EntellektuelForum Forum Ana Sayfa EntellektuelForum

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

CHP
Sayfaya git 1, 2  Sonraki
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EntellektuelForum Forum Ana Sayfa -> İÇ SİYASET
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 834
Konum: Belarus

MesajTarih: Pzr Ksm 18, 2007 8:52 am    Mesaj konusu: CHP Alıntıyla Cevap Gönder

Ahmet Hakan/Hürriyet
Kemal Bey heyhat!
13 Haziran 2010

Ben sanıyordum ki...

Kemal Bey bütün bilinen ezberleri tersyüz edecek.

Ben sanıyordum ki...
Kemal Bey partiye bütün ağırlığını koyarak bir destan yazacak.
Ben sanıyordum ki...
Kemal Bey öyle bir samimiyet duvarı örecek ki kurşun geçmeyecek.
Ben sanıyordum ki...
Kemal Bey en küçük bir şaşkınlık yaşamadan olaya hakim olacak.
Ben sanıyordum ki...
Kemal Bey halka dokunan, halka geçen taraflarına çok şey ekleyecek.
* * *
Ankara’ya gittim...
Kendisiyle üç saat geçirdim.
Sorulara verdiği cevaplara dikkat kesildim.
Yaklaşımlarına baktım, cesaretini ölçtüm, risk alıp almadığını kontrol ettim, gözlem yaptım.
Sonuç?
Heyhat ki heyhat!
Hadi “kocaman bir hayal kırıklığı” demeyeyim de “hayal kırıklığına ramak kala” diyeyim.
Ne de olsa umuda minicik de olsa bir kapı aralamak lazım.
* * *
Nasıl bir “Kemal Kılıçdaroğlu portresi” ile mi karşılaştım?
Hemen anlatayım:
Karşımda aradan geçen bunca süreye karşın lider olduğunun sımsıkı bilincine varamamış bir Kemal Kılıçdaroğlu duruyordu.
Şaşkın ve ürkekti.
Bir planı yokmuş gibiydi.
En haklı olduğu konularda bile masaya yumruğunu vurup son sözü söyleyemeyecekmiş edasındaydı.
Etrafı kolluyor, dengeleri gözetiyordu.
En fenası risk almaktan fena halde çekiniyordu.
Cesur şeyler söyleyip hata yapmaktansa bilinenleri tekrarlayarak cesaretsiz kalmaya razı olmuş gibi bir hali vardı.
Tipik bir Ankaralı gibiydi...
Laf çeviriyor, konunun özüne gelmiyor, en aşılmış mevzularda bile bir çift laf edemiyordu.
Açık konuşamıyordu.
Bu durum, en önemli silahını, yani samimiyet silahını elinden alıyordu.
“Kürt sorunu” konusunda en klişe çözümlere yaslanıyordu.
“Üniversiteler bin çiçeğin açtığı yerlerdir. Kıyafet yasağı da neymiş? Üniversite çağına gelmiş delikanlıların kıyafetine devlet ne karışırmış?” cümlelerini kurmaktan bile kaçınıyordu.
* * *
Son sözüm şudur:
Eğer bu böyle giderse...
Üç vakte kadar “Kemal Kılıçdaroğlu efsanesi” yer ile yeksan olur.
Ne demişler?
Acı konuş ama doğru bildiğinden şaşma...

CHP’de neler eksik

- SEVGİ EKSİK: Sevmiyorlar birbirlerini... Sevemiyorlar. Ne sevmesi? Birbirlerine kinleniyorlar ve ellerine geçen ilk fırsatta eski defterleri açıp intikam almaya çalışıyorlar. Sevgisizlikle bir yere varılamayacağını anlayamıyorlar.
- DAVA BİLİNCİ EKSİK: En sevdikleri uğraş: Parti içinde pozisyon kapmak ya da kaptırmamak. Başarıyı burada arıyorlar. İstedikleri oldu mu kendilerini başarılı sayıyorlar. Bir davaları varmış, bu dava iktidara gelemiyormuş, umurlarında bile değil.
- DAYANIŞMA EKSİK: Birbirlerine yoldaşlık yapmıyorlar. Dayanışma göstermiyorlar. Aralarından biri azıcık yükseldi mi, hemen başlıyorlar çelme takmaya. Dayanışma yapacaklarına haset ediyorlar. Ne zafere ortak oluyorlar, ne mağlubiyete...
- ENERJİ EKSİK: Enerjileri çabuk tükeniyor. Takatleri yok. Dermanları yok. Hırslarını sadece parti içi mücadelede açığa çıkarıyorlar. Asıl hırslı olmaları gereken alanda ise sonsuz bir tembelliğin esiri durumundalar.
- DEVRİMCİLİK EKSİK: Asker değişmiş, ülke değişmiş, Batı değişmiş, ABD değişmiş, konjonktür değişmiş, halk değişmiş... Hiç ama hiç önemli değil onlar için. Başlarına bela almamak için bilindik ve eskimiş ezberleri tekrar ederek idare-i maslahat yapıyorlar. Esaslı devrimcilik yapmak akıllarına bile gelmiyor.
hürriyet

15 Mayıs 2010
Muğla'nın Milas ilçesinde vatandaşların kendi imkânlarıyla yaptırdığı mescit, CHP'li Milas Belediyes ekiplerince mühürlendi...

