayıp 28 Şubat sürecinde YAŞ kararıyla son bulan Deniz Kuvvetler'ndeki 15 yılın hikâyesini TSK'yı kurum olarak yıpratmayacak incelikte kaleme almaya çalışmış.


Kitapta Öne Çıkan Bölümler

İskender Pala Neden Ordudan Atıldı?
- İskender Pala orduda iken, Namaz kılarken bir defa görülmüş Osmanlıca kitap okurken (Kuran zannediliyor) görülmüş. Cenaze namazında saf tutarken görülmüş.

Kızını imam hatip lisesine göndermiş
İlhami Erdil Paşa Neden Hiddetlendi?

- Recep Tayyip Erdoğan (İst.Büyükşehir Belediye Başkanı) ile İlhami Erdil (Kuzey Deniz Saha Komutanı) arasında geçen sohbet…

Askeri Lokalde Başörtü Tahammülsüzlüğü…

- İskender Pala eşi ve çocuklarıyla askeri lokalden eşinin başörtülü oluşu nedeniyle çıkartılıyor. Eşi ve çocukları önünde rencide edilen İskender Pala hukuk mücadelesini kazanamıyor.

Deniz Kuvvetleri tarihini arşivleyip bu arşive 50 araştırma kitabı kazandırmış.

Ordunun bilime yeterince önem vermediğini ifade ediyor.(Edebiyat doktorası yapmış birini doktor zannedip deniz hastanesine gönderiyorlar)

Asker Kitapları Yakıyor…

- MEB kitapları orduda yakılıyor.- Atatürkçülük adına kitabı yakan kurumun, Türk Dil Kurumu'nun ve yine onun kurduğu Cumhuriyet'in Milli Eğitim Bakanlığı'nın kitaplarını yakıyordu.-

Yakın Tarihimiz Bildiğimiz Dışında mı?

- Kardak konusunda araştırma yapması isteniyor. Özel izinle ulaştığı belgelerde aynı zamanda Türkiye'nin yakın tarihinin bildiğimizin dışında bir tarihi olduğunu görüyor.

Orduda Etnik ve Dinsel ayrımcılık

- İskender Pala kendisinden önce Kürt'lerin, Alevi'lerin ve Çingene'lerin orduya alınmadığını bu etnik ayrımcılığa kendisinden sonra inançlı, namaz kılan insanların da dahil edildiğine dikkat çekiyor.


1984 yılındaki mülakatta Çingene, gayrimüslim, Alevi ve Kürt olduğuna kanaat edilen adayların elendiğini daha sonraki yıllarda ise Alevi olanların yerini küçükken Kur’an kursuna gitmiş olan öğrencilerin aldığını belirten Pala, İmam-Hatip okullarından gelenlerin ise kesinlikle elendiğini ama kendilerine başka bir nedenle elenmiş gibi gösterildiğini aktarıyor.

Prof. Dr. İskender Pala yine içinde olduğu bir mülakat heyetindeki subayın adayların yarısına ardı ardına; "Söyle bakalım, fosil nedir?", "Haydi kafiyeli olsun, usul nedir?", "Peki gusül nedir?" sorularını yönelttiğini kaydederek bu ilginç testi şöyle yorumluyor;

“Aslında mülakatlarda sorulacak sorular için sistemler geliştirilmiş, her şey standart¬lara bağlanmış gibiydi. Öğrenci adayına sorulan sorulardan sonra hakkında kanaat oluşuyor ve mülakatı geçip geçmediği daha kapıdan çıkmadan belli oluyordu. Her mülakat dönemin¬de, pek azı yazılı olmakla birlikte, mülakat heyetlerine bazı uyarılarda bulunulur ve kimlerin okula kabul edileceği söyle¬nirdi. Bu uyarılar Deniz Kuvvetleri’nin bir personel politikası olmaktan öte o dönemde yetkili komutanların bakış açılarına göre düzenlenmiş de olurdu. Zannederim bir okul komutanı da pekâlâ mülakat heyetine sözlü emirler vererek prensipler koyabilirdi. Bu tür uygulamalar, mülakat heyetlerindeki rütbeli kişilerin de kendi standartlarını oluşturmalarına yol açıyordu elbette. Söz gelimi benim bulunduğum heyette bir subay öğrencilerin neredeyse yarısına şu soruları sırasıyla ve hiç değiştirmeden sorardı.
"Söyle bakalım, fosil nedir?"
“…”
"Haydi kafiyeli olsun, usul nedir?"
“…”
"Peki gusül nedir?"
“…”
13-14 yaşında bir öğrenci adayı dersini çalıştığı için fosil'in bilimsel tanımını yapabiliyor, kelime bilgisi olarak da usul'ün "yol, yöntem" olduğunu biliyordu. Ama iş "gusül"e gelince he¬men hepsi afallıyor, kızarıp bozarıyordu. Guslün ne olduğunu bilmeyenler boynunu büküyor, bilenler de böyle bir soruya cevap verip vermemekte tereddüt ediyordu. Sonuçta guslün ne olduğunu bilenler ile bilmeyenler arasındaki tercih size kalmıştı.” (İki Darbe Arasında / s.50-51)

YAZ KUR'AN KURSU ELEMESİ

Mülakatlarda “Yaz tatilinde ne yapıyorsun?” şeklindeki soruya “Yaz Kur’an kursuna” gittikleri yönünde cevap veren adayların direk olarak elendiklerini aktaran Pala, devletin resmi ideolojisine göre mülakat heyetlerinin de öğrencileri sınıflandırmasına dikkat çekiyor:

“Pek çok öğrenci adayı taşradan geliyor, köy ve kasaba ço¬cuğu oluyordu. Hepsi de masum, istikbalini kurtarmaya çalı¬şan zeki çocuklar. "Yaz tatilinde ne yapıyorsun?" sorusuna hepsi dosdoğru cevap veriyor. Ne yaptığını anlatıyor, bu arada yaz Kur’an kursuna gidenler de bunu söylemekte bir beis görmüyorlardı. Anadolu’da o yıllarda gelenek halini almış olan Kur’an kursları iki yıl sonra ideolojik bakış açısıyla değerlendirilmeye ve Kur’an kursuna giden öğrenciler kendilerine asla bildirilmeyen kursa gitme nedeniyle elenmeye başlandılar. Oysa elenen öğrencilerin çoğu sırf adet yerini bulsun, arkadaşlarım gidiyor ben de gideyim diye cami hocalarına yol uğratmış gençlerdi.

Devletin resmi ideolojisine göre mülakat heyetleri de öğrencileri sınıflandırıyorlardı. Daha önce kayıtlarda yer almayan İmam Hatip okullarının adı yazılı olarak askeri okullara alınacak öğrencilerin mezun olduğu okulların dışında bırakılıyor ama ırk ve milliyet isimleri pek anılmıyor. Listelerde yer almıyordu. Belki de yeni yapılanma bunu gerektiriyordu. Ve gelecekte toplum mimarlığına soyunacak olanlar bu yönlendirmeleri yapmaya çok önceden başlamış oluyorlardı.” (İki Darbe Arasında / s.51-52)

Kaynak:Haber7.com

09 Şubat 2010 15:55
Hakkari İl Emniyet Müdür Yardımcısı, Bilgi Sızdırmaktan Açığa Alındı
Hakkari Valisi Muammer Türker, İl Emniyet Müdür Yardımcısı M.N.S'nin bazı gizli bilgileri, elektronik posta aracılığıyla sızdırdığı iddiasıyla açığa alındığını bildirdi. Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Hakkari Valisi Muammer Türker, İl Emniyet Müdür Yardımcısı M.N.S'nin bazı gizli bilgileri, elektronik posta aracılığıyla sızdırdığı iddiasıyla açığa alındığını bildirdi.

Vali Türker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Emniyet Müdür Yardımcısı M.N.S'nin bilgisayarından, elektronik posta aracılığıyla bazı gizli bilgilerin sızdırıldığı iddiası üzerine, Hakkari Cumhuriyet Savcılığının adli soruşturma başlattığını belirtti.

Hakkari Valiliği olarak da M.N.S hakkında disiplin soruşturması açtıklarını ifade eden Vali Türker, iddianın ciddiyeti ve elde bulunan veriler doğrultusunda, M.N.S'nin açığa alındığını kaydetti.
aktifhaber

02 Şubat 2010
Belediye'ye Polis Baskını
Ankara Polisi, kumar oynatarak zengin kişileri borçlandıran bir çeteye yardım ettikleri gerekçesiyle Etimesgut Belediyesine baskın yaptı.

Ankara Polisi, kumar oynatarak zengin kişileri borçlandıran bir çeteye yardım ve yataklık yaptıkları iddiasıyla, Etimesgut Belediye Başkan Yardımcıları A.S. ve H.Y. ile Zabıta Müdürü A.İ.B.'u gözaltına aldı. Polis bu 3 kişinin grubun işyerlerini kapatmayarak suça yardım edildiğini savunuyor.

Ankara Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün geçtiğimiz günlerde yaptığı Demir 06 kod isimli bir operasyonla kumar oynatarak zengin kişileri borçlandıran, zorla senet imzalatan bir çeteyi "Kumar oynatmak, nitelikli dolandırıcılık, yağma, yaralama ve cinayet" suçlamalarıyla gözaltına aldı.

Polisin Ankara Adliyesi'ne çıkardığı 6 çete üyesinin tutuklanmasının ardından da dün gece bu grubun kumar oynattığı yerleri kayırdığı, kapatmadığı ve menfaat sağladığı iddia edilen Etimesgut belediyesinden iki belediye başkan yardımcısı ile zabıta müdürünün de aralarında olduğu 6 kişi gözaltına alındı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü, yaptığı soruşturma evrakında "asayiş uygulamalarında ceza kesilen kumar mekânlarına belediye tarafından işlem yapılmadığı, kağıt üzerinde para ceza kesildiği halde mühürlenmedikleri ve faaliyetlerine devam ettiklerini" iddia etti.

Gözaltındaki çete üyelerinin verdiği ifadelerin de etkili olduğu operasyonda, bu belediye görevlilerinin "Maddi menfaat karşılığı çeteye yardımda bulundukları" iddia ederek, Belediye Başkan Yardımcıları A.S. ve H.Y. ile Zabıta Müdürü A.İ.B.'un da aralarında bulunduğu 6 kişi sorgulandı. Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nde bir gece tutulan zanlılar bugün Ankara Adliyesi'ne sevk edildi.. netgazete

Seçim müdürü, zimmetten gözaltında
13:25 - Antalya İl Seçim Müdürü M.K, 2009 yerel seçimlerinde "zimmet" ve "dolandırıcılık" suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alındı. İl Seçim Müdürü M.K, gelen şikâyetler üzerine Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği tarafından gözaltına alındı. 03.02.2010 ANTALYA
netgazete

13 Şubat 2010
17 Polis Gözaltında
Polisin 3 ilde başlattığı insan kaçakçılığı operasyonunda 17'si polis 40 kişi gözaltında.Haberi

Polisin 3 ilde başlattığı insan kaçakçılığı operasyonunda 17'si polis 40 kişi gözaltında. Operasyon sırasında İstanbul emniyetinde polis yan bloktaki meslektaşlarını gözaltına aldı. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, "Operasyonu içimizdeki çürük elmaları temizleyeceğiz" sözleriyle değerlendirdi.

