EntellektuelForum Forum Ana Sayfa EntellektuelForum

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Türban Zulmü Devam Ediyor

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> İÇ SİYASET
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 834
Konum: Belarus

MesajTarih: Prş Hzr 05, 2008 11:54 pm    Mesaj konusu: Türban Zulmü Devam Ediyor Alıntıyla Cevap Gönder

Kıbrısın Rum kesiminde Başörtüsü ilkokulda bile serbest
04 Temmuz 2010

Türkiye'de başörtüsü yasağı üniversitelerde hâlâ sürerken, Kıbrıs Rum kesiminde bir ilkokul öğrencisinin okula başörtüsüyle gitmesine izin verdi.
Türkiye’de başörtüsü yasağı üniversitelerde hâlâ sürerken, Kıbrıs Rum kesiminde bir ilkokul öğrencisinin okula başörtüsüyle gitmesine “din özgürlüğü engellenemez” gerekçesiyle izin verildi.

Rum Alithia gazetesinin haberine göre, Avrupa’dan gelen bir ailenin çocuğunun, eğitim aldığı okula başörtüsüyle gitmesi ülkede tartışma yarattı.

Rum ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Milletvekili Kiriakos Haciyannis, söz konusu öğrencinin durumunu gündeme getirerek, hükümetin resmî politikası hakkında bilgi istedi.

Rum Eğitim Bakanı Andreas Dimitriu ise bir açıklama yaparak, üniformalara okulların karar verdiğini, dinî inançların da anayasa tarafından koruma altına alındığını söyledi. Kıbrıs Rum yönetiminin dinî özgürlüğe saygı duyduğunu da belirten Dimitriu, bakanlığının tüm öğrencilerin insan haklarını korumakla yükümlü olduğunu, bu yüzden Haciyannis’e vereceği yanıtın, “dinî hoşgörünün tartışmaya açık olmadığı ve ebeveynlerin çocuklarını inançlarına göre yetiştirme haklarının ellerinden alınamayacağı” şeklinde olacağını kaydetti. aktifhaber

'AK Parti istemesi halinde başörtüsü sorununu çözer'

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili ve MHP İstanbul Milletvekili Meral Akşener, AK Parti'nin başörtüsü sorununu istemesi halinde çözebileceğini savundu. Akşener, "Ben iddia ediyorum ki Adalet ve Kalkınma Partisi bu meseleyi çözemez değil, çözmez. Niye çözmezler? Çünkü bu ihtilaf sahası, bu problem ortadan kalktığı gün, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin söyleyecek bir sözü kalmaz." ifadelerini kullandı.

MHP Kadın Kolları'nın düzenlediği 8 Mart Dünya Kadınlar Günü paneline katılan Akşener, başörtüsü sorununa değindi. AK Parti'nin başörtüsüyle üniversitelere girişi çözmeyeceğini iddia eden Akşener, "Bu partimiz, yedi senedir tek başına iktidarda. Şu an itibarıyla cuntalara, darbelere karşı verilen bir mücadele söz konusu ve bu iddialara muhatap olmuş kuvvet komutanı hapishanede. Ne hazin bir durumdur ki kızlar hala üniversiteye başörtüsü ile giremiyorlar. Çok enteresan bir şey bu." dedi.
habervaktim


Milli Şahlanışın Ruhuna Tükürenler Kim?
25 Ekim 2009

Akp hükümetine bağlı Milli Eğitim Bakanlığı ve onun denetiminde ki okullarda son dönemde yaşanan Başörtülülere otobüsten indirme operasyonları 'Milli Şahlanışın Ruhuna Tükürme' girişimlerine dönüştü

1 Dur Yolcu Başörtülüsün...

Çanakkale gezisine şen şakrak katılan Fethiye İHL öğrencisi Büşra Pirci, yolculuğun 15'inci dakikasında başörtülü olarak ziyaret ve konaklama yerlerine giremeyeceği belirtilerek, otobüsten indirildi...Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü’nün düzenlediği Cumhuriyet Eğitim Gezileri kapsamında Çanakkale’ye götürülen öğrencilerden biri başörtülü olduğu gerekçesiyle gezi otobüsünden indirildi. Öğrenci Milli Eğitim Müdürlüğü’nün aracıyla indirildiği yerden alınarak okuluna gönderildi.

Yolculuk başlayalı 15 dakika olmuştu ki bir görevli gelerek Büşra Pirci’yi uyarır: ‘Oraya gittiğimizde başını açmalısın, sorun çıkabilir’Büşra Pirci uyarıyı yapan görevlinin kendisine; “Otobüsün içinde böyle kalabilirsin ama gideceğimiz yerlerde ve kaldığımız yerlerde başını açmak zorundasın’ dediğini belirtiyor.

2 Resmi Komediye Devam:Başörtülüsün Otobüsten in!

Mardin'de bir öğrenci Çanakkale gezisi için kalkacak olan otobüse, başörtülü olduğu gerekçesiyle alınmadı..
Çanakkale gezisine katılmak için sevinçli bir şekilde Hükümet Konağı'nın önüne gelen Merkez Kız Meslek Lisesi öğrencisi Merve Akgül başörtülü olduğu gerekçesiyle otobüse alınmadı.
Eğitim Bir-Sen Mardin Şubesi binasında yapılan basın açıklamasında İl Milli Eğitim Şube Müdürü Mehmet Eldem protesto edildi. Basın açıklamasında bulunan Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı Hasan Ekinci, "Öğrenci, resmi kurumlara yapılacak ziyaret ve diğer etkinliklerde okulda olduğu gibi başörtüsünü çıkaracağını defalarca söylemesine rağmen; Mardin Milli Eğitim Şube Müdürü Mehmet Eldem tarafından öğrencinin otobüse binmesine izin verilmedi. Çanakkale, inancın zaferinin abideleştiği bir yerdir. Buralara giderken inancının gereğini yerine getirmek isteyenlere engel olmak vicdansızlıktır. Dünyada eşi benzeri olmayan bir insan hakkı ihlalidir.

3 Baş Örtülü öğrenciyi zorla otobüsten indirdiler

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Milli Mücadele Destanı'nın yazıldığı coğrafik mekanları tanıtmak amacıyla düzenlenen gezide, Giresun İmam Hatip Lisesi son sınıf öğrencisi Demet Özdemir, başörtülü olduğu gerekçesiyle otobüsten indirilerek geziye götürülmedi.Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Milli Mücadele Destanı'nın yazıldığı coğrafik mekanları tanıtmak amacıyla ‘Cumhuriyet Eğitim Gezileri Projesi' kapsamında düzenlenen gezilere Giresun'da başörtüsü zulmü damgasını vurdu.
Baba Özdemir, Giresun İl Milli Eğitim Şube Müdürü Ali Kılıçaslan'ın şikayet dilekçesini şifahen almaya çalıştığını iddia ederek, şunları söyledi: "Bu olayın hesabını sormak için il milli eğitim müdürlüğüne giderek şikayet dilekçesi yazdım ve yetkililere teslim etmek istedim. Giresun İl Milli Eğitim Şube Müdürü Ali Kılıçaslan, evrakı kayıt ettirmeden şifahen almak istedi ve 'Biz gereken işlemleri yaparız, sen merak etme' dedi. Ben de dilekçemin evraka kayıt ettirilmesini, işlemlerin yasal prosedür üzerinden yapılmasını istedim ama şube müdürü buna müsaade etmedi. Ben de dilekçemi valiliğe götürerek oraya teslim ettim.

Yukarıda örneklerini gördüğünüz hadise tam anlamı ile bir AYIP ve onunda ötesi İŞKENCE' nin günümüzde ki versiyonudur. Necip Fazıl'ın ifadesi ile de Milli Şahlanış' Dediğimiz ruhun simgesi olan başörtüye ve hatta eğitiminden sorumlu olan devletin bu şekilde bir muamelede bulunması hangi akıl ya da mntığa sığmaktadır?

Öncelikle Cihan Haber Ajansının Aşağıda ki haberine bakınız:

4 Haber olacak korkusuyla Çanakkale gezilerine başörtülü öğrenciler götürülmüyor.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın Çanakkale'ye düzenlediği Cumhuriyet Eğitim Gezileri'ne gölge düşürmek isteyen bazı basın yayın organlarından çekinen yetkililer, başörtülü öğrencileri kabul etmemeye başladı. Bunun son örneği, Muğla'nın Fethiye ilçesinde yaşandı.

İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen Çanakkale'ye geziye katılan fakat başörtüsü olduğu gerekçesiyle otobüsten indirilen lise öğrencisi, geri dönmek zorunda kaldı. Ayrıca, Çanakkale'de günlük yayınlanan yerel bir gazete de 16 Ekim 2009 tarihindeki haberinde, şehir merkezinde dolaşan ve aralarında başörtülü iki kızın da bulunduğu bir grup lise öğrencisinin fotoğrafının atına, "Cumhuriyet Gezileri'nde Türban Şov" yazmıştı.

Başörtülü öğrencilerin gezilerle ilgili gündeme gelme süreci, 2007 Eylül ayı sonunda başladı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in hatıra fotoğrafı çektirdiği onlarca öğrencinin arasında bulunan üç başörtülü kız, bazı ulusal gazeteler tarafından manşete taşındı. Ankara'dan 120 kişilik grupla Çanakkale şehitliklerini ziyarete giden bu öğrenciler, medyanın aşırı ilgisinden bunalınca Şehitler Abidesi önünde düzenlenen törene katılmayarak otobüste beklemek zorunda kaldı. 2009-2010 eğitim öğretim yılıyla birlikte yeniden başlayan Cumhuriyet Eğitim Gezileri'nde aynı sıkıntılar devam ediyor. Bakanlık yetkililerinin, amacı, öğrencilerin ülkeyi canları pahasına savunan atalarını anlatmak olarak açıklamasına rağmen, bazı medya kuruluşlarının başka yerlere çekmeye çalıştığını belirten vatandaşlar, üzüldüklerini ve endişelendiklerini dile getiriyor.

Öğrencilerin şehitliklerdeki duygu ve düşüncelerini sormak yerine kıyafetleriyle ilgilenilmesinin düşündürücü olduğunu belirten vatandaşlar, "Bir basın organı, milletine ve geleceğine nasıl bu kadar düşman olabilir ?" diye tepki gösteriyor. Böyle haberlerden gezilerin olumsuz etkilendiğini düşünen yetkililer de Çanakkale'ye gönderilecek öğrencileri daha dikkatli seçerek, başörtüsü takanları geri çevirme yoluna gidiyor. Gelibolu Yarımadası Milli Parkı yetkilileri ise şehitliklerde başörtülü gezilmesine hiçbir engel bulunmadığını vurguluyor.

Bu farzedelim böyle olsa bile ,Cihan Haber Ajansının bu haberi ya da adeta birilerini savunma şeklinde ki bu psikolojik ezikliği yaşanan komedinin üstüne bir kmedi daha eklemekte olup Toplumumuza sahte bir gündemi pompalayan yandaş veya yandaş olmayan her iki kesiminde karnesine kocaman bir sıfır olarak yansımaktadır.
***********
Bizlerin her daim hatırlatmakla görevli olduğu ve dünden bugünlere uzayan süreçte Hakikati en güzel şekilde dillendiren Necip Fazıl Kısakürek'in Aşagıdaki sözleridir.

"Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek
İstiklal Savaşı başlarında ve Maraş'ta düşmanlar tarafından başörtüsü
çekilip düşürüldüğü için başlayan milli şahlanışın ruhuna tükürmektir''


AKP hükümetinin 'demokratik Açılım' diyerek yurtiçi ve Yurt dışında Açıldıkça açıldığı ve saçıldıkça saçıldığı bir dönemde ve Türkiye'de uzun süredir tek başına iktidar olma şansını kazanmış bir parti olmasına rağmen başörtüsü sorununa karşı 'sorunu giderici' bir adım atamamasını ise nasıl karşılamalıyız varın siz düşünün...

Aynı zamanda bir tarafta vatanseverlik ve ulusalcılık oynayıp diğer tarafta ise diiyaogculuk ve ılımlı islamcılık çevirenlerin Hakikati ve Türkiye'yi temsil makamında olmadıklarıda bu hadiseden dolayı ortaya çıkmıştır.Her iki kesiminde samimiyetinin sorgulanması ve Başörtüsüne karşı olan bu filli taarruzlarını mutlaka beraber değerlendirmek gerekiyor.

Şimdi sorulması gereken soruyu soruyoruz Milli Mücadelenin Ruhuna Tükürenler Kim?

BAŞÖRTÜNÜ ÇIKAR YOKSA...
23 Temmuz 2009
Almanya’da geçen ay mahkeme salonunda başörtüsü nedeniyle öldürülen Merve’nin erkek kardeşi olayın iç yüzünü ortaya koydu. İşte yaşananların perde arkası...
Başörtüsü taktığı için faşist bir Alman tarafından öldürülen Merve eş-Şerbi’nin erkek kardeşi katilin kız kardeşinden kendisinden uzak durması karşılığında başörtüsünü çıkarmasını talep ettiğini kız kardeşinin ise bunu kabul etmediğini ortaya koydu.

Bu açıklama, Second Life Sanal Adası’nda İslam Online.net sitesinin düzenlediği ve geçtiğimiz Salı günü sona eren "Başörtü Şehidi Merve eş-Şerbini ile Dayanışma Haftası"nda geldi.

Mühendis Tarık eş-Şerbini Second Life ziyaretçilerine olayın detaylarını anlattı. Merve’nin kardeşi eş-Şerbini olayı şu sözlerle özetleti: "Hikaye 2008 yılının Ağustos ayında başladı. 28 yaşındaki katil kız kardeşimin evinin yanındaki apartmanda oturuyordu. Bir gün kardeşimin oğlu Mustafa’yı yan taraftaki parkta oynar buldu ve onu azarlayarak kaldırıp yerine kız kardeşinin oğlunu oturttu. Merve kendisiyle konuşunca da ona sen Müslüman ve teröristsin, Almanya’da sana yer yok, aslında Müslümanların burada yaşamamaları gerekir, çıkar başındakini dedi."

Sonra devam etti; "Merve polise sadece olayı bildirmeye gitmişti ancak olay, bir mahkeme celsesine ve suçlunun para cezasına çarptırılmasına dönüştü. Katil tazminattan muaf olmak için hükme itiraz etti ve mahkeme celsesinin olduğu gün olay oldu."

Kurbanın kardeşi katilin Merve’den olay öncesi kendisini rahat bırakma karşılığında başörtüsünü çıkarmasını istediğini ancak kardeşinin başörtüsünü çıkarmayarak dava açtığını belirtti.

Eş-Şerbini başından beri olayı hafife alıp kötü niyetli bir yaklaşım sergileyen Almanya makamlarının konumunu da kınayarak şöyle sordu; “Alman makamları neden bize cani mahkeme salonuna bıçakla girmeden önce alınmayan güvenlik önlemleri hakkında bilgi vermeyi reddediyor? Neden polis olaydan sonra Merve’nin kocasını öldürmeye kalktı?”

Kurbanın kardeşi Mısır ve Arap basınından kendisine ve ailesine olayın gerçek yüzünü Avrupa; özellikle de Alman basınının olayı gizlediğinin ortaya çıkması için Avrupa’ya göstermede yardımcı olmasını istedi.

Eş- Şerbini ayrıca tüm Avrupalıları ülkelerindeki Müslümanların varlığını gözetmeye, aralarındaki Müslüman varlığı anlamaya çalışmaya çağırarak İslam’ın terör olmadığını, başörtünün de tüm dinler arasında ortak bir şey olduğunu, bu nedenle saldırmanın doğru olmayacağını ifade etti.

Merve Eş-şirbini ile dayanışma haftası faaliyetlerinin sonunda İslamonline.net adası, şehit “Merve” için Müslümanların ve Gayri-Müslim’lerin katıldığı sanal bir cenaze töreni düzenledi. Ardından başörtü şehidi için sanal Mekke’de çeşitli uyruklardan ziyaretçilerin katılımıyla gıyabi cenaze namazı kılındı. Ayrıca İslamonline.net binasında Merve ve Avrupa’daki diğer İslamofobia kurbanlarını anma töreni düzenlendi.

Geçen Haziran ayında radikal Alman mahkeme celsesi esnasında Merve’yi vücudunun farklı 18 yerinden bıçaklayarak öldürdü. Eşi Merve’yi korumak için müdahale ettiğinde cani onu da bıçakladı. Polis salona girdiğinde o da Merve’nin eşini Arap çehresinden ötürü hemen terörist; ateş eden taraf zannederek katil yerine ona ateş etti.
haber10

Başörtülü Kıza Hakaretli Cevap
27 Temmuz 2009
Türkiye'de organizasyon işi yapan bir şirketten, iş başvurusu yapan kapalı bir genç kıza gönderilen mail okuyanları şaşkına döndürdü.

Başörtüsü ile iş arayan Şeyma Engin bir çok yere iş başvurusu yaptı. Bu başvurulardan biride Çilek Grup adıyla faaliyet gösteren bir organizasyon şirketine oldu. Ancak şirketten gelen mail Şeyma Engin'i şok etti. Laiklik ve çağdaşlıktan söz eden mail sahibi Emir Onur Çilek iş başvurusu yapan genç kıza ağza alınmayacak hakaretlerde bulundu. Başörtüsüne "Bez parçası" diye hakaret eden Çilek, Engin'e nerelerde iş bulması gerektiğini bile söyledi. Genç kıza Fatih Bölgesi'nde iş bulmasını tavsiye eden Çilek'in hakaretleri bununla da sınırlı kalmadı. Engin'i 'Din üzerinden ticaret yapmak' ile suçlayan kişi, din sömürüsü yapanları bünyelerinde barındıramayacaklarını da yazdı.

Ancak Emir Onur Çilek'in iş başvurusu yapan bayanla bir kez dahi görüşmediği ortaya çıktı. İşte 8sutun.com sitesinde yayınlanan ve okuyunca insanın 'bu doğru olamaz' düşüncesine iten o mail;

Şeyma Hanım;

Başvurunuzu inceledik. Üzgünüz.

Laik Atatürk Türkiye'sinde yaşayan, cumhuriyet çocukları ve muhafızlarından oluşan bir kurum olarak sizin gibi başörtüsü, türban, tesettür şeklindeki bez parçalarını dini inançlar ile hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen bu şekilde gösteren, tamamen siyasi amaç güden, din üzerinden ticaret, din üzerinden siyaset yaparak din sömürüsü yapan insanları bünyemizde barındırmıyoruz.
Unutmayınız; Demokrasi gericiliğin önünü açmak değildir.

İş arayışınızda başarılar.

Fatih bölgesini denemenizi şiddetle tavsiye ederiz.

İyi Çalışmalar.. Emir Onur Çilek Çilek Grup (info@cilekgrup.com) Gönderme tarihi: 22 Temmuz 2009 Çarşamba 19:24:35

İŞTE O KIZLA YAPILAN RÖPORTAJ:

O işyeri sahibinin düşüncelerini bilerek mi başvurdunuz?

Ben yeni mezun bir bayanım. Devamlı Googele'dan iş başvuruları yapıyorum. Ben mimari-restorasyon mezunuyum. İnternetten devamlı mimarlık bürolarına giriyorum. Bana o hakareti yapan şirketin şöyle bir duyuruları vardı; " Yeni mezunları alıp yetiştiriyoruz." Bende bu bilgi yazısına bakıp başvurdum. Ben o kurumun görüşlerini bilmiyordum. Birde ben onlara sadece CV yolladım. Ben bu CV'yi birçok şirkete yolladım. Böyle bir cevapla ilk defa karşılaşıyorum.

Maili açınca neler hissettiniz?

Ben maili açınca, "Başvurunuzu inceledik. Üzgünüz." yazısını gördüm. Ama aşağı indikçe hakaretler başladı. Başörtüme bez parçası. Yok efendim git sen Fatih'te iş bul. Bir anda şok oldum. Ağlamaya başladım. Düşündüm böyle bir mail atmaya nasıl cesaret ettiler. 2009 Türkiye'sinde hala böyle insanlar var mı dedim. Kendi kendime.

Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Bu mail bana özgüven getirdi. Ben bu işi daha fazla istiyorum. Ve iş arayacağım. Bunu eskisinden daha çok istiyorum. Ben o kuruma tekrar mesaj attım. Mesajda onlara, "Teşekkür ederim. Beni dinime ve işime daha da bağladınız" dedim.

Şimdi ne yapacaksınız?

Ben yeni mezun bir bayanım. Mimari çizimler yapıyorum. Bilgisayarda tasarımlar yapıyorum. Ben bu mesleği yapacağım. Şimdi kriz olmasından dolayı bazı işverenler geri çeviriyor. Ancak bu süreç geçecek. Şunu söylemek isterim bir çok yere başvurdum hakaret içerikli başka bir mail gelmedi.
Kaynak: 8sutun.com

Genç Siviller, 'Başörtüsü değişikliği'nin iptalini protesto edecek

02 Haziran 2009 "Anayasada başörtüsü değişikliği" olarak bilinen yasanın iptal edilmesi, olayın yıldönümünde Anayasa Mahkemesi binası önünde protesto edilecek.
Genç Siviller ve Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AKDER) tarafından düzenlenen eylemde Anayasa Mahkemesi'nin "başörtüsü değişikliği" olarak bilinen yasayı iptali protesto edilecek.
5 Haziran 2009 Cuma günü Ankara'daki Anayasa Mahkemesi binası önünde yapılacak eylemle ilgili açıklamada, "Bundan tam 1 yıl önce, 5 Haziran 2008 günü Anayasa Mahkemesi 'Anayasada türban değişikliği' olarak bilinen iki yasa değişikliğini iptal etti. Değişikliği iptal edilen maddelerde başörtüsü kelimesi dahi geçmiyordu. Başörtülü vatandaşların da tüm vatandaşlar gibi devlet karsısında eşit muamele görmesini sağlayacak değişiklik, laikliğe aykırı bulunarak iptal edildi. Anayasa Mahkemesi laikliği kendince yorumladı. Anayasa Mahkemesi yetkisini de aşarak, TBMM'nin kendi iradesi ile yeni ve sivil bir anayasa yapmasının önüne dikilmiş oldu. 'Yeni bir anayasa gerekiyorsa onu da darbeciler yapar' zihniyeti tazelendi. Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerinden biri olan 'hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir' ilkesinin kağıt üzerinde dahi işlemediği ortaya kondu. 5 Haziran 2009 Cuma günü, Anayasa Mahkemesi'nin anayasa değişikliği iptali kararı verdiği günün birinci yıldönümünde, Ankara'da Anayasa Mahkemesi önünde meclisin iradesine ket vurup, başörtüsü ayrımcılığını çözümsüzlüğe iten kararla ilgili açıklama yapmak üzere buluşacağız. 'Benim de iradem yok sayı ldı', 'atanmışlar seçilmişlere had bildirmesin' diyen herkesi 5 Haziran 2009'da saat 12.00'de Anayasa Mahkemesi önüne bekliyoruz" denildi.
netgazete

AKP Başörtülü Meclis üyesinin arkasında durmadı

İznik Belediyesi'nde geçtiğimiz günlerde yapılan meclis toplantısında, CHP'li üyeler, Zeliha Peşte hakkında, "kamusal alanda türbanla oturduğu" gerekçesiyle soru önergesi vermişti. Bunun üzerine Peşte, "Gerekirse meclis üyeliğinden istifa ederim. Ben hukuk fakültesini de bu yüzden bıraktım" demişti. Ancak bu tartışmalar üzerine, bakanlığın görüşü gelmeden Peşte'nin istifası geldi. Peşte'nin beklenmedik istifasının ardından yerine AK Partili yedek üye Ali Ok göreve başladı. İznik Belediye Meclisi'nde MHP'nin 7, AK Parti'nin 5, CHP'nin 3 üyesi bulunuyor. 08.05.2009 BURSA netgazete

AKP'den Başörtülü Adaya İtiraz
01 Nisan 2009
İslahiye çok ilginç bir seçim yarışına sahne oldu. AKP, rakipleri başörtülü adayın adaylığını iptal etmek için elinden geleni yaptı. Seçilince de peşini bırakmadılar..

Anketlerde önde görünen AKP'li Başkan Mehmet Uludağ aday gösterilmeyince, eşi DP'den aday oldu ve AKP'ye ciddi bir fark attı. Seçim öncesinde Uludağ'ın eşi Malika Uludağ'a itiraz eden AKP, seçimden sonra da ilk kadın başkana itiraz etti. Hem de türbanlı olduğu gerekçesiyle...

Yerel seçimlerin en büyük sürprizi İslahiye'de yaşandı. Geçmiş dönem AK Parti'den belediye başkanı olan Mehmet Uludağ'ın aday gösterilmemesi üzerine tepkinin büyük olduğu İslahiye'de, Uludağ'ın eşi Malika Uludağ seçildi. Gaziantep'te bir ilçenin ilk kadın belediye başkanı ünvanını elde eden Uludağ, son anda eşinin yerine DP'den aday gösterilmişti.

ÖNCE ULUDAĞ'A SONRA EŞİNE İTİRAZ ETTİLER

Mehmet Uludağ, AKP'den aday gösterilmeyince DP'ye geçmiş, ancak AK Parti'nin temayül yoklamasında ismi geçtiği için adaylığı red edilmişti. Uludağ yerini eşi Malika Uludağ'a bıraktı. Bu aşamada da Malika Uludağ'a türbanlı olduğu gerekçesiyle itiraz edildi. Ancak başvurusunda türbanlı resmi olmadığı için Malika Uludağ'ın adaylığı geçerli oldu. 29 Mart'ta ise Uludağ, oyların yüzde 36.9'ını alarak İslahiye Belediye Başkanı seçildi.

Şamil Tayyar ilginç olayı köşesine taşıdı. İşte Tayyar'ın kaleminden ilginç olay...

Şamil Tayyar/Star
Manisalı Malike Antep’te nasıl ihtilal yaptı?

Her siyasi partinin kendi hissesine düşen mesajı alacağı seçim sonuçları üzerine çok fazlaca not çıkarmıştım. Dün gazetelerdeki İslahiyeli kadın başkanla ilgili haberler üzerine rotayı buraya çevirdim.

Çünkü İslahiye’de yaşananlardan tüm siyasi partilerin çıkarması gereken çok önemli dersler var. Aday tespit hataları, çarpık teşkilatlar ve milletvekili duygusallığının sandığa nasıl yansıdığının en çarpıcı örneklerinden biridir.

Gaziantep’in İslahiye ilçesi doğup büyüdüğüm yerdir. Yaklaşık 40 bin nüfusu vardır, seçmen sayısı ise 19 bine yakındır.

2004 yılında AK Parti listesinden belediye başkanı seçilen Mehmet Uludağ da ilkokul ve mahalleden arkadaşımdır. Emniyet müdürlüğünden istifa ederek aday olmuştu.

Belki polis kökenli olması nedeniyle toplumla diyalogu zayıftı ama 5 yılda önemli icraatlara imza attı. Zamanla halk da onu öyle sevdi.

Bu son seçimde AK Parti’den yeniden aday oldu. Karşısındaki tek rakibi partinin ilçe başkanı Osman Öztürk’tü. Haliyle teşkilat Öztürk’ün yanında yer aldı, halk ise anketlerde ‘Uludağ’ dedi.

Genel merkez de tavrını anketlere göre belirleyip İslahiye’de Mehmet Uludağ’ı yeniden aday gösterdi. Gaziantep il teşkilatına gönderilen aday listesinde bu isme de yer verildi.

Başkan bunun üzerine yerel gazetelere ilan verip desteklerinden dolayı halka teşekkür etti, seçim kampanyasını başlattı.

Toplumsal direniş başlıyor

Ne olduysa o an oldu, genel merkez listeyi değiştirdi, Mehmet Uludağ yerine Osman Öztürk’ü aday ilan etti. Sonra anlaşıldı ki, AK Parti’nin İslahiye kökenli Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu başbakanla görüşerek belirleyici olmuş.

Şanlıurfa’daki ‘ceket’ efsanesi gibi İslahiye’de de Durdu’nun başbakanı ikna ederken kullandığı üslup, tavır ve ifadeler dilden dile dolaşmaya başladı.

Başkan kararı durdurmak için Ankara’ya geldi ama çare bulamadı. Üzgün şekilde ilçeye dönerken Fevzipaşa girişinde gördüklerine inanamadı. Yaklaşık bin araç ve 2 bin kişi sloganlarla karşılıyordu: ‘Büyük başkan, sen bizim her şeyimizsin...’

Bu toplumsal baskı ister istemez onu yeniden aday olmaya zorladı. O ana kadar aklının ucundan bile geçirmiyordu, dedi ki; ‘Bu sevgiye karşılık vermezsem görevimi yapmış olmam.’

Çileli yolculuk

SP, DP ve BBP kapısını çalıp ‘bizden aday ol’ dediler. Hepsiyle tek tek görüştü, diğerlerinin de rızasını alarak DP’den aday oldu.

Ama çilesi bitmedi.

AK Parti adayı Öztürk ve arkadaşları, ‘daha önce bizden aday olmuştu, başka bir partiden aday olamaz’ diyerek ilçe seçim kuruluna başvuruda bulunup adaylığına itiraz etti. Önce ilçe seçim kurulu, ardından il seçim kurulu itirazları reddetti. İtiraz Ankara’ya taşındı, YSK, diğer kararlarıyla çelişen ilginç bir karara imza atıp Uludağ’ın adaylığını düşürdü.

Başkan ikinci şoku yaşıyordu.

O gün, adaylık başvurusu için son gündü. ‘Buraya kadarmış’ dedi.

Ağlatan karar

DP ilçe yönetimi, kendilerine destek veren diğer partiler ve kanaat önderleriyle acilen toplanıp karar verdiler. Dediler ki; ‘Biz bu haksızlığı Uludağ soyadını yaşatarak telafi ederiz. Eşini aday gösterelim.’

Malika Uludağ’a koştular. Ev kadınıydı. Siyasetle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Emrivaki yaptılar, ‘adayımızsın’ dediler.

Tek pürüz, Melika hanımın AK Parti üyesi olmasıydı. Hemen istifası sağlandı, ardından adaylık başvurusu yapıldı.

Karar, Ankara’da YSK kapısında bekleyen eşi Mehmet Uludağ’a telefonla bildirildiğinde, gözlerinden bir iki damla gözyaşı süzüldü. Halkın bu vefası karşısında çok duygulanmıştı.

Aracına atlayıp İslahiye’ye döndüğünde bu kez karşılayanların sayısı ikiye katlanmıştı. Belediye seçimiyle hiç ilgisi olmayan köylerden de akın akın gelenler vardı.

Demokrasi sloganları attılar, ‘başkan seni yedirmeyiz’ diye haykırdılar.

Başörtü itirazı

Bununla da bitmedi. AK Partililer, bu sefer Malike hanımın adaylığını düşürmek için ilçe seçim kuruluna koştular: ‘Bu kadın başörtülü, nasıl aday olur?’

Yetkilinin cevabı: ‘Önümdeki belgelerde başörtülü fotoğraf yok. Ben ona bakarım. Dışarıda nasıl giyindiğine karışamam.’

Bu girişim kabaran öfke katsayısı daha da arttırdı.

Bir vatandaş koşarak Mehmet Uludağ’a ulaştı, AK Parti’nin başörtülü adayla ilgili sözlü itirazını medyaya sızdırma önerisinde bulundu, o, buna karşı çıktı: ‘Biliyorum medyaya sızarsa bu girişimleri sadece İslahiye’de değil tüm Türkiye’de AK Parti oylarını etkiler, ama ben bunu yapamam. Siyaseti çirkinleştirmek istemem.’

Sindiremese de sineye çekmeyi yeğledi.

Bitmedi...

AK Parti bu kez Malika hanımın kendi üyeleri olduğu gerekçesiyle adaylığının düşürülmesini istedi.

Bu kez duvara çarptılar. Sinir harbi bu noktada sonuçlandı, Malika hanımın adaylığı kesinleşti.

Sonuç; DP yüzde 40, CHP yüzde 35, AK Parti yüzde 20...

22 Temmuz seçimlerinde yüzde 60’ın üzerinde oy alan AK Parti, yüzde 20’ye kadar gerilerken, Manisalı Malika Hanım İslahiye’de ihtilal yaptı. Hafızam beni yanıltmıyorsa Gaziantep tarihinde ilk kez bir kadın belediye başkanı seçildi.

Dinmeyen öfke

‘Bitti’ diyorsanız, yanılıyorsunuz.

Seçim sürecinde ters tepeceği kaygısıyla derin dondurucuya konan Malika hanımın başörtüsü, seçimden sonra servis edildi. İlk oltaya takılanlardan biri, Sabah Yazarı Meliha Okur oldu. Dünkü köşesinde soruyordu: ‘Peruk mu takacak? Törenleri mi katılmayacak?’

Diğer gazetelerde de irili ufaklı haberler vardı dün. Anlaşılan vazgeçmeye hiç mi hiç niyetleri yok.

CHP'li Sarıyer Belediye Başkanı türbanlıları işten attı
Sarıyer Belediyesi'nde çalışırken işten çıkarılan, aralarında türbanlılarında bulunduğu bir grup belediye önünde eylem yaptı. Sarıyer'in CHP'li Belediye Başkanı Şükrü Genç ise: "Çıkan haberler tamamen bir kişinin yorumudur. Türbanlılar çalışmalarına devam ediyor." dedi. Genç, işten çıkarılanların sözleşmesi biten taşeron firmanın elemanları olduğunu savundu. AK Parti İlçe Başkanı Hüseyin Özdemir de işten çıkartılanlara destek verdi. Özdemir, "Belediye Başkanı geldiği ilk günden beri çalışan hiçbir personeli işten çıkarmayacağını söylüyordu. Geçen Cuma 18 işçinin görevine son verildi. Bu olay etik ve ahlaki değildir." dedi. 11.05.2009 İSTANBUL netgazete

Ekrem KIZILTAŞ
Milli Gazete
Hangi kanuna göre yasak?..
25 Mart 2009
Yine aynı hikaye!..

2007 Temmuz Genel Seçimi sırasında sandıklardan birisinde bulunun başörtülü bir görevli sebebiyle rahatsızlık hisseden bir vatandaş yargıya başvurmuş ve 'böyle bir şey olamayacağı...' şeklinde karar çıktığı için şimdi sandıklarda başörtülü sandık görevlisi bulunamayacakmış.

Neden?

Yüksek Seçim Kurulu öyle karar almış da ondan.

YSK, temyizi olmayan yargı kurumlarından. Verdiği karar kesin yani.

YSK'nın 'TC Kimlik numaralı nüfus cüzdanı olmadan oy kullanılamayacağı' şeklindeki kararı tartışıldı günlerce ve sonunda TC kimlik numaralı nüfus hüviyet örneğinin geçerli olabileceği şeklinde bir kararla iş yumuşatıldı.

Şimdi de sandık kurullarında görev alacak kişilerle alakalı böyle bir şey çıktı karşımıza.

Olacak olan ne?

Normal şartlar altında on binlerce sandıkta görevli olan insan, başörtülü ya da değil, gelip görevlerini yapacak.

Ama özellikle gazetecilerin tarassut altına girebilecek sandıklardan birisinde ya da işgüzar vatandaşların oy kullandığı bir başka sandıkta problem çıkacak.

Daha doğrusu problem çıkarılacak.

Başörtülü sandık kurulu görevlisi olurdu, olmazdı tartışması yapılıp, herhangi bir kanunda olmayan ve birilerinin keyfine göre konulup uygulanan bir yasak sebebiyle, ortalık yine karışacak...

Başörtüsü ile ilgili yasak, malum Anayasa'ya aykırı.

Aynı şekilde kanunlara da aykırı.

Anayasa ve kanunlarda olmayan bir hususu, hem de temel haklardan sayılması gereken bir hususu yasak kapsamına almak ve yasak uygulamak, aslında cezayı müstelzim bir suç!..

Suç, çünkü insanların temel haklarını kullanmalarının önüne, kanunla tesbit edilmemiş bir engel getiriliyor.

Ancak, bu hususta harekete geçmesi ve bu suçu işleyenlere 'durun bakalım' demesi beklenen mekanizmalar paslandığı için olsa gerek, bu konu ile ilgili işlem bile yapılamıyor.

İş kapanın elinde kalıyor yani.

Üniversite önlerinde yaşanan trajedi ya da komedinin bir benzeri seçim sandıklarının bazılarında yaşanacak şimdi.

-Dur, bu kılıkta burada bulunamazsın, diyecek birileri şimdi.

-Neden, diye sorulduğunda da:

-Kanun var, nizam var, diyecekler büyük ihtimalle...

-Peki hangi kanun, hangi nizam? Sorusu sorulduğunda da şişip kalacaklar. Ama yine de 'bu böyledir' diyerek, bildiklerini sandıklarını icra etmenin yolunu arayacaklar.

Nasıl ki üniversite önlerinde kızlarımızı geri çeviren zihniyet, aslında bal gibi suç işliyorsa, sandık önlerinde görevlileri geri çevirmeye kalkışacak zihniyet de aslında bal gibi suç işleyecek. Ama gariptir, bu türden insanlar tuhaf bir şekilde 'vazifesini yaptığını zannedenlerin' gururunu da yaşıyacaklar.

21. Yüzyılda modern bir insanın utanması gereken bir eylemden dolayı, gurur bile duyabilecekler yani...

İyi de, Yasamayı bir kenara bırakalım ama Yürütme ne yapacak bu arada?

Öyle ya, bu ülkede bir de Yürütme var ve bütün olup bitenlerin kanunlarda olduğu gibi cereyan etmesinden o sorumlu.

Yani sandık başlarına oturup, kanunlarda olmayan bir yasağı uygulama gayretine kapılabilecek olanlara karşı, yürütmenin tedbiri ne olacak?

Asıl önemli olan bu bizce.

Unutmayalım, 'Yasama, Yürütme, Yargı' sıralamasının hiyerarşik bir üstünlük belirtmiyor olduğu iddia ediliyor olsa da, 'Anayasa, Kanun, Yönetmelik' sıralaması hiyerarşik bir sıralamadır.

Ve Anayasa ve kanunlarda olmayan bir yasağın yönetmeliklerle uygulanmaya konulabilmesi, ciddi olarak bir yüzkarasıdır!..
Ekrem Kızıltaş - Milli Gazete

Faruk ÇAKIR
Bir hukukçu konuştu
12 Kasım 2008
Yeni Asya

Yaklaşık on yıl önce arkadaşımız Murat Çetin, bir yazısında hukukçulara bir hukuk kuralını hatırlatmıştı: 6 ay ‘ses çıkmayan’ kişi ‘gaip/kayıp/yok’ sayılabilir. Türkiye’deki bazı hukukçular da ekseriyetle bu kuralı hayatlarıyla ortaya koyuyorlar. Hukuksuzluk karşısında ‘bir burdayız’ deyip gerçekleri hatırlatmayanlara rastlıyoruz.

Elbette gerçek hukukçular da var ve bunlar hukukun temel kurallarını başta ‘yasakçılar’ olmak üzere dünyaya ilan ediyorlar. Bu konuda ısrarlı da oluyorlar, fakat ne hikmetse bu ikazları dikkate alan ‘siyasî irade’ ortada görünmüyor.

Ünvanından, görev başında olduğu anlaşılan bir hukukçu yazdığı bir yazıda yasakçıların dayandığı temelleri zir-u zeber/yerle bir etmiş. “Dr.; Yargıç-Beypazarı Adliyesi” ünvanıyla Taraf’da yayınlanan Orhan Gazi Ertekin imzalı yazıda; iktidar ve anamuhalefet partisi ile Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsü konusundaki ‘duruş’ları ele alınmış. Gerek iktidar ve gerekse anamuhalefet patisinin tavrını eleştiren Ertekin, Anayasa Mahkemesinin TBMM’nin iradesi karşısındaki tavrına da ciddî eleştiri getirmiş.

Doğrusu, fiilen görev yapan bir yargıcın bu beyanı takdire şayan. Her ne kadar yargı bağımsız olsa da, fincancı katırlarını ürkütme pahasına kaleme alındığı anlaşılan bu ve benzeri yazılar dikkate alınmalı.

Tebrike şayan yazıda şu ‘hükme’ varılmış: “Türban bir yasa/anayasa sorunu değil, siyasi/idari bir sorundur. Dolayısıyla, Türban, üniversiteler bakımından, yasanın/normun içinde ne bir ‘sorun’ ne bir ‘çözüm’ imkânı barındırmaktadır. Bu nedenle yasa-anayasaya dayanan saçma, skolastik tartışmalardan uzaklaşmak, bizzat rektörlerin siyasi/demokratik olgunluklarının sorgulandığı bir mecraya doğru tartışmayı taşımak artık bir zarurettir. Türbanı yasaklayan veya serbest bırakan bir yasa/norm olmadığı gibi herhangi bir mahkeme kararından da yasaklayıcı sonuçlar çıkarılması mümkün değildir (Çünkü yasak üretme, norm gerektirir, normu ise yasama organı koyar) AYM’nin son kararı olduğu yerde durmaktadır. Fakat bu kararın bağlayıcı olduğu veya olmadığı tartışması da ciddiye alınabilecek bir nitelik taşımaz. Siyasi/demokratik olgunluğa sahip her rektörün yapacağı şey kapılarını türbana açmak ve en çok da yoksulları vuran, asıl yoksulları kendi çaresizlikleri ile baş başa bırakan bu adaletsiz geleneği tersine dönüştürme cesareti göstermektir. Rektörleri böyle bir serbestlik uyguladıklarında yasal olarak sorumlu kılan hiçbir norm, hiç bir mahkeme kararı yoktur. Onların sorumluluğu, asıl olarak, demokratik olgunluk ve öğretici bir eğitim geleneğinin tesis edilmesinden ibarettir. Bu da türbanın üniversite hayatımızın farklılıkları içinde yerleştirilmesiyle olur.” (Taraf, 9 Kasım 2008)

Tekrarlayalım: Dünya alemin ve dahi yasakçıların da bildiği gibi yürürlükteki kanunlarda başörtüsünü yasaklayan bir madde yok. Uygulamanın kanunsuz olduğunu görev başındaki hukuçular da hatırlatıyor.

İşin özünde siyasî irade eksikliği olduğu apaçık... Lütfen, gerçekleri dile getiren hukukçulara kulak verelim. Türkiye’nin önünü kapatan ve ufkunu karartan bu yasağa son verelim.

İlk adımı da demokrat rektörler atsın...
Faruk Çakır - Yeni Asya

ÖĞRENCİLERDEN YASAKÇI DEKANA ÖZGÜRLÜK DERSİ
15 Ekim 2008
Boğaziçi Üniversitesi'nde Rektör Kadri Özçaldıran'dan sonra Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Baykal da başörtüsü yasağı uygulamaya başladı. Durumu, protesto eden öğrenciler, dekana özgürlük dersi verdi

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, başörtülü arkadaşlarına destek vermek için kapısını çaldıkları Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Baykal'a adeta özgürlük dersi verdi. Birçoğu başörtüsüz öğrencilerden oluşan grubu 'zorbalıkla' suçlayan Baykal'a öğrenciler, "Sizinki zorbalık değil de, bizimki mi zorbalık?" karşılığını verdi. Başörtüsüz bir öğrencinin, "Biz istediğimiz gibi okula geliyoruz. Ama bazı arkadaşlar dersten atılıyor, psikolojileri bozuluyor. Bu mudur eşitlik?" sözleri Dekan Baykal'ı sinirlendirdi.

Boğaziçi Üniversitesi'nde Rektör Prof. Dr. Kadri Özçaldıran'ın talimatı ile öğretim yılı başında yaşanan ancak daha sonra öğrencilerin başörtülerinin üzerine şapka takarak okullarına girmesi ile aşılan sorun bu kez Eğitim Fakültesi'nde öğrencilerin derslere alınmaması ile tekrar ortaya çıktı. Fakülte Dekanı Prof. Dr. Ali Baykal'ın katı tutumu ve bazı eğitim görevlilerinin 'Bölüm kararı var' gerekçesi ile başörtülü öğrencileri okula almaması üzerine öğrenciler eylem yaptı. Derslere alınmayan arkadaşlarına destek vermek isteyen erkek ve başı açık kız öğrenciler Eğitim Fakültesi'ne giderek koridorlarda sessizce bekledi. Şapka ile derslerine girebilen öğrencilerden F.B, Eğitim Fakültesi'nde arkadaşlarının peruklu ve şapkalı halde bile derslere alınmadığını söyledi. F.B., sınıflara giren öğrencilerin dışarı çıkartıldığını kaydetti.

Başörtülü öğrencileri, başı açık arkadaşları savundu

Bir öğrenci: Biz buraya tartışmak için gelmedik, arkadaşlarımıza destek olmak için geldik. Polemiğe girmek istemiyoruz.

Başörtüsüz kız öğrenci: Hocam, biz istediğimiz gibi geliyoruz üniversiteye. Ama arkadaşlar dersten atılıyor, psikolojisi bozuluyor. Bu mudur eşitlik?

Dekan Baykal: Ben bunun (başörtülü okumanın) özgürlük olduğuna inanmıyorum, özgürlük olduğunu kabul etmiyorum. Bu davranışı Türkiye'yi esaretten ve cehaletten kurtaran bir siyasi akıma karşı çıkmak olarak görüyorum. 'Türban giymek için mandacılığı, zorbalığı tercih ederim' diyen bir zihniyetin benim gönlümde de aklımda da yeri yok.

Öğrenciler: Hocam! İran herkesin başını kapatmak istiyor. Sizin ki de buna benziyor bir nevi.

Dekan Baykal: İran'da sadece üniversitelerde değil, her yerde başı açık gezmek yasak. Bize bir görev veriliyor, biz bunu uyguluyoruz.

Başörtüsüz öğrenci: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları Türkiye'de uygulanmasaydı bu üniversite ne yasakçı olurdu, ne de militarist olurdu. Herkes AİHM'nin kendisine yarayan kararlarını örnek alıyor. Hepsini uygulayalım, herkese özgürlük verelim. Başörtüsü yasağı bir yasa değil, yönetmelik. Ama bunu yasa diye dayatmaya çalışıyorlar.

Öğrenciler: (Anayasa Mahkemesi kararını hatırlatan Baykal'a): Anayasa'da 'herkesin eğitim hakkı vardır' deniliyor. Bu dikkate alınmıyor.

Başörtüsüz öğrenci: Bu uygulamalar devam ettiği müddetçe biz de burada arkadaşlarımıza destek olmaya devam edeceğiz.

Dekan Baykal: Yani zorbalıkla?

Erkek öğrenci: Sayın Hocam! Siz Türkiye'nin çok önde gelen bir üniversitesinde profesörsünüz, lütfen bu sözlerle imajınızı sarsmayın.

Dekan Baykal: Ben imaj meraklısı değilim, bu ülkeye özgürlük kazandıran insana hakarettir bu. haber10

Türban New York Times'ta
15 Ekim 2008
Amerika’nın saygın gazetesi New York Times, “Laik Türklere karşı genç başkaldırı” başlığıyla yayınladığı makalede 16 yaşında örtünmeyi tercih eden Havva Yılmaz adlı genç kızdan yola çıkarak Türkiye’deki türban sorununu irdeledi. Gazetenin Ankara temsilcisi Sabrine Tavernise’nin imzasını taşıyan yazıda şu ifadeler yer aldı:

Türkiye’de billboardlardaki reklamlarda türbanlı kadınlar yok, okullarda türban yasak, modern kimliğini laiklik üzerine kuran Türkiye’de türban takmak bir isyan anlamına geliyor. Türkiye şu an dindar bir parti tarafından yönetiliyor ama ideoloji ve kanunları tam anlamıyla laik. Ancak Türkiye’deki bazı gençlere göre özgürlük İslam’ı özgürce yaşamak, kendini ifade etmek de başlarını örtmek anlamına geliyor. Havva Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu Genç Siviller adlı hareketin sembolü Converse ayakkabılar. Türkiye’de moderni yeniden tanımlamaya çalışıyorlar. Üniversitelerde türban yasağının tartışıldığı dönemde Yılmaz’ın konuşması büyük yankı uyandırmış Havva, televizyon programlarına davet edilmişti.

Doğu, Batı’ya entegre olur mu?

Ona göre başörtüsü onu özgürleştiriyor. Karşısındakiler ise başörtüsünün bir baskı olduğunu düşünüyor. Havva, televizyon tartışmalarında başı açık kızların, “Sizi kampüsümde istemiyorum”, “Erkekler tarafından baskı altında olduğunuz için üzülüyorum” gibi sözlerini duyunca aynı ülkede yaşadıklarına inanamadığını söylüyor.

Ekonomik değişimler Türk toplumu da yeniden şekillendirdi. Cep telefonları, ipod ve internet genç nesli değiştiriyor. Gençler, batı dünyasına hiç olmadıkları kadar bağlı. Dindar Türkler, “60 saatlik çalışma temposu ve e-maillerin arasında namaz kılmak nasıl entegre edilebilir?”, “Doğunun gelenekleri batı kültürüne nasıl entegre olur” gibi sorularla baş etmeye uğraşıyor.

ABD basınının objektifinden

Makalede kullanılan fotoğraflardan biri Dolmabahçe Sarayı’nın karşısındaki duvarda bulunan Atatürk resim sergisinin önüden geçen genç kızları gösteriyor. Diğeri ise bir düğün salonundan çıkan türbanlı gelinin savrulan eteğine vurgu yapıyor. Ekonomik krizden bunalan ABD basını, türban sorununun nasıl çözüleceğini merak ediyor.
aktifhaber

IŞIL İLKÖĞRETİM OKULU'NDA SKANDAL:
Arkadaşının kızının veli toplantısı için okula giden Leyla Akdağ, başörtülü olduğu gerekçesiyle okul kapısından içeriye alınmadı

10 Ekim 2008
Leyla Akdağ'ın eşi Eyüp Akdağ "Benim dünya görüşüm eşimle aynı. Ancak toplantıya ben gitseydim hiçbir şey demeyeceklerdi. Bu nasıl bir eşitlik anlayışı?" dedi

Arkadaşının kızının veli toplantısı için okula giden Leyla Akdağ, başörtülü olduğu gerekçesiyle okul kapısından içeriye alınmadı.

Özel Yüzyıl Işıl İlköğretim Okulu'nun kapısından geri çevrilen Akdağ, "Arkadaşım Ceyda Akar, ayağı kırık olduğu için benden yeni okula başlayan kızının veli toplantısına katılmamı istedi. Ben de okula gittim. Ancak güvenlik görevlisi kapalı olduğum için, prosedür gereği okula giremeyeceğimi söyledi." diye konuştu. Söz konusu okula bir daha ayak bile basmayacağını belirten Akdağ, "Üniversitelerde bu yasağa alıştık; ama ilköğretim eğitimi veren okulda veliye böyle bir yasak uygulandığına inanamıyorum." dedi. Kızının veli toplantısına gitmesini Leyla Akdağ'dan rica eden Ceyda Akar ise, "Leyla telefonla aradı ve başı kapalı olduğu için okula alınmadığını söyledi. Şaka yapıyor zannettim. İnanamadım. Çok üzgünüm." dedi. Sarıyer Bahçeköy'deki okulun kapısından geri dönen Leyla Akdağ, yaşadığı şoku hâlâ atlatamadığını dile getiriyor. Yasakçı bir zihniyetin ilköğretim çocuklarını yetiştirdiğini söyleyen Akdağ, "Böyle bir okul hangi zihniyetle bu küçücük çocukları yetiştiriyor anlamadım. Yurtdışında dahi böyle bir muamele görmedim." diye konuştu.

Mağdur veli Leyla Akdağ'ın eşi Eyüp Akdağ ise, "Benim dünya görüşüm eşimle aynı. Ancak toplantıya ben gitseydim hiçbir şey demeyeceklerdi. Çünkü ben bir erkeğim. Bu nasıl bir eşitlik anlayışı?" diyerek, eşinin okula alınmamasına tepki gösterdi. Yüzyıl Işıl Okulları'nda ilköğretim 1. sınıf öğrencisi Toğana Akar'ın annesi Ceyda Akar, "Kızım öğretmenlerinden ve okulundan gayet memnun. Ancak böyle bir şey olması beni gerçekten çok üzdü." diye konuştu. Olaydan sonra okul müdürünü arayan Akar, "Kendisi de olaydan dolayı çok üzgün olduğunu söyledi. 'Haberim olsa böyle bir ortamın oluşmasına izin vermezdim' dedi. Ama böyle de bir prensipleri olduğunu ve bağlama şeklinden dolayı içeriye alınmadığını aktardı." dedi. Özel Yüzyıl Işıl Okulları İlköğretim Müdürü Okan Dilik ise Leyla Akar'ın, okula alınmamasının, gerçek veli olmamasından kaynaklandığını kaydetti. Dilik, 'Başörtülü bir veli okula girebilir mi?' sorusunu ise, "Okulum adına resmi açıklamam bu kadardır." diye cevapladı.
zaman

Hakemsiz ülkenin güreşleri
Ömer Lütfi Mete
9 Haziran 2008

Bir rekabet, hakemsiz yaşanıyorsa o savaştır.

Savaşta kuralları güçlü olan koyar.

Türkiye çok partili siyasi hayata geçtiği günden beri güvenilir bir hakemlik kurumu geliştiremediği için rekabet her seferinde savaş halini alıyor, ipi ve kılıcı elinde tutan istediğini asıyor, istediğini kesiyor.

İp adalet, kılıç asker...

İlk deneyimizi hatırlayalım:

Demokrat Parti, Cumhuriyet'in temel ilkeleri konusunda CHP'den farklı düşünmeyen insanlarca kurulup yönetilmesine rağmen iktidar kavgası şimdiki gibi 'dini siyasete alet etme' tartışmasına kilitlenmişti. Rakibini devleti temelinden bozmakla suçlayan CHP, İngiliz gizli servisi ve komitacı subay güruhu sayesinde 27 Mayıs gibi iğrenç bir galibiyet elde edebilmişti.

Çok partili siyasi rekabeti savaşa dönüştüren tartışmanın odağındaki 'dini siyasete alet etme' iddiası; namus ve aklın terazisinde sahteliği bin kere kesinleştiği halde bugün bile geçerliliğini koruyabilmektedir!

50 yıl önce dini siyasete alet ettiklerinden yakınılanlarla şimdi aynı suçlamaya maruz olanları kıyaslayan her insaf ehli, ortadaki sahte gerekçenin her seferinde işleyebilmesine şaşırır.

Öyle ya, hepsi 'çağdaş kıyafetli' (!) hanımlarla evli, hemen hepsi içki içmesini bilen (?) siyasetçiler de laikliği tasfiye etmekle suçlanıyorlardı, şimdi çok daha dindar olduklarından emin bulunduklarımız da... 50 yıl arayla bu iki kadrodan en azından birine yöneltilen laikliği ihlal suçlamasının sahte olduğuna hükmetmek fikir namusunun gereğidir.

Menderes'i rejimi yıkmakla suçlayacaksın, 50 yıl sonra akıl almaz bir pişkinlikle aynı suçlamayı Erdoğan için tekrarlayacaksın!

Türkiye için akıllara ziyan durum budur.

Hiç değilse manevrada kullanılan taktiklerin biraz yenilik kazanması gerekmez mi?

İki güreşçi düşününüz; biri her seferinde kural dışı bir numara ile rakibini tuşa getiriyor.

Hakemin gözünün önünde oluyor bu...

Belli ki hakem alenen taraf!

Tabii yenilen pehlivan güreşe doymuyor ve tekrar mindere çıkıyor.

Yine aynı numara ve yine tuş...

Hakem görüyor ki galip güreşçi hile yapıyor...

Yenilen yine doymuyor ve bir daha çıkıyor...

Bu noktada, hile yapan güreşçiye mi, hileye göz yuman hakeme mi, yoksa tuş olmaya doymayan rakibine mi kızacağınızı şaşırırsınız.

Türkiye'yi, siyasi rekabetin hakemsiz yaşandığı ilkel bir kavga ortamına mahkûm eden güç, Atatürk sonrasının CHP'sidir. Çok partili demokrasi tercihinde samimi olmayan, sadece Rus korkusu ile Amerika'nın koynuna girdiği için bu düzeni tercih eden İnönü, halkın kendisini ebediyen iktidardan uzaklaşmasını hazmedemediği için 1960 ihtilalinin bir numaralı örgütleyicisi olmuştur. Talebeleri de sonraki manevraları, İsmet Paşa'dan çok daha çiğ bir biçimde yapmaya devam edebilmektedirler. Yenilen güreşçi ise değişmiyor. Hakemin hakem olmadığını ve kuralları hep hilekâr güreşçinin lehine yorumlayacağını bildiği halde kazanmak için seyircinin yeteceğini sanıyor.

Ülke hakemsizdir ama bunun sorumlusu, sadece, tuş olduğu zaman bile galip ilan edilen CHP değildir.

Daha baştan, kör ve sağır hakeme razı olarak güreş tutana da 'galip sayılır bu yolda mağlup' demekten başka söz kalmıyor.
Bugün

Başörtüsüne özgürlük eyleminde 167. hafta
28 Haziran 2008

Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu İzmit Sabri Yalım Parkı İnsan Hakları Anıtı önünde 167. haftasına giren "Başörtüsüne Özgürlük" eylemini gerçekleştirdi.
Eylemde platform adına basın açıklamasını MAZLUMDER Kocaeli Şube Gönüllüsü Cananosman Aran yaptı.

Aran'ın basın açıklaması şöyle: "Değerli Dostlarımız ve Sayın Basın Mensupları Özgürlük mücadelemizin 167. haftasında yine burada bulunmaktayız. Küçük olmalarına rağmen süreklilikleriyle taşları delen su damlaları bizlere de örnek olmaktadır. Bizler de özgürlük mücadelemizde, hak ihlalleri ortadan kalkıncaya kadar mücadelemizi sürdürme azminde olduğumuzu bir kere daha buradan deklare ediyoruz. Kimseden bir lütuf, bir ayrıcalık değil yalnızca hakkımızı istiyoruz. Bu zorbaca yasaklar, inandığı gibi yaşayamayan insanları bir bunalıma ve öz saygı zedelenmesine itmektedir. Maalesef ki aradan geçen bunca zamana karşın hala inanç özgürlüğü ihlalleri bir kabus gibi ülkemizin ve insanımızın üzerindedir. Fakat bizler biliyoruz ki hiçbir durum sonsuza kadar varlığını sürdüremez, elbet biter mutlaka yok olur ve kara bir leke olarak tarihte yerini alır.

Ve bizler sadece inanç özgürlüğü değil tüm alanlarda her türlü hak ihlallerine karşı sesimizi çıkarmaya, "Kim olursa olsun mazlumdan yana, kim olursa olsun zalime karşı" olmaya devam edeceğiz.

Gün geçmiyor ki, militarist, adalet düşmanı ve darbeperest gerici zihniyet İslam'a ve İslam'ın değerlerine saldırmasın. 25 Haziran tarihli Zaman Gazetesi'nin bir haberinde İstanbul Barosu Meclis Başkan Vekili Avukat Nizar ÖZKAYA şu saçmalıkları yapmış: "Çankaya'ya Arap bedevi kılıklı bir eşle birlikte bir adam çıktı ve Çankaya'yı ele geçirdi."

Şu iğrenç sözlere bir bakın! Tam bir gericilik, tam bir dikta ve oligarşi özlemcisi ve tam bir utanç beyanı

Bu, hukuk törpüsü kılıklı adam acaba sadece T.C. Cumhurbaşkanını ve değerli eşini mi aşağılıyor?

Hayır, bu tuhaf ve zararlı zihniyetli şahıs T.C. Cumhuriyeti halkının ve sayıları milyarlarla ifade edilen tüm dünya müslümanlarının inancını aşağılıyor.

Sadece bu mu? Hayır, bu aklını ele şahsiyetini yele vermiş tuhaf zihniyetli şahıs Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi'ni aşağılıyor!

Sadece bu mu? Hayır, bu gerici şahıs, Türkiye Cumhuriyeti halkının teveccühünü, hür ve özgür seçimini aşağılıyor!

Sadece bu mu?

Hayır, bu psikologlar tarafından tedavi edilmesi gereken hasta şahıs kendisini işgal edilmiş bir ülkede görecek kadar paronayak ve halüsünasyon içinde...

Sadece bu mu?

Hayır, bu Türk halkının ve Türk tarihinin düşmanı şahıs, hayatını ve hürriyetini borçlu olduğu

Nene Hatunu ve onun şahsında geceler ve gündüzler boyu aç ve yoksul kalarak, gerektiği zaman sırtındaki bebeğinin donarak ölmesine dahi aldırmadan bu vatan için feda-i can eden azizelerimizi aşağılıyor!..

Sadece bu mu?

Hayır, bu kafasını çürük örümcek ağları bağlamış ilkel şahıs üç aklı evvel horoza yaranmak için kendini, kendi akrabalarını, kendi komşularını aşağılıyor!..

İki ilahi okunduğu ve iki rekat namaz kılındığı zaman cuş-u huruşa gelen medya ve medyanın gazıyla bildiriler yayınlayanlar şimdi bu halk düşmanının kusmuklarına karşı acaba ne yapacak?

Bu tiksindirici ve rezil sözleri utanmadan söyleyen şahıslar bu ülkede hukukçu diye gezebiliyor ve ellerine aldıkları tokmağı halkın inançlarına indirebiliyorlarsa bunlardan hangi adaleti bekleyebilirsiniz?

Adalet bu şahısların ellerinde intihar ediyor! Nasıl etmesin ki? Müslüman kadını domuz şeklinde çizen ve çizgi ile karalamayı aynı şey zannedecek kadar sanattan bihaber Turhan SELÇUK''a dahi bu ülkede beraat kararı veriliyorsa ortada bir hukuk cinneti, bir hukuk cinayeti yok mudur?

Bunca gerici ve ilkel zihniyete hak ettikleri cezaların verilmesi ve zulme uğrayanın hakkının

savunulması için halkımız hangi mahkemelere başvursun?

Hukuku önündeki bir kadavra gibi gören ve kafasına göre kesip, parçalayan, ülkeyi seri hukuk

cinayetleriyle kan revan içinde bırakan bu zihniyete hiç kimse dur demeyecek mi?

Ortaçağ ve engizisyon hukukunu aratacak kadar değerlerimize, düşünce ve inançlarımıza hakaret eden, aşağılayan ve zalimi mahkum etmek yerine inancımızı mahkum eden bu çirkefe dur diyecek hiç kimse yok mu?

Buradan sayın Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL beyefendiye sesleniyoruz;

Şahsınıza ve ailenize yapılıyor gibi görünen bu terbiyesizliği siz şahsınız adına affedebilir ve görmemezlikten gelebilirsiniz ancak, tarihimize, halkımızın inanç değerlerine de en az size olduğu kadar hakaret içerikli sözleri söyleyenlere karşı, Cumhurun başkanı olarak susamaz ve affedemezsiniz. Lütfen Cumhurun adına harekete geçiniz ve bu gestapo kılıklı adama haddini bildiriniz..."
haber7

Kemer'de Ukraynalı iki kadın turist, haşema ile girdikleri 5 yıldızlı otelin havuzundan çıkarıldı
15 Temmuz 2008
Antalya'nın Kemer ilçesine bağlı Çamyuva beldesindeki 5 yıldızlı bir tesiste konaklayan Dağıstan uyruklu Ukraynalı iki kadın turistin, haşema ile girdikleri havuzdan, diğer müşterileri rahatsız ettikleri ve "havuz hijyenini bozdukları" gerekçesiyle görevliler tarafından çıkarıldığı iddia edildi.
Çamyuva'daki 5 yıldızlı turistik tesiste konaklayan Dağıstan uyruklu Ukraynalı turistler Zukhra Salgereeva ile kızı Madina, haşema ile havuza girmek istedi.
İddiaya göre, anne ve kızın yanına gelen görevliler, diğer müşterileri rahatsız ettikleri ve "havuz hijyenini bozdukları" gerekçesiyle havuzdan çıkmalarını istedi.
Bunun üzerine Zukhra Salgereeva, Ukrayna'daki iş adamı eşi Salgarey Salgereeva'yı arayarak durumu bildirdi. Salgarey Salgereeva da Kemer'deki İlçe Turizm Danışma Bürosu'nu arayarak sorunu çözmelerini istedi.

Zukhra ve Madina Salgereeva, Türkiye'ye daha önce de tatile geldiklerini, ancak bu tür bir sorunla ilk kez karşılaştıklarını söylediler.
netgazete

YİNE BAŞÖRTÜSÜ TARTIŞMASI
11 Nisan 2009
Samsun'un İlkadım ilçesinde MHP'li Belediye Başkanı Necattin Demirtaş'ın başkanlığındaki ilk meclis toplantısında başörtüsü tartışması yaşandı.
CHP'nin meclis üyesi Engin Abdik, toplantıya başörtüsüyle gelen AK Parti meclis üyesi Muradiye Ergin'e tepki gösterdi. Belediye meclisinin kamusal alan dahilinde olduğunu belirten Abdik, kılık kıyafete dikkat edilmesi uyarısında bulundu. Abdik, "Kamusal alanda kılık kıyafet ile ilgili zorunlularlar var. Arkadaşlarımızın bu zorunluluklara uyup uymadığını Sayın Başkanım sizin takip etmeniz iyi olur" diyerek uyarıda bulundu.

Meclis üyesinin uyarısına ise İlkadım Belediye Başkanı Necattin Demirtaş cevap vermedi. Daha sonra söz isteyen AK Partili meclis üyesi Av. Kerami Gürbüz, CHP'li Abdik'e "Demokrasilerde kişinin kılığı kıyafeti, düşüncesi ne olursa olsun, yönetimlerde temsil edilmeli, söz sahibi olmalıdır." diyerek cevap verdi.
haber10

Başörtülüye keyfi yasak
16 Kasım 2009
Anadolu Haber

Başörtü yasağı sınır tanımıyor... Açık İlköğretim sınavına girmek isteyen yaklaşık 30 kadın, başörtülerini çıkarmadıkları gerekçesiyle sınav salonundan atıldı.

Bu sefer de Denizli'de başörtülülere keyfî yasak uygulandı.

BAŞÖRTÜLÜLER SINAV SALONUNDAN ATILDI
Denizli Atatürk Endüstri Meslek Lisesi'nde Açık İlköğretim sınavına girmek isteyen yaklaşık 30 kadın, başörtülü oldukları gerekçesiyle sınava alınmadı. Sabah erken saatlerde okula gelen başörtülü kadınlar, sınav salonuna kadar girebildi. Ancak kadınlar, okul yönetiminin "İmtihanın başlaması için başörtülüler başörtüsünü çıkarsın" uyarısıyla neye uğradığını şaşırdı. Bunun üzerine kadınlar, "Biz başörtüsünü inancımız nedeniyle örtüyoruz. Buna kimse karışamaz. Hem biz öğrenci değiliz. Biz ev kadınıyız" diye itiraz etti.
PİŞKİN MÜDÜR: "O ZAMAN GİDİN AYDIN'DA GİRİN SINAVA"
Olay yerine çağrılan işgüzar Okul Müdürü Faruk Can, meselenin kendisini aştığını belirterek durumu İl Milli Eğitim Şube Müdürü Şerif Ali Cengiz'e bildirdi. Cengiz ise telefonda "Kimse müdahale etmesin, ben geliyorum. Gereğini yapacağım" dedi. Olay yerine gelen Cengiz, başörtülü bayanlara "Kanun var, yönetmelik var. Başörtüsüyle sınava giremezsiniz. İmtihanın başlaması için başörtüsünü çıkaracaksınız" diyerek bayanların dışarıya çıkmasını istedi. Bir bayanın "Bu bir çifte standarttır. Burası başka bir şehir mi? Benim arkadaşlarım var. Aydın'da sınava girebiliyorlar" demesi üzerine Cengiz, "O zaman gidin, sınava Aydın'da girin" diye karşılık verdi. Tartışmanın ardından bayanlar, sınav salonundan ayrılırken telefonla ulaştığımız Cengiz, "Memur olduğumuz için basına açıklama yapamam" dedi. Bayanlara "Aydın'a gidin, sınava orada girin" deyip demediğini sormamız üzerine Cengiz, "Hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bu konuda bir açıklama yapmak istemiyorum" diye karşılık verdi.
"YAZIK DEĞİL Mİ BİZE?"
Sınav salonundan atılan ve isminin verilmesini istemeyen bir bayan, Vakit'e yaptığı açıklamada, "Sınav salonunda bize 'Başörtünüzü çıkarın' dediler. İtiraz ettik. 'Yönetmelik var, çıkacaksınız' dediler. 'Yönetmeliği gösterin' dedik. 'Yok, çıkacaksınız' dediler. 'O zaman bir tutanakla niye bizi almadığınızı yazın ve imzalayın, çıkalım' dedik. 'Hayır, çıkacaksınız' dediler. Sorun çıkmasın diye biz de çıktık. Sınava girmeden önce biz başörtülü fotoğraf verdik ama kimse bize 'sınava giremezsiniz' demedi. Bir sürü masraf ettik. Yazık değil mi bize? Bazı arkadaşlar 50-60 kilometre uzaktan geliyor. Biz ikinci sınıf vatandaş mıyız? O zaman bizden de vergi alınmasın. Bütün şehirlerde girilebilirken burada niye giremiyoruz? Başımızı zorla açtırabilirsiniz ama beynimizi değiştiremezsiniz" diye konuştu.
(Vakit)

Mazlumder, Bursa'da başörtüsüne özgürlük istedi

14:20 - Başörtüsü yasağı kalkıncaya kadar her hafta eylem yapma kararı alan Mazlumder üyeleri, basın açıklaması yaptı. Orhangazi Parkı'nda toplanan yaklaşık 50 kişilik grup, slogan atarak baş örtüsüne özgürlük istedi. Çocuk ve kadınların da destek verdiği eylemde konuşan Mazlumder Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Cihat Oruç, "Biz hala bu meydanlardaysak ve baş örtüsüne özgürlük diye haykırıyorsak kızlarımızı ve kadınlarımızı zilletten uzak tutmak içindir. 02.01.2010 BURSA
netgazete

Avustralya'da başörtülü ilk Türk polis

Avustralya'nın ilk başörtülü kadın polisi Yasemin Savran

MELBOURNE- Melbourne Üniversitesi Eğitim Fakültesi'ni bitirdikten sonra 5 yıl öğretmenlik yapan Yasemin Savran, 29 yaşında polis oldu. Victoria Polis Akademisi'nin 2010 yılı ilk mezunlarından olan Savran, ülke tarihine başörtülü ilk Türk polis olarak geçti.

Polis olmaya ilkokuldan beri merak saran Savran, yaklaşık 6 ay süren eğitimini başarıyla tamamlayıp, akademiden mezun olarak bu hayalini gerçekleştirdi. Yasemin Sarvan'ın mezuniyet töreninde anne babası, eşi, kardeşleri ve aile dostlarının yanı sıra onu yalnız bırakmayan biri daha vardı. Lübnan asıllı Maha Şukkar'da kendisi gibi başörtülü olan yeni meslektaşı Sarvan'ı tebrik edenler arasındaydı.

Victoria Polis Akademisi 2010 yılı ilk mezunlarını verdi. Melbourne'ün Glen Waverley bölgesinde bulunan tarihi akademiden 2010 yılının ilk 6 ayında 90 polis mezun oldu. Yeni polislerin mezuniyet programı için 25 Haziran günü iki ayrı tören düzenlendi. Akademinin kilisesinde yapılan mezuniyet törenine Victoria Eyalet Emniyet Müdürü Simon Overland da katıldı. Yeni polislere Victoria Polis Teşkilatına hoş geldiniz diyen Emniyet Müdürü Overland, polis kimliklerini ve belgelerini takdim etti.

Polis olmak için başvurular, giriş imtihanı ve eğitim olmak üzere bir yıl süren zorlu bir süreçten geçtiğini belirten Yasemin Savran, özellikle akademiyi kazandıktan sonra 6 ay boyunca çok çalıştıklarını ve birçok imtihandan geçtiklerini belirtti. "Sadece yazılı imtihanlar değil spor aktivitelerinden ve atış eğitimi gibi derslerden de başarılı olmak zorundasınız." diye konuşan Savran, Müslüman ve başörtülü bir öğrenci olarak hiç bir zorluk yaşamadığını, hatta bu konuda yetkililerin kendisine her türlü kolaylığı gösterdiğini söyledi. Okula Ocak ayında başladıklarını ve yaz mevsiminden dolayı kısa kollu gömlek ile eğitim yapıldığını ifade eden Savran, kendisinin kısa kollu gömlek giyemeyeceğini belirtmesi üzerine uzun kollu gömlek ile eğitim yapmalarına izin verildiğini, yüzme derslerinde İslami usullere göre özel hazırlanmış mayo giyerek katıldığını ifade etti. 18 Ocak'da başlayıp 25 Haziran'da okulu bitiren Yasemin, mezuniyete kadar her gün hafta içinde sabah saat 7.30'da başlayıp öğleden sonra 4'e kadar eğitim aldıklarını söyledi. Polis eğitiminin bir üniversite eğitimi gibi olmadığını birçok konuda bilgi gerektiğini ifade eden Savran, bunun için de sürekli verilen derslere çalıştığını ve eğitimin kendisi için çok faydalı olduğunu söyledi.

28 Haziran'da Springvale Polis İstasyonu'nda göreve başlayacak olan Yasemin Savran, burada iki aylık geçici görevden sonra tayin olacağı yeni yerinde görevine başlayacak. Görev yeri olarak Melbourne'de Türk toplumunun yoğun yaşadığı bölge olan Broadmeadows olmasını çok istediğini söyleyen Yasemin, gençlere de polis olmaları yönünde çeşitli tavsiyelerde bulundu. Savran, "Gençlerimize canı gönülden eğitimlerine büyük önem vermelerini tavsiye ediyorum. Maalesef belli bir yaşa gelince araba gibi, gezme gibi veya daha farklı meraklara giriyorlar ve bu meraklarını da gerçekleştirmek için iş bulup çalışmaya başlıyorlar. Ama neden bu ülkede bize sunulan imkanları değerlendirmeyelim. Mesela ben üniversiteyi bitirmeme ve mesleğim olmasına rağmen bununla yetinmedim biraz daha ilerletmeye gayret ederek farklı bir alanda yeniden eğitime başladım ve bugün polis oldum. Gençlerimize de eğitim hayatlarına önem vermelerini ve güzel bir meslek edinmelerini tavsiye ediyorum." dedi.

Başta ailesi olmak üzere çevresinden ve toplumdan çok olumlu tepkiler aldığını söyleyen Yasemin Savran, "Özellikle kız öğrenciler ve çevremdeki arkadaşlara başörtülü bir polis olmamın onlar için iyi bir örnek teşkil ediyor." dedi.

Avustralya'nın başörtülü ilk Türk polisinin babası Ahmet Doğan, "Bugün çok mutlu bir günü yaşıyoruz. Topluma hizmet verecek olmasından ve özellikle Türk toplumunun da çok ihtiyacı olan bu meslekte çocuğumuzun yetişip bugünlere gelmesi bizi sevindiriyor. Ülkemizde başörtülü olarak bu mesleğe girmesi çok zordu ancak burada çok rahat bir şekilde hatta daha fazla anlayış gösterilerek bu mesleğe girmiş oldu. Keşke ülkemizde de böyle olsa. Herhalde demokrasi dedikleri bu olsa gerek. İnşallah bundan sonra vazifesini de en iyi şekilde başarıyla yürütür." Dedi.

Savran'ın annesi Mediha Doğan ise "Allah herkesin evladına böyle güzel yerlere gelmeyi nasip etsin. Çok mutluyum. Çok heyecanlıyım." diye konuştu.

Türk polisin eşi Tamer Savran ise duygularını şöyle ifade etti: "Çok gurur duyuyorum gerçekten özellikle son altı aydan beri çok çalıştı, çok emek verdi. Bugün ise karşılığını almış oldu. İnşallah bundan sonra da işinde başarılı olur ve topluma örnek olur. Bundan sonra özellikle ev işlerinde bizim kendisine daha çok destek olmamız gerekiyor. Ailecek çok mutluyuz."
habertaraf

Elini peruğuma attı, 'AÇ BAŞINI' dedi

30 Haziran 2010, 14:36Anadolu Haber

Başörtüsü yasağı, zulüm boyutunu da aşan bir noktaya ulaştı

Yıllardır hiçbir yasal dayanağı olmadan uygulanan başörtüsü yasağı, zulüm boyutunu da aşan saçma sapan bir noktaya ulaştı. Osmaniye'de LYS sınavına perukla girmek isteyen Zehra Aldemir, sınavdan çıkarıldı, inancı aşağılandı ve tartaklanarak okuldan atıldı.
Olayı anlattı

LYS mağduru Zehra Aldemir, sınav yerinde başından geçenleri şöyle anlattı: "Peruğumu taktım sırama oturdum. Sınavıma konsantre olmaya başladım, sınava 10 dakika kalınca görevli hanım yanıma gelerek; sınava böyle giremeyeceğimi peruğumu çıkarmamı söyledi. Ben de perukla sorun olmayacağını söyleyince, yüz ifadesini sertleştirerek ve ses tonunu yükselterek bana 'başını aç' diye bağırdı. Necla isimli görevli; beni salondan zorla çıkarttı. Ve bir kat aşağıdaki lavaboya çekti. Beni 20 dakikadan fazla lavaboda tuttu. İnancımı aşağıladı, beni tartakladı, hakaret etti ve sınava girmeme engel oldu.
Adliyeye giderek suç duyurusunda bulundu

Osmaniye Fen Lisesi'nde LYS matematik sınavına perukla girmek isteyen Zehra Aldemir, tartaklanarak okul dışına çıkarıldı. Sınav başlamadan 40 dakika önce sınava gireceği salona giderek psikolojik olarak rahatlamak isteyen Aldemir, peruk takmasına rağmen dini inançlarına ve kendine hakaret edildiğini kaydetti. Başından geçenleri Mazlumder Gaziantep Şube Başkanı Abdurrahim Çelik'e anlatan Aldemir düzenlenen basın toplantısının ardından adliyeye giderek suç duyurusunda bulundu.

Lisans Yerleştirme Sınavı'na (LYS) perukla girmesine izin verilmeyen öğrenci, sınav görevlisi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Osmaniye Fen Lisesi'nde LYS matematik sınavına perukla girmek isteyen Zehra Aldemir, tartaklanarak okul dışına çıkarıldı. Sınav başlamadan 40 dakika önce sınava gireceği salona giderek psikolojik olarak rahatlamak isteyen Aldemir, peruk takmasına rağmen dini inançlarına ve kendine hakaret edildiğini kaydetti. Başından geçenleri Mazlumder Gaziantep Şube Başkanı Abdurrahim Çelik'e anlatan Aldemir düzenlenen basın toplantısının ardından adliyeye giderek suç duyurusunda bulundu.

LYS mağduru Zehra Aldemir, sınav yerinde başından geçenleri şöyle anlattı: "LYS matematik sınavına girmek için Osmaniye Fen Lisesi 3. kat 13 nolu salon 10. sıraya oturdum. Henüz sınav başlamamıştı ve sınavın başlamasına 40 dakika vardı. Ben sadece yerimi görmek ve psikolojik açıdan rahatlamak için oturdum.

Görevlilerden bir tanesi yanıma gelerek başörtülü sınava giremeyeceğimi ve başörtülü olarak sınava girmenin yasak olduğunu söyledi. Ben de başö

"Hanımefendi, bu başörtünüzü çıkardığınız takdirde daha güzel olacağınızı tahmin ediyorum, isterseniz bir deneyiniz" (*)

Atatürk coşkun alkışlarla karşılandığı bahçede kendisi için hazırlanan masaya oturmuştur. Atatürk'ü yakından görmek için kendilerini dans yerine atan çiftler neşe içinde dönerlerken başlarını alelâde bezlerle örtmüş olan bazı kadınlar Atatürk'ün dikkatini çekmiştir. Atatürk dans etmekte olan İhsan Bey isminde bir doktorun kızını çağırarak şöyle demiştir:

- Hanımefendi, bu başörtünüzü çıkardığınız takdirde daha güzel olacağınızı tahmin ediyorum, isterseniz bir deneyiniz.

Genç kız, Atatürk'ün bu hitabı üzerine başındaki örtüyü çıkararak dansa devam etmiştir. Bund


En son admin tarafından Çrş Ekm 15, 2008 11:07 pm tarihinde değiştirildi, toplam 5 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 834
Konum: Belarus

MesajTarih: Sal Hzr 10, 2008 9:38 pm    Mesaj konusu: DTP'Li AYNA'DAN ANLAMLI SORU Alıntıyla Cevap Gönder

08 Mayıs 2009
FETULLAH GÜLEN'E SORDU:BİZİ NİYE KANDIRDINIZ?

Bir süre önce Zaman gazetesinden ayrılıp Gazete Haberturk'e transfer olan Nihal B. Karaca, 'Gülen Cemaati'nin sözcüsü' konumundaki Hüseyin Gülerce'nin Star gazetesinden Fadime Özkan'a verdiği röportaja cevap verdi. "Sistem içi bülten" dediği Zaman gazetesinden ayrılan Karaca, artık 'cemaatle' organik bir bağı kalmadığından olsa gerek, Fethullah Gülen'in 'Başörtüsü füruattır' şeklindeki fetvasına gecikmeli de olsa bu röportaj üzerinden cevap verdi. "Ben 'şimdilik kendini kurtarmış' gibi olabilirim, bir kaç türbanlı 'bakan karısı' olarak yırtmış olabilir. Peki o zaman bu kadar türbanlı geç kız sormaz mı? Madem hiç de şart değildi bu başörtüsü, o zaman bizi niye yediniz, niye kandırdınız? Bıraksaydınız o zaman, hepimiz Nazlı Ilıcak gibi olsaydık, derdiniz neydi?"

İşte Nihal B. Karaca'nın hem cemaati, hem de Zaman gazetesini Hedef alan sözleri...

GAZETECİLER ve Yazarlar Vakfı Başkanı Hüseyin Gülerce, Star gazetesinden Fadime Özkan'a Gülen hareketi ile ilgili bir beyanat vermiş. Oldukça tatmin edici bir beyanat. Gülerce, ABD'de ikamet eden Gülen Hoca'nın nasıl yaşadığı, ne zaman döneceği, Ergenekon davası, Türkiye'deki demokratikleşme zemini ve Gülen'in bu zemine kattığı artılar, Gülen'in eğitim hayatına ve Türkçe'yi bir dünya dili yapma çabasına ilişkin hasbi çabaları konusunda bir hayli bilgi veriyor.

Gülen'e duyduğu sevgiyi gayet samimi ifadelerle anlattığı bölüm, özellikle çarpıcı. Gülen'i yakından tanımayanlara ve sempati duymayanlara, "Ne buluyorlar bu adamda hiç anlamıyorum" diyenlere, "Hayatta her şeyi anlamak zorunda değilsiniz" gibi bir cevap oluyor o sevgi.

SİSTEM İÇİ BÜLTEN

Aynı zamanda bir tabuyu yıkıyor. Gülen'i sevmenin neredeyse suç olduğu, Gülen'e sempati beslemenin ayıplanır bir şey haline geldiği bir ülkede, çok az kimse sevgisini bu kadar samimi ve bu kadar gerçekçi bir tonlama ile aktarmayı başarabilmiştir. Sistem içi bültenden değil, geniş bir kitlenin okuduğu Star gazetesinden bahsediyoruz çünkü. "Herkes görecek, hiiii" endişesi taşımadan, eteğinde taş saklamadan konuştuğu için takdir ediyoruz.

"BU KENDİMİ TUTMUŞ HALİMDİR"

Ama bu takdirin bir sınırı var. O sınır, başörtülü kadınların "kendilerini aldatılmış hissettiği" yerde başlıyor. Bu satırları okuduğunda, okursa tabii, hiç alınmasın, bilsin ki, bu kendimi tutmuş halimdir. Kendimi "aman ters bir cevap alırım" endişesiyle de tutuyor değilim. Zira bilirim ki Zaman gazetesi geleneğinde lâf dalaşına girme, polemiğe heves etme türü şeyler hoş karşılanmaz. Edeptendir. Bir kadınla polemiğe girmek ise hiç ama hiç hoş karşılanmaz! Hem edeptendir, hem kibirden...

HÜSEYİN GÜLERCE ÇYDD YETKİLİSİ GİBİ...

Gülerce, Fadime Özkan'ın F. Gülen'in 28 Şubat döneminde başörtüsüyle ilgili yaptığı "füruattır" açıklaması üzerine sorduğu soruya şöyle bir cevap veriyor:

"Füruat demek, öncelikli değil demektir. İslam'ın şartı 5, imanın şartı 6. Burada başörtüsü var mı, yok... Sayın Gülen, bu minval üzere konuşunca toplumdaki tansiyon düşüverdi. Hiç unutmuyorum, Nazlı Ilıcak, gazetesinde 'Sayın Gülen'i tanımıyorum, bu sözü ilk defa duydum ve ilk defa kendimi İslam dairesinde hissettim' diye yazdı"...

Şimdi ben günlerdir, bir din, hem de halis bir dindar tarafından, nasıl bu kadar "indirgenebilir" hale getirilir, ve Gülen'in 28 Şubat döneminde belki birtakım toplumsal endişelerle yaptığı bir açıklama, nasıl bu kadar hoptirilaylaylom bir tefsire maruz kalır, onu düşünüyorum ve anlamakta zorlanıyorum. Sormazlar mı, "Sayın Gülerce, 'emri bil ma'ruf nehyi anil münker' yahut 'dini tebliğ' iyiliği yayma, kötülükten caydırma da İslam'ın 5 şartı arasında değil, ama Kur'anda çok anlam yüklenilen bir meseledir, nasıl yani?" diye.

Sormazlar mı, "Allah'a şirk koşmak, yani dünyevi mevzuları, dünyevi arzu ve tamah nesnelerini, dünyevi otoriteleri Allah'ın ilahlığı ile yarışacak denli önemli saymak imanı yer bitirir, ama elimize tutuşturulan bu 'imanın 6 şartı' adlı reçetede 'şirk'ten bahsedilmez bile" diye.

Sayın Gülerce'ye sormazlar mı, "Dünyanın dört bir yanında okul açmak da İslam'ın, ya da imanın şartlarından biri değil, o zaman niye yapıyoruz ki bunları?" diye.

ÜMMETE KAKALANAN EMEVİ-ABBASİ YAKLAŞIMI

Gülerce'nin Emevi-Abbasi döneminde uydurulan ve ümmete kakalanan, Kur'anın mesajını hükümden düşürüp İslam'ın yaşanışını birkaç kalem ibadetle ve birkaç temel esasla sınırlama amacı güden bu yaklaşımı benimsemesi çok tuhaf. Çünkü bu argüman, Türkiye'de, Gülerce'nin röportaj boyunca şikayet ettiği kesimin, dinden ve dindarlardan nefret eden ve dini yaşantının kısıtlanmasını talep eden kimselerin kullandığı argümanın aynı. Onlar da "İslam'ın şartı 5, bunların arasında başörtüsü yok" diyorlar. İleri gidip, Kur'anda başı da örtmeyi gerektiren bir tesettür emrinin olmadığını da söylüyorlar, ilahiyatçı olmadığım için emin olduğum bir şey var: Nur suresi 30-31 ve Ahzab suresi 59. ayetler "Baştan aşağı örtünme" konusunda yeterince açık.

"Efendim, ben başımı boynumun altından başlatıyorum, demokrasi var" gibi çocuksuluklar teskin edicidir, insanı rahatlatır, ama gerçek değildir. İnanın buna, çünkü dini modernizme uyduracağız diye tepinip duran ilahiyatçılardan değilim. Acı gerçekleri görebilen herhangi biriyim.

Kur'an emrediyor, inkar etmemek şartıyla bu emri yerine getirmeyebilirsin emri yerine getirmemen, yahut gerektiği şekilde yerine getirememen, bu satırların yazarı gibi nefesinin kıytırıktan tesettüre yetiyor olması ya da türlü türlü bahanen olabilir, "Allah affetsin" dersin ve kendinden umudu kesmeden devam edersin.

Doğru, Allah'ın rahmeti sonsuz, dilerse hayatı boyunca her melaneti işleyen, ama tek bir kere içtenlikle/samimiyetle "Allah" diyeni affedebilir. Ama bu durum ayrı şey bu durumdan yola çıkarak, "hem zaten İslam'ın şartları arasında da yok" şeklindeki hava boşluğunu "rasyonalize etmek", bu tutumu "akılcılaştırmak" başka şey.

BEN 'YIRTMIŞ' GİBİ GÖRÜNSEM DE BAZI TÜRBANLILAR BaKAN KARISI OLSA DA BU TÜRBANLI GENÇ KIZLARIN GÜNAHI NEYDİ?

Kaldı ki bu ülkede inandığı gibi yaşamak, örtünebilmek isteyenlere engel olanlar herhalde "Allah'ın rahmeti" gerekçesiyle yapmadılar bunu. Yüzbinlerce genç kızın hayatı mahvoldu, olmaya da devam ediyor. Bir Nihal Bengisu Karaca'nın şimdilik "yırtmış" gibi görünmesi, birkaç babadan kalma sermayenin, işyerinin başında durup hasbelkader "iş kadını" görüntüsü veren başörtülünün "kaliteli" bir yaşam sürüyor olması, bir miktar başörtülünün "bakan karısı" filan olmuş olması, yüzbinlerce kadının içe dönük, kocaya bağımlı, eğitimsiz ve ekonomik özgürlükten "muaf" bir hayata mahkum kaldığı gerçeğini hükümden düşürecek değil. Haa tabii, sonuçta bu "kadının meselesi", öyle değil mi?

Herşey bir yana, bu kızlar çıkıp demezler mi, "Madem hiç de şart değildi bu başörtüsü, o zaman bizi niye yediniz, niye kandırdınız? Bıraksaydınız o zaman, hepimiz Nazlı Ilıcak gibi olsaydık, derdiniz neydi?" diye... Tamam. Sustum.

22 Aralık 2008
Serdar Turgut/Aksam
Erdoğan’ın kızının resmini görünce utandım

Geçen cumartesi günü Hürriyet gazetesinin sürmanşetinde harika bir fotoğraf vardı. Başbakan Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan mezun olduğu London School of Economics (LSE)’ den diplomasını almak üzere kürsüye doğru yürümekteydi. Fotoğrafı görür görmez önce babalık duygularım coştu ‘İnşallah bana da oğlumun böylesine kaliteli bir okuldan mezun olduğunu görmek nasip olur’ dedim kendi kendime.

Sonra da o fotoğraftan çok utanç duydum. Cüppeleriyle oturmakta olan profesörlerin yeni mezun olan kıza nasıl gururla baktıklarını ve onu ne güzel alkışladıklarını görünce bizdeki üniversitelerin kapılarına türban nöbetçileri koyduran, üniversite kapılarına itiraf odaları filan kurduran heybetli üniversite hocaları aklıma geldi. Onların yaptıkları adına utandım. Yıllardır kızlara üniversitede okumayı bir eziyet haline dönüştürdükleri için öfkelendim, hiçbirisinin lakaplarına layık insanlar olamadığını düşündüm, Türkiye’nin anlamsız mücadelelerle bu kadar vakit, enerji kaybetmesine lanet ettim ve ülkem adına utandım. O fotoğrafı asıl o faşistler bulup incelemeliler.

Ve sonra düşündüm ki bizim ülkede inanç meselesi üzerine kapsamlı ve derin düşünme âdeti nedense hiç yok. Bu olmadığı için birçok insan sembollerle mücadele ediyor ama mücadelesini ne uğruna yaptığını da bilmiyor. ‘İnanç’, ‘İnanmak’ kavramlarını kapsamlı olarak ele almak ve korkmadan, açık fikirle tartışmak gerekiyor. Bu yapılabilirse hem toplumda güzel bir diyalog ortamı oluşur hem de üniversite kapılarına kılık kıyafet nöbetçileri dikmek gibi ayıplardan da vazgeçilir belki. İnanç konusunda derin düşünmeyi ilk önce bilim insanları yapmalı. Bu iş biraz sonra açıklayacağım nedenlerden dolayı dünyada da böyle. Türkiye’de de bir an önce yapılmalı.

Geçen hafta TRT’den naklen yayınlanan Şeb-i Arus törenlerini izlerken keşke bu töreni Einstein da izleyebilseydi, eminim benim kadar belki de daha fazla duygulanırdı diye düşündüm. Kendisini kâinatın sırlarını, yaradılışın gizemini çözmeye adamış bilim adamının o semazenlerin sema ayinini kâinatın hareketine benzetmemesi mümkün değildi bence. ‘Dini duygular olmadan yapılan bilim bir ayağı eksik ve yetersiz olur, bilim olmadan taşınan dini duyguların ise gözü kör sayılabilir’ demiş olan Einstein kendi tanımıyla derin olarak dindardı (Subtle is the Lord, Science and the Life of Albert Einstein, yazar Abraham Pais sayfa 319). Kendi ifadesiyle ‘bu kâinatı Allah’ın nasıl yarattığını keşfetmeye’ çıkmış olan Einstein, kâinat hakkında yeni bilgiler öğrendikçe daha fazla inançlı olmuştur. Bugün bilim dünyası aslında Allah’ın nasıl düşündüğünü çözmeye çalışıyor. Allah’ın nasıl düşündüğünü çözmek için, aklının nasıl çalıştığını anlayabilmek için bilime gerek olmadığını, buna inanmanın yeteceğini düşünen bir dindar açısından bu laflar belki sevimsiz gelecektir ama bir de şöyle soralım; teorik fizik dünyasında bu yeni yönelimin kime ne zararı var. Kâinatı daha fazla anlamak bazı insanları daha çok inançlı yapıyorsa (örneğin beni yaptı) bunun nasıl bir zararı olabilir.

Bu gizemi çözme yolunda yürümeye hayatını adamış olan Carl Sagan, anlamanın insanları çok daha inançlı yapacağını söylüyordu. İskoçya’da vermiş olduğu meşhur Gifford konferansının başlığını da çarpıcı olsun diye ‘Tanrı’yı aramak’ diye koydu. Sagan’ın uzayın derinliklerine gönderilen Voyager roketiyle ilgili bir projesi vardı. Buna NASA’yı da ısrarları sonucunda ikna etti. O Voyager’in derinliklere ulaştığında bir an geriye döndürülüp kâinatın o perspektiften bir fotoğrafının çekmesini istedi ve o fotoğraf da elimizde bugün. Bizim kafası düşünmeye kapalı bilim insanlarımız o fotoğrafta milyonlarca parlamakta olan yıldız içinde neredeyse kaybolmuş gibi duran dünyamızı görselerdi beni çok utandıran üniversite kapılarına nöbetçiler koymak gibi davranışların nasıl abes ve kâinatın büyüklüğü, muhteşemliği yanında ne kadar da küçük bir hareket olduğunu düşünürlerdi belki. Bilim yoluyla anlamaya çalışarak inançlı olmayı başaran insanlar, türban gibi konularda kavgaya giren tüm tarafların kendilerini sorgulamasına yol açar ve bu da Türkiye gibi açık diyaloğa muhtaç olan ülkeye çok gerekiyor. İşin özeti olarak Sümeyye Hanım’ın o fotoğrafı bende bu yazıyı yazma arzusunu uyandırdı. Uzunca bir süredir üstünde düşündüğüm konuyu açmak vesilesi oldu. Ve bu bağlamda CHP’nin yeni açılımları ile ne kadar önemli bir iş yapmakta olduğunu tekrar hissettim.
aktifhaber

Nihal Bengisu KARACA
Kaldırımda tek başına: Emine Arslan
12 Kasım 2008
Zaman

Bir kadın, tek başına direniyor. 'Neredeyse' tek başına. Kendisini yalnız bırakmayan çocukları Yasin ve Hatice ve arada bir basın açıklaması, eylem gibi vesilelerle gelenleri saymazsak, tek başına. Eylemi bugün 133 günü doldurdu.
Sefaköy'deki Desa Deri'nin önünde, kapıya konulduğu yerde yani; taburesi ve şemsiyesiyle mesken tuttuğu kaldırımda kendisini ziyarete gelenleri adeta ev sahibi gibi ağırlıyor. Sekiz yıl çalıştığı yerden; kendisini sendikaya üye oldu diye tazminatını bile ödemeden işten kovan Desa Deri'den hakkını istiyor. En başta, işe dönme hakkını. İsmi Emine Arslan. 44 yaşında. Ve bir küçük detay: Emine Arslan başörtülü bir kadın. Başörtüsü, direnişinin özündeki değeri etkileyecek bir nitelik değil. Fakat nereden bakarsak bakalım, bu detay, kendisi üzerinden başka şeyleri sorgulatacağı için önemsiz de değil.
Arslan bu günlere kolay gelmedi. Söylediklerine bakılırsa işverene yakın kişilerce "Direnişi bırak, çocukların var, yazık olur" denilerek tehdit edildi. Emine ile iletişim kuran işçilerin taciz edildiği söyleniyor. Şöyle bir komiklik de var: Emine'nin eylemi başlayana dek, cuma namazı için Emine'nin bulunduğu kaldırımın yakınındaki camiye gidiyormuş işçiler. Emine eyleme başladığından beri ise işten çıkardığı çalışanına tazminatını, mesaisini bile vermeyen işveren, araçlar tutup başka bir camiye taşımaya başlamış işçilerini. Geçerken Emine'yi görmesinler, derdiyle dertlenmeye, 'bu kadın haklı yahu!' diye ağız birliği etmeye yeltenmesinler diye.
Desa'nın Düzce fabrikasından da 41 işçi sendikalı oldukları için işten çıkarılmış durumda. Ceza Yasası'na (TCK) göre sendikal faaliyetlere engel olmanın hapis cezası var. İş Yasası'na göre de sendikal faaliyetler nedeniyle bir işçiyi çıkarmak yasak. İşçileri çok uzun sürelerle çalıştırma, eşit işe eşit ücret ödememe, kullanılan yoğun kimyasallara karşı işçi sağlığı açısından yeterli önlem almama gibi şeylerle itham edilen firma, Özcan Deniz'leri, Victoria Beckham'ları giydirmekle övünerek zevahiri kurtardığı kanısında...
Sefaköy'de tek başına hak mücadelesi yürüten Emine Arslan'a dönelim. Diyeceğim o ki, KESK, Eğitim-Sen, Desa Direnişiyle Dayanışma Kadın Platformu ve Deri-İş Sendikası, Emine Arslan'ı yalnız bırakmadı. Daha üç gün önce, 8 Kasım'da Taksim'de eylem yaparak Emine Arslan'ın yalnız olmadığını duyurdu 60 kadar kadın. (Desa Direnişiyle Dayanışma İstanbul Kadın Platformu üyeleri.)
133. günde, Emine Arslan diye google'layıp bilgi aradığınızda emekdünyası, kızılbayrak, komünistforum, bianet gibi internet sitelerini ve Birgün gazetesinin internet versiyonu gibi ağırlıklı olarak sol görüşlü dijital ara yüzleri bulabiliyorsunuz hâlâ. Bu normal sayılabilir, ama insan merak ediyor: Tamam, biz muhafazakârlar işçi sınıfının dertleriyle kaygılanma noktasında oldum olası şüpheci davranmışızdır. Tamam, sınıf bilinci denilen şeye belirli nedenlerle mesafe koyarız, işçi-emekçi hakları üzerinden ses yükseltme tecrübemiz ve pratiğimiz de noksan. Olmaz ya, hadi bunlar mazeretimiz olsun. İyi hoş güzel kardeşlerim de, Emine Arslan'ın haberini de mi yapamayız? Neden bu 44 yaşındaki Sinoplu kadının temel hakları için günlerdir direniyor oluşu, gücünü etkinliğini ve haber alma ağını bir hayli genişletmiş muhafazakâr basında, 'başörtüsünün hakkı için' bile olsa, hiç yer almaz, yer alabilemez? 'Algıda seçicilik' hatırı için diyorum hani...
Sorulara devam o halde: Başörtülünün mağduriyeti sadece üniversite kapısı dışına bırakıldığında, sadece Çankaya'da olsun mu olmasın mı yenişmesinde, sadece kamusal alan-özel alan çekişmesindeki bildik laiklik-rejim krizi sarmalında salındığında mı, değerlidir? Okula giremeyen başörtülü öğrencinin mağduriyeti özeldir/güzeldir de, patron zulmüne karşı susmamayı ve harekete geçmeyi tercih etmiş Emine Arslan'ın mağduriyeti neden bir karşılık bulmaz 'Zulme karşı susan dilsiz şeytandır.' diye buyuran dinin muhiplerinde?
Kimseden hesap sorduğum yok. Bu satırların yazarı dahi, Emine Arslan'ı köşesine taşıma noktasında ihmal ve terahi göstermiş olmakla maluldür sonuçta. Benden bir özür ve koca bir alkış Emine Arslan'a.
Nihal Bengisu Karaca - Zaman
n.bengisu@zaman.com.tr

26 Ağustos 2008
Balçiçek Pamir/Habertürk
Türbanlı cüzamlı mıdır?

Sahne 1

Bodrum’da bir sahil. İki haşemalı genç kız denize doğru yürüyor. Ne yalan söyleyeyim ben de uzun uzun baktım. Alışık olduğum bir görüntü değil. Bir tanesi yeşil bir tanesi mor üstelik. O sıcakta terlemezler mi diye düşündüm. Bir tanesi yanıma yaklaştı. “Biz” dedi. “Bursa’dan geliyoruz, ilk defa buraya geldik. Sizin de ikizlerinizi görünce benim de 1,5 yaşında oğlum var acaba ne önerirsiniz? Ne yapsak, otelden memnun değiliz nerede kalsak?”
Bir süre sohbet ettik. Sonra ben ikizleri simitlerine oturtup denize girdim.
Sohbet ettiğim genç kadın da kız kardeşi olduğunu sonradan öğrendiğim genç bir kızla denize girdi. O sırada diğer kadınlardan taciz başladı.
Hem de yüksek sesle.

-Şunlara bak, ne biçim kıyafet… Üstelik rüküş.
-Buralara kadar geldiler. Bodrum’un da tadı kaçtı.
-Maşallah hiçbir şeyden de geri durmuyorlar.
Utandım. Öylesine utandım ki sormayın. Biz ne zaman böylesine sert, vicdansız acımasız ve tacizkar olduk? Biz ne zamandan beri insanları kıyafetlerine ve dış görünüşlerine göre yargılar ve idam eder olduk? Hep “Sorun bizi yönetenlerde, aşağıda bir problem yok” demiyor muyduk?
Haşemalı kızlardan biri dayanamadı.
“Niye bize laf atıyorsunuz, ben de sizin gibi tatile geldim. Üstelik ben sizi rahatsız etmiyorum”
Karşıdan cevap gecikmedi.
“Görüntün beni rahatsız ediyor”
Nasıl yani?

Sahne 2

İstanbul Kemerburgaz’da bir site. Sitenin sakinlerini bir telaş almış ki sormayın. Elimde bir mail var. Site sakinleri sitelerine yeni taşınan aileden son derece rahatsız olmuşlar. Neden? Çünkü ailenin “anne”si türbanlı. Diğer site sakinlerine gönderilen mailde “Hemen bir çözüm bulmalıyız deniliyor. Artık buralara kadar geldiler. Nasıl olur da böyle bir aileye ev kiralarlar anlamıyoruz. Acilen bir toplantı düzenleyip “Kimlere ev kiralanabilir” maddesinin üzerinde detaylıca konuşmalıyız.”
Kendini bilmez bir site sakini böyle bir mail atmış ne olacak ki…
Diyebilirsiniz.

Ben de öyle dedim. Bu mail bana geleli 2 ay olmuştu.
Taa ki diğer site sakinlerini cevaplarını ve konuyla ilgili önerilen çözümleri okuyuncaya kadar… İnanın öyle öneriler var ki yazmaya elim gitmiyor.
Yine utandım. Hayatımda ilk defa bu kadar net bir şekilde, ait olduğumu hissettiğim topluluktan ne kadar uzaklaştığım fark ettim birdenbire.

Sahne 3

İstanbul Levent’te bir İtalyan restoran.
Dört gün önce…
Saat 21.30’da.
Elele bir çift geldi mekana.
Kadının başı kapalı.
Kenarda bir masayı tercih ettiler.
Bir süre sonra yine taciz başladı.
Bakışlar, yüksek sesle söylenmeler, gereksiz gürültüler.
Bir süre sonra “Bir daha burayı adım atmam” diye mekanı terk edenler bile oldu.
Elimde içki kadehim ağzım açık kaldı.

O çift herkesin elinde içki kadehinden, şortlarımızdan, mini eteklerimizden rahatsız olmadan baş başa bir gece geçirmek için kalkıp restorana geliyor ve biz ne yapıyoruz? Ne yapsın adam hayatını Fatih ve çevresinde mi geçirsin?
Üstelik ortada insan haklarına aykırı bir durum yok mu?
Tekrar soruyorum biz ne zaman bu hale geldik?
Şimdi beni topa tutacak kendi deyimleriyle türban konusunda taraf olan okuyucularıma sesleniyorum. “Elinizi vicdanınıza koyun. Bu yapılanlar ayıp değil mi? Günün birinde türbanlı biri sizden bir yardım isterse el uzatmayacak mısınız? Biz böylesine insanlıktan çıktık mı?
Zaten birilerinin amacı toplumu bölmek, biz böylesine garip insanlar haline getirmek değil miydi? Peki biz niye alet oluyoruz?


DTP'Lİ AYNA'DAN ANLAMLI SORU
10 Haziran 2008
DTP Genel Başkan Vekili ve Grup Başkanı Emine Ayna, "Türkiye'nin bugün karşı karşıya kaldığı krizin nedeni, yapısal sorundur. 86 yıllık halksız cumhuriyet, demokrasisiz cumhuriyet sistemi artık tıkanmıştır" dedi
.

Ayna, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, sorunları sıralarken "başörtüsü" ya da "türban" kelimelerini bilerek kullanmadıklarını, sorunun çözümünü doğru tartışmak ve bulmak için sorunun adının da doğru konulması gerektiğini belirti.

Türkiye'de her sorunun, kuvvetler birliğini gözeten Anayasa nedeniyle yaşandığını ileri süren Ayna, "Türkiye her ne kadar anayasasında demokratik ve laik bir ülke olduğunu söylese de, anti-demokratik ve anti-laik bir ülkedir. Din işleri ile devlet işlerini ayrıştırmalıyız. Dinlere, inançlara, kültürlere devlet karışmamalı, aksine inançları, kültürleri yaşatmak ve korumak sorumluluğunu taşımalıdır. Türkiye'de artık doğru laiklik anlayışını geliştirmeliyiz. Herkesin dini, etnik, kültürel, siyasi gibi her türlü kimliğini tanıyıp, gözeten bir zihniyet ve onun anayasası; yani özgürlükçü ve demokratik bir anayasa meclislerin, hükümetlerin kimin neyi nasıl giyeceği ile aylarca uğraşmak yerine -öyle ki bir kadının ne giyeceğine ve nasıl giyeceğine meclis olarak karar veriyoruz ve bunun adına da özgürlük diyoruz- ülkenin temel sorunlarını örneğin Tuzla cinayetlerini tartışır ve çözmeye çalışır" diye konuştu.

Yüzde 47 oy alan bir hükümetin daha yılını doldurmadan, bu kadar kısa bir sürede ancak bu kadar ülkeyi kaosa sürükleyebileceğini ifade eden Ayna, "Dün, bugün, yarın ve daha sonra yaşanacak krizlerin temel nedeni AKP'nin demokrasi konusundaki çıkarcı yaklaşımı, iki yüzlü tutumudur. Sadece kendine demokrat olanların gelebileceği yer buraya kadardır" dedi.

"Anayasa Mahkemesi, verdiği bir kararla yetkisini aşmıştır. Bu nedenle karar hukuki değil, siyasi bir boyut taşımaktadır" diyen Ayna, şöyle devam etti:

"Verilen karar öyle bir nitelik taşıyor ki, yasama organının bundan sonra yapacağı olası anayasa çalışmalarının bile şimdiden önü kesilmiştir. Bu yüzden çok ciddi olarak ele alınması ve değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Şu anlaşılmalıdır; dünyada dini inançlar bakımından insanlar tarafından değiştirilemez olarak kabul edilen dini kurallar bile çağa uydurulmaya çalışılırken ve hatta değiştirilebilinirken; insanların yaptığı, onun da ötesinde askerlerin yaptığı cunta anayasasının dünyanın bulunduğu konuma, AB kriterlerine sosyal-kültürel-siyasal yaşama asla ama asla uymadığı biline biline mevcut anayasa değiştirilememektedir. Çünkü değiştirilemez ve değiştirilmesi asla teklif edilemez maddeler içermektedir. Yani anayasa vahiylerden ve dini kitaplardan üstün kılınmaktadır."

Kürtlerin anayasada kendilerini görmek istediklerini söyleyen Ayna, Anayasada yer alan "Türk Milleti" kavramı yerine "Türkiye Milleti" kavramının getirilmesini önerdi.

Hükümetin yasama ve yürütmeyi tek elde topladığını, CHP'nin desteğiyle yargı ve muhalefetin tek elde toplandığını belirten Ayna, "Güçler ayrılığı yerine güçlerin birbirine karşı ittifakı ve devleti ele geçirme çabaları bu kaosun nedenidir. Bugün devleti elinde bulunduran elit kesimler, AKP'nin devleti ele geçirme girişimine karşı savaş açmış durumdalar. Mesele bundan ibarettir. Bu kavgayı resmi ideolojiye karşı verilen bir kavga olarak görmek yanılgıdır. Bu resmi ideolojik devlete kimin sahip olacağı mücadelesidir. İşte bunun adı iktidar savaşıdır. AKP-CHP-MHP arasındaki devleti ele geçirme kavgasında halkın zarar görmemesi için bir an önce bu kesimlerden kurtulması için mücadelemizi yükselteceğiz" ifadesini kullandı.

1921 Anayasasının yapıldığı dönemde Mustafa Kemal Atatürk tarafından dile getirilen ve önerilen muhtariyetin yani özerk bölgelerin tartışılması çağrısında bulunan Ayna, "Atatürk'ün bu önerisini güncelleştirelim. Bugüne yorumlayalım. İhtiyaçlara cevap olacağını hep birlikte göreceğiz. Demokratik Özerklikten korkmayalım. Biz DTP olarak her zaman ve her yerde halkın kendi öz yönetimi ve demokrasinin yerelleştirilmesi olarak ifade ettiğimiz bu projenin Türkiye'nin temel sorunlarının çözümünde en makul, en akılcı yol olduğunu anlatacağız. Bu çözüm projelerimiz ile hem statükoyu hem de onun bir devamı olarak kendini var etmeyi hesaplayan AKP'yi Türkiye'nin başına bela olmaktan çıkaracağız" diye konuştu.

TRT'de Kürtçe yayın yapılmasına ilişkin düzenlemeyi eleştiren Ayna, "Kürtçe kanal yasa dışıdır. Bugünkü Anayasaya göre uygulanamaz. W, x, q harfleri yasak. Bu iş nasıl olacak? Kürtçe kanalı newrozu nasıl yazacak, nasıl okuyacak? Yasalarla güvenceye alınmamış, kişilerin ve hükümetlerin keyfiyetlerine göre tanınan haklar hak değildir. Kürtleri böyle kandıramazsınız" dedi.
haber10

24 / 10 / 2008
AHMET HAKAN COŞKUN
Laiklere türban vaazı

TÜRBANDAN söz edeceğiz ya...

Adım gibi biliyorum...

Yine şunlar olacak:

Ben "özgürlük" diyeceğim, siz "siyasal simge" diyeceksiniz...

Ben "insan hakları" diyeceğim, siz "AİHM kararları" diyeceksiniz...

Ben "inançlara saygı" diyeceğim, siz "Kuran’da yok" diyeceksiniz...

Ben "kıyafet özgürlüğü" diyeceğim, siz "Her kurumun kendine özgü kıyafet kuralları var" diyeceksiniz...

Ben "Türbanıyla okula giden kız modernleşiyor" diyeceğim, siz "Bırak kardeşim bu masalları" diyeceksiniz...

Kısacası...

Bir milyonuncu kez, o bıktırıcı, usandırıcı, gına getirici tartışmaları yapacağız...

Ama hayır!

Lütfen yapmayalım...

Yapamayız...

Çünkü benim bünyem, maalesef artık bu lakırdıları kaldırmıyor...

* * *

Yeryüzünün binlerce yüksek mahkemesi, binlerce "gerekçeli karar" üretse de...

Benim türban konusundaki tavrımı değiştiremez...

Çünkü bu konuda benim elimde, çok ama çok basit bir "gerekçeli karar" var...

O karar şudur:

Ben üniversite çağına gelmiş bir genç kıza "Aç başını, okula öyle gir" diyemem...

Kesseniz de diyemem... Başıma silah dayasanız da diyemem...

Çünkü utanırım, hicap duyarım, kendime yakıştıramam...

Üniversite çağına gelmiş bir genç kıza "Aç başını, okula öyle gir" dersem...

Benim özgürlük alanlarıma müdahale edildiğinde gıkımı çıkaracak dermanım olmaz...

"Döneğin teki" olsam da...

"Tornistanın daniskası"nı yapsam da...

AKP’ye kıl olsam da...

Tayyip Erdoğan’da beliren faşizm alametlerinin farkına varsam da...

Bu böyledir...

Bu benim insanlığımın kırmızı çizgisidir... Aşılamaz...

* * *

Ey vicdanlı laikler...

Gelin, üniversite çağına gelmiş bir genç kıza kıyafet dayatması yapmaktan vazgeçin...

Gelin, "Çıkar bakayım başındaki o örtüyü" demenin, insanı ne denli sevimsiz kıldığını fark edin...

Gelin, bu iktidarı, üniversite çağına gelmiş genç kızların kıyafetlerine yasaklar getirerek köşeye sıkıştırma çabasından vazgeçin...

Çünkü...

Bu yasağın savunulacak bir tarafı yok... Görün artık bunu...

Ayrıca unutmayın ki:

Siz türbana başkaldırdıkça...

Anayasa Mahkemesi de tuhaf bir denge arayışına giriyor...

Koskoca yargıçlar, "AKP’yi kapatmadık, bari türbanı yasaklayalım" diyerek dengeyi sağladıklarını düşünüyorlar...

Böylece olan genç kızlara oluyor...

Tayyip Erdoğan’ın iktidarı ise pekişiyor...

Siz türbanı parmağınıza sarıp din devletine geçit vermediğinizi düşünürken, memleket İslam Kerimov’un memleketine dönüşüyor...

Siz "İslam cumhuriyeti" beklerken, "Faşist cumhuriyet" beliriyor...

* * *

Üniversite kapılarındaki türbanlı kızlara "Aç bakayım başını" demenin...

"Gerekçeli kararı" ortaya çıktı...

Siz zannediyor musunuz ki...

Tayyip Erdoğan fenalıklar geçiriyor...

Hiç merak etmeyin: Acayip seviniyordur... "Hamdolsun" diyordur...

Düşünsenize:

Seçim sathı mailine girildiği bir dönemde...

Bu kararla birlikte...

Kemal Kılıçdaroğlu’nun belgeleri rafa kalkacak...

Şaban’dan, Dengir’den söz eden kalmayacak...

"Dişleme" unutulacak...

"Bana ne ya" türünden tepkiler gündem dışı olacak...

Son günlerde yolsuzluklar üzerinden muhalefet yaparak, hem biraz moral toplayan, hem de Erdoğan’a soğuk terler döktüren CHP, yeniden "anti türban" mevzisine çekilecek...

Farkında değil misiniz?

Tayyip Erdoğan için bundan iyisi, ancak Şam’da kayısıdır...

Hiç şaşırmadım

Odatv.com’da bir haber: "Ahmet Hakan buna çok şaşıracak: Hangi Vakit yazarının eşinin başı açık?"

Haberi okudum ama hiç şaşırmadım...

Çünkü bu bilgi benim de kulağıma gelmiş, ama pek ilgilenmemiştim...

Çünkü "türbanı savunmak" ile "türbanlı olmak" arasında doğrudan bir ilişki kurmuyorum...

Gerçi Vakit’teki "terbiye özürlü" Hasan, "türbanı savunacağım" diye türban takmayan kadınlara hakaret eder ama bence bunu da dile dolamaya gerek yok...

Çünkü bu bir tıynet meseledir...

Ve Hasan’ın tıyneti bunu da kaldırır...

ahmethakan@hurriyet.com.tr

Türbanla Tenis Oynayamazsın
04 Haziran 2009
Tenis dersi almak için ENKA Spor Klübü'ne giden Dr. Nurgül Yılmaz'ın içeri alınmadığı, ders verilmediği iddia ediliyor. Uygulama ENKA'nın 6. maddesi gereği...

ENKA Spor Klübü'nde tenis dersi almak isteyen Dr. Nurgül Yılmaz'ın başvurusu, “Üye Olma Şartları” belgesinin 6. maddesi olan “Spor alanlarında çağdaş spor kıyafeti giyeceğime” maddesi yüzünden geri çevrildi.

Kadın doğum uzmanı doktor Nurgül Yılmaz, çocuklarını spora gönderdiği ENKA Spor Kulübü'nde tenis dersi almak için başvuruda bulununca ilginç bir gerekçe ile şok oldu. Başörtülü olan Yılmaz'a spor kulübünden, imzalaması için “Sportif Branşlara Üye Olma Şartları” yazılı bir belge verildi. Ancak görevliler, Yılmaz'a, başörtüsüyle tenis oynayamayacağı konusunda bir de uyarıda bulundu. Şartnamenin “spor alanlarında çağdaş spor kıyafeti giyeceğime; hiçbir siyasi ve politik görüşün propagandasını yapmayacağıma” şeklindeki 6. maddesi gereğince başörtülü halde tenis sporunu öğrenemeyeceği ve yapamayacağını öğrenen Yılmaz, özel bir spor kulübünün bu yaklaşımının üzüntüsünü yaşıyor.
İSTEDİĞİNİZ YERE ŞİKAYET EDİN

Başörtülü Bahreynli atlet Roqaya Al- Ghasara uluslararası spor müsabakaları ve olimpiyatlarda yarışırken, başörtüsü ile spor öğrenme talebi rededilen Yılmaz, hemen sözleşmedeki maddeye orada itiraz ettiğini belirtti. Yılmaz, hemen ENKA Spor Kulübü'nün Genel Müdürü Ekrem Ay'a başvurduğunu belirterek “Kendisi bana 'bu kıyafetle olmaz' cevabını verdi. Yaptıklarının yasal olmadığını belirttim. Bunun üzerine 'İstediğiniz yere beni şikayet edin' dedi. Böyle bir gerekçeyle karşılaşmaktan dolayı çok üzüntü duydum” dedi.

SPOR ÖĞRENMEK HAKTIR

Konuyla ilgil olarak görüşlerine başvurduğumuz Türkiye Tenis Federasyonu Başkanı Mesut Polat ise başörtüsü olan bir kadının bu seçiminden dolayı spor öğrenme hakkının elinden alınamayacağını savundu. Polat, başörtülü Nurgül Yılmaz'ın konuyla ilgili olarak kendilerine başvuruda bulunması halinde ENKA Spor Kulübü hakkında inceleme başlatılabileceğini sözlerine ekledi.

TEPKİ ÇEKMEK İSTEMİYORUZ

Kulüp Genel Müdürü Ekrem Ay ise kulüp olarak başörtülü insanlara karşı bir önyargılarının olmadığını öne sürerek, “1984 yılındaki kuruluş tüzüğüne bu madde ilave edilmiş. Bu maddeyi uygulamak zorundayım” dedi. Ay, Yılmaz'a bone ya da şapka takarak tenis derslerine katılma önerisinde bulunduğunu söyleyerek, “Ancak önerimi kabul etmedi” dedi.

Kıyafet değil kafalar çağdışı

Yılmaz, özel bir spor kulübünün başörtülü bir bireyin spor yapma özgürlüğünü böyle bir madde ile elinden almasına anlam veremediğini belirterek, “Ben doktorum, hiçbir hastamı kıyafetine veya inancına göre değerlendirmem” dedi.
aktifhaber

Emine K. Arslaner
Bir ninja kaplumbağasından Ayşe Arman’a mektup

Sen bizim yuttuğumuz bir iğnesin Ayşe. Bir anlık gaflet sonucu yutulmuş, bilumum iç organlarımızı dolanıp, ciğerlerimizi delip deştikten sonra beynimize saplanıp huzuru bulmuş bir iğnesin sen. Beynimizi hareket ettirdikçe batıyorsun ve evet „çok canımızı yakıyorsun!“ Ayşe. Eşarplarımızı tutturmak için kullandığımız yaldızlı topları olan, endamlı toplu iğnelerden de değilsin üstelik. Sen beynimizde ne aradığını hala kestiremediğimiz bir dikiş iğnesisin Ayşe. Kıç tarafından uzun bir iplik sarkıyor ve o ipliğe tutunup sallanan, sallandıkça eğlenen, eğlendikçe trajlarına traj, paralarına para katan adamlar feci ağırlık yapıyorlar.

Çok fazla gözlerinize baktık Ayşe! O kadar çok baktık ki kirpiklerimiz kirpiklerinize dolandı. İsteseniz de çeviremediniz gözlerinizi ve artık görmezden gelemediniz bizi. Bizi izlemeye mecbur kaldınız Ayşe ve içimize düştünüz. İçimize bir virüs, bir trojen gibi düştünüz. Amacınız bize ait bütün bilgileri toplayıp bilgisayar ağımızı çökertmekti ama bizim, bizden olmayanlara karşı beslediğimiz kompleksli ilgi, hastalıklı sevgi süslü tesettürünüzün altına sinsice gizlenen çirkin şemalinizi görmemizi engelledi. Çok gelişmiş virüs programlarımız da yok bizim Ayşe, gericiyiz biz.

Biliyor musun Ayşe, sayende gelecekte yaşamak istediğim coğrafyanın sınırlarını yeniden çizmem gerektiğini düşünür oldum. Kendime yeni bir vatan bulmak zorundayım artık. Avrupa’da yaşadığım için derin bir hasretle „vatanım“ diye seslendiğim cennete bu kadar yabancı kaldığını gördükçe, bu yabancılığa rağmen en müstesna mekanlarında tatil yapma, en muteber sıfatlarla en steril semtlerinde dolanma, en parlak kaldırımlarını köpeklerinin pislikleriyle kirletme, dünyanın en güzel şehrini „beyazlar, siyahlar, griler“ diye parselleme haklarına sahip olduğunu gördükçe çok canım sıkılıyor. Daha dün gittiğim Arbeitsamt‘da *muhtemel ve müstakbel meşgalemle ilgilenen ve başımdaki örtüyü görünce tokalaşmak için elini uzatmakta tereddüt eden Alman memur bile bizi senden daha iyi tanıyor Ayşe. Daha iyi tanıyor ve sahip olduğu bu bilgiyle gurur duyacak kadar şekilcilikten arınmış, medeni bir yürek taşıyor.

Arbeitsamt demişken… Evet Ayşe, biz senin gibi özel hayat kurallarını ihlal eden yazılar yazamayacak kadar; hazlarımızdan, ihtiraslarımızdan, bağırsak kurtlarımızdan, doğum sancılarımızdan, evimizdeki saunadan, bahçemizdeki ayrık otundan bahsetmekten ar edecek kadar okuyucumuza saygı beslediğimiz için -senin yazdığın gazeteler bir tarafa- kendi gazetelerimizin en kıytırık köşesini bile işgal edemiyor, ekmeğimizi kalemimizle kazanamıyoruz . Bize trajı yüksek gazetelerde köşe vermiyorlar Ayşe, çünkü biz kurduğumuz her cümleyi nakış nakış işleriz, düşünür ve üretiriz. Yaptığımız alışveriş yazımızın konusunu teşkil edemeyeceği için vaktimizi okumalar yapmaya vakfederiz. Sancılı emeklerle, onurlu gayretlerle atılan taşlar minnacık bir dalga oluşturmaz bu kirli sularda. Bizim insanımız da seni okuduğu için medya patronlarımız suratımıza bakmaz. Hal böyle olduğu için döne döne iş ararız ve aldığımız eğitim, sahip olduğumuz birikim her dem ıskalanıp üç vardiyeli fabrika işleri sürülür önümüze. En nihayetinde kendi vatanında süründürülen kadınlara parlak koridorlarını açacak kadar, konforlu koltuklarını teslim edecek kadar da engin görüşlü değildir Avrupalı işveren. Başörtülü kalem erbabının yurdunun boyalı veya boyasız basınında mütevazi bir köşeye oturabilmesi için cilt cilt kitaplar devirmiş, çok satanlar listesinde eserleri zikredilmiş veya yıllarını hasbel kader düştüğü muhafazakar bir gazetede üç kuruş karşılığında tüketmiş olması icab eder. Bütün bu zorluklara rağmen, yaşadıklarımızdan ve maruz bırakıldığımız haksızlıklardan dolayı bir yanardağa dönen zihnimizin baskısına daha fazla karşı koyamaz ve bulduğumuz her mekana boşaltırız lavlarımızı.

Yaklaş monitöre Ayşe! Daha, daha yaklaş ve iyi bak. Bu yazıların mürekkebi gözyaşıdır ve satır satır isyandır. Ne yazık ki bizim erlerimiz de senin gibi mısır koçanlarına tav oldukları için ve her müsveddeni ellerini yanaklarına dayayıp derin derin iç geçirerek okudukları için yazılarımızdaki mürekkep hiç kurumaz. Beynimize saplanıp kalan sen, karşımızda senin her kelimeni manşetlere taşıyan müslüman Adem, kıvranır dururuz.

Sen yine de senliğine devam et ve değiştir bizi bilboard güzeli, hadi değiştir! Gir içimize, sen yap bizi. Boya bizi, sıyır entarilerimizi ve silah arkadaşınla birlikte „iki imitasyon başörtülü“ olarak gülme krizlerine girin. Seni oturduğun kuaför koltuğumuzda maymuna çevirmeyi ve zırlaya zırlaya, hoplaya zıplaya patronlarına seyirtişini arkandan seyredip, arkadaşlarımızla birlikte kahkahalara gömülmeyi akıl edemediğimiz için hak ettik bu muameleyi. Ama birgün bu ninja kaplumbağaları koşmayı becerecek ve yakalayıp sarı püsküllerinizden “tanımadın mı beni? O sevimli ninja kaplumbağasıyım ben” diye suratınıza üfleyecek. Ayaklarınız yerden kesilecek, uçacaksınız. Uçacak ve bir daha konamayacaksınız…

* Kelimeyi çevirmek istemedim aslında sen ne anlama geldiğini bilirsin ama bu yazı senin nezdinde müslüman camiaya bir mesaj olsun niyetiyle yazıldığı için çevirmeliyim: iş bulma kurumu

eminearslaner@gmail.com

İSTANBUL SOSYOLOJİ'DE REZALET
http://www.haber10.com/images/library/820.jpg
26 Aralık 2009 09:25
Sosyoloji!. Sorgulayan, eleştiren, toplumsal olayları, değişimi anlamaya ve geleceğe işaret eden bir bilimin okutulduğu bir mekânda yasağa bu sadakat çok öğretici.
Perşembe günü İÜ Sosyoloji'de Oya Baydar'la "Sosyoloji öğrenimi" üzerine bir programa katıldım. Program davetini memnuniyetle kabul ettim.

Sosyoloji benim eleştirdiğim bir disiplin olmakla beraber sevdiğim bir alandı. Oya Baydar da benim gibi İÜ Sosyoloji bölümünden mezundu, üstelik ikimiz de uzun yıllar sonra okulumuzda konuşma fırsatını bulacaktık. Oya Baydar'ın binaya gelişi 40, benim 34 sene sonra oluyordu.

Program fakülte binasının hemen yanındaki Seyyid Hasan Paşa Medresesi'ni kullanan "Avrasya Enstitüsü"nde oldu. Ben binaya 20 dakika kala vardım. Enstitü müdürü beni ağırladı. Havadan sudan sohbet ederken, konu her nasılsa "başörtüsü yasağı"na geldi. Birilerinin neredeyse "çarşaf türü bir giysi" ile fakülteye girmek istediğini, kendisini "ikna edip" binaya sokmadıklarını anlattı. Ben olayın dersle ilgili olduğunu sandım. Biraz sonra Oya Baydar da geldi. Üzgündü.

Neyse programa katıldık, salon küçüktü, ama doluydu. Gayet güzel, yararlı bir program oldu. Akşam evden beni bir genç aradı ve iki genç kızımızın, başörtüleri dolayısıyla programa alınmadıklarını söyledi. O zaman konuşulanların bizim program öncesinde yaşandığını anladım.

Mağdur iki genç kız olayı şöyle anlatıyor: "Programın olacağı binaya geldik. Aradan bir dakika geçmeden bir bey gelip, 'Arkadaşlar başörtünüzü çıkartıyorsunuz, burada böyle oturamazsınız!' dedi. Arkadaşımla birbirimize baktık, kaldık. Nasıl yani!? Oturduğum yerden kalkıp beyefendinin yanına gittim. 'Pardon anlayamadım, siz ne demek istiyorsunuz?' dedim. Cevaben, 'İçeride medya mensupları var, burada böyle oturamazsınız, başörtünüzü çıkartın!' dedi. 'Burası medrese değil mi beyefendi, siz hangi hakka dayanarak bunu isteyebilirsiniz?' dedik."

"İnternet üzerinden programın duyurusunu yapan öğrenci arkadaş geldi ve özür dileyerek, duyuruyu yaparken buranın üniversiteye bağlı olduğunu belirtmeyi unuttuğunu ifade etti. 'Ben bu okulun öğrencisi değilim, buraya ders almaya da gelmedim, seminer için geldim, seminerde böyle bir yasak olmasının mantalitesi nedir?' dediysem de, 'Başınızı açmak zorundasınız!' dendi."

