EntellektuelForum Forum Ana Sayfa EntellektuelForum

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

Şehid Lider Muhsin YazIcIoglu

 
Bu forum kilitlendi: mesaj gönderemez, cevap yazamaz ya da başlıkları değiştiremezsiniz   Bu başlık kilitlendi: mesajları değiştiremez ya da cevap yazamazsınız    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> İZ BIRAKANLAR
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Mar 25, 2009 9:37 pm    Mesaj konusu: Şehid Lider Muhsin YazIcIoglu Alıntıyla Cevap Gönder

"GPS cihazını devlet görevlileri söktü"
10 Ağustos 2011

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasının ardından, GPS cihazını devlet görevlilerinin söktüğünü ve konuyla ilgili görüntülerin özel yetkili savcılığa iletildiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan'a, Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne ilişkin Malatya Özel Yetkili Savcılığındaki dosyayla ilgili bilgi verdiğini belirten Destici, bundan sonra yapılması gerekenlerle ilgili Başbakan Erdoğan'dan bazı taleplerde bulunduklarını dile getirdi. Destici, Başbakan Erdoğan'ın da kendilerine, hükümet olarak ne yapılması gerekiyorsa bunu yapmaya hazır olduklarını söylediğini belirtti.

Helikopter kazasının ardından GPS cihazlarını kimin söktüğü konusunda görüntü bulunduğunu kaydeden Mustafa Destici, bu görüntülerin soruşturmayı yürüten özel yetkili savcılığa ulaştırıldığını bildirdi.

Destici, helikopterdeki GPS cihazını kimlerin söktüğüne ilişkin bir soru üzerine, resmi bir makamın GPS cihazını söktüğünü ifade etti. Destici, bu resmi görevlilerin kim olduğu yönündeki ısrarlı sorular üzerine de ''resmi derken, devlet görevlisi demek istiyorum'' karşılığını verdi.
Stargazete

BBP'nin Yeni Genel Başkanı Belli Oldu
03 Temmuz 2011

BBP Genel Başkanlığı'na, Parti Genel Sekreteri Mustafa Destici seçildi.
Sürmeli Oteli'nde gerçekleştirilen 5. Olağanüstü kongrede genel başkanlık seçimi için kayıtlı bin 73 delegeden 639'u oy kullandı. Oyların 628'i geçerli, 11'i geçersiz sayıldı.

Adaylardan Mustafa Destici 387 oy alırken, diğer adaylardan Yavuz Ağıralioğlu 143, Nevzat Yanmaz ise 98 oy aldı.

Destici, genel başkan seçilebilmek için gereken salt çoğunluk oyunu alamamasına karşın diğer iki adayın çekilmesi üzerine genel başkan ilan edildi

Sevenleri 'Reis'e koştu
25 Mart 2011

BBP'nin eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, ölümünün ikinci yılında Taceddin Dergahı'ndaki kabri başında dualarla anıldı.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölüm yıl dönümü dolayısıyla kabri başında düzenlenen ve ''Beyaz Buluşma'' adı verilen programda, Yazıcıoğlu ile aynı kazada hayatını kaybedenler anısına Mevlid-i Şerif ve Kur'an-ı Kerim okundu. Daha sonra bir konuşma yapan TBMM Başkanvekili ve Yazıcıoğlu'nun kayınbiraderi Nevzat Pakdil, ''Rabbim isterse bir insanı sever, sevdirir ve sevindirir. Ben inanıyorum ki, Muhsin Başkanı Allah sevdi, sevindirdi ve sevdirdi'' dedi.

Aradan geçen iki yıl içinde kendisine gönderilen Fatihalarda, dualarda bir eksiklik olmadığını ifade eden Pakdil, ''Bir ömrü güzel yaşadı ve Allah, kendisini takdir ettiği şekilde yanına aldı. Ümit ediyoruz ki, onun gönlünden geçen, yaşadığı davası, Allah'a olan sevgisi, Kur'an'a olan sevgisi, bu millete olan, bütün insanlığa, mazlumlara olan sevgisi, kendi Alperenleri'nin, bu milleti seven bütün insanların gönlünde yaşayacaktır'' diye konuştu.

Yazıcıoğlu'nun, sağlığında istediği bir dünyayı, Türkiye'yi göremediğini söyleyen Pakdil, ''Ama inanıyoruz ki, inşallah ahiret hayatında, bu dünyada olacak güzellikleri görecektir'' dedi.

Eşi Gülefer Yazıcıoğlu da, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne, Türk dünyasında ve İslam dünyasında Muhsin Yazıcıoğlu'nun çok güzel şekilde yad edildiğine inandığını belirterek, ''Çünkü, Başkan hayattayken çok güzel yaşamıştı. Dik durmuştu, davasından asla taviz vermemişti. Zikzaklar çizmemişti. Bize çok güzel bir manevi miras bıraktı'' dedi.

BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, Yazıcıoğlu'nun, ''herşeye ve herkese rağmen, anına bile sahip olunamayan bir hayat için fırıldak olunmaması, dik durulması, doğru söylenmesi ve düz yürünmesi ilkesini şiar edindiğini'' söyledi.

Topçu, ''Yine onun bir hayali vardı. Adriyatik'ten Çin Seddi'ne bu coğrafyada birleşme, kaynaşma olacak. Müslümanlarla Türk milleti biraraya gelecek. Dilde, işte, fikirde bir ve beraber olunacak. Anadolu coğrafyasında yaşayan Kürt, Türkmen, Çerkez, Lazı, Arap, Arnavut, Alevi, Sünni, başı açık, başı kapalı herkes doğduğu yerde doyacak. Başı dik, karnı tok olacak. Ay yıldızlı al bayrak altında tam bağımsız bir ülke olacak'' şeklinde konuştu.

BBP Genel Sekreteri Mustafa Destici de Yazıcıoğlu'nun ömrünü milletin ve vatanın birliğine ve dirliğine adadığını, bu adanmışlık yolunda hayatını kaybettiğini belirtti. Destici, ''Davan davamızdır. Yolun yolumuzdur. Söz veriyoruz, canlarımız bedende olduğu müddetçe, davanın takipçisi olacağız'' dedi. Destici, 31 Mart'a kadar anma etkinliklerinin tüm yurtta ve başta Türk dünyası olmak üzere dünyanın bir çok ülkesinde devam edeceğini de kaydetti.
Zaman

'Muhsin Başkan'ı Uğurladık
31 Mart 2009
Helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun naaşı Tacettin Dergahı'nda toprağa verildi..

Yazıcıoğlu'nun kabrine ilk toprağı kızı Firuze attı. Medine toprağı ile zemzem-gül suyu döküldü
Helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenazesi, BBP Genel Merkezi'nden kalabalık eşliğinde Mehmet Akif Ersoy'un evinin bulunduğu Tacettin Dergahı'na getirilerek, başka mezarların da bulunduğu hazireye defnedildi. Yazıcıoğlu'nun kabrine ilk toprağı kızı Firuze attı. Medine ve Sivas'ın yanı sıra çeşitli illerden getirilen toprakların konulduğu mezara, zemzem ve gül suyu döküldü. Defin sırasında dua edildi ve kalabalık tekbir getirdi. Tacettin Dergahı'nda, izdiham nedeniyle kalabalık uyarıldı. Yoğun güvenlik önlemi alınan defin sırasında, çevredeki binalara özel harekat polisleri konuşlandırıldı.
[img]http://www.netgazete.com/images/news/580528_1.gif [/img]
BBP Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun naaşı, Hacettepe’deki Taceddin Dergahı’nda toprağa verildi.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun defnedileceği Taceddin Dergahı, naaş gelmeden önce vatandaşların akınına uğradı. Taceddin Dergahı’nda Kur’an okunurken, dergahın içini ve çevresini dolduran vatandaşlardan kalabalık ve sıcak nedeniyle bayılanlar oldu. Bayılanlara çevredeki ambulanslarda bulunan sağlık görevlileri müdahale etti. Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenazesi Hacettepe’ye doğru ilerlerken, çevreden de birçok vatandaş da cenaze törenine katılmak üzere Dergah’a geldi.

-GÖREVLİLERİN ANONSU-

Cenazenin Dergah’a gelmesiyle beraber kalabalıktan dolayı izdiham yaşandı. Cenazeyi görmek için çabalayan sevenleri Dergah’ın ortasında bulunan cami avlusuna akın etti. Bu esnada oluşan izdihama engel olmak için görevliler anons yaparak “Allah rızası için lütfen geri çekilin, ailesi burada, hanımı burada, kızı burada, defin işlemini göremiyorlar, lütfen yardımcı olun” dediler.
Daha sonrasında tekbirlerle BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun naaşı Taceddin Dergahı’ndaki mezarına indirildi. Gözyaşlarının sel olduğu bu anda Türkiye’nin çeşitli illerinden ve Türk cumhuriyetlerinden getirilen topraklar Yazıcıoğlu’nun mezarına serpildi. Kur’an okutularak gerçekleştirilen defin işlemi sırasında pek çok vatandaşın telefon ve fotoğraf makinalarıyla bu anı görüntülediği gözlendi.
Defin işleminin ardından da birçok BBP’linin ve aile yakınlarının Yazıcıoğlu’nun mezarını terk etmediği ve beklemeyi sürdürdüğü görüldü.

16:30 - MEKANIN CENNET OLSUN MUHSİN BAŞKAN
Helikopter kazasında yaşamını yitiren BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenazesi, Kocatepe Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından önce BBP Genel Merkezi önüne daha sonra da Taceddin Dergahı'na götürüldü. Yazıcıoğlu'nun naaşı dualarla toprağa verildi.

15:45 - YAZICIOĞLU'NUN NAAŞI TOPRAĞA VERİLDİ
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun naaşı Taceddin Dergahı'nda gözyaşları arasında toprağa veriliyor. Binlerce seveni Kur'an-ı Kerim ve tekbirler eşliğinde Yazıcıoğlu'nu son yolculuğunda yanlız bırakmadı. Dua ediliyor.

15:25 - Yazıcıoğlu Tacettin Dergahı'na ulaştı
Muhsin Yazıcıoğlu'nun naaşı Taceddin Dergahı'na ulaştı. Büyük bir kalabalık var. Tekbir getiriliyor.

15:25 - Yazıcıoğlu Tacettin Dergahı'na götürülüyor
Yazıcıoğlu'nun naaşı şu anda ebedi toprağa verilmek üzere Tacettin Dergahı'na doğru götürülüyor. Bu yolculuğunda onu sevenleri yalnız bırakmıyor.

15:20 - Yurdun dört bir yanında gıyabi cenaze namazı kılındı
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu için Yozgat, Zonguldak, Bartın ve Rize'de gıyabi cenaze namazı kılındı.

15:20 - Ellerinde büyüttüğü partisini son kez gördü
Muhsin Yazıcıoğlu kurup büyüttüğü partisinin genel merkezine omuzlar üstünde veda etti.

15:15 - Hakkınızı helal ediyor musunuz?. HELAL OLSUN
Okunan Kur'anı Kerim ve duanın ardından imam kalabalığa böyle seslendi: "Hakkınızı helal ediyor musunuz" Kalabalıktan yüksek seste cevap geldi: "HELAL OLSUN"

15:07 - Genel Sekreter'den duygu dolu konuşma
BBP Genel Merkezi önünde yapılan resmi törende parti genel sekreteri Yalçın Topçu kısa konuşma yaptı. Topçu, 'Hoşçakalın sayın başkanım, sizi Allaha emanet ediyorum' dedi. Konuşmanın ardından Kuran-ı Kerim okunarak dua edildi.

15:02 - Yazıcıoğlu son kez BBP Genel Merkezinde
Muhsin yazıcıoğlu'nun naaşını taşıyan kortej BBP Genel Merkezine ulaştı. Kortejin gelişi sırasında Mehmet Akif Ersoy'un dizeleri ile karşılandı. Burada resmi bir tören yapılıyor.

14:41 Genel Merkez'e getirilmek üzere

Yazıcıoğlu'nun naaşı kortej eşliğinde BBP Genel Merkezi'ne getirilmek üzere. Genel Merkez'e açılan bütün sokaklar hınca hınç dolu. Alperen'ler Yazıcıoğlu'nun cenazesini tekbir sesleriyle karşılıyor.
14:16 Parti önündki bekleyiş sürüyor

BBP Genel Başkanı merhum Muhsin yazıcıoğlu için parti genel merkezi önünde bekleyiş sürüyor. BBP Genel Merkezi'nde sürekli Kuran-ı Kerim ve ilahiler okunuyor, tekbir getiriliyor.

13:55 Kortej çok yavaş ilerleyebiliyor

Kocatepe Camisinden yola çıkan ve Muhsin Yazıcıoğlu'nun naaşını taşıyan kortej, Yoğun kalabalık sebebi ile çok yavaş ilerleyebiliyor.

13:47 Cenaze aracı yola çıktı

Muhsin Yazıcıoğlu'nun naaşını taşıyan cenaze aracı, bir sonraki törenin yapılacağı Büyük Birlik Partisi Genel Merkezine doğru yola çıktı. Cenaze aracı, Binlerce kişi eşliğinde yol alıyor.

13:41 Alilesi taziyeleri kabul etti

Cenaze namazını kılan devlet erkanı Yazıcıoğlu'nun ailesi ve parti yöneticilerine taziyelerini bildirdiler.

13: 39 Yazıcıoğlu onuzlar üzerinde

Kılınan cenaze namazı sonrasında Yazıcıoğlu'nun tabutu görevli polisler tarafından omuzlara alındı. Cenazeyi taşıyan görevliler, oldukça kalabalık olan Kocatepe Camii avlusunda ağır adımlarla ilerleyebiliyor

13:36 Bardakoğlu duasında itidal çağrısı yaptı

Cenaze namazının ardından Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu kısa bir konuşma yaptı. Bardakoğlu, 'Cenaze namazının kılınmasından defin anına kadar geçen süre ibadet hükmündedir, ağıt yakmak yerine dua edilmelidir' dedi.

13:33 Cenaze namazı kılınıyor

Öğle namazını kılan cemaatin de saflara katılması ile cenaze namazına geçildi. Cenaze namazının en ön safında devlet erkanının ve parti yöneticilerinin yanı sıra Muhsin Yazıcıoğlu'nun oğlu Furkan da yer aldı. Cenaze namazını Dİyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu kıldırdı

13:23 Cumhurbaşkanı Gül'de Kocatepe'de

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'de Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenaze namazını kılmak için Kocatepe Camiine geldi.

13:22 Tacettin Dergahı'nda hazırlıklar sürüyor

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun defnedileceği Tacettin Dergahı haziresinde hazırlıklar son aşamaya geldi. Şu sıralarda Yazıcıoğlu'nun kabri kazılıyor.

13:17 İlker Başbuğ'da Kocatepe'de

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'da Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenaze namazını kılmak için Kocatepe Camiine geldi.

13:06 Öğle ezanı okundu

Ankara'da öğle ezanı okundu. Öğle namazını müteakip venaze namazı kılınacak.

Meclis Başkanı Köksal Toptan, Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Cemil Çiçek, Deniz Baykal, Mehmet Ağar Kocatepe bahçesinde ilk göze çarpanlar.

13:00 Kocatepe'de sevgi seli

Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenaze namazının kılınacağı Kocatepe Camiine çıkan tüm yollar cenaze namazı için gelen vatandaşlarla doldu taştı.

12:50 Başbakan ve bakanlar Kocatepe Camii'nde

Başbakan, bakanlar ve çok sayıda milletvekili, merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenaze namazını kılmak üzere Kocatepe Camii'ne geldi.

Yazıcıoğlu'nun cenazesi saat 10.30'da Gazi Hastanesi morgundan alınarak kalabalık bir kortej eşliğinde Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi ve İnönü Bulvarı güzergahını izleyerek TBMM'ye getirildi. TBMM'de son yılların en geniş katılımlı töreni düzenlendi.

TBMM'DEKİ TÖREN

Yazıcıoğlu'nun üzeri çiçeklerle süslü naaşının tören alanındaki yerine konulması sırasında özgeçmişi okundu ve saygı duruşunda bulunuldu.

Cenaze törenine, Yazıcıoğlu'nun annesi Fidan Yazıcıoğlu, eşi Gülefer Yazıcıoğlu, çocukları Furkan ve Firuze Yazıcıoğlu, TBMM Başkanı Köksal Toptan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Bakanlar Kurulu üyeleri, Muhsin Yazıcıoğlu'nun kayınbiraderi olan TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil'in de aralarında bulunduğu TBMM Başkanlık Divanı üyeleri, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız, KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, eski başbakanlardan Tansu Çiller ve Yıldırım Akbulut, eski TBMM Başkanları Bülent Arınç, Mustafa Kalemli, Ömer İzgi ve İsmet Sezgin, eski ve yeni milletvekilleri, çok sayıda partili ile vatandaşlar da katıldı.

Tören boyunca sandalyede oturan Yazıcıoğlu'nun annesi Fidan Yazıcıoğlu, gözyaşlarını tutamadı. Yazıcıoğlu'nun oğlu Furkan, babasının resmini taşırken,
kızı Firuze, karısı Gülefer ve kız kardeşi Mavuş Ocak, tören öncesi taziyeleri kabul etti.

Törene ilk olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gelirken, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise törenin sonuna doğru protokoldeki yerini alabildi. DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, eski Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan'ın da katıldığı törene, eski milletvekillerinden Muharrem Şemsek tekerlekli sandalye ile geldi.

Kızılay görevlileri kırmızı yelekleri ile törende yerlerini aldı. Meclis bahçesinde iki ambulans bekletilirken, alınan geniş güvenlik önlemleri çerçevesinde Meclis'in üzerinde de bir helikopter tur attı.

TBMM yerleşkesi içinde ve dışında çok sayıda insan Muhsin Yazıcıoğlu'nu son yolculuğuna uğurlamak için büyük bir kalabalık oluşturdu. Cenaze töreninin yapıldığı alandaki merdivenler dahil her yer tıklım tıklım dolarken, protokoldekilerin bu yüzden yerlerini almada sıkıntı yaşadığı görüldü.

Tekbir getirdiler

Törene Türk Cumhuriyetlerinden kalabalık bir grup da katıldı. Cenazenin tören alanından çıkarılarak araca taşınması sırasında izdiham yaşandı. Bu sırada bir grup tekbir getirerek protokolün önüne geçti. Protokolün cenazenin ardından yürüyememesi üzerine, Yazıcıoğlu'nun oğlu Furkan cenazenin önünde tek başına yürümek zorunda kaldı.

Tekbir atan kişilere görevlilerin müdahale etmesi, tartışmaya neden oldu. Bir grup, tekbir atarak işaret parmağını havaya kaldırırken, bir grup da bozkurt işareti yaptı ve "Ya Allah bismillah, Allahu ekber", "Şehitler ölmez, vatan bölünmez" diye bağırdı. Bir başka grup ise "Biz de üşüyoruz koca reis" yazılı pankart taşıdı.

TBMM Başkanı Köksal Toptan, Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu ve kayınbiraderi TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, törenin ardından taziyeleri
kabul etmek için kendilerine ayrılan bölümdeki yerini aldılar, ancak yaşanan izdiham nedeniyle taziyeleri kabul edemeden Meclis Başkanlığı makamına geçti.

KOCATEPE CAMİİ'NDEKİ TÖREN

Kocatepe Camii'nin merdivenlerinde bekleyen partililer, Yazıcıoğlu'nun cenazesinin bulunduğu aracın üzerine kırmızı karanfiller attı. Kalabalık nedeniyle bir süre araçtan indirilemeyen cenaze, alanın boşaltılmasının ardından alınarak cami avlusuna getirildi.

Protokolün geçişi için açılan polis barikatlarından alana girmek isteyen partili ve vatandaşların aşırı yüklenmesi nedeniyle Kocatepe Kültür Merkezi önündeki güvenlik noktalarında kısa süreli izdiham yaşandı. İzdiham nedeniyle fenalık geçiren bazı vatandaşlar, polis tarafından daha sakin bölgelere alınarak dinlendirildi.

Parti yöneticileri de ses araçlarından partililere ve vatandaşlara sağduyulu davranmaları yönünde çağrıda bulundu.

Törene katılacaklar sabah erken saatlerden itibaren kentin değişik bölgelerinden Kocatepe Camisi'ne doğru gruplar halinde yürüyüşe geçti. Emniyet güçleri de cami etrafında geniş güvenlik önlemleri aldı. Cami avlusuna girmek isteyenler, polisin oluşturduğu güvenlik noktalarından aranarak alana alındı.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun yazdığı şiirden "Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum" dizesinin gül resmi üzerine yazılı olduğu kokartlar takan vatandaş ve partililer, cami avlusunda sık sık tekbir getirerek dua ediyor.

Alperen Ocakları üyeleri de "Üşüyoruz Reis" pankartları ile bazı Türkcumhuriyetleri ve topluluklarına ait bayraklar taşıyor. Partililerin taşıdığı "Soğuk zindanların güneş yüzlüsü ruhun şad olsun", "Zaman, zamandan fedakarlık zamanı değil, kendini feda etme zamanıdır" yazılı pankartlar da dikkati çekiyor.

Avludaki kalabalık nedeniyle Kocatepe Camisi'ne giremeyen çok sayıda vatandaş da çevredeki cadde ve sokaklarda bekliyor.

Kocatepe Camii'nde geniş güvenlik önlemleri alınırken, yüksek binaların üzerinde keskin nişancıların konuşlandırıldığı ve cenaze töreni için yaklaşık 3 bin polisin görev yaptığı öğrenildi.

Dergaha defnedilecek

Yazıcıoğlu'nun, Tacettin Dergahı'na defnedilmesine karar verildi. Tacettin Dergahı, Yazıcıoğlu ailesinin isteği üzerine belirlendi.

Ankara Ulus'taki Tacettin Dergahı, Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'nı yazdığı yer.

Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Metin Gündoğdu, Yazıcıoğlu ailesine bir kaç yer gösterdiklerini ancak ailenin Tacettin Dergahı'nda karar kıldığını açıkladı.

Gündoğdu, "Yazıcıoğlu, milletle bütünleşmiş bir insan olduğu için burayı belirledik" dedi.

aktifhaber

Muhsin Yazıcıoğlu

Ülkücü hareketin önemli bir ismiydi. Hayatı boyunca adeta Azrail ile köşe kapmaca oynadı. 7.5 yıl Mamak Cezaevinde yattı. Dört ayrı trafik kazasında ölümden döndü, ve bir helikopter kazasında 55 yaşında hayatını kaybetti.
Muhsin Yazıcıoğlu 55 yaşındaydı

Hayatı fırtınalarla geçti. Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı’nın yakın arkadaşıydı. Dağlıca baskının ilk haber alan ve kuşkularını dile getiren isim oldu. Yazıcıoğlu henüz bir hafta önce, 19 Mart günü Karaman’da ölümü anlatmış ve ‘’Yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Allah’ın izniyle, olsak da milletle olacağız. Olmasak da, milletle olacağız’’ demişti.

Muhsin Yazıcıoğlu, 1954 yılında Sivas'ın Sarkışla ilçesi Elmalı Köyü'nde bir çiftçi ailesinin oğlu olarak doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla'da yaptı. 1972'de Ankara'ya geldi. Üniversite tahsilini, Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde tamamladı. Siyasete ilgisi henüz 14 yaşında başlamıştı. 1968'de Şarkışla'da Genç Ülkücüler Hareketi'ne katildi. Ankara'ya geldikten sonra ise, Ülkü Ocakları üyesi oldu. 1977’de Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı ve Genel Başkanlığı yaptı. Yardımcısı Abdullah Çatlı’ydı. 1978'de Ülkücü Gençlik Derneği'nin kurucu Genel Başkanı oldu. 1980 yılına kadar MHP'de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulundu.12 Eylül sonrası, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası sanığı olarak 7,5 yıl Mamak Cezaevi'nde kaldı.

Cezaevinden çıktıktan sonra, Milliyetçi Çalışma Partisinde yeniden siyasete girdi ve Genel Sekreter Yardımcısı oldu. 1991’de Refah ve Islahatçı Demokrasi partisi ile ittifak yapıp, Sivas'tan milletvekili seçildi. 1992 yılında ise MÇP'den ayrıldı. 29 Ocak 1993’de Büyük Birlik Partisini kurdu ve Genel Başkan seçildi.24 Aralık 1995'deki seçimlerde ANAP ittifakı ile Sivas milletvekili seçildi. 28 Şubat 1996’da ANAP'tan istifa ederek, BBP'ye döndü. 22 Temmuz Genel seçimlerinde Sivas'tan bağımsız milletvekili seçildi. Daha sonra yeniden BBP'ye katıldı. Ağustos'ta yapılan BBP'nin 3. Olağanüstü kurultayında tekrar Genel Başkan oldu.

AZRAİL HEP PEŞİNDEYDİ

Azrail Yazıcıoğlu’nun peşini hiç bırakmadı. Bir yıl içinde 4 trafik kazası geçirdi. Yazıcıoğlu ailesi üzerindeki kara bulutlar, iki yıl yoğunlaştı. Yozgat Çalatlı mevkinde bir minübüsün sıkıştırması sonucunda Gülefer Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu araç şarampole yuvarlandı ve araçtakiler yaralandı. Bu olaydan 8 gün sonra da 21 Mayıs 2007’de bu kez Muhsin Yazıcıoğlu kaza geçirdi. Ordu'dan Ankara'ya dönerken Samsun'da bir araçla çarpışan otodan yaralı olarak kurtuldu. 25 Ağustos 2007 gecesi de, Sivas'ın Akıncılar İlçesi'nde Yazıcıoğlu’nun aracı bir karaltıya çarptı. Çarptıkları aracın traktör olduğunu düşünen Yazıcıoğlu, kaza sonrası yaptıkları araştırmada yolda ve etrafta çarptıkları nesneye rastlayamadı.

ÖLÜMDEN DÖNDÜ

Son kaza ise en kritik biçimde gerçekleşti. Yazıcıoğlu'nun içinde bulunduğu araç, Bolu tüneline girişte, öndeki kamyon sürücüsünün direksiyonu sola kırması nedeniyle, ani fren yapması sonucu meydana geldi. Partisinin Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısına katılmak için BBP İstanbul 2. İl Başkanı Cemal Eğin ile birlikte, İstanbul'dan Ankara'ya dönen Yazıcıoğlu'nun içinde bulunduğu araç, Bolu Tüneline girişte, önlerinde bulunan bir kamyonun direksiyonu sola kırmasıyla ani fren yaparak kamyona çarptı. Kazada Eğin'in burnu kırıldı. Yazıcıoğlu da hafif yaralandı.

DAĞDA BİTEN SON

25 Mart 2009 tarihinde, Kahramanmaraş mitinginden Yozgat mitingine hareket etmek üzere içinde bulunduğu helikopter bilinmeyen bir sebepten dolayı düştü. Kazadan 3 gün sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dahil 6 kişinin cesedi Sisne ve Elmadağ arasındaki Şahinkaya mevkiinde bulundu. Yazıcıoğlu ile birlikte gazeteci İsmail Güneş, BBP Sivas il Başkanı Erhan Üstündağ,başkan yardımcısı Murat Çetindağ ve pilot Kaya İstektepe de hayatını kaybetti.

'MUHSİN'İN GÜNLÜKLERİNİ BİTİREMEDİM'

28 Mart 2009 21:40

Rahmetli Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu 12 Eylül dönemine ilişkin günlükleri gözyaşları içinde okuduğunu anlattı.
BBP lideri rahmetli Yazıcıoğlu'nun 12 Eylül dönemine ilişkin günlüklerini gözyaşları içinde okuduğunu anlatan Gülefer Yazıcıoğlu eşini böyle tarif etmişti.

Rahmetli BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun 20 yıllık hayat arkadaşı Gülefer Yazıcıoğlu Aksiyon Dergisi'nin önceki sayılarında eşini anlatmıştı. Yazıcıoğlu, "Gördüğü işkenceleri anlatan Muhsin'in günlüklerini okumayı bitiremedim." demişti.

Darbe ilanı, sokağa çıkma yasağı ve siyasilerin bir bir cezaevlerine gönderilmişti. 14 yaşındaki Gülefer Pakdil için 12 Eylül belki de sadece bunları ifade ediyordu. Gün gelecek, 12 Eylül bu genç kızın hayatında önemli bir yer tutacaktı. O, Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesinde ortaokulda okurken cezaevinde yazılan bir not, belki de ona hayatının en zor gününü yaşatacaktı.

Dokuz çocuklu Pakdil ailesinin çocuğu olarak 1968'de dünyaya gelir Gülefer. Annesi ev hanımı, babası ise memurdur. Maraş'ın Göksun ilçesinde yaşayan aile, baba Hayri Bey'in çocuklarını büyük şehirde okutmak istemesiyle Ankara'ya yerleşir. Gülefer Pakdil 20 yaşına geldiğinde ağabeyinin yakın arkadaşlarının vasıtasıyla tanıştığı bir gençle evlenmeye karar verir. O kişi, cezaevinden yeni çıkan Muhsin Yazıcıoğlu'dur. 80 ihtilaliyle hapse gönderilen siyasiler arasında yer alan Yazıcıoğlu, cezaevinden yeni çıkmıştır.

Baba Hayri Bey için cezaevinden çıkan birine kızını vermek kolay olmaz. Tabii Gülefer Hanım için de evlenmek. Aile temkinli davranır, Gülefer Hanım ise korkar cezaevinden çıkan biriyle evlenmekten. Muhsin Yazıcıoğlu'nun köyüne kadar gidip araştırır aile. Ağabeylerden de olumlu cevap gelince Gülefer Pakdil artık Gülefer Yazıcıoğlu olur. Baba Hayri Bey'in de bu dünyada oğullarından ayırt etmediği biricik damadı.

"MUHSİN'İN GÜNLÜKLERİNİ BİTİREMEDİM"

Gülefer Yazıcıoğlu Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun 18 yıllık hayat arkadaşı. Gülefer Hanım ilk başta cezaevinden çıkmış bir insanla evlenmekten korktuğunu anlatıyor. Ancak "Benim için kişinin neden cezaevine girdiği önemli" diyerek Yazıcıoğlu'nun vatan mücadelesinden etkilendiğini dile getiriyor. Eşinin cezaevinde yaşadıklarını yazdığı günlüğü ve notlarını okuduğunda gözyaşlarını tutamamış: "Muhsin'i hapiste tuttuğu günlüklerden tanıdım. Onun yaşadıklarını, günlükleri okudukça daha iyi anladım." On günlük evliyken eşinin dosyalarını düzeltmeye çalışan Gülefer Hanım'ın rastladığı saman kâğıt, ona 12 Eylül'de eşinin yaşadığı bütün sıkıntıları yaşatmış. O ana kadar eşinin cezaevinde yaşadıkları hakkında pek bir şey bilmeyen Gülefer Hanım kâğıdı ancak yarıya kadar okuyabilmiş. Muhsin Bey'in cezaevinde tuttuğu günlükte yazılanları Gülefer Hanım şöyle anlatıyor: "Çarmıha gerildiği, vücudunun her yerinden elektrik verildiği, tırnaklarının söküldüğü yazıyordu. Kâğıdı daha fazla okuyamadım..."

Gülefer Hanım bu olaydan sonra eşine cezaeviyle ilgili soru sorma cesaretini de bulamaz kendinde. Belki de daha fazla acı duymaktan, ona acılarını hatırlatmaktan korkar. Hatta yaşadığı işkenceler sonrasında eşinin ayak tırnaklarından bazılarının olmadığını o zaman fark eder. Gülefer Yazıcıoğlu ilk çocukları Firuze dünyaya geldiğinde Muhsin Bey'in anne ve babasının düğün bayram ettiğini anlatıyor. Çünkü vücuduna verilen elektrik neticesinde oğullarının çocuk sahibi olamayacağını bile düşünmüşler.

Muhsin Yazıcıoğlu yoğun siyasi hayatına rağmen çocuklarıyla ilgilenmeyi de ihmal etmemiş. Saat kaçta gelirse gelsin, çocukları uyumuş dahi olsa onları kaldırıp ballı sütlerini muhakkak o içirirmiş. İlkokul çağlarındayken kızı Firuze'nin babasıyla vakit geçirememekten yakındığını 'Babam ne olur mebus olmasın!' diye dua ettiğini anlatan Gülefer Yazıcıoğlu, artık çocuklarının böyle düşünmediğini belirtiyor. Hatta karakterini eşine benzettiği kızı Firuze'nin ilerde babası gibi aktif siyasette yer alacağına inanıyor.

28 ŞUBAT'TA CESUR ÇIKIŞLAR

Gülefer Yazıcıoğlu, 28 Şubat sürecinde sert çıkışlar yapan eşinin cesur davrandığını dile getiriyor. Gülefer Yazıcıoğlu, eşinin 12 Eylül'deki söylemleriyle bugünkü söylemlerinin aynı olduğunu vurgulayarak "Eşimin tüm söylediklerinin arkasındayım. Zira onun davasına inanıyorum." diyor. 18 yıllık hayat arkadaşının bir 'derya gibi' olduğunu ifade ederek, merhameti, dürüstlüğü ve en çok da vatanı ve milleti için mücadelesinin kendisini etkilediğini anlatıyor. Muhsin Bey'in sert görünümüne rağmen oldukça duygusal olduğunu, eşinin kendisine sık sık şiir yazdığını anlatıyor. Ancak partinin amblemindeki gül ile, Muhsin Bey'in şiirlerine ilham olan gülün kendisiyle alakası olmadığının altını çiziyor. Öğreniyoruz ki amblemdeki gül Peygamber Efendimiz'i simgeliyormuş.

Eşinin sürekli cep telefonuna şiir mesajları attığını dile getiren Gülefer Hanım, "Benim böyle bir yeteneğim olmadığı için sadece teşekkür ediyorum" diyor. Hatta eşinin siyaseti bırakması hâlinde iyi bir şair ve yazar olacağı görüşünde. Muhsin Bey'e göre kadınlar Allah'ın bir emaneti. Her kadına en iyi şekilde davranmak erkeklerin birinci vazifesi.

"İÇLİ KÖFTE SEVER"

Muhsin Yazıcıoğlu'nun,

En sevdiği yemek: İçli köfte (eşinin yaptığı)

Yaptığı en güzel yemek: Sivas'a özgü mantı

İdeali: Türk-İslam birliği kurmak

Sinirlendiği konu: Vatan, millet ve din karşıtı söylemler

-Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşine yazdığı şiirlerden biri-

Ben sevda yolunda, aşkı ararken

Karanlık dünyama, bir ışık yaktın

Su damlası gibi gönlüme aktın

Bir anlık bakışınla kalbimi yaktın

Kırağı vurmuştu hüzün bahçelerime

Solan sevgilerime bin sevda kattın

Kara saçlarına kaderimi bağladım

Buğulu gözlerinde ben, mutluluktan ağladım.

Zaman

"Muhsin Yazıcıoğlu Hilafet Yanlısıydı"

Yazıcıoğlu'nun ölümünün ardından belki en dikkat çekici röportaj İBDA fikrine yakın olan Baran Dergisi'nde yayınlandı. Baran Dergisi son sayısında Muhsin Yazıcıoğlu'nun eski danışmanı Muzaffer Doğan ile görüştü.
Odatv.com ANKARA, 03 Nisan 2009 Cuma

Geçtiğimiz günlerde Maraş'ta helikopter kazasında ölen BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun ardından tartışmalar bitmiyor. Yazıcıoğlu'nun ölüm şekli, gömüldüğü yer, geçmiş siyasi faaliyeti halen kamuoyunda geniş yer buluyor.

Yazıcıoğlu'nun ölümünün ardından belki en dikkat çekici röportaj İBDA fikrine yakın olan Baran Dergisi'nde yayınlandı. Baran Dergisi son sayısında Muhsin Yazıcıoğlu'nun eski danışmanı Muzaffer Doğan ile görüştü. Muzaffer Doğan, Muhsin Yazıcıoğlu'nun son otuz yılına tanıklık eden biri olarak Yazıcıoğlu'nu anlattı.

Muzaffer Doğan, Yazıcıoğlu'nun siyasal eğilimini anlatırken Yazıcıoğlu'nun aslında demokrat olmadığını, hilafet yanlısı olduğunu söyledi:
«Muhsin bey işe böyle bakardı. Yani onun demokrat olduğu gibi bir söylemi doğru bulmuyorum ben. Hilafetçiydi, Müslüman'dı.»

Doğan yine aynı konuya ilişkin şunları söyledi:

«dünya görüşünün pazarlıksız İslâmi çizgiyeoturduğunu biliyorum, hilafet olduğunu biliyorum. Şeriata dost olduğunu biliyorum.»

Muzaffer Doğan, Muhsin Yazıcıoğlu'nun İBDA'ya ve İBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu'na nasıl baktığı sorusuna ise şöyle cevap verdi:

«Zaman zaman Muhsin beyle böyle İBDA'ya bakışı, Salih Bey'e bakışını filân da konuştuk, böyle çok detaylı olmasada şartların elverdiği ölçüde, muhabbetle bahsettiğini de biliyorum. Yani dost bir çevre orası, kardeşlerimizdir onlar dediğine şahidim.»


Umur Talu/Sabah
Çok şey var da, bir şey eksik

İnsanların ölümüne yardım ve kurtarma çabalarına tüm saygımla ama...
Büyük devlet, bazı durumlarda fena çuvallıyor.
Onca para dönüyor ülkede. Onca kaynak toplanıyor. Onca yere sarf ediliyor.
Onca makam aracı alınıyor.
Onca özel uçak çekiliyor.
Onca silah alınıyor.
Onca vakıf paralar topluyor.
Onca insanın maaşlarından vakıflara kesintiler yapılıyor.
Onca hava atılıyor.
Onca gösteri, onca afra tafra.
Onca zenginlik, modernlik, muasırlık nutku.

Sonra...
Karakol basıldığında, "21 yaşında lider konumundaki personel komutasında 21 yaşında gençler öldürülünce"...
Golf sahalarının yanında karakollara gerekli kaynak ayrılmadığı anlaşılıyor.
Mayında paramparça olunca çocuklar, onlara şehit deniyor ama onca para harcanmasına rağmen gerekli cihazların orada olmamasına pek bir şey denemiyor. Yoksul çocuklar asker ocağında üç kap yemek buluyor ama mermi göğsüne doğru hareketleniyor ya, işte o tam gerekli anda yelek bulunamıyor.

Orman yangınına gerekli miktarda araç ve uçak...
Çöken binaya, deprem enkazına zamanında ve doğru müdahale edecek örgütlenme hep eksik, güdük, gedik, delik.
Herkesin cebinde, elinde, belinde, dilinde cep telefonu...
Cep telefonu şirketlerinde envai çeşit imkân...
Yurt sathında yağmur gibi kontör...
Reklamlarda uzayı fethetmiş kapsama alanları...
Sarı antenli çocuklar, İvedikler, gubudikler gırla gidiyor ama...
Bir telefondan iz, acil hat başında bir iş bilen bulunamıyor.
Kayakta bir genç, çığda bir grup, dağda parti lideri donuyor.
Filolar büyüyor, patronlar helikopterleniyor, özel uçaklar doluşuyor, "hava"dan para kazanmak yoğunlaşıyor ama...
Yüz yolculu uçakta işleyen yükseklik göstergesi, ünlü işadamının şirketine ait helikopterde zorunlu donanım olmayabiliyor.
Ben bilmesem de, üç gündür bilenler aktarıyor; yok şöyle bir radar vardır, yok böyle bir cihaz Ankara'dadır, bir de gece için... nefes için... ses için... sis için... şu vardır, bu da vardır, nerededir...
Muhtemelen birçoğu yatıyor.

Onca ders alınmış, ibret alınmış, tövbe edilmiş olması lazım...
Yine de "Söylenti, palavra, bilmişlik, yanılgı, yanıltma" ölümün koluna giriyor, yolunu açıyor, yüzlerce insan ve imkân yanlış yerlere yönlendiriliyor...
Bu yüzden hiçbir kaza, sadece kaza kalmıyor.
Hiçbir kader, kader olmaktan ibaret değil. Hep bir bit yeniği oluyor.
Hep bir aymazlık, densizlik, hazırlıksızlık, çapaçulluk olduğu için...
Çok sık yenilgi oluyor!
Her gün milyonlarca insan, çoluk çocuk, zaten kaderini yanına alıp da yollara koyuluyor, hayata karışıyor, karmakarışıyor..
"Alın yazısı" diye çiziktirilmiş "ölümüne tuzaklar, çukurlar, ihmaller, düşüncesizlikler"i yüklenerek veya bir başkasının hayatına tükürerek.

Mehmet BARLAS
Sabah
Ölüm ve mahpusluk ne sağcılık dinler ne de solculuk...
27 Mart 2009

Muhsin Yazıcıoğlu'ndan bir haber gelmesini beklerken, onunla iki hafta önce yediğimiz yemeği düşündüm. Tabii teknolojinin bu kadar geliştiği, GPS aygıtlarının kol saatlerine bile girdiği bu çağda, neden düşen helikoptere 24 saattir ulaşılamadığını da düşündüm.

Yazıcıoğlu ile 28 Şubat döneminde tanışmıştım.

Sağcılık solculuk rafa kaldırılmış, ortak titreşim kat sayısı " Demokratlık" olmuştu o dönemde.

Muhsin Yazıcıoğlu 1980'in 12 Eylül askeri rejiminde cezaevinde geçirdiği günleri anlatmıştı.

28 Şubat'ın da bir askeri rejim olduğunun bilincindeydi.
Hiç tavizsiz bir demokrasi sınavı verdi post-modern darbe döneminde.

Topkapı'daki Eresin Oteli'nde yediğimiz son yemekte, "BBP'nin MHP'den farkı nedir, siz daha muhafazakâr ve hatta daha mukaddesatçı mısınız" diye sormuştum.
O "MHP'li arkadaşlarımız da bizim kadar mütedeyyindir" cevabını verdikten sonra, "Yol ayrılığı"nı şöyle anlatmıştı.

- 1990'ların başında birileri o zaman Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) içinde birleşmiş olan milliyetçileri bölmeye karar vermişlerdi. Benim hakkımda gazetelerde ve dergilerde mukaddesatçı olduğum yolunda haberler çıkmaya başladı. Sonunda ben ve arkadaşlarım partiden ayrılmak zorunda kaldık ve 1993'te Büyük Birlik Partisi'ni (BBP) kurduk.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun (Doğumu 1954) siyaset maratonu 1968'de Ülkü Ocakları'nda başlar... 1977'de Ülkü Ocakları Başkanı olur.

12 Eylül döneminde de MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılanırken 7.5 yıl Mamak Cezaevi'nde kalır.

Yazıcıoğlu'nun helikopterine ulaşma çabaları sürerken dün hem AK Parti, hem MHP seçim kampanyalarını kesip, mitinglerini durdurmuşlardı. Başbakan Erdoğan Göksun'da, CHP Genel Başkanı Baykal da BBP Genel Merkezi'ndeydi.

Ve bir spiker Yazıcıoğlu'nun Mamak'ta yazdığı şiiri okumaktaydı radyoda...

"...Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..."

Bu şiiri dinlerken mahpuslukta ve ölümde sol-sağ ayrımı olamayacağını düşündüm.
Cezaevlerinin bir başka sakini olan ünlü bir solcunun, Nâzım Hikmet'in dizelerini hatırladım:

"Karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin.
Efkârlıyım efkârlıyım,
elini ver, nerde elin
....................................
Memleket mi daha uzak,
gençliğim mi, yıldızlar mı?
Bayramoğlu, Bayramoğlu,
ölümden öte köy var mı"

Evet... Nâzım böyle demiş cezaevinde:

"Kalbimi bunaltan bu dört duvar mı
Ölümden öteye köy var mı"

MEHMET BARLAS - SABAH
mbarlas@sabah.com.tr

Sibel ERASLAN
Vakit
Berit Dağları’nı duman bürümüş
27 Mart 2009

Hayat hepimiz için bir hediye kuşkusuz. Ama bazılarımız için nice ölüme ramak kala tecrübelerden sonra, hayat daha da bir bağış’mış gibi durur.

Muhsin Yazıcıoğlu, ilk gençlik günlerinden beri önce sırtını sıyırıp geçen nice kurşunlardan, ardından uzun ve gündüzsüz nice işkence günlerinden sonra ve atlattığı onca suikastın ardından, yakınları tarafından hep hayata yeniden “bağışlanmış” bir kişi olarak tanınıyor. Bu yazıyı kaleme aldığımda, kendisinden henüz bir haber yok. Seçim çalışması için çıktığı yolda, karlı dağların başında düştü, bindiği helikopter diyorlar.

Teknolojinin ve ulaşım imkanlarının bu kadar ilerlemiş olduğu bir düzeyde kendisinden hâlâ haber alınmış değil. Uçan kuştan, kımıldayan karıncadan haberdar olmakla övünen tüm haber alma servisleri dilini yutmuş gibi. Attığımız adımdan değil aldığımız nefesten haberi olanlar, sadece telefon konuşmalarını değil, günlük koordinatlarımızı santim santim takip edenler, sadece çıktığımız yolu değil evlerimizin içinde geçtiğimiz odaları çalışma masalarımızdaki evraka kadar gözetleyenler, dinleyenler... Nerede? Ses yok! Bilgi yok! Değil helikoptere ulaşmak, düştüğü koordinatların tahmininde bile birbirinden farklı yorumlar... Teknoloji ve haber alma kaynakları noktasında tam anlamıyla felç olmuş bir düzeneksizlik. İçişleri Bakanımız Beşir Atalay’ın kriz merkezi kurulan köydeki beyanatlarına bakıyoruz. Yüzünün her santiminden okunan üzüntü ve çaresizlik hissiyatı, hepimizi daha bir kahırlandırıyor. Askeri ve sivil tüm kurtarma ekiplerine yurdun her yanından akın etmiş gönüllüler de ekleniyor. Sis kalkmaz yol geçit vermez Berit Dağları’nın eteklerinde donmak üzereyken kurtarılıyor kurtarmaya gidenler de...
Sekiz yıla yakın uzun mahpusluk günlerinden yeni kurtulmuştu Muhsin Bey, ben o zaman üniversitede ikinci sınıf öğrencisiydim. Bizden öncekilerin büyük bir kısmı zaten vurulmuştu, diğerleri yani vurulmayanlarsa hapisteydiler. Sağcısı solcusu ile sönen bir gençliğin, kana batık defteri dürülmüş, ölenleri gömülmüş, kalanları ya asılmış ya işkenceyle çökertilmişti... Bizden önce genç olanların hiçbiri kalmamıştı anlayacağınız. Hapishanelerden nice yıl sonra çıkanlarınaysa “genç” demeye bin şahit isterdi. 12 Eylül dönemi, öncesi ve darbe geçidiyle tam anlamıyla bir filizkıran fırtınası yaşatmıştı bu ülkeye... Bir mermer gibi gül bahçesinin üzerine düşmüş, sağcısı solcusu ile ezip geçmişti gençleri o günler... Muhsin Yazıcıoğlu’nun parti amblemindeki gül’ü hep naif, kırılgan bu yönüyle siyasete uygunsuz bir figür olarak görürdüm... Ama şu saatlerde, üzerinden buldozer geçirilmiş bir gençliğin simgesiymiş gibi geliyor bana aynı gül... Muhsin Bey, buldozer paletleri altından sağ salim çıkmayı başaran gençlerin simgesiydi, tıpkı amblemindeki gül gibi...

Aralarından sağ kalabilenleri, hatta vaktiyle birbirleriyle hasım olanları bile, bir konuda anlaşmış gibiydiler. “Konuşmamak”... Hem sağdan hem soldan o şiddet günlerini birebir yaşamış pek çok kişiyle görüştüm bir gazeteci olarak. Bu işin sırrını çözemedim. Niçin konuşmuyorlardı? Niçin? Sanki ortak bir arkadaşlık yemini etmiş gibiydiler. “Beni kaç kere dövdüler, adını söylemedim” nakaratında olduğu gibi, inandıkları davanın delisiydiler belki de, hiç konuşmadılar...

Bizden öncekiler böyleydi...

Benim neslimse, uzatmaya gerek yok, okuyorsunuz, seyrediyorsunuz, tam tersi bir görünürlük sevdasındadır. Başımız ağrısa içtiğimiz hapın ismini yazıyoruz ertesi gün. Sır sepet hak getire hepimizde. Sırrı kalmamış bir gençlik türetildi 12 Eylül sonrasında. Darbe aracılığıyla yaygınlaştırılan toplumsal terapi, hepimizi tek tek “itirafçı” sandalyesine oturtuyordu. Biz sürekli itiraf ederek, sürekli özür dileyerek, sürekli özeleştiri yaparak çok okunan, çok dinlenen, kayda değer vatandaşlar olacağımızı öğrenerek büyüdük. Hiçbir şey, uğrunda ölümü göze alacak kadar değerli olamazdı. Hiçbir şeye yemin edemez, hiçbir şeye sadık kalamaz, hiçbir şeye ila nihaye inanamazdık. 12 Eylül’ün uzun mezar tarlaları, yağlı urganları ve futbol arenalarına kurulu mahkemeleri, Mamak’tan Diyarbakır’a kadar başı kabak tutukluları bize öğretmişti ki: Dünyada inanılacak hiçbir değer yoktu...

İşte Muhsin Yazıcıoğlu’nun; en sağından en soluna kadar, tüm değerler dünyasını berhava eden bu darbe koridorundan çıktıktan sonra sergilediği siyasal mücadele, bu yüzden çok anlamlıdır benim için. Yani destekler veya desteklemezsiniz bu siyasal misyonu o ayrı konu. Ama ölümlerden ölüm beğendirilerek apolitik eyyamcılığa mahkum edilen, idealsizleştirilen gençliğe “iradenin davası”nı yeniden ve azimle hatırlatması, onun hayatının en büyük başarılarındandır kanımca... Ardında sermaye ve medya ittifakları olmadan, dini ya da etnik cemaat yapısına yaslanmadan ve çoğu kez de koca mecliste tek başına ve “bağımsız” kalmayı göze alabilecek bir iradedir onunkisi...
En son geçen yıl Saray Bosna’da karşılaşmıştık kendisiyle. Ayvaz Dede Dağı’nda ata binerken karşılaşmış, fotoğrafını çekmiştim. Masal gibi bir hayat. Ölümü sürekli sırtında taşıdığı bir ceket gibi bunca yıl giyinmiş bu adam, bir sırra erer gibi hep çok sevdiği dumanlı dağların başında gözden kayboluyor... Elinde bir karanfille çıkıp inecekmiş gibi geliyor bana karlı dağların başından. Her seferinde dönecek, her seferinde gelecek gibi... Yasin Sûresi’nde anlatılan adam gibi... Şehrin bir ucundan koşarak gelecek, en sonunda yetişerek gelecek ve “bu adamlar doğruyu söylüyorlar” diye şahitlik edecekmiş gibi geliyor...