İstanbul merkezli operasyonun en çarpıcı anları da Emniyet Müdürlüğü'nde yaşandı.

B blokta görevli Mali Şube ekipleri, 6 aydır izledikleri meslektaşlarını yüyüyerek gittikleri A blokta gözaltına aldı.

Polisler, rüşvet karşılığı ikametgah belgesi vermek, usulsüz oturma süresi uzatmak ve evrakta sahtecilikle suçlanıyor.

Operasyonla ilgili bilgi veren İstanbul Emniyet Müdürü Çapkın, "çürük elmaların ayıklandığını" söyledi.

Çapkın, "Bu arkadaşlarla ilgili şu anda adli safhada olduğundan dolayı peşin bir hüküm yürütmek istemiyorum. Bundan sonra da yanlış yapan kim olursa olsun teşkilatımızdan ayıklanmaya devam edecektir. Biz 36 bin kişiyi bulan bir teşkilatız. Her kuruluşta olduğu gibi bizim kuruluşumuzda da zaman zaman bu tür iddialara muhatap olacak veya bu tür olaylara karışmış olacak kişiler çıkacaktır. O konu da bütün kararlılığımızla devam edeceğiz" dedi.

Gözaltındaki 17 polisten 2'si emniyet amiri.

Polis, Ankara ve Malatya'da eş zamanlı operasyon yaptı. Halen 40 kişinin polisteki sorgusu sürüyor.
aktifhaber

Üniversitede trilyonluk mazot yolsuzluğu: 50 gözaltı
14:05 - Polis, Kırklareli, İstanbul ve Zonguldak'ta eşzamanlı olarak akaryakıt yolsuzluğu yapıldığı gerekçesiyle operasyon düzenledi. Operasyonun Zonguldak ayağında üniversite hastanesinde görevli kişilerin de aralarında bulunduğu 14 kişi gözaltına alındı. Üç ilde toplam gözaltına alınanların sayısının 50 kişiye ulaştığı bildirildi. 16.02.2010 ZONGULDAK netgazete

Adnan Faruk
Ankara bu haliyle var Oldukça, Bu Ülkeye Rahat Yok!

Herkesin bildiği somut bir gerçeği itiraf edelim; darbecilerin silah zoruyla kabul ettirdiği 82 Anayasası, halk iradesini sınırlamak için kurdukları kurumlar ve bu kurumları emanet ettikleri darbe heveslisi bürokrasi varlığını sürdürdükçe, bu ülkenin insanına rahat yok…

Bu gerçek…

Ama dahası da var;

Anayasal Kurum diye sunulan yapılara egemen olanlar; soğuk savaş dönemi tek parti zihniyetinin savunuculuğunu yaptıkça ve olup biteni ‘mezhepçi’ yaklaşımlarla değerlendirdikçe, halkın iradesi iktidar olmaz…

Kendini ‘devletin sahibi’ gören, vehmeden, hatta bunu yüksek sesle dillendiren bürokratik yapı varlığını korudukça, Anadolu insanının vergisi üzerinden onun evlatlarına tokat atan ve atmaya heveslenen çok olur…

Halkın verdiği desteğin kıymetini bilmeyen, değerini anlamayan ve bürokrasinin dümen suyuna gitmeyi iktidar olmak sanan seçilmişler var oldukça, bu ülkenin çocukları daha çok 27 Mayıslar, 12 Martlar, 12 Eylüller, 28 Şubatlar, 27 Nisanlar ve 17 Şubatlar görür…

Devletin güvenlik konsepti iç düşman tanımına göre yapıldıkça, canı sıkılıp tank yürüten rütbelilerin önüne kimse geçemez…

25 yıldır devam eden ayrılıkçı terörün neden bitirilemediğini sormak, “vatan hainliği” olarak gösterildikçe ve bu görüş kabul gördükçe, terör ve terörden beslenen bürokrasinin egemenliği bitmez…

Seçilip Ankara’ya geldiğinin üçüncü günü, yaptığı bir iki sekreter, şoför, hemşire ve öğretmen tayını üzerinden, kendisini her şeye hükmedebilen ve ‘önemli adam’ olarak gören taşra siyasetçisi anlayışı sürdükçe, halkın iradesi devlet yönetimine yansımaz…

Ankara’nın kuzeyini mekan tutmuş, para ve iktidar nimetleri için çıktığı halk kesimine sırtını dönmüş ve seçilmiş her iktidara akıl verme yolu bulabilen ihtiraslı isimler ve onları dinlemeye hazır seçilmişler oldukça, halkın ensesine tokat atanlar çok olur…

Bürokrasinin öngörüleri ve yönlendirmesiyle hareket etmeyi bakanlık görevini ifa etmek sanan Bakanlar Kurulu üyeleri yerlerini korudukça, halkın lehine bir değişim ve dönüşümü beklemek saflık olur…

Bürokrasiyi yönetmek yerine, bürokrasi tarafından yönetilmeyi devleti yönetmek sanan siyasi anlayış var oldukça, canı sıkılan veya eşinden fırça yiyen her devlet memuru, bakan ‘azarlayarak’ rahatlamayı sürdürür…

Hayatının hiçbir anında kendi emeğiyle iş yapmamış, para kazanmamış, alın teri dökmemiş, iş yeri işletmemiş, işçi çalıştırmamış ve devletten beslenmeye alışkanlık haline getirmiş sivil ve askeri bürokrasi devletten nemalanmayı sürdürdükçe, ekonomiyi sarsacak krizlere öncülük etmekte sakınca görmez…

İşte bunların tümünün toplam ismi, Ankara’dır.

Ankara, tek başına bir kent ismi değildir.

Ankara, tek parti ve soğuk savaş dönemi siyaset anlayışının adıdır.

Dolayısıyla, Ankara bu haliyle var oldukça, bu ülkenin insanına rahat yok…

Ankara’ya bu gücü veren özellik ne biliyor musunuz?

Ankara’ya bu gücü veren temel özellik; kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin, hangi düşüncede olursa olsun gelen herkesi, ‘sunduğu nimetlerle’ dönüştürüp kendine benzetmesini ve bağlamasını bilmesidir.

Bir kez dönüşen ve bağlanan de, bir daha iflah olmuyor.

Merak edenler, bu ülkeyi yönettiğini sanan kadroların, önemli bir kısmının, yaşadığı dönüşümü izlesinler…

Kısacası; Ankara bu haliyle var oldukça, bu ülkeye rahat yok…

farukadnan@gmail.com
haber10

02 Mart 2010
HSYK'NIN OYUNU DA İŞE YARAMADI
Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ve 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk, Ergenekon Terör Örgütü üyeliğinden yargılanacak...Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit İlişkili HaberlerTüm HaberlerETÖ'cü Binbaşı KameradaKuran'ı Komploya Alet EtmişHSYK BASKI YAPTI DOSYA GERİ GİTTİCihaner Dosyası Erzurum'a GeldiSavcı'dan HSYK'ya Açık Tehdit


Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Ergenekon soruşturmasına ilişkin hazırlanan iddianame Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in Ergenekon terör örgütü üyesi olarak suçlandığı iddianamede, ifade vermeye gelip gelmeyeceği tartışılan 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk de 17 sanık arasında ilk sırada bulunuyor. Cihaner'in ardından 3. sırada İl Jandarma Alay Komutanı Ali Tapan var. Edinilen bilgilere göre Cihaner hakkında, 'Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, resmî evrakta sahtecilik, tehdit ve hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek' suçlarından dava açıldı. İddianamede, Cihaner'le ilgili soruşturma için Erzurum Başsavcılığı'nın yetkili ve görevli olduğuna dair mütalaaya da yer veriliyor. Orgeneral Berk ise 'Ergenekon terör örgütü üyesi olmak, tehdit, resmî belgede sahtecilik, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'le suçlanıyor. Cuma günü mahkemeye sunulduğu öğrenilen iddianamenin önemli ayrıntılarından birini ise dosyadaki suçların ayrılması oluşturuyor. Başsavcı Cihaner'in göreviyle ilgili suçlarına Yargıtay'daki ilgili daire bakacak. Ancak Cihaner, iddianamede kişisel olarak görülen örgüt kapsamındaki suçlarla ilgili Erzurum Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanacak. Başsavcı'nın göreviyle ilgili suçların yer aldığı dosya Yargıtay'a gönderildi.

Ergenekon'un 'Erzincan'daki ayağına' yönelik yürütülen soruşturmada dün flaş bir gelişme yaşandı. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı'nca tamamlanarak, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulan iddianame kabul edildi. Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında göreviyle ilgili suçların yer aldığı dosyanın Yargıtay'a gönderilmesine, örgüt kapsamına giren kişisel suçların Erzurum'daki dosya kapsamında 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesine karar verildi. Bu arada, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk'in soruşturma kapsamında ifadeye çağrılıp çağrılmamasıyla ilgili sürecin 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce değerlendirileceği öğrenildi.

14 sanıklı iddianamede, Ergenekon silahlı terör örgütünün yapısı, hedefleri ve hakkında bugüne kadar yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen deliller ve ulaşılan sonuçlarla ilgili iddianamelere dayanılarak açıklamalar yapılıyor. Şöyle deniliyor: "Örgütün, TSK içinde son derece gizli bir yapılanma içinde olduğu kadar, yukarıda açıklandığı gibi örgüt amaçlarının gerçekleştirilmesinde çok önemli gördüğü istihbarat örgütü içinde de kadrolaşmaya çalıştığı açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır.''

'KİRLİ TEZGÂH' HAYATA GEÇİRİLMİŞ

İddianamede örgütün Erzincan yapılanmasıyla ilgili olarak da bilgiler veriliyor: "(...) Dursun Çiçek tarafından imzalanmış bulunan İrticayla Mücadele Eylem Planı, Erzincan ilinde hayata geçirilmek istenmiş, bu amaçla Ergenekon silahlı terör örgütüne bağlı olarak faaliyet gösteren şüpheli Saldıray Berk liderliğindeki yasa dışı oluşum faaliyetlerde bulunmuştur. Bu çerçevede Gülen cemaatinin Erzincan'daki evlerine veya okullarına silah, uyuşturucu vs. suç unsurları ile yasa dışı illegal dokümanlar konularak sonrasında bu yerlerde eşzamanlı olarak operasyonlar yaptırılması ve böylece Gülen cemaatinin silahlı terör örgütleri kapsamına alınmasının sağlanmasının hedeflendiği ortaya çıkmıştır. Dursun Çiçek imzalı bir belgedeki ifadeler ile Erzincan İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şubesi'nde görevli Üsteğmen Ersin Ergut'un ajandasındaki birbiriyle örtüşen el yazısı ifadeler bunun açık kanıtıdır. Üyelerinin tamamına yakını kamu görevlilerinden oluşan ve bir kısmı Erzincan ilinde üst düzey görevlerde bulunan örgütün Erzincan yapılanmasının bu oluşumu ve işlenen suçların kamu görevinin yapılması kılıfı altında gerçekleştirilmesi karşısında delillere ulaşabilmenin zorluğu ortadadır.''

Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Cihaner ile ilgili iddianamenin cuma günü mahkemeye ve daha sonra Yargıtay'a gönderildiğini açıkladı. Kuş, iddianame kabul edildiği takdirde duruşma tarihi belirleneceğini ve ilk duruşmanın Erzurum'da yapılacağını ifade etti.

Örgüte yol gösterip, hukukî koruma sağlamış

İddianamede, İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın Erzincan'da uygulanmak istenmesinin nedenleri de 5 maddede sıralanıyor. İlhan Cihaner'in örgüte hukuki koruma sağladığı belirtiliyor. İşte o ifadeler:

"1-Erzincan'da hem Alevi hem de Sünni vatandaşlarımızın yoğun olarak bulunması, diğer taraftan hem Kürt hem de Türk kökenli vatandaşlarımızın oturması nedeniyle kötü niyetli kişilerce bu durumun suistimal edilmesinin kolay olduğunun düşünülmesi,

2-Şüpheli Saldıray Berk'in 3. Ordu Komutanı olarak elindeki tüm yetkileri mensubu bulunduğu terör örgütünün illegal amaçları doğrultusunda kullanmaktan çekinmemesi, bilakis bu konuda diğer şüphelilerin mevki olarak üzerinde bulunması durumunu da kullanarak onlar üzerinde etkinlik sağlaması,

3- İlhan Cihaner, mensubu bulunduğu örgütün illegal amaçları doğrultusunda yaptığı faaliyetlerde yol gösterme, hukuki koruma sağlayacak konumda bulunması,

4-Erzincan'da gerek önceki İl Jandarma Alay Komutanı Recep Gençoğlu ve gerekse halen görevde bulunan İl Jandarma Komutanı Ali Tapan'ın elinde bulundurduğu kolluk gücünü örgütün amaçları doğrultusunda kullanmaktan çekinmemeleri.

5-Tutuklu MİT Müdürü Şinasi Demir başta olmak üzere diğer tutuklu MİT mensuplarının devletin ve yasaların kendilerine verdiği ülke çapında ve özellikle yabancı ülkelere yönelik istihbarat toplama ve değerlendirme yetkilerini kötüye kullanmaktan çekinmeyerek, bu anlamda kullanmakta oldukları bir haber elemanına illegal olarak kişi/cemaat hakkında bilgi-belge getirmesi talimatı verdikleri tespit edilmiştir."


Cihaner ve Çiçek, Erzincan Orduevi'nde toplantı yapmış

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, altında Kurmay Albay Dursun Çiçek'in imzası bulunan 'İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı uygulamakla suçlanıyordu. İddianamede, İlhan Cihaner'in, Dursun Çiçek'le Erzincan'da görüştüğü aktarılıyor. Buna göre, 2009 yılı yerel seçimleri döneminde Erzincan'a gelen Dursun Çiçek, Erzincan Orduevi'nde İlhan Cihaner'le toplantı yapıyor. İddianamede ayrıca Cihaner'in, soruştarma kapsamında ele geçirilen silahların, kolluk güçleri tarafından konulduğu biçimindeki iddiaları güçlendirmek ve elde edilen yasal delilleri zayfılatmak maksadıyla Erzincan Çatalarmut Barajı'na mühimmat bırakılması ve silahların polis tarafından konulduğu iddiasının ileri sürülmesi senaryosunu ürettiği belirtiliyor.

TAHLİYE TALEBİ 3. KEZ REDDEDİLDİ

Bu arada, Başsavcı İlhan Cihaner'in tutukluluk haline yapılan itiraz üçüncü kez reddedildi. Cihaner'in avukatı Turgut Kazan, dün müvekkilinin tutukluluk haline 3. kez itiraz etti. Ancak bu talep de önceki iki başvuru gibi kabul edilmedi. Bu arada Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin üye hâkimi İsmail Şahin'in yerine dün Sefa Bilak getirildi. SELİM KARAHAN ERZURUM

'Terör örgütü üyeliği' görev suçu değildir

Ergenekon'un Erzincan ayağına ilişkin iddianameyi hazırlayan Cumhuriyet Savcısı Taner Aksakal, iddianamede, İlhan Cihaner'in suçlandığı 'terör örgütü üyeliği'nin 'kişisel suç' olduğunu aktardı. Aksakal, Cihaner ile ilgili iddianameyi Yargıtay'a değil, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunduğunu kaydetti. Saldıray Berk'le ilgili olarak da muvazzaf askerlerin 'terör örgütü üyeliği' suçundan sivil mahkemede yargılanacağını bildirdi. Hem Cihaner hem de Berk yönünden yetkili ve görevli mahkemenin Erzurum Ağır Ceza mahkemeleri olduğunu bildirdi. İddianamedeki deliller ışığında oluşturulan mütalaalarında çarpıcı tespitlerde bulundu: "Birinci sınıf hakim bile olsa, kişisel suçlarında en yakın mahkemede yargılanır." "Terör örgütü üyeliği"nin gerçekleşmesi suçu asla görev suçu değildir." BÜŞRA ERDAL İSTANBUL

Sanık Albay'dan yalancı tanık itirafı

İddianamede çarpıcı tespitlere yer veriliyor. Erzincan Çatalarmut Baraj Gölü'nde bir ihbar üzerine ele geçirilen 13 adet el bombası ve 350 civarında merminin Erzincan Emniyeti ile suni olarak irtibatlandırmak için İl Jandarma Alay Komutanı Ali Tapan, Üsteğmen Ersin Ergut, Astsubay Orhan Esirger ve İstihbarat Binbaşı Nedim Ersan'ın yalancı tanık ayarlamaya çalıştıklarına dikkat çekiliyor. İddianamede sözde tanık ile gizli şekilde şehir dışında görüşüp çeşitli vaatlerle ikna etmeye çalıştıkları ancak tanığın (gizli tanık X) komplonun bir aracı olmak istememesi üzerine kabul etmediği belirtildi. İddianamede, Albay Tapan'ın tanığı gerçeğe aykırı anlatımlar yapılması olayıyla ilgili Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in de haberinin olduğu, hukuki korumanın ve desteğin bizzat Başsavcı tarafından yapılacağı vaat edildiği belirtiliyor. Tapan'ın Erzurum savcılığına verdiği ifadede olayı doğruladığı, tanık ile gizli bir yerde görüştüğünü, görüşme sonrasında da durumu Cihaner'e arz ettiğini beyan ettiği aktarılıyor. İddianamede, "Böylece planladıkları komplonun içinde Cihaner'in de bulunduğunu zımni olarak ikrar etmiştir." deniliyor.

Savcıya HSYK telefonu belgelendi

HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek'in, Erzurum'daki soruşturmaya müdahalesi belgelendi. Başsavcı Cihaner'in evine giden savcıyı telefonla arayıp, 'sicil numaranı ver' dediği ortaya çıkan Özbek'in görüşmesinin görüntülü kayıtları yayınlandı. Cihaner'in evindeki arama sırasında çekilen görüntülere göre, savcıyı Özbek'in kendisi arıyor. Bu durum, Başkan Vekili'nin, "Beni Cihaner aradı. Aramayı yapan savcıya da telefonu Cihaner'in eşi verdi." savunmasını çürütüyor. Görüntüler, Özbek'in telefonunun dinlendiğine yönelik iddiasının da gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Başkan Vekili, savcıyı kameralar çalışırken aramış.

HSYK Başkan Vekili Özbek, savcılara telefon ederek baskı yaptığı iddiaları gündeme gelince Başsavcı İlhan Cihaner'in kendisini aradığını iddia etmişti. Ancak Habertürk'te yayınlanan ve savcılık araması sırasında güvenlik güçlerinin kameralarına yansıyan görüntüler Özbek'i yalanlıyor. Görüntülerde HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek'in, hem İlhan Cihaner'i hem de aramayı yapan savcıyı aradığı görülüyor. Özbek ise gazetecilere yaptığı açıklamada "İlhan Bey beni makamından aradı." demişti.

Habertürk'te yayınlanan görüntüler Özbek'i yalanlıyor. Başsavcı İlhan Cihaner Adliye'deki odası arandığı sırada telefonda şu sözleri sarf ediyor: "Yerimdeyim Başkanım. Arkadaşlar geldiler, arama yapıyorlar. Daha sonra gözaltı olacakmış. Ben fizikî olarak direnmeyi düşünüyorum."

Cihaner'in evindeki görüntülerde ise polislerin Cumhuriyet Savcısı Rasim Karakullukçu'nun nezaretinde arama yaptığı sırada Karakullukçu'nun telefonu çalıyor. Görüntülerde yapılan konuşmadan arayan kişinin HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek olduğu anlaşılıyor. Karakullukçu, 'başkanım' diye hitap ettiği Özbek'e telefonda ismini söylüyor, daha sonra ise aramayı mahkeme kararıyla yaptıklarını anlatıyor. HSYK Başkan Vekili Özbek, bu telefon görüşmeleriyle ilgili sorular üzerine, konuşmaları doğrulamıştı. Özbek, Cihaner'le konuşmasında 'kendisinin direneceğim' tavrına karşı çıktığını söylediğini de belirtmişti. Özbek, evdeki aramayı yapan savcının adını anlayamadığı için tekrarlattığını ve savcının 'arama yapıyoruz efendim' dediğini iddia etmişti.

İlhan Bey'i biz mi aradık, onlar mı aradı tam bilmiyorum

HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek, savcılarla yaptığı telefon görüşmelerinin ortaya çıkması üzerine ilginç bir savunma yaptı. Görüntülerin kendisini yalanlamadığını iddia eden Özbek, suçu sekterlere attı. Özbek, "Oraya bağlamaları sekreterlerin işi. Önce makamından aranmış gibi bir sıralama yapılmış, aradan yarım saat geçtikten sonra 'İlhan Bey telefonda!' dediler. İlhan Bey'i biz mi aradık onlar mı aradı tam bilmiyorum." dedi.

Özbek, ilk açıklamalarının aksine Cihaner'in evinde aramayı yapan savcı Rasim Karakullukçu'yu da kendisinin telefona istediğini itiraf etti. Özbek, bu konuda şu görüşü dile getirdi: "Arkadaşlarla toplantı salonunda çalışırken sekreterlere arattım. Birinci aramada 'Makamı cevap vermiyor.' dediler, 'Cepten de aradık, şimdi görüşmesi mümkün değil.' dediler. 'Evini arayın!' dedim. Bir süre sonra evi bağlandı. Arama devam ediyordu. İlhan Bey'in eşi dediler. 'Geçmiş olsun hanımefendi, nedir mesele?' dedim. Arama yapıyorlar, dedi. 'Kimler var?' dedim. Savcı bey var polis var, dedi. Bir görüşebilir miyim dedim. Bilgi almak için; çünkü o zamana kadar herhangi bir bilgi yok. Savcının sesi çok derinden ve kesik kesik geliyordu."

Kaynak: Zaman

02 Mart 2010 20:462
Doktor İhaleye Fesat Karıştırmaktan Tutuklandı
Denizli'de, ihaleye fesat karıştırma iddiasıyla çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakılan iki doktor, Cumhuriyet savcısının itirazı üzerine tutuklandı.

Alınan bilgiye göre, Servergazi Devlet Hastanesine medikal ürün alımında usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla gerçekleştirilen operasyonda gözaltına alınan ve nöbetçi mahkemece serbest bırakılan doktorlar S.U. ve K.E, bugün Cumhuriyet Savcısının itirazı üzerine yeniden gözaltına alınmalarının ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.