Cumhuriyet Mahallesi, Yağmur Sokak'ta yapımına başlanan cami inşaatı, imar planına göre yeşil alanda bulunduğu gerekçesiyle durduruldu.

Bunun üzerine inşaatın yan tarafındaki boş alana beton dökülerek üzerine kurulan prefabrik mescitte vatandaşlar ibadet etmeye başladı.

CHP'li Milas Belediyesi ise kaçak olduğu gerekçesiyle mühürledi.

Mahalle sakinleri, yıllardır ezan sesine hasret kaldıklarını, kendi imkânlarıyla yaptıkları mescitle hasret gidermeye başladıkları anda İmar Kanunu'na aykırı bulunarak mühürlenmesiyle şoke olduklarını dile getirdi.

Vatandaşlar, "Belediye Başkanımız Muhammet Tokat, seçim öncesi bize, üzerine basa basa mahallemizde ezan sesi duyacağımız konusunda söz verdi.

Biz de samimiyetine inanarak oylarımızla destekledik. Şimdi karşılaştığımız manzarayla üzüntümüz çok büyük." dedi.

Başkan Tokat ise kaçak yapıldığını tespit ettikleri mescidi mühürlediklerini belirterek, yaptıran Milas İlçe Müftülüğü hakkında da suç duyurusunda bulunduklarını söyledi.

Milas İlçe Müftüsü Mehmet Ali Değirmenci ise Cumhuriyet Mahallesi'nde bürokratik engeller yüzünden yıllardır cami yaptıramadıklarını kaydetti.

Değirmenci, bir önceki belediye yönetimi döneminde söz konusu yerin meclis kararıyla cami yapılması için kendilerine tahsis edildiğini vurgulayarak, "Herhangi bir çalışma olmayınca, mahalle sakinleri kendi imkanlarıyla mescit yaptı.

Din görevlilerini de kendileri bulmuş. Ben bizzat gittim gördüm. Şu anda mescitte ibadet devam ediyor. Herhalde güzel bir cami yapılana kadar iş görecek. Belediyenin mührü bozulmamış. İbadetin devam etmesi, mühür bozulmadığı sürece suç teşkil etmez.'' diye konuştu.
aktifhaber

Sünnî Müslüman Çoğunluk İçin de Açılım Yapılmalıdır
Mehmet Şevket EYGİ

YAKIN tarihimizde İsmet Paşa devrinde Türkiye halkının temel hak ve hürriyetleri çiğnendi, büyük zulümler yapıldı.

En fazla zulüm, çoğunluğu oluşturan Sünnî Müslümanlara yapıldı.

Neler yapıldı? Bir kısmını sayayım:

1. Karakuşî mahkemelerle, kanunsuz suç ve ceza olmaz temel prensibi çiğnenerek din âlimleri idam edildi, zindanlarda çürütüldü, sürüldü, terör kasırgaları estirildi.

2. Tarikat şeyhlerine ve dervişlerine de çok zulüm edildi. Nicesi asıldı, nicesi zindana atıldı, kimisi süründürüldü.

3. Evkaf-ı islâmiye yağma edildi. Yurt çapında on binlerce hayrat ve akar vakfı yok edildi. Binlerce cami kapatıldı, satıldı, kiraya verildi, yıktırıldı. Türbelerdeki kıymetli eşya bile yağmalandı.

4. Tarihî İslâm kabristanlarının ve hazirelerin çoğu düzlendi.

5. Din ve Kur'ân eğitimi yasaklandı.

6. Müslüman çoğunluğa, inançlarına, kimliklerine, millî kültürlerine uymayan yabancı bir ideoloji empoze edildi.

7. Devletin din işlerine karışmaması gerekirken, Ezan-ı Muhammedî okumak yasaklandı. Okuyanlara çok zulm edildi.

8. Medaris-i islâmiye, tekke ve zaviyeler, imaretler, dinî dernekler kapatıldı.

9. Müslümanlara baskı yapılarak zekât ve fitrelerin, dinî prensip, hüküm ve kurallara aykırı olarak birtakım derneklere verdirildi.

10. Kitabına "Kahr olsun Şeriat" başlıklı bir bölüm koyan Moiz Kohen (nâm-ı diğer Tekin Alp)Yahudinin sapık ideolojisi benimsendi.

Yapılan zulümlerin, baskıların birkaçıdır bu saydıklarım.

İsmet İnönü'nün partisi CHP bütün bu yapılanlardan dolayı Türkiye'nin Müslüman halkından özür dilemelidir.

Bu yapılanlar doğruydu, biz yine aynı kafadayız derlerse sittîn sene iktidar olamazlar.

Din, inanç, inandığı gibi yaşamak, din derneği kurmak, dinî ve tasavvufî faaliyette bulunmak, din adamı yetiştirmek, din eğitimi vermek insanların en temel hakkıdır. Bu hakların çiğnenmesi büyük zulümdür, büyük haksızlıktır.

İsmet Paşa rejimi lâikliği dine karşı yeni bir din veya anti-din haline getirmiştir.