Sibel Eraslan - Vakit
sibeleraslan@hotmail.com


27 Mart 2009
Mümtaz'er Türköne/Zaman
Muhsin Başkan

Türkiye'nin açık duran temiz sayfalarından biriydi. Onun arkasından yazmak ve bu sayfanın kapandığına şahit olmak çok zoruma gidiyor. O bizim gençliğimizin lideriydi. Hep, hem bizden, hem de bizden fazla biriydi. Kendimizi onda bulduk ve onunla temsil ettik.

O bizim yüreğimiz, bizim duruşumuz, bizim sesimizdi. Zaman zaman korksak da, o bizim hiç geri adım atmayan cesaretimizdi. Dünya telaşı ile yalpalarken, o cetvelle çizilmiş gibi dümdüz yolunda ilerleyen gölgemizdi. Hiç eğilmeyen başımız, hiç zedelenmeyen onurumuzdu. Zamanla biz onu yalnız bıraksak da, o bizden hiç vazgeçmedi.

O bizim Muhsin Başkan'ımızdı.

1976 yılının Eylül ayının başlarıydı. Siyasal'da yeni öğrencilerin kayıtları devam ediyordu. Dev-Yol, fakültenin girişine masayı kurmuş, gelenleri zorla derneğe kaydediyor, haraç alıyordu. Bize selam verip kayıt yaptırmaya gidenlerden birkaçını da sıkıştırmışlar. Sorumluluk bendeydi. Yardım istedim. Site Yurdu'nda iki kişi beni buldu. Mütevazı ama çok kararlı görüneni benimle konuştu. Muhsin Yazıcıoğlu ile ilk karşılaşmamdı. İki saat sonra, kulaktan kulağa yayılan, iki kişinin Siyasal'ı bastığı ve iki metre boyundaki Sedat'ın herkesin ortasında adamakıllı dayak yediğine dair inanılması güç bir rivayeti dinliyordum. Birkaç gün sonra burnu bantlı Dev-Yol liderini görünce ben de bu hikâyeye inandım. Bu anekdotu, 70'li yılların Muhsin Başkan'ını resmetmek için aktardım. O yıllarda onu tanıyan herkes, size benzer hikâyeler anlatacaktır.

Sonra Genel Merkez'de beraber çalıştık. Bizim genel başkanımız olmuştu. Doğuştan lider özelliklerine sahipti. Şiddetin tırmandığı yıllarda zirvedeki adamlardan biriydi; ama sükûnetini ve sağduyusunu hiç kaybetmedi. Olanlardan hepimiz sorumluyduk; ama irade bize ait değildi. Çaresizlik içinde güvenecek bir dal arıyorduk. Hepimiz ona güvenirdik. Hepimiz ona inanırdık. Bizi yarı yolda bırakmayacağını, bize yanlış yaptırmayacağını bilirdik.

O yıllarda, ülkemizin ciddi bir tehdit altında olduğuna inanmış ve aynı davaya gönül vermiştik. Ama siyaset ideolojik saflığı bozuyordu. Partinin gündelik siyasete endeksli tutumu ile bizim "kesin inançlı" tavrımız sık sık çatışıyordu. Eleştirilerimiz "Albay"a kadar çıkmasa da, 77'de sayıları artan milletvekillerini hedef alabiliyordu. Çok sert restleşmeler yaşadık. Muhsin Başkan bu sürtüşmeler boyunca dimdik durdu. Onun desteğiyle Ülkü Ocakları bünyesinde daha muhafazakâr ve daha toplumcu bir çizgi giderek netleşmeye başladı. Manzara dışardan göründüğü gibi değildi. O yıllarda da sonra da bizim tek liderimiz Muhsin Başkan'dı.

Cezaevinde geçirdiği 7,5 sene zarfında ve sonrasında da bizim liderimiz olmaya devam etti. Hepimiz ona "Türkeş'in halefi" gözüyle bakardık. Aksini düşünen de çıkmazdı. Ne var ki liderler haleflerden hoşlanmıyorlar. Türkeş, yakın çevresini sürekli değiştirerek yoluna devam eden bir politikacı idi. Muhsin Başkan'ı değil ama, onun yakın arkadaşlarını çembere aldı. Muhsin Başkan, kendisine güvenenleri yarı yolda bırakmamak uğruna MHP'den ayrılmak zorunda kaldı. Ayrılırken geride geçmişten intikal eden bir şey bırakmadı, hepsini aldı yanında götürdü.

Politikada farklıydı. Hep gerekli esnekliği gösteremediğini, kişiliğinden ve prensiplerinden ödün vermediğini düşünmüşümdür. Politika saf inançla yürümüyor; Muhsin Başkan hesap değil, gönül adamıydı. Politikanın içine taşıdığı kendi dünyasının bu toplumdaki karşılığını, evvelki akşam Büyük Birlik Partisi Genel Merkezi önünde endişe içinde ağlayan gençlerin yüzünde gördüm. Galiba onu tanıyanların, hepimizin yüzü öyleydi.

İnsanın içinde bir şeyler ağırlaşıyor ve kopuyor. Kopan bedeninizden, yüreğinizden, beyninizden veya geçmişinizden bir parça değil. Her şeyinizin iyi ve güzel yanlarına dair çok esaslı bir şey. Özünüze dair.

Son dakikalarında, o helikopterde herkesi nasıl sakinleştirdiğini, nasıl kaya gibi metin durduğunu gözümde canlandırırken, bizler niye darmadağın oluyoruz?

Ah başkanım ah; bize kaybettirdiğinin ne olduğunu bir bilseydin.

Ahmet Özcan
Allaha ısmarladık, Güzel insan…

Yazacak, söyleyecek çok şey var..

Ama şimdi elimiz varmıyor..

Kelimeler kifayetsiz.

‘Ölüm adın kalleş olsun’mu diyelim…

‘Her ölüm erken ölümdür’ mü…

Hepimiz, ‘Ondan geldik o’na döneceğiz’, der kitabımız..

‘Her nefis ölümü tadıcıdır’

O, bir dava adamıydı. Kelimenin tam anlamıyla yağız bir Anadolu delikanlısıydı.

İnançları için bedellerle dolu bir hayat yaşadı.

Temiz, saf, merhametli, akil ve vatansever siyasetçi tipinin en güzel örneğiydi.

O ve ‘kardaş’ları, yoldaşları, ülküdaşları, fikirlerine katılmayanlar tarafından bile takdir ve muhabbetle anıldı hep.

Yıllar önce bir görüşmemizde, o zaman yeni bir parti kurmaya hazırlanan bir siyasetçi için; ‘söyleyin ‘O’na’ demişti, ‘yuları kaptırmasın dışarıdaki şeytanlara’…’sonra çıkarması çok zor’…

Devlet’i iyi tanırdı. Müesses düzenin dışarıdaki şeytanlara ‘rehin verilmiş’ olduğunu iyi bilirdi.

Milletin er geç bu rehin bağını söküp atacağına inanmıştı.

Bu inancı son yıllarda doğrulanıyordu…

Şimdi daha yapacak çok iş vardı. O’nun yapacağı, O’nunla yapılacak..

ama, O 'dış şeytanların' ve içerdeki uzantılarının bu milletin her kesimine karşı kurmuş oldukları kanlı-kirli düzeneklerin parçalanışını göremedi.

1980 öncesinde şehit verdiği arkadaşlarının boşuna ölmediğini göremedi.

Milletin çocuklarına kurulan tuzakların dönüp sahiplerini vuracağı günleri göremedi.

Enver Paşa’nın, Kuşçubaşı Eşref’in, Mehmet Akif’in ahitlerinin, kan, ter ve gözyaşlarının, yüz yıl sonra bu ülkeye ve millete yeni bir ruh üfleyeceği o bereketli günleri göremedi.

Ahdimiz olsun ‘başkan’,

O günler için ‘yol’a devam edeceğiz.

Allah mekanını cennet, ruhunu şâd etsin,

Ailene, çocuklarına, yakınlarına, dostlarına, gönüldaşlarına sabır ve metanet ihsan etsin.

Türkiye’nin, milletin, tüm İslam aleminin başı sağ olsun…

haber10

Salih TUNA
Yenişafak
Üzgünüm anlayamıyorum!
27 Mart 2009

Muhsin Başkanın helikopteri düştüğü andan itibaren büyük bir teessürle izliyorum “arama-kurtarma” çalışmalarını.

Henüz sadra şifa bir haber yok, ne yazık ki!

Kahır dolu bir cümle geliyor dilimin ucuna.

Ama söylememeliyim…

Umutla, duayla, pür dikkat takip ediyorum en ufak bir haberi.

İHA muhabiri İsmail Güneş'in 112 Acil Servis görevlisiyle yaptığı görüşmeyi televizyondan tekrar, tekrar dinliyorum.

Bacağı kırık vaziyette helikoptere sıkışmış olan İsmail kardeşimiz “Hâlâ yerimizi tespit edemediler mi?..” diyor, kazadan hemen sonra.

“Tipi var” diyor İsmail zorlukla; “Üşüyorum!...”

Bu satırları karalarken saate bakıyorum, tastamam 27 saat geçmiş kazanın üzerinden.

Lakin koca helikopter hâlâ bulunamamış!

Yine o cümle geliyor dilimin ucuna.

Sabret, diyorum; bildiğim bütün duaları okuyarak.

Sabret!

Netameli anlarda hamaset içeren cümlelerden özellikle kaçınmak, “soğukkanlı” olmak gerek. Eksi 15 derece sıcaklıktaki Muhsin Başkana hâlâ ulaşılamamışken ne kadar “soğukkanlı” olunacaksa!..

Telmaşa demokratların apolet gölgesi aradığı bir dönemde, Muhsin Başkanın susmayan yiğit sesini, birkaç arkadaşıyla birlikte 28 Şubat cuntasına direnişini düşünüyorum.

Mesela “Türkiye İran olmayacak ama Suriye de olmayacak!..” sözü geliyor aklıma.

İlkin gözlerim dolu dolu oluyor; sonra zihnim bulanıyor!

Resmi, gayri resmi bir yığın açıklama yansıyor ekranlara, ama, hiçbir şeyi anlayamıyorum.

Teknik sıkıntı devam etse de, arama kurtarma ekipleri canla başla çalışıyor, bölgeyi didik didik ediyormuş.

Hava ve arazi şartları çok olumsuzmuş!

Ne ki, sıcaklık eksi 15 derece, kar kalınlığı yaklaşık 2 metre olsa da, elden gelen her şey yapılıyormuş.

Genelkurmay özel birlikleri, jandarma kurtarma ekibi, emniyet teşkilatı, AKUT, Alperen Ocakları, köy korucuları, hulasa, bütün Türkiye kazazedeleri arıyormuş.

Çok tuhaf:

Gerçekten hiçbir şeyi anlayamıyorum!

Muhsin Başkanla tanışık olmanın ötesinde arkadaş, ahbap olduğunu söyleyen Sayın Cumhurbaşkanımız, son derece açık seçik bir şekilde, yapılması gereken her şeyin yapıldığını söylüyor.

Duyuyorum ama anlayamıyorum!

Cemil Çiçek üzüntüsünü bildirmek ve hissiyatını paylaşmak için BBP Genel Merkezi'ni ziyaret ediyor.

Basın mensuplarına, bütün arkadaşların seferber olduğunu, olaydan hemen sonra Genelkurmay Başkanlığı'yla irtibata geçildiğini, kurtarma ekiplerinin acilen bölgeye sevk edildiğini, tüm imkanların kullanıldığını anlatıyor.

Uzun lafın kısası; hükümetin, askerin, emniyet teşkilatının büyük bir gayretle çalıştıklarından bahsediyor.

Duyuyorum ama anlayamıyorum!

Helikopterin yerini tespit etmeye yarayan GPS (Global Positioning System) cihazının çalışmadığını söyleyen uzmanlar asla bir zaaf olmadığını anlatıyorlar.

Cep telefonuyla uzun uzun konuşulduğu halde, baz istasyonu eksikliğinden dolayı koordinatlar saptanamıyormuş.

Teknolojik yetersizliğin altını çizenler dahil, arazi ve hava koşullarının zorluklarını tekrarlayanları, elden gelen her şeyin yapıldığını söyleyenleri can kulağıyla dinliyorum

Üzgünüm yine anlayamıyorum!

Dilimin ucuna gelip de, söylemediğim hep o cümle yüzünden.

Biliyorum.

Sonunda, daha fazla dayanamayıp; “Muhsin Başkan olsaydı, o karlı dağları yerinden kaldırırdı…” cümlesini söyledim.

Ağladım!

Ve, anladım!

Muhsin Başkanın şiirindeki gibi yakarıyorum şimdi:

“Ey sonsuzluğun sahibi…”

Salih Tuna - Yeni Şafak
stuna@yenisafak.com.tr

Yazıcıoğlu Hayatını Kaybetti!
27 Mart 2009 16:04BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopter bulundu. Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği öğrenildi....

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu dahil 6 kişiyi taşıyan ve önceki gün Kahramanmaraş'ta düşen helikopterin enkazı, saat 15.00 sıralarında Keş Dağı eteklerinde bulundu. Helikopterdekilerin tamamının hayatını kaybettiği anlaşıldı. BBP liderinin ölümüne ilişkin açıklama korucular ve BBP'den geldi. Resmi açıklama ise henüz yapılmadı.
aktifhaber

Yazıcıoğlu Göz Göre Göre Ölmüş

08 Ekim 2010
Meclis Araştırma Komisyonu'na yapılan yapılan şok açıklamalara göre, enkazla ilgili haritalar valiliğe gönderilmediği gibi, olay günü Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Lapanta'nın da haritaları dikkate almayıp yanlış yerde arama talimatı verdiğ
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatına neden olan skandallar zinciri aydınlatmaya devam ediyor. Meclis Araştırma Komisyonu'na yapılan yapılan şok açıklamalara göre, enkazla ilgili haritalar valiliğe gönderilmediği gibi, olay günü Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Lapanta'nın da haritaları dikkate almayıp yanlış yerde arama talimatı verdiği iddia ediliyor.

Meclis’te kurulan helikopter kazasını araştırma komisyonu yeni skandal bilgilere ulşıldı. Kazanın ardından enkazla ilgili haritaların Kahramanmaraş Jandarma Alay Komutanlığı'na gönderilmesine rağmen bu haritaların Kahramanmaraş Valiliği’ne bildirilmediği ortaya çıktı. Enkazın yerinin noktasal olarak belirlenmesine rağmen Tüllüce’de arama yapılması talimatını ise Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Lapanta’nın verdiği iddia edilidi.

VALİLİK İSTEMEDİ Kİ VERELİM

Jandarma Genel Komutanlığı tarafından Turkcell ve Avea’dan alınan bilgilere göre enkazın yeri belirlendi ve enkazın yerini gösteren harita Kahramanmaraş’a gönderildi. Kahramanmaraş Jandarma Alay Komutanlığı’nda görevli Jandarma Kıdemli Çavuş Ümit Nogaylaroğlu, haritaları Alay Komutan Yardımcısı Yarbay Hamza Tiryaki’ye anlattığını söyledi.

Komisyon, Nogaylaroğlu'nun ardından bu kez Kahramanmaraş Jandarma Alay Komutan Yardımcısı Yarbay Hamza Tiryaki’yi dinledi. Komisyon, Tiryaki'ye enkazın yerini gösteren haritaların arama kurtarma çalışmalarını yürüten Kahramanmaraş Valiliği’ne verilip verilmediğini sordu. Tiryaki ise haritaların Kahramanmaraş Valiliği’ne verilmediğini doğruladı. Haritaların Kahramanmaraş Valiliği’ne neden verilmediği sorusuna Tiryaki, komisyon üyelerini hayrete düşüren bir cevap verdi. Tiryaki, “Valilik bizden istemedi ki verelim" dedi.

KOMUTANIMIZ NE DERSE ONU YAPTIK

Komisyonda, Jandarma Genel Komutanlığı’ndan gönderilen haritalara rağmen Tüllüce tepesinde 9 kez arama talimatının kimin verdiği araştırıldı. Komisyonda albaylığa terfi eden Hamza Tiryaki’ye haritalara rağmen neden Tüllüce tepesinde 9 kez neden arama yaptırıldığı soruldu. Tiryaki, olay günü Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Lapanta’nın arama kurtarma çalışmalarını organize ettiğini belirterek “Ben gelen bilgileri Adana Jandarma Bölge Komutanı ile Alay Komutanımıza sundum. Biz komutanımız tarafından verilen emirler doğrultusunda arama kurtarma çalışmalarını yürüttük. O nereye gidin derse biz oraya gittik" dedi.

LAPANTA DİNLENECEK

Komisyondaki bu ifadelerin ardından gözler Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Lapanta’ya çevrildi. Komisyonun Tuğgeneral Ali Lapanta’yı dinlemesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Ancak komisyonun süresi doldu. Komisyonun Lapanta’yı dinleyebilmek için bir formül aradığı belirtiliyor.

ASKER ENKAZIN YANINDAN MI GEÇTİ?

Jandarma Kıdemli Çavuş Ümit Nogaylaroğlu komisyonda ilginç bir anekdot anlattı. Arama kurtarma çalışmalarına katılan bir köylünün ifadelerini komisyona aktaran Nogaylaroğlu, “Ya arkadaş sen buralısın, hiç mi çıkmadınız buraya? sorusuna köylünün, 'Ben buradan geçtim. Asker de geçti ama öyle bir sis vardı ki. Elli yaşındayım ben böyle sis görmedim. Ayağınla basmadığın sürece göremezsin. Ben çok geçtim buradan, asker de geçti ama ayağınla basmadığın sürece göremezsin. Helikopter bulundu, ondan sonra sis dağıldı' dediğini" aktardı.
aktifhaber

RAPOR: KOKPİTTE ÖLÜM GAZI!
20 Ekim 2010
Takvim gazetesi, Büyük Birlik Partisi lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili Adli Tıp raporuna ulaştı: Helikopterde bulunanlar havada karbonmonoksit soludu. Pilot Kaya İstektepe bayılınca kontrolden çıkan helikopter dağa çakıldı...

Tarih, 25 Mart 2009... BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopter Kahramanmaraş'ta düştü. Kazada Yazıcıoğlu ile birlikte 6 kişi hayatını kaybetti. Olayın ardından kaza ve suikast iddiaları üzerinde duruldu. Konu hakkında bomba etkisi yaratan gerçeğe ise TAKVİM ulaştı. 1 yıl aradan sonra Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporu TAKVİM ele geçirdi: BBP lideri ve beraberindekiler, kazadan önce havada "korbonmonoksit gazından" zehirlendi...

YÜZDE 26 KORBONMONOKSİT
Tüyler ürperten skandal, Devlet Denetleme Kurulu'nun talebi üzerine Adli Tıp Kurumu'nun 1 yıl aradan sonra yeniden inceleme yapması sonucu patlak verdi. Adli Tıp, Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerden alınan "şahit numuneleri"ni mercek altına aldı. Adli Tıp Kimya İhtisas Dairesi'nin 7 Temmuz 2010 tarihli raporunda, BBP liderinin kanında yüzde 13, pilot Kaya İstaktepe'de yüzde 26, gazeteci İsmail Güneş'te ise yüzde 27 oranında karbonmonoksit gazı tespit edildiği belirtildi.

PİLOT KENDİNDEN GEÇTİ
"Zehirlenmeler dışındaki ölümlerde" kanda negatif çıkması gereken karbonmonoksit değerinin yüksek oranda çıkması, hekilopterin "sabatoj" sonucu düştüğü ihtimalini güçlendirdi. Çünkü pilotun kanındaki karbonmonoksit oranı, Yazıcıoğlu'dan 2 kat fazlaydı ve pilotun hemen arkasında oturan Güneş'in kanındaki karbonmonoksit oranı da pilotunki gibi yüksekti. Uzmanlara göre, karbonmonoksit soluyan pilot Kaya İstektepe, tıpkı soba zehirlenmelerinde olduğu gibi kendinden geçti. Kontrolden çıkan helikopter de dağa çakıldı.

GÜNEŞ DE BAYILMIŞTI
Uzmanlar, gazeteci İsmail Güneş'in, kazadan yaklaşık 20 dakika sonra yardım istemesini ve nerede olduğunu bilmemesini de zehirlenmeye bağladı. Uzmanlara göre, Güneş zehirlenmenin etkisiyle tıpkı pilot gibi baygınlık geçirmişti ve uyandığında kaza çoktan olmuştu.

SİYANÜR ÇIKMADI YANMA YOK
Adli Tıp raporunu değerlendiren kaza kırım uzmanları, helikopterde karbonmonoksit zehirlenmesinin, helikopterin yanarak düşmesi yada kazadan sonra yanması sonucunda oluşabileceğini açıkladı. "Ölümlerin yanmadan kaynaklanıp kaynaklanmadığı" da, Adli Tıp'ın siyanür testiyle belirlendi. Negatif çıkan siyanür sonuçları, ölümlerin "yanma sonucu olmadığını" ortaya koydu. Bu da, kazayla ilgili sabotaj ihtimalini güçlendiren başka bir unsur oldu. Müfettişler şimdi, olayın suikast olduğu ihtimalini güçlendiren karbonmonoksit gazının helikoptere nasıl yayıldığını çok yönlü bir şekilde araştırıyor.

ENKAZ 47 SAATTE BULUNMUŞTU
Helikopter kazasında BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, İHA muhabiri İsmail Güneş ve pilot Kaya İstek tepe dışında, BBP Sivas İl Başkanı Erhan Üstündağ, BBP Sivas İl Başkan Yardımcısı Yüksel Yancı ve BBP Belediye Meclis Üyesi adayı Murat Çetinkaya da hayatını kaybetmişti. Düşen helikopterin enkazına ise olaydan 47 saat sonra ulaşılmış ve kötü hava şartlarının da etkisiyle tam bir "kurtarma rezaleti" yaşanmıştı.

TAKVİM
Anahtar Kelimeler:
Muhsin Yazıcıoğlu helikopter kazası BBP Büyük Birlik Partisi suikast

Radarlar Karardı mı?
09.07.2011
BBP lideri Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili yeni bir iddia ortaya atıldı...

Büyük Birlik Partisi lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazası yeniden gündemde.
Büyük Birlik Partisi yöneticileri, helikopterin düştüğü esnada bölgede birden çok uçuşun olduğunu öne sürdü.

BBP’nin yeni Genel Başkanı Mustafa Destici şöyle konuştu:
"Helikopterin düşme nedeni bölgede bir takım uçuşların olması... Hava Kuvvetleri, bölgede o saatte uçuşlarımız yoktur dedi, biz tamam sizin uçuşlarınız yok da peki bunun dışında uçuşlarınız var mı, bu Türk hava sahası kimin kontrolünde dedik. Bunun cevabı net olarak verilmedi. Genelkurmay’ın bugün verdiği cevap, 3 tane uçağın uçtuğu."

Bir başka iddia ise helikopterin düştüğü sırada, radarların 4 dakika karardığı yönünde.

Destici, helikopterlerin Ankara Esenboğa’dan izlendiğini belirterek, "Genelkurmayla Hava Kuvvetleri arasında çeliski çıkmıstır. Bu çelişki nerden kaynaklanmıştır? İhmal mi vardır, kusur mu vardır? Bunu ortaya koyacak olan hukuktur." dedi.

Büyük Birlik Partililer, aradaki çelişkilerin araştırılmasını ve helikopterin düşmesiyle ilgili soru işaretlerinin açığa kavuşturulmasını istiyor. TRT





Radar Görüntüleri Ortaya Çıktı
23 Eylül 2011
Muhsin Yazıcıoğlu ile 5 kişinin hayatını kaybettiği kaza ile ilgili olmadığı söylenen radar görüntülerinin Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiği belirtildi.
Genelkurmay Başkanlığı’nın daha önce Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği resmi yazıyla, kaza bölgesine 28,5 kilometre mesafede üç savaş uçağı bulunduğu kesinleşmişti. Askeri radarlar ise kazanın olduğu 15.03 sularında 4 dakika arızalandığı, bölgedeki bütün radarlar kısa süreli karardığı için 15.03.02 ile 15.07.40 arasında görüntü alamadığı kaydedilmişti. Özel Yetkili Savcılar ile görüşen BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, daha önce Genelkurmay Başkanlığı tarafından olmadığı söylenen radar görüntülerinin savcılıkta olduğunu bildirdi.

BBP Genel Başkanı Destici, Muhsin Yazıcıoğlu’nun oğlu Furkan ve ağabeyi Yusuf Yazıcıoğlu, kazada hayatını kaybeden gazeteci İsmail Güneş’in eşi Yasemin Güneş, merhum il başkanı Erhan Üstündağ’ın eşi Meryem Üstündağ, İl Başkan Yardımcısı Yüksel Yancı’nın eşi ve oğlu Alper Yancı, bazı parti yöneticileri ile birlikte Malatya Cumhuriyet Başsavcısı Muzaffer Sayın, Özel Yetkili Başsavcı Vekili Özden Doğan ve soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Savcı Şeref Gürkan ile Malatya Adliye’sinde görüştü. Destici, 3 saati aşan görüşme sonrası adliye önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, helikopter kazasıyla ilgili 4-5 başlıkta toplanabilecek somut bilgiler ortaya çıktığını söyledi. Bunlardan ilkinin son dönemde gündemde olan coğrafi konum aletlerinin(GPS) çalınması olduğunu belirten Destici, şöyle devam etti: “Gerçekten önemli bir toplantı yaptık. Bilgi alışverişi yaptık. Bu sürecin nasıl hızlanabileceğini konuştuk. Savcılarımız gerçekten iyi çalışıyor, Özel yetkili savcılar. Bu yetkilerin sonuna kadar kullanılmasını istedik. Kaza ile ilgili somutlaşan özellikle 4-5 konu başlığı var. Öncelikle bu çalınan GPS aletleri konusu var. Bu cihazları kimin çaldığını biliyoruz. Ben de görüntüleri izledim. Savcılarda biliyor. İkinci konu bildirilen yerin aranmaması ile ilgili şüphe var. Bunun da failleri bellidir. Birde bilerek bir bilgi kirliliği oluşturulmuştu. Bunun da kimin yaydığı belli. Dördüncüsü otopsilerle ilgili birtakım sıkıntılar vardı. Bunlarıda aktardık. Beşincisi radar kayıtları ile ilgili. Ne hikmetse helikopterin İstanbul’dan Ankara Esenboğa Havaalanına geliyor, oradan Sivas’a gidiyor, Çağlayancerit’e, Kahramanmaraş’a gidiyor radar kayıtları var. Ancak ne hikmetse son uçuşta radar kayıtları yok. Orada biliyorsunuz hava hareketliliği olduğu biliniyor. Bundan önce radar kayıtları yok denmişti. Ancak ardından Genelkurmay ile Hava Kuvvetleri çelişkili açıklamalar yaptılar. Dolayısıyla somutlaşan iddialar var. Bunlarla ilgili daha hızlı, daha cesur, hukukun içerisinde araştırılmasını istedik. Biz biliyorsunuz başından beri, her türlü provokasyona rağmen hukukun içinde kalmaya çalıştık.”

"4 DAKİKALIK RADAR GÖRÜNTÜLERİ GELDİ"

Genelkurmay Başkanlığı tarafından helikopter kazasının gerçekleştiği dakikalara ilişkin radar görüntülerinin olduğu, söz konusu verilerin Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nda olduğunu vurgulayan Destici, "Önümüzdeki günlerde daha net gelişmeler olacak. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de bahsettiği görüntüleri biz de savcılıkta izledik. Görüntüler net. Biliniyor şuan bu cihazları kimin sökmeye çalıştığı, söktüğü. Bizde yukarıda görüntüleri izledik. Bu olay en önemli delillerden bir tanesidir. Şu anda çalan kişilerin kimliğini açıklamamız doğru olmaz. Ama savcılık bu konuda gerekli çalışmayı yapıyor. Bununla ilgili daha net gelişmeler olacak inşallah. Genelkurmay Başkanlığı ile sürekli yazışmalar yapılıyor. Hem bu GPS cihazlarıyla ilgili hem hava trafiği hem de radar görüntüleriyle ilgili yazışmalar yapıldı. Bilindiği gibi hava trafiği konusunda çelişkili bilgiler verilmişti. Bununla birlikte kaza anına ait radar görüntülerinin olmadığı bildirilmişti. Ancak şu anda o 4 dakikalık radar görüntüleri de geldi. Başka bir ilin askeri cihazlarından yok denen radar görüntüleri de geldi. Şu anda o görüntüler savcılıkta. Bilirkişi tarafından incelenecek." diye konuştu.
aktifhaber

"Kazayla ilgili ifade veren bir gizli tanık, Jandarma Komutanı Yardımcısı'nın "Siz o bölgede gerekirse eks olana kadar oralarda durun" dediğini iddia etti"
27 Eylül 2011

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açıklamalarının ardından bir kez daha gündeme gelen BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili yeni iddialar ortaya atıldı.

Soruşturmada ifadesine başvurulan bir gizli tanık Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünden askerleri sorumlu tuttu.

Vatan gazetesinde yer alan habere göre; Malatya Özel Yetkili Başsavcıvekilliği’nin BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun öldüğü helikopter kazası ile ilgili başlattığı soruşturma kapsamında Bora adlı gizli tanığın ifadesine başvurduğu, gizli tanığın, askerleri, Yazıcıoğlu’nun ölümünden sor


En son Ekim tarafından Çrş Nis 15, 2009 8:25 pm tarihinde değiştirildi, toplam 6 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal Mar 31, 2009 8:54 pm    Mesaj konusu: Siyasi vasiyeti Alıntıyla Cevap Gönder

31 Mart 2009
Muhsin Yazıcıoğlu'nun siyasi vasiyeti
Hakan Albayrak

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu tarafından, hükümetin (ve dolaylı olarak TSK'nın) cevaplaması isteğiyle, TBMM Başkanlığı'na sunulan soru önergesi:

"Gazze'ye bomba yağdıran İsrail'li pilotlar eğitimlerini Türkiye'de yapmakta mıdır?

Eğer eğitimlerini Türkiye'de yapıyorlar ise anlaşma gereği Türkiye semalarında eğitilen ve idman yapan İsrail savaş pilotları bizim kardeşlerimizden başka kimi bombalayabilir?

Gazze halkının 'en iyi şekilde bombalanmasına' hizmet etmek değilse nedir, İsrail'le savunma ittifakı?

İsrail'e verilen askeri ihaleler bu vahşetin finansmanını sağlamaktadır. "Ülkenin menfaatleri öyle gerektiriyor" diye Filistinli çocukların katledilmesine katkıda bulunmaya devam edilecek midir?

Türkiye İsrail arasındaki savunma ittifakının içeriği nedir?

'Savunma ittifakı' ifadesi ortak düşman varlığı ön kabulü ile zikredilebilir. O halde bu ortak düşman kimdir, kimlerdir? Filistin halkı mıdır? Suriye midir? İran mıdır? Yoksa bütün İslam alemi midir?

Akdeniz'deki mutat Türkiye-İsrail-ABD ortak askeri tatbikatlarına son vermeyi düşünüyor musunuz?"

***


Muhsin Yazıcıoğlu'nun, Kur'an kurslarına ancak ilköğretimi bitiren çocukların gidebilmesini öngören 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Kanunu'nda değişiklik yapılması için TBMM Başkanlığı'na sunduğu kanun teklifi:

"Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Kanunu'nun Ek 3'üncü maddesinin 1'inci fıkrasının 'İlk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri dışında Kur'an-ı Kerim ve mealini öğrenmek, hafızlık yapmak ve dini bilgiler almak isteyenler için, Diyanet İşleri Başkanlığınca Kur'an kursları açılır. Bu kurslardaki din eğitim ve öğretimi kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlıdır. Ayrıca küçük yaştaki çocuklar için tatillerde ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetim ve gözetiminde yaz Kur'an kursları açılır' şeklinde değiştirilmesi…"

***

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, aramızdan ayrılırken, geride bu soru önergesini ve bu kanun teklifini bıraktı.

Asalet dolu bir siyasi kariyere de böyle bir final yakışırdı zaten.

Yeni Şafak

KAZADAN DAKİKA DAKİKA!
25 Mart 2009 23:15

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopter düştü. İşte helikopter kazası ile ilgi DAKİKA DAKİKA gelişmeler...
İlgili Haberler
Arama Bölgesinde Fırtına Başladı Kaza Öncesi Böyle Konuştu! Helikopterin Düşüş Sebebi! Düşen Helikopterin Özellikleri Ulaştırma Bakanlığı'ndan Açıklama Yazıcıoğlu'nun Durumu Nasıl? Yazıcıoğlu'nun Helikopteri Düştü Bölgeye 6 Beyin Cerrahı Göderildi İşte Helikopterin Düştüğü Yer İşte Helikopterde Bulunanların İsimleri Topçu: Henüz Olay Yerine Ulaşılamadı Annesi Olayı TV'den Öğrendi

23:04 BAŞBAKAN ERDOĞAN'DAN AÇIKLAMA

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, BBP lideri Yazıcıoğlu'nun da içinde olduğu helikopterin düşmesi ile ilgili, işin netleşmesine yakın olduklarını söyledi

23:00 HAVADAN ARAMA ÇALIŞMALARI DURDURULDU

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun düşen helikopterinin aranması çalışmalarının hava muhalefeti nedeniyle durdurulduğu öğrenildi.


İçerisinde 6 kişi bulunan helikopterin bulunması amacıyla başlatılan arama çalışmalarının havadan devam işlemleri, hava muhalefeti nedeniyle durduruldu. Ancak kara ekiplerinin çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

22:54 TOPÇU: SİNYAL ALINDI BİLGİSİ GELDİ

BBP Genel Sekreteri Yalçın Topçu bir kez daha kameralar karşısına geçti. Topçu son bilgilere göre Göksun-Kırcaova mevkiinden sinyal alındığını söyledi. Topçu, 'Bilgiler önce Başbakanlığa sonra da bize geliyor. Sinyal alınan bölgeye havadan ulaşımın mümkün olmadığı ve karadan ulaşılmaya çalışıldığı bilgisini aldık. Helikopter bölgeye inemiyor. Casa tipi uçakla çalışmalar sürüyor. Tahminlerimize göre Başkanımıza ve partili arkadaşlarımıza ulaşılacaktır. Milletimizden dua bekliyor. Allah inşallah onları kanatları altına alır. İnşallah sağ-salim milletimize ve ailelerine ulaşacaklardır.

22: 40 DHA'NIN İDDİASINA GÖRE ENKAZ BULUNDU

DHA, bölgedeki polis telsizlerinden geçen 'enkaz bulundu' anonsunun geçtiğini iddia etti.

Kahramamaraş'ta saat 22.30'da polis telsizlerinden geçen bir anonsta helikopter enkazının Sisli Köyü yakınlarında bulunduğu belirtildi.

Ancak yetkililer henüz bir açıklama yapmadı.

aktifhaber

Alperen Ocakları'ndan zaafiyet suçlaması

İstanbul Alperen Ocakları, "7 saattir sayın genel başkanımıza ulaşılamaması çok ciddi bir zafiyettir." diyerek istenmeyen şeyler yaşanabileceği uyarısında bulundu.26 Mart 2009 01:14

İstanbul Alperen Ocakları'na mensup yaklaşık 10 kişilik grup, İstanbulValiliği önünde toplanarak açıklama yaptı. Grup adına konuşan konuşan Alperen Ocakları İstanbul Sekreteri Harun Şimşek, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun da içerisinde bulunduğu helikopterin gündüz saatlerinde kaza geçirdiğini hatırlattı. Şimşek BBP liderinden yaklaşık 7 saattir haber alınamadığını söyledi.

Şimşek konuşmasını şöyle sürdürdü: ''BBP Genel Sekreteri sayın Yalçın Topçu, devlet erkanına uygun bir şekilde açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamalar Alperen Ocakları tarafından çok fazla gündeme alınmamıştır. Çünkü 7 saattir sayın Genel Başkanımıza ulaşılamaması çok ciddi bir zafiyettir. Milliyetçi kadrolar Alperen Ocakları tarafından inandırılmalıdır ki, bu zafiyet neticesinde istenmeyen şeyler meydana gelirse bu zafiyeti gösterenler, zafiyetin altında kalırlar.''

aktifhaber

Alperen Ocakları üyeleri Başbakanlığa yürüdü
12:45 - Termal kameralı helikopterlere ve gelişmiş uydu teknolojisine rağmen enkaza hala ulaşılamamış olmasına tepki gösteren ve muhatap bulamadıklarını öne süren Ankara Alperen Ocakları Başkanı Mustafa Kayatuzu, ihmali tespit etmeleri halinde ihmali gösterenlerin sonucuna katlanacağını vurguladı. "Liderimizin sağ olduğuna inanıyoruz" diyen Kayatuzu, Başbakan Erdoğan'ı olayı bizzat yerinde takip etmeye çağırdı. Kayatuzu ve beraberindekiler, daha sonra Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile kısa bir görüşme yaptı. 26.03.2009 ANKARA netgazete

Muhsin Yazıcıoğlu için İstanbul Valiliği'ne yürüdüler
14:45 - Alperen Ocakları üyesi bir grup, Beyazıt Camii'nde Cuma namazı çıkışında BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu için topluca dua etti. Beyazıt Camii'nde namaz kılan Alperen Ocakları üyesi grup, daha sonra sloganlar atarak tramvay yolunu takiben Çemberlitaş'a, buradan da İstanbul Valiliği'ne geçti. Alperen Ocakları İstanbul Şube Başkanı Mustafa Kayatuzu, Muhsin Yazıcıoğlu'nun bulunması için yetkililerin gerekli şekilde çalışmadığını ileri sürdü. 27.03.2009 İSTANBUL netgazete

Yazıcıoğlu'nun Otopsi Sonucu
30 Mart 2009 13:24

Helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP lideri Yazıcıoğlu ve 4 kişiye otopsi yapıldı. İşte açıklanan otopsi sonuçları...

BBP lideri Yazıcıoğlu ile birlikte 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili otopsi sonucu açıklandı.

Kahramanmaraş'ta düşen helikopterde bulunan BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 4 kişinin otopsi sonucu ile Ulaştırma Bakanlığı ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün kazaya ilişkin ilk bulguları, helikopterdeki beş kişinin çarpma anında yaşamını yitirdiğini ortaya koydu.

Göksun ilçesi yakınlarında düşen helikopterde bulunan Yazıcıoğlu ve 4 kişiye yapılan otopsi sonucuna göre, enkazın bulunduğu yere 5 metre uzaklıkta bulunan Muhsin Yazıcıoğlu'nun kaburgaları ve bacaklarının kırıldığı, akciğerlerinde kanama olduğu ve karın zarının yırtıldığı öğrenildi.

Yazıcıoğlu ve 4 kişinin otopsisini Adana'dan giden 2 profesör, 1 doçent ve bir adli tıp uzmanı yaptı. Ölenlerin vücudunda çok sayıda kırık ve iç organlarında zedelenme olduğu, ölümlerin donmadan kaynaklanmadığı belirtildi.

Yazıcıoğlu'nun kayınbiraderi, TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil, "Oranın şartlarını ve enkazı gördükten sonra, Sikorsky helikopterlerin bile ulaşmakta güçlük çektiği noktada sabotaj ya da başka iddialarla ilgili hiçbir kuşkum kalmadı. Donarak ölmediklerine eminim. Cesetler farklı yerlere dağılmış" dedi.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün helikopter kazasına ilişkin ilk bulguları ise şöyle: Helikopter, 1000 ile bin 500 feette (alçaktan) uçuş yapıyor. Bölgede yoğun sis var. Sis nedeniyle görüş mesafesi sıfıra yakın. Helikopter, sis içinden geçerken bir anda dağa çarpıyor. Helikopterin kafası içeri göçüyor.

Çarpmanın etkisiyle kanatlar dağılıyor. Motor düşüyor. Helikopter parçaları, 35-40 metre etrafa yayılıyor. Çarpma anında yolculardan bir bölümü helikopterden dışarı fırlıyor. Yolcuların bir bölümü, çarpma ve fırlama anında yaşamını yitirdi. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ise net bir şey söylemek için raporları görmek gerektiğini belirterek "Bu anlamda ek donanım ya da ek teçhizat gerekiyorsa onun da adımları atılır" dedi.
aktifhaber

İHA Muhabirinin Cesedi Bulundu
30 Mart 2009 13:06

Kahramanmaraş'taki helikopter kazasını ilk duyuran İHA Muhabiri İsmail Güneş'in cesedi bulundu...
İlgili Haberler
Güneş'in Cenazesi Morga Kaldırıldı İHA Muhabiri Koltukla Kaymış

İhlas Haber Ajansı muhabiri İsmail Güneş'in cesedi bulundu.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun da içinde bulunduğu helikopterin düşmesi sonucu kayıp olan İHA muhabiri İsmail Güneş'in cesedi, bir kaya kovuğunda üzeri karla kaplı vaziyette bulundu. Edinilen bilgiye göre, enkazın 500-600 metre doğu tarafında Jandarma Özel Harekat Arama Kurtarma Timleri, İHA muhabiri İsmail Güneş'in cansız bedenini bir kaya kovuğunda üzeri karla örtülmüş bir şekilde buldu.
aktifhaber

Derya SERT
Reis 52'de kalırdı

Ankara’da Meşrutiyet’in sonundaki dik yokuştan aşağı inince şimdilerde Kolej’den gelip Tunalı’ya, Seyran’a giden Ahmetler’e çıkarsınız.

Şimdilerde dememin sebebi; eskiden Seyran’dan, Esat’tan Ulus’a giderken de o güzergâh kullanılırdı; trafik çift yönlüydü…

Yokuştan inip sağa dönünce, altında hamam olan ikinci apartmanın tam karşısında, caddenin öteki tarafında, Ahmetler’in soluna düşen binanın üzerinde şu yazıyla karşılaşırsınız:

Sivas Yüksek Öğrenim ve Öğrenci Yurdu.

Memleketten, okuldan, işten, kahvehaneden; alt yazılı film oynatan Arı, Akün, Batı’dan veya 3 film peş peşe, devamlı oynatan Kerem, As, Cep gibi sinemalardan dönerken yolu Kızılay’dan geçenler bu güzergâhı kullanırdı…

Bazıları da yokuşu inerken kendilerini daha bir güvende hissetmeye başlayıp bir türkü tuttururdu..

Marş haline gelen; Çır-pııı-nır-dııı Kaaa-raa -deniz…

Seyfettin Tomaki’nin; Müdür Beyin Yeşil Kürküüüüüüü…

Veya Kesik Çayır biçilir miii, sular soğuuuk içilir miiiii…

Ya da Gencebay’dan; Bir Teeeeselli Ver, Hor Görme Garibi, Yazıklar Olsun, Yarabbim Sen Büyüksün…

Bahsettiğim yıllar 70’lerin ikinci yarısı…

Asansörsüz yapının en üstteki 5’inci katına çıkışta, merdivenlerin bitiminde solda, Ahmetler’e, aynı zamanda Kocatepe Camii’ne bakan ilk odanın numarası 52 idi…

8 demir somyalı yataklardan sadece ikisinde beyaz nevresim takımı serili odanın kapısı sürekli açık dururdu, nadiren kapanırdı...

Muhsin Yazıcıoğlu işte orda kalırdı; bazen yalnız bazen bir, bazen birden fazla arkadaşıyla...

Siyasal, DMMA, Veterinerlik, Gazi’de yardımına koştuğu arkadaşlarının anlattıklarıyla efsane gibiydi; Reis, diye anılırdı…

Görmeyenlerin çoğu O’nu Çüneyt Arkın’ın canlandırdığı Melikşah, Malkaçoğlu, Battal Gazi’ye benzetirdi.

Öyle zannedip de görünce yadırgayanlar bile vardı...

O film kahramanlarının aksine çok sade giyinirdi; yatak altında serip ütülediği kumaş pantolon üzeri kısa kollu gömlek, kışın da gömlek üstüne kazak ve ceket.

Sağlıklı beyaz dişleri güleç yüzüne canlılık katardı…

Samimi, iyiliksever, yardımseverdi…

Ülkücü hareket hiyerarşisinde zurnanın son deliği olan pek çok ismin kendisini mareşal zannedip hava attığı, durumu iyi olan çok as sayıdaki gencin karşıdaki hamamda kese attırdığı günlerdi…

O, efsane gibi yayılan ününe rağmen yok, sessizlik isterim; yok, emir vereyim; yok, otoritemi hissettireyim, gibi ruhsal çarpıklıklar, basitliklerden çok uzaktaydı…

Ya soğuk suda yıkanır ya da 3 günde bir gelen sıcak suda yıkanmak için oluşturulan sıraya girmeyi yeğler, kendisine zorla sıra veren gençlere nasıl teşekkür edeceğini bilemezdi…

Bu nedenle olsa gerek 12 Eylül’ün kibirli komutanları O’na çok yüksek bedel ödettiler…

Lakin Mamak’ta birlikte kaldığı Mao’cular, onu yok etmek isteyenler, işkence yapmakla görevlendirilenler bile ona saygı duydu…

Çünkü O, çok az kişiye nasip olan şu özellikleri bir arada taşıyordu:

İnanç, samimiyet, tevazu, tevekkül ve VEFA…

Gençliği hücrede, 302 otobüslerde geçti; on binlerce kilometrelik yolculukların üstesinden geldi...

Buna karşın ecel, ilk kez bindiği helikopter ile birlikte Kahraman Maraş dağlarında geldi…

Maraş’tan bir haber geldi

Dediler ki Meyrik öldü oy oy

Keşke Meyrik ölmeseydi

Kesilseydi elim kolum oy oy

Bu türküyü dinlerken her zamankinden fazla dertlendiğimi gören dostlar çok görmezsiniz artık değil mi?

aktifhaber

Yazıcıoğlu ve ekibi, 1 saat içinde hayatını kaybetmiş
14:30 - Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcısı Fevzi Büyüktümtürk, helikopter kazasında BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 4 kişinin ölümüne ciddi travmatik yaralanmanın sebeb olduğunu bildirdi. Bilirkişi heyetince, kazada Yazıcıoğlu ve 4 kişinin ölümüne yol açacak ciddi travmatik yaralanmalar söz konusu olduğunun belirtildiğini ifade eden Büyüktümtürk, ölümlerin tamamının kazayı takip eden kısa süre içinde meydana geldiği, bu sürenin yarım saat ile 1 saati geçmeyecek bir zaman dilimi olduğu düşünce ve kanaatine varıldığını bildirdi. 30.03.2009 KAHRAMANMARAŞ - netgazete

Helikopter Pilotu Uyarmış Ama...
01 Nisan 2009 09:09

Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşına mezar olan Helikopterle ilgili skandallar yavaş yavaş ortaya çıkıyor. İşte pilotun iki gün önce şirkete yaptığı kritik uyarı...

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte 5 kişiyi taşıyan helikopterin Kahramanmaraş'ta düşmesinin yankıları sürüyor. 47 saat sonra bulunan helikopterin Acil Yer Bulma Verici Sistemi'nin (ELT) arızalı olduğu, buna rağmen uçtuğu belirtildi.

Pilot Kaya İstektepe'nin kazadan iki gün önce ELT cihazının arızalı olduğu yönünde firmaya bilgi verdiği iddia edildi. Helikopterin sahibi olan Esas Holding bünyesinde faaliyet gösteren Med Air yetkilileri ise bu iddiaları doğrulamadı. Kazayla ilgili şirketin yöneticileri başta olmak üzere çalışan birçok kişi Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından bilgisine başvurulmak üzere Ankara'ya çağrıldı. Yetkililerin ELT cihazının çalışmaması başta olmak üzere teknik birçok konuda eksiği olan firmayı sıkı bir denetimden geçireceği öğrenildi.

İHA muhabiri İsmail Güneş'in kazanın ardından ajansın genel merkezini ve 112 Acil'i arayarak yardım istediği helikopter kazasıyla ilgili yeni iddialar ortaya çıktı. Pilot İstektepe'nin kazadan iki gün önce uçuş öncesi rapor defterine 'ELT arızalı' şeklinde not düştüğü öne sürüldü. İsminin açıklanmasını istemeyen aynı tip helikopter kullanan bir pilot da, ELT cihazının manuel (elle) çalıştığına dikkat çekerek, pilotun, cihaz şarjının kısa sürede bitmemesi amacıyla ELT'yi çalıştırmamış olabileceğini söylemişti. Cihazdan sinyal gelmemesinin, 'pilotun çarpma esnasında hayatını kaybettiği' anlamına da gelebileceğini ifade eden helikopter pilotu, her uçuş öncesinde ELT'lerin mutlaka kontrol edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Kazayla ilgili konuşan Med Air şirketinin kaptan pilotlarından Kemal Süler, normlara uygun olarak cihazın helikopterde takılı olduğunu iddia etti. Kontrollerinin SHGM tarafından düzenli şekilde her ay yapıldığını öne süren Süler, kaza sebebine ilişkin ELT ile ilgili bir sorunun çıkması halinde, sorumluluğun cihazı satan firmaya ait olacağını söyledi. SHGM'ye bağlı olduklarını belirten Süler, helikopterin bulunabilmesi için ellerinde bir imkânın olmadığını, bu nedenle herhangi bir çalışma yapamadıklarını ifade etti. Süler, ayrıca Anadolu Ajansı tarafından aktarılan "Med Air: Helikopterde sinyal cihazı yok!" şeklindeki açıklamaların ise yanlış anlaşıldığını kaydetti.

aktifhaber

BBP'den Açıklama Geldi
02 Nisan 2009 22:45

BBP yönetimi, merhum Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ergenekon savcılarına bilgi ve belge verdiği yönündeki iddialarla ilgili açıklamada bulundu.

BBP yönetimi, BBP'nin merhum Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ergenekon savcılarına bilgi ve belge verdiği yönündeki iddiaların gerçek olmadığını bildirdi.

BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Şanverdi, bu tip iddiaları şiddetle reddettiklerini belirtti.

BBP'nin merhum Genel Başkanı Yazıcıoğlu'nun ölümünden önce Ergenekon davasıyla ilgili bilgi verdiği iddiaları üzerine BBP Genel Başkan Yardımcısı Şanverdi tarafından yazılı açıklama yapıldı.
Yazıcıoğlu hakkındaki Ergenekon iddialarında haber kaynağı belirtilmediğine işaret eden Şanverdi, "Haberin doğruluğu da teyit edilmemiş. Sadece bir iddiadan hareket edilmiştir. Büyük Birlik Partisi olarak, genel başkanımızı bu tip olaylar içinde gösterme çabalarını şiddetle reddediyor ve kınıyoruz." dedi.

İddiaların araştırılması konusunda suç duyurusunda bulunduklarını belirten Şanverdi, Ergenekon savcılarının da Yazıcıoğlu hakkındaki iddialarla ilgili açıklama yapmasını beklediklerini aktardı.