-OLAY-

Denizli Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, Samsun'da faaliyet gösteren bir medikal firmasının, Japonya'dan ithal yetkisi olan tıbbi malzemenin benzerinin Denizli'de bazı hastanelerde kullanıldığı yönündeki şikayeti üzerine soruşturma başlatmıştı.

Bu kapsamda geçen hafta Servergazi Devlet Hastanesine operasyon düzenlenmiş, 18 kişi gözaltına alınmış, firma yetkililerinden iki kişi tutuklanmıştı.
aktifhaber

03 MART 2010, ÇARŞAMBA
CHP'li Edirne Belediye Başkanı'na 8 yıl 4 ay hapis

CHP'liEdirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, şehir içi içme suyu şebekesi imtiyaz ihalesi ve ihaleye danışman alınmasına ait iki ayrı suçlamadan toplam 8 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sedefçi daha önce de belediye spor sahası ihalesine fesat karıştırmaktan 4 yıl 2 ay ceza almıştı. haber101

08 Mart 2010
25 Polis rüşvet aldıkları iddiasıyla Gözaltına Alındı
Tekirdağ'ın Marmaraereğlisi ilçesinde, kamyonlardan rüşvet aldıkları iddiasıyla biri 3. sınıf emniyet müdürü 25 polis gözaltına alındı

Tekirdağ Emniyet Müdürü Necdet Çelikbilek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Marmaraereğlisi'nden İstanbul'a kamyonlarla yük taşıyan ismi açıklanmayan firma sahibinin şikayeti üzerine yaptıkları çalışmada, İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli bölge trafik polislerinin rüşvet karşılığında kamyonların tonaj fazlası yük taşımasına izin verdiğinin belirlendiğini söyledi.

Bunun üzerine bugün, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince, trafik polislerine yönelik düzenlenen operasyonda, 3. sınıf emniyet müdürü F.G. ile 24 polisin gözaltına alındığını belirten Çelikbilek, polislerin savcılıktaki ifadelerinin sürdüğünü ifade etti.

aktifhaber

08 Mart 2010 13:30
Başbakan'ın Yatak Odası Dinlendi
Yeni Şafak,Erdoğan'ın yatak odasının dinlendiğini iddia etti. Hakim kararıyla, yargı üyelerinin dinlenmesine isyan eden HSYK ve diğer yargı organlarının tepkisi merak ediliyor..Dinleme faaliyetleri Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın evine kadar uzandı. Ankara'da Vatanseverler Davası'nda yargılanan Zeki Balaban ve Halit Bozdağ'ın Erdoğan'ı yatak odasında bile dinlediği ortaya çıktı.

Taraf Gazetesi'nin haberine göre Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden Vatansseverler Güç Birliği Hareketi (VKGBH) davasında yargılanan Zeki Balaban ile Halit Bozdağ'ın Başbakan Tayyip Erdoğan'ı yatak odasına kadar dinledikleri ortaya çıktı. Balaban ve Bozdağ'ın yaptığı telefon görüşmelerine "İçimizdeki Gladio ile Yüzleşmek" kitabında yer veren Yeni Şafak gazetesi Ankara Haber Müdürü Abdülkadir Selv i, Başbakan Erdoğan'ıın evine kadar uzanan dinleme faaliyetlerini gözler önüne serdi. Selvi, kitabında anlattığı konunun Vatansever Kuvvetler Güç Birliği hakkında hazırlanan iddianamede yer aldığını belirtti.

Selvi'nin kitabında ayrıca, Balyoz Darbe Planı'nın zanlılarından emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri'nin başkanlığını yaptığı Stratejik Araştırmalar Etüt Merkezi'nin, (SAREM) Tanya adlı Rus bir mankene kırmızı pasaport verdiği belirtiliyor. Tanyeri ABD'deki Hudson Enstitüsü'nde Türkiye'ye ilişkin felaket senaryolarının konuşulduğu toplantılara katılmış ve senaryolara hiçbir itirazda bulunmamıştı.

506'LIDAN DİNLEME VAR

Zeki Balaban ile Halit Bozdağ'ın Başbakan Erdoğan'ın dinlenmesine ilişkin konuşması kitapta şöyle yer alıyor:

Halit: Dinlemeyi de bırakın artık tamam.

Zeki: Tamam oldu.

Halit: Yatak odasına kadar dinlenmişsiniz adamı (Başbakan'ı kastediyor) Bu nasıl iş ya?

Zeki: Kim dinlemiş ya?

Halit: Yav neyse seninkiler

Zeki: O zaman senin yanındakiler koymuş olur, bizden kimse girmedi.

Halit: Koymamış koymamış, kartlardan dinleme var. Tamam.

Zeki: Kartlardan dinleme o şekilde değil.

Halit: 506'lıdan dinleme var, o sen verdiğinden, kimse onlar, o Yaşar kaşar da arayıp duruyor başka telefondan. Onun da bir kulağını çekin bakalım. Dikkat edin, tamam.

MANKENE KIRMIZI PASAPORT

Vatanseverler Davası'nın görüldüğü Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dahi otaya çıkmadığı belirtilen Rus mankene kırmızı pasaport verilmesine ilişkin telefon kayıtları da Selvi'nin kitabında yer alıyor. Kitapta pasaportlar için vizenin ise SAREM üzerinden alındığı belirtiliyor.

Bu gelişme ise şöyle:

Zeki: Efendim.

Halit: Bu Tanya'nınkine bir çıkış vurdur. Bir de birsenelik giriş vurdur. Bu seninkiler yapar burada.

Zeki: Tamam.

Halit: Yoksa bak kaçak durumuna düştü bu kızcağız tamam.

Zeki: Yok, yok tamam.

Halit: Kırmızıyı ha. Hadi tamam, hadi

Zeki: Kırmızısını aldık abi.
aktifhaber

Rüşvet operasyonu: 3 gözaltı
10 Mart 2010 Favorilerine Ekle Antalya'nın Manavgat ilçesinde, rüşvet iddiaları üzerine yapılan operasyonda, İlçe Tarım Müdürlüğü'nde görevli bir memurun da aralarında olduğu 3 kişi gözaltına alındı. haber7

Elektrik dağıtımında zimmet: 14 gözaltı
10 Mart 2010
Erzurum'un Hınıs ilçesinde, bir suç örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda, 8'i bölgedeki elektrik dağıtım şirketi çalışanı olmak üzere, 14 kişi gözaltına alındı.haber7

Yediemin depolarına baskın: 20 gözaltı
10 Mart 2010
Mersin Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü ekiplerinin düzenlediği operasyon sonucu, icra müdürlükleri ve yediemin depolarında görevli toplam 20 kişi gözaltına alındı.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, yediemin depolarındaki icralık mallarda 'usulsüzlük yapıldığı' bilgisine ulaşan Mersin Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı'nın koordinesinde kent merkezindeki 5 ayrı icra müdürlüğü ile 10 ayrı yediemin deposuna yönelik operasyon düzenledi.

Yapılan operasyon sonucu, aralarında icra memurlarının da bulunduğu toplam 20 kişinin gözaltına alındığı ve olayla ilgili soruşturmanın sürdürüldüğü bildirildi.
haber7

Aziz Üstel
Star Gazetesi
Müzelerde hırsızlık Evren ile mi başladı?
14 Mart 2010

Günlerden bir gün, Ankara’da Resim Heykel Müzesi’ne gittim bi arkadaşımla birlikte. Kapıda kimseler yoktu. Girdik içeri. Alt kattaki salonu dolaştıktan sonra, ikinci kata tırmandık. Duvarda tahminen yetmişe doksan santimetre, varaklı çerçeve içinde bir Feyhaman Duran tablosu. Cami girişi; oymalar, ana kapının iki yanındaki mozaikler pırıl pırıl.

Yalnız, tabloyu duvardaki çiviye asan kordon erimiş, lime lime olmuş. Feyhaman Duran ha düştü ha düşecek. Ben de tabloyu duvardan aldım. Koltuğumun altına sıkıştırdım. Merdivenlerden indim. Müze müdürünü arıyorum. Adama göstereceğim, şu kordonu onarın, tablo düşer müşer, yazık olur diyeceğim. Ara da bul. Arkadaşım dedi ki:

“Alalım şu tabloyu, dışarı çıkalım, belki o zaman biri peşimizden gelir.” Nasıl fikir? İyi. Tablo koltuğumun altında, biz çıktık müzeden. Merdivenlerden caddeye kadar indik. Ne gelen var ne giden. Sonra geri döndük. Tekrar müzeye girdik. Adam aradık fellik fellik. Neden sonra siyah giysili bekçilerden biriyle burun buruna geldik. Müdürü sorduk. Yemekteymiş. Yardımcısı? Kadroya daha atanma yapılmamış. Neyse, tabloyu bekçiye verdik. Kordonun her an kopabileceğini, bunun onarılması gerektiğini söyledik. Adam bize boş göz

lerle baktı..
Gelelim ikinci olaya. Ankara’da bir benzin istasyonu. Arabayı doldururken pompacı, içeri girdim. Kasanın hemen arkasında iki tane, yan yana Avni Lifij duruyor. Yanıyor resimler; pembeler, sarılar, büyük usta bütün hünerini döktürmüş. O günkü piyasa değeri iki resmin, su içinde 500 bin dolar. Benzinciye sordum: “Nereden buldun bunları?”

“Bilmem... TIR şöförü verdi galiba. Parası çıkışmadı. Ben de öyle astım..”

“Bana satar mısın?” “Aman Aziz Ağabey, ne satması? Al senin olsun.”

Tabloları indirdik. Arkasını çevirip baktım. Çerçevede damgalar var Demirbaş-Nafia Vekaleti-1933. Yani tablolar Bayındırlık Bakanlığı’nın demirbaşı’na kayıtlı; oradan çalınmış. Neyse benzinciye bunları gösterdim. Polise telefon ettik. Resimleri tutanak karşılığı teslim ettik. Tutanak hala durur evde bi yerde.

Daha ne öyküler anlatabilirm size müzelerden çalınan resimlerle ilgili. Ya devlet daireleri? Sayfalar yetmez! Kültür miraslarımız böyle yağma edilip gitmiş yıllar yılı. Bütün bakanlıkların, devlet bankalarının tablolarla ilgili bir demirbaş sayımı yaptırmaları gerek tez elden! Eğer kayıtlı tabloların yüzde 50’sini bulurlarsa depolarda çok şaşırırım!

3 astsubay, tapuda rüşvetten gözaltında
11:48 - Muğla Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen operasyonda, "görevi kötüye kullandıkları, rüşvet aldıkları ve haksız kazanç elde ettikleri" iddia edilen, Bodrum İlçe Tapu Müdürü ve 3 astsubayın da aralarında bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı. 15.03.2010 BODRUM netgazete

16 Mart 2010 15:15
Komutanlıkta Şok Operasyon
Balıkesir 6. Bakım Merkez Komutanlığı'ndaki operasyonda 4 kişi tutuklandı.

Balıkesir İl Emniyet Müdürlüğü'nce üç ilde eşzamanlı düzenlenen operasyon kapsamında Ankara ve İzmir'de gözaltına alınan çok sayıda firma temsilcisi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Bir süre önce açılan yedek parça alım ihalesine fesat karıştırma, açıktan rüşvet alma, görevi kötüye kullanma ve organize suç örgütü kurup maddi çıkar sağladıkları iddiasıyla 90'a yakın subay, astsubay ve sivil memurun ifadesinin alındığı öğrenildi. Adli soruşturmanın Balıkesir Cumhuriyet Savcılığı, sayım işlemininse İzmir Askeri Savcılığı tarafından yürütüldüğü belirtiliyor.