İnsan haklarıyla ilgili bütün metinlerde din ve inanç hürriyeti vardır ama lâiklik diye bir değer yoktur. Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi'nde, Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'nde, diğer bütün metinlerde yoktur. Lâiklik evrensel bir hak değildir, evrensel bir vazife değildir, evrensel bir değer değildir.

(..)

Masonlar ne kadar hürse, kendi localarında serbestçe Mason ayinleri yapıyorsa, Müslümanların da kendi kurumlarında toplanıp tasavvufî faaliyet yapmaya hakları vardır.

Lâik Fransa'da Katoliklerin hür ve bağımsız okulları ve liseleri varsa Türkiye Müslümanlarının da böyle özel hür okulları olmalıdır.

Lâik Fransa'da İslâm derneği kurmak, tarikat tekkesi açmak nasıl serbestse, Türkiye'de de serbest olmalıdır.

Lâik Fransa'da Müslüman kızlar başörtüsüyle üniversitelerde okuyabiliyorlarsa, Türkiye'de de okuyabilmelidir.

Türkiye'de hiçbir devirde gerçek lâiklik olmamıştır. Bizdeki lâiklik değil, lâikçiliktir.

Devletin resmî bir Diyanet başkanının, resmî memur statüsünde yüz binden fazla imam, müezzin, vaiz ve müftüsünün bulunduğu bir sisteme lâik denilebilir mi?

İş o raddeye gelmiştir ki, Avrupa Birliği sorumluları bir ara camilerde hutbelerde "Allah katında (hak) din İslâm'dır" âyeti okunmasın diyecek kadar küstahlaşmıştır.

Yakın tarihimizde çeşit çeşit dinî, etnik, kültürel gruplar, azınlıklar ezilmiştir, zulme uğramıştır ama en fazla ezilenler Sünnî Müslümanlar olmuştur.

Bozuk düzen veya sistem dinî açıdan Sünnîleri ezerken, sosyolojik kimlik açısından onlara dayanır görünmüştür.

İktidar Sumela Rum-Pontus manastırında, Van gölündeki Ahtamar Ermeni kilisesinde Nasranî dinine göre âyin ve ibadet yapılmasına izin verecekmiş.

Müslümanlara da aynı hakları tanırlarsa, Müslümanların da dergahlarda toplanıp zikrullah yapmalarına imkân tanırlarsa eyvallah... Lakin Sünnî Müslümanlarla ilgili açılım yapmazlar, açılımı sadece Hıristiyanlara yaparlarsa itiraz ve feryat ederiz.

Temel haklar ve hürriyetler önce çoğunluğa tanınsın.

Çoğunluk baskı altında, azınlıklara haklar hürriyetler tanınıyor. Olur mu böyle eşitsizlik?

Sumela'da, Ahtamar'da Teslis âyini yapılacak, Ayasofya'da ezan okunamayacak, namaz kılınamayacak...Olur mu böyle şey!
Millî Gazete

14 Kasım 2009
CHP'li Öymen'in Dersimlileri terörist gibi göstermesine tepkiler çığ gibi büyüyor.

Öymen istifaya çağrılırken, öfke pankartlara yansıdı. İşte o pankartlar...

TBMM’de Kürt açılımının ön görüşmeleri yapılırken Dersim isyanının bastırılma yöntemini öven CHP Genel Başkan Yardımcısıı Onur Öymen’e tepki yağıyor. Gösteriler yapan Tunceliler, CHP önüne siyah çelenk bırakıp Öymen’i istifaya çağırdı.

10 Kasım’daki TBMM oturumunda partisi adına söz alan Öymen, hükümetin demokratik açılım çalışmasını “Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok” demişti.

Bu sözlere tepki gösteren Tuncelililer Derneği üyesi bir grup, dün CHP Genel Merkezi’nin önüne siyah çelenk bıraktı. Zılgıt çekerek sloganlar atan grup adına konuşan Ankara Tuncelililer Derneği Başkanı Bülent Akdağ, Öymen’in “Türkiye’de ayrımcılığı körüklediğini” söyledi.

İstanbul’da ise Tunceli Dernekler Federasyonu’na bağlı 400 kişilik bir grup dün Taksim Tünel’de toplandı ve CHP aleyhinde sloganlar attı. Tuncelili sanatçılar Emre Saltık ve Aydın Öztürk’ün de destek verdiği grup, Öymen’in istifasını istedi. Daha sonra Şişhane’deki CHP İstanbul İl Başkanlığı’na yürüyen grup, Öymen’i istifaya çağırdı.

CHP İstanbul İl Başkanlığı önüne gelen grubu İl Başkanı Gürsel Tekin karanfillerle karşılamak istedi. Tekin’i yuhalayan grup karanfilleri kabul etmezken, bina önüne siyah çelenk bıraktı.