Kanal D bu akşam ana haber bülteninde Muhsin Yazıcıoğlu'nun Ergenekon davasında gizli tanık olduğunu iddia etmişti.
aktifhaber

İMDADA YILDIRIM GİBİ YETİŞTİ
02 Nisan 2009 14:45

Yazıcıoğlu'na mezar olan Helikopterin sahibi firmayı savunan AKP'li Bakan kim?

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Helikopter Kazası'nın yaşandığı günün akşamında ilginç bir açıklama yapmış ve adeta Helikopterin sahibi olduğu firmayı aklamıştı.

Bakan Yıldırım bir soru üzerine helikopterin teknik bilgileri, belgeleri ve gerekli kontrollerinin yapıldığını ve bu konuda herhangi bir sıkıntı olmadığını ifade etmişti.

Ancak ortaya çıkan yeni bilgiler Bakan Yıldırım'ı doğrulamıyor. ELT cihazının çalışmadığı, bunun da tamamen sözkonusu Med Air firmasının suçu olduğu ortaya çıktı.

Ancak Bakan Binali Yıldırım, sözkonusu firmaya kaza akşamı olduğu gibi bugün de kanat germiş durumda.

Bilindiği gibi sözkonusu firma Aydın Doğan'ın Damadı Ali Sabancı'ya ait. Bu nedenle neredeyse firma hakkında medyada neredeyse hiç sorgulayıcı haber çıkmıyor.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'la Doğan Grubu arasındaki samimiyet de herkesin bildiği bir konu. Yıldırım hakkında THY'nin uçak kazasında bile tek olumsuz haber Doğan Grubu'nda yeralmamıştı.

Yıldırım'ın Doğan Grubu'na kesilen vergi cezasında Hükümetle arayı bulma rolüne soyunduğu da konuşuluyor.

Yıldırım'ın medyayla samimiyeti bu kadarlar sınırlı da değil. Binali Yıldırım, Karamehmet Grubu'nun da gözdesi. Turkcell'in ve Akşam, Show TV gibi kuruluşların sahibi Karamehmet, özellikle Turkcell'le ilgili pekçok konuda Binali Yıldırım'ın özel ilgisine mazhar olmuştu.

Fatih Altaylı, bugünkü köşe yazısında helikopterin sahibi Bell firmasına yüklendi. Altaylı, "Bu kazanın bu kadar acı veren ölümlerle sonuçlanmasındaki en büyük sorumluluk Bell helikopter firmasınındır" dedi.

Bell'den açıklama beklediğini belirten ve 'Bell firması bu cihazın (ELT) niye çalışmadığını bulmak zorunda' diyen Altaylı, "Yoksa dillendirilmeye başlanan 'suikast' iddiaları daha da güçlenir" ifadesini kullandı.


Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı'nın bugünkü köşe yazısı

Bell'den bir açıklama bekliyoruz

Muhsin Yazıcıoğlu'nun ve arkadaşlarının ölümüne neden olan kaza sonrası her şey yazıldı, her şey çizildi ve herkes suçlandı ama asıl suçlu hiç suçlanmadı.
Bu kazanın bu kadar acı veren ölümlerle sonuçlanmasındaki en büyük sorumluluk "Bell" helikopter firmasının.
Şaka yapmıyorum. Kaza yapan helikopterde bir alet var. Adı ELT.
Bu ELT denen alet hayatında bir kez işe yarayacak.
Helikopter kaza yapınca, uyduya helikopterin nerede olduğuna dair bir sinyal gönderecek.
Bu sinyali alan kurtarma ekipleri helikopterin yerini belirleyecek ve kazazedeler kurtarılacak.
Hayatı boyunca en fazla bir kez çalışma şansına sahip olan bu ELT adlı cihaz, o gün geldiğinde çalışmadı.
Bakıyorum da, hiç kimse bunu sorgulamıyor.
Helikopterin düştüğü gün, helikopterin ait olduğu firmanın sahibi Ali Sabancı kardeşim aradı.
"Uçakta ELT yok diyorlar. Olmaz olur mu var. Ama bu airbag gibi yeterince sert bir çarpma olmazsa çalışmaz. Herhalde helikopter yumuşak bir iniş yaptı ki, alet çalışmadı" dedi.
Enkaz bulununca anladık ki, pek de yumuşak bir iniş olmamış. Helikopter paramparça.
Peki o zaman bu ELT denen meret niye çalışmadı?
Tek bir sinyal yollasa yeri tesbit edilecek ve kazadan yaralı kurtulan varsa, ki en az bir kişinin yaralı kurtulduğunu biliyoruz, kurtarılacak.
Bell firması bu cihazın niye çalışmadığını bulmak zorunda.
Yoksa dillendirilmeye başlanan "suikast" iddiaları daha da güçlenir.
aktifhaber

Birand, BBP avukatını neden susturdu?

BBP Avukatı Kemal Yavuz Kanal D Haber Bülteni'ne telefonla katıldı. Birand'ın sorularını cevaplayan Yavuz'un konuşması biranda kesildi.03 Nisan 2009 01:15


Aslan Değirmenci'nin haberi

Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası ile ilgili BBP Avukatı Kemal Yavuz'un K.Maraş Savcılığı'na verdiği dilekçenin kabul edildiği öğrenildi.

KÖYLÜLER HELİKOPTERİN ZİKZAK YAPTIĞINI GÖRMÜŞ

Avukat Yavuz ise şok açıklamalarda bulundu. Savcılığa başvuruda bulunduğu konular hakkında bilgiler veren Yavuz, “Otopsi aşamasında aldığımız bilgiler doğrultusunda köylülerden aldığımız net bilgiler var. Görgü tanıkları helikopterin alçaktan uçtuğunu ve zikzaklar yaptığını söyledi. Koscağız köylüleri ise ‘helikopterin ağaçları yalayarak uçtuğunu' belirttiler. Bu beyanları birçok görgü tanığı doğrulayınca bizde haklı olarak savcılık aracılığı ile otopsi yapan kurumdan, pilotun kan, idrar ve midesindeki bulgulardan numune alınmasını ve bunlar üzerinden inceleme yapılmasını istedik” dedi.

PİLOT ZEHİRLENDİ Mİ?

Bu talebinin gerekçesini ise Yavuz, şu sözleri ile açıkladı: “Helikopter pilotunun zehirlenme olma ihtimali üzerinde duruyoruz. Kalp krizi, beyin kanaması ve görme engeli oluşturan hapların içildikten sonra sonuç verdiğini biliyoruz. Birçok kimyacı arkadaşımızda bizimle aynı kanıda… Sonra pilotun yakıt ikmali yapmak için başka bir bölgeye gittiği bilgisi de net… Bu talebimiz savcılık tarafından kabul edildi ve otopsi istediğimiz yönde yapıldı. Ancak otopsi sonuçları halen dosyaya ulaşmadı.”

AÇIKLANAN TUTANAK RAPOR DEĞİL!

Medyada yer alan otopsi sonuçlarının ise sadece tutanaktan ibaret olduğunu vurgulayan Yavuz, “Bir yanlışlık yapılıyor. ‘Otopsi sonuçları açıklandı' şeklinde haberler yapılıyor. Bunlar sadece tutanaktır ve ölüm sebebi ve saatini bildirmekle yetinilmektedir. Oysa bizim istediğimiz, tutanak değil rapor altına alınan sonuçlar henüz açıklanmamıştır. Yapılan kapsamlı araştırma sonucunda pilotun kanında zehir ya da uyuşturucu olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Bu kimyasal bir analizdir ve beklenmesi önemlidir. Bu sonuçlar açıklandığında ve dosyaya girdiğinde durum farklılaşabilir” dedi.

ELEKTROMANYETİK DALGALAR CİHAZLARI İŞLEVSİZ HALE Mİ GETİRDİ?

Teknolojik olarak yaptıkları araştırmacalar sonucunda helikopterin elektronik cihazlarının uzaktan elektromanyetik dalgalar ile bozulabileceğini de tespit ettiklerini belirten Yavuz, “Biz bu konuyu özellikle önemsiyoruz. Yerden veya havadan güçlü elektromanyetik dalgalar yayıldığında helikopterin bütün cihazları işlevsiz hale geliyor. Çarpmanın şiddetine bakılırsa, kaygılarımızda haklı olduğumuz görülecektir. Çünkü; inceleme ekiplerinin tespitlerine göre önde oturanların cama çarpma neticesinde beyin kanaması geçirdiler. Yine ani bir çarpma olduğunun göstergesi olan bir başka olay ise emniyet kemerlerinin yolcuların iç organlarını tahrip etmesidir. Pilot ya ansızın helikopterin kumandasını ya da şuurunu kaybetti. Kaza süsü verilmesinden endişeleniyoruz. Sonuna kadar olayın takipçisi olacağız” diye konuştu.

BİRAND NEDEN YAYINI KESTİ?

Kanal D Ana Haber Bülteni'ne telefon ile katıldığını ve Mehmet Ali Birand'ın sorularını cevapladığını belirten Yavuz, şok bir açıklamada bulundu. Söz konusu savcılığa başvuruları hakkında bilgi verdiğini ancak konu helikopter işletme ve üretme firmasına geldiğinde sözünün kesildiğini vurgulayan Yavuz, “Bu rahatsızlık neden? Bana ‘neden yabancı uzmanlar istiyorsunuz?' Şeklinde soru yöneltti. ‘Sahada sivil havacılık kırım heyeti detaylı inceleme yaptı ancak biz çok daha kapsamlı araştırma yapılsın istiyoruz. Kiralama firmasının ve üreticilerin varsa bir kusuru ortaya çıkmasını arzuluyoruz.' Ben bunları söylediğimde Birand'dan ilk hamle geldi ve sözlerimi kesmek istedi. Bu kayıtlarda mevcut herkes izleyebilir. Ben ısrarla ‘söz konusu firmaya bağlantılı kişilerin araştırmasından öte bir uluslar arası uzman ekibin araştırma yapmasını istediğimizi' aktardığımda ise araya giren Birand sözlerimi keserek konuyu kapattı ve nazik bir şekilde ‘iyi akşamlar' dedi.

Oysa biz firmanın varsa kusurları ortaya çıksın istiyoruz. Bağımsız bir kurul tarafından araştırmanın yürütülmesini dillendiriyoruz. Bu taleplerimizi yetkili mercilere de sunuyoruz. Halen uçuş için zorunlu olan ELT cihazının helikopterde olup olmadığını netleştirmiş değiliz. Antenin kırıldığından söz ediliyor. Bakanlık tarafından bölgede oluşturulan kriz masasında GPRS modülünün arızalığı olduğu da konuşuluyordu. Bakın bu çok önemli… Eğer böyle bir arıza söz konusu ise firmanın ihmali ortaya çıkmış olur. Biz bunu Kanal D'de neden anlatamadık?” diye sordu. Büyük Birlik Partisi lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki beş kişinin hayatını kaybetmesine neden olan Medair şirketinin sahibi Ali Sabancı. Sabancı aynı zamanda Aydın Doğan'ın damadı. Doğan ise Kanal D'nin patronu…

Habervaktim.com

O BİLGİ ASKERDEN GELMİŞ03 Nisan 2009 14:51

Köylüleri Yazıcıoğlu'nu bulmaktan geri çeviren açıklamanın sırrı çözüldü.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun içinde bulunduğu helikopter düştüğünde Kayseri Valisi Mevlüt Bilici, ''Bana gelen bilgilere göre, kurtarma ekipleri olay yerine ulaştı. Muhsin Yazıcıoğlu yaralı, şuuru açık. Arkadaşlar kendisini hastaneye ulaştıracaklar. Henüz hastaneye kaldırılmadı''demişti.

Bunun üzerine arama çalışmaları durmuştu. Aradan birkaç saat geçtikten sonra helikopterin bulunamadığı ortaya çıkınca, Vali'nin neden böyle bir açıklama yaptığı kuşku uyandırmıştı.

O BİLGİYİ ASKERİ KAYNAK VERDİ

NTV'ye konuşan BBP MKYK üyesi Selçuk Özdağ, Vali'nin kendisine "Yazıcıoğlu'nun durumu iyi' bilgisini bana askeri bir kaynak verdi. O yüzden bu açıklamayı yaptım" dediğini aktardı.

Büyük Birlik Partisi lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarını taşıyan helikopterin neden düştüğüne dair tartışmalar devam ederken, Anadolu Ajansı helikopter düştükten sonra Kayseri Valisi'ne dayandırarak ‘Yazıcıoğlu'nun durumu iyi, hastaneye kaldırılıyor” haberini yayınlamıştı.

GERİ ÇEVRİLEN KÖYLÜLER ERTESİ GÜN O BÖLGEYE SOKULMADI

Bu haber üzerine arama çalışmaları durdu. Hatta helikopterin bulunduğu yerdeki köylüler, "helikopterin gittiği yönü görmüştük ve tahminen bulunduğu yere doğru yürüyorduk ancak "bulundu" haberi gelince geri döndük" açıklamasını yapmışlardı.

Köylülerin geri dönmesi üzerine Yazıcıoğlu'nun ekibi ve sağ olduğu kesin olarak bilinen İHA Muhabiri dondurucu soğukta gece dışarıda kalmışlardı.

Ertesi gün ise arama kurtarma çalışmalarına Jandarma ve Sivil Savunma ekipleri el koymuş ve köylülerin bölgeye gitmesine izin verilmemişti.

Buna rağmen bulunmayınca köylüler ertesi gün bölgeye gitmiş ve helikopteri elleriyle koymuş gibi bulmuşlardı.

Herkes Vali'nin neden böyle bir açıklama yaptığını tartışırken ve Vali'ye yüklenmeye başlarken Anadolu Ajansı, 8 gün önce yayınladığı bu haberi aniden ‘kaynağında doğrulatılamadığı için iptal ettiğini” açıkladı.,

Büyük Birlik Partisi MKYK üyesi Selçuk Özdağ ise, Kayseri Valisi'nin ‘Yazıcıoğlu'nun durumu iyi' sözlerini NTV'de Canlı Gaste'ye anlattı.

"VALİ BİLGİYİ ASKERİ KAYNAKTAN ALDIM" DEDİ

Özdağ, “Kayseri Valisi ile helikopter kazası için görüşen bizzat bendim. Telefonla görüştüm. Sayın Valim ulaşıldığını söyledi. Şu an şurunun yerinde olduğunu bilincinin yerinde olduğunu Biraz sonra Kayseri’ye getirileceğini ifade etti. Ancak helikopterin bulunamadığı ortaya çıkınca, tekrar Kayseri Valisi'ne ulaştım ve bu sözleri hangi kaynaktan aldığını sordum. Kendisi de bana ‘Bu bilgiyi bana askeri kaynaktan biri söyledi' dedi.

VALİ AJANS MUHABİRİNE BASKI YAPTI İDDİASI

Ortaya çıkan bu skandaldan sonra yeni bir skandal daha patladı. Vali'nin Anadolu Ajansı'na yaptığı bu açıklama sonrası aramalar durduğu gibi, erken baskıya giren gazeteler "Yazıcıoğlu bulundu" şeklinde ertesi gün haberlere yer vermişlerdi. Anadolu Ajansı 8 gün sonra bu haberini geri çekerken Vali Bilici'nin A.A'nın sözkonusu muhabirine baskı yaptığı konuşuluyor. Böylece açıklamanın suçu A.A. Muhabirine yıkılmış oluyor ve yetkililer kurtuluyor.

Ancak BBP'li Selçuk Özdağ'ın açıklamasıyla bu plan da çöktü.
aktifhaber

"Yazıcıoğlu Kafana Sıkarlar"
03 Nisan 2009 15:15

2 kilometre öteden alnının ortasından vururlar tehditine Yazıcıoğlu, "Söyle ona Yazıcıoğlu iki kilometreyi beklemez, adamın yanına gelir ve kafasına sıkar"

Yazıcıoğlu, 28 Şubat sürecinde Meclis'teki odasında ölümle tehdit edilmiş

Post modern darbe olarak nitelendirilen 28 Şubat sürecinde "Millete karşı çevrilen namluya selam durmam" diyen Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun o dönem ölüm tehdidi aldığı ortaya çıktı. Meclis odasında kendisini ölümle tehdit eden milletvekiline Yazıcıoğlu, "Seni kim gönderdiyse söyle ona, Muhsin Yazıcıoğlu iki kilometreyi beklemez. Adamın yanına gelir ve kafasına sıkar." demiş.

BBP Genel Başkanı Yazıcıoğlu, 28 Şubat'ta aldığı ölüm tehdidini Saadet Partisi (SP) Genel Başkanlığı'na seçilen Numan Kurtulmuş'a 'hayırlı olsun' ziyaretinde anlatmış. Bu ziyarette Yazıcıoğlu'na eşlik eden BBP MKYK Üyesi İlker Kayalıoğlu, Yazıcıoğlu'nun nasıl tehdit edildiğini Cihan Haber Ajansı'na açıkladı.

Meclis odasında iken birilerinin sürekli randevu almak istediğini dile getiren Kayalıoğlu, olayı şöyle anlattı: "Meclis'ten bir milletvekili randevu alıyor. Genel Başkanımız karşılıyor. O esnada genel başkanımıza sokularak diyor ki 'Efendim sizin duruşunuz çok beğeniliyor. Çok güzel bir duruşunuz var. Çok takdir ediliyorsunuz fakat bir noktada sizden rahatsızlık duyuluyor. Erbakan hükümetine çok yakın duruyorsunuz. Onun lehinde açıklamalarda bulunuyorsunuz.' Genel Başkanımız da diyor ki; biz kim yaparsa yapsın doğru olanın yanında, yanlış yapanın karşısında oluruz. Bu kişi, genel başkanımızın ifadesiyle bir kurumdan emekli olmuş ama o sırada milletvekili. Akabinde tekrar geliyor ve "Yarınki güven oylamasında evet derseniz eğer sizin için sıkıntı olacak." diyor. Genel başkanımız da diyor ki ne sıkıntı olacak? Biz düşündük, değerlendirdik, en doğru karar bu. Dolayısıyla biz tavrımızı orada ortaya koyacağız. Bu şahıs genel başkanımıza sokularak diyor ki, 'Efendim, birilerinin elinde öyle bir silah var ki kişinin yanına da yaklaşmasına gerek yok. 2 kilometre öteden alnının ortasından vuruyor.' Genel Başkanımız masadan kalkıyor ve yakasına yapışıyor diyor ki; seni kim gönderdiyse söyle ona Muhsin Yazıcıoğlu iki kilometreyi beklemez, adamın yanına gelir ve kafasına sıkar."

'YAZICIOĞLU'NUN KAZASI'NIN BİTLİS'İN KAZASINDAN FARKI YOK'

Birilerinin Muhsin Yazıcıoğlu gibi bir liderin olmasını istemediğine dikkat çeken Kayalıoğlu, daha önceki trafik kazalarının kanaatince bir uyarı olduğunu savundu. Bu uyarıları genel başkanlarının hiç dikkate almadığını anlatan Kayalıoğlu, "Ben başkanımıza haddim olmadan birkaç kez, 'efendim biraz daha dikkat edelim. Koruma sayısını artıralım.' dedim. Kaza kadere iman etmiş bir liderdi. Bu şeylere itibar etmiyordu, kimseyle de paylaşmıyordu. O böyle birşeyin başına geleceğini hakikaten biliyordu. Fakat inanmışlık böyle birşey. Bize de asla yanlış yapmayın, dümdüz gidin, sağa-sola sapmayın derdi. Ne açıklarsa ülkenin menfaatine açıklardı. Çok şey biliyordu. Ama genel başkanımız yarınlarla ilgili çok umutluydu. Hep yeşil ışık yakıyordu. Yarınlarda bir gül devrimi olacağına inanıyordu. Umudunu hiç yitirmemişti." diye konuştu.

Kayalıoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasının Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Vali Yazıcıoğlu hadisesinden farklı olmadığını da vurguladı.
aktifhaber

ASKER "FİİLEN" ÖZÜR DİLEDİ
03 Nisan 2009 09:48

Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenazesinde tarihe geçecek "fiili özür"

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenazesinde en dikkat çekici isim Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'du...

Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül darbecileri tarafından 7.5 yıl hakkında iddianame bile hazırlanmadan hapse atılmış, sonra da suçlanmadan serbest bırakılmıştı.

Darbe ve darbecilerle savaşa ömrünü adayan Yazıcıoğlu'nun "Tankların önünde boyun eğmem" lafı dillere pelesenk olmuş ve Yazıcıoğlu, 28 Şubat'ta kendisine önerilen üst düzey makamlara rağmen, adeta tankların önünde durmuştu.

Yazıcıoğlu 27 Nisan E-Muhtırasına karşı durmuş ve Köşk seçimlerinde Meclis'e girmekte bir an bile tereddüt yaşamamıştı.

İşte böyle bir siyasi profil çizen ve ömrünün 7.5 yılı darbeciler tarafından çalınan Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenazesine TSK'nın en üst düzeyde katılımı bu açıdan önemliydi.

Hayata erken veda eden Yazıcıoğlu'nun altın yılları için "resmi" özür gelmese de "fiili" özür cenaze töreninde yaşandı. Böylece; Org. İlker Başbuğ, 12 Eylül mağdurluğuyla simge olmuş ve darbe karşıtlığını ana profili haline getirmiş bir insanın cenazesine katılarak, fiili bir durum oluşturdu.

Konuylla ilgili Bugün Gazetesi Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt'un yazısı şöyle:

Normalleşme sürecine önemli bir katkı da, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun cenaze töreninde yaşandı.

Her kesimden yüz binlerin katıldığı son yolculuğa uğurlama, adeta Türkiye'yi birleştirdi.

Sadece halk değil, siyaset ve devlet bürokrasisinin de bütün yelpazesini temsil eden isimler vardı cenazede.

En çok dikkatimi çeken isim ise Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ oldu.

Yazıcıoğlu, 1980 darbesi sırasında tutuklanmış, 7 yıl isnat edilen suçlar nedeniyle "suçsuz" yere yatmış ve sonunda tahliye edilmişti.

Mamak Askeri Cezaevi'nde iken yapılan işkencelerin izlerini halen ayaklarında taşıdığını bizzat kendisi anlatmıştı.

Başbuğ'un cenazeye katılımını bu sebeple fazlaca önemsedim.

Bir yönüyle özür anlamı taşıyordu.

Bir yönüyle darbelerle arasına mesafe koyuyordu.

Bir yönüyle de toplumsal barış adına güzel bir adım atıyordu.

Yazıcıoğlu veda ederken 'büyük birliği" sağlıyordu.

aktifhaber

03 NİSAN 2009, CUMA
Başkan parçalandı eks oldu

Muhsin Yazıcoğlu'nun bulunduğu helikopterin düşmesi ile kazadan tek sağ kurtulan ancak yardım gitmediği için donmaktan kurtulamayan İsmail Güneş'in telefonla görüştüğü son kişinin BBP MKYK üyesi avukat Kemal Yavuz olduğu anlaşıldı.

Kemal Yavuz'un kazayı duyduktan sonra İHA muhabirine ulaştığı ve Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölüm haberini aldığı öğrenildi.

Hürriyet Gazetesinde yer alan habere göre İHA muhabiri ile Kemal Yavuz arasında şu görüşme geçti.

Kemal Yavuz (KY): Başkan’a ne oldu
İsmail Güneş (İG): Öldü, Başkan parçalandı, eks oldu
KY: Başkan ne yapıyor
İG: (Sesi yükseliyor heyecanlanıyor) Parçalandı, öldü eks oldu dedim ya. Aha şurda yatıyor.
KY: Nerdesiniz?
İG: Yerimizi tarif edemem bir yer görünmüyor
KY: Etrafına iyi bak bakalım, sizi bulmamız için
İG: Biz dağın zirvesine çok yakınız. Bulunduğumuz yer çok meyilli
KY: Kar var mı?
İG: Kar yok sis ve tipi var.
KY: Taşlık, ormanlık mı nasıl bir yer
İG: Tipi var hiç bir yer göremiyorum
KY: Senden başka yaşayan var mı?
İG: Bir tanesi yaşıyor o da can çekişiyor.
İG: O ölmek üzere ben de öleceğim. Çünkü kanamam var. Kan kaybından ben de öleceğim. Yetişin muhakkak kurtarın
KY: Bu numaraya dikkat et. Seni tekrar arayacağım. Telefona mutlaka bak, sizi bulmamız için.

GÜNEŞ’İN KAMERA KAYITLARI Kemal Yavuz, sağ kurtulmak için insan üstü mücadele eden İsmail Güneş’in fotoğraf makinası, kamerası ve laptopundaki görüntü kayıtlarını incelediklerini, içeri hakkında bilgi veremeyeceğini, bu konudaki açıklamayı gerek görüldüğü takdirde soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yapacağını kaydetti.

BBP Merkez Karar Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi ve parti avukatı Kemal Yavuz, helikopter kazasında Yazıcıoğlu’nun cep telefonundan 112 Acil Servis’in arandığını ancak görüşme yapılamadığı, hattın kesilmiş olabileceğini söyledi. Cesedine en son ulaşılan gazeteci İsmail Güneş’in fotoğraf makinası, kamerası ve laptopu da savcılık incelemesi tamamlanarak bağlı bulunduğu İhlas Haber Ajansı’na teslim edildi, ancak içeriği açıklanmayan fotoğrafların depolandığı flash karta savcılık el koydu.

Öte yandan İsmail Güneş’in çalıştığı İHA’nın Kahramanmaraş temsilcisi ise Güneş’e ait fotoğraf makinası, kamera ve laptopunu teslim alıp, İHA Genel Müdürlüğü’ne gönderdiğini söyledi.
Akşam

Yazıcıoğlu'nun Yerini Bildirdik

04 Nisan 2009 10:37
Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu: "Helikopterin bulunduğu yer, kaza meydana geldikten sonra saat 16.25'te kurumumuzca ilgili mercilere bildirilmiştir"

Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu'nun yayınladığı belgede "Helikopterin bulunduğu yer, kaza meydana geldikten sonra 25.03.2009 tarihinde saat 16.25'te kurumumuzca yapılan yer tespiti sonucunda ilgili mercilere bildirilen yer bilgisi ile birebir örtüşmektedir..."

Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarını taşıyan helikopterin tam yerinin, düştükten bir saat sonra tespit edilip bildirildiği ortaya çıktı. BBP, olay üzerindeki kuşkular nedeniyle kazayla ilgili bağımsız inceleme başlatıyor..

Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesinde BBP lideri Yazıcıoğlu ve 5 kişinin yaşamını yitirdiği helikopter kazasına ilişkin gelişmeler sürüyor. Son olarak ortaya çıkan bir belge, kazadan bir saat sonra enkazın yerinin tam olarak belirlendiğini ortaya koydu. Kazanın ardından "Suikast mi, kaza mı? sorusu sorulurken, tartışılan en önemli konulardan biri enkazın yanlış yerde arandığı ve kaza yerine çok geç ulaşılması oldu. Ancak ortaya çıkan bir belge, enkazın koordinatlarının, saat 16:25'te yani kazadan bir saat sonra tam olarak tespit edilerek Başbakanlık Kriz Yönetimi Merkezi, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün ilgili birimlerine iletildiği ortaya koydu.



'Tam yeri bildirdik'
Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu'nun yayınladığı belgede "Helikopterin bulunduğu yer, kaza meydana geldikten sonra 25.03.2009 tarihinde saat 16.25'te kurumumuzca yapılan yer tespiti sonucunda ilgili mercilere bildirilen yer bilgisi ile birebir örtüşmektedir..." deniliyor. Tam 48 saat boyunca farklı bölgelerde aranan ve bir türlü bulunamayan enkazın yer tespitine ilişkin soru işaretleri de kalkmış oldu.

BBP,ABD'den uzman getirtiyor
Olayla ilgili tartışmalar sürerken BBP yönetimi olayı araştırmak üzere komisyon kuruyor. Yazıcıoğlu ailesinin de suikast kuşkusu taşıdığı belirtilen kaza ile ilgili olarak Genelkurmay, MİT, Emniyet ve Ulaştırma Bakanlığı ile de temasa geçileceği belirtildi. "Suikast delili de yok, olmadığı delili de" diyen BBP Genel Başkan Yardımcısı Remzi Çayır, olayın çok yönlü biçimde araştırılacağını belirtti. Çayır'ın verdiği bilgiye göre; BBP'nin davet ettiği ABD ve Almanya'dan uzmanlar pazartesi Türkiye'ye gelecek ve jandarma ve emniyetten bağımsız çalışacak. Parti içindeki komisyon kazanın, "zaman, yer ve oluş şekli" ile ilgili kuşkuların tamamı değerlendirilecek.

Kaynak: ATV/Sabah

BULUN O HAİNLERİUğur
MUHSİN BAŞKAN'ın bu duruma düşmesine sebep olan ve bizleri yasa boğan o adi kişileri bulun. Türkiye üzerinde oyunlar oynamak için değerli vatansever insanları katleden kişileri tek tek değil topunu atın hapse.
04 Nisan 2009 Cumartesi 11:02
türkünosm
sayın çayır abd ve almanyadan neden bilirkişi getiriyorsunuz bu bir zaman zaman kaybıdır zaten onların size doğru bilgi vereceğini nerden biliyorsunuz onları beklerken olay burda soğur taş yerinde agırdır aman dikkat
04 Nisan 2009 Cumartesi 11:06
suikast ama ispatlanamazali ce
tipki ugur mumcu,madimak olayi,33 erin ölümü,esref bitlis olayi ve baska suikastlar gibi.kim nasil ispat edecek.bu ülkenin egemen gücleri adalet den büyük.bu egemen gücün medyasi,politikacisi,avukati,hakimi,ORDU su bile var.bu olay kesin suikast.cünkü m yazicioglu ergenekonun gizli tanigiydi.ve ergenekon gibi olusumlar 7 milletvekili ile erbakan ciller hükümetinin kurulma sebebi yaziciogluna hala kindardilar.türk ve islam birligini savunanlar böyle ölür.tipki özalgibi.erdoganinda ucagi düsebilir
04 Nisan 2009 Cumartesi 11:07
osm yeddddd
HERHALDE BAZI SAHTE TÜRKLERDEN DAHA DÜRÜSTLERDİR.
04 Nisan 2009 Cumartesi 12:26
ÇEVİK BİR DENENHASAN
TÜRK DÜŞMANINI,KONUŞTURUN BAKIN O HERŞEYİ SİZE NET ANLATIR,BU ADAM DERHAL TUTUKLANMALI ÇÜNKÜ BİRÇOK DEFA RAHMETLİ MUHSİN BAŞKANI TEHTİD ETMİŞTİ.
04 Nisan 2009 Cumartesi 12:28
dikkat-1kenan
Şu olaylar zincirine bir göz atalım.. - Cennet Mekan'ın gezi programının bulunduğu laptop olaydan bir hafta önce çalınıyor... - İlk kez helikopter kiralanacak tesadüf buya Levent Ersözün okul arkadaşının pilotu olduğu helikopter kiralanıyor. - Pilot yakıt ikmaline gidiyor ama kalkıştan kısa süre sonra meydana gelen çarpma anında ne hikmetse çok ani alev alan helikopter yakıtı alev almıyor. - Sinyal verici cihaz anteni kırık bile olsa sinyal gönderebilecekken tık yok
04 Nisan 2009 Cumartesi 13:42
dikkat-2kenan
( Sinyal bozucu cihazların varlığını hatırlayalım) - Pilot ne koordinat tanıyor ne bir yerden bilgi alıyor ticari taksi gibi kalkıp dalıyor sisin içine neden geri dönmüyor... - Silahlı kuvvetlerin içinde ağırlıklı olarak yapılanmış ergenekon merhumu tehdit ediyor ilginçtir arama çalışmalarını sekteye uğratan kazazedelerin iyi olduğu hastaneye getirildiği bilgisi yine silahlı kuvvetlerden alınıyor.
04 Nisan 2009 Cumartesi 13:42
rikkat-3kenan
- İlgili kurumların nokta olarak belirlediği bölge neden ısrarla aranmıyorda olay yerinin 80 km ötesinde arama yapılıyor. - Kamera kaseti kayboluyor. (Enkazın bulunmasını geciktirme çabaları iz ve delillerin yokedilmesine zaman kazanma amaçlımı) - İHA muhabiri helikopterdekilerin haricinde birini görmüşcesine "O kim" diyor.
04 Nisan 2009 Cumartesi 13:43
dikkat-4kenan
- Otopsi raporunda emniyet kemerlerinin iç organları parçaladığından bahsediliyor, peki en çok çarpma anında zorlanacak kemer ne oluyorda sonradan yolcuların üzerinden ayrılıyor ve hepsi bir tarafa saçılıyor. - İHA muhabiri herkesi gördüğünü söylüyor BBP avukatına hatta Muhsin Başkan öldü aha burda parçalandı diyor. Sonra enkazın yakınında nasıl bulunamıyor cesetler. Sayın Başbakanım bence sizin üzerinizde hain planlar yapıyorlar halefinizi öncesinde imha ettiler.
04 Nisan 2009 Cumartesi 13:44
dikkat-5kenan
Abdullatif ŞENER beyefendi 1 senedir açıklamadığı parti kurma olayını bu olay sonrasında açıkladı neden aceba. Tamam Başbakanın gereğini yapabilirsiniz, benide zaten siz istiyorsunuz benden başka halefi kalmadı, anlamınamı geliyor bu açıklama. Bu hamur çoook su götürür.
04 Nisan 2009 Cumartesi 13:44
dikkat-6kenan
Rahmetlinin söylediği gibi KİMSE HEVESLENMESİN TÜRKİYENİN SURİYE OMASINA ERGENEKONCULARINDA ESAT OLMASINA MÜSAADE ETMEYİZ. NE PAHASINA OLURSA OLSUN.. HERKESİN KARDEŞÇE YAŞAYACAĞI KİMSENİN KİMSEYİ HOR GÖRMEDİĞİ HAKLARINI GASBETMEDİĞİ BİR TÜRKİYE İNŞALLAH YAKINDIR
04 Nisan 2009 Cumartesi 13:45
EĞER DOĞRU İSEfaruk HAKSÖYLER
Eğer adı geçen kuruluş tarafından Halikopter'in düştüğü yer tesbit edilmiş ve gereken yerlere bildirilmiş ise bu durumda olay bir suikattir ve faili meçhul değildir.Çünkü failler bu bilgileri saklayanlar ve de elinde böyle bir bilgi olduğu halde araştırmanın yönünü başka tarafa saptıranlar olayın bire-bir failleridir.Olayda kasıt vardır zira termal kamera taşıyan bir hava aracı ile yeri kolayca tesbit edilebilirdi neresinden bakarsan bak bu bir cinayettir.Sorumluların yakasına yapışılmalıdır.
04 Nisan 2009 Cumartesi 13:52
Kaza artık aydınlatılamazHakkı Büyüktay
Geçmiş olsun; çünkü kaza artık meçhul kazalar listesine girdi. Pilotun cesedine tahlil yapılması lazımdı. Bence pilota ilaç verildi. Etkisi bir süre sonra açığa çıktı. Kanıtı şu : Bunca yıllık tecrübeli pilot, nasıl olurda körlemesine bir uçuş yapar ?! Sis çok yoğunken, asla sise dalmayıp, sisi görür görmez çok önceden hemen geri dönmesi lazımdı. Bunu yapamadığına göre, şuur kaybı vardı demekki. Bu da ancak dışarıdan ilaç verilerek yapılır. Ayrıca ELT cihazına uçuştan önce müdahale yapıldığı kesin. O cihaz tam kapalıdır ve çok sağlam yapılır. Burada en büyük hata BBP'dir. Bir başkan öyle korunmaz.
04 Nisan 2009 Cumartesi 14:01
zaten belliydimükremin
Suçu örtbas etmeye çalışanlar, asıl suçlulardır.Kimlerin paniklediği belli olmuyor mu?
04 Nisan 2009 Cumartesi 14:16
kenan doğru söylemişfeyyaz
Kenan kardeşim çok doğru demişsin. Bu kaza da aynı Eşref Bitlis'in kazası gibi ergenekoncuların işidir. Ve ergenekoncuların içli dışlı olduğu masonlar Abdüllatif Şener'le yakın temas halindedir. Çok uyanık olmak lazım. Resmin parçalarını iyi analiz etmek lazım.
04 Nisan 2009 Cumartesi 15:24
dalaverebreet
bilgi tekneloji iletişim kurumu kimi bilgilendirdi kayseri valisini kimler yanılttı ortada bir hain plan nın döndüğü aşikar ama bir sonuç çıkacağını sanmıyorum rahmetli menderesin uçağı düşürüldü eşref bitlisin uçağı düşürüldü susurluk öylesine kapandı ve yazıcıoğlunun da akibeti aynı olacağını sanıyorum ancak ve ancak ETÖ tam çökertilmedikce bu hadiseler devam edecektir ETÖ nun başı encümeni danıştır bakın danışcıların bu vatana ne yaptığı anlaşılır
04 Nisan 2009 Cumartesi 15:35
kaza mıakif
öyle görülüyor ki bu bir kaza değil.neden böyle değerli insanlar kaza! sonucu erkenden aramızdan ayrılıyor da hainler yaşamaya devam ediyor?nedense beş kuruş etmeyen insanların başına böyle olaylar gelmiyor
04 Nisan 2009 Cumartesi 15:48
yazık bu ülkeyeNaimoğlu
Nasıl bir ülkede yaşıyoruz cennet vatanımızda böyle değerli evlatlarının ölümünde kendi insanımıza güvenmiyoruzda başka ülkelerden inceleme heyeti getiriyoruz.İnşallah içimizdeki hainlerin sonu gelecek.Muhsin başkanımız sen rahat uyu Alah mekanını cennet etsin.
04 Nisan 2009 Cumartesi 17:08
ilgili merci?YettiGari
neresi acaba? Bu kurum nereye bağlı?
04 Nisan 2009 Cumartesi 18:07
benceabi
Bölge jandarma bölgesi olduğuna göre bilgi maraş valiliği vasıtası ile jandarmaya bildirilmiş olmalıdır.ilgili merci başkayer olabileceği aklıma gelmiyor.
04 Nisan 2009 Cumartesi 18:46
*one munite*ümit
*daha demin dükkanıma bir müşteri geldi.oğlu maraşta askermiş.arama çalışmlarına onlarda katılmış.oğlu annesine demişki.anne ne araması başımızdaki komutan botaşta oturmaktan başka bişey yapmadı dedi.
04 Nisan 2009 Cumartesi 19:30
GIZLI YAPILANMATARAFSIZ TARAF
BAKIN SEREFIM ÜSTÜNE YEMIN EDIYORUM TÜRKIYEDEKI GIZLI YAPILANMAYI ORTAYA CIKARMAK ICIN SU OKUDUGUMUZ HABERLERDEN BIRI ILE YOLA CIKAN SAVCI DIRAYETLI OLSUN DEVLETIN TAM DESTEGINI ALSIN HERSEY BIR AYDA BITER!!!BUNLAR OKUDUKLARIMIZ DAHA BINLERCE GIZLI KALMIS SEY VAR.ROMAN YAZMAYA GEREK YOK HERSEY ORDATA!PEYGAMBER OCAGI DEDIGIMIZ ASKERIYEMIZDE GIZLI YAPILANMA VAR AMA ABD GÜDÜMLÜ AMA ISRAIL AMA GERCEK!KAYSERI VALISI BANA BU BILGIYI ASKER VERDI DIYOR!PEKI ASKER OLUNCA BIR MILIM YOL ALINA


En son Ekim tarafından Sal Nis 07, 2009 9:26 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Pzr Nis 05, 2009 7:57 pm    Mesaj konusu: Kaza mI suikast mI Alıntıyla Cevap Gönder

“Muhsin başkan”ın vefatının aynasında görünen: Perişan TC
Ali Haydar Can

Sabah’tan Umur Talu “Çok şey var da, bir şey eksik” başlıklı yazısında konuyu çok güzel özetlemiş... Önce ona bakalım:

[Onca para dönüyor ülkede. Onca kaynak toplanıyor. Onca yere sarf ediliyor.
Onca makam aracı alınıyor.
Onca özel uçak çekiliyor.
Onca silah alınıyor.
Onca vakıf paralar topluyor.
Onca insanın maaşlarından vakıflara kesintiler yapılıyor.
Onca hava atılıyor.
Onca gösteri, onca afra tafra.
Onca zenginlik, modernlik, muasırlık nutku.
Sonra...
Karakol basıldığında, "21 yaşında lider konumundaki personel komutasında 21 yaşında gençler öldürülünce"...
Golf sahalarının yanında karakollara gerekli kaynak ayrılmadığı anlaşılıyor.
Mayında paramparça olunca çocuklar, onlara şehit deniyor ama onca para harcanmasına rağmen gerekli cihazların orada olmamasına pek bir şey denemiyor. Yoksul çocuklar asker ocağında üç kap yemek buluyor ama mermi göğsüne doğru hareketleniyor ya, işte o tam gerekli anda yelek bulunamıyor.
Orman yangınına gerekli miktarda araç ve uçak...
Çöken binaya, deprem enkazına zamanında ve doğru müdahale edecek örgütlenme hep eksik, güdük, gedik, delik.
Herkesin cebinde, elinde, belinde, dilinde cep telefonu...
Cep telefonu şirketlerinde envai çeşit imkân...
Yurt sathında yağmur gibi kontör...
Reklamlarda uzayı fethetmiş kapsama alanları...
Sarı antenli çocuklar, İvedikler, gubudikler gırla gidiyor ama...
Bir telefondan iz, acil hat başında bir iş bilen bulunamıyor.
Kayakta bir genç, çığda bir grup, dağda parti lideri donuyor.
Filolar büyüyor, patronlar helikopterleniyor, özel uçaklar doluşuyor, "hava"dan para kazanmak yoğunlaşıyor ama...
Yüz yolculu uçakta işleyen yükseklik göstergesi, ünlü işadamının şirketine ait helikopterde zorunlu donanım olmayabiliyor.
Ben bilmesem de, üç gündür bilenler aktarıyor; yok şöyle bir radar vardır, yok böyle bir cihaz Ankara'dadır, bir de gece için... nefes için... ses için... sis için... şu vardır, bu da vardır, nerededir...
Muhtemelen birçoğu yatıyor.

Onca ders alınmış, ibret alınmış, tövbe edilmiş olması lazım...
Yine de "Söylenti, palavra, bilmişlik, yanılgı, yanıltma" ölümün koluna giriyor, yolunu açıyor, yüzlerce insan ve imkân yanlış yerlere yönlendiriliyor...
Bu yüzden hiçbir kaza, sadece kaza kalmıyor.
Hiçbir kader, kader olmaktan ibaret değil. Hep bir bit yeniği oluyor.
Hep bir aymazlık, densizlik, hazırlıksızlık, çapaçulluk olduğu için...
Çok sık yenilgi oluyor!]

***

TC 86 Yıllık bir “devlet”...

86 yıldır halkıyla boğuşup didiştiği, itişip kakıştığı için...

Bir devletin ifa etmesi gereken yığınla vazifeyi bihakkın yerine getirecek verimli bir düzeni kurup işetmeye fırsat ve imkân bulamıyor...

86 yıldır başına gelen bin türlü sıkıntı, felaket, kaza, belâdan dersler çıkarıp ne eksiklilleri aksaklıklarını giderecek tedbirleri alabiliyor, ne değişen şartlara kendini adapte edebilecek esnekliği gösterebiliyor, ne de yeniden yapılanma şartları doğduğunda hamle yapabilecek kararlılığı...

Kendini, -harakiri yapar gibi- üç beş dangalak cuntacının hastalıklı kafasının ürünü 82 Anayasası’nın deli gömleğiyle sarıp sarmalayarak kıpırdayamaz hale getirdikten sonra bir de üstüne “değişmez ve değiştirilemez maddeleriyle” de bir güzel zincirlemiş...

Kıpırdayamıyor...

Kendini yenileyemiyor... Yeniden yapılandıramıyor... Değişen şartlara adapte olamıyor...

Kokuşuyor.. Çürüyor... Çöküyor...

Bunu bazen bir deprem, bazen bir salgın hastalık, bazen bir yangın, bazen bir çatışma, bazen bir pusu, bazen bir kaza, bazen lodos, bazen kar-kış,bazen yağmur-sel mütemadiyen ona gösteriyor ama...

TC’nin siyaset esnafı da, bürokrasi ağaları da her badireyi mazeretler üreterek atlatmayı gayet iyi biliyor...

Bu takım, sadece bunu iyi biliyor ve bu kaabiliyetiyle devletin tepesindeki hakimiyetini 86 yıldır “başarı” ile sürdürüyor...

Belli ki, bütün dertleri son ana kadar iktidarlarını sürdürmek...

Bu yüzden de, "Muhsin başkan" ve yanındakilerin düştükleri karlı dağdan, zamanında harakete geçilerek kurtarılmaları mümkün olmuyor...

Bu arama kurtarma kepazeliği karşısında, sorumluluk duygusu taşıması gereken TC’nin siyaset ve bürokrasi ağaları, bizleri, “ama”larla, “maalesef”lerle dolu cümlelerle nasıl da canla başla çalıştıklarına inandırmaya çalışıyorlar...

***

Meselâ...

Dünyanın iyi yapılanmış bütün devletlerinde “acil durum”lar için hazır duran birimleri var...

Bu birimler muhtemel her türlü acil durum karşısında devletrin ve toplumun ve özel sektörün imkânlarını nasıl seferber ve koordine ederek müdahale edebileceklerine dair plan ve programlar hazırlayıp acil bir durumda herhangi bir kargaşaya, gecikmeye mahal vermeden müdahale edebilecek şekilde yapılandırılıp yetkilendiriliyor...

Bunun içinse herşeyden önce devletin, toplumun ve özel sektörün elindeki imkânların envanterinin çıkarılması gerekiyor...

Zira elinizde hangi imkânların olduğunu tam olarak bilmezseniz, acil durumda bunları nasıl seferber edip müdahale edeceksiniz?

***

TC’de ise çok başlı bir siyaset ve bürokrasi var...

Asker ve sivil olarak iki temel başlık altında toplanmış TC siyaset ve bürokrasi sayısız başlıklara ayrılıyor... Her başlık kendi işi kadar diğerinin iş ve yetki alanına da sarkıyor ve bunu bir iktidar mücadelesi halinde yürüttüğünden TC’nin yönertiminde düzenden ziyade kaos hakim oluyor...

Tabii ki her başlık aynı zamanda kendi çapında bir baş...

Bu başlar da, kendi aralarında çıkar paylaşımı ve iktidar mücadelesi veriyor. Bu yüzden de dayanışma, işbölümü, organizasyon ve koordinasyon yerine çelmeleme, tezgâh kurma pusuya düşürme üzerinde yoğunlaşılıyor...

İşin sırf iktidar savaşı ve kıskançlığı bir yana...

Her baş diğerinden kendi imkânlarını “devlet sırrı” adı altında mümkün olduğünca gizlemeye çalıştığından kimin elinde tam olarak hangi imkânların bulunduğu asla bilinmiyor...

Umur Talu’nun da dediği gibi devlet fukara halkın gırtlağına basarak topladığı vergilerle bu sayısız bürokratik başın ihtiyaç olarak beyan ettiği şeyleri temin etmeye çalışıyor...

Her siyasî ve bürokratik baş doymak bilmez bir şehvetle personel, alet edavat, makine, araç gereç ve para istiyor...

TC de “gak” diyene personel, “guk” diyene alet edevat, araç gereç, yakıt, lojman, eğitim ve dinlenme tesisi vermek için müteahhit, tüccar, sanayici ve ithalatçılara habire para dağıtıyor...

Bu mirasyedi savurganlığının ne hesabı ne kitabı tutulabiliyor...

Ne de kimin elinde hangi imkânların varolduğu tespit edilebiliyor...

İmkân envanteri çıkarılmadan da doğru bir organizasyon ve koordinasyon sözkonusu olamıyor...

Vali Özel ordu kuruyor...

Bir takım TC yetkilileri İsrail’den gizlice silah mühimmat alıp sabıkalı ve şaibeli adamlara bu silah ve mühimmatı dağıtıp tetikçilik yaptırıyor...

Birileri asit kuyularında, sığınaklarda, mağaralarda, köprü altlarında birilerini öldürüyor...

İşkencenin envai çeşidini kendi halkına tatbik etmek için bir takım devlet memurları ABD ve İsrail istihbarat örgütlerinde “meslek içi eğitim” alıyor..

Bir takım TC bürokratları, TC vatandaşlarını tek tek fişliyor...

Bir takım generallerler, general general dolaşıp yapacakları darbeye destek istiyor...

Çalmanın çırpmanın vurgunun soygunun haddi hesabı yok...

Onlarca banka bizaat kendi sahipleri tarafından soyuluyor... Soyulan bu bankaların yönetim kurullarında nedense emekli generaller de var... Soygunun faturası halka 100 milyarca dolar olarak geri dönüyor...

Ne kimsenin kimseden haberi var, ne kimse kimseye hesap soruyor...

***

99 depreminde halkın yardımseverlik duygusu derhal harekete geçerek -hadise mahalline 2 gün sonra intikal edebilen -TC’nin bürokrasisinden önce intikal etmeseydi kayıpların ne kadar büyüyeceği varın hayâl edin...

Aynı olayda Ankara’daki siyaset ve bürokrasi ağaları uyuşuk uyuşuk “Ne olmuş aga? Deprem mi olmuş? Yok yav? Nerede olmuş?” diye geyik yaparken; İsrail kurtarma timleri 6 saat içinde olay yerine intikal edip kendi vatandaşlarını kurtarma çalışmalarına başlamışlardı bile...

İzah etmeye çalıştığımız şey tam olarak budur...

Kendi topraklarında 30 kilometrekareleik bir alan içinde düşen helikoptere üç gün sonra ve iş işten geçtikten sonra ulaşabilen bir “devlet” in asker ve sivil erkânı bu kepazelikten bir ders alıp tekrarı halinde bir daha aynı hataları yapmamak için hemen harekete geçmek yerine “mazeret üretmekle meşgul...

“Elimizden geleni yaptık ama maalesef” diyorlar...

Kimse de “Yuh artık! Ne yaptın kardeşim? Elinden gelen buysa sen o makamda halâ hangi yüzle oturuyorsun?" diyemiyor...

***

"Nizam-ı alem ülkücüleri"nin Lideri "Muhsin Başkan"a ve yanında götürdüğü gönüldaşlarına Allah’tan rahmet, aileleri ve gönüldaşlarına başşsağlığı diliyorum...

BBP: Devletin ağır ihmali var

Türkiye Yazarlar Birliği’nin Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili Anma programına katılan BBP genel Başkan Yardımcısı Şanverdi, “Kaza sonrasında Devletin ağır ihmali olduğuna inanıyoruz” dedi.11 Nisan 2009 18:47

Fatih Bayhan'ın haberi

Türkiye Yazarlar Birliği’nin geleneksel Cuma sohbetlerinin bu haftaki gündeminde Muhsin Yazıcıoğlu vardı. Oldukça büyük ilgi gören programda konuşan Şanverdi’nin sözleri büyük tartışma yaratacak.