"Bizi uyarırlarken kendilerince, uğradığımız hakaretten şahsımızı ayrı tutmaya çalışıyorlardı... Başörtüsünü bir kenara bıraktığımız takdirde, bizim de toplumdaki diğer "normal" insanlardan olacağımızı, herkes gibi orada bir seminere katılabileceğimizi söylemeye çalışırlarken, aslında bize resmen ikinci sınıf insan muamelesinde bulunduklarını itiraf ediyorlardı."

"Sayın Oya Baydar, bizi gözü yaşlı halde gördü. Yanımıza kadar gelerek ne olduğunu sordu. Programa başörtülü olduğumuzdan dolayı katılamayacağımızı söylediğimizde bizi teselli etmeye çalıştı. Müdür diye bahsettikleri biri odadan çıktı ve 'Oya Hanım, lütfen içeriye girin!' dedi, Oya Hanım gitti. Müdür dedikleri kişi bizim için de; 'Arkadaşları odaya alın, çay ikram edin, konuşacağız.' dedi. Bir odaya geçtik. Müdür, bölümlerimizi, okullarımızı sordu. Bir yandan beni sakinleştirmeye çabalayıp duran birine, sakin olamayacağımı, sesim hafif titrek ve biraz da yüksek vaziyette söylediğimde, müdür bey 'Çıkartın bunu!' diye emir verdi."

"Bizi zihinlerinde nereye yerleştirdikleri malum. Ama herkes anlayacak ki; okullardan, toplumdan, hayattan dışlamaya çalıştıkları, kendileri gibi olmadıktan sonra var olma hakkı tanımadıkları 'bu' insanlar asla onlar gibi olmayacaklar!"

Açıkçası çok üzüldüm, eğer olaya vakıf olsaydım, programa katılmazdım. Mezun olduğum fakülte de olsa, bu zihniyetin sürdüğü bir yerde benim işim olamazdı. Sosyoloji!. Sorgulayan, eleştiren, toplumsal olayları, değişimi anlamaya ve geleceğe işaret eden bir bilimin okutulduğu bir mekânda yasağa bu sadakat çok öğretici.

"28 Şubat türü" bir "ikna odası"na alınan iki genç kızımızın yerinde olsaydım, bu kanun adamlarına "Siz neden şapka takmıyorsunuz? Kanun yürürlükte!" diye sorardım. Onlar şapka takmadıkça ben oradan çıkmazdım. Fransa'da kadınların pantolon giymesi hâlâ kanunen yasak
Ali Bulaç / Zaman

08 Ocak 2010
'Başörtüsü Demokratik Bir Haktır'

Başörtüsü takmanın demokratik bir hak olduğunu söyleyen Marmara Üniversitesi Rektörü Necla Pur, özgürlükler için adımların atılacağını ifade etti.

Bir dönem fakülte kapılarına başörtülü öğrencilerin kampüse alınmayacağı yazıları asılan Marmara Üniversitesi'nde, şimdilerde özgürlükler konuşuluyor. Rektör Prof. Dr. Necla Pur, başörtüsünün ülkenin bütünlüğüne ve Cumhuriyet'in temel değerlerine bir sekte vuracağını düşünmediğini, örtü takmanın demokratik bir hak olduğunu söylüyor.

Marmara Üniversitesi, bir dönem fakülte kapılarına yazı asarak 'başörtülü öğrencilerin kampüse alınmayacağını' duyurmasıyla gündeme geldi. Üniversite senatosu, 'hukukun üstünlüğüne duydukları saygı ve toplumsal barış için' yasakçı uygulamaya devam edeceklerini belirtti. Ancak şimdi üniversitede özgürlükler konuşuluyor. Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necla Pur, başörtüsünün ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve Cumhuriyet'in temel değerlerine bir sekte vuracağını düşünmediğini, örtü takmanın demokratik bir hak olduğunu söylüyor. Zaman'a konuşan Pur, 1980 öncesinde örtülü öğrencilerin üniversiteye girebildiğini hatırlatıyor. Kendisinin de başörtülü öğrencilerinin olduğunu ve örtülü ya da değil diye öğrencileri ayırmadığını belirtiyor. Pur, "Şimdi hepsi de iyi yerlerdeler. Bu, beni hiç rahatsız etmedi. Olaylar çeşitli nedenlerle çarpıtılınca bu mecrada aktı ama keşke böyle olmasaydı." diye konuşuyor. Rektör, okul girişlerine başörtülü öğrenciler için kurdurduğu kabinlere giderek zaman zaman kız öğrencileri teselli ettiğini ifade ediyor. Bu durumun da geçeceği konusunda telkinler verdiğini anlatıyor. Pur, ayrıca kurallara uyarak kendisini zor durumda bırakmayan başörtülü öğrencilerine teşekkür ediyor.

TOPLUM OLARAK BİRLİKTE YAŞAMANIN BİLİNCİNE VARMALIYIZ

23 Aralık'ta Marmara Üniversitesi Nişantaşı kampüsünde meydana gelen karşıt görüşteki öğrencilerin kavgasından sonra güvenlik önlemlerini artırdıklarını kaydeden Necla Pur, "Önceden polis akşam beşte okuldan ayrılıyordu. Artık tüm kampüslerimizde akşam dokuza kadar polisler bekliyor." diyor. Üniversite gibi bir ortamda polislerin sürekli durmasının da hoş olmadığını belirten Pur, ancak öğrencilerin canı söz konusu olduğu için başka çarelerinin olmadığını dile getiriyor. Öğrencilerine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın gururu ve onuru içinde kardeşçe yaşamalarını önerdiğini ifade eden Pur, "Birlik, beraberlik ve ülkemizin bölünmez bütünlüğü konusunda gençlerimizden hassasiyet göstermelerini istiyorum. Toplum olarak birlikte yaşamanın bilincine varmalıyız." şeklinde konuşuyor.

Necla Pur, maddi durumu iyi olmayan öğrenciler için de yeni uygulamaları hayata geçirdiklerini anlatıyor. Zor durumda olan öğrenciler için burs komisyonunu harekete geçirdiklerini, artık kampüslerde 50 kuruşa çorba ve kıtır ekmek dağıtıldığını aktarıyor. Günde bir öğün yemekle idare eden öğrenciler olduğuna değinen Pur, çocukların derslere aç girmesini istemediklerini ve bin öğrenciye de gizli yemek fişi verdiklerini belirtiyor. Öğrencilerin kıyafet sorununa da okulda açtıkları butikle çözüm bulduklarını dile getiren Pur, fiyatları 1 lira ile 5 lira arasında değişen kıyafetleri tekstil öğrencilerinin onardığını, temizlediğini anlatıyor. İkinci el temiz ve kaliteli ürün sağlamak amacıyla kurulan öğrenci butiğinden öğrenciler de oldukça memnun. Butikte şapkadan ayakkabıya, kazaktan pantolona her çeşit giysi bulunuyor.

Üniversitedeki öğretmen adayı öğrenciler de boş durmuyor ve maddi imkânsızlıklardan dolayı dershaneye gidemeyen çocukları üniversiteye giriş sınavına hazırlıyor. 15 öğretmen adayı, hafta sonu kampüste gerçekleştirdikleri ücretsiz kurslar sayesinde geçen yıl 95 öğrenciyi üniversiteye yerleştirmiş. Öğrenci istihdamına da önem verdiklerini kaydeden Prof. Dr. Pur, üniversitede iş imkânı sağlayarak öğrencilere para kazanma fırsatı sunduklarını aktarıyor. Yurtların yetersiz olduğuna da değinen Necla Pur, özel yurtlarla anlaşma yoluna giderek, maddi durumu kötü olan öğrencilerin barınma sorununa çözüm bulmaya çalıştıklarını anlatıyor.
aktifhaber

09 Ocak 2010
Türban Yasağına Örnek:Türkiye
ABD’nin Massachussets eyaletindeki bir sağlık kolejindeki türban ve peçe yasağının devam etmesini isteyenler Türkiye'yi örnek gösterdi..
ABD’nin Massachussets eyaletindeki bir sağlık koleji önce türban ve peçeyi yasakladı, daha sonra yasak gevşedi, “tıbbi ve dini gerekçelerle” başın örtülebileceği belirtildi. Ancak bu değişikliğe karşı çıkanlar “Türkiye’de de kamu binalarında türban yasağı var” diye gerekçe gösterdi.

CNN International’ın haberine göre ABD Massachussets’te güvenlik kaygıları nedeniyle kampüslerinin tüm birimlerinde peçe ve türbanı yasaklayan bir tıp bilimleri yüksek okulu, gelen tepkiler karşısında sıkı politikasını değiştirdi ve “dini gereklilikler nedeniyle” baş ve yüzün örtülmesine izin verdi.

ELEKTRONİK POSTAYLA YASAKLADI, ELEKTRONİK POSTAYLA GEVŞETTİ-

Okul ilk olarak eğitim etkinlikleri sırasında öğrencilerin yüzlerini gizleyecek şekilde örtünmelerini yasakladı. Massachussets Eczacılık ve Sağlık Bilimleri Koleji uygulamayla ilgili elektronik postayı geçen hafta öğrencilere gönderdi. Elektronik posta mesajında, “Öğrencinin yüzünü gizleyecek herhangi bir örtünme kampüste ya da klinik sitelerinde, tıbbi gereklilikler dışında giyilemeyecektir” denildi. Okul yetkilileri uygulamanın tüm öğrencilerin “güvenlik gerekçeleriyle” tanınabilir olmalarını amaçladığını belirttiler. Yaşanan tartışma ve gelişmelerden sonra Perşembe günü ise uygulama “tıbbi ve/veya dini gereklilikler dışında” biçiminde değiştirildi.

Massachussets’teki Boston ve Worcester ile New Hamshire Manchester’de kampüsleri bulunan Kolej değişiklik kararının kamuoyuyla yapıcı diyalog ve güvenlik danışmanlarıyla yapılan yoğun çalışma sonucu alındığını açıkladı. Kolej sözcüsü Michael Ratty, “Kampüs güvenliğini tıbbi ve/veya dini intibaka imkân sağlarken başaracağız. Daima olduğu gibi öncelikli kaygımız tüm öğrencilerimiz, öğretim kadrosu ve diğer personel için güvenlik” dedi. Ratty, kolejdeki Müslüman öğrenciler ve çevrelerinin ilk yasaklama kararı alınırken de sürece dâhil edildiğini belirterek, “Uygulamadan önce Kolej, Müslüman cemaati içindeki pek çok yetkiliyle konuyu tartıştı” dedi.

Müslüman öğrenciler ilk yasağa çeşitli tepkiler ortaya koydu. Kolej Müslüman Öğrenciler Derneği Başkanı Ayşe Bajva, ilk uygulamanın “adaletsiz ve anayasaya aykırı” olduğunu belirtti. Çarşaf giymediği belirtilen dernek başkanı kız öğrenci, öğrencilerin kimlik numaralarını belirten kartlarla gezmelerinin öğrenci güvenliğini sağladığını kaydetti.
Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi yöneticisi İbrahim Hooper ise Müslüman öğrencileri hedeflediğini öne sürdüğü uygulamayı Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu’na şikâyet etti. Konsey başvurusunda 1964 tarihli Sivil Haklar Yasası’na atıfta bulundu ve yasanın çalışanların dini ayrımcılığa tabi tutulmasını yasakladığına değindi. Hooper, kolejin uygulamayı öğrencileri düşünerek gerçekleştirdiğini kabul ettiklerini ancak bunun gelecekte Müslümanların istihdamını kaçınılmaz olarak etkileyeceğini belirtti. Şikâyetten sonra Kolej’in üst düzey yöneticilerinden biri Hooper’a elektronik posta göndererek yeni politikayı duyurdu. Kolej yöneticisi, “Kimlik tanıma (ID) politikamızı gözden geçirdik ve dini gerekçeler için bir intibak sağladık” dedi ve Konsey’e teşekkürlerini iletti.

Yaşananlardan sonra Kolej Sözcüsü Ratty, “Şikâyet, uygulamanın gözden geçirilmesi için tek neden değildi. Geçen hafta topluluğumuz içinde yapılan tartışmalar daha çok etkili oldu” derken, Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi dini gerçeklerle yüz ve baş örtmeye izin konusunda “Öğrencilerin ve diğer kadronun dini haklarının korunacak olmasından memnuniyet duyduk. Bu dini özgürlük ve hoşgörünün bir zaferidir” açıklamasını yaptı
aktifhaber

02 Mayıs 2010
Başörtüsünden Dolayı Sınava Giremediler
Devlet Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı'nda başörütüsü krizi yaşandı.
Batman İMKB Lisesine sınava girmek için gelen başörtülü öğrenciler girişte engellendi. Başörtülerini çıkarmak istemeyen öğrencililer sınav yetkilileri tarafından okul kapısından geri çevrildi.

30'a yakın öğrenci başörtülerinden dolayı sınava giremedi. Öğrenciler sınav sonuna kadar okul bahçesinde beklemek zorunda kaldı. Ailelerine destek olmak için sınava girdiklerini belirten öğrenciler yapılan uygulamanın doğru olmadığından yakındı. Fatma Ekmen, isimli öğrenci, sınav yetkililerinin başörtüsünü çıkarmasını istediğini ama bunu kabul etmediğini söyledi. Ekmen," Başörtümüz yüzünden bir sorun çıkacağını bilseydik. İmam Hatip'te bile okumaya gerek duymazdık. Bundan dolayı İmam Hatip'te okuduk. Okul görevlileri bize sınava giremeyeceğimizi söyledi. Başörtümüz ile sınava girmemiz durumunda ise tutanak tutacaklarını belirti. Bizim için bir fırsattı, okul masraflarımızı bu şekilde karşılaya bilirdik. Başörtümüz yüzünden almadılar. Hıristiyan ülkelerde bile izin veriyorlar. Ama biz Müslüman bir ülke olmamıza rağmen almıyorlar. Anadolu Lisesi ve Fen Liselerini de kazana bilirdik ama başörtümüzden dolayı İmam Hatiplere gittik."dedi.

Sınava alınmadığı için kızgın olan Büşra Ünlü, isimli öğrenci ise Müslüman bir ülkede olmamsı gereken bir uygulama yapıldığını belirterek "Bu kesinlikle bize yapılan büyük bir yanlışlık. Hepimiz çok iyi yerleri kazandık ama sırf başörtümüzden dolayı İmam Hatip'e gittik. Bu çok büyük bir haksızlık. Bu sadece bir bursluluk sınavı. Çok önemi yok ama biz sadece ailemize yardımcı olmak istedi. Camileri kaldırsınlar artık. Haç takalım, Kilise kursunlar. Müslüman bir ülkeyiz diyorlar ama gereğini yerine getirmiyorlar." Diye konuştu.

Öğrenci velileri ise uygulamanın yanlış olduğunu ve bir an önce uygulamadan kaldırılması gerektiğini söyledi.
aktifhaber

Adnan Faruk
Başörtülü Kızlar ve Üniversite Tercihi: Çözümsüzlükten Çıkış

Başörtülü kadınların ve kız çocuklarının üçlü bir baskı ve kuşatma altında olduğunu biliyoruz. İlginç olan bu üçlü baskının da, aynı alanlarda kendini ortaya koymasıdır. Birinci grup; devlet ve kendini ‘devleti korumakla’ görevli kabul eden bürokratik elittir. İkinci grup; ortaya çıkan her türlü hak talebini ‘rejim meselesi’ olarak algılayıp karşı çıkan toplumsal kesimler oluşturmaktadır. Üçüncü grup ise din adına ve din üzerinden konuşarak başörtülü kadınların eğitim ve istihdam taleplerine karşı çıkan kişilerdir…

Birbirinden, siyaseten farklı gibi görünen üç ayrı kesim… Garipseyebilirsiniz, ama gerçek. Bu üç kesimin odaklandığı tek nokta, inançlarından dolayı başlarını örttüklerini söyleyen kadınlar ve kız çocuklarıdır… Tek hedef ise bu insanların okumamaları, çalışmamaları ve toplumsal alanda görünür olmamalarıdır…

Genel olarak kadınların, özel olarak da inançlarından dolayı başlarını örten kadınların toplumsal hayatta yer almasını istemeyenler, bulundukları pozisyonları, ya ‘rejim meselesi’ ya da kadınlara yönelik olumlu adımları, “toplumsal fıtratın bozulması” olarak yorumlayarak karşı çıkıyorlar. Gerekçeleri farklı görünmekle birlikte, hizmet ettikleri sonuç ve dillendirdikleri talep aynı…

Ama dünya değişiyor… Bir yandan, bu kızların görünürlüğünden rahatsızlık duyanlar, öte yanda rahatsızlığı ifade eden karşı çıkışlara rağmen, okuma ve toplumsal hayatta var olma kararlılığı içinde olan kız çocukları… Şu an bu kızlar, üniversite tercihleriyle uğraşıyorlar. Bir yandan sorunsuz okumak istiyorlar, öte yandan da çalışmak… Ama nafile, yok sayma çalışmaları durmuyor…

Üniversite tercihine hazırlanan başörtülü kızlardan gelen maillerden birini sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Merhaba, ben kısa bir süre önce örtünme kararı aldım ve bunu uyguladım. Şimdi üniversite ve meslek tercih aşamasında ciddi problemler yaşıyorum. Gerçekten birçok üniversitenin birçok bölümünde okuyabileceğim bir puanım var. Mühendislik programlarının öğrenci aldığı Y-MF-4 puan türünde Türkiye’de ilk 1000 kişinin, hukuk vb. bölümlerin öğrenci aldığı Y-TM-2 puan türünde ise Türkiye’de ilk 300 kişinin arasındayım. Yalnız içinde bulunduğum durumda, kendi istek ve ideallerimden vazgeçmek pahasına, ileride başörtüsü yüzünden problem çıkarmayacak, çalışma hayatında zorluk çekmeyeceğim bir meslek tercih etmek istiyorum. İşin aslı ben aranan bir eleman olabilirsem, bir mühendis olarak, iş dünyasında bir yer edinebileceğimi düşünüyordum. Ama ailem bu konuda çok endişeli. Endişelerinde haklılarsa ben daha uygun bir meslek tercih etmek istiyorum ama yeterli bilgim yok. Hangi alan ve mesleklerde uygun iş ortamı bulabileceğim hususunda yardımcı olursanız çok ama çok minnettar kalırım…”

Bu, hem bir yardım çığlığı, hem de görünmez olmalarını ve eve kapanmalarını isteyenlere bir isyan… Şöyle bir düşünelim; kaç aile, bu denli başarılı bir kız çocuklarının olmasını istemez? Kaç kişi, böylesine büyük başarıdan sonra kendini çıkmazlarda hisseder? Peki, bu ve benzeri kız çocuklarına, bu travmayı yaşatanlar, kendi hayatlarının sorunsuz geçeceğini mi sanıyorlar? Bunların; varlığını, okumalarını ve çalışmalarını, rejim ve din meselesi yapanlar, kendi çocuklarına ne tür sevgi ve şefkat gösteriyorlar?

Başlarını örterek okumak ve toplumsal hayatta var olmak konusunda ısrarlı olan başörtülü kızlara yapılabilecek tek öneri; okumak ve kendilerinden ‘görünmez’ olmalarını isteyenlerin inadına var olmaktır. Zor, ama imkansız değil…

Okumak ve görünür olmaya devam etmek… Bunun en önemli yolu ise üniversiteye giderek okumak ve iş alanlarında var olmaktır. Çünkü sorun üniversiteye girmek ile bitmiyor. Çünkü bahsettiğim zihniyet yapıları, üniversite sonrasında da bu insanların peşini bırakmıyor. Üniversite sonrasında da, mesleklerini yapmalarının önüne geçmeye özen gösteriyorlar.

Bazı meslekler ve iş kolları var ki, başını örten kadınların, oralarda kendilerine iş olanağı bulmaları imkansız. En azından şimdilik… Mesela, kamuda çalışmaları mümkün değil… Avukat olarak mahkemelerde müvekkillerinin haklarını savunma şansları da yok… Ve onlarca bariyer…

Değişen dünya ve gelişen Türkiye koşulları bu insan hakkı ihlaline daha ne kadar dayanır bilinmez. Ama bu insan hakkı ihlalinin er geç değişeceği açık…

Şu an için üniversite tercihi aşamasında olan başörtülü kızlara söyleyebileceğimiz ise;

1. Eğer mezun olduktan sonra da örtünmeyi düşünüyorsanız, sadece okurken ‘rahat’ edebileceğiniz bir okulu değil, ayni zamanda üniversiteden sonra da, rahat edeceğiniz bir bolümü tercih etmeniz önemlidir. İnsanın, istediği ve sevdiği bir mesleğin, ne kadar önemli olduğunu iyi biliyorum. Ama üniversiteyi okuduktan sonra, görünmez olabilmek ve evde oturmak daha da zor…

2. Tercih edilecek bölümün, ‘kendi başlarına iş yapabilecekleri” ve kamu, yani devlet ile en az ilişkinin olduğu iş alanlarına yönelik bölümlerin tercih edilmesi de farklı bir çıkış yolu olabilir. Örneklendirmek gerekirse; eczacılık, diş hekimliği, psikolog, mimarlık, mali müşavirlik, okul öncesi eğitim vb bölümler, üniversiteden sonra kendi başına yapılacak işlerden bazılarıdır.

Özetlemek gerekirse; istenilen ve hoşlanılan bir bölümde okumanın ne kadar önemli olduğunun farkındayım. Ama okuldan sonra görünmez olmamak, yasakçıların dayatmalarına karşılık toplumsal hayatta yer alabilmek için okumak ve çalışmak gerekir. Şu an için bu öneriler dışında söyleyebilecek bir söz yok!

Üzgünüm…

farukadnan@gmail.com
haber10

Lojmanlara temizliğe gelen başörtülü kadınlar da fişlenmiş

27 Temmuz 2010
Lojmanlara temizliğe gelen başörtülü kadınlar ve subay yakınlarını ziyarete gelen kadınların tek tek fişlendiği tutanaklarda, bu kadınların ziyaret ettiği evlerde oturan subaylar da fişlenmiş.
Orduevleri ve askeri birliklerde başörtüsü yasağı uygulayan TSK'nın Zeytinburnu'nda trajikomik bir uygulamaya imza attığı ortaya çıktı. Vakit'in ulaştığı fişleme tutanaklarına göre, askeri lojmanlarda başörtülü temizlikçi ve bakıcı kadınlar bile fişlenirken, temizlikçi “kıyafetinde inkılaba uygun düzeltmeler yapılarak” içeri alınmış.

1. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız'ın komuta sahasında bulunan Zeytinburnu'ndaki askeri lojmanlarda sıkı bir “Atatürk ilke ve inkılaplarına uyum” uygulaması yapıldığı belirlendi. Lojmanlarda yakını olan subay ve astsubayları ziyaret eden başörtülü kadınların yanı sıra, bu evlere temizlik için gelen kadınların bile geri çevrildiği ya da kıyafeti düzeltilerek içeri alındığı belirlendi.

Orgeneral Iğsız'ın emriyle gerçekleşen “Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun giyim” uygulamasında ayrıca, bu ilke ve inkılaplara aykırı kıyafet giyenler ile bu kıyafeti giyenlerin gittiği subay ve astsubaylar da fişlendi. Vakit'in dün yayınladığı TSK bünyesinde general, albay ve diğer rütbelerdeki onlarca subayın terörden yargılanmış yakınlarıyla ilgili hiçbir fişleme ve takibat yapılmazken, başörtüsüyle ilgili yapılan bu denli takibat ve fişlemeler manidar bulunuyor.

Vakit'in elde ettiği tutanaklara göre, 16 Mart 2009 tarihinde Binbaşı Zekai Kutbay'ın evine temizliğe gelen bir kadının “Atatürk ilke ve inkılaplarına göre giyimi düzenlendikten” sonra içeri alındığı belirtiliyor. Tutanakta şöyle deniliyor: “16.03.2009 tarihinde saat 08.10 sularında “B” Tipi Lojman Sosyal Tesisleri Nizamiyesi'nden giriş yapan Yeter Ş. ve Gülcan C. isimli şahıslar F.Altay Ap. D: 4'te ikamet eden 66. Mknz. P. Tug. Tank Tabur Komutanlığı'nda görev yapan Tnk. Bnb. Zekai KUTBAY'ın dairesine temizliğe gelmişlerdir. Şahısların kılık-kıyafetleri Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı olduğu için kılık kıyafetlerinde gerekli düzeltmeler yaptırılmış ve şahıslar ikaz edilerek içeriye alınmışlardır.”

ASTSUBAYIN KIZINI BİLE FİŞLEMİŞLER

Orgeneral Iğsız'ın emriyle bu uygulamayı gerçekleştiren görevli er, erbaş ve astsubaylar hazırladıkları tutanağı da Sosyal Tesisler Müdürü Yarbay İbrahim Demirbaş'ın onayına sunuyor. Demirbaş'ın onayına sunulan bir başka fişleme olayında ise, lojmanlardaki evine giden bir astsubayın çıkışta arabasında kızının da bulunduğu tutanaklarda şu şekilde yer aldı: “17.04.2010 tarihinde saat 21.15 sularında “B” Tipi Lojman Sosyal Tesisleri Nizamiyesinden giriş yapanİstanbul Merkez K.lığına ait 113474 plakalı Ford Connet markalı aracın, şoförü tarafından kullanılmadığı, Araç Komutanı Top. Kd. Bçvş. M.Dede İLHAN tarafından kullanıldığı, aynı aracın çıkışta da Top. Kd. Bçvş. M.Dede İLHAN tarafından kullanıldığı ve araç içerisinde kızının da olduğu tespit edilmiştir.”

Iğsız Paşa'nın komuta bölgesinde gerçekleşen bu trajikomik skandal bununla da bitmedi. Lojmanlardaki subay yakınlarını ziyarete gelen başörtülü kadınlar ve temizliğe gelen kadınların tek tek fişlendiği tutanaklarda, bu kadınların ziyaret ettiği evlerde oturan subaylar da fişlenmiş. 16 Aralık 2009 tarihli fişleme tutanaklarında, eşleri başörtülü subaylar “Eşi ve Akrabası Çağdaş Giyim Koşullarına Uygun Olmayan Personel” şeklinde fişlenirken, başörtülü misafirler de “Lojman Sakinlerine Gelen Kıyafeti Çağdaş Giyim Koşullarına Uygun Olmayan Misafirler” şeklinde fişleniyor.

Lojmanlarda ikamet eden subay eşleri ve misafirlerinin yanı sıra subayların tek tek isimlerinin sıralandığı tutanak listesinde, bu kadınların subaylara olan yakınlık derecesi de “Akrabası, misafiri, temizlikçi, bakıcı, eşinin misafiri, eşi, eşinin annesi” şeklinde sıralanmış. Enerjisini terörle mücadeleden ziyade siyasete harcadığı eleştirilerine sık sık maruz kalan TSK'daki bu son skandalın mimarı Orgeneral Hasan Iğsız daha önce de karakollardaki saldırılarla ilgili “Para olmadığı için karakol inşa edemediklerine” dair ifadeler kullanmıştı. Iğsız, geçtiğimiz yıl terörle mücadelede kullanılması gereken Skorsky tipi bir helikopterle pikniğe çıkmıştı. Kızı Zehra'nın Yahudi kökenli İspanyol Eduardo Matos Martin ile evli olduğu ortaya çıkan IğsızAK Parti aleyhinde kampanya yürüteninternet sitelerinde andıcı olduğu ve İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın hazırlanmasını emrettiği iddialarıyla da gündeme gelmişti.
Vakit

'Siyah Türkler'den başörtüsü yasağına protesto

15:00 - Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu üyesi bir grup, başörtüsü yasağına dikkati çekmek amacıyla eylem yaptı. Gruptakiler, 1960'lı yıllarda Amerika'da siyahilerin yaşadığı sıkıntılarla bugün Türkiye'deki başörtülü vatandaşların yaşadığı sıkıntıların aynı olduğunu ifade etmek için yüzlerini siyaha boyadı ve bileklerini zincirle bağladı. 07.08.2010 ANKARA netgazete

G.Kurmay 2’nci Başkanı Aslan Güner, Gül’ü 19 Eylül 2007’de KKTC gezisi dönüşü karşılamış ancak Hayrünnisa Hanım’ın elini sıkmamak için protokolü terk etmişti
Gül’ün Aslan Paşa’yı “20 yıldır Ankara dışına çıkmamış. Ordu Komutanlığı yapmamış. Güneydoğu’ya da gitmemiş” diyerek G.Kurmay Başkanlığı yolunu açmamak için veto ettiği belirtiliyor.

Jandarma Genel Komutanlığı için adı geçen Genelkurmay 2. Başkanı Aslan Güner’in, Gül’ün vetosuna takıldığı belirtiliyor. Güner, 2007’de KKTC dönüşü Gül’ü Esenboğa’da karşılarken, Hayrünisa Gül’ün elini sıkmamak için protokolu böyle terk etmişti. Güner’in bu hareketine tepki gösteren Gül’ün, kararnameyi imzalamayacağını komutanlara ilettiği öne sürülüyor.
9 Ağustos 2010
Vatan

CHP başörtüsü için 'ulema'ya gidiyor
24 Ağustos 2010, 14:09Anadolu Haber
Kılıçdaroğlu türban raporu hazırlanması talimatını verdi. Çalışmayı yürüten CHP PM üyesi Ayata, AİHMin türban konusunda verdiği kararı inceliyoruz. Din adamlarıyla da toplantı yapacağız dedi.

Genel Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra “türban” konusundaki söylemleri nedeniyle eleştirilen Kemal Kılıçdaroğlu, “türban raporu” hazırlanması talimatı verdi. Çalışmayı CHP PM üyesi ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Sencer Ayata’nın yürüttüğü öğrenildi.

Ayata, “Uzlaşmaya dayalı, hiçbir kesimi rahatsız etmeden, hiçbir kesimin de zafere ulaştıgını düşündürtmeden uzlaşma mümkün mu bunun yanıtını arıyoruz” dedi.

Ayata, yaptığı açıklamada, Türkiye’de özellikle bazı konuların analiz etmeden uzak tartışmalar olduğunu belirterek, türban konusuna hassasiyetle yaklaştıklarını vurguladı. “Türban” konusuna çok taraflı bakmak istediklerini kaydeden Ayata, bu çerçevede yapılanları şöyle özetledi: “Bu çalışma uzun süredir devam eden ama araya referandum çalışmalarının girmesi nedeniyle durakladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin türban konusunda verdiği karar incelendi. Yine Türkiye’de türbana ilişkin kararlar.. Referandum süreci nedeniyle ertelendi. Ancak hedefimizde din adamları ile bir toplantı yapmak da var. Din adamlarının türban konusundaki görüşlerine de başvurmak istiyoruz. Uzlaşmaya dayalı, hiçbir kesimi rahatsız etmeden, hiçbir kesimin de zafere ulaştıgını düşündürtmeden uzlaşma mümkün mu bunun yanıtını arıyoruz.”

Ayata, çalışmanın uzun soluklu bir çalışma olduğunu ve referandum sürecinin ardından hız verileceğini belirterek, “Türban konusu her yönden inceleyip, analiz edeceğiz daha sonra MYK’ya sunacağız” dedi.

Sencer Ayata raporu hazırlıyor

CHP’nin türban raporunu hazırlayan Sencer Ayata, eski Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Prof. Ayşe Güneş Ayata’nın eşi. ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Ayata, C



"Hanımefendi, bu başörtünüzü çıkardığınız takdirde daha güzel olacağınızı tahmin ediyorum, isterseniz bir deneyiniz" (*)[/size
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cum Ekm 31, 2008 8:56 pm    Mesaj konusu: Ben bu ülkenin çocugu degil miyim? Alıntıyla Cevap Gönder

İşgalci İspanyol Askerlerine Başörtüsü İnfazı
28 Ağustos 2010
Afganistanlı bir asker, müslüman kadının başörtüsüne el uzatan 2 NATO askerini kurşun yağmuruna tutarak infaz etti..

Afganistanlı bir kadının peçesini zorla açmak isteyen ve İslami değerlere hakaret eden İspanyol uyruklu 2 NATO askerinin olaya şahit olan bir Afgan askeri tarafından öldürüldükleri bildirildi.

Mücahid Afgan, İşbirlikçi Afgan polislerini eğiten işbirlikçi İspanyol askerlerinin üzerine ateş açarak ikisini de öldürürken kendisi de çıkan çatışmada şehadet mertebesine ulaştı.

Peştun dilinde yayın yapan Benava adlı siteye açıklama yapan görgü tanıkları, askerlerin kadınlara saygısız davranmaları, İslami ve Afgan kültürel değerlerine hakaret etmeleri sonrasında kanlı hadisenin gerçekleştiğini söylediler.

Olayın ardından binlerce Afganlı bölgedeki İspanyol üssünün önünde gösteri yaparak Afgan hükümetinden işgalci İspanyol askerlerini ülkelerine geri döndürmesini talep ettiler.

Üssün bir kısmını ateşe veren göstericilerin üzerine haçlı orduso NATO'nun işgal güçleri tarafından ateş açılması sonucu da onlarca kişinin öldürüldüğü ve 20'den fazla kişinin yaralandığı bildiriliyor.

Afganistan'da 800'den fazla işgalci İspanyol askerinin haçlı ordusu NATO bünyesinde işgal için kan döktükleri biliniyor.

BDP`li Demirtaş`ın türban soru önergesi

17 Şubat 2010, 00:41 Anadolu Haber

Başörtüsü taktığı gerekçesiyle sürgün edilen küçük Ece Nur için kapatılan DTP`li milletvekili ve BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş`ın Meclise verdiği soru önergesi Nimet Çubukçu tarafından cevaplandırıldı.

Diyarbakır milletvekili ve BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş`ın, Diyarbakır merkez Hamravat İlköğretim Okulunda okuyan 12 yaşındaki Ece Nur Özel`in başörtüsü taktığı gerekçesiyle başka bir okula sürgün edilmesi ile ilgili Meclis`e verdiği soru önergesi cevaplandırıldı.

Soru önergesine cevap Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu`dan geldi. Çubukçu, cevabında, başörtüsü taktığı gerekçesiyle okuduğu okuldan ve ders arkadaşlarından koparılıp oturduğu evin kilometrelerce uzağındaki bir okula sürgün edilen 12 yaşındaki Ece`nin eğitim hakkının elinden alınmadığı ve kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı hareket ettiğinden dolayı sürgün edildiği ifade edildi.

Cevapta, Ece Nur`un mevcut kılık kıyafet yönetmeliği çerçevesinde eğitimine devam ettiği vurgulanarak yasağın keyfiliği bir kez daha resmi olarak belgelenmiş oldu.

İşte Soru Önergesine Verilen Cevap:

Diyarbakır milletvekili Sayın Selahattin Demirtaş`ın, "bir öğrencinin başka bir okula gönderilmesine ilişkin" ilgi yazı eki 7/11135 esas numaralı yazılı soru önergesi incelenmiştir.

Diyarbakır Valiliğinden alınan konuya ilişkin bilgiden,

a) Diyarbakır`ın Yenişehir ilçesi Hamravat İlköğretim Okulunun söz konusu öğrencisinin; öğrenim hakkının elinden alınmadığı, kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı davranmakta ısrar ettiği gerekçesiyle İlçe Öğrenci Davranışları Değerlendirme Kurulu tarafından verilen okul değişikliği kararıyla, mevcut mevzuat hükümleri doğrultusunda Yenişehir ilçesi sınırları içerisindeki Vali Nafiz Kayalı Yatılı İlköğretim Bölge Okuluna nakil gönderildiği,

b) Eğitim-öğretim faaliyetlerinin mevcut kılık kıyafet yönetmeliği çerçevesinde sürdürüldüğü anlaşılmaktadır.

Bilgilerinize arz ederim.

Cevaplandırılması İstemiyle Sorulan Sorular

Diyarbakır milletvekili Selahattin Demirtaş, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu`nun "Anayasanın 98 ve İç Tüzüğün 96. Maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılması" istemiyle aşağıdaki soruları yöneltmişti:

1- Bakanlığınızın Ece Nur Özel`in zorla başka bir okula gönderilmesi ile ilgili bilgisi var mıdır? Bu konuda soruşturma açmayı düşünüyor musunuz? Ece Nur`un eski okuluna geri dönmesi için girişimde bulunacak mısınız?

2- Diyarbakır`da başörtüsünün özgür olduğu ve olmadığı okullar var mıdır? Yoksa Ece Nur neden başka bir okula gönderiliyor?

3- Başörtüsünün bir inanç özgürlüğü olduğu ve kişilerin kendi inançları doğrultusunda yaşama hakları olduğuna göre, Bakanlığınızın başörtüsü mağdurları konusunda almayı düşündüğü herhangi bir idari tedbir var mıdır?

4- Ece Nur Özel`in inancından ötürü ayrımcılığa maruz kalması karşısında küçük Ece`den ve ailesinden bir telefonla da olsa özür dilemeyi düşünüyor musunuz?

İki Defa Sürgün Edilen Ece Nur Özel

Diyarbakır merkez Hamravat İlköğretim Okulu`nda başörtüsü taktığı gerekçesiyle önce sınıf arkadaşlarının gözleri önünde sınıftan çıkarıldı. Neye uğradığını anlayamayan Ece`ye ikinci şok, ikna odalarına alınmak oldu. Yasakçılara taviz vermeyen küçük Ece`ye tutanak imzalatılmak istendi. Bu da olmayınca "zorunlu eğitim ilkesi" ihlal edilerek sürgün edildi. Karara itiraz edilince okul yönetimi Ece Nur`un kaydını yine yenilemek zorunda kaldı. Ece`nin kararlı direnişi karşısında uğradığı ağır yenilgiyi hazmedemeyen okul yönetimi, küçük kızla savaşı sürdürerek, Ece`yi tekrar Vali Nafiz Kayalı Yatılı İlköğretim Bölge Okuluna sürgün etti.

Küçük Ece, sürgün edildiği Vali Nafız Kaya İlköğretim Bölge Okulunda uğruna sürülmeyi göze aldığı başörtüsüyle okuluna devam etmekte.

(Kaynak: Islah-Haber)


Zübeyde Hanıma Anıtkabir Yasak

04 Aralık 2008 12:24
"Eğer Zübeyde Hanım canlanıp gelse, oğlunun mezarını ziyaret edemeyecekti. Başı örtülü diye almayacaklardı onu Anıtkabir’e."

Dünya Özürlüler Günü nedeniyle Anıtkabir'i ziyaret eden iki özürlü annesi, türbanlı oldukları gerekçesi ile içeri alınmadı. Ahmet Altan konuyu köşesine taşıdı:

Ahmet Altan/Taraf

Atatürk ve başörtüsü

Eğer Zübeyde Hanım canlanıp gelse, oğlunun mezarını ziyaret edemeyecekti.
Başı örtülü diye almayacaklardı onu Anıtkabir’e.
Başörtülü kadınları sokmuyorlar çünkü oraya.
Dün de Anıtkabir’e gelen engelli çocukların annelerini almamışlar içeri.
Düşünün, Atatürk bu ülkede bir “tabu” haline getirilmek isteniyor.
Atatürk’ü bir kalkan olarak kullanmaya çalışıyorlar.
Anadolu’da kadınların neredeyse yüzde doksanının başı örtülü.
Siz “ulusal bir tabu” oluşturmak istiyor ama ülkenin kadınlarının yüzde doksanını onun mezarına sokmuyorsunuz.
İnsan, mezarını bile ziyaret edemediği birini nasıl “kendi önderi” olarak görebilir?
Atatürk’ü “tabu” yapmak isteyenler, bir tabu yaratacağız derken o tabuyu kendi elleriyle kırıyorlar.
Ama zaten büyük çıkmazları da bu noktada yatıyor.
Atatürk’ü “laiklik” üzerinden tabulaştırmaya uğraşıyorlar.
Bunun için de “laiklik yanlısı insan tipi” yaratıyorlar.
Muhafazakârlar, o “tipe” uymuyor.
Ne olacak şimdi?
Bunların “laiklik yanlısı” diye gördükleri insan sayısı azalıverecek.
Peki, “laikliğin tabusu” olan Atatürk’le, “laiklik karşıtı” sayılan muhafazakâr kitleler nasıl bir araya getirilecek?
Atatürk, onlara nasıl “tabu” olarak kabul ettirilecek?
Kimse mezarını ziyaret edemediği birini kendi kafasında, kendi isteğiyle bir “tabu” haline getiremez.
O zaman da onlara o tabuyu “zorla” kabul ettirmeye çalışacaksın.
Korkutacaksın, tehdit edeceksin, aşağılayacaksın.
Tabii sen de o kitlelerden kopacaksın.
Siyasetin içinde kalabilmek için insanları zorlayan ordunun ve ordunun bu tutumunu destekleyen siyasi partilerin kendilerini kitlelere kabul ettirememelerinin temelinde bu tuhaf durum yatıyor.
Yok, “böyle yapmayalım, insanları kendimizden uzaklaştırıyoruz” deyip muhafazakârları da kabul eden gerçek bir “laiklik” sistemi oluşturmaya çalışsalar...
Bu sefer de ordunun “laiklik elden gidiyor” diyerek iktidarda kalma şansı tümden yok olacak.
Yani neresinden baksanız bu iş yürümüyor.
Ordu ve ordu yanlısı siyasi partiler kendilerine “gerçek” bir taban bulamıyor bu ülkede.
Artık bu iş öylesine açığa çıktı ki daha dört ay önce “başörtüsü” yüzünden darbe çığırtkanlığı yapan CHP akın akın çarşaflı üye kaydediyor.
Karısının başı örtülü diye cumhurbaşkanının köşküne gitmeyenlerin partisi şimdi başı örtülü kadınlarla dolu.
“Türbanlı kızlar üniversiteye giderse anayasal sistem çöker” diyerek Anayasa Mahkemesi’ne koşan CHP’nin genel merkezine şimdi türbanlı kadınlar rahatça giriyor.
Deniz Baykal, “kıyafet ayrımcılığına” karşı kükrüyor.
Dört ay önce de tam tersini söyleyerek kükrüyordu.
Şimdi yaptığı hayatın gerçeğine uygun elbette.
Böyle de yapması gerekiyor.
Ama devamını da getirmek zorunda.
AKP ve MHP ile birlikte “türban” için parlamentoda çözüm aramalı.
“Bizim partiye girmeleri yararlıdır, üniversiteye girmeleri zararlıdır” gibi bir gariplik Baykal’a bile fazla gelir.
Seçimler yaklaşırken CHP, bu ülkenin muhafazakâr insanlarını keşfetti.
Yakında “bu insanlar niye Anıtkabir’e alınmıyor” sorusunu da soracak kaçınılmaz olarak.
Çünkü, “Atatürk hepinizin tabusudur ama sadece başı açık olanlar onun mezarını ziyaret edebilir” zorbalığıyla siyaset yapılamaz.
Sadece darbe yapılabilir.
Artık o da mümkün gözükmüyor.
Yapay siyaset olmaz.
Siyaset gerçeklere dayanır.
CHP, “gerçekleri” kabul ederken, AKP “yapay” bir siyasetin parçası olmayı sürdüremez.
AKP de yok olmak istemiyorsa, Avrupa Birliği üyeliği için çalıştığı zamanlara geri dönecektir.
Yakında partiler Kürt gerçeği ile ilgili çözümler de getirirler gündeme.
Muhafazakârları dışlayamadıkları gibi Kürtleri de dışlayamayacaklarını kavrarlar.
İnsanların “anadillerini” öğrenmemesi üzerine de siyaset bina edilmez çünkü.
Ordu ve yargı, hızla yalnızlaşıyor.
CHP’nin “çarşaflı kadınları” üye yazmaya başlamasıyla birlikte ordunun siyaset sahnesindeki taraftarı kalmadı.
Bu yapaylığı çok fazla sürdüremez.
Bunca yıl sürdürdükleri yeter zaten.
Bir vakit daha saçmalıkları izleriz, sonra ülke normalleşir.
“Namaz kılıyor” diye ordudan adam atılmaz, generaller başörtülü kadınların elini sıkmamak için komik duruma düşüp köşe kapmaca oynamaz, kışla kapılarından asker anaları geri döndürülmez, Anıtkabir ziyaretçilerinin yolu kesilmez.
O zaman Atatürk’ün bir “tabu” olmasına da gerek kalmaz.
Ordu olması gereken yere, kışlasına döner.
Ben ümitliyim.
Siyasetçilere güvendiğimden değil...
Hayata ve onun gerçeklerine güvendiğimden.

Babaannenin değil karının kızının fotoğrafı önemli
06 Aralık 2008

Haydaaaa... Herkes aile albümünü dökmeye saçmaya başladı... Ertuğrul Özkök başlattı, Serdar Turgut devam etti, Bekir Coşkun foto vermedi ama malumat verdi, Engin Ardıç da dalgasını geçti.

Bu arada öğreniyoruz ki Ertuğrul Özkök ve Engin Ardıç’ın babaannesi çarşaflı, Serdar Turgut’un ki “elegan”mış, Bekir Coşkun’un ailesinin de bir ferdi hariç hepsi kapalıymış.

(Ertuğrul Özkök’ün bu girişimi de nedense bana “benim de zenci arkadaşım var”, “benim de Ermeni arkadaşım var” söylemini hatırlattı. “Var ama” diye devam eden...)

Ama belli ki hiçbirinin ailesinde kapalılık kızlarına, gelinlerine ve torunlarına geçmemiş.

Fark işte tam da burada: Tesettürün devam ettiği aileler ve etmediği aileler.

Babaannenin çarşaflı, baş örtülü veya hacı olması önemli değil karının, kızının veya yeğenlerinin kapalı olup olmaması önemli.

Mücadele babaannesi açık ya da kapalı olanlarla değil, karısı, kızı açık ya da kapalı olanlar arasında.

Anlayışsızlık da tam buradan çıkıyor zaten. Sofrasında kapalı birinin olması veya olmaması.

Yoksa babaanneler çoktan yitmiş gitmiş. Bir iddiaları var mıydı, o iddialarını çarşaflarına veya eleganlıklarına rağmen gerçekleştirebilmiş miydi bilmiyoruz.

O büyük sofra bitti artık. Ertuğrul Özkök’ün de yok sofrasında bir kapalı, Bekir Coşkun’un da. Benim de yok.

Sofrada kapalı (veya tersinden, bir açık) olmaması çok önemli.

Ne bakımdan önemli? Empati kurabilmek için önemli.

Veya hadi empatiye kadar gitmeyelim. O biraz fazla olmuş olabilir ama mesela hiç olmazsa “göbeğini kaşıyan adamın karısı” dememek için önemli.

Türbanlıların hepsi militandır, açıkların hepsi bilmem ne dememek için önemli.

İyi ve kötü taraflarıyla hepimiz gibi insan olduklarını görebilmek için önemli.

“Güruh” değil de birey olduklarını görebilmek için önemli.

Ne zavallı ne canavar olduklarını görebilmek için önemli.

İsimsiz bir takım örtülü veya açık yaratıklar değil de Ayşe, Fatma, Kübra, Berna gibi isimleri olan, bildiğin kadın olduklarını görmek için önemli.

Oturup konuşabileceğin, konuştuğunda sabah akşam ne dinden, ne tesettürden, ne ilişkilerden ama aslında günlük olaylardan söz eden, bildiğin Türk kadını olduklarını görebilmek için önemli.

Cahilseler cahilliklerini, bilgiliyseler bilgilerini, yürekliyseler yüreklerini, değilse korkularını görebilmek için önemli.

Yoksa babaannen dünyanın en sofu, en kapalı en elegan insanı olsun ne önemi var ki! O yitmiş gitmiş.

Açık veya kapalı şimdiki kızların bir iddiası var. O iddiayı sev ya da sevme anlamak zorundasın.

Babaanne fotoğrafının değil arkadaş fotoğrafının önemi var.

O büyük sofrayı yeniden kurmak istiyorsak tabii.

MUTLU TÖNBEKİCİ - VATAN

mutlu.tonbekici@gmail.com

Başkentte başörtü yasağı protesto edildi

11 Kasım 2008 18:41
Ankara Sivil Toplum Platformu üyeleri, Anayasa Mahkemesinin üniversitelerde başörtü serbestliğini iptal etmesini protesto etti. Ankara Sivil Toplum Platformu üyeleri, Anayasa Mahkemesinin üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasını öngören Anayasa değişikliğinin iptaline ilişkin gerekçeli kararını, ''hukuki dayanağı olmadığı'' iddiasıyla protesto etti.

''Kamusal alan kamusal yalandır'', ''Başörtüsü simge değil, sembol değil, inanma hakkıdır'' ve ''Öğrenim hakkı engellenemez'' yazılı dövizler taşıyan Ankara Sivil Toplum Platformu üyeleri, TBMM Dikmen kapısı yakınlarında öğle saatlerinde toplandı.

Grup adına basın açıklamasını okuyan Hadiye Kılıç, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasını öngören Anayasa değişikliğinin iptali ile ilgili Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararının ''yetki sınırı aşımı'' anlamına geldiğini savundu. Mahkemenin kararı ile TBMM'ye ait yasama yetkisine el koyduğunu öne süren Kılıç, kararın hukuki dayanağının da bulunmadığını iddia etti.

''Anayasa Mahkemesinin yasa ve yasak koyucu olmadığını'' belirten Kılıç, şu görüşleri ifade etti:

''Anayasa Mahkemesi, kanunu iptal ederken yasa koyucu gibi hareket ederek, yeni bir hüküm ihdas edemez. Dolayısıyla bir kanunu iptal ederken yasak koyamaz. Tek yasa koyucu TBMM'dir. TBMM'nin aldığı kararlar yine TBMM'nin aldığı kararla değiştirilebilir. Onun için bu kararın hukuki bir dayanağı yoktur. Alınan gerekçeli karar da yok hükmündedir.

Ayrıca Cumhuriyet tarihinden günümüze kadar TBMM'nin çıkardığı başörtüsünü yasaklayan Anayasa'da, yasalarda, YÖK Kanunu'nda, ayrıca YÖK Disiplin Yönetmeliğinde, Atatürk İlkelerinde ve Devrim Kanunlarında, evrensel hukuk metinlerinde hiçbir hüküm yoktur. Yasalarda başörtüsünü yasaklayan bir yasa yoktur. Yasaklayıcı yasa yoksa yasak da yoktur.

Anayasamızın 13. maddesine göre Anayasa tarafından güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlerin kısıtlanması ancak yasayla sınırlandırılabilir. Bu özgürlüklerin kullanımını sınırlayan herhangi bir yasal düzenleme de mevcut değildir. Öyleyse Anayasa Mahkemesinin iptal ve gerekçeli kararları, yeni bir hüküm doğuracak nitelikte değildir. Üniversitelerde başörtüsü hukuken serbest ancak fiilen yasaktır.''

haber7

40 Yaş Altı Başörtülüler Giremez
08 Kasım 2008 09:05
TSK tesislerinde "40 yaş altı olanlar başörtülü dahi olsalar giremezler" kuralını uygulamaya başladı. Asker anneleri kapıda duvara çarptı.

Manisa'daki 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı'nda düzenlenen yemin törenine, 40 yaşın altındaki başörtülü asker yakınlarının alınmadığı iddia edildi. Türkiye'nin dört bir yanından çocuklarının mutluluğunu paylaşmak için gelen aileler, yemin törenini tel örgünün arkasından seyretmek zorunda kaldı. Kendilerine çifte standart uygulandığını belirten asker yakınları, "Bizi başörtülü olarak içeriye almıyorlarsa, o zaman evlatlarımızı da askere almasınlar." diyerek uygulamaya tepki gösterdi.

Türkiye'nin dört bir yanından Manisa'da vatani görevini yapan çocuklarının yemin törenine gelen aileler, günlerce yemin törenini bekledikten sonra sabahın erken saatlerinde geldikleri nizamiye önünde kuyruğa girdi. Ancak asker yakınları içeriye alınırken yapılan kimlik kontrolü sırasında ilginç bir olay yaşandı. Asker yakınlarının iddiasına göre kimlik kontrolünda, 40 yaşın altında olan başörtülü bayanlar içeriye alınmadı. Uygulama karşısında şaşkınlığını gizlemeyen asker yakınları yakınlarının yemin törenini tel örgülerin ardından izzlemek zorunda kaldı. Maruz kaldıkları uygulamanın büyük bir haksızlık olduğunu ifade eden aileler, bu muameleyi haketmediklerini söylediler.

Kardeşinin yemin töreni için geldiğini söyleyen Rabia K., yaşadıklarını şöyle anlattı: "Nizamiyede görevli askerler, 40 yaşından küçük başörtülü hanımların, başını açmadan içeriye giremeyeceğini söyledi. Yanımda 57 yaşındaki halam vardı, onu aldılar. Biz de diğer mağdurlarla birlikte az ileride, tel örgü arkasından töreni seyretmek zorunda kaldık. İçim burkuldu."

Genç Bayanlar Başörtülü Olsa Bile Alınmaz
TSK'ya ait tesislerde son dönemde uygulamaya konulan yeni başörtüsü kriterinde, yaş faktörü öne çıkartılıyor. Genç kızlar ve bayanlar türbanlı değil başörtülü olsalar bile içeri alınmıyorlar. Kapılarda bu kural gayrı resmi olarak 40 yaş biçiminde uygulanıyor.
Kaynak: Bugün

BAŞÖRTÜLÜ ANNELERE AKIL ALMAZ EZİYET

9 Kasım 2008 12:42
Bizi içeri almayan evlatlarımızı da askere almasın!
40 yaşın altındaki başörtülü anneler, Manisa 1. Piyade Er Eğitim Tugayı'nın kapısından geri çevrildiler. Töreni tel örgülerin arkasından izleyebilen gözü yaşlı anneler "Bizi içeriye almıyorlarsa, evlatlarımızı da askere almasınlar" diye isyan etti.

Manisa'daki 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı'nda düzenlenen yemin törenine, 40 yaşın altındaki başörtülü asker yakınları alınmaması Türkiye'yi ayağa kaldırdı. Oğullarının en mutlu gününde yanında olamayan anneler, "Çocuklarımız şehit olunca başörtülülere kışla kapısını açıyorlar. İçimiz burkuluyor, çok acı çekiyoruz" derken, Şehit Aileleri Derneği ve MAZLUMDER'den de uygulamaya tepki geldi.

Araya tel örgüler girdi

Türkiye'nin dört bir yanından Manisa'da vatani görevini yapan çocuklarının yemin törenine gelen aileler, günlerce yemin törenini bekledikten sonra sabahın erken saatlerinde geldikleri nizamiye önünde kuyruğa girdi. Ancak asker yakınları içeriye alınırken yapılan kimlik kontrolü sırasında ilginç bir olay yaşandı.

Asker yakınlarının iddiasına göre kimlik kontrolünde, 40 yaşın altında olan başörtülü bayanlar içeriye alınmadı. Uygulama karşısında şaşkınlığını gizlemeyen asker yakınları yakınlarının yemin törenini tel örgülerin ardından izlemek zorunda kaldı. Maruz kaldıkları uygulamanın büyük bir haksızlık olduğunu ifade eden aileler, bu muameleyi hak etmediklerini söyledi.

Çifte standart uygulandı

Kendilerine çifte standart uygulandığını belirten asker yakınları, "Bizi başörtülü olarak içeriye almıyorlarsa, o zaman evlatlarımızı da askere almasınlar" diyerek uygulamaya tepki gösterdi. Kardeşinin yemin töreni için geldiğini söyleyen Rabia K., yaşadıklarını şöyle anlattı: "Nizamiyede görevli askerler, 40 yaşından küçük başörtülü hanımların, başını açmadan içeriye giremeyeceğini söyledi. Yanımda 57 yaşındaki halam vardı, onu aldılar. Biz de diğer mağdurlarla birlikte az ileride, tel örgü arkasından töreni seyretmek zorunda kaldık. İçim burkuldu." Manisa'da yaşanan "başörtü" olayın ilk olmadığını söyleyen Şehit Aileleri Derneği Genel Başkanı Mehmet Güner ise şunları söyledi:

"Bizler çocuklarımızı askere vatan borçlarını yerine getirmeleri için gönderiyoruz. Yemin töreni, onların en mutlu olduğu gündür. Bu mutluluğu aileleri ve en yakınlarıyla paylaşmaları gerekirken, mutlulukları tel örgülerle engellenmemeli. Başörtü ve sakallı ayrımı yapılmasını istemiyoruz."

Bu ilk değil

Türk Silahlı Kuvvetleri'nden bu konuda yardım isteyen Güner, “TSK'ya sonsuz güveniyoruz. Ancak bu uygulama bizi çok üzüyor" dedi.

Kendisi de şehit çocuğu olduğunu hatırlatan Güner şöyle devam etti: "Cenaze töreninde bizi yalnız bırakmayan askeri yetkililer evlatlarımızı askere uğurlarken yemin törenlerinde bizi ayırmamalı. Sorunlara birlikte çözüm bulalım. Sıkıntılarımızı birlikte aşalım. Neticede cenaze töreni ve askeri yemin törenleri bir bütündür."

Askere göndermeyiz

MAZLUMDER Genel Başkanı Ömer Faruk Gergerlioğlu ise "Bu şekilde giderse evlatlarımızı askere göndermemek gibi radikal kararlar almak zorund kalacağız" diye konuştu. Gergerlioğlu "Özellikle yemin törenlerinde adeta bir Filistin örneğine şahit oluyoruz. Tüylerimiz ürperiyor. Bu çifte standart uygulamaları hiçbir zaman tutmayacak . Bunu kabul etmek mümkün değil" diyerek uygulamaya tepki gösterdi.

BAŞÖRTÜLÜ DİYE ÖDÜL VERİLMEDİ

Bir başka 'başörtüsü krizi' de Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde yaşandı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında yapılan Cumhuriyet koşusunda 2. olan Nuriye Memiş başörtülü olduğu gerekçesiyle kazandığı ödülü alamadı. Başarılı sporculara madalyalarını vermek üzere davet edilen Ayvalık İlçe Garnizon Komutanı Albay Gürsel Işık, Memiş'in başörtü ile kürsüye çıkmasını gerekçe göstererek ödülünü vermeyi reddetti.

Nuriye Memiş'ten dolayı yarışmada dereceye giren diğer sporculara da ödülleri verilmeyerek kürsüden indirildi. Yaşanan bu olayla ilgili olarak MAZLUMDER Bursa Şubesi, yarışmacılar rencide edildiği gerekçesiyle Albay Gürsel Işık aleyhine dava açtı.

BUGÜN

Başörtülü olduğu için ödül verilmeyen koşucu: Ben bu ülkenin çocuğu değil miyim?

31 Ekim 2008 13:25
Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde Cumhuriyetin 85 yıl dönümü kapsamında yapılan kros yarışmasında ikinci olan başörtülü sporcuya garnizon komutanı ödülünü vermedi. Ödülünü alamadan kürsüden inen başörtülü sporcu Nuriye Memiş (18), 210 sporcu arasında ikinci geldiğini ancak ödülünü Garnizon Komutanı Albay Gürsel Işık'ın vermemesine bir anlam veremediğini belirterek, "Biz de bu ülkenin evladıyız,” dedi.
Ayvalık Hüsnü Uğural Stadı'nda düzenlenen Cumhuriyet Koşusunda dereceye giren sporculara ödül verildi. Törende 210 sporcu arasında ikinci olarak dereceye giren genç bayan sporcunun ödülünü vermesi için Garnizon Komutanı Albay Gürsel Işık anons edildi. Albay Işık, kürsüye yaklaştığında ödülünü vereceği kişinin başörtülü olduğunu görünce geri döndü. Bunun üzerine kürsüde ne olduğunun farkında olmadan bir süre bekleyen genç sporcu Nuriye Memiş, daha sonra kürsüden arkadaşlarıyla birlikte indi.

MAZLUMDER'DEN SUÇ DUYURUSU

7 Kasım 2008 22:38
Mazlumder, Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde Cumhuriyetin 85. yıl dönümü kapsamında yapılan kros yarışmasında ikinci olmasına rağmen başörtülü olduğu gerekçesiyle garnizon komutanı tarafından ödülünün verilmemesi nedeniyle, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacak
Mazlumder Bursa Şubesi yetkilileri, başarılı sporcunun başartüsü nedeniyle ödülünü vermeyip, onurunun kırılmasına neden olunduğu gerekçesiyle başta Garnizon Komutanı Albay Gürsel Işık olmak üzere belediye ve yetkili kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı. Ördekli Kültür Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısı ile Ayvalık ilçesinde Nuriye Memiş'e hak ettiği ödülünün verilmemesi ile ilgili Mazlumder tarafından hazırlanan gözlem raporunu okuyan Mazlumder Bursa Şube Başkanı Hasan Ünal, "Demokratik hakların kullanımında gerekli titizliği göstermeyen, gösteremeyen, vatandaşına telafisi mümkün olmayan ağır bedellerin yaşanmasına sebebiyet veren başta Albay Işık ve belediye olmak üzere sorumlular hakkında Mazlumder olarak suç duyurusunda bulunacağımızı ve takipçisi olacağımızı beyan ediyoruz." dedi.

Mazlumder Bursa Şube Başkan Yardımcısı Ahmet Tilci ve Mazlumder Bursa Şube Yönetim Kurulu Üyesi Av. Mehmet Işık ile Ayvalık ilçesinde incelemelerde bulunduklarını anlatan Hasan Ünal, Albay Gürsel Işık başta olmak üzere diğer yetkililerde görüşmek istemelerine rağmen çeşitli bahanelerle randevu alamadıklarını aktardı. Yaptıkları incelemeler sonucunda olayın tamamen Nuriye Memiş'e yapılmış olan bir haksızlık olduğunun altını çizen Ünal, başta Memiş olmak üzere demokratik bir ülkeye yakışmayacak nitelikte haksızlıkların yaşandığını ve buna karşın görevli birimlerin ise sessiz kaldığını söyledi.

ıÜüBalıkesir'in Ayvalık ilçesinde Cumhuriyetin 85. yıl dönümü kapsamında yapılan kros yarışmasında ikinci olmasına rağmen başörtülü olduğu gerekçesiyle garnizon komutanı tarafından ödülü verilmeyen Nuriye Memiş (18), 210 sporcu arasında ikinci geldiğini, ancak ödülünü Garnizon Komutanı Albay Gürsel Işık'ın vermemesini anlayamadığını belirterek; "Biz de bu ülkenin evladıyız. Neden böyle yapıldı anlayamadım?" şeklinde konuşmuştu.

Subayların Türban Tepkisi
30 Ekim 2008 10:47

Manisa'da düzenlenen Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda gerginlik yaşandı. Manisa Belediye Başkanı türbanlı eşiyle salano girince askerler tepkiyi koydu.

Manisa Belediye başkanı Bülent Kar başı örtülü eşi Selma Kar ile resepsiyona gelince Manisa Birinci Piyade Er Eğitim Tugay komutanlığı ile İl Jandarma Alay komutanlığından Cumhuriyet balosuna katılan üst düzey rütbeliler eşleri ile birlikte salonu aşamalı bir şekilde terk ettiler.

Manisa valisi Celalettin Güvenç eşi Turan Güvenç ile birlikte Manisa valililiği parkında ki Polis lokalinde bu akşam düzenlediği Cumhuriyetin 85.yıl dönümü nedeniyle verdiği resepsiyonda yaşanan bu olay katılanlar tarafından üzüntü ile izlenildi.

Saat 19.30 başlayan resepsiyonda 19.45 te salona eşi Naime Babüroğlu ile birlikte giren 1. Er Eğitim Tugay Komutanı Tuğgeneral Naim Babüroğlu ile birlikte İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Mürsel Şahin ve 1. Er Eğitim Tugay komutanı ile İl Jandarma Alay komutanlığından oluşan 15 kişilik gurup, saat 19. 55 Salona Belediye başkanı Bülent kar ın türbanlı eşi Av. Selma kar ile birlikte salona girince birbirinin yüzlerine bakan Askeri erkanda hareket görüldü önce alt kademedeki albay yarbay ve binbaşı seviyesinde askeri erkan eşleri ile birlikte kapıdan ayrılırken kapıda gelenleri karşılayan Vali Celalettin Güvenç ile eşi askerlerin topluca salondan ayrılmasını anlayamadı ancak askerlerin 'Sigara molasına gidiyoruz' sözleri duyuldu.

Salondan daha sonra İl Jandarma Alay Komutanı ayrılırken salona vali girdikten sonra bir süre vali ile birlikte görünen Tugay Komutanı Naim Babüroğlu ile eşi de salonu terk etti.

Valilik parkındaki polis lokalinden ayrılan askerleri aynı parktaki İl Jandarma Alay Komutanlığı'nın gazinosuna gittikleri görüldü.

Olayla ilgili Manisa Belediye başkanı Bülent Kar, basın mensupların, 'Askerler salonu eşinizin başörtülü olmasından dolayı mı resepsiyonu terketti?' sorusuna 'Ben bu saatten sonra eşimi değiştiremem, bu benim sorunum değil onların sorunu' cevabını verdi.
aktifhaber

VALİ'DEN ÇARŞAF AÇIKLAMASI

10 Kasım 2008 20:46
Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan, kamuoyunda geniş yankı uyandıran eşinin fotoğrafıyla ilgili gazetecilere açıklama yaptı.
Vali Yavaşcan, eşinin Hz. Zeynep türbesini ziyaret sırasında giydiği kıyafetin çarşaf olmadığını, ziyaret sırasında tüm kadınlara verilen kapşonlu cübbe olduğunu söyledi. Eşinin kara çarşaflı fotoğrafının bir internet sitesinde yayınlanmasıyla gündeme gelen Şanlıurfa Valisi Yusuf Yavaşcan, makamında gazetecilere açıklama yaptı ve görevden alınıp daha sonra emekli olan eski basın müdürünün Valilik özel arşivinden gizlice aldığı fotoğrafları, kasıtlı olarak 10 Kasım'da medyaya sızdırdığını dile getirdi.

2006 yılının Aralık ayında dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu başkanlığında 7 veya 8 Vali'nin katılımı ile Suriye'nin Şam şehrinde düzenlenen resmi bir toplantıya katıldıklarını anlatan Vali Yavaşcan, şunları söyledi:

"Toplantının bitiminde Şam'daki yetkililer bize kentlerinin görmeye değer yerlerini gezdirdi. Bu ziyaret sırasında Hz. Zeynep'in türbesini de ziyaret ettik. Bu kısa ziyaret sırasında girişte baş örtüsü bulunmayanlara kapşonu bulunan bir cübbe giydiriliyor. Bu kıyafet olmadan kimse içeriye alınmıyor. Dönemin İçişleri Bakanımızın eşi başörtülü olduğu için öyle girdi, ama benim eşim ve diğer kişilerin eşleri cübbe giyerek kısa bir ziyaret gerçekleştirdi. Bazı dini ibadet yerlerine girişin kuralları vardır. En son ülkemize gelen İngiltere Kraliçesi Elizabeth, başörtüsü takıp, ayakkabılarını çıkararak Ulu Camii'ye alındı. Ama burada eşimin giydiği kesinlikle çarşaf değildir. Kasıtlı olarak 10 Kasım günü bunun medyaya sızdırılması da tamamen komplodur.

Vali Yavaşcan, fotoğrafları medyaya sızdırmakla suçladığı eski Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü hakkında şikayetçi olduğunu da belirterek, "Valilik özel arşivinden izinsiz olarak bu fotoğrafları alıp basına yayan görevden aldığımız daha sonra emekli olan eski basın ve halkla ilişkiler müdürü hakkında yasal işlem başlatıldı. Kanuni olarak gereken herşeyi yapacağız" dedi.

Vali Yavaşcan daha sonra aynı gezi sırasında eşine ait fotoğrafları da gazetecilere gösterdi. Bu fotoğraflarda eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun başörtülü eşi Emine Aksu ile birlikte gözüken Ayla Yavaşcan'ın günlük kıyafetinin üzerine şapkası bulunan siyah bir cübbe giydiği görülüyor.

haber10

Nihal Bengisu KARACA
Kaldırımda tek başına: Emine Arslan
12 Kasım 2008 08:50
Zaman


Bir kadın, tek başına direniyor. 'Neredeyse' tek başına. Kendisini yalnız bırakmayan çocukları Yasin ve Hatice ve arada bir basın açıklaması, eylem gibi vesilelerle gelenleri saymazsak, tek başına. Eylemi bugün 133 günü doldurdu.
Sefaköy'deki Desa Deri'nin önünde, kapıya konulduğu yerde yani; taburesi ve şemsiyesiyle mesken tuttuğu kaldırımda kendisini ziyarete gelenleri adeta ev sahibi gibi ağırlıyor. Sekiz yıl çalıştığı yerden; kendisini sendikaya üye oldu diye tazminatını bile ödemeden işten kovan Desa Deri'den hakkını istiyor. En başta, işe dönme hakkını. İsmi Emine Arslan. 44 yaşında. Ve bir küçük detay: Emine Arslan başörtülü bir kadın. Başörtüsü, direnişinin özündeki değeri etkileyecek bir nitelik değil. Fakat nereden bakarsak bakalım, bu detay, kendisi üzerinden başka şeyleri sorgulatacağı için önemsiz de değil.
Arslan bu günlere kolay gelmedi. Söylediklerine bakılırsa işverene yakın kişilerce "Direnişi bırak, çocukların var, yazık olur" denilerek tehdit edildi. Emine ile iletişim kuran işçilerin taciz edildiği söyleniyor. Şöyle bir komiklik de var: Emine'nin eylemi başlayana dek, cuma namazı için Emine'nin bulunduğu kaldırımın yakınındaki camiye gidiyormuş işçiler. Emine eyleme başladığından beri ise işten çıkardığı çalışanına tazminatını, mesaisini bile vermeyen işveren, araçlar tutup başka bir camiye taşımaya başlamış işçilerini. Geçerken Emine'yi görmesinler, derdiyle dertlenmeye, 'bu kadın haklı yahu!' diye ağız birliği etmeye yeltenmesinler diye.
Desa'nın Düzce fabrikasından da 41 işçi sendikalı oldukları için işten çıkarılmış durumda. Ceza Yasası'na (TCK) göre sendikal faaliyetlere engel olmanın hapis cezası var. İş Yasası'na göre de sendikal faaliyetler nedeniyle bir işçiyi çıkarmak yasak. İşçileri çok uzun sürelerle çalıştırma, eşit işe eşit ücret ödememe, kullanılan yoğun kimyasallara karşı işçi sağlığı açısından yeterli önlem almama gibi şeylerle itham edilen firma, Özcan Deniz'leri, Victoria Beckham'ları giydirmekle övünerek zevahiri kurtardığı kanısında...
Sefaköy'de tek başına hak mücadelesi yürüten Emine Arslan'a dönelim. Diyeceğim o ki, KESK, Eğitim-Sen, Desa Direnişiyle Dayanışma Kadın Platformu ve Deri-İş Sendikası, Emine Arslan'ı yalnız bırakmadı. Daha üç gün önce, 8 Kasım'da Taksim'de eylem yaparak Emine Arslan'ın yalnız olmadığını duyurdu 60 kadar kadın. (Desa Direnişiyle Dayanışma İstanbul Kadın Platformu üyeleri.)
133. günde, Emine Arslan diye google'layıp bilgi aradığınızda emekdünyası, kızılbayrak, komünistforum, bianet gibi internet sitelerini ve Birgün gazetesinin internet versiyonu gibi ağırlıklı olarak sol görüşlü dijital ara yüzleri bulabiliyorsunuz hâlâ. Bu normal sayılabilir, ama insan merak ediyor: Tamam, biz muhafazakârlar işçi sınıfının dertleriyle kaygılanma noktasında oldum olası şüpheci davranmışızdır. Tamam, sınıf bilinci denilen şeye belirli nedenlerle mesafe koyarız, işçi-emekçi hakları üzerinden ses yükseltme tecrübemiz ve pratiğimiz de noksan. Olmaz ya, hadi bunlar mazeretimiz olsun. İyi hoş güzel kardeşlerim de, Emine Arslan'ın haberini de mi yapamayız? Neden bu 44 yaşındaki Sinoplu kadının temel hakları için günlerdir direniyor oluşu, gücünü etkinliğini ve haber alma ağını bir hayli genişletmiş muhafazakâr basında, 'başörtüsünün hakkı için' bile olsa, hiç yer almaz, yer alabilemez? 'Algıda seçicilik' hatırı için diyorum hani...
Sorulara devam o halde: Başörtülünün mağduriyeti sadece üniversite kapısı dışına bırakıldığında, sadece Çankaya'da olsun mu olmasın mı yenişmesinde, sadece kamusal alan-özel alan çekişmesindeki bildik laiklik-rejim krizi sarmalında salındığında mı, değerlidir? Okula giremeyen başörtülü öğrencinin mağduriyeti özeldir/güzeldir de, patron zulmüne karşı susmamayı ve harekete geçmeyi tercih etmiş Emine Arslan'ın mağduriyeti neden bir karşılık bulmaz 'Zulme karşı susan dilsiz şeytandır.' diye buyuran dinin muhiplerinde?
Kimseden hesap sorduğum yok. Bu satırların yazarı dahi, Emine Arslan'ı köşesine taşıma noktasında ihmal ve terahi göstermiş olmakla maluldür sonuçta. Benden bir özür ve koca bir alkış Emine Arslan'a.
Nihal Bengisu Karaca - Zaman
n.bengisu@zaman.com.tr

19 Kasım 2008
Adem Yavuz Arslan/Bugün
Danıştay'a giden yol ve 'Youtube Paşası'

Orhan Pamuk'un 'Yeni Hayat' romanının giriş cümlesidir: "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti". Abartı gibi gelebilir ama somut örnekleri mevcut. Danıştay Saldırısı'na giden olaylar aslında bir vesikalık fotoğraftan çıkmış.

Aksiyon, Aytaç Kılınç'la röportaj yayınladı. Çoğumuz Aytaç Kılınç'ı hatırlayamadık bile. Danıştay suikastına neden olduğu iddia edilen öğretmendi. Özetle Danıştay 2. Dairesi 8 Şubat 2006'da okul dışında başörtüsü takan öğretmenin, çocuklara kötü örnek olacağını belirterek müdür olmasını sakıncalı bulmuştu. Bu karardan üç ay sonra Alparslan Arslan mahkemeyi basıp, M.Yücel Özbilgin'i öldürmüş, üç üyeyi de yaralamıştı. Aytaç öğretmenin hikayesi oldukça trajik.

Okulda başörtülü olmadığı halde rejim tartışmalarına neden oldu. 15 yıllık kariyerinde 9 kez tayin olan Aytaç Kılınç son olarak Gölbaşı'ndaki Bayrak Anaokulu'na atanır. Okula giderken başörtüsünü çıkarır. Ama okul askeri bölgededir.

Görevli ehliyet ve ruhsatı ister. Fakat Kılınç'ın başı açık olsa da ehliyette başörtülüdür. İki gün kapıda bekletilir ama içeri alınmaz. 2 kez mahkeme kararıyla göreve iade edilse bile o kapıdan içeri de bir daha giremez. Milli Eğitim Müdürü ve Kaymakam'a gider ama hep 'paşa çok kızdı' cevabını alır. Hatta, Paşa kaymakamın yüzüne telefonu kapatmıştır.

'Çok kızan paşa' hiçbir yerde Aytaç öğretmenin peşini bırakmaz. Ünü tayin olduğu okula kendinden önce varır. Sonrası malum. Danıştay saldırısı ve bugüne kadar gelen tartışmalar. 10 yıl önce aldığı ehliyetindeki başörtülü fotoğraf bir ülkenin tarihini değiştirecek olayları tetiklemiştir.

Peki 'çok kızan Paşa' kim? Aslında o isim çok tanıdık. Tuğg. Münir Erten. Nam-ı diğer Youtube Paşası. Irak'a yönelik harekâtın internetten deşifre edilmesine neden olan isim.

PKK'lılar konusunda da çarpıcı sözleri vardı. Hâlâ bu konuşmanın internete nasıl düştüğü bilinmiyor ama Erten Paşa, YAŞ kararıyla emekli edildi. Aytaç öğretmen şimdi Ankara'nın uzak bir ilçesinde öğretmen. Bütün bu süreci tetikleyen ise başörtülü bir ehliyet. Orhan Pamuk abartmamış yani.
aktifhaber

Kavakçı'dan 'Pısırık' Suçlaması
23 Haziran 2009 18:51
Başörtüsüyle yemin etmek istemesi üzerine Meclis'ten çıkartılan Merve Kavakçı, eski yol arkadaşları Fazilet Partililer için bakın neler söyledi...

Belçika Parlamentosu’na seçilen Türk asıllı Mahinur Özdemir’in türbanlı mı, türbansız mı yemin edeceği tartışmaları, akıllara 1999’da türbanıyla Meclis’te yemin etmek isteyen Merve Kavakçı olayını getirdi.

NTV’de Mahinur Özdemir’in türbanıyla yemin etmesini değerlendiren Merve Kavakçı, “Mahinur’u izlerken gözlerim yaşardı” dedi. Kavakçı, Mahinur Özdemir’e imrendiğini ve kaderinin kendisine benzemediği için memnuniyet duyduğunu ifade etti.

1999 yılında TBMM’de yaşanan türban krizini de değerlendiren Kavakçı, ‘O günlere dönüp baktığınız zaman özeleştiri yapıyor musunuz?’ sorusu üzerine “Özeleştiriyi partim adına yapıyorum” dedi ve Fazilet Partili vekillere sitemde bulundu.

Bunun üzerine NTV sunucusu, “Kendi partinizin vekillerini, belki yöneticilerini dönüp baktığınızda eleştirdiğinizi söylüyorsunuz. Nedir sizi rahatsız eden? Yalnız bırakıldığınız mı, yoksa bir tartışmanın ortasında bırakıldığınız mıdır? Hangi tutum sizi rahatsız etti?” sorusunu yöneltti.

Bu soruya Merve Kavakçı’nın verdiği cevap şöyle:

“laikçi kesimin malum o dönemdeki DSP ve haddini bildirme kampanyasının parçası olan milletvekillerinin, o kesimin tavrı benim kıyafetimin ötesine geçememeleriydi. Ben Batı’da yetişmiş, bilgisayar mühendisi olmuş, yine Mahinur gibi Meclis’in en genç üyesiydim. Onun ötesine geçemediler. Onların yaptığı bu kampanyanın karşısında da benimle beraber siyaset yapan ve bugün de bir kısmının hükümette bulunduğu arkadaşlarımızın da son derece sessiz kaldıklarını, hatta pısırık kaldıklarını düşünüyorum. Gördük. Ve bunun da aslında bir miktar da kadın meselesiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Yani bir erkek milletvekili olsa onun herhangi bir dini sembolüne karşı çıkma söz konusu olsaydı, kaldı ki bu sakal olabilir mesela. Veya başka bir sadece dini değil farklı bir erkek sembolü de olabilir. Ona daha destek olacaklarını, olabileceklerini düşünüyorum. Geriye baktığımda.

Kadınlar kendilerini siyasette yalnız buluyorlar. Tabii şu da üzücü bir şeydi, o günlerde kadınlık adına. DSP Milletvekilleri de mesela bana destek olmadılar ve hatta ne üzücüdür ki, benim için çok üzücü bir gelişmedir. O yapılan kampanyanın, Merve’ye vur kampanyasının en baş elemanları da kadın milletvekilleri olmuştur.”

“BU HANIMA HADDİNİ BİLDİRİN”

1999 yılında Merve Kavakçı’nın Meclis’e türbanıyla gelerek yemin etmek istemesi üzerine kürsüye çıkan Bülent Ecevit, “Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildirin” demişti.

aktifhaber

08 Ekim 2009 07:25
74'lük Nineye Başörtüsü Zulmü
Eskişehir'de ağırlaşan mide sancılarından kurtulmak için sağlık ocağına giden 74 yaşındaki kadın, aile hekimi tarafından muayene edilmedi. Neden mi?
Eskişehir'de yaşlı bir kadın, başörtülü olduğu için aile hekimi tarafından muayene edilmedi. İddialara göre Fatma Arduç (69), mide sancıları içinde gittiği sağlık ocağında tedavi edilmek yerine, Dr. Gülsen Y.'nin "Siz niye kapalısınız?" sözlerine maruz kaldı. "Normal kıyafetimiz."

diyerek karşılık veren yaşlı kadından doktor, nüfus kâğıdı istedi. Rahatsızlığına rağmen evine giden Fatme nine, kimliğiyle sağlık ocağına döndü. Nüfus cüzdanındaki başörtülü fotoğrafı gören doktor, bu kez kimlik ve sağlık karnesindeki resimlerin benzememesini gerekçe göstererek hasta kadının muayenesini yapmadı. İl Sağlık Müdürlüğü, soruşturma başlattı.

Fatma Arduç, şiddetli mide ağrısı üzerine eşi Hamit Arduç (74) ve yeğeni Sara Arduç'un yardımıyla Alanönü Aile Sağlık Merkezi'ne gitti. Sırası gelince muayene için Dr. Gülsen Y.'nin odasına girdi. İddiaya göre, doktor, daha karnesine bakmadan başı kapalı olan Arduç'a, "Siz niye kapalısınız?" diye sordu. İnancı gereği böyle giyindiği cevabını veren Arduç, "Muayene için yüzümü açmam gerekiyorsa açayım." dedi. Bunun üzerine Dr. Y., yaşlı kadına bu şekilde bakamayacağını ve gidip nüfus kağıdını getirmesini istedi.

Ağrılar içindeki hasta, doktorun isteği üzerine evine giderek nüfus cüzdanını getirdi. Dr. Gülsen Y., bu kez sağlık karnesi ile nüfus cüzdanındaki resimlerin birbirine benzemediğini söyleyerek, "Ben sizi şu an muayene edemem. Gidin, nüfus kağıdınız ile sağlık karnenizdeki fotoğrafları değiştirin, öyle gelin." dedi. Olay üzerine Arduç, 2 kilometre uzaklıktaki devlet hastanesine giderek hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadan muayenesini oldu.

Yaşananlar karşısında şaşkına dönen Hamit Arduç, eşini muayene etmeyen Dr. Y. hakkında Sağlık Bakanlığı ile Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü'ne şikâyette bulundu. Hamit Arduç, "Bu insanlar doktor olurken herkesi muayene edeceklerine dair hipokrat yemini ediyor. Ama gelin görün ki, şimdi nasıl bir durumla karşı karşıyayız? Yaşadıklarımıza inanmak istemiyoruz; fakat gerçekten yaşadık. Çok üzüldüm." diye konuştu. Eşine ve yeğenine hakaret edildiğini söyleyen Arduç, tepkisini şu sözlerle dile getirdi: "En önemlisi eşimi tedaviden yoksun bırakmıştır. Herkes istediğini giyer. Birbirimize saygılı olmalıyız. İnsanlar, giyim ve inancından dolayı böyle bir duruma maruz bırakılamaz."

Yaşananların çok zoruna gittiğini, üzüntüsünden ağladığını anlatan Fatma Arduç ise daha önce Dr. Y.'ye birkaç kez muayene olduğunu; ama böyle bir durumla karşılaşmadığını dile getirdi. Yaşlı kadın, doktordan şikayetçi olduğunu ve bundan sonra başkalarının da aynı sıkıntıyı yaşamamasını istediğini dile getirdi.
aktifhaber

'Hadi kaldırın başörtüsü yasaklarını'

21 Şubat 2010, 01:15 Anadolu Haber

Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AKDER), 28 Şubat 1000 yıl süremez mi diyorsunuz: Kaldırın başörtüsü yasaklarını! konulu bildiri yayınladı.

28 Şubat'ın ürünü olan bir çok yasağın kaldırılmasına rağmen başörtüsü yasağının hala devam ediyor olması sivil toplum örgütlerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. 26 Şubat'ta bir basın toplantısı düzenleyecek olan Ayrımcılığa Karlı Kadın Hakları Derneği (AKDER) hazırladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşacak.

“28 Şubat 1000 yıl süremez” mi diyorsunuz: Kaldırın başörtüsü yasaklarını!" konulu bildiride şu ifadelere yer verildi:

"28 Şubat 1997’de sivil siyasete inen darbe ile başını örten kadınlara devletin alanı olarak ilan edilen kamusal alanın kapıları sımsıkı kapatıldı. Bir sürek avı ile bu kadınların askeriyede, bürokraside ya da herhangi bir resmi karar makamında olan aile fertleri tespit edilip türlü şekilde cezalandırıldı. Başörtüsü yasağını hukuk dışı bir uygulama olarak gören hâkimler, savcılar sürgün edildi ya da görevlerinden ihraç edildi. Sadece başa örtülen örtüyü değil, onun yerine ikame edilen şapkaları ve ideolojik olduğu iddia edilen perukları dahi yasaklayan uygulama doğrudan başları örtülü kadınları, dolaylı olarak da onların aile üyelerini ve toplumu hedef aldı. Ayrımcılığa maruz kalan pek çok kesime başlarını örten kadınlar da eklendi.

1997’nin üzerinden 13 yıl geçti…

Üniversitelerde öğrenciler ve devlet dairelerinde memurlar üzerinden devlet eliyle uygulanmaya başlanan yasak 13 yıl içinde toplumsal her alana nüfuz etti. Bugün artık başları örtülü kadınlar kendi ilçelerindeki belediyelerin meclislerine dahi kabul edilmiyorlar. Ülke çapında temsiliyet hakkı şöyle dursun, sokaklarındaki çöp sorunu üzerine bile söz söyleyemeyecek hale getirildiler. Türkiye, kadınlarının 1934 yılında seçimlere katılma hakkına sahip olduğuyla övünen bir ülke. Buna rağmen ülkedeki kadın nüfusunun %62’sini oluşturan başları örtülü kadınlar bugün 2010 yılında seçilme hakkından tamamen mahrum bırakılıyorlar. Özgür olduğu iddia edilen seçimlerin hiçbir aşamasında görev alamıyorlar, sandık gözetmeni dahi olamıyorlar. Üniversite eğitimi almak bir yana, devletin dikiş-nakış kursunda dahi başlarını açmaya zorlanıyorlar. Yasağı uygulamayı kendine vazife edinen kişilerin kraldan çok kralcı tutumuyla, mahkemelerden, belediye binalarından, lokantalardan, otellerden, misafirhanelerden, apartman yönetiminden ve hatta herhangi bir çay bahçesinden dahi başları örtülü olduğu gerekçesi ile dışarı çıkartılabiliyorlar, girişleri engellenebiliyor. Bu ayrımcı uygulamaları şikâyet edecekleri, haklarını talep edecekleri resmi makamların kapıları da aynı yasak sebebiyle kapalı...

Türkiye tarihindeki darbelerin kınandığı, darbe planlarının yargılandığı bu günlerde 28 Şubat post-modern darbesinin son tortusu olan EMASYA protokolü kaldırıldı. Fakat 28 Şubat’ın temel taşlarından olan “başörtü yasağı” hala orta yerde duruyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, “28 Şubat’ın etkisi 1000 yıl sürecek” demişti.

13 yıl gitti, geriye 987 yıl kaldı...

987 yıl boyunca bu ayrımcılığın sona ermesini ve adaletin sağlanmasını beklemek yerine, adalet talebimizi bugün, şimdi, burada, ertelemeden ve başka herhangi bir sorunun çözülmesine tahvil etmeden dile getiriyoruz. 28 Şubat’ın en koyu tortusu, halen başlarını örtmeyi seçen kadınların üzerindedir. Bu karabasana dönen tortunun 1000 yıl sürmemesi için, başörtüsüyle ilgili bütün yasaklar kaldırılmalıdır.

Aşağıda imzası bulunan kurum ve kişiler olarak bizler darbeler tarihi ile yüzleşme inisiyatifinin toplumun çeşitli kesimleri tarafından ortaya konduğu ve darbe planlayanların yargılandığı bu süreçte 28 Şubat’ın temel taşı olan bu vahim yasağın ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz. Bizler “bu ülkede kadınların kıyafetleri yüzünden aşağılanmasını, haklarının gasp edilmesini, tacize uğramalarını istemiyoruz” diyen herkesi bu ahlaksız yasağa karşı sesini yükseltmeye ve ‘ama’ siz bir mücadeleye çağırıyoruz. Hükümeti de bu vahim yasağı hayatın her alanından kaldırması için derhal göreve davet ediyoruz. Zira yarın “denedik ama olmadı” sözünün mağdurlar indinde hiçbir değeri olmayacaktır.

Türkiye’nin sabırla yaşayacağı bir 987 yılı daha yok!"

timetürk

BM, başörtüsü yasağı için savunma istedi
15:05 - BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi (CEDAW), Türk hükümetinden, başörtüsü yasağının eğitim, iş, sağlık ve kamu alanlarındaki etkilerini incelemesi ve bu durumun, kadınlara karşı ayrımcılığa yol açmasını önlemek üzere alınan önlemlere ilişkin bilgi vermesini istedi. 18.08.2010 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER netgazete

İzmir'de başörtüsü yasağına ve CHP'ye protesto

15:20 - Özgür Düşünce Derneği ve Eğitim Hakları Derneği (ÖZGÜR-DER) İzmir Şubesi üyeleri, İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "Başörtüsü sorununu çözeceğiz" açıklamalarını ve İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin başörtülü öğrencilere indirimli kart vermemesini protesto etti. 28.08.2010 İZMİR netgazete

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyesi Hurşit Güneş, kamusal alanlarda bayanların dinsel nedenlerden ötürü takılamayacağını söyledi

02 Eylül 2010
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Referanduma 'hayır' mitinglerinde "başörtüsünü biz çözeriz" vaadinde bulundu. MYK üyesi Hurşit Güneş CHP Kocaeli İl binasında basın mensuplarının sorularını cevapladığı toplantısında kadınların kamusal alanda dinsel nitelikli eşyalarla bulunamayacağını söyledi. Güneş, "Başörtüsü çeşitli nedenlerden takılıyor olabilir ama dinsel nedenlerden takıldığı zaman laikliğin gerektirdiği bir şeyler var. Kamusal alanlarda dinsel nitelikli bir şey taşımanız doğru değil. Çünkü laiklik devletin dini değerlerden ötede olmasını gerektirir. Yani devletin temel kurumlarında dini simgeler taşıyamazsınız." şeklinde konuştu.

'Eğer dini nedenlerden başörtüsü kullanıyorsanız bu alanlarda çıkarmanız gerekecektir.' diyen Güneş, kamuda görev yapan bayanların başörtüsü takamayacağını önemle çizerek "Özellikle de bu kamu hizmeti veren kurumdaysanız. Mesela kadın bir hakim başörtülü olamaz. Çünkü başörtüsü dinsel nedenlerle takılıyorsa dini bir kıyafetle o hizmeti vermesi düşünülemez." ifadelerine yer verdi.

MYK üyesi Güneş, yaptığı açıklamada kendi görüşünü ve CHP'nin görüşünü verdiğini söyledi. Kamusal alanlarda başörtüsü takılmasının doğru olmadığını kaydeden Güneş, "Kamu hizmeti alanlarda devlet dairesinde veya belediyede su faturası ödeyecekseniz başörtüsü takmanıza engel yoktur. Çünkü siz kamu hizmeti alıyorsunuz.

Başörtüsü sorununun referandumun ana konusu olmadığını belirten Güneş, Ak Parti'nin başörtüsü sorununu bilinçli olarak referandumun ana konusu haline getirmeye çalıştığını savundu. Güneş, "Ben bundan umutsuzum çünkü kendileri parlamentoda olağan üstü çoğunluğa sahip olmalarına rağmen bu meseleyi çözmüş değillerdir. Bana kalırsa AKP iktidarı bunu çözmeksizin sorun kalsın ve bundan besleneyim istediği için bunu doğru düzgün çözmedi." diye konuştu.


En son Ekim tarafından Cmt Şub 20, 2010 11:51 pm tarihinde değiştirildi, toplam 4 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Arl 24, 2008 10:25 pm    Mesaj konusu: Örtü eylemlerinde ABD ve israil'e öfke Alıntıyla Cevap Gönder

PAŞALAR ARASI TÜRBAN RESTLEŞMESİ
02 Mayıs 2009 08:55

Darbe Günlükleri'nin yayınlanmayan bölümlerinden çok çarpıcı noktalar..

Özkök, rest çeken Hava Kuvvetleri Komutanı’nı istifaya davet etmiş...

Ek klasörlerinde yer alan Örnek’in günlüklerine göre Kayseri’deki cumhuriyet balosuna türbanlı kadınların yer alması komuta kademesinde sert tartışmalar yaşanmasına neden oldu. Özkök, rest çeken Hava Kuvvetleri Komutanı’nı istifaya davet etti.

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek’in Ergenekon İddianamesi’nin ek delilleri arasında yer alan “Günlükleri”, 2003’te Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına arasında yaşanan “istifa restleşmesini” de ortaya çıkardı. O yıl AKP’li Niyazi Özcan ile Mustafa Elitaş, Kayseri Valisi Nihat Canpolat’ın Kayseri Orduevi’ne düzenlediği Cumhuriyet Balosu’na türbanlı eşleriyle katıldı.

Tahkikat başlatıldı

10’uncu Yıl Marşı eşliğinde Cumhuriyet pastasının da kesildiği baloda ev sahibi konumunda olan Kayseri Garnizon Komutanı Tümgeneral Hindal Çekiç’in “türbanlı katılıma” dönük bir açıklaması olmamıştı. Baloya ilişkin fotoğraflar ertesi gün basında yayınlanınca büyük gürültü koptu. TSK’dan bazı Kuvvet Komutanları başta olmak üzere birçok çevreden Kayseri Orduevi’ndeki “Türbanlı Cumhuriyet Balosu” oldukça sert tepki çekti.

Olayla ilgili sessizliğini koruyan Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, tepkilerin yankısı devam ederken “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu’nda Orduevleri, Askeri Gazinolar ve Sosyal Tesisler Yönetmeliği’ne aykırı bazı uygulamaların yapıldığı” gerekçesiyle idari tahkikat başlattı.

İstifa restleşmesi

Fakat bu olayın TSK içinde ne tür bir yankı oluşturduğu sır olarak kaldı. Altı yıllık sır Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Oramiral Özden Örnek’in, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/268 esas nolu dosyasının ekleri arasında yer alan “Günlükleri” ile açığa çıktı.

Reste karşı rest

7 Kasım 2003

“Önce Hava Kuvvetleri Komutanı (Org. İbrahim Fırtına) ve sonra da Kara Kuvvetleri Komutanı’na (Org. Aytaç Yalman) gittim. İbrahim (Org. Fırtına) bana çok dertliydi. ’Arkadaşım seninle paylaşmak istediğim bazı şeyler var’dedi. Bir gün önce gazetelerde Kayseri Orduevi’nde türbanlı olarak içeri alınan bazı kişilerin ve valinin resimleri vardı. Bunun için Genelkurmay Başkanı’nı görmeye gitmiş. ” Bu çok ciddi bir konu ben garnizon komutanı olan tümgenerali Ankara’ya tayin etmeyi düşünüyorum “ demiş. Aslında olay tam anlamıyla valinin bir tezgahı. Türbanlıları bir anda içeri sokup sonra da resimlerini çektirmiş ve gazetelere dağıtmış. Sonradan türbanlılar çıkartılmışsa da bir işe yaramamış. Genelkurmay Başkanı bu konuda ” Ama bu çok ciddi bir iş bir kısım halk buna karşı tepki gösterebilir. Onun için bunu yapamayız. Sonra generale yazık olur “ demiş. Fırtına devamla ” generale bir şey olmayacak sadece buraya tayin edeceğiz “ demesine rağmen kabul etmemiş ve ” O zaman seninde istifa etmen gerekir “ demiş. Fırtına da ” Hemen şimdi istifa ediyorum ve bu konuşmamızı da derhal bir basın toplantısı yaparak açıklıyorum “ demiş. Genelkurmay Başkanı olay ciddiye binince mayna ederek kıvırmaya başlamış ama bizim Fırtına bir kere çileden çıkmış ve bu tehdit onun çok ağırına gitmiş. Kendisini teselli ettim ve her türlü desteğimin ondan yana olduğunu söyledim.

NOT: Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına’nın Ankara’ya çekmek istediği Kayseri Garnizon Komutanı Tümgeneral Hindal Çekiç, 2004’teki YAŞ toplantısında emekliye sevkedildi.

Bülent Alpkaya inanılmaz cimri

22 Kasım 2003

“Bugün Sevil’in (Eşi Sevil Örnek) öğrendiği bir konu bizi hayrete düşürdü. Ağustos 2004 ayında biz daha komutayı teslim almadan önce Bülent Alpkaya (BA) (Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral) etrafında çalışanların hepsini başka yerlere atamıştı. Örneğin Astsb. Ali Osman benim eski astsubayım olmasına ve benim istememe rağmen kendisine hayır demiş ve Ankara’daki Astsubay orduevine atamıştı. Yanlarında çalışan temizlikçi kadınları da ” Sevil hanım sizleri istemiyor, hem zaten o çok sinirlidir ve onunla geçinemezsiniz “ diye başka yerlere göndermişlerdi. Bened onlar ayrıldıktan sonra hepsini tanıdığımız bu kişileri geriye görevlerine aldım. Bu insanlar bir müddet sonra Sevil’e geçmişte neler olduğunu anlatmaya başladılar. BA’lar evlerine aldıkları yiyecekleri 100 gr gibi az olarak alırlarmış ve burada çalışanlara katiyen bir şeyler ikram edip yedirmezlermiş. Zaten cimri olduklarını anlamıştım... Karı koca ayrı katlarda yatarlarmış ve hiçbir zaman beraber yemek yemezlermiş. Evde ne doğru dürüst bir yemek takımı ne de bir tava bulabildik. Bunların nasıl yaşadığı tam bir sır.”

SEZER, ERDOĞAN’IN ELİNİ SIKMADI

1 Ağustos 2003

“Pazar akşamı Cumhurbaşkanı’nın (Ahmet Necdet Sezer) yemeğine gittik. Bizi görünce seneye beraberiz dedi. Yemekte Başbakan, Cumhurbaşkanının elini sıkmak istedi ama o elini geri çekti. Böyle bir devlet zirvesi olabilir mi? Tüm generaller G.Kurmay Başkanı Başbakan ile konuşmaz ve ona yüklenir, Başbakan ile G.Kurmay, Başbakan ile Cumhurbaşkanı dargın bizi kim darbe edecek acaba? Pazar gün emekliye ayrılanlar veda konuşması yaptılar. Bu konuşma geleneksel bir konuşmadır ve yine geleneksel olarak ayrılanlar ne duyduklarını dile getirirler. Bu sefer durum farklı idi.”

Düğüne ahbap çavuşlar çağırıldı

11 Eylül 2004

“Akşam Cumhurbaşkanı’nın oğlunun düğününe gittik. Çok dedikodusu yapılan bir düğün oldu. Dedikodunun esas amacı kamu alanını önleyen CN’na misilleme yapmaktı. Sade ve güzel bir düğün oldu. Cumhurbaşkanı inandığından şaşmayan bir kişi onun için aynı tutumunu bu konuda da devam ettirdi. Düğünde bizim ahbap çavuşlar da davet edilmişlerdi. Utanmadan ve kendilerini insan yerine koyarak gelmişler. Ne Sevil ne de ben yüzlerine bakmadık. Kendime hayret ediyorum. Ben bu tip tepki verecek bir insan olmadığım gibi, insanları da seven bir kişiydim. Bunlardan bu kadar nefret ettiğime göre herhalde kendime göre haklı nedenlerim var. Utanmazlar.”

NOT: Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer’in oğlu Levent Sezer, Evren Altunay’la Eylül 2004’te evlendi. Çankaya Köşkü’nde sade bir törenle dünyaevine giren çiftin düğününe Başbakan Erdoğan katılmadı. Nikah törenine arasında, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, eski Başbakan Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit, CHP lideri Deniz Baykal ve çok sayıda davetli katılmıştı.

Her yerden Reysaş çıkıyor

02-09 Aralık 2002

4 Aralık günü müteahhit Feridun Toydemir beni görmeye geldi. İnternette yayınlanan son haberden, yani benim Yaşar’a (Org. Yaşar Büyükanıt) yazdığım mektubu sonra İlhami Paşa, Yalçın Kayatunç ile Tayfun Aksoy’u mahkemeye vermek için gelmiş. Bende kendisine bence hiçbir mahsur olmadığını ama silahlı kuvvetleri küçük düşürebileceğini bu nedenle dikkatli olmasını istedim. Konuşma sırasında bana ilginç bir konu anlattı. Senelerdir İlhami Paşa (Deniz Kuvvetleri eski Komutanı İlhami Erdil)bulunduğu bir iş toplantısında bir iş adamı Deniz Kuvvetleri’nden şikayetle son olarak bir torpito işine girelim dedik, İlhami Paşa’nın tanıdığı olan Bülent ” Ben bu işi hallederim diye bizden para aldı ama bize kimse ihaleyi vermeyince oldukça yüklü bir para kaptırmış olduk “ demiş. Anladığım kadarı ile bu bizim yaptığımız DM2A4 torpitolarının ihalesi idi ve bu ihaleye İngiliz ve İtalyanlarda katılmışlardı. Silahlı Kuvvetlerde hangi büyük ihaleyi kurcalarsanız altından REYSAŞ ve Ulusoy çıkar. Bunu herkes bilir ama kimse tedbir almaz.”

NOT: Reysaş, Türkiye’nin en büyük uluslararası karayolu, deniz ve demiryolu taşımacılık ağına sahip şirketlerinden biri. Yönetim Kurulu Başkanı Durmuş Döven.

Büyükanıt’ın önü kesilecekti

28 Ekim 2004

“Akşam evde ise başka şeyler öğrendim ve ağzım açık kaldı.

- Aytaç Paşa’ya Genelkurmay Başkanı (Orgeneral Hilmi Özkök) iki kez uzama teklif etmiş. Eğer uzasaydı Yaşar emekli olacaktı.

- Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, Yaşar’ın imar bankasında 1 milyon doları var dedikodusu üzerine TMSF Başkanı ile Yaşar’ı yüzleştirmiş. Garibimin beş kuruş parası yok ama Aytaç Paşa’nın yaptığı da doğru değil.

- Genelkurmay Başkanı’nın Yaşar’ı sevmediğini ve onu Kıvrıkoğlu’nun adamı olarak gördüğü, bu nedenle de genelkurmay başkanı olmasını istemediğini.

- Şener’in Genelkurmay Başkanı tarafından ikaz edildiğini artık herkesin bildiğini.

aktifhaber

YSK'nın kıyafet kararı protesto edildi

17:00 - İstanbul Üniversitesi önünde toplanan Anadolu Gençlik Derneği üyesi bir grup, Yüksek Seçim Kurulunun sandık başlarında görev yapacak seçim müşahitlerinin kılık kıyafetlerine yönelik aldığı karara tepki gösterdi. Eyleme destek veren Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Bekaroğlu, "2009 yılında böyle bir yasağın olması kabul edilemez. Kamusal alan, kamu alanı, devletin alanı diye bir alan yoktur. Bu deli saçması bir şey" dedi. 26.03.2009 İSTANBUL

22 Aralık 2008 Pazartesi
Örtü eylemlerinde ABD ve İsrail’e öfke


Başörtüsü yasağına karşı haftalık düzenlenen protestolar ve basın açıklamaları bütün hızıyla sürüyor

Akyazı, Kocaeli, Van ve Sakarya ile yurdun çeşitli illerinde yapılan basın açıklamalarına yüzlerce kişi katılırken, basın açıklamalarının bu haftaki genel konusu, Filistin’deki İsrail zulmü, başörtüsü mağduriyeti ve işgal altındaki Irak’a giden Amerikan Başkanı'na fırlatılan ayakkabıydı.

FİLİSTİN VE HAMAS DİRENİŞİNE SELAM OLSUN
Sakarya Dayanışma Derneği Sakarya kent merkezinde gerçekleştirdiği 171. Basın Açıklamasını dernek adına Kadrican Mendi okudu. Mendi, sözlerine "Filistin'e, Hamas'a, direnişe bin Selam" diyerek başlarken, son haftalarda İstanbul'daki camilere dönük çirkin saldırılar ve Iraklı gazetecinin Bush nezdinde dünya istikrarının suratına fırlatılan ayakkabı, açıklamada ve taşınan dövizlerde yer buldu. Mendi’nin konuşmasında 21. yaşını kutlayan HAMAS ve kuşatma altındaki Gazze'ye verilen destek ise esas gündemi oluşturdu.
"Başörtüsü, Müslüman kadının kimliğidir" "Tevhid Adalet Özgürlük" pankartları ve "dünyanın tüm zorbalarına bir ayakkabıda sen at" "solidarity with gazza we are all palestinians!" "Filistinli kardeşlerimizi siyonist-işbirlikçi ambargoya kurban etmeyeceğiz" dövizleri taşınan eyleme, çok sayıda vatandaş da destek verdi.
GİZLİ İŞKENCE MERKEZLERİNDE İŞKENCE GÖREN KARDEŞLERİMİZİN ACILARINA ORTAK OLUNMALI
Van Hak ve Özgürlükler Platformu 120.'sini gerçekleştirdikleri başörtüsüne özgürlük eylemine çok sayıda vatandaş katıldı. Eyleme platform bileşenlerinden Gökkuşağı Derneği, İnsan-Der, Erdem-Der, Memur-Sen, Mazlum-Der, VİMDER, Umut Işığı Derneği ve Anadolu Gençlik Derneği katıldı. Platform adına konuşan Umut Işığı Derneği Bşk. Yrd. Erhan Şengül, yaptığı açıklamada dünyanın çeşitli yerlerinde sıkıntı, baskı ve zorbalığa maruz kalarak direnen Müslümanlara dikkat çekti. Şengül, “Sabra’da, Şatilla’da, Halepçe’de, Cenin’de, Cenk Kalesi’nde, Ebu Gruyb’de, Guantanamo’da ve gizli işkence merkezlerinde işkence gören kardeşlerinin acılarına ortak olunmalıdır.
Siyonist tanklara sapanlarla fırlatılan taşlar, kibir ve zulmün sembolü büyük şeytanın yüzüne savrulan bir çift ayakkabı ne çok şey anlatmaktadır. Taşlar ve ayakkabılar. Onları kavrayan öpülesi ellere selam olsun.
Zalim bir ambargo altındaki Gazze aç, bîilaç. Gazze yavaş yavaş ölüyor. Ağıtlar arş'ı âlâya yükseliyor. Gazze’nin hayat damarları bir bir kesiliyor. Gazze, Peygamber dönemi Mekke'si gibi, Gazze Şib’i Ebi Talip, Mü'minler taş bağlıyorlar karınlarına, kutlu bir sevdanın bedeli olarak, insanlığın bedeli olarak” diye konuştu.
Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu ise 192. hafta basın açıklamasını gerçekleştirdi. İnanç Özgürlüğü Platformu'nun yaptığı eylemde işgalci ABD'ye ve Filistin'de kan dökmeye devam eden eli kanlı İsrail'e tepki yağdı.
KEYFÎ YASAK KARŞISINDA YILMADAN MÜCADELE EDECEĞİZ
Akyazı Başörtüsüne Özgürlük Platformu’nun düzenlemiş olduğu 98. basın açıklamasında ise Türkiye’de sürdürülen başörtüsü ayrımcılığının dünyanın birçok ülkesinde uygulanan zulmün bir benzeri olduğu belirtilirken, hiçbir yasak olmamasına rağmen Türkiye’deki üniversitelerde, üniversiteye perukla girişe dahi engel olunması sert bir dille eleştirildi. Başörtüsüne özgürlük platformu adına söz alan Mazlum-Der'den açıklamada bulunan İrfan Alemdar, şunları söyledi. "Türkiye'de devam eden, başörtülülere yönelik ayrımcı uygulamalar, Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerinde de yasakçı uygulamalara örnek oluşturmaktadır. Hiçbir yasal engel olmamasına rağmen sürdürülen bu keyfî yasak, perukla üniversiteye alınmama gibi ilginç uygulamalara dönüşmüştür. Bugüne kadar yasağın kalkmasına yönelik bütün toplumsal talepler gözardı edilmiştir. Bunlar karşısında yılmadan, kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz..."

http://anadoluhaber.blogspot.com/2008/12/rt-eylemlerinde-abd-ve-israile-

Sandık kurulu üyeleri türbanlı olamayacak


19 Mart 2009
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), siyasi partilerce bildirilen sandık kurulu üyelerinin, sandık alanının kamusal alan olması ve sandık kurullarında görev alanların da hizmet veren konumunda bulunmaları nedeniyle, sınırları yasalarla ve yargı kararlarıyla çizilmiş bulunan kılık ve kıyafet ölçülerine uymalarını istedi.
YSK Başkanı Muammer Aydın imzasıyla yayımlanan genelgede, Kurul'un konuyla ilgili geçen yıl aldığı karara yer verildi.
Genelgede, seçim takvimine göre, sandık kurullarının oluşturulma çalışmalarının tamamlandığı ve sandık kurullarında görev alacaklara bu konunun tebliğ edildiği belirtildi. Ancak, siyasi partiler tarafından sandık kurullarına üye olarak bildirilen görevlilerin, sandık alanının kamusal alan olması ve sandık kurullarında görev alanların da hizmet veren konumunda bulunmaları nedeniyle, sınırları yasalarla ve yargı kararlarıyla çizilmiş bulunan kılık ve kıyafet ölçülerine, hizmet verme süresince uymalarının zorunluluk olduğu ifade edilen genelde, bu nedenle, oy verme günü sandık kurullarında görev alacak sandık kurulu üyelerinin kılık ve kıyafetlerinin, YSK'nın söz konusu kararında belirtilen açıklamalara uygun olmasına dikkat edilmesi istendi.
21 Ekim 2007'de yapılan Anayasa Değişikliğinin Halkoyuna Sunulmasında, İstanbul Kandilli adresindeki bir okulda oy kullanan Mehmet Serhat Ünaldı'nın "sandık kurulu üyeleri içerisinde türban takan kadınların bulunduğu" gerekçesiyle il ve ilçe seçim kurullarına yaptığı şikayetin işleme konulmamas ı üzerine konuyu görüşen YSK, 29 Mayıs 2008'de sandık kurulu üyeleriyle ilgili bu kararı almıştı.
Kararda, 298 sayılı Kanunda, sandık kurulunun kamusal bir görev yaptığı ve sandık alanını kamusal bir alan olduğu hatırlatılarak, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 84. maddesinde ise Atatürk İlke ve İnkılaplarının Korunması hükmünün getirildiği, bu bağlamda; siyasi partilerin, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini korumak amacını güdeceklerinin hüküm altına alındığı anımsatılmıştı.
Kurul kararında, "Açıklanan bu yasal hükümler çerçevesinde şikayete konu edilen somut olay değerlendirildiğinde; siyasi partiler tarafından sandık kurullar ına üye ismi bildirilirken yasal ölçülere uygun nitelikteki isimleri bildirmeleri; sandık alanının kamusal alan olması ve sandık kurullarında görev alanların da hizmet veren konumunda bulunmaları nedeniyle, sınırları yasalarla ve yargı kararlarıyla çizilmiş bulunan kılık ve kıyafet ölçülerine, hizmet verme süresince uymaları gerekir" denilmişti.
YSK, bu nedenlerle; İstanbul İl Seçim Kurulu Başkanlığının s öz konusu kararını oy birliğiyle kaldırmış ve "siyasi partiler tarafından sandık kurullarına üye ismi bildirilirken yasal ölçülere uygun nitelikteki isimleri bildirmeleri; sandık alanının kamusal alan olması ve sandık kurullarında görev alanların da hizmet veren konumunda bulunmaları nedeniyle, sınırları yasalarla ve yargı kararlarıyla çizilmiş bulunan kılık ve kıyafet ölçülerine, hizmet verme süresince uymaları gerektiğine" karar vermişti.

netgazete

Seçimlerde Başörtüsü Yasağı
21 Mart 2009 08:16

Son dakikada "TC kimli no" şartı getiren YSK, şimdi de "başörtüsü" yasağı getirdi. AKP ve CHP tepkili, MHP ise destekledi...

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçim öncesinde tartışılacak kararlara imza atıyor. Kimlik numarası şartıyla oy kullanmayı zorlaştıran YSK şimdi de siyasî partilerin sandık görevlilerine başörtüsü yasağı getirdi. Başkan Muammer Aydın'ın imzasını taşıyan genelgenin, partilerin sandık kurullarında görev alacak isimleri bildirmesinin ardından gelmesi dikkat çekilci bulunuyor.


Son dakika kararına siyasî partiler tepkili. Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, sandık görevlilerinin klasik memur olarak görülemeyeceğini vurgularken BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, partilerin zor durumda bırakıldığını söyledi. DP Genel Başkanı Süleyman Soylu, "Kurul, başından beri aldığı kararlarla seçimi etkilemeye çalışıyor. Bu, planlı programlı bir proje." dedi. CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen ise, 'anlamsız bir karar' nitelemesinde bulundu. Çarşaf açılımının mimarı eski CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'in tepkisi de sert oldu: "YSK'nın bugüne kadar aldığı bütün kararlar yanlış. Tartışmalı uygulamalarla vatandaşlara çile çektiriyorlar."

Seçim Kanunu'nun 21. maddesine göre sandık kurulu bir başkan ile altı asıl ve altı yedek üyeden oluşuyor. Bu kurul asıl üyeleriyle toplanıyor. Siyasi partiler dışından getirilen asıl üyeler arasından bir başkan seçiliyor. Aynı yasanın 23. maddesine göre sandık kurulu üyeleri, o seçim çevresinde seçime katılan ve ilçede teşkilatı bulunan siyasi partilerden son milletvekilliği genel seçiminde o ilçede en çok oy almış olan 5 partinin bildirdiği üyelerden oluşuyor. YSK'nın il ve ilçe seçim kurullarına gönderdiği genelgede, sandık alanının 'kamusal alan' olduğu, sandık kurullarında görev alanların da 'hizmet veren' konumunda bulunduğu belirtildi. Sandık görevlilerinin, sınırları yasalarla ve yargı kararlarıyla çizilen kılık ve kıyafet ölçülerine uymaları gerektiği savunuldu. 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde YSK'nın böyle bir genelgesi bulunmazken, siyasi partiler adına sandık kurulunda görev alanlara kıyafet yasağı getiren herhangi bir kanun da bulunmuyor. Hukukçular, YSK'nın kanuna aykırı karar verdiğini belirtiyor. Konuyla ilgili görüşler şöyle:

Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Mehmet Turhan: YSK kamusal alanı kendine göre yorumlamış. İşgüzarlık yapmış. Bunlar devlet memuru değil, orası devlet dairesi değil. Bu mantıkla giderlerse kamusal alandır diye devletin hastanelerine de, belediye otobüslerine de yasak koyabilirler.

AKP: YENİ İCAT EDİLEN KANUNSUZ YASAK

Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu: YSK'nın bu kararı doğru bir yaklaşım değil. Siyasi partiler sivil kuruluşlardır. Sandık kurulunda çalışan insanları klasik bir memur konumunda görmek doğru değil. Kadınlar siyasi partilerde başörtülü olarak kurucu üye olabiliyor, Anayasa Mahkemesi'nin bu yönde bir kararı var. Yıllardır böyle bir yasak yoktu. Yasal dayanağı yok, neye göre yapılıyor bilmiyorum. YSK'nın, kararlarını seçime yakın tarihlerde açıklaması da doğru değil. Kararlar önceden verilmeli, siyasi partilerin ona göre hazırlık yapmaları sağlanmalı.

DP: PLANLI BİÇİMDE SEÇİM TAHRİK EDİLİYOR

DP Genel Başkanı Süleyman Soylu: Planlı programlı bir proje. Seçimi tahrik etmeye çalışıyorlar. YSK, aldığı kararlarla seçimi çığırından çıkardı.

CHP KARARI YANLIŞ BULDU

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen: Anlamsız bir karar. Kamusal alanda ancak devletin görevlendirdiği kişiler bu yasağa uymak zorundadır. Yoksa sivil vatandaşlar istediği kıyafetle sandık başında görev yapabilir. Gözlemci olarak tabii ki gönderilecek. Kim ne karışır bu kişilere.

Eski CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin: YSK'nın bugüne kadar aldığı bütün kararlar yanlış. Tartışmalı uygulamalarla vatandaşa çile çektiriyorlar. Partilerin görevlendirdiği kişiler sivildir. Kamusal alan bu kişiler için geçerli değildir.

MHP ALINAN KARARI DOĞRU BULDU

MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı: Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa'ya göre seçimlerin sağlıklı, düzgün ve düzenli yapılmasının temininden sorumludur. Kurul, böyle bir karar almışsa buna itiraz söz konusu değildir.
aktifhaber

Arınç'ın Danışmanına Şok
26 Nisan 2009 08:01
Manisa'da yağışlı hava nedeniyle ertelenen 23 Nisan törenleri dün yapıldı. Eşiyle birlikte törene gelen Arınç'ın danışmanı büyük bir şok yaşadı. Neden mi dersiniz...

Ege’de bazı illerde soğuk ve yağışlı hava nedeniyle ertelenen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenleri dün gerçekleştirildi

Manisa 19 Mayıs Stadyumu’nda yapılan kutlamalara Belediye Başkanı MHP’li Cengiz Ergün, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Naim Babüroğlu, İl Milli Eğitim Müdür Vekili Aziz Ersoy katıldı.
Tören sırasında, şeref tribününe eski TBMM Başkanı ve AKP Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın danışmanı Mehmet Büker’in iki çocuk annesi türbanlı kızı Yasemin Büker geldi. Ancak Büker, görevliler tarafından dışarı çıkartıldı. Bunun üzerine sinirlenen Mehmet Büker de, kızıyla birlikte törenden ayrıldı. Büker kendisini telefonla arayan DHA muhabirine “Gururum kırıldı” derken, Manisa Valisi Celalettin Güvenç, şeref tribününde yaşanan olaydan haberi olmadığını söyledi. Milli Eğitim Müdür Vekili Ersoy da protokol görevlisi olmadığını belirterek, “Türbanlı bir kız tribünden çıkartılmış. Ancak protokol listesini biz hazırlamadık” ifadesini kullandı.
aktifhaber

Evlilik Cüzdanında Eşi Başörtülü
06 Mayıs 2009 08:27

Eruygur'da ele geçirilen ve ek klasörlerde yer alan belgede, kimlik kontrolünde evlilik cüzdanında eşi başörtülü olan subaylar tespit edilerek sürgün edilmiş.

Ek klasörlerde yer alan Şener Eruygur'da ele geçirilen 7 Şubat 1997 tarihli ve 'Kars İl Jandarma Komutanlığı' başlıklı gizli belgenin altında, dönemin il jandarma komutanı Halil Ayan imzası bulunuyor. Belge, Erzurum Jandarma Bölge Komutanlığı'nın 5 Şubat 1997 tarihinde çıkardığı mesaj emrinin tebliği anlamını taşıyor.

Söz konusu belgede, eşlerine sağlık fişi ve askeri kimlik kartı çıkarmak isteyen askerlerin müracaatları sırasında yanlarında getirdikleri 'evlilik cüzdanları'na yapıştırılan fotoğrafların kayıtlara geçirildiği yer alıyor. Bununla birlikte eşleri tesettürlü subay, astsubay ve uzman jandarma çavuş kimlik ve görev yerlerinin bildirilmesi de isteniyor.

Aynı klasörde yer alan 'gizli' başka bir belgede ise askerlere eşlerinin giyimi konusunda baskı yapılması ifadeleri yer alıyor. İzmit'te bulunan, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı 15. Kolordu Komutanlığı'na ait belgede tarih kısmının üzeri çizilmiş. Ancak belgenin içeriğinden 28 Şubat sürecinin temellerinin atıldığı 1996 yılına ait olduğu anlaşılıyor. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Bayar'ın 23 Nisan 1996 tarihinde 3. Kolordu Komutanlığı'nın 1., 26. ve 66. Zırhlı Tugay komutanlıklarını denetlemesi sırasında gördüğü noksanlıklara binaen, üzerinde durulmasını emrettiği konuları içeren belgenin C fıkrasında şu ifadelere yer verilmiş: "Görevinde başarılı personelden eşleri çağdaş kıyafette olmayanlar, önce amirlerince çağrılarak nasihat ve ikaz edilecek. Büyüklerin örnek olması konusunda telkinlerde bulunulacak. Durumunda değişiklik olmadığı takdirde ise alınacak tedbirlere ilaveten atama teklifleri yapılacaktır."

Şener Eruygur'a ait 32. klasörde yer alan 'personel durum takip çizelgesi', 28 Şubat sürecinde asker eşlerine yönelik takibatın ne denli baskıcı olduğunu ortaya koyuyor. 1996 yılında kullanıldığı anlaşılan çizelge; giyim-kuşam tarzı, sosyal faaliyetler, propaganda faaliyetler ile müspet-mengi gelişmeler ve kanaat başlıkları altında dört ana maddede oluşturulmuş. İşte belgedeki bazı ifadeler: "Karşı cins ile tokalaşma, birlikçe yapılan aile toplantılarına katılıp katılmadığı, bayramlaşmalara katılıp katılmadığı, çay, kermes vb. sosyal faaliyetlere katılıp katılmadığı, aile ziyaretleri ve misafirliklerde haremlik-selamlık uygulaması olup olmadığı, evinde süs eşyası, biblo, resim olup olmadığı."

Evlilik cüzdanındaki fotoğraftan fişleme

Ek klasörlerde yer alan bir diğer 'gizli' belgenin içeriği ise şöyle:

1- BÖLGE Komutanlığı bağlılarında görevli bazı subay, astsubay ve özellikle uzman çavuşların, evlenme cüzdanlarına yapıştırılan eşlerinin fotoğraflarının tesettürlü olduğu tespit edilmiştir.

2- BU durumdaki personel eşlerine askeri kimlik kartı almak için müracaat ettiklerinde eşlerinin çağdaş görünümlü fotoğraflarını bu belgelere yapıştırmakta, ancak günlük yaşamında yine tesettür giymeye devam etmektedirler.

3- YAPILACAK bir çalışmaya esas olmak üzere bizzat birlik komutanlarınca; a) Evlenme cüzdanlarında tesettürlü fotoğrafı bulunan ve bu kıyafet ile yaşamlarını sürdüren subay, astsubay ve uzman jandarma çavuş kimlik ve görev yerlerinin b) Bu durumdaki subay, astsubay, uzman jandarma çavuş kimliklerinin tespit edilmesi, istendiğinden 12 Şubat 1997 tarihine kadar bildirilmesini rica ederim.
aktifhaber

Bone takmasın izin verilen açıköğretim öğrencisine üniversiteden şok mektup: "Kılık kıyafet kurallarına uymadığınız için 0 aldınız"


15 Mayıs 2009 Açıköğretim Fakültesi öğrencisi olan Hatice Demir, kıyafeti yüzünden ilginç bir mağduriyet yaşadı. Sınava başörtüsüyle girmesine izin verilen Demir, sonuçları beklerken üniversiteden gelen belgeyle şoke oldu. Yazıda 'Kılık kıyafet kurallarına uymadığınız için 0 aldınız.' deniyordu.

Sorun yaşamamak için bir şey söylenmemesine rağmen başörtüsünü çıkartıp sınava bone ile giren Hatice Demir, yine de dersten geçirilmedi. Başka bir derslikte aynı şekilde girdiği üçüncü sınavdan ise tam not aldı.

Büyük sıkıntılar çekerek eğitimine devam ettiğini söyleyen Hatice Demir, "Yaşadığım sıkıntılar hep beni kamçıladı. 4 çocuğum var ve azmimle onlara örnek olmak istiyorum." dedi. Babasının bilgisizlik sebebiyle kendisini okutmadığına dikkat çeken Demir, maruz kaldığı olayı anlatırken gözyaşlarını tutamadı: "Bunlar eğitimci ve üniversite mezunu insanlar. Onlar neden eğitimime engel olmaya çalışıyorlar?"

38 yaşındaki Hatice Demir'in birinci sınıfı geçmek için 3 dersi kalmıştı. 3-4 Nisan tarihlerinde sınava girecek ve sınıf atlayacaktı. Yenibosna İlköğretim Okulu'ndaki sınav yerine gittiğinde gözetmenler önce başörtüsüyle giremeyeceğini söyledi. Araya okul müdürü girince sorun tatlıya bağlandı. Başörtüsünü çıkartarak bone ile soruları cevapladı. Farklı bir derslikteki üçüncü sınava da aynı şekilde girdi. Ancak geçtiğimiz gün adresine gelen sınav sonuç kâğıdı ile adeta beyninden vurulmuşa döndü. İlk iki ders için 'kılık kıyafet kurallarına uymadığınız için 0 aldınız' yazıyordu. Farklı bir derslikte girdiği üçüncü sınavın karşısında ise aldığı not vardı. Kandırıldığını anlayan Hatice Demir, "Önce sınava girmeme izin verdiler sonra üzerinde '0' yazan belge gönderdiler. Üstelik sınav gözetmeni bayan da kot pantolon giyerek kılık kıyafet kuralını ihlal etmişti." diye isyan etti.

İlköğretimden sonra okula devam edemeyen genç kadın, evlenir evlenmez eşinin de desteğiyle Açıköğretim Lisesi'ne yazıldı. Ortaokul ve liseden sonra Açıköğretim Fakültesi Halkla İlişkiler bölümüne kayıt yaptırdı. Sınıfı geçmek için 3 dersi kalan Demir, başörtülü olarak sınava giremeyeceği söylenerek önce geri çevrildi, sonra sınava alındı, ardından da kılık kıyafet yönetmeliğine uymadığı gerekçesiyle sıfır ile dersten bırakıldı. netgazete

Bu Apartmanda Başörtüsü Yasak
07 Haziran 2009 12:16

İzmir'de bir apartman yöneticisi akıllara ziyan uygulamalarıyla herkesi çileden çıkarıyor. Yöneticinin son icadı ise türban yasağı...

İzmir'de kıyafet ve inanç özgürlüğünü zedeleyen ilginç bir olay yaşandı. Konak ilçesi Yağhaneler semtindeki bir apartmanın yöneticisi, 'kapıcılık hizmet yönetmeliği'ne başörtüsü yasağını da soktu. Başörtüsünü 'siyasi simge' olarak değerlendiren kadın yönetici, uyulmaması halinde işten atılma gerekçesi sayılan yönetmeliğe şunları yazdı:

"Kendisi, eşi ve çocukları takke, şalvar, takunya, kötü terlikle dolaşamaz. Eşi ve kızları, siyasal simge haline gelen türban ve benzerlerini kullanamaz. Dinî inanç ve ibadetini herkesin gözü önünde yapamaz, işlerine mazeret olarak gösteremez."

Olay Eskiizmir Caddesi'ndeki Öz-Ter Apartmanı'nda yaşandı. Çorumlu Naki Seriner, 2002 yılında göç ettiği Çeşme'de güvenlik görevlisi olarak çalışıyordu. Çocuklarının okul problemi baş gösterince geçen yıl İzmir'e taşındı ve 4 Ağustos'ta Öz-Ter Apartmanında işe başladı. Yöneticisi Figen Tüzün, kendisini işe alırken söz konusu sözleşmeyi imzalattı. Aradan 1 yıl bile geçmeden de görevine son verdi. Naki Seriner, İzmir 4. Noterliği'nden gelen 28 Mayıs 2009 tarihli ihbar mektubuyla şaşkına döndü. 'İş akdinin sona erdirildiği' tebliğ ediliyordu. Kanunen 4 ay olması gereken ihbar tazminatının 4 hafta şeklinde ödeneceği bildiriliyor, 15 gün içinde apartmandaki daireyi tahliye etmesi isteniyordu. Gerekçe olarak İş Kanunu'nun 25. maddesini ihlal etmesi gösteriliyordu. Ancak Seriner, işsiz kalmasını yönetmeliğe bağlıyor. Yöneticinin daha önce kendilerini ziyarete gelen annesine tepki gösterdiğini, kıyafetini beğenmediğini ileri sürüyor. "Üç ay önce eşimin ağabeyi ve eşi bizi ziyarete gelmişti. Yönetici, yengemizin başörtüsünü problem yaptı, çıkarmasını istedi. Birkaç günlüğüne gelen misafirlerin, uzun süre kalmamasını talep etti. Başörtüsü takmamalarını, gerekirse gelip başından alacağını söyledi. Ben de polise gittim ama bir işlem yaptırmadım. İşten kovulmamızın başlangıcı bu olaydır." diyor.

Yönetici Figen Tüzün ise yönetmelikteki hükmü savunuyor. Bunun özel bir şart olduğunu, sözleşmenin okutularak imzalatıldığını ve kapıcının o şekilde işe başlatıldığını anlatıyor. Kapıcının akrabalarının binaya gelerek uzun süre kalamayacağını dile getiren Tüzün, Naki Seriner'in kendisine saygısızlık ettiğini, kapısını tekmelediğini iddia ediyor. Tüzün, 'Türbanı siyasî simge olarak mı algılıyorsunuz?' sorusuna, 'bazı kişilerin taktığı tuhaf şeyler olduğunu, bunların hoş olmadığını ve bir kadın olarak yakıştıramadığı' karşılığını veriyor. Apartmana başörtülü gelenlere de karışmadığını vurguluyor. Apartman sakinleri ise yöneticiye itaatsizlik sebebiyle kapıcının işine son verildiğini söylüyor.

4857 sayılı İş Kanunu'nun 'Eşit Davranma İlkesi' başlıklı 5. maddesi, iş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılmasını yasaklıyor.
aktifhaber

Kızlar zorla okula geliyor, bir de başörtüsü engeli çıkarmak anlamsız
13.06.2009,
Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay, zor şartlar altında okula giden kızlar için başörtüsü engeli çıkarılmasının antidemokratik bir uygulama olduğunu söyledi. Atatürk Kültür Merkezi'nde Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) bina ve salon sorumluları ile toplantı yapan Rektör Omay, sınavda uygulanan başörtüsü yasağının antidemokratik olduğunu dile getirdi.