1950 yılında kurulan fabrikada, TSK'nin kullandığı dizel ve benzinli araçların motor düzenlerinin yenilenmesi ve yedek parçaların imalatı, ar-ge ekibi tarafından izlenip son teknolojiyle yapılıyor.
aktifhaber

17 Mart 2010
DENİZ KUVVETLERİNDE SKANDAL İHALE

Deniz Kuvvetleri’nde büyük bir yolsuzluk skandalının yaşandığı ortaya çıktı.

Savunma Sanayi’nde M60 tank modernizasyonundan sonra Deniz Kuvvetleri’nde de ‘keşif gözetleme uçağı’ alım ihalesinde büyük bir yolsuzluk skandalının yaşandığı ortaya çıktı.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın Deniz Karakol ve Sahil Güvenlik Uçağı ihtiyacını karşılamak amacıyla başlatılan Meltem Projesi’nin fiyaskoyla sonuçlandığı ortaya çıktı. Uzmanların hiçbir uyarısının dikkate alınmadığı projeyle yaklaşık yüz milyonlarca dolarlık para havaya saçılmış oldu. Projenin hayata geçirilememesi nedeniyle Türkiye’nin 1993 yılından bu yana Ege ve Akdeniz’de keşif ve gözetleme yapamadığı öğrenildi.

İKİ DENİZİ KOMŞUYA BIRAKTIK!

Deniz Kuvvetleri’nde mevcut olan ancak 1980’li yılların sonuna doğru performansı iyice düşen Deniz Karakol uçakları 1993’te hizmet dışı kaldı. Türkiye’nin, 1993’ten bu yana da düşman denizaltılarının korkulu rüyası olarak bilinen Deniz Karakol uçağı olmadı. Bir gerginlik durumunda en çok ihtiyaç hissedilen platformlardan birisi olarak değerlendirilen “keşif gözetleme” ihtiyacından Deniz Kuvvetleri mahrum bırakıldı. Yunanistan’a dikkat çeken uzmanlar, sadece Ege’de değil Akdeniz’de de gemilerin bir çırpıda gidemeyeceği yerlere Deniz Karakol uçakların gönderip saatlerde keşif yaptırdığına işaret etti. Deniz Kuvvetleri’nin ihtiyacının karşılanması için başlatılan projelerde de kamu yüz milyonlarca dolar zarara uğratılırken hiçbir sonuç da alınamadı. İhtiyacın giderilmesi için Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı 1997’de düğmeye bastı.

147 MİLYON DOLARLIK İMZA

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na 6 adet ‘Deniz Karakol’ uçağı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’na da 3 adet Sahil Güvenlik Uçağı alımı için çıkılan ihalede yaşananlar Savunma Sanayi ihalelerinde yaşanan çarpıklığı bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Savunma Sanayi İcra Komitesi, 27 Ocak 1998 tarihinde Deniz Karakol ve Sahil Güvenlik Keşif Uçakları Platform Tedarik Projesi olarak bilinen Meltem-1 projesi kapsamında 9 uçağın tedarik edilmesi için İspanyol CASA firması ile görüşülmesi kararı verdi. Savunma Sanayi Müsteşarlığı Proje Müdürü Uzman Yakup Taşdelen ile Türk Silahlı Proje Koordinatörleri Yarbay Tanju Yalçın ve Üsteğmen Levent Becerik’in görevlendirildiği projenin 23 Temmuz 1999 yılında sözleşmesi yapıldı. Sözleşme bedeli olarak 147 milyon dolar belirlendi.

UZMANLAR KARŞI ÇIKTI

Proje başlamadan önce Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nda bazı bürokratlar Meltem projesi kapsamında Deniz Gözetleme ve Sahil Güvenlik Keşif görevleri için uygun olmadığı gerekçesiyle CASA uçaklarına karşı çıktı. Başkanlığını Prof. Dr. Nejat İnce’nin yaptığı ve içinde Deniz Kuvvetleri personelinin de bulunduğu heyetin hazırladığı raporda tedarik edilmesi planlanan CN 235 CASA uçaklarının Deniz Karakol uçağı olarak kullanılmaması ısrarla vurgulandı. Ancak yetkili isimler uzman raporlarına kulaklarını tıkadı. Sonuçta “Proje başarısız olursa 250-300 milyon dolar ve en az 3-4 sene zaman kaybı söz konusu olacaktır” diyen uzman raporu bire bir gerçekleşti.

Örnek CASA’ya kefil oldu, proje sürdü

Savunma Sanayi Denetleme Kurulu’nun karşı çıkmasına rağmen dönemin Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Koramiral Örnek, CASA firmasından aldığı bilgilere dayanarak projenin ihtiyaçları karşıladığını savundu.

Uzman ve denetleme raporlarında CASA’ların Deniz Kuvvetleri’nin ihtiyacını karşılamayacağı ısrarla vurgulanmış olmasına rağmen, dönemin Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Koramiral Özden Örnek, hiçbir bilimsel açıklama yapmadan sadece üretici firmadan aldığı bilgileri dayanak göstererek CASA’nın ihtiyaçlara cevap verdiğini savundu. Bunun üzerine Denetleme Kurulu sorumluluğu Örnek’in üzerine atarak, projenin tekrar başlatılmasına karar verdi. Projenin ısrarla olmasını isteyen bir diğer isim de o dönem Deniz Kuvvetleri adına Proje Üst Yöneticisi olarak görev yapan Tuğamiral Feyyaz Öğütçü oldu.

İSRAİL FİRMASI GİBİ...


Birleşik Arap Emirlikleri’nin CASA’nın daha gelişmiş CN 295 modelini aldığı bir dönemde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın CN 235 modelinde ısrar etmesinin nedeni anlaşılamadı. Ayrıca M60 tanklarında olduğu gibi ekonomik olarak darboğazda olan CASA firmasının batmaktan kurtarıldığı öne sürüldü. M60 Tank modernizasyonunda da batmak üzere olan İsrailli IMI firmasının kurtarıldığı iddia edilmişti. Proje kapsamında 9 adet uçağın üretimi tamamlandı. Fakat uçaklardan bir tanesi test uçuşu sırasında düşerken, kazada yabancı pilotlarla birlikte Türk pilotlar ve test personeli öldü.

ESPRİ KONUSU OLDU

Meltem Projesi’nin ilk aşamasında başka bir skandal daha yaşandı. Yaşanan sorunun montaj bilgisi eksikliğinden kaynaklandığı öne sürülerek, CASA firmasıyla astronomik fiyatla teknik eğitim sözleşmesi imzalandığı iddia edildi. CASA firması bu anlaşma sayesinde yine ekonomik darboğazını atlatırken, Türkiye’nin bonkör (!) tutumu espri konusu bile oldu. CASA’ya giden TAI mühendisleri, İsyanya’daki tesisin parası TAI’den çıktığı için ‘buralar da bizim” diyerek espri konusu yaptı. Ciddi yazılı sözleşme yapılmadan alınan söz konusu eğitimlerin de verimliliği istenilen seviyede gerçekleşmedi. Üstelik ihtiyaç olmadığı halde 2004- 2005 yılları arasında CASA mühendisleri TAI’ye gelerek astronomik fiyatlara danışmanlık hizmeti verdi. Yine detaylı bir danışmanlık anlaşması metni olmadığı için CASA firması, az tecrübeli ve teknik olarak yetersiz mühendislerini Türkiye’ye gönderdiği için yine danışmanlıktan yeterli verim alınamadı.

EĞER BAŞARISIZ OLURSAK 300 MiLYON $ ZARAR EDERiZ

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın Deniz Karakol uçağı olarak kullanılması planlanan CN 235’lere eklenmesini istediği konfigürasyonun, bu uçaklar tarafından kaldırılamayacağı bir çok uzman raporunda defalarca dile getirildi. Görüşmeler sırasında CASA firmasına CN 235’lere eklenmesi istenen donanımı kaldırıp kaldırmayacağı soruldu. Ancak CASA firmasının verdiği cevap, raporlarda dile getirilen sorunları çözmekten uzak bulundu. Proje Koordinatörü Uçak Mühendisi Kemal Kaya ve Proje Mühendisi Uçak Mühendisi Sedat Güldoğan, Deniz Karakol Uçağı teknik raporunu hazırlayarak Savunma Sanayi Müsteşarlığı’ndan Daire Başkanı Mustafa Kaya ile Ekonomik İşler Müsteşar Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kazdağı’na sundu.

TAM 4 YIL KAYBEDERİZ

İki uçak mühendisinin raporuna göre CN 235 uçağının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın gönderdiği harekat ihtiyaçlarını havada kalış süresi ve G limitleri yönünden karşılamadığı belirtildi. Platform kontratının imzalanması ve projenin başarısız olması durumunda, platformların Deniz Karakol Uçağı amacı ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın istediği konfigürasyonlarda ve harekat ihtiyacına yönelik kullanılamayacağı vurgulanarak, “Projenin entegrasyon aşamasında başarısız olması durumunda yaklaşık 250-300 milyon dolar ve en az 3-4 sene zaman kaybı söz konusu olacaktır” denildi.


BU YÜKÜ CN 235 KALDIRMAZ

Ayrıca Hava Kuvvetleri’nin de CN 235 CASA uçaklarını elektronik harp uçağı olarak modifiye etmeyi planladığı, ancak uçakların teknik yetersizliğine ek olarak üzerine takılacak ekipmanların uçağı ağırlaştırması nedeniyle bu projeden vazgeçildiği vurgulandı. Ancak Deniz Kuvvetleri’nin takacağı ekipman çok daha ağır olmasına rağmen CN 235’lerde ısrar edildi. Deniz Kuvvetleri- ’nin istediği ekipmanlara sahip uçakların Avrupa ve ABD normlarında 50-60 ton kapasiteye sahip olduğu belirtilerek, kapasitesi 16 ton civarında olan CASA CN 235’in bunu kaldırmayacağı aktarıldı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı Denetleme Kurulu, teknik yetersizliklere ilave olarak, İspanyol firmasına başlangıçta 50 milyon dolarlık haksız kazanç sağlandığı, tek kaynak olması nedeniyle bu miktarın artacağı uyarısı da gündeme getirildi.

KARŞI ÇIKANLAR SÜRÜLDÜ

Denetleme Kurulu, idari konularda firma lehine taviz verildiğini belirterek, olumsuzlukları gündeme getiren Savunma Sanayi Müsteşarlığı personelinin geçici görevle, kurumdan uzaklaştırıldığı ve yerine de bu projede hiç çalışmamış yeni mezun elemanların görevlendirildiğine dikkat çekti. Denetleme Kurulu’nda belirtildiği gibi CASA CN 235’lerin Deniz Karakol Uçağı olarak kullanılmasına karşı çıkan Uçak Yüksek Mühendisi Kemal Kaya geçici olarak başka göreve gönderildi. Ayrıca Denetleme Kurulu, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na ve Milli Savunma Bakanlığı’na birer yazı yazarak projenin durdurulması yönünde görüş bildirdi.