Alevi vatandaşlar Meclis'in Dikmen kapısının önüne de siyah çelenk bırakarak Öymen'e tepki gösterdi. aktifhaber

Öymen'e CHP'li Vekilden Tepki
CHP'li vekil Ensar Öğüt, Öymen'in Dersim'le ilgili sözlerine tepki gösterdi...
29 Kasım 2009
ARDAHAN'ın CHP'li Milletvekili Ensar Öğüt, Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in Dersim olaylarıyla ilgili sözlerini kabul etmenin mümkün olmadığını söyledi.
aktifhaber

Oral Çalışlar/Radikal

Kimin çocuğunu 'şehit' veriyorsunuz?

Gece yarısı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün TBMM açış konuşması üzerine bir TV kanalı siyasi partilerin yetkililerinin görüşlerini alıyor. MHP’li konuştu az çok beklediğimiz
şeyleri söyledi. Ardından TV kanalı CHP yöneticilerinden Onur Öymen’e bağlandı.
Onur Öymen, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün şu sözlerini aktardı: “Kendi sorunlarını kendi iradeleriyle çözemeyen devletler başkalarının istismarına açıktır.” Onur Öymen bu değerlendirmeye tepki gösteriyor ve ‘savaşa devam’ anlamına gelecek çağrılar yapıyordu. Telaş içinde internete girdiğimde, benzer sözleri Deniz Baykal’ın da söylediğine tanık oldum. Baykal, Öymen’den önce aynen onun gibi şöyle diyordu: “Para harcamadan, şehit vermeden sorunun çözümü için sihirli bir formül varmış da biz bilmiyormuşuz gibi bir hayal âlemi içinde.”

Öymen’i dinlerken gerçekten ürperdim, korktum, tepki gösterdim. Kendisini sosyal demokrat diye tanımlayan bir partinin yöneticisi, çözüm olanağı araştırılırken, ülkenin Cumhurbaşkanı temel meselelerde uzlaşmayı önerirken nasıl olur da ‘sonuna kadar savaş’ anlamına gelecek bir siyasetin savunucusu olarak ortaya çıkardı? ‘Şehit de vereceğiz, para da harcayacağız’ diye konuşabilirdi.

CHP nerelere geldi? Kürt sorununda çözüm arayan taraf AK Parti olarak ortaya çıkıyor. Bunun çeşitli nedenleri olduğunu biliyoruz. İç sebepler, dış sebepler, ABD’nin Irak’tan çekilmeye hazırlanması gibi birçok etkeni sayabiliriz. CHP’nin bazı yöneticileri bu durumu ‘ABD söylüyor AKP yapıyor’ diye de özetliyorlar.
Bu tartışmayı bir kenara bırakıyorum. Diyelim ki, ABD sorunun çözümünü istiyor ve bu konuda hükümeti teşvik ediyor. PKK’nın silahtan arındırılması temelinde bir yeni düzen için çaba sarf ediyor.

Böyle olsa bile, silahların susması için gayret gösterilmesinin bu ülkeye ne zarar olabilir ki? Her gün bu ülkenin çocukları ölüyor. Milyarlarca doları silaha gidiyor. Yıllardan beri ‘sonunda savaş’ diyenler çözüm talebini engellediler ve bu konudaki siyasetlere egemen oldular. Sonuç ortada.
Onur Öymen, bu değerlendirmesiyle iflas etmiş bir siyasetin devamını istiyor. Böyle bir şeyi hâlâ nasıl savunabiliyor anlayabilmiş değilim. Sırf AKP’ye karşı olmak, sırf Cumhurbaşkanı’na muhalefet etmek için böyle bir tutum alınabilir mi?
Silahların susması için bugüne kadar iki yol vardı. Birincisi Onur Öymen’in ifade ettiği ‘sonuna kadar savaş’ yolu. Bu 25 yıl boyunca denendi. Olmadı.

Şimdi ikinci yol gündemde: PKK’nın silahları bırakıp dağdan inmesi için müzakere ve siyaset yolunun denenmesi. Çünkü ‘sonuna kadar savaş’ anlayışı yürütülemez hale geldi. Savaş, Türkiye’ye egemen olanlar açısından başarısızlıkla sonuçlanırken, PKK açısından da yürütülmesi mümkün olmayan bir yol haline geldi.

Savaşa devam etmek isteyenler bir süre destek bulsalar bile sonunda silahsız çözüm kendini dayatacak. Zaten bugün dayatmış durumda. Bundan sonra yapılan ‘savaş’ zorlaması, daha fazla gencimizin ölmesinden başka bir sonuç yaratmayacak.
Bu nedenle özellikle siyasetçilerin daha özenli bir üslup kullanmaları gerekiyor.
***
Abdullah Gül’ün konuşması, artık sürdürülmesi mümkün olmayan bir meseleyi değiştirme çağrısıydı. Kendi farklılıklarımızı düşmanlık olarak görmeyen yeni bir yaklaşımı ifade ediyordu. Demokrasi artık dünyada farklılıkların bir arada yaşaması, azınlıkların çoğunluğa karşı haklarının korunması temelinde bir anlam ifade ediyor.
CHP yöneticileri ise hâlâ 100 yıllık iflas etmiş siyasetlerin, soğuk savaş döneminin üslubuyla muhalefet yapmaya çalışıyorlar. Karanlıkta korku yaratmak isteyen hayaletlerin diliyle konuşuyorlar.