Rektör Omay, kız çocuklarının zor şartlar altında okula gönderildikleri bir bölgede üniversite okumak isteyenlere başka bir engelin çıkarılmasının anlamsız olduğunu ifade etti. Artuklu Üniversitesi'nin kılık kıyafet konusu olmak üzere diğer bütün konularda özgürlükçü tavrını bütün Türkiye'nin bildiğine işaret eden Omay, şunları söyledi: "Sadece bizim üniversite ile ilgili bir sınav söz konusu olsa dahi ÖSYM'nin bu kitapçıkta vurguladığı ve insan haklarına aykırı antidemokratik bazı önerilerde bulunduğu konulara başörtüsü de dâhil olmak üzere katılmam mümkün değil. Ankara'daki toplantılarda da kendilerine söyledim. Ama buna uymadığımız takdirde muhtemelen sınava girecek olan öğrencilerimiz hakkında tutulacak tutanaklarla mağduriyet söz konusu olacaktır. Kişisel olarak antidemokratik bulmama rağmen âcizane olarak bu karara uymamız gerektiğine inanıyorum. ZAMAN

Liseli Şeymanur, Kılıçdaroğlu'na 'başörtü'yü sordu


22 Haziran 2009 Konya'nın Akşehir ilçesinde Akşehir ilçesinde düzenlenen Yörük-Türkmen Kültür Şöleni'nde CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, bir lise öğrencisinin başörtüyle ilgili sorularını yanıtladı.
Şölen alanındaki çadırları ziyaret ederek vatandaşlarla resim çektirip sohbet eden Kılıçdaroğlu'na, şölen alanındaki başörtülü bir genç kızın sorular yöneltti. Kılıçdaroğlu, bir Fen Lisesi öğrencisinin başörtü sorusuna, "Bizim iktidarımızda göreceksiniz başörtüsü sorunu da kendiliğinden çözülecek" şeklinde konuştu.
Konya Fen Lisesi 2. sınıf öğrencisi Şeymanur Örs'ün de aynı soruyu yönetmesi üzerine Kılıçdaroğlu, "CHP iktidar olduktan sonra böyle bir sorun kalmayacaktır. İki temel öge var. Çünkü biz inançların ve ırkların siyasete alet edilmesini istemiyoruz" dedi.
Örs'ün, "Yani tamamen çıkarılsın istiyorsunuz" demesi üzerine Kılıçdaroğlu, "Hayır öyle bir şey demedim bakın. Çünkü siyaset inancın konusu değildir. Biz dini ne olarak algılarız. Dini olduğu gibi kabul ederiz. Tartışmayız dinimizi değil mi?" karşılığını verdi.
Örs, "Yani iş konuşmaya gelince ne güzel konuşuluyor ama iş icraata gelince nedense benim başörtüm bir çok şeye engel oluyor gibi davranılıyor. Bu da bana çok ilginç geliyor açıkçası" derken, Kılıçdaroğlu da insanların dini değerleriyle yargılanamayacağını söyledi. Kul ile Allah'ın aramasına kimsenin giremeyeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, "Siz üniversiteye gitmekle sadece üniversitede mi ibadet ediyorsunuz. Hayatın her alanında her yerinde insanlar Tanrı'ya Allah'a ibadet ederler. Allah ile birlikte olurlar. Sizin ne zaman ibadet ettiğinizi yine biz bilemeyiz" dedi.
Şeymanur Örs'ün "Yani taviz tavizi doğruyor. Sonra biz başımızı açıyoruz. Daha sonra başka tavizler geliyor. Ben mahal verilmesini istemiyorum. Bir tane ibadetimize engel olunduğunu zaman diğerleri peşinden geliyor" demesi üzerine Kılıçdaroğlu, "Şunu yapmalıyız. Devlet iki alanda kör olmak zorundadır. Bir din iki ırk alanında. Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olduğunda bu sorunun de kendiliğinden ortadan kalktığını göreceksiniz" diye konuştu.

netgazete

"Örtünüyorsan Çirkin Kadınsın..."
22 Temmuz 2009 15:20

Nihal Bengisu Karaca “Örtülen kadın çirkindir” ve “Mülayim olmayan kadının örtünmesi yetmez” tartışmaları üzerine tokat gibi bir yazı yazdı...

Habertürk gazetesi yazarı Nihal Bengisu Karaca “Örtülen kadın çirkindir” ve “Mülayim olmayan kadının örtünmesi yetmez” tartışmaları üzerine bir köşe yazısı yazdı. Karaca Vakit gazetesi yazarı Yavuz Bahadıroğlu’nun “Başını örtmek kadın olmaya yetmez” iddiasına da cevap verdi.

Nihal Bengisu Karaca Habertürk gazetesindeki köşe yazısında türbana iki farklı bakış açısını ele alıyor. Görüşlerden ilki Ayşe Arman’ın örtünerek yaptığı geziler sonrası savunduğu “Örtünen kadın çirkindir” tezi. Bir diğeri ise Vakit gazetesi yazarı Yavuz Bahadıroğlu’nun şahsına yönelttiği “Başını örtmek kadın olmaya yetmez” eşleştirisi.

Örtülü Kadının Kimliği

Örtünme üzerine

Sözde nezaketiyle ismimi vermeden beni hedef aldığı daha doğrusu beni cemaate şikayet ettiği adrese teslim yazısında mülayim üslubu olmayanı, merhameti, hamiyeti olmayanı “Başörtüsü” kadın yapmaz demiş… Bakın hele… Birine göre örtünüyorsan çirkin kadınsın, diğerine göre dilin uzunsa kadın bile değilsin

Karaca, Bahadıroğlu’nun hedefine niye yerleştiğini ise şu sözleri ile açıklıyor:

Bahadıroğlu’nun kadınlıktan olduğu gibi cibilliyet, tıynet, edep gibi daha bir dizi nitelikten zevkle ihraç ettiği şahsımın büyük günahı aylar önce Hüseyin Gülerce’nin sarf etti “İslam’ın şartı beştir, ama başörtüsü bunlar arasında yer almıyor” sözüne gösterdiğim tepki. İslam’ın şartı beş mi? Başlıklı yazım…

Karaca’nın Vakit gazetesi Bahadıroğlu’nun “Başını örtmek kadın olmaya yetmez” iddiasına yanıtı şu sözlerle devam ediyor.

Hüseyin Gülerce’ye abartılı salvolar yaparak birilerine göz kırpacaksınız… Ve her nasılsa benim Hüseyin Gülerce’nin cümlesinin yıldır bildiğimiz, inandığımız, emir ile tartma çabam, bu cümleyi ele almam, tıynetimin, karakterimin, samimiyetimin sorgulanmasına neden olacak ama sizin Gülerce’ye yaptığımız genellemeci, itham edici tutumunuz mertlik yüreklilik olacak. Yılların kalemi ama vicdanı yok….
aktifhaber

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri: "Bir kadının başörtüsü takması ya da takmaması onun seçim hakkı"

03 Ağustos 2009 Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Irene Han, bir kadının başörtüsü takma ya da takmasının onun kendi seçim hakkı olduğunu belirterek, "Devletin sorumluluğu, bir kadına ne giyeceğini seçmesi konusunda bir düzenlemeye gitmek değil, ona, bu seçimini herhangi bir zorlama ya da şiddete maruz kalmadan yapabileceği bir ortamı sağlamaktır" diye konuştu.
Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfında (SETA) konferans veren Han, Uluslararası Af Örgütünün başörtüsü konusundaki tutumunun çok açık olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Kadınları başörtüsü takmaya veya Suudi Arabistan ve İran'da olduğu gibi vücutlarını örtmeye zorlamak ne kadar yanlışsa, onlardan, Türkiye'deki kurumlarda ya da Fransa'daki okullarda giymemelerini istemek de bir o kadar yanlış. Kadınları başörtüsü takmaya ya da takmamaya zorlayan yasalara katılmıyoruz"

netgazete

25 Eylül 2009 Cuma
Kazakistan’da başörtüsü özgürlüğü

Kazakistan Adalet Bakanı Raşid Tusupbekov, ülkenin gündemine bir okul müdürü ile bir öğrencinin tartışmasıyla giren başörtüsü sorununa dair açıklama yaptı.

Kazak Adalet Bakanı Raşid Tusupbekov, Kazakistan yasalarında okullara başörtüsüyle girmenin yasal olarak herhangi bir sakıncası olmadığını belirtti.

Adalet Bakanı, Kazakistan yasalarında okullara başörtüsüyle girmenin yasal olarak herhangi bir sakıncası olmadığını belirtti. Izvestiya gazetesinin haberine göre 2009 yılının Mayıs ayında Kazakistan’ın Jambil eyaletinin merkezindeki okullarından birisinde eğitim alan 8. sınıf öğrencisi ile okul müdürü ve yönetimi arasında sorun yaşandı. Öğrenci başörtülü olduğu gerekçesiyle derse alınmadı ve başörtüsünü çıkarmaya zorlandı.

Eğitim Bakanlığı’nın Taraza müdürlüğü de okul yönetiminin kararına uyarak başörtü yasağını başlattı. Ancak Kazak Adalet Bakanı Raşid Tusupbekov ise kişisel internet sitesinde bu konuda verilen soruyu cevaplayarak okulda başörtüsü takılmasının mevcut Kazakistan yasalarına aykırı olmadığını açıkladı. Tusupbekov, “Kazakistan’da okullarda başörtüsü konusunda yaşanan olayı ilişkin şu bilgiyi veriyorum. Anayasa’nın ‘inanç ve dini cemaatlar’ yasasını göz önünde tutarak mevcut yasanın giyim kuşam konusunda herhangi bir sınırlandırma getirmediğini ve bu yasanın okul öğrencileri için de geçerli olduğunu hatırlatıyorum” dedi.
anadoluhaber

Karaelmas Üniversitesi'ne başlarını açıp girebildiler
[img]http://www.netgazete.com/images/news/634345_1.gif [/img]
14:30 - Eğitim döneminin başlaması ile üniversite öğrencileri tatilin ardından okulların yolunu tuttu. Üniversitelerin bazıları resmi açılış törenlerini yaparken bazıları da resmi açılış törenlerini önümüzdeki günlerde gerçekleştirecek. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'nde de dersler başladı. Ancak üniversiteli öğrencilerin türban sorunu hala sürüyor. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi önünde güvenlik görevlilerinin engeline takılan türbanlı kız öğrenciler görevlilerle süren görüşmelerinin ardından saçları açık şekilde okula girebildi. 28.09.2009 ZONGULDAK netgazete

Etiketler: başörtüsü, kazakistan tazak Karaelmas Üniversitesi'

CHP başörtüsü için 'ulema'ya gidiyor
24 Ağustos 2010, 14:09Anadolu Haber
Kılıçdaroğlu türban raporu hazırlanması talimatını verdi. Çalışmayı yürüten CHP PM üyesi Ayata, AİHMin türban konusunda verdiği kararı inceliyoruz. Din adamlarıyla da toplantı yapacağız dedi.

Genel Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra “türban” konusundaki söylemleri nedeniyle eleştirilen Kemal Kılıçdaroğlu, “türban raporu” hazırlanması talimatı verdi. Çalışmayı CHP PM üyesi ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Sencer Ayata’nın yürüttüğü öğrenildi.

Ayata, “Uzlaşmaya dayalı, hiçbir kesimi rahatsız etmeden, hiçbir kesimin de zafere ulaştıgını düşündürtmeden uzlaşma mümkün mu bunun yanıtını arıyoruz” dedi.

Ayata, yaptığı açıklamada, Türkiye’de özellikle bazı konuların analiz etmeden uzak tartışmalar olduğunu belirterek, türban konusuna hassasiyetle yaklaştıklarını vurguladı. “Türban” konusuna çok taraflı bakmak istediklerini kaydeden Ayata, bu çerçevede yapılanları şöyle özetledi: “Bu çalışma uzun süredir devam eden ama araya referandum çalışmalarının girmesi nedeniyle durakladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin türban konusunda verdiği karar incelendi. Yine Türkiye’de türbana ilişkin kararlar.. Referandum süreci nedeniyle ertelendi. Ancak hedefimizde din adamları ile bir toplantı yapmak da var. Din adamlarının türban konusundaki görüşlerine de başvurmak istiyoruz. Uzlaşmaya dayalı, hiçbir kesimi rahatsız etmeden, hiçbir kesimin de zafere ulaştıgını düşündürtmeden uzlaşma mümkün mu bunun yanıtını arıyoruz.”

Ayata, çalışmanın uzun soluklu bir çalışma olduğunu ve referandum sürecinin ardından hız verileceğini belirterek, “Türban konusu her yönden inceleyip, analiz edeceğiz daha sonra MYK’ya sunacağız” dedi.

Sencer Ayata raporu hazırlıyor

CHP’nin türban raporunu hazırlayan Sencer Ayata, eski Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Prof. Ayşe Güneş Ayata’nın eşi. ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Ayata, CHP’nin 2010 yılındaki 33. Olağan Kongresi’nde en yüksek ikinci oyu olarak Parti Meclisi’ne seçildi.
vatan

Kılıçdaroğlu'nun Türban Formülü!!!
29 Ağustos 2010
Kılıçdaroğlu, başörtüsü sorununa ilişkin çözüm formülünü SSK Genel Müdürü olduğu günlerde bulmuş. Nasıl mı?..
“Türbanı çözeceğiz” diyenCHPGenel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürlüğü dönemindeki uygulamalı türban çözümü ortaya çıktı. Kılıçdaroğlu’nun ÖSYM sınavını kazanan türbanlı hemşire adaylarının atamalarını yapmadığı, buna karşın sınavsız açıktan pekçok kişiyi atadığı raporlara geçti. Kılıçdaroğlu’nun genel müdürlüğü döneminde uyguladığı türbana çözüm(!) formülü, SSK’nın teftiş kurulu raporlarında yer alıyor.

SINAVI KAZANDI AMA KADRO ALAMADI

SSK Başmüfettişi Oğuz Tor imzalı, 19.6.2000 tarihli rapora göre, 1998’de türbanlı fotoğraflarla atama başvurusu yapan iki hemşirenin ataması başı açık fotoğraf veren adaylardan sonra gerçekleşti. Rapora göre hukuki dayanaktan yoksun şekilde ‘Kılık Kıyafet Yönetmeliğine uymadığı’ gerekçe gösterilerek Trabzon Hastanesi’ne yerleştirilen hemşire Fatma Avcı ve Fatma Şahan’ın ataması başı açık fotoğraf çekildikten sonra gerçekleşti.

SSK GENEL MÜDÜRÜ DE PAY SAHİBİ

Atamalardaki hukuksuzlukların da yer aldığı raporda, “Önemli bir husus da sınav kazandığı halde bazı kimselerin branşı itibarıyla ataması yapılmazken, benzer durumda bir çok kişinin sınavlı ve sınavsız atamasının yapılmasıdır” denildi. 18 yaşını doldurmayan ve üst yaş sınırı olan 35 yaşından büyüklerin atamasının yapıldığının belirtildiği raporda, hukukun bertaraf edildiği aktarılarak belli bir eğilime bağlı referanslar üzerinden atama yapıldığı, hukuksuzlukta SSK Genel Müdür ve Yardımcılarının da pay sahibi olduğu vurgulandı.

Kaynak: Star

"Çocuklarınızı Okula Başörtüsüyle Gönderin"
23 Eylül 2010, 09:30Anadolu Haber

Başörtüsü mağdurları Platformu: Çocuklarınızı inancınız gereği okula gönderin çağrısında bulundu...

Başörtülü öğrencilerin üniversitelere girmesi önündeki yasaklar devam ederken İlköğretimde geçen yıl başlayan başörtüsü direnişinin bu yılda devam edeceğini belirten İlköğretimde Başörtüsü mağdurları Platformu: “Çocuklarınızı inancınız gereği okula gönderin” çağrısında bulundu.

2010–2011 Eğitim ve öğretim sezonu 20 Eylül 2010 tarihinde başlıyor. Okulların açılmasına sayılı günler kala açıklamalarda bulunan İlköğretimde Başörtüsü mağdurları Platformu'ndan İbrahim Gökdemir, ders zili başlamadan önce tüm duyarlı öğrenci velilerine seslenerek, inancı gereğince çocuklarını başörtüleri ile okullara göndermeleri çağrısında bulundu.

ÇOCUKLARIMIZI MÜSLÜMANCA YETİŞTİRMELİYİZ

Çocukların maddi her türlü tehlikeyle beraber manevi tehlikelere de karşı da korunması gerektiğinin altını çizen Gökdemir, “Anne ve babalar olarak çocuklarımıza dünyevi her türlü tehlike ve tehditlerden korumak için nasıl can siperane gayret gösteriyorsak daha çok çocuklarımızın maneviyatını korumak ve Allah'a karşı sorumluluklarını hatırlatmakla görevliyiz. Çocuklarımızın bizim isteğimiz ve inançlarımız doğrultusunda eğitim görmeleri için duyarlı olmalı ve kamuoyu oluşturarak yasakçı zihniyeti zorlamalıyız” diye konuştu.

VELİLERE AÇIK ÇAĞRI

Çocuklarımızın inancı gereği başörtülü olarak okula giderken başta idareciler olmak üzere öğretmen ve öğrenciler karşısında uğrayacağı mağduriyet ve ezikliği yaşamamaları için çağrıda bulunan Gökdemir, “İlköğretimin zorunlu olduğu ve temel anayasal bir hak olduğu bir gerçektir. Geçen eğitim öğretim döneminde Diyarbakır ilimizde inançlarının gereği olarak örtünen ilköğretim çağındaki kız öğrencilerimiz okullarına başörtüleri ile derslerine girmişler ve hiçbir engelle karşılaşmadan eğitimlerini sürdürmüşlerdir. Velilerimizin çocuklarını ilköğretim çağında okula gönderirken özelikle kız çocuklarını başörtüleri ile göndermeleri, buna engel olanların yasal zeminde suç işlediklerini anayasal hak gaspına sebebiyet verdikleri bilinmelidir” dedi.

Özcan: Kanun açık herkes istediği kıyafetle girebilir
3 Ekim 2010

YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, referandum sürecinde anamuhalefet partisi ile hükümet arasında polemik konusu haline gelen türbanla ilgili konuştu.

Özcan 2547 Sayılı YÖK Kanunu’nda bulunan, “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir” ifadesinin yer aldığı ek 17. maddeyi hatırlattı ve şunları söyledi: “Ek 17. madde orada duruyor zaten. Herkesin istediği kıyafetle girebileceğini söylüyor. Bence bir yasal değişikliğe gerek yok. Zaten madde orada... Kanun maddesi bu. ‘Bu haktır’ diyeceksin, ‘kızım, herkes girebilir’ diyeceksin. Neden anayasa ile diyelim.”
Stargazetesi

İster türban de ister başörtüsü
Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr

İŞTE sonunda CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da bu geyiğe katıldı.

O da “türban” ile “başörtüsü” ayrımı yapmış...

Kemal Bey ve onun gibi düşünenlere göre...
“Başörtüsü” ile “türban” arasında şu türden farklar var:
“Başörtüsü” saçın bir kısmını açık bırakır ama “türban” tamamını örter.
“Başörtüsü” anneannelerimizin örtüsüdür ama “türban” sonradan ortaya çıkmıştır.
“Başörtüsü” yerlidir ama “türban” yabancı...
* * *
Diyelim ki öyle... Diyelim ki bunların hepsi doğru...
O zaman bunları söyleyenlerin...
Kılık kıyafet konusunda “ille de yerli olsun” diye tutturmaları...
Anneanneleri ya da dedeleri gibi giyinmeleri...
Ve de nerelerin nerelere kadar örtüneceğine karışabileceğine ses etmemeleri...
Gerekmez mi?
Aslında ortada bir isimlendirme sorunu falan yok...
Adına ister türban diyelim, ister başörtüsü, hiç önemli değil...
Önemli olan şu:
Sen üniversite çağına gelmiş bir genç kızın kılık kıyafetine karışmaya kendinde hak görüyor musun, görmüyor musun?
* * *
Biraz kışkırtıcı olacak ama ben şu “başörtüsü / türban ayrımı geyiği”nin saçmalığıyla ilgili şunu söyleyeceğim:
“Ben başörtüsüne karşı değilim, türbana karşıyım” demek ile “Ben kadınların etek giymesine karşı değilim, anneannem de etek giyerdi. Ben kadınların mini etek giymesine karşıyım... Çünkü mini etek yerli değildir, anneannem de hiç giymezdi” demek arasında çok ciddi bir mahiyet farkı yoktur.

Hürriyet

Bu Zulme Dur Demenin Vakti Gelmedi mi?
03 Ekim 2010,
Anadolu Haber

Bitlisin Tatvan ilçesinde Okula başörtülü gitmek isteyen ilköğretim öğrencilerini okula almayan okul müdürü,başörtülü çocukları okula almamam yönünde, emniyet birimlerince tehdit edildim dedi

Bitlis'in Tatvan ilçesinde Okula başörtülü gitmek isteyen ilköğretim öğrencilerini okula almayan okul müdürü, “başörtülü çocukları okula almamam yönünde, emniyet birimlerince tehdit edildim” dedi. Kızını başörtülü olarak okula almayan idarecilerle yaşadıklarını anlatan veli Medeni Akgün, olayı basına taşıdıktan sonra okul müdürünün kendisine “çocuklarını getir okula alacam” dediğini, birkaç gün okula başörtülü gittikten sonra çocukları tekrar okula almaktan vaz geçtiklerini söyledi. Tüm ısrarlarına rağmen çocuklarını okula almadıklarını ifade eden Akgün “Müdür Bey ve orada bulunan mahalle muhtarı İstihbarattan kendilerine tehdit geldiğini söylüyor. Hatta mahalle muhtarını aramışlar ve ' Muhtar! Senin, mahallende neler olduğundan haberin yok mu? Diyerek gözdağı verdiklerini bizzat bana söylediler” dedi.

Çocukları Alırım Ama…

Gülcan ve Zerda Akgün kardeşlerin velisi Medeni Akgün Okul müdürüne kurallar çerçevesinde davranması gerektiğini, bu durumda suç işlediğini söylediğini belirterek, “Müdür Bey'e, 'yarın (29.09.2010) noter ve polis eşliğinde kızımı okula getireceğim. Siz o durumda da almayın ki ben bunu resmileştireyim ve mahkemede sunabilecek bir delilim olsun. Siz de mahkemede çocukları okula almayışınızın sebebini söylersiniz' dediğim de müdür bey bana 'yarın böyle bir durumla beni karşı karşıya bırakırsanız çocuğu alırım ancak bir sonraki gün yine kapının önüne koyarım' dediğini belirtti.

Kızımdan Dolayı da Bana 975 TL Para Cezası Geldi

Daha önce de bu sıkıntıyı büyük kızı Gülcan için yaşadıklarını söyleyen baba Medeni Akgün, “Evlatlarının hem eğitimden mahrum edilmesinin hem de bu hukuksuzluğun kendilerinden kaynaklanıyormuş gibi hareket edilmesinin kabul edilemeyeceğini belirtti.

Akgün “Bundan 2 yıl önce kızım Gülcan Akgün'de 2. sınıfa geçtiğin de başörtüsüyle gitmek istedi. Biz de isteğini kırmadık ve kızımın başörtülü gitmesini istedik. Ancak o zaman da kızım Gülcan okula alınmadı ve eğitimi 2. sınıfta kesildi. Tüm çabalarımıza rağmen çocuğumu okula almadılar. Geçen hafta bana kızımı okula göndermediğim gerekçesiyle 975 TL para cezası gelmiş. Ben bu adaletsizliği kabul edemiyorum. Günlerce okul önüne kızımı götürdüğüm halde hem kızımı almadılar. Hem de suçu bana isnat edercesine para cezası kestiler” dedi.

Başka Mağduriyetler de Var

Tatvan'da mağdur olanın sadece kendisi olmadığını belirten Medeni Akgün Daha önce de buna benzer bir mağduriyete şahit olduğunu belirterek eğer önü alınmazsa bu tür keyfi uygulamalardan mağdur olacak ailelerin sayısının giderek artacağını dile getirdi. Akgün “Dumlupınar İlköğretim Okulu'nda okuyan İzzettin Çötlü isimli bir tanıdığımın da kız çocuğu aynı şekilde, çocuğun başörtülü olması bahane gösterilerek okula alınmadı. Çocuğun başörtülü okuması talebine karşı, çocuğu okula almamakla birlikte, aileye çocuğun devamsızlığı bahane gösterilerek 975 TL para cezası geldiğini ifade etti.

Bu Güne Kadar Bu Okulda Böyle Bir Sorun Yaşanmadı!

Konuyla ilgili olarak kendisiyle görüştüğümüz Okul Müdürü Sabri Orak, bu güne kadar kendi okullarında böyle bir olaya şahit olmadıklarını sözü edilen velinin de devamsızlıktan dolayı kendisine gelen para cezasını ödememek için böyle bir bahanenin altına sığındığını iddia etti. Ancak tanımadığını söylediği Medeni Akgün hakkında “Ben onun hareketlerinden hiç hoşlanmamıştım. Tavırlarından bu işin içinde başka bir niyet olduğunu sezdim” şeklinde niyet okuyuculuğu dikkat çekti. Çocukların okula gelmesi durumunda derse alınacağını belirten Orak'ın bir haftalık tanışıklık sürecinden sonra tekrardan kız çocuklarını okula almaması ve noteri kabul etmemesi kafalarda soru işareti bıraktı.

Bu Zulme Dur Demenin Vakti Gelmedi mi?

Mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesini talep eden Medeni Akgün “Başbakan ve Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum. Bizi en iyi siz anlarsınız. Sizin de çocuklarınız bu sıkıntıları yaşamadılar mı? Bu zulme bir dur demenin vakti gelmedi mi? Ermeniler gelip kiliselerde rahat rahat ayin yapıp gidiyor. Bunun güvencesini sağlıyorsunuz da, bizim kız çocuklarımızın inançları gereği rahatça okullarına gitmelerini neden sağlamıyorsunuz? Bunu sizin vicdanlarınıza bırakıyorum” diye konuştu

Ya türban Türkiye'nin gündeminden düşerse...
AVNİ ÖZGÜREL
05/10/2010

Yıllar önce BBC’de ‘Dünyadaki Saçmalıklar’ adlı yapıma tesadüf etmiştim. Vakit geçsin diye açtığım TV’deki bir program sunucunun konuşmasından sonra ekran kırmızıya dönünce dikkatimi çekti, beklemeye başladım... Görüntü saniyeler içinde değişti. Kırmızılığın rüzgârla dalgalanan kumaş olduğu seçildi önce, ardından beliren ay-yıldızla bunun Türk bayrağı olduğu. Sonra bayrakla kaplı bir tepside Atatürk büstü taşıyan genç kız belirdi. Fonda deniz ve bir güverte görüntüsüyle çerçeve tamamlandı.. Taka kıyıya yanaştı, genç kız dikkatli adımlarla rıhtıma çıkınca resmi erkân hazır ola geçip büstü selamladı.. Ve sunucunun final cümlesi: ‘Türkler Atatürk’ün 1919’da İstanbul’dan Anadolu’ya gelişinin yıldönümünü kutluyor!..’
Ne zaman türban tartışması gündeme gelse ve ne zaman saçları tamamen açık genç kızlar laik cumhuriyet açısından tehdit oluşturmazken inançları gereği saçlarını örtmek istediklerini söyleyen genç kızların durumunun rejim açısından tehlike teşkil ettiği münakaşalarını işitsem yukarda anlattığım anım ve bizim büyük bir ciddiyetle sürdürdüğümüz tartışmayı yabancıların hangi duygularla izledikleri sorusu aklıma takılır..
Laik cumhuriyet açısından genç kızların saçının ne miktarda görülmesi uygundur? 1 cm görünmesi kâfi midir, yoksa 3 ya da 5 cm mi olmalı açıklık? Keza başörtüsünün nasıl bağlanmasının münasip olacağı meselesi.. Örtünün ‘geleneksel’ denilen tarife uygun bağlanmış olması sorun oluşturmazken farklı bağlama biçimlerinin rejim krizine varan boyuta tırmanışı..
Çakal diye hayvan var.. Avını öldürdükten sonra toprağa gömüp çürüten, birkaç gün bekleyip çürüttükten sonra yiyen bir hayvan..
Pek çok sorun karşısındaki tavrımız buna benziyor.. Herkese ‘Lanet olsun’ dedirttikten, konuyu mundar ettikten sonra çözüyoruz..
Alın işte: Siyaseti yıllar yılı meşgul eden mesele şimdi YÖK’ün aldığı idari kararla çözüm yoluna giriverdi..
İnanıyorum ki CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu belki parti tabanının duyarlılıklarını yansıtan açıklamalar yapacak ama Türkiye’yi ferahlatacak uygulamayı engellemek için hukuk kapısını zorlamayacak..
Geriye bakıp sormak hakkımız değil mi: Madem bu kadar basitti çözümün önünü açmak, neden bunca zaman kavga ettirdiniz millete?

Radikal

Kılıçdaroğlu Şarabı Reddetti
18 Eylül 2010
Kılıçdaroğlu Kalecik festival alanında ikram edilen şarabı reddetti
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Kalecik'te festival alanını gezerken kendisine bir üretici tarafından meşhur Kalecik Şarabı ikram edildi.

Doktorunun yasakladığını söyleyerek şarap ikramını geri çeviren Kılıçdaroğlu, daha sonra ise başka bir stantta turşu yedi.

Festivalde, CHP Genel Sekreteri Önder Sav ve Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay da hazır bulundu. aktifhaber

Gandi Türbanı Kafasında Çözmüş
06 Ekim 2010
Referandum sürecinde halkın karşısına çıkıp 'türban sorununu biz çözeriz' diyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, YÖK'ün yazısına karşı adım atmayacaklarını bildirdi.
Kılıçdaroğlu'nun tavrını yorumlayan Milliyet yazarı Fikret Bila "Kılıçdaroğlu türbanı kafasında çözmüş" diye yazdı. Bila,CHPlideri ile daha önce yaptıkları bir televizyon programını hatırlatarak Kılıçdaroğlu'nun çok önemli bir cümlesine dikkat çekti: "Anayasa'da veya YÖK Yasası'nda yasaklayıcı bir hüküm yok."

Bila'nın bugünkü yazısına göre, Kılıçdaroğlu, 'Anayasa ile kıyafet düzenlemez' diyor. İşte Bila'nın yazısında o bölümler: "CNN Türk'te Murat Yetkin'le birlikte yaptığımızAnkaraKulisi'ne konuk olan Kılıçdaroğlu'na bu konuyu (türban) hatırlatınca, CHP'nin biranayasa değişikliğiveya yasa düzenlemesi önerisinin bulunmadığı anlaşıldı. Kılıçdaroğlu, "anayasayla kıyafet düzenlenmez" diyerek böyle bir çalışmaya ihtiyaç olmadığını belirtti.

Zaten sorun yok

Biraz daha deşince CHP lideri Kılıçdaroğlu'nuntürbansorununu kafasında çoktan çözdüğü de anlaşıldı. Kılıçdaroğlu'na göre CHP, kimsenin kıyafetiyle, başörtüsüyle, türbanıyla, başını bağlama biçimiyle ilgili değildi. Bu konuda özgürlükçü yaklaşımı benimsiyordu ve CHP liderine göre üniversitelerde zaten fiili olarak bu sorun çözülmüştü. Türbanlı öğrenciler engellenmiyordu, şikâyet konusu olmuyordu. Sorun kendiliğinden çözülmüştü.

CHP'nin tutumu

Kılıçdaroğlu, türban konusunda CHP'nin çizgisini tamamen değiştirmiş görünüyor. TürbanınAnayasa Mahkemesikararıyla engellendiğini anımsattığımızda, "Anayasa'da veya YÖK Yasası'nda yasaklayıcı bir hüküm yok. Konu, Anayasa Mahkemesi'ne götürüldüğü için bu karar çıktı" değerlendirmesini yaptı. Bu yaklaşım Kılıçdaroğlu'nun bu yöndeki düzenlemeleri Anayasa Mahkemesi'ne götüren eski CHP çizgisini benimsemediğini, onaylamadığını gösteriyor. CHP liderinin türban konusundaki bu tutumu, bu konuyu laiklik ilkesiyle ilişkili görmediğini de ortaya koyuyor." aktifhaber


06 Ekim 2010
Türbanlı Kızların Unutamadığı O An

YÖK'ün kararı ile üniversitelere ilk kez giren öğrenciler şaşkınlık ve heyacanı bir arada yaşarken, isimlerinin sorulması ve alındığı o anı unutamıyor.
İkinci sınıfta okuyan türbanlı bir öğrenci iki senedir ilk defa dün türbanla derse girebildiğini belirterek, şunları anlattı: “Geçen sene sadece yemekhaneye türbanla giriyorduk. Derslerde türbanı çıkarıyorduk. Bugün (dün) birkaç dersime türbanla girdim. İlk defa kendimi üniversiteye ait hissettim. Pratik dersinde asistanlar yanıma gelip ‘şapka takarak gir yoksa hakkında tutunak tululur’ dedi. Ben de o derse mecburen şapka ile girdim. Onun dışında üç ayrı dersim daha vardı. Bu derslerden birinde hoca, benle birlikte başörtülü diğer arkadaşın isimlerini aldı. Herhalde tutanak tuacak.

‘Sizi Kandırıyorlar’ Dedi

Ayrıca hoca ‘başörtü konusundaki yasa hakkında kandırılıyorsunuz. Sizi kullanıyorlar’ gibi cümleler kullandı. Bu konu hocanın insiyatifinde olmamalı. Ben bilemem ki, hangi hoca türbana karşı diye.

Başörtülü girdiğim derste, ders sonuna kadar kalbim küt küt attı. Dersi rahat dinleyemedim, tedirgindim, stres altındaydım. İsmimi alan hoca ders işleyişini sevdiğim bir hoca. Aynı anda aynı derse yönelik başka bir hocanın dersi daha vardı. Bu yasalar Türkiye’ye yakışmıyor. Demokratik bir ülkede bir metre kumaş yüzünden ülkenin altını üstüne getiriyorlar.Şu anda YÖK’ün verdiği karar yarım yamalak bir karar. Öğrenciye özgürlük tanımıyor. Hakkımda tutanak tulursa ne olacak, disipline, okuldan atılmaya kadar gidebilir.”

Kötü Hatıralar

Tıp fakültesinde beşinci sınıfta başı açık bir kız öğrenci “Bu sene öğrenciler başörtüsüyle girebiliyor. Artık her şey kırılmaya başladı. Değişmeyecek dediğimiz şeyler değişmeye başladı. Geçen senelerde öğrenciler ve öğretmenler arasında şapka konusunda inatlaşma oluyordu. Geçtiğimiz yıl birçok öğrenci inatla şapka ile derse girmek istediği için dersten çıkarılmıştı. Haklarında işlem başlatılmıştı” derken, bir diğeri de “Bence serbest kalması lazım. Bir öğrenci geçen sene cerrahi dersine şapkayla girmişti. Hoca derse geç gelip onu fark edince, kızı dersten çıkardı. ‘Bu şekilde olmaz çık’ dedi. Kız da ‘hayır çıkmayacağım’ dedi. O zaman hoca da ‘ben dersten çıkarım’ deyip dersi bırakıp gitti” diye konuştu.

Zaten Yasaktı

Fakültenin asistanlarından biri de ‘dersten çıkarma uygulamasını’ anlattı: “Aslında yasal olarak önceden de sınıftan öğrenci atamıyordunuz. Ancak bir şekilde kılıfına uydurulup öğrenciler dersten çıkarılıyordu. Şimdiye kadar gördüğüm hastaların yüzde 50’si başörtülüydü. Ben nasıl hastalarım arasında böyle bir ayrım yapmıyorsam, öğrencilerde de bu böyle olmalı.”

Radikal

Özcan'dan Başörtülü Öğrenciye Garanti
13 Ekim 2010
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, hiçbir öğrencinin başörtüsü sebebiyle sınıftan çıkarılamayacağını söyledi.

Özcan: Sınıftan çıkarılan öğrenciler bize başvursun

Faruk Saraç Tasarım Meslek Yüksekokulu'nun akademik yılı açılış törenine katılmak üzere Bursa'ya gelen Özcan, üniversitelerdeki başörtüsü serbestisi konusundaki soruları cevaplandırdı.

Selçuk Üniversitesi ve Trabzon KTÜ'de bazı başörtülü öğrencilerin sınıfa alınmaması, Aksaray Üniversitesi'nde ise ek yerleştirme için giden bir kız öğrencinin başörtüsü sebebiyle içeri alınmamasını değerlendiren Prof. Dr. Özcan, üniversitelerde başörtüsü diye bir sorunun kalmadığına dikkat çekti. Özcan, "Bu öğrencilerimiz bir dilekçe ile bize şikâyetlerini bildirsinler, biz gereğini yaparız. Artık üniversitelerimizde başörtüsü diye bir problem yok." dedi.

Başörtülü öğrencilerin başörtüsüzlere 'mahalle baskısı' yapacağı şeklindeki söylemlerin yersiz olduğunu kaydeden Özcan, "Bu asla gerçekleşmez. Aynı şekilde başı açık öğrencilerde başörtülülere baskı yapmaz. Ben buna kefilim. Bunu CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na da söyledim." diye konuştu.

"18 yaşına gelmiş kızlara nasıl giyinmeleri gerektiğini söylemenin onur kırıcı olduğunu" belirten YÖK Başkanı, şöyle konuştu: "Başörtüsü konusunda herkes uzlaşmacı bir noktaya geldi. Artık üniversitelerimizde bu sıkıntı konuşulmayacak." aktifhaber

"Herkes özgürce herkes okusun istiyoruz"
20 Ekim 2010



Dün saat 07.30 sıralarında Dumlupınar mahallesindeki Kanuni İlköğretim Okulu'nda başörtüsü ile okula girmek isteyen Tuğba Y. babası ile okula gitti. İddialara göre, başörtüsü ile okula girmek isteyen 13 yaşındaki öğrenciye okul yetkilileri izin vermedi. Baba Hüseyin Y. kızının okula alınmadığıyla ilgili tutanak istedi ancak verilmedi. Baba Hüseyin Y. ısrarlarını artırdı ancak sonuç alamadı.

Baba- kız okuldan ayrılıp 200 metre uzaklıktaki evlerine döndü. Bir şekerleme fabrikasında işçi olarak çalışan 3 çocuk babası Hüseyin Y., kızının başörtülü alınmadığı için okula gitmediğini söyledi. İlköğretimde dahil okullarda başörtüsünün serbest olmasını isteyen Hüseyin Y., "Herkes istediği şekilde zaten giriyor. Kızım da kendi iradesiyle başını örttü. Artık okula bu şekilde gitmek istiyor. Okul yönetimiyle ilgili savcılığa suç duyurusunda bulanacağım." diye konuştu.

Kızının bir yıldan bu yana başörtülü olduğunu ve bunu da kendi iradesi ile gerçekleştirdiğini anlatan Hüseyin Y. şunları söyledi: "Okula gitmesini ben de istiyorum. 5. gündür okula alınmıyor. İsteği ile örtündü. Ailece yanında olduğumuzu söyledik. 3 gün ben gittim. Almadılar, tutatak tutun dedik ancak olmadı. Bize istediğiniz yere şikayet edin diyorlar. Akıl baliğ olmuş bir çocuk örtünmesi gerektiğini kendisi düşünüyor. Üniversiteli ve ilköğretimli olması farketmiyor. Bu süreci bekleyeceğiz."

Okul yetkililerinin kendisi ile görüşüp kızının başörtüsünü çıkarıp eğitime devam etmesini istediklerini anlatan Hüseyin Y. "Artık takılmış, tak-çıkar olmaz. Türbanı çıkarsın devam etsin dediler, kabul etmedik. Çocuğun kendi kararıdır. Bir seneye yakındır söylüyor zaten. Üzülerek okula gidiyordu." dedi.

Başörtüsünün tüm alanlarda serbest olmasını istediğini kaydeden Hüseyin Y., "Herkes özgürce herkes okusun istiyoruz. Başı açık okuyorsa kapalı da okusun. Bunları dışlayarak bir yere varamayız. Okuma haklarını sürdürmelerini istiyoruz." diye konuştu.

Başörtülü okumak istediğini söyleyen Tuğba Y. ise yasağın her yerde kalması


En son Ekim tarafından Pts Eyl 28, 2009 10:04 pm tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Prş Ağu 20, 2009 10:54 pm    Mesaj konusu: 100 AKP Gerçeği Alıntıyla Cevap Gönder

100 AKP Gerçeği
Ayvalık Kuvayi Milliye Grubu
20.08.2009

1. Başbakan Erdoğan bir Amerikan gazetesine yazdığı makalede Irak'a savaşmaya giden ABD'li askerlere dua etti: "Irak'ta savaşan ABD'li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz."
"We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties, and the suffering in Iraq ends as soon as possible."
By Recep Tayyip Erdogan
The Wall Street Journal
March 31st, 2003

2. Dışişleri Bakanı Gül "Dünya barışı için, barışı korumak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir." dedi. (http://www.milliyet.com/2006/05/16/siyaset/siy03.html )

3. Yirmibeş İslam ülkesinin sınırlarını değiştirip hepsini Irak gibi yapma projesi olan ABD kaynaklı BOP'la ilgili Sayın Gül'ün görüşü: "Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye'nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek." (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181295)
Not: Vatandaşlarımızın % 72'si BOP'u tehlikeli görüyor. (25.07.2004 – Yeni Şafak)

4. Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın diyor ki:
"Ben Avrupa'ya gittiğimde kiliseye çok giderim, büyük zevk duyuyorum."
(II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri cilt:2 sayfa:375)

5. Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı yapılan Sayın Mehmet Aydın, İslam dinini Müslüman olmayanlara tebliğ etmeye 'en DİNSİZCE hakarettir' dedi:
"Bazı müslüman kardeşlerimiz diyor ki yahu bir fırsat düştü, müslümanlığı anlatalım hıristiyanlara; Allah belki hidayetini gösterir. (Diyalog çalışmalarında)… işin ucunda bilmem adam kazanmak, üye kazanmak varsa, açıkçası bu bir din mensubuna yapılacak en DİNSİZCE bir hakarettir." (II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri cilt:2 sayfa:322)

6. ABD Savunma Bakan yardımcısı Paul Wolfowitz:
"Biz Irak'a müdahale konusunda tereddüt ediyorduk, Tayyip Erdoğan bize cesaret vermiştir." (Irak işgalinden üç ay önceki Türkiye ziyareti esnasında yaptığı açıklamadan.)

7. Erdoğan, AJC örgütünden bugüne kadar "cesaret ödülü" alan 10 kişi içinde Yahudi olmayan tek kişi.
Tayyip Erdoğan'a "cesaret ödülü" veren "American Jewish Congress" (AJC) adlı kuruluş, WJC'ye bağlı. Theodore Herzl tarafından Dünya Musevilerini bir "ulusal yurda" kavuşturma amacıyla 19. yüzyıl sonunda kurulan "World Jewish Congress" (WJC) İsrail devletini kurmakla amacını gerçekleştirmiş bir Yahudi teşkilatıdır. Daha önce AJC tarafından 10 kadar kişi ödüle lâyık görülmüştü; bunlar arasında İsrailli veya Musevi olmayan tek kişi Tayyip Erdoğan. Listede İsrail'in önemli bütün başbakanları var. Türkiye başbakanına bu ödülün verilmesi de, verildiği mekân da anlamlı: HSBC bankasının New York merkezi… (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2004/SUBAT/05/tkivanc.html)

8. Bush, Erdoğan'a "Sen ne harika bir adamsın" dedi. (You are a great man) Kasım 2004

9. Çeçenler Rusların dilinde terörist. Erdoğan 3 Kasım seçimi sonrası AKP genel başkanı olarak 170 kişilik heyetle ziyaret ettiği Rusya'da teröre karşı işbirliğinden söz etti.

10. Erdoğan genel başkan sıfatıyla gittiği Çin'de de şöyle dedi:
"Tek Çin anlayışını destekliyoruz. Çin'in toprak bütünlüğü konusunda Türkiye'nin herhangi bir tereddüdü yok, saygısı vardır. Terörün dini, milleti, ırkı olamaz."
(Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan'ı kendi toprağı sayıyor. Özgürlük mücadelesi veren 30 milyon Uygur Türkü kardeşimize de terörist diyor. Tayyip Bey'in sözü bu manada nasıl değerlendirilecek?)
(Tayyip Erdoğan, diline pelesenk olduğu üzere, Pekin'de de "Han, Mançur, Moğol, Doğu Türkistanlı, Tibetlisi ile Çin bir büyük mozaiktir. Bu da büyük zenginliktir" demeliydi (!) alıntı)

11. Yurtdışı turları ve ilginç temasların ardından Erdoğan, milletvekili oldu. Aradan dört buçuk yıl geçmesine rağmen AKP "Acil Eylem Planı"nı bile tatbik edemedi.

12. Kuzey Irak'ta askerlerimizin başına çuval geçirildi. Buna ciddi hiçbir tepki gösterilemedi.

13. Üstelik ağır ve ciddi çuval olayı sonrası "ABD'ye nota verecek misiniz?" sorusuna başbakan şöyle veciz(!) bir cevap verdi: "Bu müzik notası değil. Öyle aklınıza her estiğinde verilmez. Ağırlığı ve ciddiyeti vardır." ( http://www.hurriyet.com.tr/agora/article.asp?sid=1&aid=2257 )

14. Erdoğan'dan enteresan bir açıklama: "Amerika'nın düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi; Diyarbakır işte bu proje içinde bir yıldız, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım."
(15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek Programı) 18.02.2004. Hürriyet Gazetesi, sayfa: 20.

15. Sözde Ermeni Soykırımı meselesinde Dışişleri bakanlığı, yetersiz kaldı. Üstelik Sözde Ermeni soykırım yasasını kabul eden ülkelere yenileri eklendi: İsviçre (2003), Slovakya (2004), Hollanda (2004), Polonya (2005), Litvanya (2005), Arjantin (2006)…

16. 1 Mart Tezkeresi reddedilmesine rağmen, bir genelgeyle, ABD'nin savaş araç-gereçleri Türkiye üzerinden nakledildi.

17. İsrail'in talebiyle ve onun güvenliği için, kamuoyuna rağmen Lübnan'a asker gönderildi.

18. Başbakan Erdoğan, İspanya Başbakanıyla beraber Medeniyetlerarası İttifak(!?) eşbaşkanı oldu. (Medeniyetler arası ittifak, Dinlerarası diyaloğun diğer bir ismidir.Gösterilen tepkiden dolayı, medeniyetler arası ittifak ifadesi kullanılıyor.)

19. Başbakan Erdoğan, BOP'un da (Büyük Ortadoğu Projesi) eşbaşkanı oldu. İkinci başkan, Bush.

20. Erdoğan, Gül ve bakanların baskısına rağmen 1 Mart tezkeresine 'hayır' diyen milletvekilleri, 22 Temmuz seçiminde aday gösterilmediler.

21. Tezkereye 'evet' denmesini isteyen Erdoğan "Her zaman 'hayır'da hayır yoktur. Rahat olun, gelişmeler kontrolümüzde" dedi.

22. Erdoğan, tezkere geçse de geçmese de ABD'nin harekatta kararlı olduğunu belirterek, Türkiye'nin 2003 yılı içinde 73 milyar dolar borç ödemesi olduğunu söyledi ve tezkerenin çıkmaması halinde Türkiye'nin ekonomik olarak çok sıkıntıya gireceğini ifade etti. (Hatta Erdoğan'ın "Tezkereye hayır diyen, bana hayır demiş olur"… "Tezkere geçmezse memur maaşlarını ödeyemeyiz" dediği ifade edildi.)

23. Devlet Bakanı Ali Babacan, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, tezkerenin yararlarını sıraladı: "ABD ile her platformda stratejik ortaklığımız artarak gelişir."
(Irak'a ve Iraklılara yapılanlar da mı?)

24. AKP önderleri tezkerenin geçmemesi durumunda olacakları da hatırlattılar:
"Tezkereyi reddetmemiz Müslüman ülkelerden destek bulsa da dünyada etkili bir güce sahip olan Yahudi lobisinin desteğini kaybederiz."

25. Irak savaşında ABD'ye verilen destek, KREDİ pazarlığına dönüştü.
Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında Başbakanlık'a giden Dışişleri Müsteşarı, ABD Büyükelçisi Pearson'ın getirdiği ABD önerilerini hükümetin onayına sundu. (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=66614)
• Türkiye'nin asgari "6 milyar dolar hibe", "20 milyar doları bulan kredi" ve "ticaret desteğini" içeren seçenek üzerinde durduğu, bu seçeneğin hibe bölümünü artırmak üzere pazarlık ettiği öğrenildi.
• 92 milyar dolarlık bir kayıp faturası gündeme getiren Ankara, 2003'te 25, sonraki dört yılda 15-17 milyar dolar desteğe ihtiyaç duyulabileceğini belirtti. ABD, Türk ekonomisini ayakta tutma güvencesi verdi.

26. CIA'nin işkence uçakları hava sahamızı ve hava limanlarımızı kullandı. (www.aksiyon.com.tr)

27. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül açıkladı: "Irak savaşında ABD , İncirlik'i kullandı ve buradan 4 bin 990 sorti gerçekleştirdi." (Vecdi Gönül'ün "Los Angeles World Affairs Council" adlı kuruluşun düzenlediği konferansta yaptığı "Avrasya'da değişen güvenlik ortamı ve Türkiye'nin stratejik önemi" konulu konuşmasından.) AA

28. Erdoğan ve Gül, 29 Ekim 2004 tarihinde AB Anayasası'nı imzaladılar. Nerede? "Bütün Türkler yok edilmeden Hristiyan dünyası rahat etmeyecek." diyen Papa Cixtus'un (1585-1590) heykeli altında, manevi huzurunda…

29. AB müzakere haberi, Kızılay'da gündüz gözüne havai fişeklerle kutlandı.

30. Erdoğan "Küresel sorunlarla mücadelede dünyanın ABD'ye ihtiyacı olduğunu; Türkiye ile ABD'nin temel hedeflerinin örtüştüğünü" söyledi. (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/HAZIRAN/11/p01.html )

31. AKP milletvekili Ömer Çelik, kadınları tecavüze uğrayan ve ülkesi işgal edilmiş Iraklı direnişçilere: "Katiller sürüsü!" dedi. (21.08.2004 – Vakit)

32. Erdoğan'ın danışmanı Cüneyd Zapsu, Amerikalılara Tayip Erdoğan hakkında, "Bu adamı kullanın!" dedi.
İşte American Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşundaki konuşmanın teyp kaydı:
This man is an honest man. And he has his own beliefs and he is true to his beliefs. Please try to… I'd say "exploit" (sömürmek,istismar etmek, kendi çıkarına kullanmak) is a bad word, but kullanmak or use… (Zapsu burada Türkçe kullanmak sözcüğünü telaffuz ediyor ve İngilizce nasıl denir anlamında dinleyicilere bakıyor ve bir Türk dinleyicinin hatırlatması üzerine sözlerine devam ediyor) take advantage of this man. Because this person has so much credibility, because of his own beliefs in the Muslim world and he believes in the Western style democracy. I think instead of pushing him down, putting him to the drain, use… Here and in Europe you should take advantage of that. This is my offer… (http://www.milliyet.com.tr/2006/04/12/siyaset/axsiy02.html)

33. En büyük ortaklarından biri Yunan Kilisesi olan National Bank af Greece (NBG), ülkemizden banka satın aldı. (Fakat aynı Yunanistan, Ziraat Bankası'nın Atina'da şube açmasına izin veriyor mu?)

34. Başbakan Erdoğan; "etnik, coğrafi ve dini temele dayalı ekonomik birliktelikleri, küreselleşme sürecinin reddettiği bir durum olduğu için, doğru bulmadığını" söyledi.Etnik denilen: Orta Asya Türk Devletleri. Coğrafi denilen: Komşularımız. Dini denilen: İslam Ülkeleri… (AB ile ABD bize yeter denilmek mi isteniyor?)

35. 4928 No.lu ve 15.07.2003 tarihli Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'da 'cami' kelimesi 'ibadethane' olarak değiştirilerek apartman kiliselerinin önündeki yasal engel kaldırıldı.
(25173 sayılı Resmi Gazete - Yayın tarihi:19 Temmuz 2003 Cumartesi)

36. Van Akdamar Kilisesi'nin onarımını Başbakan gizlice denetledi. (Peki ama niçin gizli?..)
Erdoğan, Hakkari'den Van'a gelirken beklenmedik bir şekilde Van Gölü üzerindeki Akdamar Adası'na indi. Görevli bekçinin dışında hiçbir yetkilinin bulunmadığı adaya konan helikopterden inen Erdoğan ve beraberindeki bakanlar, Ermeni Kilisesi'ndeki restorasyon çalışmalarını inceledi. Hakkari'den havalanan diğer 2 helikopter, Van Ferit Melen Havaalanı'na inerken protokol üyeleri bir süre Erdoğan'ın içinde bulunduğu diğer helikopteri bekledi.
(Yetkililer, Başbakan'ın Akdamar Adası ziyaretiyle ilgili ısrarlı soruları cevapsız bıraktı.) 21.11.2005
• Bu denetlemeden 16 ay sonra (Kur'an Kursu yıkımından 5 gün önce), onarılan kilisenin açılışı gerçekleştirildi.
3 yıl süren bu kilise tamiratının yaklaşık 3milyon YTL'ye (3 trilyon lira) mal olduğu belirtildi.

37. "Kur'an Kursu Yıkımı" ülke tarihinde bir ilk oldu.
Tarih: 3 Nisan 2007 (Mevlid kandilinden 3 gün, Akdamar Kilisesi açılışından 5 gün sonra…
Yer: Kasımpaşa ( Sayın Erdoğan'ın mahallesi…
• Yüzlerce polisin hazır bulunduğu yıkımda cemaate biber gazı sıkıldı.
• Yıkımı Beyoğlu Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekipleri yaptı.
• Büyük Piyale Kur'an Kursu, "yürütmeyi durdurma kararına rağmen" yıkıldı.
(30 günlük yürütmeyi durdurma kararı: İstanbul 5. İdare Mahkemesi. Esas No: 2007/647)
• Tüm ısrarlara rağmen yıkım için okullar kapanana kadar (2 ay) beklenmedi.

38. Kur'an Kursu Yıkımına şöyle gelindi:
• "Piyalepaşa Câminin etrafının açılması için Anıtlar Kurulu'nun kararıyla kursun kaldırılacağı" bildirildi.
• Dernek mensupları, aylar süren koşturmacayla ilgililerle görüştüler. "Bu kursta 1959'dan beri binlerce talebeye hizmet verildiğini, yıkımın yanlış olacağını, kendilerine proje ve imkân verilirse, kursu, câminin mîmârî yapısına uygun hale getireceklerini" söyledilerse de kabul ettiremediler.

39. Yıkımla ilgili tavırlar gittikçe sertleşti. Önce çözümden bahseden Bakan Mehmet Ali Şahin sonra tavrını değiştirdi. Zira parmaklar yukarıları işaret ediyordu. Şöyle ki:
• Dernek mensupları, vakıfların kendisine bağlı olduğu Bakan Mehmet Ali Şahin'le görüştüler. Bakan Bey, derhal İstanbul Vakıflar Bölge Müdürü'yle görüştü. Görüşme bittikten sonra da dernek mensuplarına, "Kur'an kursunun yıkımının yanlış olacağını" söyledi ve "Rahat olun" deyip uğurladı.
• Ancak Bakan Bey, daha sonra İstanbul'a bir geldiğinde, "Kur'an kursu binasının câmiyi kapattığını" söylüyordu.

40. Kur'an Kursunu yıkanlar, kursun kaçak olduğunu söyleyerek kamuoyunu yanılttılar. "Derneğe başka bir yer gösterdik kabul etmediler " yalanını söylediler. İşte o yerler (!):
• Sinan Paşa Câmii'nin avlusundaki tamamlanmamış bina.
(Hem burası hakkında da yıkım kararı vardı; hem de yıkımdan sonra burayı da vermeyeceklerini söylüyorlardı)
• Kulaksız'daki Okçular Tekkesi ile Okçular Tekkesi'nin yanındaki top sahası.
(Bu iki yer daha önce Beyoğlu Belediyesi'ne verilmişti. Belediye "Buraya çivi bile çaktırmam" diyordu.)
• Sütlüce'deki Elif Tekkesi (Büyükşehir Belediyesi burayı da kesinlikle vermeyeceğini söylüyordu.)

41. Kur'an Kursunu yıkanlar KUL HAKKINA ne kadar dikkat ettiklerini göstermiş oldular.
Çünkü Kur'an kursunun bulunduğu vakıf arsası, dini ilimlerin okutulması için vakfedilmişti.
Vakfın dini hükmü şudur : Bir yer, ne şartla vakfedildiyse kıyamete kadar o iş için kullanılır.Vakfedenin istediği şart, Allah'ın emri gibidir… Bu vebalin altından kim kalkabilir?
Yıkılan Kur'an kursunun ne için yapıldığı hakkında tarihi kayıt: "Piyale Mehmed Paşa; cami, medrese, tekke, sıbyan mektebi, türbe, çarşı, hamam ve sebilden kurulu bir külliye yaptırmıştır." (Beyoğlu Belediyesi Web Sitesinden)

42. İçişleri Bakanlığı'nın emri ile, Papa Jean Paul'ün ölümü dolayısıyla tüm yurtta bayraklar yarıya indirildi. İçişleri Bakanlığı, 8.4.2005 Cuma günü tüm resmi dairlerde gündoğumundan-günbatımına bayrakların yarıya indirilmesini istedi.
Emir örneği için: (http://www.istanbul.gov.tr/images/docs/emir.doc)
• Papa için Rusya'da bile bayraklar yarıya inmedi (!?) (Ortodokslar ya, o yüzden indirmemişlerdir…
• Diyanet İşleri Başkanımız vefat etse hangi ülke bayrağını yarıya indirir?
• Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanı vefat etse AKP bayrakları yarıya indirtir mi?
• Laik bir ülkede müslümanlar aleyhine Papa için bu ayırım niçin yapılır?
• Milli sembolümüz olan bayrağımızın yalnızca bir dinin ruhani lideri için yarıya indirilmesi, o dini kayırma anlamı taşımıyor mu?

43. Yeni Papa 16. Benedict'in sevgili Peygamberimiz'i eleştiren sözlerine ciddi bir karşılık verilmedi.
• "Muhammed kılıçla din yaymaktan başka ne yapmıştır…" sözünün alıntı olduğunu söyleyen papaya, hiçbir yetkilimiz "SAYIN PAPA, ÖYLEYSE PEYGAMBERİMİZLE İLGİLİ SİZİN GÖRÜŞÜNÜZ NEDİR?" diyemedi.

44. Önce Papa'yla görüşmeyeceğini söyleyen Başbakanımız, aksine Papa'yı uçağın merdivenlerinde karşıladı.

45. Erdoğan, "Yahudi karşıtlığı utanç verici bir akıl hastalığının tezahürüdür, katliamla sonuçlanan bir sapkınlıktır" dedi. (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/HAZIRAN/11/p01.html)
Sorulmaz mı: İslam karşıtı papayı düşmanca konuşmasının ardından uçak merdiveninde karşılamak nedir?

46. Orman Bakanı Osman Pepe'nin danışmanı Tacettin Ural, yazmış olduğu kitaba "Papa Bir Puttur" ismini verdiği için bizzat Bakan tarafından istifa ettirildi.

47. AKP iktidarı, Danimarka'da yayınlanan ÇİRKEF KARİKATÜRLERE gereken tepkiyi gösteremedi.

48. Eyüp Belediyesi'nin Pierre Loti Kahvesi'nin bulunduğu tepeye "Eyüp Sultan Tepesi" adı verilmesi teklifi, Büyükşehir Belediye Meclisi ve Kadir Topbaş tarafından reddedildi. (14.02.2007 – Zaman)

49. Kapalıçarşı'da, Başkan Topbaş'ın misafiri yabancı belediye başkanlarına ilahi eşliğinde içki ikram edildi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, ev sahipliğini yaptığı 4. Dünya Belediye Başkanları Zirvesi'nde toplantıya iştirak eden belediye başkanlarına 14.04.2007'de Kapalı Çarşı'da yemek verdi.
Birlikte Yaşamak Konseri adı altında 'Demedim mi demedim mi? Gönül sana söylemedim mi?' 'Allahu Allah' ve 'Aşkın Ateşinde Yanalım Dost Dost' isimli ilahiler söylenirken içkiler de su gibi aktı.
İslam ülkelerinden gelen Suudi Arabistan'ın Uhud Belediye Başkanı, İran'ın Tebriz Belediye Başkanı, Sudan, Nijerya, Endonezya gibi ülkelerden gelen belediye başkanları yemeklerini tamamlamadan Kapalı Çarşı'dan ayrıldı.

50. Erdoğan 2002 seçimi öncesi Of'ta şöyle dedi: "Türkiye'de 30'a yakın etnik grup ve 4 hak dine mensup herkesi kucaklıyoruz". (http://www.yenisafak.com/arsiv/2002/temmuz/12/p3.html)
Erdoğan birden fazla hak din ifadesini 3. Din Şûrâsı'nda da tekrarladı: "Bütün gerçek din ve inançlar, insanlığı hayra, iyiliğe, güzelliğe çağırmıştır." (21/9/2007 Vakit)
(Halbuki Kur'an'a göre tek hak din İslamdır. Bütün peygamberler İslam peygamberidir.)
Kur'an'da Hz. İbrahim için "Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir MÜSLÜMANDI" deniyor. (Âli İmran, 67)
Yine Şûrâ Suresi 13. ayette İbrahim, Musa ve İsa peygamberlere gönderilenle peygamberimize gönderilen dinin aynı olduğu ifade edilmektedir. Birden fazla hak din olduğu söylense de: "Allah katında din İslam'dır" (Âli İmran, 19)

51. Antalya'da Dinler Bahçesi açıldı. (Aralık 2004)

52. Şanlıurfa'ya da "Dinler Parkı" açmaya kalktılar. Urfalıların Dinler Parkı'na tepki göstermesi üzerine proje "Halepli Bahçe" adıyla değiştirildi.

53. Müslümanları belirli mahfillere şikayet eden Tayyar Altıkulaç'ı milletvekili ve TBMM Milli Eğitim Komisyonu başkanı yaptılar. (Altıkulaç'ın şikayetlerinin yer aldığı belge: Kenan Evren ve Konsey üyelerine sunulan Diyanet İşleri Başkanlığı Brifingi 1981, sayfa:77-80.)

54. İslami cemaatlerden kopan ve onlarla mücadeleye girişen bazı kişiler seçimlerde liste başı yapıldı. Hemde seçmen desteği olmamasına rağmen ve kitleleri küstürmek pahasına.
Bunlardan bazıları, aday adayı dahi olmadıkları şehirlere kontenjandan yerleştirildi.
Bu adayları istemeyenler; telefon, faks, mektup yoluyla tepkilerini AKP genel merkezine iletti; ama nâfile…

55. Camilerden elektrik ve su parası alınmaya başlandı. (Oysa kiliseler bu parayı ödemiyor.)
İlginç olan, önceki hükümetlerin çekindiği bu uygulamaya AKP'nin 2005 yılında başlaması.
Derneği olan camiler, şu anda faturalarını ödemeye çalışıyor. Peki kiliseler ibadethane değil mi, niçin ödemez?

56. Yüzlerce talebe yurduna mülkiyetine bakılmasızın el koymak için yasa teklif edildi. Vakıf, dernek, hatta şahsa ait binaları işgal anlamına gelen korkunç maddeyi, tepkiler üzerine tasarıdan çıkarmak zorunda kaldılar.
(Tasarı yasalaşsaydı bu YURTLARI boşaltmayan kişi ve dernekler, mülki idare tarafından 3 ay içinde tahliye edilecekti.) (www.basbakanlik.gov.tr/docs/kkgm/kanuntasarilari/101-1262.doc) "Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı" Madde 35
• Bu yasa teklifini cumhurbaşkanlığı ile ilgili MAĞDURİYET EDEBİYATI'na sebep olan süreçte verdiler.
(Birileri (!) AKP ile uğraşırken, "Bildiri mağduru(!) AKP"nin vazifesi dindar kesimle uğraşmak mı olmalıydı?)

57. AKP, gömleğini çıkardığı Milli Görüş'ü de terör listesine almıştı. (Tabii ki yanlışlıkla!)
4 Nisan 2003 Cuma günü hükümet, "Türkiye-Almanya Arasında Terörizm, Örgütlü Suçlar ve Büyük Önemi Haiz Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşması"nı onaylanmak üzere Meclis'e sevk etti.
11 maddelik bu anlaşmada "Milli Görüş Teşkilatı" terörist örgütler arasında sayılıyordu.
Almanya Federal Cumhuriyeti (AFC) İçişleri Bakanı Dr. Otto Schily'nin 3-4 Mart 2003 tarihindeki Ankara ziyaretinde bu anlaşma karşılıklı imzalanmıştı. (Bir bakanımız, anlaşmayı okumadan imzaladığını söyledi.) Eh, gözden kaçmış…

58. Genelkurmay başkanı Özkök "İslam devleti de, İslam ülkesi de değiliz" dedi.
Başbakan yorumladı: "Kendi düşüncelerini söylemiş." (Ama başbakanımız kendi görüşünü açıklayamadı.)
(Harp Akademileri Komutanlığı Yıllık Değerlendirme Konuşması, 20 Nisan 2005, Hilmi Özkök)

59. Erdoğan, yeni AKP genel merkezindeki motiflerin Yahudi sembollerine benzediğini kabul etti:
"Ankara Selçuklu medeniyetinin yansımaları olduğu bir ilimiz. Ayrıca Osmanlı'dan da mimari uslüba bağlı kaldık, bunun yanında cumhuriyet çizgilerini katarak bu hale getirdik. Selçuklu yıldızları, Yahudi yıldızlarını da çok andırıyor."
(http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=248953)

60. AKP'li Belediye Başkanı Kadir Topbaş: "Ayasofya turizme açılmış, tekrar camiye çevirelim demek gereksiz bir polemik." dedi. (29 Şubat 2004 – Pazar Postası)

61. Erdoğan, Rotaryen toplantısına katılan ilk başbakan oldu.
• Ali Babacan da masonik bir kuruluş olan Bilderberg toplantısına katıldı.
Vakit Gazetesi, 17.05.2003 (Yorum yok; çünkü orada neler konuştuğunu bilmiyoruz…

62. 'AKP, sulandırılmış İslam projesiyle geldi' iddiasını haklı gösteren bir olay:
Başbakanın başdanışmanı Cüneyt Zapsu'nun eşi, kadın-erkek aynı safta namaz kıldı.
Beyza Zapsu "Cuma'yı ben kıldırayım. Türkiye'de bir ilk olsun." dedi.

63. Türkiye'de ilk defa Siyonizm Konferansı yapıldı. Theodor Herzl, Milli Kütüphane'de anıldı. (7.12.04 – Vakit)

64. AKP'li belediye başkanı Kadir Topbaş, Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Masonlar Locası'nın toplantısına katıldı. (14.12.2004 – Vakit)

65. Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Masonlar Locası'nın üstadı Asım Akin 22Temmuz'da AKP'yi destekleme emrini masonlara tebliğ etti. Bu, uluslararası bir talepti. İşte masonların gerekçeleri:
"Şayet AKP'nin önü kesilirse, sıcak para ülkeyi terk eder ve ekonomik kriz gündeme gelir." (http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6721)

66. AKP'li Bülent Arınç, Rotaryanlara "Siz veren elsiniz, öpülecek elsiniz" dedi. Rotary rozeti takan Arınç, plaketini 2430. bölge Guvernörü'nün elinden aldı. (18.052003 – Vakit)

67. Türkiye Ermenileri Patriği II. Mesrob, 22 Temmuz seçimlerinde AKP'yi destekleyeceklerini açıkladı. (http://www.yenisafak.com.tr/politika/?q=1&c=2&i=48782&Ermeni/Cemaati/se%C3%A7imlerde/Ak/Partiyi/destekleyecek)

68. AKP'li Beyoğlu Belediyesi tarafından hazırlanan "Kültürleri Buluşturan Kent 22" adlı kitapta, alkollü içki teşvik ediliyor. (18.02.2004 - Vakit)

69. Umuma açık içkili yerlerin okullara uzaklığı 200 metreden 100 metreye indirildi. Turizmi teşvik kapsamında olan yerlerde ise mesafe şartı aranmayacak. (4.4.2004 – Türkiye)

70. AKP'den bir ilk: Gay ve Lezbiyen Filmleri Festivali'ne onay verildi. (27.09.2004 –Vakit)
"Outistanbul 1. Uluslararası İstanbul Gay ve Lezbiyen Filmleri Festivali"

71. Aile Sağlığı adı altında bazı okullarda "eşcinsellik" dersi verildi. Tepki gelince uygulama durduruldu. (16.03.2007 – Zaman)

72. Türkiye'nin ilk eşcinsel oteli açıldı. (31.05.2007 – Posta)

73. AB mevzuatına uygun Türk Gıda Kodeksi yayınlandı. "Çiğ Kırmızı Et ve Hazırlanmış Kırmızı Et Karışımları Tebliği" Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/4716801_p.asp)
• Domuz ve yaban domuzu kasaplık hayvanlar arasına alındı.

74. AKP'nin meclisten geçirdiği TCK'nın 230. maddesi: "Aralarında evlenme olmaksızın dini nikah yapanlar, 6 aya kadar hapisle cezalandırılırlar." (2004)
• Peki ya nikahsız yaşayanlar? Cezası yok, çünkü: "Zina suç olmaktan çıkarıldı." (2004)
• Iğdır valisi açıkladı: "Fuhşun suç sayılmaması ve yaygınlığı yüzünden namuslu kadınlarımız neredeyse sokağa çıkamaz hale geldi." (23.11.2005 – Vakit)

75. Başbakan "Çocuğum işsiz" diyen vatandaşı "Senin çocuğun da işsiz kalsın! Otur, otur! Bana kişisel sorunlarını getirme…" diye azarladı. (AKP Keçiören İlçe Kongresi) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=182616
• "Lan…Sus…Hadi ananı al git buradan!" diyen başbakanın arkadaşları da benzer üslupla konuştular:
Tarım Bakanı, çiftçilere hitaben: "Gözünüzü toprak doyursun." dedi.
Maliye Bakanı: "Babalar gibi satarım." dedi.
AKP Urfa Milletvekili, sel mağduru vatandaşı şöyle azarladı: "Fazla konuşma!"

76. Zaman zaman "Savcılar ne güne duruyor?" diye yakınan AKP yönetimi, Şemdinli davası savcısını harcadı. (Adalet Bakanı tarafından HSYK'ya sevk edilen savcı Sarıkaya, meslekten ihraç edildi.)

77. Erdoğan'ın talimatıyla 2006 yılında yargıç ve savcılara %50'ye varan oranlarda zam yapıldı. (Asgari ücretliler "AKP çekindiği kurumlara mı zam yapıyor?" diye sormaya başladı.)
• Daha yakınlarda AKP'ye gereken teşekkürü(!) yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'yu arayan Bülent Arınç zam müjdesini şöyle vermişti: "Tasarı hazırlandı. Komisyonlardan hızlı şekilde geçirilip, en kısa sürede Genel Kurul'dan geçirilecek." (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4495113.asp?m=1&gid=69)

78. Başbakan Erdoğan, İHL ve meslek liseleri hakkında "Biz hükümet olarak bu bedeli ödemeye hazır değiliz" dedi.
Birlik Vakfı'nca İstanbul Grand Cevahir Oteli'nde düzenlenen 'Meseleler ve Çareler' konulu sempozyum. (http://arsiv.sabah.com.tr/2004/07/04/siy105.html)

79. Din Kültürü kitaplarına Hz.Musa'nın, Hz. İsa'nın ve Sevgili Peygamberimizin resimleri kondu. (2004)

80. Din Kültürü kitaplarında mezhep sayısı 4'ten 5'e çıkarıldı.
(Bakınız: Orta Öğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı 11. Sınıf, MEB Yayınları, İstanbul-2006, sayfa 65, İslam Düşüncesinde Ameli-Fıkhi Yorumlar)

81. Din Kültürü kitaplarına göre, mezheplere gerek yok.
(2005'ten beri okutulan 8. sınıf Din Kültürü Kitapları, Dinde Anlayış Farklılıkları/Mezhepler bölümü.)
Bazı kitaplarda bu görüş yumuşakça (!) ifade edilse de ilköğretim öğrencisinin kafasını karıştırmaya yetiyor.

82. Okullara gönderilen genelge ile Kuran-ı Kerim'de geçen bazı kelimelerin kullanılması yasaklandı: cemaat, cihad, fetva, halife, hicret, imam, imamet, kafir, medrese, mücahid, mümin, münafık, şehadet, şehit, şeriat, şirk, tağut, tebliğ, tekke, tevhid… Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı'nı sözkonusu genelgeyi göndermekle görevlendirdi. ( http://arsiv.sabah.com.tr/2005/01/13/gnd106.html )

83. Sekizinci sınıf Din Kültürü kitabının namaz tarifinde, bayanlar için "başı yarı açık" resim kullanıldı.
Aynı kitabın 91. sayfasında cemaatler için : "Bunlar tarikatlar gibi insanların din ve vicdan özgürlüğünü, ulusal birlik ve beraberliğini ortadan kaldıran gruplardır" ifadesi kullanıldı.

84. Bazı köylerde ilköğretim 1. sınıf öğrencilerine dağıtılan okuma-yazma öğreniyorum kitaplarında 13 ve 15. sayfalarında haç işareti bulunan, 3 çocuğun kilisede aldığı eğitimi ve kilise dualarını gösteren fotoğraflar kullanıldı. (MEB-TTKB'nin 12.07.2004 tarih / 115 sayılı onayını taşıyan AB destekli bu kitaplar, ücretsiz dağıtıldı.)

85. 2005'te onaylanan 5. sınıf Din Kültürü kitaplarında "Kelime-i Tevhid, Lailâhe illallah'tır" deniyor. ("Muhammeden Rasûlullah" ifadesine yer verilmiyor.)
(AB projelerini ve ders kitaplarındaki değişimi düşündüğümüzde "Muhammeden Rasûlullah" bölümünün yazılmaması, her şeyi anlatıyor. "Muhammeden Rasûlullah" ifadesi; Hz. Muhammed'in Allah'ın rasulü olduğunu söyleyen Müslümanları, Hz.İsa'yı rab ve oğul kabul eden Hıristiyanlardan ayırır. Bunu kaldırmak hangi düşünceden ileri gelir?)

86. Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in başörtüsü sorununa bakışı:
"Başörtüsünü sorun sayanların sayısı yüzde bir buçuktur. Halk hangi konuların öncelikle çözülmesini istiyorsa biz hükümet olarak bu sorunlara odaklandık. Bizim gündemimizde halkın sadece yüzde 1,5'inin gündeminde olan bir konu öncelikli olarak yoktur. Olması siyaseten de yanlıştır." 24.05.2006 – Milliyet ( http://www.milliyet.com.tr/2006/05/24/resim/birincisayfa.jpg )

87. Erdoğan, başörtülüleri 3-5 ağaca benzetti: "Yani burada bizim bireysel özgürlük anlayışlarımız eğer genel özgürlük anlayışının önüne çıkarsa herhalde yanlış yaparız diye düşünüyorum. Geneli kucaklamak durumundayız. Ormanı düşünelim, oradaki birkaç ağacı değil. Birkaç ağaç üzerinden hareket edersek yanlış yaparız. Nitekim Türkiye'de yapılan kamuoyu araştırmalarının bu konudaki neticeleri çok açık net ortadadır."
(http://www.akpgercegi.com/category/basortusu/)

88. Urfa'dan Ankara'ya yürüyen başörtü mağdurları Meclis'e girerken 'terörist' muâmelesi gördü. Üç kişilik heyet, polis tarafından ayrı bir odaya alınarak üzerlerindeki paradan çoraplarına kadar arandı. (6.1.05–Vakit)

89. MEB'e bağlı Yurt-Kur'un başörtülü ve sakallı fotoğraf veren öğrencilere burs vermeyeceği açıklandı. (09.10.2006 – Vakit)

90. AKP'li Kuşadası Belediyesi, hediyelik eşya dükkânı açmak isteyen bayana, başörtülü fotoğrafla başvurduğu için ruhsat vermedi. (http://www.stargundem.com/news/11299.html)

91. Meclis kitabında dedesinin sarıklı fotoğrafını gören AKP milletvekili: "Benim dedem sarık takmazdı; aydın bir insandı" dedi. (01.05.2004 – Vatan) (Sarığı karanlık sembolü görenler, başörtüsü için ne düşünür?)

92. Bülent Arınç: "Başörtü meselesi bizim namus meselemizdir. Bu sorunu çözmek bizim namus borcumuzdur." demişti. (Kahramanmaraş mitingi – 2002)
• Arınç: "Başörtüsü sorunu çözülecektir; ama demokrasi çerçevesinde ve zamanı geldiğinde." (28.12.04– Vakit)

93. Başbakana örtü mağdurlarından mektup: Sözünüzü tutun. (23 Nisan 2004 – Vakit) (Bu mektuba hâlâ cevap verilmedi.)

94. Öğrenci affı getirildi. Yani zamanında başını açmadığı için okullarını bitiremeyenlere bir fırsat (!) tanındı. Peki nasıl mezun olacaklardı. Erdoğan, sorunu çözdü: "Peruk taksınlar girsinler." ( www.haber7.com/haber.php?haber_id=237241)

95. Abdullah Gül, YÖK'ün kurucu başkanı olan ve üniversitelerde başörtüsü yasağını başlatan İhsan Doğramacı'ya 2007 Meclis Onur Ödülü verilmesini teklif etti. (17.02.2007 – Zaman)
Bülent Arınç da Doğramacı'ya telefon ederek ödülün kendisine verileceğini müjdeledi.
• Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Gül'ün teklif ettiği ödül, daha sonra Gül tarafından takdim edildi. (http://www.sabah.com.tr/2007/05/31/haber,06DCCD2256774F55BD39882429EF5F05.html)

96. Şubat 2003'te "Benim bu davayı geri çekmem bütün kadınlara hakaret olur" diyen Hayrunnisa Gül, bir yıl sonra AİHM'deki başörtüsü şikayetini geri çekti. (3 Mart 2004 – Vakit)

97. Abdullah Gül, Ahmet Vakur Gökdenizler'i Denizcilik-Havacılık genel müdür yardımcılığından büyükelçilik statüsüne yükselterek Montreal'e daimi temsilci olarak atadı. (30.10.2006 – Vakit) Adı pek çok skandala karışan bu kişiyi hatırlayalım: A.Vakur Gökdenizler, 1999'da Merve Kavakçı'nın ABD vatandaşı olduğunu Dallas Göçmen bürosundan öğrenerek yıldırım kriptoyla Ankara'ya bildiren kişidir.

98. Başbakan Erdoğan: "Başörtüsü konusunda hiçbir yerde, kimseye söz vermedim. Vaat etmediklerimizi, vaat edilmiş gibi gösteren, provake edenler var." dedi. (www.gazetevatan.com/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=05.04.2005&Newsid=50529&Categoryid=3)

99. Başörtüsü sorunuyla ilgili vaadi olmadığını açıklayan Başbakan, Fener Rum Patriği'ne söz verdi: "Bütün sorunlarınızı çözeceğiz." (11.12.2004 – Vakit)

100. Yüz maddeye sığmayan A'dan Z'ye diğer gerçekler:

A. Yabancılara toprak satışına izin veren yasa çıkarıldı. (Dikkat: Ev, daire, bina değil; arazi satılıyor.)
B. Erdoğan, çocuk katiline "Sayın" dedi.
C. Dışişleri Bakanlığı, Ebu Garip cezaevinde işkence gören Türkler ve diğerleri için harekete geçmedi.
Ç. Şimon Peres "AKP, Türk lokumu" dedi. (http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/09/02/515570.asp) Demek onlara göre öyle.
D. Devlet bakanı Kürşat TÜZMEN bir defile sonrası F. LOPES isimli kadınla kadeh tokuşturup şarap içti (10.02.2077 – Posta) Not: Bakan içki başında, başı örtülü öğrenciye öğretim yasak.
E. ATO raporuna göre son 4 yılda, yıllık ortalama 546.000 dosya, zaman aşımından düştü. (AKP'nin A'sının resmidir…
F. Yasaklar devam ediyor:a- Başörtüsü yasağı, b-12 yaşından küçüklere Kuran öğretme yasağı…
G. AB hatırına Mardin-Midyat Bardakçı köyünün camisini kiliseye çevirmeye kalktılar.
Ğ. Kuzey Irak yönetimi AKP'yi zor durumda bırakmamak için 22 Temmuz seçimine kadar sessiz durma kararı aldı.
(İlnur Çevik ve bölgede görev yapan gazeteciler bildirdi.)
H. AKP 22 Temmuz seçim beyannamesine Başörtüsü, YÖK ve terörle mücadeleyi almadı.
I. 273 üyeli İsrail Dostluk Grubunun 173'ü AKP milletvekiliydi.
İ. Bazı AKP milletvekilleri, yolsuzluklara tahammül edemediklerini söyleyerek partilerinden ayrıldı.
J. Kıbrıs için "Çözümsüzlük çözüm değildir" diyen başbakan, "toplumsal mutabakat" diye bir şey uydurup başörtüsünü
çözümsüz hale getirdi.
(Başbakanın bizim icadımız dediği "Toplumsal mutabakat", cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılamadı.)
K. Misyonerliğe yasal izin verildi. (AKP'nin gerekçesi Misyonerlik faaliyetlerini denetim altında tutmakmış…
L. Bazı müftülüklerde ilk defa orkestra eşliğinde "Kutlu Doğum" Konserleri(!) düzenlendi.
(Vatandaş sordu: Peygamberimiz bu toplantılara katılır mıydı?)
M. Ezan sesinin kısılması için genelge yayınlandı.
N. Uygun görülen yerlerde Cuma namazının son 6 rekatı kıldırılmıyor. Yer yer bu konuda kavgalar oldu.
O. Kuran öğrenimi yasağını TCK'ya koyarak; dedelerin, ninelerin torunlarına Kuran okutmasını yasak saydılar.
Ö. Bir yandan özelleştirme yapılırken bir yandan da belediye şirketleriyle yeni KİT'ler oluşturuldu!
P. Ülkemizdeki yabancı şirket sayısı 3'e katlandı.
R. Borçlu vatandaşlarımızın sayısı 4,4 kat arttı.
S. Köylüler, çiftçiler, fındık üreticileri… protesto mitingi yapacak derecede mağdur edildi.
Ş. Ülkemizin toplam borcu (iç-dış), dolar bazında 2 katına çıktı.
T. Bankacılık sektörünün % 51'i yabancıların eline geçti.
U. Resmi açılışlar ve devlet törenleri, AKP seçim mitinglerine dönüştürüldü.
Ü. "Kuraklık destek" haberini, seçim meydanından Dışişleri Bakanı açıkladı.
V. Erdoğan, parti mitinglerine başbakanlık uçağı ile gittiği için tepki çekti.
Y. 5 senedir garibanların başörtüsü için toplumsal mutabakatı bekleyen iktidar mensupları, sıra kendi eşlerine (Cumhurbaşkanlığı seçimine) gelince bunun demokratik hak olduğunu hatırladılar.
Z. Babası dışişleri bakanı olmayan kızlar, mezuniyet törenlerine başörtüsü ile katılamadı

www.acikistihbarat.com

Kayıt için paravan ardında başörtülerini çıkarttılar

12:30 - ÖSS sonucu Çukurova Üniversitesi’ne (ÇÜ) kayıt olma hakkı kazanan adaylar, gerekli belgelerle başvurularına başladı. Balçalı Yerleşkesi'nde oluşturulan öğrenci işleri kayıt merkezi’ne başvuran adayların kılık-kıyafet ile ilgili olarak yüksek yargı organları tarafından verilmiş kararlarla oluşmuş hukuki mevzuata uymaları isteniyor. Türbanlı bazı öğrencilerin, kayıt için öğrenci işleri daire başkanlığına girerken oluşturulan paravan arkasında türbanlarını çıkartarak içeri girdikleri gözlendi. 31.08.2009 ADANA netgazete

01 Eylül 2009 Salı
Oruçlularda mı Üniversiteye Alınmayacak ?

TOKAD, üniversite öğrencilerinin başörtülü kayıt edilmemesi sebebiyle yaptığı açıklamada yasağı ve yasakçı rektörleri eleştirerek "Örtüleri gibi oruçlarını açmaları için de ikna odaları kuracak mısınız?" sorusunu gündeme getirdi.

Tokat'ta faaliyetlerine devam eden TOKAD (Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği), üniversite kayıtları esnasında başörtülü öğrencilere yönelik uygulanan ayrımcı ve baskıcı uygulamaları kınayan bir basın açıklaması yaparak, yasağın yasal bir dayanağı ve halk nezdinde meşruiyeti bulunmadığını vurguladı.

Dernek başkanı Umut Uzun tarafından yapılan açıklamada "Başörtüsü yasağının en düşündürücü yönlerinden birini de bu yıl kayıt döneminin Ramazan ayına denk gelmesi oluşturuyor. Başörtüsünün işaret ettiği hakikate yasak uygulayanlar, oruç tutan öğrencilerin örtülü fotoğraflarını kabul etmiyor, başörtülü olarak kayıtlarını yapmıyor. Oysaki her ikisi de Allah'ın emri ve bu bağlamda hem tesettür hem de oruç aynı hakikati sembolize ediyor. Birini diğerinden ayrı tutmak mümkün değil” denildi.

Açıklamada ayrıca, başta Gaziosmanpaşa Üniversitesi rektörü olmak üzere, Türkiye'nin tüm rektörlerine şu sorular soruldu:

”Anayasa Mahkemesi'nin karar gerekçesi kanun yerine geçemeyeceğine göre, halen yasal bir gerekçeden yoksun bulunan bu asılsız yasağı uygulamaya nasıl devam ediyorsunuz? Yasal gerekçesi olsaydı bile halk nezdinde hiçbir zaman meşruiyet kazanamamış bir yasağı uygulayarak ve halkın paralarıyla yapılan okullara halkın çocuklarını almayarak ayrımcılık ve haksızlık yapmış olmuyor musunuz? Orucu da başörtüsü gibi siyasi simge kabul edip oruçlu öğrencileri kayıt etmemeyi de düşünüyor musunuz? Örtüleri gibi oruçlarını açmaları için de ikna odaları kuracak mısınız? Peki, üniversite çağına gelmiş bir öğrencinin hangi dini ve siyasi görüşü benimseyip savunacağına, onu hayatına nasıl taşıyacağına siz nasıl karar verebiliyorsunuz?
habervaktim

ORDUEVİNE ERGENEKON ÇIKARMASI
02 Eylül 2009 09:49

Ergenekon sanıkları, 30 Ağustos resepsiyonunda böyle boy gösterdi...

Genelkurmay Başkanlığı'nın düzenlediği 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonuna Başkomutan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşinin davet edilmemesi tepkiyle karşılanırken, aynı resepsiyona Ergenekon Silahlı Terör Örgütü davasında yargılanan ATO Başkanı Sinan Aygün, MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt ve eşi Ferda Paksüt'ün katılması tepkileri doruğa çıkardı.

30 Ağustos resepsiyonunda Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt'ün eşi Ferda Paksüt'e ilgi göstermesi dün gazetelere yansırken, bir ülkenin en üst kademesinde bulunan isimlerin eşlerinin resepsiyona bilerek davet edilmemesi STK'lar, kadın platformu başkanları ve yazarlardan büyük tepki çekti.

“GENELKURMAY'IN TAVRINI İZAH ETMEK MÜMKÜN DEĞİL”

Gazeteci Şamil Tayyar “Bir ülkenin Cumhurbaşkanını, Başbakanını eşsiz davet etmek gerçekten hem bir hukuk devletine yakışmaz hem de vicdana ve insanlığa yakışmaz diye düşünüyorum. Ben de o törene ‘eşsiz' olarak katılmış birisiyim. Benim eşim türbanlı değil açık ama onlar belki kafalarında beni böyle bir yere konumlandırdılarsa eşsiz davetiye göndermişler. Orada Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ı gördüm o da eşsizdi. Dolayısıyla böyle bir ayrımcılık yapılmış. Gerçekten üzücü bir tabloydu. Düşünün ki, bir ülkenin cumhurbaşkanı, başbakanı ve Anayasa Mahkemesi Başkanının eşleri bir zafer kutlamasına katılamıyor. Bunu izah etmek hakikaten mümkün değil. Diğer taraftan türban gerekçesiyle eşsiz davet yapılırken, Ergenekon davasında sanık olarak yer alan isimlerin davet edilmesi de insanları düşündürüyor tabii. Ben bunu izah etmekte zorlandım. O tabloyu görmüş bir insan olarak gerçekten çok üzüldüm” dedi.

“BİR GAZİ TORUNU OLARAK UTANÇ DUYUYORUM”

Müstakil Hayırseverler Grubu (MÜSHAK) Başkanı Nedret Gökçe ise, “Genelkurmay'ın First Lady'mize yaptığı bu tavrı şiddetle kınıyorum. Bir Cumhurbaşkanının eşi başörtülü diye davet edilmemesi, dünya çapında büyük bir skandaldır. Tüm dünyanın tanıdığı Hayrunnisa Gül'e saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum. Tüm dünyanın tanıdığı, kabul ettiği ve sempati duyduğu Hayrunnisa Gül'ün görmezden gelinerek, Ergenekon davasında yargılanan insanların ve eşlerinin resepsiyonda itibar görmesi bırakın Türkiye'yi dünya çapında bir skandaldır. Ayrıca bir gazi torunu olarak bu yaşananlardan utanç duyuyorum” diye konuşarak tepkisini gösterdi.

“GENELKURMAY HALKIN GÖZÜNDE MEŞRUİYETİNİ KAYBETTİ”

Yazar Hüda Kaya, yapılan bu tavrın Genelkurmay'ın Ergenekon'a karşı ne şekilde bir tavır aldığını açıkça sergilediğini ifade etti. Kaya, şöyle konuştu: “Bütün kalbimle şunu söylüyorum ki onlar bu tavırlarıyla halkın gözünde eksi puan almışlardır. Çünkü bu toplum biliyor ki, anayasa da kendi başkomutanları olarak ordunun da bütün hiyerarşinin en tepesindeki nokta cumhurbaşkanıdır ve onlar kendi başkomutanlarını eşi başörtülü sebebiyle kendi içlerine kabul etmemeleriyle halkın gözünde meşruiyetlerini kaybetmek gibi çok risk içerisindedirler.”

Ergenekon davasında yargılanan isimlerin resepsiyona katılmasını da sert bir dille eleştiren Kaya, “Bu yapılan bilinçli bir tercih ve öyle sıradan ve basit bir tercih değil. Şu anda gündemin en başında olan Ergenekon çetesi gibi tehlikeli bir örgütün destekleyicilerine kabul eden bu kurum ve yetkilileri kendi tercihlerini halka gösteriyorlar. Bu şu demek; söylemde ne kadar demokrasiye, birlik beraberlik kardeşlik ifadeleri söylüyorlarsa da insanı ifade eden hali tavrıdır” açıklamasında bulundu.

GENELKURMAY'IN RESEPSİYONUNA KATILAN ERGENEKONCULAR NE İLE YARGILANIYORLAR?

Ferda Paksüt: Silahlı terör örgütüne bilerek isteyerek yardım etme suçundan 37.5 yıla kadar hapsi isteniyor.
Sinan Aygün: Silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine karşı silahlı isyana tahrik etme, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan 2 defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç: Silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin Güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme. Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma hile ile alma çalma suçlarından 55 yıla kadar hapis cezası verilmesi talep ediliyor.

Kaynak: Vakit

Savcı: Başörtüsü yasağı yasa dışı

Başörtüsü konusunda kararın okul yönetimlerine ait olduğu Belçika'da bazı ilk ve orta dereceli okulların bu konuda yasak uygulaması Danıştay'a götürüldü.

09 09 2009 15:50

Anvers kentinde ilköğretim 6'ncı sınıfta başörtüsüyle okumasına izin verilmeyen bir öğrencinin velisince Danıştay gündemine getirilen davada savcı, bu konuda okul yönetimlerinin yetkili olmadığı gerekçesiyle "başörtüsü yasağının yasa dışı olduğu" yönünde görüş bildirdi.

Davayla ilgili kararını cuma günü verecek olan Danıştay, savcının görüşüne uyarsa başörtüsü konusunda karar yetkisi Flaman bölge hükümetine geçecek.

Belçika nüfusunun yüzde 60'a yakınının yaşadığı Flaman bölgesinde okulların üçte biri başörtüsünü yasaklarken bir o kadarı serbest bırakıyor. Kalan okullarda başörtülü öğrenci bulunmadığından bu konuda alınmış bir karar yok.

Bu arada Anvers'teki bazı okullarda uygulanan başörtüsü yasağına karşı protesto gösterileri düzenlenmeye başlarken, bazı okullarda velilerle yönetim arasında gerginlik yaşanıyor. Birçok başörtülü öğrencinin de bu okullardan ayrıldığı bildiriliyor.

Flaman Yeşiller partisinden federal milletvekili Meryem Almacı ve Flaman Hristiyan Demokratlardan Anvers Belediye Meclis Üyesi Ergün Top bölge hükümetine inisiyatif alarak başörtüsü yasağını tüm okullarda kaldırması çağrısında bulunsa da Flaman Eğitim Bakanı Pascal Smet, Avrupa Birliği müktesebatına göre yetkinin okullarda kalması gerektiğini savunarak bu konuda sessiz kalıyor.

haber7
Ayşe Arman/Hürriyet
Abdurrahman Dilipak’ın gelini Sezin’den mektup var



Tıbbiye’nin 5. sınıfındayken

"Ya başörtünü çıkar ya okulu terk et" deselerdi ne yapardınız?

Hadi cevaplayın bakalım...

Ben çok düşündüm bu sorunun cevabını... Çocukluğumdan beri bunun hayalini kurmuşum, doktor olacağım, o beyaz önlüğü giyeceğim demişim... Ve kazanmışım tıp fakültesini... 5 seneyi de başarıyla okumuşum... Yani yüzmüşüm, yüzmüşüm kuyruğuna gelmişim... Çok az kalmış doktor olmama, o itibarlı ve çocukluğumdan beri istediğim mesleği yapmama. Amaaaaa... Birdenbire kafamdaki örtüyü çıkarmam gerektiğini söylüyorlar. Oysa baştan beri o benim kafamda. Okula hep onunla gidip gelmişim. Ve bu benim için dünyanın en zor şeyi. Ama bu hayati kararı vermem gerekiyor...

Böyle bir durumda hiç kalmadım.

Vakit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak’ın gelini Sezin kaldı.

Sezin Cerrahpaşa Tıp’ı bırakmış, şimdi eşi ile birlikte Dubai Borsası’ndaki (DIFC) Mado’yu işletiyor.

Günlerdir soruyorum kendime, onun yerinde olsam ben ne yapardım, diye.

Galiba hangisinin benim için daha önemli olduğuna bakardım: İnaçlarım mı, insanlara bir hekim olarak hizmet etme aşkım mı? İnançlarımsa, okulu bırakırdım. Ama Müslüman kimliğimin, hekim kimliğinin önüne geçtiğini de kendime itiraf ederdim. Sezin Dilipak’ın hikayesini, yanda, kendi ağzından okuyacaksınız. O okulu bırakıyor. Ben galiba, perukla o bir seneyi okurdum. Bir güzel doktor olurdum.

Sezin şu anda sarma sarıyor, börek yapıyor, evet şahane yemekler çıkarıyor, ama eşine yardım etmenin, sipariş verenlere yemek yapmanın, onu hekimlik kadar tatmin edebileceğine inanmıyorum. Farkındaysanız olan hep kadınlara oluyor!

Bugün sizi onun mektubuyla baş başa bırakıyorum, önümüzdeki günlerde kendisiyle yapılmış bir söyleşi okuyacaksınız, Sezin’le bu meseleyi enine boyuna tartışmak istiyorum.

Ayşe...

Geçenlerde işimle ilgili takdirlerini dile getirmişsin, teşekkür ediyorum.

Aramayan kalmadı.

Hatta, röportaj talepleri geldi.

Bu anlamıyla yazıların ses getiriyor bilesin.

Evet haklısın, yaptığım işi, imkanlar dahilinde, en iyi şekilde yapmaya çalışırım.

Sadece dolma veya börek yaparken değil, hayatımın her anında önemsediğim bir ilkedir bu.

İyi bir doktor olma idealiyle, baştan beri başörtümle okuduğum Tıp Fakültesi’nin son sınıfından yine başımdaki başörtüsü yüzünden atılınca...

Bana ve arkadaşlarıma karşı yapılmış bu haksızlık karşısında, susup oturmak yerine, hakkımı aramak için de elimden geleni yapmaya çalıştım.

Bu konudan mağdur diğer arkadaşlarımla birlikte, bütün siyasi parti temsilcileriyle, birkaç bakanla ve milletvekilleriyle görüştüm.

İl il gezdim, sivil toplum kuruluşlarından destek istedim.

Bu eylemlerimden dolayı olsa gerek, ansızın bir gece İstanbul’da kaldığım yurda polis baskın yapıp, beni gözaltına aldı.

Üstelik gözaltımın özellikle ilk gecesi, İstanbul Terörle Mücadele şubesinde soğuk ve karanlık bir odada geçti, fiziki olmasa bile sözlü kötü muameleye maruz kaldım.

*

O gece kayınpederim de başörtüsü konusunda çalışmalarımıza verdiği katkı, bu konuda yazdığı yazılar ve yaptığı konuşmalar sebebi ile gözaltına alınmış.

O gece aynı mekanda, ayrı binalarda gözaltında kalmışız.

Kayınpederimin, "eylemci gelin"le gözaltında tanıştık latifesi oradan gelir.

"Benim tanıdığım Sezin eylemci değil, dünya şekeri bir insandır" demişsin.

Bir kimsenin meşru çerçevede, şiddete başvurmadan hakkını araması, eylem yapması kötü bir şey değil ki.

Bilakis kendimin ve başkalarının hakkını arama noktasında ve daha iyi bir dünya, daha iyi bir gelecek için eylemci, aktif ve etkin olmak gerektiğini düşünüyorum.

Klasik olacak ama benim de idealim, doktor olunca özellikle imkánı olmayan insanlara hizmet etmek, yardımcı olmaya çalışmaktı.

Doktor olunca, "Savaş bölgelerine, afet bölgelerine gideyim, yaralı ve yardıma muhtaç insanlara yardım edeyim" düşüncesiyle okudum.

Bunları yapabilme imkánına sahip olmak benim için en büyük motivasyondu.

İşte bu motivasyonla, hiç aksatmadan ve derslerimden kalmadan 5. sınıfa kadar başarıyla okudum.

Ama ne yapalım, olmadı!

Ülkemin idarecilerine, yöneticilerine, bu konuda beni, bizi yalnız bırakanlara kırgınım.

Tüm gelişmiş dünya ülkeleri, insanı okusun, üretsin diye uğraşırken benim ülkem başörtüm yüzünden bana "Okuyamazsın!" dedi

"Aman canım çıkar başındakini, okuyuver işte ne olacak!" diyenler de oldu.

Akıl veren çoktu ama özellikle o dönemde, tercihime saygı duyup beni anlamaya çalışan da bir o kadar azdı.

Üniversitemde kurulan "ikna odaları"nda bana "Sizi kim finanse ediyor? Asıl amacınız ne?" gibi garip sorular soruldu.

Resmen okulda sorguya tabi tutuldum!

Sorgulayanlara göre ancak ya yüksek maddi bir menfaat ya da bir kişi veya gruptan gelen büyük bir tehdit beni okuduğum 5. sınıftan vazgeçirebilirdi.

İnancım tek başına asla buna sebep olamazdı...

*

Oysa, "ikna odası"ndakilere de dediğim gibi, amacım okumak, mesleğimde ilerlemek, ülkeme ve insanlığa hizmet etmekti...

Nüfusunun çoğunluğu gayrimüslümlerden oluşan, gelirlerini kendi halkının vergileriyle karşılayan Avrupa ülkelerinin üniversiteleri bile okulumdan atıldıktan sonra beni olduğum gibi kabul etti de, bizim vergilerimizle kurulan, bizim idarecilerimizin yönettiği ve büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkemin tüm okullarında yüzüme kapılar kapatıldı.

Eşimin evlendikten sonra işi gereği Dubai’ye yerleşmek durumunda kalması, bunun sonucu Avrupa’daki yalnızlığım, üstüne hamileliğim Avrupa’da okuma serüvenimi yarım bırakmama sebep oldu.

Ben de eşimin yanına Dubai’ye yerleştim.

Bildiğin gibi onunla birlikte çalışıyorum.

Eşimin bana takıldığı gibi mutfakta da olsa, giydim beyaz önlüğü!

Elbette doktor olmak çok önemli ve ne yazık ki şu anda insanlara şifa dağıtamıyorum ama ben de Dubai’de elimden geldiğince güzel yemekler yapıp, eşimle birlikte hem damak tadımızı, hem de bunu fırsat bilip ülkemizin o eşsiz güzelliklerini yabancılara tanıtmaya çalışıyorum.

Ülkeme asla küs değilim, ama bana bu haksızlığı reva görenlere...

Evet kırgınım!

Hürriyet

Zafer Bayramı törenlerini kışlık bere ile takip eden TRT kameramanının şefi, görevinden alındı

17 Eylül 2009 - Ankara'daki Zafer Bayramı törenlerini, saçlarını içinde topladığı kışlık bere ile izleyen TRT kameramanının şefi, bu görüntülerin basında çıkması üzerine görevinden alındı. Gazete Habertürk'te Esra Yazdıç'ın haberine göre, Ankara Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen 30 Ağustos Zafer Bayramı programına türbanla giremediği için kışlık bere ile katılan TRT kameramanı Fatıma Betül Gürtekin'in görüntülerinin basında yer almasının ardından Ankara Televizyonu Aktüel Kamera Servisi Şefi Kasım Akkoyun görevinden alındı.
Atatürk Kültür Merkezi'ndeki Zafer Bayramı törenlerini izlemek üzere TRT tarafından görevlendirilen bayan kameraman dikkat çekmişti. Basın mensupları güneşten korunmak için şapka takmayı seçerken TRT kameramanının kışlık bere ile tüm saçlarını kapatması "Türbanda yeni açılım kışlık bere" yorumlarına neden olmuştu. Fatıma Betül Gürtekin adlı kameramanın kadrolu kamera asistanı olarak TRT 'de çalıştığının gazete haberlerine yansıması görevlendirme yapan servis şefi Akkoyun'u görevinden etti. Şeflikten alınan Akkoyun, aynı serviste kendisini şeflikten eden Gürtekin ile birlikte kameramanlık yapıyor.
netqazete

TSK'dan Başörtüsü FETVASI
http://s.aktifhaber.com/images/news/110736.jpg

Genelkurmay Başkanlığı tarafından askerlere dağıtılan kitapçıkta ayet ve hadisler yorumlanarak başörtüsü, peçe va çarşafla ilgili şu ifadeler kullanılıyor:

Genelkurmay tarafından yayınlanan bir kitapçıkta, “Başörtüsü” hakkında; “Başörtüsü, bir Kur'an hükmü ve ifadesi değildir… Peçe ve çarşaf ise İran ve Bizans kaynaklıdır” denilerek ilginç bir fetva verildi.

Genelkurmay Başkanlığı'nın, “Kamu Kurum ve Kuruluşları'ndaki Kıyafet Düzenlemesi” adlı kitapçıkta, Allah'ın emri olan başörtüsü hakkında skandal ifadeler kullandığı ortaya çıktı.

Genelkurmay Başkanlığı tarafından askerlere dağıtılan ve üzerinde “Hizmete Özel” yazan kitapçıkta, başörtüsünün bir Kur'an hükmü ve ifadesi olmadığı iddia ediliyor ve “Türk gelenek ve göreneklerinde türban, peçe ve çarşaf yoktur. Türban, belirli dini inanışın simgesi olarak, toplum yaşamımıza bilinçli olarak sokulmuştur. Peçe ve çarşaf ise, İran ve Bizans kaynaklıdır” deniliyor.

Kitapçıkta, Kur'an'ın örtünme ile ilgili ayetlerinin, doğruluğu ve gerçekliği tam olarak bilinmeyen hadislere dayanılarak açıklandığı, söz konusu hadislerin de Kur'an hükümleri gibi ortaya konulduğu öne sürülüyor. Genelkurmay Başkanlığı'nın söz konusu kitapçığı, kendisi gibi resmi kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 29 yıl önce verdiği ve 'Başörtüsünün dinin emri olduğu'na yönelik kararını dikkate almadığını gösteriyor.

İŞTE O SKANDAL İFADELER

Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve örgütün yöneticisi olduğu gerekçesiyle yargılanan Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Hurşit Tolon'da ele geçirilen 14 sayfalık kitapçıkta şu ifadeler yer alıyor:

“Bu kitap, irticai unsurların baş örtüsü veya türbanı simge yaparak, demokratik ve laik Cumhuriyet aleyhine karşı başlattıkları gerici girişimlerin nedenlerini, Devletin kamu kurum ve kuruluşlarında uyguladığı kılık-kıyafet düzenlemelerinin hukuki gerekçelerini ve Anayasa ve kanunlar çerçevesinde konuya yaklaşımın nasıl olması gerektiğini açıklamak maksadıyla hazırlanmıştır.”

(…)
“Türkiye'de başörtüsü veya türbanın kullanılması yasak değildir. Yasak, devletin temel düzeninin ve halka hizmette eşitliğin kısmen de olsa din kurallarına dayandırılmayacağı esasından hareketle, kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanmaktadır. Devletin; sokakta, evinde, tarlasında ve kendi işyerinde başörtüsü ve türban kullanan kadınlarımızın kılık-kıyafetine karışması ve bunlara karşı herhangi bir yasak uygulanması söz konusu değildir.”

(…)
“Türban, bir Kur'an hükmü ve ifadesi değildir. Bugün analarımız, ninelerimiz ve kadınlarımız başörtüsünü dini bir gerekçeden ziyade, bir giyim ve yaşam tarzı olarak kullanmakta ve takmaktadır.”

(…)
“Türk gelenek ve göreneklerinde türban, peçe ve çarşaf yoktur. Türban, belirli dini inanışın simgesi olarak, toplum yaşamımıza bilinçli olarak sokulmuştur. Peçe ve çarşaf ise, İran ve Bizans kaynaklıdır”

“(…) Devletin kamu kurum ve kuruluşlarında uyguladığı kıyafet düzenlemesinin bir amacı da, belirli bir dini düşünce ve inanışa göre; kılık-kıyafet, düşüncesi ve ibadeti aynı olan tek tip insan yetişmesine mani olmaktır.”

“(…) Kur'an'ın örtünme ile ilgili ayetleri, doğruluğu ve gerçekliği tam olarak bilinmeyen hadislere dayanılarak açıklanmakta, bu hadisler de Kur'an hükümleri gibi ortaya konulmaktadır.”

“Anayasa'ya ve bu yargı kararlarına rağmen, bugün gelinen noktada; ‘Başörtüsü ve türban', din adına, demokratik ve laik Cumhuriyetimize karşı başlatılan karanlık amaçlı bir mücadelenin ‘simgesi' haline getirilmiştir. ‘Başörtüsünü bir yaşam ve giyim tarzı olarak benimseyen' insanlarımız, bu karanlık amaçlı mücadelenin esas oyuncuları tarafından, kendi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışılmaktadır...”

DİYANET: BAŞÖRTÜSÜ ALLAH'IN EMRİDİR

Başörtüsü konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı, 29 yıl önce çok önemli bir fetva verdi. Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 30 Aralık 1980 tarihli ve 77 nolu kararında da; "Cenab-ı Hak, Müslüman kadınların başörtülerini, saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun ve gerdanlarını örtecek şekilde yakalarının üzerine salmasını emretmiştir" deniliyor.

Başörtüsünün İslam dininin kesin emri olduğu, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 3 Şubat 1993 tarihli ve 6 nolu kararında şöyle yer almıştı:

"Başörtülerini, saçlarını, başlarını, boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmaları, dinimizin, Kitap, Sünnet ve İslam alimlerinin ittifakıyla sabit olan kesin emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları, dinî bir vecibedir."

Din İşleri Yüksek Kurulu'nun 30 Aralık 1980 tarihli ve 77 nolu kararında da; "İmam-Hatip Liselerinin yönetmeliğinde, dinimizin Müslüman kadınların örtünmesi ile ilgili hükümlerine aykırı Anayasamızın tanıdığı kişinin temel hak ve hürriyetlerini zedeleyici ve sözü edilen okulların yönetim, eğitim ve öğretim faaliyetlerini olumsuz yönde etkileyici nitelikte hükümlerin yer almasının uygun olmayacağı mütalaa olunmuştur" deniliyor.

Kaynak: Vakit

29 Eylül 2009 Salı
Sakarya Başörtüsü Platformu 5. Yılında

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 211. basın açıklamasıyla direnişin 5. yılına girmiş oldu.

Kent merkezinde geniş katılımlı olarak yapılan kitlesel basın açıklamasına Akyazı Başörtüsü Platformu adına İrfan Alemdar'ın yaptığı selamlama konuşmasıyla başlandı ,açıklamada sürecin değerlendirilmesi yapılırken , Başörtüsü platformunun ilk günden beri sadık kaldığı ;"bağımsız bir islami kimlik, yöntem olarak Direniş, ve iktidarı değil Halkı muhatap meşruiyet" ilkeleri hatırlatıldı ve ahid tazelendi.

Tüm zorluklara ,küçümsemelere ,ihanetlere rağmen Başörtüsü Direnişi ilk günkü kararlılığıyla ve çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam etmektedir mesajı verilerek devam eden açıklama atılan sloganlarla sona erdi.

SAGBP adına İlim ve Hikmet Vakfı sözcüsü Abdülkadir Dinç'in okuduğu basın açıklamasının tam metni aşağıdadır:

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü platformu 211. basın açıklaması

İnadına DİRENİŞ inadına ADALET

28 şubat askeri darbesi ile başlatılan islami kimliğe yönelik saldırının simgesi haline gelen "Başörtüsü Yasağı" tüm İslami taleplerin ,islam'ın gündelik hayatta görünür hale gelmesinin önünü kesmek ve Müslümanlara Kemalist egemenlik önünde diz çöktürmek amacını güdüyordu.

Bu yönüyle "Başörtüsü" bir varolma , ve onur mücadelesi olarak İslami Kimliği temsil eden , baş eğmemenin, diz çökmemenin bir sembolü olarak darbecilere ve zorbalara karşı bir direniş imkanı olarak önümüzde durmaktaydı.

İşte böyle bir atmosferde "Sakarya Başörtüsü Platformu" 17 eylül 2005 tarihinde Sakarya Dayanışma Derneği'nin öncülüğünde oluşturuldu.

Sakarya Başörtüsü platformu ilkeler üzerinde kuruldu ve bu ilkelerin hayatla sağlamasını yaparak , kendisini geliştirdi ve olgunlaştırdı.

Üzerine inşa edildiği Üç temel ilkeden ilki; hiçbir çıkar gurubu ve ya siyasal partiyle dirsek teması yapmaksızın, Kur'an'ı ve nebevi mücadeleyi esas alan "Bağımsız bir İslami Kimliği" şiar edinmek idi.

kim olursa olsun zalimin karşısında durmak, kimliği ne olursa olsun ezilen karşısında adil olmak , hak bildiğini "kınayıcının kınamasından çekinmeksizin" söylemek ve söylediğinin arkasında durmak SBP'nin vazgeçmezlerinden ilki oldu.

İkinci ilkesi "Direniş" i esas alan teslimiyetçiliği mahkum eden bir yöntemi savunmasıydı.

SBP direnişi Kur'ani anlamda "sabr"etmenin bir tezahürü olarak kabul eder ,ilkelere ve inanılan değerlere sahip çıkmanın güçle sayısal büyüklükle ilgili bir şey olmadığını savunur.

Tarih nice inanmış azınlığın nice azgın kalabalıklara galip geldiklerini gösterirken , yine nice iradesiz kalabalıkların azgın azınlıklar karşısında sessiz kalarak haklarıyla beraber nasıl onurlarını da kaybettiklerini göstermiştir.

SBP aslolanın kararlılık ve irade sağlamlığı olduğunu bunun ise kağıt üzerinde değil ancak hayatın içinde dik durarak ve asla zulme rıza göstermeyerek mümkün olabileceğini savunur.

Direniş teorisini ancak ve ancak kendi pratiği içinde oluşturur,Direniş kendi kendini inşa eden bir mücadele sürecidir ve bu yüzden SBP "Direniş bir mekteptir" sloganını ilk günden beri hayatın içine taşıma çabasını gütmektedir.

SBP ismindeki "Platform" terkibinden hareketle üçüncü ilkesini savunur.ki bu da gücünü egemenlerden değil ezilenlerden almak, meşruiyetini iktidar değil muhaliflerden üzerinden oluşturmak çabasına tekabül eder.

SBP kararlı mücadelesinde 4. yılıda geride bırakırken hatalarını tecrübeye çevirebilme yeteneği , dosta düşmana ispat ettiği kararlılığı ile bu gün ilk günden daha güçlü ,kendinden daha emin ve gelecekten daha ümitli yoluna devam etmektedir.

Uzun yürüyüşü sırasında kardeşçe dayanışmanın, müslümanca ahidleşmenin sahici kazanımları ile yoluna devam etmektedir. Başlangıçta oluşturulan irade bugün Sakarya Adalet Girişimi'nin ürettiği inisiyatif ile Sakarya'da Tevhid Ve Adaletin şahitliğini yapmaya çalışmaktadır.

Sakarya'da oluşturulan irade bu gün Akyazı,İzmit ,Ankara, Konya, Antalya ve Van'da daha güçlü bir iradenin bir parçası olarak kendi tarihini yazıyor.

www.platformhaber.net

CHPli belediye başörtülüye nikah kıymadı
[img]http://www.anadoluhaberim.com/upload/resimler/haber/051020091114243024434_2.jpg [/img]
05 Ekim 2009, 11:38 Anadolu Haber

Seçim döneminde çarşaf açılımı yapana CHP, seçim sonrası ele geçirdiği belediyelere evlenmek için başvuran başörtülü vatandaşların nikâhlarını dahi kıymadığı öğrenildi.

Avustralya’da yaşayan ve evlenmek üzere ailesiyle birlikte memleketi Denizli’ye giden gurbetçi Ramazan Acar ve nişanlısı Cennet Güngör, 24 Eylül’de nikâh randevusu almak için gerekli evrakları ve istenen 6’şar adet resmi hazırlayarak Gürpınar Belediyesi’ne başvurdu.

İddiaya göre 24 Eylül günü evrakları teslim alan Mehmet Eryılmaz isimli nikâh memuru, Ramazan Acar’ın nişanlısının getirdiği vesikalık fotoğrafların nikâh için uygun olmadığını, Cennet Güngör’ün saçlarının kapalı olduğu gerekçesi ile nikâh işlemlerine başlayamayacağını söyledi.

BAŞÖRTÜSÜ, BELEDİYELERİNİN YÖNETMELİĞİNE UYGUN DEĞİLMİŞ

Ramazan Acar’ın sinirlenip “Böyle insanlık dışı bir uygulama olur mu” demesi üzerine odaya giren belediye muhasebecisi ve aynı zamanda belediyenin eski nikâh memuru olduğu belirtilen Ramazan Ceren isimli şahıs, nikâh memurunun haklı olduğunu ve belediyelerinin başı açık resim getirmeyen kişilerin nikâhını kıymadığını söyledi.

‘SİZE GÖRE AÇIK OLABİLİR FAKAT BANA GÖRE YETERİNCE AÇIK DEĞİL’

Damat Ramazan Acar’ın babası Özkan Acar’ın devreye girerek yasakçı tavra müdahale etmesi üzerine ortalık daha da karıştı. Belediyenin Muhasebe Müdürü Ramazan Ceren, baba Özkan Acar’ı da tersleyip “Size göre fotoğraflar yeterince açık olabilir fakat, bana göre yeterince açık değil” dedi.
Skandal, CHP’li belediyenin başörtülü başvurulara nikah kıyılamayacağı yönünde antetli bir yazı hazırlaması ile katmerlendi.

Nikah memuru Mehmet Eryılmaz tarafından hazırlanan yazıda örtülü fotoğraf verildiği için nikahın kıyılamayacağı yazıldı. Yazı ellerine tutuşturulan aile adeta kapı dışarı edildi.

Vakit’e konuşan Ramazan Acar, “Mehmet Eryılmaz nişanlımın resimlerinin başörtülü olması sebebi ile nikah işlemini yapmayacağını söyledi. Gidip başı açık resim çekmemiz halinde randevu işlemini 5 dakikada halledeceklerini söylemesi üzerine sinirlendim. ‘Amirini görmek istiyorum’ deyince Ramazan Ceren odaya girip resimlere baktı ve belediyelerinin evlenme yönetmeliğinde kurallara uymayan bir resim olduğunu ve eşimin fotoğrafının başı açık olması gerektiğini söyledi. Biz diretip ‘Hakkımızı arayacağız’ deyince de elimize Gürp
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Pzr Ekm 11, 2009 11:39 pm    Mesaj konusu: Yasak sürüyor! (D)Uyuyor musunuz? Alıntıyla Cevap Gönder

Yasak sürüyor! (D)Uyuyor musunuz?

12 Ekim 2009, 00:17 Anadolu Haber

Başörtüsü yasağı zulmü sürerken, zulme karşı verilen mücadele de aksamadan devam ediyor.İşte yurt çapında her hafta yapılan başörtüsü eylemlerinde bu haftadan ayrıntılar.

Ülke çapında bir çok ilde her hafta yapılan başörtüsüne özgürlük eylemleri bu hafta da devam etti. İşte bu haftadan bazı ayrıntılar:

Ankara

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından düzenlenen başörtüsüne özgürlük eylemi 194. haftasına girdi.



Basın açıklamasının tam metni:

Gönlümüz isterdi ki Türkiye'de insan hakları ihlâlleri olmasın; insanların inançlarına, düşüncelerine, yaşama haklarına, eğitim haklarına saygı gösterilsin. Devlet insan haklarının teminatı olsun. Ancak ne yazık ki ülkemizde yıllardır yasaklar sürmekte, insan hakları devlet eliyle ihlâl edilmektedir.

Halkımız askerî vesayet sisteminin baskısını her geçen gün daha çok hissetmekte ve bunalmaktadır. Bizler askerlerin siyasete müdahale etmesinden ve tüm ülkeyi "biri bizi gözetliyor evine" çevirmesinden son derece rahatsızız. Son olarak askerin "Millî Güvenlik Dersi" hocaları vasıtasıyla eğitim kurumlarında yaptığı fişlemeleri öğrenmiş bulunuyoruz. Askerler halkı kategorize etme hakkını kimden ve nereden almaktadır? Yoksa orduya bu yetki anayasayla verilmiştir de bizim mi haberimiz yok… Askerin siyasetten elini çekmesini, tüm ülkeyi kışlaya çevirmekten vazgeçip aslî görevine dönmesini bekliyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Belçika'daki ilk ve orta dereceli okullardaki başörtüsü yasağından bahsetmiştik. Yasak kararı "Belçika Hıristiyan Öğretmenler Sendikası" tarafından iptal istemiyle Danıştay'a götürüldü. Sendika yöneticisinin başvuru gerekçesini açıklayan ifadeleri bizdeki yasak savunucularını utandıracak niteliktedir. Diyor ki: "Hiçbir öğretmen başörtüsü takan öğrencinin bunu baskı altında kaldığı için yaptığını düşünmüyor. Bize göre başörtüsü dinî inancın gereği. Bu nedenle Danıştay'a gittik. Bizce başörtüsü yasağı inanç özgürlüğü ile çelişiyor." Bu açıklamayı; ülkemizde kızların başını örtmelerini ipe sapa gelmez nedenlerle açıklamaya çalışanlara ithaf ediyoruz. Üzerine basa basa söylüyoruz ki, başörtüsü takmak yalnızca inancımızın gereğidir.

Yüreğimizi yaralayan bir olayı Avusturya'da yaşamıştık. İki kız öğrenci başörtülü kız arkadaşlarının başörtüsünü yakma girişiminde bulunmuşlardı. Olaya el koyan yetkililer bu vahim olayın sorumlularını cezalandırdılar. Bu iki öğrenci disiplin cezası alarak okuldan uzaklaştırılmış ve haklarında adlî takibatın başlayacağı bildirilmiştir.

Bunlara benzer bir olay da geçen hafta ülkemizde yaşanmıştır. Denizlinin Çivril İlçesi, Gürpınar Belediyesi nikâh memuru başörtüsünün altına taktığı boneden -yanlış anlamadınız- tekrar söylüyorum boneden dolayı çiftin nikâhını kıymamıştır. CHP'li Gürpınar Belediye Başkanı ise bu durumu "devrim kanunlarına aykırı olduğu" gerekçesiyle savunmuştur. Maalesef bizim devrim kanunlarımız ülkemizin onca büyük meselesi dururken bir kadının başındaki bonesiyle uğraşmaktadır. Sunduğumuz bu iki fotoğrafın takdirini sizlere bırakıyoruz. CHP'nin açılımlarının ise ne kadar yapay, dönemsel ve halkı kandırmaya yönelik olduğunu görüyoruz.

28 Eylül 2009 tarihinde Diyarbakır'ın Lice İlçesi Şenlikköy Mezrasında hayvanlarını otlatırken parçalanarak hayatını kaybeden küçük Ceylan'ın ölüm nedeni hakkında yetkililer hala tatmin edici bir açıklama yapmamışlardır. İnsan hakları örgütlerinin incelemeleri sonucunda olayda devlet yetkililerinin sorumluluğunun olduğu ve bazı görevlilerin de görevlerini ihmal ettiği belirlenmiştir. Oysa yaşama hakkı Türkiye'nin de altında imzası bulunan pek çok insan hakları metni ile teminat altına alınmıştır. Yetkililer bir an önce sorumluları tespit ederek yargı önüne çıkarmalıdır. Aksi takdirde her an başına ne geleceğini kestiremeyen insanların devlete güveni sarsılacaktır. Ayrıca olayın zamanlamasına dikkat çekiyoruz. Acaba halkların kardeşliğini istemeyen, gerilim ortamlarından medet umanların yeni bir provakasyonu ile mi karşı karşıyayız?

Hükümetin ortaya koyduğu ve hiç kimsenin ortak olmak istemediği "Demokratik Açılım", "Ekonomik Açılım" v.b. açılımların tartışıldığı, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak sözlerinin her kesim tarafından dillendirildiği şu ortamda asıl biz bir açılım bekliyoruz. İnanç ve düşünce önündeki tüm engellerin kaldırıldığı, insan hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmadığı BİR AÇILIM değilse, bütün açılımlar kısır kalır, toplumun bütün kesimlerini kucaklamayan açılımlar ise halktan destek bulamayacaktır. Bu nedenle hükümeti parçacı değil, bütüncül bir yaklaşıma davet ediyoruz.

Devlet bu açılımlarla halkı ile yeniden barışmayı, kucaklaşmayı amaçlıyorsa bizler hazırız, başörtüsü mağduru pek çok kızımız da hazır bekliyor, böyle bir açılımı istiyor ve daima destekliyoruz.

Konya

109. kez toplanan Konya İnanç Özgürlükleri Platformunun bu haftadaki gündem maddesi Siyonistlerin saldırısına uğrayan Mescid- i Aksa’ydı. Platform üyeleri ellerinde Filistin‘deki dramı ifade eden çeşitli pankart, afiş ve Filistin bayraklarıyla alanı doldururken platform adına açıklamayı Mevlüt DOĞAN yaptı.

Mevlüt Doğan açıklamasında Siyonist fanatiklerin bu girişiminin asıl amacının Mescid-i Aksa'yı yıkmak olduğunu ifade ederek bundan önce fanatik Siyonistlerce Mescid-i Aksa'ya karşı gerçekleştirilmiş saldırıları örnek gösterdi. Doğan açıklamasının sonunda İslam ümmetini duyarlı olmaya çağırdı.

Doğan'ın açıklamasının tam metni:

Rahman, Rahim Allah'ın adıyla

Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren o Allah, yücedir. Gerçekten o, işitendir, görendir. (İsra Suresi 1. Ayet)

Sevgili dostlar, değerli basın mensupları;

Gökler ağlıyor, yerler ağlıyor! Azab melekleri yeryüzüne ha indi ha inecek… Bir utancı yaşıyoruz. Allah'ın çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa'mız, İlk kıblegahımız, kuşatma altında. Lanetli kavmin en lanetlileri olan fanatikler, mübarek Mescidimizi kirletme azminde. Eli öpülesi az sayıda genç bir topluluk ise açlıktan ölmek pahasına Mescid-i Aksa'yı savunuyorlar. Giriş ve çıkışları tamamen kapatan Siyonist askerler, içeriye yiyecek içecek ve tıbbi malzemenin geçişine engel olarak, bu aşırı Siyonistlere yardımcı oluyorlar.

Aslında biz, bu filmi daha önce de izlemiştik. Bu yaşanan dramın benzerlerini, daha önce de tekrar tekrar yaşamıştık. Bu lanetli topluluğun, hain ve sinsi taktiklerinde hiçbir değişim olmadı. 21 Ağustos 1969'da Mescid-i Aksa'mızı yakmışlardı. Denis Ruhan adlı fanatik bir yahudinin yaptığı kundaklamada Mescid'in minberi yanmış, kubbesi ve kıble duvarları tahrib olmuştu. Sonrasında birçok taciz ve saldırılara maruz kalan mescit, en kanlı saldırıyı, 1990'da yaşadı. Tarihe Kudüs katliamı olarak geçen 30 Filistinlinin katledildiği, 800 kadarının yaralandığı kanlı olayların başlangıç sebebi, fanatik bir grup yahudinin Mescid'i işgale girişmesiydi. Siyonist İsrail asker ve polisi bu fanatik Yahudilere destek vererek, mübarek mescidi savunan kardeşlerimizi katletmiştir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu filmi tekrar izlemekteyiz. Bu lanetli topluluğun haddi bildirilmez ise bu filmi izlemeye daha çok devam ederiz. Onlar bu hain ve sinsi tavırlarını bırakmaya niyetli değiller. Çünkü onların asıl amacı: Mescidi istila edip, onu bir şekilde yıkmak. Ve altında olduğunu iddia ettikleri Süleyman mabedini yeniden inşa etmek. Bunun için askerleriyle, polisleriyle, siyasetçileriyle, bürokratlarıyla ne gerekiyorsa yapacaklar.

Dünya, yaşanan bu duruma müdahale etmezse, 1990'daki katliamın bir benzeri daha yaşanacak. Çünkü Siyonist güvenlik birimleri olayların yatışması için hiçbir önlem almıyor. Dahası olayları başlatan ve bu raddeye getiren fanatik Yahudilerin sırtını kollamakta, Müslümanların Mescide girişine engel olarak mescidin içindeki direniş hattını zayıflatma çabası içerisinde.

İ.K.Ö'den ve Müslüman ülkelerden beklenen, bu olayda inisiyatif almasıdır. Amerika'nın ve Avrupa'nın işaretine ihtiyaç yoktur. Bilakis Filistin'in kanlı tarihini onlar yazmışlardır. Nobel barış ödülünün adaylarından birinin de Şimon Peres olması, onların barıştan ne anladıklarını göstermektedir. Askerleri Pakistan'da, Afganistan'da, Irak'ta ve Filipinler'de katliam yapan Obama'nın bu ödülü almış olması, Onların barış anlayışlarının ne olduğunu daha da güzel ifade etmektedir. Müslüman topluma düşen görev, dost ve düşmanlarını iyi tanımasıdır. Hatta düşmanlarının dostlarını da iyi bilmelidir. Tarih tekerrürden ibaret değildir. Geçmiş olaylardan ibret alınmak suretiyle, bugün yaşanan drama bir son verilebilir.

Mescid-i Aksa'nın işgali tamir edilemez ve telafi edilemez sonuçlar doğuracaktır. Müslümanlar olası bir işgalin akabinde kendilerine ağlama duvarları edinmek zorunda kalacaklardır. ''Eyvah!'' demeden ''Biz ne yaptık?'' pişmanlığında bulunmadan bir an önce bu gafletten uyanmalı, kıblemize sahip çıkmalıyız. Unutmayalım ki kıblesi işgal edilmiş bir ümmetin üzerinden zillet eksik olmayacaktır. Kudüs izzetimiz, Mescid-i Aksa şerefimizdir. Direniş ve direnişin önderleri yolumuzun kutup yıldızlarıdır.

BUGÜN GÜNLERDEN KUDÜS VE EVLERİMİZDİR MESCİD-İ AKSA

HAYKIRIYORUZ / SELAHADDİNİN GELİŞİ YAKINDIR!

Esaretin ve zulmün olmadığı, anne feryatlarının duyulmadığı, gözyaşlarının akmadığı bir dünyada yaşama ve Özgür Kudüs'e kavuşma dileği ile hepinizi 110. Haftada aynı yer ve saatte buluşmak üzere Allah'a emanet ederiz.

Akyazı

Akyazı Başörtüsüne Özgürlük Platformu’nun düzenlemiş olduğu başörtüsüne özgürlük eylemi 140. haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına Burhan Çimşit okudu.

Basın açıklamasının tam metni:

Anayasal hiçbir dayanağı bulunmayan başörtüsü yasağı son günlerde akıl almaz uygulamalarla işkenceye dönüştü.

Başı zorbalıkla açtırılan ödüllü mimar Sinem GÜRÇOLAK, Denizli'de Başörtülü fotoğrafı olduğu için belediye tarafından nikahı kıyılmayan Cennet GÜNGÖR, Eskişehir'de 69 yaşındaki Fatma ARDUŞ adlı hasta teyzenin başı örtülü olduğu için muayene edilmeyerek acı çekmeye terk edilmesi son günlerdeki işkencelerin akıl almaz boyutlara ulaştığının göstergesidir.