BBP Genel Başkan Yardımcısı Dr. Ahmet Şanverdi helikopter enkazına bir türlü ulaşamayan Devlet’i ihmal içinde gördüklerini ima ederek “Genel Başkanımız 40 yıl devlete hizmet etti, vatana hizmet etti. Devletten hiçbir şey istemedi. Devlet ona son gününde lazım oldu, o günde devlet yoktu, dedi.

Haber7’nin konuyla ilgili sorularını da cevaplandıran Şanverdi, “BBP camiası bu kanıda mıdır?” şeklindeki sorumuza da çarpıcı cevaplar verdi. “Evet, tüm BBP Camiası bu konuda Devletin büyük bir ihmal içinde olduğuna inanıyor. O gün devlet orada yoktu, dedi.

Yazıcıoğlu’nun Türkiye için büyük bir kayıp olduğunu ifade eden Şanverdi, “biz onun hizmetini, gayretini, emanetini yere düşürmeden yola devam edeceğiz. Ancak devletin bu ihmalini de unutmayacağız, dedi.

“HACI BAYRAM’A DEFNEDELİM”

Haber7’nin Taceddin dergahına defin tartışmalarıyla ilgili sorularını da cevaplandıran Şanverdi, “Biz cenazenin defni konusunda bir araya geldiğimizde bir çok yer seçeneğini tartıştık, konuştuk. Bunlardan birisi de Hacı Bayram’dı. Ancak kimse bir noktada karar veremiyordu. Nasıl oldu hala bilmiyoruz, sanki bir hava esti ve herkes bir anda Taceddin Dergahını telaffuz etmeye başladı. O saate kadar kimse Taceddin dergahından bahsetmemişti. Herkes aynı anda aynı yeri telaffuz edince hala bu önerinin kime ait olduğu konusunda bir şey diyemiyoruz. Bu öneri hepimize aittir, dedi.

“ANITLARIN HASSASİYETİNİ KORUYACAĞIZ”

Şanverdi, Anıtların tarihi mekan sahası içinde olan Taceddin dergahına Muhsin Yazıcıoğlu’nun defni konusunda gösterdikleri kolaylığa da teşekkür ederek. “Onların hassasiyetlerini bizde koruyacağız. Zaten genel Başkanımız öyle gösterişli mezar anıtı değil, sadeliği severdi. Bizde sade bir mezar yeri konusunda duyarlılığımızı göstereceğiz, dedi.

O KALABALIKLAR RAHMETİ İLAHİDİR

Dr. Veysi Erken başkanlığındaki Panel’de sözü Aile dostu Nurten Ceceli aldı. Ceceli, “sözü aldım ama, konuşacak takatım kalmadı. Hem konunun hemde bu salonun benim için anlamları büyüktür. Anlatacağım kişi “abi” diye hitap ettiğim kişidir. Bu salonsa benim iki kızımın eğitim hayatında olumlu katkılar sağlamasına vesile olmuş eğitimleri aldığı salondur, dedi. Yazıcıoğlu’nun büyük siyasi kişiliğinin yanında onun iyi bir aile reisi, iyi bir baba, iyi bir kardeş, iyi bir oğul olduğunun altını çizen Ceceli, “O son günkü kalabalıklar bir rahmeti ilahidir. Allah, abimin sevgisini insanların kalbine işlemiştir, dedi.

Hayat anlayışı üzerinde de konuşan Ceceli, “İnançlıydı, değerlerine asla söz ettirmezdi. Fedakardı, inandığı idealler uğruna her şeyi göze alabilecek kadar cesurdu. Gençlere büyük önem verirdi, onlara Alperen diye hitap eder, geleceğin onlarda olduğunu bilirdi, dedi.

Vefatıyla oluşan boşluğun sadece BBP camiası açısından değil, Türk siyaseti açısından da doldurulamayacağını belirten Ceceli, “Yine bir rahmeti ilahidir ki, onu Taceddin dergahına teslim ettik. Ne zaman gitsem başında sevenleri var, Kur’an okuyor, dua ediyorlar. Allah sevgisini yüreğinde hep diri tutan Abim, bu uğurda çalışanların bir araya gelmesi yolunda en büyük mesajını vefatıyla arkasında bir araya gelen insanlarla da vermiştir, dedi.

APLERENLER ONUN EMANETİNE SAHİPÇIKACAKTIR

Ceceli’nin ardından sözü alan Alperen Ocakları Eski Başkanı Eyüp Gökhan Özekin’de Yazıcıoğlu’nun gençlere nasıl örnek bir lider olduğunu anlattığı konuşmasına son gün yaşananlarla başladı. Kaza haberini alır almaz olay yerine gidenlerden olduğunu belirten Özekin, gerçekten zor şartlar vardı. Ama buna rağmen sevenleri olay yerine ulaşmak için her türlü fedakarlığı göğüslemişti. Enkazın bulunduğu saate kadar biz umudumuzu hiç yitirmedik, dedi.

Genç Alperenler için Muhsin Başkan’ın büyük bir dava adamı ve örnek bir ağabey, lider olduğunu vurgulayan Özekin, birlikte çalışma şerefine nail oldum. İmkansızlıklar içinde gösterdiği duyarlı duruşa, fedakarlıklarına şahit oldum. Onun emanetini asla yere düşürmeyeceğiz, dedi.

Özekin’in ardından Şair-Yazar TYB’nin Eski Genel Başkanlarından Lutfü Şahsuvaroğlu sözü aldı ve Yazıcıoğlu için kaleme aldığı şiirleri okudu. Yazıcıoğlu ile uzun yıllar ev arkadaşlığı, yol arkadaşlığı yaptığını belirten Şahsuvaroğlu, “Benim soyadım Şahsuvaroğlu ama ben At’a binmeyi bilemem, o çok güzel at’a biner, At’ı üzmezdi, dedi.

Haber7.com

Alperen Ocakları dün Kanal 7'yi basıp Taraf Yazarını hastahanelik ettiler...
11 Nisan 2009
Kanal 7'de Erhan Çelik'in sunduğu İskele Sancak programında BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun akıllarda soru işareti bırakan helikopter kazası ile hayata veda etmesi masaya yatırıldı.

Programa eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı, BBP lideri Yazıcıoğlu'nun avukatı Kemal Yavuz, Taraf Gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, Deşifre programı Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ali Önel katıldı.

Program sona erdikten sonra Rasim Ozan Kütahyalı'nın Muhsin Yazıcıoğlu ve BBP hakkındaki sözlerine sinirlendiği sanılan İstanbul Alperenler Ocağı başkanı Mustafa Kayatuzu soluğu Eyüp'teki Kanal 7 binasında aldı.

Kanal 7 binasının üçüncü katındaki tuvalete gitmek üzere olan Rasim Ozan Kütahyalı, Alperenler Ocağı Başkanı Kayatuzu'nun yüzüne inen yumruklarıyla bir anda neye uğradığını şaşırdı. Kütahyalı olay yerinde düşerek bayıldı.

Kayatuzu'nun dayak olayından sonra telefon açarak,"Gelmenize gerek yok ben gereğini yaptım" diyerek Kanal 7 binasından ayrıldığı ileri sürüldü.

Eylemin ardından özel bir hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınan Kütahyalı yanında avukatı Ergin Cinmen ve programın sunucusu Erhan Çelik olduğu Eyüp Merkez Karakolu'nda ifade verdi

Serdar TURGUT
Akşam
12 Nisan 2009
Yazıcıoğlu'nun ölümünden sonra komplo teorileri

Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki insanların bindikleri helikopterin düşmesi sonucunda ölmeleri ardından başlayan tartışmalar hiç bitmeyecek gibi görünüyor. Bu da çok normal çünkü bu olay komplo teorileri tarihine geçmiş durumda. Komplo teorilerinde edilen lafın doğru olması gerekmiyor sadece söylenilen sözün doğru olabilme inandırıcılığının olması ihtimali yeter artar bile.

Komplo teorilerine inanan insanı, derin deniz dalgıcına benzetmek mümkün. Dalgıç bir düzeye kadar hiç sorunsuz dalar ama ondan sonra 'derinlik sarhoşluğu' tehlikesi de vardır. Dalgıç kendini koruyamadığı takdirde derinlik sarhoşluğuna kapılır ve yukarı mı çıkıyor yoksa daha derinlere mi iniyor bilemez, kafası karışır ve bunun sonu da felaket olabilir. Komplo teorileri de daima somut bir olaydan çıkarılır.

Bir süre somut olaydaki somut veriler ile ilgili konuşursunuz ama bir düzeyden sonra daha önceden farklı yorumladığınız her ayrı veri hakkında daha farklı görüşler gelmeye başlar. Kafalarda kurulan alternatif açıklamalar ne kadar inandırıcı olursa insan kolaylıkla komplo teorisinin dünyasına çekilir. O dünyada hapis olur kalır. Sizin kafanızda kurmuş olduğunuz açıklamayı yanlışlayan her yeni bilgiyi de kuşkuyla karşılamaya başlarsınız.

Komplo teorileri hakkında büyük bilgisi olan ve bu konuda Foucault's Pendulum (Foucault Sarkacı) adlı çok önemli bir kitap da yazmış olan Umberto Eco'nun anlattığı gibi komplo teorisine inanan kişi, bir aşamadan sonra şu ruh haline de girebilir:

Etrafımda gördüğüm her şeyi sorgulamaya başladım. Evleri, dükkanlardaki tabelaları, havadaki bulutları ve kütüphanedeki yazıtları da sorguladım. Bana herkesin anlattığı yüzeysel hikayeyi değil daha derinlerde olan ve kendilerinin de mutlaka aklamakta oldukları gerçek hikayeyi anlatmalarını istemeye başladım (Umberto Eco, Foucault Sarkacı).

Tabii ki bu ruh hali bir komplonun varlığına inanan her insanda görülebilecek pek sağlıklı olmadığı bariz olan bir ruh halidir. Psikiyatristler bunun tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu düşünüyorlar ama işi daha da karmaşık hale getirebilen konu şudur; bazen de komplo teorilerinde anlatılan hikayenin doğru çıkması ihtimali de vardır. Tarihte birçok defa güç sahiplerinin kitleleri daha kolay idare edebilmek için olaylar hakında yalan açıklamalar yaptıkları da biliniyor. O zaman komplo teorileri gerçeğe ulaşmanın yolu haline de gelebiliyor.

DEMOKRASİNİN EGZOZU

Yazar Christopher Hitchens komplo teorilerinin demokrasinin egzoz borusu olarak işlev gördüğünü yazmıştır. Üretilen fikirlerin müthiş hızla dolaşabildiği demokrasilerde resmi açıklamalara inanmayanların alternatif yorumları özellikle internet ortamında dolaştırıp içlerinde biriken kuşku ve tatminsizliği dışa vururlar. Bu da demokrasinin egzoz borusuymuş işlevini görür ve sonuçta fikirler baskı altında tutulmadığından daha sağlıklı bir sistem oluşmasına yol açar.

Yani bazılarına göre komplo teorileri yararlı olabilirken, bazıları ise bunu son derece tehlikeli hatta yıkıcı bile görebiliyorlar. Hangisinin doğru olabileceğine burada karar verecek değiliz tabii ki. Sadece komplo teorisinin oluşum koşulları ve hayatın çeşitli alanlarını nasıl etkileyebildiğini göstermekle yetineceğim bu pazar yazısında.

EN MEŞHURLAR
İnsanların kafalarını meşgul eden en meşhur komplo teorileri Amerika'dan çıkmıştır. Bunun sadece içinde yaşamakta olduğu topluma çok fazla yabancılaşmış olan insanların komplo teorisi ürettikleri açıklaması ile bağlantısı olabilir.

Türkiye'de de çok fazla sayıda sisteme yabancılaşmış insan bulunması, Muhsin Yazıcıoğlu olayındaki komplo teorileri üretilmesi enerjisinin nedenini açıklayabilir. Burada tüm komplo teorilerinin bir listesini vermeye yeltenmeyeceğim. Çünkü bunun için bile 'özel gazete' çıkarmak gerekebilir, bu köşe yetmez.
En meşhur ve çok tartışılan komplo teorilerinden bazıları şöyle:

51 NUMARALI BÖLGE: Dünyaya uzaylıların inmiş olduğu ve Amerikan hükümetinin elinde aslında bu konuda deliller olduğu ve bütün delillerin '51 Numaralı Bölge'de tutulduğu inancıdır. Farklı amaçlarla kullanılan 51 numaralı gizli bir askeri bölge gerçekten var. Hatta orada tutulduğu iddia edilen uzaylılara yapılan otopsi esnasında çekilen bir film de vardı. (Sahtekarlık olduğu sonradan anlaşıldı.)

JFK'IN ÖLDÜRÜLMESİ: ABD Başkanı Kennedy, Dallas'ta vuruldu. Sonra katil olduğu söylenilen kişi yakalandı ama bir süre sonra o da vuruldu, en sonunda başkanın kardeşi Başsavcı Robert Kennedy de vurulup öldürülünce kaçınılmaz olarak dünyanın en uzun süren komplo teorisi üretme maratonu başladı. Mesele hala kapanmış değil.

AMERİKAN DOLARI GİZEMİ: Amerikan Doları üzerinde gizli amaçlar ve örgütler ile ilgili bir dizi işaret olduğu ve bu örgütün tüm dünyayı kontrol amacı taşıdığı yolundaki inanç. İşin tuhafı dolarda birtakım işaretler gerçekten var. Neyin gerçek, neyin yalan olduğu tamamen karışmış durumda.

ILLUMİNATİ: Yeni bir dünya düzeni kurmayı hedeflemiş olan gizli bir örgütün dünyadaki tüm ülkeleri yönettiği iddiası.

Yalçın Küçük fenomeni

SABETAYİSTLER: Türkiye'nin, aslında Yahudi olduğunu gizleyen insanlar tarafından yönetildiği iddiası.
Bu komplo teorisi şu aralar da çok canlı. Kuzey Irak'ta Kürt devletinin aslında bir İsrail projesi olduğu görüşü bu teoriyi çok ateşliyor.

Ateşli fikirler konusunda kendisine her zaman güvenilebilecek olan Yalçın Küçük, seçimlerden sonra yazmış olduğu analizle ateşli olma konusunda kendisini bile aşmış durumda. Analizi www.odatv.com'da okuyabilirsiniz. Umarım hayli uzun vaktiniz de vardır. Küçük'ün hayli fantastik görüşleri var.

9/11 KOMPLOSU: New York'taki ikiz kulelerin savaş çıkarmak amaçlı Amerikan yönetimi tarafından yıkıldığı teorisi.

THE PROTOCOLS OF THE ELDERS OF ZION: Dünyayı gizlice yönetmek için Yahudilerin kurmuş olduğu organizasyonu anlattığı iddia edilen ama daha sonra Rusya'da çarlığın gizli polisi 'Okhrana' tarafından yazıldığı ortaya çıkan belge üzerine kurulmuş komplo teorisi.

POPÜLER KÜLTÜR
BİRÇOK kitap vardır komplo teorisi üzerine kurgulanmış olan. Bunların en meşhuru tabii ki Dan Brown'ın 'Da Vinci Şifresi'dir. Bunun dışında Umberto Eco'nun, Don Delillo'nun, Thomas Pynchon'un kitapları komplo teorilerine dayanan edebi eserler olarak kabul edilmelidir.
Edebiyat alanı dışında 'Deus Ex' adlı bilgisayar oyunu ile 'İlluminati' adlı bir kart oyunu da vardır. 'Public Enemy' adlı hip-hop grubunun 'Fear of a Black Planet' adlı şarkısında komplo teorilerinin bütün ana unsurları başarıyla kullanılmıştır.

BEYAZPERDE
FİLM endüstrisinin bu işe el atmaması da mümkün değildi tabii ki. Bazı önemli filmler ve yönetmenleri şunlar:
All The President's Men (Alan Pakula), Blow Out (Brian de Palma), The Bourne Identity (Doug Liman), Close Encounters of the Third Kind (Steven Spielberg) Conspiracy Theory (Richar Donner), JFK (Oliver Stone), Men in Black (Barry Sonnenfield), Missing (Costaa Gvras), Fahrenheit 9/11 (Michael Moore), Dr. Strangelove (Stanley Kubrick), The Manchurian Candidate (John Frankgheimer), Zeitgeist (Rob MCGann).

INTERNET
www.skepdic.com
www.bilderberg.org
www.conspiracyarchive.com
www.paranoiamagazine.com
www.theforbidddenknowledge.com

ÇOK ZENGİN BİR DÜNYA
Biraz göstermeye çalıştım. Hayli zengin içeriklidir komplo teorilerinin dünyası. Yine Umberto Eco, komplo teoristini derinlerde tek başına bir labirentte yönünü bulmaya uğraşanlara benzetir. Komplo teorisi aslında labirentin içinde kaybolmuştur ve arada bir bağırtır da. Labirentin diğer koridorlarında sesi yankılanır ama o kendisine cevap verilmekte olduğunu sanabilir. Yazıcıoğlu'nun ölümünden sonra ortaya atılan teoriler biraz bana bu labirent benzetmesini de hatırlattı.


Serdar TURGUT / Akşam
serdarturgut@superonline.com

'Muhsin Yazıcıoğlu İslâm’a Talipti, Hilafetçi Bir İnsandı’

Büyük Birlik ismiyle bir büyük iddia sahibi olduğunu ortaya koymuştur, daha kuruluş safhasında, kuruluş merhalesinde. Büyük Birlik, bu ülkede hangi Müslüman, hangi namuslu insan hangi çerçeveden olursa olsun Büyük Birliğe talip olmaz ki? Muhsin Bey bütün bunları bu mülahazalarla partiyi kurarken Büyük Birlik dedi.

08/04/2009



RÖPORTAJ:FAZIL DUYGUN

Muhsin Yazıcıoğlu Hakk’ın rahmetine kavuştu. Siz bir dönem BBP’de Yazıcıoğlu’nun danışmanlığında bulunmuştunuz. Bize anlatır mısınız, Muhsin Yazıcıoğlu kimdir? Nasıl bir şahsiyete sahiptir?

Muhsin Yazıcıoğlu, tipik siyasetçilerden farklı, bir dâvâsı olan, bir ideali olan siyasetçiydi. Yani, bildiğiniz klasik parti politikacılarından biri değildi.Diğerleri, klasik politikacıdan öte bir kıymet ifâde etmezler. Muhsin Bey gibi insanlar Türkiye’de vardır ve epeyce de vardır. Siyasetle meşgul değillerdir, siyasetin belki dışındadırlar, uzağındadırlar, ama öyle insanlar hayli vardır. Bunları, tabi bu fazilet mücadelesi veren insanları da siyasete taşımak lazım. Ama siyasetin bugünkü yapısı böyle insanların çok da siyasette yer almasına mani.

Çürütüyor…

Çürütüyor… Tabi Allah rahmet eylesin, hepimizin gideceği yer orası, ölümün gelip bizi ne zaman bulacağı belli değil.

Fakat son konuşmasında biliyorsunuz âhiret hayatından, ölüme gitmekten ve bu sebeple dava yolunda dimdik bahsediyordu...

Ha ölümden bahsediyordu, Muhsin beyi yirmi beş-otuz yıldır tanırım. Uzaktan, sonra yakından, sonra işte bir müddet danışmanlık yapacak kadar yakından tanıdım. Güzel bir insandı, mert bir insandı, Anadolu insanının temel özelliklerine sahip bir insandı… Tabiî ölümden sık sık bahsetmesi gayet tabiîdir. Bir Müslümandır, Müslüman’ın Allah’ı, ölümü hatırlamaması düşünülemez. Sürekli hatırlayacağımız, sürekli zikredeceğimiz; Allah ve ölüm…

Üstad Necip Fazıl’ı da çok severdi, Mehmet Akif’i de severdi. Ve enteresandır, tevafuka bakın, sevdiği insanın Kurtuluş Savaşı yıllarında mekân tuttuğu Tacettin dergâhına defnedildi. Mehmet Akif’in kabri biliyorsunuz İstanbul’da, Edirnekapı şehitliğinde. Bazıları onu Tacettin dergâhında zannediyorlar. Bu vesileyle o yanlışı da düzeltmek durumundayım. Tacettin dergâhının Mehmet Akif’le olan ilgisi; İstanbul’dan Mehmet Akif Ankara’ya, İstiklâl savaşı veren kadroya dahil olmak üzere gittiğinde orada kalmıştır. İstiklâl Marşı’nı da orada yazmıştır... Yine kendisi gibi ilim adamı olan, birinci mecliste yer alan, meal ve tefsir sahibi Hasan Basri Çantay. Hasan Basri Çantay çok mühim bir adamdır, bugünkü nesiller maalesef bilmiyor. Yakınlarda gördüm, onun otuz beş-kırk yıl evvel basılmış bir kitabı vardı Mehmet Akif hakkında, Hasan Basri Çantay’ın “Akifnâme” diye. Bugünlerde de Akifnâme, Erguvan yayınları tarafından çıktı piyasaya, değerli bir eserdir. Mehmet Akif’in yakın dostlarındandır. Mahir İz’in hatıralarında çokça yer alır Mehmet Akif. Tacettin dergâhına defnedilişi Muhsin Bey’in çok isabetlidir. Muhsin bey zaten dergah adamıydı, geçmişte de “Bizim Dergah” diye bir derginin çıkmasına vesile oluyordu. Kendi de orada önemli bir konumdaydı, yazıları çıktı orada. Sonra Nizam-ı Alem ocaklarını kurdurdu, Nizam-ı Alem’e talip bir insandı. Bu Nizamı-ı Alem’i tabi biz bugün tam tercüme edecek olursak; İslâm.

İslâm’a talipti, Hilafetçi bir insandı, birçok kişi bunu bilmez. Ben ona danışmanlık yapan bir kimse olarak onu yakından biliyorum. Hilafetçi bir insandı. Çok çok şu günlerde olur olmaz kişileri konuşturuyorlar, onun demokrat filan olduğunu söylüyorlar. Demokrasiden kişilerin ne anladığına bağlı bu yorumlar. Tabi o çokça da bu ifadeyi öne çıkarmazdı. Demokratlıkla kastedilen başka görüşlere de tahammül ise; her Müslüman İslâm’ın dışındaki görüşlere tahammüllüdür. Saygılı demiyorum, özellikle bu saygı kelimesini kullanmıyorum. Ben benim gibi düşünmeyenlerin görüşlerine saygılı değilim bir Müslüman olarak. Ama tahammüllüyüm. Saygılı olsam, saygı duyduğum şeyden olurum. Yani, başkalarının da benim dünya görüşüne saygı duymasını beklerim ama saygılı olduğundan itibaren inanması lazım, onu sevmesi lazım. Tahammül bekliyoruz, birbirimize tahammüllü olalım, hoşgörülü olalım. Yani dünya geniş, ülke geniş hepimize yer var. Muhsin bey işe böyle bakardı. Yani onun demokrat olduğu gibi bir söylemi doğru bulmuyorum ben. Hilafetçiydi, Müslüman’dı, Milliyetçi tarafı vardı. Milliyetçi tarafı da ırkçılığa kaçmayan. Belki ilk ülkü ocaklarına girdiği zamanlardaki, hepimiz oralardan geldik, ırkçılığı filan bilmeksizin biz Türk milliyetçisiydik. Zamanla bu ırkçılığa filan çekilmek istendi Nihal Atsızcılar tarafından. Nihat Atsız’ı takip eden kimseler tarafından ama sonra Muhsin Bey bu konudaki tavrını netleştirdi. İslâm’a ters düşmeyen, İslâm potasında erimiş bir Türk’ün Türkçülüğünü, Türk Milliyetçiliğini yaptı. Biz o mânâda İslâm’a pazarlıksız teslim olan Türk’ün Türkçüsüyüz. Bu kelimeyi rahatlıkla telaffuz edebilirsiniz.

Avrupa’nın zaten İslâm’dan anladığı Türklerdi, yani İslâm derken, Türkleri kasdediyordu…

Bir Kürt Müslüman’a da İslâm çerçevesinde İslâm’a teslim olmuş bir Kürd’ün Kürtçüsü olabilir, Arapçısı olabilir ama İslâm’ı dışlayarak yapılan işler İslâm’ın red ettiği bir şey merdudtur İslâm’da. İslâm dışı niyetlerle Arapçılık yapmak, Türkçülük yapmak, Kürtçülük yapmak veya başka kavimlerin ırkçılığını yapmak İslâm’ın men ettiği şeydir. Biz de bir dönem, rahmetlinin partisinin kuruluş çalışması esnasında beraberdik. Parti tüzüğünü hazırlanmasında katkım olmuştu. Birkaç İBDA’cı gönüldaşımızla birlikte partinin kuruluş çalışmasında bulunmuş ve hatta, açılış töreninin bile biz yapmıştık. Ama, o ara partide etkin olan, Mümtazer Türköne ve Abdurrahim Karakoç gibi şahsiyetlerin muhalefeti ve demagojileri sebebiyle, rahmetli Muhsin Bey’in de ricasıyla, ileride tekrar buluşmak üzere çalışmalarımıza ara verdik. Partiyi ve hareketi “diyalog”çulaştırmaya çalıştı bu tipler… Büyük Birlik ismiyle bir büyük iddia sahibi olduğunu ortaya koymuştur, daha kuruluş safhasında, kuruluş merhalesinde. Büyük Birlik, bu ülkede hangi Müslüman, hangi namuslu insan hangi çerçeveden olursa olsun Büyük Birliğe talip olmaz ki? Muhsin Bey bütün bunları bu mülahazalarla partiyi kurarken Büyük Birlik dedi. Ben Bahçelievler de belediye başkanı iken parti yeni kurulmuştu, İstanbul teşkilatı oluşturuluyordu, ilçe teşkilatları oluşturuluyordu. Bahçelievler’de de bir grup arkadaş ilçe teşkilatını oluşturmuşlar bana geldiler, toplantı için salon istediler, ben de Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi’ni verdim karşılıksız. Gönlümü açtım, o kültür merkezini açtım. O sıralık ilçe teşkilatı, BBP ilçe teşkilatı gece düzenledi o Necip Fazıl Kültür Merkezi’nde, Muhsin bey de geldi, ben geç vakitlerde ve yoğun iş tempom içinde her bir şeyi bıraktım Muhsin beyi karşıladım. Salonda bulundum ve nezaketen bana bir konuşma verdiler, selamlama konuşması. Ben çıktım bir baktım ki sahnede, kültür merkezinin sahnesinde, salonun sahnesinde yeşil bir kumaş üzerinde kelime-i tevhid yazıyor. Ben dedim ki selamladıktan sonra; ben Refah partili bir belediye başkanıyım ama partimi aşan bir insanım, bir davaya gönül vermişim, BBP’nin temsil ettiği davayla aramda bir fark yok. Keşke, Büyük Birlik büyük bir isim, güzel bir isim, gönlümüzü okşuyor, keşke büyük birliği sağlayabilsek. Bu Büyük Birlik nerede temerküz edebilir? RP’de mi? Keşke olsa ama bu zor görünüyor.( O zaman AKP filan yoktu.) MHP’mi? MHP çok zor, dedim. Aynen böyle… Büyük Birlik’de mi? Olabilir, ama gerçek Büyük Birliği dedim, döndüm kelime-i tevhide, işte dedim bu sahneye asılmış, “La ilahe İllallah Muhammeden Resulullah” kelime-i tayyibesi etrafında bir gün Allah’u Teâlâ bize büyük birliği nasip eder inşallah. Ama bu “Büyük Birliğin” ruhunu eşya ve hadiselere hâkim kılacak bir ruh kıvamına bir düşünce kıvamına erdiğimiz zaman “Büyük Birlik” gerçekleşecek inşallah dedim. Alkışladılar… Muhsin Bey de o mealde konuşmalarda bulundu tabi. Parti üzerinde dönem dönem bazı aksamalar oldu, Muhsin Bey dediğim gibi yumuşak bir insandı, görüntüsünün, uzaktan görünüşünün zıttına yumuşak bir insandı, müşfik bir insandı. Gelenlere git demiyordu, ilkesiz değil, ilkeli bir insandı ama fazla yumuşak duruyordu. İşte gelenler bir müddet sonra aradıklarını bulamayınca gidiyorlardı, sonra gelenlerin bir kısmı oraya fikir aşılamaya kalkıyordu filan. Öyle esnek tarafları da vardı işin. Zaman zaman işte, ama Muhsin Bey’in şahsında hep, partiye zaman zaman parti görünümünden çok sanki bir Alperen Ocağı gibi, bir Nizam-ı Alem ocağı gibi, tabir yerindeyse bir kültür derneği gibi de çalıştı. Bu arada aklıma Sezai Karakoç geliyor, onun Diriliş Partisi. Her ne kadar Diriliş Partisi diye bir parti vardı kapandı, tekrar şimdi açıldığını biliyorum ama Sezai ağabeyi yakından bilirim bir konuşmasını da partinin, gittim. Parti olma hüviyetinden öte bir kültür derneği, bir fikir derneği gibi, fikir kulübü gibi çalışıyor. Büyük Birlik de buna benzer bir vaziyetteydi. Herkes Muhsin Bey’in iyi olduğunu, dürüst olduğunu, namuslu olduğunu, cesur olduğunu söylüyordu fakat iş sandığa ve seçimlere geldiğinde, sandık başına, Büyük Birlik orada bir avuç oy alıyordu. Yani, nitelikli insanlardı evet oy verenler ama bu da nicelik açısından niteliği besleyecek bir niceliğe de ihtiyaç vardı. O bir türlü gerçekleşmiyordu bunun nedenleri üzerine kafa yordumsa da çoğu zaman, bir şey söylemek istemiyorum.

Peki kâzânın, yani kâzâ anında naaşların 48 saat bulunamaması hususunda neler söyleyebilirsiniz? Şimdi baktığınız zaman başbakan, sayın başbakan, devlet yetkilileri işte “BBG evi gibi seyrediyoruz”, işte, “ortam dinlemesi yapıyoruz, teknolojik imkânlarımız şu kadar” diye atıp, tutuyorlardı. Ama, bir siyasî parti liderinin içinde bulunduğu helikopter düşüyor ve ilk aramaya ancak 3 saat sonra gidilebiliyor ve 48 saatte bulunamıyor.

Evet, gerçekten de dünyada ve ülkemizde teknolojik olarak gelinen seviye göz önünde tutulduğunda, hava şartlarıdır o dağların işte tipidir, kardır, kış mevsimi, sisli oluşu şu bu birçok şey söylenebilir ama gelinen teknolojik seviyeye göre bu daha öncede belki bulunabilirdi uçağın enkazı, ondan sonra cenazeler. İhmal olduğu kesin ama ihmalde bir art niyet aramıyorum. Bir ihmal olduğu kesin, bunu herkes söylüyor. Devletin yetkilileri de

Oturmuş bir sistem yok, sistemsizlik çok etkin…

Çok başlılık. Burada köylüler bir taraftan aramaya çıkmış, hemen belki hükümet bir komisyon filan kurdu ama işte arama tarama timi şu bu, çok da sağlıklı olmadığı görüldü. Bundan sonra bu hadise ibret olur, bundan sonra muhtemelen bu tür vakalarda daha seri ulaşmak için olay yerine, tedbirler alınır.

Aslında devletin dikkatsizliği değil mi?

Devlette bir hantallık var öteden beri bu hantallık… Memur kafası hâlâ aşılmış değil Bir kaza oluyor, yardım üç saat sonra gidiyor, düşünün.

Her kafadan bir ses çıkıncaya kadar iş işten geçiyor. Yani madem yıllardan beri böyle bizim boynumuz ağrıdı Batı’ya döne döne, Batı’ya döndüğümüz zamandan beri yani bi hayli bir zaman geçti, yüzyıllık bir zaman. Batı’nın bu tarafları niye alınmadı? Batı ’da bu tür hadiselerde anında olay yerine ulaşılıveriyor. Demek ki kalıcı tedbirler alınmış, sistem kurulmuş. Türkiye’de de bundan sonra bu hadise ibret alınarak, temel alınarak bundan sonra kalıcı tedbirler alınmalı, hususi devletin en üst başbakanlığa bağlı böyle bir kriz merkezi sürekli faal vaziyette bekletilmeli her an. Sadece kışın olmaz; yazın da olabilir hadiseler, denizde de olabilir, başka dağlık bölgelerde de olabilir.

Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun, rahmetlinin Üstad Necip Fazıl Kısakürek’e ve Salih Mirzabeyoğlu’na bir alâkasına dolaylı veya doğrudan şahitliğiniz var mıydı?

Muhsin Yazıcıoğlu’yla beraberliklerimizde, beraber olduğumuz zamanlarda, tabi senli benli bilhassa kültür sanat, siyaset meselelerine temas ederdik. Deminde ifâde ettiğim gibi; dünya görüşünün pazarlıksız İslâmi çizgiye oturduğunu biliyorum, hilafet olduğunu biliyorum. Şeriata dost olduğunu biliyorum, yani İslâm’a, şeriata dost olduğunu ve yaşadığını, fiili olarak yaşadığını, namazını aksatmadan kıldığına şahidim. Tabi Türkiye’de Üstad Necip Fazıl bir mektepti, Büyük Doğu mektebi. Sağın her kesimine süt emzirdi.

Solda bile var yani.

Solda bile sola kayanlar var; Büyük Doğucu olmaktan çıkmışlar. İşte bugün AKP’nin bazı organlarında, bazı önemli uçlarının geçmişte Büyük Doğucu iken şimdi Batıcı oluşları gibi. Batı Avrupa birliğine hayranlıkla böyle koşmaları gibi, sapmaları olmuşsa da, sağın bu bir hakkı teslim etme geleneğini yerine getirelim burada. Sağın her kesimi 50–60 yıl, şimdi bile Üstad öbür aleme göç edeli 26 yıl oldu, şimdi bile Üstad yaşayan bir insan. Yaşayan Necip Fazıl yürüyen Büyük doğu. Bunu bugün müebbet mahkûmumuz Salih Mirzabeyoğlu temsil ediyor, İBDA fikir ekolü, mektebi olarak devam ediyor. Zaman zaman Muhsin beyle böyle İBDA’ya bakışı, Salih Bey’e bakışını filân da konuştuk, böyle çok detaylı olmasada şartların elverdiği ölçüde, muhabbetle bahsettiğini de biliyorum. Yani dost bir çevre orası, kardeşlerimizdir onlar dediğine şahidim. Dolayısıyla Üstad Necip Fazıl’ı çok sevdiğini, işte sık sık Sakarya’dan, meydan mitinglerinde, salon konuşmalarında. Birçok BBP kongrelerinde olağan ve olağanüstü kongrelerde Üstad’dan şiirler okuduğunu bilhassa Sakarya’dan, biliyorum şahidim. Üstad’ı seviyordu, Mehmet Akif’i de severdi, edebiyata düşkündü, şiir yazdığını hapishanede bilhassa, biliyorum. Birçok şiiri basılmıştı. Hatta son günü işte cenaze esansında hadiseden sonra onun bir şiiri meşhur oldu. Beton, hapishane yıllarını, günlerini hatırlamış, orda kaldığı günleri, psikolojiyi dile getiren bir şiiri.Beton duvarlardan şikayet ediyordu, özgürlük duygularını dile getiren bir şiir.

Üşüyordu bir soğuk kış günü Allah’ın rahmetine göç etti. Havaların ısındığı bir günde de toprağa veriliyor, bahar geldi… Öbür dünyada cennet bahçelerinde cennet-i alâda Resulullah Efendimize komşu eylesin tüm inananlarla birlikte Muhsin Bey’i de.

BARAN DERGİSİ 116. SAYIDAN İKTİBASTIR


'Yazıcıoğlu'nun cesedi parçalanmadı'

Büyük Birlik Partisi MKYK üyesi ve parti avukatı Kemal Yavuz'un "Başkan'ın ilk anda yaşamını yitirdiğini parti yöneticileri biliyordu" yönündeki açıklamalarına tepki geldi.05 Nisan 2009 17:03

BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Şanverdi, ölüm haberinin geciktirilmesi diye bir şeyin söz konusu olmadığını belirterek, Muhsin Yazıcıoğlu'nun cesedinin parçalanmadığını söyledi.

Şanverdi, Cihan Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, Kemal Yavuz'un telefon görüşmesinde İHA muhabiri İsmail Güneş'in kendisine "Genel başkan parçalandı, öldü" dediğini ifade ederek, ama genel başkanın cesedinin teşhis edildiğini kaydetti.

"Genel başkanımız parçalanmadı. Hatta suratında bir çizik dahi yoktu. Bunu Kemal bey de gördü." diyen Şanverdi, genel başkanın iki ayağının kırıldığını ve kendilerine iç kanamadan öldüğünün söylendiğini aktardı.

İsmail Güneş'in başkasını genel başkan olarak gördüğünü veya kazanın şokuyla halüsinasyon görmüş olabileceğini dile getiren Şanverdi, ölüm haberinin geciktirilmesi diye bir şey olmadığını vurguladı.

Cenazenin ellerinde olmadığı sürece öldü denilemeyeceğine dikkat çeken Şanverdi, genel başkan yardımcılarının dışında yapılan açıklamalara kimsenin itibar etmemesini istedi.

Ölüm haberinin ne aileden, ne de kamuoyundan saklandığını anlatan Şanverdi, "Cesedi almadan öldü diyemezsiniz. Kanunen, hukuken, mantıken de öyledir. Teşhis sırasında genel başkanımızın eşi de vardı, ben de vardım, Kemal bey de vardı. Kemal bey gördükten sonra 'Bu adam başkasından bahsediyormuş' demesi gerekirdi. Cesette bir parçalanma söz konusu değil." diye konuştu.
haber7

ŞÜPHE ARTARAK DEVAM EDİYOR
05 Nisan 2009 09:02
Helikopter kazasının suikast olduğu yönündeki şüpheler artarak devam ediyor..

Büyük Birlik Partisi (BBP) avukatı Kemal Yavuz, Genel Başkanları Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili somut verilere dayalı kuşkularının olduğunu söyledi.

Yavuz, helikopter pilotu Kaya İstektepe'nin yiyip içtiklerine bir şey katılmış olma ihtimaline karşı, kendisinden alınan parçaların Adli Tıp'a gönderildiğini anlattı. Pilotun etkisiz hale getirildiğinden şüphelendiklerini aktaran Yavuz, görme bozukluğu, beyin kanaması veya kalp krizi sonucunu doğuran, yiyecek içeceğe katılmak suretiyle verilen maddelerin akla geldiğini kaydetti.

Görgü tanığı köylülerin, helikopterin alçaktan uçtuğunu, ağaçlar üzerinden yalpalayarak gittiğini anlatmasının kuşkularını büyüttüğünü vurgulayan Yavuz, Zaman'a yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Ortada son derece tecrübeli bir öğretmen pilot var. Önünü görmese gitmez, geri döner veya zorunlu iniş yapar. Son 20 km'yi sis içinde gidiyor. Sis içinde görmeden nasıl 20 km gitti? Helikopterin süratli şekilde dağa önden ve doğrudan çarptığı anlaşılıyor. Aracın burun kısmı içeri doğru yamulmuş. Önde oturanlar kafalarını cama çarpmış ve kafatasları içeri çökmüş. Hem öndekilerin hem arkadakilerin emniyet kemeri iç organlarını tahrip edecek şekilde zarar vermiş. Dağı aşmaya 100 metre kalmış. İki ihtimal var. Ya pilot etkisiz hale getirildi ya da helikopter kontrolden çıktı."

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün kaza kırım ekibinin enkaz üzerindeki çalışmalarının da sürdüğüne değinen Yavuz, Kayseri Valisi'nin 'Yazıcıoğlu yaralı, hastaneye götürülüyor' açıklamasına kaynak teşkil eden bilginin bir istihbaratçıdan geldiğini iddia etti. Kemal Yavuz, BTİK'in dün bazı gazetelerde yayınlanan 'Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopterin yerini düştükten bir saat sonra tespit ederek ilgili mercilere bildirdik.' açıklamalarının da doğru olmadığını söyledi.

Bu arada Kayseri Valisi Mevlüt Bilici dün yaptığı açıklamada, olay sonrası verdiği haberle ilgili olarak, "BBP Genel Merkezi'nden Valiliğimizi arayan Genel Merkez yöneticileri ile telefonla görüşülmüş ve kendileriyle Emniyet Müdürlüğü'nden gelen teyit edilmemiş ilk bilgiler paylaşılmıştır. Ancak, bu bilgilerin teyide muhtaç olduğu özellikle vurgulanmıştır." dedi.

Jandarma'nın harita sistemi yüzünden yanlış yerde aranmış

Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopterin 2 gün boyunca bulunamamasının Jandarma'nın kullandığı harita sisteminden kaynaklandığı ileri sürüldü. Emekli Askeri Hava Trafik Kontrolörü Zafer Yeşilgül, Türk Telekom İletişim Başkanlığı'nın helikopterin enkazı ile ilgili açıkladığı verilerin tüm dünyada kullanılan enlem ve boylam haritalarına göre yapıldığını oysa Jandarma'nın kullandığı harita sisteminin 10'luk sistem olarak bilinen harita sistemi olduğunu açıkladı. Yeşilgül, "Verileri normal şartlarda arama kurtarma ekibinde olan bir pilotun değerlendirmesi gerekirdi. Bu verilere göre enkaz bulunamaz. Çünkü Jandarma Harita Genel Komutanlığı'nın harita sistemi 10'luk. Bu verilere göre enkaz hep yanlış yerde aranmış." dedi.

Koordinat haberleri kafaları karıştırdı

Helikopter kazasıyla ilgili dün bir gazetede yayınlanan haber kafaları karıştırdı. İddiaya göre, Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu (BTİK), helikopterin düştükten bir saat sonra tam yerini tespit ederek, Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün ilgili birimlerine ilettiğini açıkladı. Haberde, kazanın ardından helikopterin yerinin nokta olarak belirlendiği ileri sürüldü. Ancak bu bilgi BTİK tarafından akşam saatlerinde yalanlandı. Kurumdan yapılan açıklamaya göre, helikopterin yerinin nokta olarak belirtilmesi söz konusu değildi. Açıklamada, "Tarafımızca, kaza ile ilgili olarak bildirilen telefonların hizmet aldığı baz istasyonu ve hedef numaranın bulunabileceği 1 km eninde 30 km boyunda aralık ile ilgili başlangıç ve bitiş açıları, baz istasyonuna olan uzaklıkları ile koordinatlar aynı tarihte saat 16.25 itibarıyla tespit edilerek ilgili kurumlara bildirilmiştir. Nitekim enkaz, olumsuz coğrafî ve iklim koşullarına rağmen bildirilen bu bölgede yapılan aramalarda bulunmuştur. Sinyal alınan telefonlarla ilgili olarak yapılan yer tespiti çalışmalarında varılan sonuç o yerdeki baz istasyonlarının sıklık durumuna göre bulunabilecekleri muhtemel alanı ifade etmektedir." denildi.
Kaynak: Zaman

DÜŞEN HELİKOPTER KİMİN?
27 Mart 2009 13:28
Düşen helikopterin Aydın Doğan'ın Damadı'nın şirketinin olması haberleri nasıl etkiliyor?

Muhsin Yazıcıoğlu'nun düşen helikopterinde ELT cihazının sinyal vermemesi ilginç biçimde merkez medyada sorgulanmıyor.

Daha önce düşen Atlasjet ve THY uçaklarıyla ilgili cıvata bilgilerine kadar merkez medya tarafından haberleştirilmişti.

Ancak bu sefer tüm tepkiler arama kurtarma çalışmaları üzerine yoğunlaştırıldı. Neredeyse teknik konuda hiçbir haber yapılmadı.

İşte bu noktada ortaya çok kritik bir bilgi çıktı. Helikopter'in sahibi olan şirket Ali Sabancı'nın…

Ali Sabancı ise Aydın Doğan'ın kızı Vuslat Doğan Sabancı'yla evli.

Şimdi kamuoyunda akla su soru geliyor: Daha önceki kazalarda ekranı teknik elemanlarla dolduran Doğan Grubu'nun bir tek helikopter pilotu, bir tek helikopter teknisyenini ekranlara çıkarmamasının ardında “DAMAT FAKTÖRܔ mü var?

Hatırlayacağınız üzere kazadan sonra helikopterin sahibi şirketin yetkilisi Çağatay Özdoğru'ya mikrofon tutulmuş ve Özdoğru; "Electronic Location Transmitter (ELT). Bu cihaz var. Olmaması diye bir şey mümkün değil. Yalnız bu cihaz çok şiddetli çarpmalarda devreye girer. Dolayısıyla, tahminimiz çok şiddetli bir çarpma olmadı, o yüzden de alet devreye girmedi. Otomobildeki hava yastığı gibi yani. Bir düşme var... Zaten gazeteci arkadaş da yaşıyordu. Dün 16.00-16.30 sularında bir tek ayağında kırık vardı. Helikopterde parçalanma vesaire olduğunu zannetmiyoruz, bir düşüş oldu, ama bir çakılma olmadı diye düşünüyorum.” demişti.

Yani bir nevi bu açıklamayla şirket “hava yastığı” mantığıyla aklanmıştı.

Oysa İHA muhabirinin konuşmalarından anlaşılıyor ki, helikopter düştüğünde herkes baygın, İHA Muhabiri'nin ise ayağı kırık.

Helikopterin içindeki yolcuları bu hale getirecek şiddette bir kazada LSC cihazının çalışmaması mümkün mü? ELT cihazı bu durumda çalışmayacaksa hangi durumda çalışacak. Helikopter paramparça olup içindeki herkes ölünce mi?

ELT cihazının amaca yerini bildirip insanların biran önce kurtarılması değil mi?

Ayrıca o helikopter niye düştü? Bir arızası var mıydı? Bakımları tam mıydı? Bu konuda neden tek bir soru sorulmuyor?

İşte bu soruların daha önceki kazalarda ekranları teknik elemanlarla dolduran Doğan Grubu Televizyonlarında, ve sayfalarını teknik elemanlara açan Doğan Grubu Gazeteleri'nde sorulmaması akla tek şeyi getiriyor;

Damat Faktörü…

Kaynak: Postmedya

HELİKOPTERİN ASIL SAHİBİ GİZLENDİ.

Tek pervaneli helikopterin böyle bir organizasyonda ne işi var. Hollanda'da THY'ye ait bir uçağın düşmesini merkez medya en küçük ayrıntısına kadar irdeleyerek THY'ye yönelik ağır kampanya yürütmüşlerdi. Ancak bu kazada kullanılan helikopterle ilgili hiçbir haber yapılmadı.

Helikopterin düşmesini ve bulunamamasını medya seçime dahi malzeme yapmaya çalışırken diğer taraftan o helikopterin donanımı, güzergahı ve teknik özellikleri gözardı edilmeye çalışıldı.

Ünal Tanık, BBP ilk kez helikopter kullanıyor ve bunu deklare ediyor. Oysa medya sanki BBP sürekli aynı helikopteri kullanıyormuş gibi BBP helikopteri diye haberi verirken helikopterin gerçek sahibi hakkında hiçbir şey vermiyor. Helikopter Aydın Doğan'ın damadı olan Ali Sabancı'ya ait şirketin. Merkez Medya özellikle helikopterin sahibini gizlemek için gayret ediyor.

MEDYANIN HELİKOPTER YÜZSÜZLÜĞÜ

Ünal Tanık, Olay bize geldiği an öncelikle teyid etmeye çalıştık. İçişleri Bakanlığı'na biz haber verdik. Bize gelen haberin doğruluğunu teyid ettikten sonra yayınladık. Helikopterle ilgili medyanın verdiği imtihan tam bir yüzkarasıdır. Şirketin başındaki kişi rahatsız olmasın diye konu alenen çarpıtıldı. Birilerini kollamak için BBP helikopteri deniyorsa bu meslek açısından utanılacak birşeydir. O gün helikopter firması ile ilgili hiçbir telefona çıkarılmad&
aktifhaber

Yazıcıoğlu Vefatında Şok Ayrıntı


Eski BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefat ettiği helikopter kazasıyla ilgili kritik bir gelişme yaşandı.
İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı rapora göre arama faaliyetlerini aksatan 'Yazıcıoğlu bulundu' beyanatı kurgu. Bu açıklamaya dayanak gösterilen istihbarat raporu sonradan yazıldı.

Eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili şok bir gelişme yaşandı. Yazıcıoğlu’nun helikopterinin bulunduğuna ilişkin istihbarat notunun sonradan yazıldığı ortaya çıktı. Dönemin Emniyet Müdürü Orhan Özdemir'in yaptığı bu açıklama sebebiyle arama çalışmaları uzun süre aksamıştı.

ARAMA ÇALIŞMALARI AKSADI

Türkiye, 2009 martında Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düştüğü haberiyle sarsıldı. Resmi, sivil tüm kurumlar Yazıcıoğlu'na ulaşmak için seferber oldu. Ekipler arama ve kurtarma çalışmalarına hazırlanırken başkentten umut dolu bir haber geldi. BBP Genel Sekreteri Yalçın Topçu, düzenlediği basın toplantısında, Kayseri valisiyle telefonda görüştüğünü, Yazıcıoğlu'nun hava ambulansıyla Göksun Devlet Hastanesi'ne sevk edildiğini, durumunun iyi olduğunu söyledi. Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’nin Yazıcıoğlu'na ulaşıldığına ve şuurunu açık olduğuna ilişkin açıklamaları aynı dakikalarda televizyonlara yansıdı. Ancak bu bilgi doğru değildi. Hayati öneme sahip saatler bu haberin verdiği rehavetle harcandı. Haberin doğru olmadığı anlaşıldığında ise hava kararmıştı. Böylece arama ve kurtarma çalışmaları ciddi şekilde sekteye uğradı.

İSTİHBARAT RAPORU YALANI

Kayseri Valisi Mevlüt Bilici, helikopterin bulunduğuna ilişkin açıklamayı Kayseri Emniyet Müdürlüğü tarafından verilen teyit edilmemiş istihbarat raporuna göre yaptığını açıkladı. Dönemin Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir ise Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü’nden gelen istihbarat raporuna göre Kayseri Valisi’ne böyle bir bilgi verdiklerini savundu.

RAPOR SONRADAN YAZILDI

Meclis’te kurulan helikopter kazasını araştıran komisyona İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından hazırlanan rapor ulaştı. Buna göre dönemin Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir'in açıklamasına dayanak gösterdiği rapor sonradan yazıldı. Özdemir’in, Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü’nde emniyet amiri olan Dursun Özmen’e sonradan böyle bir istihbarat raporu yazdırttığı belirtildi.