Ne demek, ‘Para da harcarız, şehit de veririz’.
Kimin parasını harcıyorsunuz?
Kimin çocuğunu şehit vermeyi kendinizde hak görüyorsunuz?

CHP Yargıya Gitti, Ankara Felç
15 Temmuz 2009
CHP'li Çankaya Belediyesi'nin açtığı davayı karara bağlayan Ankara 3. İdare Mahkemesi şok bir karara imza attı. Ankara karıştı...

TBMM, Bakanlıklar ve Genelkurmay Başkanlığı gibi önemli kurum ve kuruluşların geçiş noktasında bulunan Akay Kavşağı, kapatılıyor. CHP'li Çankaya Belediyesi'nin açtığı davayı karara bağlayan Ankara 3. İdare Mahkemesi, kavşağı imar planına aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etti. Başbakan Tayyip Erdoğan kararı 'hayret verici' olarak nitelendirdi.

Başkent'i 1 Ağustos'tan itibaren zor günler bekliyor. 10 yıl önce yapılan ve Ankara'nın trafiğini rahatlatan kavşak, yargı kararıyla kapatılıyor. Ankara 3. İdare Mahkemesi, CHP'li Çankaya Belediyesi'nin açtığı davayı karara bağladı. Mahkeme; TBMM, Bakanlıklar ve Genelkurmay Başkanlığı gibi önemli kurumların geçiş noktasında bulunan Akay Kavşağı'nı imar planına aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etti. Bunun üzerine Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, 1 Ağustos'tan itibaren kavşağın bariyer konularak kapatılması ve vatandaşların billboardlarla bilgilendirilmesini oyçokluğuyla kabul etti. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, "Trafik felç olacak. CHP ve Çankaya Belediyesi, yaptıklarıyla iftihar etsin. Halka hizmet değil, eziyet ediyorlar." dedi.

Çankaya Belediyesi'nin nazım ve uygulama imar planına aykırı olduğu gerekçesiyle açtığı dava, projenin iptali ile sonuçlandı. 1 Temmuz'da tebliğ edilen mahkeme kararını önceki günkü belediye meclisi gündemine getiren Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, belediye binasında basın açıklaması yaptı. Gökçek, konuyla ilgili Başbakan'ı bilgilendirdiğini, Erdoğan'ın kararı hayretle karşıladığını söyledi. Kavşağın kapatılmasının kimseye fayda sağlamayacağını belirten Gökçek, Ankara trafiğinin felç olacağını ifade etti. Mahkemenin bire karşı 2 oyla kararı aldığına dikkat çeken Gökçek, mahkeme başkanı Bedrettin Işıldak'ın karara muhalif olduğunun altını çizdi. Akay Kavşağı'nın Ankara'nın en önemli noktası olduğuna işaret eden Başkan Gökçek, şöyle devam etti: "Kavşak yapılmadan önce araçlar bir saat bekliyorlardı. Şimdi en yoğun olduğu saatlerde bile en fazla 3-4 dakika bekleniyor. CHP'li Çankaya Belediyesi bağnaz bir tutum sergiliyor. Vatandaşın mağdur olmaması için her türlü bilgilendirmeyi yapacağız. Bu da en büyük hakkımız. Kendimi bu karardan dolayı hiçbir şekilde sorumlu görmüyorum. Halkımdan, davayı açanlar adına özür diliyorum." Gökçek, kararın iptali için Danıştay'a başvuracaklarını ve yürütmeyi durdurma kararının çıkmasını umduklarını sözlerine ekledi.

Bu arada konuyla ilgili basın açıklaması yapan Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, çözüm yollarına açık olduklarını aktardı. Davayı çekmeyi düşünmediklerini vurgulayan Tanık, Büyükşehir Belediyesi'nin kaynak aktarması durumunda kavşağı planlara uygun hale getirebileceklerini bildirdi. Tanık, kavşağın kapatılması durumunda Ankaralının kendisine yeni bir yol bulacağını kaydetti.

Taksiciler kamera şakası sandı

Karara en sert tepki sürücülerden geldi. Yolcu bulmak için Kızılay'da sık sık Akay Kavşağı'nı kullanan bir taksici, "Valla, kapanırsa yandık. Kararı iyi karşılamıyorum. Akay'ın durumu çok iyi. Yollar düzenli. Akay Kavşağı çok güzel. Kesinlikle kapanmaması gerekir." dedi. Kavşağın kapatılma kararını kamera şakası sanan bir başka taksici ise şunları ifade etti: "Şaka, kamera şakası mı? Ne yapacaklar ki alt tarafı o zaman? Üzüldüm. Her tarafı kapatsınlar. Kendileri geçsin, bizlere yer yok kardeş."