Milletin değerlerini hiçe sayarak, onları en temel haklardan mahrum bırakarak barışı sağlayamazsınız. Millet inançlarını özgürce yaşamaktan başka sizden bir şey istemiyor.

Kuran Kurslarının önündeki yaş sınırı engeli kaldırılmamıştır, yasak devam etmektedir. Kuran eğitimi almak 12 yaşını bitirenlere uygun görülmektedir. Biz isteyen ailelerin çocuklarına istediği yaşta Kuran eğitimini verme hakları olduğunu söylüyoruz. Devlet Bakan'ının "Kuran eğitiminin önündeki engel kaldırılacak" açıklamasının arkasında durmasını bekliyoruz.

Camilerdeki mahyaların ideolojik amaçlarla kullanılmasını uygun bulmuyoruz.

28 Eylül 2009 tarihinde Diyarbakır'ın Lice ilçesinin Şerlik köyünde hayvanlarını otlatan 14 yaşındaki Ceylan ÖNKOL öldürüldü. Kim, kimler niçin bu çocuğu katlettiler. Sorumlular derhal bulunup hak ettikleri cezaya çarptırılmalıdır.

Fanatik Yahudiler 3-9 Ekim'de Kisakot bayramını bahane ederek Mescid-i Aksa'yı işgal için düzenledikleri baskına karşı 700 Filistinli mücahit genç direnerek Siyonistlerin oyununu boşa çıkardılar. Hiçbir insaf sahibi insan, hiçbir Müslüman bu zulüme seyirci kalmayacaktır. Filistinli gençler sahipsiz değildir. Mescidi Aksa sahipsiz değildir. Biz Türkiye deki Müslümanlar Mescidi Aksanın savunmasına varız. Siyonistler emellerine hiçbir zaman ulaşamayacaklardır.

Dünyadaki ve ülkemizdeki baskılar, zulümler, engeller tamamen son buluncaya kadar mücadelemiz devam edecektir.

Gelecek hafta Cumartesi Saat 12.30'da buluşmak üzere Allaha emanet olun.

12 Ekim 2009 13:37
Şehit Eşlerine Kıyafet Akreditesi
Şehit ve gazi eşleriyle komutan eşlerinin kaynaşma toplantısına başörtülü eşlerin alınmaması talimatı verildiği ortaya çıktı..

Şehit ve gazi eşleriyle komutan eşlerinin kaynaşmasını amaçlayan tanışma toplantısına özellikle başörtülü eşlerin alınmaması talimatı verildiği ortaya çıktı.

Personel Şube Plan Subayı Yarbay Nazmi Babaç ve Kurmay Başkanı Kurmay Albay Salih Gamsız imzasıyla kaleme alınan belgede Tarabya Orduevi Boğaztepe tesislerinde düzenlenen programda özellikle şehit ve gazi eşlerinin kıyafetlerine göre seçilmesi talimatı dikkat çekiyor.

Başörtüsü ve tesettür hakkında hazırladığı skandal kitapçıkla büyük tepki toplayan TSK'nın şehit ve gazi eşlerini de kıyafetlerine göre ayırdığı ve ona göre muamelede bulunduğu ortaya çıktı.

Vakit'in ulaştığı belgeye göre Nisan 2009'da asker eşleri ile şehit ve gazi eşlerinin tanışması için düzenlenen programda özellikle başörtülü şehit eşlerinin alınmaması talimatı verildiği belirlendi.

Eşlerini vatan uğruna şehit veren hanımların başları örtülü denilerek ayrımcılığa tabi tutulmalarının istendiği skandal belgede, programın Tarabya Orduevi Boğaztepe tesislerinde düzenleneceği, o yüzden eşler belirlenirken kılık kıyafetlerine mutlaka dikkat edilmesi isteniyor.

Gazetemizin ulaştığı belgeye göre, şehit eşleri ile asker eşlerinin tanışması için düzenlenen sözde programa, vatan için eşlerini feda eden başörtülü eşlerin alınmaması talimatının verilmesi TSK'nın yaptığı ayrımcılığı gözler önüne seriyor.

ŞEHİT VE GAZİ EŞLERİNE AYRIMCILIK EMRİ

Programın, tümen komutanı hanımının himayesinde düzenlendiği belirtilen belgede, tüm birlik komutanlıklarınca 5'er şehit ile 5'er gazi eşi belirlenmesi isteniyor. Belirlenen şehit ve gazi eşlerinin kılık kıyafete göre seçilmesinin özellikle istendiği belgede söz konusu bilgilerin daha 'sonra Tümen komutanlığına ve özellikle Yarbay Nazmi Babaç'a iletilmesi emrediliyor, işte o skandal talimat ve emirlerin yer aldığı o belge:

ŞEHİT VE GAZİ EŞLERİYLE TANIŞMA ÇAYI

"13 Nisan 2009 Pazartesi qünü, 14-17 saatleri arasında Sn. Tümen komutanının eşi himayelerinde, şehit ve gazi eşleri ile Tarabya Orduevi Boğaztepe tesislerinde personel eşlerinin katılacağı tanışma çayı icra edilecektir.

Tüm ana ast birlik komutanlıklarınca onar mümkünse 5 şehit, 5 gazi aile koordine edilerek tespit edilecek, kesin liste oluşturulacak, kesinleşen liste aşağıdaki formata göre Tümen komutanlığına (ayrıca Outlooktan Yb. Nazmi Babaç'a) gönderilecektir.

Personel eşleri ile şehit ve gazi eşlerinin çaya zamanında getirilmesi, bittiğinde tekrar evlerine götürülmesi planlanacaktır. Davet ordu evinde yapılacağından davet edilecek şehit-gazi eşleri, kıyafet konusu dikkate alınarak belirlenecektir."

Vakit

13 Ekim 2009 19:36
Ali Nesin: Yüzüme Tükürdüler

Üniversitede türbanın serbest bırakılması girişimlerine destek veren Aziz Nesin'in oğlu Ali Nesin'den inanılmaz açıklama...
Balçiçek Pamir’le Söz Sende’nin bugünkü konuğu Nesin Vakfı yöneticisi Ali Nesin programda 2008 yılının Şubat ayında hükümet ve MHP’nin üniversitelerde türbanın serbest bırakılması ile ilgili girişimlerine destek vermek amacıyla hazırlanan bildiriye attığı imzadan dolayı yüzüne tükürdüklerini söyledi. Balçiçek Pamir’in “O an ne hissettiniz? Yani bir adam dönüp size tükürüyor ne hisseder insan? Şok mu, nefret mi kızgınlık mı?” sorusuna “Kızgınlık, çok kızdım” diye cevap verdi ve ekledi: “Ben fikrimi söylemişim sonuçta. Yani sen kimsin, nesin de kendinde böyle bir hak görüyorsun? Bir de yazıklar olsun diyor. Sen ne emek verdin ki neye yazıklar olsun? Ola ki yanılıyorum. Diyelim ki yanlış bir şeyler söylüyorum. Kimsin, nesin, ne okudun ne biliyorsun da bana tükürüyorsun sen? Bir kere ben tükürülecek bir insan mıyım?”

Kaynak: Habertürk

BAŞÖRTÜLÜ OLDUĞU İÇİN İÇERİ ALINMADI

17 Ekim 2009
Esma Evkaya adlı başörtülü kız ODTÜ'deki sertifika programına başvuru isteği kapıdan çevrildi
ODTÜ ve bir internet sitesi işbirliğinde internet üzerinden gerçekleştirilecek Bilgi Teknolojileri Sertifika Programı'na başvuran Esma Evkaya, kursun yapılacağı üniversiteye başörtülü olduğu gerekçesiyle alınmadı.

Üniversite'nin kampüs kapısında güvenlik görevlileri tarafından içeri alınmayan Esma Evkaya, "Öğrenci olmamama rağmen kayıt yaptırdığım Bilgi Teknolojileri Sertifika Programına giriş yapamadım. Bir süre önce ODTÜ kampüs içinde bulunan bir kurs merkezine kaydımı yaptırdım. Tüm bilgilerini kurs yetkililerine bildirmeme rağmen ODTÜ girişindeki özel güvenlik görevlileri beni içeri almadı. Olayın büyümesi üzerine giriş kapısına gelen nöbetçi amirlikte yetkili, bana Anayasa Mahkemesi'nin kararını uyguladıklarını söyledi. Yetkili şahıs, 'eğer bir şikayetiniz varsa pazartesi günü gelerek şikayetlerinizi yetkililere bildirebilirsiniz' demesi üzerine ben de, bugün kursum başlıyor saatlerce beklettiniz ve pazartesi gelerek şikayetimi yetkililere bildirebileceğimi söylüyorsunuz. Yetkililere ulaşabilmem için de okul içerisine girmem gerekiyor bu nasıl olacak diye sordum. Onlar da okulu terk etmemizi istedi." dedi.

İnternet üzerinden kayıt yaptırdığı kurs yetkililerinin kendisine sorunla ilgili olarak "Arkadaşların gözünden kaçmış size söylemeyi unutmuşlar" dediğini belirten Evkaya, "Kayıt öncesinde benden fotoğraf istediler. Başörtülü olduğumu biliyorlardı. Bana verdikleri sözleşmede de böyle bir şart yoktu." diye konuştu.

ODTÜ kampus kapısına gelen yetkili şahıs, Esma Evkaya'ya, kendisini başörtülü olarak içeri alamayacaklarını belirterek, şikayetini yetkilileri bildireceğini söyledi.

dunyabulteni

Kütahya'da 'Başörtüsüne Özgürlük' için yürüdüler

17:25 - İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) Kütahya Şubesince, her cumartesi günü düzenlenmesine karar verilen "Başörtüsüne Özgürlük" eylemlerinin ilki gerçekleştirildi. Zafer Meydanı'ndaki belediye binası önünde toplanan, aralarında başörtülü kadınların da bulunduğu bir grup dernek üyesi, "Uyuma, başörtüne sahip çık", "Herkese adalet, başörtüsüne özgürlük" sloganı attı. 17.10.2009 KÜTAHYA netgazete
netgazete

21 Ekim 2009
İHL'li Öğrenciye Şehitlik Yasağı

Çanakkale gezisine katılan Fethiye İHL öğrencisi Büşra Pirci, yolculuğun 15'inci dakikasında çok ilginç bir gerekçeyle gezi otobüsünden indirildi.

Çanakkale gezisine şen şakrak katılan Fethiye İHL öğrencisi Büşra Pirci, yolculuğun 15'inci dakikasında başörtülü olarak ziyaret ve konaklama yerlerine giremeyeceği belirtilerek, otobüsten indirildi.

Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü'nün düzenlediği Cumhuriyet Eğitim Gezileri kapsamında Çanakkale'ye götürülen öğrencilerden biri başörtülü olduğu gerekçesiyle gezi otobüsünden indirildi.

Muğla Fethiye İmam Hatip Lisesi 3. Sınıf öğrencisi Cemile Büşra Pirci, gezi otobüsüne bindikten 15 dakika sonra geziye başörtülü olarak katılamayacağı gerekçesiyle otobüsten indirildi.

Öğrenci Milli Eğitim Müdürlüğü'nün aracıyla indirildiği yerden alınarak okuluna gönderildi.

FOTOĞRAFLAR ÇEKİLDİ

Her şey güzel başlamıştı Büşra için. Babası arabaya bindirmiş Muğla'ya göndermişti. Çanakkale'ye hareket Muğla merkezden yapılacaktı. Öğrenciler sayılmış ve son bilgilendirmenin ardından Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü'nün web sitesi için fotoğraflar çekilmişti.

BAŞÖRTÜSÜYLE KATILAMAZSIN

Yolculuk başlayalı 15 dakika olmuştu ki bir görevli gelerek Büşra Pirci'yi uyarır: 'Oraya gittiğimizde başını açmalısın, sorun çıkabilir'

Büşra Pirci uyarıyı yapan görevlinin kendisine; "Otobüsün içinde böyle kalabilirsin ama gideceğimiz yerlerde ve kaldığımız yerlerde başını açmak zorundasın' dediğini belirtiyor.

Kıyafet için talimat olduğunu söyleyen görevli, Büşra'nın bu şekilde geziye katılamayacağını, isterse otobüsten inebileceği kendisine bildirilir.

OTOBÜSTEN İNDİ

Otobüse bindikten sonra uyarılan Büşra Pirci, 15 dakika sonra Muğla'nın çıkışında otobüsten inmek zorunda kalır. Öğrenciyi Milli Eğitim'den bir araba bırakıldığı yerden alır.

KİMSE UYARMAMIŞ

Büşra Pirci ne gezi öncesi, ne de okulda başörtüsü konusunda bir bilgilendirme yapılmadığını, bilgisi olsa zaten geziye katılmayacağını söyledi.

Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü'ne telefon ve mail yoluyla ulaşarak konu hakkında bilgi istedik. Bir açıklama gönderildiği takdirde haberimizde açıklamaya da yer verilecektir.
(Haber 7)

25 Ekim 2009 14:33
TSK'dan Alternatif Resepsiyon
Genelkurmay alternatif 29 Ekim resepsiyonu uygulamasına bu yıl da devam ediyor. Peki sebeni ne? İşte yanıtı...

Türk Silahlı Kuvvetleri, ilkini geçtiğimiz yıl verdiği alternatif 29 Ekim resepsiyonu uygulamasına bu yıl da devam ediyor. Asker, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün devlet erkanının katıldığı resepsiyon için eşsiz davetiye göndermesinin ardından, Merkez Orduevi'nde resepsiyon düzenlemişti.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un Merkez Orduevi'nde vereceği 29 Ekim resepsiyonuna kuvvet komutanları ile Ankara Garnizonu'na bağlı subay ve astsubaylar davet ediliyor.

Geçtiğimiz yıl askerlerin eşleriyle katıldığı resepsiyon için Orgeneral İlker Başbuğ yine eşli davetiye gönderdi.

Merkez Orduevi'ndeki alternatif resepsiyon, Çankaya Köşkü'nde çifte resepsiyon uygulamasının başlamasının ardından verilmişti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, resepsiyonlardaki türban krizine çözüm bulmak için bu uygulamayı başlatmıştı.

Öğle saatlerinde verilen ilk resepsiyona devlet erkanı eşsiz davet edildi.

Akşam verilen ikinci resepsiyona ise sivil toplum örgütü temsilcileri, sanatçılar, sporcular, işadamları ve gazeteciler eşli davet edildi.

Köşk'te akşam verilen ikinci resepsiyona geçen yıl 18 türbanlı katılmıştı.
aktifhaber

Nuh GÖNÜLTAŞ
10 Mayıs 2009
Hüseyin Gülerce’ye haklı öfke!

Hüseyin Gülerce, "İslam'ın şartı 5, imanın şartı 6. İçinde başörtüsü yok!" şeklinde özetlenen görüşlerini dile getirince yıllardır başörtüsü mücadelesi veren ve bunun çilesini göğüsleyen hanımların tepkisini çekti.
En sert tepki de Habertürk yazarı Nihal Bengisu Karaca'dan geldi.

'Bu iş bu kadar önemsizdi de niye o zaman binlerce başörtülü kızı yediniz. Bıraksaydınız onlar da Nazlı Ilıcak gibi olsalardı!" dedi.

Nihal Bengisu öyle tam kitabın ortasından bir örtünme stiline sahip olmadığını kendisi yazıyor.

Aynı süreci öğrenci ve gazeteci olarak yaşadığı, birçok arkadaşı aynı dramı sarsıcı bir şekilde tecrübe ettiği için tabii olarak Gülerce'ye yönelik yazısı çok sarsıcı.

Anlaşılan o ki, Nihal Hanım da kendi huzurlu limanında değil.

Örtüsünün tam da Allah'ın istediği gibi olmadığını bildiğini ancak en azından yapamasa da 'Kitapta yazana' gönülden iman edip, oradaki şeklin doğru olduğunu kabul ettiğini söylüyor.

Başörtüsü mağduriyeti yaşayan kızlar gerçekten bunalımda.

Başını açan da açmayıp eve kapanan da, evlenemeyen de.

Bir kısmı büyük ruhi çalkantılar yaşayarak peruk takma yoluna gidiyor. Ahmed Şahin, nereden buluyorsa 'sentetik' peruğa fetva veriyor.

Ama Hayrettin Karaman bu fetvaya karşı çıkıyor.

Bu arada klasik ehli sünnet inanışına göre peruk 'kebair' (büyük) günahtan sayılıyor.

Peruk ciddi bir gösterge.

50 yıldır perukçuluk yapan Mustafa Akdağ, geçenlerde Aksiyon'a yaptığı açıklamada 28 Şubat'tan sonra bu işin bir sektör haline geldiğini söylüyordu. Ancak o dönemde peruk takanlarla şimdikiler arasında çok fark oluşmuş:

"10 yıl öncesine dönersek, başörtülüler Cleopatra tarzı modeller tercih ediyordu. Yani kâküllü, küt ve siyah. Buraya gelip kendini kötü hissedenler, ağlayanlar bile vardı. Bu sert yapı biraz yumuşadı. Çünkü artık daha estetik peruk alıyorlar. Röfleli, kızıl, sarı bile takanlar var!"

Başörtülü/peruklu hanımlardaki bu 'rahatlama' iyi bir sürece mi, yoksa bir çözülüşe mi işaret ediyor. Üzülmek mi, sevinmek mi lazım.

Toplumda örtülü ya da örtüsüz olmanın hiçbir problem oluşturmadığını yazmaya gerek var mı?

Okumuşsunuzdur bazı yabancı sosyologlar, yerli gazeteciler tesettüre girip, günlerce İstanbul'un en kritik semtlerinde dolaştılar ve hiçbir gerilim yaşamadıklarını anlattılar.
(..)
Beyaz Türklerin özel 'kaoslama' yöntemleriyle en basit anayasal hak yıllardır yok sayılıyor.

Öyle komik bir ülkede yaşıyoruz ki, güya yasağa mesned yapılan Anayasa Mahkemesi kararı bile aslında başörtüsünün önünü açıyor. İnanmayan Ahmet Necdet Sezer'in ( o zaman üyeydi) koyduğu şerhe baksın.

Yine işin traji-komiği başörtüsünü bu karar yasaklamadığı gibi ayrıca yasaklayıcı bir kanun da yok. Kanunun tarif etmediği bir ceza da bilinen medeni dünyada 'kanuni' olarak değil, Karakuşi olarak görülüyor

Kenya okullarında başörtü yasağı

25 Ekim 2009, 09:09 Anadolu Haber

Kenya'da Katolik Kilisenin yönetimi altında bulunan okullarda kız çocuklarına başörtü giyme yasağı getirildi. Ülkedeki Müslümanlarsa karar karşısında ayağa kalktı.


Yüzde onunu Müslümanların oluşturduğu Kenya'da Müslümanlara yapılan çeşitli baskıların yanısıra okullarda başörtü yasağının getirilmesi ülkedeki Müslüman alimlerin tepkisine yol açtı. Önde gelen alimler Müslümanları en kısa zamanda çocuklarının kayıtlarını bu okullardan almaya çağırdı. Kenya'daki okulların yaklaşık yüzde yetmişi Katolik kilisenin yönetimi altında.

Defne Bayrak / Timeturk

Kenya'daki Müslüman azınlığın önde gelen alimleri Müslümanları ülkede Katolik kilisenin yönettiği okulların hepsini başörtüsünü yasaklamaları nedeniyle protesto etmeye çağırdı. Thefirstafrica.com haber sitesi 23.10.2009 tarihinde bu çağrıyı yapan alimlerden en ünlüsü olan Muhammed Dor'un şu sözlerine yer verdi; 'kilisenin başörtüsünü yasaklaması kışkırtıcı bir tavırdır. Başörtüsünün yasaklanması ülkenin dört bir yanındaki Müslümanların öfke patlaması yaşamasına neden olacak.
Kenya'nın ikinci en büyük şehri Mombasa camilerinden birinde verdiği Cuma hutbesinde Dor, bütün Müslümanları çocuklarını, Katolik kiliselerin yönetimindeki okullardan ve baş örtüsünü yasaklayan diğer devlet okullarından başörtü yasağı getirmeyen okullara nakletmeye çağırdı.
Dor ardından şöyle ekledi; 'tüm Müslümanların bu çağrıya cevap verip çocuklarının kayıtlarını en kısa vakitte; 26.10.2009 tarihinden itibaren bu okullardan almasını temenni ediyorum.'

Yeni eğitim-öğretim döneminin başlamasıyla Milli Eğitim Bakanlığı yayımladığı bir emirle devlet okullarına başörtülüleri izlemeleri için uyarıda bulundu. Bakanlık ayrıca getirilen bu kanunun öğrencilerin dini inanışları nedeniyle aralarında ayrımcılığın önüne geçtiğini iddia etti.

Kenya'daki okulların yaklaşık %70'i idaresi altında bulunan Katolik Kilise bu durumu bahane bilerek yayımladığı bir kararla başörtülü öğrencilerin okula girmelerini tamamen yasakladı.

'Zorbalığı kabul etmeyeceğiz'

Bu bağlamda–Kenya parlamentosu üyeliğine aday- Dor, hükümet bu krizi hemen çözmek için müdahale etmezse başörtüsüne ve diğer dini inanç ve prensiplere itiraz edenlerin karşılarında Kenya Müslümanlarının artan öfkesini bulacakları uyarısında bulundu. Dor; 'Müslümanların işlerine müdahale etmek toplumdaki gruplar arasında nefret tohumları ekilmesine sebep oluyor' dedi.

Dor ayrıca Batılı hükümetleri de ülkede sürekli bir dini kargaşa yaratmak için Kenya okullarında başörtüsünün yasaklanmasını planlamakla suçladı.

Dor, Müslüman azınlığın liderlerinin, bu hususta bir fetva yayımlanmadan önce acil bir toplantı yaparak bu krizi tartışacaklarına dikkat çekti.

Muhammed Dor Müslüman azınlığın Katolikler tarafından maruz kaldığı ayrımcılığa işaret ederek şöyle dedi; 'zorbalığı kabul etmeyeceğiz. Katoliklerin bizi kenara itmek için yarıştığı bir maçta hükümetin hakem rolü oynamaması gerekir.'

Bazı Arvurpa ülkelerinde başörtüsü hususunda geniş tartışmalar görülmektedir. Bu ülkelerin arasında 2004 yılında devlet okullarında başörtüsünün yasaklanmasından sonra hem başörtüsünün hem de peçenin tartışıldığı Fransa da yer alıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, dört ay önce ülkesinin parlamentosu önünde şöyle dedi; 'peçe, kadına boyun eğdirmenin işaretidir ve Fransa'da hoş görülmemektedir.'

Sarkozy'nin bu sözlerinin ardından yaklaşık 3 ay kadar önce de Avrupa Fetva Konseyi Batılı hükümetlere yönelik mesaj niteliğinde bir karar aldı. Bu kararda bayanların peçe takabilecekleri, bunun şahsi bir hak olduğu ve gözetilmesi gerektiği, kimsenin bu özgürlüğü kanun getirerek yasaklamaya hakkı olmadığı ifade edildi.

Gözlemcilere göre Kenya'da Müslümanlar ayrımcılığa, güvenlik kısıtlamalarına, tutuklamalara ve dışlanmaya maruz kalıyor. Müslüman azınlık ayrıca geniş idari yolsuzlukların görüldüğü hükümet kurumlarında reforma gidilmesini talep ediyor.

Amerika Merkezi İstihbaratı CIA'e tabi Fact Book sitesinin rakamlarına göre yaklaşık 39 milyon nüfusu bulunan Kenya'da Müslümanlar toplam nüfusun yüzde onunu oluşturuyor. Ancak Kenya'daki İslami kesimler toplam nüfusun yüzde onbeşini oluşturduklarını ifade ediyor. Kenya'da Müslümanların parlamentoda temsilcileri bulunuyor. Bunun yanında Kenya Müslümanları Yüksek Konseyi, Ulusal Müslümanlar Liderleri Forumu ve Kenya'daki İmam ve Davetçiler Konseyi gibi kendilerini temsil eden kurumları da var.

Cumhuriyet resepsiyonunda türban krizi
31 EKİM 2009
Cumhuriyet'in 86. yıldönümü nedeniyle Şanlıurfa'da düzenlenen Cumhuriyet resepsiyonunda türban krizi yaşandı. Şanlıurfa Dedeman Otel'de içkili yapılan Cumhuriyet resepsiyonuna davetliler eşleri ile birlikte çağrılmış ve resepsiyona Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Eyüp Sabri Ertekin'in türbanlı eşi İffet Ertekin de katılmıştı. Bir görevli, Eyüp Sabri Ertekin'i dışarı davet etmiş ve eşinin türbanlı olduğunu hatırlatarak dışarı çıkmasını istedi.

Hastanelerde skandal üstüne skandal

15 Kasım 2009, 00:06 Anadolu Haber

İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çarşaflı olduğu için tedavisi yapılmadı. Bağcılara gitti, yaşamını yitirdi. Bu da yetmedi, hastanade cenazeler karıştı...

Soğuk algınlığı ve yüksek ateş nedeniyle İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne getirilen Aynur Tezcan isimli vatandaşla uzun süre kimse ilgilenmedi. Görevliler hastanede yer olmadığını söylesede ailenin yakınları Tezcan'ın çarşaflı olduğu için tedavisi yapılmadığı görüşünde. Bu iddia üzerine harekete geçen Mazlum-Der ve Hasta Hakları Aktivistleri Derneği hastaneyi şikayet etti ancak 30 yaşındaki Aynur Tezcan, önceki gün Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yaşamını yitirdi. Üzücü haberler sarsılan aile cenazeye almayı gittği hastane ikinci bir şok daha yaşadı. Kızlarının cenazesinin aynı hastanede ölen Mehmet Kılıç’ın cenazesi yerine Giresun'a gönderildiği ortaya çıktı. Baba Kalender Tezcan sorumluların cezalandırılmasını istedi.

Baba Kalender Tezcan, haberi alır almaz kızının cenazesinin Erzurum'a ulaşmadan Giresun’dan geri döndürdüklerini belirterek, “Akrabalarım bugün cenaze var diye toplandı. Her şeyi hazırladık. Ancak hastaneye gelince cenazelerin karıştırıldığını öğrendim. Şimdi biz acımızı mı yaşayalım. Yoksa burada yaşanan skandalla mı uğraşalım. Bu hatayı yapan kim ise cezasını çekmeli” diye konuştu.

Kızının ilk gittiği İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde karşılaştıkları ilgisizlik nedeniyle hastane hakkında dava açtıklarını da belirten Tezcan, cenazelerin karışmasında ihmali olan Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi yetkilileri hakkında şikayetçi olacaklarını söyledi.

AYRIMCILIK SINIR TANIMIYOR

Hasta Hakları Aktivistleri Derneği ve MAZLUMDER İstanbul Şubesi, 23 Nisan’da Çapa Tıp Fakültesi’ne soğuk algınlığı ve ateş şikâyeti ile getirilen Aynur Tezcan’ın ihmal sonucu beyin ölümünün gerçekleşmesi üzerine, doktorlar ve sağlık personeli hakkında Fatih Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu ve konuyla ilgili bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı yapan Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Mahir Orak şunları söyledi;

Başörtülü ve dindar insanlara karşı yıllardır ekilen ayrımcılık ve kin tohumları bir kez daha başak vermiş ve hayatının baharında bir genç kız yasakçı zihniyetin ektiği tohumların son kurbanı olmuştur.

Soğuk algınlığı ve ateş şikâyetiyle 23 Nisan 2009 tarihinde İ.Ü. Tıp Fakültesi Çapa Hastanesi acil servisine kaldırılan Aynur Tezcan sağlık hizmeti almak için gittikleri Hastaneye götürüldüğü andan itibaren birçok haksızlığa uğramıştır.

Aynur Tezcan’ın sağlık durumunun kötülüğü yanlış uygulamalar neticesinde geri dönülemez bir hal almış ve Tezcan’ın -tıpta ölüm olarak nitelendirilen- beyin ölümü gerçekleşmiştir.

Ambulansla Çapa’ya götürülen Tezcan’ı gören sorumlu servis doktorunun ambulans şoförüne mağdur ve beraberinde gelen annesinin kıyafetlerini göstererek azarladığı iddia edilmektedir. Bunun dışında 7 saat boyunca doktorların hastayla ilgilenmediği, yapılması gereken tıbbi işlemlerin ise alelade bir şekilde koridorda yapılmaya çalışıldığı, yapılmayan veya yapılmasında gecikilen müdahaleler sonucunda Tezcan’ın kalbinin durduğu ve elektroşok ile kalbinin çalıştırılmaya çalışıldığı, bütün bunlara rağmen acil hastalara yapılması gereken tıbbi teşhis ve tedavilerin uygulanmadığı, yer olmadığı iddiasıyla yoğun bakıma alınmadığı gibi somut iddialar bulunmaktadır.

Bütün bu olaylar neticesinde derneklerimize başvuran Tezcan ailesinin iddialarının ciddiliği, ilgili kişi ve kurumların suskunluğu karşısında görevli doktorlar ve sağlık personeli hakkında; Kasten (olası kast) İnsan Öldürme, Ayrımcılık, Görevi Kötüye Kullanma ve TCK’nin ilgili sair sevk maddeleri gereğince suç duyurusunda bulunma zorunluluğu hâsıl olmuştur.

Bu olay bir kez daha göstermiştir ki ayrımcılığın kimseye faydası olmadığı gibi yaşama hakkı gibi temel bir hakkın bile hiçe sayılmasına neden olmaktadır. En azılı suçlulara bile ayrımcılık yapılması en azından tıp etiği açısından mümkün değilken insanların kıyafetleri dolayısıyla karşılaştıkları ayrımcılıkların sınır tanımaz hale gelmesi çok acıdır.

HASTA HAKLARI AKTİVİSTLERİ DERNEĞİ

MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ

Başörtüsü yasak değil

Bir kere başörtüsü yasak değil. 20 yıldan fazladır bizi anlamsızlığa mahkûm eden ve yalnızca mağduriyetler üreten bu yasak geleneksel siyasal seçkinlerin ürettiği fiili bir yasak. Bu yasak, eğitim hakkını herhangi bir yasal temel olmaksızın engellediğinden esasen hem idari, hem de cezai anlamda hukuksuz bir eylem. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla başörtüsü yasağı imalatı ise çok açık bir Anayasa ihlalinden başka bir anlam taşımıyor. Anayasanın 13. Maddesine göre temel haklar ancak meclisin çıkaracağı bir kanunla sınırlandırılabilir. Kanunların açıkça yasaklamadığı veya sınırlandırmadığı bir eylem tarzının yargı kararıyla yasaklanması, açık bir anayasa ihlalidir ve meşru değildir.

Meşru olmayan bir yargısal tasarrufu, Anayasa veya yasa değişikliğiyle aşma çabası, hem anlamsız, hem de imkânsızdır. Çünkü yasaklamanın bizatihi kendisi zaten Anayasa ve yasalara rağmen icra edilmektedir. O halde yapılması gereken, bu süreçteki icrai kurumların tavır alması, ikinci olarak da karar organlarına ilişkin yapısal reformların yürütülmesi olacaktır. Başörtüsü konusunda şu an için atılacak tek adım, üniversite rektörlerinin öğrencilerin kılık ve kıyafetlerine, somut güvenlik zafiyeti yaratmadığı sürece tam bir saygı göstermesi, öğrencilerin başörtülü olup olmadıklarına bakılmaksızın derslere alınmasını sağlamasıdır (Tabii sırf bu yasağı etkin kılmak için, üniversite kampüslerinin etrafını Berlin duvarıyla örme, özel güvenlik ve turnikeli geçiş utançları da ortadan kalkmış olacak). Bu yasağı üretenlerin anlamlı olabilecek tek tavrı ise, sürece politik destek vermekten başka bir şey olamaz.

Buna karşın başörtüsü sorununu anayasal ve yasal tartışmaların merkezine yerleştirmek, demokratikleşme yönünde ulaşılmış tarihi momenti (anı) ıskalama etkisi yaratabilir. 2007’deki Anayasa girişiminin başörtüsü nedeniyle akamete uğratılmasının ardından yaşananları hatırlamakta yarar var. Bürokratik seçkinlerin siyasal uzantılarıyla birlikte yarattığı yıkımın etkileri halen devam ediyor. Unutulmamalıdır ki, siyasetteki her bir irrasyonel adım, sonraki rasyonel adımların atılmasını zorlaştırıcı etki yaratır. Her bir tuzak, yeni bir politik durum ve algıya yol açar. Bu tuzaktan çıkıldığında dahi, siyasi aktörlerin hareket marjları daralır. Çünkü inandırıcılık örselenir. 2010 Türkiye’sinde dahi bu kadar büyük bir enerji ve çabayla yalnızca sınırlı bir reform paketi hayata geçirilebildiyse, nedenini başka yerde aramak gereksizdir.

Doç. Dr.OSMAN CAN
Demokrat Yargı Derneği Eş Bşk.
aktifhaber

Kılıçdaroğlu çözüm için yeni adresi buldu: İRAN!
3 Ekim 2010

KILIÇDAROĞLU’NUN BAŞÖRTÜSÜ ÇÖZÜMÜNE CHP İÇİNDEN VE SİVİL TOPLUMDAN TEPKİ GECİKMEDİ

“Başörtüsü ve türban farklı” diyen Kılıçdaroğlu son olarak da, sorunun çözümü için İran ve Pakistan’daki gibi “Bir tutam saç görülmeli” formülünü önerdi. Tek destek Silivri Cezaevi’nden geldi

EBRU BARAN İSTANBUL

CHP Bilim Yönetim ve Kültür Platformu Başkanı Sencer Ayata’nın başörtüsü sorununa ilişkin bulduğu ‘saçın tamamen kapanması şart değil’ çözümüne destek veren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “bir tutam saç görülmeli” şartının ardından bu kez de başörtüsü konusunda Pakistan ve İran’ın örnek alınması gerektiğini söyledi.

Hürriyet’e verdiği röportajda başörtü ve türban arasındaki farkı detaylı bir şekilde anlatan Kılıçdaroğlu “Başörtüsü başı örtüyor ancak saçları tamamen kapatmıyor. Türban ise saçı tamamen kapatmak için kullanılıyor” dedi. Kılıçdaroğlu ardından Türkiye’deki başörtülü kadınlara Benazir Butto örneğini vererek örtünme konusunda Pakistan ve İran’ı model almalarını istedi.

BUTTO ÖRNEĞİ VERDİ

Kılıçdaroğlu’nun model olarak verdiği “Pakistan’ın resmi adı Pakistan İslam Cumhuriyeti. Adında bile islam olan ülkenin eski başbakanı Benazir Butto’nun örttüğü türban değil başörtüsü. Saçlarının bir kısma gözüküyordu. İran da İslam Cumhuriyeti. Orada da kadınlar saçlarının bazı bölümlerini gösteren başörtüsü takıyor” sözlerine sivil toplum kuruluşları, CHP’li Milletvekilleri ve başörtü yasağı savunucularından büyük tepki geldi.

GURUR KIRICI BİR ÇIKIŞ YAPTI

• Prof. Ömer Çaha: Halk, Kılıçdaroğlu’ndan başörtüsü sorunun çözmesini beklerken, o genç kızların başındaki başörtüsünü açmayı hedefliyor. Türkiye’ye karşı bir saygısızlıktır bu. Çok gurur kırıcı bir çıkış. İran’da devlet zorla örtüyor. Bizdeki geleneksel örtüde de başın bir bölümünü açık bırakma şekli yok. İran’da geleneksel olarak başın ön tarafı açık olacak şekilde örtünüyor. İran herkesin başı bütünüyle kapatacak bir örtüden yana.Pakistan’da zorla bir uygulama yok. Onların içerisinden birini çekip bir model olarak göstermek yanlış. Türk halkının geçmişi ile dalga geçmek olarak nitelendiriyorum. Stargazetesi

Üniversite Hocaları Zabıta Memuru Değildir
07 Ekim 2010
Zafer Üskül, 'hak ihlali' olarak gördüğü başörtüsü yasağının bir an önce çözülmesi gerektiğini söyledi.
TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Zafer Üskül, 'hak ihlali' olarak gördüğü başörtüsü yasağının bir an önce çözülmesi gerektiğini söyledi.

Yasaktan yana olanların öne sürdüğü AİHM kararlarına atıf yapan Üskül, ilgili kararların yanlış yorumlandığına işaret ederek, "Başörtüsünde evrensel yasak yok. AİHM, konuyu Türkiye'nin iç mevzuatı olarak görüyor. Sorunun çözüm adresi olarak Türkiye'yi gösteriyor. Yoksa sorunu çözmeyin demiyor." ifadelerini kullandı.

Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, YÖK'ün, üniversitelerde türban yasağını aşabilmek için hazırladığı, "Hiçbir öğrenci disiplin yönetmeliğine aykırı durumu nedeniyle sınıftan çıkarılamaz." şeklindeki yazısına da destek verdi. 28 Şubat sürecinde kendilerine de öğrencileri derse almamaları şeklinde yazı geldiğini hatırlatan Üskül, "O zaman da tavrım belliydi.

Öğrencilerin YÖK kararıyla dersten alıkonulması idari bir görevdir, bunun önlemini de idarenin alması gerekir. Üniversite hocaları zabıta memuru değildir. Öğretim üyesinin görevi sınıfına girip sükunet içinde dersini vermesidir. YÖK'ün bugünkü istediği de tutanak tutularak idareye bildirilmesidir, doğrusu da budur." şeklinde konuştu. aktifhaber

Başka türlü olmuyor
Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr
7 Ekim 2010

TÜRBAN yasağı fiilen kalktı.

Hem de YÖK’ün bir genelgesiyle...

Memnun muyum?
Hem de nasıl memnunum.
* * *
Lütfen şimdi kalkılıp da...
“Keşke demokratik uzlaşma sağlansaydı” denmesin.
“Gücü ele geçiren kuralı koyuyor” diye yakınılmasın.
Çünkü şurası tam olarak anlaşılmıştır ki:
Bizim memlekette “türban sorunu”, demokratik uzlaşmayla falan çözülemez.
* * *
Neden mi?
Şu iki nedenden dolayı:
- BİR: Bizim memlekette bir zamanların türban düşmanları, ancak gücü görünce değişip türban savunucusu oldular. “Güç”, burada anahtar kavramdır.
- İKİ: Duruma intibak edemeyenler ise sanki 30 yıldır bu tartışma yapılmıyormuş gibi, 30 yıllık argümanları yeniden piyasaya sürerek milim ilerleme göstermediklerini ortaya koydular.
Yani...
Kanaat önderlerimizin önemlice bir bölümü güçten anlıyor, gücü kutsuyor, gücü görünce ikna oluyor...
Önemsizce bir bölümü de zerre kadar anlama ve ilerleme çabası göstermeden eski pozisyonunu koruyor.
Bu durumda “ille de demokratik müzakere” ya da “ille de uzlaşma” diye tutturmanın bir anlamı kalmıyor.
Türbana ikna olan gücü görünce ikna oluyor, ikna olmayan ise yerinde sayıyor.
Kanaat önderleri böyle olan bir memlekette demokratik müzakere yapsan ne olur, yapmasan ne olur?
Ayrıca...
Çözüme en çok karşı çıkmış parti, çözüme en yakınlaştığı anda bile “Biraz perçem görünsün ama...” şeklinde alay edilecek türde öneriler sunarsa...
Demokratik müzakere neyi halleder?
* * *
Olan şudur:
Bir zamanlar YÖK’ü ele geçirmiş olanlar, “Biz yaptık oldu” anlayışıyla türbanlı öğrencileri üniversite kapılarından kovdular.
Şimdi YÖK’ü ele geçirmiş olanlar ise türbanlı kız kovalamaktan vazgeçtiler.
Ve bu defter, YÖK’ün bir başka gücün eline geçmesine kadar kapanıverdi.
Son söz: Hiç şaşırmayın, Türkiye böyle bir ülkedir.
hürriyret

Sami Selçuk'tan Başörtü Çıkışı
Mehmet Acet
21 Ekim 2010



Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'tan başörtüsü konusunda çok çarpıcı bir açıklama geldi.

(..) Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, Anayasa Mahkemesi ve AİHM'nin verdiği kararlarda türban yasağı olmadığını belirtti.

(..)

Son başörtüsü tartışmalarında ise CHP’nin tavırlarını yanlış bulduğunu söylüyor.

Aslında Sami Selçuk’u başka bir konu için aramıştım.

Ama konuşurken konu, O’nun sözleriyle bu alana, yani başörtüsü konusuna kaymış oldu.

Yeni, daha önce hiç duymadığım bir şey söyledi Sami Selçuk.

“Mahkeme kararlarının gerekçeli kısmı hiçbir zaman bağlayıcı değildir. Bağlayıcı olan hüküm fıkrasıdır” dedi.

Bu önemli bir cümle.

Neden önemli olduğunu biraz daha anlatınca siz de anlayacaksınız.

Malum, üniversitelerdeki başörtüsü yasağının devamını isteyen çevrelerin temelde iki hukuki gerekçesi var.

Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda verdiği kararlar ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin meşhur Leyla Şahin davasında verdiği karar.

Yargıtay Eski Başkanı Sami Selçuk diyor ki: “Her iki kararda da, türbanı yasaklayan bir hüküm yok…!”


Önce AİHM kararının bir özetini çıkardı Selçuk.

Dedi ki: “AİHM’in verdiği karar şudur: Türban takmak kamu düzeninde bir tehlike yaratır mı yaratmaz mı bunu ben bilemem. Anayasa Mahkemesi böyle bir karar vermiş olabilir, bir ilkeye dayanarak. Buna hakkı vardır. Ama bu doğru mu yanlış mı buna ben karar veremem. Çünkü ben uzaktayım. Takdir yetkisi olaylara yakın olan mahkemelerin yetkisindedir.”.

Bu sözlerden de anlaşılıyor ki, aslında AİHM, Leyla Şahin davasında ‘yasaklayıcı’ bir hüküm vermemiştir. Bunun yerine bir anlamda topu Türkiye’ye atmış, “bu işi kendiniz çözün” demiştir.

İkinci konuya gelince.

AK Parti ve MHP’nin o meşhur 411 oyla meclisten geçirdiği 10 ve 42 inci maddelerin değiştirilmesini düzenleyen maddeler, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti biliyorsunuz.

Nitekim bugün bu yasağın kaldırılmasını istemeyenler, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’nın ‘değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ maddelerine atıf yaparak bu kararı aldığını ve bu konuda hiçbir şey yapılamayacağını söylüyorlar.

İşte tam da bu nokta da Sami Selçuk’un söylediği şey önemli hale geliyor.

Selçuk, Anayasa Mahkemesi’nin kararının gerekçeli bölümünde bu tür atıflar olsa da, ‘hüküm’ kısmında türbanla ilgili böyle bir yasaklamanın olmadığını vurguluyor.

“Mahkemelerin kararlarının gerekçe kesimi, bağlayıcı değildir. Bağlayıcı olan hüküm fıkrasıdır” ifadesi işte burada önemli hale geliyor.

Sami beyin son cümlesini siyasilerin dikkatine sunmak isterim.

“Hukuken üniversitelerde böyle bir yasak zaten yok, dolayısıyla yeni bir düzenlemeye de ihtiyaç bulunmuyor.”

Kaynak: Haber 7

Bizi Aile Olarak Cezalandırmak İstiyorlar

Ben Allahın emri gereği örtünen kızımın okuma hakkını savunmak için mücadele ediyorumdiyen Ece Nur Özelin babası Melih Murat Özel,Bize aile olarak da baskı yapılıyor dedi

22 Ekim 2010
Anadolu Haber

Şükrü Gündüz / Haber Merkezi

2009-2010 eğitim-öğretim yılında derse başörtülü girdiği için evinden 3 kilometre uzaklıktaki bir okula sürgün edilen 7’nci sınıf öğrencisi Ece Nur Özel’in babası Melih Murat Özel, “Kızım 3 kilometre uzaklıktaki okula yürüyerek gitmek zorunda bırakıldı. Bu bizi çok tedirgin ediyor. Kızımı evimizin yakınındaki okula alınmasını istiyorum” dedi. “Bu olay çok basite indirgeniyor. Ece Nur’a ve bizim aileye özel bir kinleri var. Bunun sebebi ise ‘ilk olarak başörtüsü mücadelesini siz başlattınız’ diye bize tepki gösteriyorlar. Ve bizi aile olarak cezalandırmak istiyorlar” diyen Ece Nur’un babası Melih Murat Özel, “Milli Eğitime gittiğimde kendimi ceza evine girmiş gibi hissediyorum. Onların bana bakışları, hareketleri, tavırları ve davranışları bir düşman gibi. Ben dilekçe vermeye gittim. Ece Nur’un okulu uzak olduğu için. Dilekçenin metninde ne bir siyasi ifade, ne de ideolojik bir ifade var. Sadece dilekçede şunu yazdım. Kızımın okulu evden 3 kilometre uzak, kızım okuluna yürüyerek gidiyor. Okula gittiği yolun üzerinde bir duvar yapılmış böylece yolu daha da uzuyor. Kızımın okula gidiş yolu çok uzadığı için biz aile olarak tedirgin oluyoruz. Bize yardımcı olun evimizin yanındaki okula alın. Tutanak tutmaya devam edecekseniz bu gideceği okulda da tutmaya devam edin” dedi.

BANA BASKI YAPMAK İÇİN BENİ İŞTEN ÇIKARDILAR

“Ben Allah’ın emri gereği örtünen kızımın okuma hakkını savunmak için mücadele ediyorum. Bunlar baskı yapmak için beni işten çıkardılar” şeklinde konuşan Ece Nur’un babası Murat Özel, “Kızımın psikolojisi bozuldu ve kızım büyük baskı altında. Ben kızıma destek olmak için her gün okula gidip geliyorum. Bize aile olarak da baskı yapılıyor. Bize yapılan bu baskı, Kanaat önderlerini ve tevhidi düşünen Müslüman ağabeylerimizi hiç mi ilgilendirmiyor. Biz bu eziyetle karşılaşmayı doğal karşılıyoruz. Ama bu mağduriyete karşılık kanaat önderlerimizden ve tevhidi düşünen Müslüman ağabeylerimizden hiçbiri çıkıp ‘ey insanlar siz Müslümansınız neden bu aileye baskı yapıyorsunuz” diye sormuyor” ifadelerini kullandı.

GASP EDİLEN HAKLARIMIZIN SADECE BİR KISMI İADE EDİLDİ

“Bu günlerde üniversitelerde başörtüsüyle ilgili önemli gelişmeler var. Bunlar olumlu gelişmeler. Ama bu yeterli değil” ifadelerini kullanan Özel, “Zaten böyle bir yasak da yok sadece keyfi olarak ve barbarca uygulanan bir yaklaşım vardı. Bizim ve çocuklarımızın o okullarda okumaya hakkı var. Onlar bu hakkımızı gasp edip şimdi bu gaspı iade ediyoruz diyorlar. Bu hak değil ki. Gasp edilen haklarımızın sadece bir kısmı iade edildi. Benim kızım üniversiteyi bitirdikten sonra hemşire olmak istiyor. Peki, kızım hemşire olabilecek mi? Tabi ki bu şartlarda olamayacak. Bunların önündeki engellemelerde kaldırılmalıdır” şeklinde konuştu.

doğruhaber

Jandarma'dan "Başörtülü" Avı
02 Kasım 2010

Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki başörtüsü karşıtlığının derecesini gözler önüne seren belge ve fişleme kayıtlarına ulaşıldı.
Uzman Çavuş F.K.'nın eşinin başörtülü olduğu iddiası üzerine anketör kılığında evinin kapısı çalınıyor ve eşi kameraya alınıyor… Telefonları dinleniyor, çiftin aralarındaki en mahrem konuşmaları kayda alınıyor…

Ardından da personel eşi “Türbanlı olmadığı görüldü ancak meyilli, ilerleyen günlerde takabilir” diye fişleniyor.

2007 yılına ait belgeye göre, Uzman Çavuş F.K.'nın eşinin başörtülü olduğu iddiası üzerine anketör kılığında evinin kapısı çalınıyor ve eşi kameraya alınıyor… Uzman Çavuş ve eşinin telefonları dinleniyor, en mahrem konuşmaları kayda alınıyor… Ardından da personel eşi “Türbanlı olmadığı görüldü ancak türban takmaya meyilli, ilerleyen günlerde türban takabilir” diye fişleniyor.

ŞEYTANIN AKLINA GELMEZ

Yer İstanbul'da Alemdağ Jandarma Karakol Komutanlığı. Ulaştığımız Komutanlık Bilgi Notu'nda skandal takip büyük bir maharetmiş gibi bir bir anlatılıyor. Bilgi Notu'ndan F.K. adlı Uzman Çavuş'un eşi Y.K.'nin “türbanlı olduğu ve bir tarikatla irtibatlı olduğu” haberleri üzerine komutanlarının kolları sıvayarak, şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle araştırmaya koyulduğu görülüyor.

ARKADAŞIYLA GÖRÜŞMESİ KAYDEDİLMİŞ

Önce Uzman Çavuş F.K. ile eşi Y.K.'nin cep telefonları dinlemeye alınıyor. Y.K.'nin bir arkadaşı ile görüşmesinde kapanmayı düşündüğünü ve Doğu'ya tayinlerinin çıkacağını belirterek, o bölgede kapalı giyinen olup olmadığını sorduğu; arkadaşının da bunu yapmaması gerektiğini, aksi halde eşinin ihraç edileceğini söylediği kaydediliyor. Y.K.'nin Uzman Çavuş eşiyle yaptığı telefon görüşmesinde de “Abdest alıp namaz kılacağım” dediğinin altı çiziliyor.

ANKETÖR KILIĞINDA EVİNE GİDİLEREK, KAMERA AÇILIYOR

Bununla da yetinilmeyerek, bir bayan astsubay görevlendirilerek, anketör kılığında Uzman Çavuş F.K.'nin evine gönderiliyor. Anketör kılığındaki bayan astsubay bir şeyler sorarken, Uzman Çavuş'un eşi kameraya alınıyor.

TÜRBANLI DEĞİL AMA TAKABİLİR, MEYİLLİ

Tüm bunlar büyük bir maharetmiş gibi üste sunulan Bilgi Notu'nda bir bir anlatılıyor. Bilgi Notu'nun “Sonuç” bölümünde de, “Y.K.'nin türbanlı olmadığının görüldüğü ancak türbana karşı duyarlı olması sebebiyle önümüzdeki günlerde türban takabileceğinin değerlendirildiği” ifade ediliyor.

Kaynak: Yeni Akit

Hayrunnisa Gül'den Şok Sözler!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrunnisa Gül, ilkokulda başörtüsü tartışmalarına katıldı. Bayan Gül, 'İlkokul öğrencisinin kendi isteği ile başörtüsü takması gibi birşey söz konusu olamaz. Bu konuda karar verecek yaşa geldiğinde kararını verir' dedi.

08 Kasm 2010 anadoluhaber
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Pts Ksm 30, 2009 9:45 pm    Mesaj konusu: Bütün Yasaklanmış Yerlere Başörtümüzle Girelim! Alıntıyla Cevap Gönder

İkna Odaları Bitti, Peruk Kontrolü Başladı!
Adem Yavuz İRĞAT
13 Nisan 2010

Milyonlarca gencin aylarca çalışıp, merakla beklediği YGS’de yine bir skandal yaşandı. Kadıköy Leman Kaya İlköğretim Okulu'nda perukla pazar günü sınava girmek isteyen öğrenciye izin verilmedi. Bu davranış insanların aklına “İkna Odaları’nın bitip, Peruk Kontrolleri”nin başladığını getiriyor.

Pazar gününü özetleyen bu cümlelerin ardından geçmişe bir göz atalım. Danıştay’ın 8. Dairesi, geçtiğimiz aylarda (17 Aralık 2009), üniversiteye girişte uygulanacak katsayı konusunda, İstanbul Barosu’nun açtığı dava sonucunda yürütmeyi durdurma kararı vererek tarihî bir skandala daha imza atmıştı. Danıştay’ın 8. Dairesi “eğitimde eşitlik” ilkesini bozarak “eşitsizliğe” karar vermişti. 21 Temmuz 2009 günü YÖK’ten gelen “tek katsayı” kararı düzenlemesi gençleri ne kadar sevindirip, ümit var ettiyse, o gün Danıştay’ın 8. Dairesi’nden gelen karar da o kadar üzüp, ümitsizliğe itmişti. Tüm bunlara rağmen ümitler yitirilmeden yola devam edilmişti, ta ki pazar günü yaşananlara kadar. Türkiye’de nelerin olup biteceğini kestirebilecek düzeyde insanlarımızın varlığı bizi sevindiriyor. YÖK, yapmış olduğu düzenlemenin sonrasında sıkıntıların olacağını kestirerek, alternatif yöntemler geliştirmişti. Bu konuda YÖK’ün de ne kadar istekli olduğu görüyoruz. Ancak bunun yorumu çok farklı yapılıyordu. Ne de olsa “imamı getirip YÖK Başkanı ettiler” demiyorlar mıydı? İşte meslek liselerinden korkmanın bir göstergesi de bu olsa gerek! Tabii bir de İmam-Hatip kökenli başbakanımız var! “İşçisin işçi kal” düsturunu kendilerine ilke edinmişler. Bundan vazgeçmek istemeyen zihniyet hâlâ yok değil! Müslüman âleminin Kurban Bayramı hazırlıkları yaptığı o günlerde, meslek liselerinde okuyan gençlerimizin önüne engel koyarak, onların hem geleceklerini hem de bayramlarını zehir etmeye çalışanlar “bayram” etmişlerdi herhalde. Neşeyle beklenen bayram, yerini hüzne bırakmıştı. Sadece gençler değil, onların aileleri de aynı burukluğu yaşamışlardı. Bu kararı verenler belki de hayatlarının en güzel bayramını yaşarken, kararın muhatapları da aynı derecede hayatlarının en kötü bayramını yaşadılar. Kabullen(e)memenin getirmiş olduğu sıkıntıyı her halükarda görüyoruz. Bunu en sergileyen “darbeci” olarak anılan İstanbul Barosu’dur. CHP’nin Anayasa Mahkemesi var, İstanbul Barosu’nun da Danıştay 8. Dairesi var! Meslek liselerine uygulanan eşitsizliğin kaldırılmasını sindirememenin nedenlerinden birisi de İmam-Hatip Lisesi mezunlarının yüksek makamlara gelmelerini engellemektir. Bugün yaşanan tartışmalara baktığımızda meslek liseleri adı altında tartışılan isimlerin başında İmam-Hatip Liseleri’nde okuyan öğrencilerin öne çıktığını görüyoruz. Anayasanın temel ilkelerinden olan “eğitimde eşitlik” in nerede kaldığını sormak gerekmez mi? Bir tarafta “haydi kızlar okula” diyeceksiniz, öte tarafta “katsayı devam edecek” diyeceksiniz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Birileri çıkıp meslek lisesi okuyanların hakkını savunurken bir yerleri örnek verip, onların haklarını kendi ideolojileri çerçevesinde savunuyorlar. Neymiş, efendim “kendi alanlarında uzmanlaşsınlar, bu alanlarda uzmana ihtiyaç var.”

İyi de, tıp okuyan bir öğrenci 12 yıllık eğitimi boyunca (ilköğretim ve lise) ‘tıp’la alakalı ne öğreniyor, bunun açıklaması var mı? Sayısal bölümü mezunu olan bir öğrenci doktor olduğu zaman “işçi-havuz problemi” mi çözüyor? Ya da hukuk okuyan bir öğrenci, 12 yıllık eğitim sürecinde anayasa kitaplarıyla mı yatıp kalkıyor? Neden bir İmam-Hatip Lisesi’nde okuyan öğrenciye gelince “sen git İlahiyat oku, imam ol” deniliyor? Aynı sınav sisteminde aynı sorularla muhatap olan iki öğrenciyi karşılaştıralım, bakalım eşitlikten anlaşılan bu muymuş? Herhangi bir lise, düz lise veya Anadolu Lisesi’nden mezun olmuş bir öğrenciyle, İmam-Hatip, Sağlık Meslek, Ticaret Meslek liselerinden mezun olmuş bir öğrencinin sınavda karşılaştıkları soru türleri nasıl? Hangi liseden mezun olursa olsun, bütün öğrencilerin, üniversite sınavında sorulan soruların hepsini çözme hakkı var. Aynı soruları çözmüş ve aynı netleri elde etmiş bir Anadolu Lisesi mezunu öğrenciyle, aynı soruları çözmüş ve aynı netleri elde etmiş bir İmam-Hatip lisesi mezunu öğrenci arasından Anadolu Lisesi okuyan öğrenci tıp, hukuk, siyasal gibi bölümleri tercih edebilirken, İmam-Hatip Lisesi’nden mezun olmuş öğrencinin böyle bir hakkı olmuyor. Bu mu eğitimde eşitlik? Burada önemli olan, bilgilerin ölçülmesi mi, yoksa hangi liseden geldiği midir? Eğer amaç bilgilerin ölçülmesiyse –ki sınavın amacı budur- her ikisi de eşit hakka sahip olmalıdır. Eşitlikten anlaşılan, “aynı doğrultuda çözülen sorularda her zaman meslek liseleri ikinci plandadır” anlayışıysa bunun adına eşitlik değil, eşitsizlik denir. İmam-Hatip Lisesi’nden mezun olmuş bir öğrencinin hâkim olup, kanunları kendi doğrultusunda yorumlamayıp, hakkı gözeterek, haksızlığa boyun eğmeyeceği bilindiği için mi bu engeller koyuluyor? Yoksa bir İmam Hatip Lisesi mezununun doktor olup da tıbba katacağı maneviyattan mı korkuluyor?

Öyle ya, o gün o kararın verilmesine neden olan ve kararı verenlerin İmam-Hatip mezunu insanlardan olmuş olmaları durumunda ne bayramlar zehir olurdu ne de gençlerin geleceği. Çünkü onlarda vicdan ve hak kavramı vardır. Merhum Akif ne güzel söylemiş: “Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.” İşte bu düsturla yetişen bir gençliği kabullenememek en acısıdır. Vermiş oldukları kararlarla yürütmenin yerini alan Danıştay ve yasamanın yerini alan Anayasa Mahkemesi varken, böyle bir sistemin işletilebilmesi çok kolay değildir. Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmaması için bir savaş içinde olan, onu, geçmişi ile suçlayan ve kendi geçmişi hatırlatıldığında “Gençtim, olgunlaştım” diyen Nur Serter’in varlığı unutulmamalıdır. Kendi için değişime hak verirken başkaları için (özellikle İmam Hatip ve başörtülülere karşı) bu hakkı savunmayanlar unutulmadı. Fikirlerine saygı beklerken, kendinden olmayanın “Bez parçasıyla gezenlerin” fikrine saygı göstermeyen, onları ikinci sınıf insan olarak gören anlayıştaki birisi çıkıp şunu der mi bil(e)mem: “Bırakın biraz da meslek liselilerin (İmam Hatiplilerin) anaları ağlasın, bu ülkede analar ağlamadı mı?” Bunları duymaya alıştık. Şimdi başka şeylere alıştırmaya çalışıyorlar. Onun adı ise “Dur! Peruk kontrolü!”dür. Sınava girmek için geldiği okulda başının kapalı olması nedeniyle içeriye alınmayan Ümit Köse’nin bunca emeğinin karşılığından kim sorumludur? Okulda yaşadığı olay karşısında gözyaşlarına boğulan Köse’nin hakkını kim verecek? Soruyorum vicdanı olan herkese? Bir yıl boyunca hazırlanıp ve bir dakikada boşa giden çabaların sorumlusu kimlerdir? Hangi hakla bunu yapıyorlar?

Yapılan haksızlığın faturasını karşı tarafa kesip, “bundan sonra tartışılacak hiçbir şey yok" diyerek vicdan muhasebesinden kurtulacağını sananlar ne kadar da çaresizdirler. Danıştay kararlarıyla çıktık yola, peruk kontrolleriyle geldik bu güne. Sabah ola, hayrola!
habertaraf

Bütün Yasaklanmış Yerlere Başörtümüzle Girelim!
30 Kasım 2009
Anadolu Haber

Kadını sokaktan alıp eve hapseden veya evden alıp sokağa salıveren zihniyetin anlamadığı işte bu. Biri dine nisbeten yobazlık yaparken diğeri küfür yobazı olarak ortada.

Sezai Kırlangıç
Başörtüsü…
Müslüman kadının iffet ve namus sembolü…
Allah ve Resulü’nün bildirdiği şekilde örtünüldüğü ve yine pazarlıksız Allah ve Resulü denildiği müddetçe iman ve cihad yolunda erkeğin zafer ve gurur sancağı. Son yüzyılda O’nun üzerinden sürdürülen Müslümanları değiştirme ve dönüştürme faaliyetleri, iktidar hesapları. Batıcı, toplumu batılılaştırırken kadını vücudi mânâda, erkeği ise maddi olarak soymak peşindedir. Millet soyunma ve soyulma hızını artırdıkça kültür, ahlak, anane ve din gibi, manevi soyunma- soyulma da tabii olarak artmakta ve insanlar sömürge durumunda hayatını devam ettirmeğe karşı olumsuz hiçbir tepki göstermemektedir. Örtüsüzlük, soyulmuşluk ya da bir başkasını soymaya çalışmak artık normal ve sıradan bir olguymuş gibi ruhlarda tezahür etmektedir. Hakikati tatbikten uzaklaştıkça, doğru ve yanlış algısında da benzer değişiklikler zuhur eder ve saçma sapan giyim tarzları ve davranışlar doğru imiş zannı uyandırır ve ahmak soydan bir takım ucuz aydınlar vasıtasıyla “hoşgörü” adı altında mazur gösterilmeye çalışılır. Bunun dine karşı işlenmiş ne büyük bir cinayet olduğu anlaşılmaz-bilinmez.

Kadın ve erkek. Erkek ne ise eşi o, böyle bir kanaat, genele hakim bir görüş. Ancak günümüzde bu hiç de böyle değil. Kadından dolayı şekillenen erkek sayısı inanılmaz derecede çok, kapitalizmin sömürüsünü ve iktidarını korumak için kullandığı en önemli figürdür kadın.

Müslüman kadın da sömürgeciliğe karşı bu rolü oynamak için çırpınmakta ve iffet ve ahlâk mücadelesini toplumun her alanına yaymaya çalışmaktadır. Çünkü başörtüsü iffet ve ahlâk demektir. Bu yüzden de başörtüsü her gittiği yere kendi yaşam tarzına dair figür ve davranışları da taşıyacaktır. Meyhaneler, kafeler, okullar, iş yerleri bu ar ve edep, iffet ve ahlak sancağının süzgeciyle hareketlerine sınır, oluşlarına filtre, davranışlarına ahlak zinciri takacaklardır. Bu yüzden aslından uzaklaştırılmış örtünme biçimini dine yapılmış cinayet olarak algılıyoruz ki, içi boşaltılmış bir tesettür, başörtüsü ,sadece bir aksesuar olur ve bu da müslümanın gayesiyle örtüşmez.

Başörtüsü ve erkek. İffet ve tesettür emri kadını ne kadar bağlayıcı ise erkeği de aynı derecede bağlayıcı. Hatta erkek cemiyet meydanını imar etmek, muhafaza etmek ve cemiyeti korumak gibi kadına nispeten bir öncelikle daha da mesul. “Erkek” olmak marifet ister salt cinsiyet görünüş için yeter sebepken ruhen değildir. Nitekim görüyoruz nicelerini ki kadınların üzerinden, arkasından siyaset yaparak ve iblisçe hareketlerle kadında zuhur eden mücadele ruhu ve azmini kendi lehlerine sömürmeye çalışırlar. Canı yanmış kadın, iffetini mücadele için meydan yerine dikilmiş kadın medet umarcasına bu erkek(!)lere baktığında korkaklığın, iğrençliğin daniskasını görür ve bu yüzdende mücadelelerinden soğurlar. Bu soğuyuş yüzündendir ki on yıllardır başörtülü kadın siyasi iktidarlar tarafından sömürülmüştür. Başörtülü müslüman kadının ve erkeğin tek problemi vardır. İslamî yaşam tarzını hayata geçirmek ve bunun için her meseleyi her mevzuyu yaşanabilir hala getirmek gayesiyle çalışmak. Bu mücadelede örneklerimiz Pazarlıksız Allah ve Resulü diyenlerdir. İşte sahabeden bir misal:

Yer Uhud…
Cihad meydanında bir kadın; Ümm-i Ümare. Kocası ve iki oğlu hemen yanı başında… Ok, kılıç ve kalkan kullanabilen Savaşçı mücahide bir kadın… Savaşın en şiddetli anı… Bir müşrik Peygamber Efendimizi öldürmek üzere hareket halinde. Ümmi Ümare büyük bir cesaretle saldırır bu müşrike ve atından düşürüp gebertir oracıkta… Yaralanır, umursamaz, kocasını oğullarını savaşa teşvik eder ve Resulullah’ın etrafında O’nu korumak için kenetlenirler. Oğlu yaralanır ve kendi elleriyle oğlunun yarasını sarar ve cihad meydanına gönderir. Bir ara Resulullah “İşte oğlunu yaralayan adam”der ve bir müşriki gösterir. Ümmi Ümâre kılıcıyla koşar ve o müşrikin bacağına vurup çökertir. Bu durum karşısında Resûlullah mübarek dişleri görünecek kadar gülümser. Yine Uhud; İbni Kamia adlı kâfir Resulullah’ı öldürmek için hücum edince, Ümm-i Ümare atının önüne geçer, atını durdurup İbni Kamia’ya saldırır, bu müşrikin üzerinde zırh olduğu için darbeleri pek tesir etmez ve Ümmi Ümare o müşrikin şiddetli bir hücumu ile boynundan ağır yaralanır. Ümm-i Ümare, bu savaşta oniki-onüç yerinden yaralanmıştır. Bunlardan en ağırı, İbni Kamia’nın, boynunda açtığı yaraydı.. Resulullah efendimiz onun için buyurmuştur ki: “- Uhud günü ne tarafıma baktıysam, hep Ümm-i Ümare, hep Ümm-i Ümare’yi gördüm.” Bir annedir o...
Katlandığı olaylar karşısında takındığı tavırla örnek bir annedir o. Peygamberimiz vefat etmiştir. Yalancı peygamberler cirit atmaktadır. Müseylemet-ül Kezzab bunlardan biridir. Ümm-i Ümare’nin oğlu Habib, Amman’dan Medine’ye gelirken bunlara esir düşer. Müseyleme, kendisinin peygamberliğini kabul etmesini ister. Habib onu tasdik etmeyince, tek tek uzuvları kesilerek şehit edilir. Ümm-i Ümare bunu duyunca kendisine Müseyleme’nin ölümünü göstermesi için Allahü Teâlâya duâ eder ve yaşı altmışın üzerinde olmasına rağmen, oğlu Abdullah’la beraber Yemame savaşına iştirak eder. Savaşın şiddetli bir anında, müslümanların dağılmaya başlamaları üzerine, kılıcını çekerek düşmana hücum eder. On iki yerinden yara alır, bir kolunu kaybeder ama Müseyleme’yi de yaralar, bir grup müslümanın önünden atla kaçmaya çalışan Müseylemet-ül Kezzab, Hz. Vahşi tarafından mızrakla vurularak öldürülür. Ümm-i Ümare Uhud’dan başka, Hudeybiye, Hayber Umret-ül kaza, Huneyn ve Yemame gazalarına da katıldı. Biat-i Rıdvan’da hazır bulunmakla şereflendiler.

Kadını sokaktan alıp eve hapseden veya evden alıp sokağa salıveren zihniyetin anlamadığı işte bu. Biri dine nisbeten yobazlık yaparken diğeri küfür yobazı olarak ortada. Kadında ki bu muazzam sırrı ve inceliği Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu İslama Muhatap anlayış adlı kitabında, idraklere şöyle sunar: “İslam cemiyet ve beldesinin büyük meydanında ve bütün nazarlara karşı kadın, yüzünden, el ve ayaklarından başka hiçbir noktasını çıplak olarak gösteremeyecek derecede hayâ ve hicap ifade eder. Tek tel saçın bile dâhil olduğu bu hayâ ve hicap şartları yerine geldikten sonra kadın, aynı İslâm cemiyet ve beldesinin aynı meydanında en faal ve en vazifedar unsur olabilir.”

Örnekler ortada… Yapılması gereken ortada… Herkesin kendi mesuliyeti ve vazifesi belli. Gerisi icraatta, samimiyette ve direnişteki sabırda… Uzun soluklu bir direniş değil, hemen şimdi çözüm alınacak şekilde direniş. Merdivenleri basamak basamak tırmanış ve asla oyalayıcı, teferruatçı leşlerin serdiği süslü sözlere ve hayallere kapılmayarak yürüyüş. Ne pahasına olursa olsun, aşağılık, işbirlikçi, menfaatperest, makamperest, korkak, ahmak soydan telkinci ve tebliğci, gözyaşı tellalcısı hainlerden uzak durarak, onlara karşı da mücadele ederek, istikametten taviz vermeden ve hiçbir işi yarına ertelemeden, üstüne üstüne giderek mücadele etmek ve bu mücadeleyi kendilerini İslamî gazete dergi ve tv kabul eden yerlere taşımak ve Taraf’ları görmek.

HEDEF BELLİ:

BÜTÜN YASAKLANMIŞ YERLERE
BAŞÖRTÜMÜZLE GİRELİM!
Baran

"Türbanlıysa katiyen burs vermem diyenler var!"
ÇYDD Genel Başkanı Prof. Aysel Çelikel'den çarpıcı açıklama
25.01.2010
Balçiçek Pamir’le Söz Sende’nin bugünkü konuğu ÇYDD Genel Başkanı Prof. Aysel Çelikel başörtülü öğrencilere burs verilmemesiyle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. Balçiçek Pamir’in “ÇYDD’nin başörtülü öğrencilerle bir problemi mi var? Başörtülülere burs verilmediği söyleniyor…” sorusunu Prof. Çelikel şöyle yanıtladı: “Eskiden ben yönetimde değildim. Tam olarak nasıl yapıldığını bilmiyorum ama ilk ve orta öğretimde türban zaten takılmaması gereken bir şey, belki de dışarıda örtüyorlar. Ben başkanken bu tür birisi gelip benden burs istese, şartları da uygunsa, nedir o şartlar, ekonomik sıkıntı içinde olması, ailesinin birden fazla çocuğu olması, babası annesi aynı şekilde ekonomik sıkıntıda olması, böyle biri benden gelip dernekten burs isterse buna hayır demek hem gayri insani hem de gayri hukuki bir şeydir. Onun için böyle bir şeyin yapılabileceğini hiç düşünmüyorum. Ama bir de şöyle bir şey var. Bursu veren kişi, bizde hem kurumlar hem de kişiler bağışçı olabiliyorlar, bazen bu kişiler şart koşuyor, türbanlıya katiyen vermem diyor. O zaman da tabii ben veremem.”

Balçiçek Pamir: “Böyle diyenler de var yani…”
Aysel Çelikel: O zaman ben eşleştiriyorum herkesin burs aldığı öğrenciyi, isteyenlerle tabii. Tanıştırıyorum öğrenciyle.

BP: Ne fark eder ben de bunu anlamıyorum, ona veremem buna veremem. Bir kız çocuğu okuyacak işte.
AÇ: Evet böyle bir şey olmaz. Mühim olan eğitim görmesi. Ve üstelik bir kız çocuğunun eğitim görmesi tüm ailenin eğitim görmesi demek.
habertürk

Yeni filminde türban takan Fahriye Evcen: "Başörtülüler, büyük zorluk çekiyor"

29 Ocak 2010 Yaprak Dökümü dizisiyle şöhreti yakalayan Fahriye Evcen, türbanlı bir kızı oynadığı 'Takiye' filmini neden kabul ettiğini anlattı. Evcen, "4 senedir Türkiye'de oyunculuk yapıyorum. Bu süreçte türbanlı arkadaşlarımın yaşadığı zorluklara birebir şahit oldum. İçimde burukluk oluştu. Ben de bu yüzden bu filmde oynamayı kabul ettim. Prototipi ortadan kaldırmak, önyargılı insanlara doğru yolu gösterme ihtiyacını her zaman hissediyor insan" diye konuştu. Bugün gazetesinin haberine göre; yatırım şirketlerine para kaptıran Almanya'daki gurbetçilerin dramlarının anlatıldığı film, Türk-Alman yapımı. Mahir Günşıray, Rutkay Aziz ve Ali Sürmeli'nin oynadığı film, nisan ayında gösterimde. netgazete

Fransa, çarşaf için Danıştay'ın fikrini sordu
Fransa Başbakanı François Fillon, Danıştay'a gönderdiği mektupta, hükümetin konuyla ilgili sunacağı olası bir yasa tasarısının, anayasaya uygun olup olmadığı konusunda Danıştayın kendisine görüş bildirmesini talep etti. Fransa'da hukukçuların büyük kısmı, olası bir yasağı n Fransız Anayasasına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olacağı düşüncesinde. 30.01.2010 PARİS netgazete

02 Şubat 2010
ANNEM YATSAYDI NE OLACAKTI
Hasta ziyareti için GATA'ya alınmayan Emine Erdoğan'ın gözleri dolmuş.

Emine Erdoğan'ın Nejat Uygur'u GATA'da ziyaret edememesinin perde arkasını ünlü tiyatrocunun eşi Necla Uygur anlattı. Başbakan Erdoğan'ın açıkladığı olayla ilgili 'Keşke yaşanmasaydı' yorumunu yapan Uygur, 'Gelmemesi gerektiğini bana söylettiler' dedi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üç yıl önce GATA'da tedavi gören Nejat Uygur'u ziyaret etmek isteyen Emine Erdoğan'ın türbanlı olduğu için hastaneye girişine izin verilmediğini canlı yayında açıklamıştı. 'Bugüne kadar bu olayı açıklamadım. Bunun yapılmasına müsaade eden irade dürüst müdür, özgürlükçü müdür?' diyen Erdoğan'a, Nejat Uygur'un eşi Necla Uygur'dan destek geldi. Necla Uygur 'Emine Erdoğan'a karşı çok mahcup olduk. Olaydan sonra kendisi ile Ankara Kalesi'nde buluştuk. Çok üzücü bir olaydı, keşke hiç yaşanmasaydı' dedi.

- Bu olayın üç yıl sonra ortaya çıkması üzerine neler hissettiniz?
Şaşkınlık içerisindeyim. Böyle bir olayın tekrar gündeme gelmesi benim adıma çok üzücü bir durum. Keşke böyle bir olay hiç yaşanmasaydı. Maalesef üç yıl önce başımıza böyle bir olay geldi. Başbakanımızı da dinledim ve kendileri haklıdır.

ÇOK UTANDIM
- O gün yaşananları bize anlatır mısınız?
Nejat, GATA Hastanesi'nde yatıyordu. Emine Erdoğan bana telefon etti, Nejat'ı hastanede ziyaret etmek istediğini söyledi ve 'Bir mahsuru var mı?' diye sordu. Ben de 'Şeref verirsiniz' dedim. Doktorlara gidip Emine Hanım'ın geleceğini ve bir protokolün hazırlanmasını istedim. Doktorlar daha sonra odama geldi. Kendisi türbanlı olduğu için bu ziyaretin kabul edilemeyeceğini söylediler. Bunu Erdoğan'a bizim söylememiz gerektiğini belirttiler. 'Böyle bir durumu kendilerine nasıl iletebilirim? Bunun imkanı var mı?' dedim. Ben hastanede eşarplı insanlar görmüştüm. Bunu da doktorlara söyledim, 'Türbanla eşarp ayrı şeyler' dediler. İki arada bir derede kaldım. Halimi düşünebiliyor musunuz? Benden randevu alındığı için benim söylemem icap ettiğini söylediler. Durumu anlatırken çok sıkıntı yaşadım. Çok ayıp bir şeydi, çok utandım.

EMİNE HANIM ÜZÜLDÜ
- Emine Erdoğan'ın tepkisi ne oldu?
Çok kırılmıştı. İnanır mısınız gözleri dolu dolu oluverdi. Çünkü neticede bu bir nezaket, hasta ziyaretiydi. Benim annem yatsaydı ne olacaktı? Babam yatsaydı ne olacaktı? Diye de hatta bunu gündeme getirdi. Emine Hanım çok üzüldü. Ben bin kat daha çok üzüldüm. Olaydan sonra benimle dışarıda buluşmak istediğini söyledi. Arabalarını göndererek beni aldırdılar, Ankara Kalesi'nde buluştuk. Bize ikramda bulundular. İki kardeş, anne-evlat gibi çayımızı, kahvemizi içtik. Yaşanan çok acı bir olaydı. Kendisine karşı çok mahcup olduk. Keşke hiç yaşanmasaydı aktifhaber

01 Şubat 2010
Fırtına: Başını Açsada Girmez!
Orgeneral İbrahim Fırtına'nın Başörtülü ve sakallılarla ilgili 'gizli' emri ortaya çıktı. Başını açsa bile başörtülü hasta yakınına merhamet yok. İşte o belge...

Başbuğ'un Balyoz darbe planında 'Allah Allah'lı savunması üzerine Vakit gazetesi yeni bir belge yayınladı.

İşte Vakit gazetesinde Kemal Gümüş imzasıyla yayınlanan haber......

Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ'un; “Allah Allah diyen bir ordu bunu yapar mı?” şeklindeki savunmasını çürüten bir belge yayınlıyoruz. Belgede Hava Kuvvetleri eski Komutanı Org. İbrahim Fırtına'nın; “Hastane ve sosyal tesislere, evlatlarını ziyarete gelen siviller, başörtülerini açsalar bile nizamiyeden içeri alınmayacaklar” şeklinde emir verdiği ortaya çıktı.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, ısrarla darbe planlarındaki korkunç senaryoları ve cuntacıların camilere yönelik saldırı planlarını “Allah Allah diyen ordu Cami bombalar mı” diye reddederken, bir bir ortaya çıkan belge ve görüntüler, adeta Başbuğ'u yalanlar nitelikte... Vakit'in ele geçirdiği belgeye göre, Hava Kuvvetleri eski Komutanı Emekli Org. İbrahim Fırtına, görevdeyken dindar insanları rencide edici akla ziyan talimatlar vermiş.
İbrahim Fırtına imzasıyla hazırlanan “Yıkıcı-Bölücü Faaliyetlere Karşı Koyma” Planında yer alan emirlere göre başörtülü vatandaşlar, askerî hastanelere ve askerî tesislere sokulmayacak, yakını örtülü olan personel derhal istihbarat birimlerine bildirilecek.

FIRTINA'YA GÖRE SAKAL VE TESETTÜR ÇAĞDIŞI
Orgeneral İbrahim Fırtına'nın sözde Yıkıcı-Bölücü Faaliyetlere Karşı Koyma adı altında hazırladığı kişiye özel ve gizli ibareli belgede; dinî sembol, başörtüsü ve sakal çağdışı olarak belirtilerek, birinci derecede mücadele edilmesi gereken unsurlar olarak yer alıyor. Bu unsurları taşıyan askerî personelin hiçbir askerî kuruma alınmaması için gerekenlerin ivedî bir şekilde yapılmasını isteyen Fırtına, şu talimatları hazırlamış; “Anayasal düzene karşı siyasi veya dini bir akımın sembolü haline gelmiş çağdışı bir kılık, kıyafet (Başörtüsü ve Manto) ve sakala sahip kişilerin T.S.K'ne ait birlik karargah, kurum, sosyal tesis ve lojman gibi yerlere sokulmaması yolundaki uygulamalar ile diğer emir ve yönergelerde belirtilmiştir. Askeri Konutlardan istifade eden personel ve aileleriyle, ziyaret maksadıyla gelen sivil personelden giyim tarzı çağdaş olmayan, inkılap kanunlarına aykırı, siyasi veya dini bir akım veya ideolojiyi belirleyen kılık ve kıyafette olanlar ile tutum ve davranışları ile Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı davrandığı ve irticai görüşleri benimsediği, bu gibi faaliyetlerde bulunduğu tespit edilenler konutlar bölgesine alınmayacaktır.”

MERHAMET EDİLMEYECEK
Başörtüsü tahammülsüzlüğünde sınır tanımadığı anlaşılan Fırtına, başörtülü asker yakınlarına olan hazımsızlığını, verdiği emirlerde adeta kusuyor. Tespit edilen başörtülü asker yakınlarının daha sonra başlarını açsalar bile onlara merhamet edilmeyeceğini emreden Fırtına, verdiği emirlerde, “Askerî tesis nizamiyelerine (Askeri Lojman, Askeri Gazino, Askeri Hastane, Orduevi, Özel Eğitim Merkezi gibi askerî sosyal tesislerde) çağdaş olamayan kılık kıyafet (Başörtüsü ve Manto) ile ziyaret amacıyla geldikleri tespit edilen kişiler, kıyafetlerini uygun hale getirseler bile nizamiyelerden içeri alınmayacaktır” diyor.

BAŞÖRTÜLÜ ASKER YAKINI, KESİNLİKLE ASKERÎ HASTANEYE GİREMEZ
Başörtülü asker yakınlarının özellikle askerî hastanelerden yararlandırılmaması için titiz davranılmasını isteyen Fırtına, “Çağdaş olmayan kılık kıyafet (Başörtüsü ve Manto) giyinen personel aileleri kesinlikle askerî hastanelerden faydalandırılmayacaktır. Bu tür personelin kimlikleri tespit edilerek bilgi ve belgeler oluşturulduktan sonra, İstihbarat Başkanlığı'na yazı ile bildirilecektir” şeklinde emir vermiş.

ASKERÎ LOJMANDA OTURMAYAN PERSONEL MERCEK ALTINA ALINMIŞ
Başörtüsü ile sakalı çağdışı olarak algılayıp mücadele için akıl almaz emirler yağdıran Fırtına'nın çalışmaları bununla da bitmiyor. Askerî lojmanlarda kalmayan personelin dahi tek tek araştırılmasını isteyen Fırtına, çocukları İmam Hatip Liselerine veya dindar insanlara ait okul veya dershaneye giden askerî personelin de derhal tespit edilmesinin ve bunların raporlar halinde askerî istihbarat birimlerine ulaştırılarak gerekli soruşturmanın başlatılmasını istiyor. İşte din düşmanlarını aratmayacak o diğer emirler şöyle: “Lojman puanı lojmana girmeye yeterli olup da lojmana giremeyen personelin, lojmanlardan yararlanmama nedenleri araştırılacak, bu personelden yıkıcı-bölücü faaliyetlere karıştığı tespit edilenler hakkında gerekli işlemler yapılacaktır.”

İMAM HATİP LİSELERİ, DERSHANE VE YURTLAR DA MERCEK ALTINDA
Talimatın devamında şu ilginç satırlar yer alıyor: “Kontrol altında bulundurulan personel haricinde; personelden ailesi çağdaş olmayan kılık kıyafet giyinen, çocuklarını İmam Hatip liseleri ile irticai nitelikte faaliyet yürüten okul, dershane ve yurtlara gönderenlerin tespiti halinde, konuya ciddiyetle yaklaşılarak ‘Adamsendeci' bir yapı içerisinde ‘Benden bulmasın da kimden bulursa bulsun' mantığı ile hareket etmeyecek, gerekli bilgi, belgeler oluşturularak işlem yapılması sağlanacak.” aktifhaber

Başörtülü annelere müze de yasak!
26 Mart 2010
Ankara Üniversitesi'nde yer alan 'Oyuncak Müzesi'ne çocuklarıyla birlikte gelen anneler, başörtülü oldukları için içeri alınmadı.

Ankara Üniversitesi, insan hakları konusunda tarihî adımlar atan Türkiye'nin demokratikleşme karnesine gölge düşürecek bir skandala sahne oldu.

Çocuklarının eğitimi için her zorluğa katlanan annelerin, eğitim fakültesi bünyesinde faaliyet gösteren Oyuncak Müzesi'ne başörtülü oldukları gerekçesiyle alınmadığı ortaya çıktı. Müze yetkilileri, telefonla randevu alan annelere 'müzenin kampüs içinde yer aldığını ve resmi bir kurum olan üniversitenin kurallarını uygulamak zorunda olduklarını' söyledi.

Zaman Gazetesi'nin haberine göre annelerinden ayrı olarak müzeye gitmek zorunda kalan küçüklerin tedirginliği yüzlerinden okunurken başörtülü veliler duruma tepki gösterdi. Anaokulu öğretmenleri de durumun çocuklar üzerinde olumsuz etki oluşturduğuna dikkat çekerek hiçbir müzede böyle bir uygulamayla karşılaşmadıklarını ifade etti.

Üniversitenin Cebeci kampüsünde geçen hafta yaşanan olayda Yenimahalle Yunus Emre İlköğretim Okulu ana sınıfı öğrencileri, eğitim fakültesi binası içinde yer alan Oyuncak Müzesi'ni gezmek istedi.

Gitmeden önce randevu alındı. Müzeyi ailelerin de gezmek istediği yöneticilere iletildi. Ancak müzenin müdür yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Müge Artar, yerleşke dahilinde oldukları için üniversitenin koyduğu kuralları yerine getirdiklerini, başörtülü velileri alamayacaklarını söyledi. Bir öğretmen, yaşananları şöyle anlattı: "Bazı çocukların orada rahat durmayacağı ihtimalini göz önüne alarak annelerini de götürmek istedik. Ancak yetkililer, müzenin kampüs içinde olmasını gerekçe göstererek başörtülü ziyaretçileri alamayacaklarını söyledi." anadoluhaber

İndirimli kart isteyen başını açsın
29 Mart 2010
İZMİR- İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, öğrencilere toplu taşıma indirim kartlarının başörtülü fotoğrafla verilmeyişini savundu.
Kılık Kıyafet Yönetmeliği'ne uyduklarını söyleyen Kocaoğlu, Açık İlköğretim Okulu ve Açık Lise'de okuyan hanımların, başlarını açması durumunda problemin çözüleceğini ifade etti. habertaraf

Başörtülüler yine sınava alınmadı
04 Nisan 2010
Açık Öğretim Fakültesi sınavında başörtülü öğrenciler içeri alınması engellenirken, kılık kıyafet yasağı yine uygulandı.

Açık Öğretim Fakültesi sınavında başörtülüler yine sınava alınmazken, içeri alınan başörtülü öğrencilerin bazılarının ise sınav başladığı esnada başörtülerini çıkarılmak zorunda kaldığı belirtildi.

İLKHA'nın haberine göre dün yapılan açık öğretim fakültesi sınavlarında yine başörtülüler sınava alınmadı. Sınav salonuna alınan başörtülü öğrencilerin içerde kalmaları içinse bazı öğrencilerin başörtülerini çıkarmak zorunda bırakıldı. Açık Öğretim Fakültesi sınavının yapıldığı okullardan biri olan Batman 50. Yıl ilköğretim okulunda aynı durumun yaşandığı ortaya çıktı. 50. Yıl ilköğretim Okulu 3 nolu salonda sınava giren Safiye Tunç, sınav esnasında salon yetkilisinin uyarısı üzerine başörtüsünü çıkarmak zorunda kaldığını belirtti.

Sınava girip de başörtüsünü çıkarmak zorunda kalan ilahiyat fakültesi öğrencileri ise bunun traji komik bir durum olduğunu belirterek yaşananlara tepki gösterdiler. İlahiyat fakültesini okuyan öğrenciler “İlahiyat bölümünü okuduğumuz halde böylesi bir zulme tabi tutulmayı kınıyoruz diyerek tepkilerini dile getirdiler. anadoluhaber

Özel dershanede başörtülülere hakaret
9 Nisan 2010
Ankara'da faaliyet gösteren Kampüs Dershanesi'nde başörtülü öğrencilere hakaret edildi. KPSS kursuna giden R.K ve B.T isimli 2 başörtülü öğrenci, Vatandaşlık dersi öğretmeninin hakaretlerine maruz kaldı ve dersten atıldı.

Hocanın derste bazı siyasetçiler hakkında hakarete varan ifadelerine karşı "Hocam lütfen derste siyaset yapmayın, belki biz sizin hakaret ettiğiniz insanları seviyoruz" şeklindeki tepkileri üzerine ders öğretmeni Erdem Cömert öğrencilere hakaret etmeye başladı. "Siz lanet insanlarsınız, örümcek kafalısınız. Çıkın dersimden. Ben size ders anlatmam" diyerek öğrencileri sınıftan kovdu. Öğrencilerin çıkmaması üzerine sinirlenen ders öğretmeni, diğer öğrencileri de alarak başka bir sınıfta ders işlemeye başladı.
habertaraf

Kocaeli'de Onbinler Başörtüsü için yürüdü
17 Nisan 2010,
Anadolu Haber
Türkiye'nin farklı şehirlerden gelen ve başörtüsü yasağının bir an evvel kaldırılmasını isteyenler Kocaeli'nde buluştu.

Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından her hafta cumartesi günü Sabri Yalım Parkı`nda yapılan “Başörtüne Özgürlük” isteminin 17 Nisan 2010 tarihinde 5. yılını doldurması nedeniyle bugün büyük bir yürüyüş düzenlendi.

Kocaeli'de öğlen namazından sonra camiden çıkan halkın katılımıyla 13.30 da başlayan eyleme onbinlerce vatandaş destek verdi. Daha sonra İzmit İnsan hakları parkı, Özgürlük Meydanında katılımcılara hitaben konuşmalar yapıldı.

Başta İstanbul olmak üzere, Sakarya, Bursa, Akyazı gibi civar illerden, Van,Diyarbakır, Kütahya, Ankara, Antalya,Konya gibi Türkiye’nin değişik yerlerinden gelen binlerce katılımcı, başörtüsü yasağının kaldırılmasını istedi.

MAZLUMDER Kocaeli Şubesi’nin tertip ettiği organizasyonda, Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri içindeki 40 dernek ve vakıf, Anadolu Gençlik Derneği, Özgür Der, Alperen Ocakları, MAZLUMDER Şubeleri Kocaeli dışından gelen dernek ve vakıflarda destek verdi.

Açış konuşmasını yapan MAZLUMDER Kocaeli Şubesi başkanı Çetin Tahtacı,'Bu meydanda 260 haftadır özelde başörtüsü, genelde inanç özgürlüğüne karşı yapılan her türlü baskı ve kısıtlamalar için bir araya geldik. Hükümete düşen görevin halkın haklı taleplerine göz ardı etmeden çözüm için çaba sarf etmeleridir. Bu yasak tehir edilemeyecek duruma gelmiştir.Muhalefete düşen görev çözüme katkı sağlamak olmalıdır. Bu yasağı mademki kalkmasını istiyoruz. Yapıcı muhalefetle çözümün bir parçası olunuz.

Topluluğa hitaben bir konuşma yapan MAZLUMDER Genel başkanı Ahmet Faruk Ünsal ise,“Bu halk vergi veriyor, askere gidiyor bu halkın çocuklarının nasıl eğitim hakkı elinden alınır.Bu direniş Türkiye’nin her tarafına yayılmalı, insan hakları ihlali sona ermeli, bu konuda hükümete davette bulunuyoruz”dedi

Yeni Şafak yazarı Özlem Albayrak, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ne başörtülü diye alınmamış

04 Mayıs 2010 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ne başörtülü olduğu gerekçesiyle kabul edilmeyen Yeni Şafak yazarı Özlem Albayrak, bugünkü köşesinde cemiyeti sert bir dille eleştirdi. Albayrak, "Seçim sonucunun hayrını görün; hem çalın, hem oynayın" dedi. İşte o yazı...

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ne işe yarar?

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nden tarafıma düzenli olarak gönderilen maillerden öğrendiğime göre, seçimleri "Bağımsız ve Bağlantısız Gazetecilik Grubu" kazanmış.

"Bağımsız ve Bağlantısız" ifadesinin, rakip gazeteci grubunu bağımsız olmama, direkt yandaş olma mıntıkasına ışınlayan altmetninden de anlaşılacağı üzere, 9 yıldır TGC'nin başında olan Orhan Erinç ve ekibiyle yola devam edilecek yani.

Kabul etmek gerekir ki, gazetecilik sözkonusu olduğunda "Bağımsızlık", şık bir iddia. Ama aynı iddiaya sahip grup, kendileri gibi düşünmeyen gazetecileri 'Cemiyet'e yıllardır üye olarak bile kabul etmemekte hiçbir gerekçe göstermeden ısrar etmişse ve bu gayr-i resmi gerçeklik bütün gazeteciler tarafından bal gibi biliniyorsa, o bağımsızlığın yanına bir de ayrımcılık sıfatını eklemek yanlış olmaz herhalde.

Hayır. Özellikle piramitin alt katmanlarında bulunan gazetecilik mesleği mensuplarının, hangi grupta çalışıyor olursa olsun ne zor koşullar içinde olduğunu gayet iyi bilen ve hayatının idamesini bu meslekten sağlayan emekçilere yakınlık besleyen, bu mesleğin kendisine ise tuhaf bir sadakat hissi duyan biri olarak, gazeteciliğin Türkiye'deki en eski örgütlenmelerinden birine böyle dal-düz girmek istemem.

Ama bu meslek kimsenin tekelinde değil.

Bağımsızlık da öyle... Bağımsızlık, imtiyazlarını kaybetmeme ve seçime giren bir başka grubu "dinci" yaftası takarak elimine etme silahı olarak kullanılıyorsa hele, hiç.

Kendine "Bağımsız" diyen gazeteci grubunun bu çok kullanılmaktan yalama olmuş sıfatı, rakip gruba karşı konumlanma maskesi olarak kullandığını söylerken, sallamıyorum. Hadi Özışık'ın 30 Nisan'da İnternethaber'de yayınlanan yazısından öğrendiğimize göre, "Yıllardır Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin kapısından giremeyen, daha doğrusu girecek takati olmayan ağabeylerimiz, hasta yatağından alınarak oy kullanmak üzere Cağaloğlu'na getirilmiş."

Bu cevvaliyete sebep de, "dinci"lerin Cemiyet'i ele geçirme tehlikesiymiş.

Ne yalan söyleyeyim, "dinciler!"e geçit vermemek konusundaki bu takayyütü görünce; 'Cemiyet'in "bağımsız" üyelerinin, 1997 Kasım'ından bu yana bu meslekte olan, gazeteciliğin hemen her kademesinde bulunmuş biri olmasına rağmen başörtülü olan, dolayısıyla hiçbir tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, çalıştığı medya kurumunun tasnifine bile gerek kalmayacak derecede "kafadan" dinci! olan bendenize, himmet buyurup e-mail göndermelerine bile borçlu hissetmem gerektiğini anladım.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ne hangi medya patronlarının bağış yaptığı ve bu durumda bağımsızlıktan sözedilip sözedilemeyeceği konusu bir yana, TGC'nin bağımsızlığın yanısıra, gazetecilik mesleğini icra etmeyi yeterli koşul sayarak tüm gazetecilerin sorunlarıyla ilgilenmesi gereken bir meslek örgütü olması gerekiyor bendenize göre.

Sonuçta, üyelerin büyük yekununa baktığınızda hepsi ununu elemiş, eleğini asmış, meslekle ilişkisi kalmamış eski dönem gazeteciler. Gündemi belirleyecek/değiştirecek, ortalama vatandaşın algısını yönetecek, güncel siyasi, ekonomik yönelimleri etkileyecek medya kuruluşlarında bağımsızlık daha elzemdir.

Var mıdır TGC'nin böyle bir kudreti? "Bağımsızlık ve Bağlantısızlık" sıfatları bile bir "iş" yapma halinde, bir "faaliyet"te, bir "pratik"te, bir "işletim"de bulunma durumunda anlamlı olabilecek öncüllerdir. Kimse kusura bakmasın ama, ben Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ni şimdiye dek dişe dokunurken, mesleğe faydalı olurken, gazetecilerin statü ve konumlarını yükseltmek için çabalarken, mesleği korurken ve benzeri bir icrada bulunurken görmedim ki, bağımsız, bağlantısız olup olmadığını anlayabileyim.

Yanlış anlaşılmasın, bir meslek örgütü için bile yabana atılır bir kavram değil tabii ki "bağımsızlık" ama, bağımsızlığın evrensel anlamı da, "muhafazakarları içimizde barındırmayız" cümlesine tekabül etmez herhalde.

Ayrıca, J.J. Rousseau, ideal cemiyet tanımında, cemiyete üye her ferdin cemiyetin bütünü ile birleşirken ancak kendi şahsına itaat etmesi yani birey olarak kalabilmesi gerektiğini söyler. Hasta üyeleri yatağından kaldırıp getirtmek bu tanıma uygun düşer mi bilmem; bana daha çok "cemaat" davranışı gibi göründü, dogmatik bir görüntü verdi de...

Velhasıl: Lutfen bu havalı sıfatların ardına sığınıp ideoloji bekçiliği yapmasın kimse. TGC'nin şimdiye dek üyelerine bile bir faydası olduğunu işitmediğim gibi, gazetecilik mesleğini icra edenlerin büyük bir kısmı sırf muhafazakar bir medya kuruluşunda çalıştığı için üye olarak kabul edilmeyeceğini kestirerek başvuruda bulunmaya bile tevessül etmeyecek halde. Tam da bu ayrımcılık Cemiyet'in tüm varoluşunu tümden zail etmese bile, meşruiyetini tehlikeye düşürüyor. "Hangi taraftan olursa olsun, iş yapacak, gazetecileri o grup-bu grup ayrımına gitmeden koruyacak olan gelsin lutfen" diyeceğim ama, sanırım artık çok geç...

Bu yazıdan sonra, 'başörtülü' diye üye kabul etmediğiniz bir yazarı bilgilendirmekten de vazgeçerseniz eğer, şaşırmam. Ne diyelim, seçim sonucunun hayrını görün; hem çalın, hem oynayın. netgazete

Haşemayla denize girince saldırıya uğradı
7 Ağustos 2010

Çeşme'de tesettürlü mayo ile denize giren Hatice Şenocak ve çocukları Birsel Pehlivan adlı kadının saldırısına uğradı. Şenocak, pehlivan hakkında suç duyurusunda bulundu.

Orhan Turan'ın haberi

İzmir'de öğretmenlik yapan Hatice Şenocak, tesettürlü mayoyla denize girmek isteyince, plajda başka bir kadının sözlü ve fiziksel şiddetine uğradı. Çeşme'de çocuklarıyla plaja gelen Hatice Şenocak, 'haşema' olarak bilinen ve başı da örten özel mayo ile denize girmek istedi. Şenocak, çocuklarıyla yüzerken, Birsel Pehlivan adlı bir kadının saldırısına uğradı.

'ÖRÜMCEK DENİZİ KİRLETİYORSUN'

Şenocak, başından geçen çirkin saldırıyı Yeni Şafak'a anlattı. Çocuğuyla birlikte yüzmek istediğini söyleyen Şenocak, "Adının Birsel Pehlivan olduğunu sonradan öğrendiğim kadın, 'örümcekler, utanmıyor musun denizi kirletmeye, Atatürk Cumhuriyetini kirletiyorsunuz' diye bağırarak hakaretler etti. Yanımda çocuğum vardı. Onlara, bari çocuğumu sahile çıkarayım dediysem de dinlemediler. Beni tartaklayarak sahile çıkarmaya çalıştılar. Jandarmayı çağırdık. Jandarmaya da ben asker karısıyım, hiçbir şey yapamazsınız' dedi.

SEN DE MAYO GİYECEKSİN

Pehlivan'ın küçük oğlunun koluna tırnaklarını geçirdiğini anlatan Şenocak, "Ardından jandarma çağırdık, geldi. Jandarma iyi niyetliydi. Kadın 'ben asker karısıyım Bunlar böyle denize girmeyecek' dedi. Jandarma da çaresiz kaldı" şeklinde konuştu.

Olayla ilgili Hatice Şenocak'ın avukatlığını ise savcılık görevinden isitifa ederek İzmir'de avukatlık yapmaya başlayan eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı üstlendi. Gültekin Avcı, Memur-Sel İlçe Başkanı Abdurrahim Şenocak'la birlikte Çeşme'de dün olay tespiti yaptı. Avcı ise "Birileri ülkenin tek sahibi olduğunu zannediyor. Asıl bu zihniyet Türkiye'yi kirletiyor" dedi. Denizde yüzerken saldırıya uğrayan Şenocak, 3 günlük doktor raporu aldı. Olayın yaşandığı 4 Ağustos'ta şikayetçi olan genç öğretmen, dün de savcılığa suç duyurusunda bulundu Yeni Şafak

Muharrem İnce Türban Tartışmasından Kaçtı

Kılıçdaroğlu'nun "Türban sorununu çözeceğiz" vaadi NTV'de tartışıldı. Ama bir eksikle. CHP adına konuşacak olan Muharrem İnce telefona çıkmayınca, 'yakınları duyuyorsa anonsu' yapıldı.

CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun mitinglerde "Türban sorununu çözeceğiz" söylemiyle gündemde yeniden üst sıralara tırmanan konu, Başbakan Erdoğan'ın yanıtıyla yeni bir boyuta taşındı. MHP ile birlikte geçmişte türban konusunda yasa değişikliği yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu: "CHP ve MHP çözümden yanaysa referandumdan sonra türban sorununu çözebiliriz. Bizim türban konusundaki tavrımız belli, sanırım MHP de tavrını değiştirmez. CHP de çözümden yanaysa beklemeye gerek yok, 12 Eylül'den sonra adım atabiliriz."

CHP'Lİ İNCE YAYINA ÇIKMADI

Bu açıklamaları ve CHP'nin yaklaşımını parti temsilcileriyle gazeteciler NTV canlı yayınında değerlendirdi. MHP adına MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, AK Parti adına ise Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ konuştu. CHP adına NTV'ye daha önceden bağlanma sözü veren Grup Başkanvekili Muharrem İnce'ye ise program devam ederken ulaşılamadı. Programın sunucusu Oğuz Haksever, Muharrem İnce'ye ulaşamadıklarını duyururken "Arkadaşlarımız Sayın Muharrem İnce'nin önceden arayıp mutabık kaldığımız ve anlaştığımız telefon numarasını halen arıyorlar. Eğer bir yakını duyarsa bu yayını telefonu açmasını rica ediyoruz. Bu yayına katılmaları için" çağrısında da bulundu. aktifhaber

02 Eylül 2010
Bir 'Çözeceğiz' Diyor Bir 'Aşağılıyor'


Çarşaf açılımıyla gündeme gelen ve şimdi de sorunu ben çözerim diyen Kılıçdaroğlu'nun liderliğindeki CHP, referandum için İstanbul'da astığı afişlerde Müslüman kadınların tesettür, rahibe kıyafetine benzetildi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Başörtüsünü biz çözeriz." şeklindeki sözlerinin ardından CHP'nin 12 Eylül'deki halkoylamasına yönelik billboardlara astığı afişler, vatandaşların tepkisini çekti.
"AKP'nin Hazırladığı Anayasa Paketine Neden Evet" başlıklı bölümde tepki çeken ifadelerden bazıları şöyle:

"Müslüman kadınların rahibe gibi örtünmesi için Evet…

Ulu önderimiz Mustafa Kemal'i tarihten silmek için Evet…

Yetim hakkı yemekten dosyaları bulunan Recep beyi kurtarmak için Evet…

Bebek katilini kurtarmak için Evet…

Parçalanacak topraklarımızda Kürdistan'ın kurulması için Evet…"

Afişteki ifadelere tepki gösteren çevre esnafından Mehmet Bakan, çarşaf açılımı yapan CHP'nin Müslüman kadını rahibeye çevirdiğini söyledi.

CHP'yi şiddetle protesto ettiğini belirten Bakan, "Bir süre önce çarşaf açılımı yapan CHP, şu an Müslüman kadınları rahibeye çevirmiş. Anayasa oylamasında örtü ile alakalı bizim bilmediğimiz bir madde varsa bize izah etmesini istiyorum. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun başörtüsü olayının çözeceği doğrudur. Baş ile başörtüsünü ayırarak başörtüsü olayını çözer. Ama başörtüsünü baş üzerindeyken çözemez. Sadece başörtüsünü baştan çıkararak çözer. Buna inanıyorum. Anne ve bacımın başörtüsüne rahibe kıyafeti diyen birini şiddetle protesto ediyorum." şeklinde konuştu.

Halkın billboarddaki ifadelere bakıp Kılıçdaroğlu'nun gerçek yüzünü görmesi gerektiği dile getiren Avcılar esnafından Recep Ekingen de, "Kılıçdaroğlun'a göre 'evet' dersek, Müslüman kadınlarımız rahibe gibi örtünecekmiş. Ne kadınlarımız ne de Türk milleti aptal değil, kimseyi aptal yerine koymasın. Anayasa Mahkemesi'ne gidip başörtüsü için itiraz ediyor. Sonra da kalkıp 'ben başörtüsünü halledeceğim' diyorsa kusura bakmasın insanlarımızı kandıramaz. İnsanlarımız bunları görsün buna göre hareket etsinler." ifadelerini kullandı.

Mahalle sakinlerinden Şüheda Şark da, "Lütfen bizim başörtümüzden ellerinizi çekin! " diyerek siyasilere seslendi. Başörtüsü taktığından dolayı üniversite mağduru olduğunu dile getiren Şark, "Zaten CHP, daha önce başı açmayı öne sürdü. Yarım açma-yarım kapama şöyle böyle dedi. Lütfen bizim başörtümüzden ellerini çeksinler. Biz başörtülerimizi hiç kimseye, hiçbir siyasi partiye mal etmek istemiyoruz. Üniversite okuyamıyoruz, ben bir üniversite mağduruyum. Başörtümüzü siyasi işlerine alet etmesinler. Kendi alanlarında kozlarını paylaşsınlar. Başörtümü bana bıraksınlar ben özgür yaşamak istiyorum, özgür okumak istiyorum. Bütün siyasi partileri uyarıyorum bizim başörtümüzden ellerini çeksinler. Okuma hakkımızı bize teslim etsinler. O pankartı da kim asmışsa zaten düşüncesini de ortaya koyuyor demektir. Bizde onları protesto ediyoruz." diye konuştu.

Bu arada, çekim yapıldığının görülmesi üzerine apar topar afişler kaldırıldı. Billboarddan sökülen afişleri kamyonete koyan görevliler, basın mensuplarının ve çevre esnafının soruları karşısında susmayı tercih etti. aktifhaber

CHP Türbanı Böyle Çözüyor!!!

Kemal Kılıçdaroğlu, üniversitelerde türban sorununu biz çözeriz dedi.. Gelelim uygulamaya: Nur Serter, YÖK'ün 'türbanlı öğrencinin tutanaksız sınıftan atılmaması gerektiğini' bildiren kararına böyle ateş püskürdü...

YÖK KARARINA 'İKNACI' SERTER BÖYLE TEPKİ GÖSTERDİ

Öğrenciyi sınıftan çıkardığı halde “tutanak” tutmayan öğretim üyesi hakkında disiplin işlemi uygulanacak. CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, “Amaç öğretim üyelerini bu konuda baskı altına almak” dedi.

YÖK Başkanlığı’nın geçen hafta İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne gönderdiği bir yazı, başta tıp fakülteleri olmak üzere üniversitelerde türbanlı öğrencilerin sınıftan atılması konusunda yeni bir uygulamayı ortaya koydu. Bir öğrencinin şikâyeti üzerine hazırlanan YÖK’ün 23.07.2010 tarih ve 025309 sayılı yazısına göre, türban başta olmak üzere öğrenciler artık kıyafetleri nedeniyle sınıftan atılırken tutanak tutulacak.
CHP İstanbul Milletvekili Serter, “Bugüne kadar tıp fakültelerindeki uygulama öğrencilerin sınıflara başlarının açık girmesiydi. YÖK bu yazısıyla bugüne kadarki kuralları uygulayan hocaları suçlu konuma düşürüyor. YÖK, türbanla üniversiteye girilebileceği anlayışını böyle uygulamalarla soğutarak yürürlüğe sokuyor. Hâlâ Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlar doğrultusunda öğrencilerin üniversitelerde başı açık eğitim yapmaları koşulu var. Ama YÖK bu uygulamayla bunu iptal etmiştir” dedi.

YÖK yetkilileri ise yazının, bir şikâyet ve üniversiteden ne yapılacağına ilişkin görüş sorulması üzerine gönderildiğini belirterek, “İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yaşanan bir olayın ardından bu yazıyı bir göndermişiz. Türbanlı öğrenci olsun veya olmasın bir öğrenciyi kılık kıyafeti veya davranışları nedeniyle dersten çıkarmak isteyen hoca tutanak tutmak zorunda” diye konuştu. aktifhaber

ÖZGÜR-DER: CHP başörtüsünü istismar ediyor

Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (ÖZGÜR-DER), CHP'yi başörtüsünü istismar etmekle suçladı. Kışlahan Çarşısı önünde toplanan dernek üyeleri, üniversite ve resmî dairelerdeki başörtüsü yasağını protesto etti. Grup adına basın açıklamasını okuyan dernek üyesi Gülendal Pektaş, başta başörtüsü olmak üzere, Türkiye'de inanca ve özgürlüklere yönelik baskı ve dayatmaların devam ettiğini söyledi. 05.09.2010 ANTALYA netgazete

'İstenirse başımı açarım '
19 Mart 2011
Tüm gözler AK Parti'nin başörtülü aday adaylarında ve Erdoğan'ın kararında...

AK Parti başörtülü aday gösterir mi sorunun tartışıldığı günlerde, Giresun'dan aday adayı olan Nilüfer Demir 'başını açma garantisi' verdi!42 yaşındaki Nilüfer Demir, lise mezunu, evli ve iki çocuk annesi. AKP’nin Giresun’da kadın kolları kurucu üyesi. 2002-2007 arasında kadın kollarında görev yapan Demir, 2004’teki yerel seçimlerde belediye meclis üyeliğine aday oldu ancak listeye giremedi. Başbakan’ın, kadın milletvekili sayısının artacağına ilişkin açıklamaları da Demir’in başvuru yapmasını tetikledi.

Neden aday oldum?

Eşi ile iki çocuğunun da kendisini desteklediğini söyleyen Demir,“Başörtü takıyorum. Ama ben daha önce Kadastro Müdürlüğü’nde çalışırken de daireye gidene kadar kapıyordum, dairede açıyordum. Zaten listeye girersem gerilim taraftarı olmam. Genel Başkanım ne derse, kapalı ya da açık, onların verdiği her karara uyabilirim. Genel Başkanımın dediği her doğrultuda ben hareket ederim. İçtüzük ne uygulamamızı gerektiriyorsa” dedi. haber 10

"Hanımefendi, bu başörtünüzü çıkardığınız takdirde daha güzel olacağınızı tahmin ediyorum, isterseniz bir deneyiniz" (*)



Atatürk coşkun alkışlarla karşılandığı bahçede kendisi için hazırlanan masaya oturmuştur. Atatürk'ü yakından görmek için kendilerini dans yerine atan çiftler neşe içinde dönerlerken başlarını alelâde bezlerle örtmüş olan bazı kadınlar Atatürk'ün dikkatini çekmiştir. Atatürk dans etmekte olan İhsan Bey isminde bir doktorun kızını çağırarak şöyle demiştir:

- Hanımefendi, bu başörtünüzü çıkardığınız takdirde daha güzel olacağınızı tahmin ediyorum, isterseniz bir deneyiniz.

Genç kız, Atatürk'ün bu hitabı üzerine başındaki örtüyü çıkararak dansa devam etmiştir. Bundan memnun olan Atatürk birkaç dakika sonra aynı genç kızla dans etmiştir.

Atatürk başörtüsü ile dans eden öteki hanımlara da aynı tavsiyede bulunmuş, örtüleri çıkardıkları takdirde daha iyi olacaklarını söylemiştir. Bunun üzerine balodaki bütün kadınlar başörtülerini çıkarmışlardır.

* KAYNAK: Niyazi Ahmet Banoğlu, Atatürk'ün İstanbul'daki Hayatı, cild 1, sayfa 218.


En son Ekim tarafından Pzr Nis 18, 2010 9:13 pm tarihinde değiştirildi, toplam 6 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cmt Şub 06, 2010 2:13 am    Mesaj konusu: TSK'DA UYGULANAN KILIK KIYAFET YASAKLARI Alıntıyla Cevap Gönder

TSK’DA UYGULANAN KILIK KIYAFET YASAKLARI, DİN VE MEZHEP AYIRIMCILIĞI DEĞİLSE NEDİR?

Ertuğrul Horasanlı

TSK’nın Komuta kademesinin 12 Eylül’le başlattığı ve 28 Şubat’la birlikte şiddetlendirdiği askerî personelin eşi çocukları, annesi babası, bütün hısım akrabası ve dost ve arkadaşlarına kadar genişlettiği haksız, hukuksuz kılık kıyafet, inanç ibadet yasakları malûm...

Bu haksız ve hukuksuz uygulama sebebiyle üstün nitelikli binlerce subay ve astsubayın YAŞ karalarıyla TSK’dan ihraç edilerek mağdur edilği de malûm...

28 Şubat döneminde bu yasak ve dayatmalar o kadar vahşice uygulandı ki, ordudan haksız olarak atılmış meslek sahibi askerlerin diğer kamu kurumlarında iş bulup evlerine ekmek götürmelerine bile mani olundu.

Bu kılık kıyafet yasakları sebebiyle bir çok muvazzaf veya emekli TSK personelinin yakınlarının hakkı olan sağlık hizmettlerini alamadığı, lojman ve askeri tesislerden faydalanamadığı; kapılardan çevrildiği, itilip kakıldığı ve fişlendiği de malûm...

Bütün bu “malûm”ların çok ağır hak ve hukuk ihlâlleri olmasının yanı sıra topluma karşı işlenmiş çok vahim bir din ve mezhep ayırımcılığı olduğu ise hiç tartışılıp gündeme getirilmediği de ayrı ve anlaşılmaz bir malûm...

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım...

Bu ülkenin en az yüzde doksanbeşi Sünni müslüman (hanefi ve Şafiî)...

Hanefî ve Şafiî mezheplerine göre ise kadınların giyim kuşam ölçüleri belli: Yüzleri hariç, Saç ve boyunları dahil vücutlarının tamamını el ve ayak bileklerine kadar örtecekler ve vücut hatlarını belli etmeyen kıyafetler giyecekler...

Bu kadınlar için farz, yani yapılması gerekli olan, inkarı inkârcısını islâm dışına çıkaran bir hüküm...

Bu o kadar açık bir farz ki, Sünnî İslâm anlayışını sulandırıp dejenere etmek üzere kurulmuş olan TC Diyanet İşleri Başkanlığı bile kıvıramıyor:

[T.C. BAŞBAKANLIK DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı Sayı: B.02.1.DİB.0.10/212 KONU: Tesettür KARAR NO: 6 KARAR TARİHİ: 3.2.1993 DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU KARARI İslâm dininde kadının kıyafeti ile ilgili olarak zaman zaman sorulan sorular dolayısıyla konu, kurulumuzca ele alınıp incelendi: Nûr Suresi’nin 30. ayetinde, mü’min erkeklerin harama bakmamaları, namus ve iffetlerini korumaları emredildikten sonra 31. ayetinde kadınlarla ilgili olarak meâlen, “Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (bakmaları haram olan şeylerden) çevirsinler, edep yerlerini korusunlar, -kendiliğinden görünen müstesna- zinetlerini açmasınlar, başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar!” buyurulmakta ve ayetin devamında kadınların kendiliğinden görünmeyen zinet yerlerini, kimlerin yanında açabilecekleri belirtilmektedir. (..) ÖRTÜNME Nûr Suresi’nin 31. ayetinde zikredilen bu emirlerden sonra kadınların örtünmesi ile ilgili olarak da, -kendiliğinden görünenler müstesna- zinetlerini, zinet yerlerini açmamaları ve başörtülerini yakalarının üzerine salmaları emredimiştir. Cahiliye devrinde başını örten kadınlar, başörtülerini enselerine bağlar veya arkalarına salıverirlerdi. Allah Teâlâ, bu ayetle, İslâm’dan önceki bu adeti kesinlikle yasaklayarak mü’min kadınların -kendiliğinden görünen hariç- zinetlerini, zinet yerlerini açmamalarını ve başörtülerini; saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun, gerdan ve göğüslerini iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmalarını emretmiştir. (..) ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLMAYAN KISIMLAR (..)“Yüz ve bileklere kadar eller” olarak tefsir edilmiştir. ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLAN KISIMLAR (..) zinetlerini ve zinet yerleri olan saç, baş, boyun, kulak, gerdan, göğüs, kol ve bacakların örtülmesi olarak anlamışlar ve bunlardan herhangi birini açmalarının caiz olmadığı hükmünde ittifak etmişlerdir. (..)Hz. Âişe (r.a)’nın ablası Esmâ (r.a)’nın, ince bir elbise ile Hz. Peygamber (a.s)’ın huzuruna çıktığı zaman, Hz. Peygamber’in “ergenlik çağına gelen bir kadının elleri ve yüzü dışında kalan yerlerini göstermesinin caiz olmadığını” bildirmesi, yine Hz. Peygamber’in, bileklerinin dört parmak yukarısını işaret ederek, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadına, ergenlik çağına gelince yüzü ve şuraya kadar elleri hariç, herhangi bir yerini açması caiz değildir.” buyurması; sözkonusu ayetteki emirlerin vücub için olduğuna, kadınların yukarıda sayılan zinet yerlerini örtmekle yükümlü olduklarına delalet etmektedir.] (*)

Bu fetvanın ışığında NTV’nin 04.02.2010 tarihli şu haberine bir bakalım:

[GATA'nın kıyafet kuralları

Çene altından bağlanan başörtülerine izin var


Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan'ın GATA'ya alınmamasıyla türban tartışması yeniden alevlendi. Askeri hastanelerde geçerli olan giyim kuralları ne diyor? İşte GATA'daki türban yasağının ayrıntıları...
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın türbanlı olduğu gerekçesiyle alınmamasıyla Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) ve askeri tesislerdeki türban yasağını yine gündeme taşıdı.
Askeri hastaneler, orduevleri ve diğer tüm askeri tesislere sivillerin girişleri belli kuralları bağlı. Bu kurallar arasında kılık kıyafete dair olanlar da var.
Kamuoyunda en çok tartışılan yasak uygulaması ise türbanla ilgili. Askeri tesislere türbanla girmek yasak. Ancak Anadolu stili olarak adlandırılan çene altından bağlanan başörtülerine izin var.
Eğer türbanla askeri tesise gelen bir kadın başörtüsünü çene altından bağlamayı kabul ederse girişine izin veriliyor.
GENELKURMAY'IN KİTAPÇIĞINDA NE YAZIYOR?
Yasağın temelinde ise askerin türbana bakış açısı yatıyor. Daha önce kamuoyuna da yansıyan ve “kamu kurum ve kuruluşları'ndaki kıyafet düzenlemesi” başlığıyla Genelkurmay'ın yayınladığı bir kitapçıkta türban için şu ifadeler yer alıyor:
“Türban, bir Kur'an hükmü ve ifadesi değildir. Bugün analarımız, ninelerimiz ve kadınlarımız başörtüsünü dini bir gerekçeden ziyade, bir giyim ve yaşam tarzı olarak kullanmakta ve takmaktadır. Türk gelenek ve göreneklerinde türban, peçe ve çarşaf yoktur. Türban, belirli dini inanışın simgesi olarak, toplum yaşamımıza bilinçli olarak sokulmuştur."
Aynı kitapçıkta, kamusal alanda türban yasağının devletin temel düzeninin ve halka hizmette eşitliğin kısmen de olsa din kurallarına dayandırılmayacağı esasından hareketle uygulandığına dikkat çekiliyor.
Kitapçıkta "Kıyafet düzenlemesinin bir amacı da, belirli bir dini düşünce ve inanışa göre; kılık-kıyafet, düşüncesi ve ibadeti aynı olan tek tip insan yetişmesine mani olmaktır.” deniliyor.
ERKEKLERDE DE SAKAL YASAĞI
Askeri tesislerdeki kıyafet yasağı sadece türbanla sınırlı değil. Erkekler için ideolojik ya da dini çağrışım yapacak şekilde bırakılmış sakal, cüppe ve sarık gibi kıyafetler de aynı yasak kapsamında.
YABANCILARA NASIL UYGULANIYOR?
Kıyafetle ilgili yasakların zaman zaman esnediği örneklere de rastlanıyor. Örneğin yabancı misafirler için bu yasaklar katı uygulanmıyor. Sivillere de açık olan askeri hastanelerde de yasağın delindiği görüntülere rastlanabiliyor.]


Şu kısacık haberde de görüleceği gibi. Bu yasakların ilmî fikrî, hukukî, ahlakî ve siyasî, içtimaî ve askerî hiçbir mesnedi/temeli/lüzumu yoktur.

TSK’nın bu yasağı dayatan komutanları tarafından nasıl bir kumpasa düşürülarek, hiç yoktan ve durup dururken kemdi halkıyla karşı karşıya getirildiği, hem dinî hem ilmî, hem hukukî, hem ahlâkî, hem askerî, hem de siyasî açılardan sırf caheletle izahı mümkün olmayan; bu yasak ve dayatmaların...

TSK’nın kritik makam ve mevkilerini ele geçiren dinî, mezhebî ve etnik azınlıklardan oluşan örgütlü bir yapılanmanın planlı/kasıtlı uygulamaları olduğu bugün ortaya çıkan ve dava konusu yapılan belge ve bilgilerden anlaşılmaktadır.

TSK’nın hangi işlerlerle iştigal edeceği Anayasa, kanunlar ve bunlara uygun alt mevzuat tarafından açıkça belirtilmiştir. Bu işler arasında vatandaşların nasıl giyinmeleri, ne yiyip içmeleri, hangi kitap ve gazeteleri okumaları, hangi dine veya meezhebe inanıp inanmamalarını sorgulamak, izlemek, fişlemek bunu subay, ast subay askeri memur ve uzman çavuşların eşleri çocukları, anne ve babaları, hısım ve akrabalarına kadar yaygınlaştırmak her yönüyle hukuk ve ahlâk dışıdır...

NTV’nin haberinde bahsi geçen kitapçık bu ülkenin en az yüzde 95’lik dini ve mezhebî çoğunluğunu teşkil eden Sünnî müslümanlara, dini bilgilerinin yanlış olduğunu söylemektedir...
,
Bu ne terbiyesizlik...

Bu ne cür’et...

Bu ne gözü kara cehalet...

Bu ne karanlık kasıt...

Bu ülkenin dinî ve mezhebî çoğunluğu 1400 yıldır dört ana kaynağından öğtenerek tatbik ettiği inançlarını, TSK adına basılan yazarı meçhul bu abuk sabuk kitapçığından mı öğrenecektir?.. Elinde kütüphaneler dolusu referans eseri varken...

***

"Bu ülkenin dinî ve mezhebî çoğunluğu Sünnî müslümanlardan oluşmaktadır" dedik...

Ya gerisi?

Yüzde 2,5-3’lük alevî-Bektaşî-Şiî bir azınlık,,,

Kalanıysa, Osmalı’dan kalan hristiyan, yahudi vesair gayri müslümler...

Dikkat edin bu ülkenin bu dinî-mezhebî azınlıklarının kılık kıyafetiyle, ibadet ve ayinleriyle TSK içindeki bu hak ve halk düşmanı örgütlü yapının hiçbir alıp veremediği yok...

Onların bütün derdi/kini/nefreti "gericilik ve irtica" olarak kodladıkları sünnî müslümanlık ve Sünnî Müslümanlarla...

Hahamı, papazı, rahibesi, alevî dedesi, bektaşi babası kendi dini kılık ve kıyafetleriyle her türlü askerî tesise rahatça girip çıkmakta ve oraların imkânlarından hiç bir kısıtlama olmadan yararlanmalktadır...

Siz bugüne kadar herhangi bir askerî tesis kapısında itilip kakılıp aşağılanarak kapı dışarı edilen ve üstüne üstlük fişlenen bir rahibe, bir alevî , bir haham, bir papaza rastladınız mı?

Bu ülkenin bütün finansman yükünü yüzde 95’lik dinî çoğunluk çekecek, sefasını ise geriye kalan en çok yüzde 5’lik dinî azınlık sürecek...

“Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa” diyor ya merhum Üstad Necip Fazıl...

Bu durum aynen öyle...

Dikkatinizi çekmiştir...

NTV’nin haberinin hemen başlığının altında bir şöyle bir ibare var: “Çene altından bağlanan başörtülerine izin var.”


İşte bu ibare, TSK’da bu haksız hukuksuz yasakları uydurup kendi personeli ile onların eş, dost, çoluk çocuk, ana baba ve tüm hısım ve akrabalarına dayatanların bu ülkenin dinî çoğunluğuyla aynı din ve mezhepten olmadığını da ele vermektedir...

Biraz hafızanızı zorlayarak özellikle AKP’nin “Alevî açılımı” yaygaralarından sonra medyada çok sık rastladığınız cemevi manzaralarındaki kadınların başlarını nasıl örttüklerini gözünzün önüne getirin...






“Çene altından, tavşan kulak , iğnesiz ve bonesiz” örtünme tarzı “Anadolu kadınlarının geleneksel örtünme biçimi” değil, Alevî kadınların örtünme biçimidir. Saçların ve boyunlarının bir kısmını açıkta bıraktığı için böyle bir örtü Sünnî Müslümanlığa göre hiç örtünmemek hükmündedir...

Sanki “türban yasağının gevşetilmiş olduğu” intibaını veren bu ibare, bu haliyle türban yasağı sebebiyle mağdur olan Alev’i kadınları bu yasaktan kurtarmak için TSK içindeki “can”lar tarafından bulunmuş kurnazca bir formül olduğunu ustaca gizlemektedir..

Şimdilerde şiddetli bir asimetrik saldırı altında halkından destek bekleyen TSK komutanlarının...

Halkının yüzde doksanbeşlik dinî ve mezhebî çoğunluğu olan Sünnî müslümanları “gerici, yobaz”, bu çoğunluğun dini inançlarını “gericilik, yobazlık” olarak kodlayarak bu çoğunluğunluğun hayat tarzını “çağdışı” olarak damgalayıp “iç düşman” olarak ilan eden kendilerinden önceki seleflerinin, hem TSK’ya hem de bu ülkenin çoğunluk halkına ne büyük bir kötülük yaptıklarını anlamadan...

Ve bu kötülüğün TSK içindeki bugünkü uzantılarını bütünüyle safdışı etmeden..

Bu haksız hukuksuz uygulamalarla halen de devam eden, din ve mezhep ayırımcılığndan vazgeçmeden...

Bu sebeple mağdur olmuş olanların mağduriyetlerini bir şekilde telafi etmeden...

Şu zor günlerinde halkından destek beklemeleri akıl kârı mıdır?

TSK’nın bugünkü komuta kademesinin seleflerinin yaptıkları hatalardan dönmeye çalıştığına dair sinyaller gelmektedir...

Ama bu sinyaller günübirlik zaruretler sebebiyle mi , yoksa gerçek bir iç muhasebenin sonuçları olarak mı verilmektedir. Bu henüz belli değildir...

Yazıya zorunlu bir “son dakika" eki:

Bu yazı Genel Kurmay Orgeneral İlker Başbuğ’un Hürriyet’e yaptığı şu açıklama’dan önce kaleme alınmıştı:

[“Özel bir durum keşke yaşanmamış olsaydı
Başbakan Erdoğan, eşi Emine Erdoğan’ın 2007 Kasım’da GATA’da yatan Nejat Uygur ve eşini ziyaret etmesine türbanı nedeni ile izin verilmemesi ile ilgili çok kırgın. Hatta, bu konudaki hassasiyetini zamanında askeri makamlara da iletmiş. Bu konu gündemde çok yoğun tartışılıyor. Herkes TSK’nın başındaki isim olarak bu konuda ne söyleyeceğinizi merak ediyor.
Evet. Bu konu çok gündemde. Sayın Başbakan’ın eşinin GATA’yı ziyareti konusunda bir şeyler söylenmesi kanaatindeyim. Tabii bu olayda aslında ben baktığım zaman Sayın Başbakan’ın eşi var olayda. Çok sevdiğimiz saydığımız bir sanatkar Nejat Uygur var. Ki o da bir asker çocuğuymuş. Bir de tabii ki Sayın Nejat Uygur’un eşi var. Şimdi üçü olayın odağında. Açıkça söyleyeyim, bu özel bir durum. Altını çizmemiz lazım. Bu nedenle de, bu özel durumlarda olaylara insani boyuttan bakmak doğru olur diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu olay, tabii bu kapsamda özel de olduğu için gerçekten insani boyut içeriyor.
Peki, insanı boyuttan bakınca bunu savunmak kolay mı?
Değil? Bunu da açıkça ifade etmek istiyorum. Keşke o şekilde bu olay yaşanmasaydı. Keşke o olay yaşanmasaydı. Bu çok özel bir olay genellenecek bir olay değil. Kimseyi de suçlamak istemiyorum. Bazen olaylara karar verirken o andaki şekli de bilmek lazım. Olayda Sayın Başbakan’ın eşi de üzülmüştür. Belki de en çok üzülen Uygur’un eşidir.
Savunmak mümkün değil
Peki, tamamen konuyu netleştirmek için soruyoruz. Yani, keşke girebilse miydi, diyorsunuz?Keşke olmasaydı. Keşke bu olay yaşanmasaydı. İnsani boyuttan bakarsak bu olayı bugün savunmamız mümkün değil.]


Yukarıda “TSK’nın bugünkü komuta kademesinin seleflerinin yaptıkları hatalardan dönmeye çalıştığına dair sinyaller gelmektedir...” cümlesiyle bahsettiğim sinyaller bu türden emarelerdir...

Bunların arkasının gelip gelmeyeceği, olumlu karar ve emirlere dönüşüp dönüşmeyeceği henüz belli değildir...

Yukarıdaki haberde olduğu gibi topyekûn bir yanlışı Başbakan’ın eşine yönelik kısmıyla sadece “insanî boyutta” ele alarak “keşke olmasaydı” diyerek işi kapatmak pek bir şey demek değildir...