YASAL İŞLEM YAPILACAK

Dönemin Kayseri Emniyet Müdürü olan Özdemir, komisyona yaptığı açıklamada helikopter kazasının olduğu gün saat 17.40 sıralarında, Kahramanmaraş Emniyeti’nden ‘helikopter enkazına ulaşıldığı, ölü olmadığı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ayağının kırık olduğu, diğerlerinin yaralı olduğu, Göksun Devlet Hastanesi’ne kaldırıldıklarına ilişkin aldığı sözlü bilgiyi yazılı halde teyit ettirdiğini bildirdi. Özdemir, yazılı bilgiyi komisyon üyelerine de gösterdi.

Meclis Araştırma Komisyonu, müfettişlerin raporunun gereğini yapma kararı aldı. Dönemin Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılması istenecek. Özdemir hakkında adli ve idari soruşturma açılmasının talep edilmesi bekleniyor. Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Dursun Özmen ise başka bir göreve atanmak için görevinden alınırken hakkında soruşturma açılmıştı.
aktifhaber

Yazıcıoğlu Kazasında Harita Skandalı

24 Ekim 2010

Yazıcıoğlu'nun öldüğü helikopter kazasındaki arama skandalıyla ilgili haritalara ulaşıldı. İşte SKANDAL arama haritaları...
Esrarengiz helikopter kazasındaki arama skandalıyla ilgili haritalara ulaşıldı. Enkaz yerini doğru tespit eden Jandarma’nın askeri yetkilileri bu haritalarla uyardığı belirlendi. Ancak haritalara rağmen Genelkurmay’ın gösterdiği yanlış bölgelerin 3 gün arandığı anlaşıldı. Jandarmanın tespit ettiği ölgenin valiliğe bile bildirilmediği ortaya çıkmıştı.

Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopterin düştüğü alanın iki ayrı GSM şebekesi tarafından tespit edildiği ortaya çıktı. Sinyaller doğrultusunda çizilen haritalarJandarma Genel Komutanlığına gönderildi. Ancak 3 gün süren arama, belirlenen alan yerine farklı noktalarda yapıldı.

Büyük Birlik Partisinin (BBP) eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefat ettiği helikopter kazasıyla ilgili çarpıcı bir gelişme yaşandı. İki ayrı GSM operatörüne ait sinyalin çakıştırılması ile enkaz alanını gösteren haritaların Ankara'dan Jandarma Genel Komutanlığına gönderilmesine rağmen, Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının bir türlü bulunamamasına anlam verilemedi.

Jandarmaya bildirildi

Meclis'te kurulan helikopter kazasını araştırma komisyonuna gönderilen haritalar, gün gün arama yapılan noktaları ve sinyallere göre daraltılmış bölgeyi gösteriyor. Krokiler enkazın 25 km ötesinin arandığını ortaya koyuyor.

Kazazedelerin cep telefonlarından alınan sinyallerle daraltılmış bölgeye rağmen helikopter enkazına ulaşılamaması dikkat çekiyor. Kahramanmaraş'tan Yozgat'a gitmek isteyen Yazıcıoğlu'nun helikopteri 25 Mart 2009'da düşmüş ve 6 kişi hayatını kaybetmişti.

Helikopterin enkazına olaydan 47 saat sonra ulaşılmıştı. Kazayı araştırmak için oluşturulan Meclis Araştırma Komisyonu'na gönderilen haritalar, birçok soru işaretini berberinde getirdi.

Enkaz bölgesi belirlendi

Kazadan kısa süre sonra Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), helikopter pilotu Kaya İstektepe'ye ait 532 231 XX XX numaralı telefondan alınan sinyalleri Jandarma Genel Komutanlığına bildirdi.

Jandarma Genel Komutanlığı da 17.15'te sinyallerin haritasını Kahramanmaraş'ta arama yapan ekiplere iletti. Saat 23.00 sularında 505 918 XX XX numaralı Avea'dan alınan sinyaller yine Kahramanmaraş'taki arama ve kurtarama merkezine gönderildi.

Enkazın bulunduğu alanı net olarak tespit eden 'arama hattı' sayesinde alan daraltışmış oldu. Ancak haritalara rağmen aramaların enkazın dışındaki her yerde yapıldığı ortaya çıktı. Meclis Araştırma Komisyonu'nda enkazın bulunduğu harita ile arama yapılan bölgelerin haritaları karşılaştırıldı. Helikopterin düştüğü 25 Mart'ta, haritada sarı alan olarak işaretlenerek enkazın bulunduğu bölge olarak belirlenen alan yerine, aramaların farklı kesimlerde yapıldığı görülüyor.

25 kilometre ötedeki noktanın bile arandığı ve belirlenen bölgenin çok küçük bir kısmında arama yapıldığı tespit ediliyor. 26 Mart'ta yapılan çalışmalarda da enkaza çok yaklaşıldığı ancak haritaya rağmen bir türlü Yazıcıoğlu ve arkadaşlarına ulaşılamadığı görülüyor. 27 Mart'ta ise enkazın etrafında C şeklinde bir arama yapıldığı görülüyor. Fakat çok yaklaşılmasına rağmen enkaza bir türlü ulaşılamıyor. aktifhaber



Yazıcıoğlu Soruşturması Derinleşiyor
28 Eylül 2011
Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı Muhsin Yazcıoğlu ile 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasında, soruşturma derinleştiriliyor. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla 5 ilde yapılan aramalar sona erdi. Operasyonlarda aralarında muvazzaf subaylarında bulunduğu 10'dan fazla kişi gözaltına alındı.



Merhum Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği olayla ilgili soruşturmada yeni gelişmeler yaşanıyor.
Özel Yetkili savcının talebi doğrultusunda, Malatya 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi bazı adreslerde arama kararı verdi.

Mahkemenin kararı doğrultusunda Malatya, İzmir, İstanbul, Ankara ve Antalya'daki bazı adreslerde polis ekipleri tarafından arama yapıldı.
Operasyonda aralarında muvazzaf subaylarında bulunduğu 10'un üzerinde kişi gözaltına alındı.

Aramalarda ele geçirilen belge ve kayıtların Malatya'ya gönderileceği bildirildi.
TRT


En son Ekim tarafından Prş Arl 31, 2009 11:12 pm tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Nis 15, 2009 12:27 am    Mesaj konusu: Alman ekibin helikopter kazası raporu Alıntıyla Cevap Gönder

Ümit ve İman: Ocak Ruhu ve Yegâne Âşiyânımız "Ocaklar"…
Selim Cem

Bir Hint Bilgesi "Hatadan hakikâte geçilmez, bir hakikâtten başka hakikâte geçilir" der..

Son iki yüz elli yıllık "Batılılaşma Serüveni"mizin yaşattığı içtimâî sarsıntılar, devletin "derinlik"lerini yaşadığımız bu zor coğrafyada hayatta kalma adına şuursuz teslimiyetlere sevk ederken en sâf hâliyle "millet" bu hataların meş'um sonuçları karşısında kendi "hakikâtleri"yle vâr olma savaşı veriyor.

Sovyetlerin çökmesiyle hitâma eren geçen yüzyılın kapanış konuşmasının TBMM'de yapılarak, "geçen yüzyılın sonu Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışıyla belirlenmişti; yeni yüzyılın nasıl olacağı ise Türkiye'nin alacağı pozüsyonla şekillenecek" meâlindeki "taltif"lerle Türkiye'ye biçilen yeni rol modelin tüm katmanlarıyla deşifre edilmesi gerekiyor.

Yeni bir yüzyıla tüm kadîm anlatılar da dâhil olmak üzere geçmişe dâir ne varsa üzeri çizilen tüm "kelimelerin" yerine ikâme olarak "Liberalizm"in konulduğu bir vasatta, Türkiye'ye atfedilen "önem"in kapsama alanı sâdece eşsiz stratejik coğrafyasıyla açıklanamaz. Küresel sistemin kapitalizmin dokularındaki hastalıklarından kaynaklanan çözülme sürecinde "zevâli geciktirme" adına kendisine belirlediği yeni diyalektik konumlanmanın karşı tarafında artık Sovyetlerin değil "İslâm"ın olduğunun âlenen açıklandığı ve emperyal projelerin neredeyse tamamının bu yeni "düşman"ın "kanlı sınırları"nda hayata geçirilmek istendiği süreçte; on yıllardır Türkiye'nin "târihinin" dayattığı sorumlulukları inkâr eden "İnönücülüğün" ve devamında özellikle 12 Eylül'den sonra yozlaştırılarak "küresel mühendislik projesi" şeklinde ısıtılarak servise konulan işbirlikçi "devlet-din" ikilisinin teolojik konumlanmasıyla ihdâs edilen "ılımlı Türkiye modelinin", yeni bir "soğuk savaş"ın bölgesel ama "onursuz" bir gücü olarak târih sahnesine çıkmaya başladığını müşâhade ediyoruz.

Batı'nın en son iktisâdî olmak üzere her ânlamda "iflâs" ettiği ve bastırılmış narsist duygularına rağmen aslında medeniyyet müsveddesi bile olmadığının artık kendilerinin dâhi kabul ettiği bir zaman diliminde, Doğu'nun emperyalizme karşı soylu mücadelesinin son savaşçılarının doğduğu ve öldüğü bu toprakların bugün terennüm ettiği şarkı yenilmiş olmanın getirdiği "eziklik travması"nın ruh hâlini yansıtıyor.

Kuşkusuz bu travmanın oluşmasında doğduğu topraklara yıllar sonra vize alarak giren kayıp kuşakların bu târifsiz acıyı telâfi etme adına gösterdikleri depresif konumlanmaların katkısı da vardı. Ancak o "kayıp kuşak"lar her şeyden önce "hesapsız"dılar ve yine statüko'nun güç dengeleri arasında hayatını devam ettirme siyâsetsizliğine karşı târihte ilk kez "Saray" dışındaki güçler olarak yanlarına "millet"i alarak son kertede içtimâî bir topyekün reddiyenin adı olmuşlardı..

Ferman Padişahınsa, "dağlar" onlarındı…

O'nlar hesap adamlığını değil, vazife adamlığını seçmişlerdi. Kader onları hemen her alanda çürümüş bir "düzen"e dönüşen ve yılların mağrur tevekkülüyle insicâm eden "devlet"lerine "hasta adam" yakıştırmaları yapılıyorken, "gâlib"in başından beri belli olduğu bir savaş da olsa, en kötüsünden düşmana daha fazla zâyiat verdirilecek ve "Hattı Müdafaa değil, Sathı Müdafaa vardır.." ile tüm "vatan"a sahipleneceklerdi…

Üç kıtaya yayılmış bir asâletin çok kısa bir süre içerisinde ufacık bir toprak parçasına dönüşmeye başlaması, günün birinde acımasızca harcanacak olan "suyu arayan adamlar"ın, refleksleri felç olan "devlet"in umarsızlığına kahrederek "devleti kurtarmak" için "durumdan vazife çıkarma"larına ve "gâlipler" tarafından yazılan târihin satırlarına "komitacı" olarak geçmelerine neden olacaktı.

Eldeki son vatan parçasını yabana vermemek için düşmana tüm satıhta bir çok cephe açan bu askerî dehâ "macerâcılık"la suçlanacak; küresel sisteme NATO'yla entegre olarak yumurtalarını tek bir sepete koymanın adı "stratejik işbirliği" olacaktı..

İrfânını kaybeden "devlet aklı" iktisâdî imtiyâzlarla sürdürdüğü hayâtiyetinde Batı'ya kapılarını sonuna kadar açarken, sâdece "kan kaynağı" olarak gördüğü "anadolu çocukları"na "hürriyet”i çok görecek ve hepsini “toprak-zindan-sürgün” üçlüsüyle "terbiye"(!) edecekti..

Ve işte "kara talih" yüzyılın başında yaşanan travmanın birinci elden mağduru olan kuşağın yaşadıklarını, yüzyılın sonlarında aynı travmanın devâmını yaşayan "Bizim Çocuklar"a da cömertçe armağan etmiş ve neredeyse aynı ıstırapları, ütopyaları ve nihâyetinde hayal kırıklıklarını miras olarak bırakmıştı..

Yine "gölgesinden korkan devletlûlar" ve onların "gerçekleri" konjonktür mutlulukları için sabır terâneleri atarken, “mağlup delikanlılar”ın o heyecanları kâh Malta'yla kâh Mamak'la tepetaklak edilecekti..

12 Eylül'le bu topraklarda açılan yeni yüzyılın ilk mazlumları, “aşiyân” belledikleri "Ocaklar"ına bir Eylül hazânında yapılan harâmî baskınıyla darmadağın edilmişlerdi.

Yitip giden sâdece gencecik canlar değildi…

Asîl bir dik duruşun arkasındaki "iman"dı, "umut"tu…

Hakkın hatırını hiçbir şeyin üzerinde görmeyen "ruh"tu asıl hesaplaşmak istenilen.

Yüzyılın başındaki mülteci muhâlefetin inkısâra uğrayan düşleri 13 Eylül sabahıyla yeniden tekerrür etmiş; 90'lı yıllarda ise adına müesses nizam denilen "millî (!) oligarşi"nin aslında küresel oligarşinin "yan sanayii" olduğunu göremeyen "devletçi milliyetçilik"le, elli yıl önce Kore'ye gönderdikleri askerlerin komutanının "cihat"(!) öncesi kıldırdığı namazla övünerek "milletin ordusu" diyen ve "güç"lenme karşılığında kapitalizmin koşu yolunun bu coğrafyayı sınıflara bölmesini "ilâhi taksimât" fetvâlarıyla meşrûlaştıran "işbirlikçi islamcılık" tüm bu sahteliklerini kamufle edecek argümanlar bularak milletin dâvasının sahipleriymiş gibi arz-ı endâm ederek Anadolu'nun bu "sâf" çocuklarına hayat hakkı tanımamışlardı.

Düz yaşayan ve hep dik duran, milyonların önünde yürümek karşılığında inandığı bir dâvânın sahte kahramanlarıyla birlikte olmaya bile tahammül edemeyen, ne siyâsetin tüm "fırıldakları"nın va’dettiği "imkânlara" ne de Mamak'ın ayazında önüne tutuşturulan kağıtları imzalaması karşılığında va’dedilen "hürriyet"e karşı delikanlılığından zerre taviz vermeyen "Ocaklılar" için mukadder son, mağlubiyet serisinin son bahsi olarak târih sahnesinde yerini aldı.

Ancak bu "mağlubiyet" her kula nâsip olmayacak bir cenazede milyonlarca yanan yürekte temessül eden ve içerisinde büyük "galibiyetleri" barındıran bir "son"du. Eylül güzüyle hemen her daldaki yaprakların bir taraflara savrulduğu bir yıkımda, hayatının her ânında "delikanlı" kalmayı başarmış olmanın ve aslında sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi "hep Öteler’e türkü söyleyerek" gitmenin karşılığı; ateşiyle mazlumları ısıtabilecek yanmış yürekler ve kaderini milletinin kaderiyle özdeşleştiren "Güzel İnsan"ı yalnız bırakmış olmanın verdiği pişmanlıklarla ıslanan vicdanlar oldu..

Anadolu'nun bu yiğit sesinin yaktığı ateşle, “âşiyanımıza” hiç zemherî gelmeyecek artık..

Âşktan yana söz duyduğumuzda hep O'nu düşünecek ve onun ruhâniyetinin hep yanımızda olmasını dileyerek gül alıp gül satacak, gülü güllerle tartacağız..

Bizim sevgimizde güller açacak, güller sevgi dağıtacak; sevgiyle bakıp gül gibi gören "bahtiyar"lar olarak kalacağız hep..

Yüzyıl arayla "dağ"larda başlayan "hürriyet ilânı"nın yine "dağlarda" bitmesine izin vermeyecek ve bu şarkıyı hep milletin vicdanı olarak kalacak olan "Ocak Ruhu"yla haykıracağız tüm dillerde, tüm coğrafyalara..

Medya şarlatanlıklarıyla televizyonlarında boy göstereceğimize, Anadolu'nun bağrındaki derin sükûtları duvarlara astığımız afişlerimizle coşturacağız...

Küçük siyâsî hesaplarla bu tertemiz sâhifeyi iki yüzlü sağcı-islâmcıların oportunist hesaplarıyla kirletmelerine izin vermeyecek ve bedeli ne olursa olsun "sistem"in içerisine girmeyerek milletin o derin vicdanıyla hasbihâlimizi kavîleştirerek nadastan hasata geçeceğimiz günleri bekleyeceğiz..

Ve o gün geldiğinde yine "Biz" olarak kalmış olacağız, gelmeyeceksek de "…getirmedin" diyeceğiz…

Görünmez âşina bir çehre beklerken rehgüzârında, dilimizde yalnızca üç şey kalacak millete va’dedeceğimiz:

“Adalet.. Adalet.. Adalet..”.

Hâmiş: Bundan sonraki yazımızın konusu “BBP Olağanüstü Kurultayı’nın muhtemel her türlü neticesinden bağımsız” olarak 25 Mayıs’a dair olacaktır…

Mayıs 2009
Ankara
Haber10

Trajediden Komediye; Tenhâ Gurbetin Son Salâsı: BBP



Savaşların
hasbî zamanlarını
geride bıraktık..
yas tutmak,
yenilmek yok;
artık hatırâlarımızla bahtiyâr
hâtırâlarımızla gâlibiz..

(s.c.)


25 Mayıs’a dair…

Ahmed Midhat ‘Namık Kemal'e cevap’ başlık yazısında Avrupa'daki güç dengeleri arasında aranan “istikbal”in bizi nasıl bir çıkmaza götüreceğini anlattıktan sonra, “Maksâdım Avrupa devletler muvâzenesini muhafaza etmek değildir; Osmanlılık şânını muhafaza etmektir...” der ve ekler “Ya Böyle Olsun, Ya Hiç Olmasın !...”

Meşrûiyetini ve muâfiyetini bu zorlu coğrafyanın güvenlik ihtiyacından peydahlayan “devlet aklı”nın hazin bir makas değişikliğiyle “Doğu'dan gelen trenin lokomotifi” olmak yerine “Batı'ya giden trenin son vagonu” olma yönündeki tercihiyle girdiğimiz “Batılılaşma Tüneli”, en saf hâliyle yaşadığımız trajedilerin ve devamında “komedi”lerin güzergâhını belirliyor.

Cemil Meriç'in “bir facianın hikâyesi, iki yüzyıldır kurbanı ve kahramanı olduğumuz bir facianın..” şeklinde anlamlandırdığı “Hangi Batı” sorusu, sorunun sâhibi olan -Meriç'in ifadesiyle- “sevimli şair”in kaleminde cevap buluyor: “Bir kere yaptığımız Batılılaşmak değildi.. ikincisi Batı bizim sandığımız gibi değildi.. üçüncüsü Batı'nın ulaştığı yer özenilecek yer değildi...”

Endüstri devrimiyle dizginlenemez sonuçlara kurulu küresel denklemin “değişkenlerini ve sâbitlerini” ıskalamakta hayli mâhir olan “derin aklın” o bildik kolaycılığıyla kapitalizmin şefkatli kollarına teslim olarak, târihinin ve mâneviyâtının ona dayattığı ne varsa hepsini “bir başka bahara erteleyen” bu “güce tapıcılık”, siyâsetin kalın duvarlarından toplumun en ince kılcallarına kadar her alanda kendisine hayat bulmaya devam ediyor.

Yarım yüzyıldır “Yurtta STATÜKO, Cihanda NATO” diyerek güç devşiren ve millete ait ne varsa tepeden bakarak “..rağmen halkçılık” şiârındaki faşist ulusalcılıkla, artık kendisinin de bir parçası olduğu “düzen”e “esaslı bir tokat atma” hevesleriyle yola çıkan ama bugün bir yanağında emperyalizmin açtırdığı güller solmadan öbür yanağını çevirmeyi “devlet adamlığı” sanan islâmcılık arasında sıkışan siyâsetsizliğimiz de târih boyunca yaşadığımız trajedilerin son halkası olarak yerini aldı.

Emperyalizmin, o iğrenç yüzüne “Hüseyin Obama”yla makyaj yaptığı bu yeni süreç, en basit şekliyle “İnönücülük” olan “Ulusalcılığı” tasfiye ederken karşılığında “döve döve” büyüttüğü ve merkez sağcılığın köşeli bir parantezi olmaktan öteye gidemeyecek olan “islâmcılığı” yeni bir Soğuk Savaş'ın emperyalizme “ılımlı” bakan gücü olarak târih sahnesine çıkartıyor.

Her ne kadar bu malûm “şergenekon süreci” islâmcılığın erken doğumuyla “cenin-i sâkıt”a yol açma potansiyeli taşısa da, önümüzdeki on yıl 12 Eylül'le açılan “Özalizm” çağının 28 Şubat'la süslendirildiği “Ak Yıllar” olarak târihin o “nur”suz sayfalarına şimdiden yazılabilir.

Sol'un artık “sosyete sosyalizm”iyle entel partilerinde yaptıkları şarap târihi sohbetlerinden bir “umut” olamayacağı belli olduktan ve ne olduğundan çok ne olamadığı ve olamayacağı hakkında fikir sahibi olabildiğimiz statükoya payanda “milliyetçiliğin” târihi miâdını “kendi içinden” gelen tazyiklerle doldurmasıyla zaten önü açılan bu “işbirlikçi islâmcılık” muhâlif bir siyâsete hareket alanı sağlayacak hiç bir boşluk bırakmamıştır.

Muktedir bir siyâsetin başlangıç noktasının “sistem”in dışına çıkmak olduğunun ve milletin iktidar olma dâvâsında “ya böyle olsun, ya hiç olmasın” reddiyesinin son “trajik” temsili “Muhsin Yazıcıoğlu’nun Yüreği”nde hayat bulmuştu.

Muhalif bir duruşun mukadder sonunun yüzyılın başlarında “küserek, gönüllü sürgüne giden” Akif’in mâsûmiyetinde ve eşi Naciye Sultan’ın “adını çakısıyla Karaağaç’a yazan” Enver’in çâresizliğinde “kesif bir yalnızlık hikâyesi”ne dönüşmesinin neredeyse aynısı, bu yüzyılın sonlarında Anadolu’nun bu “en kahraman, en gürbüz evlâdı”nın da kaderi olmuştu.

O’nu “parke parke taş duvarlar”ın buzdan gecelerine mahkûm eden “devlet”in yaşattığı yalnızlığa refâkat eden daha büyük acılarla örülü tenhâ gurbetlerdeki “kimsesizlik”, milletin ve milletin vicdânı olma iddiasındaki “kanaat önderleri”nin bu yiğit sese gösterdikleri derin sükûtla hayatı anlamsızlaştıran bir noktaya gelmişti.

Yıllardır merkez sağın gizli-açık destekçiliğini yaparken “siyâsetten ve şeytandan Allah’a sığınanlar”ın bugün âle’lâde belediye başkanlığı seçimlerinde tek bir oy için Amerika’dan buraya “uçak bileti ayarladığı” bir vasatta; seçimlerde üç şey vâdetmenin, “Adalet...Adalet..Adalet” diye haykırmanın çokta anlamlı olmayacağı kesindi.

Otuz yıllık islâmî potansiyeli nefislerine kurban edip yanı başımızda milyonlarca çocuğun üzerlerine sorti sorti bombalar yağdıran uçakları bu topraklardan havalandıranlara karşı “bir bildiği vardır” tevilleriyle geçiştiren, devletin en stratejik kurumları “babalar gibi satılırken” serbest piyasa mü'minliğiyle “islâmda kapitalizmin izleri” lâyihaları geliştiren bu çarpık müslümanlığa “emrolduğu gibi dosdoğru kalmaya” iman etmiş bir Yiğit Adam'ın siyâsî duruşunun on numara büyük gelmesi de çok normaldi.

İçinde bulunduğu siyâsî yapıya tam da en güçlü olduğu bir zaman diliminde kafa tutan BBP hareketinin, ne merkez siyâsetin albenisine, ne de yozlaşan islâmcılığın vâdettiklerine karşı mesâfeli duruşu, kısa sürede “başarı”yla sonuçlanmayacağı âşikâr bir duruştu.

Ancak bugün Anadolu'nun son yiğidinin şahsında taşıdığı “son ümidi”i yüreklerinde yaşamaya devam edecek yeni neslin soylu idealistleri üzerinde, birçok tâcir ruhlunun, müptezel suflörlerinin saha kenarı taktiklerine, saniyede kendi etrafında kaç tur attığı tespit edilemeyen fırıldak siyâset erbâbının açık/gizli iştihâlarına yönelik müdâhele emârelerine şahit oluyoruz.

En hazini ise varlığını herhangi bir kongre sonucuna borçlu olmak bir yana varlık sebeplerinden ikisi “delege demokrasi”sine ve “liderin yanılmazlığı ve eleştirilemezliği”ne isyan olan bir hareketin bugün referansını kapalı salonların irâdesine havâle etmesinde gözlemliyoruz.

1989 MÇP Kongresi'nde MKYK'ya 63.sıradan aday gösterilen ve ancak delegenin 320 oyu ile seçilebilen Muhsin Yazıcıoğlu'ndan, -delege tarafından- daha fazla sevildikleri(!) anlaşılan Ömer İzgi, Seyfi Şahin, Rıza Müftüoğlu gibi isimleri listelerde üstlere taşıyan bir irâdenin karşılığı merkez partilerinde hayat bulabilir ancak…

‘89 MÇP Kongresinde 450 civarında oy ortalamalarıyla Muhsin Yazıcıoğlu’ndan daha fazla oy alan Ömer İzgi, Seyfi Şahin, Rıza Müftüoğlu gibi isimler “delege demokrasisi”nin kahramanlarıdır. Oysa Muhsin Yazıcıoğlu o yıllarda “delege demokrasisi”nin değil ama, Ülkücü Hareket’in “ihtiyat akçesi” olarak gönüllerin kahramanıydı ve “bu ülke”nin de “ihtiyat akçesi” olarak yaşadı hayatını…

Bir yandan “delege demokrasi”nin kutsandığı bu süreçte, diğer yandan da siyâsî tarihimizin en sunturlu yalanlarından "son vefalı divan" yalanı üzerine bir siyâsî miras oturtulmak isteniyor...

Pek çok sebeple bir yerlere savrulan kadrolardan arta kalan boşlukları dolduran “tâife- i musâdüfiyn”, kendilerine "son kadro" metaforuyla kıymet biçiyorlar ve kendilerinin biçtikleri bu kıymetler üzerinden de yine kendilerine bir misyon tâyin ediyorlar. Hakikatin bu olmadığı mezkûr “musâdüfiyn tâifesi” için de mâlumdur. Lâkin, neşet edişi ve varlık sebebi “delege demokrasisi” ve “liderin yanılmazlığına isyan” olan bu hareketin “bakıyyetü's süyûfu”nun mütebahhireleri bir trajedinin devâmını sağlamaya, Hüseynî bir duruş için kıyâmı devam ettirmeğe kâfî ve de vâfi olmadığından, ellerinde kalan tek rolü sahnelemek mecburiyetinde kalıyorlar: Trajediden komediye geçiş...

Oysa ıskalanan bir şey, bu komediye bir nihâyet verecektir. O da, Allah'ın bu hareket üzerinde bir ümidi ve bir murâdı var ise eğer, bu hareket liderini kongre salonlarından değil, bir sevk-i tabii olarak bünyesinden zuhur ettirecektir. Bu hareketin bir "ihtiyat akçesi" var ise, o "ihtiyat akçesi" gönüllerde zuhur edecek, tohum toprağa serpilecek, ruzigârlar esecek, yağmurlar yağacak ve tohum kök salacak, filiz verceektir. Bu tecelli ettiğinde ise merkez sağın "delege demokrasisi" yine bürokratik bir işleme ircâ olacak, hangi taraftan icrâ edilirse edilsin, nereden sahnelenirse sahnelensin her nev’î kongre fitnesi de bu hareketin gündeminden defolup gidecektir.

Yok eğer bu hareketin zamanı geldiğinde tasarruf edeceği gönüllere yerleşmiş bir "ihtiyat akçesi" yok ise, mâzinin hâtıraları kirlenmeyecek, Hareket şânını muhafaza edemeyecek ve "Böyle Olacağına Hiç Olmayacaktır!..”…
Habr10

BBP'den Vali'ye Eleştiri
24 Nisan 2009
BBP Genel Başkan Vekili Yalçın Topçu, helikopter kazasında yanlış beyanda bulunan Kayseri Valisi'nin tutumunu eleştirdi.

Arama kurtarma çalışmalarının Vali'nin açıklaması sonrası yavaşlatıldığını belirten Topçu, "Bunun üzerine gidilmesi lazım. Burada devletin yönetim erkini elinde tutanlar da kendi iç dizaynları çerçevesinde gereğini yapacakları kanaatini taşıyorum." dedi.

Kazanın olduğu gün Kayseri Valisi Mevlüt Bilici'nin yaptığı 'Yazıcıoğlu'nun yaşadığı' yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine de Yalçın Topçu, teyit edilmeyen yanlış bir bilgiyi kamuoyu ile paylaşan Vali hakkında devlet kurumlarının ne işlem yaptığını sordu. Topçu şunları söyledi: "Bu süreç hangi haber kaynağına dayandırılarak yavaşlatıldı? Bunun üzerine gidilmesi lazım. Burada sadece siyasetin ağzıyla değil devletin yönetim erkini elinde tutanlar da kendi iç dizaynları çerçevesinde gereğini yapacaklar kanaatini taşıyorum."

Topçu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın, Yazıcıoğlu'nun Tacettin Dergahı'na defnedilmesiyle ilgili kararnameyi imzalamaması ile ilgili soruyu da cevapladı. Topçu, Bakan Günay'ın, bir takım marjinal grupları tatmin etmek için milletin genelini gözardı ettiğini savundu: "Kendileri sayın Yazıcıoğlu'nu çok iyi tanıyan birisidir. Sayın genel başkanımız hayatta olsaydı ve o bu konumda olsaydı sayın genel başkanımızın nasıl davranacağını en iyi bilenlerden birisi de kendileridir.

Sanıyorumki şu anda vicdanında pişmanlık vardır onun. Evet milli sorumluluk duymasını kutluyorum. Ama şunu da unutmamalıdır ki sayın bakan, o söylediği sorumluluklar için sayın genel başkanımız ömrünün hemen hemen her anını ve dakikasını o sorumluluklara vakfetmiş birisidir. Burada şu yapılmamalıdır: Bir takım marjinal grupların tatmini için milletin geneli gözardı edilmemelidir.
aktifhaber

ŞOK! ÖLÜMÜNE AKREDİTASYON
15 Nisan 2009

Komutan tipide dağ başında -15 derecede gazeteciyi akredite olmayan bir kurumdan olduğu için helikoptere almadı, Doğan Haber Ajansı'nın muhabirini aldı. ŞOK...

Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Abdühlamit Bilici'nin Zaman Gazetesi'nde yazdığı şok yazının ilgili bölümü:

Cihan Haber Ajansı'nın yöneticisi sıfatı ile kendi yaşadığım bir tutarsızlığı paylaşayım. Malum, geçen ay Türkiye Rahmetli Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının kazasına kilitlenmişti. Muhabir ve kameraman arkadaşlarımız da ağır şartlarda bölgede çalışıyordu.

Rahmetli meslektaşımız İsmail Güneş'in naşının bulunduğu haber üzerine, arkadaşımız Lütfi Aykurt, gazeteci refleksiyle 4,5 saat yürüyerek bölgeye ulaştı. 15.30'da işi bittiğinde 2500 metre yüksekte hava iyice soğumuş; orada sadece birkaç köylü ile Lütfi kalmıştı. Sağolsunlar, Jandarma Arama Kurtarma ekipleri "Seni burada bırakamayız. Hava soğuyor ve buradan inmen zor, helikopterle götürelim" diyor. Lütfi, helikoptere binmeye hazırlanırken, bir komutan hangi kanaldan olduğunu soruyor ve ajansın adını öğrenince, 'sivil olduğu için helikoptere alamayacaklarını' söylüyor. Lütfi, helikoptere alınan DHA muhabirinin de sivil olduğunu nazikçe hatırlatınca, komutan tersleyip "Nasıl geldiysen öyle inersin" diyerek arkadaşı dağ başında bırakıyor.

Evet, çektiği kurtarma çalışmaları gün boyu ekranlarda dönen bir gazeteciye yapılan bu. Salonları anladık, hayati tehlikenin olduğu bir yerde de malum akreditasyon uygulanıyor. Olay bize intikal ettiğinde, sansayon oluşturmak çok kolaydı. Ama "Kişisel bir hatadır, Mehmetçik bunu yapmaz" dedik. Lütfi, kendisiyle gurur duyduğumuz bir personelimizdi. Ama daha önce bir vatandaş ve bir insandı. Genelkurmay Başkanımız evrensel demokrasi standartlarından söz açmışken, bunu samimi kabul edip sormak istedim: Paşam, dağda kalsam beni kurtarır mısınız?
aktifhaber

Alman ekibin helikopter kazası raporu
14 Nisan 2009
Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının helikopter kazasıyla ilişkili olarak BBP Genel Merkezi'nin görevlendirdiği 'Alman' ekip kaza-kırım çalışmalarını tamamladı.

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının helikopter kazasıyla ilişkili olarak BBP Genel Merkezi'nin görevlendirdiği 'Alman' ekip kaza-kırım çalışmalarını tamamladı.

Helikopter kazasına ilişkin olarak Alman araştırma ekibinin hazırladığı raporu BBP'nin geçici genel başkanı Yalçın Topçu'nun yarın kamuoyuna açıklayacağı öğrenildi. Söz konusu raporda kazanın sebebi olarak daha çok 'pilotaj' hatası üzerinde durulduğu öğrenildi.
haber7

'BEKLENEN LABORATUAR SONUÇLARI VAR'
14 Nisan 2009
BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, Muhsin Yazıcıoğlu'nu ve 5 kişiyi taşıyan helikopterin düşmesiyle ilgili 'sabotaj ihtimali yoktur' ifadesinin gerçeği yansıtmadığını bildirdi.
BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, yaptığı yazılı açıklamada, basında ''BBP Genel Başkanı Sayın Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişiyi taşıyan helikopter kazasına ilişkin Alman ekibin hazırladığı ön raporda sabotaj ihtimali yoktur'' şeklinde haberler çıktığını anımsatarak, bu haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirtti.

Alman ekibin hazırladığı mevcut ön rapora göre, çıplak gözle yapılan incelemelerde yeterli delil bulunmadığını ifade eden Topçu, kesin bir hükme varmak için yağ, yakıt ve diğer elektronik aletlerin laboratuar sonuçlarının beklenmesi gerektiğine işaret etti. Topçu, ancak bu şekilde kesin bir hükme varılabileceğine belirterek, ''sabotaj ihtimali yoktur'' ifadesinin gerçeği yansıtmadığını vurguladı.
cumhuriyet

Ali Sabancı'dan Savunma Var!
06 Nisan 2009
BBP lideri Yazıcıoğlu ve yanındaki 5 kişiye mezar olan helikopterin sahibi Ali Sabancı açıklama yaptı. Bakın Sabancı neler söyledi...

Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı, Kahramanmaraş'ta Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte 6 kişinin öldüğü helikopter kazasıyla ilgili, ''Spekülasyon üretmek çok kolay ama eğer bu spekülasyonların peşinden koşarsan ölenlere saygısızlık yapmış olursun'' dedi.

Düşen helikopterin bağlı olduğu Medair firmasının da sahibi olan Ali Sabancı, Konya Dedeman Otel'de düzenlenen Türkiye Global KOBİ'ler Platformu Toplantısı öncesi gazetecilerin, kazayla ilgili sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, ''Bunun bir suikast olabileceği şeklinde bazı iddialar ortaya atılıyor. Siz olay yerinde bir araştırma yaptınız mı?'' biçimindeki sorusu üzerine Sabancı, kazadan sonra devreye Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı ilgili birimlerinin girdiği, bu nedenle kendilerinin olay yerinde bir araştırma yapmalarının söz konusu olmadığını söyledi.

Sabancı, helikopter kazasıyla ilgili oluşturulan kaza kırım heyeti içinde kendi firmalarının da görevli bulunduğunu, ancak kendilerinin bağımsız bir araştırma yapmalarının olanaksız olduğunu vurguladı.

Kimi basın-yayın organlarında ''enkazı kaldırmak için ilgili firma talepte bile bulunmadı'' biçiminde haberlerin çıktığını dile getiren Sabancı, şunları kaydetti:

''Zaten İçişleri Bakanlığı'nın, 'enkazda hiçbir şeye dokunmayın' şeklinde kesin talimatı var. Kaza mahallinde hala soruşturma, araştırma yapılıyor. Bu konuyla ilgili fazlaca spekülasyon oluyor. Spekülasyon lafı ilk defa yerini bu kadar buluyor. Bunlar spekülasyondan ibaret, (suikast mi oldu, Kaya kaptan zehirlendi mi? Helikopter yalpalıyordu, köylünün biri ikinci bir helikopter gördü gibi).

Kazayla ilgili spekülasyon üretmek çok kolay ama eğer bu spekülasyonların peşinden koşarsan ölenlere saygısızlık yapmış olursun. Bu spekülasyonlar ayrıca İçişleri Bakanlığı, Sivil Havacılık ve Ulaştırma Bakanlığı'nın işini de zorlaştırmış olur. Kaza kırım raporu açıklanana kadar kati bir sonuç yok. Kaza olduğu günden bu yana bazı basın-yayın organları kendi hayal güçlerini kullanıyor. Benim bilip aktarmadığım herhangi birşey yok.''

Sabancı, ''Daha önce bu helikopterle ilgili bir problem yaşandı mı?'' soruna ''Hayır'' yanıtı verirken, ''1999 yılında ABD'de bu helikopterin kaza yaptığı, pervanesinin kırık olduğu gibi iddialar''ın hatırlatılması üzerine, ''Helikopterler hassas aletler. Kaza yapan helikopter bir sanayi sitesinde toplanır gibi toplanıp da tekrar olmaz'' dedi.

-ELT CİHAZIYLA İLGİLİ İDDİALAR-

Helikopterlerdeki acil durum sinyali veren ve yerinin belirlenmesini sağlayan ELT cihazıyla ilgili bir soru üzerine ise Sabancı, şu yanıtı verdi:

''Yedek ELT cihazları helikopterde yoktu ama hiçbir helikopterde yok. Dolayısıyla anten kırıldı mı kırılmadı mı, çalışıyor muydu, çalışmıyor muydu? Bizim tek bildiğimiz bu helikopter sefere çıkarken ELT cihazı çalışıyordu ve arızası yoktu. Kaza kırım raporu bize gerçekleri anlatacak. Kazada hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödenecek. Esas hak neyse o yapılacak tabii ki. Bir de bundan öte işin vicdani boyutu var. O kazada yitirdiğimiz herkes bizim ailemiz sonuçta, bizim onlara ilerki yıllarda bakmak da boyun borcumuz.''
aktifhaber

Pilotla İlgili Şok Gerçek
20 Nisan 2009
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ile beraberindekilere mezar olan helikopterin pilotu Kaya İstektepe ile ilgili şok bir gerçek ortaya çıktı..

Düşen helikopterin pilotu kalp hastasıymış
BBP Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) üyesi ve parti avukatı Kemal Yavuz, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasının ardından Adana Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan rapora ilişkin açıklamalarda bulundu.

Düzenlediği basın toplantısında, raporda, helikopterin pilotu Kaya İstektepe'nin gerek kan tahlillerinin gerekse diğer tahlillerinde herhangi bir uyarıcı, uyuşturucu madde bulgusuna rastlanmadığının belirtildiğini bildiren Yavuz, şöyle dedi:

"Acaba pilotla ilgili bir olumsuzluk var mıydı? Pilotu etkisiz hale getirecek daha önceden bir işlem gerçekleşmiş miydi? Bunlarla ilgili kaygılarımız vardı. Pilot Kaya İstektepe'nin gerek kan tahlillerinin gerekse diğer tahlillerinin tamamında herhangi bir uyarıcı, uyuşturucu bir madde bulgusuna rastlanmadı. Dolayısıyla pilota ilişkin kuşkularımız önemli ölçüde dağıldı"

Adana Adli Tıp Kurumunun hazırladığı raporda, tahlillerde uyarıcı, uyuşturucu madde bulgusuna rastlanmadığının belirtilmesine karşılık pilot Kaya İstektepe'nin kalp hastası olduğunun ifade edildiğini açıklayan Kemal Yavuz, şunları söyledi:

"Pilotun kalbi ile ilgili sorununun olduğu raporla saptanmış. Ancak kaza öncesi bir kriz geçirmiş mi, onu tam olarak öğrenemedik. Sadece bir spazm ile ilgili net bulgu yok. Ama önemli ölçüde kalp rahatsızlığı olduğu net olarak ortaya konulmuş. Kalp krizi geçirmiş olabilme ihtimaline ilişkin kardiyologlarla görüşüyoruz.

Pilot Kaya İstektepe'nin her 6 ayda bir rapor alması gerekirken, 28 Haziran 2008 tarihinden bu yana rapor almadığını belirledik, bu konuyu da araştırıyoruz. Daha önce açıklandığı gibi kazada hayatını kaybeden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 4 kişinin çarpmanın etkisiyle hayatlarını kaybettikleri yine raporda belirtilmiş"

Yavuz, raporda, gazeteci İsmail Güneş'in kazadan sonraki 3-6 saat arasında donarak hayatını kaybettiğinin belirtildiğini de sözlerine ekledi.
aktifhaber

Yazıcıoğlu kazasında şok rapor!
13 MAYIS 2009
Muhsin Yazıcıoğlu olayını incelemek için kurulan TBMM Araştırma Komisyonu’na ulaşan ilk rapor ‘’Şok etkisi’’ yarattı. ABD Federal Havacılık Dairesi, kazadan altı gün önce, helikopterdeki bazı parçaların değiştirilmesini istemiş.

YUSUF SAHİCİ

Helikopter kazasında hayatını kaybeden BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu olayını inceleyen TBMM Araştırma Komisyonu’na ulaşan ilk rapor, ‘’Şok etkisi’’ yarattı. Alman Sivil Havacılık Kurumu, kaza kırım uzmanı Türk ve Alman vatandaşı, 10 yıllık pilot Volkan Sürmeli’nin komisyona verdiği raporda, ABD Federal Havacılık Dairesi’nin kazadan altı gün önce, aynı seri tüm helikopterlerdeki bazı parçaların değiştirilmesini, aksi halde helikopterin kontrolünün kaybedilme olasılığının bulunduğu vurgulanıyor.

AKP Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü başkanlığında toplanan komisyon, kaza sonrası, BBP’nin davetiyle Türkiye’ye gelen ve helikopter ile olay yerini inceleyen pilot Volkan Sürmeli’nin raporunu ele aldı. ABD Federal Havacılık Dairesi (FAA) tarafından 19 Mart 2009 tarihinde acil kod ile yayınlanan ve 206 serisi helikopteri içeren (düşen helikopter) “Acil Uçuşa Elverişlilik Direktifi’’ bilgilerinde şu görüşler yer aldı:

YAKIT KOLUNA DİKKAT
Daha fazla uçuş yapmadan önce her bir Lever Assembly’nin (Motora yakıt gönderen çevirici kollar) doğru bir şekilde kurulup yerine oturtulduğundan emin olunması için kontrol edilmesini gerektiriyor. Transport Canada bu konuyu rapor etmiştir. İncelemede, bearing’in üzerinde kontrol edildiğine dair işaret olsa da, Lever Asembly’nin üretimi sırasında doğru bir biçimde yerine oturtulmadığı anlaşılmıştır. Bu durum arıza ve helikopterin kontrolünü kaybetmesiyle sonuçlanabilir.

KESİN BELİRLENDİ
Amerikan Havacılık Dairesi (FAA), 10 Mart 2009 tarihinde denetim yaptı. Daha fazla uçmadan önce, belirli seri numaralı helikopterlerin kerterizin doğru kurulmuş olup olmadığını belirlemek için denetlemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Transport Canada, 50 saatten az uçmuş helikopterlerde ya da son 50 saatlik uçuş esnasında kurulmuş Lever Assambly’li helikopterlerde tehlikeli bir durumun ortaya çıkabileceği uyarısını FAA’ya bildirmişti. Transport Canada da bu helikopterlerin Kanada’daki daimi uçuşa elverişliliğini garanti altına almak için CF-2009-10 direktifini yayımladı.

ÜRETİM KANADA’DA
Bu helikopter modelleri Kanada’da üretildi ve ABD’deki uçuşları için de ruhsatlandırıldı. Transport Canada, FAA’yı anılan durum hakkında bilgilendirdi. FAA Transport Canada’nın bulgularını araştırdı ve ABD’deki uçuşlar için ruhsat verilmiş bu tip tasarımdaki uçuşlar için uyarı yaptı. Bu güvenlik durumun aynı tip tasarımdaki diğer helikopterlerde bulunması ya da ortaya çıkması muhtemeldir. Daha fazla uçmadan önce yanlış kurulmuş ya da Lever Assembly’ye uygun olmayan bir biçimde yerleştirilmiş herhangi bir kerterizin yenisiyle değiştirilmesi de gerekir. Bu kural, Acil AD’yi alan her kişiyi bağlar”

PARÇALAR DEĞİŞTİRİDİ Mİ?Sürmeli, komisyona sunduğu ve kendisinin çektiği fotoğrafların da yer aldığı bilgi notunda da, rapordaki uyarıların Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından helikopteri işleten şirkete iletilip iletilmediğini ve şirketin parçaları değiştirip değiştirmediğini sordu. Sürmeli, bu kadar kısa sürede parçaların değiştirilmesi ihtimalinin “Zayıf’’ olduğunu da iddia etti ve şu görüşleri savundu:

GPS CİHAZI NEREDE? Garmin NS 430 modelinde bir GPS cihazı bulunur. Bu cihaz, helikopterin önünde bir engebe olması durumunda ikaz verip, başka istikamete yönlendirir. Cihaz uçuş sırasında mutlaka kullanılmış olmalı. Helikopterde seyyar bir GPS cihazı daha olduğu ancak bulunamaması önemli bir ayrıntıdır.

PİLOT KALBİNDEN RAHATSIZ
Merhum pilot Kaya Istektepe’nin ileri derece kalp rahatsızlığı olduğu ve 6 ayda bir sağlık kontrolünden geçmesi ve sağlık raporu ile uçuş lisansının uzatılması söz konusu… Ancak, önemli sağlık sorunu olan kişiye, hangi komisyon ve hastane uçabilir raporu verir, araştırılmalı…

ELT KIRIK AMA...
ELT anteninin kırık olduğu çekilen fotoğraflardan da görünüyor. Ancak, antenin bağlı olduğu kaportada hiçbir hasar ve çizik olmaması danıştığım mühendisler tarafından da tuhaf bulunmaktadır. Ayrıca, anten kırık dahi olsa yeni nesil bir cihaz olduğu için uydulara sinyal yollayabilir.

FOTOĞRAFLAR FARKLI
Kaza mahallinde kendi çektiğim fotoğraflar ile sabit olan helikopterin bazı parçaları üzerinde farklılıklar var. Helikopterde bulunan ve SHGM tarafından ikaz edildiği halde sökülerek Ankara’ya getirilen parçaları kaza mahallinde inceleme fırsatı bulamadık. Bu çok rahatsız edici bir ayrıntıydı. (GAZETEPORT-ÖZEL)

HAFIZA SİLİNMİŞ, ÇANTA HALA KAYIP!
20 Mayıs 2009
BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Şanverdi de kaza ile ilgili olarak ihmali olanların biran önce açıklığa kavuşturulmasını ve gereken cezayı almasını istedi.
Eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili kurulan TBMM Araştırma Komisyonu, Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, Genel Başkan Yardımcıları Mustafa Destici, Ahmet Şanverdi, Özel Kalem Müdürü Okan Köksal ile MKYK üyesi ve avukatı Kemal Yavuz'u dinledi. Şanverdi, "Yazıcıoğlu'nun çantası hala kayıp" dedi.

Ellerindeki bilgileri komisyonla paylaştıklarını ifade eden Şanverdi, "Genel Başkanın silahı, telefonları ve çantası vardı. Çantası hala kayıp. Telefonunun ise bir tanesi bize verildi, ancak hafızası silinmiş... Tüm bunlar ortaya çıkarılmalı" diye konuştu.
haber10

Yazıcıoğlu Kazasında Şok İddia
03 Haziran 2009
BBP eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili şok bir iddia geldi..

Muhsin Yazıcıoğlu kazasıyla ilgili şok iddia: Ruhsatnamede farklı ELT cihazı görülüyor...

CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, "Helikopterin ruhsatnamesinde farklı bir ELT cihazı görülüyor" dedi...

Yazıcıoğlu'nun öldüğü kazayla ilgili kurulan araştırma komisyonuna belge sunan Seyhan, "Helikopterin ruhsatnamesinde farklı bir ELT cihazı görülüyor" dedi...

BBP eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun öldüğü helikopter kazasıyla ilgili kurulan TBMM Araştırma Komisyonu, Yazıcıoğlu'nun kayınbiraderi olan TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil ve THY Teknik A.Ş. Tasarım Geliştirme Müdürü Kemal Yıllıkçı'yı dinlerken, komisyona ELT cihazıyla ilgili bir belge sunan CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan şok iddialarda bulundu. Edinilen bilgiyi göre Seyhan, kazada önce ELT cihazının olmadığının söylendiğini ancak sonra bir cihaz olduğu açıklaması yapıldığını anımsatarak şöyle dedi:

“Kaza sonrası monte edildi”

"Telekomünikasyon Kurumu'ndan ilgili aracın sicilini istedim. Görünen ELT cihazı ile kazada bulunan ELT cihazı farklı bulundu. Ya kazadan sonra uçağa monte edildi ya da bu cihaz helikoptere izinsiz olarak takıldı. Çünkü helikopterin ruhsatnamesinde farklı ELT cihazı görülüyor." Seyhan, Kemal Yıllıkçı'ya, 70 km çarpmada bu cihazların çalışabildiğinin söylendiğini oysa Alman ekibin tespit etmiş olduğu raporda helikopterin 120 kilometrenin üstünde bir hızda çarptığının söylendiğini belirterek, bu hızda cihazın çalışıp çalışmadığını sordu. Yıllıkçı, "Normalde çalışması lazımdı" dedi.

Yıllıkçı ise, komisyona bilgi verirken, "Ülkemizdeki helikopterler konusunda oldukça bilgi sahibiyim. Ülkemizde genellikle Skorsky ve Cobra helikopterler kullanılıyor. İlk iki saatte hava koşulları ne olursa olsun bu helikopter bulunabilirdi" dedi.