Yapımına 1998 yılında başlanan Akay Kavşağı, Çankaya Belediyesi ve bazı meslek odaları tarafından sık sık eleştirilmişti. Kavşak, Ankara'nın önemli kurumlarının bulunduğu yerde trafiğin rahatlamasını sağladı. Ancak Çankaya Belediyesi, kavşağın kapatılması için idari mahkemeye başvurdu.
aktifhaber

CHP'nin başına 'Gandhi' Kemal yakışır!
05 Nisan 2009
Hilmi YAVUZ
2009 yerel seçimleri yapıldı ve bitti. Aradan bir hafta geçtikten sonra, seçimlere daha serinkanlılıkla bakılabiliyor. AK Parti'nin belirgin ölçüde oy kaybına uğramasının arkasındaki sebepler sayılıp dökülüyor; CHP'nin özellikle kıyı şehirlerinde öne çıkışına ilişkin yorumlar yapılıyor; DTP'nin Güneydoğu şehirlerinde ağırlığını iyiden iyiye hissettirmesi, etnik kimliğin dinsel kimliğe göre öncelik kazanmasına bağlanıyor; MHP'nin yükselişi üzerinde duruluyor.

Vesaire, vesaire!

Burada, kanaatimce, bu kabil teferruatı bırakıp, işin özüne inmek gerekiyor: Meselenin özü, bu seçimlerde, son kertede belirleyici olanın, partilerin siyasal kimlikleri olduğudur: AK Parti, dinsel ideolojinin, CHP laikçi ideolojinin, MHP Türk milliyetçiliği ideolojisinin, DTP ise Kürt milliyetçiliği ideolojisinin temsilcisi olarak öne çıkmışlardır. Türkiye seçmeni, din, laiklik ve milliyetçilik gibi ideolojik kriterlere göre, hangi partiye oy vereceğini açık seçik ortaya koymuştur. Öyle görünüyor ki; bundan sonraki seçimlerde de, ister genel ister yerel olsun, Türk seçmeni bu kriterler doğrultusunda oy kullanacaktır: Gerisi, bir defa daha belirteyim, teferruattan ibarettir.

Bu kriterlerin istisnaları varmış gibi görünüyor: Mesela, İstanbul'da Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'ye kazandırdığı yeni oylar! Kılıçdaroğlu, seçim kampanyasını, yolsuzluk iddiaları üzerinden yürüttü. İstanbul'u tanımıyordu; İstanbul'da uzun süre yaşamamıştı; yerel yönetimler konusunda, en küçük bir birikimi olmadığı ortadaydı... Buna rağmen, CHP'nin oylarını artırdı ise bu, biraz da medyanın öne çıkarma konusundaki özel çabasına bağlanmalıdır, diye düşünüyorum.

Kılıçdaroğlu'na, anlışanlı medyamızdan hangi aklıevvel 'Gandhi' lakabını taktı, bilmiyorum. Ama hiç kimse, onun hangi gerekçe ile Mahatma Gandhi'ye benzetildiğini anladı sayılmaz. Şimdi düşünüyorum da Kılıçdaroğlu, Hindistan bağımsızlığının büyük önderi Gandhi'yle nasıl mukayese edilebilir? Sömürgeciliğe karşı muhteşem bir direnişin öncülüğünü mü yapmış? Ülke çapında bir 'pasif direnme'yi mi örgütlemiş? Derin ve etkileyici bir yaşam felsefesinin savunmasını mı yapmış? Bir bilen varsa, söylesin lütfen!

Kimse darılmasın ama Kılıçdaroğlu, Gandhi'yle mukayese edilmek şöyle dursun, bende, düpedüz, sıradan bir bürokrat izlenimi bırakmıştır. Çehov'un hikâyelerindeki küçük memur tipi;- mesela, 'Memurun Ölümü'ndeki Çerviakov gibi! Yolsuzluk iddialarındaki ısrarı ve onu, sadece onu, mesele etmesi, bana hep Çerviakov'u hatırlatmıştır...

İstanbul halkı, Kılıçdaroğlu'nu hep kravatlı olarak gördü ve kravatı onda hiç yadırgamadı. Bir keresinde TV'de onu kravatsız gördüm ve görev başındaki standart memur giysili birini görmeye alışmış olduğum için de çok yadırgadım. Kravat, bizim geleneksel kültürümüzde, bürokrasinin simgesidir. Bürokrasinin, dolayısıyla medenileşmenin... Halk, kravata boşuna 'medeniyet yuları' dememiştir!

Kılıçdaroğlu'nun CHP'ye genel başkan olması ihtimaline umut bağlayanlara şunu söylemeliyim: Çok yakışır! Evet, hem de çok! Bilinen bir hakikat: CHP, Türkiye'de bürokrasinin partisidir ve bu, kurulduğu günden beri hiç değişmemiştir. Dolayısıyla, CHP'nin başına, sabık (veya esbak) SSK Genel Müdürü'nden daha iyisi bulunamaz. Tencere, kapak meselesi! Bakınız, ben, Kadir Topbaş'ı da öteden beri sahici bulmamışımdır. Nedense, sanki 'remote control' cihazıyla uzaydan denetlenen bir kimlik gibi görünmüştür bana...
Zaman

Prof Birtek: CHP Faşisttir
26 Şubat 2008

"Atatürk kadınların kıyafetine karışmadı. CHP, ne Atatürkçü ne de Cumhuriyetçi. Başörtülülere, 'Sizi üniversiteye alamayız' diyorlar. Bunun faşizmden ne farkı var?"