Bir haksızlık ancak hukukî boyutuyla ele alınıp ortadan kaldırılır ve bu haksızlığın mağdurlarının mağduriyetleri bir şekilde tazmin edilerek ortadan giderilirse bir anlam ifade eder...

Başbakan’ın karısına yapılan muamelenin çirkinliği kabul edilip de yüksek makam ve mevki sahibi olmayan insanların hanımları, kızları, analarına yapılan muamele sırf medyaya yansımıyor, arkası arayanı yok diye aynen devam ederse problem ortada çözülmeden duruyor demektir...

Bu işten en büyük zararı ise TSK'nın gördüğü apaçık bir hakikat...

* Fetvanın tamamı için bkz: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=175

Sıradışı

07 Şubat 2010
Bursa'da Bir Umut Derneği üyesi bir grup başı açık kadın, yürüyüş yaparak yasağı protesto etti

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın, hasta ziyareti için başörtüsü sebebiyle GATA'ya alınmamasına yönelik ülke genelindeki tepkiler sürüyor. Bursa'da Bir Umut Derneği üyesi bir grup başı açık kadın, yürüyüş yaparak yasağı protesto etti.

Dernek üyeleri, "Başörtülü anne, şehit annası olmuyor mu? Kurtuluş Savaşı'nda başörtülü top taşıyan analarımız unutuldu mu?" diyerek yasağa tepki gösterdi.

Genelkurmay Başkanı Orgenaral İlker Başbuğ'un da 'keşke olmasaydı' dediği ziyaret yasağına en ilginç tepki Bursa'dan geldi. Tamamına yakını başı açık olan Bir Umut Derneği üyesi kadınlar, Yeşil'deki dernek binasından Orhangazi Parkı'na kadar yürüyerek, başörtüsü yasağına karşı tepkilerini dile getirdi.

"Özgürlük kılık kıyafete bağlı değildir. Başörtülü anne, şehit anası olmuyor mu? Kapalı ve açık olmasına siyasi bakılmamalı, kadınız, örtüyü seve seve takarız" şeklinde slogan atan kadınlar, Orhangazi Parkı'nda bir basın açıklaması yaptı.

Bir Umut Derneği Basın Sözcüsü Meryem Orhan, 2 Şubat'ta TBMM Genel Kurulu'nda yaşanan tartışmaları kınadıklarını ifade ettiler. Hakarete varan rahatsız edici olayın, kadınları rencide ettiğini dile getiren Orhan, başörtüsünden dolayı GATA'ya ziyaretçi alınmamasını da sert dille eleştirdi.

Başörtülü annelerin de şehit anası olduğuna vurgu yapan Orhan, "Bugün burada başıaçık kadınlar olarak başörtüsüne yönelik baskıya tepki gösteriyoruz. Başörtülü kadın da bir asker ansediri. Ziyaret yasağında yaşayanları başı açık bir kadın da olsaydı aynı tepkiyi verecektik. İğneyi örtüyü toparlayıcı bir nesne olarak değil de Cumhiriyetimizi zedeleyici simge olarak görmek büyük bir hatadır. Kurtuluş savaşında böşörtüleriyle top taşıyan annelerimizi, bugün örtülerindeki iğne yüzünden hiçbiryerden alıkoyamaz. Örtülü ya da açık kadınların toplumda kılık kıyafetleri nedeniyle sözlü ya da fiziksel şiddete maruz kalmasını, toplumsal hayata katılımını engellenmesini ve zihni olan bir birey olarak değil, bir beden olarak görülmesini protesto ediyoruz." şeklinde konuştu.

Bir annenin başörtüsünden dolayı yavrusunun mezuniyet törenine dahi alınamadığını hatırlatan Bir Umut Derneği Başkanı Aysel Danışman ise örtüsü yüzünden okuyamayan genç kızların yıkılan hayallerinin hesabını kimin vereceğini sordu. Dernek Başkanı Danışman, "Seçildiği halde mecliste başörtüsünden dolayı yer alamayan kadın, başkasının hakkına zarar vermediği müddetçe özgrülük hakkına sahiptir. Modern ülkelerde özgürlükleri kılık-kıyafet belirlemez. Kadın, kadın olmadan önce insan olarak kabul edilmelidir. Unutmayalım ki kadın aynı zamanda bir eş, bir anne, bir kardeştir. Toplumsal hayatta özgürlük her bireyin hakkıdır." diye konuştu.
aktifhaber

Başörtüsü Direniş Eylemlerine Devam

14 Şubat 2010, 13:42 Anadolu Haber

Başörtüsüne özgürlük platformlarının kimi yerde her hafta kimi yerde ayda bir düzenledikleri eylemler devam ediyor. Bu hafta yapılan eylemlerden ayrıntılar...

İşte yapılan eylemlerde okunan basın açıklamaları ve eylemlerden fotoğraflar...

KONYA'DA 127. BAŞÖRTÜSÜ EYLEMİ
Konya İnanç Özgürlükleri Platformu tarafından gerçekleştirilen başörtüsüne özgürlük eylemi 127. Haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına Nilgün Yılmaz okudu.
Basın açıklamasının tam metni:
Rahman, Rahim, Allah'ın adıyla
Mü'minler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte onlara dünya ve ahrette can yakıcı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Nur Suresi 19. Ayet)
Yaz-Boz tahtası haline gelen, meslek liselerine uygulanan katsayı zulmünde değişen yine bir şey yok. Yine bir çözüm uygulaması deneniyor, yine kendisinde olağanüstü yetkiler gören bir kurum, bu uygulamayı iptal ediyor. Hükümet, deliye dalaşmaktansa, çalıyı dolaşmayı tercih eden geçici çözümler peşinde koşuyor.… Kah katsayının tamamını kaldırmayı deniyor, kah oranlarda ayarlamaya gidiyor. Biliyor ki aslında bu uygulamaların hepsi bir kurumdan geri dönecek. O yüzden C-Planını sürekli hazırda tutuyor. C-planının sürekli hazırda tutulması, aslında mesele üzerindeki acziyeti de itiraf etmek anlamına geliyor.
Bazı kurumlara söz geçiremeyen hükümet, bu zulümleri halka şikâyet ediyor. ''Efendim biz problemleri çözmek istiyoruz, fakat müsaade etmiyorlar.'' görüntüsü çiziyor. Her ciddi meselede aynı rolü tekrarlıyor. Başbakanın hanımını bir hastaneye almıyorlar, başbakan sızlanıyor; katsayı yasağına çözüm uygulamasını Danıştay iptal ediyor, hükümet sızlanıyor. Cumhurbaşkanının eşi bir tarih, hükümeti Avrupa insan hakları mahkemesine dava ediyor, daha sonra eşi cumhurbaşkanı olunca reel politik gereği başvurusunu geri çekiyor; cumhurbaşkanı sızlanıyor... Etkililer, yetkililer, sızlanıyor. Acziyet itirafı ve acziyetlere sığınma, iktidarın ve hükümetin, genel politikası haline geliyor. Kulaklarımız, bu itirafları duyunca hiç şaşırmıyor. Beklentilerde hep bu sızlanmalar üzerine kuruluyor.
Sivil toplum örgütleri, bildiri üzerine bildiri okuyorlar. Hükümet ne zaman yeni bir sızlanmada bulunsa, sivil toplum örgütleri harekete geçiyor. Bildiriler yayınlanıyor, eylemler, protestolar yapılıyor. Hükümet ne zaman aciz kaldı, sivil toplum örgütleri basıyor yaygarayı. Hükümet herhangi bir hususta susunca, sivil toplum örgütleri de susuyor. Ne zamana kadar? Hükümet, yeniden ''Bizi engelliyorlar… biz çözmek istiyoruz ama müsaade etmiyorlar'' deyinceye kadar…
Aslında onlar da biliyorlar. Geçici basın açıklamalarıyla, olayın sıcaklığı üzerine yapılan eylemlerle, bu meselelerin çözülemeyeceğini hatta çözüme katkının sağlanılamayacağını…. Odun kırıcının hınk deyicisi durumuna düştüğümüzü… Gerçi odun kıran da yok ya… Birileri odun kırma isteğinde bulunduğunu söyleyince, hep birlikte bağırıyoruz: Hınk! Hınk! diye… Düzenli hedefleri olan, meselenin çözümü için bir direniş öğütleyenlere de destek vermiyoruz. Ve geçici tepkiler vermeyenleri, sürekli direniş halinde bulunanları da yalnız bırakıyoruz. Hep böyle yapıyoruz.
Ülkemizde yapılan ve ülkemizin yoğun katkılarıyla gerçekleştirilen, mini NATO zirvesinin Afganistan konulu, özel toplantısı, meyvelerini (!) vermekte. Amerikan emperyalizminin silahlı maşası olan NATO birlikleri, Afganistan'da elli bin kişilik bir işgal ordusuyla macrah bölgesine silip süpürme operasyonu düzenlemekte. Bir bölgeyi tamamen insandan arındırmaya yönelik, insani (!) operasyonlarını gerçekleştirmekte. Onbinlerce sivilin, bölgeyi boşaltması istenmekte, insanlar yerlerinden, yurtlarından edilmekte. Fakat kimse ses etmemekte… Hükümetin hınk deyicileri, hükümetin desteklediği bu katliam hesaplarına sessiz kalmakta… Ee ne de olsa NATO müttefikiyiz. Biz destekliyorsak, kötü değildir. Hükümet tepki vermiyorsa, bizim de susmamız gerekir. (!) Katliamlar, utanç derecesine ulaşacak, vicdanlar kan revan haline dönüşecek; bir hükümet yetkilisi de o zaman açıklamada bulunacak. STK'larımız, hemen hınk deyip tepki verecekler. Görevlerini yapmış olmanın onuruyla, rahat uyuyacaklar.
Emperyalizm, topraklarımızı işgal ettiği, kardeşlerimizi katlettiği yetmiyormuş gibi, yüreklerimizi de işgal ediyor… İnançlarımızı sulandırıp, onları değersiz kılıyor. Tüketim kölesi haline getirdiği insanları, yüce değerlerden olan sevgiyi kullanarak değersizleştiriyor, onları tüketim malzemesi haline getiriyor. Her tür ahlaksızlığın, çirkefin ve rezilliğin dizboyuna çıktığı sevgililer günü, yine bütün rezilliğiyle ülkemizi sarıp sarmalıyor. Bugünde gerçekleştirilen tüm kötülükleri tel'in ediyoruz. Bu rezilliklere karşı sessiz kalmanın, çirkefin onaylanması olduğunu belirterek, zalimlerden ve fasıklardan beri olduğumuzu da ilan ediyoruz.
İnançların diri, ahlakın gür, topraklarımızın özgür olduğu, zalim sultana karşı, hakkı haykıranların eksik olmadığı hür ve özgür bir dünyada yaşama umudu ile hepinizi 128. hafta da aynı her ve saatte buluşmak üzere Allah'a emanet ederiz.

KOCAELİ'DE 252. BAŞÖRTÜSÜ EYLEMİ


Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri Platformu tarafından düzenlenen başörtüsüne özgürlük eylemi 252. haftasına girdi. Platform adına basın açıklamasını Çetin Tahtacı okudu.
Basın açıklamasının tam metni:
Değerli basın mensupları, özgürlük mücadelemizde yanımızda olan halkımız;
Burada hak ve adalet mücadelemizin 252.Haftasını geride bırakarak bir araya geldik.
Bu ülkede sıradan insanlar olarak sıradan bir gün yaşamak çok zor görünüyor. Gün geçmiyor ki sarsıcı gündemlere uyanmayalım. Herkesin sınıfsal, sosyal, dini ve etnik kimliğiyle özgür olduğu, adil ve kardeşçe bir toplumsal durumu özlüyor ve istiyoruz. Ancak devletin sahibi olduğunu düşünen ve halkı sadece az gelişmiş barbarlar topluluğu olarak gören toplum mühendisleri buna izin vermiyor. Kendi halkının kimlikleri ve değerleriyle savaşım içerisinde olan bu imtiyazlı azınlık, her gün yeni senaryolar ve taktikleri geliştirmeye devam ediyor. Danıştay'ın darbe artığı "katsayı" uygulaması konusunda verdiği karar, bunun güncel somut bir göstergesidir. Bugün burada, sayıları milyonla ifade edilebilecek genclerin, eşit ve özgür eğitim hakkını yok sayan Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararını protesto etmek için toplandık. Evet Danıştay, yürütmeyi durdurdu. Ancak özgürlük yürüyüşümüzü durduramayacak...
Danıştay, yükseköğretime girişte katsayı uygulamasına son veren Yüksek Öğretim Kurulu kararının yürütmesini, kanunun lafzı açısından bakıldığında "söz konusu kararın uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğacağı ve açıkça hukuka aykırılık bulunduğu" prensibine dayandırmıştır. Danıştay'ın kararındaki esasa dönük gerekçe ise kısaca ; farklı hukuki statüdeki öğrencilerin aynı konumda değerlendirilmesinin Anayasal eşitliğe aykırı olduğu ve Yüksek Öğretim Kanununun 45. maddesinin mevcut katsayı düzenlemesini kaldırmaya imkan vermediği şeklindedir.
Merak ediyoruz ve soruyoruz: Telafisi güç ve imkansız zarar nedir? Eşitler arası eşitlik nedir ? Mutlak eşitlik neden kabul edilemez ? Katsayı uygulamasının kalkması ile iptal davası açanların hangi hakkı ihlal edilmiştir ? Farklı hukuki statüdeki öğrencilerin aynı konumda değerlendirilemez oluşu, "halk plajlara akın etti vatandaş denize giremiyor" buluşundan mı mülhemdir ?
Danıştay 8. Dairesi, 2005 ve 2009 yıllarında, katsayı uygulamasının iptali için açılmış davalarda "Katsayı düzenlemesi YÖK'ün yetkisindedir" kararını vermiş ve bu davaları reddetmiştir. Aynı Danıştay dairesi şimdi, YÖK'ün "katsayı" uygulamasını kaldıran mevcut kararının yürütmesini ise adeta YÖK'ün yetkili olmadığı tespitiyle durdurmuştur. Merakla soruyoruz : Hangi karara inanalım, bir çelişki yok mudur?
Açıkça söyleyelim ve adını koyalım : 28 Şubat darbe sürecinde ihdas edilen "katsayı" uygulamasına ilişkin YÖK kararı, imam hatip liselerini bitirmeye, İslam'ı ve İslam'ın toplumsal tezahürlerini bastırmaya yönelik bir "irticayla mücadele eylem planı"nın eseridir. Fakat ne acıdır ki hukuk tekniği düzenleyici işlemin genel olmasını zorunlu kıldığından "katsayı" zulmü, uygulamanın doğrudan hedefi onbinlerce imam hatip lisesi öğrencisinin yanında yüzbinlerce meslek liseliyi de mağdur etmiştir ve etmektedir.
Bu aşamada, doğrudan muhatabımız ise sadece parlamentodur. Kocaeli Gönüllü Kültür Teşekkülleri Platformu olarak parlamentodan talebimiz ; 8. Dairenin diline doladığı YÖK kanununun 45. maddesini, "katsayı" uygulamasını mutlak surette kaldıracak, mutlak eşitliği ve adaleti tesis edecek bir şekilde aciliyetle değiştirmesidir. Parlamento, bürokratik oligarşinin değil, halkın vekili olduğunu unutmamalıdır.

ANKARA'DA 212. BAŞÖRTÜSÜ EYLEMİ
Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından düzenlenen başörtüsüne özgürlük eylemi 212. haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına Ayhan demir okudu.
Basın açıklamasının tam metni:
Danıştay 8. Dairesi, İstanbul Barosu'nun başvurusu üzerine Yüksek Öğretim Kurulu'nun (YÖK) üniversiteye girişte katsayı farkını kaldıran kararının yürütmesini oy birliği ile yeniden durdurmuştur.
Danıştay'ın aynı dairesi buna benzer başka bir davada "katsayı belirleme ve sınav sistemini değiştirme kararının YÖK'te" olduğuna hükmetmiş, ancak bu kez geçmişte verdiği kararları yalanlamak pahasına meslek okulu öğrencilerinin geleceklerini karartacak bir karara imza atmıştır.
2547 Sayılı Yükseköğretim Yasası'nın 'yükseköğretime giriş' başlıklı 45'inci maddesinde "Yükseköğretim kurumuna girecek öğrencilerin ne şekilde o kurumlara kabul edileceğiyle ilgili gerekçeler YÖK tarafından belirlenmektedir" denilmektedir.
Dolayısıyla Danıştay 8. Dairesi kanunen YÖK'nun sorumluluğunda bulunan bir alana yetkisi dışında müdahale etmiş ve bu müdahalede geçmiş kararlarını yalanlamıştır.
İdari yargının geçmiş kararlarını yalanlamak pahasına verdiği bu karar, yargının güvenilirliğini tartışma konusu yapmaktadır.
Bu kararın alınmasında en büyük pay şüphesiz İstanbul Barosunundur. Hukukun yaygınlaştırılması ve adaletsizliklerin giderilmesi için çalışması ve hukuktan taraf olması gereken bir kurumun, üzerine vazife olmadığı halde yüksek öğretimde eşitlik ilkesinin iptali için çalışması manidardır.
Bize göre İstanbul barosu yöneticileri hukuk fakültesi diploması sahibi avukatlar olmalarına rağmen hukuk nosyonuna sahip olmayan ticaret erbabıdır.
Türkiye'de bir süredir hukuk devleti çizgisinden çıkılarak, ülkenin yargıcı cumhuriyetine çevrilmesi çabaları gözlemlenmektedir.
Bu karar yargının, yasama ve yürütmeyi kontrol etmesi, yasama ve yargı ergi üzerinde baskı kurma çalışmalarının en bariz örneğidir.
YÖK, Meslek lisesi öğrencilerini bu ideolojik çarpışmanın dışında tutarak, öğrencilerin moral motivasyonlarını da göz önüne alarak en kısa sürede katsayı problemini çözüme kavuşturmalıdır.
Öte yandan Danıştay'ın Türkiye gerçeklerine aykırı olarak 45 gün gibi kısa bir sürede katsayı davasını karara bağlaması, verilen kararın matbu bir karar olduğu izlenimi doğurmuştur.
Danıştay bundan sonraki davalarda aynı hızla karar veremezse bu yöndeki şüpheleri doğrulamış olacaktır.
Eğitimde eşitlik vazgeçilemez bir insan hakkıdır. Ve bu karar ideolojik bir karardır!
Bütün kurumları ideolojik çarpışmalarında genç zihinleri harcamamak ve ülkenin geleceğini kişisel ve ideolojik çıkarlarına kurban etmemek konusunda uyarıyoruz.

AKYAZI'DA 158. BAŞÖRTÜSÜ EYLEMİ

Akyazı Başörtüsüne Özgürlük Platformu'nun düzenlemiş olduğu başörtüsüne özgürlük eylemi 158. haftasına girdi. Basın açıklamasını platform adına Burhan Çimşit okudu.
Basın açıklamasının tam metni:
Türkiye'de gündemi belirleyen bütün siyasi sorunların merkezinde temel hak ve özgürlükler konusunun yer aldığını son yaşanan olaylar bir kez daha göstermektedir.
Başbakan, başörtülü eşinin GATA'da hasta ziyaretine alınmaması ile ilgili yaşadığı duyguları ancak ifade etme fırsatı bulabilmiştir. Bununla birlikte ülkedeki acımasız ve insafsız başörtüsü yasağını sayın Başbakan kendi kızları üzerinden bir kez daha gündeme getirmiş ve bu yasak nedeniyle çocuklarının başka ülkelerde eğitim almak zorunda kaldığını dile getirmiştir. Askeri birliklere, askeri tesis ve askeri hastanelere halen başörtülü ve sakallı vatandaşlarımızın alınmadığı, çeşitli engellemeler ile karşılaşıldığı ve ayrımcılığın keyfi olarak devam ettiğini bir kez daha ifade ediyoruz.
Evet bu zalimane yasaklar yüzünden Müslüman halkın ne acılar yaşadığını ve halen yaşamakta olduğunu görmek ve bunu ifade etmek yeterli değildir. Somut ve kalıcı bir hukuki düzenleme ile bu yasakların kaldırılması gerekmektedir. Sayın Başbakan'ının artık bu gerçeği görmesini ve 7 yıldır değiştirmeye cesaret edemediği anayasa değişikliğini bir an önce gerçekleştirecek adımları atmasını bekliyoruz.
Yasaklar ülkesi Türkiye'de yargı oligarşisinin keyfi ve hukuk dışı kararları ile gençlerimizin eğitim haklarının ellerinden alındığı en zalim uygulama hiç şüphesiz katsayı adaletsizliğidir. YÖK tarafından iki kez iptal edilen katsayı uygulamasına karşı İstanbul Barosu'nun Danıştay'a açtığı dava sonucu meslek lisesi öğrencileri yine belirsizlik ve kaos içinde bırakılmış ve eşit eğitim hakları ellerinden alınmak istenmiştir. Bürokratik yargı oligarşisinin bu utanç verici kararlarına sözüm ona kendilerini hukukçu olarak tanımlayan çevrelerin çanak tutması ayrı bir ayıp ve aymazlıktır. Yaptığı çalışmalarla "Darbeci Baro" sıfatını hak eden İstanbul Barosunun yasakçı zihniyete sahip yönetimini halkımız asla affetmeyecek ve bu utanç verici girişimleri kara bir leke olarak anılacaktır.
Hükümete bir kez daha sesleniyoruz, Bu yasaklarla halkımızın, ülkemizin gelişmesi, ilerlemesi mümkün değildir ve bu yasakçı anlayışın biran önce sona ermesi gerekmektedir. Eğitim hakları ellerinden alınan, çalışma hakları engellenen, hastanelere bile alınmak istenmeyen başörtülü kızlarımızın çektiği eziyeti lütfen sona erdirin.28 Şubat ürünü olan ve gerçekte İmam-Hatip Lisesi öğrencilerinin eğitim haklarını engellemeye yönelik katsayı zulmünü bitirecek hukuki düzenlemeyi derhal yerine getirin ve çocuklarımızı yargı despotizmine kurban etmeyin. Özgürce yaşayabileceğimiz bir ülke temennisi ile, gelecek hafta cumartesi günü saat 12:30'da buluşmak Allaha emanet olun.

Başörtülü Ece Nur'un arkadaşı da sürgün edildi

06 Mart 2010, 00:13 Anadolu Haber

Diyarbakır'da Ece Nur Özel'den sonra sıra arkadaşı da başörtülü olduğu gerekçesiyle sürgün edildi.

Diyarbakır’da 12 yaşındaki Ece Nur Özel’den sonra sıra arkadaşı ilköğretim 6. sınıf öğrencisi Feyzan Atlı da Hamravat İlköğretim Okulu yönetimi tarafından başka bir okula sürgün edildi

Hamravat İlköğretim Okulu'nda başörtüsü taktığı gerekçesiyle okulunda sürgün edilen 12 yaşındaki Ece Nur Özel ile başlayan süreç her gün yeni başörtülü öğrencilerin ortaya çıkışıyla devam ediyor. İlköğretim 8. sınıf öğrencileri Büşra Ayata ve Sabiha Alaş'ın okullarına başörtülü gittiği bir süreçte İnönü İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencisi Sema Gökdemir de okula başörtülü gitme kararı verirdi. Diyarbakır’da bu gelişmeler yaşanırken, yeni bir sürgün haberi de Ece Nur'un eski okulundan geldi. Hamravat İlköğretim Okulu yönetimi, Ece Nur'un sınıf arkadaşı Feyzan Atlı için de sürgün kararı aldı. Feyza, Ece Nur Özel’in sürüldüğü Vali Nafiz Kayalı YİBO’ya gönderildi.

Özgür Eğitim-Sen Tokat Temsilcisi Beytullah Önce, "Okul yönetimlerinin ve Milli Eğitim bürokratlarının bu öğrencilere karşı sergiledikleri tavrı kabul edilemez buluyoruz. Eğitim kurumları yasakçılığın değil özgürlüğün hakim olduğu mekanlar olmalıdır. İnandığı gibi yaşamak isteyen bir öğrenciye "Ya inancın ya da okulun" gibi dayatmalarda bulunamazsınız. Ayıptır, günahtır, zulümdür... Ece Nur bir domino etkisi yarattı ve bu artık bir seferlik tepki gösterileriyle geçiştirip unutabileceğimiz bir sorun olmaktan çoktan çıkmıştır. Okul yönetimlerine, üyeleri yasakçılık yapan eğitim sendikalarına, Milli Eğitim bürokratlarına yaptıklarının suç olduğunu hatırlatıyoruz. 28 Şubat'ın acımasızca sürdürüldüğü bir süreçte yasak karşısında herkes inisiyatif almak zorundadır." dedi.


Özgür-Der Diyarbakır Şubesi Başkanı Serdar Bülent Yılmaz da yaptığı açıklamada "Darbe planlarına karışanların yargı önüne çıkarılmaya çalışıldığı, çeşitli konularda "açılım"ların gündeme geldiği bir dönemde başörtüsü yasağının, yapılacak yasal düzenlemelerle kaldırılması bir yana ilköğretim çocuklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini anlamak mümkün değildir. Ece Nur Özel'in sürgün edilmesiyle başlayan, Büşra Ayata ve Sebiha Alaş ile sürdürülen bu keyfi yasağı kınıyor, mağduriyetler daha fazla çoğalmadan yetkilileri önlem almaya çağırıyoruz. Yasakçıların Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun "mevcut mevzuat hükümleri" söyleminden beslendiğini hatırlatıyor, Ak Parti iktidarını insan hak ve özgürlüklerine aykırı olan söz konusu "mevzuat hükümleri"ni gözden geçirmeye davet ediyoruz." dedi.

Oyak-Renault'da başörtüsü yasağı

17 Mart 2010 09:16
Bursa'daki Renault fabrikasının yönetimi, çalışanların alışveriş yaptığı kooperatife başörtülülerin girmesini yasakladığı iddia edildi
Bir işçinin eşi, anne ve babasıyla birlikte alışverişe gitmesi üzerine alınan tuhaf karar, çalışanlar arasında huzursuzluğa sebep oldu. Yasağa gerekçe sunamayan Oyak Renault yönetimi, 'tüzel kişilik' dediği kooperatifi adres gösteriyor. Kooperatif yetkilileri ise yasağın sebebinin 'tadilat' olduğunu ileri sürüyor. Aralık 2008'de krizi bahane edip 150 kişinin işine son veren fabrikanın çalışanları, namaz kılanlara baskı yapıldığını belirtiyor.

Oyak 1961 yılında TSK'da çalışan subay, astsubay ve diğer memurların maaşlarından yüzde 10 kesintiler yapılarak kurulmuş bir yardımlaşma sandığı. Geçen zaman içerisinde güçlenen Oyak, 1969 yılında Yapı Kredi Bankası ortaklığı ile Renault fabrikasını kurdu. 1971'de ise ilk otomobil üretildi. Renault'nun Bursa'daki kaporta-montaj ve mekanik şasi fabrikasının yüzde 51'i Oyak'a, yüzde 49'u ise Renault SA'ya ait. Oyak-Renault Otomobil Fabrikası'nın içinde çalışanların alışveriş yaptığı bir tüketim kooperatifi yer alıyor.

Oyak-Renault'daki başörtüsü yasağı 27 Şubat'ta bir çalışanın, eşi, annesi ve babasıyla birlikte kooperatife alışverişe gitmek istemesiyle başladı. Kapıdaki görevliler çalışan işçi ile başı açık eşini içeri aldı. Ancak başörtülü annesi ile babasının girmesine izin vermedi. Yaşlı çifti yağmur altında bekçi kulübesinin önünde bekleten görevliler, talimatın yönetimden geldiğini bildirdi. Çalışanların, durumu, bağlı bulundukları Türk Metal yetkililerine bildirmeleri de çözüm olmadı. Sendika yetkililerinden "Bu yönetimin kararı, yapacak bir şey yok." cevabını alan işçiler, insan kaynakları biriminden gönderilen elektronik posta ile ikinci şoku yaşadı. Çalışanların eşleri ile yakınlarının hafta sonlarında alışveriş için kooperatife girmesinin yasaklandığının altı çizilen e-posta'da, üstü kapalı işten atma tehdidinde bulunuldu.

Renault, Aralık 2008'de 'ekonomik kriz' gerekçesiyle 150 çalışanını işten çıkarmıştı. Bu insanların büyük bölümünün namaz kılması ve eşlerinin başörtülü olması dikkat çekmişti. Şirket aleyhine dava açan çalışanlar haklı bulan mahkemeler 'işe dönme' yönünde karar verdi. Renault çalışanları aynı baskının devam ettiğini söylüyor. Fabrikada bir dönem mescidin kapısında nöbetçi bile bulunduğunu söyleyen çalışanlar, namaz kılanların adım adım takip edildiğini ve 'ihtar' verildiğini söylüyor. Kooperatife girişlerde uygulanmaya başlanan başörtüsü yasağını 'insanlık dışı' olarak nitelendiren çalışanlar durumun düzeltilmesini istiyor.

Yasağın gerekçesini sorduğumuz Oyak Renault yönetimi topu 'tüzel kişilik' olarak nitelendirdiği kooperatif yönetimine attı. Kooperatif yönetimi ise 'tadilat' sebebiyle böyle bir kararın alındığını ileri sürdü. Kooperatif yönetim kurulu adına yapılan açıklamada şöyle denildi: "Oyak-Renault Tüketim Kooperatifi, şirket çalışanları tarafından, üyelerinin günlük alışveriş ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuş bağımsız tüzel bir kişiliktir. Çalışanlardan gelen, gelişen taleplere cevap verebilmek için bulunduğu binada yeni düzenlemeler ve tadilatlar yapılacaktır. Bu düzenleme ve tadilatların hafta sonlarında yapılabilmesine imkân tanımak amacıyla, bu süreçte hafta sonları kooperatiften alışveriş yapılamayacaktır."

ZAMAN

22 Mart 2010
“Kızıma ‘Annen Başörtülü Gelmesin’ dediler!”
Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi ilk kez ekranlardaydıHaberi

Balçiçek Pamir’le Söz Sende’nin bugünkü konuğu, geçtiğimiz yıl 25 Mart günü bir helikopter kazasında vefat eden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu’ydu. Yazıcıoğlu eşi ile geçen yıllarını anlattı ve kazayla ilgili soru işaretlerini dile getirdi.

Balçiçek Pamir’in “28 Şubat süreci size nasıl yansıdı?” sorusuna Gülefer Yazıcıoğlu şu cevabı verdi: “Bizim evimizin içinde 28 Şubat yaşanmadı. Ama sonuçta üzücü bir olay. Hiçbir milletin böyle bir süreç yaşamasını istemem kendi adıma. Kimseye hiçbir şeyi zorla dikte ettiremezsiniz.” Yazıcıoğlu süreçle ilgili bir anısını da şöyle anlattı:

“Konuşarak halletmemiz gereken her şeyi ringe çıkmış gibi halletmeye çalışıyoruz. Benim gibi başörtülü insanların sanki bu ülkenin ötekileştirilmiş insanları gibi gösterilmesi çok ağırıma gitti. Benim vergilerimle yapılan askeri mekanlara başörtülüyüm diye gidemiyorum mesela. Hayatımdan bir örnek vereyim: Kızım ilkokuldayken sınıf annesinin eşi askerdi, ordu evinde bir toplantı düzenlenmişti. Kızıma ‘Annenle değil de benim bir arkadaşım var onunla gelebilir misin?’ dendi düşünebiliyor musunuz?”

Gülefer Yazıcıoğlu programda ayrıca kazadan sonra eşinin cep telefonu ve diğer eşyalarının kendisine teslim edildiğini ancak çantasının bugüne dek hala kendisine verilmediğini söyledi. Çantasının içinde silahının, özel evraklarının ve cüzdanının bulunduğunu söyleyen Yazıcıoğlu çantanın bulunup kendisine mi verilmediğini yoksa hiç mi bulunamadığını bilmediğini de sözlerine ekledi.
aktifhaber

23 Mart 2010
Başörtülü Anneye İğrenç Sözler
6 aylık bebeği havale geçiren bir anne... Medet umarak geldiği İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde iğrenç bir muamele ile karşılaştı...

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Halit Çam, 6 aylık bebeği havale geçirince, bebeğini Cerrahpaşa Hastanesi Çocuk Acil bölümüne getiren Sevda Akçay'a sırf inancı gereği taktığı başörtüsünden dolayı hakaret dolu sözler sarf etti.

Türkiye'de inancı gereği taktıkları başörtüsünden dolayı birçok kadın zenci muamelesine tabi tutuluyor. Örtülü hanımlar hakaretlere ve aşağılanmalara maruz kalıyor. Yaşanan bu tür olayların son örneği ise İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Hastanesi'nde meydana geldi. İÜ Türk Dili ve Edebiyat Bölümü Araştırma Görevlisi Yusuf Akçay'ın 6 aylık bebeği Hakan Yavuz Akçay, rahatsızlanarak havale geçirdi. Hakan bebeğin havale geçirmesi üzerine anne Sevda Akçay (24) bebeğini Cerrahpaşa Hastanesi Çocuk Acil bölümüne götürdü. Anne Akçay, hastanede Prof. Dr. Halit Çam tarafından olmadık hakaretlere maruz kaldı.

ANNEYE HAKARET GİBİ SÖZLER

Anne Sevda Akçay konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, çocuğu hastanede yatarken, çocuk acil bölümünden sorumlu olan Prof. Dr. Halit Çam'ın, teftiş sırasında oğlu Akçay'ı kontrol ettiğini söyledi. Kontrol sırasında doktorun kendisine, “çocuğun nesi var?” diye sorduğunu ifade eden Akçay, doktora çocuğunda kalsiyum eksikliği olduğunu söylediğini kaydetti.

Akçay, Doktor Çam'ın bu cevap karşısında, kalsiyum eksikliğinin çocukta olmasına rağmen kendisine dönerek; “baksana şu kıyafetine tabii ki kalsiyum eksikliği olur. Bu kıyafetin neresinden güneş girecek. Sen hiç mayonu giyip deniz kenarında güneşlenmedin mi?” şeklinde garip bir cevap verdiğini belirtti. Doktorun kendisine hangi ilçede oturduğunu sorduğunu da söyleyen anne Akçay, Ümraniye'de oturduğunu söylediğini ifade etti.

Bu cevap karşısında Doktor Çam'ın daha da ileri gittiğini kaydeden Akçay, kendisine, “Tamam işte kendine benzeyenlerle beraber oturuyorsun” şeklinde konuştuğunu söyledi.

Çocuğunun hastalığı ile mi yoksa karşısındaki garip tavırlar içerisindeki doktorla mı uğraşacağına şaşırdığını kaydeden Sevda Akçay, doktora, “Siz bana hakaret etmeye mi geldiniz, çocuğumuzla ilgilenmeye mi geldiniz?” şeklinde soru sorduğuna dikkat çekti. Akçay, doktorun bu soru karşısında sırıtıp uzaklaştığını belirtti.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Türk Dili ve Edebiyat Bölümü Araştırma Görevlisi Yusuf Akçay ise, doktorun eşi Sevda Akçay'a bu şekilde davranmasını hekim ahlakına yakıştıramadığını söyledi.

Prof. Çam, çam üstüne çam devirdi

Konuyla ilgili kendisine ulaştığımız Doktor Halit Çam, yaptığı açıklamada, Sevda Akçay ile arasında tartışma yaşandığını doğruladı. Olay günü tıp öğrencileri ile beraber hastalara vizite yaptıklarını kaydeden Doktor Çam, annenin tesettürlü olduğu ve çocuğunda da kalsiyum eksikliği olduğunu duyunca öğrencilere dönerek; “Muhafazakar yapıda insanlar kapalı giyindiği için bunların güneşe maruz kalma şansları az. Dolayısıyla bu kişilerin çocuklarında kalsiyum eksikliği rastlanabiliyor. Bu kişiler farklı görüşlerdeki kişiler gibi mayo giymediği için güneşte kalma ihtimalleri de az” diyerek konuyu anlattığını belirtti. Doktor Halit Çam, anne Sevda Akçay'a dönerek de; “Sizler muhafazakar olarak farklı görüşte olan insanlar gibi mayo giymediğinizden dolayı güneşe maruz kalamıyorsunuz… Mayo giyenlerde ise kalsiyum eksikliği olmaz” dediğini iddia etti. Doktor Çam, anne Akçay'ın cahil olduğunu ve aydınlatmak için bunları kendisine söylediğini öne sürdü.
Kaynak: Vakit

6 yıldır başörtüsüne özgürlük için toplanıyorlar

17:20 - Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu tarafından düzenlenen "Başörtüsüne özgürlük eylemi", geniş katılımlı bir yürüyüşle 6. yılına girdi. Merkez Bankası önünde başlayan yürüyüşe Bursa, Sakarya, Kütahya, İstanbul ve Diyarbakır'dan gelen çok sayıda vatandaş ilgi gösterdi. Konuşmaların ardından sloganlar atarak tekbir getiren kalabalık, olaysız şekilde dağıldı. 17.04.2010 KOCAELİ netgazete

27 Nisan 2010
Türban Takmak Suç Değil, Ama yasağa devam
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan hakkında yürütülen soruşturma karara bağlandı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan hakkında, ''kamu alanı sayılan yerlerde türban takarak, Anayasa'ya, Türk Ceza Kanunu'na, İnkılap kanunlarına, Anayasa Mahkemesi kararları ile AİHM kararlarına aykırı hareket ettikleri'' iddiasıyla yürütülen soruşturmada, ''kovuşturmaya yer olmadığına'' karar verildi.

Alınan bilgiye göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Nuri Yiğit tarafından verilen ''takipsizlik'' kararında, uzun yıllar Almanya'da yaşayan ve 1999 yılından bu yana Avrupa Türkiye Cumhuriyeti Kadınları Derneğinin başkanlığını yapan Sultan Atıcı'nın, Hayrünnisa Gül ve Emine Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunduğu anımsatıldı.

Kararda, suç duyurusu dilekçesinde, ''Türk kadınını temsil görevine sahip kişiler olan Hayrünnisa Gül ve Emine Erdoğan'ın, kamu alanı sayılan yurt dışı görüşmelere ve yurt içinde Anayasa ve yasalar ile belirtilen resmi günlere, dinsel kıyafet olan ve siyasi simge niteliği bulunan türban ile katılarak suç işledikleri'' iddiasında bulunulduğu aktarıldı.

''Bir fiilin suç oluşturabilmesi için Türk Ceza Kanunu'nda ya da özel ceza kanunlarında suç olarak tanımlanması ve müeyyidesinin bulunması gerektiği'' belirtilen kararda, ''iddia edilen olaylar bakımından ceza hukukunda suç tanımlamasına yönelik bir düzenleme ve müeyyide bulunmadığı gibi, aynı konuda idari bir soruşturmayı gerektiren düzenlemenin de mevcut olmadığı ve bu nedenle soruşturma evrakının intikal ettirileceği bir başka idari makamın da bulunmadığı'' kaydedildi.

Kararda, söz konusu nedenlerle Hayrünnisa Gül ve Emine Erdoğan hakkında, ''kovuşturma yapılmasına yer olmadığına'' karar verildiği belirtildi.
aktifhaber

Schengen vizesi için başvuran Taraf'ın başörtülü yazarı Elif Çakır'dan kulaklarını gösteren fotoğraf istendi

15 Mayıs 2010 İtalya'nın İstanbul Başkonsolosluğu, Schengen vizesi için başvuran Taraf gazetesi yazarı Elif Çakır'ı şoke etti! Başörtülü olan Çakır'dan kulaklarını gösteren fotoğrafı isteyen konsolosluk, "Sizin gönderdiğiniz fotoğraf yasalarımıza uygun değil. Yasalarımıza uygun fotoğraf gönderdiğiniz takdirde hemen vizenizi verebiliriz" dedi. Elif Çakır, başından geçenleri şöyle anlattı...

"Elif Hanım merhaba... sizin vizeyi vermiyorlar... Kulaklarınızı ve boynunuzu gösteren fotoğraf gerekiyormuş..."

"Nasıl yani, anlamadım?"

"Yeni kurallar böyleymiş. İsterseniz bir de siz arayın."

İtalya Başkonsolosluğu, özel kalem müdürü .... ....

"İyi günler, ben Elif Çakır, Schengen başvurum vardı. Daha önce vize aldığım aynı fotoğrafları gönderdim. Vize verilemeyeceğini söylemişsiniz, durumu öğrenebilir miyim?"

"Elbette. Konsolosluğumuzdan vize alabilmeniz için Schengen yasaları gereği kulaklarınızı ve boynunuzu gösteren fotoğraf istiyoruz. Sizin gönderdiğiniz fotoğraf yasalarımıza uygun değil. Yasalarımıza uygun fotoğraf gönderdiğiniz takdirde hemen vizenizi verebiliriz."

"Hanımefendi ben inançları gereği, inancının yasalarına uygun örtünen birisiyim. Marjinal bir aksesuar taşımadığım gibi keyfiyetten de örtünen birisi değilim. Yüzüm, gözlerim, kaşlarım hatta çenem dahi tamamen tanınacak şekilde... Yüzümde peçe yok. Kulaklarımı ne yapacaksınız?"

"Hanımfendi inancınız gereği örtünebilirsiniz, bu sizin bileceğiniz bir şey, ancak Schengen yasaları gereği kulaklarınızı ve boynunuzu görmek istiyoruz, yani fotoğrafta açıkta olması lazım. Diğer türlü vize vermemiz mümkün değil. Yasalar hanımefendi!"

BİRKAÇ AY İÇİNDE NE DEĞİŞTİ?

"Fakat birkaç ay önce aynı fotoğrafla vize almıştım. Şimdi ne değişti?"

"O zaman biz size kolaylık gösterip vermiştik. Yani bir nevi yasayı deldik. Ama ikinci kez delemeyiz. Bu kez de siz kendi yasanızı delip istenilen şekilde fotoğraf gönderin!"

Konuşmanın tamamını yazacak değilim, ancak gerilime doğru gittiğini tahmin edebilirsiniz...

Son noktada özel kalem müdürünün şöyle garip bir isteği oldu: “Gazetenizin en yetkili ismi, mesela yazı işleri müdürü olabilir, konsolos beye antetli bir kağıda dilekçe yazsın. Sizinle ilgili durumu bildiren bu yazıyı bize fakslayın.”

Hepten şaşırdım. Ne diyeceğimi bilemedim. Yıldıray Oğur'a telefon açıp ne diyeceğim şimdi?

"Yıldıray, Schengen yasaları uyarınca benim kulaklarımı görmek istiyorlar. Ben de öyle fotoğraf vermeyi kabul etmiyorum. Benimle ilgili olarak, inancımdan dolayı böyle örtünmek zorunda olduğumu, iki adet kulağımın ve bir adet boynumun bulunduğunu belirten bir resmî yazı verebilir misin!?" mi diyeyim.

Nereden baksanız trajikomik bir durum. Konuyu etraflıca konuşmaya başlayınca bunun hayli eğlenceli bir konu olduğunu fark ettik. Konu hakkında epeyce latife ürettik.

"... Yazarımız, inancından dolayı örtülüdür. Nokta. Yazarımızın beyanına göre kulakları ve boynu vardır. Nokta. Ancak bizce de boynu ve kulakları görülememiştir. Nokta. Boynunu ve kulaklarını size göstermesi yine inancının yasalarına aykırıdır. Nokta!.." Eğlenceli tarafından bakmasam, sinirden patlayacağım bu tavır karşısında. Hani parmak izinden, göz retinasından insanlar tanınıyor artık. Vizedeki fotoğraf neye yarayacak ki. Bir de, konsolosluktaki hanımefendi, "Sizin gibi örtünen diğerleri istediğimiz şekilde fotoğraf verdi, siz niye itiraz ediyorsunuz" demez mi? Karşımdakine diyecek bir şeyim yok. Her meseleyi "aman tatsızlık olmasın" diyerek çözmeye alışan bizim camianın boşvermişliğine de sinirleniyorum.

EMİNE ERDOĞAN NASIL GİRİYOR?

Bu arada aklıma Emine Erdoğan ve Hayrünnisa Gül geliyor. Ve diğer örtülü bakan ve milletvekili eşleri... Acaba onlar da kulaklarını ve boyunlarını açıkta bırakan fotoğraflar mı veriyorlar? Yoksa onlar için özel bir uygulama mı var?

Buradan sayın Başbakan'a ve dahi Cumhurbaşkanı'na sesleniyorum: Acaba sizin eşlerinize de bu muamele yapılıyor mu? Yoksa aramızda imtiyazlı örtülüler var da haberimiz mi yok! Ya da özel uygulamadan dolayı, vatandaşlarınızın neler yaşadığını hiç umursamıyor musunuz? Ya da belki bilmiyorsunuz diye daha hafif söyleyeyim, haberiniz var mı bunlardan?

Bisikletle AB turu yapan sayın Egemen Bağış'a da bir notum var: Avrupa Birliği önümüze sürekli yeni fasıllar açarken, siz de bir "başörtüsü" faslı açmayı deneyebilir misiniz acaba?
netgazete

(AKPM) Genel Kurulu, laikliğin dinî kıyafetlerin yasaklanmasına gerekçe olamayacağını belirtti
24 Haziran 2010

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu, laikliğin dinî kıyafetlerin yasaklanmasına gerekçe olamayacağını belirtti ve İsviçre'den de minare yasağını iptal etmesini istedi. Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığındaki AKPM'de dün kabul edilen 'Avrupa'da İslam, İslamcılık ve İslamofobi' başlıklı raporda 'dinî özgürlükler' vurgusu ön plana çıktı. Raporda "Laiklik, kamusal alanda dinî pratiklerin yasaklanabileceği anlamına gelmez. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesi herkese dinî kıyafetlerini kamusal veya özel alanda giyme serbestisini sağlar." hatırlatması yapıldı.

Danimarka Sosyalist Grup üyelerinden Mogens Jensen'in kaleme aldığı raporda, burka yasağını uygulamak isteyen Fransa ve Belçika'ya sert eleştiriler yöneltildi. aktifhaber


Yaşam - 24 Temmuz 2010 13:35


Bir Rektör Hapse Girse Türban Çözülür
24 Temmuz 2010
Ali Nesin, TRT Haber'de Nuriye Akman'ın konuğu oldu. Ali Nesin'den yine sıradışı yorumlar....
Türkiye’nin önemli matematikçilerinden biri olan Prof. Dr. Ali Nesin, 22 Temmuz Perşembe akşamı, Nuriye Akman’ın TRT Haber’de sunduğu “Akılda Kalan” programına konuk oldu. Sıra dışı yorumlarıyla da tanınan Ali Nesin, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un matematik hesabına ilk kez cevap verirken, türban sorununun rektörlerin hapse girmeyi göze almasıyla çözülebileceğini söyledi.

ALİ NESİN: “PKK’YI 5 DEFA BİTİRDİYSEN 6 DEFA DOĞURMUŞSUN DEMEKTİR.”

Ali Nesin, Nuriye Akman’nın “İlker Başbuğ’un, ‘Matematiksel olarak baktığımızda 26 yılda, güvenlik kuvvetleri 5 defa bu PKK terör örgütünü bitirmiş. Bu bir tespittir’ demesi üzerine Sabah Gazetesi yazarı Emre Aköz, Başbuğ’a matematikçi Ali Nesin’den ders almasını önerdi. Nasıl karşıladınız bu sözleri?” sorusuna,

“Mutlaka bir bildiği vardır. Hangi anlamda bitirmiştir? 5 defa bitirdiysen demek ki 6 defa da doğurmuşsun demektir. Yeni baştan başlamışsın demektir. Bunlar politika. Birtakım demogojiler yapılacak. Herkes yapıyor” şeklinde yanıt verdi.


“REKTÖRLER HAPSE GİRMEYİ GÖZE ALIRSA TÜRBAN SORUNU BİTER”

Programda türban sorunu hakkında da değerlendirmelerde bulunan Ali Nesin, rektörlerin hiç kimseden emir alamayacağını belirterek, Anayasa Mahkemesi’nin bu konudaki kararını tanımayıp, gerektiğinde hapse girmeyi göze alarak bu sorunu bitirebileceklerini söyledi.

Ali Nesin ile Nuriye Akman arasında şu ilginç diyaloglar yaşandı:

Nuriye Akman: Türban sorununun nasıl çözülebileceğini düşünüyorsunuz?
Ali Nesin: (Önündeki kağıdı alarak..) Alacaksınız, böyle yırtacaksınız. Türkiye’nin böyle bir problemi yoktur. Bitti.
Nuriye Akman: Anayasa Mahkemesi kararları varken, bu nasıl yapılabilir? Bir güç, irade mi gerekiyor?
Ali Nesin: Üniversite rektörleri hiç kimseyi dinlemesinler. Yasa kendi kendine yok olur.
Nuriye Akman: Peki rektörlerin bu yapabilmesi için ne lazım?
Ali Nesin: Kişilik lazım. Doğru, yanlış nedir? Başkasından yanlış bir emir almayı kabul etmemek lazım… Bunu yapabilen rektör varsa, gereğini yapabilir.
Nuriye Akman: Politikacılara hiç gerek kalmaz diyorsunuz. Peki rektörler ya hapse atılırlarsa?

Ali Nesin: Hapse atılmaktan korkarlarsa ne olacak ki… Hapis o kadar kötü bir şey değil. İşkence yoksa bir şey yok. Kalem kâğıdın varsa çalışabiliyorsan oh ne güzel ekmek elden su gölden… Hapis o kadar kötü bir şey değil. Korkmasın insanlar…

Nuriye Akman: Nasıl hapse alındığına bağlı… Türban yasağını uygulamadılar diye hapse girerlerse kahraman mı olurlar?

Ali Nesin: Düşünce suçu kadar güzel bir şey var mı?

Nuriye Akman: Siz neden girmiştiniz hapse?

Ali Nesin: Orduyu isyana teşvikten girmiştim. Kemal Tahir’in, Nazım Hikmet’in girdiği gibi… İyi ekollerdenim. aktifhaber

Mahkeme, kamu alanında türbana "evet" dedi

30 Temmuz 2010
Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın “Türkiye Anayasası'na, Türk Ceza Kanunu'na, İnkılap Kanunlarına ve Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı hareket ettikleri” gerekçesiyle açılan soruşturmada verilen takipsizlik kararına yapılan itirazı değerlendirdi. Mahkeme, şikayetçinin “doğrudan zarar görmediğini” ifade ederek itirazı ret etti.
Sultan Atıcı isimli vatandaş, Hayrünnisa Gül ve Emine Erdoğan'ın Çankaya Köşkü'ne girmesiyle “Türkiye Anayasası'na, Türk Ceza Kanunu'na, İnkılap Kanunlarına ve Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı hareket ettikleri” iddia etmişti. Bu iddia üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda takipsizlik kararı verilmişti.
Bunun üzerine takipsizlik kararına yapılan itirazı Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi değerlendirdi ve reddetti.
Mahkeme, gerekçe olarak da, şikayetçi Sultan Atıcı'nın “doğrudan suçtan zarar görmemesini” gösterdi. Bu kararla birlikte, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık Resmi Konutu gibi alanlarda türban giymenin suç olmadığı kesinleşmiş oldu.
netgazete

Meclis albümünde başörtülü Kavakçı'nın resmi yok

30 Temmuz 2010 TBMM tarafından yayınlanan, Cumhuriyet'in ilanından bu güne kadar milletvekilliği yapan tüm isimlerin özgeçmişleri ve fotoğraflarının yer aldığı albümde, türbanla Meclis'e giren İstanbul Milletvekili Merve Kavakçı'nın fotoğrafına yer verilmedi. Takvim gazetesinin haberine göre, 1923 yılından itibaren tüm vekiller 4 ciltte toplandı. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından kurulan Milli Birlik Komitesi'nin, Cemal Gürsel başta olmak üzere tüm üyeleri, üniformalı fotoğrafları yer aldı.

PKK'DAN ARANAN AYDAR DA VAR
Aynı şekilde 12 Eylül 1980'in mimarları olan MGK üyeleri Kenan Evren ve arkadaşlarının da üniformalı halleri kullanıldı. PKK lider kadrosundaki interpol kanalıyla aranan Zübeyir Aydar da albümde yer buldu. Ancak, 28 Şubat sonrası "Meclis'te türban" krizine yol açan FP Milletvekili Kavakçı'yla ilgili farklı uygulamaya gidildi. Meclis'e başörtüsüyle girdiği için olay yaratan Kavakçı'nın özgeçmiş bilgileri albümde yer aldı ancak türbanlı fotoğrafı kullanılmadı. netgazete

"Toplumun bir derdi varsa oturalım, akılla mantıkla onu çözelim diyoruz."

18 Eylül 2010
Miting meydanlarında türban sorununu çözmeyi vaat eden Kılıçdaroğlu Brüksel’den hükümete ilginç bir çağrıda bulundu "Toplumun bir derdi varsa oturalım, akılla mantıkla onu çözelim diyoruz."
Avrupa’da temaslarını sürdüren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dün Brüksel’deki bir lokalde Belçikalı Türkler ile biraraya geldi. Türk toplumunun sorunlarını dinleyen ve çözüm önerilerini anlatan Kılıçdaroğlu, “başörtüsünü çözeceği” yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine şunları söyledi:

İLGİSİZ KALAMAYIZ: Türkiye’de bir sorun var mı? Evet, bir başörtüsü sorunu var. Bu soruna karşı biz ilgisiz kalabilir miyiz? Hayır. Sen siyasetçisin, varsa bir sorun çözeceksin. Onun için diyoruz ki ’Biz bu sorunu çözeceğiz.’ Bizim AKP ile aramızdaki fark şu: AKP olayı siyasallaştırdı ve siyasallaştırdığı için de çözemiyor. Oysa biz siyasallaştırmıyoruz, farklı bir anlamda bakıyoruz.

SORGULANMAMALI: Yani o insanımız ister inancı nedeniyle ister sosyal nedenlerle ister geleneksel nedenlerle ister aileden gördüğü şekliyle giyinebilir. Kimse kılık kıyafeti dolayısıyla sorgulanmıyor da zaten. Sorgulanmamalı da. Ayrıca kılık kıyafetler yasa konusu da olmaz. Yasalarla kılık kıyafeti düzenleyemezsiniz. Bakın şapka kanunu var, şapka takan var mı? Bir dönem fes giymek mecburiydi. Sonra fesi çıkarmak sorun oldu. O nedenle bunları toplum aşar. Biz de aşacağız. Ama biz olaya siyasi açıdan bakmıyoruz, hak ve özgürlükler açısından bakıyoruz.

EK SORUNLAR ÇIKIYOR: Sayın Başbakan dedi ki ’Çözersen gel çözelim.’ Bizim açımızdan sorun yok. Biz bir siyasetçiye önyargıyla yaklaşmıyoruz. İlla kavga edelim diye düşünmüyoruz. Hep uzlaşma ve barışla toplumun sorununu çözmek için yaklaşıyoruz. ’Toplumun bir derdi varsa siyasetçiler olarak oturalım, akılla mantıkla onu çözelim’ diyoruz. Ama birileri sorunu çözelim derken ek sorunlar yaratıyorsa o da doğru değil. Gelinen olayda ek sorunlar çıkıyor, ama biz bu sorunu çözmeye talibiz.

Kaynak: Vatan

Zamanında hata yapanlar, şimdi de başkalarını hata yapmakla suçluyor
Nusret ÇİÇEK.

Hata diyorum...

“Ben gerçekten hata yaptım” diyebilen kaç kişiyiz?..
(...)

Neden icap ettiğine gelince, yazmamak için çok direndim ama baktım ki olmuyor.

Şu geçenki yazı...

Şevket Kazan beyefendi her gittiği parti toplantılarında adımı vererek konuşunca bana da cevap hakkı doğdu. Susunca yanlış anlaşılıyor... Okuyucu “hadi cevap versene” diyor...

Vereyim bari...

(..)

Konu başörtüsü meselesiydi... Önceki yazımda nasıl yazmışsam aynen öyledir.

Kaldı ki bu olayları dört yıl önce yazdığım “İmam Başbakan” adlı kitabımda anlattım.

Aklım başıma yeni gelmedi...

Hatalara işaret ediyorum, bir iç muhasebenin gerekliliğine parmak basıyorum...

Okuyucu merak ettiği için özetleyeyim:

Hakim adayları yazılı komisyonun başkanı bendim, sözlü mülakat komisyonuna Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü Hüseyin Turgut ile birlikte girebilelim diye Bakan Kazan’dan izin almak suretiyle yönetmeliğin ilgili maddesini değiştirdim, tam da resmi gazetede ilân edileceği esnada geceyarısı sayın Kazan, Başbakanlık Neşriyat Genel Müdürü’ne telefon ederek yayını durdurdu...

Böylece o kurula ikimiz de giremedik...

Girmeyin ne olacak? Demeyin...

Yazılıda yüksek puan aldığı halde istihbarat tarafından “Milli Görüşçü, Akıncı, Nurcu, İmam Hatipli” şeklinde fişlenenlerin birçoğunu elediler. Bir hafta elemekle gitti...

Listeyi komisyon başkanının elinden almasaydım, gerisi de elenecekti.

İşte o yüzden, mülakata girmemiz gerekiyordu ama olmadı.

Özel Kalem Müdürü Halis memuru göndererek “bakan bileşik listeyi istiyor” deyince, biz de gönderdik. Liste bize döndüğünde ne görelim, başörtülü bir kızımız mülakatta, diğer üç kızın almış oldukları puanlar daksille silinerek daha düşük puan yazılmak suretiyle, kazandıkları halde elendiler...

Yerlerine iki milletvekilinin yakınları (erkek) alındı.

Verdiği notu değiştirmeyen tek kişi Teftiş Kurulu Başkanı Yılmaz Poyraz’dı. Diğerleri değiştirdiler. Poyraz’ı asıl davranışı nedeniyle odasına kadar giderek tebrik ettim, bana söylediği:

“Ben hakimim, verdiğim karardan dönmem, bakan isterse beni görevden alsın...”

Bu da bir başka hataydı.

Seçme 50 hakim adayın kura çekmeden Danıştay’a “tetkik hakimi” olarak alınmasını o zaman ki Danıştay Başkanı, Bakan Kazan’dan isteyince o da kabul etti.

Olayı duyduğumda şoke oldum, nasıl olur? Herkes kura çekip yurdun değişik illerine giderken, bu elli kişi kura çekmeden Danıştay’a hakim olarak yerleşecek!

Neredeyse Danıştay hakimlerinin yarısı bir sayı...

Türkçe’si seçme kadrolaşma... Olayı önce kurul başkanvekili ile görüştüm, sonra da bakana koştum. İşte Sayın Kazan, Hakim Abdülkadir’in yanında beni öyle bir azarladı ki, neredeyse feleğimi şaşırdım: “Biz burada siyaset yapıyoruz kardeşim, sen kim oluyorsun?..”

Neticede o elli hakim, kura çekmeden Danıştay’a gidip oturdu...

Kadrolaşmayı elimizle yapmış olduk; iyi mi?..

Hadi Sayın Kazan, bunu da tekzip etsin...

Bir de anlatıyor: “Başörtülü avukatların örtüleri ile duruşmalara katılmaları için Faruk Bal ile bir olarak tamim çıkarttım.”

Doğrudur, ama devamını söylemiyor...

İşte o tamimi Barolar Birliği kaptığı gibi doğru Danıştay’a... Hani kendi elimizle seçme hakimleri yerleştirdiğimiz Danıştay’a... Arkasından zehir zemberek bir karar. O karar yüzünden o gün bugün başörtülü avukatlar örtüleri ile duruşmalara giremiyor...

Oysa, karardan önce hakimlerin bir kısmı başörtülülere pek de ses çıkarmıyordu.

Çıkaranları da, yasal bir dayanakları olmadığı hususunda ikaz ediyorduk...

Başörtülüleri koruduk da öyle koruduk!

Arkası var ama devam etmek istemiyorum...

Maksadım, birilerini kötülemek veya karalamak değil. Herkes ne yaptığını bilsin... Sen yanlış yapınca oluyor da, Numan kardeşin yanlış yapınca iftar sofraları basılıyor, tabaklar kırılıyor, oruçlular hırpalanıyor. Zoruma giden burası...
vakit

YÖK Başkanı Hakkında Takipsizlik
13 Ekim 2010
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan hakkında, anayasayı ihlal suçu ile başlatılan soruşturmada takipsizlik kararı çıktı.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan hakkında
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2354
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cum Ekm 08, 2010 2:48 am    Mesaj konusu: Öğrencime dokunma! Alıntıyla Cevap Gönder

Deniz Ülke Arıboğan
deniz.ulke@aksam.com.tr
Öğrencime dokunma!

Temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze servise sunulan 'türban meselesi' yine gündemin en önemli tartışma konusu haline geldi. Bayılıyoruz aynı konuları yıllardır konuşmaya. Bir gün adına başörtüsü mü desek yoksa türban mı derdine düşüyoruz, ertesi gün 'saçın şu kadarı mı görünse iyidir, hepsi mi örtülmeli' muhabbetine. Bir gün 'bu bir siyasi simgedir' önermesinden yola çıkıyoruz, diğer gün 'bu konu insanların inanç ve ibadet özgürlüğünün bir parçasıdır' noktasındayız. Aynı dairenin içinde dönüp duruyoruz.

Oysa insanların eğitim hakkının ellerinden alınması yalnızca siyasi değil, insani bakımdan da sorgulanması gereken bir durum. Üstelik bu engelin varlığı bir 'insan hakları ihlali' olduğu gibi 'yalnızca kadınların kapsama alınması itibarıyla da açık bir cinsiyet ayrımcılığı'.

Bugüne kadar bu sorunu çözememiş olmamızın hepimiz adına büyük bir ayıp olduğunu vurguladıktan sonra, yıllardır söylediğim bir sözü bir kez daha tekrarlamak istiyorum: 'Ben öğrencimi sınıfta istiyorum: Rengi, dili, etnik kökeni, ideolojisi, kıyafeti beni ilgilendirmez'.

Üniversite hocalarını akademisyenlikten çıkarıp, kılık kıyafet bekçisi haline getirenler bu yaklaşımı benimsemezler, bilirim. Yıllar önce, henüz İstanbul Üniversitesi'nde çalışan genç bir akademisyenken gelen bir rektörlük yazısıyla 'hocaların da sınıfa başörtülü girişleri engelleme konusunda sorumlu olduğuna dair' uyarılmıştık. Neredeyse hepimiz (özellikle genç nesil) bu görevi reddetmiş ve 'biz bekçi değil, hocayız' diye isyan etmiştik. Pek işe yaramadı. İkna odaları kuruldu. Kapalı öğrencilerimizin bir kısmı okullarını bırakmak zorunda kaldı, diğerleri peruk ve şapkayla yollarına devam ettiler. Ağlayarak eğitimlerini bırakanlar da benim öğrencilerimdi. Onları yeterince koruyamadığım için her zaman vicdani rahatsızlık duydum. Gençtim, büyüdüm şimdi bağırıyorum: 'Öğrencime dokunma'
Yok eğer dokunacaksan, şefkatle dokun. Eğitim masraflarını karşılayamadığı için inşaatlarda işçilik yapan ve bir iş kazasında hayatını kaybeden çocuğumuzun anısına diğerlerine dokun. Simit satanlara, ev hizmeti yapanlara, hamallık yaparak harçlık toplayanlara bir bak. Öğrencilerimizin sosyal güvencelerini sağlamak adına, iyi bir eğitim alıp, hayata eşit katılımlarını sağlayabilmek adına el ver.

Erzincan'da hırsızlık şüphesiyle yakalanan ve üç gündür yemek yemeden, yatacak yeri olmadan inşaat köşelerinde, evlerin bodrumlarında kalan üniversite öğrencisine dokun. Ona bir tas çorba ver. Kitaplarını temin et, yurdunu sağla. Üniversite öğrencilerinin sayısı her geçen gün artıyor, daha da artacak. Elindeki imkanları nasıl geliştirebileceğinin derdine düş.
Belki parasız eğitim istediği için, belki başka bir sebeple protesto gösterisi yapan, pankart asan ve bu yüzden okuldan atılan gence dokun. Kariyerinin daha en başında umutlarını çöpe atmak zorunda kalan bu evladımıza geriye dönüş imkanı ver. Şefkatle başını okşa, onun genç ve idealist olduğunu unutmadan destek ver taleplerini seslendirmesine. Yaka paça gözaltına almak yerine anlayışla yaklaş delikanlı yüreklerine.
Sağı solu olmaz bu işin; erkeği kızı, etnik kökeni, kapalısı açığı olmaz. Öğrenci öğrencidir. Evlatlarına sahip çıkmayan nesiller 'emanete hıyanet etmiş' demektir.

http://www.aksam.com.tr/2010/10/08/yazar/19032/deniz_ulke_aribogan/ogrencime_dokunma_.html

İkna odanı mescit yaptırmadan ölmeyeceğiz Nur Serter!
Feride'nin günlüğü
07 Ekim 2010
haber7

İran Sporun teknik direktörü Kemal Kılıçdaroğlu!

A benim yüreği panzerle ayran püskürten ikna odası garsonu sevgili Serter’im..

Odasından başka yuvası olmayan dişi kuş besicisi sevgili baştan çıkartıcı cazibem!

A benim ikna odası kiralayan otel şefim!

A benim siyasal simgemin fikir anası!

Ve başörtüsü Daltonları Canan Arıtman, Necla Arat, Nur Serter!

Ne oldu şarjör boş, canınız da sıkılır sizin şimdi çizgi roman verelim size baloncuk okuyun, ikna edelim sizi buyrun!

Fatih Çarşambanın muhtarı olun, İran’a model olun, katalog güzeli olun bakalım aaa çok ayıp surat asmak yok o suratlar bize süratle lazım öyle değil mi Canan’cım gül biraz!

Bak şimdi Sümerli fahişelere benzettiğin başörtülülerin oylarından nem kapmaya çalışıyorsun. Toparlan biraz! Kadın dergilerinde dantel figürü olacaksınız demiştim, Mutfakta pratik bilgi olacaksınız demiştim, sap döner, keser döner hesap dönerci de zırıldayarak helal kesim et yiyecek acizliğe düşeceksiniz demiştim…

Bak bakalım Türkiye’nin Güzin Ablası Nur Serter, kimi neye ikna etmişsin! Bak bakalım kimin başını ne kadar ezmişsin kimin başı sana kalkmış! Eline nal alıp atları hipnoz etmeye çalışan hipodrom görevlisinden başka bir şey olmadığını Yök’ten gelen toptancı kararla anlamış olmalısın.

O odayı özgürlük nezarethanesi haline getiren sen saçları ahenkle eyvallah etmeyen kızların zaferini şimdi hangi sakinleştiriciyi avuçlayarak kutluyorsun merak ediyorum. İşte zihniyetinizin ayağa düşen gaddarlığı bu kadardır! Sen şimdi o odada organik olan ne varsa yetiştir, fotosentez sultanı ol! Bağnazlığını o odaya sıva, diktatörlüğünle ikna olacak koyunları güt! Bakalım ilahi mahkemede Allah’ı nasıl ikna edeceksin! İllaki helallik isteyeceksin bakalım o helalliğe, vebal kamburu ettiklerini nasıl ikna edeceksin!

Psikolojik harbin en yağız kadını bekle az kaldı senin sömürdüğün ve kadınca kemirdiğin istikballerini boğazladığın ikna odanı, mescit yapıp adına da Nur Serter mescidini çakacak kaç gönüllü var biliyor musun!Senin aritmetiğin bu vebale yetmez!

Devlet Bahçeli,
Başörtüsü Yasağının -Üniversiteler Haricinde- Devamını niçin istiyor?


Murad Salih



MHP, “Türk Milliyetçiliği” temelinde yükselen bir parti...

Milliyetçiliğin psikoloji mi yoksa ideoloji mi olduğu tartışmasını atlayarak söyleyecek olursak...

İdeolojisinin “Türk Milliyetçiliği” olduğunu açıkça beyan eden bir parti...

Türkiye’de resmî nüfus sayımlarında “anadil”ini “Türkçe olarak beyan edenlerin oranı yüzde 93... (1)

Yani Türkiye’de yaşayan nüfusun yüzde 90’dan fazlasının etnik kökeni Türk...

Yine Türkiye nüfusunun en az yüzde 91’i Sünnî Müslüman (Hanefî ve Şafiî)... (2)

Sünnî Türklerin tamamı Hanefî mezhebine bağlı...

Araştırma verilerine göre, Alevî-Bektaşî-Şiî inancında olanların Alevî-Bektaşî-Şiî inancında olanların toplam nüfusa oaranı yüzde 2-3 civarında... (3)

Alevî-Bektaşî-Şiî inancında olanların etnik kökeni ise, -içlerine sızmış kripto Ermeni ve kripto Yahudi (sabetaycı)ları saymazsak- yüzde seksenden fazlası Türk kalanı Kürt ve Zaza...

Alevî-Bektaşî inancında olan Türk kökenlilerin büyük çoğunluğu seçimlerde CHP’yi destekliyor...

Bu kesimden MHP’ye oy veren yok gibi...

Kars ve Iğdır ile İstanbul Halkalı civarında yaşayan Şiî Türkler ise, bir kaç seçimdir ekseriyetle AKPye oy veriyor...

Bu ne demek?

Şu demek:

- MHP’ye sadece Türkler oy veriyor ve MHP’ye oy veren kitlenin tamamına yakını Sünnî (Hanefî)...

Bunu teknik olarak şöyle ifade edebiliriz:

- MHP’nin dayandığı (oy aldığı) kitlenin tamamı etnik olarak Türk ve tamamına yakını dinî olarak Sünnî (MHP içinde yüzde, binde oranlarıyla ifade edilemeyecek kadar küçük bir Şamanist grubun olduğunu varolduğunu biliyoruz. Küçük bir Şiî grub da MHP’ye oy veriyor olabilir) dir...

Peki...

Türban veya başörtüsü yasağı bu ülkede kimlere karşı alındı?..

Etnik kökeni her ne olursa olsun bu ülkede yaşayan Sünnî hanımlara karşı...

“Sünnî hanımlar” derken bu ülkenin kadın nüfusunun en az yüzde 91’inden sözediyoruz...

Gözükara bir azınlık...

Bu ülkenin kadınlarının yüzde 91’inin uyması gereken dinî bir kurala uymasını yasaklıyor... (4)

Uyarlarsa hiçbir okula alınmayarak öğrenim haklarından...

Hiçbir resmî kurumda çalıştırılmayarak çalışma haklarından mahrum bırakılarak “cehalete ve açlığa terkedilme cezası”na çarptırılıyorlar...

Hem de tam bir yargısız infazla...

Kaç türlü haksızlık ve hukuksuzluk içiiçe...

Ceza hukukunun temel prensiplerinden biri nedir?

“Kanunsuz suç ve ceza olmaz”...

TC’nin ceza kanunlarında kadınlar için “Tesettür” yasağı ve bunun için öngörülmüş herhangi bir ceza var mı?

Yok...

Peki bu ülke kadınlarının en az yüzde 91’ini mağdur eden bu yasağı ve cezayı hangi şerefsizler icadetti...

28 Şubat’ı yapan NATOCU darbeciler ile onlara yardım ve yataklık eden sivil siyasetçi ve bürokratlar...

Şimdi mevsim değişti...

AB-D’nin Ortadoğuda yürüttüğü sinsi işgal ve yağma politikalarının aksamadan yürümesi için, Türkiye nüfusunun etnik ve dinî çoğunluğunun ağızlarına bir parmak -içine uyuşturucu katılmış- bal çalınması gereği doğdu...

YÖK’ün türban konusundaki hamaratlığı bu yüzden...

CHP’nin yeni genel başkanı Kılıçdarağlu’nun Brüksel’de ince ayara tabi tutulmasından sonraki ikircikli tavırları da bununla bağlantılı...

O sebepten bu sebepten...

Bu ülke kadınlarına uygulanan haksız bir yasak ve buna bağlı vahşî cezaların en azından üniversitelerde kalkıyor olması bile iyi bir gelişme...

Çünkü bu gelişme...

En temel hakları bile göz göre göre gaspedilen kızlarımızın buna karşı yıllardır kırılamayan direniş iradelerinin bir sonucu...

Onlara analarının ak sütü kadar helâl (Türkiye’deki Sünnî erkeklerin bu konuda -başörtü takmak ve balon uçurup kıytırık bir iki slogan atmak gibi- şaklabanlık düzeyini aşmayan eylemleriyle iyi bir sınav vermedikleri gün gibi ortada)...

***

Şimdi CHP’yi aldı bir telaş: Bu iş burada kalmaz!

Ya?..

İlköğretimden başlayarak çalışma hakkını elde etmeyi de kapsar...

Kapsasın...

Öğrenim ve çalışma hakları en temel ve en genel haklardan değil midir?

Siz neden korkuyorsunuz?

Diyeceğiz...

Ama...

CHP’nin ıkınıp sıkınıp söyleyemediklerinin tamamını MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli bakın nasıl açık açık söylüyor:

- “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, üniversite öğrencilerinin kılık kıyafet nedeniyle eğitimden mahrum bırakılmasının düşünülemeyeceğini,AK Parti ve CHP'nin samimi olmaları durumunda bu sorunun kalıcı çözüme kavuşturulması için geniş tabanlı mutabakat zemini oluşturulması çabalarına partisinin tam destek ve katkı vermeye hazır olduğunu belirtti. Sadece üniversitelerde başörtüsü özgürlüğüne destek vereceklerini ifade etti.” (5)

Burada anahtar cümle şu: “Sadece üniversitelerde başörtüsü özgürlüğüne destek vereceklerini ifade etti.”

“Sadece Üniversitlerde”...

Ya gerisi?

Haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme devam...

Sünnî (Hanefî) hanımlar büluğ çağından itibaren evleri dışnda “tesettür” ölçülerine uymak zorundalar...

Bu Sünnî (Hanefî) hanımlar için dini bir vecibe/gereklilik...

Yani mesele yalnızca “öğrenim hakkı”, “çalışma hakkı” değil; aynı zamanda “din ve vicdan özgürlüğü” meselesi...

Bu konuda CHP’nin karın ağrısını anlamak kolay...

Neticede onlar da oylarının çoğunu Sünnî kökenli insanlardan alıyorlarsa da; CHP’ye oy veren bu kitlenin Sünnîliği “köken”den ibaret kalmış vaziyette...

Bu kitleye, 86 yıldır süren İngiliz patentli “devşirme” projesininin başarılı sonuçları da diyebiliriz...

Sam Amca’nın kendine benzettiği siyahî Tom Amca’lar gibi...

Peki MHP’ye ne oluyor?..

“Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanım” diyen bir gelenekten gelen MHP, bu konuda Türklüğünden de Müslüman geçmişinden de utanan/nefret eden monşerleşmişlerin partsi CHP’den de daha ileri niçin gidebiliyor?

Nüfusunun yüz’de 91’inin Türk olduğu bir ülkede yüzde 15’ler civarında oy almaktan sıkıldı da...

Harakiri mi yapmaya karar verdi?

Yukarıda tablosunu verdiğimiz Türkiye nüfusunun etnik ve dinî yapısı ve bu yapı içinde MHP’nin dayandığı kitlenin etnik ve dinî kökenlerine bakılırsa...

Evet..

MHP Lideri sayın Bahçeli’nin , siyaseten intihara karar veren bir partinin lideri gibi konuştuğu açık...

Dipnotlar:

1-) “TÜRKİYE’NİN DEMOGRAFİK TAHLİLLERİNDEKİ İKİ VAHİM YANLIŞ-2-“ , Ali Haydar Can, Bkz:
http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=712

2-) “TÜRKİYE’NİN DEMOGRAFİK TAHLİLLERİNDEKİ İKİ VAHİM YANLIŞ-3-“, Ali Haydar Can, Bkz: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=712

3-) Agm.

4-) Bu Konuda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görüşü şöyle: “Cahiliye devrinde başını örten kadınlar, başörtülerini enselerine bağlar veya arkalarına salıverirlerdi. Allah Teâlâ, bu ayetle, İslâm’dan önceki bu adeti kesinlikle yasaklayarak mü’min kadınların -kendiliğinden görünen hariç- zinetlerini, zinet yerlerini açmamalarını ve başörtülerini; saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun, gerdan ve göğüslerini iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmalarını emretmiştir. (..).5 3- ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLMAYAN KISIMLAR (..) “Yüz ve bileklere kadar eller” olarak tefsir edilmiştir.6 4- ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLAN KISIMLAR (..) kadınların, istisna dışında kalan zinetlerini ve zinet yerleri olan saç, baş, boyun, kulak, gerdan, göğüs, kol ve bacakların örtülmesi olarak anlamışlar ve bunlardan herhangi birini açmalarının caiz olmadığı hükmünde ittifak etmişlerdir.” Fetvanın tamamı için Bkz: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=175
5-) “MHP'den Başörtüsüne Şartlı Destek”, 09 Ekim 2010, Aktifhaber.


YÖK Başkanı Hakkında Takipsizlik
13 Ekim 2010
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan hakkında, anayasayı ihlal suçu ile başlatılan soruşturmada takipsizlik kararı çıktı.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan hakkında, ''başörtüsü'' konusunda İstanbul Üniversitesine (İÜ) gönderilen yazıyla ''Anayasayı ihlal ve halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik'' suçunu işlediği iddiasıyla bulunulan suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturmada, ''takipsizlik kararı'' verildi.

Cumhuriyet Savcısı Mustafa Şahin Tanrıöver'in dün verdiği ''kovuşturmaya yer olmadığı'' kararında, Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi Osman Erbil'in, YÖK Başkanı Özcan hakkında, YÖK'ten İÜ'ye gönderilen başörtüsü konusundaki yazıyla ''Anayasayı ihlal ve halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik'' suçlarını işlediği iddiasıyla suç duyurusunda bulunduğu belirtildi.

Erbil'in şikayet dilekçesiyle, savcılıkta tutanağa geçen ifadelerine genişçe yer verilen kararda, şöyle denildi:

''Başörtülüler veya türbanlılar insandır. Tüm insanların okuma ve eğitim hakkı vardır. Bu hak evrensel bir insan hakkıdır. Bunun istisnası yoktur.

Bu nedenle, başörtülüler veya türbanlılar insan olduğundan, bu insanların da diğer insanlar gibi okuma ve eğitim hakkı bulunduğundan ve bu hak evrensel bir insan hakkı olduğundan, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.''

Kararın bir örneği suç duyurusunda bulunan Erbil'e tebliğ edilecek. Erbil'in, karara karşı, tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde Sincan Ağır Ceza Mahkemesinde itiraz hakkı bulunuyor. aktifhaber

Başörtülü kızlardan korkun!
Ergun BABAHAN
ebabahan@stargazete.com
14 Ekim 2010

Hayır, Nur Sertel hanım siz değil.

İzmir’in silahşörü Canan Arıtman hanım siz hiç değil.

Ege sahillerinde güneşlenirken “Memleket elden gidiyor” korkusu yaşayan hanımlar siz de korkmayın.

Etrafta “bakacak doğru düzgün kadın kalmayacak” diye endişe eden bar laikleri siz de rahat edin.

Korkması gereken muhafazakar erkekler.

Korkun, çünkü annenizden farklı kadınlar geliyor.

Siz 28 Şubat’ta zorlandınız, tehdit aldınız, kazancınızdan oldunuz ama onlar bedel ödedi.

Üniversite kapısından çevrilen, kendilerini o kapılara zincirleyen onlar oldu.

Devletin gücü karşısında sizin gibi uzlaşma yolu seçmedi.

Direndi.

En büyük güç olan devlete direnen bir kadın, erkeğe haydi haydi karşı koyar.

Bunu bilin.

Ayrıca siz maddi zenginlik peşinde koşarken o ruh dünyasını zenginleştirmeyi seçti.

Sizler laik cumhuriyetin okullarında rahat rahat okurken onlar Vi

yana’yı, Londra’yı, Boston’u sürgün mekanı seçti.
Böylece de sizinkinden daha donanımlı üniversitelerde, sizinkilerden daha yetkin hocalardan ders alma fırsatı buldu.

Hoşgörüyü, farklı kültürlerle bir arada olmayı, daha önemlisi kadın hakkını öğrendi.

Evet, kökten laiklerin söylediği gibi, onlar anneannemiz gibi bağlamıyor başını.

Ama erkeklerle ilişkisi anneannenizi bırakın, annenizinki gibi de değil.

Dünyada ne olup bitiyor konusunda sizden kat be kat ileri gitti.

Korkanlar, “Bizim çocuklar bu kadar iyi eğitimli, bu kadar donanımlı değil” diye korksun.

Çünkü bu kızlar öyle.

Yetiştirdikleri çocuklar da öyle olacak.

Erkekler belki biraz da “Başını bağlarsa bana daha bağlı olur” diye düşündü ama başörtüsü onların çoğunu başta erkek, her türlü güç odağından bağımsız kılmaya yaradı.

Başörtüsü, Anadolu kadınının erkeğin hegemonyasını kırma yolunda en önemli aracı oldu.

Korkun ve korkmakta haklısınız.

Bu kadınlardan korkulur.

Star gazetesi

Köşk’te türban sorunu
Fikret BİLA
fbila@milliyet.com.tr
15 Ekim 2010

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, kamusal alanda türban olmaz diyerek, Köşk’te verdiği 29 Ekim resepsiyonları için eşi örtülü olanlara eşsiz davetiye gönderiyordu. Bu uygulama, eşinin başı örtülü olanlar tarafından eleştiriliyordu. Bu gerekçeyle resepsiyonlara katılmayanlar oluyordu.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ise Sezer’den sonra Köşk’te nasıl bir uygulama yapacağı merak konusuydu. Uzun ve gergin bir süreç sonrasında Cumhurbaşkanı seçilen Gül, yeni gerginlikler yaratmamak amacıyla kendine özgü bir yöntem geliştirdi. 29 Ekim’lerde iki resepsiyon vermeye başladı. Öğle saatlerinde verdiği resepsiyonu eşsiz, akşam saatlerinde verilen ikinci resepsiyona ise eşli davet yapıyordu. Birinci resepsiyona ağırlıklı olarak devlet protokolü, bürokratlar davetli oluyordu. Akşam resepsiyonuna ise sivil toplum kuruluşlar medya, sanatçılar gibi sivil ağırlıklı toplum kesimleri çağrılıyordu.

Tek resepsiyonCumhurbaşkanı Gül, bu yıl bu uygulamayı kaldırmaya karar verdi. 29 Ekim’de tek resepsiyon verilmesi ve davetlerin eşli yapılması talimatı verdi.
Gül’ün bu kararı, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun üniversitelerde türbanın serbest kalmasından yana tutum açıklamasından sonra başlayan tartışmalara denk geldi.
Gül’ün kararında, CHP’nin yumuşayan tavrının ekisi oldu mu bilemeyiz. Ancak Gül’ün iki resepsiyon uygulamasında yaşanan sorunlardan rahatsız olduğu biliniyordu.
Öğle saatlerinde verilen eşsiz resepsiyona alınganlıklar nedeniyle katılım düşük oluyordu. Eşi örtülü davetliler, Köşk’e çıkmıyordu. Bazı meslek gruplarında bölünmeler yaşanıyordu. Eşi örtülü olan ve öğle saatlerinde verilen resepsiyona çağrılanlar ile akşam saatlerinde eşli resepsiyona çağrılı olan aynı meslekten kişiler bir araya gelemiyordu. Dışişleri bürokratlarıyla yabancı büyükelçiler karşılaşamıyordu.
Gül, bu sorunları da ortadan kaldırmak için iki resepsiyonu birleştirmeye ve davetleri eşli yapmaya karar verdi. Ancak bu kararı, yeni bir türban sorunu doğurdu.

CHP’den protestoCHP, üniversitelerde türban sorununu fiilen ortadan kaldıran bir tutum almışken, Cumhurbaşkanı Gül’ün bu kararını protesto edeceğini ve resepsiyona katılmayacağını açıkladı. CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, gündüz saatlerinde bu kararı açıklarken, iktidarın sorununun üniversitelerde türban sorununu çözmek değil, tüm topluma türban giydirmek olduğu yolunda da ağır bir eleştiri yaptı. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise akşam saatlerinde İstanbul’da gazete ve televizyonların genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldiği toplantıda, “29 Ekim resepsiyonuna daha zaman var” diyerek resepsiyona katılıp katılmama konusunun netleşmediği mesajını verdi.
Böylece İnce’nin açıklamasının parti adına olup olmadığı anlaşılamadı. Cumhurbaşkanı Gül, uzlaşmacı kişiliğiyle tanınıyor. Gerginlik politikası izlemeyen bir anlayışı var.
CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun da sakin ve uzlaşmacı bir üslubu olduğu biliniyor. Eski uygulamanın aksine Cumhurbaşkanı Gül’ü TBMM Genel Kurulu’nda ayağa kalkarak karşılaması eski gerginlikleri ortadan kaldırmıştı.

CHP’nin kaygısıKılıçdaroğlu, türbanın üniversitelerde serbest olmasını öğrenim özgürlüğüne bağlarken, sınırlar da çizmişti. Liselerde ve ilköğretimde kullanılmaması gerektiğini, keza, kamu görevlilerinin de türban takamayacaklarını ısrarla vurgulamıştı. Resepsiyon ile kamu hizmeti görmek çok farklı kuşkusuz. Ancak resepsiyon kararına tepki gösteren CHP’nin, türbanın kamu görevlilerine ve liselere yaygınlaştırılması girişimlerine daha sert karşı koyacağı anlaşılıyor.
Öte yandan CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun üniversitelerde türban serbestliğini savunmasıyla türbanın diğer alanlara yaygınlaştırılması için kapı açtığı yolundaki parti içi eleştirilerin artacağı da tahmin edilebilir.

Milliyet

Kanun serbest diyorsa, yasaktır!..
Ekrem Kızıltaş
17 EKİM 2010

'Yürürlüktekİ kanunlara aykırı olmamak kaydıyla, yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir' demek, ne demek?..

Siz şimdi tabii ki yukardaki metne bakarak, bundan; eğer yürürlükte bulunan bazı kanunlar kılık kıyafetle alakalı olarak birtakım engellemeler getirmemişse, yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbest olmalıdır neticesini çıkaracaksınız değil mi?..

Öyle yağma yok!..

'Görevinin Türkiye Cumhuriyeti'nin kanunlarını uygulamak' olduğunu söyleyen Amasya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Eren ne diyor baksanıza: "Ben 2547 Sayılı Yasa'ya göre görev yapan özerk bir kurumun, Amasya Üniversitesi'nin başndaym. Amasya Üniversitesi'nin rektörüyüm. Bana hiçbir kanun, üniversitede türban serbest brakmam konusunda bir yetki vermemiştir..."

Muhteşem bir giriş... Ne diyor Sayın Rektör?.. 'Kanun' diyor, kanun!..

Kanun ne diyor peki?

'Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla ... kılık kıyafet serbesttir' diyor...

Kanun öyle diyorsa ve Rektör de kanunlara uymak zorundaysa, nasıl oluyor da hiçbir kuvvet ona ve bir başka yetkiliye, türbanı serbest bırakmak konusunda bir yetki vermemiş oluyor?..

Gel de çık işin içinden...

Sözlerin devamında rektörün neden böyle davrandığına dair upuçları var. Hepimizin bildiği, yıllardan beri tekrarlanan bahaneler bunlar...

Anayasa Mahkemesi'nin, Yargıtay'ın, Danıştay'ın ve dahi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları varmış...

Rektörün bahsini ettiği şu meşhur 2547 Sayılı YÖK Kanunu'nun, yine çok meşhur ve ama uygulanma şansı bulamamış Ek 17. Maddesi, yürürlükteki kanunlara ve dahi hiçbir kanunda bahsi edilmemiş olsa da, birtakım mahkemelerin kararlarına aykırı olmamak kaydıyla mı serbestlik getiriyor kılık kıyafete?..

Yok öyle bir şey!..

Kanun açık... Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla serbesttir, diyor...

Konuyla alakalı başka kanun var mı peki?.. Yok!..

Rektör ise kanunlara uyduğunu söylüyor ama bu arada laf çabukluğu ile konuyu mahkeme kararlarına dayama yolunu seçiyor...

Amasya Üniversitesi Rektörü'nün, kanunda açıkça emredilmiş bir şeyi uygulamamak için, birtakım mahkeme kararlarına atıf yapması yeni bir şey değil. Anlı şanlı hukukçuların bile sıkıştıklarında başvurdukları malum yönteme, uzmanlık sahası biyoloji olan Rektörün de başvurması, bir anlamda normal.

Ancak, biyoloji uzmanı da olsa rektörlük makamına kadar yükselmiş bir kişinin, uzunca bir süredir kimsenin zikretmediği YÖK Kanunu Ek 17. madde'yi hatırlatarak, başörtüsü yasağını buna istinat ettirmeye çalışması, doğrusu çok cesur bir çıkış!..

Kanun serbet demiş olsa da, bazı mahkemeler bazı olaylarla ilgili olarak kararlar vermişler, dolayısıyla kanun serbestliğe yorumlanamazmış!..

Madem ki kanun serbest bırakmış, o halde yasaktır demek gibi bir şey...

Ne müthiş bir mantık örgüsü bu?..

Yıllardan beridir, var olduğu halde bir türlü uygulanamayan ve yasakçılar tarafından yok kabul edildiği için gündeme hiç getirilmeyen bir kanunu hatırlatmış oldu sayın Rektör şimdi.

Konuyu takip edenlerin acı bir tebessümle izlediği çıkışının neticesi ne olacak bilemeyiz. Ama, rektör kendi kalesine esaslı bir gol atmış oldu.

Üniversitelerde kılık kıyafeti serbest bırakan bir kanun olduğunu ve kendisinin de aralarında olduğu bazı kişilerin, kanunun açık emrini birtakım mahkeme kararlarını bahane ederek uygulamadıklarını, kamuoyu net bir şekilde öğrenmiş oldu, sayesinde..
Millî Gazete

Gültekin Avcı / Bugün
İnsanlığın sükût ettiği an
18 Ekim 2010

Yer İzmir Buca Eğitim Fakültesi.

Tarih 22 Eylül 2010.

Şapkayla derse giren bir genç kızın acı hikâyesi.

Ezilenin, hor görülenin, aşağılananın, tecrit edilenin, insanlık dışı bir saldırıya uğrayan genç kızın adı Tuba Dişiçürük.

İki yıldır başörtüsü sebebiyle fakültede gayriinsanî tutumlara çokça muhatap olmuş.

Son olayda yaşadıklarını bana anlatırken gözlerinde hiçbir pırıltı kalmamıştı. Bakışları nasır tutmuş. Bakışlar nasır bağlar mı? Bağlar...

Öyle bir bağlar ki kimliğiniz, değerleriniz, inançlarınız, sevgileriniz sistematik olarak inkâr edilir de insan olup olmadığınız masaya yatırılırsa...

Her daim Türkiye WASP'larının aşağılık saldırılarına maruz kalıp da çözüm yerine sadece yere damlayan gözyaşlarını hissederseniz...

Seni, sana rağmen 'özgürleştirmeye' çalışan ukala aydın müsveddeleri varsa ve utanmadan hâlâ ahkâm kesiyorlarsa...

Bunu bir de hiç sıkılmadan 'kadının özgürlüğü' kavramıyla manipüle ediyorlarsa...

Her daim üniversite kapısındaki özel güvenlik görevlilerinin kırıcı ve ayırıcı muamelelerine sadece başörtünüz veya başörtünün işlevini sağlayan bir materyal sebebiyle katlanıyorsanız...

Bakışlarınız ızdırap dalgaları içinde donar ve o şekliyle nasır tutar.

Tuba derse şapkayla girer, çünkü ukala gazeteci ve bürokratlara rağmen saçının bir telinin görülmemesi gerektiğine inandığı için ve başörtüsü de fiilen engellendiği için şapka bir çözüm olabilir.

Ne de olsa Atatürk devrimlerinden birisi değil mi?

Şapka takılması mecburiyeti için 57 kişi idam edilmedi mi?

Dersin hemen başında öğretim üyesi N, Tuba'ya şapkayı çıkarmasını söyler.

Tuba ise şapkayı çıkarması için hiçbir gerekçe olmadığını söyler.

Ders başlar ama Tuba'nın morali bozulmuştur. Birinci ders bu şekilde biter ama ikinci derse girildiğinde aynı öğretim üyesi, şapkalı Tuba Dişiçürük'e hitaben tüm sınıfın önünde şunu söyler:

-- Tuba seni derste yok yazıyorum.

Her iki ders için de Tuba'yı yok yazar. Bu öğretim üyesi geçen sene de Tuba'yı sınıfa almamış ve Tuba devamsızlıktan dersi geçememiştir. Tuba böylesine hukuksuz ve vicdan dışı bir tavırla aynı dersten tekrar kalmak korkusuyla cesaretini toplar ve:

-- Hocam, tüm sınıf burada olduğumu görürken beni nasıl yok yazarsınız?

Öğretim üyesi N, sesini yükselterek:

-- Bu meseleyi Cumhurbaşkanı, Başbakan çözemedi sen mi çözeceksin, bana şapkayla derse girilebileceğine dair bir belge getir, seni ona göre derse alayım, yoksa şapkanı çıkaracaksın!

Tuba ızdırap içinde son bir gayretle YÖK Kanunu'nda ve Anayasa'da şapka takmaya dair herhangi bir yasak olmadığını isabetle ifade eder.

Öğretim üyesi hiddetle Tuba'nın üzerine doğru yürüyerek:

-- Sen derse böyle girerek benim pes etmemi istiyorsun ama pes etmeyeceğim etmem de!

Ve daha da küstahlaşarak şöyle devam eder:

-- Sizin gibi alçak ve şerefsizlerden mi dini, ahlakı öğreneceğiz?

Tüm sınıfın önünde bu sözleri duymaktan çok incinen, yaşadığı travmayı anlamaya çalışan Tuba suskunluğunu korurken, öğretim üyesi insanlığın sükût ettiği noktaya ulaşır ve Tuba'ya şöyle bağırır:

-- İt!

-- Ne diyorsunuz hocam! Sizin gibi bir üniversite hocası bu kelimeyi nasıl söyler?

Öğretim üyesi yediği haltın ve küstahlığının farkına varmış olacak ki:Tamam, özür diliyorum ama sen bal gibi biliyorsun.

Tuba, gözyaşları içinde sınıfı terk eder. İşte Cumhuriyetin hali pür melali...

Bilim adamı geçinenlere bırakın bilimi, insanlığını unutturacak bir çılgınlık.

Hiçbir bayana reva görülemeyecek bu tavrı ve sözleri nasıl açıklamak gerek?

Laikliğin dinle devlet işlerini ayırdığı söylenir ama ülkemizde çoğu zaman bilim/devlet adamlığıyla insanlığı ayırdı.

Ultra-laik Kemalistler, 'Şapka Devrimi'ne perestişkarane bağlı değiller mi?

Seküler Cumhuriyetimizde şapka giyen bir kız öğrenciye karşı bu derece küstahlaşabilmek, yobazlıkta ulaşılan son nokta.

Türk Ceza Kanunu'na göre mevcut öğrenciyi yok sayarak hem görevi kötüye kullanma, ayrıca alenen hakaret suçunu işleyen, aynı zamanda idari açıdan da disiplin suçu işleyen bu öğretim üyesinin açığa alınıp alınmayacağını, demokrasinin ve hukukun duvarına çarpıp çarpmayacağını göreceğiz.

Başörtülüye derste foto fişleme!
20 Ekim 2010
İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü'nde okuyan başörtülü öğrenci yaşadıklarını böyle anlatıyor: “180 kişilik sınıfın ortasında ‘derste başörtülü' olduğumuzu kayıt altına almak için cep telefonuyla fotoğrafımızı çekti. Üstelik bizim rızamızı almadan. Benim hakkımda 15 tutanak var. Daha bugün üç tane tutuldu.”

İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü'nde okuyan kız öğrenci YÖK'ün ‘öğrenciyi sınıftan atmayın, tutanak tutun' şeklindeki yazısından sonra yaşadıklarını böyle anlatıyor. Bu kadar tutanaktan sonra bir de basına konuştuğunda başına gelebileceklerden korktuğu için ismini yazmamamızı rica ediyor.

Üniversite yetkilileri ve akademisyenler ‘tutanak tuttuklarını' delillendirmek için fotoğraf çektiklerini doğruluyor. Kimi akademisyenlerse YÖK'ün yazısına rağmen dersine giren öğrenci hakkında tutanak tutmama yanlısı.

YÖK, şapka taktığı için sınıftan atılan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Zeynep İncekara'nın şikâyeti üzerine ‘öğretim görevlilerinin, hiçbir şekilde öğrenciyi sınıftan atamacağını' belirten bir yazı göndermişti. Radikal'in ulaştığı 23 Temmuz 2010 tarihli veYÖKBaşkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın imzası bulunan yazının bir bölümü şöyleydi:

‘İspata yarar evrak'

“Kurallara aykırı davrandığı veya disiplin suçu işlediği düşünülen öğrenciler hakkında öğretim elemanı tarafından yapılacak işlem durumun bir tutanağa bağlanarak, varsa ispata yarar evrakın tutanağa eklenmesi suretiyle disiplin yönünden gerekli işlemi yapmak üzere ilgili dekanlığa, müdürlüğe iletmekten ibarettir. (...) ” Bu kurala uymayan hocalar hakkında ‘disiplin işlemi' uygulanacağını da belirten yazıdan sonra üniversitelerde ‘tutanak' fırtınası başladı.

Çoğu derse başını açıp giriyor

İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde okuyan 19 yaşındaki öğrenci hakkında da bu süreçte 15 ayrı tutanak düzenlenmiş. Öğrenci yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Derslere başörtüsüyle giriyordum. YÖK kararından dolayı sınıftan ‘atılamayacağımızı' biliyorduk. Hoca tutanağı bize tutturdu. Bir yandan da 180 kişinin arasında ‘derste başörtülü' olduğumuzu kayıt altına almak için cep telefonuyla fotoğrafımızı çekti. Rızamızı almadan. Benim hakkımda neredeyse 15 tutanak var. Daha bugün (12 Ekim) üç tane tutuldu. Bakalım sonrasında neler olacak? Sınıfta 50 başörtülü öğrenci vardı. Bunlardan da sadece beşi, başı kapalı şekilde derse giriyor. Diğerleri hocalardan çekiniyor...”

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ndeki türbanlı öğrencilerin çoğu ise tedirgin ve derslere başlarını açarak giriyor. Tıp Fakültesi'nde okuyan 20 yaşındaki bir öğrenci, “Ne tepki alacağımı bilmiyorum ki... Kimi tutanak tutuyor, kimi tutmuyor. Bir karar versinler” derken, bir başka türbanlı öğrenci derslere girerken başını açtığını söylüyor: “Hem özgür bırakılıyormuş gibi davranılıyor, hem de tutanak tutuluyor.”

Notlara yansır mı?

Derslere başı kapalı girdiğini söyleyen Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi 1. sınıf öğrencisi Ayşenur Bülbül de kaygılı: “Hocalarımızdan hiçbir tepki görmedik ama bizim korkumuz şu: Acaba bunlar ders notlarına kötü bir şekilde yansır mı?”

Yıldız Teknik Üniversitesi, bu konuda rahat. 21 yaşındaki YTÜBilgisayarMühendisliği son sınıf öğrencisi, “Geçen sene başı itibariyle derslere başı örtülü giriyorum. Eğer güvenlik kapısından rahatlıkla geçebiliyorsanız, okulun içinde bir sorun yaşanmıyor. Derslere başörtülü girdiğim zamandan beri ne sözlü ne de yazılı bir uyarı aldım” diyor.

Tutanak tutarım

İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nden bir akademisyen: “YÖK yazısında, öğrenciler hakkında tutanak tutulması, görsel birtakım kanıtların da buna eklenebileceği yazıyor. Önce öğrencileri uyarıyoruz. Bizi zor durumda bıraktıklarını belirtiyoruz. Bir öğrenci kaç derse başı kapalı girmişse o kadar tutanak tutuyorum. Benim de hoşuma gitmiyor. Bize ‘kanun değişmiştir' diye bir yazı gelirse tabii ki bırakırız.”

Hukukçu görüşü: Rızasız çekilmez

EskiİstanbulBaro Başkanı Doç. Dr. Yücel Sayman: “Bir öğrencinin rızası ve izni olmadan, bir öğretim görevlisi tarafından cep telefonuyla fotoğrafının çekilmesi, böyle bir şey olamaz. Hukuksal açıdan kesinlikle etiğe ve kurallara aykırıdır.

Tutanak tutmam

Öğretim Görevlileri Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Esen Aslandoğan: “Ben tutanak tutmam. Bazı öğretim görevlileri tutar. Hocalar, polis mi ki böyle bir görev veriliyor hocalara? Bu kararı neden YÖK alıyor? YÖK bir yandan da bu kararla, öğretim görevlilerine aba altından sopa gösteriyor. Böyle bir yetkisi var mı? O zaman türban, yasalarla homojen bir şekilde ya yasaklansın ya da tamamen serbest bırakılsın. ”

Hocalara disipline gidersiniz uyarısı

YÖK'ün üniversitelere yolladığı yazı şöyle: “Öğretim üyesinin öğrencileri derse almamak veya dersten çıkarmak gibi bir yetkisi bulunmamaktadır. Kurallara aykırı davrandığı veya disiplin suçu işlediği düşünülen öğrenciler hakkında öğretim elemanı tarafından yapılacak işlem; durumun bir tutanağa bağlanarak varsa ispata yarar evrakın tutanağa eklenmesi suretiyle disiplin yönünden gerekli işlemi yapmak üzere ilgili dekanlığa/müdürlüğe iletmekten ibarettir. Öğrenciyi derse almayarak, çıkararak veya yok göstererek, kanun ve yönetmeliklerde yer alamayan bir yaptırım uygulayan öğretim elemanının bu fiilinin disiplin suçu teşkil edeceği açıktır...”

Radikal

Şener: YÖK'e rağmen içeri alınmıyorlar

Abdullatif Şener: YÖK genelgesine rağmen başörtülüler bu sefer de kampüsten içeri alınmıyor.

Türkiye Partisi Genel Başkanı Doç. Dr.Abdullatif Şener Yüksek Öğretim Kurulu(YÖK)'nun genelge göndermesine karşılık üniversitelerin şimdi de başörtülü öğrencileri kampüs kapısından içeriye almadığını söyledi.

Partisinin İl Teşkilatı'nın açılışı için Osmaniye'ye gelen Abdüllatif Şener bina önünde toplanan kalabalığa hitap etti. Mecliste grubu bulunan dört siyasi partinin de üniversitelerde başörtüsünün serbest olması gerektiğini söylediğini ifade eden Şener, yasağın nereden kaynaklandığını sordu

YÖK'ün 'başörtülüleri sınıflardan atmayın' diye genelge gönderdiğini belirten Şener, birçok üniversitenin başörtülü öğrencileri sınıfa değil, üniversite kampüsünün içine koymadığını dile getirdi.

TBMM'de grubu bulunan siyasi partilerin başörtüsünün serbest olmasını istemesine rağmen, yasağın iktidar ve muhalefet partilerinin tutumu yüzünden kalkmadığını iddia eden Şener, Çünkü maksatları çözmek değil, bu siyaset bu ülkede hak ve özgürlük taleplerini de karşılayamaz. Ne başbakan ne de diğer partilerin genel başkanları başörtüsü konusunu çözmek için değil, bunun üzerinden siyaset yapmak için çaba harcıyorlar." diye konuştu. habertaraf

Nur Serter: Türban Meselesi Tsunamiye Dönüşüyor

CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, başörtüsü sorununu tsunamiye benzetti. Serter, eşi Hilmi Serter'in ticari faaliyetlerinden dolayı borçlandığı parayı ödemek için ev eşyasını satacağı haberlerinin de yalan olduğunu söyledi.
23 Ekim 2010
Ulusal Stratej Merkezi'nin (USMER) düzenlediği "başörtüsü ve laiklik" konularının tartışıldığı panele katılan Serter, türban olayının tsunamiye dönüştüğünü söyledi.

Serter, "Yeni türban dalgasıyla karşı karşıyayız. Bu dalga diğerlerine benzemiyor, bu tsunamiye dönüşüyor. Bundan öncekiler üniversite öğrencilerinin üniversitelere türbanlı girmesiyle sınırlıyken -talepler en azından bununla sınırlı iken- bu kez çok kısa bir sürede ilköğretimden siyasete, devlet dairelerine kadar uzanan bir talepler zinciriyle karşı karşıya bırakıldık." dedi.

Yıldız Üniversitesi'ndeki Müslüman Öğrencilerden Açıklama

Yıldız Üniversitesi'ndeki müslüman öğrenciler, merkez kampüste yaşanan başörütsü tartışmasına ilişkin açıklama yaptı.
Müslüman öğrencilerin açıklaması:

24 Ekim 2010
Anadolu Haber

Türkiye'nin kronik sorunlarından birisi olan başörtüsü, içinde bulunduğumuz süreçte yine gündemi belirleyen en önemli başlıklardan bir tanesi oldu. Başörtüsünün kamuya ait bazı bölgelerde serbest bırakılmasına yönelik gerçekleştirilen çalışmalar kimi kesimler tarafından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriliyorken kimi kesimler tarafından da ülkeyi karanlığa boğacak bir uygulama olarak görülüyor. Geçtiğimiz günlerde gündeme ilişkin bir gelişmede Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Beşiktaş yerleşkesinde gerçekleşti. Türkiye Komünist Partisi'ne(TKP) bağlı bir grup öğrencinin "Fermanları Yırt At, Ayağa Kalk" başlıklı afişine, üniversitedeki başörtüsü ve özgürlükleri savunan öğrencilerin tepki göstermesi üzerine olaylar çıktı. Afişin içeriği, başörtüsü yasağına getirilmeye çalışılan özgürlükleri ve üniversitelerde sivil polislerin resmiyete kavuşmasını eleştirmeye yönelik hazırlanmıştı.

Afişte başörtüsü ile ilgili kullanılan ifadelerle İslam'ın değerlerine hakaret edildiği iddiasında bulunan öğrencilerin, söz konusu ifadelerin afişlerden çıkartılması yönündeki taleplerini geri çeviren TKP, Öğrenci Kolektifleri ve Ekim Gençliği isimli gruplar okulda gerginliğe sebep oldular. Olayla ilgili olarak açıklama yapan özgürlük yanlısı grubun ifadeleri şu yönde;

"20 Ekim 2010 tarihinde TKP'li öğrencilerin hazırladığı "Fermanları Yırt At, Ayağa Kalk" adlı afişte İslam'ın bir değeri olan başörtüsüne yönelik hakaret dolu ifadeler, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde İslami hassasiyetlere sahip olan bizleri rahatsız etmiştir.

Hükümetin ve ilgili kurumların başörtüsü ile ilgili çalışmalarından hareketle İslami değerlere hakaret içeren bu afiş kabul edilemez. Yıldız'daki öğrenciler olarak afişteki İslam'a hakaret eden bu ifadelerin çıkarılması talebinde bulunulmuş lakin bu talepte hiçbir orta yol bulunamamıştır. Okuldaki gerginliğin asıl müsebbipleri olan bu derin yapılanmaların, ülkenin kaosa sürüklenmesi için ellerinden gelen bütün provokatif eylemleri gerçekleştireceklerinin bilinilmesi gerekir. Bu provokasyonların içerisinde her zaman hakikat tarafında olma gayreti içinde olduğumuz da unutulmamalıdır. Hakaretlerle dolu bu afişi indirmek istememizin sonucunda ilgili gruplar tarafından faşizan bir müdahaleye maruz kaldığımızı da bildirmek isteriz.

Olayları çıkartan bu grupların kendi sitelerinde gündemi yanıltmaya yönelik yaptığı haberler hiçbir hakikat de taşımamaktadır. TKP'nin sitesinde "Polis Müslüman Gençlik'in Emrinde" adlı bir basın açıklaması yapılmış ve üniversitelere polisleri bizlerin soktuğu ve onlarla işbirliği yaparak TKP'li öğrencileri dövdürttüğümüz iddiasında bulunulmuştur. Şu bilinmelidir ki o provokasyon kokan afişi hazırlayanlar TKP'lilerdir. Hakaret içeren ifadelerin çıkarılmasını istememizin sonucunda hiçbir ortak yol bulmak istemeyenler de yine onlardır. Üniversiteye polisin müdahale etmesine sebep olan da, TKP'nin uzlaşmacılıktan yana olmayan tutumu ve faşizan yaklaşımlarıdır.

Üniversitelerin özgür bir fikir ortamı olması gerektiğini, her düşüncenin hakaret içermemek kaydıyla ifade edilebileceğine inanan biz Yıldız'lı öğrenciler bu ve buna benzer olaylar karşısında sessiz kalmayacağımızı bildirmek isteriz."

Nur Serter ve ikna odalarına suç duyurusu
17:50 - CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter'in İstanbul Üniversitesi (İÜ) Rektör Yardımcılığı görevinde bulunduğu dönemde üniversitede öğrenci olan 2 kişi, kamuoyunda "ikna odaları" olarak bilinen odalarda başörtülerini çıkarmaları için baskıya maruz kaldıklarını iddia ederek, Serter ve bu odalarda psikolojik baskı amacıyla bulunan diğer kişiler hakkında suç duyurusunda bulundu. 05.11.2010 İSTANBUL netgazete

İkna Odalarında ki Şok İsim!
TESEV'in Başörtü yasağı ve Ayrımcılık' raporunda, Oktay Ekşi'nin de, Nur Serter'in ikna odalarına girerek görüşme yaptığı iddiasına yer verildi. Ekşi'nin de olduğu sorguda kızlara '5. eş mi olacaksın?' diye hakaret edilmiş!

10 Kasm 2010
Anadolu Haber

CHP'li Nur Serter'in star'da yer alan röportajıyla yeniden gündeme gelen 28 Şubat döneminde İstanbul Üniversitesi'ndeki “İkna odası” tartışmasında ilginç bir iddiaya ortaya atıldı. TESEV'in “Başörtüsü Yasağı ve Ayrımcılık: Uzman Meslek Sahibi Başörtülü Kadınlar” raporunda yer alan ikna odası mağdurlarının anılarında eski Hürriyet Başyazarı Oktay Ekşi'ye ağır suçlamada bulundu. Seldanur adlı öğrencinin raporda yer alan ifadesinde o odada kendisini ikna etmek için bulunanlar arasında Ekşi'nin de olduğunu iddia etti.

EKŞİ: RAPOR BİR YAYINLANSIN
Seldanur'un anlattıkları raporda şu sözlerle yer aldı: “İşin acı tarafı bizim hemcinslerimizin bizi anlamamakta ısrar etmesi. Örneğin Necla Arat. Geldi işte ikna etmek için bizleri Oktay Ekşi ile birlikte. İkna etmek için uğraştılar uğraştılar edemediler. ‘Sen nereye gidiyorsun, dördüncünün beşincisi olmaya mı' diye sordular. Nur Serter de aynı şekilde. İlk başlarda, ‘ikna odalarının mimarı benim' diyordu. Bunlar bizim çocuklarımıza yarın öbür gün açıklayamayacağımız şeyler.” TESEV raporunda hakkındaki iddialarla ilgili telefonla aradığımız Oktay Ekşi “Raporu yayınlasınlar da ondan sonra konuşuruz” dedi.

Alemdaroğlu'na suç duyurusu
Adalet Platformu Başkanı Adem Çevik, Kemal Alemdaroğlu hakkında, İstanbul Üniversitesi Rektörü olduğu dönemde bazı öğrencileri ‘ikna odaları'nda başörtülerini çıkarmaları için baskıya maruz bıraktığı iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Çevik, Fatih Başsavcılığı'na sunduğu dilekçesinde, o dönemde, üniversitede öğrenci olan Hanife Gökdemir ile Nevin Öner Karakuş'ın başörtülerini açmaları için baskı gördüklerine dair beyanlarına da yer verdi.
Star

Ailesi çarşaflı diye otele alınmadı
11 Mart 2011
Samsun'da bir iş adamı, yakınları çarşaflı diye otele alınmadıklarını iddia etti. Otel yetkilileri ise müşterilerin başörtülü kimlikle kayıt yaptırdığını, ancak çarşaflı olarak otele gelince tedirgin olduklarını ve güvenlik amaçlı böyle bir tavır alındığını savundu.

Samsun'da bir iş adamı, yakınları çarşaflı diye otele alınmadıklarını iddia etti. Otel yetkilileri ise müşterilerin başörtülü kimlikle kayıt yaptırdığını, ancak çarşaflı olarak otele gelince tedirgin olduklarını ve güvenlik amaçlı böyle bir tavır alındığını savundu.

Önceki gün kayınvalidesi ve 3 yakını ile Amasya'dan Samsun'a gelen işadamı Ömer Yaraş (31), yakınlarının nüfus cüzdanları ile iki oda ayırtıp, rezervasyon işlemi yaptırdı. Akşam kalmak için otele geldiklerini anlatan Yaraş, "Otelin asansör kapısına doğru giderken, bir görevli gelip, bizim otelde kalamayacağımızı söyledi. Ben de sebebini sordum. Ailemin 'çarşaflı' olmasını gerekçe gösterdiler.

İtirazlarıma rağmen, aynı gerekçeyi öne sürünce rezervasyonumu iptal edip, otelden ayrıldım." dedi.

Daha sonra Samsun'daki avukatı ile otele ikinci kez gittiğini ifade eden Yaraş, "Bu sefer otelin genel müdürü ile görüştük. Bir yanlış anlaşılma olduğunu belirterek bizden özür diledi. Bizi rahatlıkla ağırlayabileceklerini söyledi. Böyle bir muameleden sonra o otelde kalmamız mümkün değildi, gidip başka bir otelde kaldık." diye konuştu.

Ömer Yaraş'ın avukatı Funda Bakan da otelin genel müdürünün 'personel hatasından kaynaklanan bir durum olduğunu' belirttiğini aktardı. Bakan, yanlış anlaşılmadan dolayı özür dilendiğini, ancak yapılan hareketin hiç iyi olmadığını kaydetti.

Atakum Grand Otel Genel Müdür Yardımcısı Burak Çubukçuoğlu ise aileyi otele kabul etmek istememe sebeplerinin tamamen güvenlik gerekçesinden kaynaklandığını savundu. haber10
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Cum Mar 11, 2011 7:59 pm tarihinde değiştirildi, toplam 6 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Orkan



Kayıt: 22 Ağu 2010
Mesajlar: 15

MesajTarih: Cum Ekm 22, 2010 5:30 pm    Mesaj konusu: Önce Yargıya şapka giydirmeli Alıntıyla Cevap Gönder



Önce Yargıya şapka giydirmeli
21 Ekim 2010

Ahmet Doğan Şimşek

Cumhuriyet Baş Savcısı Sayın Abdurrahman Yalçınkaya başörtüsü konusunda Devrim kanunları gerekçesini ileri sürerek aslında çok önemli bir hata yapmıştır. Çünkü kendiside dahil nerede ise yüksek yargı ve yargı mensuplarının tümüne yakını da diğer tüm vatandaşlarımız gibi devrim kanunlarının şapka giymek mecburiyetinin kesin hükümlerini alenen çiğnemekte tereddüt etmezken, Devrim kanunlarında açıkça yer almayan ve yorum yolu ile zorlanarak daha sonradan bazı ihtilalcilerce gündeme sokulan başörtüsü konusunu kullanarak TBMM sini devrim kanunları üzerinden tehdit etmesi kendi içinde bulundukları durumun farkında bile olmadığını göstermektedir.

Sırtında yumurta küfesi taşıyanların başkaları ile itişip kakışmaları nasıl akla uygun düşmezse Başsavcının bu çıkışı da biraz öyle olarak akla uygun bir davranış değildir. Ya birisi hanin senin ve arkadaşlarınızın şapkalrı diye münasebetsiz bir ortanda sorarsa ne diyecektir.

Çünkü, bilindiği gibi uygulanabilmesi için çok sert tedbirler uygulanıp giyilmesi mecburi tutulan Şapka giyme mecburiyetini uygulamak için idamlar dahil pek çok yaptırım uygulanmıştır. Bilindiği gibi idam edilenler arasında daha şapka kanunu çıkmadan iki yıl önce böyle bir kanunun çıkmasına muhalefet yazısı yazanlardan bile çıkarılan yasa geriye doğru işletilerek idam edilenler vardır. O halde halen şapka giyme mecburiyeti devrim yasaları olarak uygulanmak zorundadır.

İşin en ilginç tarafı Devrim yasalarını ileri sürerek Devrimler sırasında her hangi bir yasal yaptırıma uğramamış başörtüsü yasağını kaldırma girişimini TBMM’ne dahi yasaklamak girişiminde bulunan Sayın Başsavcının kendisini soğuk kış günleri dışında şapka giyerken Gören var mıdır bilmiyorum? Basında sadece başı açık devrim karşıtı gibi duran ve Yargıtay Danıştay vs. gibi hukuki kuruluşlarda çalışanlara dahi şapka giydirmek için hiçbir girişimde bulunmayan Sayın Başsavcının bu çıkışını belki kendisi makul bir açıklama ile izah ederse anlamaya çalışabiliriz. Önce devrim kanunlarının bu açık hükmünü kendisi ve yargı mensuplarına zorunlu olarak uygulatmaya başlamalı sonrada üniversitelerde ki Hoca ve öğrencilere uygulatmalı sonrada tüm ülkede zorunlu uygulamayı uygulatmalıdır ki sonra zorunluluk taşımayan başörtüsü yasağı konusunu gündeme getirmelidir.

Aksi halde amacının Atatürk devrimlerini ve kendisi nasıl anlıyor ise o anlayıştaki laikliği konu ile ilgili bilim insanlarının üzerinde yapacakları çalışmalar sonucu hazırlayacakları sonuç bildirisine uygun olup olmadığını da göz önüne alarak herkes için her yerde mecburidir aşamasında koruyup kollamalıdır. Aksi halde hiç kusura bakmasın bu çıkışları bazı geleneksel güçlerini kaybetmekte olan yaşlıların gençliklerine özlem ile yeniden güç devşirip genç Türkiye’yi yeniden zapturapt altına almak çabalarının sözcülüğü dışında fazla bir anlam taşımayacaktır.

Hızla ilerlemekte olan ekonomiden yatırımcıları kaçırmak yeniden dipsiz kile boş ambar kavgalarına dönüp içe kapanıp açlık, yoksulluk, işsizlik gibi sorunların daha uzun yıllar sürdürülmesi ile iç patlamalar yaratarak yeniden güç kazanma çabalarından vazgeçilmelidir. Ülkemizin önünde yapılacak çok işi vardır. Halkın nasıl olacağını tasarımlamak, bunların arasındaki önceliğini çoktan kaybetmiştir. Artık yeni dünyayı kavramakta zorluk çeken ve kendilerini güncelleyemeyen eski dünyanın taşıyıcı ihtiyarlarının güç devşirme ve geçmişe dönme nostaljisi için ülkeyi yeniden yangın yerine döndürmenin anlamı yoktur. Bu çabalarının beyhudeliği içinde halkımıza ve ülkemize zarardan başka bir şey kazandıramayacaktır. Sayın Eski Başsavcılardan Kanadoğlu’nun milletimizi kast ederek %97 ile gelseler de gene bir şey yapamazlar mantığına esir olarak konuyu kim ne yapacak konusuna indirmenin anlamı yoktur. Çünkü bundan sonra artık kim gelirse gelsin halkımıza kendi rızası olmayan hiçbir şeyi yaptırma şansı yoktur. Bu yüzden herkesin kendi rengi ile mutlu olarak özgürce yaşadığı kimsenin kimseyi kendisine benzetme için zorlayamayacağı güçlü zengin müreffeh ve demokrat Türkiye’yi oluşturmak için hepimiz katkı sağlamak zorundayız. Hukuk ise baskı altına alınan olursa onların haklarını korumak zorundadır. Üç yaşındaki çocuğa, seksen yıl önceki modaya göre dikilmiş elbiseyi seksen yaşındaki yaşlı kişiye yirmi birinci asırda giydirmek gibi zorlamaların bir işe yarayacağını zannedenler elbette ki yanılmaktadır.

Sürekli geriliminde, gerenlerinde artık bıkkınlık verdiğini, eskiye takılıp kalmış yaşlılarda anlamalı genç Türkiye’nin sabrını zorlamamalıdırlar diye düşünüyorum. Cumhuriyet projesi ilerlemeyi çağdaşlaşmayı ve muasır medeniyet seviyesine ulaşıp onu aşmayı hedef almıştır. Günümüz Türkiye’si insanların kişisel özgürlüğünden teşebbüs hürriyetine ve herkesin fikirlerini rahatça ifade edebildiği bir duruma gelmiş ve daha da ilerlemekte olarak tam da bunu gerçekleştirmektedir.

http://www.antigazete.com/once-yargiya-sapka-giydirmeli_haberi_2588.html

Sana bu kamusal alanlarda yer yok anne!
Cüneyt ÖZDEMİR
22 Ekim 2010

Sen ki iki ablama tek bir gün 'Başını ört' dememişsin. Sen ki 3 Atatürkçü aydın çocuk yetiştirmişsin, nafile??

Senin başının örtülü olmasından bu devlet korkuyor anne. Kapılar sana ve senin gibi başını örten kadınlara kapalı. Senin yüzünden okullarda çocukların başlarını kapatacaklarından korkuyorlar. Senin yüzünden başı açık kızların üniversiteye gidemeyeceğini düşünüyorlar. Senin ve senin gibi başı kapalı kadınlar yüzünden bu ülkenin bir ‘İslam Cumhuriyeti’ olacağını söylüyorlar.
Babamdan değil başın kapalı olduğu için senden korkuyorlar anne!
Sen ki iki ablama tek bir gün “Başını ört” dememişsin. Sen ki 3 tane Atatürkçü aydın çocuk yetiştirmişsin, nafile…
Sen başını senden korkanların sevdiği gibi onların sözleriyle ‘Anadolu usulü’ kapatıyorsun ama onlara bu da yetmiyor. Senin başörtünden biraz daha farklı başlarını bağladıkları için Cumhurbaşkanı’nın eşine küfür niyetine ‘sıkmabaş’ diyorlar. Başbakan’ın eşinin başı örtülü diye Canan Arıtman adında bir milletvekili “Araplar gibi giyinme” diye mektup yazabiliyor.
Ah benim öz be öz Ahıska Türkü annem bu kafatasçılar senin ve senin gibi başı örtülü kadınların Arap olduğunu zannediyorlar.
Anneciğim tek şansın üniversite çağını geçmiş olman. Bir de üniversite çağında olsaydın tarihin yüzkarası ‘utanç odaları’na alacaklardı seni. İkna olmazsan türlü şaklabanlıklar yapmaya zorlayacaklardı.
Boneyle, perukla, şapkayla girebilecektin bu ülkenin üniversitesine.
Bitirdikten sonra ise yallah evine…
Emekli asker babamın komutanları başı örtülü bir kadın ile yan yana gelmeyi kendilerine hakaret sayıyorlar.
Sana bu kamusal alanlarda yer yok, ağlama anne üzme beni…
Sana bunları anlattığımda savaşı kaybetmiş yenik bir komutanın titreyen sesiyle “Canları sağolsun” diyorsun ya..
Benim bu hoyrat adamlar karşısında canım hiç sağ olmuyor anne.
Başının örtüsü yüzünden biz çocuklarının yanlış anlaşılacağını düşündün durdun bunca yıl. Gizli gizli utandın…
Hiç utanma anne.
Senden korkanlar, utananlar utansın.
Devlet ana seni ve senin gibileri başınız kapalı diye sevmese de ben severim.
Sen benim anamsın.

Radikal

HAK İSTEĞİ PROVOKASYON MU!

Eğitimin bütün kademelerinde başörtüsünün serbest olmasıyla ilgili girişimler 2009dan bu yana, Diyarbakırlı Ece Nur Özer;in okuluna başörtüsüyle devam etmek istemesiyle başladığı hâlde olay bugÜn başlamış gibi verildi ve Provokasyon ithamında bulunuldu

22 Ekim 2010
Anadolu Haber

Başörtüsünün eğitimin bütün kademelerinde serbest olmasıyla ilgili girişimler, içinde bulunduğumuz ekim ayının başında değil, 2009’da Diyarbakır’da Ece Nur Özer’in dramıyla başladı. Ancak, fesat peşinde olanlar, konuyu o gün görmeyenler veya gördükleri hâlde bugün inkar edenler, sanki her şey Adana ve Mersin’deki örneklerle başlamış gibi gösteriyorlar. İslamî bir endişenin ve çocuklarını inançları doğrultusunda okutma isteğinin altında fesatlık arıyorlar.

BAŞÖRTÜSÜ ENGELİ ON BİNLERCE KIZ ÇOCUĞUNU EĞİTİMSİZ BIRAKIYOR

Başörtüsü sorunu, İstanbul ve Ankara’da yaşayanlar için bir “üniversite” sorunu olabilir. Oysa Doğu için ve Doğu kökenliler için hâlâ bir “ilköğretim” sorunudur. İslamî bir terbiyle ile yetişen kız çocukları, sorumluluk çağına geldiklerinde okula başörtüsüz gitmek istemiyorlar ve bu durum, on binlerce kız çocuğunun okullarda devamsız sayılmalarına yol açıyor. Bu kız çocuklarının okuması engelin, aşılmasına bağlıdır.

SUÇLU KİM?

İlköğretim Kanunu’na göre eğitim, sekizinci sınıfa kadar zorunludur ve her ne sebeple olursa olsun bu hak çocuklardan alınamaz. İslamî endişeye sahip veliler, çocuklarını okutmak istiyorlar. Ancak kanunî bir engel olmadığı hâlde okul yönetimleri teamüle bakarak çocukları başlarını açmaya zorluyor. Buna ikna olmayan çocuklar okula gitmek istemiyor. Bu durumda veli, çocuğunu okula göndermediği için suçlu duruma düşüyor. Halbuki engellemeyi kim yapıyorsa suçlu odur. Bunun için veliler, sorumluluğun kendilerine ait olmadığını tutanak altına almak üzere, muhtarlığa, karakola ve savcılığa başvuruyorlar.

SAVCILIĞA BAŞVURANLAR VELİLERDİR

Bugüne kadar çok sayıda öğrenci velisi, çocuğunu başörtülü okula almayan okul idareleri hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulundu. Ancak savcılıklar, bir baskıyla karşılaşma endişesinden okul idareleri hakkında işlem yapmaktan imtina ediyor.

İŞTE OLAYIN GELİŞMELERİNİ GÖSTEREN İKİ HABER

Birincisi bizzat Zaman gazetesi tarafından duyurulmuş, tarih 25 Kasım 2009, Çarşamba, haber hâlâ http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=919845&title=basortulu-ece-nura-verilen-ceza-onur-kirici linkinde mevcut.

HABER 1 / ZAMAN

'Başörtülü Ece Nur'a verilen ceza onur kırıcı'

Diyarbakır'da başörtülü olduğu için evinin yanındaki okuldan 5 km uzaklıkta başka bir okula gönderilen Ece Nur Özer'e (12) destek eylemleri sürüyor.

İnsani Hak ve Hürriyetler Derneği (HÜR-DER) üyeleri, İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde uygulamayı protesto etti.

Yenişehir ilçesi Hamravat Evler İlköğretim Okulu 6. sınıfında okuyan Ece Nur'a yapılan haksız uygulamayı, Vakit gazetesi 19 Kasım'da gündeme getirmişti. Başörtüsü takan öğrenci, okul yöneticileri tarafından 6 kez başını açması için ikna edilmeye çalışılmış, ancak başarılı olamamıştı.

Bunun üzerine İlçe Milli Eğitim müfettişleri, öğrenciyi evinden 5 km uzaktaki Nafiz Kayalı Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'na sevk etmişti. Uygulamanın hukuki ve ahlaki olmadığını düşünen sivil toplum kuruluşları, eylem yaptı. İl Milli Eğitim Müdürlüğü önündeki protesto gösterisinde konuşan HÜR-DER sözcüsü İbrahim Gökdemir, ilköğretimde inancı gereği başı örtülü okula giden öğrenciye verilen cezanın onur kırıcı olduğunu söyledi. Gökdemir, bu tür baskıların kız çocukları okuldan uzaklaştırdığını vurguladı.

HABER 2 / VAKİT

İkinci haber ise Vakit kaynaklı ama neredeyse bütün İslamî sitelerde yayımlanmış:

BAŞÖRTÜLÜ NUR'UN SBS'Sİ GEÇERLİ

(11 Ağustos 2010 Çarşamba)

Ece Nurun başörtülü girdiği sınav geçerli sayıldı! Ece Nur Özel’in başörtülü olarak girdiği Seviye Belirleme Sınavı iptal edilmeyerek bu konuda önemli bir kazanım sağlamış oldu. Sınav günü Ece Nur’un velisi Murat Özel, kızının başını açmasını ya da sınavının iptali için tutanak tutulacağını söyleyen sınav görevlilerine itiraz ederek, ortada herhangi bir suç varsa kendisine delil gösterilmesini istedi. Yönetmeliklerin suç olmayan bir konuyu suçmuş gibi gösteremeyeceğini ifade eden ve şayet suçsa kendisi hakkında polis tarafından işlem yapılmasını isteyen Murat Özel’e, başörtü yasağıyla ilgili herhangi bir kanuni suç tanımı olmadığı gerekçesiyle işlem yapılamadı. Murat Özel’in suç olmayan bir konuda yapılacak işlemin kendisinin suç olacağını ve konuyla ilgili suç duyurusunda bulunacağını ifade etmesi üzerine araya giren yetkililer, Ece Nur Özel’in sınava başörtülü girmesine müdahale edemedi.