Pakdil ise, kazanın olmasından sonra koordinasyon eksikliği nedeniyle müdahalenin aksadığını belirterek, "Yazıcıoğlu ve arkadaşları daha kısa sürede bulunabilirdi. Helikopterin bulunduğu yer köylülerin ilk gün tarif ettikleri yer çıktı" diye konuştu. Komisyonun MHP'li üyesi Hasan Özdemir de "Yazıcıoğlu'nun kimler tarafından tehdit edildiğini ve helikoptere ateş açılıp açılmadığı Emniyet tarafından araştırılmalı. Suikast olup olmadığı araştırılmalı" dedi.
aktifhaber

Helikopter Kazasında Şok Belge!
05 Haziran 2009
Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasına ilişkin şok bir belge daha ortaya çıktı.

Pilot Kaya İstektepe'nin, yüksek tansiyon ve kalp hastası olduğu ve buna bağlı iki ilaç kullandığı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'ndeki (SHGM) kayıtlardan anlaşıldı. Daha önce de düşen helikopterin bir parçasının değiştirilmesi için uyarı yapıldığı ve ELT cihazının da, kayıtlarda yeni görünmesine rağmen, eski nesil olduğu belirlenmişti.

Yazıcıoğlu'nun helikopter kazasını araştıran Meclis Komisyonu'na gönderilen ve ''Ulaştırma Bakanlığı SGHM Havacılık Sağlık Sigortası Başvuru Formu'' başlıklı "Tıbbi gizli evrak" belgesinde, pilot İstektepe'nin, sağlık durumu yer aldı. 55 yaşında olan İstektepe, mecburi sağlık kontrolü için doldurduğu formda sağlığına ilişkin bilgiler verdi.

TANSİYON VE KALP HASTALIĞI

İstektepe başvuru formunda, 9 bin 200 saat toplam uçuşu olduğunu, son sağlık muayenesinden bu yana da 150 saat uçtuğunu açıkladı. İstektepe, sigarayı 1984 yılında bıraktığını, haftada en çok iki duble alkol aldığını belirtti.

Pilot İstektepe hem kendisinde, hem de ailesinde "Kalp", "Yüksek tansiyon" ve "Yüksek kolestrol düzeyi" şikayetleri olduğunu vurguladı. "Şu anda herhangi bir ilaç kullanıyor musunuz" sorusuna ise, kolesterol ve trigliserid düşürücü Lipitör (10 mg) ve yüksek tansiyon ile kalp için de Tenoretic (50 mg) kullandığını açıkladı. Ayrıca 1996 ve 2003 yıllarında iki kez böbrek taşı nedeniyle ameliyat olduğunu da belirtti.

UZMAN DA UYARMIŞTI

Helikopter kazasının ardından BBP'nin Almanya'dan davet ettiği Alman Sivil Havacılık Kurumu Kaza-Kırım Uzmanı Volkan Sürmeli de benzer bir uyarı yapmıştı. Sürmeli, piilot Kaya İstektepe'nin ileri derece kalp rahatsızlığı olduğunu ve 6 ayda bir sağlık kontrolünden geçip, rapor ile uçuş lisansının uzatılmasının söz konusu olduğuna dikkat çekerken, "Ancak, önemli sağlık problemi olan kişiye, hangi komisyon ve hastane uçabilir raporu verir, araştırılmalıdır" ifadesi yer almıştı.

GAZETEPORT

NTV, helikopter kazasında hayatını kaybeden İHA muhabiri İsmail Güneş'i 60'ı kazadan önce toplam 113 kez aramış

13 Haziran 2009 BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin helikopter kazasında hayatlarını kaybetmelerinin ardından kurulan TBMM Araştırma Komisyonu Resmi Raporlarına göre, helikopter kazasında hayatını kaybeden İHA muhabiri İsmail Güneş'in NTV haber kanalından kaza öncesinde defalarca arandığı tespit edildi.

RESMİ KAYITLARA GÖRE KAZA ANI
Vakit gazetesinin haberine göre; BBP Genel Başkanı ve beraberindekileri Kahramanmaraş'tan saat 14.35'te alan Bell tipi helikopter Çağlayancerit'ten Yozgat Yerköy istikametine uçmak için havalanmıştı. Daha sonra 15.55 civarında acil servise düşen bir sinyal ile helikopterin düştüğü bilgisi gelmişti.
Kaza yapan helikopterin havalanış saati resmi belgelere göre 14:35 tespit edilirken, NTV Yurt Haber Servisine ait olduğu ortaya çıkan 0212 335 41 .. numaralı telefondan İHA muhabiri İsmail Güneş'in kaza öncesinde 14:34'den başlanarak 18:58'e kadar 113 defa arandığı ortaya çıktı.

MUHABİR GÜNEŞ KAZA ÖNCESİ NEDEN 60 DEFA ARANDI?
113 aramanın 60'nın helikopterin havalanmadan önce başlayıp kaza anına kadar sürmesi komisyon üyeleri tarafından dikkat çekici bulunurken, muhabir Güneş'in telefonunun açık olmasına karşın aramalarda sadece 2 sn.'lik görüşmenin tespit edilmesi ise dikkat çekti.
NTV Haber Koordinatörü Mustafa Hoş, 0212 335 41 .. numaralı telefonun kendilerine ait olduğunu doğruladı. Bir gazeteci refleksi olarak kaza bilgisiyle birlikte muhabir Güneş'in aranmasının gayet normal olduğunu belirten Hoş, "Gerekli araştırmalarımızı yapacağız” dedi. netgazete

Yazıcıoğlu'nda Yeni Gelişme!
17 Haziran 2009
Yazıcıoğlu'nun geçirdiği helikopter kazası sonrasında ortalığa yayılan "Yazıcıoğlu yaşıyor, hastaneye kaldırıldı" haberinin nerden çıktığı belli oldu.

Büyük Birlik Partisi (BBP) yöneticileri, Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili devletin zirvesine sunulan raporda, "Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterine ulaşıldığı, şuurunun yerinde olduğu, ayağı ve kaburgalarının kırık olduğu, hastaneye getirildiği" şeklindeki bilginin Kahramanmaraş İstihbarat Şubesi tarafından verildiği belirtiliyor.

Büyük Birlik Partisi (BBP) yöneticileri, Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili devletin zirvesine sunulan raporda, "Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterine ulaşıldığı, şuurunun yerinde olduğu, ayağı ve kaburgalarının kırık olduğu, hastaneye getirildiği" şeklindeki bilginin Kahramanmaraş İstihbarat Şubesi tarafından verildiği belirtiliyor. Arama kurtarma çalışmalarını sukuta uğrattığı iddia edilen bu bilgiyi açıklayan Kayseri Valisi hakkında İçişleri Bakanlığı'nın hiçbir işlem yapmaması ve idari soruşturma dahi başlatmaması şikayet ediliyor.
Büyük Birlik Partisi (BBP) yöneticileri, Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili olarak dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Topçu ve parti yönetim kurulu üyeleri, AK Parti Genel Merkezi'nde yaklaşık bir saat süren ziyaret sırasında Başbakan Erdoğan'a 15 safya ve 35 sayfa ek kısımdan oluşan rapor sunuldu. BBP heyetini bugün de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Çankaya Köşkü'nde kabul edecek. Aynı raporun Cumhurbaşkanı Gül'e de sunulması bekleniyor.

Başbakan'a rapor sunan BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu başkanlığındaki heyet, helikopter kazasıyla ilgili bilgi vermeyen kurumları şikayet etti. TBMM Komisyonuna bilgi veren Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu'nun iddialarının yer almadığı raporda, "Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterine ulaşıldığı, kendilerinin şuuru yerinde olduğu, ayağı ve kaburgaları kırık olduğu, hastaneye getirildiği" şeklindeki bilginin Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi'nden alındığı belirtiliyor.

BBP Genel Başkan Yardımcısı ve Helikopter Kazasını Araştırma Komisyonu Başkanı Ahmet Şanverdi imzasıyla hazırlanan raporda, BBP olarak helikopterin kırıma uğradıktan sonra arama kurtarma çalışmalarının düzgün, usulüne göre, gerekli ihtimam ve süratte yapılmadığının düşünüldüğü belirtildi. Kurulan kriz merkezlerinin usulüne göre kurulmadığının görüldüğü ve olayı inceleyen komisyonların devletin belli kurumlarından gerekli desteği göremediğinin ifade edildiği raporda, partinin istediği bilgi ve belgelerin halen taraflarına ulaştırılmadığı kaydedildi.

"Olayın üzerinden yaklaşık 3 ay geçmiş olmasına rağmen gelinen noktada hadisenin ne yüzde 100 sabotaj ne de yüzde 100 sabotaj olmadığı söylenememektedir." denilen raporda, şu görüşlere yer verildi: "Yayınlanan ön raporlarda kesin hükme varmak için laboratuar sonuçları ve helikopterde bulunan bazı aletlerin test edilmesinden sonra bir sonuca varılabileceğini açıkça beyan etmektedir. Başta Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Devlet Hava Meydanları, Kaza Kırım Ekibi ısrarlı müracaatımıza rağmen olayın aydınlanmasını sağlayacak belgeleri tarafımıza vermemişlerdir. Bize vermedikleri belgeleri TBMM komisyonuna da vermemişlerdir. Mesela olayın aydınlatılmasında hayati öneme haiz Helikopter Bakım Defterleri ile Helikopterin Teknik Dosyası ne tarafımıza ne de Meclis Komisyonuna verilmemiştir. Aynı şekilde helikopterin 25 Mart 2009 tarihli Uçuş Planları da ne tarafımıza ne de Meclis Komisyonuna verilmemiştir. Aynı şekilde helikopterin 25 Mart 2009 tarihli Radar Kayıtları ne tarafımıza ne de Meclis Komisyonu'na verilmemiştir."

YAZICIOĞLU'NUN AYAĞININ KIRIK OLDUĞUNU KAHRAMANMARAŞ İSTİHBARAT SÖYLEMİŞ

Devletin zirvesine sunulan raporda, dikkat çekici bir ayrıntıdan da bahsediliyor. Helikopterin düşmesinden hemen sonra "Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterine ulaşıldığı, kendilerinin şuuru yerinde olduğu, ayağı ve kaburgaları kırık olduğu, hastaneye getirildiği" şeklinde yaptığı açıklamayla arama kurtarma çalışmalarını sukuta uğrattığı iddia edilen Kayseri Valisi hakkında İçişleri Bakanlığı'nın hiçbir işlem yapmaması ve idari soruşturma dahi başlatmaması şikayet edildi.

Valinin bu bilgiyi Kayseri Emniyet Müdürü'nden aldığını, Kayseri Emniyet Müdürü'nün ise aynı bilgiyi Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi'nden aldığını beyan ettiğinin aktarıldığı raporda, "Yani böyle bir bilginin verilmediğini iddia eden yoktur. Burada araştırılması gereken şey bu bilginin kaynağı neresidir, bu bilgiyi vermek suretiyle kamuoyunu ve arama kurtarma çalışmaları yapan yetkilileri yanlış yönlendiren kaynak neresidir ve daha da önemlisi bu kaynak merhum genel başkanımızın ayağının ve kaburgasının kırık olduğunu nereden biliyordu. Bu bilgiyi valiye, emniyet müdürüne veren kaynak neden saklanmaktadır. Olayın ilerisine neden gidilmemektedir?" diye soruldu.

Raporda, TBMM Komisyonuna bilgi veren Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu'nun iddiaları ise yer almıyor. Gülefer Yazıcıoğlu, eşinin içinde önemli evrak, para, silah ve sık kullanmadığı özel cep telefonu bulunan çantasının kayıp olduğunu belirtirerek, "Cep telefonu bana teslim edildi ama içinde kartı, hafızasında hiçbir bilgi yoktu, temizlenmişti. Silahı bulunmuş, ancak evraklar ve çanta teslim edilmedi. Araştırılmasını istiyorum." demişti.

PİLOTUN İMZALARININ KRİMİNAL ARAŞTIRMASI YAPILSIN

Ulaştırma Bakanlığı'nın yayınladığı ön raporda helikopter'in çarpma hızı gerektiği kadar şiddetli olmadığından ELT aletinin çalışmadığının belirtildiği ifade edilen raporda, kendilerine 12G şiddetinde bir çarpma sonucunda ELT cihazının çalışabileceğinin söylendiği aktarılıyor.

ELT cihazını üreten firmadan alınan bilgilere göre, cihazın çalışması için 3.8G şiddetinde bir çarpmanın yeterli olduğunun belirtildiğinin dile getirildiği raporda, helikopter olayında uzmanlara göre çarpma en az 20G şiddetinde olduğu kaydediliyor. Aynı şekilde aletin anteninin kırık olmasının da hiçbir surette ELT'den alınacak sinyalizasyonu etkilemeyeceği söyleniyor.

Helikopter üzerinde çekildiği iddia edilen fotoğraf ile ELT cihazı ile ilgili belgeye ilişkinde şüpheler dile getiriliyor. Bu belgelerin SHGM Kaza Kırım ekibi tarafından verildiği ve yapılan araştırmada ise SHGM'ce verilen fotoğraf ile belge arasında çelişkiler tespit edildiği ifade ediliyor.

Raporda, şu görüşlere yer veriliyor: "Fotoğraftaki cihaz ile belgede ruhsatlandırılan alet aynı değildir. Acaba bir yanlışlık mı yapıldı ihtimaliyle araştırmamızı derinleştirdiğimizde durumun vahameti daha da belli olmuştur. Helikopter pilotunun imzalarının kriminal araştırmasını ve doldurulan formların mürekkep ömrünün laboratuar tahlillerinin yapılmasını istiyoruz. Helikopter enkazının bulunması için neden uydu teknolojisinden istifade edilmemiştir. Uydu fotoğraflarından helikopterin enkazı tespit edilemez miydi, Kuzey Irak ve Güneydoğu bölgemizde teröristleri tespit etmede kullanılan insan vücut ısısına duyarlı uçaklar ısrarlı taleplerimize rağmen neden kullanılmamıştır?"
aktifhaber

Yazıcıoğlu Kazasında Skandal!
23 Haziran 2009
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun Kahramanmaraş'ta meydana gelen helikopter kazasıyla ilgili iki şok belge ortaya çıktı.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopter kazasında, 'kaza alanı haritası' ilk kez ortaya çıktı.

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaşamını yitirdiği Kahramanmaraş'taki helikopter kazasında, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın kazanın olduğu gün Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gönderdiği 'kaza alanı haritası' ilk kez ortaya çıktı.

Şok belgeyle saat 16.20'de helikopterin düştüğü alanın bilindiği, yine de arama kurtarma çalışmalarının farklı noktalarda yapıldığı görülüyor. TİB'in kaza alanı haritası ile bölgedeki baz istasyonlarının kapsama alanı birleştirildiğinde bu kez helikopterin bulunduğu bir kilometrekarelik alan ortaya konuyor.

Olay günü tam 12 saat boyunca bölgeden sinyal alındığına dikkat çeken BBP MKYK Üyesi Hüseyin Berçin, "Helikopterin 1 kilometrekarelik alanda olduğunu bazı devlet kurumları biliyordu. Neden arama bu bölgede yapılmadı? Bölgeye seyyar baz istasyonu götürülmüş olsaydı, kaza yeri noktasal olarak tespit edilebilirdi, neden edilmedi?" diye soruyor.

Bugüne dek hakkında 'Suikaste kurban gitti" şeklinde pek çok iddia ortaya atılan BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun Kahramanmaraş'ta meydana gelen helikopter kazasıyla ilgili iki şok belge ortaya çıktı. 25 Mart tarihinde, saat 15.30'da meydana gelen kazanın ardından, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın (TİB) aynı gün saat 16.20 itibariyle helikopterin bulunabileceği dar alanı Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne ilettiği öğrenildi.

1 KM'LİK ALAN

TİB'in kaza sonrası bir saat içerisinde oluşturduğu 'Kaza alanı haritası' ile baz
istasyonlarının kapsama alanı kesiştirildiğinde, önce 20-21 kilometre yarıçapında bir çember oluşturuluyor. Uzunluğu 30 kilometre olan bu yayın 14-15 kilometrekaresi hiç sinyal almıyor. Bu bölge arama çalışmaları dışında bırakıldığında, geriye 14 kilometrekarelik alan kalıyor.

Göksun, Kanlıkavak ve Tüllüce baz istasyonlarının ortak sinyal verdiği bu alan kapsam dışı bırakıldığında, tek başına Tüllüce'nin sinyal aldığı ve enkazın bulunduğu bir kilometrekarelik alan ortaya çıkıyor. Bu 1 kilometrekarelik alan Tüllüce Baz İstasyonu'ndan sinyal alıyor, diğer bütün alanlar ya hiçbir baz istasyonundan sinyal almıyor, ya da birden fazla baz istasyonundan sinyal alıyor. Uzmanlar, bu 30 kilometrekarelik alanın dahi helikopterler ve CASA uçağıyla birkaç saatte taranabileceğini vurguluyor.

12 SAAT BOYUNCA SİNYAL VERDİ

Yazıcıoğlu ile birlikte Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İHA muhabiri İsmail Güneş ve pilot Kaya İstektepe'nin yaşamını yitirdiği kazanın ardından, GSM hatlarından yola çıkılarak yapılan incelemede, elde edilen baz istasyonu ve buna bağlı koordinatların ilgili birimlere saat 16.25'ten itibaren belirli periyotlarla iletildiği öğrenildi.

Telekomünikasyon İletişim Başkan Vekili Basri Aktepe imzalı belgede, yapılan çalışmalar sonucu, helikopterde bulunan tüm GSM hatlarının Çardak'ın 4 kilometre kuzeyinde bulunan Tüllüce mevkiinde kulede bulunan baz istasyonundan hizmet aldığı belirlenerek, 26 Mart tarihinde saat 03.00'te tüm sinyal bilgilerinin kesildiğine dikkat çekiliyor. Kısacası 15.30'da meydana gelen kazanın ardından tam 12 saat boyunca bölgedeki cep telefonlarından sinyal alınmış.

"BİR SAAT İÇERİSİNDE ULAŞILABİLİRDİ"

BBP MKYK Üyesi Hüseyin Berçin, Gazete Habertürk'e yaptığı açıklamada, "O gün bölgede arama kurtarma çalışmalarını etkileyecek düzeyde kar yoktu. Kızılöz ve Elmalı köylerinden bölgeye en geç bir saat içinde varılabilirdi. Olaydan sonra iki saat içersinde Anadolu Ajansı üzerinden valilerin açıklamalarına dayanılarak servis edilen haberler var.

Üçüncü gün Genel Başkanımız bulunduğunda, bu açıklamalarla bulunuş şekli örtüşüyordu. Bu kamu görevlileri bu bilgileri nereden ve ne şekilde aldıklarını artık açıklamak zorundadır. TİB'in verdiği iki belge çakıştırıldığında kaza yerine bir saat içersinde ulaşılabileceği açıkça ispatlanmaktadır" diye konuştu.

"TEKNİK BELGELERE RAĞMEN YANLIŞ YERLERDE ARANDI"

Meclis Araştırma Komisyonu'nun bu olayı ne şekilde olursa olsun ortaya çıkarması gerektiğine dikkat çeken Berçin, "25 Mart Çarşamba günü yapılan tüm aramalar TİB'in verdiği teknik belgelere rağmen yanlış yerlerde yapılmıştır. Bu kasıt mıdır, yoksa beceriksizlik midir? Bu büyük ihmal sadece beceriksizlikle açıklanamaz. Biz devletin gücünü bu olayın kapatılmasında değil, aydınlatılmasında görmek istiyoruz. Bizim bu açıklamalarımız, devletin resmi organlarının bilgilerine dayanmaktadır" dedi.
ÖZLEM YILMAZ / AHT
Aktifhaber

Yazıcıoğlu Kazasında Şok İddia
29 Haziran 2009
Helikopter kazası öncesi, Muhabir İsmail Güneş'ten sonra şimdi de Pilot Mustafa Kaya İstektepe'nin NTV tarafından defalarca arandığı ortaya çıktı.

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının hayatlarını kaybettikleri helikopter kazasında Muhabir İsmail Güneş'in NTV tarafından kaza öncesi saat 14.34'ten başlayarak 18.58'e kadar tam 113 defa arandığı ortaya çıkarılmıştı.
KAZA ÖNCESİ PİLOT İSTEKTEPE NTV TARAFINDAN DEFALARCA ARANMIŞ

Vakit gazetesi, ilginç bulunan bu aramadan sonra şimdi de kazayla ilgili şok bir rapora daha ulaştı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) raporuna göre NTV'ye ait olduğu tespit edilen 212 335 .. .. numaralı telefonla helikopterin pilotu Mustafa Kaya İstektepe'nin 532 231 54 .. numaralı telefonunun saat 14.55'ten başlayarak 18.58'e kadar tam 37 defa arandığı belirlendi.

RESMÎ KAYITLARA GÖRE KAZA ANI

Yazıcıoğlu ile birlikte Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, İsmail Güneş ve pilot Mustafa Kaya İstektepe'nin yaşamını yitirdiği Med Air firmasına ait Bell tipi helikopterin, saat 14.35'te Kahramanmaraş Çağlayancerit'ten Yozgat Yerköy istikametine havalandıktan sonra, saat 15.55 civarında, acil servise gelen bir sinyal ile düştüğü anlaşılmıştı.

KAFALARI KARIŞTIRAN ESRARENGİZ TELEFON TRAFİĞİ

Kaza yapan Med Air firmasına ait helikopterin havalanış saati resmî kayıtlara 14.35 olarak geçerken, Doğuş Grubu'na bağlı NTV'ye ait olduğu tespit edilen 0212 335 41 .. numaralı telefondan Muhabir İsmail Güneş'in kaza öncesinde 14.34'ten başlanarak 18.58'e kadar tam 113 defa arandığı ortaya çıktıktan sonra şimdi de helikopterin pilotu Mustafa Kaya İstektepe'nin, 7'si kazadan önce olmak üzere 532 231 54 .. numaralı telefonundan tam 37 defa arandığı belirlendi.

PİLOT İSTEKTEPE VE MUHABİR GÜNEŞ KAZA ÖNCESİ NEDEN DEFALARCA ARANDI?

Daha önce NTV tarafından Muhabir Güneş tam 113 defa aranmış bu aramanın 60'nın helikopterin havalanmadan önce gerçekleşmiş olması TBMM Araştırma Komisyonu üyeleri tarafından ilginç bulunmuştu. Şimdi de Pilot Mustafa Kaya İstektepe ve Muhabir İsmail Güneş'in NTV tarafından toplam 150 defa aranmaları ve bu aramaların 67'sinin kaza öncesi gerçekleşmiş olması izaha muhtaç ve dikkat çekici bulundu.

NTV SESSİZLİĞE GÖMÜLDÜ

Diğer taraftan NTV Haber Koordinatörü Mustafa Hoş Vakit'e yaptığı açıklamada, 0212 335 41 .. numaralı telefonun kendilerine ait olduğunu doğrulamış ve “Biz de gerekli araştırmalarımızı yapacağız” demişti. Ancak Muhabir İsmail Güneş'in NTV tarafından ilginç bir şekilde 113 defa aranmasının ortaya çıkmasının üzerinden tam 17 gün geçmesine rağmen Doğuş Grubu'ndan herhangi bir açıklama gelmemesi ve şimdi de helikopterin pilotu Mustafa Kaya İstektepe'nin, 7'si kazadan önce olmak üzere 532 231 54 .. numaralı telefonundan tam 37 defa aranmasının ortaya çıkması kafalardaki soru işaretlerini artırdı.

İŞTE O BELGELER:






İLGİNÇ BİR İDDİA DAHA

Eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beş kişinin hayatını kaybettiği 25 Mart 2009’da meydana gelen helikopter kazasını araştıran TBMM Araştırma Komisyonu’nun resmi tutanaklarında, arama kurtarma çalışmaları sırasında bazı partililerin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın aracının üzerine çıkarak silah çektikleri ifadesi yer aldı.

Komisyonun, AKUT Başkanı Nasuh Mahruki ile Arama Kurtarma Ekibi Başkanı Ercüment Güler’i dinlediği toplantının resmi tutanaklarında ilginç ayrıntılar yer aldı.

‘Curcunaya döndü’

Pilotun o havada uçmaması gerektiğini belirten Mahruki, “Helikopterin yolcu sayısı, yani yükü yine uçuş limitlerinde veya uçuş limitlerinin biraz üzerinde” dedi.

Mahruki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Atalay’ın bölgeyi ziyaretlerinin de arama kurtarma çalışmalarını aksattığını öne sürdü.
BOTAŞ’a kış şartlarında arama kurtarma hizmeti veren ekibin başkanı Güler de komisyona, bakan ziyaretleri sırasında peşinden gelenlerin yarattığı kalabalığın çalışmaları olumsuz etkilediğini savundu. Güler, “Sayın bakanımız geldiğinde peşinde kendisini gelmek zorunda hisseden o kadar çok devlet erkânımız var ki ve o kadar çok onların yardımcıları ve şefleri var ki, ortalık tamamen curcunaya döndü” dedi. Güler, yaşanan olumsuzlukları anlatırken şöyle devam etti:

“Birçok partili vardı. İkinci günden itibaren taşkınlıklar başladı. Sayın Vali’nin arabasının bayrak direğini kırdılar, Sayın Bakan’ın aracının üzerine çıktılar, silah çektiler. ‘Ben zarar görmeden nasıl kurtulabilirime’ bakmaya başladılar arama kurtarmacılar. Çünkü AKUT çok şahit olmuştur. Hayat kurtarmaya gidersiniz dayak yersiniz bu ülkede.”
aktifhaber

Muhsin Yazıcıoğlu suikasti doğrulanır
26 Şubat 2013



Gündoğdu, Yazıcıoğlu kazasıyla ilgili, “Olaydan 2.5 saat sonra bölgeye iki helikopter geldi” bilgisini doğruladı.

BBP Genel Başkan Yardımcısı Metin Gündoğdu, buna benzer bilgi ve belgeleri devlet yetkilileriyle paylaştıklarını söyledi

Gazetemizin Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan’ın dün yayımlanan köşe yazısında Muhsin Yazıcıoğlu kazasıyla ilgili verdiği çarpıcı bilgiler büyük yankı uyandırdı.

BBP Genel Başkan Yardımcısı Metin Gündoğdu, yazıdaki hususların benzerlerini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile paylaştıklarını söyledi. Davanın zaman aşımına dikkat çeken Gündoğdu, Genelkurmay’dan herhangi bir açıklama gelmemesini de eleştirdi.

AYDINLATMA YAPILMIYOR

Yazıdaki çarpıcı bilgilerin BBP camiası ve Yazıcıoğlu ailesi tarafından dikkatle okunduğunu belirten Gündoğdu, aynı noktalara işaret eden bilgileri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e verdiklerini söyledi. Bu bilgilerin haberde geçen noktalarla aynı doğrultuda olduğunu aktaran Gündoğdu, yazılanlara rağmen konu hakkında aydınlatılma yapılmadığından yakınarak " "Yazıda ciddi bir cevap aranıyor. Olayın 4. yılına girdik ve 1 yıl sonra unutulmaya yüz tutacak. Zamanaşımı 1 yıl sonra daha hızlı işlemeye başlayacak" dedi.

SUİKAST DOĞRULANIR

Genelkurmay Başkanlığı'ndan açıklama gelmemesinin düşündürücü olduğunu bildiren Gündoğdu şöyle konuştu: "Artık açıklama yapmalarını bekliyoruz. Neden bugüne kadar bu açıklamalar yapılmadı? Artık BBP camiasının aydınlatılması gerekir. Sorun bu şekilde açıklanırsa bu işin suikast olduğu yüzde 90 ihtimalle doğrulanır. Neden 2.5 saat sonra ulaşılan enkaza 48 saat sonra ulaşıldı açıklaması yapılıyor."

FAİLİ MEÇHUL ANILMAYACAK

Olayı kendilerinin de sorgulayacağına dikkat çeken Gündoğdu, artık Yazıcıoğlu ailesinin de kendilerinin de beklemeye tahammüllerinin kalmadığını dile getirdi. Aksaklıkların ve eksikliklerin tüm çıplaklığıyla açıklanması gerektiğini vurgulayan Gündoğdu şöyle devam etti: "Bu iş faili meçhul anılmayacak. Aydınlatıldıktan sonra elimizden geleni de yapacağız. Ellerindeki belgeleri ve bilgileri savcılığa vermesi gerekiyor. Yöneticilerin bu işi millete ve bize açıklama yapması gerekmektedir. Samsun'da Ahmet Türk'e yumruk atıldı ve vali görevden alındı. Ancak Muhsin Yazıcıoğlu'nu şüpheli bir kaza ile kaybettik ve kimse görevden alınmadı. Bunun izahının yapılması gerekiyor."

‘Biri olay yerinde 6 dakika kaldı’

Muhsin Yazıcıoğlu kazasıyla ilgili geçen yıl savcıya bilgi ve belgeler veren gizli tanık, Ankara Temsilcimiz Adem Yavuz Arslan’la görüşmüştü. “Dosyanın üzeri örtülmesin” diyen gizli tanık, olaydan 2.5 saat sonra bölgeye gelen iki helikopterle ilgili belgeler olduğunu kaydetmişti.

Gizli tanık, esrarengiz helikopterlerden birinin olay yerinde 6 dakika kaldığını söylemişti. Muvazzaf asker olan gizli tanık, savcıya gönderilen radar görüntülerinin sağlıklı olmadığını ifade ederek, “Doğru olan, savcının bilirkişilerle birlikte Hava Kuvvetleri Harekât Merkezi ve Genelkurmay Savaş Harekât Merkezi’ndeki kayıtları incelemesi” demişti

LÜTFİ ERDOĞAN - BUGÜN GAZETESİ


En son Ekim tarafından Sal Şub 26, 2013 9:21 pm tarihinde değiştirildi, toplam 3 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Prş Tem 02, 2009 10:07 pm    Mesaj konusu: Yazıcıoğlu Kazasında Yeni İddia Alıntıyla Cevap Gönder

İşte Helikopterin Yakılan Parçaları

DDK'nın Yazıcıoğlu raporunda yer alan, helikopterin bazı parçalarının yakıldığı yönündeki tespite ilişkin görüntüler ortaya çıktı. İşte o görüntüler.

10.02.2011

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) yaptığı araştırmanın raporundaki görüntüler basına ulaştı.
Raporda, Muhsin Yazıcıoğlu’nu taşıyan helikopterin düştükten sonra bazı parçalarının Özel Kuvvetler ve Jandarma timleri tarafından kaza mahallinde yakıldığı bilgisi yer alıyordu. Yakılan parçalara ait fotoğrafların ortaya çıkması, DDK’nın raporunu da güçlendiriyor.

BBP’nin merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği kazayı inceleyen Devlet Denetleme Kurulu (DDK), düşen helikoptere ait kimi parçaların askeri timlerce yakılarak imha edildiğini tespit etmişti.

Yakılan Parçalara Dağcılar Ulaştı
Bu parçaların bazılarına Yazıcıoğlu’nun bacanağı Dr. Rafet Arslanoğlu’nun başında bulunduğu bir grup gönüllü dağcı ulaştı. Çekilen fotoğraflar DDK’nın raporunu teyit ediyor.

Enkazın yaklaşık 200 metre uzağında yakılan parçalar arasında helikopterin koltuk kızağı ve demirleri, kapı kilitleri, emniyet kemeri ve pilotun uçuş bilgilerini not ettiği bloknotun mahfazası yer alıyor. Bazı parçaların ise erimeden dolayı, ne olduğu anlaşılamıyor.

Muhsin Yazıcıoğlu’nu taşıyan helikopter 25 Mart 2009 tarihinde Keş Dağı’na düşmüştü. Kazadan iki ay sonra, karların erimeye başlamasıyla enkazın olduğu bölgeye çıkan Dr. Rafet Arslanoğlu ve beraberindeki ekip, kaza sonrasında yaşanan gelişmelerle ilgili çarpıcı bir görüntüyle karşılaştı.

Parçalar Enkazın 200 Metre İlerisinde Bulundu
Ekip, enkazın bulunduğu yerin yaklaşık 200 metre güneydoğusunda bir kaya kovuğunun içerisinde yakılan helikopter parçalarını buldu. Yakılan parçalar içerisinde pilotun uçuş bilgilerini not ettiği bloknotun mahfazası da yer alıyor. Kimi parçaların da tahribat dolayısıyla ne olduğu tam olarak anlaşılamıyor. Aynı bölgede bol miktarda konserve ve meyve suyu kutularının yer aldığı görülüyor.

DDK Raporuna Güçlü Kanıt
Görüntü ve fotoğraflar, DDK’nın raporunda, helikopterin bazı parça ve atıklarının yakılmış olabileceği yönündeki iddiaların en güçlü kanıtı oldu.

Alman Heyet, Uçuş Bilgilerinin Yazıldığı Notu Bulamamıştı
DDK’nın Kahramanmaraş’ta yaptığı çalışmalarda ifadesine başvurduğu Dr. Rafet Arslanoğlu, helikopterin yanan parçalarına, dağda yaptıkları arama sonucunda ulaştıklarını kaydetti.

GPS cihazı ve Yazıcıoğlu’nun telefonunda yer alan hafıza kartının olmadığına dair iddiaların yer aldığı dönemde olayla ilgili şüphelerinin daha da arttığını anlatan Arslanoğlu, şu çarpıcı bilgileri verdi:

"Helikopter düştüğünde Keş Dağı karlarla kaplıydı. Biz mevsim yumuşayınca ’Acaba bir şey bulabilir miyiz?’ diyerek bazı gönüllü arkadaşlarımızla enkazın bulunduğu alana çıktık. Arama çalışmalarımız sırasında toplanıp bir araya getirilen bazı parçaları, enkazın yaklaşık 200 metre uzağında yanmış bir şekilde kaya kovuğunun altında bir yerde bulduk. Orayı eşeledikçe bir şeyler çıktı. Orada gördüğümüz bir kütük de malzemelerin iyice imha edilmek için yakıldığını gösteriyor. Zaten çoğu malzeme eridiği için tanımlanamayacak haldeydi."

Arslanoğlu’na göre, enkazın yakılan parçaları arasında en dikkat çekeni, pilotun uçuş bilgilerini not ettiği bloknotun muhafaza edildiği tabaka. Kazanın araştırılması için gelen Alman heyet de, "Pilotlar, güzergâhı, yüksekliği işaretleyip yollarına devam ederler. En azından onu bulalım" diye bloknotu aramış.

"Peşini Bırakmayacağız"
Arslanoğlu, "Bizim, üzerinde not tutulan bu tabakayı bulmamız şüphelerimizi daha da artırdı. Olayın peşini bırakmayacağız" ifadelerini kullanıyor. TRT

Topçu: TSK Neden Gizledi
18 Ağustos 2009 08:34

BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu'dan, Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili TSK'ya zor sorular...

Yazıcıoğlu'nu arama faaliyetine katılan helikopterin düştüğünü fotoğrafla ispatlayan Topçu, “Şehit verildiğini TSK neden gizledi”dedi.

28 Mart'ta Yazıcıoğlu'nu arama faaliyetine katılan helikopterin Keş Dağı zirvesine düştüğünü fotoğrafla ispatlayan Topçu, “Şehit verildiğini TSK neden gizledi”dedi...

BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili şok bir iddiada bulundu. Arama kurtarma faaliyetlerine katılan bir askeri helikopterin Keş Dağı zirvesinde düştüğünü söyleyen Topçu, "Hâlâ kanatları dağda duruyor" diyerek fotoğrafları gösterdi.

Kanatlar hâlâ olay yerinde

Bu gerçeğin kamuoyundan gizlenmesini eleştiren Topçu, "Bu olayda bir şehit olduğunu dünya alem biliyor. TSK bir teröristin öldürülmesini bile internet sitesinden duyuruyor. TSK arama faaliyetlerinin neresindeydi? Neler yaptı? Neticesi ne oldu? TSK bu bilgiyi toplumla paylaşsa ne kaybeder?" dedi. "Gittim gördüm. Hâlâ daha kanatları orada duruyor. Kanat orada, seri numarası var üstünde. Pert olmuş" diyen Topçu, Silahlı Kuvvetler'in üzerine düşeni yaptığını, arama faaliyeti sırasında milyon liralık Skorsky'nin düştüğünü söyledi.

Topçu, "Bir şehit olduğu söyleniyor. Bu hangi gerekçelerle gizli tutuluyor onu bilemem. Ama bunları toplumun bilmesi lazım" dedi. "Olmuş şeyler eğer gizleniyorsa, acaba başka neler gizleniyor? Bunları sorgulamak benim hakkım" diyen BBP lideri, bu konuda yetkililerin açıklama yapmasını istedi.

TSK 'yaralı yok' demişti

Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, askeri helikopterin Keş Dağı'na iniş sırasında kırıma uğradığını doğrulamış ancak olaya 'düşme' denilemeyeceğini söylemişti. Tuğgeneral Gürak, Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait Skorsky helikopterin, Muhsin Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopterin enkazının bulunduğu yere 12 kişilik DAK timi götürdüğünü, iniş yaparken kaza kırıma uğradığını aktarmıştı.

Gürak, DAK timi ile helikopter pilotlarının kazayı yara almadan atlattığını da ifade etmişti. O dönemde Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesi Kızılöz Köyü'nde arama faaliyetlerini koordine eden İçişleri Bakanı Beşir Atalay da Genelkurmay'a ait helikopterin enkaz bölgesine zorunlu iniş yaptığını ve orada kaldığını, 'helikopter düştü' haberlerinin yalan olduğunu söylemişti.

Sorularıma cevap bekliyorum

Kazayla ilgili hala tatminkar bir araştırma yapılmadığından yakınan Topçu şöyle konuştu:

"Başbakan, bana 'Helikopter o havada niye uçtu?' dedi. Ben 'İşte ben de tam onu arıyorum' dedim. ‘Helikopteri uçuran kurumla ilgili ne yaptınız? Yarım saat sonra büyük bir fırtına kopacak bir yer. Neden uçuruldu?’ diyorum. O uçuşu gerçekleştiren kurumun (Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü) kuledeki adamdan tut genel müdüre kadar o uçuşla alakalı kim ise bir idari soruşturmaya tabi tutulması gerekir. Başbakan'ın Başbakanlık Teftiş Kurulu'nu görevlendirmesini bekliyorum."

Bu işi bilenlerin "Eğer gerekli cihazlar var ise kötü havanın ve görüş mesafesinin önemi yok" dediğini ileten Topçu, "Sıfır görüşte bile helikopter uçabilir. Bu ruhsata kim imza atmışsa tepeden en alttakine kadar bir idari soruşturma açılsın” dedi.
aktifhaber

BBP lideri Topçu: "Helikopter 2 saatte bulunabilirdi"

16:10 - BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasıyla ilgili olarak, "İstenseydi düşen helikopter 2 saatte bulunabilirdi. Toplumda 'Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldü' kanaati artarak devam ediyor. Bu görüşü aydınlatmak Başbakan Erdoğan'a düşer" dedi. Topçu, "Toplumda herkes 'Muhsin Yazıcıoğlu öldürüldü' diye düşünüyor ve bu kanaat artarak devam ediyor" şeklinde konuştu. 05.07.2009 ANKARA netgazete

Yazıcıoğlu Kazasında Yeni İddia
02 Temmuz 2009 09:38

Kaza Kırım Uzmanı Volkan Sürmeli, Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği kazasıyla ilgili önceki iddialardan farklı çarpıcı iddiada bulundu...

Helikopter 6 derece sapma ile uçmuş. Awacs uçaklarıyla sinyal gönderilerek GPS'in ayarı bozulmuş olabilir...

Kaza Kırım Uzmanı Pilot Volkan Sürmeli, BBP eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte 6 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasına ilişkin çok sayıda çelişki bulunduğunu öne sürerek, teknik arızası olmayan bir helikopterin dağa çarpmasının kafa karıştırıcı olduğunu söyledi.

Kırık olan ELT anteninin bağlı olduğu kaportada hiçbir hasar ve çizik bulunmamasının tuhaf olduğunu belirten Sürmeli, "Helikopterin daha ilk kalktığı andan itibaren 6 derece sapma ile gittiğini belirledik" dedi. Awacs uçakları ile dışarıdan yalancı sinyal gönderilerek helikopterin GPS ayarlarının bozulmuş olabileceğini de öne süren Sürmeli, "Geçmişte başka bir ülkede bir politikacıya bu şekilde bir suikast yapılmıştı" diye konuştu.

Bu sapma mümkün değil

Sürmeli, pilotun kalkıştan hemen sonra 6 derecelik bir sapma yapma ihtimalinin 2 tane GPS ve 2 pusula olan bir hava aracında mümkün olmadığını söyledi. Bu sapmanın, 64 kilometre boyunca çarpma anına dek devam etmesinin kabul edilemeyeceğini belirten Sürmeli, "İstektepe'nin tecrübesi, cihazlar ve radar kontrolü buna imkan vermez. Ancak kumandalara dışarıdan müdahale ile mümkün olabilir" dedi.

Radar üzerinden çalışma yapılmamış

Kaza Kırım Uzmanı Volkan Sürmeli, telefon sinyalleri ile arama kurtarma çalışmalarına başlanmasının, Transponder cihazının olduğu bir helikopter için sorgulanması gereken bir mevzu olduğunu öne sürdü. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, saat 16.20'de telefonun yerinin belirlenmesinin istendiğinin altını çizen Sürmeli, şunları söyledi:

Yerleri 3 dakikada belirlendi

"Uzmanlar 3 dakika sonra telefonun koordinatlarını belirledi. Bölgedeki baz istasyonlarından, helikopterde bulunan 3 kişinin telefonundan sinyal tespit edildi. Koordinatlarsa 1 km. eninde, 30 km. boyundaki bir alan olarak tespit edildi ve Başbakanlığa bildirildi. Telekomünikasyon yetkilileri kalabalık nüfusa sahip olmayan yerlerde baz istasyonlarının daha geniş mesafelerde yer almasından ötürü koordinatların geniş bir alan olarak belirlenebildiğini belirtti.

Ancak, telefon sinyalleri ile arama çalışmalarına başlanması, Transponder cihazının olduğu bir helikopter için sorgulanması gereken mevzudur. Helikopterin telefon sinyalleri ile arandığını Almanya'da televizyonda duyduğumda derhal telefon ile televizyon kanallarını arayıp bu konu hakkında bilgi verdim. Ancak bugün gelinen noktada radar kayıtları üzerinden kurtarma çalışmalarının başlamadığı görünüyor."

GPS’in ayarı bozulmuş

Sürmeli, helikopterle ilgili birçok teknik hatayı ortaya çıkardıklarını ve sabotaj ihtimalinin yüksek olduğunu iddia etti. Helikopter üzerinde montajlı bulunan GPS cihazının son teknoloji cihazlardan biri olduğunu belirten Sürmeli, şu açıklamalarda bulundu:

"Bu cihazla helikopterin dağa çarpması çok zor. Helikopter pilotu önünü hiç göremese de bu cihaz pilotu her türlü yükseltilere karşı uyarır. Ayrıca GPS cihazına göre pilotun kalktığı andan itibaren 300 derecede uçarak Kayseri Havalimanı'na gitmesi gerekiyordu. 6 derecelik bir sapma ile 300 derecede 64 km. boyunca uçulması ve dağa çarpması teknik arızası olmayan bir helikopterde kafa karıştırıcı.

Dışarıdan yalancı sinyal gönderilerek helikopterin GPS ayarlarının bozulmuş olabileceği ihtimali doğuyor. Bunu da Awacs uçakları yapabiliyor. Bu uçaklar 35 bin bin feette 500 km. alan içerisinde bulunan tüm hava taşıtları üzerinde elektronik etkiler yapabilir ve yanlış yönlendirebilir. Geçmişte başka bir ülkede bir politikacıya bu şekilde bir suikast yapılmıştı."

Cihaz değiştirilmemiş

Sürmeli, SHGM çalışanlarının verdiği ve ARTEX cihazına ait olduğu iddia edilen kağıtta, esas hava taşımacılık şirketi ya da düşen helikopter tescil işareti (TC HEK) hakkında hiçbir bilgi bulunmadığını söyledi. "Cihazı Skyline Ankara taktı" bilgisinin yanıltıcı olduğunu savunan Sürmeli, "Skyline'da görevli mühendisle yaptığım görüşmede, 'O araca öyle bir cihaz takmadık' bilgisi verdi.

Bu durumda ARTEX 406 helikopterde olduğu sadece iddia olmakla beraber 20 G'ye yakın bir çarpma ile parçalanmış bir helikopterden sinyal alınamaması da bunu destekler nitelikte. Ayrıca ruhsatta kayıtlı olan AR POINTER 4000 - 10 eski nesil ELT cihazı ki bu cihazların en geç Şubat 2009'da yerini Artex'e bırakma zorunluluğu var. Bunun da hava aracında takılı olduğuna dair hiçbir iz yok ve kaza sırasında da bulunamadı" açıklamasında bulundu.

Sürmeli, SHGM çalışanlarının verdiği ve ARTEX cihazına ait olduğu iddia edilen kağıtta, esas hava taşımacılık şirketi ya da düşen helikopter tescil işareti (TC HEK) hakkında hiçbir bilgi bulunmadığını söyledi. "Cihazı Skyline Ankara taktı" bilgisinin yanıltıcı olduğunu savunan Sürmeli, "Skyline'da görevli mühendisle yaptığım görüşmede, 'O araca öyle bir cihaz takmadık' bilgisi verdi.

Bu durumda ARTEX 406 helikopterde olduğu sadece iddia olmakla beraber 20 G'ye yakın bir çarpma ile parçalanmış bir helikopterden sinyal alınamaması da bunu destekler nitelikte. Ayrıca ruhsatta kayıtlı olan AR POINTER 4000 - 10 eski nesil ELT cihazı ki bu cihazların en geç Şubat 2009'da yerini Artex'e bırakma zorunluluğu var. Bunun da hava aracında takılı olduğuna dair hiçbir iz yok ve kaza sırasında da bulunamadı" açıklamasında bulundu.

iSTEKTEPE’NiN iMZALARI FARKLI

Volkan Sürmeli, kazayla ilgili kafaları karıştıran bir başka konunun da, pilot Kaya İstektepe'nin imzası olduğunu söyledi. İstektepe'nin pilot lisansında ve pilot uçuş defterindeki imzalarının kafa karıştırıcı olduğunu savunan Sürmeli, "İmzalar birbirine benzemiyor. Bu imzaları kriminal laboratuvarda incelenmek üzere BBP yönetimine teslim ettim" dedi. Sürmeli, şöyle devam etti:

Sorumlular

"Üretici firmanın kırmızı bülten ile yayınladıkları bakım direktifleri helikopterde teknik olarak uygulanmamıştır. Helikopterin bu bakım uygulanmadan ve parçalar değiştirilmeden uçurulması, şirketi tarafından kırmızı bültenle yayınlandığı halde helikopterdeki teknik bakım, onarım ve değişikliklerin yapılmadan uçurulmaması gerektiğinin altı çizildiği halde helikopter uçuşlarına normal şekilde devam etmiş. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile MED Air şirketi görev ve sorumluluklarını kanunlarla belirtildiği halde yerine getirmeyerek 6 kişinin ölümüne neden olmuştur.”

ELT cihazı kırık ama...

Helikopterin kazanın hemen ardından çelikmiş bazı fotoğraflarını gösteren Volkan Sürmeli, "ELT anteninin kırık olduğu, çektiğim fotoğrafta sabit olmakla beraber antenin bağlı olduğu kaportada hiçbir hasar ve çizik olmaması, danıştığım mühendisler tarafından da tuhaf bulundu. Bunun dışında, bu antenin kırık olması durumunda dahi yeni nesil bir cihaz olduğu için uydulara sinyal yollama özelliğine sahip olduğunu söylemem mümkündür" dedi.

Sürmeli, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) raporlarına göre, helikoptere 1 ay önce yeni nesil ELT olarak adlandırılan Acil Yer Bulma Vericisi sistemi takıldığını hatırlatarak, yeni ELT'nin, dijital sinyal ile birlikte düşen helikopterin çağrı işaret bilgisini de uyduya yolladığının altını çizdi.

Sistemin helikopterlerde 2 türlü çalıştığını ifade eden Sürmeli, şunları söyledi: "Çarpmanın şiddeti belli bir G gücünü geçerse ELT otomatik olarak devreye girerek sinyal göndermeye başlar. Ancak düşme fazla şiddetli olmaz ve ELT devreye girmez ise onu manuel olarak 'on' durumuna getirecek bir switch bulunuyor. Bu yeni nesil olan ELT cihazının SHGM ekibi tarafından fotoğraflanarak Ankara'ya getirildiği iddia ediliyor.

Bu cihazla alakalı 2 sayfa bilgi notu var. Ancak Telekominikasyon’dan aldığım resmi hava araçları telsiz sistemi ruhsatnamesinde kayıtlı değil. Kurum çalışanları, ruhsata kaydedilmemiş cihaz mühürlenir bilgisini de ayrıca verdiler."
aktifhaber

BBP Herşeyi Açıklayacak!..
26 Temmuz 2009 16:15

BBP, genel başkanları Muhsin Yazıcıoğlunun helikopter kazasına kurban gitmesi olayının üzerindeki sis perdesini aralamak için yeni bir çalışma başlatıyor.
İlişkili HaberlerTüm HaberlerBBP: Rüyasını AnlatıyorŞok iddia Yazıcıoğlu Zehirlendi!!Son Aradığı Kişi Muhsin BaşkanBBP'de Yalçın Topçu DönemiCevabı Bulunamayan 20 Soru

BBP, yeni elde ettikleri bilgi ve belgeleri, Türkiye'nin dört bir yanından gelecek olan partililerle birlikte kamuoyuna açıklayacak. BBP, böylelikle merhum Yazıcıoğlu'nun hukuku üzerinden Türkiye'deki ezberi bozmayı hedefliyor.

BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, çeşitli gezi ve incelemelerde bulunmak üzere geldiği Eskişehir'de gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Topçu, genel başkanları Yazıcıoğlu ve arkadaşlarını kaybettikleri üzücü kazanın yaşandığı Keş dağlarında, 9 Ağustos'ta 'Hasret Kurultayı' düzenleyeceklerini söyledi. "Burada ebedi istiratgahına uğurladığımız merhum genel başkanımızın hukuku üzerinden, Türkiye'deki mevcut ezberi bozacağız." diyen Topçu, Keş dağlarında Türk milletinin hukukunu kurtarma mücadelesini başlatacaklarını kaydetti.

Topçu, 9 Ağustos'ta ülkenin iyi ve güzel insanlarını Keş dağlarında buluşmaya davet ettiklerini belirtti. Topçu, "Ülkenin karanlıklarını geride bırakacağız. Toplum vicdanının önünde üzücü olayla ilgili yeni elde ettiğimiz bilgi ve belgeleri bu halk kurultayında açıklayacağız. Türkiye'de bir ezber var. Onu burada halkla bozacağız." dedi.