Atatürk'ün kadınların kıyafetlerine karışmadığını söyleyen Prof. Dr. Faruk Birtek, "CHP, ne Atatürkçü ne de Cumhuriyetçi. Başörtülülere, 'Sizi üniversiteye alamayız' diyorlar. Bunun faşizmden ne farkı var?" dedi

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Birtek, başörtüsünü üniversitelerde serbest bırakan Anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesi'ne götürme kararı alan CHP'yi eleştirerek, "CHP'yi son derece geri kalmış buluyorum. CHP, ne Atatürkçü ne de Cumhuriyetçi. Atatürk kadınların kıyafetlerine karışmamış. Demek ki bir bildiği varmış. CHP'liler huzur istemiyor' dedi.

'Ne demek üniversiteye giremez başörtülüler' diye soran Prof. Dr. Birtek, 'Bu durum Hitlerin Yahudileri üniversiteye almamasına benziyor. Bunlar da 'Siz Müslümansınız sizi üniversiteye alamayız' diyorlar. Bunun faşizmden ne farkı var?" diye konuştu. Başörtülülerin rejime dair art niyetleri olduğunu iddia edenlere cevap veren Birtek, şöyle devam etti:

NİYETLERİ OKUYAMAYIZ

"Başını örtüyor diye insanlara herhangi bir niyet atfedemeyiz. İnsanların niyetlerini hiç kimse bilemez. Niyetler suç işlendikten sonra ancak mevzubahis edilir. Vatandaşın mutluluğu esastır. Türbanı yasak etmek vatandaşı rencide eder. Ben başörtülülerin de mutlu olmasını istiyorum, mutlu olmaları için ne gerekiyorsa yapılmalı."
aktifhaber

CHP, ihracı hak etti

27 Haziran 2008
Sosyalist Enternasyonal'den (SE) İhraç kararını engellemek için yurtdışında kulis yapan CHP'ye, bir eleştiri de Türkiye'deki sol partilerden geldi.
Türkiye'nin demokratikleşmesini engellediği iddiasıyla uzun süredir Avrupa'dan eleştiri alan CHP, Deniz Baykal'ın genel başkan yardımcılığını yaptığı Sosyalist Enternasyonal'den (SE) atılma tehlikesiyle yüz yüze kaldı.

'Darbeci' ve 1982 Anayasası'nı savunan bir partinin solculukla alakasının olamayacağını belirten ÖDP lideri Ufuk Uras, "Her şeyin farkında olan Sosyalist Enternasyonal bugüne kadar diplomasiyle durumu idare etti. Avrupalı solcular CHP'den utanç duyuyor." ifadesini kullandı. SHP lideri Murat Karayalçın, "Biz olsak bu duruma düşmezdik." derken, DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, çelişkili tavırlara dikkat çekti: "Hem solcu olduğunuzu savunacaksınız hem de solculuk- la alakası olmayan işler yapacaksınız. Sizi kulübün dışına atarlar."

Alman, Fransız ve İsveçli üyeler, 30 Haziran'da Atina'da yapılacak Sosyalist Enternasyonal'in genel kurul toplantısında açıklanmak üzere CHP aleyhinde bildiri hazırlıyor. Bildiride, CHP'nin son dönemlerde sosyal demokrasiye aykırı tutum ve söylemlerine dikkat çekilirken, genel kurulun bu parti hakkında bir müeyyide uygulaması talep edilecek. Bildirinin içeriğine ilişkin bilgi alan Deniz Baykal ve kurmayları, toplantıdaki bu girişimin önüne geçmeye çalışıyor. Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, geçtiğimiz günlerde Atina başta olmak üzere bazı AB başkentlerinde yaptığı temaslarda, partisine yönelik tepkileri dindiremedi. Sosyalist Enternasyonal Başkanı Yorgo Papand-reu'yla yaptığı görüşmeden de umduğu desteği bulamayan Öymen, önceki gün partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Toplantısı'nda durumun iç açıcı olmadığını söyledi. Baykal, bunun üzerine toplantıya katılma kararını askıya aldı.

'Solcular CHP'den utanç duyuyor'

CHP'nin karşı karşıya kaldığı son durum, Türkiye'deki sosyal demokrat siyasetçiler tarafından normal karşılandı. ÖDP lideri Ufuk Uras, 'darbeci ve 1982 Anayasası'nı savunan' bir partinin solculukla alakası olamayacağını ifade ediyor. Uras, şu görüşü dile getiriyor: "Avrupalı solcular CHP'den utanç duyuyor. CHP kendini acilen yenilemezse ve sola dönmezse bu gidişle bir tortuya dönüşür. Zaten seçmen ilk yerel seçimlerde bu partiye akıbetini gösterecektir."

Kaplan: CHP artık bir tercih yapsın

Sosyalist Enternasyonal'de gözlemci statüsüyle yer alan DTP'nin Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, CHP'nin aşırı milliyetçi tavrıyla sola aykırı bir tutum sergilediğini savunuyor. Kaplan, "Biz daha önce de CHP'nin Sosyalist Enternasyonal'le bağdaşmadığını söylüyorduk. Bu partiyle ilgili ne karar verileceğini merak ediyoruz. Çünkü durumunun netleşmesinde fayda var. Hem solcu olduğunu savunacaksınız, hem de solculukla alakası olmayan işler yapacaksınız. Eğer Sosyalist Enternasyonal'in üyesiyseniz, onların kurallarına uygun davranmanız gerekir. Davranmadığınız takdirde sizi kulübün dışına atarlar. CHP'nin artık bir tercih yapması gerekir." ifadelerini kullanıyor.