Diyarbakır’da 2009-2010 eğitim-öğretim yılında okula başörtülü giden Ece Nur Özel, okul yönetimince mevcut okulundan uzakta başka bir okula sürgün edilmişti.

Yeni okuluna da başörtüsüyle giden Ece Nur’un 12 Haziran’da yapılan SBS’ye başörtülü bir şekilde girdi. Sınavın geçerli sayılıp sayılmayacağı konusundaki meraklı bekleyiş, sınav sonuçlarının açıklamasıyla son buldu. Başörtülü Ece Nur’un SBS sınavının geçerli sayıldığını öğrenen Murat Özel, konunun emsal teşkil ettiğini söyleyerek, velilere öğrencilerine sahip çıkmaları çağrısı yaptı. “Yasağa boyun eğmek yerine hakkımızı aramamız gerekiyor.

Başörtülü olmak suç değil. Asıl suç işleyenler yasakçılar. Şayet bu konuda duyarlı davranıp çocuklarımızın haklarını daha yüksek sesle savunursak, geri adım atmazsak böyle sonuçlar alabiliyoruz. Bu sebeple tüm velilerden kızlarını yasakçılar karşısında yalnız bırakmamaları çağrısı yapıyorum” dedi.

PROVOKATÖR KİM?

Provokatör, iki yıldır bu çocukların ve ailelerin isteklerine kulak kapatanlar mı? Yoksa haber için bugüne kadar gelip İslamî endişelerden başka hiçbir kaygıları olmayan aileleri suçlayanlar mı?

Bir provokasyon söz konusu ise o da bugüne kadar sessiz kalıp haberi bugün ve çarpıtarak gündeme taşıyanların konuya yaklaşım biçimidir.

Doğruhaber

Olmadı Bay Üskül!
Ahmet TAŞGETİREN
atasgetiren@bugun.com.tr
24 Ekim 2010

-Bu iş AK Parti'nin başına iş açıyor, onun için AK Parti, üniversite dışındaki başörtüsü sorunlarını şimdi gündeme getirmemeli gibi bir yaklaşımı -kabul etmesem de- anlarım.

-Hele şu üniversite önündeki yasak kalksın, ondan sonrası için Allah kerim gibi bir yaklaşımı anlarım.

-Böyle zamanlarda provokasyon olur, elde edilebilecekler de edilemez hale gelir aman dikkat hassasiyetini de anlarım.

Ama;

-Üniversitede okuyan genç kızların dışındakiler için başörtüsü sorunu yok yaklaşımını kabul etmem.

-AK Parti'nin politikaları ile uyuşmayan ya da CHP'nin kabul etmeyeceği hiçbir hak talebinde bulunulmamalı yaklaşımını kabul etmem.

-Hakim azınlığın standartlarının zorlandığı her defasında "provokasyon" kaygısına düşülmesini kabul etmem.

-Şu tarz ve şu kişilerin taktığı başörtüsü, bu konuda direnç gösterenlere daha sevimli gelir, sevimli görünmeyenlerden kaçınmamız lazım gibi "aşağılık duygusu" içeren yaklaşımları kabul etmem.

-Birtakım temel insan haklarının, birilerinin izni ve ianesiyle gerçekleştiği inancını pekiştiren yaklaşımları sağlıklı bulmam.

Çünkü bu tarz bir yaklaşım, öncelikle üniversite öğrencileri dışındaki tüm kadınların bir daha özgürlük talebinde bulunmaması istikametinde bir kamuoyu baskısı oluşturulmasına yol açıyor.

Aynı şekilde, bu tarz bir yaklaşım, şu an bir şekilde kamuda çalışan kadınları suçlu duruma düşürüyor.

Aynı şekilde, bu tarz bir yaklaşım yasağın üniversite dışında yazılı hale gelmesine yol açabilme riski taşıyor.

Ve bu yaklaşım, İslam'ın bu alandaki ölçüsünün sınırlanmasını kabul niteliğine dönüşüyor.

Ben, "provokasyon" söylemine sıkı sıkı sarılanlara sormak isterim:

-Şayet başörtüsü İslam'ın öngördüğü bir vecibe ise bunun üniversite çağı ile sınırlı olmasını öngören bir İslami ölçü de var mı?

-Evet, yasak var, ona karşı mücadele de var, peki bu özgürlük mücadelesini, bu hakkı kullanması gereken tüm kadınlar için sürdürmek mi sağlıklıdır yoksa birilerine kabul ettirmek imkansız gerekçesiyle, sınırlı bir özgürlüğe razı olmak mı?

Şu sorular üzerinde de düşünülmesini isterim:

-Eşi başörtülü birisini cumhurbaşkanı adayı olarak göstermek provokasyon muydu değil miydi?

-Ve eşi başörtülü birisini başbakan yapmak?

-Geçmişte, başörtülü birisini milletvekili seçtirmek provokasyon muydu?

-Cumhurbaşkanının, "tam da bu zamanda" tek resepsiyon düzenlemesi ya da devlet başkanlarını karşılama protokolüne başörtülü eşini alması provokasyon muydu değil miydi?

CHP, tek resepsiyona niye katılmıyor?

"Bu davranış, kamuda başörtüsünün yolunu açar" diye değil mi?

Yani ortada "başörtülü ilköğretim öğrencisi" olmayınca, gerilim önlenmiş olmuyor.

-Türkiye, Başbakan'a "Eşinin başını aç, başörtüsü sorunu çözülsün" çağrılarının yapıldığı bir ülke. Böyle bir ülkede, kimi hangi "provokasyon" iddiası ile doyurabilirsiniz ki?

......

-AK Partililer'in sıra sıra dizilip, "Tam da bu zamanda-manidar" söylemiyle provokasyon iddialarına soyunmalarını çok yanlış buluyorum.

-Hele Zafer Üskül'ün hem de TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı sıfatıyla, ilköğretime başörtülü giden çocuklarla ilgili olarak, "O çocukları devlet alır" efelenmesini skandal olarak niteliyorum. Ayıptır bu. Kim kimin çocuğunu alıyor? Siz devlet misiniz Bay Üskül? Yoksa milletin meclisinde, devlet adına yapılacak insan hakları ihlallerini önlemeye yönelik kurumun başkanı mısınız?

Ne diyor Bay Üskül?

"-Aileler mevzuata karşı koymakta direnirse suç işliyorlar demektir. Valilerin görevlerini yapmaları gerekir. Bu iş daha ileriye giderse, aile çocuğu baskı altına alırsa o zaman çocuk aileden alınır. Tüm bu yetkiler devletin elindedir.

Sonra ilave ediyor:

"-İdare önce veliyi ikna etmeye çalışır. İkna olmazlarsa cevaz var. Öğrenim özgürlüğü engelleniyorsa çocuk alınarak öğrenim görmesi sağlanır."

Üskül'e göre, ortada öğrenimin engellenmesi var ve bunu baskı ile ebeveyn yapıyor.

Oysa durum bu değil ki. Ebeveyn, çocuğunu okutmak istiyor ama başörtülü olarak okutmak istiyor. Siz, insan hakları kurumu olarak hem çocuğun okuyabilmesini hem de inanç değerlerine saygı göstererek okuyabilmesini temin etmek zorundasınız.

Ama siz tam da burada jakoben devlet ağzıyla (CHP ağzıyla mı demeliydim) konuşmaya başlıyorsunuz. "Okuyacaksan başını aç" mantığıdır asıl, öğrenim özgürlüğü önündeki barikat. Ve siz orada, özgürlükleri engelleyen devlet yaklaşımına el koymalısınız.

"Mevzuata karşı koymak..." Ya mevzuat insan haklarına aykırı ise... "Ailenin çocuğu baskı altına alması" teması hoyratça kullanılıyor. Ya çocuk, "Bu benim talebim, devlet bana baskı yapmasın" diyorsa...

Ama bizde, "Çocuk önce devletin, sonra ana-babasınındır" diye devletçi eğitim felsefesinin iliklerine işlemiş bir anlayış var. Ve şimdi Türkiye, o devletçi anlayışı sorguladığı için sorun çıkıyor. Bay Üskül, Hürriyet'e çok yanlış manşet oldu, çoook!

Rahibe örtüsü olan türbanla yemek de yapılmaz çapa da!
3 Ekim 2010

Cezaevinden Kılıçdaroğlu’na destek veren Perinçek, “Türban rahibe ve sosyete örtüsü. Türbanla çapa yapılmaz, yemek pişirilmez” dedi

• Ergenekon davası nedeniyle Silivri Cezaevi’nde kalan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’te, başörtü konusunda CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu destekleyen açıklamalarda bulundu. Perinçek, cezaevinden gönderdiği yazılı açıklamada, “Tarihimize bakalım, ne köyde ne sarayda türban yok. Yemeni, başörtüsü, ferace, çarşaf, eşarp, peçe vardır. Sümer ve Asur mabetlerinde, Katolik rahibelerin başlarında türban vardır. Türban bir rahibe örtüsüdür” dedi. Perinçek, türbanın aynı zamanda bir sosyete örtüsü olduğunu belirterek, “Türbanla çapa yapılmaz, yemek pişirilmez, hemşirelik, ebelik yapılmaz. Türban çalışan, iş yapan kadının örtüsü değil, sosyetenin örtüsüdür” dedi.

BÖYLE LAİKLİK OLMAZ

İstanbul Üniversitesi eski Rektörü ve Ergenekon davası tutuksuz sanığı Prof. Kemal Alemdaroğlu da Kılıçdaroğlu’nu eleştirerek, “Laik devlet anlayışında başın örtülü olması yasaktır. Bu tarif çok açık ve netti” dedi.

Stargazetesi_

Norveç ve Türkiye
Mehmet Şevket EYGİ

MİLLÎ EĞİTİM BAKANIMIZ "Bazı ana babalar kızlarını okullara başörtüsü ile göndermekte ısrar ederlerse çocuklarını ellerinden alabiliriz" demiş.

Doğrusu bu lafa üzüldüm. Bir ana babanın elinden kızını böyle pek ucuz ve gülünç bir bahane ile almak mümkün müdür?

Bir zır deli diktatörlükte mümkündür ama bir hukuk ve adalet sisteminde mümkün değildir.

Ergenekon sisteminde böyle bir şey mümkün olabilir ama demokratik bir sistemde olmaz.

Temel insan hak ve hürriyetlerinden biri de şudur:

"Ebeveyn (analar babalar) çocuklarına istedikleri dinî eğitimi verebilirler."

Demokrat bir ülke olan Norveç anayasasının ikinci maddesinde şöyle yazar:

"Norveç krallığının resmî dini Norveç Lüteryan kilisesidir. Diğer dinlere de tam bir hürriyet verilir. Norveç Lüteryan kilisesine mensup ana babalar çocuklarını bu dine göre yetiştirmekle yükümlüdür."

Norveç'te yaşayan dindar Müslüman bir aile kız çocuğunu isterse ilkokul birinci sınıftan itibaren okula başı bağlı olarak gönderebilir ve buna kimse karışmaz. Hattâ yan gözle bile bakmaz.

Norveç'te biri çıksa ve Müslüman bir kız okula başı bağlı olarak gönderilirse onu ailesinden koparıp alabiliriz dese, o kişinin aklından şüphe ederler.

Şimdi çok iyi biliyorum, birileri çıkıp "Burası Norveç değildir, Atatürk Türkiyesidir!.." diye hışımla haykıracaktır.

Doğru söylüyorlar... Burası Norveç,İngiltere, İsveç değildir.Türkiye'dir Türkiye...

Millî Gazete

Devlet çocukları değil,aklını başına almalıdır

Bursa Mazlumder Şübesi tarafından düzenlenen basın açıklaması eyleminde devletin çocukları ailelerinin elinden alması konusuna tepki verildi.

27 Ekim 2010, 00:24
Anadolu Haber

Basın açıklaması metni:

DEVLET ÇOCUKLARI DEĞİL AKLINI BAŞINA ALMAYA ÇALIŞMALI!
Son günlerde yurdun çeşitli yerlerinde bazı ilköğretim öğrencilerinin başörtüsüyle okullarına gitme taleplerini Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül “Bu iş daha ileriye giderse, aile çocuğu baskı altına alırsa çocuk aileden alınır” diyerek tehditle karşılamıştır.

Devletin bazı öğrenciler başını örtüyor diye öğrencilerin velayet hakkını anne babadan almayı düşünmesi, hele hele de böyle bir tehdidi meclis insan hakları komisyonu başkanı sıfatını taşıyan Zafer Üskül’ün ağzından yapması, vesayetçi devlet anlayışının ulaştığı son noktayı gösterir.

Çocukları hayata sağlıklı bir şekilde hazırlama konusunda sosyal devlet ilkesi gereği velilere yardımcı olması gereken devlet bu rolünü abartıp anne babanın yerine geçemez, en doğal ve tabi hak olan velayet kurumunu tehdit edemez.

Çocukların hangi hallerde anne babalarından devletin koruması altına alınabileceği evrensel hukuk çerçevesinde yasa koyucu tarafından belirlenmiştir. Çocukların kılık kıyafetleri vesayet altına alınmayı gerektiren bir durum değildir. Bazı veliler kendi inançları doğrultusunda yürürlükteki kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı talepte bulunmuş olabilirler. Ancak insan hakları komisyonu başkanı sıfatını taşıyan yılların hocası Zafer Bey de gayet iyi bilir/bilmelidir ki, yasalara aykırı olması bir hakkın insan hakkı talebi olarak ileri sürülmesine mani değildir.

Anne babanın çocuk üzerindeki haklarından biri de şüphesiz dini inancı doğrultusunda eğitmesi ve hayata hazırlamasıdır. Anlaşılıyor ki, bazı veliler çocuklarının ilköğretimde de dinen sorumlu olduğunu ve örtünmesi gerektiğini düşünüyor ve çocuklarına da bu yönde telkinde bulunuyorlar. Bunu da çocukları üzerindeki en tabi hakları olarak görüyorlar. Bundan başka mümkündür ki bazı çocuklar da bizzat kendi

tercihleriyle başlarını örtüyor olabilir. Sayın başkan anne babanın veya çocukların böyle bir hakkı olduğuna inanmıyor olacak ki; devletin örtünen çocukları anne babanın elinden alabileceğini söylüyor. Gerekçe de bu velilerin çocuklarının eğitimini engellemesi. Bu gerekçe 28 Şubat zihniyetinin hortlamasıdır. Zira o zaman da öğrenciler başörtülü oldukları gerekçesiyle hem okula alınmıyor, hem de devamsız sayılıp sınıfta bırakılıyordu. Açıklamada ayrıca ikna odaları kurulmasını ima eder şekilde “idare önce veliyi ikna etmeye çalışır. Şu anda yapılan bu. İkna olmazlarsa cezalar var” beyanlarına yer verilmiştir ki bu da 28 Şubat yasakçı zihniyetinin sıkça başvurduğu bir yöntemdir.

İnsan hakları komisyonu Başkanı Zafer Üskül’ün tehditkâr beyanından bunca yıl sonra dönüp dolaşıp yine aynı yere gelip dayandığımız anlaşılıyor. Eğer burada eğitimi engelleyen biri varsa örtülü veya açık çocuğunu okula gönderen baba değil, onu kıyafetinden dolayı içeri almayan devlet yetkilileridir. Oysa insan haklarına aykırı kılık kıyafet yönetmeliği dahi öğrenciyi okula almamaya izin vermiyor, ancak uyarma, kınama veya en fazla başka bir okula gönderme gibi müeyyideler öngörüyor.

Durum bu olduğu halde meclis insan hakları komisyonu sıfatını taşıyan Zafer Üskül’ün “devlet çocuklarınızı elinizden alır ha” diye anne babaları tehdit etmeye kalkması hakkı da değildir haddi de.

Kılık kıyafet serbestîsi gibi doğal bir talebi dahi “çocuklarınızı alırım ha” diye tehditle karşılayan bir devletin çocuklardan önce aklını başına alması gerektiğine inanıyoruz.

Bu talihsiz beyanlara ilave olarak Ak Parti gurup başkan vekili Hüseyin Çelik’in ve Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun ilköğretimde başörtüsü takma talebini provokasyon olarak değerlendirmesi hukuk ve insan hakları adına kabul edilemez bir durumdur. İnsanların özgürlük taleplerinin önünü açmak durumunda olan siyasilerin bu talepleri karşılamak yerine talepte bulunanları suçlamaya başlaması siyasetin yasakçı zihniyete teslim olmaya başladığının işaretidir. İnsan hakları taleplerinin bizzat komisyon başkanı tarafından bastırılmaya çalışılması iktidar partisi başta olmak üzere bütün siyasiler tarafından ayrıca sorgulanması gereken bir ibret tablosudur.

Bu talihsiz açıklamalar sadece muhalefet partilerinin değil bizzat iktidar partisinin dahi 12 Eylül referandumunda halkın mesajını doğru okuyamadığı anlamına gelir ki çok üzücü bir durumdur.

Başta Meclis İnsan Hakları komisyonu başkanı olmak üzere en doğal insan hakları taleplerini provokasyon gibi kötü niyetli bir okumaya tabi tutan bütün siyasileri halktan özür dilemeye, bu açıklamalardan sonra insan hakları savunuculuğu kimliğinin üzerine oturmadığı açıkça anlaşılan Zafer Üskül’ü de komisyon başkanlığından istifaya davet ediyoruz.

Mazlum Der Bursa Şubesi

Yönetim Kurulu Adına, Şübe Başkanı

Av. Şakir ÇALIŞKAN

Zafer Üskül İhraç Edilmeli Ve Özür Dilenmeli !

Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, ilköğretim çağındaki çocuklarını başörtülü olarak okula göndermekte ısrar eden aileleri tehdit etmesi üzerine

25 Ekim 2010
Anadolu Haber

Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, ilköğretim çağındaki çocuklarını başörtülü olarak okula göndermekte ısrar eden aileleri tehdit etmesi üzerine Özgür-Der Diyarbakır şubesi basın açıklaması yaptı.



AK Parti, Zafer Üskül’ü Ve Onu Destekleyenleri Derhal Partiden İhraç Etmelidir!

Hükümet, Bu Küstahlık Nedeniyle Müslümanlardan Özür Dilemelidir!

Son dönemde başörtüsü yasağının üniversitelerle ilgili kısmının çözümü için siyasi partiler arasında yürütülen görüşmeler, hukuki olmayan ve hiçbir vicdana sığmayan bu yasağın diğer boyutlarını da gözler önüne sermiştir. Statüko yandaşları toplumsal baskı karşısında artık direnemedikleri için, kendilerinin dayattığı bu insanlık dışı yasağın üniversitelerde kaldırılmasını önerip buna mukabil hayatın diğer birçok alanının kamusal alan ilan edilmesi suretiyle başörtüsünün katı biçimde tüm alanlarda yasaklanmasını pazarlık konusu edinmektedirler.

Yasağın üniversitelerde sonlandırması karşılığında, ilk-ortaöğretimde ve kamu kurumlarında bu zulmün uygulanmasını talep eden ve sözde bu durumu meşrulaştırıcı söylemleri koro şeklinde dillendiren liberal, milliyetçi, sol ve ulusalcı cephenin, İslam söz konusu olduğunda nasıl da aynı kampta toplanabildiklerini, İslami değerlere karşı düşmanlıkta birbirleriyle yarıştıklarını ibretle izlemekteyiz. Bazı yasaklar karşılığında, kimi özgürlüklerin pazarlık konusu edilmesi en masum ifadeyle alçakça bir tutumdur. Hele söz konusu pazarlık İslami kimliğin hayatta tezahür eden yansımalarına karşılık beliren nefret üzerinden dayatılıyorsa; bunun insanlıkla, vicdanla ve ahlakla açıklanacak bir yönü de bulunmamaktadır.
Özgürlüklerin yasaklarla sınırlandırılmasını, çürük yapısını ayakta tutabilmek için sistemin merkezine alan Kemalist zalim düzenin müntesipleri, başörtüsünü yasaklayan tek bir yasa olmamasına rağmen, keyfi uygulamalarla toplumun tüm kesimlerinde yaygın biçimde görünürlük kazanan ve İslam’ın açık bir emri olan başörtüsüne karşı onulmaz bir düşmanlıkla saldırmayı sürdürmektedirler. İlköğretim çağındaki çocukların okula başörtüsüyle gitmelerini, provokasyon olarak nitelendiren yasakçı zihniyetin temsilcileri ve taşeronları, İslam’a karşı saldırılarını bu defa bu çocukların tercihleri üzerinden yapmaktadırlar. Kimsenin çocuklarımızın tercihleri ve inançları hakkında söz söyleme, karar alma ve onlara kafalarındaki kirlilikleri dayatma hakkı yoktur!

Çocuklarımız devletin kulları değillerdir! Devletin çocuklarımız hakkında herhangi bir tasarrufu, onlar üzerinde hiçbir hakkı bulunmamaktadır. Buna karşın son dönemde ulusalcı, Kemalist ve kimi liberaller tarafından ilköğretim çağındaki öğrencilerin başörtüleriyle okuma talepleri provokasyon olarak yaftalanmış, çocuklarımız ise provokatörlükle suçlanmıştır. Asıl provokatör, halka ve halkın tüm değerlerine on yıllardır zalimce karşı duran despot sistemin ta kendisidir!
Yine ilköğretimdeki başörtüsü direnişinin kamuoyunda yer etmesinin ardından, bunu kışkırtıcılıkla suçlayanların dümen suyuna AK Parti hükümetinin mensupları da katılmış görünmektedir. Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, ilköğretim çağındaki çocuklarını başörtülü olarak okula göndermekte ısrar eden aileleri uyararak “Bu iş daha ileriye giderse, aile çocuğu baskı altına alırsa çocuk aileden alınır. Bu yetkiler devletin elindedir. Tabii bunlar aşama aşama uygulanacak şeyler. İdare önce veliyi ikna etmeye çalışır. Şu anda yapılan bu. İkna olmazlarsa cezalar var. Çocuk aynı zamanda aile içinde baskı altındaysa ve öğrenim özgürlüğü engelleniyorsa devlet o çocuğu aileden alır ve öğrenim görmesini sağlar." deme küstahlığında bulunabilmiştir.

Kemalizm’in önemli provokatörlerinden biri olan Hürriyet Gazetesine konuşan AK Parti Mersin Milletvekili Üskül, “Bu konuda taviz verilemez. Taviz verilmesi demek o çocukların eğitim hakkının engellenmesi demektir. Aileler mevzuata karşı koymakta direnirlerse suç işliyorlar demektir. Valilerin görevlerini yapması gerekir” demek suretiyle açıkça faşist bir devlet tanımı yapmıştır ve faşizmi savunarak bu anlayışa nasıl da hizmet edilmesi gerektiğini deklare etmiştir. Her fırsatta kendisini liberal-demokrat olarak tanıtmaya gayret eden Zafer Üskül’ün açıklamalarında belirttiği şu sözler toplumu despotik yöntemlerle hizaya getirmek isteyen zihniyetin dışavurumundan başka bir anlam taşımamaktadır. Nasıl inanmamız gerektiğine, giyimimize, düşüncelerimize, yaşantımıza müdahale etmekle yetinmeyen statüko muhafızları şimdi de çocuklarımızı bizden almakla bizleri tehdit etmektedirler.

Milliyetçi-ulusal kesimlerle başörtümüzün, İslami yaşamımızın pazarlık konusu edilmesini, özgürlüklerin pazarlıklara malzeme kılınmasını şiddetle kınamakta olduğumuzu hatırlatarak; çocuklarımızı bizden almakla tehdit eden aşağılık faşist küstahlığın topluma hiçbir şekilde izah edilmeyeceğini de belirtmek istiyoruz. Bu nedenle, yıllardır çoğunlukla inanan kesimlerin oylarıyla iktidara gelen AK Parti hükümeti derhal Üskül’ün bu açıklamaları nedeniyle Müslümanlardan özür dilemeli ve Zafer Üskül ve bu zihniyeti destekleyenler partiden ihraç edilmelidir.

Son olarak ifade etmek isteriz ki; başörtüsüne sınırsız ve koşulsuz bir özgürlük tanınmaması; bu konuda asla taviz verilmeyeceğinin bizzat AK Parti’li yetkililer tarafından açıkça ifade edilmemesi; toplum nezdinde Hükümetin faşizme ve Kemalist despotizme boyun eğdiği anlamına gelecektir.

Av. Serdar Bülent Yılmaz
Özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı

Hiç bir kurum insanların giyimine karışmamalı
27 Ekim 2010
BBP İl Başkanı Küçük: Hiç bir kurumun insanların hayat tarzını tanzim etme yetkisi yoktur.

Büyük Birlik Partisi(BBP) Antalya İl Başkanı Rasim Küçük, hiç bir kurumun insanların nasıl giyineceğine, hayat tarzına belirleme, tanzim etme yetkisinin bulunmadığını söyledi.

BBP Manavgat İlçe Başkanlığı'nda basın açıklaması yapan Rasim Küçük, parlamentonun, üniversite kapılarında yıllardır ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören başörtülü kızların çilesine son vermesi gerektiğini belirtti. Başörtüsü sorunun yıllardır ülkenin kanayan yarası olduğunun altını çizen Küçük, devlet vergi alırken sen türbanlısın diye sormazken en doğal hakkı olan eğitimde ise senin başın örtülü derslere giremezsin diye ayrımcılık yaptığını kaydetti. Küçük, 12 Eylül referandumu öncesi meydanlarda halka 'başörtüsü sorununu biz çözeriz' diyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na sert tepki gösterdi. Küçük, "Kılıçdaroğlu, meydanlarda 'başörtüsünü biz çözeriz' diye bas bas bağırıyordu. Ne oldu. U dönüşü yaparak topu dışarı attı. İlkeli siyasetçinin ağzından söz bir defa çıkar. Hele hele bu toplumun ilgilendiren çok önemli bir mesele ise. Deniz Baykal'da CHP'yi yüzde 10'luk baraj altında bıraktığında da 'Başı açıkla başı kapalı kızlarımızı kucaklayacağız' demişti. Fakat yeniden Meclise girince sözünü unuttu.CHP'nin türban sorunu çözme konusunda samimiyetsiz olduğu ortada. TBMM'nin üzerinde bir güç yoksa bunu Meclis'in çözmesi lazım. İnsanların nasıl giyineceğini hangi hukuk kuralı belirleyebilir. İnsanlar başörtüsünü inancı gereği örtüyorsa kimsenin karışma hakkı yok." diye konuştu. habertaraf

TSK'nın 29 Ekim Resepsiyon Kararı
27 Ekim 2010
TSK'nın komuta kademesinin Çankaya Köşk'ünde yapılacak 29 Ekim resepsiyonuna katılmayacağı öğrenildi.
Çankaya Köşkü’nde yapılacak 29 Ekim resepsiyonuna TSK’nın komuta kademesinin katılmayacağı öğrenildi.

Komuta kademesinin Köşk’teki resepsiyon saatinde, silahlı kuvvetler bünyesinde yapılacak başka bir resepsiyonda olacağı için Çankaya Köşkü’ndeki resepsiyona katılamayacağı belirtildi. aktifhaber

CHP'nin 'Başörtü Tavrı' İstifa Getirdi
27 Ekim 2010
Partisinin başörtüsü konusundaki çelişkili ifadeleri ve anlaşmaz tavırları nedeniyle süpriz bir kararla CHP'den istifa etti...
Ordu'nun Topçam beldesinin CHP'li Belediye Başkanı Erhan Köleoğlu, partisininbaşörtüsükonusunda çözümsüzlükten yana tavır sergilemesinden dolayı partisinden istifa etti.

CHP lideriKemal Kılıçdaroğlutarafından dillendirilen 'başörtüsünü çözelim' önerisinin ardından halktan büyük destek aldığını söyleyen Köleoğlu, "Referandum öncesi İstanbul'da asılan 'başörtülülere rahibe benzetmesi yanlışlıkla oldu' diyerek halkı yatıştırdım. İstifa etmekten vazgeçtim. Ancak son olarak başörtülülere eğitim yasağının kaldırılışında mutabakat sağlanacağına inanırken, yetmezmiş gibi bir de Cumhuriyet resepsiyonu Sayın Cumhurbaşkanı'mız Abdullah Gül'ün eşi başörtülü diyeCHPyöneticileri tarafından protesto edilerek gidilmeyeceği ilan edildi. Biz taban olarak halkımıza din düşmanı değil, dinin içinde bir partiyiz derken, tepemizdekiler bizi din düşmanı gibi gösteriyor. Bu şartlar altında CHP içerisinde siyaset yapılmayacağına inancım tam olduğundan istifa dilekçemi partiye verdim." dedi.

Topçam beldesinde 3 bin kişinin yaşadığını söyleyen Köleoğlu, "Seçimlerde başörtülü ya da açık demeden herkesten oy istiyoruz. Şimdi başörtülü vatandaşımız, kızımız geliyor. 'Başkanım size oy verdim, hakkımı savunun' diyor, bu şartlarda nasıl senin hakkını CHP savunur derim ki. Yukarımızdakiler koltuk sevdasında, çözüm isteyen yok." diye tepkisini dile getirdi.

Herhangi bir partiye geçmeyerek bağımsız olarak belediye başkanlığını yapacağını hatırlatan Köleoğlu, "Yıllardır siyaset yaptığım partime vatandaşlarım adına tepki olsun diye istifa ediyorum. Parti içerisinde görüştüğüm arkadaşlardan başka illerde de var. İstifalar peşi sıra bu yanlış politikalarla gelecek. Demokrasiden bahseden bir parti, insanına demokratik olmalı. Başörtüsü yasaklansın zihniyeti bu yüzyılda artık söylenemez." diye konuştu.

aktifhaber

Başörtülü ilköğretim öğrencisi, ders başı yaptı
[img]http://www.netgazete.com/Resources/2010/10/28/300x735735_1.gif [/img]
28 Ekim 2010 Van'da dün okula başörtüsüyle girmek isteyen ancak okul yöneticileri tarafından engellenen ilköğretim okulu öğrencisi, bugün ders başı yaptı.
Dün babası Memduh S. ile başörtülü olarak geldiği Vali Mithatbey İlköğretim Okulu'na yöneticiler tarafından alınmayınca evine dönmek zorunda kalan 5. sınıf öğrencisi E.S. (12), bu sabah yine okuluna geldi. Ders saatinin gelmesini babası ile bahçede bekleyen E.S., daha sonra arkadaşları ile birlikte sıraya geçti. Andımız'ın okunmasının ardından sıradan ayrılarak okul idarecisi olan öğretmeniyle bir süre konuşan öğrenci, daha sonra baş örtüsü ile okula girdi.
Kızının ardından binaya giren ve yaklaşık 15 dakika kaldıktan sonra dışarı çıkan baba Memduh S., "Bir sorun yok, kızım başını açmadan derse katıldı" diyerek okuldan ayrıldı.
Adana, Mersin ve Diyarbakır'ın ardından dün Van'da ilköğretim okulu öğrenci E.S. baş örtüsüyle derse girmek istemiş, babası ile okul yöneticileri arasındaki kısa süreli tartışmanın ardından derse alınmayınca evine gitmek zorunda kalmıştı. netgazete

29 Ekim kutlamasında, başörtülüler kovuldu

17:00 - Cumhuriyetin kuruluşunun 87. yıl dönümü ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tüm yurtta olduğu gibi Siirt'te de coşkuyla kutlandı. Kutlamaları izlemeye gelen başörtülü bayanlar ise alandan uzaklaştırıldı. Uzaklaşmak istemeyen bayanlar kollarından tutulup alandan çıkarıldı 29.10.2010 SİİRT

TSK'dan Başörtü Görürsen Kaç Emri
31 Ekim 2010

Adana’daki Cumhuriyet bayramı resepsiyonunda yaşanan skandalın ardında TSK’nın genelgesi çıktı.
Adana’daki Cumhuriyet bayramı resepsiyonunda yaşanan skandalın ardında TSK’nın genelgesi çıktı. Genelgeye göre önce davetliler arasında başörtülü var mı yok mu istihbaratı yapılacak, yoksa davete katılınacak. Resepsiyon esnasında tesüttürlü bir davetli gelirse ‘fark ettirmeden süratle terk edilecek’

Adana’da düzenlenen Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna başörtülü davetliler gelince, resepsiyondaki subayların salonu terk etmesinin nedeninin TSK’nın yayınladığı bir genelge olduğu ortaya çıktı. Yurt çapındaki tüm birliklere gönderildiği öğrenilen genelgeyle, resepsiyonlara başörtülü davetlilerin katılması durumunda yapılacaklar adım adım sıralandı. Genelkurmay Kaynakları’ndan edinilen bilgiye göre “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonunda; Karşılamada bulunacak protokolün eşleri tesettürlü ise askeri personel programa katılmayacak. Eşler tesettürsüz ise salona girilecek ancak resepsiyon esnasında tesettürlü bayanlar görüldüğü takdirde süratle ve fark ettirmeden resepsiyon terk edilecektir” biçiminde birliklere bilgilendirme yapıldı.

İSTİHBARAT ÇALIŞMASI YAPILSIN

Ayrıca Garnizon Komutanları’nın tören ve resepsiyonlardaki tesettürlü bayan durumunu, tokalaşma krizi çıkmaması için önceden tespit ettirmek için istihbarat çalışması yapmaları da istendi. Bu bilgilendirme doğrultusunda, Askeri Personelin, başörtülü davetlilerin bulunduğu salonları sessizce terk ettikleri öğrenildi. Ancak bilgilendirmede, “fark ettirmeden” vurgusu yapılırken, Adana’da Askerlerin töreni terk etmesi fark edildi. 6. Kolordu komutanı Korg. Mehmet Eröz ve Adana Bölge Komutanı J. Tuğg. Ali Lapanta’nın katıldıkları Hilton oteldeki resepsiyonun arka kapısından çıktıkları ve basına hiçbir açıklama yapmadan ayrıldıkları görüldü.

Başörtüsüne göre protokolün krokisi





Cumhuriyet Resepsiyonları için Garnizonlara verilen “sıvışın talimatı”nın dışında Karşılama Törenleri’ne de “başörtülü eş ayarı” yapıldığı ortaya çıktı. Garnizon Komutanlıklarına gönderilen talimatlarda, Cumhurbaşkanı Gül’ün eşi ile gelmesi veya gelmemesi durumuna göre iki alternatifli karşılama düzeni geliştirdi. Gül’ün eşi ile birlikte gelmesi halinde; normal şartlarda validen hemen sonra protokolde yer alması gereken Garnizon Komutanı, Aslan Güner olayında olduğu gibi protokolün karşı tarafında bir yerde durarak Hayrunnisa hanımla el sıkışmak zorunda kalmayacak. (Şekil-1)

Gül’ün, eşsiz gelmesi halinde ise normal protokol düzeni uygulanacak. (Şekil-2)

Aynı şekilde İl Valisi’nin eşi başörtülüyse, törenlerde benzer biçimde dizilim uygulanacak.

Kaynak: Star

Başörtülüden komutana insanlık dersi
Prof. Osman ÖZSOY
01 Kasım 2010
2 ay öncesine kadar Başbakan Erdoğan'ın askeri danışmanlığını da yapan bir korgeneral, gittiği resepsiyonda başörtülü kadın görünce oteli arka kapıdan terk etti. Örtülü bayanın cevabı ise müthişti.
Lafı eğip bükmeye gerek yok.

Askerler meslekleri gereği psikolojik harbi çok iyi bilirler. Eğer bu yıl planlarında, “Ne edip etsek de, Türk Milleti’nin Cumhuriyet Bayramı kutlamalarını ağız tadınca gerçekleştirmesinin önüne geçsek” diye bir düşünceleri vardıysa, kendilerini tebrik edebiliriz:

Evet, başarılı oldular...

Geçen haftaki yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, yapılan herhangi bir iş anlamlı olmasa bile, işini kim planladığı gibi gerçekleştirebiliyorsa ve sonuç alıyorsa, aferin diyoruz. Komutanlara da bu nedenle aferin diyoruz. Eğer amaçları buyduysa, başardılar.

(..) ordunun komuta kademesi, Cumhuriyet denilince yek vücud hale gelen bu ülkeyi kutuplaştırmayı başardı. Nadide kristal bir vazo gibi insanların çatlamaması için özen gösterdiği Cumhuriyet’imizin kutlanış biçimine gölge düşürdü. Başörtülü kadınların zihninde, kendilerini bu kadar dışlayıcı görüntü sergileyenlere karşı ardı arkası kesilmeyen sorular oluştu.

Yıllarca kamuoyu araştırmalarına danışmanlık yaptım. Birçok araştırmada kurumlara güven sorusu vardır. Eskiden TSK hep açık ara önde çıkardı. 1997 yılında bir canlı yayında şunları söyledim: “Bu sonuç sadece güvenmelerinden kaynaklanmıyor. Güvenmek istemelerinden kaynaklanıyor. Çünkü en değerli varlıkları olan evlatlarını bu kuruma teslim ediyorlar ve salimen dönmesini istiyorlar. Güvenmekten başka ellerinden birşey gelmez. Çünkü öbür türlü yattıklarında asla uyuyamazlar.”

Bu nedir Allah aşkına...

Bilindiği gibi, Adana'da, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeni ile düzenlenen resepsiyonda başörtüsü krizi yaşandı. Aralarında 6'ncı Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Mehmet Eröz'ün de bulunduğu askerler, salonda bulunan başörtülü davetlileri görünce resepsiyonu terk ettiler. Subaylar eşleriyle birlikte otelin arka kapısından ayrıldılar.

Milliyet gazetesi haberine göre, Adana’daki resepsiyona katılan AK Parti Parti İl Yönetim Kurulu Üyesi Nuray Özcan, subayların davranışı konusunda gazetecilerin kendisine yönelttikleri soruya cevap verirken şunları söylemiş: “Bunu şahsım adına birkaç cümleyle değerlendirebilirim. Ben Allah ömür verirse 10 sene sonra oğlumu şu an salonu terk eden komutanlara asker olarak emanet edeceğim. (..)”

Haberlerde de izledim. Nuray Özcan Hanımefendi başörtülü bir vatandaşımız.

Başörtüsü yüzünden salonu terk eden komutanların durumunu değerlendirirken kullandığı ifadeye dikkat eder misiniz? Şunları söylüyor: “Ben Allah ömür verirse 10 sene sonra oğlumu şu an salonu terk eden komutanlara asker olarak emanet edeceğim.”

Ne kadar nazikçe ifade etmiş değil mi?

Çevremde bu haberi kim izledi ise, Nuray Özcan Hanımefendi’nin aslında, “ben bunlara evladımı nasıl emanet edeceğim?” demek istediğini algıladıklarını gördüm. Ben öyle anlamadım diyenler varsa, o da onların düşüncesi tabi ki...

Nuray Özcan Hanımefendi’nin başörtülü olduğunu gören subayların oteli hem de arka kapıdan apar topar terk etmeleri karşısında, bu vahim olay bundan daha veciz, bundan daha nazik nasıl izah edilebilirdi bilemiyorum. Bu ülkenin vatandaşlarını kılık kıyafetleri nedeniyle ayırarak salonu terk etmek ne kadar kaba bir davranışsa, bu olayı yukarıdaki sözlerle değerlendirmek de o kadar zarif ve anlamlı bir eleştiridir. Artık anlayana...

Not 1:

Adana'da, türban protestosundan bulunarak Cumhuriyet Balosu'nu terk eden 6'ncı Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Mehmet Eröz, son YAŞ toplantısından sonra bu göreve atanmış. Buraya tayin edilmeden önce Başbakan Erdoğan'ın askeri danışmanıymış. Bu subayımız görevi sırasında nasıl bir ruh halindeydi acaba? Katıldığı gezilerde başörtülü bakan eşleri yanında kaçabileceği uygun zemin bulabiliyor muydu?

Not 2:

İşin vahametine bakın ki, Adana’daki Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda yaşanan skandalın ardından bir TSK genelgesi çıkmış. Star gazetesinde yayınlanan habere göre, hazırlanan genelgede, önce davetliler arasında başörtülü var mı yok mu istihbaratı yapılacakmış, eğer yoksa davete katılacaklarmış. Resepsiyon esnasında tesüttürlü bir davetli gelirse, ‘fark ettirmeden süratle terk edileceklermiş.’

Bu yazıyı kaleme aldığım dakikaya bu haber kadar yalanlanmadığına göre, takdiri okuyuculara bırakıyorum.

HABER 7

CHP'li Üye'den Bone Tepkisi

04 Kasım 2010

Isparta İl Genel Meclisi salonunda organ nakli brifingi veren Dr. Ayşe Erdoğan, CHP'li üye Lokman Kumcu'nun tepkisi ile karşılaştı.
Isparta İl Genel Meclisi salonunda organ nakli brifingi veren Dr. Ayşe Erdoğan, CHP'li üye Lokman Kumcu'nun tepkisi ile karşılaştı. Kumcu, başında bone ve iş önlüğü ile meclis üyelerini bilgilendirmek için kürsüye çıkan Erdoğan'a bağırarak, "Burası kamusal alandır. Başörtüsü ile giremezsiniz." dedi.

Isparta İl Genel Meclisi'nin bugünkü oturumuna başörtüsü krizi damgasını vurdu. Isparta Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Ramazan Okutan, organ nakli uzmanlarıyla birlikte il genel meclisinin bugünkü oturumuna davet edildi. Organ bağışı etkinlikleri kapsamında meclis üyelerine bilgilendirmek için kürsüye çıkan Isparta Devlet Hastanesi Organ Nakli İl Koordinatörü Uz. Dr. Ayşen Erdoğan'ın başındaki bone krize neden oldu.

CHP'li Meclis Üyesi Lokman Kumcu, iş önlüğü ve bonesi ile meclis üyelerine brifing vermek için kürsüye çıkan Dr. Erdoğan'a tepki gösterdi. Kumcu, il genel meclisinin salonunun kamusal alan olduğunu, başörtüsü takılamayacağını söyledi. Kumcu'nun bu sözlerine bazı AK Partili meclis üyeleri tepki gösterdi.

İl Genel Meclis Üyesi Lokman Kumcu'nun çıkışına ilk cevap Isparta Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Ramazan Okutan'dan geldi. Başhekim Okutan, brifing verecek olan Erdoğan'ın türban değil bone kullandığını belirterek, "Bu çalışma elbisesidir. O konuda müsterih olabilirsiniz." dedi.

Oturumu yöneten İl Genel Meclisi Başkanı Kadir Dal ise, Dr. Ayşen Erdoğan'ın çalışma elbisesi ile toplantıya katıldığını söyleyerek, "Bu konuyu uzatmanın gereği yok." diye konuştu. Başkan Kadir Dal'ın sözlerinin ardından Uz. Dr. Ayşen Erdoğan, brifingine başlarken, CHP'li Kumcu, bunun üzerine toplantıyı terk etti. aktifhaber

'İkna Odası' Mucidi Zor Durumda
06 Kasım 2010

Önceki gün yaptığı açıklama ile bir kez daha şimşekleri üzerine çeken "İkna Odaları" mucidi Nur Serter hakkında suç duyurusu yapıldı
İstanbul Üniversitesi rektör yardımcısı olduğu dönemde başörtülü öğrencilere yönelik ikna odaları kuran Fatma Nur Serter, bu görüşmeleri kayda aldığını itiraf etti.

Serter'in bir röportajda dile getirdiği bu itiraf, delil olmadığı için dava açamayan öğrencileri harekete geçirdi. İlk dava 1998'de Beyazıt kampüsünde ikna odasına giren tarih bölümü 3. sınıf öğrencisi Hanife Gökdemir'den geldi. Kadıköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne 'tespit' davası açan Gökdemir, Serter'in elindeki delillere, karartma tehlikesine karşı el konulmasını istedi. Dün de Sultanahmet Adliye-si'ne giderek suç duyurusunda bulundu.

Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik bölümü öğrencisi Nevin Öner de önümüzdeki hafta başında yargıya başvuracağını açıkladı.

1998-1999 öğretim yılında İstanbul Üniversitesi'nde uygulanan ve başörtülü öğrencilerin başlarını açarak derslere girmelerine ve birçoğunun da okulu bırakmasına sebep olan 'ikna odaları' uygulaması sık sık tartışıldı. İkna odaları fiilen bilinse de resmiyette bunu ispat olanağı bulunmuyordu. Ancak 3 Kasım tarihinde Star gazetesine röportaj veren Fatma Nur Serter, uygulamanın nasıl gerçekleştiğini tüm ayrıntılarıyla anlattı. "Hukuk karşısında kendimi korumak için görüşmeleri kameraya aldım. Şimdi aradan 12 yıl geçti, zamanaşımı süresi dolduğu için imha edeceğim." şeklindeki sözleri, hem bilinmeyen bir gerçeği gün ışığına çıkardı hem de delil arayışındaki öğrenciler için bir çıkış kapısı oldu.

Nur Serter'in açıklamalarından yola çıkan Hanife Gökdemir, avukatı Cihat Gökdemir aracılığıyla Kadıköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne başvurdu. Mahkemeden, manevi tazminat davası ve ceza davasında delil olarak kullanılmak üzere ikna odası CD'lerinin muhafaza altına alınmasını istedi. Dava dilekçesinde, "Dava konusu yapılan olaylar ve ikna odalarında alınan görüntülerin yasal olarak İstanbul Üniversitesi'nin arşivinde bulunması gerekiyordu." denilirken bir örneğinin kendilerine de iletilmesini talep etti.

Avukat Yasin Şamlı ise şu değerlendirmede bulundu: "Haber verilmeden görüntü alınması, eski ve yeni Türk Ceza Kanunu'na (TCK) göre suçtur. Burada izin alınsa dahi gene suçtur. Çünkü bu izin hukuken geçerli olmayan bir iradeye dayanıyor. Hukukta bir iradenin geçerli olabilmesi için onun hata, hile ve ikrahla ifsada uğratılmaması gerekiyor. İradenin özgür olması ve kararın özgür ortamda verilmesi gerekiyor. Orada da bir korkutma var. Nur Serter'in itirafları üzerine hem tazminat hem de ceza davası açılabilir."


Bu odalar 10 yılımı çaldı
İstanbul Üniversitesi'nde başörtüsü yasağının başladığı yıl olan 1998'de Tarih bölümü üçüncü sınıfa kaydını yaptıran Hanife Gökdemir, diğer arkadaşları gibi ikna odalarından geçmiş. 10 yıl sonra dava açmasını, "O dönem ikna odasına girdiğimde dava açmayı düşündüm. Elimde bir delil yoktu ve nasıl ispat edeceğimi bilmiyordum. Kamera kayıtlarını Nur Serter'in verdiği röportajda öğrendim. Artık dava açabilecek bir delil var." sözleriyle anlatıyor. 2001 yılında okulundan mezun olan ve çalışma hayatına atılan Gökdemir, başörtülü olduğu için kendi alanında hiç çalışamamış. Kendisine ikna odasında 'psikolojik işkence' yapıldığını söylüyor. "Bunların hepsinden şikâyetçiyim. İkna odaları benim 10 yılıma mal oldu." diyor.

Edebiyat Fakültesi Arşivcilik bölümünden Nevin Öner de kayıt yaptıramadığından 4. sınıfta okulu bırakmak zorunda kalanlardan. "Belki benim görüntüm yok ama ikna odalarının tek delilleri o kamera kayıtları. Onlar da yok olursa o döneme ait deliller yok olacak. İkna odası kavramı unutulup gidecek." diyen Öner, deliller ortadan kalkmasın diye suç duyurusunda bulunacağını belirtiyor. Avukatı Necip Kibar ise ikna odalarıyla ilgili pek çok suç unsuru olduğunu belirterek, hafta başında mahkemeye başvuracaklarını söylüyor. Mazlumder İstanbul Şubesi de ikna odaları ile ilgili şikâyette bulunacak öğrenciler için bir dava dilekçesi hazırlayarak internet sitesine koydu.

Kaynak: Zaman

Ahmet Hakan kızdı: Anarşistsen anarşistliğini bil

11 Kasım 2010Star Gazetesi'nin farklı tarz türbanıyla tanınan Esra Elönü, Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'ı kızdırdı.
Esra Elönü'nün konuk olduğu Fatih Altaylı'nın programında ilköğretimde türban hakkında yorum yapmamasına Ahmet Hakan sert tepki verdi. Ahmet Hakan, Elönü'ye bugünkü yazısında anaşirstsen anarşistliğini bil diye seslendi.

İşte o yazı:

İSLAMCIDAN ANARŞİST BU KADAR MI OLUR

Esra Elönü, en anarşist türbanlıdır.
Aykırıdır, cinstir, özgündür, lafını sakınmaz, kendi cemaatinden gelen eleştirilere aldırmaz.
Makyajı farklıdır, türbanı farklıdır, konuşma biçimi farklıdır.
Asidir, isyankârdır.
Fakat durun bir dakika!
“Bizim anarşist Esra”, geçen akşam Fatih Altaylı'nın programında, “İlkokulda türbana ne diyorsun” sorusuyla karşılaşınca... Cumhurbaşkanı'ndan, Başbakan'dan bile daha sorumlu konuşmasın mı?
“Şimdi bunun zamanı değil, koşulları göz önünde bulundurmalıyız” tarzı aşırı diplomatik bir tutum takınmasın mı?
Esra kardeş! Esra kardeş!
Bir anarşist kişi, aykırılık yaparken sınırlı sorumlu kooperatif üyesi gibi davranmaz!
Anarşist dediğin ne zaman dinler, ne koşul...
Anarşistsen anarşistliğini bil!

netgazete

İSTEYEN AİLELER KÜÇÜK KIZLARININ BAŞLARINI ÖRTEBİLİR
Mehmet Şevket Eygi

DEMOKRASİNİN, insan haklarının, hukukun üstünlüğü prensibinin hakim olduğu İngiltere'ye bakalım. Orada, dindar bir Müslüman aile isterse sekiz yaşındaki kızının başını örtüyor, okula tesettürlü olarak gönderiyor.

İngiltere devleti ve hükümeti buna karışmıyor.

İngiliz eğitim sistemi karışmıyor.

Ne diyorlar?.. Ülkemizde din, inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyeti vardır. Müslümanlar tesettür kıyafetiyle dolaşırsa, çocuklarını okula tesettürlü olarak gönderirse, onların bu inancına, bu dinî uygulamasına karışmayız...

Bizde bazıları, yedi sekiz yaşındaki çocuk tesettüre girmeyi düşünmez meâlinde lâflar ediyor.

Yedi sekiz yaşındaki çocuk, baliğ veya baliğa olmadığı için mükellef değildir, ya anne babasının, yetim ise başkasının velâyeti altındadır. Müslüman bir veli, çocuğun okula başı bağlı olarak gitmesini istiyorsa öyle gidecektir.

Norveç anayasasında şöyle bir hüküm vardır: "Norveç krallığının dini, Norveç Lüteryan kilisesidir. Bu kiliseye mensup olan vatandaşlar, çocuklarını onun öğretilerine göre yetiştirmekle mükelleftir. Diğer dinlere de tam hürriyet verilir."

ingiltere'de Müslüman küçük bir kız okula başı örtülü olarak gidebiliyor da Türkiye'de niçin gidemesin?

Devletler ve hükümetler İslâm dininin kurallarını değiştiremez.

Allah'a mâsiyette kula itaat yoktur.

İslâm dinine göre 7 yaşına gelen çocuklar namaza teşvik edilir. Yedi yaşındaki çocuk için namaz farz değildir ama öğrensin, sevsin, büluğa erdikten sonra devamlı kılsın diye edilir bu teşvik.

Büluğa ermemiş kızlara da, ileride tesettüre girsinler diye başörtüsü takılır.

İlköğretimde başörtüsü olamazmış... Böyle bir iddia İslâm dininin ruhuna aykırıdır. Dinimiz ne diyor: Kızlar büluğa erdikten sonra Kur'ânın, Sünnetin, Şeriatın emri gereğince örtüneceklerdir. Birinci sınıfa giden kızlar büluğa ermemişlerdir ama daha sonraki yıllarda ve sınıflarda ereceklerdir.

Yedi yaşındaki kızların başlarının örtülmesine karşı çıkmak:

* İnsan haklarına aykırıdır.

* Din, inanç, vicdan ve inandığı gibi yaşamak hakkına aykırıdır.

* Demokrasiye aykırıdır.

Temel insan haklarından biri de şudur:

"Ebeveyn (anne babalar) çocuklarına istedikleri dinî terbiyeyi vermekte hürdür."

İngiltere bir İslâm ülkesi değil... Orada dindar bir Müslüman aile yedi yaşındaki kızını okula başörtüsü ile gönderebiliyor.

Türkiye bir İslâm ülkesi... Bizde ilköğretimde başörtüsü yasak...

Doğrusu acınacak bir haldeyiz.

Hem lâikler, hem de İslâmcılar acınacak halde...

Bizdeki lâik rejim, TC antetli resmî vesikalarla bazı kadınlara serbestçe fahişelik yapmak hakkını veriyor, bu fuhuştan KDV alıyor, bu KDV'yi bütçesine koyuyor. Ülkenin her yerinde kadın satılıyor. Her yerde randevuevleri, masajhaneler var. Bodruma 100 bin gay turist gelmesi için çalışma yapılıyor. İsteyen bikini mayoyla denize giriyor. Evlilik dışı birliktelikten olan çocuklar nüfusa geçiriliyor. Otellere gelen çiftlerden evlilik cüzdanı sorulmuyor... Bütün bu serbestlik, fuhuş, ahlâksızlık salgını içinde, ilköğretim okuluna başörtülü kız gelmesin deniliyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!..

14 Kasım 2010 Millî Gazete

İlköğretimde, lisede türban olmaz
14 Kasım 2010
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Türban özgürlüğünü nasıl görüyorsunuz?'' sorusunu, ''İlköğretimde, lisede böyle bir şey olmaz" şeklinde cevapladı.

Kılıçdaroğlu, CNNTürk'te yayınlanan Ankara Kulisi programında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, başörtüsü konusundaki açıklamaları hatırlatılarak ''Türban özgürlüğünü nasıl görüyorsunuz?'' sorusuna, ''İlköğretimde, lisede böyle bir şey olmaz. Çocuğun özgürlüğü olmaz, çocuk anne ve babanın, okulda da öğretmenin geleceğe hazırlanması için yönlendirilir. Sorgulayan bir eğitimle yönlendirilir, geleceği görmesi, olayları sorgulaması, bilgi biriminin olması istenir. O çocuk alınır, yetiştirilir. Hangi anne baba diyor ki (benim çocuğum istediğini yapsın)?'' diye yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün başörtüsü meselesine yönelik son açıklamalarına ilişkin ''doğruyu söylemiş'' değerlendirmesinde bulunan Kılıçdaroğlu, ''Başbakan Erdoğan ile Köşk arasında türban meselesine ilişkin görüş farklılığı bulunup bulunmadığı'' yönündeki soruya şu cevabı verdi:

''Sayın Başbakan bu konuda samimi değil. Sayın Cumhurbaşkanının bugünkü açıklamaları da var, yani üniversite dışında böyle bir şey olmaması gerektiğini özenle söylüyor. Buna katılıyoruz zaten biz de ama iktidar yetkilileri bu konuda ses çıkarmıyorlar. Niye ses çıkarmıyorlar? Niye net olmuyorlar? Bize gelince 'net olun' diyorlar. Netiz biz, niye sen flu kalıyorsun? Kimin inancını sömüreceksin? İnanç sömürüsü yapacaksın. İnanç sömürüsü yapmak Allah aşkına Müslümanlığa hakaret demek değil midir?'' habertaraf

Hani sorun çözülmüştü?

Başörtüsü yasağının çözümü konusunda toplumsal mutabakatın oluştuğu bir dönemde 28 Şubat günlerini aratmayan bir skandala imza atıldı. DGS'ye perukla giren başörtülü adayın kulağı görünmedi diye sınavı iptal edildi.

25 Kasm 2010
Anadolu Haber

4 ay önce peruk takarak Dikey Geçiş Sınavı'na (DGS) giren iki yıllık Açıköğretim İlahiyat Fakültesi öğrencisi Gülsüm Coşkun'un (23) sınavı iptal edildi. Sınav kaydı 'yok hükmünde' kabul edilen öğrencinin karşılaştığı muamelenin gerekçesi tam bir karamizah örneği.

Coşkun'un TBMM'ye yaptığı başvuruyla ortaya çıkan skandalda, iddiaya göre sınav salonundaki öğrencilerden sadece peruk takanların 'kulak'larını göstermeleri istendi. Kulağı görünmediği gerekçesiyle Gülsüm Coşkun'un bilgileri sınava hiç girmemiş gibi kayıtlardan silindi.

4 yıllık bir programa geçiş için DGS'ye başvuran Coşkun, sınavda yaşadıklarını şöyle anlattı: "4 Temmuz günü Üsküdar Cumhuriyet Lisesi'nde DGS'ye girdim. Sınıfları gezen bir gözetmen diğerlerine, peruk kullananların kulaklarını açtırmalarını söyledi. Ancak saçları uzun olan diğer öğrencilerden aynı şeyi talep etmediler. Ben de böyle bir ayrımcılığa hakları olmadığını söyledim ve sınavıma devam ettim. Gerçeği sınav sonuçlarının açıklandığı 8 Ekim günü öğrendim. İnternetteki sonuçlar listesinde kaydım yoktu. Sınavım iptal edilmişti."

Başvuru üzerine YÖK'e müracaat ederek bilgi isteyen TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman, "Olay, insan hakkı ihlali için ibret verici bir örnektir. Bu işin takipçisi olacağız." dedi.

Türban İlköğretime girmiş!

Radikal gazetesi DHA’ya dayandırdığı haberlerle gönüllü muhbirlik yapmaya devam ediyor.
11/12/2010

Bu fişleme değil de nedir?

Başörtüsü ile okumak isteyen Mersin Sakarya İlköğretim Okulu öğrencisi M.G.'nin uzun süredir sürdürdüğü mücadele sonrasında derse başörtüsüyle girmesi Radikal'in gözünden kaçmadı. Doğan Haber Ajansı'na dayandırdığı haberinde Radikal, "Türkiye'de ilk kez bir ilköğretim öğrencisi derste türbanı ile görüntülendi." diyerek medya tarafından fişlemelerin nasıl yapıldığını ortaya koyan yeni bir örnek daha sergiledi. Haberde kullanılan dil ise "İnsan Hakları Günü" olarak anılan bugün açısından ilginç bir sunum arz etti. (Haksöz-Haber)
İşte Radikal'in muhbirliği:

Ve başörtüsü ilköğretime girdi

Ali ŞEN - Mustafa İNSAN / Radikal
Mersin'de bir süredir Sakarya İlköğretim Okulu'na türbanı ile giren 13 yaşındaki M.G. sonunda sınıfa da türbanıyla girdi. Türkiye'de ilk kez bir ilköğretim öğrencisi derste türbanı ile görüntülendi.

MERSİN/DHA - Türkiye'de üniversitelerde türbanın serbest bırakılıp bırakılmaması tartışılırken, konuyu ilköğretim seviyesine çeken fitili ateşleyen ve daha önceki girişimleri engellenen Mersin Sakarya İlköğretim Okulu öğrencisi 13 yaşındaki M.G., dün ve bugün derse türbanlı girdi.
Geçen ekim ayında türbanla derslere girmeye çalışan ve okul yönetimi tarafından her defasında dışarı çıkartılan 8'inci sınıf öğrencisi M.G. dünkü karşı koyuşlara aldırmadan bu sabah da türbanı ile okula geldi. Bahçede türbanlı sınıfa giremeyeceği yönünde uyarılan M.G., öğretmenler eşliğinde rehberlik öğretmenleri ve idareciler tarafından ikna edilmeye çalışılırken, bir anda binanın zemin katında yer alan 8-C sınıfına girdi. M.G. en arka sıraya oturarak derse katıldı. İdarecilerin ve öğretmenlerin türbanlı kızı sınıftan dışarıya çıkartma çabaları da dün olduğu gibi sonuç vermedi. M.G, tüm uyarılara rağmen sınıftan çıkmayınca, öğretmenler de bu şekilde ders yapmak zorunda kaldı.
Türkiye'de ilk kez bir ilköğretim okulunda türbanı ile otururken görüntülenen M.G'nin sınıf arkadaşları bir anda şaşkına döndü. M.G. ise soruları yanıtsız bıraktı.
M.G'nin sınıfa türbanla girerek derse katıldığı yönünde okul idaresince tutanak tutulduğu ve konunun Akdeniz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ve ilgili birimlere bildirildiği öğrenildi.
Sütunhaber

Akyazı'da 201'nci eylem
12 ARALIK 2010

Akyazı Başörtüsüne Özgürlük Platformu, 201. kez eylem yaptı. Başörtüsü yasağına tepkinin dile getirildiği açıklamayı bu kez Mazlum-Der Şube temsilcisi yaptı.

Son günlerde yaşanan öğrenci eylemlerinin de gündeme getirildiği açıklamada, "Düşünce ve ifade özgürlüğünün üniversitelerde bizzat öğrenciler tarafından kullanılması gerekirken, bilim yuvası olarak gösterilen bu kurumlarda ne yazık ki polis kuvvetleri dolaşmaktadır.

Gençlerin düşüncelerini usulüne uygun biçimde ifade etmeleri ve eleştiri haklarını kullanmalarından daha doğal bir şey olamaz. Bu yüzden siyasetçiler, öğrenci eylemelerini eleştirirken ölçüyü kaçırmamalı ve temel hak ve özgürlüklere saygı çerçevesinde davranmalıdırlar" denildi.

Millî Gazete

MHP'de Türban modeli yine Nesrin Hanım: Aç kapa/kapa aç...
29 Mart 2011

Devlet Bahçeli, türbanlı milletvekili konusunda kriterlerinin 1999'da türbanıyla seçilen ve daha sonra başını açan Nesrin Ünal örneğini vererek açıkladı.

CHP ile AKP arasında geçen hafta türbanlı milletvekili konusu yoğun tartışma yaratırken, MHP Genel Başkanı Bahçeli bu konuda 1999'daki şartlarının geçerli olduğunu Nesrin Ünal örneğini vererek açıkladı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, türbanlı milletvekili konusunda kriterlerinin 1999'da türbanıyla seçilen, ancak TBMM'ye başını açarak giren Antalya Milletvekili Nesrin Ünal olduğunu söyledi. Bahçeli, Kütahya, Uşak gezisi dönüşünde bir grup gazeteciye çeşitli konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

'LİSTEYE KOYMAM' DEDİM

MHP lideri, Nesrin Ünal'ın aday gösterilmesi sürecini şöyle anlattı: '1999 seçimlerinde çok genişletilmiş bir teşkilat yoklaması yaptık. Baktım Antalya'da bir doktor ilk sırayı almış. 'Kimdir' diye sordum. Tesettürlü bir hanım. 'Hanımefendiyi bulun, en kısa zamanda genel merkezimize gelsinler' dedim. Geldiler. TBMM'de tesettürlü milletvekilinin girişi biraz yasak konumdaydı. 'Siz seçilebilir bir konumdasınız. Böyle bir durumda tesettürünüzü açacak mısınız, ısrar eder misiniz? Meclis'e yeni giriş sürecinde partiyi tartışma zeminine sokamam. Onun için evliyseniz beyinize, ailenize, neyiniz varsa ona sorun, öyle karar verin. Eğer Genel Kurul'da açamam diyorsanız sizi listeye koymayacağım. Ama Genel Kurul'a tesettürü çıkartarak gelirim diyorsanız bizim için sakınca yok' dedim.”

Nesrin Ünal'ın “İhtisasımızı yaparken başımı açmak zorunda kaldım ve açtım. Meclis'e hizmet sürecinde de bu görevimi yerine getiririm. Bunun da bir sakıncası yok' dediğini anlatan Bahçeli, aynı dönemde Merve Kavakçı'nın da seçildiğini hatırlatarak şöyle devam etti:

'Hatırlayacak olursak herkes tesettürsüz olarak yemin etti. Bu durumu, Merve Hanım yakinen takip etti. Sonra geldi, girdi gibi o meşhur olaylar oldu. MHP, burada açık, dürüstçe hareket etti. Türbanlı milletvekili için yine aynı şartlarımız geçerli. Bunlar artık Türkiye'nin sorunu
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2354
Konum: Avustralya

MesajTarih: Pzr Ekm 31, 2010 1:07 am    Mesaj konusu: Türban, Şapka, AKP ve Enteresan Bir Bassavcı... Alıntıyla Cevap Gönder

Türban, Şapka, AKP ve Enteresan Bir Başsavcı... -1-

Ertuğrul Horasanlı
30.10.2010



Bu garip hukuksuzluk hikâyesinde benim anlamadığım şeyi en başta söyleyeyim:

Mevzu “Atatürk İnkılâpları” ise...

Bu “inkılâplar” içinde “türban yasağı inkılâbı” diye bir “inkılâp” var mı?

Yok...

Ama “Şapka inkılâbı” diye bir “inkılâp” var mı?

Var...

Bu “inkılâb”ı mecbur tutan “671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun” halen yürürlükte mi?

Yürürlükte...

Bu kanuna uyması gerekenlerin uymamaları halinde TCK’ da “iki aydan altı aya kadar hapis cezası” verileceği yazılı mı?

Yazılı...

Peki bu kanunla şapka giymesi mecburi olan “Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilümum müessesata mensup memurin ve müstahdem”lerinden -asker ve polisi hariç tutarsak- hangisi bu şapkayı “iktisas” ediyor?

Basavcım da dahil hiç kimse...

Eee?

Bir ülkede...

Bir başsavcı, kadınlar için kanunen giyilmesi serbest olan “türban”ı yasakmış gibi göstermek için niye kendini bu kadar paralar da...

Kanunda belirtilen erkekler için, başa geçirilmesi mecburi olan ve aksi davranışın Ceza Kanunu’nda hapisle cezalandırılacağı açıkça yazılı olan “şapka” için kılını kıpırdatmaz?

***

Türban Sünnî Müslüman hanımların bir kısmımın tercih ettiği bir başörtme biçimi...

Şık, zarif, güzel...

Böyle olduğu içinde hanımlar tarafından haklı olarak tercih ediliyor...

Türban hanımlar tarafından tercih edildikçe de, ruhlarına İslâm düşmanlığı sinmiş şirret bir azınlığın karın ağrıları şiddetleniyor...

Ülkemizin nüfusunun en az yüzde 95’i Sünnî (hanefi-Şafiî) müslüman...

Bu iki mezhebe göre de müslüman hanımların büluğa ermelerinden itibaren evlerinden dışarıya çıkarken veya evlerine yanlarında örtünmeleri gerekli olan erkek misafirler geldiğinde tesettüre uymaları dinî bir vecibe/farz gereklilik...

Yani “tesettür” bu ülkenin kadın nüfusunun en az yüzde doksanbeşinin uyması gereken bir giyinme biçimi...

Ama...

Ortada bunu yasaklayan bir kanun olmamasına rağmen...

Tesettür, idarî, askerî ve yargı bürokrasisinin uyguladığı tamamiyle keyfi kararlarla yasaklanmış durumda...

Bu ülkenin kadın nüfusunun en az yüzde doksanbeşi bu keyfi yasak yüzünden Batı hukuku’na göre üç temel insan hakkından yoksun bırakılıyor:

Din ve vicdan özgürlüğü...

Öğreninim özgürlüğü...

Çalışma özgürlüğü...

Yine Batı hukukuna göre bu üç özgürlükte de, hukukî düzenleme yapılırken serbestlik esas, kısıtlama istisna...

Çok istisnaî hallerde bu özgürlüklere bir kısıtlama getiriecek ise; bu ancak kanun ile yapılabiliyor...

Bu yüzden de hemen hemen bütün Batı ülkelerinde müslüman hanımlar “tesettür” yüzünden herhangi bir yasakla karşılaşmadan bu üç özgürlüğü de rahatça kullanabiliyorlar...

Fransa ve Almanya gibi bir kaç ülke Türkiye’yi örnek alarak bazı düzenlemeler yapmaya çalışıyorlarsa da bu da iç kamu oyunda ciddi itirazlarla karşılaşıyor...

Fazla uzağa gitmeyelim...

Hemen güneyimizdeki eskiden tamamı bizim olan Kıbrıs adasının kuzeyindeki, Türk kesiminde bu üç özgürlük alanı da Türkiye’deki gibi oldu bitti ile yasak kapsamına alınmışken...

Ada’nın güneyinde aynı zamanda bir AB ülkesi olan Rum kesimi Eğitim bakanı, ilkokula türbanıyla gittiği için okul idaresi tarafından kendisine zorluk çıkarılan müslüman bir kız öğrenci için bakın ne diyor: “Kıbrıs Rum yönetiminin dinî özgürlüğe saygı duyduğunu da belirten Dimitriu, bakanlığının tüm öğrencilerin insan haklarını korumakla yükümlü olduğunu, bu yüzden Haciyannis’e vereceği yanıtın, “dinî hoşgörünün tartışmaya açık olmadığı ve ebeveynlerin çocuklarını inançlarına göre yetiştirme haklarının ellerinden alınama(z)” (*)

Rum eğitim bakanı...

“Din özgürlüğüne saygı...”

“Devletin İNSAN HAKLARINI KORUMAKLA YÜKÜMLÜ olması...”

“Ebeveynlerin çocuklarını kendi inançlarına göre yetiştirme HAKLARININ bulunmasını gözönünde tutarak ilkokula giden bir müslüman kızın başörtüsü sbebiyle öğrenim hakkından mahrum bırakılamaycağını...”

Gerekçe göstererek...

Müslüman bir ilkokul öğrencisinin okula türbanla girmesinin engellenemeyeceğini ifade ediyor...

Buna mukabil...

TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı AKP’li Zafer Üskül, başörtüsüyle ilköğretim okullarına geldikleri için ve okula sokulmayan kız çocuklarına devletin el koyarak, ailelerinden koparılmalarını ve yetiştirme yurtlarına yerleştirilerek zorla başlarının açtırılmasını istiyor...

Yuhhhh!

***

AKP, Üniversitelerde “Türbanın serbest bırakılması" karşılığında, bütün Sünnî kadınlara İlkokuldan Mezara kadar her türlü kamusal alanın temelli yasaklanmasını ve bu yasağın Anayasa’da yer almasını isteyen CHP ile kapalı kapılar ardında pazarlıklar yapıyor...

Şakirtlerse; ”Aman nuhterem kardeşim pişmiş aşa soğuk su katmayalım... Hazır üniversitelerde yasak kalkıyorken ilkokokul milkokulu şimdilik karıştırmayalım... Onu sonra şeyttiriz.” Diyerek okula türbanıyla gitmek isteyen kız çocuklarınnı arkasında dimdik duran aileleri provakatörlükle suçlacak kadar zıvanadan çıkmış görünüyorlar...

Bir “yuhh” da onlara...

***

Bir Rum bakanın hak, hukuk için taviz vermez tutumuna bakın...

Bir de “her höt” diyene “al ağam nem varsa senindir” diyen şu haysiyetsizlerin yaptığına...

Hakkın, hukukun pazarlığı, azı çoğu, orta yolu mu olur?

Bir hak varsa vardır; yoksa yoktur...

Bir hakkın, tamamından biraz eksiği o hakkın olmaması demektir...

Çünkü hak böyle birşeydir...

Siz kiminle neyin pazarlığını kim adına yapıyorsunuz?

Bu yetkiyi kimden nasıl alıyorsunuz?

Dipnot:

* Bkz: Oğuz Gürses, “Kıbrısın Rum Kesimi’nde Başörtüsü İlkokulda Bile Serbestken, KKTC’de Ayılar Kur’an Kursu Basıyor “,
http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=2879


(Devam Edecek)

BU yazıdizisnin diğer bölümleri için: http://entellektuel.s4.bizhat.com/posting.php?mode=editpost&p=4671

Kadınlardan başörtüsü yasağına parmaklıklı eylem

16:45 - Başkentte, Abdi İpekçi Parkında "başört üsü yasağını" protesto eden kadınlar, maket hapisten parmaklıklar kırılarak çıkarıldı. Dünya Demokrasi Hareketi "Özgürlük Platformu" üyelerinin bulunduğu grup, Çanakkale'de "Dur Yolcu" yazılı tepenin fotoğrafının bulunduğu ve yazının "Dur Başörtüsü" olarak değiştirildiği dövizlerle Sıhhiye'deki parkta toplandı. 30.10.2010 ANKARA netgazete

Başörtüsüne şartsız sınırsız özgürlük eylemi

17:50 - Tokat'ta, Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD) üyeleri tarafından "Baş örtüsüne şartsız, sınırsız özgürlük" eylemi yapıldı. TOKAD üyeleri, Hüdayi Sayıbaş Yeraltı Çarşısı üzerinde baş örtüsü yasağıyla ilgili bir eylem düzenledi. Baş örtüsü yasağına karşı tepkilerini dile getiren dernek üyeleri, "Kampüse özgürlük", "Örtüne, inancına sahip çık", "Baş örtüsüz asla" yazılı dövizler taşıyarak slogan attı. 30.10.2010 TOKAT
netgazete.


"Başörtüsüne şartsız, sınırsız ve her yerde özgürlük istiyoruz."
04 Kasım 2010

Beyazıt'ta toplanan çeşitli sivil toplum örgütleri üyelerinin de aralarında bulunduğu üniversite öğrencisi bir grup, okullarda ve kamu kuruluşlarında uygulanan başörtüsü yasağını protesto etti. Gösteride konuşan üniversite öğrencisi Kevser Beyazyüz, "Bu sorun köklü bir şekilde çözülünceye kadar meydanlarda olmaya, hakkımızı talep etmeye devam edeceğiz. Başörtüsüne şartsız, sınırsız ve her yerde özgürlük istiyoruz." dedi.

Anadolu Gençlik Derneği, Özgür-Der Üniversite Gençliği ve Akabe Vakfı üyelerinin de aralarında bulunduğu grup, İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü önünde toplandı.

Grup, "Başörtüsüne kayıtsız şartsız özgürlük" yazılı pankartı ve "Asıl provakatör yasakçılardır, Yaşasın başörtüsü direnişimiz, Kamuda, Üniversitede, İlköğretimde başörtüye özgürlük" şeklinde dövizler taşıdı. "Başörtüsü her yerde, hemen şimdi özgürlük, Başörtüye özgürlük" şeklinde sloganlar attı.

Grup adına konuşan Kevser Beyazyüz, "Önceki günlerde annelerimiz, dün ablalarımız bugün bizlerin muhatap olduğu bir yasak bu. Biz nesillerdir bir adaletsizlikle karşı karşıyayız ve bu adaletsizlik hala düzgün bir şekilde çözülebilmiş değil. Bu yıl eğitim-öğretim yılı başında YÖK'ün gönderdiği bir bildiriyle birlikte bir rahatlama yaşandı ve bizler üniversitelere daha rahat girmeye başladık. Ancak YÖK'ün gönderdiği bu bildiriden sonra da sorun farklı bir boyutta devam etmeye başladı. Öncelikle sorunun bir başka yansıması olarak keyfi uygulamalarla karşı karşıya kalmaya başladık. Bir üniversiteye çok rahat bir şekilde girebilirken başka bir üniversitede kampüse bile alınmadık. Bir üniversitede dersten çıkartılırken bir başka üniversitede hiçbir sorun yaşamadık." dedi.

Adalet zemininde sorunun kökten çözümünü sağlayan bir uygulama istediklerini belirten Beyazyüz, "Hizmet alan, hizmet veren ilköğretim ya da yüksek öğretim ayrımı yapılmaksızın, kamusal alan ya da özel alan ayrımı yapılmaksızın şartsız, sınırsız bir şekilde başörtüsüne özgürlük istediğimizin bir kere daha altını çiziyorum. Kimliğimizin, inancımızın bir yansıması olan giyim tarzımızın hiçbir yerde hiçbir şekilde engellenmeyeceğini, tamamen adalet eksenli bir çözüm istediğimizi tekrar vurguluyoruz." şeklinde konuştu.

Daha sonra Anadolu Gençlik Derneği üyesi Halil İbrahim Akpınar gösterici grup adına hazırlanan basın açıklamasını okudu. Akpınar, referandum sürecinde çeşitli siyasi odakların başörtüsü sorununun çözümü noktasında yaptığı açıklamaların ve YÖK'ün İstanbul Üniversitesi'ne gönderdiği yazı ile olurla bir sürece girildiği havasının yaratıldığını söyledi. Öğretim üyelerinin öğrencileri sınıftan çıkaramayacakları hükmünün ardından yasakçı üniversitelerin bir kısmının başörtüsünü serbestlik getirdiğini ifade eden Akpınar, "Yaşanan kutuplaşma sonucu bir kısım üniversitede yasağı uygulamamaya başladı. Bizler üniversite gençliği olarak, Milli Güvenlik derslerinden 'Andımız' uygulamalarına ve başörtüsü yasağına, insanların kimliklerini, değerlerini yok sayan dayatmalara tamamen son verilmesini istiyoruz" dedi. Gösteri, Grup Yürüyüş'ün öğrencilere destek vermek için söylediği ezgiler eşliğinde sona erdi. haber 1001

Tarihin ilk başörtüsü direnişçisi
Öznur Balık


7 Kasım 2010

Tarihin ilk başörtüsü yasağını biliyor musunuz? Peki ilk başörtüsü direnişçisi kimdi? Söyleyelim: İmam Rabbani!

O yasakçıya bir İmam direnmişti!

Başörtüsünün düşmanları sadece Türk laikleri değil. İlk başörtüsü yasağı ne zaman nerede uygulanmıştı?

Gündemimizi oyalayan, kenarını nakışlayan, başka konuları kışkışlayan hatta tabiri caizse göz boyayan, yüzümüze gözümüze makyaj yapıp, esas amacını kıyı bucak saptıran bir konu haline geldi örtümüz.

Başörtüsü yasağı denilince aklıma doksanlı yıllardaki acı kareler gelir önce. Üniversite kapılarında bekleyen, içeriye girsek mi girmesek mi ikilemini güz ve yaz dönemlerinde her sabah yaşayan kızlar. İmam-Hatip'lerde gözyaşı döktürmekten zevk alan Milli Güvenlik dersi hocaları... Ve daha bir sürü acı olay…

İlk başörtüsü yasağı Türkiye’de ne zaman başladı bellidir ama dünyada ilk ne zaman, kim yaptı diye merak ettiniz mi? Ben ettim, araştırdım, buldum:

Babür Şah'ın oğlu Ekber Şah

Ekber Şah; Hindistan'daki iktidar günlerinde, birçok ilke imza atmış, eline aldığı iktidar kuvvetiyle sarhoş olup ''din sentezi'' yapmak gibi ucubeliğe kalkışmış ve Müslümanlara yapmadığını bırakmamıştır bu sentezi uygulamaya çalışırken. Bir yemek yapmak istemiştir. Yemeğin adı türlüdür. Türlünün olduğu yerde İslam kalır mı hiç? O kalan ucube, İslam mıdır?

Ekber Şah o dönemde Hindistan'ın etnik yapısının karma oluşunu gerekçe sunarak Hinduizm, Müslümanlık, Zerdüştlük, Budizm, Sih, Cayinizm, Hıristiyanlık gibi birçok dinin kendince orta yolunu bulmaya çalışmış ve tüm bu dinlere mensup bireyleri tektipleşmeye mecbur kılan kurallar koymuş Ekber Şah.

Dinler arası diyaloğu dinler biribiriyle iç içe girsin diye desteklemiş

Sadece tesettür değildir üstelik asimile etmeye çalıştığı. Bu sentez; domuz eti yemeyi helal kılmış, içkiyi serbest hale getirmiş, cumaları camiye gitmemeyi normal göstermiş, eş ile münasebeti kısıtlamıştır. Yeni dinin gereğine göre davranmak zorunda kalan halk, ''bu nasıl Müslümanlıktır?'' diye şaşırıyordur herhalde. Çünkü Ekber Şah misyonerlik faaliyetlerine izin vermiş hatta şahsi hazinesinden kiliseler yaptırmıştır.

Bizdeki yasakVe ilk başörtüsü yasağı!

Hindistan ve çevresinde insanların kıyafetleri üç aşağı beş yukarı birbirine benzer. Bazı ufak farklılıklar kişilerin din, tarikat, cemiyet işareti olarak görülür. Erkeklerde türban/sarık bağlama şekli kişinin dinini gösterirdi. Kadınlarda ise kıyafetler birbiriyle aynıydı. Sadece Müslüman kadınlar saçlarını tamamen görünmeyecek şekilde örterlerdi.

İşte Ekber Şah ilk önce kendi sarayında olmak üzere başörtüsünü yasakladı. Kadınlar arasında bir fark kalmadı. Kadının dini şeklen tamamen ortadan kalktı. Ekber Şah'a göre böyle daha müreffeh bir topluluk oluşuyormuş! Tıpkı bugün ülkemizdeki başörtüsü yasağı savunucularının dedikleri gibi! Şah, başörtüsünü buna engel teşkil eden gereksiz bir giyim nesnesi olarak görmüş ve kullanılmasını yasaklamış. Dinler arası diyalogu sonuna kadar savunmuş ve bu konuda amansız davranmış olan Ekber Şah'ın uyarılması uzun sürmemiştir.

İzzetli Müslümanların direnişi

İmam Rabbani (Ahmed Serhendi) koca zulüm coğrafyasında tüm bu yapılanlara izzetlice karşı çıkan bir lider olmuştur. Sert bir tavırla kural koyan Ekber Şah'a sert bir dille eleştiri getirmiştir.

Şeriatı bilen ve hakkıyla yerine getirilmesi hususunda hassasiyet gösteren İmam Rabbani, Ekber Şah'ın yaptıklarına karşı sesini yükseltmişti. Ses çıkarmasıyla sürgüne gönderilen İmam Rabbani bir Müslümana yakıştığı gibi davranıp ‘el ile düzeltemediğini dili ile’ düzeltmeye çalışmıştır. Onun kalbinin gücü öyle tesirli olmuş ki Ekber Şah’ın oğlu ve dolayısıyla tüm ülke İmamı Rabbani’nin izinden gider olmuş.

Ya şimdi…

Modern hayatın da Ekber Şah'ları var. Asrın Ekber'leri de tektipleşme üzerine projeler üretiyor.

''Ses edenin sesi kesile!'' diyerek gözdağı veren bir imparatordan yüzlerce yıl sonra vay be, ne kadar gelişmişiz(!). Ne çok şey değişmiş dünyada(!).

Oley! Artık kalmadı öyle ''eşitlik'' adı altında sürüye dâhil etme planları. Yok, öyle ''Müslümanım ama biraz Hıristiyanlığım, biraz Yahudiliğim de yok değil.'' Diyenlerimiz, diyecektim. Radikal gazetecimiz geliverdi aklıma ama o kadar da değil!

Çok şanslıyız çok...

Kaynak: dunyabizim.com

Anahtar Kelimeler: başörtüsü imam Rabbani Hazretleri

Örtü yasağı sadece kamuda mı etkiliyor?
10 Kasım 2010
TESEV: Yasak, başörtülü kadını sadece kamuda değil, özel sektörde de engelliyor.

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın (TESEV) 'Başörtüsü Yasağı ve Ayrımcılık: Uzman Meslek Sahibi Başörtülü Kadınlar" araştırması başörtüsü yasağının sadece kamuda değil, özel sektörde de etkili olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, uzman meslek sahibi kadınlara kamusal alanda uygulanan başörtüsü yasağı, özel sektörü de etkiliyor. Araştırma, yasak dolayısıyla farklı sebeplerden özel sektörün de başörtülü kadını çalıştırmaktan kaçındığını ortaya koyuyor. TESEV Başkanı Can Paker, yasağın en başta eğitim kurumlarından, ardından da kamu sektöründen büyük ölçüde kaldırılması gerektiğini ifade etti.

TESEV tarafından 3 şehirde 79 uzman meslek sahibi başörtülü kadın, 25 erkekle yapılan derinlemesine mülakatlar sonucu hazırlanan "Başörtüsü Yasağı ve Ayrımcılık: Uzman Meslek Sahibi Başörtülü Kadınlar" raporu, düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Toplantıya TESEV Başkanı Can Paker, araştırmayı yürüten Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Dilek Cindoğlu ve TESEV Üyesi ve hukukçu Dilek Kurban katıldı. Toplantıda araştırmayı yürüten Dilek Cindioğlu, araştırmanın verilerinin paylaşıldığı bir sunum yaptı. Cindioğlu, araştırmanın başörtüsü yasağının özellikle yüksek öğrenim sahibi başörtülü kadınları nasıl etkilediğini ortaya koyduğunu belirtti.

Türkiye'de yüksek öğrenimli kadınların 80'li yıllarda iş yaşamına daha fazla oranda katılmaya başladığını aktaran Cindioğlu, yüksek öğrenimli kadınların neden yeterince çalışma hayatına katılmadığının derin bir konu olduğunu anlattı. Araştırmalarının istatistiki veriler ortaya koymadığına işaret eden Cİndioğlu, elde edilen bulgulardan başörtülü kadınların iş piyasalarına katılmasında ciddi sıkıntılar yaşadıkları, yasağın kadınların özel ve kamu sektörlerinde iş hayatına katılmasına engel olduğu gibi sonuçlara varılabileceğini aktardı.

Araştırmanın en önemli yönünün başörtüsü yasağının sadece kamuda çalışan başörtülü kadınları değil, özel sektörde çalışan başörtülü kadınları da etkilediğini ortaya koyması olduğunu belirten Cindioğlu, "Bu başörtüsü yasağından dolayı kadınları uğradığı ayrımcılıklar işverenlerin tek tek kişisel tutumlarıyla oluşan bir şey değil. Çok daha yapısal, başörtüsü yasağının varlığının getirdiği bir netice." diye konuştu.

Türkiye'deki şirketlerin büyük çoğunluğunun KOBİ diye tarif edilen az sayıda personelle çalışan şirketler olduğunu belirten Cindioğlu, "Dolayısıyla bir avukat, basın uzmanı, sosyolog bir gün içinde birden çok kurumla ve şirketle konuşmak zorunda kalabiliyor. Dolayısıyla yaptıkları işin niteliği sebebiyle ve şirketlerin küçük şirketler olması sebebiyle başörtülü kadınların çalıştırılması o şirket için bir dez avantaj olarak gözüküyor. Bu şirket sahibinin kendisinin duygu ve düşüncesinden çok başörtüsü yasağının getirdiği bir yayılma etkisinden söz ediyoruz." Şeklinde konuştu.

Türkiye'de kadınların istihdama katılımının düşmesini problematize ederken başörtülü kadınların eğitim hayatından sonra geleneksel bir bakış açısıyla iş hayatında var olmayı istemedikleri düşüncesiyle hareket edildiğini anlatan Cindioğlu, araştırmanın aslında gerçeğin hiç de böyle olmadığını ortaya koyduğunu ifade etti. Cindioğlu, "Başörtülü dindar kadınlar iş hayatında var olmayı istiyorlar. Dindar kadınların da başını örtmeyen kadınlar gibi kamusal alanda var olma talepleri var."

"BAŞÖRTÜLÜ KADINLAR GÖRÜNMEZ OLMAK ZORUNDA"

Özel sektörün başörtülü kadını istihdamının önünde bir yasak olmamasına rağmen burada da başörtülü kadın istihdamının daha az olduğunu belirtti. Araştırmanın başörtülü kadınların işe alınma aşamasından itibaren sıkıntılar yaşadıklarını ortaya koyduğunu anlatan Cindioğlu, "İşe alınırken zaten mesleki sınavlarda başı açık resim gerekiyor. Yine başvuruda bulunurken CV'ye resim koymak gerekiyor. Kapalı resim koyduğunuzda zaten bir sürü yer sizi çağırmıyor. Resim koymayıp mülakata çağrıldığınızda 'tam istediğimiz gibi bir elemansınız ama başörtüsü bizim için sıkıntı olur' cevabı alınabiliyor. "

Başörtülü kadınların ücret politikalarında da ayrımcılığa maruz kaldığını belirten Cindioğlu, zaten kadınların erkeklere göre daha az ücret aldığını, başörtülü kadınların ise başı açık kadınlardan daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldıklarını ifade etti. Cindioğlu; Şirket bünyesinde bir küçülme olduğu durumda da ilk gözden çıkarılacak kişilerin de başörtülü kadınlar olduğunu aktardı.

YASAK, HEM YASAL HEM DE KÜLTÜREL OLARAK DEVAM EDİYOR

TESEV Başkanı Can Paker ise, Türkiye'de olan başörtüsü yasağının hem yasal, hem de kültürel olarak devam ettiğini belirtti. "Bu Türkiye'de başörtüsüyle okuyup, ondan sonra meslek sahibi olmak isteyen kadınların önünü kapatıyor. Böyle bir hevesi olan kadınlarımız ya büyük zorlukları göze alıyorlar yada hiç okumuyorlar. Okumuş olanlar, yani üniversite mezunu ve meslek sahibi olanlar da okudukları mesleği uygulamakla ilgili büyük zorluklarla karşılaşıyorlar. Kamuya alınmıyorlar, özel teşebbüsün kendini laik diye tanımlayan büyük bir kısmına alınmıyorlar. Biraz daha mütedeyyin kısma ise alınsalar bile düşük ücretle alınıyorlar." dedi.

Paker, Türkiye gibi çok genç nüfuslu ve kadınlarının yüzde 60'ının başörtüsü örttüğü Türkiye'de böyle bir ekonomik gücün iş dünyasına katılmasının engellendiğine işaret etti.

Basın mensuplarının "Türkiye'de başörtüsü sorunu tartışılıyor. Bu sorunların tamamının çözümü için çözüm ne şekilde olmalı?" şeklindeki sorusu üzerine Paker şu cevabı verdi: "Bir defa eğitimden kaldırılması lazım kesin. Sadece eğitimden kaldırılması yetmez. Bu yasağın kamu sektöründe de büyük ölçüde kalkması lazım. Kamu sektöründe çalışan pek çok mesleklerde başörtüsünün hiçbir şekilde mani teşkil edeceğine inanmıyorum."
habertaraf

Türbanın Matematiği: Karşıysan Serbest Bırak
(Yasağın Matematiği, Aklın Gereği)

Behiç Gürcihan
Açık İstihbarat
10 Kasım 2010

Rivayet odur ki; işgal kapıdayken, bir iğnenin başına kaç melek sığacağını tartışıyorlarmış İstanbul'da Bizans'ın papazları.

Gerçek odur ki; işgal kapıdayken, bir başa kaç çeşit türban sığacağını ve bu başla kaç kapıdan girilip kaç kapıdan girilemeyeceğini tartışıyor düzenin papazları.

Biri türbanı özgürlüğünün bayrağı yapıyor...Diğeri türbanı hortlak örtüsü yapıp kitleleri korkutmaya çalışıyor.

Biz de hani ulusalcıyız, laikiz ya bu kavgada seçmemiz gereken taraf YSK'dan seçmen kağıdı gelir gibi önümüze geliyor.

Türbana karşı olacağız, arasıra "çenesinin altından bağlarsa sorun değil" gibi dangalakça laflar edeceğiz ve rejime karşı oldukları dillerine pelesenk olan erkekleri tepemize çıkmışken, kadınlarını "rejime karşı sembol" taşıdığı gerekçesi ile üniversiteye girmesine karşı çıkacağız.

Üzgünüm dostlar ama aklım ve vicdanım bu ezber duruşu reddediyor.

AKP gibi bu ülkeyi kiliselerle donatan, zinayı suç olmaktan çıkaran, ABD askerlerinin başarısı için dua eden bir partinin bu ülkede haksız yere İslam ile özdeşleşmesinin ve bunun üzerinden kemikleşen bir tabanla bu toprakları çiğnemesinin temel nedenlerinden birinin bu dangalakça türban tartışması olduğunu düşünüyorum.

Yıllardır AKP ve CHP ve Genelkurmay arasında yaşanan bu kayıkçı kavgasının, bu ülkenin gelecek nesillerini yetiştirecek kadınlarını rejimden soğuttuğu ve bu ülkenin kamplaşmasını geleceğe taşıdığı kanaatindeyim.

O kadar dangalakça bir tartışma ki bu içindeki kafayı tartmadan dışındaki türbanın tül hafifliği altında eziliyor.

Sadece bir örneği hatırlatayım size...

24 Kasım 2007'de Öğretmenler Günü'nde Cumhuriyeti öven bir yazı ile ödül kazanan Tevhide Kütük'ü, sırf türban giyiyor diye sahneden indirdiler. Sahneden indirilen Tevhide Kütük'e, Cumhuriyet rejimine açıkca muhalefet edenler sahip çıktı.

Tevhide Kütük örneğini milyonla çarpın ve karşı karşıya oldukları ayrımcılık sonucu bu rejimden soğuyan veya rejim düşmanı çevrelerin etki alanına giren kadınları düşünün.

Okuyamadığı için kocasına daha bağımlı hale gelen ve yaşadığı dar sosyal çevrenin kalıplarını kırma şansı azalanları düşünün.

Yanlış anlaşılmasın. Türbanı okudukça vazgeçilecek bir "gericilik" sembolü olarak görmüyorum.

Düşüncem odur ki; okuyan türbanlı bir kadının sadece türbanına değil çocuğuna da estetik duygusunu daha fazla aşılayacağına ve bu estetik duygusunun beraberinde düşünsel ve duygusal kalıpları yumuşatmaya başlayacağını düşünüyorum.

Estetize edilen hiç bir şey bünyesinde köktenciliği barındıramaz. Çeşitlenir, sorgular, sorgulatır.

Ayrıca bütün reelpolitik değerlendirmelerin ötesinde, bu ülkede bölücülük dahil olmak üzere her türlü sembolle okullara girilirken; bu devlet bölücülük dahil bir çok sembole tahammül ederken; siyasi sembol olsun olmasın inandığı için türban takan bir kadına karşı yapılan bu ayrımcılığı düpedüz insan hakları ihlali olarak görüyorum. Hakkı ihlal edilen bir insanın da , rejimin altına döşenen yıkıcı ateşlere nasıl çıra gibi düştüğünü de biliyorum.

Artık iktidarda olan bir kitleyi hala ikna odalarına alıp dangalakça argümanlarla ikna edebileceğinizi düşünüyor, toplumda ciddi oranlara sahip bir vatandaş kitlesini dışlayarak bu rejimi ayakta tutabileceğinizi düşünüyorsanız tekrar düşünün.... dünya savaşının bittiğinin farkında olmayan Japon askeri konumuna düşmeyin.

Eğer bütün bu sosyolojik, insan hakları, demokratik, insaf argümanlarına rağmen hala "türban"a karşıysanız bile türbanı serbest bırakmak zorundasınız...

Neden mi? Gelin beraber biraz hesap yapalım....

Şu üç temel varsayımı kabul etmenizi istiyorum...

1) Eğitimli bir türbanlının doğuracağı çocuk sayısı, eğitimsiz türbanlı bir kadının doğuracağı kadın sayısından daha az olacaktır. Toplumsal ortamalardan sözediyoruz; çevrenizde rastlayabileceğiniz istisnai vakalardan değil.

2) Eğitimli bir türbanlının daha açık bir dünya görüşüne sahip olma olasılığı daha yüksek olduğundan ve çocuğunu daha az baskıcı yetiştirme olasılığı yüksek olduğundan ; eğitimli bir türbanlının çocuğunun türbanlı olma olasılığı eğitimsiz bir türbanlının çocuğunun türbanlı olma olasılığından daha azdır.

3) Türbana yasağı kaldırdığınızda türbanlı nüfusun eğitim alma şansı , yasaklı duruma göre daha fazla olacaktır.

Destekleyecek saha araştırması olup olmadığından bağımsız olarak, bu üç varsayımın da makul varsayımlar olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.

Ayrıca burada olasılıklardan ve milyonlarca kişilik kitlelerden sözettiğimizi asla unutmayın. Tanıdığınız birinin bu varsayımlara ters bir durum sergilemesi anektodal bir karşı kanıttır ama istatistiki bir değeri yoktur.

İşte bu varsayımları kabul ederek basit bir simulasyon yaptığımızda gerçek rakamsal olarak ortaya çıkıyor.

Türban yasağını kaldırdığınızda ikinci nesilden itibaren toplumdaki türbanlı oranı , yasaklı senaryoya göre azalmaya başlıyor.

Ekteki Excel tablosunu indirip ( http://www.acikistihbarat.com/dosyalar/turban-yasagi-simulasyonu.xlsx ) ve bünyesindeki basit simulasyonun değişkenleri ile oynarsanız , oranları yukarıdaki varsayımlara uygun şekilde değiştirdiğinizde türbanlı oranının yasaksız senaryoda her zaman azalacağını göreceksiniz.

Örnek olarak ;

eğitimli türbanlıların ortalama çocuk sayısını 3
eğitimsiz türbanlıların ortalama çocuk sayısını 3.5

eğitimli türbanlının çocuğunun türban giyme olasılığını 0.60
eğitimsiz türbanlının çocuğunun türban giyme olasılığını 0.80

Yasaklı durumda bir türbanlının eğitim alma şansını 0.10
Yasaksız ortamda türbanlının eğitim alma şansını 0.25

olarak belirlerseniz ikinci nesile gelindiğinde, türbansız oranının, yasaklı senaryoya göre 4 puan daha yüksek olduğunu görürsünüz.

Bu oranlarla oynarak bu farkın açıldığını veya kapandığını görebilirsiniz ama yasaksız senaryoda türbansız oranı her zaman yasaklıya göre daha yüksek olacaktır.

Dediğim gibi basit bir senaryo. Toplumdaki türbanlı sayısını belirleyen değişkenleri çoğaltarak ve aralarındaki ek korelasyonları dikkate alarak çok daha karmaşık modeller yaratılabilir elbette.

Çok daha karmaşık ve bir o kadar da dangalakça tartışmalara girilebilir bu türban kavgasında.

Benim gözümde ise türbanla ilgili duruşum Tevhide Kütük vakasının bana gösterdiği kadar yalın ; hazırladığım bu basit model kadar somut.

İşgalden hemen önce iğne başındaki melekleri tartışan Bizans papazları gibi; "çene altından bağlanırsa başörtüsü değilse türban", "üzerine peruk takarsa girebilir, takamazsa giremez"; "kendisi giremez ama daha militan ileride kocası olacak türbansız erkek girebilir" tartışmalarına devam edip, koskoca bir kitleyi AKP'nin kucağına itmeye devam edeceksiniz keyfiniz bilir.

Buyrun tartışın beyler, bayanlar.... Ağırlayın birbirinizi kendi ikna odalarınızda atı alanlar çoktan Üsküdar'ı geçip surlarımıza dayanmışken.

Nimet Çubukçu:."Öğretmenin de öğrencinin de başı açık olacak!''

09 Kasm 2010
Anadolu Haber

Türban tartışmasının gündemden düşmediği son zamanlarda, ilkokullarda türban takma konusundaki tartışmalara son noktayı Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu şöyle koydu: "Yönetmelik var öğretmenin de öğrencinin de başı açık olacak!''

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün başörtüsüyle ilgili sözlerini tercüme etmeye gerek olmadığını, ilk ve ortöğretim kurumlarında öğrenci ve öğretmenlerin kılık kıyafetine ilişkin yönetmeliğin açık olduğunu söyledi.

Çubukçu, Plan ve Bütçe Komisyonunda bakanlığının bütçesi üzerindeki görüşmelerde, milletvekillerinin soru ve eleştirilerine yanıt verdi.

İlk ve orta öğretim kurumlarında, öğrenci ve öğretmenlerin kıyafetlerine, okullara başı açık gidilmesi gerektiğine yönelik yönetmelik olduğunu anımsatan Çubukçu, ''Ben Milli Eğitim Bakanı olarak ilk ve orta öğretim okullarındaki kılık kıyafet yönetmeliğinin açık olduğunu hatırlatıyorum'' dedi.

"O SÖZLERİ TERCÜME ETMEM DOĞRU OLMAZ"

Hayrünnisa Gül'ün, dün Londra'da katıldığı toplantıda, ilköğretimde başörtüsü konusuyla ilgili, ''Bu konuda yaşanan bir cehalet varsa, biz bunu da ortadan kaldıracağız. İlkokul öğrencisinin kendi isteği ile başörtüsü takması gibi bir şey söz konusu olamaz. Bu konuda karar verecek yaşa geldiğinde kararını verir'' yönündeki açıklamasının komisyon üyelerince gündeme getirilmesine üzerine, Çubukçu, ''Bu açıklamaları tercüme etmem olmaz'' diye konuştu.

Cübbeli'den İlkokulda Türbana Fetva
13 Kasım 2010

Canlı yayında Erdoğan'ın türbanla ilgili sözlerini de değerlendiren Cübbeli, ilköğretime türbanla girmek isteyen kız çocukları ve ailelere de fetva verdi. İşte Cübbeli'nin o fetvası:

"Biz onu ilköğretim, son öğretim diyerek bakamayız. Büluğa eren kızın ben fetva verebilirim. Şu anda 12’ye çıkınca yaş kaç ediyor, 17-18 ediyor. Şimdi 17-18 yaşındaki kızında başını açmazına hangi hoca fetva verebilir. Gitsin o zaman Diyanet’e sorsunlar. Büluğa erdikten sonra mükellefiyetler başlar. Başörtüsü de kadının mükellef bulunduğu, mesul olduğu farzlardandır. İslam’ın emridir bu konuda ayet vardır"

Kaynak:Sonsayfa

İkna Odası'nın canlı şahidi

İkna Odası'nın canlı şahidi Başını aç koluma gir dendiğini açıkladı işte detaylar..

15 Kasm 2010
Anadolu Haber

Hanife Gökdemir isimli ikna odası mağduru o anlarda neler yaşandığını 5N1K'da Cüneyt Özdemir'e anlattı.

Hanife Gökdemir isimli ikna odası mağduru o anlarda neler yaşandığını 5N1K'da Cüneyt Özdemir'e anlattı. İkna odalarının mucidi CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Nur Serter, öğrencilerden habersiz yapılan ikna odaları kayıtlarını vermemekte direnirken ikna odası mağduru Gökdemir o odada yaşananları 5N1K'da anlattı.

Mağdur Hanife Gökdemir ikna odalarında yaşanan olayları anlatıp " İçerde tanımadığımız daha önce fakültede hiç görmediğimiz bayanlar ve daha sonradan öğrendiğimiz bir kesin kanıt yok ama Çağdaş Yaşamı Destekleme ve Atatürkçü Düşünce Dernekleri'nden gelmişler" dedi.

BAŞINI AÇ KOLUMA GİR

Hanife Gökdemir 5N1K'da şunları söyledi:

Orada onuruz inciniyor,psikolojik işkenceye maruz kalıyorsunuz. Sizin kendinize ait bir fikriniz, bir inanışınız ve bir yaşam tarzınızın olamayacağı buranın tabir-i caizse kendi Cumhuriyetlerinin olduğu yani o odanın içinde konuşulan diyaloglar bunlar sadece benim yaşadıklarım bir de arkadaşlarımı dinlediğim zaman çok farklı şeylerle karşılaşıyoruz. Burs teklif etmekten tutunda tehdit, altı aydan bir yıla kadar okuldan uzaklaştırma, başını açacaksın ve koluma girip benimle bir tur atacaksın kampüste yada başını kayıt için açtın ama o da yetmez "buradan başı açık çıkman gerek" dendi.

İstanbul Üniversitesi Tarih bölümü okuyordum. Başarılı bir öğrenciydim ilk tercihim olarak girmiştim. İkinci sınıfta kayıt yaptırmak için gittiğimizde zaten başörtüsü yasağı ile karşılaşacağımızı biliyorduk ama buna rağmen belirlenen tarihlerde gittik. Diğer öğrenciler gibi kuyrukta beklerken iki üç bayan biz sıradaydık bizi ayırdı. Orada normalde orada olmayan paravan gibi sonradan konuşmuş , etrafı örtülmüş bir mekan bir odaya alındık. Tabi tedirgin oluyorsunuz neden diğer öğrencilerden ayrılıyoruz . Zaten başörtüsü sorunu gündemde olduğu için diğer öğrenciler tarafından bu anlaşılıyor. Onur kırıcı bir durum. İçerde tanımadığımız daha önce fakültede hiç görmediğimiz bayanlar ve daha sonradan öğrendiğimiz bir kesin kanıt yok ama Çağdaş Yaşamı Destekleme ve Atatürkçü Düşünce Dernekleri'nden gelmişler. Bize "başınızı açmanız gerekiyor" önümüze bir anket koydular bu ankette şahsi fikirlerimiz hangi liseden mezun oldunuz? başınızı neden kapattınız ? Aile zoru ile mi kapattınız ? Hangi gazete okuyorsunuz? gibi özenle sorular yazılmış.

Eğer kayıt olmak istiyorsanız da kendi el yazınız ile okulun kılık-kıyafet yönetmeliğine uyacağıma söz veriyorum yazacaksınız. Ben sözlü olarak direniş gösteriyorum ama sizin hayatınıza dair sizden daha iyi bilir tarzda cevaplarla her yolu deniyorlar.

Başıörtülü Öğrenci Sınıftan Çıkmayınca Tecrit Edildi!

Mersin'de başörtüsü ile okumak isteyen ilköğretim 8. sınıf öğrencisi okul yönetimi ve öğretmeler tarafından psikolojik baskı ve tehditlere maruz kalıyor. Öğretmenler adeta eğitim hakkını elinden almak İstediysede fayda etmedi,

02 Aralk 2010
Anadolu Haber

Sakar İlköğretim Okulu 8. Sınıf öğrencisi Maşallah Gül, başörtüsü ile okumak istediği için okul idaresi ve öğretmenler tarafından uygulanan çeşitli baskılarla zorunlu olan eğitim hakkının engellenmek istendiğini söyledi.

Zorunlu olan 8 yıllık kesintisiz eğitim hakkının gasp edildiğini belirten Maşallah Gül, başörtüsü taktığı için başına gelenleri şöyle anlattı:

Dün diğer öğrenciler gibi Sakar okula gittim ve öğrencilerle birlikte sınıfa girdim. Sınıfa gelen müdür yardımcısı beni rehber öğretmenin odasına götürerek eğitimimden geri kalmama sebep oldu. İki ders rehberlikte bekletildikten sonra dışarı çıktım. 3. derste resim dersine girdim. Öğretmen resim dersini dışarıda işledi ve öğrencilere not verdi fakat bana not vermedi. Resim dersi bittikten sonra tüm öğrencilere sınıfa girdik. 4. dersin zili çalınca İnkılâp Tarihi öğretmeni derse geldi. Öğretmen beni görünce direk gitti ve bayan olan müdür yardımcısını çağırdı. Müdür yardımcısıyla birlikte sınıfa geldiler. Müdür yardımcısı "kızım sınıftan çık" dedi. Bunu üç defa tekrarladı fakat ben dışarı çıkmayacağımı sınıfta kalacağımı söyledi.

Bunun üzerine ders öğretmeni ile müdür yardımcısı sınıftan çıktılar. Aradan belli bir süre geçtikten sonra öğretmen dışardan bir öğrenci göndererek herkesin dışarı çıkmasını ve dışarıda ders işleneceğini bildirdi.

Ben de diğer öğrencilerle birlikte dışarı çıktım fakat ortada ne öğretmen vardı ne de ders. Öğrenciler serbest bırakılmışlardı. Sınıfa girmek isteyen öğrencileri de öğretmen sınıftan çıkartıyordu. Böylece 4. ve 5. dersler boş geçti"

Kendisini sınıftan çıkarmaya hakkı olmayan öğretmenin çareyi tüm öğrencileri dışarı çıkartarak ders işlememekte bulduğunu dile getiren Gül, "Öğretmenin yaptığı bu işlem tamamen suçtur. Hem benim hem de sınıf arkadaşlarımın derslerinden geri kalmasına sebep oldu. Okuldaki yönetim ve öğretmenlerin uygulamaları benim psikolojimi etkiledi ve ben 7 günlük rapor aldım. Bundan dolayı bugün okula gitmedim" dedi.

Bunun üzerine okul idarecileri sınıftaki öğrencileri dışarı çıkarttı. Öğretmen, banklara oturan öğrencileriyle bahçeye ders yaptı. M.G. de sınıfta tek başına oturdu, öğle tatilinde evine gitti.

Başörtülüler Otobüsten İndirildi

Bir grup kız öğrenci, YÖK'e suç duyurusunda bulundu.

27 Ekim 2010
Anadoluhaber

Arazi eğitim uygulaması için otobüsle Çubuk'a giderken başörtülerini çıkarmadıkları gerekçesiyle hocaları tarafından yolda otobüsten indirildiklerini öne süren bir grup kız öğrenci, YÖK'e suç duyurusunda bulundu.

* Başörtülüler önce otobüse alınmak istenmedi.

YÖK önünde konuya ilişkin basın açıklaması yapan Memur-Sen Ankara İl Başkanı Mustafa Kır, Ankara Üniversitesi Peyzaj Mimarisi Bölümünde okuyan bir grup öğrencinin, bölüm hocaları tarafından arazide eğitim uygulaması için bugün otobüsle Çubuk Karagöl'e götürüldüğünü söyledi. Kır, ''Ancak 6 öğrenci başları kapalı olduğu için hoca tarafından bizzat başları açılmaya, açmadıkları takdirde otobüsten indirilmeye zorlanmıştır. Ardından bu öğrenciler otobüsten indirilerek eğitim uygulamasından mahrum bırakılmıştır'' dedi.

Laikliğin, din düşmanlığı olmadığını, din ve vicdan özgürlüğünün, inanç ve ibadet hürriyetinin garantisi olduğunu belirten Kır, şöyle konuştu:

''Ne Anayasamızda, ne yasalarda, ne YÖK Kanunu'nda, ne YÖK Disiplin Yönetmeliği'nde, ne Atatürk ilkelerinde başörtüsünü ima yoluyla bile yasaklayan bir ifade vardır. Anayasa'nın amir hükmüne göre, özgürlükler ancak yasalarla sınırlandırılabilir. Böyle bir sınırlandırma da yoktur. Dolayısıyla bu yaşananlardan dolayı öğrenciler tarafından hocaları hakkında YÖK'e suç duyurusunda bulunulacak ve sendika olarak bunun takipçisi olacağız.''

Açıklamanın ardından, öğrenciler adına hazırlanan dilekçe, YÖK Başkanlığına verildi.

Bilirkişi yeminine başörtüsü engeli

24 Aralık 2010 Adana'da iki kadın mali müşavir, başörtülü oldukları gerekçesiyle bilirkişi yemini yapamadı. Komisyon başkanının "Başınızı az açarsanız yemin edebilirsiniz" sözleri üzerine büyük şok yaşayan adaylar, bu tuhaf teklifi reddederek salondan ayrıldı. Zaman gazetesinin haberine göre; Adana Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu'nca oluşturulan 2011 yılı bilirkişi listesine kabul edilen 429 kişinin yemin töreni Adliye Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi. Farklı mesleklerde çalışan bilirkişi adayları, Adalet Komisyonu Başkanı Mehmet Sabri Kumsal, komisyon üyesi Cumhuriyet Başsavcısı Sabri Beytorun ile üye Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Battal Özer'den oluşan heyet önünde tek tek yemin etti. İddiaya göre sıra başörtülü mali müşavirler Keziban Seyitler ile Nuran Kayagil'e geldiğinde komisyon başkanı Kumsal, bayanların ancak "başlarını az açmaları" halinde yemin edebileceklerini söyledi. Bunu kabul etmeyen iki bayan, yemin etmeyerek salonu terk etti.

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Keziban Seyitler, komisyonun başörtülü fotoğrafları ile müracaatlarını kabul ettiğine dikkat çekerek, şunları anlattı: "Tam yemin edeceğimiz sırada komisyon başkanı başımı açmamı istedi. Kabul etmedim. Çok kalabalık olduğu için hiç konuşmadan 'çıkıp sonra geleyim diye' düşündüm. Sonra başörtülü arkadaşım Nuran ile ikinci kez yemin için heyetin huzuruna çıktık. Ancak komisyon başkanı, 'Başörtülü salonda oturabilirsiniz. Ancak burası kamu yeridir. Yemin sırasında başınızı açmanız gerekir. Kamuda başörtüsü olmaz.' dedi. Biz de başımızı açmayarak salonu terk ettik."

Piyasada başörtülü olarak serbest mali müşavirlik yaptıklarını belirten Seyitler, "Başvuru evrakımızdaki fotoğraf başörtülüydü. Madem bu şekilde yemin ettirmeyeceklerdi adımızı listeye koymasaydılar. Komisyondan geçerken bunun görülüp formlarımızın kabul edilmemesi gerekiyordu. Bir sürü masraf yaptık. Yemin için salona kadar geldik. O kadar insanın içinde yemin edemeyince utandım. Sesimi bile çıkartamadım. Aslında gidiyordum, ancak aynı durumdaki arkadaşım geri getirdi. Rencide olduk" diye konuştu.

Mali Müşavir Nuran Kayagil de komisyon başkanının "az başınızı açın" yaklaşımını mantıklı bulmadığını ifade ederek, şunları söyledi: "İnancımız için başımızı örtüyoruz. Bunun azı çoğu olmaz. Çocuk oyuncağı değil ki. Kaldı ki kamu görevlisi değil, serbest çalışan insanlarız." "Keşke başvurumuz reddedilseydi de kalabalığın içinde bu şekilde rencide edilmeseydik. Oraya gitmeseydik." diyen Kayagil, mağduriyetlerinin giderilmesi için gerekeni yapacaklarını sözlerine ekledi.

Konunun başka yönlere çekilmemesini isteyen Komisyon Başkanı Mehmet Sabri Kumsal ise bilirkişiliğin kamu görevi olduğunu bildirdi. Kumsal, "Başörtülü bayanların salonda bulunmalarına müdahale edilmedi. Sadece kürsü önündeki yemin sırasında başlarını 'az' açmalarını istedim. Başörtülü mali müşavirlerden bir tanesi 'biraz düşüneyim' diyerek geri gitti. Yemin için ikinci kez geldi. Fakat ben tekrar başlarını 'az' açmalarını hatırlattım. Onlar 'o zaman biz yemin etmeyiz' deyip salondan ayrıldılar." açıklamasında bulundu. netgazete

Başörtüsü yasağına Kürtçe dövizli tepki
01 Ocak 2011 İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) Bursa Şubesi'nin her ay düzenlediği başörtüsüne özgürlük eylemine bu defa başörtüsü mağdurlarının taşıdığı Kürtçe dövizler damgasını vurdu.

MAZLUMDER'in Bursa Şubesi tarafından her ayın ilk cumartesi günü düzenlenen ''başörtüsüne özgürlük'' eylemlerinin 13'üncüsüne Kürtçe dövizler damgasını vurdu. Onlarca başörtülü kadın ve küçük çocukların katıldığı eylemde, "Başörtüsü Allah'ın, yasak kimin emri", "Yasak sürüyor, duyuyor musunuz?", "Başörtüsü oy deposu değildir", "Yasak bitene kadar asla durmayacağız, yılmayacağız, pes etmeyeceğiz" şeklinde pankartlar açıldı. Ayrıca Kürtçe yazılı pankartlar da olması dikkati çekti.

MAZLUMDER adına konuşan Zehra Direk, 2011 yılının ilk gününü de maalesef başörtüsü yasağını protesto ederek girdiklerini belirterek, "Üniversitelerde sözde kaldırılmış olmasına rağmen kılık ve biçim değiştirerek sinsice sürdürülmeye çalışılan başörtüsü yasağı, orta ve ilköğretimde tavizsiz bir şekilde uygulanmaya devam etmektedir. Kamu çalışanları ve buna özenen birçok özel işyerinde de maalesef yasak uzun ömürlü yaşantısını sürdürmektedir" dedi.

Direk, sözlerini şöyle sürdürdü:

"YÖK'ün çok açık talimatına rağmen, hiçbir kanuni gerekçesi olmayan başörtü yasağı Uludağ Üniversitesi'nde halen uygulanmaya çalışılıyor. Başörtülü öğrencilerin eğitim haklarını engelleyen öğretim görevlileri ve onları yemekhaneye sokmak istemeyen güvenlik görevlileri hakkında "eğitim ve öğretimi engelleme", "ayrımcılık yapma" ve "görevi kötüye kullanma" suçlarından suç duyurularında bulunacağız. Mağdur öğrencilerin yanında olacağız". haber7

Özgürlükçüymüş Duy da İnanma !
02 Ocak 2011
Malatya İnönü Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Göknur Aktay'dan başörtüsü skandalı...
Derslere ve sınavlara başörtülü giren öğrenciler hakkında tutanak tutan Malatya İnönü Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Göknur Aktay'ın, “Başörtüsü taktığınız için sonuçlarına katlanacaksınız” dediği öğrenildi. Dekan'ın hükümete kafa tutar nitelikte sözler sarfettiği de iddia edildi.

Malatya İnönü Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nde Nur Serter döneminden kalma ‘ikna odası'na benzer skandal bir uygulamanın yapıldığı ortaya çıktı. Üniversitenin Eczacılık Fakültesi'nde okuyan başörtülü öğrencilerin, Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Göknur Aktay tarafından ikna odasına benzer bir girişimle başlarını açmaya zorlandığı ortaya çıktı..

13 ÖĞRENCİYE BAŞÖRTÜLÜ OLDUĞU GEREKÇESİYLE TUTANAK!

13 öğrencinin başından geçen olayı, bu kişilerin arasında bulunan ve ismini vermek istemeyen bir öğrenci şöyle anlattı: “Yaklaşık bir ay önce Eczacılık Fakültesi öğrencilerinin ‘Biyo İstatistik' sınavında, sınıfa giren Dekan Göknur Aktay, öğrencilerin başörtülü şekilde sınava giremeyeceklerini, aksi halde tutanak tutacağını söyledi. Benimle beraber 12 tane daha başörtülü öğrenci vardı. Asistanları bizim isimlerimiz tek tek not aldı ve gitti. Aradan bir ay geçtikten sonra sınıfa bir kağıt asılmıştı. Kağıtta isimlerimiz yazılmış ve dekanlığa gelmemiz isteniyordu. Arkadaşlarla beraber dekanlığa gittik. Dekan önce tek tek bizi yanına aldı. Tutanak tuttu ve imza attırdı. Başörtülü şekilde öğrenime müsaade etmeyeceğini söyledi.”

İNÖNÜ'NÜN ECZACILIK DEKANI, NUR SERTER'E Mİ ÖZENDİ?

İnönü Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Aktay'ın tutumunu Nur Serter'in ‘ikna odasına' benzeten öğrenci, sonrasında yaşananları şöyle ifade etti: “Daha sonra bizi ikişer ve üçer gruplar halinde tekrar içeri aldı. Nedenbaşörtüsütaktığımızı sordu. Buna mecbur olmadığımızı söyledi. ‘Birkaç saat saçınız açık kalsa ne olur? Okula gelirken açın, çıktıktan sonra tekrar kapatırsınız. Ya burada ilim öğreneceksiniz ya da başörtüsü taktığınız için sonuçlarına katlanacaksınız. Benim anneannem de başı örtülüydü ama bir topluma girdiği zaman saygıdan başını açıyordu. Şimdi bir çok yerde başörtüsüyle derslere giriliyor ama önümüzdeseçimvar, ileride ne olacağı belli olmaz. Bakarsınız ben bu tutanakları tuttum diye Silivri'den Ergenekoncu olarak size el sallayabilirim' dedi. Bu söylediklerine bir anlam veremedik. Dekanımız adeta Nur Serter'in ikna odasına benzer bir tutum sergiledi.”

DEKAN AKTAY SORULARI CEVAPSIZ BIRAKTI

Öte yandan konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Göknur Aktay, sınava başörtülü giren öğrenciler hakkında tutanak tuttuğunu yalanlamazken, ikna odası benzetmesini reddetti. Aktay, konuyla ilgili bilgi vermek için rektörlükten izin alması gerektiğini söyledi. “Ben özgürlüklerden yanayım” diyen Aktay, “Başörtülü öğrenciye tutanak tutmak ve ‘Başını bir saat açsan ne olacak' demek özgürlük mü?” şeklindeki sorumuza ise cevap vermekten kaçındı.

Kaynak: Yeni Akit

MİÜ'de Başörtüsü Olayıyla İlgili İnceleme Başlatıldı
03 Ocak 2011
Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemil Çelik, Prof. Dr. Göknur Aktay'ın, başörtülü öğrencilerin başlarını açmaya zorladığı iddialarına ilişkin inceleme başlatıldığını bildirdi.
Rektör Çelik, düzenlediği basın toplantısında, İnönü Üniversitesi’nin son yıllarda hoşgörülü, dengeli ve demokratik bir yönetim anlayışı ile huzurun egemen olduğu bir ortama kavuştuğunu söyledi. Çelik, kentin ileri gelenleri, sivil toplum örgütleri ile yerel yöneticilerle diyalog geliştirilerek bir atılım süreci yakalandığını belirtti. Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Göknur Aktay’ın başörtülü öğrencilerin başlarını açmaya zorladığı iddialarına da değinen Çelik, “Yönetim anlayışımıza göre ‘ikna odaları’ gibi tarihe gömülmesi gereken çağdışı yaklaşımların üniversitemizde zemin bulması mümkün değildir.” dedi.Üniversitede geçmişte birçok sıkıntının yaşandığına işaret eden Prof. Dr. Çelik, geçiş döneminde bazı yanlış anlamaların olmasının yaşanan sürecin doğasından kaynaklandığını ifade etti.

Çelik, şunları söyledi: “Akademik özgürlük ortamı ve demokratik üniversite anlayışının egemen kılınmaya çalışıldığı üniversitemizde hiçbir öğrencimizin kılık ve kıyafetinden dolayı öğrenim hakkından yoksun bırakılmaları ve faklı bir uygulamaya maruz kalmasını kabul etmemiz mümkün değildir. Başörtüsü konusunda yaşanan sıkıntı ile ilgili inceleme başlatıldı. Sonuçları kamuoyu ile paylaşılacaktır.” aktifhaber

Kamuda başörtüsüne koşullu izin
13 Ocak 2011
Geçen yıl burka yasağını tartışan İsviçre, bu yıl kamuda türbana kısmi serbestlik tanıyor, kamu çalışanlarına işyerinde namaz izni veriyor.

Müslüman bir kadın gazetecinin devlet radyo televizyon kurumuna yaptığı iş başvurusunun ardından başlayan tartışmalar, Müslüman kamu çalışanlarının haklarını genişletti.
İsviçre Adalet Bakanlığı, üzerinde dinî semboller bulunduran çalışanların uyması gerekli kuralları belirlerken; türban ve namaz gibi konularda kamu idarelerinde yapılacak uygulamalara da açıklık getirdi.

Devlet Demir Yolları İdaresi, Sivil Havacılık Dairesi, Posta İdaresi gibi kamu kurumu niteliği taşıyan birimler ile kantonal veya federal devlet dairelerinde çalışan Müslümanlar için genel kural, namaz kılmaya izin, türbana kısıtlı serbesti şeklinde ortaya çıktı.

Adalet Bakanlığı Basın Sözcüsü Marc Schinzel, Deutsche Welle Türkçe’ye yaptığı açıklamada İsviçre’nin laik devlet yapısına vurgu yaparak, “kimsenin kılık kıyafetine karışmayız” dedi.

Türbana sınırlı izin

Sözcü Marc Schinzel, dikkat çekecek büyüklükte haç, türban, Yahudilerin kipası veya Müslüman erkeklerin takkesi gibi sembolleri bulunduranların, kamu kurumlarında vatandaşla doğrudan ilişki içinde olan işlerde ise çalıştırılmadıklarını kaydetti.

Bunun nedeni olarak da hizmet alanın bu sembolleri takandan âdil ya da yeterli hizmet alamayacağını düşünmesi olarak gösteriliyor.

Türban takan bir kadın çalışan, hizmet alan yurttaşla teması olmaması kaydıyla, kamu kurumunda türbanıyla çalışabiliyor, hatta kariyer bile yapabiliyor. Buna örnek olarak İsviçre devlet radyo televizyonunun internet portalında görev yapan türbanlı kadın yöneticiler gösteriliyor. Bu durumda türbanıyla çalışmak isteyenler için uygulanan tek şart, yüzde peçe olmaması.

Dinî sembol takmanın mahkemelerce yasaklanan istisnaları da var. Öğretmenlik, hemşirelik, doktorluk gibi mesleklerde dini sembol takarak çalışmak mahkeme kararlarıyla engelleniyor. Geçtiğimiz yıllarda türbanla derslere girmek isteyen bir öğretmenin açtığı davada mahkeme, öğretmenin öğrencilere liderlik yapmasına vurgu yaparak, türbana izin vermemişti.

İş yerinde namaza yeşil ışık

İsviçre Adalet Bakanlığı Sözcüsü Marc Schinzel, kamu kurumlarının, çalışanların işlerini aksatmamaları ve iş güvenliğini tehlikeye atmamaları şartıyla, namaz kılmalarına izin verilmesi gerektiğini söyledi. Bu kişilerin namaz kılmaları için diğer çalışanlar tarafından da sakin bir ortamda kitap okumak ve istirahat etmek için kullanılan dinlenme odaları bir çözüm olarak sunuluyor. Bu durumun bir istisnası ise askerlik hizmeti sırasındaki eğitimler.

Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: İsviçre'de İslam ile ilgili tartışmalar son yıllarda gündemden düşmüyorTartışma nasıl başladı?

Mısır asıllı, İsviçre vatandaşı türbanlı bir kadın gazetecinin İsviçre Radyo Televizyonu'nun (SRG) açtığı sınavı kazanması ve türbanıyla çalışmak istemesi ülkede tartışma yaratmıştı. Neuenburg kantonunda yaşayan kadın gazeteci iş başvurusu yaptığı Batı İsviçre radyosunda daha önce türbanlı olarak staj yapmıştı. Buna karşın, gazetecinin staj döneminde sadece büroda çalışması nedeniyle radyo yöneticileri, türbanlı olarak büro dışında habercilik yapmasını uygun bulmadılar.

SRG basın sözcüsü Daniel Steiner’in Deutsche Welle’ye yaptığı açıklamaya göre, türbanlı kadın gazetecinin işe alınıp alınmayacağı henüz belli değil. SRG, çalışanlarının iş yerinde dini inançları gereği yapmak istedikleriyle, kullanabilecekleri sembollere ilişkin düzenleme yapma kararı aldı. Yönetim kurulunun bu ay sonuna kadar konuyu netleştirmesi bekleniyor. Sözcü Steiner’in verdiği bilgiye göre, yine SRG’ye bağlı internet portalı swiss.info’nun Arapça servisinde türbanlı kadınlar sınırlamayla karşılaşmadan görevlerini sürdürüyor.

Devlet televizyonunda türbanlı muhabir

İsviçre devlet televizyonunda da Fas asıllı türbanlı muhabir Raschida Bouhouch görev yapıyor. Bouhouch, işe başlamasının hemen ardından, türbanını boynunu ve kulaklarını açıkta bırakacak şekilde, kasket stilinde bağlayarak, tartışmaların büyümesine engel olmuştu. Raschida Bouhouch, halen “Sternstunden” adlı programda, sokak röportajları yapıyor.

Deutsche Welle Türkçe

ÇYDD'den Çıkan SKANDAL Mektup
05 Şubat 2011
Yekta Güngör Özden’in ÇYDD’ye gönderdiği mektup, Cumhuriyet mitingleriyle engellenemeyen Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’nı önlemek için nelerin göze alındığını gözler önüne serdi.
Ergenekon soruşturması kapsamında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde (ÇYDD) yapılan aramalar sırasında bulunan ve eski Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Yekta Güngör Özden tarafından kalema alınan mektupta, eşi başörtülü cumhurbaşkanının ‘vatana ihanet’ suçlamasıyla Yüce Divan’a nasıl gönderilebileceğini anlatıyor.

ÇYDD’nin 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce, eşi başörtülü birinin Köşk’e çıkmasını önlemek ve buna yasal gerekçeler bulmak için bazı hukukçulardan görüş istediği ortaya çıktı.

ÇYDD’nin Abdullah Gül’ün Köşk’e çıkmasını engellemek için hukuki gerekçe bulmasını istediği isimlerden biri de eski AYM Başkanı Yekta Güngör Özden olmuş. ÇYDD’ye gönderdiği cevap yazısında üniversitelerde başörtü yasağına temel teşkil eden AYM kararının gerekçesini yazmak ve 1973’te başörtülü bir avukatı Baro’dan atmakla övünen Özden, Gül’ün Köşk’e çıksa bile Yüce Divan yoluyla indirilebileceğini savunuyor.

BAŞÖRTÜSÜ DEĞİL SIKMABAŞ DİYOR
Cumhurbaşkanı Gül’ün ismini vermeden eşinin başörtüsü modelini ‘sıkmabaş’ olarak nitelendiren Yekta Güngör Özden “Sıkmabaş İslam’ın değil, Siyasal İslam’ın simgesidir. Dinsel hiçbir zorunluluğu yoktur” fetvası verdikten sonra, bu tür bir başörtüsünü kullanmanın “devlet katında ve kamusal alanda” kullanılamayacağını iddia ediyor.

Kulanan kişinin Cumhurbaşkanı’nın eşi olması durumunda Cumhurbaşkanı’nın da kullandıran olacağını savunan Özden, şu ilginç değerlendirmeyi yapıyor: “Kullanan Hanım için uygulanacak bir kural bulunmamaktadır. Başını istediği biçimde örter. Bu engellenemez. Ancak, bu biçimi yukarda belirttiğim alanlarda kullanamaz. Bunu sağlayacak olan da o alan ve ortamlarda sorumlu olanlardır. Bunların başında Cumhurbaşkanı gelir. Cumhurbaşkanı bu biçimin engellenmesi için görevlilere buyruk vermiyorsa, eşini kendisi engellemiyorsa suçun- sakıncanın oluşmasının başlıca sorumlusudur.”