CASA 34 bordo bereliye mezar olmuştu

Görüşmeler sürerken Türkiye’de uçan CASA uçaklarından biri 2001’de Malatya’da düştü. PKK terör örgütünün baş belası olarak yetiştirilen 34 bordo bereli şehit oldu. Resmi yetkililer kazanın nedenini buzlanma olarak açıkladı. Ancak uzmanlar kazanın nedenini, buzlaşma koşullarına giren uçağın elektrik sisteminde olacak bir arıza sırasında da beslenmesi gerektiği halde CASA uçağının tasarım hatasından dolayı buz önleme sisteminin çalışmadığını ve uçağın düştüğüne işaret etti. Hatanın TAİ, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, Hava Kuvvetleri ve CASA firmaları tarafından kazadan önce bilindiği belirtilirken, TAİ’nin hatalı tasarımı değiştirmek için Hava Kuvvetleri’ne teklifte bulunduğu ancak netice alamadığı vurgulandı. İspanya’nın ise bu hatayı kendi uçaklarında düzelttiği öğrenildi. Ayrıca bir CASA uçağı da aynı yıl Kayseri’de düştü.

Kaynak: Bugün

TBMM GENEL SEKRETERİ GÖREVDEN ALINDI

24 Mart 2010 07:12
TBMM Genel Sekreteri Ali Osman Koca, görevinden alındı.
Bir süre önce Koca'nın adı bir "aşk" skandalına karıştığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı.

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'nin Koca hakkında başlattığı soruşturma sonucunda bu kararın verildiği kaydedildi
aktifhaber

30 Mart 2010 19:41
İzmir İtfaiyesinde Skandal İddia !
AK Parti İzmir İl Başkanı Ömür Kabak, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı ile ilgili şok iddiada bulundu..

AK Parti İzmir İl Başkanı Ömür Kabak, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı'nda çalışan 250 kişi olduğunu; ancak 400 kişiye maaş verildiğini iddia etti.

Kabak, belediyenin geçen bir yılını değerlendirdiği toplantıda çarpıcı iddialarda bulundu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin mali kaynaklarını verimsiz ve partizanca kullandığını öne süren Kabak, buna örnek olarak itfaiyeyi gösterdi. Ömür Kabak, 2006 yılından bu yana her ay hizmet alımı yoluyla ve bir belediye şirketi olan İZELMAN kanalıyla 400 ve üstünde elemanın itfaiye hizmetleri için istihdam edildiğini söyledi. Kabak'ın verdiği bilgiye göre bunların sadece 250'si gerçekten orada çalışıyor. Geri kalan yaklaşık 160 kişi ise itfaiyenin diğer personeli tarafından tanınmamasına rağmen kurumdan düzenli maaş alıyor.

Kabak ayrıca kadrolu itfaiyeci olarak işe alınanlardan iki kişinin, CHP'li bir ilçe belediye başkanı ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nda görevli üst düzey bir bürokratın birinci dereceden akrabası olduğunu iddia etti. Bu kişilerin nasıl işe alındığının açıklanmasını isteyen Kabak, "Daha vahimi ise bu iki kişi, itfaiyeci kadrosundan işe alınmalarına rağmen partizanca bir tutumla hiçbir zaman itfaiyeci olarak çalıştırılmadı. Belediye sarayında, büro işlerinde istihdam ediliyorlar." dedi.

İtfaiyeye alınan sekiz adet aracın merdiven ekipmanlarının çalışmadığını da öne süren AK Parti İl Başkanı, bu sebeple araçların işe çıkarılmamak ve gözden uzak tutulmak üzere Foça, Urla, Bayındır, Torbalı, Menemen, Aliağa ve Kemalpaşa gibi ilçelere gönderildiğini söyledi.

Her birinin değeri 810 bin ile 822 bin lira arasında olan bu araçları Büyükşehir Belediyesi'ne satan firmanın ihaleden beş ay sonra kapandığını ve kayıplara karıştığını da kaydeden Ömür Kabak, "Garanti süresi içinde olmasına rağmen muhatap bulunamadığından tamirleri yapılamamaktadır. Bu araçlar, âtıl vaziyette tutulmaktadır." şeklinde konuştu
aktifhaber

Alanyurt Belediye Başkanı'na 8 yıl 4 ay hapis
12:10 - Bursa'nın İnegöl ilçesine bağlı Alanyurt beldesindeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili aralarında belediye başkanı, müteahhit ve şirket yöneticilerin de bulunduğu 38 sanığın davasında karar çıktı. 22 kişi beraat ederken, aralarında başkanın da bulunduğu 16 kişi toplam 89 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. 08.04.2010 BURSA netgazete

15 Nisan 2010 07:35
DENİZ KUVVETLERİ'NDE ŞANTAJ ÇETESİ
Deniz Kuvvetleri içindeki fuhuş şebekesinin seks kasetiyle şantaj yaptığı iddiaları sanık emekli Koramiral Öğütçü’nün ifadesi ile doğrulandı

Kafes Eylem Planı iddianamesinin ek klasörleri açıklandı. Deniz Kuvvetleri içindeki fuhuş şebekesinin seks kasetiyle şantaj yaptığı iddiaları sanık emekli Koramiral Öğütçü’nün ifadesi ile doğrulandı

Azınlıklara yönelik kanlı eylemler içeren Kafes Eylem Planı davası iddianamesinin ek klasörleri avukatlara dağıtıldı. 33 sanıklı 65 sayfalık iddianamenin, soruşturmaya ilişkin delillerinin yer aldığı 6 ek klasörde Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç, Foça Çıkarma Gemileri Komutanı Tuğamiral Mehmet Fatih İlğar ve eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü’nün ifadelerine de yer verildi. En dikkat çeken ifade ise emekli Koramiral Öğütçü’nün “Bana seks kasetiyle şantaj yapıldı” iddiası oldu.

EN UZUN İFADE ÖĞÜTÇܒYE AİT

Delil klasörlerinde, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen talimatla ifadesi alınan Koramiral Kadir Sağdıç’ın 34, Tuğamiral M. Fatih Ilğar’ın 42, emekli Koramiral Öğütçü’nün ise İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne verdiği 61 sayfalık ifade ile savcılar Ercan Şafak ve Murat Yönder’e verdiği 2 sayfalık ifadeler de bulunuyor. Üç zanlının Kafes Planı ile birlikte Albay Dursun Çiçek imzalı Demokrasiye Müdahale Planı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini provoke etme çalışmaları, Malatya Zirve Yayınevi Katliamı, Hrant Dink suikasti, Koç Müzesi’nde bulunan bombalara ilişkin de sorgulandığı ortaya çıktı.

‘KAFES PLANI TERFİMİ ENGELLEDİ’

Kafes Eylem Planı ikinci ek delil klasöründe, sanık amirallerin daha önce kamuoyuna açıklanmayan emniyet ve savcılık sorgularının yer aldığı görüldü. Kendisine seks kasediyle şantaj yapıldığını ve bunların arkasındaki isimlerin de kim olduğunu bildiğini söyleyen Koramiral Öğütçü, Kafes Eylem Planı’nın bir numarası değil terfisini engellemesi nedeniyle mağduru olduğunu savundu. Emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü’ye emniyet sorgusunda, “Levent Bektaş’ta ele geçen ‘fuhuş çetesi’ adlı dökümandan haberiniz var mı? Eğer varsa kimler tarafından hazırlanmıştır” sorusu yöneltildi. Öğütçü bu soruya şu cevabı verdi:

‘BENİ AİLEMİ HEDEF ALAN KASET VAR’

“Bu dökümanla ilgili bilgim yok. Ancak beni ve ailemi hedef alan seks kaseti hazırlayan bir grubun böyle bir dökümanı da hazırlaması gayet normaldir. Şu an hakkımda düzenlenen CD ile ilgili açtığım dava Askeri Mahkemede devam ediyor. Bu CD’nin SAT Grup Komutanlığı’nda görevli Binbaşı C.C.E. ile o tarihte karargahımda Protokol Şubede çalışan ve fotoğrafçılık yapan Astsubay Ş.S.’nin sapıklık derecesinde seks düşkünlüğünden faydalanarak yine bu fuhuş çetesi dökümanını hazırlayanlar tarafından düzenlendiğini değerlendirmekteyim.

AMİRAL İSTİFA ALBAY İNTİHAR ETTİ

Amacın tamamen komutanlar dahil subay ve astsubayları lekeleyerek Deniz Kuvvetleri içinde bir çöküntü yaşanmasını sağlamaktır. Nitekim bu düzenlemeler sonucunda Tümamiral Baha Eren istifa etmiş ve Berk Erden isimli bir kurmay albayımızın intiharına neden olmuştur. Bu belgenin içeriğinde geçen hususlar ve hazırlayanlar ile ilgili bilgim yoktur.”

Kafes Planı ihbarını Metin Ataç’la okuduk

Kafes Eylem Planı’nı ilk kez 23 Mayıs 2009 günü emniyete gönderilen ihbar e-mailinde gördüğünü belirten emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, “Bu tarihte Deniz Kuvvetleri Komutanı Metin Ataç ile Sarıyer Subay Gazinosu’nda bulunduğumda ihbar mektubu bana iletildi. Kuvvet Komutanı ile beraber bunu okuduk” dedi.

‘Uygundur’ benim el yazıma benziyor


Emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü’nün, Kafes Eylem Planı hakkında hiçbir bilgisi olmadığını ve bu konuyla ilgili bir bilgisi bulunmadığını savundu. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde “Özel Operasyon Gücü” adında bir komutanlık olmadığını belirten Feyyaz Öğütçü, bu kurulun amirallerin planın içine çekilmeleri amacıyla oluşturulan suni bir yapı olduğunu savundu. Kafes Eylem Planı üzerinde bulunan “Uygundur” kelimesinin kendi el yazısına benzediğini anlatan Öğütçü, yazıların bir başka yerden alınarak plana kopyalandığını öne sürdü.

Hem içerisi hem dışarısı için şeytanca yapılmış bir plan

Kafes Eylem Planı ile ilgili Feyyaz Öğütçü, “Bu planların silahlı kuvvetler dışında profesyonelce üretildiği ve adı geçen subay ve astsubayların da bu planların askeri formata çevrilmesi aşamasında plana dahil edildiği kanaatindeyim. Bu planın bir kurmay subay tarafından yapılması mümkün değildir’’ dedi. Öğütçü, Kafes Eylem Planı’nı ilk kez Poyrazköy iddianamesinde okuduğunu dile getirdi. Planın yalnız Türkiye içinde kaos yaratacak bir plan olmadığını anlatan Öğütçü, planın Türkiye’yi dış ülkeler karşısında da güç durumda bırakacak şeytanca hazırlanmış bir plan olduğunu düşündüğünü dile getirdi.