Helikopter kazasıyla ilgili olarak Başbakanlık Denetleme Kurulu, Teftiş Kurulu ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin harekete geçirilmesi gerektiğini ifade eden Topçu, şöyle dedi: "Çünkü buradaki araştırmaları onlar yaptı. Özellikle buraya ilk giden TSK oldu. TSK, yaptığı araştırmaları açıklamalı. Merhum başkanımız ve arkadaşlarının hukuku üzerinden milletin hukukunu bu kurultayda kurtaracağız. Bu olay her safhasıyla aydınlanmak zorunda. Şimdi artık milletin karanlığı aydınlanacak."
aktifhaber

Seri Katillere Öldürteceklerdi
24 Ağustos 2009 16:57

Ergenekon sanığı Albay Vural'ın e-posta adresinde Muhsin Yazıcıoğlu'yla ilgili yazılanlar hayli ilginç. İşte o e-postada yazılanlar...

MART 2009'da yapılan yerel seçimlerdeki gezi sırasında düşen helikopterde hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'na, 2006 yılında, 6 şehirde 52 saat içinde 7 cinayet işleyen seri katiller Mehmet Karahasan ile Yiğit Bekçe tarafından suikast düzenletileceği ileri sürüldü. Ergenekon Davası tutuklularından Emekli Deniz Kurmay Kıdemli Albay Hüseyin Vural Vural'ın bilgisayarında tespit edilen elektronik posta adresindeki yazılanlara göre iki seri katil yakalanınca suikast gerçekleşmedi.

3'üncü iddianamenin ek klasörlerinde 87. klasör içinde Belgin Aksoylu'nun 21 Temmuz 2007 günü saat 23.26'da bir dönem MİT'te de çalışan Hüseyin Vural Vural'a gönderdiği elektronik posta adresi de yer aldı.

JANDARMA PAKET ETMESEYDİ ...

"Talimatın geldiği yer bellidir. Karşı Devrimci Deyyuslar Organizasyonu'ndan. İsmail Yıldız ile Hayrullah Mahmut geçen Ramazan Bayramı'nda öldürtüleceklerdi. Eğer onlar öldürülebilseydi sonra sırada BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıoğlu vardı.

Nasıl mı? Bildiğiniz gibi son Ramazan Bayramı'nı kana bulayan iki seri katil ellerini kollarını sallayarak karayollarında "fink" atıyorlardı. İkisi de ruhsal açıdan tam anlamıyla rahatsız kişilerdi. Aslında, ikisinin derdi kimseleri öldürmek falan değildi. Ancak, onlarla görüşen bazı "muteber" görünümlü "soysuzlar"; onlara "serserice" cinayet işlemelerini salık vermişti. Hatta, bir de `Merak etmeyin, kimse sizleri yakalayamayacak' de demişti.

Eğer, Jandarma Genel Komutanlığı ekipleri onları paket etmeselerdi, ilk durakları Tunus Caddesi'ndeki SESAR, sonra da Tuna Caddesi'ndeki BBP Genel Merkezi olacaktı. Şimdi sormak zamanı. Emniyet Genel Müdürlüğü'ne kinler nasıl talimat verdiler? Emniyet Genel Müdürlüğü, Türkiye Cumhuriyet Devleti'nin mi yoksa başkalarının mı hizmetinde."

KAZA MI SUİKAST Mİ?

Muhsin Yazıcıoğlu'nun Kahramanmaraş mitinginden Yozgat Yerköy mitingine hareket etmek üzere bindiği helikopter, 25 Mart 2009'da düştü. Resmi açıklamaya gröe helikopterin pervanesi dağa çarpmıştı. Helikopter düştükten sonra İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabiri İsmail Güneş, 112 Acil Servisi aramıştır. İsmail Güneş, bacağının kırık olduğunu, helikopterde bulunanlardan sadece BBP Sivas il Başkanı Erhan Üstündağ'ın inlediğini, ne BBP Sivas İl Başkan Yardımcısı Murat Çetinkaya ne de pilot Kaya İstektepe'den ses gelmediğini, Muhsin Yazıcıoğlu'nu ise göremediğini söyledi.

Kazadan 48 saat sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dahil 6 kişinin cesedi arama ekipleri içerisinden 17 gönüllü civar köylüsü tarafından Sisne ve Kızılöz Köyleri arasındaki Keş Dağı Kuru Dere Kanlıçukur mevkiinde bulundu. Enkaz, 48 saat süren arama çalışmalarının yapıldığı bölgenin içerisinde değildi.

Muhsin Yazıcıoğlu, daha önce üç defa trafik kazası geçirmişti ancak bunların hepsini hafif sıyrıklarla atlatmışt. Bazı çevredeler Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölmediğini kendisine suikast düzenlediğini ileri sürmüştü.

ÜÇ AYRI İLDE YARGILANDILAR

Yiğit Bekçe ile Mehmet Karahasan, 21 Ekim 2006'da Bursa-Yalova girişindeki bir kestane satış mağazasında çalışan Hüseyin Çalışkan'ı, ardından 3 gün içinde Kocaeli D-100 karayolundaki Savaş Dönmez Parkı yanındaki pişmaniye dükkanında Fatih Kılıç, Sakarya'nın Hendek, Mersin'in Erdemli ve Ankara'nın Gölbaşı ilçelerinde gasp amaçlı 5 kişiyi öldürdükleri, 2 kişiyi yaraladıkları iddiasıyla 24 Ekim'de Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde yakalanmıştı. Yiğit Bekçe ve Mehmet Karahasan, Mersin'deki cinayet davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla Bursa'da işledikleri cinayetten ötürü de ağırlaştırılmış müebbet ve 13'er yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Sakarya'daki yargılanmada ise Yiğit Bekçe müebbet ve 15 yıl hapis, Mehmet Karahasan ise 30 yıl hapis ile cezalandırıldı
aktifhaber

07 EKİM 2009, ÇARŞAMBA
Yazıcıoğlu kazasında şok iddia

BBP yöneticileri kaza yapan helikoptere ruhsatlı olarak tescil edilen ELT cihazı ile Ulaştırma Bakanlığı'nın kendilerine gösterdiği cihazın birbirinden farklı olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

BBP lideri Yaşar Topçu, basın toplantısı düzenleyerek son günlerde helikopter kazası hakkında çıkan haberleri değerlendirdi. Topçu, Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının hayatını kaybettiği helikopter kazasın üzerinden (25 Mart 2009) 6 ay 12 gün geçtiğini hatırlatarak, kazanın halen milletin vicdanında kapanmadığını devletin itibarının karlar altında kaldığını söyledi.

Kaza ile ilgili gerçekleri ortaya çıkaracak siyasetin başında olanların millete karşı devlete karşı sorumlu bulunduklarının altını çizen Topçu, helikopterin ruhsatı ve uçması ile ilgili sorumlu olan kurumlar hakkında milletin beklediği bir tek adımın bile atılmadığını söyledi. Topçu, son günlerde basında ELT cihazı hakkında çıkan haberleri eleştirdi. "Yok, ters dönmüş yok toprağa sinyal vermiş." diyen Topçu, bu tür haberlerin yönlendirme ve karartma amaçlı olduğunu söyledi. Topçu, kendilerinin bilgi ve belge ile üzerinde durduğumuz kazanın alelacele bir yerlere bağlanmak istendiğini savundu.

Topçu, kazanın olduğu gün içişleri bakanı ve yetkililerin yaptığı açıklamaları eleştirerek, "Önce helikopterde ELT cihazı yok dendi, cihaz bozuk dendi. Aslında cihaz var ama anteni kırık sinyal alınamıyoruz dendi, hep birbiri ile çelişen açıklamalar yapıldı. Biz Alman ekibi ile araştırdık, bize anten kırık dendi. Ama cihazın takılı olduğu yerde bir çizik bile yok. Daha evvel söylenen neydi?" diye sordu.

HELİKOPTERLERİN ÇOĞUNDA ELT CİHAZI YOK
Yetkililerin ve helikopter şirketi sahibinin açıklamalarını göz önünde bulundurarak Alman ekibi ile bir değerlendirme yaptıklarını aktaran Topçu, "Bizim tespitlerimize göre uçuş ruhsatı verilen birçok helikopterde bu ELT cihazı yok. Ulaştığımız bilgi ve belgeler Alman heyetinin olay yerinde çektiği fotoğraflar. Enkazın apar topar kaldırılması. Hepsi soru işareti. Biz ELT cihazı nerde dediğimizde bize Ulaştırma Bakanlığında bir ELT cihazı gösterildi. Bize gösterilen cihazı uzmanlar sorduk. Uydu üzerinden 2 dakika içinde helikopterin yerini tespit edilebilirdi. Helikopter kriterlere göre ruhsatlandırılsa idi 2 dakika içinde telefonlara ihtiyaç kalmadan olay yeri tespit edilebilecekti. Devletin itibarı karlar altında kalmayacaktı." diye konuştu. Topçu kazada hayatını kaybedenleri andığı sırada duygulandığı gözlendi. Bir süre duraksayarak konuşmasına ara verdi. Ruhsattaki ELT cihazına ulaşmak için çok uğraştıkların anlatan Topçu, partinin kurduğu araştırma komisyonu başkanı olan Genel Başkan Yardımcı Dr. Ahmet Şanverdi'den bilgi vermesini istedi.

Şanverdi ise Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu'na yazdıkları yazılar neticesinde kaza yapan helikoptere ruhsatlı olarak tescil edilen ELT cihazı ile Ulaştırma Bakanlığı'nın kendilerine gösterdiği cihazın birbiriden farklı olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Şanverdi şunları söyledi: "Ruhsata işlenen ELT ile Ulaştırma Bakanlığı'nın kendilerin gösterdiği cihazın birbirinden farklı. Üstelik kaza yapan helikoptere tescil edilen bu cihaz eski model ve Şubat 2009 tarihinden itibaren dünya tedavülden kalkmış."

BAŞBAKAN SORUŞTURMA PROSEDÜRÜNÜ BAŞLATSIN
BBP olarak ilgili kurumlardan bilgi ve belge almak için deveye hendek atlattıklarını belirten Topçu, "Resmi makamlardan resmi bilgi belge gelmiş değildir. Meclis Araştırma Komisyonu'na bile zorluk çıkarıldı. Kaza hakkında şahıslara ve kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunduk. Savcılık, yetkili etkili bakan ve Başbakan'dan ilgili kurumlara dava açmak için müsaade bekliyor. Sayın Başbakan'dan bir an evvel gerekli prosedürü başlatmasını bekliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı'ndan, Meclis Başkanı'ndan bekliyoruz." diye konuştu Topçu, DTP milletvekillerini kastederek Meclis Başkanı Şahin'in beyanatları ile sahip çıktığı vekiller gibi Kosova Dostluk Grubu Başkanı olan Milletvekili Muhsin Yazıcoğlu'nun hukukuna sahip çıkmasını istedi Topçu, Başbakan'dan beklentilerinin bir an önce helikopterin uçuşunu denetleyen kurumları ve ruhsat verilmesi konularını soruşturması isteyerek, "Helikopter ruhsatlandırmada bir sorun var mı? Helikopteri kim uçmaya yetkili kıldı ise kaza günü yanlış bilgi veren yetkili hakkında soruşturma başlatılmalı mı? Tüm bunlar konusunda açıklama bekliyoruz. Siyası erkten girişim ve netice bekliyoruz." dedi.

Topçu, son olarak içten ve dıştan tüm tahrik çabalarına rağmen BBP'nin, aklı öne koyacak bilgi ve belgelerle hukuku esas alarak işleri takip edeceğinin altını çizdi. Topçu, "Ama bu usulümüz eğer yeterli görülmüyorsa milletin sabrını tüketmesinler." uyarısında bulundu.
Akşam

Muhsin Yazıcıoğlu kazasında istihbarat karmaşası

20 Ekim 2009 BBP Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasını araştırmak üzere kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, Kayseri Valisi Mevlüt Bilici, Kahramanmaraş Valisi Mehmet Niyazi Tanılır ile Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir’i dinledi. Kayseri Valisi Bilici, dönemin Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir ve Kahramanmaraş Valisi Tanılır’ın kazaya ilişkin verdiği bilgiler, kazanın ardından iki valinin irtibata geçmediğini ortaya koydu. Komisyona verilen bilgiler, kazaya ilişkin kamuoyuna da yansıyan ilk istihbarat konusunda da karmaşa yaşandığını gösterdi. Kahramanmaraş Emniyet’inin istihbaratı, Kahramanmaraş Valisinden önce Kayseri Emniyet’ine ulaştı. Kahramanmaraş Valisi Tanılır, kazayla ilgili ilk istihbaratı veren Emniyet Amiri Dursun Özmen’in verdiği istihbarattan, Komisyonun Maraş’ta yaptığı incelemeler sırasında haberdar olduğunu belirtirken, Özmen hakkında soruşturma başlattığını ve görev yerini değiştirdiğini bildirdi.
Yaklaşık 3.5 saat süren komisyon toplantısında Kayseri Valisi Mevlüt Bilici, kaza sırasında Kayseri Emniyet Müdürü olan Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir ve Kahramanmaraş Valisi Mehmet Niyazı Tanılır milletvekillerinin kazaya ilişkin sorularını yanıtladı.

-KAZAYA İLİŞKİN YANLIŞ İSTİHBARAT YAZILI OLARAK ALINMIŞ-

Edinilen bilgilere göre komisyonda, Ankara Emniyet Müdürü Orhan Özdemir, helikopter kazasının olduğu gün saat 17.40 sıralarında, Kahramanmaraş Emniyeti’nden ‘helikopter enkazına ulaşıldığı, ölü olmadığı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ayağının kırık olduğu, diğerlerinin de yaralı olduğu, Göksun Devlet Hastanesi’ne kaldırıldıkları”na ilişkin aldığı sözlü bilgiyi yazılı halde teyit ettirdiğini bildirdi. Özdemir, yazılı bilgiyi komisyon üyelerine de gösterdi. Özdemir, kazaya ilişkin istihbaratı sözlü olarak Kayseri Valisi Bilici’ye ilettiğini ve daha sonra da Maraş emniyetinden yazılı olarak teyit ettiğini belirtirken, kazanın hemen ardından yaptığı açıklamayı daha sonra yalanlayan Kayseri Valisi Bilici, aldığı istihbarata ilişkin resmi açıklama yapmadığını, ilk bilgileri sadece BBP’lilerle ve kendisini arayanlarla paylaştığını söyledi.

-VALİLER VE EMNİYET MÜDÜRLERİNE SORUŞTURMA YOK-

Komisyonun CHP’li üyeleri Valilere ve Emniyet Müdürü’ne, kazanın hemen ardından yapılan açıklamalar nedeniyle haklarında İçişleri Bakanlığınca açılmış bir soruşturma olup olmadığı sorusunu yöneltirken, Valiler ve Emniyet Müdürü’nden “Soruşturma açılmadığı, konuyla ilgili ifadelerinin bile istenmediği” yanıtını aldılar.

-“YANLIŞ İSTİHBARATI” VEREN ÖZMEN’İN GÖREV YERİ DEĞİŞTİRİLDİ-

Komisyon toplantısında, Kahramanmaraş Valisi Tanılır, Kayseri Emniyeti aracılığıyla Vali’ye ulaştırılan ve kaza yerine ulaşıldığı, Yazıcıoğlu’nun ayağının kırık olduğu yönündeki istihbaratın kendisine verilmediğini söyledi. Vali Tanılır, ‘yanlış istihbaratı’ veren kişinin Dursun Özmen isimli Emniyet Amiri olduğunu belirtirken, Kayseri Emniyet’ine ulaştırılan kazayla ilgili ilk istihbarattan ise Komisyon üyelerinin Kahramanmaraş’ta yaptığı incelemeler sırasında haberdar olduğunu kaydetti. Vali Tanılır komisyonun CHP’li üyelerinin “Emniyet Amirinin bilgilerini dikkate almadınız mı?” sorusuna “Olmayan bilgiyi değerlendiremem” yanıtını verdi. Tanılır, kendisine ulaşılamadığı ve bu nedenle istihbaratın Kayseri Emniyet’ine iletildiği yönündeki sorulara ise “Bana her zaman ulaşılabiliyordu” karşılığını verdi. Tanılır, istihbaratla ilgili Emniyet müdürü’ne yönelttiği soruya her seferinde böyle bir istihbaratın olmadığı yanıtını aldığını belirtirken, Emniyet Amiri Dursun Özmen hakkında soruşturma başlattığını ve görev yerini değiştirdiğini kaydetti.

-“YANLIŞ İSTİHBARATTAKİ MEVKİ ENKAZA DAHA YAKINDI”-

Kazaya ilişkin ‘yanlış istihbarat’ta geçen Timurağa Köyü Kazmadere Mevkii’nin de, helikopter enkazına, arama kurtarma çalışmalarının yapıldığı mevkiden daha yakın olduğu ortaya çıktı. Komisyonun MHP’li üyesi Kürşat Atılgan valilere, "arama kurtarma yönetmeliğinden haberli misiniz?”sorusunu yöneltirken her iki vali de yönetmelik hakkında bilgisinin olmadığını söyledi. Kahramanmaraş Valisi “Haberli değilim ama sonra basında okuduktan sonra yaptığımız işin yönetmeliğe uygun olduğunu gördüm” dedi.

-“VALİLER HABERLEŞMEMİŞ”-

Komisyonda sorulan sorulara valilerin verdiği yanıtlar, kazanın hemen ardından Kahramanmaraş ve Kayseri Valilerinin haberleşmediğini de ortaya koydu. Valiler bu yöndeki sorulara “birbirlerini arama gereği duymadıkları”yanıtını verdiler. CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in “Komisyon üyelerini neden insanları dolandıran Yimpaş’ın otelinde ağırladınız, Ankara’dan gelenleri bu otelde mi ağırlıyorsunuz?” sorusuna ise, Kahramanmaraş Valisi Tanılır yanıt vermedi. Komisyon önümüzdeki günlerde Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Sivil Havacılık Genel Müdürü ile GSM operatörlerinin yetkililerini dinleyecek.
netgazete

22 Ekim 2009 08:59
NTV ONU DA 139 DEFA ARAMIŞNTV'den Sır dolu 139 arama daha. NTV'nin Yazıcıoğlu'nu da 139 kez aradığı ortaya çıktı.

Ölüm helikopterinde 139 defa arandı

Cesedinde dört günde ulaşılabilen BBP lideri Yazıcıoğlu'nun, helikopteri havalanır havalanmaz NTV santralinden 139 kez arandığı ortaya çıktı.

KAZAYA KADAR OTUZ SANİYEDE BİR NTV'DEN ARANMIŞ

Muhsin Yazıcıoğlu'nun Kahramanmaraş'ta öldüğü olayın kaza mı yoksa suikast mı olduğu günlerce tartışıldı. Taraf çok önemli yeni bilgilere ulaştı. Pilot ile İHA muhabirinin NTV santralinden toplam 150 kez arandığı biliniyordu. Aynı santralden Yazıcıoğlu, helikopterin havalanmasından kazaya kadar geçen sürede tam 139 kez, yanında bulunan BBP Sivas İl Başkanı ile yardımcısı da defalarca aranmış.

HELİKOPTER DÜŞTÜ, ARAMALAR KESİLDİ

Yazıcıoğlu'ndaki Çağrıların hepsinin süresi sıfır saniye olarak gözüküyor. Helikopter düştükten sonra ise aramalar kesiliyor. Taraf'ın bilgisine başvurduğu telekomünikasyon sektöründe görevli iki mühendis, manyetik alan yaratıp helikopterin düşürülmüş olabileceğini söyledi.

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve yanındaki dört kişinin, kazadan önce NTV santralinden defalarca arandığı ortaya çıktı.
Telefon dökümlerine göre helikopter havalanır havalanmaz başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere helikopterdeki dört kişinin telefonu NTV santralinden yüzlerce defa saniye aralıklarıyla arandı. Telefonu aranmayan tek kişi ise helikopterde olduğu bilinmeyene Murat Çetinkaya isimli BBP’li. Uzmanlar, bu aramalar nedeniyle oluşan manyetik alanın helikopterin düşmesine sebep olduğunu ileri sürüyor.

GARİP TELFON TRAFİĞİ
Taraf’ın ulaştığı telefon dökümlerine göre BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun telefonu, helikopter havalanır havalanmaz NTV’nin santralinden her beş saniyede bir aranmaya başlandı. Saat 14:36’da itibaren başlayan aramalar kaza anına kadar sürüyor ve Yazıcıoğlu’nun telefonu tam 139 defa aranıyor. Kazadan sonra ise aynı santralden Yazıcıoğlu’nun telefonu sadece iki defa aranıyor. Kaza sonrası saat 15:52’de yapılan aramayı, 20:19’daki son arama takip ediyor.
NTV’nin kaza sonrası aradığı bir başka isim olan BBP Sivas İl Başkanı Erhan Üstündağ da saat 15.00’de helikopter havadayken 35 saniye içerisinde tam dört kez aranıyor.
PİLOT VE GAZETECİ DE ARANMIŞ
İHA muhabiri İsmail Güneş de NTV santrali tarafından 113 kez aranmış. Saat 14:34’de başlayan arama trafiği, 18:58’de bitiyor.
Aramalarda dikkati çeken ise, tıpkı Yazıcıoğlu’nun cep telefonunda olduğu gibi, helikopter havalanır havalanmaz her 10 saniyede bir gerçekleşen aramaların kazanın ardından neredeyse kesilmesi. Kaza anına kadar 90 kez aranan Güneş, kazadan sonra yalnızca 23 kez aranmış.
MANYETİK ALAN YARATMAK İÇİN
Helikopter pilotu Kaya İstektepe’nin telefonu da NTV santralinden helikopterin havalanmasıyla birlikte 37 kez aranıyor. Saat 14:55’te başlanan arama 18:58’de bitiyor. Helikopterin düştüğü saate kadar İstektepe bazen dakikada üç, bazen de dört kez aranıyor.
Telekomünikasyon ve ulaşım sektöründe görevli iki mühendise, NTV santralinden yapılan ve sıfır saniye görünen yüzlerce telefon aramasının ne anlama geldiğini sorduk. Belgeleri ve arama kayıtlarını gösterdiğimiz her iki mühendis de, aramaların manyetik bir alan yaratmak için yapıldığını iddia etti. Mühendislere göre “Helikoptere daha önceden bir chip yerleştirildi. Telefon aramalarıyla elektro manyetik bir alan oluşturuldu ve helikopterin GPS ve yükseklik göstergesi olan Altimetre cihazları bozuldu. Bu nedenle helikopter pilotu Kaya İstektepe olduğundan daha yüksekte uçtuğunu zannederek, dağların üzerinde uçtuğunu düşünüyor ve hızla dağa çarpıyor.”
aktifhaber


En son Ekim tarafından Prş Arl 31, 2009 11:06 pm tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2639
Konum: Kanada

MesajTarih: Cum Ekm 23, 2009 11:10 pm    Mesaj konusu: Taraf NTV'den Özür Diledi Alıntıyla Cevap Gönder

Yazıcıoğlu kazasında şok fotoğraf
10 Mayıs 2011
Enkazdan çalındığı ortaya çıkan cihazın fotoğrafı ilk kez yayınlandı.

Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği kazada Skymap IIIC cihazının olay yerinde çekilmiş fotoğrafı ilk kez gazeteci Emre Soncan'ın 'Keş Dağı'nda Bir Alperen' kitabında yer aldı. Uçuş bilgilerini kaydeden cihaz, enkazın bulunmasının ardından çalınmıştı. Helikopterdekilerin kanlarında zehir bulunduğunu tespit eden otopsi raporları da ilk kez yayımlandı.

Büyük Birlik Partisi (BBP) eski lideri merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasının üzerindeki sır perdesi her geçen gün aralanıyor. 'Suikast' değerlendirmeleri yapılan kazanın ardından helikoptere ait uçuş bilgilerini muhafaza eden Argus 5000 CE ve Skymap IIIC cihazlarının enkazdan çalındığı ortaya çıkmıştı. Skymap IIIC cihazının enkaz yerinde çekilmiş fotoğrafı, ilk kez gazeteci Emre Soncan'ın kaleme aldığı Keş Dağı'nda Bir Alperen adlı kitabında yer aldı. Helikopterin neden düştüğü bilgisini kaydeden cihazın fotoğraflandıktan sonra enkaz yerinden çalınmış olması merhum Yazıcıoğlu'nun suikasta kurban gittiği ihtimalini güçlendirdi.

EN KRİTİK CİHAZ!

Helikoptere ait uçuş bilgilerini kaydeden Argus 5000 CE'nin görüntüsü daha önce basına yansımıştı. Skymap IIIC'nin çalınmadan önce enkazdaki son görüntüsüne ise Gazeteci Emre Soncan'ın Keş Dağı'nda Bir Alperen adlı kitabında ilk kez yer verildi. Çalınan cihazların önemini ise kitapta görüşlerine yer verilen helikopter pilotları şöyle anlatıyor: "Kaza yapan helikopter, eğer herhangi bir hava aracının müdahalesiyle düşürüldüyse ortadan kaldırılması gereken ilk cihazlar bunlardır. Çünkü uçuş bilgilerini muhafaza eder. Helikopterde ani bir alçalma veya yükselme olduysa gösterir."

KAZA KIRIM HEYETİ SORUŞTURULSUN

Kitap, Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili hazırlanan Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporunda, cihazların çalınmasına ilişkin önemli tespitlere de yer veriyor. DDK raporunda, cihazlar için "Cihazların 31.03.2009 günü öğle saatleri arasında yok olduğu/çalındığı anlaşılmıştır. Bölgede saat 17.00'ye kadar çalışmalarını sürdüren Kara Kuvvetleri'ne ait Sikorsky helikopterin kaza kırım heyetinde yer alan bazı personelin TC-HEK işaretli helikopter enkazı üzerinde çalışma yaptıkları görülmüştür. Başta Sikorsky helikopterin kaza kırım heyeti olmak üzere tüm şüpheliler hakkında Cumhuriyet Savcılığı'nca soruşturma yapılması önerilmektedir" ifadeleri kullanılıyor. Yine kitapta yer alan bilgilere göre, devlet yetkilileri enkazda araştırma yapan 15 kişinin üzerinde duruyor. Bu kişilerin telefon kayıtlarının geriye doğru incelenmesi halinde önemli bilgilere ulaşılabileceği dile getiriliyor.

Zehirlendiğini kanıtlayan rapor

MerhumBBPlideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun zehirlendiğini ortaya koyan otopsi raporu da ilk kez Gazeteci Soncan'ın kitabında yer aldı. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı, 30 Mart 2009'da Adli Tıp KurumuAdanaAdli Tıp Grup Başkanlığı'na Yazıcıoğlu'nun ölüm nedenini sordu. Yazıcıoğlu'nun kan, iç organ parçaları ve idrarında yapılan toksikolojik incelemede herhangi bir olağandışı duruma rastlanmadı. Yazıcıoğlu'nun ve yanındakilerin kanında CO (Karbonmonoksit) bulunmadığı açık bir şekilde dile getirildi. Fakat DDK'nın dosyaya el atmasının ardından olayın seyri değişti.

KANLARINDA ZEHİR BULUNDU

Bu kez kazada hayatını kaybedenlerin kan örnekleri İstanbul'a gönderildi.Adli Tıp KurumuKimya İhtisas Dairesi Toksikoloji Şubesi'nin yaptığı incelemeler ortaya bambaşka bir sonuç çıkardı. Yazıcıoğlu ve olayda hayatını kaybedenlerin kanında yüksek miktarda karbonmonoksit bulundu. Muhsin Yazıcıoğlu'na ait kan örneğinde yüzde 13,1 COHb, Pilot Kaya İstektepe'de yüzde 26,6 COHb, Erhan Üstündağ'da 21,8 COHb, Yüksel Yancı'da yüzde 8,5 COHb, İsmail Güneş'te yüzde 27,0 COHb ve Murat Çelikkaya'da yüzde 10,1 COHb bulunduğu tespit edildi.

MİT Yazıcıoğlu'nu takip ediyordu

Keş Dağı'nda Bir Alperen adlı kitapta kaleme alınan bilgilere göre, Yazıcıoğlu hayatını kaybetmeden önce MİT tarafından da takip ediliyordu. Telefonlarının dinlendiğini anlayan Yazıcıoğlu, şüphelerini gidermek için bir partiliye telefon etti. Ertesi gün Çukurambar'da bir pastanede buluşup önemli bir konuyu konuşacaklarını söyledi. Bir gün sonra pastanede buluştular. En arka masaya oturdular. Az sonra, arkalarındaki masaya başka bir kişi oturdu. Yazıcıoğlu adamın kolunu tutu: "Gardaş, kimsin sen" diye sordu. Masadaki adam kimliğini gösterdi: Üzerinde MİT yazıyordu.
Yeni Şafak
09 Ocak 2010
Yazıcıoğlu'nun Cenaze Vasiyeti
Muhsin Yazıcıoğlu, İsmailağa Cemaati lideri Ustaosmanoğlu'na 'İki aydır beni çok sıkı takibe aldılar. Ölürsem beni siz yıkatın' vasiyetinde bulunmuş.

Kahramanmaraş'tan Yozgat'a giderken geçirdiği helikopter kazasında hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun, İsmailağa Cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu'na "İki aydır beni çok sıkı takibe aldılar. Ölürsem beni siz yıkatın" diye vasiyette bulunmuş.

Bu ilginç iddia Nakşibendi tarikatının en radikal kollarından olan İsmailağa cemaatine mensup "Abdullah Hoca"nın cemaate yaptığı sohbetle ortaya çıktı. İsmailağa Camii'nin internet sitesine de konulan sohbet videosunda anlatılanlara göre, Yazıcıoğlu'nun ölümünden iki ay önce cemaatin lideri Ustaosmanoğlu uzun zamandır görmediği Yazıcıoğlu'na "özledim gelsin" diye haber gönderdi. Bu çağrı üzerine Yazıcıoğlu Ankara'dan İstanbul'a gelip hocayla buluştu. Bu buluşma sırasında iki aydır takip edildiğini söyleyen Yazıcıoğlu, Mahmut Ustaosmanoğlu'na "Bundan sonra ne yapacağımı tam bilemiyorum. Ölümüm hadise olursa beni dualarından esirgeme. Cenazemi de sen yıkat, kefenlet" dedi.

Abdullah Hoca'nın ağzından, yaşananlar videoda şöyle anlatılıyor:

"Muhsin bey çok yakın bir dostumdur. Son dört yıldır Ramazan ayında öğle ve ikindi de büyük camiye gelir, mukabelesini dinler, ikindiden akşama sohbet eder, ardından da iftar ederdik. Teravihi de kılar giderdik. Allah'ın sadık kullarından birisiydi. Ölümünden iki ay önce bizim Muhsin uzun zamandır gelmedi diye Efendi hazretleri "özledim gelsin" demişler. Telefon ettiler. Tek başına, yanına kimseyi almadan Ankara'dan uçağa atladı geldi ve efendi hazretlerini buldu. İki saat baş başa sohbet ettiler.

Ayrılacağı zaman efendi Hazretleri, Yazıcıoğlu'na, "Senden iki şey isteyeceğim. Bu güne kadar sağlam durdun. Allah da seni kayırdı. Bundan sonra da itikadından, inancından gevşeklik yapma" dedi. Muhsin Yazıcıoğlu da söz vererek şunları söyledi:

"Beni iki aydan beri çok sıkı takibe aldılar. Bundan sonra ne yapacağımı tam bilemiyorum. Şunu rica ediyorum, ölümüm hadise olursa beni dualarından unutma."

Bu sözler üzerine Ustaosmanoğlu, "Ölümü isteme. Sen istesen de istemense de vakti gelince zaten seni bulacak. Sen istikametine devam et, geldiği zaman diyeceğin bir şey yok zaten" diye karşılık verdi.

O zaman Muhsin Yazıcıoğlu da, 'Sen benden iki şey istedin, ben kabul ettim. Şimdi ben de senden iki şey isteyeceğim' deyince Ustaosmanoğlu, "Benden ne istiyorsun?" diye sordu.

Yazıcıoğlu, "Benim cenazemi sen yıkatacaksın. Şu an gördüğüm kadarıyla sıhhatin buna müsait değil. Bu yüzden senin tayin ettiğin adamlar beni yıkayacak, kefenimi giydirecek ve toprağa koyup üzerimi örtecek. Benden sonra da ailemi yakınlarımı senin adına teselli edecek. Beni duadan unutmayacaksın.' Böyle ayrıldılar. Dikkat edin Muhsin bey Helikoptere binerken ne dedi? ?Ben bu güne kadar helikoptere binmedim, beni ölüme mi götürüyorsunuz?'

Hadise olunca Efendi hazretleri Yazıcıoğlu'nun cenaze işleri için beni görevlendirdi. 05.30 uçağıyla gittik. Kimseyi Kocatepe'ye almıyorlardı. Oradaki görevlilere rica ettik bizi içeriye almadılar. Tam ümedi kesip geri dönerken birisi yardımcı oldu içeri girdik. Vasiyeti yerine getirdik. 6,5 saat görev yaptık. Sonra da evine gidip hanımına annesine efendinin selamlarını, başsağlığını dilediler."
Kaynak: Habertürk


Yazıcıoğlu'ndan 'Derin' Randevuyu 'Cemaat' Aldı
Necdet PEKMEZCİ
necdetpekmezci@avazturk.com
30 Aralık 2009

BBP kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun 25 Mart 2009 tarihinde vefatının üzerindeki gizem, kuşku, şüphe, her cephede tartışılıyor. Meclis’te kurulan komisyon, şüpheleri ortadan kaldırmak yerine daha da derinleştirdi. İstifham, şaibe, iddia, komplo teorileri havada uçuşuyor.

Herkes gibi Yazıcıoğlu’nun vefatı da erken, beklenmeyen bir şeydi. Her insan gibi ecel ondan da çok uzaktı.

Avazturk.com’da Muhsin Yazıcıoğlu’nun ABD “Derin” devletinin temsilcileri ile 13 Kasım 2007’de yaptığı görüşmeyi aktardım. Yazıcıoğlu, bu görüşmeye bir mana veremedi. ABD-Yemen-Rusya hattının orta yerinde gerçekleşen randevu epey kafasın meşgul etti. Ölçtü, biçti; boşa koydu, dolmadı. Doluya koydu, almadı.

Sırların Efendisi Joe M. Allbaugh ve Andrew Lundquist niçin gelmişti, ne istiyordu, neler bekliyordu.

Başkan Bush döneminde Alballbaugh İç Politika Direktörü Karl Rove ve Halkla İlişkiler Müdürü Karen Hughes ile birlikte "Başkan'ın arkasındaki çelik sac ayakları" olarak tanınıyordu…

Bush’un Texas Valiliği’nden beri yanından ayırmadığı bu üçlü Başkan’ın sırtını dayadığı ve en çok güvendiği isimlerdi...

Başkan’ın Halkla ilişkiler Müdürü Karen Hughes onu şöyle tanıtıyor; "Joe her zaman dinler. Ben ve Karl her zaman konuşuruz. O sessizdir. Fakat eğer konuşursa, demektir ki söyleyecekleri çok iyi planlanmış ve iyice düşünülmüştür. O işleri yapan ve yoluna koyandır."

Görülüyor ki, sessiz sessiz olduğu kadar ketum ve “derin” bir isim Joe M. Allbaugh.

Yazıcıoğlu’nun yolunu bu isimle kim kesiştirdi? İşte burada yine son yılların çok konuşulan cemaati devreye giriyor. Fethullah Gülen’e yakınlığı ile tanınan ve ABD’de yaşayan bir isim randevuyu ayarlıyor.

Görüşmeye aracı olan kişi Fethullah Gülen’in bilgisi dâhilinde mi yoksa bireysel ilişkileri ile mi bunu sağlıyor?

Her ikisi de olabilir…

Joe M. Allbaugh, Yemen’den Türkiye’ye tarifeli uçakla geliyor, yanında hiçbir koruma yok. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği de ortalarda görünmüyor.

Hadi bir bilgi daha yazalım; Türk istihbarat birimlerinin de bu sır ziyaretten haberi yok. Sivil pasaport ile seyahat ettikleri için, izleme dışında kalıyorlar.
avaztürk

'Hilafete düşkün; şeriata dosttu'
06.04.2009 - 06:30
Yazdır Arkadaşına gönder Muhsin Yazıcıoğlu'nun eski danışmanı ve 30 yıllık arkadaşı, Baran dergisine verdiği röportajda, BBP liderinin hilafet yanlısı, şeriat isteyen biri olmasıyla övündü.

soL (HABER MERKEZİ) İBDA-C'ye yakınlığı ile bilinen Baran Dergisi Kahramanmaraş'ta yaşanan helikopter kazasında ölen BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun eski danışmanı Muzaffer Doğan ile görüştü. Derginin son sayısında yeralan röportajda Doğan, Yazıcıoğlu'nun aslında demokrat olmadığını, hilafet yanlısı olduğunu söyledi.

Derginin son sayısında Yazıcıoğlu'nun 30 yılına tanık olan Doğan, "Muhsin bey işe böyle bakardı. Yani onun demokrat olduğu gibi bir söylemi doğru bulmuyorum ben. Hilafetçiydi, Müslüman'dı" diyor. Doğan yine aynı konuya ilişkin şunları söylüyor: "dünya görüşünün pazarlıksız İslâmi çizgiye oturduğunu biliyorum, hilafet olduğunu biliyorum. Şeriata dost olduğunu biliyorum."

Dergi Doğan'a Yazıcıoğlu'nun İBDA-C ve Beykoz'da polis operasyonunda ölen lideri Salih Mirzabeyoğlu'na nasıl baktığı sourusuna şu yanıtı veriyor: "Zaman zaman Muhsin Bey ile böyle İBDA'ya bakışı, Salih Bey'e bakışını filân da konuştuk, böyle çok detaylı olmasada şartların elverdiği ölçüde, muhabbetle bahsettiğini de biliyorum. Yani dost bir çevre orası, kardeşlerimizdir onlar dediğine şahidim."

24 Ekim 2009 10:35
Taraf NTV'den Özür Diledi

NTV'nin, telefon kayıtlarını açıklamasıyla birlikte, "hiç mızıkçılık yapmayacağız" diyen Taraf Gazetesi özür diledi...

Taraf Gazetesi'nin yaklaşık BBP Lideri Yazıcıoğlu'nun ölümünden 7 ay sonra ortaya attığı komplo teorisi, gazete ile NTV'nin arasını açtı. Ancak NTV'den gelen açıklama Taraf'ı özür dilemek zorunda bıraktı.

NTV bir açıklama yaparak BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopteri düşmeden önce NTV'den arandığı yönündeki iddiaların gerçek dışı olduğunu kanıtladı. Ve bunun üzerine Taraf gazetesi bugün hem manşetten hemde Ahmet Altan'ın köşe yazısından özür diledi. Ahmet Altan köşe yazısında "hiç mızıkçılık yapmayacağız. Haksız olduğumuzu anladığımız anda bunu hemen söyleriz. Durumu manşetten de açıkladı. NTV'den ve okurlarımızdan özür dileri" dedi.

İŞTE NTV'NİN O AÇIKLAMASI



"NTV'den kamuoyuna,

Taraf gazetesi'nin dün ortaya atıp bugün sürdürdüğü, BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopteri düşmeden önce NTV'den arandığı yönündeki iddialarının gerçek dışılığı, telefon kayıtlarından ortaya çıktı.

NTV, telekomünikasyon hizmetlerini özel bir kuruluştan alıyor. O kuruluş kayıtları hem GMT hem de Türkiye saatine göre tutuyor ve Türk Telekom'a iletiyor.

Taraf gazetesi, elindeki kayıtları araştırma gereği duymadan tek yanlı yayın yaptı. Taraf gazetesinin elinde bulunan kayıtlarda ilk arama 14.34 olarak görünüyor. Bu saat doğru, ancak GMT'ye göre. Türkiye saatine göre ise ilk aramanın yapıldığı saat 16.34. Yani Taraf gazetesi ya GMT saatini bilmiyor ya da bildiği halde kasıtlı olarak bu haberi yaptı.

Peki nedir bu GMT saati? GMT, İngiltere Greenwich'e göre ayarlanan dünya saatidir. Bütün dünya ülkeleri GMT'yi referans saat olarak kabul eder. Taraf gazetesi GMT saatini yok sayarak NTV'yi suikastle suçlamıştır.

Türkiye saati (TSİ) ile GMT arasında 2 saat fark vardır ve NTV'den ilk arama saati GMT'ye göre 14.34, Türkiye saatine göre 16.34'tür.

Taraf gazetesi, bu telefon kayıtlarını aldığında hiçbir araştırma yapmadan komplo teorileriyle yarattığı bir senaryoyu haber gibi sunmuştur.

“Bu nasıl gazetecilik?” sorusu tam da bu yüzden gereklidir. Çünkü basit bir araştırmayla arama kayıtlarının GMT'ye göre tutulduğu öğrenilebilirdi. Bunu yapmak keyfi değil, temel bir gazetecilik refleksidir.

Olay günü NTV ilk olarak İHA muhabiri İsmail Güneş'i aramıştır. Bu aramanın saati GMT'ye göre 14.34, Türkiye saatine göre 16.34'tür. Yani kazanın olduğu varsayılan saatten sonradır.

Yine NTV, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nu GMT'ye göre 14.36 Türkiye saatine göre 16.36'da aramıştır. Yine, kazanın olduğu varsayılan saatten sonradır.

Taraf gazetesinin “NTV kazadan önce aradı” şeklindeki akıl dışı iddiasının, aynı zamanda gerçek dışı da olduğu bu telefon dökümleriyle ortaya çıkmıştır.
Saygıyla duyurulur. "
aktifhaber

İLK SİNYAL 20 DAKİKA SONRA ALINMIŞ

19 Kasım 2009
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaşamını yitirdiği helikopter kazasını araştıran Meclis Komisyonu'nda "telekulak" polemiği yaşandı.
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) Teknik İletişim Daire Başkanı Basri Aktepe, kazadan 20 dakika sonra cep telefonundan sinyal aldıklarını söyledi. Aktepe, "Bunun baz istasyonuna uzaklığını ve açısını bir yay çizerek kriz masasına bildirdik. Sinyaller gece 02.30'a kadar sürdü. Zaten bizim belirlediğimiz yerde bulundular" dedi. Bunun üzerine CHP'li Tacidar Seyhan, "Bölgeye, seyyar baz istasyonu yönlendirseydiniz" deyince Aktepe, "Bu bizim görevimiz değil" dedi.SABAH
haber10

"Yazıcıoğlu'nun raporu gayri ciddi"

19 Aralık 2009 Bahadır Serhad

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopterle ilgili açıklanan rapor BBP'yi tatmin etmedi. Savcılar göreve çağrıldı.

BBP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Şanverdi, eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasıyla ilgili olarak, "ELT cihazı yere sinyal verdi, sinyal uyduya ulaşmadı" yönündeki açıklamaları "gayri ciddi" bulduklarını belirterek, "Bu iddialar bilgisizlikten ve tecrübesizlikten kaynaklanmıyorsa bu işte kasıt ve karartma var demektir. Bu sebeple Cumhuriyet savcılarını göreve davet ediyoruz" dedi.

RAPOR BBP'Yİ TATMİN ETMEDİ

Şanverdi, yaptığı yazılı açıklamada, Ulaştırma Bakanlığının hazırladığı raporda, kazanın pilotaj hatasından kaynaklandığının belirtildiğini hatırlatarak, rapordaki bilgi ve bulguların kendilerini tatmin etmediğini belirtti.

Ulaştırma Bakanlığının raporundaki ''pilot meteorolojik bilgileri cep telefonuyla almaya çalışırken dikkati dağıldı ve dağa çarptı'' görüşünün, ''ilmi ve bilimsel gerçeklerden yoksun, spekülasyondan ibaret'' olduğunu savunan Şanverdi, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

''Bugüne kadar yaptığı açıklamalarla kamuoyunu aydınlatmak bir yana daha fazla spekülasyonlara sebebiyet veren Ulaştırma Bakanlığının bu açıklaması da gerçekleri açıklamaktan ziyade kamuoyundaki bilgi kirliliğine katkıda bulunacaktır. Helikopterde bulunduğu iddia edilen ELT cihazının çalıştığını ve 120 saat boyunca sinyal verdiğini söyleyenler, o halde enkaza neden ulaşılamadığını da izah etmelidirler.

Devletin resmi kayıtları düşen helikopterde söz konusu ELT cihazının olmadığını söylemektedir. Devletin kayıtlarında bulunmayan bir aletin çalışıp çalışmadığını raporuna mesnet yapan Ulaştırma Bakanlığını ciddiyete davet ediyoruz. Bakanlık, neyi ispatlamaya ya da neyi kamufle etmeye çalışmaktadır. 'ELT cihazı yere sinyal verdi, sinyal uyduya ulaşmadı' gibi gayri ciddi iddialar bilgisizlikten ve tecrübesizlikten kaynaklanmıyorsa bu işte kasıt ve karartma var demektir. Bu sebeple Cumhuriyet Savcılarını göreve davet ediyoruz.''

BBP'nin, yabancı uzmanlara bir rapor hazırlattığını bildiren Şanverdi, Ulaştırma Bakanlığının raporuna güvenmediklerini, bağımsız ve bağlantısız uzmanların hazırlayacağı raporu esas alarak kamuoyuna duyuracaklarını kaydetti.
anadoluhaber

Yazıcıoğlui le ilgili şok bilgiler
28 Mayıs 2011

Eski başbakanlardan Ecevit ile BBP'nin eski genel başkanı merhum Yazıcıoğlu'nun geçridği kazayla ilgili şok bilgiler ortaya çıktı.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ilgili şok bir iddia ortaya atıldı. Sivas Belediye Başkan Yardımcısı “Helikopterde olan Yüksel Yancı’nın telefonunu aradım. Açıldı, ama kimse cevap vermedi” dedi. Yancı’nın bir akrabası aradığında ise bir erkek açıp ‘Size bilgi veremeyiz’ cevabını verdi.

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasının üzerindeki iddialara bir yenisi eklendi. BBP”li Sivas Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Avcı, kazada ölen BBP Sivas İl Başkan Yardımcısı Yüksel Yancı’nın telefonunun olaydan yaklaşık 7.5 saat sonra açıldığını söyledi.Avcı, “Uğultular halinde sesler duydum; ama Yüksel’in sesi değildi” dedi.

25 Mart 2009’da,Yazıcıoğlu’nunda içinde bulunduğu helikopter Kahramanmaraş’tan Yozgat Yerköy’e gitmek için havalanmış ancak bir süre sonra bilinmeyen bir nedenle düşmüştü.Üç günsonra ulaşılan helikopter enkazında Yazıcıoğlu, Sivas İl Başkanı Erhan Üstündağ, İl Başkan Yardımcısı Yüksel Yancı, belediye meclisi üye adayı Murat Çetinkaya, pilot Kaya İstektepe ve gazeteci İsmail Güneş’in cesetleri bulunmuştu.

TELEFON DÖKÜMÜ DOĞRULUYOR

Şu an Sivas Belediye Başkan Yardımcısı olan Mehmet Avcı, CihanHaber Ajansı ile yaptığı görüşmede şok iddialarda bulundu. Avcı, olay günü uzun aramalar sonucunda Yancı’nın cep telefonunun açıldığını, uğultu halinde sesler duyduğunu; fakat bir muhatap bulamadığını söyledi.

Avcı’nın bu iddiasını, abonesi olduğu GSM şirketinin telefon dökümü de doğruluyor. Dökümde 25 Mart 2009 saat 22.54’te Yancı’nın telefonuyla 12 saniyelik görüşme yapıldığı görülüyor. Avcı’nın yaşadıklarının bir benzerinin Yüksel Yancı’nın akrabalarından Gülsen Sezgin’in başındanda geçtiği ortaya çıktı. Sezgin, Avcı’dan 4dakika sonra,Yancı’nıneşi Pakize Yancı yanındayken cep telefonunu aradı. Sezgin’in telefonunu açan bir erkek, “Size bilgi veremeyiz, tekrar aramayın” cevabı verdi. Hâlbuki otopsi tutanaklarında helikopterde bulunanların o saatte hayatta olmadığı ifade ediliyor.

Eşim suikast düzenleneceğini söyledi

Pakize Yancı, eşinin olaydan kısa bir süre önce kendisine,Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ergenekon davası ile ilgili yaptığı açıklamalar yüzünden tehdit aldığını ve suikast düzenleneceğini söylediğini belirtti. Yancı, şöyle devam etti: “Eşim Ergenekon davası ile ilgili Yazıcıoğlu’nun söylemlerinin zamanlamasının yanlış olduğunu ve bu yüzden Yazıcıoğlu’nun tehdit aldığını ve kendisine suikast düzenleneceği endişesi taşıyordu; bunu benimle paylaşmıştı. Bu olay kesinlikle kaza değil” dedi.

Vali o bilgiyi nereden aldı?

Meclis araştırma dosyasına da giren, kazanın olduğu gün dönemin Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’ye “Muhsin Yazıcıoğlu yaşıyor, ayağı kırık” bilgi notu ile 28 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’nin morgunda yapılan adli muayene ve otopsi tutanağında yazılanlar örtüşüyor. Yazıcıoğlu’nun otopsi tutanağında “Sol kururiste ayak bileği seviyesinde kırık” tespit edildiği belirtiliyor.

Jandarma enkaza ilk gün gitti

Mehmet Avcı kazayla ilgili farklı bir iddia da daha bulundu. Jandarmanın ilk gün oraya gittiğini ileri süren Avcı, elindeki bilgilere dayanarak söylediğini; ama iddiasının kaynağını açıklamayacağını belirtti.

Avcı, “Bilgiye dayanarak söylüyorum oraya ilk önce jandarma gitti. Ne komutanlarımızı ne de askerlerimizi suçlamak istemiyorum ama köylülerden önce jandarma buldu enkazı. Helikopter düştükten sonra 5 saat içinde bir şekilde jandarma oranın ya görüntüsünü aldı veya oraya ulaştı. Bu işler ucuz değildir. İnsanlara suikast düzenleyerek bu milletin sesini kesemezler” dedi.
Bugün

İsmail Güneş'in Ölümündeki ŞOK Ayrıntı!

18 Temmuz 2011

Büyük Birlik Partisi (BBP) Lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının ölümüyle sonuçlanan helikopter kazasıyla ilgili yeni bulgular gün yüzüne çıkıyor. Kazadan sonra yaralı olarak kendine gelen gazeteci İsmail Güneş’in sadece bacağının değil, dört kaburga kemiğinin ve çenesinin de kırık olduğu ortaya çıktı. Çenesi kırık olan bir hastanın konuşmasının güç olduğunu belirten cerrahlar, İsmail’in 112 ile yaptığı telefon görüşmesi sırasında çenesinin kırık olmasının mümkün olmadığı görüşünde.