CHP’Yİ HAREKETE GEÇİRMEK LAZIM
ÇYDD yönetimine, Anayasa’nın 105. maddesine göre Cumhurbaşkanı’nın sadece ve sadece ‘vatana ihanet’ suçundan yargılanabileceğini hatırlatan ve diğer yargılama yollarının tamamının kapalı olduğunu anlatan eski AYM Başkanı Özden, Cumhurbaşkanı’nı yargı önüne çıkarmanın tek yolunun ana muhalefet partisi CHP’yi harekete geçirerek ‘vatana ihanet davası açtırmak olduğunu belirtiyor. Özden’in ‘vatana ihanet’ için gerekçeleri de şöyle:

HUKUK KILIFI NASIL UYDURULACAK?
“Bu öneride olay ayrıntısıyla ortaya konulup özellikle Cumhurbaşkanı andı, Anayasa’nın 2. maddesindeki laiklik ilkesi, Anayasa Mahkemesi’yle öbür yargı mercilerinin kararlarındaki amaç ve doğrultu, sıkmabaşlı Cumhurbaşkanı eşinin kötü örnek olması, Çankaya’nın yapısına ve konumuna uymadığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin içte ve dışta modern-çağdaş niteliklerini gölgelemekten öte karattığı anlatılır. Vatana İhanet Yasası 1993’de yürürlükten kaldırıldı. İhanet yalnız casusluk ve benzeri durumlarla sınırlandırılamaz. Bir Cumhurbaşkanı için kötü söz kullanmak bile ihanet kapsamında görülebilir.”

Hukuki bir değerlendirme yapmıştım

ÇYDD’ye gönderdiği mektuptaki önerileriyle ilgili olarak star’ın sorularını cevaplayan Yekta Göngör Özden, kendisinin şahıslar ile alakalı bir şey hazırlamadığını, ÇYDD’den on yıl önce ayrıldığını, 3-4 yıl kadar önce Türkan Saylan’ın isteği üzerine laiklikle alakalı hukuki bir mutalaa hazırladığını söyledi. Kendisinin milletvekilleri ile ilgili düşüncelerinin açık olduğunu, vekillerin milletvekili andına uymak zorunda olduğunu ve bu anda uyulmaması durumunda Meclis isterse Yüce Divan’a gönderebileceğini belirten Özden, kendisinin hazırladığı mütaalanın açık olduğu ve bilimsel, hukuki verileri içerdiğini söyledi.

star

Başörtülü Öğrenciye Mahalle Baskısı !!
11 Şubat 2011

Üniversitede kıyafet özgürlüğüne 'Mahalle baskısı' diye çığırtkanlık edenlere özel haber: İşte 'hadi hadi' seslenişleri ve alaylar eşliğinde bira aldırılan öğrenciye çektirilenler...
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Gezisi sırasında bölüm hocalarından biri başörtülü öğrensine BİRA aldırıyor ve içiyor... Ortaya işte bu inanılmaz görüntüler çıkıyor...

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Öğretim Üyelerinden Gökhan Eken'in, bir gezide, başörtülü öğrencisine “mahalle baskısı” ile bira aldırdığı iddia ediliyor.

Youtube'da yayına konulan videoda görüntülerin Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Gezisi sırasında çekildiği iddia ediliyor.

Videoda, bir büfe önünde içi dolu bir minibüs ve başörtülü bir bayan görülüyor.

Bayan çantasından para çıkarırken, minibüstekiler “hadi hadi” diye, arkadaşlarından bira almasını istiyorlar.

Başörtülü bayanın çekingen davranışları karşısında minibüstekiler, gülerek onla alay ediyorlar ve “hadi hadi” demeyi sürdürüyorlar.

Sonra başörtülü bayan siyah poşet içinde bira alıp, minibüse biniyor. Başörtülü bayanın içinde bira bulunan poşeti parmaklarının ucuyla tutuyor olması rahatsızlığını gösterirken, diğer taraftan arkadaşlarına bir şey ispat etmek istercesine gülümsemeye çalışıyor.

Kendisini bekleyen minibüsteki arkadaşları başörtülü bayanın bu haline gülüyor.

Minibüse bindiğinde başörtülü bayanın ilk sözü “vücudum titriyor” oluyor.

Bu sözüne karşın Öğretim Üyesi Gökhan Eken olduğu iddia edilen kişi “Vücudum titriyor falan demiyeceksin. Aldın, yüzün gülecek, afiyet olsun diyeceksin” diyor. aktifhaber

10 Yıl Sonra ‘Fişlendiniz’ Yanıtı
13 Mart 2011
2001’de araştırma görevlisi olma talebi reddedilen Ahmet Baylar, 10 yıl sonra bunun nedenini Köşk’e sordu. Yanıt ise şaşırtıcıydı...
Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Baylar’ın, 2001 yılında araştırma görevlisi kadrosuna geçiş için yaptığı başvurunun reddedilmesinin altından fişleme skandalı çıktı.

Skandalı 10 yıl sonra ortaya çıkaran ise Baylar’ın bilgi edinme hakkı çerçevesinde Cumhurbaşkanlığı’na yaptığı başvuruya gelen yanıt oldu. Yanıtta, dönemin rektörü Feyzi Bingöl’ün, Köşk’e yazdığı bilgi notunda Baylar’ın eşinin başörtülü olmasını gerekçe göstererek atamaya karşı çıktığı belirtiliyor.

Köşk’e Sordu

Türkiye’de özellikle darbe dönemlerinde yaygın olarak uygulanan fişlemelere ilişkin ilginç bir gelişme yaşandı. Tam 10 yıl önce yaşanan bir fişleme iki gün önce ortaya çıktı.

Fişleme mağduru kişi Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Baylar. Fişleyen ise dönemin Rektörü Feyzi Bingöl. Baylar’ın bilgi edinme hakkı talebinde yaptığı başvuruya 10 yıl sonra gelen yanıtla belgelenen fişleme olayı, üniversitede araştırma görevlisi kadrosuna geçiş için yaptığı başvuruyla başladı. Ahmet Baylar’ın bu talebi reddedildi.

Bunun üzerine Baylar, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında Cumhurbaşkanlığı’na başvurarak talebinin reddedilmesine ilişkin fişleme yapılıp yapılmadığını sordu. Doç. Dr. Baylar’a yanıt iki gün önce geldi. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri adına Kurumsal İletişim Başkanı Kemal İlter tarafından gönderilen cevabi yazıya ek olarak Baylar hakkında dönemin Fırat Üniversitesi Rektörü A. Feyzi Bingöl’ün makama gönderdiği yazı da gönderildi.

Eşi Okula Türbanla Geldi

Bingöl tarafından 21 Şubat 2001’de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne gönderilen yazının son bölümünde şu ifadeler yer aldı: “Araştırma görevlisi Ahmet Baylar’ın eşi Müfide Baylar İnşaat Mühendisliği bölümü öğrencisi iken kılık kıyafet ile ilgili mevzuatlara uymamış, türbanlı derslere girmiş ve bu nedenle bir ay süre ile üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Bu dönemde Ahmet Baylar’a eşinin kılık kıyafet ile ilgili mevzuata uyması konusunda yardımcı olunması istenmiş ancak Ahmet Baylar eşinin demokratik hakkını kullandığını ve türbanla gelmenin sakıncalarını anlamadığını belirtmiştir. Bu tür insanların üniversitede hizmetlerine ihtiyaç olmadığı kanısındayım.”

Bu Bir Fişlemedir

Bu yanıtın gelmesinin ardından Baylar Fırat Akademi Forumu isimli oluşuma gönderdiği mailde duygularını şöyle anlattı: Rektör Prof. Dr. A. Feyzi Bingöl’ün yaptığı bu işlem fişleme olup, ağır bir insan hakları ihlali, utanç verici bir suç ve büyük bir skandaldır. Anayasaya, kanunlara ve uluslararası mevzuata aykırı olup kim olursa olsun bunu yapmaya hakkı yoktur. Araştırma Görevlisi kadrosuna alınmamam nedeniyle DSİ’ye geçiş yapma zorunda bırakılmam, aynı bölümde açılan Yardımcı Doçentlik kadrosuna atanmayı hak etmeme rağmen atamamın yapılmaması (ancak mahkeme kararı ile atama yapılması) ve şu an Profesörlük kadrosuna atanmayı hak ettiğim halde yine kadro ilanımın verilmemesi, yapılan fişlemenin uygulamaya geçirildiğini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasada var olan herkesin, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahip olduğu ve kimsenin, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağı ve suçlanamayacağı hükmüne rağmen Prof. Dr. Bingöl’ün yaptığı fişlemeyi kişilik haklarıma saldırı ve hukuka aykırı bir uygulama olarak görmekteyim.

Taraf

Başörtülü Aday Yoksa Oy da Yok!

Mart 18, 2011
2 Mayıs 1999’da seçim kazanarak milletvekili olan Merve Kavakçı’ya başörtülü bir kadın olduğu için had bildirilmesinin üzerinden tam 12 yıl geçti. Bu 12 yıl içinde başörtülü kadınlar, 28 Şubat darbesinin de etkisiyle, eğitim, çalışma ve seçilme haklarının ellerinden alındığı, kamusal alan ilan edilen tüm mekanlardan, hastahane ve mahkemelerden bile dışlandıkları uzun, acı ve sıkıntılarla dolu bir dönem yaşadılar. 12 yıl sonra artık, 28 Şubat sürecinin ülke barışına ve demokratikleşme sürecine verdiği zarar ortadadır ve bu süreç geniş kesimler tarafından kınanmaktadır.

Gelinen bu noktada, Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da, “28 Şubat’ın artık esamesi okunmuyor, 28 Şubat bitmiştir” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Doğrudur, Türkiye sivilleşme yolunda önemli adımlar atmıştır, askeri vesayet endişesi azalmıştır ancak kamuoyu önünde başörtülü kadınlara sosyal ve siyasal hakları ve itibarları iade edilmedikçe 28 Şubat süreci bitmiş olmayacaktır. Bu sebeple, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı, 28 Şubat’ın son kalıntısı olan başörtüsü ayrımcılığına karşı çıkmaya ve AK Parti saflarında siyaset yapmak üzere başvuruda bulunan başörtülü kadın milletvekili aday adaylarına seçilebilecek sıralardan listelerde yer vermeye davet ediyoruz.

Her fırsatta meydanlarda başörtüsü sorununu çözeceğini beyan eden Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu, Sayın Devlet Bahçeli’yi, Sayın Selahattin Demirtaş’ı, Sayın Numan Kurtulmuş’u , Sayın Mustafa Kamalak’ı, Sayın Yalçın Topçu’yu ve tüm siyasi parti liderlerini, bu sözlerinin taahhüdü olarak parti örgütlerindeki başörtülü milletvekili aday adaylarını listelerinde seçilebilecek sıralardan aday göstermeye çağırıyoruz.

Başörtülü kadınların aday adaylıklarını listelerin üst sıralarından adaylıklara çevirmeyen, temsiliyet haklarını talep etmek için bu seçim döneminde de beklemelerini salık veren tüm siyasi girişim ve partiler, bizlerin gözünde samimiyet ve güvenilirliklerini kaybetmiş olacaklardır. Geçen seçim dönemlerinde, sivilleşme ve demokratikleşme konusundaki öncelikli hassasiyetimiz sebebiyle kayıtsız şartsız desteklediğimiz tüm siyasi partilere, bu seçim döneminde bir şart koşuyor ve uyarıyoruz:

Başörtülü aday yoksa oy da yok!

Başörtülü Milletvekili İstiyoruz İnisiyatifi
http://basortuluadayyoksaoydayok.wordpress.com/

YGS'de Başörtüsü Krizine İnceleme
28.03.2011
ÖSYM Ankara'daki olayla ilgili inceleme başlattı.



Dün (27.03.2011) yapılan Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda bazı adayların başörtülü oldukları için sorun yaşadıkları iddia edildi .

ÖSYM bu iddialar üzerine inceleme başlattı.

_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Prş May 12, 2011 8:57 pm tarihinde değiştirildi, toplam 6 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2354
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cum Şub 25, 2011 12:57 am    Mesaj konusu: Kapitalizmin dinamosu; Kadın çıplaklığı Alıntıyla Cevap Gönder

Kapitalizmin dinamosu; Kadın çıplaklığı
22 Şubat 2011
Peren Birsaygılı Mut

Türkiye, bir süredir Selçuk Üniversitesi İlahiyat Profesörlerinden Orhan Çeker’i tartışıyor. Prof. Çeker, bir gazeteye verdiği röportajda sarf ettiği sözlerden sonra büyük bir tepkiyle karşılaştı.

Orhan Çeker’in bu denli büyük tepki çeken sözleri şöyleydi: "Sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmaz. Tahrikten sonra şikâyet etmen makul değil. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyen kadının da etkisi küçümsenemez." (17 Şubat 2011, Zaman gazetesi)

Prof. Çeker meramını anlatırken zorlandı mı bilinmez ancak söylemek istedikleri aslında çok açık. Tecavüzün bir insanlık suçu olduğunun altını zaten çiziyor. Bu suçu işleyen kişinin, en ağır biçimde cezalandırılması gerektiği konusunda hemfikir olmayan yoktur herhalde. Ancak kadın çıplaklığının, toplumsal normlara göre aşırıya kaçacak düzeyde serbest giyinmenin de vereceği zararın göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor ki bu hususta da aklıselim düşünüldüğünde Orhan Çeker’e katılmamak mümkün değil aslında.

Ancak feminist gruplar bu sözlerin ardından savcılığa suç duyurusunda bulundu. Oldum olası feminizme soğuk bakan ve feminist düşüncenin kapitalizmin bunalım çağında ortaya çıkmış, Müslüman coğrafyaya bakışı oryantalist öğelerle dolu bir görüş olduğunu düşünen biri olarak, Türkiye’deki feminist grupların Orhan Çeker’e yönelttiği bu tepki çok da şaşırtıcı gelmedi. Kimlik hanesinde “Feminist” yazan bu gruplara dair hiçbir zaman çok fazla bir beklentim olmamıştı çünkü.

Kapitalizmin dinamosu; Kadın çıplaklığı

Burada tartışılması gereken, Prof. Çeker’in sözlerinden ziyade kapitalizmin kadın çıplaklığından nasıl prim yaptığı olmalıydı. Zira gerçekte en büyük tecavüz, kapitalizmin kadın bedeni üzerine ettiği… Hem de dünya üzerindeki milyonlarca kadın aynı anda nasibini alıyor bundan. Sokakta ya da gazete köşelerinde gördüğümüz, kendini bir obje gibi sunan ve bu şekilde kabul göreceğini, beğenileceğini sanan kadınlar, kapitalizmin bir ürünü haline geliyor.

Normalde izlenmeyecek bir televizyon programı içerisine üç beş genç kadın serpiştirildiğinde ya da satılmayacak bir gazeteye çıplak kadın resimleri konulduğunda, izlenir! okunur! hale geliyor. Yani kadın metalaştırılıyor. Kendisini teşhir etmeye başladığı zaman biranda metaya dönüşüyor kadın Herhangi bir ürünün pazarlanmasında bedenine başvurulan bir ürün durumuna getiriliyor. Sokağa çıkın bakın yüzlercesini göreceksiniz… Bir süs bebeği gibi, kendini her zaman bakımlı görünmek zorunda hissediyor. O kuaför senin bu güzellik salonu benim dolaşmaktan kişisel gelişimine yönelik en ufak bir çabada bulunmuyor. Kendisini sunmaktan keyif alıyor. Sadece para değil, çok değişik ücretler talep edebiliyor toplumdan.

Fıtratından gelen özellikleri kaybediyor ve güzel ahlak, akıl ve annelik gibi özellikleri göz ardı edilerek bedeni ile değer kazanmaya başlıyor.

İslami Feminizmin büyük çelişkisi

Feminizm kavramı İslam dünyası içerisinde de yeni bir kadın söyleminin yaratılmasına neden oldu. İslami geçmişe sahip kadın yazarların çalışmaları da, kendini İslamcı feminist olarak görsün ya da görmesinler, İslamcı feminist söylemin sağlamlaştırılmasına katkı olarak görülüyor.

Bu kadın hakları savunucularının en çok üzerinde durduğu nokta Hucurat suresinin 13. ayeti. (Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için siz halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Hiç şüphesiz, ALLAH katında sizin en üstün (kerim) olanınız, takvaca en ileride olanınızdır.... -hucurat 13-) İşte bu ayette açık seçik vurgulanan eşitlik ilkesinin ataerkil uygulamalarla engellendiğini ve Kuran’ın kadın dostu bir bakış açısıyla yeniden yorumlanmasını savunuyorlar. Bu nedenle Kuran’ı yeniden yorumlayarak bu eşitliği sosyal hayata yaymak istiyorlar. Her birinin ayrı ayrı hikayeleri var. İslam’ın erkek egemen bir bakış açısı ile yorumlanmasından dolayı bu zamana kadar çok sıkıntı çekmişler, halen de çekmeye devam ediyorlar. İşte bu yüzden de çoğu kez fazla tepkisel davranıyorlar ve adeta erkek karşıtlığı üzerinden bir dil inşa ediyorlar.

Feminist grupların Orhan Çeker hakkında başlattığı linç girişimine destek vermeleri de bu tepkiselliğin bir örneği. Orhan Çeker’in sözlerine bu denli feveran edecek bir şey yok ortada. Ancak tepkiselliğin varlığı daima başka bir etkiye bağlı olduğu için, rehberliğini de daima akıl yerine duygular yapıyor. Bu yüzden Orhan Çeker’i aslında kapitalist ve modernist pencereden yargıladıklarını fark etmiyorlar. Sistemin dışına çıkarak farklı bir şeyler söyleyemiyorlar.

Oysa tepki gösterilecek bir şey varsa, o da kapitalizmin kadın bedeni üzerinde kurduğu tahakküm olmalıdır.

İllaki bağırıp çağıracaksak; “Bizim vücudumuz meta değildir!” diye isyan edersek anlamlı olur ancak…

perenbirsaygili@gmail.com
haber10

Başörtüsü zulmü sürüyor

Başörtüsü sorunu hala devam ediyor. Üniversitelerde başörtülü öğrenciler hala okullarına başörtüsü ile giremiyor.
15 Mart 2011

Üniversitelerde başörtüsü gibi bir sorunun olmadığı, başörtüsü yasağının keyfi bir uygulama olduğu ve bununla ilgili bir kanun ve yasa olmadığı yetkili merciler tarafından defalarca açıklanması ve üniversiteler bu konuda defalarca uyarıldığı halde, başörtüsü sorunu üniversite yöneticilerinin keyfi uygulamalarıyla hala sürüyor. Öğrencilerin konuya ilişkin üniversite yönetmeliklerine defalarca başvuru yapmasına rağmen, herkes topu birbirine atıyor. Öğretim görevlileri dekanlara, dekanlar ise rektörlüğe.

Kendisini muhafazakar olarak tanımlayan bir iktidarın olmasına rağmen, eşleri başörtülü olan Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın olmasına rağmen, başörtüsü sorununun hükümet tarafından neden çözülemediği merak konusu. Üniversiteli öğrenciler ise başörtüsü sorununun, seçimlerin yaklaştığı dönemlerde ortaya atılan ve adeta seçim kampanyası haline getirildiği kanaatinde.

Başörtüsü sorununun çözülemediği ve yasağın belirgin bir şekilde görüldüğü üniversitelerden biri de Trakya Ünivesitesi.

Motosikletli Görevliler sürekli takipte

Zihinsel bir yasaktan ibaret olan başörtüsü yasağı uygulaması ile Üniversite Hocaları ve dekanları öğrencilerle birlikte sınanmakta ve sistemin çarpıklığı bir kez daha gün yüzüne çıkmaktadır. Öncelikle Üniversitenin Balkan Kampüsü'nde Üniversite sınırları motosikletli güvenlik görevlileri ile adım adım takip edilmekte ve sınırı aşan öğrenciler saygısız ve suçlayıcı bir tutumla uyarılmakta.YÖK'ün başörtüsü açıklamasının hafifleşen güvenlik faaliyetleriyle bugün bina tuvaletlerine kadar ancak girilmekte. Neden derslere hala girilemediği konusunda da Öğrencilerin gerekli bir açıklama için başvurduğu ders hocaları bölüm başkanlarına, Onlarsa dekanlara, Dekanlarsa yine hocalara sevk etmektedir. Net bir açıklama niteliğinde hiç bir makamda ki hiç bir üniversite çalışanı "Yasaktır" ya da "Serbesttir" dememektedir.Bu konuda konuşmaktan kaçınan Dekanlar ve rektörünse açıklamaları merakla beklenmekte.
Trakya Üniversite'sinde farklı bölümlerde okuyan ve bu yasal olmayan yasağa maruz kalan öğrencilerin yasak hakkında ki görüşleri şöyle;

-Trakya üniversitesi 2. sınıf öğrencisiyim, üniversitemde gayet laiki(!)ve demokratik(!)bir şekilde uygulanmakta olan başörtü yasağını şiddetle protesto ediyorum. Düne kadar sadece lavabolara kadar iznine müsaade ederek üstü kapatılan çirkinliğin, bugün bu yüzü de kalmamıştır. Eğitimciler, okullar inşa eden, üniversiteli gençlerimiz, geleceğimiz diye şahane hitabetlerde bulunan çok eğitim sever (!) büyüklerimize şunu söylemek istiyorum, sınıfta ortalaması tavan yapmış bir başörtülü öğrenci olarak, eğitim hakkıma en büyük kelepçeyi takan ve devam ederse eğitim hayatımı başka yerde sürdüreceğim gerçeğini, hangi üstü kapalı bahane ile örteceksiniz? Başörtüye şal diyerek, şala da soğuktan korunma süsünü vermemiz bizden istenerek mi? Artık bu çirkin koku çekilmez bir hal aldı, kapağı Kapatılsın lütfen!

- Ben Trakya Üniversitesi mühendislik mimarlık fakültesinde okumaktayım. Türkiye'de son zamanlarda çıkan üniversitelerde başörtüsünün serbestliği kararından sonra henüz üniversite öğrencileri olarak nasiplenmiş değiliz! Türkiye'deki Trakya Üniversitesi hariç diğer üniversitelere giriş serbest olmasına rağmen bizim fakültemizde okulun kapısından dahi geçmek söz konusu değil! Okulun girişindeki güvenlik görevlileri bizleri hemen durdurmakta ve içeriye o şekilde giremeyeceğimizi söylemekteler. Bu durum bizleri çok üzmekte! bir an önce sağlıklı bir karara varılmasını istiyoruz.

- Bir çok üniversiteye başörtü ile girilebilmesine rağmen hala neyi beklediklerini anlamak mümkün mü? Neredeyse her gün kapıda yahut okulda neyle karşılayacağımız endişesi ile yürümek veya arkadan birisinin senin durduracağını ve uyarıda bulunacağı paranoyası içinde okuyoruz. Okumak denirse eğer buna! Hoca-dekan -güvenlik-rektör dörtgeninde sıkışmış durumda, geçebileceğimiz çitlerin içinde yürürken tellere takılmamak için oryantal olmak lazım! Bu hakkımızın iade edilmesini bekliyoruz ve artik azmış durumda bu isin keyfiyetini sürdüren sayın(!) kişilere sesimizdir bu. Hocalarla gelgit yaşamaya olayın akısını durdurarak bizleri birbirimize düşüren kendini yüksekte görenlere müdahale edilmesi dileğiyle.

- Trakya Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümü 2.sınıf öğrencisiyiz. İstanbul Üniversitesi'nde yaşanan olaylar doğrultusunda Türkiye'nin birçok üniversitesinde başörtü ile kampüse, derslere girilmeye başlandı. Bizler artık bu konuda konuşur olduk. Biz de derslere artık örtümüzle girmek istiyorduk. Önceleri rektörlükten bir yazı geleceğini umduk. Bir hareketlilik olmadığını görünce fakülte dekanımızla bu konuyu konuşmak istedik. Yaklaşık 4 hafta boyunca her gün kendisinin yanına gittik fakat ulaşamadık. Hep randevumuz ertelendi. Vazgeçtik... Bu sırada ara tatile girmiş bulunduk. Tatilde tanıştığım bir arkadaşım beni Mazlum-Der'in özgür üniversite grubuna yönlendirdi. Gruba mail attık ve Av. Fatma Benli ile tanıştık. Kendisi bizi yasal haklarımız konusunda oldukça bilgilendirdi.

Üniversite öğrencilerinden biri süreci şöyle anlattı:

İkinci dönem, 21 Şubat 2011 tarihinde Trakya Üniversitesi Ayşe Kadın Yerleşkesi kampusuna örtümüzle girmek istedik ve bunun için arkadaşlarımızla görüştük. Kendimizi içeri alınmayacağımıza o kadar inandırmışız ki -ya da inandırılmışız mı demeliyim bilmiyorum- dilekçeleri tutanağı hazırlayıp gittik. Güvenlikten hiçbir şey olmamış gibi geçmeye çalıştık fakat engellendik. Bunun üzerine güvenlik görevlisine bizim kılık kıyafetimize karışmak gibi bir yetkisinin olmadığını, sadece okulun öğrencisi olup olmadığımızı kontrol edebileceğini söyledik. Rektörlükten herhangi bir yazı gelmediğini, bizi örtümüzle içeri alamayacağını söyledi.

Biz de güvenlik görevlilerini İç İşleri Bakanlığı, Valiliğin atadığını ve rektöre bağlı olmadıklarını söyledik. Bu şekilde geçen konuşmalar sonrasında kampusa örtümüzle girebildik. Bizden hemen sonra kampusa girmek isteyen örtülü arkadaşlardan isim aldıklarını öğrendik. Fakat ertesi gün ne kimseden isim aldılar, ne de herhangi bir uyarıda bulundular. Bu süreçte bazı fakültelerde hocalarından destek alıp derslere örtülü giren arkadaşlarımız oldu. Fakat biz fakültenin kapısında örtümüzü açmak zorunda bırakıldık. Neden olarak herhangi bir yazı gelmediği müddetçe fakülte binasına giremeyeceğimiz söylendi. Bu süreçte derslere şapkayla girmeye başladık.

28 Şubat 2011'de yani kampusa örtümüzle girebildiğimiz 6. günde ise ikinci öğretim arkadaşlar yeniden güvenlik görevlisi engeline takılmışlar. Yazı geldiği ve bu şekilde giremeyecekleri söylenmiş. Biz bu haberi aldığımızda açıkçası bizimle dalga geçtiklerini, 28 Şubat olduğundan böyle davranabileceklerini düşündük.
Ancak 1mart 2011'de biz de kampus kapısından aynı sebeple geri çevrildik. Kimden yazı geldiğini ısrarla söylemediler. Biz de tutanak tutarak şikâyet dilekçelerimizi gerekli mercilere göndereceğimizi söyleyerek işlemlere başladık. Bonemizi çıkarıp, şalı dolayarak, soğuktan korunuyor izlenimi vererek kampusa girebileceğimizi söylediler.

Biz de örtümüzün üzerine şapka takarak kampusa girdik. Edirne'ye geleli sadece 1 hafta oldu fakat aylardır buradaymışız ve her gün bu sıkıntılarla uğraşıyormuşuz gibi geliyor. Yasağın kalkmış olduğu 6 günde her gün okula giderken acaba bugün kimin kötü bakışına maruz kalırız, kimden uyarı alırız, kime nasıl cevap veririz, nasıl davranmamız gerekir diye düşünmekten uyku tutmadı. Her gün eve gelip yasaları ezberlercesine okuduk. Fakat 28 Şubat günü özgürlüğümüzün 6. gününde tekrar kampusa alınmadığımızı öğrendik."

- Trakya Üniversitesi Sağlık bilimleri fakültesi örgencisiyim. Ülkemizde yıllardır süregelen haksızca dayatma olan başörtü yasağının son günlerde çözüme kavuşur görünmesinden faydalanamayan bizler hakkimizi savunmaya kalktık fakat karşımızda muhatap bulamıyoruz. Çok acayiptir ki güvenlik ile muhatap oluyoruz. Doğru düzgün bir açıklama yapamayan görevliler 'emir kuluyuz' deyip konuyu üst mercilere iletmekteler bu çocuk oyuncağına çevrilmiş durumdan bir an önce kurtulmak istiyoruz..

-Trakya Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümünde okumakta yada okumaya çalışmaktayım. Sistemsel bunalım içerisinde başımızı okul kapısından çıkarıp zorla nefes alan eğitim mağdurluğu bize yaşatılan. Aydınlanmamış aydınların kendi karanlığında boğulmaktayız. Bu derebeylik sistemine ancak birlikle karşı koyabiliriz. En önemlisi kardeşlerimizin desteğidir. Bu yasak İslam'a konmuş bir yasaktır. Unutulmamalıdır ki bu yasağı uygulayıcılar kadar bu uygulamayı öylece seyreden tüm Müslümanlardan biz de davacı olacağız. Lütfen davayı sahiplenelim, sarılalım.

-Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim görme çabası içerisindeyim. Bugün bu çalkantılar yaşanırken 4 yıl önceki yasağı kaldırma girişimi esnasında SAYIN BÖLÜM BAŞKANIMIZIN kendine olan nedeni belirsiz aşırı güveni ile ve bir sultan edasıyla, BAŞORTUSU GİBİ BİR DURUM SÖZ KONUSU OLAMAZ, KİMSE UĞRAŞMASIN ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ" söylemleri ile sözlü bir baskıya uygulamaları geldi gözlerimin önüne. Unutmadan 90'lı yıllarda uygulanan ikna odaları da tarihe falan sıkışmışta değil. Sayın Medeni ve Çağdaş Akademisyenlerimiz birebir Günümüzde bunu uygulamakta Psikolojik bir harp ilan etmektedir. Bu durumun çözümü ise esasında basit ve uygulanabilirdir. Çözüm Birlik olmaktadır. Bende Tüm Müslümanları bu konuda duyarlılığa davet ediyorum.

Milli Gazete

Sezer Ve TSK'dan Gül'e Türban Baskısı
26 Mart 2011

Wikileaks Belgelerinden AK Parti Hükümetinin İlk MGK Toplantısı Çıktı.
10 Aralık 2002 tarihli "kişiye özel" ibareli telgrafı, ABD'nin Ankara Büyükelçiliği'nden Müsteşar Robert Deutsch kaleme almış. Başlığı, "Türkiye'de Karar Verme Süreci: AK Parti'nin Milli Güvenlik Kurulu'yla Tanışması" olan telgrafın tam metnini sunuyoruz:

(1)ÖZET: Birbirinden tamamen farklı ve iyi konumdaki kaynakların (Büyükelçiliğin irtibatta olduğu farklı çevrelerden kişiler kastediliyor) öngördüğü üzere, İslamî etkilenimli AK Parti hükümeti, iktidara gelişinden sonraki ilk Milli Güvenlik Kurulu toplantısı olan 29 kasım buluşmasında, "mürteci" İslam'ın teşkil ettiği tehlikeler konusunda bir nutuk dinledi. (AK Partili Başbakan Gül'e, 9 aralıkta, Genelkurmay Başkanı'na yaptığı nezaket ziyareti sırasında "irtica tehlikesi" konusunda ayrıca bir brifing dinletildi.) Bu nutuk, Türklerin, seçilmiş hükümetlerle Kıbrıs, Irak, reform ve ABD açısından merkezî önem taşıyan diğer konularda Türkiye'nin nasıl bir tepki vereceğini doğrudan etkileyen Devlet'in kudretli unsurları arasında kalan karar verme sürecini bir yönüyle ortaya koyuyor. ÖZETİN SONU.

Başörtüsünü hiç konuşmayalım

(2) İşittiğimiz aktarımlara göre, 29 kasım toplantısında, Ordu, Cumhurbaşkanı Sezer'in arka çıkmasıyla, Türk kamu görevlilerinin başörtüsü giymesine ilişkin yasağın kaldırılıp kaldırılamayacağı konusunu tartışmaya açmanın sözkonusu bile olamayacağını AK Parti'ye açıkça söyledi. Sezer'in bu konuda Gül'e, "Konu kapanmıştır" dediği anlatılıyor.

Arınç'ın eşiyle gelmesine tepki

Toplantıdan önce, Genelkurmay Başkanı General Hilmi Özkök ve diğer Genelkurmay Komutanları, geçen ay Sezer'i bir dış geziye uğurlarken yanına başörtülü eşini de alarak tartışma yaratan Parlamento Başkanı Bülent Arınç'a yaptıkları "nezaket" ziyaretlerini gayet kısa bir üç (3) dakika ile sınırlandırmışlardı. (Büyükelçi, sürenin bu kadar kısa olmasının Washington'da inandırıcı bulunmayabileceğini ve muhataplarının, bir yazım hatası yaptığını düşünebileceklerini hesaba katmışçasına, 3 dakikayı hem rakamla hem yazıyla vurgulama gereği duymuş.)

Resmî fotoğraflar, Arınç'ı, iki yanında Özkök ve diğerleriyle çevrelenmiş halde, biraz zoraki bir edayla otururken gösteriyordu. Bu ziyaret, askeriyenin ve müesses nizamın diğer unsurlarının nispeten daha pragmatik ve makûl buldukları Gül'e daha önce yaptıkları yirmi dakikalık ziyaretle belirgin bir tezat oluşturdu.

İstikameti asker belirleyecektir

(3) Anayasa'ya göre, sadece bir danışma işlevi gören MGK, geleneksel olarak Türk askeriyesinin istikamet çizgisini resmen belirlediği ve eğer buna gerek görülürse, Türk siyasetinde neyin doğru, neyin bozuk gittiği konusunda, seçilmiş hükümete uyarılarda bulunduğu yerdir.

Mesela, Türkiye'nin İslamcı Refah Partisi liderliğindeki hükümetin 1996'da iktidara gelmesinden sonra, MGK, İslami "irticacıların" ulusal güvenliğe karşı (PKK'nın o zamanlar aktif durumdaki silahlı isyanıyla birlikte) birinci dereceden bir tehdit oluşturduğunu kamuoyuna açıkladı.

1999'da, Milliyetçi Hareket Partisi, Bülent Ecevit liderliğindeki koalisyona katıldığında da "milliyetçi mafya"nın tehdidi konusunda benzer bir uyarı yapılmıştı.

Değişmez madde endişesi var

(4) Aynı zamanda, askeriyenin, 1997'de Refah hükümetine karşı "postmodern" darbe gerçekleştirmesine yardım eden Batı Çalışma Grubu'nda da çalışmış eski bir MGK personeli, diğer birçok kişinin de bize söylediği bir şeyin altını çizdi: Ordu, AKP'nin, 1982 Anayasası'nın Türkiye'yi, muğlak biçimde tanımlanmış da olsa dar "laik" ve Atatürkçü sınırlar içinde dondurmak üzere tasarlanmış olan başlangıç bölümünü ve değiştirilemez ilk dört maddesini değiştirmek için anayasayı değiştirmeye ya da yeniden yazmaya kalkışmasından endişe duyuyor.

İrtibatta olduğumuz kişi, bizzat tanıdığı Türk Genelkurmayı'nın subayları arasında, AK Parti'nin askeriye ve müesses nizamın geri kalanıyla uzlaşmak yerine, ONLARI İslamcı bir şekilde dönüştürmeye çalışacağı yönündeki atadan kalma korkuyu bize gayet canlı bir şekilde tarif etti.

Kırmızı çizgiyi bilmeden aşabilir

(5) Türk Anayasa Mahkemesi'nin (Yüksek Mahkeme) uzun süredir görev yapan bir hâkimi, askeriyenin ve müesses nizamın diğer unsurlarının AK Parti'ye yaklaşımı konusunda benzer şekilde konuştu. Hâkime göre, siyasetin anahatları belirlenirken karşılaşılan en büyük sorun, "laikliğin" ve Atatürk'ün ilkelerinin muğlak özünden kaynaklanıyor. Ordunun, kuralları tanımlarkenki (ya da tanımlamaktan kaçınırkenki) nüanstan yoksun genellemeci yaklaşımı bir kriz yaratma riski taşıyor; teorik olarak, AK Parti, askeriyenin "kırmızı çizgi"lerinden birini o çizginin nerede olduğunu bilmeksizin aşabilir.

(6) Hâkim, bize bu "yönlendirme"nin (komutanların MGK'daki yönlendirmesi kastediliyor) demokratik değerlere aykırı olduğunu ve sadece seçilmiş siyaset sınıfı üzerinde değil, bireysel haklar ve siyasi özgürlükten ziyade ideolojik statükonun korunmasına odaklanma eğilimi gösteren yargının karar süreçlerinde de muazzam bir etki yaptığını kaydetti.

Özkök açık fikirli ve oruç tutuyor

YORUM

(7) AK Parti ile askeriye arasında gelişmekte olan ilişkiyi değerlendirirken, Özkök faktörü de, Erdoğan'ın karakteri kadar önem taşıyacaktır. Özkök'ün daha açık fikirli bir askerî lider olduğu söyleniyor (başka şeylerin yanı sıra, Ramazan'da da oruç tutuyor.) 1996'dan beri, Türkiye'de başbakanlarla genelkurmay başkanları arasında sınırlı bir diyalog var. Böyle bir diyalogu kurmanın zorluğuna karşın, AK Parti ile Türkiye'nin askerî liderliğinin daha kolay bir diyalog kurabilmeleri Türkiye'nin çıkarına olacaktır. Bu bağlamda, bazı AK Parti liderleri, Arınç'ın hareketlerinin –ki bunlar, onun sadece tabanın çıkarlarına verdiği desteği değil, aynı zamanda kendisinin, Meclis Başkanı olarak, parti lideri Erdoğan'dan ve AK Parti hükümetinin politikalarından bağımsızlığını da göstermek için tasarlanmıştı– zamanlamasının yanlış olduğunu teslim ediyorlar. Başörtüsü olayı, sadece generaller arasındaki endişeyi tahrik etmedi, aynı zamanda, daha yolun başında, askeriye içindeki katı tutumluların eline bir konu vermiş oldu.


Devlet politikası dokunulmaz mı

(8) AK Parti kendini, Türklerin çoğunluğunun, sosyal politikalar da dahil olmak üzere daha temiz ve daha adil yönetişim için duydukları arzunun temsilcisi olarak görüyor. AK Parti aynı zamanda, Kıbrıs konusunda ve diğer dış politika meselelerinde, dokulara nüfuz etmiş olarak tarif ettiği "çözümsüzlük" yaklaşımından uzaklaşmak istiyor. Bu son konu açısından, Türkiye, Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs planına doğru ilk adımı atmış görünüyor çünkü Erdoğan, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün ifadesiyle "Devlet'in politikaları" haline gelen, yani hiçbir hükümetin dokunmaması gereken konulara taze bir bakışla bakmaktan yana. AK Parti, müesses nizamın dokulara nüfuz etmiş olan çıkarlarını yerinden oynatmanın kolay olmadığını hızla öğreniyor ve AK Parti'nin reform, Kıbrıs ve ABD açısından merkezî önem taşıyan diğer konularda, askeriyenin ve Devlet'in diğer unsurlarının da hazmedebileceği aktif bir yaklaşım geliştirip geliştiremeyeceğini göreceğiz. aktifhaber


Bolu'da Başörtülü doktor görevden alındı



Bolu Köroğlu Devlet Hastanesinde 15 gün önce göreve başlayan dahiliye uzmanı Dr. Zeliha Asiltürk, görevli olduğu hastaneden uyarı ve ikazlara rağmen başörtüsünü çıkarmayınca resmen kovuldu

29 Mart 2011
Anadolu Haber

Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden, Bolu Köroğlu Devlet Hastanesi’ne tayin edilen Dr. Zeliha Asiltürk, 15 gün önce görevine başladı. Dahiliye polikliniğinde başörtülü olarak hastaları muayene eden Dr. Zeliha Asiltürk, türbanlı çalışmaması konusunda hastane yönetimi tarafından uyarıldı. BAŞÖRTÜSÜ ile çalışmaya devam eden Dr. Zeliha Asiltürk hakkında soruşturma açıldı.

15 gün boyunca hastanede başörtüsü ile çalışmakta ısrar eden Dr. Zeliha Asiltürk, sabah saatlerinde hastalarını muayene ettiği sırada görevinden alındı. Dr. Zeliha Asiltürk’ün poliklinikte muayene odasının önüne gelen Köroğlu Devlet Hastanesi Başhemşire Yardımcısı Meral Köse, sıra bekleyen hastalara doktorun rahatsızlandığını, başka bir doktora muayene olacaklarını söyledi. Sıra bekleyen bazı hastalar, bu öneriye tepki gösterdi. Hastaların başka bir doktora yönlendirilmesi ardından Başhekim Dr. Hüseyin İka, Dr. Zeliha Asiltürk’ün odasına giderek görevinden alındığını açıkladı. Dr. Hüseyin İka’nın yaklaşık 10 dakika sonra odadan çıkmasının ardından, Dr. Zeliha Asiltürk odasından çıkarak hastaneden ayrıldı.
Hastanede görevli Dr. Zeliha Asiltürk’e türbanla çalışmaması konusunda uyarıda bulunulduğunu ve soruşturma açıldığını belirten Bolu İl Sağlık Müdürü Dursun Koç, "Doktorumuza ilk etapta yıllık izin verdik. Daha sonrasında da bizimle çalışmayacak" dedi.

Başıörtülü olarak okuyamayan ve çalışamayan kadınların Türkiye'de adeta ikinci sınıf insan muamelesine tabi tutulduğunun bir örneği olarak görebileceğimiz bu olayın iktidara başörtüsü sorununu çözeceğiz diye gelenleri ilgilendirip ilgilendirmediği ise merk konusu!

Sınavda başörtüsü tutanağı
02 NİSAN 2011

İzmir'de Açıköğretim Fakültesi sınavına giren başörtülü öğrencilere, tutanak imzalatmaya zorlandı.

Karşıyaka ilçesindeki Vali Erol Çakır Anadolu Lisesi'nde öğrenciler, salona alındıktan sonra başlarını açmaya zorlandı. Açmayanlara, sınavın ortasında tutanak imzalatılmaya çalışıldı.Bugün yapılan sınavın sabahki bölümünde Refika Ertekin, salon görevlilerinin sınavın ortasında kendisine zorla tutanak imzalatmaya çalıştığını söyledi. Girişte başörtüsüyle ilgili herhangi bir uyarı yapılmadığını belirten Ertekin, olanları şöyle anlattı: "15 nolu sınıfta görevli iki personel, sınavla ilgili yönetmeliği okudu. Orada da başörtüsüyle ilgili herhangi bir açıklama yoktu. Daha sonra, 'Başınızı açmanız gerekiyor.' dediler. Salonda bulunan başka bir arkadaş açtı. Sınav başladıktan yaklaşık 15 dakika sonra görevli, bir tutanak getirip imzalamamı istedi. Ben de, 'Sınav esnasında öğrencilerle konuşmak yasak değil mi?' diye sordum. 'Haklısın.' diyerek gitti. Sınavın sonunda tutanağı yine önüme koyarak, imzalamam için ısrar etti. Bu sırada sınıf elektriklendi. Tutanağı imzalayıp çıktım."

Refika Ertekin, sınav çıkışında konuyu okul bahçesinde bekleyen eşine anlattığını, tutanağı imzalatan öğretmenle birlikte görüştüklerini söyledi. Öğretmenin bu sırada kendisine, "Tutanağı imzalamamak için niye bu kadar ısrar ettiniz?" diye sorduğunu belirten Ertekin, "Öğretmenle konuşurken, okulun hizmetlisi olduğunu öğrendiğim bir bey üzerimize yürüdü." dedi. Millî Gazete

Başörtüsü yetmedi, pardüsesini de çıkardılar
03 NİSAN 2011

Manisa'nın Salihli ilçesinde 27 Mart 2011 günü girdiği YGS'de başörtüsü zorla çıkartılan öğrenci, şikayetçi oldu.

Hasret Öksüz, görevliler tarafından zorla başının açtırılıp pardesüsünün çıkarılması üzerine kaymakamlık, cumhuriyet başsavcılığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve ÖSYM Salihli Temsilciliği'ne dilekçe vererek suç duyurusunda bulundu.

Okul birincisi olan Öksüz, başına gelenleri şöyle anlattı: "Salihli İmam Hatip Lisesi öğrencisiyim. YGS'ye katılmak üzere Sekine Evren İlköğretim Okulu'na gittim. Bana sıra gelince eşarbımı ve pardesümü çıkarmam gerektiğini, yoksa sınavın geçersiz olacağını söylediler. Görevliye bir yasak olmadığını söylediğim halde kabul etmedi. Ne yapacağımı şaşırdım, psikolojim bozuldu, gözyaşlarımı tutamadım.

Normal denemelerde sınav süresi bitmeden çıkarken bu defa soruları yetiştiremedim, çünkü kafamı toparlayamadım. Benim geleceğimin söz konusu olduğu sınavda böyle bir durumla karşılaşmaktan çok rahatsız olduğum için ilgili yerlere şikayet dilekçesi verdim."

Geleceğimizle oynandı
Kendİsİ gibi mağdur edine başka öğrenciler de olduğunu belirten Öksüz, "Mağduriyetimizin giderilmesini ve geleceğimizle oynayan okul görevlilerinin soruşturulmasını istiyorum." şeklinde konuştu.

Hasret Öksüz ile beraber Salihli Anadolu Öğretmen Lisesi'nden öğrencinin de görevliler hakkında şikayet dilekçesi verdiği bildirildi. Konu hakkında görüşü sorulan Salihli Kaymakamı Mesut Yıldırım ise, "Öğrencilerin şikayet dilekçesi bana ulaştı. Ben de suç unsuru olup olmadığını öğrenmek üzere ÖSYM İlçe Başkanlığı'na sevk ettim. Suç unsuru bulunursa, görevliler hakkında soruşturma başlatacağım. Yazının cevabını bekliyorum." dedi.
Millî Gazete

Nuray Mert .
mertnuray@superonline.com
05 Nisan 2011
‘Başörtülü aday’ tartışması

Kadınların ‘başörtülü aday’ kampanyasından haberdar edilmediğim için çok üzüldüm
Kadınların ‘başörtülü aday’ kampanyasından haberdar edilmediğim için çok üzüldüm. Bu kampanya içinde olan bazı arkadaşlarıma ciddi sitemde bulundum. Yıllarca başörtülü kadınların kamu hayatında özgürce yer alması için söylemedik şey bırakmadım, başörtüsü eylemlerine katıldım, kısaca elimden geleni yaptım. Dahası, 2007 seçimleri öncesi, KADER’in kadın aday kampanyasında başörtüsü meselesi es geçildiği için isyan etmiştim. KADER’in ‘bıyıklı kadınlar’ fotoğraflarına karşı, birkaç başı açık kadın başımızı bağlayıp Yeni Şafak gazetesine poz vermiş, başörtülü kadınları dışlayan bir kadın aday kampanyasını hakkaniyetsizliğine dikkat çekmeye çalışmıştık. Hal böyle iken, bu kez düpedüz ‘dışlanmış’ olmayı Türkiye’de siyasetin geldiği yer açısından çok üzücü bir durum olarak gördüm.

Gölge düşürülebilirdi
Tam ‘İlla kampanyaya dahil olmak gerekmiyor, ben ayrıca zaten yazarım’ diye düşünürken, birdenbire, bunun da yanlış anlaşılmaya müsait olduğunu akıl ettim. Üzerimde bunca karalama kampanyası yürütülürken, kalkıp başörtülü aday konusunda yazsam, bu kez de birileri ‘bize tuzak kuruyorlar’ deyip, bu girişime gölge düşürmeye kalkar diye vazgeçtim. Zira, AKP’nin ‘başörtülü aday’ konusuna sıcak bakmadığı belli oldu, iktidarın sıcak bakmadığı herhangi bir konuda bir şey söylemek de, ‘zan’ altında kalmak için yeterli sebep. Şahsım adına böyle bir kaygım yok, ama ‘bari bu konu gölgelenmesin’ diye düşündüm.
Ancak, iktidar hırsı o denli büyümüş, gözler o denli kararmış ki, kabak kampanyayı düzenleyen veya destekleyen başörtülü kadınların başına patladı. İktidar mevzusu bir yana, kadın konusundaki düşüncelerinin seviyesini en son ‘Organizmanın tepkisi’ başlıklı yazısında bir kez daha tescillemiş bulunan Ali Bulaç, 2 Nisan tarihli yazısında (Zaman) açmış ağzını yummuş gözünü. Kadınlardan çok tepki alınca, dünkü yazısında tavrını izah etme gereği duymuş.

İddiayı kabul ediyor
İlk yazısında, aday kampanyasının nasıl bir ‘fitne’ olabileceğini anlatırken, ‘bazı başörtülü kadınlar’ın ‘başörtüsü’nü nasıl ‘ticaret ve statü aracı haline getirdikleri’nden, ‘kurum ve kuruluşlarda mevki kapmanın vasıtası olarak kullandıklarından’ söz ediyor. Demek ki, AKP iktidarında başörtüsünün kadrolaşmanın bir unsuru sayıldığı iddiasını kabul ediyor. Bu doğru ise de, bu çarkın içinden mevki ve ticaret fırsatları artanlar bugün ‘başörtülü kadın aday’ kampanyası yürütenler olmadı. Başörtülü eşlerini evlerine tıkıp, konuyu da rafa kaldırıp, iktidar, para ve bunların getirdiği imkânların peşinde koşmaktan yorulmayan başörtülü eşli erkekler oldu.
Bu kampanyayı başlatan kadınların geldikleri yer belli, yazar çizer oldularsa, sadece başörtüsü düşmanlarının değil, Ali Bulaç gibi muhafazakâr erkeklerin dirençleri ile bıkıp usanmadan mücadele ederek oldular. Başörtülü eş olarak, jip sürmekle yetinip susup oturmaya gönül indirmedikleri için oldular. Şimdi, susup oturma karşılığı kocalarının edindiği iktidar nimetleriyle oyalanmayı reddettikleri için topa tutuluyorlar.
Bu çirkin tabloda, benim gibi onları destekleyenler de, onlar tarafından bile dışlanmaya, bir şekilde dışlamadıkları da Ali Bulaç gibiler tarafından ‘beyaz casus’ olarak damgalanmaya maruz kalıyor. Demokrasimizin geldiği yere bakar mısınız? Özgürlükleri baskılamaya çalışanların her zaman bahanesi vardır. Şimdiki bahane, bu seçimde AKP’nin yüzde elli civarında oy almasını sağlayarak, yeni Anayasa yapmasına imkân vermek ve böylece demokrasinin selamete çıkması formülü. Bazı demokrat aydınların da aklının yattığı bu tuhaf hesap gerçekleşirse, bu zihniyetin nasıl bir Anayasa yapacağını sormaya başlamakta fayda var. Başında, referandum sonrasında Başbakan’ın yeni Anayasa çalışmalarına başla dediği, her daim idam cezasını savunmakla övünen Burhan Kuzu’nun, erkekleri ‘organizma’ kadınları ‘organizmayı tetikleyen diğer organizma’ olarak gören Ali Bulaç gibilerin özgürlük taleplerini ‘fitne’, bunları destekleyenleri ‘beyaz casus’ olarak düşünenlerin olduğu yeni bir Anayasa nasıl bir şey olacak tahmin etmek zor değil.

Partinin oylarında düşüş olmaz

Diğer taraftan, Ali Bulaç’ın, ‘başörtülü aday’ kampanyası karşısında bunca paniğe kapılmasını ve ‘aşırı ihtiyatlı’ tavrını anlamak zor değil. O hep böyleydi. 28 Şubat sonrasında, Kanal 7’de, kuzu kuzu ‘İslamcılığın evrimi’nden dem vurmasını da, 27 Nisan muhtıra teşebbüsünden sonra, aynı gece geç saatlerde, kendisine bağlanan TV kanallarında yaptığı ihtiyatlı yorumları da gayet iyi hatırlıyorum. Müsterih olsun, belli ki, ortada AKP’ye tuzak kuran, bu tuzağa düşmüş iyi niyetli ama eksik akıl kadınlar, beyaz casuslar falan yok, sadece kendisi kadar ‘ihtiyatlı’ olmayan, cesur bazı kadınlar var. Ayrıca o ve onun gibi düşünenler korkmasınlar, belli ki, ‘Başörtülü aday yoksa oy da yok’ sadece sembolik bir slogan, bu kampanya yüzünden partinin oylarında düşüş olmaz.

http://gundem.milliyet.com.tr/-basortulu-aday-tartismasi/gundem/gundemyazardetay/05.04.2011/1373285/default.htm

Başörtülü öğrenciyi Tüpraş'a sokmadılar!

Ödev için arkadaşlarıyla birlikte Tüpraş tesislerine giden başörtülü üniversite son sınıf öğrencisi Ahsen Akbulut burada şoke oldu

08 Nisan 2011
Anadolu Haber

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü son sınıf öğrencisi Ahsen Akbulut, ödev için arkadaşları ile randevu alarak gittikleri Tüpraş tesislerine başörtüsünden dolayı alınmadı. Tüpraş, öğrencinin güvenlik gerekçesi ile kuruma alınmadığını iddia etti.

SAÜ Mühendislik Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hatem Akbulut'un kızı olan Ahsen Akbuluk, eğitim gezisi için gittiği Tüpraş'a başörtüsünden dolayı alınmadı. Akbulut, bir ödev kapsamında araştırma yapmak için Tüpraş'a gittiklerini söyledi.

BAŞIMI AÇARSAM GİREBİLECEĞİMİ SÖYLEDİLER

Gezi öncesinde mail yoluyla randevu aldıklarını ve taleplerinin kabul edildiğini kaydeden Akbulut; "Ödevimiz için gittik. Girişte problem yaşadım. Başörtüsü ile içeri kabul edemeyeceklerini söylediler. Üç arkadaşla beraber gitmiştik. Onların başı açık olduğu için her hangi bir problem olmadı. Ama girişte güvenlik gerekçesiyle kapalı bayanları kabul etmediklerini söylediler. Başımı açarsam girebileceğimi söylediler. Tabi böyle bir şey yapmayacağım için geri döndüm" dedi.

OTURUP KADERİMİZE RAZI OLALIM İSTEMİYORUM

Yaşadığı olayın kendisini çok üzdüğünü anlatan Akbulut, "Bir şeylerin aşıldığını düşünüp tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamak hoş bir şey değil. Evden çıkarken aklıma gelmişti. Acaba olabilir mi? diye. Ama oluyormuş. Oturup kaderimize razı olalım istemiyorum. Cumhurbaşkanlığı'na, Başbakanlığa mail atıp durumu bildireceğiz." şeklinde konuştu.

Genç kızın babası Prof. Dr. Hatem Akbulut ise kızının bir sanayi tesisinde böyle bir şey yaşayacağının aklına bile gelmediğini belirtiyor. Eğitimin kutsal bir hak olduğunu anlatan Akbulut, eğitimin sadece okullarda verilmediğini kızının oraya eğitim almak amacıyla gittiğini dile getirdi. Olay sonrası tesisin insan kaynakları müdürü ile görüştüğünü ifade eden Akbulut; "Bana kurumun devlette olduğu dönemde de böyle bir anlayışın olduğunu söylediler. Başörtülülerin içeri alınmadığını, çalıştırılmadığını, aynı geleneği kendilerinin de takip ettiğini ve birazda güvenlik nedeniyle başörtülüleri içeri almadıklarını ifade ettiler. Doğrusu bunu da çok fazla anlayamadım. Bu ülkenin başörtülülerine ne denmek isteniyor?" diye konuştu.

KAPALI İNSANLARA ÜRÜN SATAN BU KURULUŞLAR KAPALI İNSANLARI AŞAĞILIYOR

Türkiye'nin lider kuruluşlarından birisinin gençlere bu şekilde ayrımcılık yapıp, bilhassa kalbine, yüreğine nefret ve kin tohumları ekmesini kamuoyunun takdirine bıraktığını söyleyen Akbulut; sözlerini şöyle sürdürdü: "Çok üzücü doğrusu. Kızımın aklına gelmiş belki ama benim aklıma hiç bir şekilde gelmedi. Kızımın beraber gittiği arkadaşları tanıyorum. Onlar da bizim kızımız. Evde aynı ortamı paylaşıp beraber ders çalışırlar. Bizim aklımıza böyle bir ayrımcılık bugüne kadar gelmemiştir. Türkiye'nin lider kuruluşlarından birisinin gençlere böyle bir ayrımcılık yapması kabullenilecek bir şey değil. Bunun ilerisini mutlaka araştıracağız. Toplumu bilgilendireceğiz. Gerekli başvurularımızı yapacağız. Bizim topraklarımızda kapalı insanlara ürün satan bu kuruluşların kapalı insanları ne kadar aşağıladığını bütün halkımızla paylaşmak niyetindeyiz. Bizim ekonomimize yön vermeye çalışanların hangi aşamada olduklarını, ne kadar ayrımcı olduklarını kamuoyunun takdirine bırakıyorum. "

Akbulut, konuyu Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, TBMM İnsan Hakları Komisyonu ve sivil toplum kuruluşları ile paylaşacaklarını bildirdi.

Tiyatroda Sümeyye Erdoğan'a saygısızlık
10/04/2011

Ankara Devlet Tiyatroları’nda önceki akşam oynanan ‘Genç Osman’ adlı oyunda Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’a hakaret edildiği iddiası başkenti karıştırdı. Sümeyye Erdoğan, oyuncuların müstehcenlik içeren hareketler (haka dansını andırır figürler) yaptığı gerekçesiyle tiyatroyu terk etti.. Devlet Tiyatroları kaynakları oyunda ‘bir takım istenmeyen şeylerin’ olduğunu doğrulayarak, konuyla ilgili inceleme başlatıldığını ifade ettiler.

OLAY NASIL GELİŞTİ
Edinilen bilgilere göre olay şöyle gerçekleşti: Sümeyye Erdoğan, henüz 14 yaşındayken Osmanlı tahtına çıkan ‘Genç Osman’ın hayatını anlatan oyuna cuma akşamı gitti. Tiyatroda, Polis Haftası etkinlikleri kapsamında Polis Akademisi’nden 150 kadar öğrenci de vardı. İlk perdenin sonunda oyunculardan biri, oyunun orjinalinde olmamasına rağmen hareketler içeren ‘haka dansı’ (karşı tarafa güç gösterisi yapmak için ‘savaş dansı’ da denilen bir dans türü) benzeri bir oyun oynadı. Sümeyye Erdoğan ile göz göze gelen oyuncu ‘Bu da sana gelsin’ dedi. Ayrıca iddialara göre, oyuncu doğaçlama ile laiklik vurgusu yapacak söylemlerde de bulundu.
Sümeyye Erdoğan, kendisine yapılan ve hakaret içeren bu davranışlardan ötürü tiyatroyu terk etti. Ardından birkaç izleyici ve Polis Akademisi öğrencileri de salondan ayrıldı. Bu olayın duyulmasının ardından tiyatro bir anda karıştı
Radikal

'Rektörün talimatı var, sizi alamayız'

Ankara'da okula başörtüsüyle giremeyen bir grup öğrenci, kendilerine destek veren sendika yetkilileriyle fakülte girişinde basın açıklaması yaptı.

18 Nisan 2011
Anadolu Haber

Tandoğan'daki Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi girişinde toplanan bir grup öğrenci, okul yönetiminin talimatı üzerine, güvenlik görevlilerinin başörtüsüyle fakülteye girmelerine izin vermediğini öne sürdü.

Öğrencilere destek veren Memur-Sen Ankara İl Temsilcisi Mustafa Kır, fakülte girişinde yaptığı basın açıklamasında, okula başörtüsüyle girmek isteyen öğrencilerin güvenlik görevlileri tarafından engellenerek eğitim hakkından mahrum edildiğini söyledi.

Üniversitelerin yaptıkları araştırmalarla ülkenin ufkunu açan, geleceğine ışık tutan kurumlar olması gerektiğini ifade eden Kır, ancak üniversitelerin bu yönüyle değil de yasakçı kimlikleriyle ön plana çıktıklarını savundu.

Mustafa Kır, ''Atatürk ilkelerinde, devrim kanunlarında, YÖK Kanunu'nda, Anayasa'da ve yasalarda üniversitelerde başörtüsünü yasaklayan tek bir madde yokken üniversitelerin başörtüsü yasakçılığına soyunması hepimizi üzmektedir'' dedi.

Ankara Üniversitesi rektörü ve rektör yardımcılarıyla yaptıkları görüşmede, başörtüsünün derse girmeye mani olmayacağının ifade edildiğini söyleyen Kır, buna rağmen yasağın devam ettiğini öne sürdü.

Öğrenciler ise ilk kez başörtüsüyle fakülteye girmek istediklerini, ancak güvenlik görevlilerinin, ''Rektörün talimatı var. Sizi alamayız'' diyerek kendilerine engel olduğunu söylediler.

Başörtüsü ile ilgili bir skandal uygulama daha
19 Nisan 2011

Şiir yarışmasında birinci olan Şaziyenur Erdoğan´a ödülü başörtülü olduğu için seyirciler dağıldıktan sonra verildi.

Adana’da Polis Haftası nedeniyle düzenlenen şiir yarışmasında birinci olan lise ikinci sınıf öğrencisi Şaziyenur Erdoğan, başörtülü olduğu için törende sahneye çağrılmadı. Atatürk Parkı’nda gerçekleştirilen törenin ardından seyirciler dağıldıktan sonra öğrenciye ödülü verildi. Yaşanan olaya öğrenci ve ailesi büyük tepki gösterdi. 20 yıl önce kendisinin de benzer mağduriyetler yaşadığını kaydeden anne Serpil Erdoğan, “Aradan geçen 20 yılda hala hiçbir şeyin değişmemiş olması beni derinden üzdü.” dedi.

Polis Haftası etkinleri kapsamında çeşitli dallarda yarışmalar düzenlendi. Dereceye giren öğrenciler Atatürk Parkı’nda yapılacak törende ödülleri verilmek üzere davet edildi. Emniyet tarafından aranan Erdoğan ailesine de “Çocuğunuz yarışmada birinci oldu. Atatürk Parkı’nda sahneden şiirini seyirciler önünde okuduktan sonra ödülü takdim edilecek.” denildi. Haber üzerine büyük bir mutluluk yaşadıklarını ifade eden Şaziyenur Erdoğan, törende ilk başlarda her şeyin normal olduğunu söyledi. İl Emniyet Müdürü Mehmet Salih Kesmez,Kemal Serhadlı Polis Yüksekokulu Müdürü Mahmut Çakır ve diğer yetkililer Atatürk anıtına çelenk koydu, saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı okundu. Törende konuşmalar devam ederken platform arkasında da dereceye girecek öğrencileri sahneye çıkarmak için hazırlık yapılıyordu. Öğrenciler sıraya konuldu ve şiir yarışmasında birinci olduğu için de en öne Şaziyenur Erdoğan alındı. Ancak öğrencinin başörtülü olduğu görülünce önce arkaya alındı, sonra da velisini çağırması söylendi.

Bu sırada Emniyet Müdürü Mehmet Salih Kesmez’e de birinci gelen öğrencinin başörtülü olduğu haber verildi.Salih Kesmez, öğrencinin sahneye çıkarılmaması talimatını verdi. Bunun üzerine ailesine durumu izah etmek amacıyla tören alanından uzaklaştırıldı. Şaziyenur ve annesi tören alanından uzaklaştırılırken yarışmada ikinci ve üçüncü olanlar sırayla sahneye çıkarak şiirlerini okudu ve protokol üyelerinden ödüllerini aldı. Şaziyenur Erdoğan bir taraftan yaşlı gözlerle arka taraftan sahneyi izlerken bir yandan da polis memurunun ezile büzüle kendisini ve annesini ikna etmek için anlattıklarını dilemeye çalışıyordu. Son olarak Şaziyenur’un başörtülü olması nedeniyle sahneye çağrılmayacağını belirtilen polis memuru, cebindeki hediyeyi çıkarıp öğrenciye verdikten sonra evine yolladı.

Bu durum karşısında neye uğradığına şaşırdıklarını ifade eden Şaziyenur ve annesi, uzun süre bu şok halinden çıkamadığını ifade etti. Birinci olduğunu duyunca çok sevindiğini ve büyük bir heyecanla tören alanına koşarcasına gittiğini söyleyen lise öğrencisi Şaziyenur, uğradığı muamele karşısında dünyasının yıkıldığını ifade etti. “Büyük hayal kırıklığına uğradım.” diyen Erdoğan, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Tören açık havada bir parkta yapılmasına rağmen böylesine çağ dışı bir muameleye uğramak, beni derinden etkiledi. Psikolojim bozuldu. Çünkü üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gördüm orada. O muameleden sonra bana dünyanın en büyük ödülünü de verseler, bu kırgınlığımı gideremezler.”

Televizyonda şehit olan bir polis memuru ile ilgili haberi izlerken ailesinin duyduğu üzüntüden etkilendiğini ve bunun üzerine yarışmaya katıldığı ‘Benim kahraman babam’ adlı şiiri kaleme aldığını kaydeden Şaziyenur Erdoğan, tüm ısrarlara rağmen uğradığı muamelenin ardından şiirini bir daha okumadı.

20 YIL ÖNCE BANA YAPILANIN KIZIMIN BAŞINA GELMESİ ÇOK ÜZÜCÜ

Şaziyenur’un annesi Serpil Erdoğan, kızının maruz kaldığı haksızlıktan dolayı ailece çok üzgün olduklarını söyledi. Anne Erdoğan, “Çocuğumun birinci olduğu söylenince ne kadar sevindiysek, maruz kaldığımız muamele ise bizi kat kat fazlasıyla üzdü. Üniversitede okurken başörtülü olduğumdan dolayı çok mağduriyetler yaşadım. Dersten atıldım. 18-20 yılı geçmesine rağmen kızımın da benzer şeyleri yaşaması beni daha da üzdü.” diye konuştu.

Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız Adana Emniyet Müdürü Mehmet Salih Kesmez, resmi bir tören olduğu için böyle bir uygulamaya gittiklerini söyledi. Konuyla ilgili ailenin de gönlünü aldıklarını iddia eden Kesmez, birinci olan öğrenciyi daha sonra makamına davet ederek ödülünü vereceğini ifade etti.


BENİM KAHRAMAN BABAM

Benim babam çok ünlü biri
Annem onun gazetedeki resmine hayran hayran bakıyor.
Gazeteyi okşarken yakaladım kaç kere

Belki bilirsiniz, geçenlerde haberlere çıktı benim babam.
Manşetlerden düşmedi günlerce, hep babamı izledik haberde
Herkes benim kahraman babamı konuşuyordu.

Benim kahraman polis babam.
Bakkal amca “Gurur duy babanla” demişti.
Kahvede de benim kahraman babam vardı, komşuda da
Herkes bir şeyler fısıldıyordu.

Evet, babam kahraman bir polisti ama ben de 9 yaşındaydım.
Bana neden anlatmıyorsunuz babamı, hem o nerede?
Hani bana gelirken söz verdiği bisikletimi de getirecekti.
Bisiklet gelmesine geldi de peki babam nerede?

Anneme sordum geçen gece
Sadece okşadı başımı, buruk bir gülümseme yayıldı dudaklarına, cevap vermedi.
Daha fazla dayanamadım yine sordum.
Ama bu sefer verdiği cevap kor gibi düştü yüreğime.
“Canım benim. Senin baban uzaklarda, şimdi seni izliyor ve gülümsüyor.”
Anladım ve sadece sustum.

Şaziyenur Erdoğan

http://www.sonkale.org/

Trakya Üniversitesi başörtüsünü yasakladı
20 Nisan 2011
Trakya Üniversitesi rektörü Prof Enver Duran imzalı başötüsünün yasaklayan genelge fakülte binalarına asıldı.

Trakya Üniversitesi 7189 sayı ve 11 Nisan 2011 tarihli genelgesi ile başörtülü öğrencilerin üniversiteye alınmasını yasakladı. Rektörü Prof Enver Duran'ın imzalı 'Öğrencilerinin Genel Görünüş, Giyiniş ve Davranışları Yönergesi' isimli evrak fakülte binalarına asıldı.

İŞTE O YÖNERGENİN TAM METNİ

Trakya Üniversitesi Öğrencilerinin Genel Görünüş, Giyiniş ve Davranışları Yönergesinin 4. Maddesi "Trakya Üniversitesinin bütün öğrencilerinin, Fakülte, Enstitü, Yüksekokul, Konservatuvar ve Rektörlüğe bağlı tüm birimlere ayrılmış dershane, laboratuvar, klinik, poliklinik, ameliyathane, kitaplıklar, araştırma ve uygulama merkezleri, bürolar, yurtlar, yemekhane, kantin, kafetarya ve koridorlarda, toplantı ve törenlerde çağdaş kıyafetle bulunmak zorunda olduklarını kız ve erkek ayırımı yapılmaksızın bütün öğrencilerin anılan bu mekanlarda başlan açık, çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunda olduklarını, herhangi bir din, mezhep, ırk, dil, siyasal ve ideolojik eğilimi simgeleyen veya çağrıştıran, Üniversite öğrenciliği sıfatının gerektirdiği tutum ve davranışa aykırı kıyafet ve görünümde bulunamayacaklarım" hüküm altına almıştır. Adı geçen Yönergenin iptali istemiyle Edime İdare Mahkemesinde açılan davanın yargılaması sonucunda 25/03/1999 gün ve 1999/290 K> Sayılı ilam ile davarım reddine karar verilmiştir.

Farklı uygulamaları ortadan kaldırmak için, türban konusunda Yasama Organınca açık bir şekilde kanun bazında yasal düzenleme yapılması yoluna gidilmesinin gerekliliği aşikardır. Ülkemizde bu sorun halen uygulama birliğini sağlayacak ve gerektirecek şekilde çözülememiştir. Bu nedenle, Üniversitemizde halen yürürlükte bulunan "Trakya Üniversitesi Öğrencilerinin Genel Görünüş, Giyiniş ve Davranışları Yönergesi" uyarınca kurallara uymayan veya disiplinsiz davranan öğrencilerin tutanaklarının tutularak uyarılmaları, ısrar edenler hakkında "Yükseköğretim Kurumlan öğrenci Disiplin Yönetmeliğime göre disiplin soruşturmasının başlatılması gerekmektedir.
TIMETURK

Trakya Üniversitesi'nde Başörtüsü Yasağı

Birçok üniversitede öğrenciler başörtüleriyle öğrenimlerini sürdürürken Trakya Üniversitesi öğrencileri bu haktan yararlanamıyor.

25.04.2011

Trakya Üniversitesi’nde uygulanan başörtüsü yasağı sürüyor. Birçok üniversitede öğrenciler başörtüleriyle öğrenimlerini sürdürürken Trakya Üniversitesi öğrencileri bu haktan yararlanamıyor.
İşte bu duruma tepki gösteren öğrenciler ve onlara destek veren sivil toplum kuruluşları üniversite önünde eylem düzenledi.

Üniversitenin Ayşekadın Yerleşkesi önünde toplanan öğrenciler başörtü yasağı konusunda ısrarını sürdüren Rektör Profesör Doktor Enver Duran’ı protesto etti.

Grup adına yapılan basın açıklamasında başörtüsü yasağının kanuni bir dayanağı olmadığına dikkat çekildi.

Eylemin sonunda üç başörtülü öğrenci ile destek veren sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri Sağlık Bilimleri Fakültesi’ne giderek Dekan Prof. Dr. Ferda Özdemir ile görüştü. Özdemir’in, öğrencilere sorunun çözülmesi için Rektör Duran’la görüşmelerini önerdiği bildirildi.

Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Enver Duran imzası ile dekanlıklara gönderilen bir yönergede öğrencilerin okula çağdaş kıyafetle girmeleri gerektiği belirtiliyor.

Söz konusu açıklamada, bütün öğrencilerin başları açık, çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunda oldukları vurgulanıyor. TRT

Başörtülü öğrencilerden hükümete protesto

Devlet Parasız Yatılı ve Bursluluk Sınavı'na başörtülü olarak girmek isteyen öğrencilerin sınavdan çıkarılmasını protesto eden bir grup öğrenci ve yakınları basın açıklaması yaparak uygulamanın kaldırılmasını istedi. Grup hükumeti ve bakanlığı protesto etti.

30 Nisan 2011
Anadolu Haber

Özgür-Der tarafından organize edilen basın açıklaması İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yapıldı. Başörtülü öğrencilerin ve yakınlarının katıldığı basın açıklamasına katılanlar "şifreyi açıklıyoruz: Başörtülüye burs yok, yasakçı hükumet yasakçı bakanlık, herkes için adalet başörtüsüne özgürlük" yazılı pankartlar taşıdı.

Bu sabah yapılan sınava Bakırköy Ticaret Meslek Lisesi'nde girmek istediğini ancak başörtülü olduğu için hakarete uğrayarak sınava alınmadığını belirten Yasemin Kurtuluş, müdür odasına alınarak görevlilerin kendisini adeta sorguya çektiklerini söyledi. Sınava ancak başını açarak ve diğer öğrencilerden ayrı olarak girebileceğinin belirtildiğini anlatan Kurtuluş, bütün engellerin kaldırılarak diğer öğrencilerle aynı haklara sahip olarak sınavlara girmek istediklerini dile getirdi.

Özgür-Der adına basın açıklamasını okuyan Zehra Türkmen ise başörtüsü konusundaki yasakçı tavrın devlet otoritesini kullananlar tarafından ısrarla sürdürüldüğünü belirtti. Bugün yapılan sınavda yaşananların bunu teyit eder nitelikte olduğunu anlatan Türkmen, "Muhtelif yerlerde çok sayıda başörtülü öğrenci sınava alınmadı. Bu nasıl bir özgürlüktür ki, Ak Parti iktidarının yönetimindeki Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan bir sınavda çocuklarımız, gençlerimiz İslami kimliklerinden dolayı cezalandırılıyorlar. Bu noktada özellikle hükümete başörtüsü yasağı denilen zorbalığa zalimliğe karşı daha net ve açık bir tutum takınmayı ertelememesi gerektiğini hatırlatıyoruz. Farklı birimlerde uygulanagelen yasakçılık olaylarını işgüzar bazı tiplerin keyfi tutumlarına bağlayan açıklamaların inandırıcılığı giderek azalmaktadır." dedi.

TSK'ya göre cemaat kadınları nasıl örtünür
24 Haziran 2011
Balyoz davasına ilişkin, Askeri Savcılık raporunda “hangi cemaatin kadınlarının nasıl giyidiği”ne ilişkin canlı mankenlerle çekilmiş başörtüsü anlatımları çıktı.



Askeri Casusluk soruşturması kapsamında Gölcük Donanma’da ele geçirilen harddisklerle ilgili Askeri Bilirkişi raporunda, harddisk içinden çıkan ve fişlemeler için hazırlanan dökümanlara da yer verildi.

Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’nin ‘Askeri casusluk ve şantaj çetesi’ soruşturması kapsamında Gölcük Donanma Komutanlığı’nda yaptığı aramalarda ele geçirilen video kasetleri, ses bantları ve belgelerle ilgili Askeri Savcılık tarafından hazırlatılan bilirkişi raporu tüm ekleriyle birlikte Balyoz Mahkemesi’ne ulaştı. Askeri Savcılık raporunda askeri personelin ailesine yönelik “fişleme formları” ile “hangi cemaatin kadınları nasıl giyinir”i anlatan canlı mankenlerle çekilmiş başörtüsü anlatımları dikkat çekti.

Tuğamiral başkanlığında 5 bilirkişi

Gölcük Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından Tuğamiral Sinan Azmi Tosun başkanlığında 5 personele hazırlatılan 30 sayfalık raporda, Gölcük Donanma’da ele geçirilen 5 harddiskle ilgili detaylı tespitlere yer verdi. Harddisklerin imajını alan bilirkişiler, bu harddisklerdeki incelemeye konu olan belgeleri de bilirkişi raporuna ekledi. Dava dosyasına giren bilirkişi raporunda, ilginç belgelere yer verildi. Bilirkişi raporunda 3 ve 5 nolu harddisklerde yer alan ‘jpeg’ formatındaki fotoğraflara dikkat çekildi.

Hangi cemaat nasıl örtünüyor?

Şubat sürecinden kaldığı anlaşılan bu fotoğraflarla askeri istihbarat elemanlarına “türban bağlama şekilleri”nin detaylı bir şekilde anlatıldığı görüldü. Başörtülü kadınların değişik tarikat grupları adı altında fişlendiği anlaşıldı. “Radikal İslamcı gruplara mensup kadın üyelerin türban bağlama şekilleri” başlığıyla hazırlanan fotoğraflarda başörtülü kadınlar, “Acz-i Mendi tarikatı ve Hizbullah”, “Fethullah Gülen Grubu”, “Milli Görüş (Fazilet Partisi)”, “Nakşibendi Tarikatı” olmak üzere 4 grupta gösteriliyor. Kadınların ön ve yan cepheden çekilmiş fotoğraflarının altında başörtüsünü bağlama şekilleri detaylı bir şekilde anlatılıyor.

3 ve 5 nolu harddisklerde yer alan “005_A_Ev Ziyareti Formu” isimli word dosyasında da “Takip ve kontrol altında tutulan personelin birlik dışı faaliyetlerinin takibinde dikkat edilecek hususlar” maddeler halinde anlatılıyor. Birlik dışında takip edilmesi istenen askeri personellele ilgili fişleme sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar şöyle:

Eş veya kız çocuklarından peruk kullandığı izlenimi edinilen var mıdır?

Aileye ait fotoğraf albümünün incelenmesi sonucu tespit edilen menfi hususlar var mıdır?

Evde hangi markalar kullanılıyor?

Evde alkollü içki bulunmakta mıdır?

Kolonya / gülsuyu ikram edilmekte midir?

Kütüphanede / evde bulunan yayın ve dokümanların (kitap, dergi, gazete, kaset, CD v.s.) adı, yazarı, konusu nedir?

Ev ve gıda amaçlı kullanılan malzemelerin markaları nelerdir? (Deterjan, tuz, bisküvi, beyaz eşyalar v.s.)

TV’de hangi kanal izlenmektedir?

Aile yakınları arasından siyasetle aktif olarak ilgilenen var mıdır? Hangi siyasi görüşe mensuptur?

Akademisyenlere ‘türban’ takibi

Asker eşlerini ve ailelerini garnizonların içinde ve dışında takip etmek için fişleme formları hazırlayan şüphelilerin, başörtüsü özgürlüğüne destek veren akademisyenleri de yakın takibe aldıkları ortaya çıktı. Gölcük Donanma Komutanlığı’ndaki zilada ele geçirilen 5 nolu hardiskte yer alan bir word belgesinde ise 1 Şubat 2008 tarihinde üniversitelerde kılık kıyafetin serbest bırakılmasını destekleyen bildiriyi (Türbana Destek Bildirisi) imzalayan 3 bin 600 akademisyenden 32’sinin Kocaeli Üniversitesi’ne mensup olduğu belirtilerek bu akademisyenlerle ilgili istihbari çalışma yapıldığı görülüyor. Hazırlanan listede Türbana Destek Bildirisi’ni imzalayan akademisyenlerin isimlerine ve görev yerleri tek tek belirtiliyor.

Star

Çanakkale Şehitliğinde Başörtü Yasağı!..
05 Temmuz 2011



Kimi zaman savaşanlara cephe arkasında yardıma koşan, kimi zaman omzunda silah, mermi taşıyan, cephede savaşan başörtülü kadının, torunlarına ziyaret engeli !..
Çanakkale şehitliklerini gezmek için Aydın'dan gelen çarşaflı dört kadın, halka açık olan Çimenlik Kalesi'nden, askerler tarafından zorla çıkarıldı. İçinde Deniz Müzesi ve Nusrat Mayın Gemisi bulunan, askeriye kontrolündeki kaleyi gezmek isteyen Selimışıklı ailesinin beş ferdi, maruz kaldıkları davranış üzerine polise şikayetçi oldu.Tek amaçlarının, savaşlarda hayatını kaybeden şehit atalarının mezarlarını gezmek olduğunu belirten Serhat Selimışıklı, yönetmelik ve kanunlarda müze ve kalelere çarşaflı girilemeyeceği ibaresi olmamasına rağmen, sorumlu komutanın keyfi tutumu yüzünden hakarete uğradıklarını söyledi.

Çanakkale Şehitliğinde Başörtü Yasağı!..
05 Temmuz 2011



Kimi zaman savaşanlara cephe arkasında yardıma koşan, kimi zaman omzunda silah, mermi taşıyan, cephede savaşan başörtülü kadının, torunlarına ziyaret engeli !..
Çanakkale şehitliklerini gezmek için Aydın'dan gelen çarşaflı dört kadın, halka açık olan Çimenlik Kalesi'nden, askerler tarafından zorla çıkarıldı. İçinde Deniz Müzesi ve Nusrat Mayın Gemisi bulunan, askeriye kontrolündeki kaleyi gezmek isteyen Selimışıklı ailesinin beş ferdi, maruz kaldıkları davranış üzerine polise şikayetçi oldu.Tek amaçlarının, savaşlarda hayatını kaybeden şehit atalarının mezarlarını gezmek olduğunu belirten Serhat Selimışıklı, yönetmelik ve kanunlarda müze ve kalelere çarşaflı girilemeyeceği ibaresi olmamasına rağmen, sorumlu komutanın keyfi tutumu yüzünden hakarete uğradıklarını söyledi.

Vatandaşı oldukları ülkenin topraklarını gezme özgürlüklerinin, birileri tarafından hiçbir hakkı olmadan engellenmesine tepki gösteren çarşaflı hanımlardan Dilber Selimışıklı ise "Aydın'dan buraya, atalarımızın şehit olduğu yerleri görmek için geldik. Çimenlik Kalesi'ni de görmek istedik. Diğer vatandaşlar içeride geziyordu. Biz girdiğimizde askerler yanımıza gelerek durdurdu. Çok rencide olduk. Sadece bizim çıkmamız gerektiği ve üzerimizde bomba olabileceği söylendi. Biz de bayan görevli çağrırıp üzerimizi aratmalarını istedik. 'Bu saatte size bayan memur bulamayız.' dediler. Tutumumuzdan vazgeçmediğimizi görünce komutan, bizi müzeye sokmadan, silahlı askerler eşliğinde bahçede dolaşmamıza izin verdi. Çıkışta da hakaret etti." şeklinde konuştu.
aktifhaber
aktifhaber
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Sal Tem 05, 2011 9:19 pm tarihinde değiştirildi, toplam 5 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2354
Konum: Avustralya

MesajTarih: Cmt Nis 23, 2011 9:30 pm    Mesaj konusu: Sayıştay Üyesi Hanım Başörtülü diye Meclis'ten çıkarıldı! Alıntıyla Cevap Gönder

Başörtüsü Yasağı Boğaziçi Üniversitesi'nde İsyana Dönüştü: Yasağı Takmıyoruz!

-Entellektüel Forum Bu İsyanı Yürekten Destekliyor!-


02 Haziran 2011

Bu yıl Boğaziçi Üniversitesinden mezun olup okulu bitirmenin verdiği tatlı telaşı yaşayan öğrenciler 2011 mezuniyet yıllığında başörtülü fotoğraflarının kabul edilmeyeceğini öğrendi. Ayrıca mezuniyet törenine de başörtülü gelinmemesi yönünde üstü kapalı ifadelerle karşılaşan 2011 mezunları bu olay karşısında başlatılan mücadeleyi şöyle dile getirdi:

"Boğaziçi Üniversitesi 2011 mezunları olarak, mezuniyet törenimize ve öğrenci yıllığımıza olduğumuz gibi katılmamızı engellemeye, keyfi ve dayanaksız bir kılık kıyafet zorunluluğu uygulamaya çalışan üniversite yönetimini ve uyguladıkları sinsi ayrımcılığı "takmıyor",bu üniversitenin her öğrencisinin hakkı olduğu gibi nasıl derslere girdiysek,
kampüste nasıl vakit geçirdiysek, konserlere, gösterilere nasıl katıldıysak,
seminerleri, söyleşileri nasıl dinlediysek, çimlerde nasıl eğlendiysek,
mezuniyet törenimize de öğrenci yıllığına da nasılsak öyle katılıyoruz!

Kısaca özetlemek gerekirse bu ayrımcılık sureci, Boğaziçi Üniversitesi yönetiminde öğrenci isleri sorumlusu olan bir kisinin, derslerin bittiği 27 mayıs cuma günü, 2011 yıllık komitesine "sözlü" olarak "(başörtülüler) gözüme böyle hoş görünmüyor, mezuniyette takacakları boneden taksınlar, o zaman olabilir" demesiyle basladı.

Malum kişi öğrencilerden göreceği tepkinin ne boyutlara ulaştığını daha önce iyi tecrübe etmiş olacak ki bu bildiri için derslerin bittiği günü seçmesi çok da tesadüf değil.

Yıllık komitesi de 28 mayıs cumartesi günü bu açıklamayı bir maille, yıllık alan ama sadece başörtülü olan öğrencilere gönderdi.

Okul yönetiminin yıllık komitesini tam anlamıyla "kullanarak", başörtülü öğrencilere hem yıllığa böyle giremezsiniz, hem de mezuniyete böyle gelemezsiniz demesi, bunu yaparken gösterdiği üslupsuzluk, ses çıkarılmayacak gibi değildi.

Çünkü bu sadece bir mezuniyet töreni ya da yıllık meselesi değil, hepimizin nasılsak öyle okumaya hakkımız olan bir devlet üniversitesinde sahip olduğumuz hakkın birilerinin gözüne hoş görünmediği için engellenmesiydi.

Bundan birkaç saat sonra da bizim bu "inanılmaz keyfi ve dayanaksız" ayrımcılığa karşı hak mücadelemiz başlamış oldu.

3 gün içinde sadece Facebookta hakkımız olanı alma mücadelemiz 600den fazla kişiden destek gördü ve sayı hızla artıyor.

Bu mücadelenin amacı bu üniversitenin öğrencisi olan herkes gibi hakkımız olandan kimsenin gözüne hoş görünmediğimiz için vazgeçmeyeceğimizi bildirmek!

Etkinlikte belirtildiği gibi mezuniyet törenimize, ailelerimizle, arkadaşlarımızla beraber neşe ve gurur içinde katılacağız. bu güzel anları ölümsüzleştirmek için hepimizin kameraları da yanında olacak.
Bu günü okuldaki güzel anılarımızın mutlu bir sonu olarak hep beraber kutlamak adına herkesi 30 Haziran 2011 günü Boğaziçi Üniversitesi Uçaksavar Çim Sahada gerçekleşecek mezuniyet törenimize bekliyoruz!

Yıllık konusunda ise su anda herkes yıllık komitesinin "ilan edilen bedel karşılığı, bu okulun öğrencisi olan herkesin koşulsuz olarak katılabileceği öğrenci yıllığı etkinliği için" aldıkları hukuki ve vicdani sorumluluğu yerine getirmek adına mücadele etmelerini bekliyor.

Amacımız yaygara kopartmak değil, kimsenin lisans hayatının son zamanlarını tatsız anılarla geçirmesini de istemiyoruz, tek isteğimiz artık bu üstenci zihniyetin bu dünyada yeri olmadığını göstermek.

Zaman artık birilerine hoş görünme zamanı degil, artık kimse sizin keyfi kararlarınıza sessiz kalmayacak..

Etkinliğe katılmak için: http://www.facebook.com/event.php?eid=211741388866345

Neden biz yokuz?
13 Mayıs 2011



“Biz bu yola çıktığımızda devasa bir başörtülüler ordusuyduk ve ezilenlerin yanında durmayı erdem sayan başı açık hemcinslerimiz de yanımızdaydı. Bugün bizimle kol kola yürüyerek ve her seçimde sayıları biraz daha katlanarak meclise taşınan kadınların arasında olmadığımızı görünce, “Neden?” diye soruyoruz.

Neden biz yokuz?

Neden çocuklarımızın rızkından keserek topladığımız paralarla kurulan televizyonların karanlık montaj odalarına yollanır, sayfalarında hala alnımızın teri parlayan gazetelerde horlanır, taşlanır ve aşağılanırız?

Örtümüzü ve davamızın ateşini rant aracı yaparak kasasını dolduranların şirketlerindeki iş anlaşmaları neden ikinci kuma olma kaydıyla sürülür önümüze?

Neden hep biz sabrederiz? Asırlık tabular ‘açılım’ paketi yapılıp kördüğüme dönmüş kurdeleleri kesilirken, bizim başörtümüz neden tozlu raflardan indirilmez?

Sonra “sarışınlar başbakanla görüşecekler” haberi düşüyor önümüze...

Kullanma tarihi geçen konserveler gibi kenara köşeye kışkışlanırken, boşalan yerlerimize yerleştirilen yeni imaj aparatlarına sarışın kumaşlar giydirildiğini ve böylece endişeli ahalinin oylarına göz dikildiğini fark ediyoruz.

Alınacak tepkiyi önceden kestirerek gösteri başlamadan perdeyi kapatan cin fikirli siyasileri, başörtüsü eylemlerinde ellerimize karanfil tutuşturan parmaklarından ve bir on yıl daha sabır telkin eden hastalıklı üsluplarından tanıyoruz.

Ve ardı arkası kesilmeyen sorular yeni soruları doğurarak, sarı yazmalar gibi dolanıyorlar aklımıza;

Sarı eşarp takarsak başımıza bizi de alır mısınız yanınıza?

Sarışın ve gürbüz üç çocuk doğurursak teslim eder misiniz işgal ettiğiniz emeklerimizi?

On yedi yıl önce avucunuza bırakılan bileziğin sahibini hatırlar gibi yapmayıp hatırlar mısınız sahi?

Ya da devam eder misiniz “evinin karısı, çocuklarının anası ol” siyasetine ve sarışın afetlerle çevirip etrafınızı, gömülür müsünüz kırmızı koltuklu köşklerinize?

Hanımlarınıza biçtiğiniz vazifelerin, mücadeleyle bilenmiş sarı solgun ama eğitimli beyinlerimize dar geldiğini ve haklarımızı gerekirse söke söke alacağımızı geçirir misiniz aklınızdan?

Siz bu deveyi gütmezsiniz ama biz de bu diyarlardan gitmeyiz! Biz Anadolu kadınlarıyız!

Ninelerimizle aynı isimleri taşır ve altın başak ipliklerle danteller örmeyi biliriz. Erlerimizle omuz omuza tarlada başak dererek, halay çekerek büyüdük.

Hanedanlar deviren saray kadınlarına benzetemezsiniz bizi. Sırça köşklerde oturup size nasıl yeni şehzadeler doğuracağımızı düşünemeyecek ve fitne fesat üretemeyecek kadar gelişmiş bir karakterimiz var bizim.

Genlerimizden aldığımız güçle ve bir Nene Hatun öfkesiyle, “Sarışın 35 Kadın” kampanyası ekseninde ortaya dökülen şuuraltınızı kınıyor ve sizi derin bir muhasebeye davet ediyoruz.”

Sarı Eylem

Sayıştay Üyesi Hanım Başörtülü diye Meclis'ten çıkarıldı!

23 Nisan 2011

Loca'da bir çift dışarı çıkarıldı. Nedeni başörtüsü!

TBMM'de 23 Nisan dolayısıyla düzenlenen oturumda Erdoğan'ın konuşması sırasında bir hareketlilik yaşandı. Loca'da bir çift dışarı çıkarıldı.

Nedeni başörtüsü!

Başörtülü bir kadın ile eşi, Genel kurulda resmi erkana ayrılan locaya gelerek oturdu. Çift, Başbakan Erdoğan'ın konuşması sırasında görevlilerin uyarısıyla locadan çıkarıldı. Bu hanımın Sayıştay Üyesi Necla Eroğlu, eşinin de Antalya'da bir hastanenin başhekimi olduğu öğrenildi.

Çiftin locadan çıkarılması sırasında görevlilerle kısa bir tartışma yaşamaları, Genel Kurul salonundakilerin de dikkatini çekti. Parti yöneticileri, liderlerin yanına giderek konuyla ilgili bilgi verdi.

'AKP türbanı mecliste YASAKLADI MI?'
27 Nisan 2011
Kavakçı, TBMM Başkanı ve hükümeti sert bir dille eleştirdi.



Meclis’e türbanla gelen FP eski milletvekili Merve Kavakçı, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin ve hükümeti türban konusunda sert bir dille eleştirdi.

Üçüncü evliliğini yapan ve ABD’de yaşayan Kavakçı, 23 Nisan’da TBMM’ye türbanla gelen Sayıştay üyesinin protokol locasından çıkarılmasını eleştirdi ve ‘’Bu katmerli bir skandal. Bu olaya Başbakan da hükümet üyeleri de seyirci kalıyorlar. Başı örtülü de nasıl Sayıştay üyesi olmuş diye sormayın. Olmuş işte... malum aç kapa olayı.’’ dedi.

Kavakçı kişisel internet sitesinde, ‘’İçtüzükte hangi yasak var, bir vatandaş olarak bunu bilmek istiyorum. Ya TBMM Başkanı içtüzüğü bilmiyor! Ya da bir ara karambole getirilip AK Parti eliyle bu yasak meclise sokulmuş da bizim haberimiz yok!’’ diye yazdı. haber5

"TBMM başörtülüyü içine alamayacak kadar küçük mü?"
23 Nisan 2011

http://basortuluadayyoksaoydayok.wordpress.com/

Ankara 2. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Aynur Bayram TBMM 23 Nisan oturumunda bir başörtülünün dışarı çıkarılması üzerine tepki gösterdi:

[img]TBMM başörtülüyü içine alamayacak kadar küçük mü?

Bugün 23 Nisan yani “Ulusal Egemenliğin” ilan edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı gün.

Meclis açılana kadar verilen mücadelenin aktörleri, başında örtüsüyle Erzurum’da mücadele eden Nene Hatun, Maraş’ta Fransızların bir kadının başörtüsünü açmalarından dolayı işgalcilere karşı halkı ayaklandıran Sütçü İmam gibileridir.

O gün inançlarına sahip çıkan halkın mücadelesinin sonucu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Fakat bu meclis’te sesini duyuramayanlar yine aynı insanların torunları, aynı inancın müntesipleri oldu.

Bugün, 28 Şubat’tan 13 yıl sonra, Başbakan’ın Olağan Üstü Genel Kurul Toplantısı konuşması esnasında, tam da Egemenliğimizi ilan ettiğimiz meclisimizin açıldığı günde Necla Eroğlu isimli Sayıştay Üyesi genel kurul salonundan adeta bir çocuğun ilkokul sıralarından kaldırılıp dışarı çıkarılması gibi çıkarıldı.

28 Şubat sürecinin sona erdiğini söyleyen zihniyet bugün gözlerini bir kez daha kapattı gerçeğe. Bir kez daha “başörtüsüne haddini bildirdiler”, bir kez daha yasakların hala devam ettiği Türkiye’nin meclisinden kovuldu başörtüsü.

Bir kez daha sistem bizim durmamızı, beklememizi, kapıların ardında sessizce itaat etmemizi istiyor.

Milletvekili, gazeteci, Sayıştay Üyesi, akademisyen… kovulanların hepsinin ortak özelliği başörtülü oluşları.

Necla Eroğlu Sayıştay Üyesi, eşi başhekim. Genel Kurul’dan kovulmalarının sebebi Necla Eroğlu’nun başörtülü olması.

Bu olay bugün başörtülülerin oylarına talip olanların, onlara adalet ve eşitlik vaat edenlerin gözlerinin önünde yaşandı.

Seslerini çıkarmadan herkes kanıksadı bu olayı.

Necla Eroğlu’na hangi ikna edici açıklama yapıldı?

Bunun ikna edici bir açıklaması var mıdır?

Sadece başörtülü olduğu için Genel Kurul’dan, Meclis’ten, hastanelerden, okullardan kovulmanın kabul edilebilir ve ikna edici bir açıklaması var mıdır?

28 Şubat’ta ve öncesindeki karanlık günlerin zihniyetinden kurtulduğu düşünülen bir ülkede bu uygulamanın sebebi nasıl açıklanır?

28 Şubat’ta ikna odaları vardı, yerleri biliniyordu. Şimdi ikna odaları nerede?

Meclis koridorlarına kadar mı genişledi bu odalar?

Başbakanın konuşma yaptığı kürsünün önüne kadar, herkesin gözünün önüne kadar mı uzadı?

Türkiye Büyük Millet Meclisi başörtülüyü içine alamayacak kadar küçük mü?

Tüm vicdan sahiplerinin vicdanlarını kanatan bu saldırıyı esefle ve şiddetle kınıyorum.

Ankara 2. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Aynur Bayram

Haber5/haber1001

ALES'te başörtüsü gerginliği
24 Nisan 2011
Fatih'teki bir okulda sınava alınmayıp bahçede bekletilen başörtülüler basın mensuplarının olay yerine gelmesiyle sınava alındı.

Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı'nda (2011-ALES) başörtüsü gerginliği yaşandı. Fatih'te bulunan Mahmudiye İlköğretim Okulu'nda sınava girmek için gelen başörtülü öğrenciler, sınav sorumlusunun talimatı üzerine bir süre okul bahçesinde bekletildi.

Yükseköğretim kurumlarında öğretim görevlisi, okutman, araştırma görevlisi, uzman, çevirici ve eğitim öğretim planlamacısı kadrolarına açıktan veya öğretim elemanı dışındaki kadrolardan naklen atanabilmek için, ALES'e giren öğrenciler sabah erkenden sınavın yapılacağı okulların önünde hazır bulundu. Fatih'te bulunan Mahmudiye İlköğretim Okulu'nda sınava girmek için bekleyen başörtülü öğrenciler sınava alınmama gerginliği yaşadı.

Okul bahçesinden içeri alınan öğrencilerden başörtülü olanlar sınav sorumlusunun talimatı üzerine bahçede bekletildi. Sınava alınamayacakları söylenen öğrenciler kısa süreli gerginlik yaşadı. Basın mensuplarının okula gelmesi üzerine toplu halde bahçede bekletilen öğrenciler, daha sonra sınav salonuna alındı.

Okul müdürü ve bazı salon başkanlarının sınav sorumlusuna 'Başörtülü öğrencilerin sınava giremeyeceklerine dair yasal bir dayanağın olmadığını hatırlattıkları' ve bu yüzden okul içinde kısa süreli bir gerginlik yaşandığı iddia edildi. haber10

Bir başörtüsü zulmü de Antep'ten
30 Nisan 2011

Bu sabah Gazikent İMKB İlköğretim Okulu'na Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı için gelen başörtülü öğrenciler okuldaki idarecilerin engeline takıldı . Başörtülü öğrencileri içeri almayacağını söyleyen görevliler başörtülü öğrencileri ve yakınlarını polis zoruyla okul bahçesinden çıkarttırdı. Yaşananlara tepki gösteren başörtülü öğrencilerin yakınları okuldaki yetkililerden yasaklamayla ilgili bir belge istedi. Okul bahçesi kapısında polislerle tartışan vatandaşlar yapılan haksızlık karşısında sessiz kalamayacaklarını söylediler. Başörtülü bir öğrencinin yakını, kendilerine haksızlık yapıldığını ifade ederek, "Buradaki görevliler Milli Eğitim Bakanlığı'nın talimatıyla öğrencileri içeri almayacaklarını söylediler. Ama bu konuda bize hiçbir belge göstermediler. Bu keyfî uygulama nedeniyle sınava alınmayan öğrencilerimiz gözyaşları dökerek burada ağlıyor" dedi.
İsmini vermek istemeyen bir öğrenci ise gözyaşlarına boğularak, "Bayrağımıza bağımsızlık yazıldıysa hakkımız verilmeli. Bu ne biçim hak bu ne bi çim hürriyet. Nasıl bir bağımsız ülkeyiz" diyerek feryat etti.
Haber5

Başıörtülü Öğrencilerin Kafasını Duvara Vurdu!

Balıkesir'de okul çıkışında iki kız öğrencinin başörtüsünün bir öğretmen tarafından zorla çıkarıldığı ve kafalarının duvara vurulduğu iddia edildi.

11 Mays 2011
Anadolu Haber

Balıkesir Burhaniye Sağlık Meslek Lisesi'nde, okul çıkışında iki kız öğrencinin başörtüsünün bir öğretmen tarafından zorla çıkarıldığı ve kafalarının duvara vurulduğu iddia edildi. Öğrencileri, araya giren arkadaşları ve diğer öğretmenler kurtardı. Zanlı öğretmen Bekir H. (45), velilerin şikayeti üzerine Burhaniye Merkez İlçe Karakolu'na götürülerek ifadesi alındı. Burhaniye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü de soruşturma başlattı.

Olay, dün saat 12.10 sıralarında Burhaniye Sağlık Meslek Lisesi çıkışında meydana geldi. İddiaya göre 10. sınıf öğrencileri F.Ç. ve S. A., okul çıkışında başörtülerini taktı. Bu sırada meslek dersi öğretmeni Bekir H., F.Ç.'nin başörtüsünü başından çıkarmak istedi. Geri çekilmek isteyen F.Ç.'nin başını duvara vurup küfür ve hakaret etti. Bekir H. ayrıca S.A.'yı da kolundan tutarak darp etti. Öğrencileri, okulun diğer öğretmenleri kurtardı. Olayı duyan iki öğrencinin velileri, öğretmen Bekir H.'den şikayetçi oldu. Bekir H., Burhaniye Merkez İlçe Karakolu'na götürülerek ifadesi alındı. Bu arada Burhaniye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü de soruşturma başlattı.

İl Milli Eğitim Müdürü İlhan Aslan, "Soruşturma devam ediyor. Öğretmenimizin bu şekilde müdahale etmesi hoş değil, son derece yanlış. Daha önce de bu öğretmenimiz hakkında bu tür hadiseler oldu. Bu hadiselerden dolayı geçirmiş olduğu soruşturmalar da var. Böyle bir hareketinden dolayı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hakkında idari tahkikat başlatıldı." dedi. Geçen yıllarda Savaştepe ilçesinde görev yapan Bekir H.'nin Samsun'a tayin edildiği; ancak mahkeme kararıyla tekrar Balıkesir'e geldiği bildirildi.


"ENSESİNDEN TUTMAK İSTEDİM, BİRDEN TÜRBANI AÇILDI"

Öğretmen Bekir H., sözkonusu öğrencileri okul içinde başörtüsüyle gezdikleri için uyardığını söyledi. Bekir H., "Ben görevimi yaptım. Kimseyi darp etmedim. Öğrencilerin başörtüsüyle okul içinde dolaşması, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı." dedi. Bekir H., okul içinde türbanlı dolaştıklarını ve daha önce defalarca uyarmasına rağmen ısrarcı olduklarını iddia ederek, "Saat 12.00 sıralarında, türbanlı gezen kızı bahçede gezerken uyardım.

'Çıkarmıyorum, sen karışamazsın.' diye cevap verdi. Müdürün yanına götürürken okulun zemin katında, yine aynı şekilde iki öğrenci türbanla dolaşıyordu. Bu öğrencileri de müdürün yanına götürdüm. Müdür bana, 'Sen bu öğrencilere karışma. Bu şekilde gezebilirler.' dedi. Bu sırada F.Ç. adlı öğrenci dışarıya kaçtı. Ensesinden omuzuna doğru tutmak istedim, birden türbanı açıldı. Ondan sonra bağırmaya başladı. Ben kesinlikle öğrenciye vurmadım. Öyle bir şey olsaydı hastanedeki kontrolde rapor verilirdi." şeklinde konuştu.

"BAŞINI DUVARA VURDU, KIZCAĞIZIN ÇIĞLIKLARIYLA GELDİM"

Okul öğretmenlerinden Ferhan Levent ise olayın mesai saati dışında olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: "Saat 12.10'da öğrencimiz dışarıya çıkmak üzereydi. Dış kapının bir adım ötesindeyken bu öğretmen bey, öğrencimizi tutup arkasından çekti. 'Bu şekilde burada gezemezsin.' diyerek tartaklamaya başladı. Başını duvara vurdu. Kızcağızın çığlıklarıyla geldim. Öğrenciler etrafına toplanmıştı. Olay büyümesin diye öğrencileri uzaklaştırdık fakat tehdit savurup, 'Bu şekilde gezemezsiniz, defolun gidin.' gibi sözlerle öğrencimizi rencide etti. Daha önce de bu şekilde vukuatları var. Öğrencilerimizin eteklerine de karışıyor.

'Niye uzun etek giyiyorsunuz?' diyor. Daha önce de savcılıkla ilgili bir vukuatı var bu beyefendinin. Psikolojik sorunları var sanırım, takıntı haline getirmiş. Öğrencilerimizin gizli kamerayla fotoğraflarını ve görüntülerini çekiyor. Daha önce de birkaç kez uyarıldığı halde aynı hareketlerine devam etmektedir. Ben olayın üstüne geldiğim ve öğrenciyi o şekilde gördüğüm için insanlık vazifesi olarak araya girip müdahale etmek istedim."

"BAŞÖRTÜSÜNÜ AÇTI, SONRA DUVARA İTTİ"

F.Ç.'nin arkadaşları da, "Arkadaşımız müdürün odasından çıktığında Bekir hoca arkasından koşarak başörtüsünü açtı, sonra duvara itti. Arkadaşım yere düşerken tuttuk. O saatte biz okulda çıkıyorduk, mesai bitmişti. Karışmaması gereken bir saatte karıştı." şeklinde konuştu.

F.Ç. isimli başörtülü kız öğrenci ise "Okuldan çıkmaz üzereyken Bekir Hoca, 'Bu şekilde okuldan çıkamazsınız.' diyerek başörtümü çıkardı. Daha sonra da başımı duvara vurdu." dedi.

CUMHURİYET ÖĞRETMENİ SEÇİLMİŞ!
Balıkesir'de hem de okul çıkışında taktıkları başörtüsünü gerekçe göstererek 2 kız öğrenciyi darp eden Bekir Himmetoğlu adlı öğretmen, Hürriyet'in "Cumhuriyet Öğretmeni" çıktı.

Sözde Öğretmen Himmetoğlu'nun, önceki görev yeri Trabzon'da da benzeri tavırlar sergilediği öğrenildi. Bu yüzden sık sık öğrenci ve velileri ile kavga ettiği ortaya çıkarken, Hürriyet'in Haziran 2008'de Himmetoğlu'nu “Cumhuriyet Öğretmenine türban dayağı” diye manşetine çektiği saptandı.

CHP'li Süheyl Batum'un başörtüsü moda olarak takılırsa sorun olmaz sözlerine tepki yağıyor

12 Mays 2011
Anadolu Haber

CHP Genel Başkan Yardımcısı Batum’un ‘Başörtüsü moda olarak takılırsa sorun olmaz’ açıklamasına tepki gösteren insan hakları savunucuları “Damgalı başörtüsümü üretecekler. Batum hukuku katlediyor” diyor.

CHP’nin yeni anayasa çalışmalarını yürüten Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum’un, başörtüsüyle ilgili yaptığı “Üniversitelerde, başkaldırının hak ve özgürlüklerine karşı olmamak, laik devlet esasına aykırı olmamak ve kamu düzenine aykırı olmamak koşuluyla moda olarak baş örtülebilir” açıklaması büyük tepki topladı.

Batum’un Cumhuriyet Gazetesi’ne önceki gün verdiği röportajda “Dinin emrediyor’ diyerek takmayacaksın” sözlerini değerlendiren sivil toplum kuruluşları ‘damgalı başörtü mü takacağız?’ diyerek isyan etti.

28 Şubat sürecinde başlatılan ikna odaları fikrinin sahibi CHP milletvekili Nur Serter ise CHP’nin somut projelerle halkın önüne çıkması gerektiğini söyledi. Batum’un çözüm önerisene gelen tepkilerden bazıları şöyle: 

Somut ve gerçekçi projeler açıklansın

CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Nur Serter: “Başı örtmenin hangi nedenle olduğu kanıtlanabilseydi zaten şu an bir başörtüsü tartışması yaşanıyor olmazdı. Bence bunlar yerine daha somut ve gerçekçi olan projelerden bahsetmek gerek.”

ÖNDER Genel Başkanı Hüseyin Korkut: İflah olmaz laiklik anlayışının sonucudur bu. Süheyl Batum’un yaptığı bu açıklamayla modayı inancın önüne koyması gerçekten kabul edilebilir ve anlaşılır bir şey değil.

Mazlumder Başkanı Ahmet Faruk Ünsal: Bir hukuk profesörü olan Süheyl Batum, gerçek anlamda hukuğu katlediyor. Hukukta fiillerin niyetle ölçülemeyeceğini herkes bilir. Çünkü insanın aklını ve kalbini ölçen birteknolojihenüz ortaya çıkmadı. Bu açıklama gerçekten bir skandaldır.

Damgalı başörtüsü mü üretecekler

Özgür-Der Başkanı Rıdvan Kaya: Bu durumda moda için başını örtenlerin başörtüsünün kenarına bunu belirten bir yazı, dini emirler yüzünden takanların başörtüsünün yanına da bu durumunu belirten bir not konulacak. Seçimler yaklaşırken CHP gerçekten bir açmazın içerisine girmiş görünüyor.

600 seçim görevlisi başörtülü diye kovuldu

Akşehir Seçim Kurulu Başkanı Derviş Eryıldırım, seçim eğitimi almak için Akşehir Kültür Merkezi'nde toplanan yaklaşık 600 öğretmene hakaretler yağdırdı.

11 Haziran 2011
Anadolu Haber

Seminere yaklaşık 45 dakika geç gelen ve gelir gelmez de başörtülü öğretmelerin dışarı çıkmasını isteyen Eryıldırım, hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı. Salonda bulunan bazı öğretmenlerle sözlü tartışamaya giren Eryıldırım ile öğretmenler arasında karşılıklı söz dalaşı yaşandı.

Seminerin resmi olduğunu, dolayısıyla salonun kamusal alan hükmünde olduğunu belirten Eryıldırım'a cevap veren bir öğretmen, "O zaman kot pantolonlu ve top sakallıları da dışarı çıkarın.'' dedi. Seminere geç geldiği için tüm öğretmenlerden özür dilemesi hatırlatılan Eryıldırım ise özür dilemedi. Daha sonra bazı başörtülü öğretmenler başını açtı. Başını açmak istemeyen bazı öğretmenler de salonu terk etti. Öğretmenler, seçim kurulu başkanı ve aynı zamanda ağır ceza hakimi olan Derviş Eryıldırım'ı ilgili mercilere şikayet edeceklerini söyledi.

Öğretmenler, Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinin konuya seyirci kalmasını da şiddetle kınadıklarını dile getirdi.



Boğaziçililer ayrımcılığı Facebook'la yendi
MERVE TUNÇEL -
12.06.2011

Yıllık hazırlığı ve mezuniyet töreni, son sınıfın en heyecanlı dönemleridir. Ama Boğaziçi Ünversitesi'ndeki başörtülü öğrencilerin bu hevesi, az kalsın kursaklarında kalıyordu. Sorun şimdilik tatlıya bağlandı.

Nasıl mı?

Facebook'u yasağı delmek için kullanan başörtülü bir öğrenci sayesinde.
Boğaziçi Üniversitesi yemyeşil çimleri ve Boğaz'a nazır kampüsüyle olduğu kadar demokratik ortamıyla da ünlüdür. Örtü yasağının en acımasız dönemlerinde bile, Boğaziçi'nde hoşgörü rüzgârı esmekteydi. 'Di' diyoruz çünkü az kalsın bu tablo tarihe karışıyordu. Basına çok fazla yansımasa da, bu yıl başörtülülerin yıllığa 'oldukları haliyle' resim vermeleri engellenmek istendi, dahası öğrenciler mezuniyet törenine de bu şekilde giremeyeceklerdi. Yine '-di' diyoruz çünkü Nagehan Pakdamar öncülüğünde 40 kadar başörtülü öğrencinin sanal âlemde hak arama mücadelesi sonuç verdi. Boğaziçi'nin adına ve tarihine yakışmayacak bir haksızlığın eşiğinden dönülmüş oldu böylelikle.

Boğaziçi'nde başörtü serbestisi biraz da hocaların inisiyatifinde. Bu yüzden uygulamada bölümden bölüme ufak tefek farklılıklar olsa da genel olarak üniversitenin kapısı başörtülülere açık.

Rektör Kadri Özçaldıran'ın göreve başladığı ilk günlerde başörtülü öğrencilerin kampüse girmesi engellenmeye çalışılmış ama okuldaki hemen hemen bütün öğrencilerin tepkisi ve ortak eylemleri sonucu yasaktan vazgeçilmişti. Başörtülü öğrenciler mezuniyet törenlerine de alınıyorlardı, bazen örtüleriyle bazen de bone ya da farklı eşarp bağlama tarzlarıyla. Ancak mezuniyetin en büyük hatırası öğrenci yıllıklarında örtülü fotoğrafa rastlamak mümkün değil. Şimdiye kadar pek sorun edilmemiş bu durum öğrenciler tarafından.

Tüm üniversitelerde katı bir yasak uygulanırken, okula oldukları gibi girebilmenin keyfiyle yıllık ve mezuniyet mevzuuna pek de takılmamış başörtülü öğrenciler. Biri hariç: Okulöncesi eğitim bölümü öğrencisi Nagehan Pakdamar... Bir arkadaşı vasıtasıyla 50 lira vererek yıllığa kaydını yaptırır Nagehan. Bizzat başvurmadığı için yıllık komitesinin 'başörtülü fotoğraflarının idare nezdinde sorun çıkartabileceğine' dair nazik uyarısından habersizdir. Bu yüzden kendisi gibi tesettürlü arkadaşlarından "Acaba başörtülü fotoğrafımızı kabul edecekler mi?" sorusunu duyunca başından aşağı kaynar sular dökülür.

Derslerin son günü olan 27 Mayıs'a kadar her şey yolunda gibidir. Fakat akşam sadece başörtülülere gönderilen bir e-mail gelir komiteden. Rektörlükle yapılan görüşmeler sonucunda başörtülü değil, sadece mezuniyet töreninde takacakları bone vs. gibi aksesuarlarla tekrar fotoğraf çektirmeleri halinde yıllığa girebilecekleri haber verilir bu e-mailde.

Rektör söz verdi

Nagehan, hakkını aramak ve yıllıktaki diğer başörtülü arkadaşlarına ulaşmak amacıyla Facebook'ta 'Nasılsam öyle mezun olurum' adlı bir etkinlik oluşturur. Elinden geldiğince objektif bir şekilde olayın gelişimini aktararak 'bu ayrımcılığı takmadıklarını ve kampüste nasıllarsa mezuniyete de o şekilde gideceklerini' söyler duvarında. İlkin okuldaki örtülülere ulaşmayı hedefleyen bu etkinlik ışık hızıyla yayılır. An itibarıyla katılacak kişi sayısı 5 bini aşmış durumda. Twitter'da da uzun bir süre adından çok bahsedilen konular (trend topics) sıralamasında zirveye oturan bu etkinliğin yaklaşık 3 buçuk milyon kişiye ulaştığını söylüyor Nagehan. Ardından konu haber portalları ve internet sözlüklerine de taşınır.

Çığ gibi büyüyen etkinliğin kurucusu olan Nagehan ve arkadaşlarına son olarak televizyon programlarından da davet gelir. Rektörle görüşme talepleri 'yoğun programı' nedeniyle ilkin kabul edilmeyen öğrenciler, sorunu TV'ye taşımadan bir kez daha rektörle konuşmaya karar verirler. İkinci girişimleri sonuç verir ve Rektör Kadri Özçaldıran öğrencileri bizzat arayarak randevu verir. Ertesi gün Çaldıran'ın odasına giden Nagehan ve bir arkadaşı beklemedikleri bir açıklamayla karşılaşır. Çaldıran, örtüyle ilgili öğrencilere bildirilen kararın kesinlikle kendilerinden çıkmadığını, idareden sorumlu bir kişinin -adı açıklanmamış- bunu yıllık komitesine söylediğini anlatır. Sorunun tamamen bir yanlış anlaşılma ve eksik iletişimden kaynaklandığını dahası kendisinin de öğrencilerin 'nasılsa öyle mezun olmaları' için elinden geleni yapacağını da ekler. Rektörün sözünü teminat kabul eden öğrenciler, memnun ayrılırlar oradan. Yılan hikâyesine dönen mezuniyet ve yıllık sorunu şimdilik çözülmüş gibi görünüyor. Tabii sosyal medyanın da büyük katkılarıyla... Şimdi tüm gözler 30 Haziran'da Boğaziçi'nde yapılacak mezuniyet töreninde.

m.tuncel@zaman.com.tr

Mahalle baskısından İzmir'i terk etti
20 Haziran 2011

Başörtüsü nedeniyle daha önce 3 kez saldırıya uğrayan bir bayan, son olarak Kemal Kılıçdaroğlu'nun konvoyundaki partililerin sözlü tacizlerine uğrayınca İzmir'i terk etme kararı aldı

Genel seçimlere saatler kala İzmir'de yaşanan bir olay, 'mahalle baskısı'nın geldiği boyutları gözler önüne serdi. Başörtüsü nedeniyle daha önce 3 kez saldırıya uğrayan Tuğçe Sökmen isimli bir bayan, son olarak CHPGenel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun konvoyunda bulunan partililerin sözlü tacizlerine uğrayınca İzmir'i terk etme kararı aldı. Hayatını huzurlu bir şekilde sürdürmek isteyen genç kadın, İstanbul'a yerleşiyor.

Zaman Gazetesai'nin haberine göre, polis tutanaklarına da yansıyan üzücü hadise, 11 Haziran akşamı saat 19.00 sularında yaşandı. Seçim yasakları saat 18.00'de başlamasına rağmen Kılıçdaroğlu'nun konvoyu o dakikalarda Karşıyaka'da seçim turu yapıyordu. O sırada annesiyle birlikte vapurdan inip Karşıyaka Çarşısı'ndaki minibüs son duraklarına doğru yürüyen Tuğçe Sökmen, CHP seçim otobüsünün arkasında iskeleye doğru ilerleyen kalabalık grubun sözlü saldırısına uğradı.

Devamını şöyle anlatıyor: "Seçim otobüsü geçtikten sonra arkadan gelen gruptan, ismini olay nedeniyle öğrendiğim S.Ş. isimli bayan, yanımdan geçerken bana doğru dönüp alkışlayarak, 'Başını açacaksın. Aç, aç!' diye bağırdı. Ben hiçbir karşılık vermedim. Bir iki adım gittikten sonra tekrar geriye dönüp yüzüme doğru alkışlayarak, 'Aç, aç, aç!' diye bağırdı. Bunun üzerine çevredekiler bize bakınca rahatsız oldum. 'Sizden şikayetçiyim, polis çağıracağım.' dediğimde arkasını dönüp gitmek istedi. Ben kolundan tutup, 'Polis!' diye bağırdım. O sırada grubu takip eden sivil polisler geldi ve bizi emniyete götürdü."

Hiç tanımadığı bir kişinin, başörtülü olduğu için kendisine bağırmasından manevi olarak çok etkilendiğini ifade eden Sökmen, davacı olduğunu söyledi. Aynı grubun kendisinden önce de başka bir hanımın başörtüsünü çıkarıp parçaladıklarını aktardı. Karşıyaka İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekiplerinin tutanağıyla da tespit edilen bu olaylar için şikayetinden kesinlikle geri adım atmayacağını vurguladı.

Sökmen, İzmir'de bir yılda dördüncü defa benzer olayla karşılaştığını ifade etti. İlkinin Hatay semtinde, ikincisinin Üçkuyular'da, üçüncüsünün metroda olduğunu anlattı. Çankaya istasyonundan bindiği metroda Bornova'ya doğru giderken bir öğretmenin ağza alınmayacak hakaretlerine maruz kaldığını anlatan Sökmen, "Devletin öğretmeni,Ergenekonterör örgütünden dolayı tutuklananların bile bizim, yani başörtülü insanların yüzünden olduğunu söyledi. Başörtülü insanların hepsi mi AK Partili? Ben CHP'li, MHP'li ya da BDP'li olamaz mıyım? Artık daha huzurlu bulduğum İstanbul'da yaşayacağım." dedi.

Geçtiğimiz günlerde Ankara'da da benzer bir hadise yaşanmıştı. HAS Partili eskiDiyarbakırMilletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu'nun başörtülü eşi Sevgi Hatipoğlu,

Çankaya'daki bir markette iki kadının saldırısına uğramıştı. Kavaklıdere Karakolu'na yansıyan olayda, iki kadın, Sevgi Hatipoğlu'na, "Çekil şuradan. İğrenç şeyler. Başındaki örtüye bak. Aşağılık kadın. İğrenç insanlarsınız hepiniz. Örümcek kafalılar. Türkiye'yi size bırakmayacağız. Gericiler." diye hakaret etmişti.
haber10

Türk Milleti Başörtüsüne Uzanan eli Savaş Sebebi SAYMIŞTIR
Alper Tan / Analiz

Halkın kılık kıyafetiyle uğraşma ve zorla kıyafet dayatma girişimleri Cumhuriyet’le birlikte başladı. Şapka dayatması ile cadde ve sokaklar mantar tarlasına dönüştü. Daha sonra zabıta teşkilatı, sarıklı, şalvarlı, çarşaflı vatandaşları şehirlere sokmamaya başladı. Malını, canını vererek vatanı düşmandan kurtaranların evlatları bu vatana sokulmuyordu. Onlar köyde ve kırda kalmaya mahkum ediliyorlardı. Bir taraftan “Köylü milletin efendisidir” deniliyor, ama bu efendi şalvarıyla şehre girmek istediğinde şehir girişinden dönmek zorunda kalıyordu. Dondurucu kış gününde bebeğinin üstünden çıkardığı çarşafı top mermisine sararak siperlere cephane taşıyan Türk anaları kıyafetinden dolayı şehre sokulmuyordu. Ama rejimin adı Cumhuriyet’ti. Cumhuriyet ise “Halkın kendi kendini yönetmesiydi.” Okuldaki kitaplarda böyle yazıyordu. Sokakta bunun tersi uygulanıyordu. Bırakın halkın kendi kendini yönetmesini halkın ne giyeceğini bile başkaları belirliyor ve dayatıyordu. Daha önce peçeyi ve çarşafı yasaklayan statüko, Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlığı döneminde çarşafı tercih eden kadınları özendirmek için eşarp ve pardesü dağıtılıp kadınların çarşafları toplatılmıştı. O zaman modernlik olarak sunarak özendirdikleri ve teşvik ettiklerini bugün tehlike ilan ediyorlar. Şimdi de kadınların başörtüsü takmasını yasaklıyor, başörtüsünü gericilik olarak sunuyorlar. Derin Yapı, 27 Mayıs Darbesi sonrasında 1961 yılı başında aldığı gizli kararla yasakları çok ileri götürdü. 1961’de alınan kararla, “Anadolu’daki kızların okuması bir şekilde engellenecek, eğer engel olunamayanlar olursa da, bu kızlar okullarda baştan çıkarılacak veya etkisiz hale getirilecekti. Okumak isteyen mütedeyyin kesim en büyük tehlike idi. Okullar ve yurtlardaki ortamlar mütedeyyin kesimlerin kızları okutma arzusunu dizginletiyordu. Doksanlı yıllara gelindiğinde bu iş iyice zıvanadan çıktı. 28 Şubat döneminde Batı Çalışma Grubu’ndan generaller YÖK’ün ve rektörlerin toplantılarına katılıyor türban yasağının yoğunlaştırılması için öneriler getiriyorlardı. Generaller, başörtüsü yasağının uygulanması konusunda rektörlere de güvenmiyor, yalnızca YÖK’ün yetkili olmasını emrediyorlardı. YÖK ve üniversiteler bilimi ve eğitimi bırakmış darbecilerin kıyafet zaptiyesi haline gelmişti. 1998’in Haziran ayında dönemin Hava kuvvetleri Komutanı İlhan Kılıç, resim yarışmasında dereceye giren bir öğrencinin annesine, “Başörtüsünü türban gibi takmama” öğüdünde bulunduktan sonra şöyle diyordu. “Bizim, Anadolu’da tarlada çalışana, Karadeniz’de sırtında odun taşıyana tepkimiz yok.” Generalin başörtülülere reva gördüğü iş, tarlada ırgatlık yapmak veya sırtında odun taşımak idi. Bu zihniyete göre örtüsüyle TBMM’ye girmek isteyen kadın, “Cumhuriyet’e karşı cereyan ve bölücü” olarak suçlanıyordu. Hakaretin sahibi Çankaya’da oturan Süleyman Demirel’di. Cumhurbaşkanının eşi Hayrunnisa Gül, geçen hafta Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde konuştu. Statükonun savunucularının, modernitenin merkezi saydıkları Avrupa’nın kalbinde oldu bu konuşma. Ama Türkiye’de halkın temsil edildiği Meclis’e başörtülü bir bayan giremiyor milletvekili olarak. Diyanet İşleri Başkanı, “Başörtüsü dinin gereğidir” diyor. CHP’liler, Şeytandan aldıkları ilhamla fetva vererek “Değil” diyorlar. Başörtüsü takmak Anayasa’ya aykırı diyorlar, ama TBMM Anayasayı değiştirmek istendiğinde, iktidar partisine kapatma davası açılıyor. Yapılan değişikliği CHP Anayasa Mahkemesi’ne götürülerek bozduruluyor. Bu da yetmezmiş gibi CHP lideri Kemal Kılıçtaroğlu gözümüze bakarak şöyle diyor: “Anayasada ve YÖK yasasında yasaklayıcı bir hüküm yok. Konu, Anayasa Mahkemesi’ne götürüldüğü için bu karar çıktı.” Demek ki Anayasa’da hüküm olmasa bile CHP isteyince mahkemeden böyle kararlar çıkıyormuş. “Başörtülüler başı açıklara baskı yaparsa” diye hayali bir tehlikeden bahsediyor ama bunu yaparken başına kapatanlara kendileri resmen baskı uyguluyorlar. Başörtüsünün siyasi simge olduğunu söylüyorlar. Siyasi simge olmayı bir tehlike veya suçmuş gibi gösteriyorlar. Siyasi simge değil ama, siyasi simge olsa bile bu ülkede siyasi simge suç mudur? Şu an bazı fakültelerin koridorlarında en uç siyasi görüşlerin ve partilerin afişleri asılı. Bunlar neden suç değil? Öyleyse bunlar neden yasaklanmıyor. Bazıları ise başörtüsünü bağlama biçimi üzerinden zırvalamaya devam ediyor. Bir kadın, başını açarak okula girince siyasi düşüncesini de beyninden çıkarmış mı oluyor? Kadın, saçının bir tutamını örtünün altından sallandırınca “tehlike” bertaraf mı edilmiş oluyor. İşgalci Fransız askerleri bir kadının başörtüsüne el uzattığı için Maraşlılar savaş başlatmışlardı. Maraş’a “Kahraman” vasfı verilmesinin sebebi budur. Türk milleti, kadının başörtüsüne el uzatılmasını savaş sebebi saymışlardı. Memleket düşmandan kurtarılmıştı ki bu defa CHP o örtüye el uzattı. Kurtuluş Savaşı’nda Fransız askerlerinin yaptığını şimdi CHP ve bazı profesörler savunuyor ve uygulamaya çalışıyor. CHP bu Fransız askerlerinin yaptıklarını yapmaya daha ne kadar devam edecek. Şimdi kart muhalefetin içinden çatlak sesler geliyor. 29 Ekim resepsiyonu için Çankaya Köşkü’ne çıkmayacaklarmış. Sebebi, başörtülü kadınların da resepsiyona katılacak olmasıymış. Yani cumhur (halk) cumhurbaşkanını seçecek, ama seçtiği kişinin mekanına giremeyecek. O resepsiyonda CHP’lilerin olmaması bir eksiklik oluşturmayacak. Arzu etmiyorlarsa gelmesinler. Ama CHP’lilere bir sorum var: Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, annesi Zübeyde Hanım ve eşi Latife Hanımla birlikte Çankaya Köşkü’nde resepsiyon verse katılmazdınız değil mi? Tabi tabi katılmazdınız! 18.10.2010
Alper TAN
KanalA

28 Şubat ayılığı Azerbaycan'da hortladı...

Bu konuda Taraf'ın haberi Şöyle:

Azerbaycan '28 Şubat'ını Yaşıyor !
11 Temmuz 2011

Azerbaycan '28 Şubat'ını Yaşıyor !
‘Kardeş ülke’ Azerbaycan, 28 Şubat krizinin ikizini yaşıyor. Müslümanlar, “Türkiye’nin acı tecrübelerini yaşamak istemiyoruz” diyor.
* Başörtülüler devlet hastanelerinde doğum yapamıyor,

* Başörtülü fotoğrafla nüfus cüzdanı alamıyor,

* Trenlere binemiyor

* Devlet okullarında eğitim alamıyor.

Türkiye 28 Şubat sürecini geride bırakırken, Azerbaycan kendi 28 Şubat’ına başlıyor. Ortodoks laik rejimin gittikçe sertleştiği ülkede, bir süredir başörtülüler devlet hastanelerinde doğum yapamıyor, başörtülü fotoğrafla nüfus cüzdanı alamıyor, hatta trenlere bile binemiyordu. Ancak 7 ay önce birdenbire başlayan devlet okullarında başörtüsü yasağı, Müslüman kamuoyunun boykotuna neden oldu. Sokak gösterileri ve gözaltılarla gelişen süreçte son olarak 100 bin imzayı hedefleyen bir protesto kampanyası başlatıldı.

NE KADAR TANIDIK SÖZLER...

Devlet Başkanı İlham Aliyev’in kurmayları tepkilere “Azerbaycan’ın İran olmasına izin vermeyeceğiz” mesajlarıyla yanıt verirken, muhalifler, “Azeri halkının Türkiye’deki başörtüsü mücadelesini yeterince bilmemesinden” şikayet ediyor.

PERDE ARKASINDA İSRAİL ETKİSİ

Başörtüsü eylemlerinin başındaki isimlerden Ilgar Ibrahimoğlu yaşananları “Türkiye’nin acı tecrübelerini yaşamak istemiyoruz” sözleriyle özetliyor. Polisin kötü muamelesinden Aliyev’i soumlu tutmak istemediğini söyleyen Ibrahimoğlu’na göre perde arkasında İsrail var:

“Burada halkımıza AKP’nin başettiği zorlukları anlatıyoruz. Rusya’da başörtüsü yasağının olmadığını anlatıyoruz. Azerbaycan halkı, İslam aleminin parçası olduğunu idrak etmeye başlamıştı. Mavi Marmara’yı, ‘One Minute’ meselesini gördük, hissettik. İsrail’in ülkenin dindarlaşmasından rahatsız olduğunu, bu nedenle hükümeti etkilediğini düşünüyoruz.”