ÇYDD’nin misyonerlik faaliyetleri karşılaştırıldı

Kafes Eylem Planı ek delil klasörlerinde, planın teyidine yönelik çalışmalar da anlatıldı. Buna göre “Kafes eylem planı, azınlık ve gayrimüslümlere ait okullara tehdit içerikli mektup gönderilmesi, bomba ihbarı yapılması, deşifre olan hücre elemanlarının yerine yenilerinin temin edilmesi, Kafes operasyonu eylem planındaki mühimmat ve malzeme listesi ile Poyrazköy kazılarındaki mühimmat ve malzeme listesinin karşılaştırılması, rahip Andrea Santora, Hrant Dink ve Zirve Yayıncılık cinayetleri, Koç Müzesi’ndeki denizaltıda patlayıcı madde bulunması, İbrahim Şahin ve ‘Asena’ kod adlı Fatma Cengiz’in Kafes eylem planı irtibatları, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) misyonerlik faaliyetleri, Beykoz Kaynarca Köyü’nde bulunan mühimmat ve malzemelerin Kafes eylem planı ile irtibatı ve aynı kapsamda gönderilen ihbarlarla ilgili” tespitler yapılmış.

Dink ve Malatya emrini kim verdi

Koramiral Kadir Sağdıç, Tuğamiral Fatih Ilğar ve emekli Koramiral Ali Feyyaz Öğütçü’ye Rahip Santaro, Zirve Yayınevi ve Hrant Dink cinayetiyle ilgili şu sorular soruldu: “Bu operasyonlar kimin talimatıyla gerçekleştirilmiştir? Bu eylemler sonucu cezaevinde bulunanlarla bir irtibatınız var mı? Bu kişiler kimler tarafından yönlendirildi? Bu kişilere silahları kim temin etmiştir ve bunlara silahlar nasıl ulaştırılmıştır?” Üç komutan da bu konularla ilgili bilgi sahibi olmadıklarını savundu.

Dursun Çiçek tarzı savunma

Kafes Eylem Planı ve diğer belgelerdeki imzaların ve ses kayıtlarının sorulduğu şüphelilerin, kendilerini Demokrasiye Müdahale Planı’nın altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek gibi “Belge orjinal değil” ve “yasadışı delil” olarak savunması dikkat çekti. Koramiral Kadir Sağdıç sorgusu sırasında “Burada bana bir suretini gösterdiğiniz ve Poyratköy iddianamesi ile internette de yer alan ve şüpheli Levent Bektaş’tan hukuka aykırı olarak el konulduğu anlaşılan 3 nolu DVD üzerinde resim dosyaları şeklinde yer alan sözde Kafes Eylem Planı’nın geçerli bir belge olmadığını ve yasal bir delil taşımadığını ifade ediyorum. Bu dökümünanın aslı bulunup tarafımıza ibraz edilmesinden sonra ek savunma hakkı istiyorum” dediği öğrenildi.

Kafes Planı bir değil 5 kopya

Feyyaz Öğütçü, Kadir Sağdıç ve M. Fatih Ilğar’a sorulan ortak sorular arasında en dikkat çeken “Kafes Operasyonu Eylem Planı isimli belgenin toplam 5 kopyasının bulunduğu tespit edilmiş, birinci kopyası Levent Bektaş’tan elde edilmiştir. Eylen Planı neden 5 kopya düzenlenmiştir. Geriye kalan 4 kopyası nerede, kimde bulunmaktadır? Ne amaçla bu şahıslara, yerlere verilmiştir?” sorusu oldu.

Ana karargahınız nerede, kimler var

Sanık amirallere Kafes Operasyonu’nun “ana karargahı”nın neresi olduğu da soruldu. Plan belgesinde “Kafes operasyonunun Özel Operasyon Gücü Komutanı tarafından idare edileceği, komutanın karargahta bulunacağı” şeklindeki ifadeler hatırlatılan amirallere “Özel Operasyon Gücü Komutanı kimdir? ‘Ana karargah’ neresidir? Bu karargahta kimler bulunmaktadır? Kime bağlıdır? Ana karargaha hangi karargahlar bağlıdır? Hangi konularda ne gibi raporlar hazırlanmaktadır? Bu yetkiye kimler haizdir? Bu raporlar neden mutlaka şifrelenmeli? CPK yöntemi nedir ve kimler tarafından kullanılıyor? Hücreden kasıt nedir? Kaç hücre var ve kaç kişiden oluşmaktadır. Siz herhangi bir hücrede bulunuyor musunuz?” soruları yöneltildi.

Borsa’da sık oynar mısınız?

Koramiral Kadir Sağdıç’a savcılar, ele geçirilen belgelerde iddia edildiği gibi borsa tutkusunun olup olmadığını da sordular. “Borsa ile ilgilenir misiniz? Ne tür firmaların hisselerinin alım satımıyla ilgileniyorsunuz? Bunu bir aracı vasıtasıyla mı yoksa bizzat siz mi takip ediyorsunuz” soruları yöneltilen Sağdıç, “Görevim gereği atandığım yerlerdeki çeşitli bankalarda hisse senedi dahil bir miktar menkul kıymetim geçmişte bulundu. Halen menkul kıymetlerim arasında hisse senedi yer almamaktadır” cevabını verdi.

Kaynak: Star

Antalya'da 3'ü Kamu Görevlisi 14 Kişi Tefecilikten Gözaltına Alındı

Antalya'nın Aksu İlçe Belediyesi'nde görevli birisi kadın 3 kişinin de aralarında bulunduğu 14 kişi tefecilik suçlamasıyla gözaltına alındı. Antalya
Antalya Aksu İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, ilçede bir grubun tefecilik yaptığı ihbarı üzerine harekete geçti. Polis, belediyede görevli 3 kişinin, ilçedeki esnafa yüksek faizle borç vererek tefecilik yaptığını belirledi. Şahısların, Aksu'da iş yerleri bulunan çok sayıda esnafı yüzde 8 ile 15 arasında faizle borçlandırılarak, tefecilik yöntemiyle haksız kazanç elde ettikleri iddia edildi. Tefeciliğe yönelik suçlamalarla ilgili düzenlenen operasyonda, biri kadın 14 kişi gözaltına alındı. Zanlılar arasında Aksu Belediyesi'nde görevli K.C. adlı memur ile A.D. ve O.C. adlı kamu personeli de bulunuyor. Aksu'daki esnafın zanlılar tarafından yüksek faizle sürekli borçlandırıldığı öne sürülürken, operasyonda sanıkların adreslerinde 8 adet ruhsatsız av tüfeği, 4 ruhsatsız tabanca ile çok sayıda çek ve senet ele getirildiği bildirildi. Polis tefeci olduğu belirtilen grubun özellikle lüks tutkunu olduklarını tespit etti. aktifhaber

AHLAK POLİSİNİN TECAVÜZ REZALETİ!
27 Ekim 2010
İstanbul'da rezalet... Ahlak Büro Amirliği'nde görevli 4 polis, ocakbaşına geldi, 7'si kadın 11 kişiyi polis minibüsüne doldurdu. 10 kişi yolda bırakıldı, polisler Azeri uyruklu kadını ormana götürüp tecavüz etti...

Önder ŞUŞOĞLU'nun haberi

İstanbul'da, Emniyet teşkilatını şoke eden skandal... Bir ocakbaşında başlayıp ormanda tecavüzle biten rezalet iddialara göre şöyle gerçekleşti:

- Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak-Kumar Büro Amirliği'nde görevli 4 sivil polis, 13 Ekim gecesi, 03.00 sularında Avcılar'daki bir ocakbaşına geldi. Polisler, kimlik uygulaması yaptı. Ekip, aralarında işletmeci Y.A. ile, 3'ü yabancı, 4'ü Türk kadın olmak üzere 11 kişiyi polis minibüsüne doldurdu.

- Mekan sahibinden bin lira rüşvet alan polisler, minibüsteki şahısların bir kısmını Avcılar'da, bir kısmını da işletemeci Y.A. ile birlikte Küçükcekmece'de araçtan indirdi. Minibüste sadece, 3 kadın kaldı.


ÖNCE TACİZ SONRA TECAVÜZ
- Polisler, iddiaya göre önce M.Ö. adlı kadına minibüste tacizde bulundu. M.Ö., Yenibosna'da, diğer bir kadın ise Küçükçekmece Gölü kenarında araçtan indirildi.
- Polis aracında bu kez sadece Azeri uyruklu 32 yaşındaki A.Ş. kaldı. Kadını ormanlık alana götüren polisler, burada tecavüz etti.
- Kabus bitmedi. Perişan haldeki kadın, sabaha karşı buradan alınıp bu kez başka bir ağaçlık alana götürüldü ve cinsel şiddet sürdü.

POLİSE SIĞINDILAR
- Polislerin elinden kurtulan tecavüz mağduru kadın ile daha önce bırakılan kişiler, mekan işletmecisi Y.A.'yı da yanlarına alarak Avcılar Ambarlı Polis Merkezi'ne sığındı.
- Emniyet olaya el koydu, savcılık talimat verdi. Harekete geçen ekipler, polis memurları A.K., M.K., E.G. ve S.D.'yi gözaltına aldı.

ŞİDDETİN İZLERİ ARANIYOR
- Tecavüzün izleri önce polis minibüsünde arandı. Genç kadının çamaşırı kriminal laboratuvara gönderildi.
- polis memurundan ise inceleme için kan örnekleri alındı.

SAHTE PARA DA ÇIKTI
Polİs memurların


En son Ekim tarafından Prş Nis 15, 2010 9:57 pm tarihinde değiştirildi, toplam 4 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Mar 17, 2010 10:44 pm    Mesaj konusu: 10 soruda Adana'daki rüşvet kavgası Alıntıyla Cevap Gönder

Deccal’ Ankara’yı karıştırdı
Kemal Özer
kemalozer@timeturk.com
18.03.2010

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihi günler yaşıyor.

Öyle günler vardır ki, o günlerin geri dönüşü ve affı mümkün değil.

Müsebbiplerini siz affetseniz, tarih affetmez…

Tarih affetse, insanlık affetmez…

İnsanlık affetse, hayvanat affetmez...

Hayvanat affetse, nebatat affetmez…

Nebatat affetse, gelecekte doğacak masumlar affetmez…

Hepsi affetse Allah affetmez.

Çünkü gerekçesi ne olursa olsun, Allah’ın tabiî düzenin bozulmasına Allah rıza göstermez.

Onun vaadi gerçektir ve O c.c.“Nimeti ve nesli mahvetmeye çalışmayın. Allah fesadı ve bozgunculuğu sevmez…” buyurur.

Bununla da yetinmeyerek “…şeytan ve benzerlerinin adımlarını izlemeyin…” diye uyarır.

Fakat insan çoğu kez hem nimeti, hem nesli mahveder, hem de şeytan ve benzerlerinin adımını izleyerek isyan eder.

Bunu yaparken de gerçeği örter,

Doğruları ters yüz eder,

Kafaları karıştırır,

Yalancı çevrelerin delillerini, gerçek diye millete anlatmaya kalkar.

Ne uğruna? Makam, mevki, gelecek vs vs.

Değer mi? Değmez ama gel de anlat.

***

Akıl hastanesinde kendisini darı zannedip, tavukların yiyeceğini düşünen hastasını tedavi ettiğini düşünen Doktor: “Artık sen darı değil insansın.”