25 Mart 2009 tarihinde saat 14.35’te Kahramanmaraş Çağlayancerit’ten, Yozgat Yerköy mitingine gitmek üzere havalanan TC-HEK işaretli helikopterin içinde BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas il başkanı Erhan Üstündağ, il başkan yardımcısı Yüksel Yancı, belediye meclis üye adayı Murat Çetinkaya, Pilot Kaya İstektepe ve Gazeteci İsmail Güneş bulunuyordu. Saat: 15.03’te düşen helikopterin düştüğü bilgisi Gazeteci İsmail Güneş’in 15.26’da 112 Acil Servisi aramasıyla öğrenildi. Güneş’in 112 Acil Servis ile yaptığı görüşme kazadan birkaç saat sonra görsel medyada da yayınlanmaya başladı. Tüm Türkiye’nin tanık olduğu bu görüşmede İsmail Güneş Acil Servis’e sadece bacağının kırık olduğunu ve helikopterin içinde sıkıştığını ve hareket edemediğini söylüyordu. Fakat otopsi raporları ölen gazetecinin bacağının yanında çenesinin ve kaburgasının da dört yerden kırık olduğu gerçeğini gösteriyor.

İsmail Güneş’in cesedi enkaz bölgesinde 30 Mart 2009 tarihinde bulundu. Aynı gün Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’nde Güneş’e yapılan harici muayenede, “alt çene sağ 2-3 dişler arasında mandubulada ayrıklı kırık ve bu seviyede mukozada kanamalı laserasyon” tespit edildi. Güneş’e yapılan otopsi sonucunda tutanakta şu ifadelere yer verildi: “Genel beden travmasına bağlı alt çene kemiği, dört adet kaburga ve sol tibia-fibula kapalı kırığı saptandığı, makroskopik olarak ölümü açıklayabilecek büyük damar, kafatası kemiklerinde kırık ya da organ yaralanması saptanmadığı, ölüm nedeninin tespiti için cesetten otopsi sırasında alınan örneklerde histopatolojik ve toksikolojik analiz yapılması gerektiği kanaatindeyiz.”

Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’nde İsmail Güneş’e yapılan otopsi sırasında alınan kan ve idrar örnekleri Adana Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından incelendi. Başkanlık, 10 Nisan 2009 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda savcılığa gönderdiği rapor da Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’nde yapılan otopsi tutanağını doğruluyor: “Adli tahkikat ve otopsi bulguları göz önüne alındığında; alt ekstremite, çene ve kaburga kırığı ile sağ sürrenal bez çevresine sınırlı hemotom saptanan şahsın donma sonucu öldüğü kanaatini bildiririz.”

Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği kazadan sağ kurtulan gazeteci İsmail Güneş'in çenesinin de kırık olduğu ortaya çıktı. Peki; Güneş 112'den nasıl yardım istedi? İşte kafa karıştıran şüphe.

ALT ÇENESİ KIRIK HASTA KONUŞABİLİR Mİ?
İsmail Güneş’e yapılan otopside de tespit edilen alt çene kemiğinin kırık olma durumunda, kendisinin sağlıklı bir şekilde konuşup konuşamayacağı sorusunu akıllara getirdi. Adlarının açıklanmasını istemeyen cerrahlar, alt çene kemiği kırık olan bir hastanın konuşmasının zor olduğunu, konuşabilse bile kırık olan alt çeneyi oynatamayacağından konuşma şeklinin değişebileceğini belirtti. Cerrahlar ayrıca kırılmadan kısa bir süre sonra, kırılan bölgede hastanın ağrı hissedebileceği ve bu ağrının da konuşmasını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.
Diğer yandan otopsi raporlarını inceleyen Beyin Cerrahı Operatör Doktor Rafet Arslanoğlu Cihan’a İsmail Güneş’in alt çene ve dört kaburga kırıklarıyla ilgili çok çarpıcı bilgiler verdi.

Arslanoğlu, İsmail Güneş’in 112 Acil Servis ile görüşürken çenesinin kırık olma ihtimalinin zayıf olduğu kanaatinde. Operatör Doktor Rafet Arslanoğlu, “Kesin olmamakla beraber alt çene kemiği kırık olan bir insan konuşabilir; ama İsmail Güneş gibi telefonda dinlediğimiz kadar net, akıcı ve berrak bir ses tonu ile konuşmasını bekleyemeyiz. Normalde ağzın içinde bir şey varmış gibi çıkabilecek olan bir ses tonu beklenir. Genel olarak ayrıklı çene kırıkların da kanama olması beklenir ki, Güneş’in otopsi raporunda da kanama olduğu belirtilmiş. Dolayısıyla böyle bir hasta da konuşurken ses tonunda bir boğukluk ve bozukluk meydana gelir. Ayrıca İsmail Güneş’in 112 Acil Servis ile yaptığı konuşmalarda çenesiyle ilgili hiçbir şikayetini belirtmiyor. Ağzının içindeki bir kanamadan da hiç bahsetmiyor. İsmail Güneş ayağının kırık olduğunu, üşüdüğünü ve helikopterin içinde sıkıştığını söylüyor. 112 Acil Servisi’nin başka bir yerinizde kırık var mı? Sorusuna sadece ‘ayağım kırık’ diye cevap veriyor.” dedi.

Doktor Arslanoğlu, trafik kazası ve yüksekten düşme gibi kazalarda sadece çene kemiği kırığının mümkün olamayacağını da vurguladı. Arslanoğlu şöyle devam etti:

“Beyin cerrahları olarak kafa ve yüz travmaları ile çok sık karşılaşıyoruz. Çarpmalara bağlı kafa travmalarında tek başına alt çene kırığı görülmesi çok çok nadir bir durumdur. Beraberinde kafa ve diğer yüz kemiklerinin de etkilenmesi kaçınılmazdır. Bütün bunları bir arada düşündüğümüzde acaba İsmail Güneş’in 112 Acil Servisi ile telefonla konuştuğu sırada alt çenesi kırık değil miydi? Diğer yüz ve kafa kemikleriyle ilgili bir kırık, travma bulgusu ya da beyin travması gibi bulgulara otopsi raporunda rastlanmıyor. Zaten Gazeteci Güneş’in bilincinin açık olup, düzgün bir şekilde konuşması da bu bulguların olmadığını gösteriyor. İsmail Güneş, kaburga kırığından da bahsetmiyor 112 ile konuşmasında. Oysaki kaburga kırıklarında mutlaka göğsünde bir ağrı olur. İsmail 112 Acil Servisi ile konuşurken böyle bir şikayet den söz etmiyor. Oysa ki, dört yerinden kaburgası kırık olan bir hasta nefes alıp verirken zorluk yaşar ve ağrı hisseder. Çene ve kaburga kırıkları acaba sonradan mı oluştu?” sorusunu gündeme getiriyor.”

YASEMİN GÜNEŞ: ‘EŞİMİN SESİNDE HERHANGİ BİR ANORMALLİK YOKTU’
Konuyla ilgili Cihan’a konuşan İsmail Güneş’in eşi Yasemin Güneş de eşinin 112 acil servisiyle yaptığı telefon görüşmesinde herhangi bir anormallik ve ses renginde tuhaf bir durum hissetmediğini söyledi. Yasemin Güneş, “İsmail’in 112 ile yaptığı telefon konuşmasını tekrar tekrar dinledim. Eşim sağlıklı iken telefonda duyduğum ses nasıl ise 112 Acil Servis ile yaptığı konuşma da duyduğum ses aynı idi. Sesinde hiçbir değişiklik, konuşma biçiminde herhangi bir anormallik yoktu.” ifadelerini kullandı.

İsmail Güneş’in Almanya’da yaşayan abisi İbrahim Güneş de kardeşinin bacağında olan kırıkla ilgili çarpıcı bir bilgi veriyor. “İsmail’in bacağındaki kırık normal bir kırık gibi değildi. Kaval kemiği tamamen dışarıdaydı. Kapalı bir kırık değildi.” Oysa, İsmail Güneş’in otopsi raporlarında sol tibia-fibula kemiklerinde kapalı kırık saptanmıştı.

GÜNEŞ, ENKAZDAN 600 METRE AŞAĞI NASIL İNDİ?

Öte yandan helikopter düştükten 5 gün sonra cesedi, enkazın güneydoğu istikametinde 500-600 metre aşağıda bulunan İsmail Güneş’in helikopterden çıkıp cesedin bulunduğu bölgeye nasıl geldiği de merak konusu. Çünkü Güneş, 112 Acil Servis ile yaptığı görüşmede helikopterde sıkıştığını ve hareket edemediğini belirtiyor. Ayrıca bölgedeki kar kalınlığı da o gün 80 ile 150 cm arasında değişiyor. Doktor Rafet Arslanoğlu bu konuyla ilgili de çok çarpıcı tespitlerde bulundu. “İsmail Güneş’in sadece bacağında kırık olsa bile o arazide ayağının üstüne basıp yürümesi mümkün değil.” diyen Arslanoğlu şunları kaydetti:

“Bacağındaki iki kemiği kırık olan (tibia-fibula kapalı kırık) bir hasta o ayağının üstüne basıp yürüyemez. Bacağında bir kemiği kırık olsa basabilir ama iki tanesi birden kırık olunca basamaz. Sadece ayağını sürükleyebilir. ‘Helikopterin içindeyim bacağım kırık ve ayağım sıkışık’ diyen İsmail Güneş sıkışık bacağını nasıl kurtarmış olabilir? Dört kaburga kemiği ve alt çenesi kırık, ayrıca soğuk hava da koltuğu kızak yaparak, bu şartlarda 600 metre aşağı nasıl indi? Çok engebeli ve derin çukurların, yüksek kayaların ve büyük ağaçların olduğu bir araziden söz ediyoruz.”

GAZETECİ GÜNEŞ, 112 ACİL SERVİSİ İLE TOPLAM 27 DAKİKA GÖRÜŞTÜ
İsmail Güneş tüm Türkiye’nin içini burkarak izlediği 112 Telefon görüşmeleriyle sesini duyurmaya çalışmıştı. Güneş 112 Acil Servisi ile 9 defa iletişim kurdu. Yedi aramayı kendisi yaptı. İki arama ise 112 acil servis tarafından gerçekleşti. Güneş ilk aramayı, 15.26.59’da yaptı ve 1 dakika 14 saniye içinde BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde olduğu helikopterin düştüğünü söyledi. Ardından 15.29.57’de 1 dakika 23 saniyelik görüşmesinde ‘kendisinin helikopterin içinde sıkışmış ve ayağının kırık’ olduğunu belirtti. 15.35.05’de 3 dakika 49 saniyelik görüşmesinde ise ‘her tarafın sis ve karla kaplı olduğunu ayağını oynatamadığını’ söyledi.

15.40.34’te 20 dakika süren görüşmede de ‘kaval kemiğinin kırıldığını ve kanama olmadığını ‘çok soğuk ve tipi olduğunu kendisinin üşümeye ve donmaya başladığını’ söyledi. 16.19.40’da 1 dakika 49 saniye süren görüşmesinde; ‘her tarafının titrediğini, hareket edemediğini’ bildirdi. 17.15.41’de 25 saniye süren görüşmesinde; ‘herkesin öldüğünü ve kendisinin de ölmek üzere’ olduğunu söyledi. 17.23.33’te İsmail ile yapılan son görüşme de ise yaralılardan birisine ‘alo, sıfır beş yüz kaç abi’ diye sordu, 112 görevlisine ‘0543’ ile başlayan numarayı verirken telefon kesildi ve bir daha da kendisine ulaşılamadı.
aktifhaber

"Aramama - kurtarmama operasyonu!"
Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, Teke Tek Özel'de Fatih Altaylı'ya konuştu
29 Eylül 2011

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün açıklamaları ve ortaya çıkan video görüntülerinin ardından Muhsin Yazıcıoğlu'nun geçirdiği uçak kazasıyla ilgili kuşkular yeniden gündeme gelmişti. Muhsin Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, son gelişmelerin ardından Teke Tek'te Fatih Altaylı'nın sorularını yanıtladı.

Programı izlemek için tıklayınız...

İlk haberi aldığında olayın kaza olduğunu düşündüğünü söyleyen Gülefer Yazıcıoğlu, sonraki gelişmelerin manidar olduğunu söyledi. "Kazadan sonra ilk gidilen yer araştırılmadı. 48 saat öncesinden nerede olduğu biliniyordu. Korucular orada olduğunu söylemiş. Görgü tanıkları var. Birileri dosyayı alıp evine gidip yatmış. Ama sonra telefon görüşmelerine bakıyoruz, evine gidip yatmamışlar, bir telefon trafiği var. Kimlerle konuştuklarını bilmiyoruz" diyen Yazıcıoğlu, helikopterdeki cihazın söküldüğü görüntülerin Cumhurbaşkanı'ndan önce kendilerine de ulaştırıldığını söyledi. Konunun savcılığın takibinde olduğunu kaydeden Gülefer Yazıcıoğlu, kazadan sonra yapılan operasyonun "aramama - kurtarmama operasyonu" olduğunu söyledi.

Söz konusu cihazın akıbetini kazadan sonra Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'ne sorduğunu, "Cihaz var, hafıza kartı yok" yanıtını aldığını kaydeden Gülefer Yazıcıoğlu, cihazın akıbetinin şu anda bilinmediğini söyledi.

Helikopterle ilgili radar kayıtlarının tutulmadığına dikkat çeken Gülefer Yazıcıoğlu, "Hava Kuvvetleri'nde helikopterin düştüğü dakikalarda arıza kaydı var. Askerin verdiği yanıt bu. Sivil havacılıkta ise hiçbir radar kaydı yok" dedi.

Kazadan sonra Yazıcıoğlu'nun bilgisayarının çalındığını doğrulayan Gülefer Yazıcıoğlu, "Herkes evde televizyona odaklanmışken bilgisayar götürüldü. Ama Muhsin Başkan'ın değil, kızımızın bilgisayarını götürdüler. Yanlış bilgisayarı götürdüklerini anlayınca geri getirdiler. O sırada fark ettik" şeklinde konuştu. Savcılığa olayla ilgili bilgi verdiğini aktaran Gülefer Yazıcıoğlu, canlı yayında isim vermekten kaçınarak "Bize yakın isimlerdi" demekle yetindi.

NTV'den Muhsin Yazıcıoğlu'na gelen telefonlarla ilgili kuşkuları olduğunu da kaydeden Gülefer Yazıcıoğlu, "O haber kanalı haber kaygısıyla Muhsin Yazıcıoğlu'nu aramaz. TİB'den telefon dökümlerini istedik. Bize gelen dökümde arama saatleri yazıyordu. Ama sonra Greenwich dediler. Oysa cevapsız aramalarda telefona Türkiye saati düşüyor. Ben ondan tatmin olmadım" dedi.
habertürk

'Yüzbaşı 'vururum' deyip çevirdi!'
2011-09-30
Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düştüğü gün enkazın düştüğü yeri belirlediğini söyleyen eski dağcı Kazım Dinç, silah çeken askerler tarafından engellendiğini anlattı. İşte iddialar

Yazıcıoğlu'na mezar olan helikopter, karanlığa çakıldı! TAKVİM'e konuşan Kasım Dinç, o geceyi anlattı: Kazadan sonra Keş Dağı'na çıktık. Askerler enkazın etrafını kuşatmıştı. Bu sırada bir yüzbaşı "Geri dönün. Yoksa sizi vururum" dedi

Aradan tam 2.5 yıl geçti. İddialar iddiaları, gariplikler gariplikleri kovaladı. Nihayet, BBP'nin merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazası ile ilgili ciddi adımlar atıldı. Buna karşılık olağanüstü zaman kaybedildi. Şimdi, cevap verilmesi gereken soru o kadar çok ki... Üstelik, her gün bir yenisi ortaya çıkıyor. İddialar ve suçlamalar birbirini izliyor...

Bunlardan biri de helikopterin düştüğü Keş Dağı'na 30 dakika mesafedeki TEİAŞ'ta işçi olarak çalışan Afşinli Kasım Dinç'e ait. Dinç, bir ara iddialarını internette de yayınladı. Daha sonra uyarılar aldı. Bazı dostları kendisini arayıp, "Hemen onları oradan kaldır" dediler: - Sen onları oradan kaldırmazsan, seni ortadan kaldırırlar! Bunun üzerine, internete koyduğu o bilgileri geri çekti.

5 KİŞİYLE HAREKETE GEÇTİ

Kasım Dinç, son gelişmeler üzerine yeniden harekete geçti. Dostları, arkadaşları ve bazı çevrelerle görüşerek, kazanın ardından yaşadıklarını yetkililere mutlaka iletmek istediğini söyledi.
Dün kendisi ile konuştuk...

Son derece önemli iddialarda bulundu. "En baştan anlatayım" diyerek söze başladı: - Ben, TEİAŞ'ta işçi olarak çalışıyorum. Aynı zamanda eski lisanslı futbolcu, King Boksçu ve dağcıyım. Çalıştığımız yer, olay yerine yarım saat mesafede. Olayı duyar duymaz cipimi hazırladım, gerekli malzemeleri koydum ve 5 kişiyle birlikte yola çıktık. Yolda Göksun'un Ocak Başkanı arkadaşımızla karşılaştık. Ondan gerekli bilgileri aldık. Köylülerle konuştuk.

Helikopterin düştüğü yeri belirledik. Buraya kadar her şey normal. Dinç'in daha sonra anlattıkları ise inanılır gibi değil... "Olay yerine en yakın ekip bizdik" diye devam etti: - Enkaza yaklaştığımızda, etrafının askerlerle çevrildiğini gördük. Adeta dağı çepeçevre kuşatmışlar, daha yukarı çıkmamızı istemiyorlardı. O sırada önlerine çıkan bir yüzbaşı kendilerini engelledi. Israr etmeleri üzerine de sert bir ses tonu ile "Biraz daha ilerlerseniz sizi vururum" dedi.

Çaresiz geri döndüler.

'4 EL SİLAH SESİ DUYDUK'

Bu defa Keş Dağı'nın kuzeyinden yukarı çıkmak için tırmanmaya başladılar. Helikopterin düştüğü yere 1 kilometre kadar yaklaştılar.

Ancak, kayalıkları aşamadılar. Bu sırada saat 03:00'e doğru ilerliyordu.
Aşağıya, dağın kuzey doğusuna doğru ilerlerken, aralıklarla 4 el silah sesi duydular. Kasım Dinç, "Ne olduğunu, kimin niçin ateş ettiğini bilemiyorum" dedi: - Ama, silah sesi helikopterin düştüğü taraftan gelmişti. Saat 05:00 sıralarında yine askerlerle karşılaştılar. Bu sırada ekipten birinin ayağı burkulmuştu. Arabalarını alıp Göksun'a döndüler. Arkadaşlarını hastaneye bıraktıktan sonra tekrar dağa yöneldiler. Kasım Dinç, "Gittik, ama yine bize yol vermediler" diye konuştu:

- Önümüze bir astsubay çıktı. Kendisi ile çok tartıştık. "Bize, hayati tehlikeniz var, size izin veremem" dedi. Biz ısrar edince de silah çekti.

Bizde de silah vardı. Biz de silahlarımızı gösterip, "Sizin olabilir, ama bizim hayati tehlikemiz yok" dedik. Buna rağmen, askerlerin engellemesi yüzünden enkaza ulaşamadık.
Dinç, bu anlattıklarının ardından iddialarını peş peşe sıraladı:

* Enkazın etrafında sürekli dolaşmamıza rağmen, askerler yüzünden bir türlü helikoptere ulaşamadık.
* Bizim dışımızda da o bölgeye gitmek isteyen başka arama ekiplerine izin verilmedi.
Size bizim yaşadıklarımızı aynen yaşayan 50 kişi bulabilirim.

* Bana göre askerler helikopterin enkazının çevresini kuşatmışlar, oraya gidilmesini engellemeye çalışıyorlardı. Bu apaçık belli oluyordu.

* Yer belliydi. Köylülerin tamamı da orayı gösteriyordu. Buna karşılık, orada arama yapılmadığı gibi başkalarına da izin verilmiyordu.

* İlginçtir, daha önce rahatlıkla görüşme yapabildiğimiz o bölgede telefonlar da çekmiyordu. Ayrıca, çevreden uçak sesleri geliyordu.

Kasım Dinç, son olarak "Bütün bu yaşadıklarımın ardından olayın normal bir kaza olduğunu düşünmüyorum" değerlendirmesini yaptı.

Olayın aydınlanması için her türlü katkıyı yapmaya da hazır olduğunu söyledi:
- Savcılar çağırırsa, Allah için bütün bildiklerimi onlara ayrıntıları ile anlatırım...

* * *
Kasım Dinç'in iddiaları, kazadaki derin soruları bir kez daha gözler önüne serdi. Dinç, "Bu normal bir kaza değil. Savcılar çağırırsa bütün bildiklerimi anlatırım" dedi.

* * *
Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopter 25 Mart 2009'da düştü. İşte Dinç, o andan itibaren Keş Dağı'nın karlı yamaçlarında enkaz aradı. Ancak inanılmaz engellemelerle karşılaştı.

* * *
25 Mart 2009'da Keş Dağı'nın 2 bin 500 rakımlı yamacına düşen MEDAİR'e ait helikopterin enkazına, 72 saat sonra ulaşıldı. Olay yerine ilk gidenlerin köylüler olduğu açıklandı. 29 Mart tarihinde de arama kurtarma ekipleri bölgeye çıktı!

Takvim

"İncirlik'teki Radarlar da İncelensin"
02Ekim 2011
Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazası ile ilgili gelişmeler gündemdeki yerini koruyor. AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, olayla ilgili olarak İncirlik Üssü'ndeki radarların da incelenmesi gerektiğini söyledi.
Haberi Paylaş

Manisa'da konuşan Selçuk Özdağ, Büyük Birlik Partisi eski Genel Başkanı Muhsin Yazcıoğlu ile 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası ile ilgili olarak İncirlik Üssü'ndeki radarların incelenmesini istedi.
"İncirlik'teki Radarlar İncelenirse Olay Daha Şeffaf Şekilde Ortaya Çıkar"
Özdağ, bu konuda şunları söyledi:
''Kazanın olduğu andan itibaren 4 veya 6 dakika kadar o bölgedeki radarların arızalı veya kapalı olduğu söylenmekte. Eğer arızalıysa bu olayın uçuş güvenliği nedeniyle bütün dünyaya bildirilmesi gerekiyordu. Eğer kapatılmışsa, kim kapattı bu radarları. En önemlisi İncirlik Üssü'ndeki radarlar açıktır. İncirlik Üssü'ndeki radarlar incelendiği takdirde bu olayın daha net bir şekilde, şeffaf bir şekilde ortaya çıkacağını tahmin ediyorum.''
TRT

Helikopterin beynini meraktan söktük!
3 Ekim 2011
Yazıcıoğlu soruşturmasında 4’ü muvazzaf asker, 3’ü Sivil Havacılık çalışanı 7 kişi tutuklandı. İki subay, savunmalarında helikopterin beynini neden söktüklerini açıkladı.

Lütfi Kaplan'ın haberi

BBP’NİN Merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası soruşturmasında 4’ü muvazzaf asker, 3’ü de Kaza Kırım Raporu’nu hazırlayan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) uzmanı 7 kişi ‘silahlı örgüt üyeliği’ ve ‘delil karartma’ iddiasıyla tutuklandı. Tutuklananlar arasında helikopterin hafızası niteliğindeki cihazları sökerken görüntülenen iki asker de bulunuyor. Askerler cihazları “merak ettikleri için” söktüklerini iddia etti.

Cihaz çalmak, delil karartmak

Yazıcıoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan 16 şüpheli Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekili Özden Doğan ve Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Şeref Gürkan tarafından sorgulandı. Zanlılardan 4’ü savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 9’u muvazzaf asker olmak üzere 12 şüpheli tutuklanmaları talebi ile Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Mahkeme “Helikoptere ait cihazların çalınmasına iştirak etmek”, “Suç delillerini karartmak”, Sahte tutanak tanzim etmek” ve Silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla 7 kişiyi tutukladı.

‘Emir almadık meraktan söktük’

Tutuklanan 4 muvazzaf asker arasında helikopterin uçuş bilgilerinin yer aldığı “Argus 5000 CE” ve “Skymap IIIC” cihazlarını söken muvazzaf askerler Aydın Özsıcak ve Nedim Bakırhan ile yine muvazzaf askerler Nusret Memiş ile Cemal Şahin de bulunuyor. Kaza Kırım Raporu’nu hazırlayan SHGM uzmanları Feridun Seren, Mehmet Sevdim ve Kerem Mumcuoğlu da tutuklandı. Mahkeme, Bekir Çiçekçi, E. Semih Yüksekkaya, H. İbrahim Açan, Davut Uçum ve Suat Kaplan’ı ise serbest bıraktı.

Helikopterden cihazları sökerken görüntüleri ortaya çıkan Aydın Özsıcak ve Nedim Bakırhan’ın savcılık ifadesinde, “cihazları sökmeleri konusunda herhangi bir emir-talimat almadıklarını” söyledikleri iddia edildi. Edinilen bilgiye göre, iki subay helikopterin uçuş bilgilerinin yer aldığı “Argus 5000 CE” ve “Skymap IIIC” cihazlarını “sırf merak ettikleri için” söktüklerini iddia ettiler.

‘Cihazlar bizden sonra sökülmüş’

Öte yandan ilk kaza kırım raporunu hazırlayan ve bu raporda eksik parçalardan söz etmemekle eleştirilen SHGM uzmanı üç kişinin ise ifadelerinde, görevlerini yaptıklarını, parçaların ise daha sonra sökülmüş olabileceğini beyan ettikleri öğrenildi. Ancak, hazırlayıp Meclis Araştırma Komisyonu’na verdikleri raporda cihazların söküldüğüne dair herhangi bir ibare bulunmazken, rapora eklenen fotoğraflarda cihazların sökülmüş olduğunun görüldüğü ortaya çıkmıştı.

Yetmez, ‘imha’ emrini verenler de bulunsun

Yazıcıoğlu soruşturması kapsamında daha önce ifadesi alınan Tuğgeneral Ali Lapanta’ya, savcıların “Ergenekon üyesi misiniz” ve “Helikopteri Batı Çalışma Grubu yerine kurulan Atakurtlar Cumhuriyet Oluşumu mu düşürdü?” şeklinde sorular yönelttiği de hatırlatılarak, soruşturmada olayın bir kaza değil Ergenekon’un bir sabotaj eylemi olduğu iddiasının da değerlendirildiği kaydedildi. Yazıcıoğlu ailesinin avukatlarından Selami Ekici, “Bizim araştırmalarımıza göre bu yapı Ergenekon tarzı bir örgütlenme. Ancak net bir şey söyleyemeyiz” dedi. Ailenin diğer avukatı Kemal Yavuz ise “Bu şahısların eylemi kimlerin talimatıyla yaptığı önemli. Araştırmaların bu yönde olması gerekli” diye konuştu.

Ergenekon ve ‘Atakurt’ sorusu

İfadesi alınan Tuğgeneral Lapanta’ya “Ergenekon üyesi misiniz”, “Helikopteri Batı Çalışma Grubu yerine kurulan Atakurtlar Cumhuriyet Oluşumu mu düşürdü”, “Ergenekon sanığı Erol Ölmez’in bu olayın Atakurtlar Cumhuriyet Oluşumu’nun sabotajı olduğu iddiaları var. Böyle bir yapılanma ismini duydunuz mu, TSK içinde böyle bir yapılanma var mıdır” soruları sorulmuştu.

İncirlik radarları incelenmeli

Öte yandan AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, “Kazanın olduğu anda radarlar arızalıysa bütün dünyaya bilgi verilmesi gerekiyordu. Bu radarlar kapatılmış veya arızalıysa İncirlik Üssü’ndeki radarlar açıktır. Bu radarlar incelediği takdirde olay net bir şekilde ortaya çıkar” dedi.

Star

Muhsin Yazıcıoğlu Kazasında Yeni Bulgu
06 Ekim 2011
BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu ve 6 kişinin ölümü ile sonuçlanan helikopter kazasıyla ilgili yeni bulgular ortaya çıktı.

Kazadan yaralı olarak kurtulan gazeteci İsmail Güneş’in, cep telefonuyla 112 Acil haricinde 12 dakikalık görüşme yaptığı belirlendi.

Ulaşılan dökümlere göre İsmail Güneş, helikopterin düştüğü gün 16.34’ten 19.04’e kadar 16 defa aynı kişiyle görüştü. İsmail Güneş’in bu görüşmelerde ne konuştuğu, ne söylediği merak konusu oldu.

25 Mart 2009 tarihinde saat 15.03’te BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nu taşıyan helikopter düştü ve Yazıcıoğlu ile birlikte, Sivas İl Başkanı Erhan Üstündağ, İl Başkan Yardımcısı Yüksel Yancı, Belediye Meclis Üye Adayı Murat Çetinkaya pilot Kaya İstektepe ve Gazeteci İsmail Güneş hayatını kaybetti. Helikopter düştükten 26 dakika sonra gazeteci İsmail Güneş kendisine geldi ve hiç vakit kaybetmeden 112 Acil ile telefon görüşmesi yaptı. Güneş 112 Acil ile 9 defa iletişim kurdu. Yedi aramayı kendisi yaparken iki arama 112 Acil tarafından gerçekleştirildi. Tüm Türkiye, İsmail Güneş'in bu görüşmelerini içi burkularak dinledi.

İsmail Güneş ile son görüşme saat 17.23.33’te yapıldı. 112 Acil görevlisine ‘0543’ ile başlayan numarayı verirken telefon kesildi ve bir daha kendisine ulaşılamadı. Fakat Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB)'ndaki ayrıntılı telefon dökümlerine göre İsmail Güneş’in son telefon konuşmasını 19.04’te yaptığı anlaşılıyor.

‘İSMAİL GÜNEŞ İLE 12 DAKİKA GÖRÜŞEN KİM?’

Ulaşılan belgelere göre kazadan sonra İsmail Güneş, 0 506 9787085 numaralı telefondan 16 defa aranarak görüşme yaptı. Toplam 11 dakika 54 saniye konuşan İsmail Güneş’in bu görüşmede neler söylediği merak konusu. İsmail Güneş’i arayan GSM numarası o dönem Sivas’ta SRT televizyonunda muhabirlik yapan Emra Kara’ya ait. Fakat Emra Kara bu görüşmeleri kendisinin yapmadığını söylüyor.

EMRA KARA: GÖRÜŞMEYİ BEN YAPMADIM

Cihan Haber Ajansı’na konuşan Emra Kara, görüşmelerin kendisine ait olmadığını söyledi. Kara, “O gün telefonla defalarca aradım fakat ulaşamadım. O kadar aramama rağmen sadece telefon bir kere çaldı ve kapandı. Kazadan 15-20 gün sonra Sivas Emniyet Müdürlüğü’ne ifade için çağırıldım. Emniyet’ten tarafıma numaranın çok fazla kayıtlarda olduğunu söylediler. Ben de sadece telefonun bir kere çaldığını ve kapandığını söyledim. Hattı da olaydan sonra 4 ay daha kullandım ve hattımı değiştirdim. Çünkü o hat kontörlüydü faturalı hatta geçtim. Bir daha da beni yetkililerden bu konuyla ilgili kimse aramadı. Benim bilgim olmadığı halde İsmail Güneş ile kazadan sonra telefon görüşme detaylarında adımın çıkmasına şaşırdım. Bu konuyla ilgili o dönem kullandığım telefon hattımı ve Mart 2009 dönemine ait telefon detaylarını GSM şirketinden istememe rağmen tarafıma verilemeyeceği söylendi. Çünkü GSM şirketi hattı doğal olarak iptal etmişti. Kayıtlardaki aramaları ben gerçekleştirmedim. Ama benim adımın geçiyor olması tuhaf.” dedi.

‘EMRA KARA’NIN TELEFONU ÜZERİNDEN GÖRÜŞME YAPILDI’

Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Kemal Yavuz, korsan programlar vasıtası ile Emra Kara’nın telefonu üzerinden görüşme gerçekleştirilmiş olabileceğini söyledi. Yavuz, şöyle devam etti: “Bu dosyanın her noktasında çok kuşkulu olaylar var. Bu şüpheli olaylardan bir tanesi de budur. Bilindiği gibi yeni teknolojide başka telefon kayıtlarının çağrısıyla görüşme yapan sistemler gelişmiştir. Buna yönelik piyasada korsan programlar vardır. Bu programı elde eden kamu ya da özel kişi ya da bir örgüt rahatlıkla başka birinin telefonunun numarasıyla sisteme girerek görüşme yapabiliyor. TİB kayıtları incelendiğimizde bu görüşmenin Sivas’tan yapıldığı ve görüşen kişinin Sivas cadde ve sokaklarında araçla gezerek görüştüğünü anlıyoruz. Bu Emra Kara değil ise Emra’nın telefonu üzerinden görüşmeyi yapan kim? 16 kez arayarak toplam 12 dakika İsmail ile ne görüştü? Görüşmelerin neredeyse yarısı bu kişi tarafından gerçekleştirilmiş. İsmail ile ne paylaşıldı? Bunun ortaya çıkarılması gerekiyor. Bu hususunda ayrıca takipçisi olacağız.”
Soruşturmayı yürüten özel yetkili Malatya Cumhuriyet savcısı, bu esrarengiz telefon görüşmesini gündemine alarak hassasiyetle üzerine gitti. İsmail Güneş ile 12 dakika boyunca kimin görüştüğünü araştıran savcılığın, ilginç bilgilere ulaştığı öğrenildi.

4 SAAT SONRA KIRIK BACAK VE KABURGAYLA AŞAĞI NASIL İNDİ?

Helikopter düştükten dört saat sonra da İsmail Güneş’in yaşadığını gösteren bu görüşme kayıtları, Güneş’in 19.04’ten sonra helikopterden çıkıp aşağı doğru indiğini ispatlıyor. Çünkü İsmail Güneş bulunduğunda telefonlar üzerindeydi ve o bölgeden sinyal alınamıyordu.

Beyin cerrahı operatör doktor Rafet Arslanoğlu, donmak üzere olan, kaburgaları ve bacağındaki her iki kemik kırık olan İsmail Güneş’in 500-600 metre aşağı tek başına nasıl inebildiği sorusunun cevabının bulunması gerektiğini söyledi. Arslanoğlu, “İsmail Güneş 112 ile görüşürken saat 17.30 sıralarında donmak üzere olduğunu ve gücünün tükendiğini söylüyor. Bu konuşmadan yaklaşık 1.5 saat sonra TİB kayıtlarına göre 19.04’te telefonla görüşen İsmail Güneş’in o saatlerde helikopter enkazının yanında olması gerekir. Çünkü telefonlar başka bir yerde çekmiyordu. Nasıl oluyor da aradan 2 saat geçmiş olmasına rağmen sıcaklığın eksi 10’lar civarında olduğu bir ortamda kaburgaları, bacağındaki her iki kemiği birden kırık ve donmak üzere olan bir insan yaklaşık 500-600 metre engebeli ve karla kaplı bir zeminde tek başına hareket edebildi?” dedi.

İsmail Güneş’in cesedi, enkazın güneydoğu istikametinde 500-600 metre aşağıda, helikopter düştükten beş gün sonra yani 30 Mart 2009 tarihinde bulunmuştu. Cihan Haber Ajansı, 18 Temmuz tarihinde Güneş’in otopsi raporunu yayınlamış, Kahramanmaraş Devlet Hastanesi’nde Güneş’e yapılan harici muayenede, alt çene sağ 2-3 dişler arasında mandubulada ayrıklı kırık ve bu seviyede mukozada kanamalı laserasyon tespit edildiğini ortaya çıkarmıştı. Güneş’in kırık çene ile 112 ile 27 dakika nasıl konuştuğu tartışma konusu olurken konuyla ilgili şüpheler üzerine özel yetkili Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı bilirkişi heyeti kurmuştu. Otopsi raporuna göre Gazeteci İsmail Güneş’in ölümünün helikopter düştükten 4 ile 6 saat arasında gerçekleştiği tutanaklara geçmişti.
TRT

"Yakında Vahim Gelişmelere Şahit Olacaksınız"
13 Ekim 2011
Muhsin Yazıcıoğlu'nun öldüğü helikopter kazası gündemdeki yerini koruyor. BBP kaza araştırma komisyonunda yer alan Pilot Volkan Sürmeli, Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazası hakkında "Kamuoyu çok yakında olayla ilgili çok vahim gelişmelere şahit olacak" dedi.

Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası ile ilgili soruşturmada sona yaklaşılıyor. Büyük Birlik Partisi (BBP) kaza araştırma komisyonunda yer alan Pilot Volkan Sürmeli, kaza hakkında ''Kamuoyu çok yakında olayla ilgili çok vahim gelişmelere şahit olacak'' dedi.
BBP Genel Sekreteri Metin Gündoğdu ve Genel Başkan Yardımcısı İlker Kayalıoğlu ile parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyen Volkan Sürmeli, Yazıcıoğlu'nun ölümünde suikast emareleri gördüklerini söyledi.
Sürmeli, "Dosyada gizlilik kararı olduğu için birçok önemli başlığı sizlerle paylaşamıyorum, ancak kamuoyu çok yakında olayla ilgili çok vahim gelişmelere şahit olacak" diye konuştu.

Sürmeli dün konu ile ilgili olarak soruşturmayı yürüten Malatya Özel Yetkili Savcısı'na ifade verdiğini de kaydetti.
TRT

Yazıcıoğlu Soruşturmasında Bir Tutuklama
8 Kasım 2011

BBP eski Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile 5 kişinin hayatını kaybettiği kaza ile ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alınan Kenan Köksal tutuklandı.
Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından kazaya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan helikopter şirketinin teknisyeni emekli astsubay Kenan Köksal savcılık sorgusunun ardından tutuklama istemiyle Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi.

Sivil Havacılık Kurumu’nun kaza kırım ekibinde yer almamasına rağmen 29 Mart 2009’da, ekipte yer alan Kerem Mumcuoğlu’nun yerine enkaz alanına götürüldüğü belirlenen Kenan Köksal’ı dinleyen mahkeme şüphelinin tutuklanmasına karar verdi.

Soruşturma kapsamında daha önce yapılan operasyonda 7 kişi tutuklanmıştı. Emekli astsubay olan Kenan Köksal’nın cezaevine gönderilmesiyle tutukla sayısı 8’e yükseldi.
aktifhaber

Yazıcıoğlu kabri başında dualarla anıldı
25/03/2012



BBP’nin merhum lideri Muhsin Yazıcıoğlu vefatının 3. yıldönümünde Ankara’da Taceddin Dergahı’ndaki kabri başında dualarla anıldı. Törene Yazıcıoğlu’nun eşi, yakınları ve vatandaşların yanı sıra CHP’li Sinan Aygün de katıldı.

Yazıcıoğlu kabri başında anıldı

BBP’nin merhum Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu vefatının 3. yıldönümünde Ankara’da Taceddin Dergahı’ndaki kabri başında dualarla anıldı. Buradaki törene, Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, oğlu Furkan Yazıcıoğlu, annesi ve kardeşinin yanı sıra BBP Başkanlık Divanı ve CHP Ankara Milletvekili Sinan Aygün, partililer ve sevenleri katıldı. Törende bir konuşma yapan BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Yazıcoğlu’nun “şehit olduğunu” ifade ederek, “Herkese, Yazıcıoğlu gibi ahlak ve dava şuuruna sahip olmak nasip olsun” dedi. “Muhsin Yazıcıoğlu’nun tam anlamıyla teslim olmuş bir mümin olduğunu” anlatan Destici, şunları söyledi: “İnandığı değerler uğruna, hiç kimseye taviz vermeden, hiçbir şeyden korkmadan, ’Tek başıma da kalsam inandığım yolda yürürüm’ diyen büyük bir dava adamıydı. Onu tanıyanlar şahitlik eder ki Yazıcıoğlu’nun hayatı büyük çile ve zorluklarla geçti. 10 yıla yakın hapis hayatı yaşadı. Bunun 5.5 yılı hücrelerde geçti, günlerce işkence gördü.”

Manevi miras bıraktı

Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu da anma törenin ardından gazetecilerin soruları üzerine, şöyle konuştu: “Geçen 3 yılda adını henüz koyamadığım bu süreci takip ile geçiriyoruz. Burada tüm yetkililere sesleniyorum. Lütfen artık, bir takım şeyler ortadayken, bu olayı biran önce aydınlatsınlar. Kamuoyu vicdanını da bir an önce rahatlatsınlar. Ben başkan hayatta iken şunu derdim; ’Başkanın gölgesi bize yetiyor’. Başkan bize öyle güzel manevi miras bıraktı ki bunların hepsini dindirmemize sebep oluyor. Allah ondan razı olsun. İyi ki eşim, iyi ki çocuklarımın babası olmuş. Biz ondan çok razıyız, Rabbim de ondan razı olsun. Gülefer Yazıcıoğlu, “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sizinle görüşmüştü. Bir gelişme oldu mu?” sorusu üzerine söyle dedi: “Biliyorsunuz biz onu kamuoyu ile paylaşmadık. Çünkü onun da şuydu nedeni; bir takım tedbirler alınmasın, deliller karartılmasın diye yapmıştık.”
Kaynak: Yeniçağ

Muhsin Yazıcıoğlu Kazasıyla İlgili Şok İddia
06 Nisan 2012



Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili çok önemli bir belge savcılığa ulaştı.

Malatya'da yürütülen BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili soruşturmada önemli bir gelişme yaşandı.

Enkazın, kazanın olduğu gün bulunduğunu gösteren belge, savcılığa ulaştı.

İddialara göre belgede, 25 Mart'ta olay yerine giden iki askerî helikopterin görev çizelgesi var. BBP'nin Köşk'e sunduğu belgenin de bu çizelge olduğu ileri sürülüyor.

Edinilen bilgilere göre, savcılığa gönderilen askerî görev çizelgesi kayıtlarında, arama-kurtarma çalışmalarına katılan iki askerî helikopterin 25 Mart günü enkazın bulunduğu bölgede olduğu net bir şekilde görülüyor.

Çizelgede, helikopterlerin güzergâhı, üslerinden kalkış ve üslerine iniş saatleri yer alıyor. Söz konusu belgenin, geçtiğimiz aralık ayında BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ve Yazıcıoğlu'nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu'nun Köşk'e çıkarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e sunduğu belge olduğu iddia ediliyor.

Destici, Köşk ziyaretinden sonra Cumhurbaşkanı'na verdikleri ve içeriği açıklanmayan belgenin olayı tamamen aydınlatacağını savunmuştu.
(Kaynak: Zaman)

Muhsin Yazıcıoğlu hayatını kaybettiği helikopterin düşmesiyle ilgili soruşturmayı yürüten savcılığa olayın suikast olduğuna dair şüpheleri çoğaltan yeni bilgiler ulaştı.
10 Kas 2013

İddiaya göre olayda yer alan özel kuvvetler ve NATO kaynaklı ekip içinden biri görüntüleri sızdırdı.
Enkaz bölgesine gelen ekip Yazıcıoğlu’nun ölmeden hemen önceki son görüntülerini cep telefonuyla kaydetti.
Önalan: "İzlediğim görüntüde Yazıcıoğlu dizlerinin üzerinde, sırtı dönük, ellerini açmış dua eder şekildeydi.’

Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının hayatını kaybettiği olayın soruşturması kapsamında geçtiğimiz günlerde Özel Yetkili Malatya Cumhuriyet Savcılığı’na BBP kurucularından Emrullah Önalan, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölmeden önce görüntüsünü izlediğine ilişkin ifade verdi. Önalan, görüntüler ile ilgili çarpıcı bilgiler paylaşırken görüntüyü 8 ay kadar önce izlediğini söyledi. Emrullah Önalan, “2009 Mayıs ayında Sayın Cumhurbaşkanına yazdığım mektupta, fotoğraf ve görüntülerin kaynaklarıma dayanarak, bunun bir suikast olduğunu, devletin kasa veya bazı görevlilerinde bulunduğunu sitemli bir şekilde yazmıştım. Aynı kaynaklarım bana, helikopter düştükten sonra Muhsin Yazıcıoğlu’nun infaz görüntülerinin olduğunu söyledi. O görüntüleri ‘bana verin, gereğini yaparım’ dedim. Yani savcıyla paylaşacaktım. Bunun üzerine ‘seni öldürürler, yaşatmazlar’ gerekçesiyle vermediler. ‘Öyle bir korkum yok. Muhsin Bey için inandığımı yaparım’ dedim. Görüntünün olduğuna ilişkin bilgi hiç aklımdan çıkmadı. Aradan birkaç ay geçtikten sonra en azından görüntüyü vermiyorsanız bile bana izlettirin’ dedim.” ifadelerini kullandı.

‘MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN 3 KİŞİ BAŞINDA DURUYORDU’

Söz konusu görüntünün 15 saniye gibi bir bölümünü izlediğini söyleyen Emrullah Önalan, Muhsin Yazıcıoğlu’nun başında 3 kişinin bulunduğunu belirtti. Önalan, şunları kaydetti: “Israrlarıma karşılık sisli bir havada çekilmiş çok kısa bir kayıt izlettiler. Muhtemelen görüntüyü çeken kişi yürüyordu. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun elleri havada sanki son bir kez dua ediyormuş gibiydi. Arkadan çekilmiş bir görüntüydü. Açıkçası profesyonel çekilmiş bir görüntü değildi. Cep telefonuyla ya da boyundan askılığı olan amatör bir kamerayla çekilmiş. Yürürken çekilmişti. Yürürken çıkan ses görüntüye yansıyordu üstelik hareket halinde bir görüntüydü. Muhsin Yazıcıoğlu’nun sırtı dönük, 3 kişi başında duruyordu. Üzerinde beyaz gömleği vardı. Gizli çekilmiş bir görüntü gibiydi. Uzun bir görüntü olabilir ama bana sadece yaklaşık 15 saniyelik bir bölümü izlettiler.”

‘GÖRÜNTÜYÜ SIZDIRAN O EKİBİN İÇİNDEN BİRİ’

Kaynaklarının kendisine görüntüdeki ekibin özel kuvvetler ve NATO kaynaklı bir ekip olduğunu da söylediğini iddia eden Emrullah Önalan, o ekibin içinden birinin görüntüyü sızdırdığını öğrendiğini aktardı. Önalan, “Kaynaklarım görüntüdeki şahısların, özel kuvvetler ve NATO kaynaklı bir ekip olduğunu söyledi. İçerde de bunun ayaklarının olduğunu ve böyle bir dönemde bunun açığa çıkmasının çok zor olduğunu dile getirdi. Hatta benim için de risk olduğunu söyledi. Orada olup, görüntüyü sızdıran şahsın da, ‘Burada görevliydim ama biz ne yaptığımızı bilmiyorduk. Bize bir görev verdiler, görev yapıldı. Ama daha sonradan vicdanen rahatsızlık duyuyorum bu yüzden bu işin açığa çıkmasını istiyorum.’ dediğini öğrendim. Görüntüyü çok istedim ama maalesef alamadım. ‘Elinize geçerse siz direk harekete geçer ve intikam almaya kalkarsınız’ nedeniyle görüntüyü vermediler. O görüntünün bir tane değil, birkaç kopyasının olduğunu düşünüyorum. Kendi adıma risk alarak ayrıntılı şekilde Özel Yetkili Malatya Cumhuriyet Savcılığı’na ifade verdim. Asla da silinmeyecek bir görüntüdür. Çünkü öyle bir görüntüyü eline geçirenin asla silmeyeceğini düşünüyorum. Görüntüyü izledikten sonra hiç aklımdan çıkmadı.” ifadelerini kullandı.

GİZLİ TANIK HELİKOPTERE 160 DAKİKA SONRA ULAŞILDIĞINI İDDİA ETMİŞTİ

Öte yandan Emrullah Önalan’ın söyledikleri Yazıcıoğlu ailesi ve BBP yöneticileri tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sunulan belgeler ile örtüşüyor. Daha sonradan soruşturma kapsamında gizli tanığın Hava Kuvvetleri Komutanlığı MY Modülü (Muharebe Yönetimi Modulü)’nden elde ettiği belgeleri Cihan Haber Ajansı 24 Mayıs 2012 tarihinde ‘Yazıcıoğlu’nun helikopterine 160 dakika sonra ulaşıldı’ başlık altında yayınlamıştı. Söz konusu haberde gizli tanığın iddiasına yer verilmişti. İddiaya göre, Yazıcıoğlu'nu taşıyan helikopter 15.03'te düştükten sonra 17.42'de 'J' kodlu helikopter enkaz bölgesinin 300 metre uzağına iniş yapıyor ve 17.49'da kalkış yapıyor, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi istikametine doğru uçuşunu gerçekleştiriyordu. Aynı kodlu bir başka helikopter ise 17.47'de enkaz bölgesine iniyor ve ne zaman kalkış yaptığı bilinmiyordu.

İSMAİL GÜNEŞ’İN ÇENESİNİN KIRIK OLDUĞU ORTAYA ÇIKMIŞTI

Helikopterin düşmesi sonucu hayatını kaybeden gazeteci İsmail Güneş'in otopsi raporunda, Güneş'in 4 ila 6 saat arasında vefat ettiği belirtiliyordu. Gazeteci Güneş'in TİB kayıtlarına göre 19.04'e kadar tam 16 kez aranarak 12 dakikalık telefon görüşmesi yaptığı kesinleşmişti. İsmail Güneş'in bulunduğu bölgede telefonun çekmediği tespit edilmişti. Bu durum, Güneş'in bu telefon konuşmalarını helikopter enkazının olduğu bölgede yaptığını gösteriyor.

Bu bilgiler İsmail Güneş'in 19.04'ten sonra da hayatta olma ihtimalini güçleniyor. Fakat Güneş'in 19.04'e kadar bu görüşmeleri kiminle yaptığı ve neler söylediği henüz tespit edilebilmiş değil. Ayrıca İsmail Güneş'in otopsi raporlarında çenesinin kırık olduğu da ortaya çıkmıştı. Güneş, enkazın 600 metre aşağısında bulunmuştu. Öte yandan BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu helikopter düştükten 3 gün sonra, enkazın 25-30 metre uzağında, yüz üstü pozisyonunda bulunmuştu.
Samanyoluhaber
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Bu forum kilitlendi: mesaj gönderemez, cevap yazamaz ya da başlıkları değiştiremezsiniz   Bu başlık kilitlendi: mesajları değiştiremez ya da cevap yazamazsınız    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> İZ BIRAKANLAR Tüm zamanlar GMT
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © phpBB Group. Hosted by phpBB.BizHat.com


Start Your Own Video Sharing Site

Free Web Hosting | Free Forum Hosting | FlashWebHost.com | Image Hosting | Photo Gallery | FreeMarriage.com

Powered by PhpBBweb.com, setup your forum now!
For Support, visit Forums.BizHat.com