İlahiyatçı Elşad Miri’nin iddiası ise daha çarpıcı. Miri’ye göre Azerbaycan’ın başörtüsü sorunu Bülent Ecevit’in Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu’nun Bakü’yü ziyaretiyle başladı: “Bostancıoğlu’nun Türkiye’ye dönmesinin ardından okullardan başörtülü kızlar toplandı. Ancak tepkiler üzerine geri adım atıldı. Çünkü Azerbaycan’da ateizmden dine dönüş var. Sosyalizm geride bırakıldı ve İslam’ın önü açıldı.”

Sosyalistler de yasağa karşı

Ülkede yasağa karşı çıkanlar muhafazakarlardan ibaret değil. Örneğin Sosyalist gazeteci Memet Süleymanov Süleymanov, “Siz benim ateist olduğuma bakmayın. Bence başörtüsü yasağının hiçbir anlamı yoktur. Kadın isterse başını örtmelidir, okuluna girebilmelidir. Azerbaycan’da İslam devrimi ihtimali yoktur. Aliyev, şeriat tehlikesini gerekçe göstererek iktidarını meşru kılmaya çalışıyor” diyor.

Sosyaldemokrat siyasetçi Zerdüşt Alizade ise daha açık konuşuyor: “Türkiye”de Kemalizm yüzünden insanlar mağdur edilmekteydi, burada Leninizm yüzünen mağdur edilmektedir. Halk, Leninizme dönmek istememektedir. İslamcılar şimdilik siyasette etkin değildir. Ancak gelecekte belli ki iktidara sahip olacaklardır. Aliyev’in geri adım atacağını düşünüyorum. Ama ne kadar kurban verilecek bilemiyorum.”

Öte yandan rejimi yönetenlere göre ‘okullarda üniforma anayasal zorunluluk’; dolayısıyla ‘Azerbaycan’da başörtüsünün yasaklanması sözkonusu değil’.

Azerbaycan Respublikası Dini Kurumlarla İş Üzere Devlet Komitesi (Diyanet İşler Başkanlığı) yaptığı açıklamada “Başörtüsü kamusal alanda serbest değil. Çünkü herkes kanunun talepleri karşısında eşit. Bu durum kasıtlı olarak vicdan özgürlüğüne aykırı gösterilmek isteniyor” sözleriyle uygulamayı savunuyor. Ancak Eğitim Bakanı Mısır Mermedov’un başörtüsü hakkındaki fikirleri çok daha keskin: “Başörtüsü karanlık geçmişin kalıntısıdır. Uygar devletleri örnek almalıyız.”
taraf

'Haşemayla havuza almadılar'
11/08/2011
Mersin'in Erdemli İlçesi'nde bir tatil sitesinde havuza haşema ile girmesine izin verilmediğini ileri süren 32 yaşındaki Şelale Akdoğan, suç duyurusunda bulundu

Türkiye Harp Malulleri Gazi Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Gaziantep Şube Başkanı 38 yaşındaki Abdulkadir Akdoğan eşi ve 3 çocuğuyla birlikte yazlık dairelerinin bulunduğu Mersin’in Erdemli İlçesi Kargıpınarı Beldesi’ndeki Altınkum Sahil Sitesi’ne gitti. 28 Temmuz 2011’de serinlemek için sitenin ortak kullanılan havuzuna haşemayla girmek isteyen Şelale Akdoğan’ın yanına gelen bir görevli iddiaya göre, "Haşemalı havuza almıyoruz. Giremezsiniz" dedi. havuza girmeyen Şelale Akdoğan, çocuklarını da alarak yazlık dairesine döndü.

’ÇOĞUNLUK İSTEMEDİĞİ İÇİN’
Bu durum üzerine site yönetimiyle görüşmeye giden Abdulkadir Akdoğan’a, ’Site sakinlerinin çoğunluğunun haşema ile havuza girilmesini istemedikleri’ için böyle bir karar aldıklarını söylediği öne sürüldü. Akdoğan ailesi ertesi sabah tatillerini yarıda keserek Gaziantep’e döndü.

SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSU
Şelale Akdoğan eşiyle birlikte hukuki destek için İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği’nden (MAZLUMDER) yardım istedi. Akdoğan, Mersin Erdemli Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilmek üzere Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’na ’Anayasal güvence altına alınan mülkiyet hakkının kullandırılmaması ve temel hak ve özgürlüğümün kısıtlanması’ suçlamasıyla site yönetimi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Gaziantep Adliyesi önünde bir basın açıklaması yapan Şelale Akdoğan, 11 yıldır bu siteye tatile geldiğini ancak ilk kez böyle bir durumla karşılaştığını öne sürerek, "Haşema giyenlere ’Uzaylı’ diye isim takmışlar. Sadece ben değil, haşema giyenlerin hepsi mağdur. Onlar da benim gibi site yönetimi hakkında suç duyurusunda bulunacak" dedi.

Akdoğan ailesinin avukatı Sabri Sayan da, müvekkilinin keyfi bir tutumla karşı karşıya kaldığını belirterek, "Bir sonuç alamazsak konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyacağız" diye konuştu.
Radikal

İTÜ'de başörtülü kayıt yaptırmak yasak
25 Austos 2011
Anadolu Haber
İstanbul Teknik Üniversitesi yeni dönemde kayıtlar için öğrencilerine başı açık olma şartını koştu.

Geçtiğimiz günlerde Yükseköğretime Geçiş Sınavı sonuçlarının açıklanmasının ardından üniversitelerdebaşörtüsütartışmaları yeniden gündeme geldi.

Her yıl olduğu gibi başörtüsü tartışmalarının yaşanacağını göz önünde bulunduran ÖSYM, Temmuz ayında bu konu ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamada, "son altı ay içinde önden, başı açık; adayı kolaylıkla tanıtabilecek şekilde çekilmiş olması'' koşulunu kılavuzdan çıkarmıştı.

İTÜ'NÜN BAŞÖRTÜSÜ ISRARI ŞAŞIRTTI

Ancak ÖSYM'nin almış olduğu bu karara,YGStercih sonuçlarının açıklanmasının ardından yeni öğrencilerini karşılamak için hazırlanan bazı üniversitelerin uymadığı görüldü. Türkiye'nin köklü üniversitelerinden biri olanİstanbulTeknik Üniversitesi'nin kayıt için gerekli belgeler bölümünde; '4 adet 4,5 x 6 cm boyutlu vesikalık fotoğraf (fotoğraflar son altı ay içinde, önden, başı ve boynu açık, sakalsız adayı kolaylıkla tanıtabilecek şekilde çekilmiş olmalıdır.)' maddesinin yer alması yadırgandı.

Eşi Başörtülü Diye...

FÜ Öğr. Üyesi Doç. Dr. Ahmet Baylar, doçentlikte 5 yıllık bekleme süresini doldurduğu halde profesör olamıyor.
27 Eyll 2011
Anadolu Haber
Fırat Üniversitesi (FÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Baylar, doçentlikte 5 yıllık bekleme süresini doldurduğu halde profesör olamıyor.

İddiaya göre kadro ilanı verilmemesi üzerine konuyu resmi makamlara taşıyan öğretim üyesine, üniversite bir de yönetmelik engeli çıkardı. Yönetmelikte yapılan değişiklikle profesörlük kadrosu için hesaplanan puanlarda uluslararası atıfların etkisi azaltıldı. Böylece, uluslararası atıfların çokluğuyla profesörlük kadrosu kabul sıralamasında 1. konumda olan Baylar, sırasını kaybederek mağdur oldu. Baylar, eşinin başörtülü olması sebebiyle, Rektör Feyzi Bingöl'ün üniversitenin atama yönetmeliğini değiştirdiğini öne sürdü.

Baylar'ın profesörlüğe başvuru puanı, yönetmelik ilkeleri değiştirilerek 2 bin 700'den 1.250 puana düşürüldü. Kendisiyle beraber aynı kadroya başvuran diğer adaydan 500 puanlık avantajı olan Baylar, birdenbire 2. sıraya gerilemiş oldu. Değiştirilen 'Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma İlkeleri'nin 17. maddesinin 2003'ten beri yürürlükte olduğunu hatırlatan Baylar, "Yürürlükte olan ve yüzlerce akademisyen için kullanılan sistemin sadece atıflar kısmının alelacele değiştirilmesi, bazı kişi veya kişilerin akademik ilerlemelerine engel olmak için yapıldı." iddiasında. 281 tane uluslararası atfının, profesörlük kadrosuna yaptığı başvuruda kullanılamaz hale geldiğini belirten Baylar, "Benim en bariz üstünlüğüm atıf puanları idi." diyor. Rektörün şahsına olan husumetinden dolayı böyle bir değişiklik yaparak profesörlüğünü engellediğini anlatan Baylar, konuyu yargıya taşıyacağını vurguluyor. Değişiklik yaptıklarını kabul eden Rektör Feyzi Bingöl ise iddiaları reddediyor: "Üniversiteler ilandan önce bu kadroya müracaat edeceklerde aranacak şartları belirleyebilir. Kimsenin mağdur edilmesi veya korunması söz konusu değil."

Rektör Feyzi Bingöl'ün 2001 yılında Ahmet Baylar'a dair fişlemede bulunduğu geçtiğimiz günlerde basına yansımıştı. Fişleme raporunda şu ifadeler yer aldı: "Araştırma görevlisi Ahmet Baylar'ın eşi Müfide Baylar öğrencilik döneminde üniversitemizde uygulanan kılık-kıyafet ile ilgili mevzuatlara uymamış, türbanlı derslere girmiş ve bu nedenle bir ay süreyle üniversiteden uzaklaştırılmıştır. Bu dönemde Ahmet Baylar'a eşinin kılık-kıyafet ile ilgili mevzuata uyması konusunda yardımcı olması istenmiş, ancak Baylar eşinin demokratik hakkını kullandığını ve türbanla gelmenin sakıncalarını anlamadığını belirtmiştir. Bu tür insanların üniversitede hizmetlerine ihtiyaç olmadığı kanısındayım."

Zaman

Başörtülü Öğrenciye Öğretmen Dayağı!
2011-09-29

Şanlıurfa Hilvan'da başörtülü olduğu gerekçesiyle okula alınmayan öğrenciye bir öğretmen tarafından dayak atıldı.
26 Eylül 2011 tarihinde başörtülü oldukları gerekçesiyle kız öğrenciler, Hilvan'nın çeşitli okullarında okula alınmamışlardı. Bugün ise 75.Yıl İlköğretim Okulunda 4 kız öğrenci örtülü oldukları gerekçesiyle okula alınmadı. Okul bahçesinde bekleyen öğrencilerin velileri okula geldiler. 2 kız öğrenci velisi olan Ramazan Solucantutan okula gelip kızlarını alıp sınıfa gitti. Ramazan Solucantutan sınıfa giderken okul yönetimi tarafından engellenip, okula gelen emniyet güçlerinin ise beni kendisini engellemeye çalıştığını sözlü ve fiziksel hakaretlerde bulunulduğunu iddia etti.

Başörtülü kız Çocuklarına Öğretmenden Şiddet

Solucantutan, okul yönetiminin hiçbir şekilde kızlarına kendisine hakarette bulunma yetkisinin olmadığını ve okul yönetiminin yalan ithamlarda bulunamayacağını ayrıca okul bahçesinde sınıfa alınmayıp bekleyen kızlarına bir öğretmen tarafından şiddet uygulandığını bunun için gereken mercilere şikâyette bulunacağını belirtti.

Öte yandan okula alınmayan 2 kız öğrenciden birinin ise okulun dış kapısı önünde bekleyip ağladığı görüldü.

Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu'nda da bugün benzer görüntüler yaşandı. Derse alınmayan 4 kız öğrencinin okul bahçesinde oturdukları gözlendi. Öğrenci velileri ise okul yetkilileri ile yaptıkları görüşmede okul yönetiminin kendilerine başörtülü öğrencilerin okula alınmaması yönünde Milli Eğitim Müdürlüğünün bir talimatı olduğunu ifade ettiklerini belirttiler.

Okul dışına çıkartılan öğrenciler bizle inancımız gereği örtündüğümüzü örtünmenin Allah'ın emri olduğunu. Eğer bizi okula almazlarsa alınana kadar her gün okula gelip okulun önünde bekleyeceklerini kaydettiler.

Öte yandan başörtülü oldukları gerekçesiyle öğrencileri okula almayan Hilvan İlköğretim Okulu'nda ise eğitim gören 3 kız öğrencinin okul bahçesi dışında oturdukları gözlendi. Geçen yıl başörtüsü taktığı gerekçesiyle Mustafa Kemal İlköğretim Okulu'ndan bu okula sürgün edilen öğrencilerden Ayşegül Yüksekyayla okul yönetimi tarafından okula alınmadıklarını, bu kararlarından vazgeçmeyecekleri okula alınana kadar her gün geleceklerini söylediler. Diğer 2 kız öğrencinin ise kardeş oldukları ve köyden taşıma usulü ile ilçeye okumaya geldiklerini onlarında yönetim tarafından okula alınmadığını öğrendik.

Bu durumda Hilvan ilçesinde 6 ilköğretim okulunda 30'a yakın kız öğrenci başörtülü oldukları için okula alınmıyor
http://hurseda.net/

Diyarbakır’da Öğrenciler Başörtüsü Yasağını Protesto Etti

04 Ekim 2011
Özgür-Der Üniversite Gençliği, Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesinde sürdürülen başörtü yasağını protesto etti.
Özgür-Der Üniversite Gençliği, Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesinde sürdürülen başörtü yasağını protesto etti. Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik ve Biyoloji bölümlerinde sürdürülen başörtüsü yasağını protesto etmek için Özgür-Der’e bağlı üniversite öğrencileri toplandı.

‘Yasakçı hoca istemiyoruz, İnanca saygı, başörtüye özgürlük’ dövizlerini taşıyan öğrenciler, Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi önünde basın açıklaması yaptı.

Grup adına açıklama yapan Betül Sena Özbek, fakültede uygulanan baş örtüsü yasağına son verilmesi gerektiğini dile getirdi. Başörtü yasağının Kemalist ideolojinin net bir biçimde dışa vurduğu ve sıradan bir hak gaspı olduğunu belirten Özbek, bunun bir tür ilkel saldırganlığa işaret ettiğini anlattı. Özbek, “Türkiye'de, farklı alanlarda da kendisini hissettiren ‘normalleşme’ sürecine bağlı olarak yaşanan görece serbestlik ortamının üniversitelere başörtüsü alanında kısmi özgürleşme olarak yansıması belli çevreleri rahatsız ediyor. Bu çevreler ve kişiler huzursuzluğa girerken yeni zorbalıklar ve rezillikler sergilemeye çalışıyor.” dedi.

Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nin Biyoloji ve Matematik bölümlerinde de yasakçı anlayışın ısrarla sürdürüldüğüne dikkat çeken Özbek, başörtülü öğrencilerin sınıfa alınmadığını ve öğrencilerin başının da zorla açtırıldığını söyledi.

YÖK ve Rektörlüğün suskunluğunun ise anlaşılır ve kabul edilebilir olmadığına dikkat çeken Özbek, şunları söyledi: “Rektörlüğün bu konuda bir an önce harekete geçmesi ve YÖK'ün başörtüsü konusundaki genel tavrına uygun davranması, yasakçılar hakkında idari işlem başlatması gerekmektedir. Aynı sorumluluk YÖK ve hükümet için de geçerlidir. Ayrıca yaşanan bu süreçte mağdur olan ya da olmayan tüm öğrencilerin de yasağa karşı aktif tutum almaları gerektiğinin altını çizmek istiyoruz. En temelde yasak; sadece başörtüsüne karşı bir düşmanlığı değil, sembol ve değerler üzerinden İslam dinine karşı bir düşmanlığı ifade etmekte.”

Kız öğrencilerin başörtüleriyle fakültelerine ve derslerine alınması için kararlı olduklarını ifade eden Özbek, erkek öğrencilerin de kendilerine destek vermesi gerektiğine dikkat çekti. Sorunun bir an önce çözülmesi için YÖK ve Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’nün bir an önce devreye girmesini isteyen Özbek, derslere başörtüsüyle girmek istediklerini belirtti.
aktifhaber

Patrikhane de başörtüsü mağduru çıktı!
10 Ekim 2011

Ruhban Okulu karma eğitim ve kıyafet yasağına uyamayacağı gerekçesiyle Patrikhane tarafından kapatılmış

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Fener Rum Patrikhanesi Basın Sözcüsü Dositheos Anağnostopulos, Ruhban okulunu, üniversiteye bağlanmak istendiği için kendileri tarafından kapatıldığını, çünkü Türkiye'deki üniversitelerde kıyafet yasağı ve karma eğitim olduğunu söyledi. Anağnostopulos, karma eğitime ve kadın papaza müsaade edemeyecekleri için Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapatıldığını kaydetti.
1500 yıldır İstanbul'da bulunan Fener Rum Patrikhanesi, kapılarını Atlas Tarih Dergisi'ne açtı. Kilisenin Basın Sözcüsü Dositheos Anağnostopulos, derginin Yazı İşleri Müdürü Behice Tezçakar'a Ekim-Kasım sayısı için kilisenin kuruluşundan bu yana tartışılan soruları cevapladı. Peder Dositheos Anağnostopulos, "Azınlık vakıflarına ait malların iadesi kararı sürpriz oldu mu? Duyduğunuz anda ne hissettiniz?" sorusuna şu cevabı verdi: "3.5 yıldır bir çaba vardı. Çalışmalarımızın meyve vereceğini biliyorduk ama bu kadar çabuk olacağını tahmin edemedik. Ne hissettiğimi söylersem gülersiniz. Demek ki Müslüman Erdoğan'ı Tanrı bize gönderdi. Şakadır ama şunu düşündüm. Ben Yunanistan'da da, burada da, tüm dünyada da prensip olarak politikacılara inanmam. Siyasetçiler partisini, seçmenini, oyunu herşeyi düşünmek zorunda. Bu karardan sonra demek ki sayın Başbakan yalnız laftan ibaret değildir, hakikaten bir liderdir diye düşündüm."
LOZAN'I İSTİYORUZ
Dositheos Anağnostopulos, Patrikhaneye din görevlisi yetiştiren Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili görüşlerini de, "Okul bir üniversiteye bağlanmak istendi ancak biz istemedik ve okulu kapattık. Çünkü Türkiye'deki üniversitelerde kıyafet yasağı ve karma bir eğitim var. Ancak bizde bir kadın papaz olamaz ve öğrenciler özel kıyafetlerimiz dışında kıyafet giyemez. Biz Lozan'daki hükümlerin uygulanmasını ve okulumuzun eski statüsüyle MEB'e bağlı olarak faaliyete geçmesini istiyoruz" diye açıkladı.
9 MİLYON KİŞİYİZ
Dositheos Anağnostopulos ekümeniklik tartışmalarını da şöyle özetledi: "Fatih Sultan Mehmet 1453'te Patrik Gennadios'u millet başı yaptı. Bunun dinle hiçbir ilgisi yok. Milleti idare etmek din adamının işi değil. O zaman patrik bunu yapamam diyemezdi, yapmaya mecburdu. Sorun veya yanlış anlama buradan kaynaklanıyor. Millet başılıkla ekümenikliği karıştırıyorlar. Artık medeni kanun var. Laik bir cumhuriyette bu asla olmaz. Ekümenikliğimize gelince, nasıl İskenderiye Patriği yalnızca Afrika'dan sorumluysa, biz de tüm Türkiye, 12 ada, Girit, Kuzey ve Güney Amerika'dakilerden yani diasporada yaşayan Rum kökenli Ortodokslardan sorumluyuz. Aşağı yukarı 8,5-9 milyon kişidir.
ÇARMIHTAN YARI YARIYA İNDİ
Patrik Bartholomeos, Amerika'daki bir televizyon kanalına verdiği röportajda, "Türkiye'de kendimizi çarmıha gerilmiş gibi hissediyoruz" demişti. Peder Dositheos'a bu röportaj sorulduğunda; Heybeliada açılınca Patriğin bu düşüncesinin tamamen değişeceğini, bu konuda hükümetten yardım geleceğine inandıklarını bu sebeple de Patrik'in çarmıhtan yarı yarıya inmiş sayılabileceğini belirtti.
PAPAYLA FARKIMIZ BÜYÜK
Dositheos Anağnostopulos, kamuoyunda çokça tartışılan kiliseler arasındaki ayrımı ise şöyle anlattı: "1054'e kadar kiliseler 5'li idareyle yönetilirdi. Roma başpiskoposu yani papa, İstanbul başpiskoposu yani patrik, İskenderiye patriği, Antakya patriği ve Kudüs patriği. Hiyerarşik sıra da budur. Papa birinci. Biz de bunu böyle kabul ediyoruz. Ancak papanın başpiskoposların başı olması bütün Hırisyanlığı idare etmesi anlamına gelmez. Eşit haklara sahip beş başpiskoposun en kıdemlisidir o kadar. 1054'te kiliseler ayrılınca papa diğer dört başpiskoposu kendine bağlı görmeye başlayınca, Doğu'daki kiliselerin idari değil manevi başı veya birincisi otomatik olarak İstanbul Partikliği oldu. Düşmanlığın sebebi karmakarışık aslında. Roma başpiskoposları yani papalar kendilerini devletin başı gibi görürler. Doğu'daki hiçbir kilise kendini böyle görmez. Din anlayışımız farklı. Evet, biz Müslümanlar gibi bir hükümdarlığı bekliyoruz. Fakat Katolikler diyorlardır ki İsa'nın bütün dünyayı yöneteceği hükümdarlığı gelinceye kadar burada bir hükümet vardır o da Vatikan'tır. İşte aramızdaki büyük fark bu. Biz papayı baş olarak değil, manevi birinci olarak kabul ediyoruz.

BDP türbanı serbest bırakan ve kravat zorunluluğunu kaldıran önerge verince AKP çarşafa dolandı



11 Ekim 2011

Bu konuda Cumhuriyetin haberi şöyle:

BDP'den türban önergesi

BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, erkek milletvekillerinin kravat takmaması, buna karşılık kadın milletvekillerinin türban takabilmesi yönünde içtüzük değişikliği için önerge verdiğini açıkladı.


Ankara- BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in imzasıyla teklif görüşülmeden önce Meclis Başkanlığına verilen önergede, ''Genel Kurul salonunda yer alan milletvekilleri, bakanlar, TBMM teşkilat memurları ve diğer kamu personelinden erkekler ceket ile pantolon giyer, kadınlar ise tayyör, ceket ve pantolon giyer, dini inancının gerekli kıldığı başörtüsünü takabilir'' ifadeleri yer aldı.

Gazetecilere de dağıtılan önergenin gerekçesinde, ''bu değişiklikle toplumsal ve sosyal adaletsizliğin giderilmesi, dini inancı gereği başını örtme mecburiyeti hisseden ve böyle inanan kadınlara din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde imkan tanınmasının amaçlandığı'' belirtildi.

''Kravat takma mecburiyetinin günümüz dünyasında tek tipçi ve toplumu yukarıdan aşağıya, insanların kılık kıyafetine göre dizayn etme anlayışının ürünü olduğu'' ifade edilen gerekçede, ''bu mecburiyetin kaldırılmasının yine kişi hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi için zorunlu olduğu'' kaydedildi.

Sırrı Süreyya Önder, TBMM Genel Kurulu'nda gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Önder, kuliste gazetecelerle sohbet ederken, "erkek milletvekillerinin kravat takmaması, buna karşılık kadın milletvekillerinin başörtüsü takabilmesi" yönünde, İçtüzük değişikliği teklifi için önerge verdiğini söyledi.



Pervin Buldan ve Hasip Kaplan'dan açıklama

BDP Grup Başkanvekilleri Pervin Buldan ve Hasip Kaplan, kadın milletvekillerinin Meclis Genel Kurulu salonuna pantolon ile girmesine olanak verecek kanun teklifinin geri çekilmesiyle ilgili açıklama yaptı. Buldan öncelikle BDP'nin verdiği değişiklik önergesini okudu. Buna göre önergede, "Genel kurul salonunda yer alan milletvekilleri, bakanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi teşkilatı memurları ve diğer kamu personelinden erkekler ceket ile pantolon giyer; kadınlar ise tayyör, ceket ve pantolon giyer, dini inancının gerekli kıldığı başörtüsünü takabilir" denildi.

Türban teklifi

Buldan gerekçeyi ise, "Bu değişiklik ile toplumsal ve sosyal adaletsizliğin giderilmesi, dini inancı gereği başını örtme mecburiyeti hisseden ve böyle inanan kadınlara din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde imkan tanınması amaçlanmıştır. Kravat takma mecburiyeti ise günümüz dünyasında tek tipçi ve toplumu yukarıdan aşağıya, insanların kılık kıyafetine göre dizayn etme anlayışının ürünüdür. Bu mecburiyetin kaldırılması da, yine kişi hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi için zorunludur" şeklinde açıkladı.

Pervin Buldan, önerge ve gerekçesini okuduktan sonra, "Değişiklik önergesi verdik. Muhtemelen geri çekilmesinin nedeni bu vermiş olduğumuz değişiklik önergesi diye düşünüyoruz" dedi.

"AK Parti başörtüsü türbanı savunan bir parti"

Buldan, "Yerel kıyafetlerle genel kurula girilmesinin önünü açacağı yönünde endişeye neden olacağı konuşuluyor" şeklindeki soru üzerine, "Hayır burada açıkça başörtüsü, dini inancından kaynaklı başörtüsüyle katılabileceği konusunda bir değişiklik önergesi verdik. Öyle tahmin ediyoruz ki bu değişiklik önergesi nedeniyle geri çekildi" dedi.

Buldan, "Bu AKP'nin istediği bir değişiklik değil mi?" sorusuna ise, "AK Parti başörtüsü türbanı savunan bir parti. Dolayısıyla değişiklik önergemizin hemen kabul edilmesi gerekiyordu. Bu durumda kendi kendileriyle çelişmiş durumdalar" yanıtı verdi.

"İçtüzükle kabul edilirse Anayasa'ya aykırı olmaz"

Buldan'a "Türban içtüzük değişikliği ile çözülebilecek bir sorun mu" diye de soruldu. Kaplan "Bu önerge içtüzük engelini kaldırmış oluyor. Bu kadar açık" yanıtı verdi.

"Anayasaya aykırı bir durum söz konusu olmayacak mı?" sorusuna ise BDP Grup Başkanvekili Buldan, "Hayır. İçtüzükte kabul edildikten sonra anayasaya aykırı olmaması gerekiyor" dedi.

"Pantolon etek giyince anayasaya aykırı olmuyor da, başörtüsü olunca mı değişiyor" diye soran Kaplan, "Yanlış bir tutum. Genel kurulun da artık daha özgürleşmesi gerekir diye düşünüyoruz. Biz bunu özgürleşme açısından veriyorduk" dedi.

Kaplan teklifle ilgili çok kötü bir usul tartışması yapıldığını belirterek, "Bu teklif geri alınacak değil ertelenecek bir teklifti. Ama komisyon da hükümet de gelmedi, bakanlık da gelmedi. Ve açıklamadılar niye geri alıyorsunuz? Danışma meclisinin ortak kararı vardı genel kurulda görüşülecekti. Ne oldu da birdenbire geri aldınız. Kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapma yükümlülükleri vardır" dedi.

'Meclis'te türban yasasına gerek yok'
2011-10-13
AK Partili Hüseyin Çelik, başörtüsü için yasal bir düzenlemeye gerek olmadığını söyledi!

BDP'nin verdiği önergeyle bir kez daha gündeme gelen başörtüsü tartışmaları alevleniyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, başörtüsüyle ilgili herhangi bir düzenlemeye gerek olmadığını, Meclis'te başörtülü vekil olabileceğini iddia etti.

Pantolon düzenlemesinin geri çekilmesinin ardından gündeme gelen başörtüsünü de kapsayan teklifle ilgili NTV'ye konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik önemli açıklamalarda bulundu. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, kadın milletvekillerinin başörtüsüyle TBMM'ye girmesi için herhangi bir düzenlemeye gerek olmadığını, Meclis'te başörtülü vekil olabileceğini söyledi. Çelik, şöyle konuştu:

“Kadın milletvekilleri saçlarını açıkta bırakır; türban, başörtüsü veya bone takar. Böyle olsa giremezler veya girerler diye bir şey var mı? Üniversitelerde kılık kıyafeti yasaklayan bir hüküm var mı? Yok. Ama yıllardan beri keyfi ve fiili bir yasak uygulanıyordu.

TBMM'de başörtülü bir hanım olabilir mi? Olabilir. Bana göre sarışın-esmer bayan ayrımı yapmadığımız gibi, başı açık-başı kapalı gibi bir ayrım da yapamayız.

Milletvekili olan erkeklerin önemli bir kısmının hanımı başörtülüdür. Bunların dünya görüşü aynıdır, onlar girebiliyor ama hanımları giremiyor. Bu kadına karşı yapılmış bir haksızlık.

Türkiye, üniversitelerdeki sorunu aştı, bunu da aşabilir. Yeter ki CHP, MHP ve BDP bu konuda iyi niyetli olsun. Birbirimizi hırpalamadan, rejim tartışmalarını gündeme getirmeden bu mesele kendiliğinden hallolabilir. Şahsen bana kalırsa bunun için kanuni bir düzenlemeye de gerek yok.
habervaktim.com

Yazar canlı yayında neden ağladı?
Balçiçek İlter'le Söz Sende'nin konuğu yazar Sibel Eraslan duygusal anlar yaşadı
13 Ekim 2011

Yazar Sibel Eraslan, Söz Sende programında Balçiçek İlter'in konuğu oldu. Türkiye'deki başörtüsü sorununa değinen yazar yaşadıklarını anlatırken göz yaşlarını tutamadı. Hala rüyalarında kendisini üniversite kapısında gördüğünü ifade eden Eraslan şöyle konuştu: "Ben hayatın içine katılmak istiyorum. Penceremi açık bakmak değil, kapıyı açıp dışarı çıkmak, bir arabaya binip işe gitmek istiyorum. Yarınlarımla ilgili bir hayal kurmak istiyorum, emekli olabilir miyim diye planlar yapmak istiyorum. Kolay bir şey değil. 1968'ten beri bu insanların kurduğu hiçbir hayali kuramıyorum. Eşitlik de değil, sadece bireysel bir hakkı istiyorum. Başını çıkarmışsındır da eşitlik alanı açmaya çalışırsın. Ben şimdi daha dışarı çıkmaya çalışıyorum. Kapıyı açamıyorsun çünkü kapının önünde devasa cüsseli bir adam giremezsin diyor. Ben o kapıdan içeri giremediğim için 43 yaşımda hala böyle rüyalar görüyorum."
habertürk

Bulaç'a tepki: İspatlamazsan müfterisin
15 Ekim 2011
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Prş Ksm 10, 2011 11:07 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2354
Konum: Avustralya

MesajTarih: Pzr Ekm 16, 2011 11:04 pm    Mesaj konusu: "İnanca Saygı ve Başörtüsü'ne Özgürlük" Alıntıyla Cevap Gönder

"İnanca Saygı ve Başörtüsü'ne Özgürlük"
23 Ekim 2011



Diyarbakır'daki "İnanca Saygı ve Başörtüsü'ne Özgürlük" mitingine 100 bin'den fazla kişi katıldı

Diyarbakır'da "İnanca Saygı ve Başörtüsü'ne Özgürlük" mitingde toplanan yüzbinden fazla kişi, Başörtüsü'ne anayasal güvence istedi.

Mustazaflarla Dayanışma Derneği'nin (Mustazaf Der) Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda düzenleyeceği ve Tesettür Seferberliği Platformu (TESSEP), Tesettüre Çağrı Platformu, Kur'an Nesli Platformu, Hak ve Özgürlükler Platformu ve Peygamber Sevdalıları Platformu'na üye yüzlerce derneğin destek verdiği "İnanca Saygı ve Başörtüsü'ne Özgürlük" mitingi yüzbinlerin katılımıyla gerçekleşti.

Tesettüre özgürlük isteyen yüzbini aşkın kişi sabahın erken saatlerinden itibaren tekbir, salâvat ve başörtüsüne özgürlük sloganlarıyla etkinliğin yapılacağı Diyarbakır İstasyon Meydanı'na akın etmeye başladı. Miting alanında özürlü ve yaşlı vatandaşlar için yer ayrıldığı görülürken, olası durumlar için ambulans ile sağlık ekibi hazır bekletildi.

Miting saat 12.30'da Mehmet Şirin Çağlayan'ın Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Kız çocuklarının ve Mustafa Özcan'ın seslendirdiği ilahilerle devam eden mitingde Türkçe, Kürtçe ve Zazaca selamlama konuşmaları yapıldı.

Zeynep Der Başkanı Avukat Sabiha Alpat Ateş, İHH Genel Başkan Yardımcı Gülden Sönmez, Doğruhaber Gazetesi Yazarlarından Sümeyye Ürük, Mustazaf Der Diyarbakır Şubesi Bayan Komisyon üyesi Azize Kaymaz, Ceylanpınar'ın Kanaat önderlerinden Muhammed Ali, Van Hak ve Özgürlükler Platform Üyesi İbrahim Almalı ve Diyarbakır'da başörtüsü mağduru Ece Nur Özel katılımcıları selamlamak için platforma çıkarak kısa birer selamlama konuşması yaptı.

Milli Eğitim Bakanlığı'na seslenen İHH Genel Başkan Yardımcı Gülden Sönmez, velilerin öğrencilerini başörtüsüyle okula göndermek isteklerini söyledi.

Tesettür, Müslüman Kadının Kalesidir

Doğruhaber Gazetesi Yazarlarından Sümeyye Ürük ise konuşmasına Allah'a hamd ve katılımcıları selamlayarak başladı. Kürtçe olarak yaptığı konuşmasında "Bugün bu meydandan hak davamız olan "Tesettür" hakkımızı istiyoruz. Bugün sesimizi yükseltiyoruz ve Allah'ın ayetini okuyoruz. 'Ey Peygamber! Mümin kadınlara söyle örtünsünler ve başörtülüleri yakalarının üzerine salsınlar. Allah gafur'dur, Rahim'dir.' Bu ayette Allah (c.c) nasıl örtünmemiz gerektiğini anlatıyor. Bizler Müslüman bir milletiz ve kimse örtümüzü yasaklayamaz. Allah'ın farzları çoktur, ama kafirler sadece örtüyle uğraşıyor. Çünkü örtünme kâfirlerin işine gelmiyor. Tesettür, Müslüman kadının kalesidir, Meryem'i bir iffettir. Gelin, tesettürün önemini bir kez daha anlayalım. Çocuklarımıza Kur'an-ı Kerim'i ve Hz Fatıma'yı öğretelim, anlatalım. Müslümanlar için Tesettür çok önemlidir, başımızın tacıdır" diye konuştu.

Örtümüzden Asla Taviz Vermeyeceğiz

Mustazaf Der Diyarbakır Şubesi Bayan Komisyon üyesi Azize Kaymaz, Zazaca yaptığı konuşmasında örtüden asla taviz vermeyeceklerini söyledi. Allah'ın emirlerinden başka bir emir tanımadıklarını belirten Kaymaz, bu sorunun bitmesi için temennilerde bulundu.

Bizler Sadece Allah İçin Örtünüyoruz

Zeynep Der Başkanı Avukat Sabiha Alpat Ateş, "Bizler 9 köyden kovulsak bile 10'nuncu köyde Allah'ın emirlerini yerine getirmeye devam edeceğiz. Biz ne kocamız için ve ne de diploma için örtünüyoruz, bizler sadece Allah için örtünüyoruz. Bu miting, inanç ve örtünün ünündeki engellerin kaldırılmasına vesile olur inşallah…"

Ece Nur Özel ise, yaşadıklarını anlattı. "İnancım gereği başımı örttüğüm için çok sevdiğim okuldan sürgün edildim, hem de sözde İnsan Hakları gününde…" dedi.

Tesettür, Bizim Değil, Allah-ı Teâlâ'nın Emridir

Ceylanpınar'ın Kanaat önderlerinden Muhammed Ali, "Tesettür, bizim değil, Allah-ı Teâlâ'nın emridir. Ahzap ve Nur sürelerinde bu farziyet açıkça ifade ediliyor. Allah-u Teâlâ hepinizden razı olsun" dedi.

"Önümüzdeki En Büyük Felaket Milyonlarca Çocuğun Okumamasıdır"

Daha sonra mikrofonu alan Doğruhaber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Göktaş Hoca, Müslümanlar için en büyük tehlikenin örtüsüzlük olduğunu vurguladı.

Bu bölgenin Milyonlarca kızının okula gönderilmediğine dikkat çeken Göktaş Hoca; bunun nedenini de şöyle açıkladı: "Bu da büyük bir felakettir. Önümüzdeki en büyük felaket milyonlarca çocuğun okumamasıdır. Bunun en büyük sorumlusu bu zalim rejimdir, bu zalim düzendir. Bu rejim özellikle iki şeyi yapmıştır. Birinci; Kürdü, Lazı, Çerkezi vs herkesi Türk yapmıştır. İkincisi: Herkesi laik, sizin anladığınız dil ile kafir yapmak istemiştir. Kemalizm'in Türkiye'ye getirdiği felaket, Kominizmin Rusya'ya getirdiği felaketten daha fazla olmuştur. Laiklik nice canlara mal olmuştur. Bu coğrafya okumayanların sayısı milyonları bulmaktadır. Siz Müslüman'ca eğitim verdiniz de hangi Kürt çocuğunu okula göndermedi!

"Müslümanlar için en büyük tehlike örtüsüzlüktür"

Müslümanlar için en büyük tehlike örtüsüzlüktür. Biz örtüye iman ediyoruz. Örtüsüzlük beşeriyet için en büyük tehlikedir. Örtüsüzlüğün de terbiyesizlik olduğuna iman ediyoruz. Tesettüre yürekten, can-ı gönülden inanmalıyız. Tesettür, Allah'u Teâlâ'nın insanlığa gönderdiği ilke emirdir. Biz bugün İslam'ın şartı gibi bir şeye daha iman ediyoruz. Bizler Devletin tanrı olmadığına iman ediyoruz. Devlet bir tanrı değildir, bir ilah değildir. Devlet, bizim, senin gibi insanların kurduğu şirketlerin biraz daha büyüyüdür. Şuna inanınız ki, idareci kaymakam sizin verdiğiniz paralarla geçiniyor. Öğretmenler! siz, çocuklarımıza okumayı, çarpmayı öğretebilirsiniz, ama kimin izinden gideceğine karışmayın, kimi seveceğine karışmayın. Buna anne/baba karar verir. Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a sesleniyorum; sizler çocuklarımıza karışamazsınız! Kimin izinden gideceğine burnunuzu sokmayın. Yarın Pazartesi, bu yüzden sizden bir istirhamımız var. Çalıştığınız veya okuduğunuz yere örtülü gidin. Emredildiğiniz gibi dost doğru olun. Ey devlet! Sen tanrı değilsin, sen benim hizmetkârımsın diyebilmeliyiz. Bizler Allah'tan gayri ilah olmadığını ispat etmekle yükümlüyüz" diyerek konuşmasını bitirdi.

Tesettür Hayatın Her Alanında Serbest Olmalı

Mitinginde Kürtçe bir konuşma yapan Molla Osman Tayfur Hoca, tesettürün hayatın her alanında serbest bırakılması gerektiğini vurguladı.

Kadının İslam'daki yerinin önemli olduğunu belirten Tayfur, "Medine'de çarşafa el attılar. Fransızlar Maraş'ta el attı. Çünkü kadın bozulursa toplum da bozulur. Bundan dolayı Müslüman kadın toplumda mücadele vermeli ve örtüsüne sahip çıkmalı. Ey Müslümanlar geçmişimize bakalım. Ne zaman ki İslam'a yapıştılarsa o zaman izzetli ve şerefli oldular. Allah ve Resulü'nün emrettiği bir konuda seçme hürriyeti yoktur. Kendi isteğimize göre hareket edemeyiz. Allah'ın emrettiği şekilde emirleri eda etmemiz gerekir. Gerçek örtü bayanın tüm vücudunu kapatmasıdır.

Okullarda ve çevresinde İslami bir yaşantının hâkim olması gerekir. Bu konudaki talebimiz, her yerde örtünün özgür olmasıdır. Bu İslami emre engel olanlar bir an önce kaldırılmalıdır. Yaşamın her alanında tesettür özgür olması gerekir. Karma eğitimin olmaması da bizim taleplerimiz arasındadır. Taleplerimizden biri de andımızın kaldırılmasıdır, çünkü bu faşizmidir. Bu İslami bir talebimizdir. İçinde yaşadığımız olumsuz durumun tek sebebi toplumuzun İslam'dan uzaklaştırılmasıdır" dedi.

Bölge Müslümanların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte başörtüsü önündeki engellerin kaldırılması için toplanan 400 bin imzanın Anayasa komisyonuna gönderileceği açıklandı.

Miting, Tesettüre Çağrı Platformu Başkanı Muzaffer Karavil Hocanın okuduğu dua ile sona erdi.

Kaynak: İLKHA/http://www.timeturk.com/

Numan Kurtulmuş: "Vekiller başörtüsüyle Meclise girebilmeli"
16 Ekim 2011

HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, HAS Parti Genel Merkezinde düzenlenen il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada ''Bugünkü parlamentoda başörtülü kadın milletvekili olmasını engelleyen, partilerin tüzükleri midir, korkuları mıdır, vehimleri midir, yoksa durumu idare etme alışkanlıkları mıdır?'' diye sordu.

TBMM'de kılık kıyafet düzenlemesiyle ilgili iç tüzük çalışmalarına da değinen Kurtulmuş, Meclis'in kendi inisiyatifiyle büyümeden bu sorunu çözebileceğini ifade etti.

Kurtulmuş, başörtülü milletvekillerin de Meclis'e gelmesini sağlayacak düzenlemeye başta iktidar partisi olmak üzere tüm partilerin destek vermesini beklediklerini belirterek, ''İktidar partisinin böyle bir teklifi neden geri çektiğini kamuoyu önünde izah etmesi lazım. 'Bu çalışmayı, bu öneriyi samimi bulmuyoruz' demek yeterli değildir. Çünkü biz insanların kalbini açıp bakamayız. Ama ortaya konulan bu niyetten hükümetin niçin vazgeçtiğini, niçin geri adım attığını çok makul gerekçeleriyle kamuoyuyla paylaşması lazım'' diye konuştu.

Kurtulmuş, demokratik hiçbir parlamentoda kılık kıyafetle ilgili düzenleme olmadığını belirterek, bu düzenlemenin eski devrin en somut göstergelerinden biri olduğunu kaydetti.
Kılık kıyafet konusunda TBMM'nin esnek olmasının demokrasinin en temel kurallarından biri olduğunu dile getiren Numan Kurtulmuş, Meclis'in başını örterek gelmek isteyen milletvekillerine de açık olmasını dilediklerini söyledi.

AK Parti'li bazı yöneticilerin ''Kadın milletvekillerinin başörtüsüyle TBMM'ye girmesi için herhangi bir düzenlemeye gerek yoktur'' dediğini belirten Kurtulmuş, ''O zaman bugünkü parlamentoda başörtülü kadın milletvekili olmasını engelleyen partilerin tüzükleri midir, korkuları mıdır, vehimleri midir, yoksa durumu idare etme alışkanlıkları mıdır?'' diye sordu.
haber1001

Başörtüsü düşmanlar bir genç kızı daha ağlattı

İzmir'de düzenlenen Atatürk'ün 73. ölüm yıldönümü anma töreninde bir üniversite öğrencisi, sözlü tacize uğradı. Mağdur olarak ağlayan kıza, bir Kıbrıs gazisi sahip çıktı.

Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen törende "Atatürkçü" olduğunu iddia eden bir kadın, başörtülü bir kız öğrenciye sözlü tacizde bulundu. Hizmet Gönüllüleri Konfederasyonu tarafından çelenk koyulması sırasında öğrencinin yanına yanaşan kadın, "Senin buradan gitmeni istiyorum." dedi. Kimliğini açıklamak istemeyen kadın, çevrede bulunanların tepki göstermesi üzerine, "Bu insanların karşı devrimin bir ürünü olduğunu göremiyorsanız, sizinle konuşacak hiçbir şeyim yok." dedi. Bir vatandaş, "Herkes giyiminde hür değil mi?" sorusunu yöneltti. Saldırgan kadın ise, "Hürriyet bu mu? Karşı devrimin simgesini kabul etmek mi hürriyet? Ben etmiyorum o zaman." diyerek alandan hızla uzaklaştı.

Bu sırada gözyaşlarına hakim olamayan N.N.E. isimli üniversite öğrencisinin yanına gelen bir Kıbrıs gazisi, "Ne mutlu sana, tebrik ediyorum. O terbiyesizlik yapıyor. Öyle şey mi olur, Atatürk başörtüsüne karşı değildir. Bunun gibi pis insanlar, Atatürk'ü bu hale getirdi. Hayır kızım, sen o yönden rahat ol." şeklinde teselli etmeye çalıştı.
http://www.haberzoom.com/

Başörtülü öğrenci dersten atıldı
07 Aralık 2011
Bego, derse alınmadığı için sınıfta kalabilir.



Arnavutluk'tan okumak için İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE)'ne gelen Ornela Bego, başörtülü olduğu için derslere alınmıyor.

Fizik bölümü öğrencisi Bego, kimya dersi veren N.E adlı bir öğretmen tarafından, başörtülü olduğu gerekçesiyle derslerden çıkarıldığını söyledi. Yaşadığı sıkıntıları İYTE Rektörü Prof. Dr. Mustafa Güden'e ileten mağdur öğrenci, onun da bir çözüm bulamadığını kaydetti.




Bu şartlarda sınıfta kalacağını belirten Bego, Avrupa'da başörtüsü sıkıntısı olmadığını, nüfusunun yüzde 99'unun Müslüman olduğu söyleyenen bir ülkede böyle bir yasak olmasına da anlam veremediğini vurguladı.
Başından geçenleri anlatan Ornela Bego, İYTE'de kendisini sadece bir hocanın derse almadığını söyledi. Bu tutuma rektörlüğün de göz yumduğuna dikkat çekerek şunları anlattı: "Yaklaşık 1,5 aydır bu hoca, diğer öğrencilerle birlikte beni aynı anda derse almıyor. Son olarak, 'Kampüs ve sınıfta kapalı gezmek yasak.' diyerek beni dışarıya çıkardı. Ben de böyle bir yasak olmadığını ve gerekirse tutanak tutmasını istedim. Bunun üzerine, 'Yasak olmasa bile benim dersime girmeyeceksin.' dedi. Ben de, 'Gireceğim, bu benim doğal hakkım.' dedim. 'Ben istemiyorum. Pijamayla gelirsen nasıl olacak?' diye tepki gösterdi.

Ben de, 'Başörtüsüyle pijamanın aynı şey olmadığını herkes biliyor.' dedim. Bunun üzerine, 'Ben açık söyleyeyim, biz yıllardır kadın haklarını savunmaya çalışıyoruz, siz gelip geri götürmeye çalışıyorsunuz.' dedi. Ben ise, 'Türkiye ile hiçbir alâkam yok. Ben sadece okumak ve eğitim almak için geldim.' dedim. Bu sefer de, 'Başörtüsü dinde farz değil, takmasan da olur.' deyince, 'Farzdır; olmasa bile ben derslere böyle girmek istiyorum.' sözüm üzerine hakarete varan kelimeler kullandı. Bunların başında da, 'Böyle güzel mi olduğunu zandediyorsun? Aslında böyle iğrenç oluyorsun.' dedi. Buna rağmen, 'Bu sizin düşünceniz.' diye karşılık verdim."

Yaklaşık iki aydır yaşadıklarını anlatmak üzere Rektör Güden'e gittiğini, ancak ondan da çözüm yerine elleri boş döndüğünü anlatan mağdur öğrenci, "Rektörle görüştüm, o da hocayla görüştü. Hoca, benimle tartıştığı için psikolojisi bozulduğu gerekçesiyle beni yine derse almadı. Sanki mağdur ben değil de hocaymış gibi muamele gördüm. Rektör Bey, bu konuda yazılı bir şey olmadığını, bu sebeple kendisinin hiçbir bir şey yapamayacağını söyledi. Türkiye'de böyle bir şey yaşadığım için çok üzgünüm ama üç defa derse girmezsem sınıfta kalacağım. Benim mağduriyetimi ve aşağılanmamı kim telafi edecek?" şeklinde konuştu.

İYTE Rektörü Prof. Dr. Güden ise öğrencinin başından geçenleri kendisine anlattığını ancak kanunen yapabileceği bir şey olmadığını söyledi.
haber5

İstanbul Barosu: "Cübbeyle türban bir arada olmaz"
15 Aralık 2011
İstanbul Barosu'na "Başörtülüler giremez" yazılı afiş asılmasıyla ilgili olarak İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı avukat Mehmet Durakoğlu açıklamalarda bulundu

İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı avukat Mehmet Durakoğlu, İstanbul Barosuna ''Başörtülüler giremez'' yazılı afiş asılmasıyla ilgili olarak, bugünkü İstanbul Barosu yönetiminin türban takan insanları hiçbir biçimde kategorize etmediğini belirterek, ''Bizim türbana ilişkin bakış açımızı belirleyen tek unsur, cübbeyle türbanın bir arada olmayacağıdır'' dedi.

Durakoğlu yaptığı açıklamada, haberlere konu olan yazının Staj Eğitim Merkezindeki dersliklerin kapısına asıldığını doğrulayarak, şunları kaydetti: ''Biz burada bir anlamda avukatlık eğitimi veriyoruz. Kanun eğitimi veriyoruz bir anlamda. Bizim temel yaklaşımımız şudur; cübbenin üzerinde herhangi bir biçimde simge olabilecek, buna şapka da dahildir bakın, herhangi bir şekilde kişinin konumunu ifade edebilecek, tarafsız bir yargı ortamı içerisinde onun hangi taraftan olduğunu, bir sosyal taraf olur, bir siyasal taraf başka şeyler olur, taraf olabilecek herhangi bir şey bulunmaması gerektiğini anlattığımız bir eğitim veriyoruz.''

Mehmet Durakoğlu, yapılan uygulama kapsamında başörtülü öğrencilerin Staj Eğitim Merkezinde başörtüleriyle derse alınmadığını da sözlerine ekledi.

Bu arada, İstanbul Barosu Staj Eğitim Merkezinde dersliklerin kapılarında söz konusu yazının asılı olduğu görüldü.
habertürk

Sakarya Adalet Girişimi: "Başörtüsü yasağı, tüm aksi iddialara rağmen, inatla sürdürülüyor"
17 Aralık 2011



Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu, 327. hafta basın açıklamasında “Günübirlik protestolar, içi boş söylemler, ihsan edilen özgürlükler için değil mücadeleyle alınacak sahici kazanımlar için buradayız.” derken, platform adına açıklamayı okuyan Sakarya Dayanışma Derneği sözcüsü Kadrican Mendi “Van’ı unutmamaya ve unutturmamaya devam edeceğiz... Çocuklar çadırlarda yanarak ölürken, karamsarlığın ve umutsuzluğun had safhada olduğu Van halkının acılarına kayıtsız kalan ve depremi fırsatçılığa çeviren her türlü politikayı kınıyor, Van halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz.” denildi. Başörtüsü yasağının bitmediğini vurgulayan Mendi, “İlk ve ortaöğretimde, kamu kurum ve kuruluşlarında yasak aynı şekilde uygulanıyor. Şehrimizde herhangi bir lisenin önüne gidin, her gün kaç öğrencinin ya da öğretmenin hakkı gasp ediliyor, kendi gözlerinizle görebilirsiniz! İstanbul Barosu’nun başörtüsünü “mesleğe yaraşır” bulmayarak stajyer avukatlara yasak uygulaması sorunun bitmediğine dair başka bir somut bir örnek olmuştur. Yine başta Ege Üniversitesi olmak üzere birçok üniversitede hâlâ başörtülü öğrencilere hakaret eden, onları notla korkutmaya çalışan öğretim görevlileri vardır.” dedi.

http://www.dunyabizim.com/ 'un haberine göre, Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu'nun, 327. hafta basın açıklamasında gündeme getirilen başörtüsü yasaklarıyla ilgili bölüm şöyle:

Duyarlı Sakarya halkı,

Türkî Cumhuriyetlere yasakçılıkta model olan ülkemizde başörtüsü yasağı, tüm aksi iddialara rağmen, inatla sürdürülüyor. İlk ve ortaöğretimde, kamu kurum ve kuruluşlarında yasak aynı şekilde uygulanıyor.

Şehrimizde herhangi bir lisenin önüne gidin, her gün kaç öğrencinin ya da öğretmenin hakkı gasp ediliyor, kendi gözlerinizle görebilirsiniz!

İstanbul Barosu’nun başörtüsünü “mesleğe yaraşır” bulmayarak stajyer avukatlara yasak uygulaması sorunun bitmediğine dair başka bir somut bir örnek olmuştur. Yine başta Ege Üniversitesi olmak üzere birçok üniversitede hâlâ başörtülü öğrencilere hakaret eden, onları notla korkutmaya çalışan öğretim görevlileri vardır.

Üniversite öğrencilerine çağrımız; yasakçılığa karşı çözüm için YÖK gibi 12 Eylül artığı kurumlardan meded beklemek yerine hak ve özgürlüklerinizi açıkça savunmanızdır. Tepeden inme çözümlere sığınmayıp, birlikte hareket ederek haklarınızı aramanızdır. Aksi takdirde, bir ideolojik aygıt olan YÖK orada durdukça, bugün size yukarıdan bir yazıyla açılan kapılar, yarın yine karşı bir yazıyla aynı şekilde kapanabilir!

Sakarya Adalet Girişimi olarak bizler elini taşın altına koyanlar, doğru bildiklerimizi, komşunun evinde değil kendi evimizde gerçekleştirmenin mücadelesini sürdürmeye, her şart altında bağımsız bir İslami siyasetin koşullarını oluşturma gayretine, emperyalist işgallere, kapitalist kuşatmalara ve yerel diktatörlüklere karşı tevhid, adalet ve özgürlük mücadelesindeki çizgimizi korumaya devam edeceğiz!

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu Adına Sakarya Dayanışma Derneği
haberr1001

Başörtüsü BMW'nin De Kimyasını Bozdu
12/28/2011



Yeni Şafak'ın haberi:

Firma, ralli şampiyonu Burcu Çetinkaya ile sponsorluk anlaşması yaptı. Çetinkaya 1 yıllık kullanım hakkını aldığı BMW'yi ekranda başörtülü arkadaşıyla test edince Borusan 'imajımız bozuldu' diyerek sponsorluğu iptal etti.

Ralli sporcusu ve televizyon programcısı Burcu Çetinkaya, geçtiğimiz 17 Ağustos'ta Borusan Otomotiv'e bağlı 'MINI Cooper' markasıyla sponsorluk konusunda prensipte anlaştı. 'MINI' Marka Yöneticisi Hakan Bayülgen'in, 2012 için teklif ettiği pakete göre sporcuya "100 bin avro ve 2 adet 'MINI Cooper Countryman ALL4' marka otomobilin 1 yıl süreyle kullanım hakkı" önerildi.

3 ay sonra hazırladığı bir televizyon programında, başörtülü program partneri Merve Sena Kılıç ile araçlarla test sürüşü yapan Çetinkaya, 21 Aralık'ta da program arkadaşıyla birlikte Hürriyet'in Kelebek ekine konu oldu. İddiaya göre, yayınlardan sonra genel müdürden 'Dinci imajın rahatsız ediyor' şeklinde bir uyarı alan sporcunun sponsorluk talebi de, 'bütçe kısıntısı' gerekçe gösterilerek 3 gün sonra geri çevrildi.

Yeni Şafak'ın sorularını yanıtlayan marka direktörü Hakan Bayülgen ise süreçte yaşananları doğruladı ve "Bizim tavrımız sadece başörtüsüyle ilgili değil. Siyasi amblem olsaydı yine uyarı yapardık" ifadesini kullandı.

PRENSiPTE ANLAŞMA YAPILDI

Ünlü bayan rallici Burcu Çetinkaya'nın 'başörtüsü' nedeniyle yaşadığı sıkıntı, iddiaya göre şöyle gelişti: Çetinkaya, Türkiye Ralli Şampiyonası için sponsorluk arayışında olan Borusan Holding'e teklif sundu.

Teklife cevap veren Borusan Holding 'MINI' Marka Yöneticisi Hakan Bayülgen, 17 Ağustos 2011'de gönderdiği cevapta, "2012 sezonu için size sunabileceğim paket şu şekilde: Yarış sponsorluğu 100.000 avro, 2 adet MINI Countryman ALL4 aracın 1 senelik kullanım hakkı. Bu şartlara göre yorumlarınızı bekliyorum" ifadeleri yer aldı. Prensipte yapılan anlaşmayı kabul eden Çetinkaya, çalışmalarını da bu yönde sürdürdü.

'DiNCi iMAJ' SORUNSALI

Şampiyon rallici Çetinkaya, Borusan Otomobil'e bağlı 'MINI' markasıyla sponsorluk anlaşması yaptıktan 3 ay sonra bir TV kanalında 'otomobil programı' yapmaya başladı. Programı 'başörtülü' partneri Merve Sena Kılıç ile birlikte hazırlayan Burcu Çetinkaya, aracın test sürüşlerini yaparak performans değerlendirmesi yaptı. İkilinin 'MINI Countryman ALL4' marka araçla yaptığı program ve Hürriyet gazetesinin Kelebek ekinde 'başörtülü' fotoğraflarla yer almaları sonrası Çetinkaya, ilk uyarısını aldı.

Marka Direktörü Hakan Bayülgen, "Biz basında tesettürlü bir bayanla senin Mini'yle çekilmiş karelerini gördük ve bu da bizim için bir imaj sorunu oluşturdu. Yurtdışı bunu istemiyor' diyerek sporcuya uyarıda bulundu. Görüşmede, Çetinkaya'nın 'dinci imajından' duyulan rahatsızlık dile getirildi.

YAYIN BAŞLADI ANLAŞMA BiTTi

Televizyon programları ve 21 Aralık'ta Hürriyet'in Kelebek ekinde yayımlanan haber sonrası 'dinci imaj' uyarısı alan Çetinkaya'ya, birkaç gün sonra ise sponsorluk anlaşmasının iptal edildiği bildirildi.


Madem "imaj kaybıyız" bize araç da satmasınlar

Burcu Çetinkaya ile birlikte TV'de hazırladıkları otomobil programının, ralli yarışları için yapılan sponsorlukla hiçbir ilgisinin olmadığını söyleyen program sunucularından Merve Sena Kılıç, sponsor firmanın 'imaj' kaygısını anlamakta güçlük çektiğini söyledi.

"Bu otomotiv grubu, türbanlı kişiler onlardan araç satın aldığında imaj kaygısı duymuyorlar, fakat araçlarını otomobil programında test ettiğimiz zaman böyle bir kaygıyı dile getiriyorlar" diyen Kılıç, programın yayınlanmasından sonra bazı arkadaşlarının bu otomobilden almaya karar vermiş olduklarını kaydetti. Kılıç, "Ancak madem başörtüsü onlar için bir prestij engeli, o halde benim için de bundan sonra bu marka ve bu anlayış bir prestij kaybıdır" diye konuştu.

BÖYLE BiR ŞEYLE iLK KEZ KARŞILAŞTIM

Ekim ayından itibaren TV 24'te Burcu Çetinkaya ile birlikte 'Otomobil Sevdası' adlı programı yaptığını söyleyen Yeni Şafak gazetesi 'Pazar' eki muhabiri Merve Sena Kılıç, "Şu ana kadar onlarca aracın test sürüşünü birlikte gerçekleştirdik. Ancak ilk kez böyle bir şeyle karşılaştık. Her ne kadar şirket resmi olarak 'bütçe kısıntısı' gerekçesini gösterse de benim başörtüm yüzünden ralli pilotu arkadaşım sponsorluğundan oldu" ifadelerini kullandı.

Rallide bir ilk

2007, 2008 ve 2009 Ralli Bayanlar kategorisinde Türkiye Şampiyonluğu yanısıra çok sayıda derecenin sahibi olan Burcu Çetinkaya, İstanbul Mahalli Ralli Şampiyonası Bayanlar, 2006 Türkiye Ralli Şampiyonası Bayanlar Şampiyonluğunun da sahibi. 2007'de de Türkiye Ralli Şampiyonası Bayanlar Şampiyonu olan Çetinkaya, 2008'de ise aynı kupayı bir kez daha kaldırdı. Şimdiye dek 9 büyük markayla çeşitli dönemlerde sponsorluk anlaşması yaptığını belirten yetenekli sporcu, böyle bir sorunla ilk kez karşı karşıya geldiğini belirtiyor.

Avukatın zeki, çevik ve başı açık olanı
ENGİN ARDIÇ
29 Aralık 2011

İstanbul Barosu, staj yapan avukat hanımların "uymaları gereken kılık kıyafet kurallarını" açıklamış.
Acaba bu bir "mini etek yasağı" falan mıymış? Baro, stajları yöneten yaşlı üyelerinin kalp çarpıntısı geçirmelerini mi önlemek istiyor? Genç avukat hanımlar, baronun Staj Eğitim Merkezi'nde heyecan dalgaları mı yaratıyorlar? "Göğüs dekolteleri" prostatlı beylere zor anlar mı yaşatıyor?
Hayır, elbette başörtüsünü yasaklamış.
Baro, kızların açılmalarını istemiyor ama pek fazla kapanmalarını da istemiyor. "Ortadan" olacak, 1930 modeli.
Genç avukat kızlarımız, duruşmaya girebilirler ama ağabeylerinin amcalarının yazıhanesine türbanlı giremeyecekler.
Bu kafa, avukat yazıhanesiyle askeri okulu ya da orduevini karıştıran kafadır.
İstanbul Barosu daha önce de "rengini belli etmişti" tabii...
Gazetelere yarım sayfa ilan verdiler ve yeni bir anayasa istemediklerini açık seçik belirttiler.
Elbette bu, baronun bütününün değil, baroya hâkim olan "belli bir kesimin" görüşüdür.
Bütün avukatlar CHP'li değildir çünkü!
Bendeniz, son zamanlarda, 12 Eylül'e karşı çıkar görünen ve solcu geçinen birtakım soytarıların 12 Eylül kurumlarını nasıl canla başla savunduklarını izleyerek pek eğleniyorum. Hem Kenan Evren devrinde tutuklandık, işkence gördük diye ağlıyorlar, örneğin hem de Kenan Evren'in "Atatürk bilmemne kurumunun" yönetimine Kemalist olmayan bilim adamlarının atanmasına ateş püskürüyorlar...
Baroyu tenzih ederim, onlar bu konuda ağızlarını açmadılar. Solcu gazeteci bozuntularından sözediyorum.
Lakin, baronun da rengi bellidir.
Eh, ne dersiniz, genç avukat kızlarımızın başı açık olsun mu, olmasın mı?
İnsanın aklına merhum Eşref Şefik'in limon fıkrası geliyor, daha doğrusu onun Celal Şahin tarafından gırgırı yapılan şekli... (Genç avukatlarımız bu isimleri bilmezler ama yaşlılar hatırlayacaklardır.)
Eşref Şefik pazardan limon alacakmış, sormuş: "Bu limon dişi midir?" Pazarcı demiş ki: "Hemşerim, sıkacak mısın, .........?"
Yüzlerce davada yargılanmış, kimisinde aklanmış, kimisinde hüküm giymiş "eski ve gedikli bir sanık" olarak ben de açık seçik söyleyeyim efendim:
Avukat hanımın kafasının dışı değil, içidir önemli olan.
Ferhan Şensoy'un "Pardon" filmindeki gibi, duruşmaya "girmiş olmak için giren" avukat hanım istemeyiz.
Mazeret dilekçesi, mehil isteme, birinci ihzar, ikinci ihzar, keşif yaptırma, mahkeme kaleminden dosya çıkarttırma falan filan, biz de biliriz bütün bu numaraları, iş başa düşerse kendimiz de yürütebiliriz.
Bana, beni kurtaracak avukat lazım! Haklı olduğum zaman da hakkımı koparıp alacak...
Bazı ünlü sahtekârların yaptıkları gibi, sıkıştığı zaman "bu davada Atatürk yargılanıyor sayın yargıç" diye cüppeyi atıp duruşmadan kaçacak avukat değil.
En bir Atatürkçü avukatın vekâletiyle hüküm giymektense, kara çarşaflı tarafından beraatimin sağlanmasını tercih ederim. Beni güzellik kraliçesi mahkûm ettireceğine, dünyanın en tapon, en gudubet kadını aklatsın.
Saçına başına bakmayız, hukuk bilgisine ve becerisine bakarız.
Kaynak: sabah gazetesi

İmajları bozuluyormuş leyli de ley
Elif ÇAKIR
ecakir@stargazete.com
1 Ocak 2012

Vira bismillah deyip 2012 yılının ilk gününde geçen yıldan kalma bir hesabı kapatmak istiyorum müsaadenizle.
Mini Cooper’a başörtülü binince BMW’nin imajının bozulması hadisesinden bahsediyorum.

Rallici Burcu Çetinkaya BMW ve Mini Cooper’ın Türkiye distribütörüyle bir sponsorluk yapmışlar ya da yapar gibi olmuşlar.

Hatta geçmişte de aralarında uzunca bir süre sponsorluk anlaşmaları varmış anladığımız kadarıyla.

Çünkü gelen tepkiler üzerine Borusan yetkilileri “Anlaşma yapmadık ki iptal olsun, anlaşmayı yenilemedik” diyorlar.

Hatta “Biz ayrımcı bir kurum değiliz öyle olsa Merve Sena Kılıç’a 4 tane araç tahsis etmezdik” de diyorlar.

Uzunca bir süre aralarında “imaj” zedeleyen bir durum da söz konusu olmamış!

Sorun ne zaman başgösteriyor, Rallici Burcu Çetinkaya ve Merve Sena Kılıç’ın Hürriyet gazetesinin Kelebek ekinde kocaman artistik fotoğrafları yayınlanınca Mini Cooper’ın imajı zedeleniyor.

***

Bir firma karşı kurumla reklam-sponsorluk anlaşmasını yenilemek istemiyorsa en kolayından “bütçe kısıtlamasını” gerekçesini gösterir ve yenilemez.

Velev ki bunun altında başka özel sebepler var, bunu söylemez. “Başörtülü partnerin imajımızı bozuyor” açıklamasını ancak özel bir dostluk bağı varsa off the record olarak söyler. Nokta.

Biz de şu anda Burcu Çetinkaya’ya muhtemelen özel olarak söylenmiş “dinci imaj” tartışmasını yapıyoruz.

Peki durum ne olursa olsun Mini Cooper’dan yetkili Hakan Bayülgen’in bu özelde de olsa “dinci imaj” açıklaması ve akabinde yaptığı özrü kabahatinden büyük “Ama biz siyasi bir imaj da olsa rahatsız olurduk” açıklaması Borusan’ı bağlar mı? Bal gibi bağlar.

Ancak ben yine de BORUSAN’ın üzerine bu kadar gelinmesinin haksızlık olduğunu düşünüyorum!

Zira BORUSAN asla bu ülkede yalnız değil ve bu ülkenin iki yüzlü tek şirketi, holdingi, kurumu değil!

Medyasından şirketine, holdinginden siyasetçisine kadar bu kadar ikiyüzlülüğün neredeyse normalleştiği bir ülkede tek “ikiyüzlü” davranan, tek görüntülü “dini imaj”dan huzursuz olan olan BORUSAN Holding midir?

Bu ülkede hala...

Seçim zamanı siyasetçisi gider, anasının ak sütü gibi helalinden vatandaşın “oy”unu ister, örtülü vatandaşın “kendisinin” TBMM’ye vekil olarak girmesini istemez...

TSK’sı başıörtülü anaların kucaklarından “oğul”larını, başıörtülü kadınların ellerinden “eş”lerini alır, ama kendilerini TSK’nın kenarından dahi geçmelerine izin vermez, zira görüntülü “dinci imaj” TSK’nın “imaj”ına zarar verir...

Demokrat geçinenlerimizin çoğunun geldiği son nokta (çok şükür) başörtülüler için “üniversiteye girsinler” eğitimlerini alsınlar, diplomalarını alsınlar, yalnız “kamu”da olmasınlar, hizmet alsınlar hizmet vermesinler zira görüntülü “dinci imaj” kamu’nun “imaj”ına zarar verir...

Kurum kurum sayacağım ama yerim dar! Ancak BORUSAN bu konuda yalnız değil bu ülkede, imajı bozulanlardan sadece bir tanesi...

Ve zinhar o da çok iyi öğrenmiş “Biz asla ayrımcılık yapmıyoruz, siyasi bir simge de olsaydı aynı tepkiyi gösterirdik” diskurunu helal olsun..

Eğer tepki gösterilecekse, tüm kurumlara, STK’lara, giyim firmalarına, partilere, medyaya... Topyekun hepsine birden gösterilsin..

Madem ki görünürlük üzerinden “imaj” bozuluyor o halde önce bu “imaj”ı çok önemseyen görünür medyadan başlayalım ne dersiniz?

Hem de hiç ayrım yapmadan, Hürriyet, Sabah, Akşam, Radikal, Milliyet, Atv, Kanal D, CNN Türk, A Haber!

***

Gelelim “İslamcılar BMW’ye tepki gösterecek mi?” sorusuna.

Bir internet sitesi bir taraftan Cüneyt Özdemir’in twitterden yazdığı ”Mini Cooper’ımız vardı hemen satıyorum, hemen” sözlerini manşete taşırken diğer taraftan ise “İslamcılar da bakalım aynı cesaret gösterecek mi” diye soruyordu?

Hemen söyleyeyim!

Mini Cooper’ım yok! Olsaydı da ben satmazdım...

Her gün Mini Cooper’ımla gider BORUSAN’ın önünden psikopatça geçer ve Hakan Bayülgen’e korkularını yenmesi ve “imaj” dediği şeyin çağın bir dayatması olduğunu hatta “dangalakça” bir şey olduğunu hatırlatır hergün onu ceeeeelerdim...

NOT: Bu yazıyı yazdıktan sonra gazeteden Mehmet Ocaktan aradı ve Borusan’ın bugün gazetelere toplumun hassasiyetlerini dikkate aldıklarını belirten bir ilan verdiğini söyledi. Bu olumlu bir gelişme. Umarız Borusan ilanında belirttiği gibi toplumun hassasiyetleri konusunda bundan sonra daha dikkatli olur.
Star gazetesi


Kraliçeden Başörtüsü karşıtlarına: Saçmalamayın!
12 OCAK 2012



BBC'nin haberi:
Hollanda Kraliçesi'nden başörtüsü eleştirisine tepki

Hollanda Kraliçesi Beatris, Körfez ülkelerini ziyaretinde başını kapayan bir kıyafet giymesi sebebiyle ülkede yaşanan siyasi tartışmayı "tam anlamıyla saçmalık" olarak değerlendirdi.
Kraliçe'nin tepkisi, İslam ve yabancı karşıtı görüşleriyle bilinen Özgürlük Partisi tarafından mecliste gündeme getirilen tartışma ardından geldi.

Özgürlük Partisi, Kraliçe Beatris'i başörtüsü takarak "kadınların baskı altına alınmasını meşrulaştırmakla" suçlamıştı.

Hollanda Kraliçesi Pazar günü Abu Dabi'de ziyaret ettiği bir camiye uzun bir elbise ve saçını örten bir eşarpla gitmiş, daha sonra bulunduğu Umman'da da benzer bir kıyafet giymişti.

Yetkililer Kraliçe'nin kıyafet tercihinin İslam geleneklerine saygısından kaynaklandığını belirttiler.

Kraliçe'nin Umman gezisinde kendisine eşlik eden Prenses Maksima da saçlarını kapayan bir kıyafet giymişti.
Hollanda televizyonu Kraliçe'nin eldiven de taktığını belirtmişti.

Astronomi ile uğraşmak yerine türbanla uğraşan tuhaf bir astronomi profesörü



Ege Üniversitesi astronomi profesörü Esat Renan Pekünlü, başörtülü öğrencileri taciz edip okula sokmamakla suçlanıyor.

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü öğrencisi F.G ders programını öğrenip fakülte binasının kapısında nöbet tutmak suretiyle derse girmesine izin vermediği gerekçesiyle Astronomi Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü hakkında suç duyurusunda bulundu. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nadide Kazancı ise Pekünlü hakkında bu konuda pek çok soruşturma olduğunu belirterek, başörtülü öğrencilerin fakülte binasına rahatça girebildiklerini ifade etti.

ÖĞRENCİNİN PEŞİNİ BIRAKMADI

Taraf gazetesinden Sümeyra Tansel'in haberine göre; Matematik Bölümü öğrencisi F.G, Prof. Pekünlü'nün özellikle derslere giriş saatlerini takip ettiğini, bölüm binasının kapısına geldiğinde karşısında dikilerek başörtülü olarak okula girmesini engellediğini, ardından cep telefonuyla fotoğrafını çekerek hakaret ettiğini öne sürdü. Bunun üzerine peruk takarak çözüm bulmaya çalıştığını belirten öğrenci, Prof. Pekünlü'nün "perukla dahi giremezsin" diyerek kendisini engellediğini ifade etti. F.G'nin şikâyet dilekçesine göre, Rennan Pekünlü, başörtülü öğrencinin bir yolunu bulup derse girdiğinde de peşini bırakmamış. Ders sürerken müdahalede bulunarak F.G'nin dersten çıkmasını isteyen Pekünlü hakkında öğrencinin talebiyle tutanak tutulmuş.

İsminin açıklanmasını istemeyen öğrenci F.G, Prof. Dr. Pekünlü hakkında "Eğitim öğretim hakkının engellenmesi", "Özel hayatın gizliliğini ihlal", kamu görevinin sağladığı yetkiyi kötüye kullanarak hürriyeti tehdit", "Kişinin huzurunu bozma", "Ayrımcılık yasağını ihlal", "Manevi işkence" gerekçesiyle suçlamada bulundu.

KAPIDA NÖBET TUTUYOR

Mazlum-Der İzmir Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Avukat Mehmet Gün, Prof. Pekünlü'nün fakültedeki bütün başörtülü öğrencilere müdahale ettiğini, sürekli kapıda nöbet tutarak başörtülü öğrencilerin binaya girmesini engellediğini, kendi kafasına göre fakülte binasının kapısına "başörtülüler giremez" yazıları astığını ifade etti.

Avukat Gün, üniversitenin geç de olsa soruşturma açtığını, soruşturma dosyasında da Pekünlü'nün bilimle uğraşmak yerine fakülte binasının önünde nöbet tuttuğunun kaydedildiğini söyledi. Gün, Prof. Pekünlü'nün daha önce de fakülte bahçesinde başörtülü bir öğrenciyi darp ettiğini bu nedenle ceza aldığını ancak cezasının ertelendiğini bildirdi.

BU HOCAYLA BAŞ EDEMİYORUZ

Dekan Prof. Dr. Nadide Kazancı ise Pekünlü hakkında pek çok soruşturma olduğunu belirterek, başörtülü öğrencilerin fakülte binasına şu anda rahatça girebildiklerini ifade etti. Prof. Kazancı "Renan Pekünlü'nün fakülte kapısına yönetimden izinsiz "başörtülüler giremez" yazısı yazdığını doğrulayarak, "Bu hocayla baş edemiyoruz. O inatla asıyor biz de hemen söküyoruz. Hakkındaki soruşturmaların sonuçlarını bekliyoruz" dedi.

www.moralhaber.net

Başörtülü kız her hafta disiplinlik!
14 Ocak 2012

Eyüp İmam Hatip Lisesi 10. sınıf öğrencisi Amine Semra Bayram, derslere başörtülü girdiği gerekçesiyle her hafta disipline gönderiliyor. Şapka takması öneriliyor!

Timuçin Mercanoğlu'nun haberi

Öğrencinin velisi Abdullah Cengiz Bayram, durumu yargıya taşımak istediğini ancak yönetmeliğin bunu engellediğini söyledi. Uygulanan yasağı da sert bir dille eleştirdi: "Nasıl oluyor da özgürlüklere hak tanıyan kanun, basit bir yönetmelik içine hapsedilebiliyor. O zaman şunu soruyorum; Şapka kanunu var. Şapka takmayan memur nasıl oluyor da yönetmelikle başörtüsünü yasaklıyor. O zaman siz de şapka takın."

Eyüp İmam Hatip Lisesi'nde Amine Semra Bayram isimli 10. Sınıf öğrencisi derslere başörtülü girdiği gerekçesiyle Milli Güvenlik dersi anlatan albay tarafından her hafta disipline gönderiliyor. Sınıftaki kız öğrencilerin çoğu ise peruk kullanıyor. Öğrencinin velisi Abdullah Cengiz Bayram ise bu durumu yargıya taşımak istediğini ama her defasında yönetmeliğin karşısına çıkarıldığından yakındı. Buna rağmen yine de hak aramaya devam ettiğini belirten Bayram, sivil toplum kuruluşlarıyla görüştüğünü, Milli Eğitim Bakanlığı ile Cumhurbaşkanı'na da dilekçe gönderdiğini söyledi.

"O zaman siz de şapka takın"

Kanunlarla özgürlük tanınan hakların yönetmeliklerle yasaklanmasını eleştiren Bayram, "Kızım Eyüp İmam Hatip Lisesi'nde okuyor ve başörtülü olduğu için milli güvenlik dersine giren albay tarafından disipline sevk ediliyor. Nasıl oluyor da özgürlüklere hak tanıyan kanun, basit bir yönetmelik içine hapsedilebiliyor. O zaman şunu soruyorum; Şapka kanunu var. Şapka takmayan memur nasıl oluyor da yönetmelikle başörtüsünü yasaklıyor. O zaman siz de şapka takın" sözleriyle tepkisini dile getirdi. Bayram, kızının şimdiye kadar disiplin cezası almamış olmasını "Disiplin cezası uygulamaya konulmadı" diyerek okul yönetiminin inisiyatifine bağladı.

Öğrenciler perukları çıkardı, 'yeter artık' dedi

Amine Semra Bayram, her hafta başörtülü olduğu gerekçesiyle Milli Güvenlik dersine giren Albay I. T. tarafından disiplin kuruluna gönderilmeye alıştı. Alınan bilgilere göre Albay I.T. rahatsızlığı nedeniyle geçtiğimiz hafta derslere giremeyince yerine gelen diğer subay, öğrencilerin başörtüsüne karışmadı.
Derse perukla giren öğrenciler de peruklarını çıkardı ve başörtülü olarak derse girdiler. Öğrenciler, her defasında işaret edilen yönetmelik dayatmasının yeniden düzenlenmesini istiyor.

Milli Gazete

İlköğretimde tesettür zulmü


Bu ülke de kimsenin değinmediği bir zulüm var...
Atilla AKSU
17 Şubat 2012



İlköğretimde tesettür zulmünün farkında mıyız?

Bu ülke de kimsenin (istisnalar hariç) değinmediği bir zulüm var. Bu zulmü çok az gazete ve internet sitesi dışında görmeniz imkansız. Bu zulüm karşısında insanlar özelliklede müslümanlar 3 maymunu oynamaktalar.

Yasal olarak çözülmese de Akp tarafından atanan rektörler başörtüsüyle üniversiteye giren kızlara müdahale etmemekteler. İstisna üniversiteler dışında yasak ortadan kalktı. Arada yaşanan bir iki olay hemen ajanslara düşmekte. Bu da iktidar sahiplerinin işine gelse gerek. Çünkü Kemalist tehlikenin var olması onlara olan talebi arttırıyor, yaşanılan çarpıkların düşünülmesine engel oluyor.

Türkiye de ortalama akıl baliğ olma yaşı kızlarda 12-13, erkeklerde bundan bir fazla. Yaşadığımız coğrafyada mecburi eğitimi bitirme yaşı ise 14.

İşte konumuz da bu, zulme maruz kalanlar ilköğretimde aklı baliğ olmasına rağmen mecburi eğitime başları açık bir şekilde devam etmeye zorlanan kızlarımız.

Ben bu zulme ilk olarak Ecenur isminde yavrumuza uygulanan insanlık dışı davranışlar ve bu olay hakkında Hayrunnisa Gül'ün açıklamaları ve kocası Gül'ün hanımına sahip çıkmasıyla kulak kabartmaya başladım.

Biraz hafızalarımızı zorlayalım. Yaklaşık 13 ay önce Diyarbakır merkezde ilkokulda okuyan Ecenur isimli yavrumuz başını açmadan okuluna devam etmek istemiş, ikna olmadığı için başka bir okula sürgün edilmişti. Sürgün edildiği okulu teftişe gelen müfettiş Ecenur'un sınıfında tesetürlü görünce başını açmasını istemiş, başı örtülü bir şekilde okuma hakkı olduğunu söyleyen yavrunun üzerine yürüyüp "Ne hakkı ulan, ne hakkı… Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben Piranlıyım, Piranlı!’ diyerek sınıftan kovmuştu. Olayla ilgili, Akp'li Zafer Üskül "Aileler mevzuata karşı koymakta direnirlerse, suç işliyorlar demektir. Bu iş daha ileriye giderse, o zaman çocuk aileden alınır" ifadelerini kulanmış, fist leydy'miz Hayrunisa Gül başörtüsüyle ilkokula gelmenin cehalet olduğunu söyleyip, bu cehaletle savaşacaklarını dillendirmişti. Kocası da hanımının sözlerine katıldığını söyleyerek düşüncelerini iletmişti.

O günlerde, bu olay Mustazaf camiasının bir kışkırtması gibi lanse edilmiş. Bu insanlara provakatör yakıştırması yapılmıştı. Müslüman olduğu iddiasında ki yazar-çizer takımı tarafından da bu yönde açıklamalar gelmişti.

Aradan geçen süre içerisinde Ecenur ve hemcinsi yüzlerce kızımız Adana’dan Diyarbakır’a, İstanbul’dan İzmir’e Türkiye’nin birçok yerinde ilköğretim seviyesinde bu zulme maruz bırakılmaktadır. İkna odalarında zihinleri çelmek istenmekte, emellerine ulaşamadıklarında bir okuldan diğerine sürgün edilmekte, aileleri tehditlerle yıldırılmaya çalışılmaktadır.

Niçin Türkiye’li Müslümanlar bu meselenin sahipliğini yapmıyorlar . Müslümanların ise imtihanı burada başlamaktadır. Cılız sesler hariç islami kesim medyasında konuyla ilgili olumlu veya olumsuz hiçbir haber yapılmamaktadır.

Oysa ki tesettür, her Müslüman kadının iffeti, her erkeğin namusu, olmazsa olmazıdır. Sistem tabiri caizse yılanın başını küçükken ezmeye çalışıyor. Biliyor ki haya dediğimiz o görünmeyen perdeyi yıkarlarsa sonrası çok daha kolay olacaktır. İnsanlar en zor ilk günahını işletirsiniz. Sonrası çorap söküğü gibi gelir.

Bu konuda Mustazaf camiasını tebrik etmek gerekli. İlköğretimde çıplaklığa, hayasızlığa, Müslüman kadının kimliğiyle oynanmasına karşı direniyorlar. Basın yoluyla bu zulmü dillendiriyorlar ve meydanlarda tepkilerini gösteriyorlar. Geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da yapılan tesettür mitingi bu camianın bu konuda ne kadar hassas olduğunun ıspatı olsa gerek. Bunun dışında bireysel olarak bu konuda hassasiyet gösterenleri de ayrıca tebrik etmek gerekir.

Ya geride kalanlar. Müslümanlar, kendini İslamcı olarak lanse edenler ve camiaları. Haftanın hemen her günü onlarca yerde konferanslar verilirken, her meselede onlarca kurum bir araya gelip platformlar kurup basın açıklamaları yaparken, başta Beyazıt meydanı olmak üzere bir çok coğrafya için insanlar toplanıp protestolar yaparken niçin kimse ilköğretimde yaşanan bu zulme tepki göstermez. 28 Şubat sürecinde hukuksuzluklara direnenlere ne oldu.

Ya 28 Şubat mağduru hanım efendiler. Bugün onlarca 28 Şubat mağduru kadın televizyonlarda, gazetelerde, internet medyasında kendilerine yer buldular. Bu zulme sessiz kalıp 3 maymunu oynayan bu hanımefendiler şöhretlerini bile mağdur edildikleri tesettüre borçluyken, hemcinsi ve kendileri gibi hakları gasp edilmiş, zulme uğrayan bu yavrulardan niçin sahiplenmezler.

Sizin tesettürde ki sınırlarınızı ne belirliyor! Allah’ım emrini yerine getirip tesettüre giren bu kızlara yapılan zulme asıl sessiz kalıyorsunuz. Müslüman kadının sembolü, iffetli kadının vazgeçilmesi, namuslu erkeğin eş ve çocukları üzerinde ki en büyük hak olan örtünme sizin için ne kadar değer ifade ediyor.

Türkiye de iktidarın el değiştirmesinden sonra birçok meselede hassasiyetini kaybeden ve iktidar sahiplerinin siyasetleri doğrusunda hareket eden Müslümanlar nasıl bir yanılgı ve hesabın içerisindedir, anlamlandıramıyorum. İnandığı gibi yaşamayanlar, yaşadığını hayatlara iman ederek yaşarlar ve sonunda kaybederler.

Kendisini iktidara teslim edenler, yarın ahiret yurdunda hesabını veremeyecekleri bir yola girmişlerdir. Cumhurbaşkanının hanımının cehalet dediği başörtüsü akılbaliğ olmuş her kadın için terk edilmemesi gereken bir farzdır. Kendi emrini cehalet olarak gören bir kadın ve O’nu bu konuda haklı gören koca hakkında Allah hesabını görecektir. Bu yavrularımız Allah’ın emrini yerine getirmekte ve tesettüre girmektedirler. Tesetürüne sahip çıkan bu kızların yanında yer almak her müslümanın boynuna bir borçtur. Zulme rıza zulüm, zulme susmak dilsiz şeytanlıktır. O zor günde Vallahi Allah bunun hesabını soracaktır.

Bugün 150-200 bin tekil tıklama alan web sayfaları var, onbinlerce abonesi olan gazeteler, yazdıklarıyla binlerce insana ulaşan yazarlar, toplumları yönlendiren kanaat önderleri ve varlıklarını mağdur edildikleri tesettüre borçlu olan kadınlar. Tekrar düşünün, silkelenin ve kendinize gelin.

Peşinden gittiğiniz, meselelerinizi çözsün diye oy verdiğiniz iktidar sahipleri, sizin Allah adına hiçbir meselenize sahip çıkmayacak ve çözüm getirmeyecektir. Liberal-demokratik ölçülerle sizin idealleriniz paralellik arz ederse müstesna.

Bu yazıyı okuyan kardeşlerim. Sizlerde zulme uğrayan kardeşlerinizin destekçisi olunuz. Bu meseleye sahip çıkınız ve çıkmayanlara tepkinizi gösteriniz. Rabbimizin izni ve sizin çabalarınızla bu mesele ülke gündemine, en azından Müslümanların gündemine girsin. Çalışma gayreti bizden takdir ve bereket Rabbimizdendir.

Not: hayder.org, dogruhaber.com.tr, tessep.org ve ilkha.com’da sıklıkla mağduriyet yaşayan yavrularımızla ilgili haberleri bulabilirsiniz.

Kaynak: www.atillaaksu.blogcu.com
haber5

Başörtülü Kızın Babasına 6 Ay hapis Onandı..!
20.03.2012



Haklı ve mağdur olanlar haksız ve suçlu ilan edilirken; hak ihlali yapan ve yasaları çiğneyenler haklı ve mağdur görülmüşlerdir" denilen basın açıklamasında, "Yetkililerin; Anayasanın MADDE 42 de belirtilen "Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz", MADDE 24 de belirtilen " Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir", MADDE 10 da belirtilen " Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir" Ve MADDE 40 ta belirtilen "Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir" diye açıklanan hak ve hürriyetleri ihlal ettikleri, kanunları çiğnedikleri belirtildi.

Kızını Günlerce Okul Kapısına Götüren Veli mi, Öğrenciyi Okula Almayanlar mı Suçlu?

TCK 265/1. maddesi gereği Mehmet Polat'a verilen cezanın haksız ve hukuk dışı olduğu vurgulanan açıklamada, esasen kamu görevlisinin öğrenciyi okula almama ve dışarı çıkarmasının anayasal bir suç olduğu ifade edildi.
Başörtülü Kızın Babasına 6 Ay hapis Onandı..!

Kaynak: http://www.facebook.com/photo.php?fbid=369216923112194&set=a.369216593112227.93507.150543188312903&type=1&theater

KAYMAKAMDAN ÖĞRETMENE TÜRBAN VETOSU
23.04.2012



Tekirdağ'ın Malkara İlçesi'ndeki törenlerde Matematik ve Fen Bilimleri Proje Yarışması'nda dereceye giren öğrencilerle birlikte ödül almak için sahaya çıkan türbanlı öğretmen Safiye Erdoğan, Malkara Kaymakamı Yunus Fatih Kadiroğlu tarafından fotoğraf karesinde alınmadı.
ensonhaber

Kepazeliğe bak: Koca profesör işi gücü bırakmış kapıda başörtüsü nöbeti tutuyor
16.05.2012


Net Gazete'nin haberi:

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. E. Rennan Pekünlü, okulun giriş kapısında nöbet tutarak başörtülü öğrencileri içeriye almıyor. Okul girişinde başörtülü öğrencilerin fotoğraflarını çeken profesör, ardından kapının arkasına geçerek başörtülü öğrencilerin girişine izin vermiyor. Yüzünü kağıt ile gizleyen Pekünlü, başı açık öğrenciler gelince okulun kapısını açıyor, zorluk çıkarmıyor.

Başörtülü diye ödülünü vermediler

06 Haziran 2012
İhsan Sabancı Teknik Kız Meslek Lisesi mezuniyet töreni, İsmet İnönü Endüstri Meslek Lisesi konferans salonunda düzenlendi.
Konuşmalar yapıldıktan sonra okulu derece ile bitiren öğrencilere ödül verilmesine geçildi. Okul birincisi Tuğba Demir (18) ödülünü almak için beklerken okul müdürü Ayla Avşar, başörtülü olduğu gerekçesiyle öğrenciye ödülünü verdirmedi. Demir ne olduğunu anlamaya çalışırken diğer dereceye giren başörtülü öğrenciler Munise Keçeli, Müge Albayrak, Arife Saban'da çağrılmadı. Bu öğrencilerden geride okulu bitiren öğrenciler ise kürsüye çıkarak konuşma yapıp ödüllerini aldı.
Tuğba Demir ve arkadaşları da müdürün yanına giderek neden törende ödül verilmediğini sorunca "Kıyafetleriniz okul yönetmeliğine uygun olmadığı için size törende ödül verilmedi" dedi.
Bunun üzerine Demir gözyaşlarını tutamazken diğer başörtülü öğrenciler, yakınları ve müdür arasında tartışma çıktı. Tartışma kavgaya dönüşünce olay polise haber verildi. Hem okul müdürü, hem öğrenciler ve aileleri birbirinden şikayetçi oldu.
En mutlu gününde gözyaşlarına boğulduğunu anlatan Demir, "Ben bu ana 1 yıldır hazırlanıyordum ama müdür bugünü yaşamama izin vermedi. Arkadaşlarımda ben de mağdur edildik. Müdür bize yönetmeliğe aykırı giyindiğimiz için belge vermemiş, kürsüye çıkmamıza izin vermemiş. Tören bittikten sonra göstermelik belgeler verildi. Biz okulu bitirmişiz, bir konferans salonuna mezuniyet törenine gelmişiz. Burada okul yönetmeliği olur mu? Benim en mutlu günümde bizi hem aşağıladı hem de günümüzü zehir etti. Üstelik bazı arkadaşlarımızın kolunu çekerek darp etti. Bu nedenle hem milli eğitime hem de polise başvurarak şikayetçi olduk" dedi. netgazete

CarrefourSA başörtülü sevmiyor



CarrefourSA Kızılay'ın başörtülü personelini istemedi.
23.07.2012

Mübarek Ramazan ayında hazırladığı kumanya paketleriyle Müslüman tüketicinin cebine göz diken CarrefourSA, 'yardım' için işbirliği protokolü imzaladığı Kızılay'ın başörtülü personelini 'istenmeyen kişi' ilan etti!

KIZILAY'LA PROTOKOL İMZALADI

Yeni Şafak'ın haberine göre; CarrefourSA'nın protokol imzaladığı Kızılay'ın kampanyasında başörtülü bir yardımseveri çalıştırmasına karşı çıkması büyük tepki aldı. Alınan bilgiye göre Kızılay ile CarrefourSA, Kızılay'a kumanya bağışını içeren bir protokol imzaladı. Protokole göre CarrefourSA Ramazan Kumanyası hazırlayacak, bu kumanyayı satın alan yardımseverler de ihtiyaç sahiplerine ulaştırması için mağazanın bahçesine kurulacak Yardım Çadırı'nda Kızılay'a bağışlayacaklardı. Kızılay Ataşehir Şubesi, protokole dayanarak Kozyatağı CarrefourSA'nın girişine yardım çadırı kurdu.

GENEL MÜDÜR KAMERADAN İZLEDİ: İZİN VEREMEYİZ

Vatandaşlar Kızılay yardım çadırına yoğun ilgi gösterdi. Bu ilgi özellikle tatil olan Pazar günü daha da arttı. Kızılay Ataşehir şubesi de talebe yetişemeyince Elif Demirci isimli gönüllü çalışanını görevlendirdi. Yardım çalışmaları devam ederken CarrefourSA'dan bir yetkili gelerek başörtülü olduğu için Demirci'nin çalışmasına izin veremeyeceklerini bildirdi. Yetkili, "Genel müdürümüz çadırı kameralardan izledi. Elif Demirci'nin başörtülü çalıştığını gördü. Buna izin veremeyiz" diye uyardı.

O KIZ KONUŞTU

Demirci, olayı şöyle anlattı: "Carrefour'un önündeki Kızılay standında gönüllü çalışan birimiz başı açık iki kişiydik. Çalışmaya başladıktan sonra CarrefourSA yetkilileri yanıma geldiler ve 'sizin burada başörtülü olduğunuz için çalışma izniniz yok, ya başörtünüzü çıkarın ya da buradan gidin' dediler. Ben de başörtümü çıkarmayacağımı gideceğimi söyledim. Bunun üzerine bana eğer istersem içeride müşteri olarak alışveriş yapabileceğimi ancak çalışan olarak başörtülü duramayacağımı belirttiler."

"İNANCIMA BÜYÜK SAYGISIZLIK"

Yaşadığı olay sebebiyle çok üzüldüğünü, müslüman bir ülkede yaşamasına rağmen, böyle bir muameleye maruz kalmanın inancına büyük saygısızlık olduğunu belirten Elif Demirci, kendisinin de bu zamana kadar hep CarrefourSA'dan alışveriş yaptığını ifade etti.

CARREFOURSA YETKİLİSİNDEN NET CEVAP ALAMADIK

Konuyla ilgili ulaştığımız CarrefourSA yetkilileri ise net cevap vermedi. Görüştüğümüz basın-halkla ilişkiler sorumlusu konuyla ilgili yetkili kişinin yurtdışında olduğunu, öğleden sonra Türkiye'ye dönüp bir açıklama yapacağını ifade etti. Şimdi kamuoyu, iddia edilen ayrımcılıkla ilgili CarrefourSA yetkililerinin yapacağı açıklamayı merakla bekliyor.

STK'LAR PROTESTO EDECEK

Personelin sözleri karşısında büyük şaşkınlık yaşayan Kızılay Ataşehir Şube Başkan Yardımcısı Süleyman Akın, CarrefourSA genel müdürlüğünü aradığını, ancak muhatap bulamadığını kaydetti. Akın, "Sabah akşam demeden bize gönüllü hizmet veren yardımsever arkadaşımıza yapılanlar bizi çok üzdü. Bu olayın peşini bırakmayız" diye konuştu. Konudan haberdar olan Ataşehir Dernekler Platformu da bugün CarrefourSA Kozyatağı şubesi önündü bir protestoya hazırlanıyor.
http://www.ensonhaber.com/

Kamudaki başörtüsü engeli artık kalksın!
2012-09-06



Yeni anayasa yazımı sırasında, başörtülü vatandaşlara kamu kurumlarında çalışma imkânı, sağlayacak olan düzenlemeden vazgeçilmesi siyasetçilerin ve STK’ların tepkisini çekti. SP Genel Başkanı Kamalak, “Kamuda örtü engeli kaldırılmalı. Aksi durum korkunç bir şey olur” dedi


Yeni anayasanın yazımı çalışmaları sırasında AK Parti ekibinin başörtülü vatandaşların da kamu kurumlarında rahat bir şekilde çalışabilmelerine yasal dayanak sağlayacak “Hizmete alınmada liyakat dışında hiçbir şart aranmaz” ifadelerinden diğer partilerle uzlaşmak için vazgeçmesi tartışmalara neden oldu. Kamu hizmetine girme hakkıyla ilgili maddenin taslağı oluşturulurken diğer parti heyetlerinin AK Parti'nin önerisine karşı çıkmasının ardından AK Parti'nin de bu öneriden vazgeçmesi hatta taslak maddenin sonuna BDP'li Sırrı Süreyya Önder'in önerisiyle gaylere, lezbiyenlere de özgürlük sağlanması, sapkınlara sağlanan özgürlük Müslümanlara neden sağlanmıyor sorusunu akıllara getirdi. Bu yaklaşıma karşı çıkan sivil toplum örgütleri ve siyasiler sert tepki gösterdi.

KAMALAK: BU GERİLİMLERİ ARTIRACAK KORKUNÇ BİR KARAR

Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak ise AK Parti'nin bu yaklaşımını feci bir durum olarak değerlendirerek “AK Parti'nin bu yaklaşımı korkunç bir şey. Bu karar feci bir şey olur. Çünkü bu tartışmalar tutanaklara geçiyor nasıl olsa” dedi. Kamalak, bu kararın Türkiye'deki gerilimleri artıracağını belirterek “Kamuda başörtüsü ile çalışabilmenin yasal dayanağını oluşturacaklarını hiç gündeme getirmemiş olsalardı daha iyi olurdu şüphesiz” diye konuştu. Sadece Müslümanlar için yasakların olduğunun altını çizen Kamalak, “Diğerleri için her şey serbest ama milletimiz ümit var olsun her şey eninde sonunda aslına rücu edecektir. Bu milletin aslı imanla yoğrulmuştur” dedi.

ÜNSAL: “AK PARTİ LİYAKAT VURGUSUNDAN VAZGEÇMEMELİ”

AK Parti'nin yeni anayasa çalışmalarında ‘Hizmete alınmada liyakat dışında hiçbir şart aranmaz” ifadesini arka planda bırakmasına Mazlum-Der Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ise, “Yeni anayasa çalışmalarında liyakat vurgusundan vazgeçmek, kamuda çalışmak isteyen başörtülü vatandaşlarımız için sıkıntı çıkarabilir. Neticede başörtüsü konusunda yaşadığımız problem çok ciddi bir problem. Yani yönetmelikle, yasalarla değil de anayasa da çok açık ve bariz bir şekilde, başka anlam çıkartmayacak şekilde bu hususa yer verilmesi gerekiyor. AK Parti'nin sorunun çözümü için liyakat vurgusundan vazgeçmemesi çok önemli. Görevin getirdiği nitelik şartı konulmuş bunun yerine. Görevin ne nitelik getirdiği yasalar ve yönetmelikler çerçevesinde belirlenmiştir. Eğer AK Parti anayasa gibi en yüksek normda liyakat ifadesine yer verir ise yasalar ve yönetmeliklerde yer verilecek olan yanlış anlaşılmaların ve belirsizliğin önünü almış olur. Liyakat hususunda tekrar belirtmek istiyorum. AK Parti kesinlikle bu ısrarından vazgeçmemelidir. Bizim talebimiz yıllardır yaşamakta olduğumuz bu başörtüsü sorununa anayasada yoruma yer bırakmayacak şekilde kesin ifadelerle yer vererek bunun aşılmasıdır” dedi.

KAYA: “HALK BAŞÖRTÜSÜNDE MUHALEFETİ DEĞİL,HÜKÜMET OLAN AK PARTİ'Yİ SORUMLU TUTAR”

Başörtüsünün herhangi bir alanda engel olarak görmek zaten hukuka aykırı bir durumdur diyen Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya, “Birileri kabul edilemez şart ve gerekçelerle başörtüsünü engellemeye, sınırlandırmaya çalışıyor. Bu ülkede halkın büyük bir çoğunluğu kendini Müslüman olarak tanımlıyor ve kadınların da bir kısmı örtünüyor. Şimdi kalkıp bunu şu veya bu yasaya aykırı diye insanlara dayatmak baştan bu insanlara zulmetmektir. Yeni anayasa çalışmalarını en başından beri takip ediyoruz. Önceleri daha özgürlükçü bir anlayış vardı. Bu anlayış tırpanlanmaya çalışılıyor. Başörtüsü konusunda CHP ve BDP'nin tutumunu biliyoruz. MHP ise bu konuda muğlak kalmıştır. Halk eğer bu konuda özgürlükçü bir tanım çıkmazsa, çıkan diğer her türlü sonuç için dönemin hükümeti olan AK Parti'yi sorumlu tutacaktır. Tam bu noktada AK Parti'nin net bir sonuç ortaya koyması lazım. Bir takım muhalefet partilerini ikna etme, CHP ya da medyanın şirretliğine teslim etme olmaması gerekir. Bu durumdan ötürü AK Parti gelecekte halk tarafından mazur görülmez. Mutlaka tepki görür. Anayasada açık olan şey şu olmalı. İnsanların inançlarıyla, kimlikleriyle, talepleriyle çelişen bir düzenleme hiçbir alanda olmamalı. Ne kamu alanında, ne eğitim alanında ne de bir başka alanda devlet tarafından engellenemez. Bu konuda AK Parti hükümetinin anayasayı beklemeksizin tartışmayı ortadan kaldırması gerekir” açıklamasında bulundu.Yeni anayasa yazımı çalışmaları sırasında yazım alt komisyonunda kamu hizmetine girme hakkıyla ilgili maddenin taslağı oluşturulurken AK Parti'nin sürekli savunduğu ve başörtülü vatandaşlara da kamu kurumlarında çalışmasına imkan sağlayacak "Hizmete alınmada liyakat dışında hiçbir şart aranmaz" ifadesinden diğer partilerle uzlaşmak için vazgeçmesi sivil toplum kuruluşlarının ve siyasilerin sert tepkisine neden oldu. SP Genel Başkanı Mustafa Kamalak, HAS Parti Genel Başkan Yardımcısı Erol Erdoğan, Mazlum-Der Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal ve Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya kamuda başörtüsü yasağının mutlaka kaldırılması gerektiğini söyledi.

EROL ERDOĞAN: YENİ ANAYASADA HER TÜRLÜ AYRIMCILIK YASAKLANMALI

HAS Parti Genel Başkan Yardımcısı Erol Erdoğan, “Türkiye'de geride kalan dönemlerde, dini ayrımcılık ve kılık kıyafet ayrımcılığı yaşanmamış olsaydı, anayasada kılık-kıyafet ayrımcılığını yasaklayan bir maddenin olmasına gerek duyulmayabilirdi” diyerek ancak ülkemiz tarihinde bir insanlık ayıbı olarak uzun dönemleri kapsayan kılık-kıyafet düşmanlığından ve ayrımcılığından bahsetmenin mümkün olduğunu ve tarihin de bunu kaydettiğini söyledi. Bunun için de anayasada kılık-kıyafet özgürlüğünü sağlamanın yanında bu alanlarda her türlü ayrımcılığı yasaklayacak bir madde veya ifade yer alması gerektiğini kaydeden Erdoğan, “Bu mesele, partiler arasında tartışmalı bir konu olduğundan anayasa yazımını ilk başta engelleyici olmaması için sonraya bırakılmak isteniyor olabilir. Ancak, yeni anayasada bu temel özgürlüğün teminat altına alınması gerekir. Bu şarttır. Türkiye, kamu dahil her alanda ayrımcılık ve ötekileştirme illetinden kurtulmalıdır” dedi.

Yeni Akit

Antep’te Başörtülü Öğrenciye Darp!
Eki 10th, 2012



Gaziantep’in Şahinbey ilçesinde bir ortaokulda başörtülü olduğu gerekçesiyle okul müdürü tarafından tecrit, tehdit ve hakarete maruz kalan 8. sınıf öğrencisi Sedanur Ağsu’nun son olarak okul müdürünün talimatıyla bazı öğrenciler tarafından dövüldüğü iddia edildi.

Yaşları 13-14 arasında değişen bir grup erkek öğrencinin sözlü ve fiili saldırısına maruz kaldığını belirten Sedanur Ağsu annesine haber verdi. Öğrenci velisi Nurgül Ağsu’nun çağrısıyla olay gerine gelen asayiş polis ekipleri, okul müdürünün talimatıyla şiddete maruz kalan Sedanur Ağsu’yu hastaneye götürerek darp raporu aldı.

Dr. Ersin Aslan Devlet Hastanesi’nden alınan raporda Sedanur’un boynunda darp izine rastlandı.

Hastane işlerinden sonra çocuk şube müdürlüğüne götürülen Sedanur, kendisini döven öğrenciler ve müdür hakkında şikâyetçi oldu.

STK’lar Görgü Tanıklarından Bilgi Aldı

İLKHA muhabiri Şefik Mert’in geçtiği habere göre basın mensuplarıyla birlikte olay yerine gelerek görgü tanıklarından bilgi alan Mazlum-Der Gaziantep şube başkanı Abdurrahim Çelik ile İnsani Hak ve Özgürlükler Platformu sözcüsü Mehmet Faik Doğan, yaşananlara tepki göstererek, olayın takipçisi olacaklarını belirtti.

Mazlum-der’den Milli Eğitim Bakanı’na çağrı

Çocuğa uygulanan bu şiddeti kınadıklarını ifade eden Mazlum-Der şube başkanı Abdurrahim Çelik, “İdeoloji kokan bu Davranışı kınıyor, yaşanan zulümlerin son bulması için Milli Eğitim Bakanını ve İl Milli Eğitim Müdürünü harekete geçmeye davet ediyorum” dedi.

Çelik, “12 Eylül darbecileri, 28 Şubatçılar için soruşturma başlatılırken, birilerinin başörtü zulmünü sürdürme çabası içinde olması kabul edilemez bir durumdur” ifadelerini kullandı.

Bu topraklar üzerinde yaşayanların yüzde 99`nun Müslüman olduğunun sürekli dile getirildiğini belirten Çelik, “Ancak inançları gereği kız çocukların başörtüleriyle okullara gitmesine müsaade edilmiyor. Okullarına giden kız çocukları okul idarecileri tarafından çocuk yaşlarına bakılmadan yaka paça okuldan uzaklaştırılıyor. Hiçbir kurumun idaresi başörtülü kız çocuğunu ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi tutamaz. İnsanların dini inançlarının gereklerini günlük yaşamlarında icra etmeleri bir başkasının inisiyatifinde değildir.

Ulus devletin bütün kurumlarıyla çocuklarımızdan, örtümüzden, haklarımızdan, inançlarımızdan ellerini çekmesi gerektiğini ve başörtüsüne her alanda sınırsız özgürlük talebimizi tekrar ederiz” diye konuştu.

İnsani Hak ve Özgürlükler Platformu Sözcüsü Faik Doğan ise sonuna kadar bu olayın takipçisi olacaklarını belirtti.

Kaynak: http://platformhaber.net/?p=16668

Norveç'te polisler ve hakimlere de başörtüsünün serbest bırakılması tartışılıyor
07 Ocak 2013

Norveç Parlamentosu Etik Komitesi, polis ve hakimler için iş yerlerinde başörtüsü ve diğer dini sembollere izin verilmesini istedi. Kültür Bakanlığının onayına sunulan tasarı, şimdilik askıya alındı.

Norveç'te polis ve hakimlerin başörtü takmasına yönelik tasarıya, parlamentonun Etik Komitesi'nin 16 üyesinden 12’si destek verdi.

Hazırlanan tasarı, Kültür Bakanlığının onayına sunuldu. Kısa zaman önce göreve gelen Pakistan asıllı Kültür Bakanı Hadia Tajik, partisinin 2009 yılında aldığı grup kararından dolayı tasarıyı şimdilik değerlendirmeye alamayacaklarını söyledi.

Norveç'te 4 ay önce, askeriyede başörtüsü ve türban gibi dini kıyafetler serbest hale gelmişti.

Ancak polis ve hakimlerin dini kıyafetler giymeleri ülkede tartışılıyordu.

3 yıl önce başörtülü Müslüman bir kadının polislik başvurusu önce kabul edilmiş, ardından aşırı sağcı İlerleme Partisi´nin baskısıyla polislik ve hakimlik gibi görevleri üstlenenlerin tarafsız olması gerektiği gerekçesiyle başvuru reddedilmişti.
TRT

Danıştay'dan Yeni başörtüsü kararı: "Yükseköğrenim hakkının özü zedeleniyor"
5 Ocak 2013



Açık Öğretim sınavı “Peruğu kulağını göstermiyor” denilerek iptal edilen Gülsüm Okumuş’un mağduriyeti Danıştay’dan döndü.

Eskişehir 2. İdare Mahkemesi’nin “Hukuka aykırılık yok” dediği başörtüsü kararını Danıştay, “Yükseköğrenim hakkının özü zedeleniyor” diyerek düzeltti.

Sarıyer İmam Hatip Lisesi mezunu Gülsüm Coşkun, Anadolu Üniversitesi İlahiyat Ön
_________________
Bir varmış bir yokmuş...
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Pts Oca 07, 2013 11:47 pm    Mesaj konusu: Danıştay': "Yükseköğrenim hakkının özü zedeleniyor" Alıntıyla Cevap Gönder

Kamuda kıyafet serbestliği için toplanan imzalar 12 milyonu geçti
21 Şubat 2013



Memur-Sen'in başlattığı imza kampanyası sona erdi. Toplanan imzalar Başbakanlığa iletilecek.
“Özgürlük İçin 10 Milyon İmza” ile yola çıkıldı.

Memur-Sen'in başlattığı kampanya kısa sürede çığ gibi büyüdü.

Kampanyanın sonunda toplanan imzalar 12 milyonu geçti.

Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, "Kampanyamızın imza sayısı toplam 12 milyon 300 bine ulaştı. Bu bir Türkiye rekorudur” dedi.

Kampanyanın amacı, “Kamuda kılık kıyafet özgürlüğü"..

Memur-Sen Genel Bakşanı Ahmet Gündoğdu, "darbecilerin biçtiği elbiseyi giymek istemiyoruz" ifadeleriyle kıyafet özgürlüğünü savundu.

"Çalışma ve siyaset hakkının daha fazla gasp edilmesini istemiyoruz, anayasa ve yasalarda olmayan ama yönetmelikte sürdürülen bu ucube başörtü yasağından kurtulmak istiyoruz” diyen Gündoğdu, “Bu kampanyamızda imzaların ötesinde vefa, onur, inanç, kararlılık, dirayet, kardeşlik, öteki olmaya isyan ve umudun can bulduğunu gördük” şeklinde konuştu.

Hükümetten randevu istediklerini belirten Ahmet Gündoğdu, toplanan imzaların önümüzdeki hafta Başbakanlığa teslim edileceğini söyledi.

Danıştay'dan Yeni başörtüsü kararı: "Yükseköğrenim hakkının özü zedeleniyor"
5 Ocak 2013



Açık Öğretim sınavı “Peruğu kulağını göstermiyor” denilerek iptal edilen Gülsüm Okumuş’un mağduriyeti Danıştay’dan döndü.

Eskişehir 2. İdare Mahkemesi’nin “Hukuka aykırılık yok” dediği başörtüsü kararını Danıştay, “Yükseköğrenim hakkının özü zedeleniyor” diyerek düzeltti.

Sarıyer İmam Hatip Lisesi mezunu Gülsüm Coşkun, Anadolu Üniversitesi İlahiyat Ön Lisans Programında gördüğü eğitim çerçevesinde 5 Nisan 2008′de düzenlenen Açık Öğretim Fakültesi sınavlarına katılmak için İstanbul Okmeydanı’ndaki İTO Anadolu Ticaret Meslek Lisesi’ne gitti. Okul girişinde tüm kontrollerden geçerek sınava gireceği 13. numaralı salona giden Coşkun, başında peruğu ile yerini aldı.

Soru ve cevap kağıtlarının verilmesini bekleyen Coşkun, bu sırada yanına gelen salon sorumlusu olan aynı okulun öğretmenlerinden Sevilay Akça’nın sözleri ile şoke oldu.

“AÇ BAŞINI”

“Peruğunu beğenmedim, saça benzemiyor, çıkar onu, öyle sınava gir” diyen 48 yaşındaki Sevilay Akça, Coşkun’un itiraz etmesi üzerine “Çeneni kırarım senin” diye tehdit etti. Sınav sonrası Akça, kılık kıyafet gerekçesiyle Coşkun’a “Sınava hiç gelmedi” işlemi yaptı.

Sınavın ardından Coşkun bina sorumlusuna giderek Akça’dan şikayetçi oldu. Bina sorumlusunun, böyle bir işlem yapmasının yasal olmadığı yönündeki uyarısına rağmen öğretmen Akça işlemini geri almadı. Coşkun ise 8 Ekim 2008′de internetteki sonuçlar listesinde kaydının olmadığını görünce Akça’nın uygulamasından ötürü böyle bir sonuçla karşılaştığını anladı.

YARGIYA TAŞINDI

2008′de Açık Öğretim Sınavı’nda yaşanan olay ise Coşkun tarafından Eskişehir 2. İdare Mahkemesi’nde yargıya taşındı. Öğrencinin sınavlarda uyarılmasına karşın sınav görevlilerinin talimatlarına uymadığını belirten İdare Mahkemesi, “Hukuka aykırılık yok” diyerek Öğretmen Akça’nın uygulamasını savundu.

İdare Mahkemesinin kararı ise, Danıştay’a taşındı. İdare Mahkemesinin kararını bozan Danıştay 8. Dairesi, Anayasanın “Eğitim ve öğrenim hakkı” başlığını taşıyan 42′ci maddesinde kimsenin eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamayacağına atıf yaptı.
Bugün

Maltepe Üniversitesi’nde başörtüsü düşmanlığı
8 Ocak 2013



Öğrencileri arasında güzellik yarışması düzenleyen, salsa dansı yarışmacısı öğrencisine sponsor olan, 12 günlük süresiyle en uzun bahar şenliğine imza atan Maltepe Üniversitesi şimdi de başörtüsü düşmanlığına soyundu.

Maltepe Üniversitesi, öğrencileri arasında güzellik yarışması düzenleme, salsa dansı yarışmacısı öğrencisine sponsor olma, 12 günlük süresiyle en uzun bahar şenliğine imza atmasının ardından şimdi de başörtüsü düşmanlığına soyundu. Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersini veren ve geçtiğimiz hafta cuma günü final sınavını yapan Aydınlık gazetesi yazarlarından Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç sorduğu sorularla başörtüsü düşmanlığı yaptı.

BAŞÖRTÜSÜ DÜŞMANI ÇEKİÇ HER FIRSATTA PROPAGANDA YAPIYOR

Maltepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı ve Atatürk Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç, geçtiğimiz hafta cuma günü öğlen saat 13.00’te yaptığı final sınavında, ‘Laik bir ülkede din ve vicdan özgürlüğü devletin korumasında ise başörtüsü yasağı olabilir mi?’ sorusuna sordu. Çekiç, cevap şıkları arasında yer alan ‘Kamusal alanda devlet vatandaşların giyimine karışabilir’ şıkkını doğru cevap olarak kabul etti.

Daha önce verdiği derslerde birçok çıkışlara imza atan Çekiç’in sık sık ‘İnkılap tarihini kaldırmaya kimsenin gücü yetmez. Bunların hesabı sorulacak’ sözlerine söylediği vurgulandı. Çekiç, bulduğu her fırsatta başörtüsü aleyhine üniversite gençliğine propaganda yaparken, ilimden başka işlerle uğraşan Maltepe Üniversitesi ise buna zemin hazırlıyor.

ÖĞRENCİLER DİN VE BAŞÖRTÜSÜ DÜŞMANLIĞINDAN RAHATSIZ

Maltepe Üniversitesi öğretim görevlisi ve Aydınlık yazarı Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç’in din ve başörtüsü düşmanlığından rahatsız olan Maltepe Üniversitesi öğrencileri, rektörlüğe dün rahatsızlıklarını dile getiren dilekçe verdi.

Dilekçede Çekiç’in yaptığı sınavla ilgili olarak, “2012-2013 Güz Dönemi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersinin 4 Ocak 2013 tarihli final sınavındaki soruda yer alan laiklik ilkesinin, dersin hocası Orhan Çekiç’in ideolojik görüşlerini öğrencilere dayatma yapar şekilde sorması ve yine sorulardan birinde kutuplaşmaya yol açacak ifadeler kullanılmasını tarafınıza şikayet ediyorum” ifadeleri yer verilirken, Maltepe Üniversitesi Rektörlüğü’ne şikayette bulunuldu.

Dilekçede yer alan ifadelerde Çekiç’in sorduğu sorulardan biri örnek verilerek olayın boyutu gözler önüne serildi. Soruda, “Laik sistem bireyi özgürleştiren bir sistem olduğuna göre, öğrencinin başörtüsüne neden karışır?” ifadeleri yer alırken, doğru cevap olarak ise, “Kamusal alanda kamunun kuralları geçerlidir ve herkes o kurallara uymak zorundadır” ifadeleri yer aldı.

Can Dündar’ın 2008 yılında, “Mustafa” belgeselini çekmesinin ardından, Orhan Çekiç, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) şubelerine ve üniversitelere giderek, “Mustafa değil, Mustafa Kemal” konulu paneller düzenlemişti.

Konferanslarında, Dündar’ın belgeselindeki Mustafa’nın kendi Mustafaları olmadığını dile getiren Çekiç’in Atatürkçü geçinmesine rağmen kökü dışarıda olan Lions olduğu ortaya çıkmıştı.

Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç, Uluslararası Lions 118 Çoğul Yönetim Çevresi Konfederasyonu tarafından düzenlenen “Türkiye Cumhuriyeti’nin Temeli: Laiklik” konulu ödüllü makale yarışmasında proje sorumlusu idi. Proje, Maltepe Üniversitesi ile birlikte yürütülmüştü.

MALTEPE ÜNİVERSİTESİ BİLİMDE GERİLERDE

Ortadoğu Teknik Üniversitesi tarafından 2011 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Maltepe Üniversitesi toplam 125 üniversite içerisinde 88’inci, sayıları 29 olan vakıf üniversiteleri arasında ise 19’uncu sırada yer aldı. ODTÜ tarafından yapılan araştırma, üniversitelerin makale, öğretim üyesi başına düşen makale, atıf, öğretim üyesi başına düşen atıf, toplam bilimsel doküman, öğretim üyesi başına düşen toplam bilimsel doküman, doktora öğrenci, doktora öğrenci oranı, öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayıları gibi kriterler dikkate alınarak gerçekleştirildi.
Yeni Akit

Başörtülü öğretmen yaka paça dışarı atıldı
6 Ocak 2013



Adı Kadriye Sevgi Yılmaz. Diyarbakır'da öğretmen. Kıyafet yönetmeliğini protesto için derslere başörtüsüyle girmek istedi. Müdür öğrencilerinin gözleri önünde yaka paça dışarı attı


SEMA BAYRAM

ÇAĞDIŞI KIYAFET YÖNETMELİĞİ

SENDİKALARIN çağrısı üzerine 1982 model kılık ve kıyafet yönetmeliğini protesto etmek için başlatılan işe serbest kıyafetle gitme eylemleri sürüyor. Diyarbakır'da Evliya Çelebi İlköğretim Okulu Öğretmenlerinden Kadriye Sevgi Yılmaz, derslere başörtüsü ile girmeye çalışınca okul müdürü tarafından öğrencilerinin gözleri önünde yaka paça dışarı atıldı.

CUMHURİYET KADINI DEĞİLSİN

Okula girmek için öğretmen direnince, okul müdürü Zeynel Abidin Demir tutanak tutmak yerine kadın öğretmeni kolundan tutarak dışarı attı. Öğrencilerinin gözü önünde zorla okul dışına çıkartılan öğretmen, “Haklarımız gasp ediliyor” diyerek olaya tepki gösterdi. Müdürün, öğretmeni dışarı atarken, “Sen Cumhuriyet kadını değilsin” dediği de öne sürüldü.

MÜDÜRE SORUŞTURMA İSTEMİ

Memur Sen Diyarbakır Şube Başkanı Yunus Memiş ise olaya sert tepki gösterdi. Memiş, “Bu 28 Şubat zihniyetidir. Bir müdürün başörtülü bir öğretmene “sen cumhuriyet kadını değilsin” demesi ve o öğretmeni öğrencilerinin gözleri önünde yaka paça dışarı atması kabul edilecek bir davranış değildir. Müdür hakkında soruşturma başlatılmalıdır” dedi.

Milat

Kamuda kılık kıyafete özgürlük için Memur-Sen, 10 milyonun üzerinde imza topladı
16 Şubat 2013

Memur-Sen'in kamuda kıyafet özgürlüğü ve başörtüsü yasağının kaldırılması için başlattığı imza kampanyası sona erdi.

Türkiye'nin dört bir yanından gelen imzalar sayıldı ve 10 milyon imza hedefine ulaşıldı.

9 Ocak'ta başlayıp, 14 Şubat'ta sona eren kampanyada başkentte toplanan imzalar da teslim edildi.
TRT

"Başörtülü öğretmenlere acımayın"
26 Şubat 2013



28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden Çevik Bir’in, İstanbul’daki bütün müfettişleri toplayarak ‘irtica’ brifingi verdiği ortaya çıktı.

Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ‘acil ve gizli’ toplantıda müfettişlere seslenen Bir’in, hedefinde başörtülü öğretmenler vardı: “Başörtülü öğretmenlere sakın acımayın.”
Post-modern darbe sürecinde görevleri nedeniyle en çok eleştirilen meslek gruplarının başında müfettişler geldi. Bazı müfettişlerin, önemli fişlemelere imza atan Batı Çalışma Grubu’na (BÇG) bağlı çalıştığı ve darbecilerin tetikçiliğini yaptığı ileri sürüldü. 28 Şubat’ın müfettiş gerçeğini araştıran Zaman, post-modern darbeden 16 yıl sonra önemli bir bilgiye ulaştı. Dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çevik Bir’in İstanbul’daki tüm müfettişleri bir araya toplayarak brifing verdiği ortaya çıktı. 1998’in Ağustos ayında 1. Ordu Komutanı olan Çevik Bir’in İstanbul’daki ilk icraatının bu brifing olduğu belirtiliyor.

Emekli Müfettiş Muhammet Alkaç, Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nde ‘gizli’ koduyla gerçekleşen toplantının tanıklarından biri. Alkaç, “Bizi valilikten aradılar. Acil ve gizli diyerek AKM’ye çağırdılar. Ne toplantısı olduğunu bile bilmiyorduk.” diyor. Alkaç’ın verdiği bilgiye göre toplantı Çevik Bir’in isteği üzerine İstanbul Valisi Erol Çakır tarafından düzenleniyor. Yaklaşık bin kişinin katıldığı toplantıya müfettişlerin yanı sıra bazı okul müdürleri de iştirak etmiş. Alkaç, salona girişi sırasında Bir’in başbakan gibi karşılandığını anlatıyor: “Hedefinde başörtülü öğretmenler vardı. ‘Tespit ettiğiniz başörtülü ve irticacı öğretmenlere sakın acımayın. Onlara göz açtırmayın. İşinizi adam gibi yapın’ dedi. Konuşmasını bitirdiğinde salonda bir alkış tufanı koptu. Arkadaşlarıma baktım. Herkes korkudan alkışlıyordu. Bir’den önce konuşan valiyi bile öyle alkışlamadılar.” Haklarında açılan soruşturmalara ve baskılara dayanamayan bazı müfettişler mesleği bırakarak başka kurumlara geçti. Onlardan biri de süreçte Ağrı’da görev yapan Müfettiş Fahri Sevimli. Bayrampaşa Belediyesi’nde belediye müfettişi olarak çalışıyor.

BASKIYA DAYANAMAYIP İSTİFA ETTİ

8 yıllık kesintisiz eğitimin hayata geçirilmesi sürecinde İHL’lerin orta kısımlarının kapatılması gündeme gelince bazı sivil toplum örgütleri gazetelere ‘İmam hatiplere dokunmayın’ diye bir ilan veriyor. Sevimli de o ilanı gazeteden keserek, şehrin merkezindeki bir kırtasiyeye asıyor. Gerisini Sevimli’den dinleyelim: “Emniyete çağırıldık. Ardından savcılığa sevk edildik. Meğer hakkımda ‘Afiş yapmak, çoğaltmak, asmak’ suçlarından 6 ay ile 2 yıl arası hapis istemiyle dava açılmış. Valilik de ayrı soruşturma açtı. Dava 1 yıl sürdü. Beraat ettim. Milli eğitim müdürü, ‘Kimsenin kılığına kıyafetine bakmayacaksınız. Sadece başörtülüleri tespit edeceksiniz’ diyordu. Bir gün izin istemek için milli eğitim müdürüne gittim. Vermedi. ‘Neden’ diye sorunca cebinden valinin bizzat yazıp verdiği bir kağıdı çıkardı. Kağıtta eşimin de dahil olduğu başörtülü öğretmenler listesi vardı. Bana, ‘Senin yüzünden vali bey bana ‘Daha çalıştırdığın müfettişin eşinin başını açtıramadın. Kimin başını açtıracaksın?’ diye fırça attı. ‘Bir de izin mi istiyorsun’ dedi.”

‘Gözyaşları içinde başını açan öğretmeni unutamam’

Darbe sürecinde Ağrı ve Sivas illerinde görev yapan Müfettiş Doğan Ceylan, halen Ankara’da görev yapıyor. Aynı zamanda Müfettişler Derneği’nin de yöneticisi. Mesleğine 1997’de Ağrı’da büyük ideallerle başlayan ve daha ilk yılında 28 Şubat’la tanışan Ceylan, başörtülülere göz yumduğu için inceleme geçiren müfettişlerden biri. 28 Şubat sürecinde yaşadığı acı bir olayı şöyle anlatıyor: “Aday öğretmenlerin adaylığının kaldırılması sınavı için milli eğitim müdürlüğünde toplandık. Milli eğitim müdürü, sınava gelen bir aday öğretmenden başını açmasını istedi. Kızcağız tabii çok üzüldü. Gözyaşları içinde başını açmak zorunda kaldı. Sadece ekmeğinin peşinde koşan ve Anadolu’nun en ücra yerine ülkesine hizmete gelmiş gencecik bir öğretmenin yaşadığı bu durum beni çok etkiledi. Dışarı çıktım, ben de ağladım. Duvarları yumrukladım. Orada çaresiz kalmak çok acı verdi bana. O günü hâlâ bugün gibi hatırlarım ve her hatırladığımda gözlerim dolar. Ben de muhafazakâr bir insanım. O öğretmen benim kızım, kardeşim ya da eşim olabilirdi.”
Zaman

Kamuda başörtü yasağı sürüyor
13 Nisan 2013



Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı'nda görevli başörtülü öğretmenler, Kılık Kıyafet Yönetmeliği'ne uymadıkları gerekçesiyle okula alınmadı.

Zübeyde Hanım İlköğretim Okulu'ndaki sınavda, görevli öğretmenlerden bazılarının başörtülü olmasından dolayı salona girmelerine izin verilmedi.

Yönetmelik gerekçe gösterilerek okula alınmayan öğretmenler, durumu tutanak altına aldıktan sonra burada basın açıklaması yapmak istedi.

Polisin buna izin vermemesi üzerine alkışlarla okul dışına çıkan öğretmenler adına basın açıklaması yapan Eğitim-Bir-Sen Batman Şube Başkanı Şafi Özperk, İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nde görevli bir müdür yardımcısı tarafından bazı öğretmenlerin kılık kıyafet yönetmeliğine uymadıkları gerekçesiyle okul dışına çıkarıldığını belirtti.

Uygulamanın yasal olmadığını savunan Özperk, şöyle dedi:

"Bu durumu protesto ediyor, bu zihniyeti kınıyoruz. İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün memurların kılık kıyafetleriyle değil, öğrencilerin başarısıyla uğraşmalarını bekliyoruz. Memur-Sen olarak tüm iş kollarında kılık kıyafet yönetmeliğini protesto etmek için aldığımız eylem kararı vardı.

Ülke genelinde devam eden bu eylemimizi yasaklama cüretini gösterdiler. Bu konuya tepkimizi gereken yerlere ileteceğiz" dedi.

Öğretmenler açıklamanın ardından sessizce dağıldı
haber10

Belçika'da gişe çalışanlarının başörtüsü yasağı yeni bir kararla kaldırıldı
28 Mayıs 2013



Belçika’nın en büyük şehirlerinden Gent’te toplanan 10 binden fazla imza belediye yönetiminin başörtüsü yasağı uygulamasından geri atmasını sağladı.

2007 yılında getirilen yasak, dün yapılan belediye meclis oylamasında kaldırılarak başörtülü personelin gişelerde çalışmasının önü tekrar açılmış oldu.
TRT
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> İÇ SİYASET Tüm zamanlar GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © phpBB Group. Hosted by phpBB.BizHat.com


Start Your Own Video Sharing Site

Free Web Hosting | Free Forum Hosting | FlashWebHost.com | Image Hosting | Photo Gallery | FreeMarriage.com

Powered by PhpBBweb.com, setup your forum now!
For Support, visit Forums.BizHat.com