Hasta ikna olmuş gibi: “Evet darı değilim.”

Doktor: “Tamam işte budur. Sen insansın ve artık hasta değilsin. Seni taburcu edeceğim.”

Hasta: “Tamam ben darı değil insanım fakat tavuklara bunu nasıl anlatacağız.”

Bizde anlatamıyoruz Ankara’ya…

Çünkü anlamak istemiyor.

O, kimseyi dinlemek niyetinde falan değil. Bildiğini okumaya devam ediyor. Onun da aklı darıda.

* * *

Bugün TBMM’de, “Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı” adlı bir kanunun görüşmesi başladı.

Görüşmelerin önemli bir kısmını takip ettim. MHP ve Ak Partililerin ‘GDO aşkı’ onur kırıcıydı, utanç vericiydi.

CHP’yi ise alkışlıyorum.

Bakan, ağzındaki baklayı bir kez daha çıkardı. GDO’yu yasaklamadıklarını, güle güle yine itiraf etti. Ne dedi?

Bir: “GDO daha sıkı kontrol edilerek denetim getirmek için yönetmelik düzenlemesi yaptık”

İki: “GDO’lu ürünlerin kararında halkta katılacak”

Üç: “GDO’lu ürünlerin yem olarak kullanılması durumunda GDO, et, süt ve yumurtaya geçmez”

Yazık, çok yazık... Çok acı… Üzüntü verici... Kaygı verici... Utanç verici.

Hadi herkes bu palavralara inandı fakat bizim gibi gerçeği bilenleri nasıl aldatacaksınız.

Görüşme sırasında soruları cevaplayan Bakan, CHP’lilerin sorularını cevaplarken, Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Başkanı olarak bendenizin “GDO rüşveti iddiası” hakkında suç duyurumla ilgili savcılığın takipsizlik kararı verdiğini söyledi. Bu doğru ama eksik. Karar tarafımca temyiz edildi. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava devam ediyor. Bu kısmı söylemek istemedi.

2007 yılında ortaya çıkmış iddia hakkında, bugüne kadar neden idari soruşturma açmadı acaba?

Yine tarafımızca açılan bir dava nedeniyle yürürlüğü durdurulan ve bir üst mahkeme tarafından iptal edilen kararının da temyiz davası hâlâ devam ediyor. Bakan bunu da yok sayarak, gerçeği söylemedi.

* * *

Türkiye tarihinin en önemli yasa çalışmalarından biri olan; üretimi, kullanımı ve izin verilmesi insanlık suçu sayılması gereken GDO’nun yasallaştırılması sürecinde TBMM’de bulunan milletvekili sayısı iki elin parmakları kadardı. Yasa çalışması sırasında, Genel Kurul salonunda oylama için yeterli milletvekilinin olmaması nedeniyle Genel Kurul çalışmalarına ara verilmek zorunda kalındı.

İşte TBMM üye milletvekillerinin konu hakkında hassasiyetleri ve konunun önemi hakkındaki duyarlılıkları…

Bu yetmezmiş gibi iktidar milletvekillerinin ellerine tutuşturulmuş boş konuşmaları bir yana, ABD’nin ikna turuna katılan ve komisyon toplantılarında STK temsilcilerinin üstüne yürüyen MHP’li milletvekilinin GDO aşkı ise pes dedirtti.

“Domatesler GDO’lu diyorlar hâlbuki henüz GDO’lu domates üretilmedi” diyerek komikleşen MHP’linin sözlerini, gerçek sananlara cevabı ODTܒye ve Tarım Bakanlığı’na verdirelim. -Üstelik bu cevap ta 2004 yılına ait-

Ayrıntıları “Deccal Tabakta” adlı kitabımızda yer alan bilgilerden bir kesit: ODTÜ Gıda Mühendisliği Bölümünden Doç. Dr. Candan Gürakan; “Araştırmaya parasal destek istemek için devlet kurumlarına başvurduk. Ancak, `Türkiye`de GDO yok, boşuna para harcamayın` yanıtını aldık. Biz de ODTÜ kaynakları ile bir araştırma yaptık. Ankara`dan 9, Eskişehir, Isparta, Antalya, Ayaş, Çanakkale, Afyon`dan 1`er, Antalya`dan 4, Mersin, İspanya, Belçika, ABD`den 2`şer, Çin`den 1 olmak üzere 28 domates numunesini inceledik. 28 domates numunesinden 22’sinde GDO tespit ettik.”

Bu gelişme için “şoke olduk” diyen Tarım Bakanlığı, Ankara marketlerinden rastgele 100 domates alır ve bu domateslerin GDO’lu olup olmadığını araştırır. Dönemin Bakanlık Müsteşar Yardımcısı Hasan Ekiz, sonucu şöyle açıklıyor: “Ankara'dan çeşitli marketlerden alınan 100 domates numunesini laboratuarlarında inceledik ve 5'inde GDO tespit ettik. Mısır ve soyada da GDO tespit ettik” MHP’lilere ve GDO yok diyen ‘palavra’ sıkanlara duyurulur.

Evet, Türkiye tarihi bir süreçten geçiyor.

5. maddesine kadar kabul edilen Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı tümüyle yasalaşırsa, tabaktaki deccal artık tümüyle midelerde ve damarlarda dolaşacak.

Sonrası mı?

Bu işin sonrası yok.

Sonrası sadece felaket…

Üstelik bu felaketin müsebbibi ve sorumlusu Ak Parti olacak.

Hesabını Ak Parti yöneticileri ile buna sessiz kalanlar verecek.

Kurunun yanında yaşları da yakarak!

Görünen o ki yetersiz tepkiler yüzünden TBMM, bu tasarıyı yasalaştıracak.

Çankaya ise kuvvetle muhtemelen onaylayacak.

Bu durumda CHP’ye büyük görev düşüyor.

Buradan CHP’ye diyorum ki: Bu konuyu mutlaka Anayasa Mahkemesi’ne götürmelisiniz.

Şayet bunu yaparsanız millet sizi alkışlar ve tarihe geçersiniz. Yapmazsanız da suç ortağı olarak…

Anayasa Mahkemesi bu tasarıyı mutlaka iptal edecektir. Yüksek Mahkemenin GDO konusundaki geçmiş kararları bizi ümitlendiriyor.

Bekleyip göreceğiz. Hak ve hakikat mi kazanacak yoksa deccal mı?
timeturk

10 soruda Adana'daki rüşvet kavgası
17/03/2010 12:05

20 yıldır 'can dostu' olan MHP'li Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak ile MHP'li Belediye Meclis üyesi Mustafa Tuncel arasındaki rüşvet kavgasının kronolojisi

1. Kavga nasıl başladı?
8 Mart’ta yapılan Adana Büyükşehir Belediye Meclisi toplantısında konuşan Aytaç Durak, ildeki imar tadilatlarının eleştiri topladığını söyledi. Yerel basında ‘İmar partisi’, ‘İmar Partisi’nde kriz var’, ‘Rant peşinden koşan meclis üyeleri’ gibi haberler çıktığını belirten Durak, bundan sonra imarla ilgili her meselenin başkanlığına geleceğini söyledi. CHP’li Meclis üyesi Bekir Sıtkı Özer’le CHP’li İmar Komisyonu Başkanı Ahmet Cevdet Yağ, Durak’a ‘herkesi töhmet altında bırakıyorsunuz’ diyerek tepki gösterdi. Tartışmalar uzayınca yaklaşık 20 yıldır Durak’ın sağ kolu gibi çalışan MHP’li Meclis Üyesi Mustafa Tuncel araya girdi. Tuncel, Durak’a “İmar Partisi’ni yazan gazeteciyi arayıp tebrik etmişsiniz. İmar Partisi’nin başkanı benim... Adana’da 21 yıldır meclis üyeliği yapıyorum. Bugüne kadar mecliste gündeme alınan konuların yüzde 99’unu siz alıyorsunuz” diye seslendi.

2. Rüşvet CD’si nereden çıktı?
Sonraki gün yani 9 Mart’ta devam edilen Belediye Meclisi toplantısında Durak, belediye komisyonlarında ortam dinlemesi yoluyla kaydedilen bir CD’yi Meclis üyelerine dinletti. Kendisine gönderildiğini belirttiği CD’de konuşması kaydedilenlerin bir benzin istasyonunun yeri için 260 bin dolarlık rüşvet pazarlığı yaptığını öne süren Durak, “Kasetin içeriğinde bir takım parasal ilişkiler ve dolaylı-dolaysız yedi meclis üyesinin ismi geçmektedir” dedi. Durak’a CHP’li meclis üyesi Bekir Sıtkı Özer, “Bizi tehdit ediyorsun. Rüşvet pazarlığında adımız geçiyorsa bunu söyle” diye tepki gösterdi. Durak, Özer’e “Evet, sizin adınız geçiyor?” diye yanıt verdi. Özer, rüşvet aldığı iddiasını yalanlarken AKP’li Meclis Üyesi Hayri Haköver de Aytaç Durak’a tepki gösterdi.

3. Siyasi partiler seyirci mi kaldı?
MHP, Meclis Üyesi Mustafa Tuncel’i ihraç talebiyle İl Disiplin Kurulu’na sevk etti. CHP de olayda adı geen Meclis Üyesi Mehmet Esendemir İl Disiplin Kurulu’na gönderdi.

4. ‘Durak’ın 2 milyar doları var’ iddiası nereden çıktı?
Tartışmalar sürerken, Durak’ın 45 bin lira aylık geliri olduğu söylentisi çıktı. Mustafa Tuncel de “Aytaç Durak imar oyunlarıyla 2 milyar dolar servet yaptı” iddiasını ortaya attı.

5. Durak servetine dair ne dedi?
45 bin lira aylık geliri olduğunu yalanlayan Durak” Eşime ailesinden miras kaldı. Eşim zengin kızıysa ben ne yapayım” dedi. Durak mal varlığının da ‘40 milyon doların biraz üzerinde’ olduğunu belirtti?

6. Durak-Tuncel ikilisinin ilişkisi niye bozuldu?
Durak, bu soruya “Rüşvet kaseti açıklandıktan sonra ‘yarası olan gocunur’ dedim ya işte o gocunanlardan biri Mustafa Tuncel’di” diye yanıt verdi.

7. ‘Kayınbiraderi’in adı niye karıştı?
Durak’a bir basın toplantısıyla yanıt veren Tuncel, “Kayınbiraderi Faruk Köymen ‘Biz zengin bir aile değiliz. Yanlış işlerine benim kardeşimi bulaştırma.’ diyor’ Durak’ı hapse attıracak bilgi ve belgelere sahibim” dedi.

8. Köymen nasıl çark etti?
Köymen 2004 yılında Adana’da yayın yapan Kanal A’ya Durak’la ilgli “Bizi yanlış işlerine bulaştırmasın. Biz sanıldığı kadar zengin bir aile değiliz” diye açıklama yaptığını doğruladı. Ancak bazı siyasi partililerin kumpasına gelerek ‘doğruyu söylemediğini’ öne sürdü.

9. Başbakan ne dedi?
Konu önceki gün Başbakan Tayyip Erdoğan’a da soruldu. Erdoğan iddialarla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “İçişleri Bakanlığımız bu tür konuları yakından takip ed