SHP lideri Murat Karayalçın ise SE'nin yöneticilerinin Türkiye'ye her geldiklerinde CHP'yi şikâyet ettiklerine dikkat çekiyor. Özellikle 301. madde, Vakıflar Yasası, Kürt sorunu ve Kıbrıs konusundaki politikasının eleştirildiğini kaydeden Karayalçın, "Bu sorunlar epeydir vardı ama sanırım şimdi daha ileri bir boyuta geldi. Biz üye olsak, bu duruma gelmezdik." diyor.

Özdalga: CHP'nin Sosyalist Enternasyonel üyeliği gülünç

CHP'de uzun süre Parti Meclisi (PM) üyeliği yapan AK Partili Haluk Özdalga da SE üyelerine CHP'yi şikayet içerikli bir mektup gönderdi. Mektubunda CHP'nin SE'de yer almasının kaba ve gülünç bir durum olduğunu savundu. CHP ve Baykal'ın Türkiye'deki en tehlikeli demokrasi ve reform karşıtı güçlerden birini temsil ettiğini ileri süren Özdalga, "Demokratik bir Türkiye'nin kurulmasına karşı açıkça ve saldırganca çalışmaktadırlar; siyasi programları açık ve kesin bir biçimde sosyal demokrasinin değerlerine karşıdır. CHP ve Baykal, halkın demokratik bir şekilde seçtiği siyasi yönetimi engellemek için orduyu sürekli teşvik etmekte ve provoke etmektedir." iddiasında bulundu. Özdalga, şikâyeti AK Partili olarak değil 'sosyal demokrat bir siyasetçi' olarak yaptığını ifade ediyor. Özdalga, şöyle devam ediyor: "CHP, Sosyalist Erternasyonal'in üyesi ama bu birliğin ilkelerine açıkça karşı çıkıyor. Mesela Türkiye'de demokratik şekilde seçilen iktidarları engellemek için ısrarla askerî müdahaleyi teşvik ediyor, tahrik ediyor. Özgürlüklerin gelişmesini hedefleyen reformlara karşı çıkıyor. Demokratik bir ülkenin kurulmasına karşı en büyük engeldir. Bu düşüncelerimi SE üyesi dostlarımla paylaştım. CHP'nin gerçek yüzüyle bütün dünyada tanınmasını istiyorum."
Zaman

'Allah demek bile laikliğe aykırı!'
21 Şubat 2008
CHP için “Elli tane defosu olan parti” diyen Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk, “Bunlar dinin kendisinden rahatsız. Dini bilmeyince laikliği doğru dürüst anlamak mümkün değil." dedi.

2002 yılında CHP'den milletvekili seçildikten kısa süre sonra lideri Deniz Baykal'ı suçlayarak partisinden istifa eden ardından da Halkın Yükselişi Partisi'ni kuran Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, “CHP dinin kendisinden rahatsız. Bana gel bu dini bize öğret diye çağırdılar. İnanlar var ama içlerinde ateisti de var. Ama CHP'de öyle adamlar var ki, Allah demeyi bile laikliğe aykırı sanıyor. Bunlar bana bile tahammül edemedi' diye konuştu.

TV Net'te Tursem Çankaya Çağlav'ın hazırlayıp sunduğu 'Başkentten Portreler programına konuk olan Halkın Yükselişi Partisi lideri Yaşar Nuri Öztürk, CHP'ye katılımını ve partide geçirdiği günleri anlattı.

TAKTİK İCABI DİNE SARILDILAR

2002 seçimleri öncesinde birikimlerimi ifade etmek için CHP'den siyasete girdiğini belirten Öztürk, 'Fakat CHP'nin başındaki zat ve kurmayları beni aldattılar. Benden istifade ettiler. Sonra da 'Seni taktik icabı aldık' diye itiraf ettiler. İstanbul İl Başkanı Şinasi Öktem, bir gazeteye verdiği beyanatta bunu itiraf etti. 'Bu partinin kanaati midir' dedim. 'Hayır' dediler. Tekzip edeceklerdi ama etmediler' şeklinde konuştu. ilahiyatçı olarak 20 yıllık birikimini partiye taşımak için yoğun çalışmalar yaptığını ancak CHP lideri Baykal'ın buna önem vermediğini belirten HYP lideri Öztürk, gerçeği anladıktan kısa bir süre sonra zaten gereğini yaparak CHP'den ayrıldığını kaydetti.

PARTİYİ PERİŞAN ETMİŞLER

CHP için 'Elli tane defosu olan parti' tanımlaması yapan Yaşar Nuri Öztürk şunları söyledi: 'Çünkü bunlar dinin kendisinden rahatsız. CHP bana, 'Biz laiklik ve din meselesini hiç bilmiyoruz. Senin gibi birinin birikimine ihtiyacımız var. Bize anlat, hatalarımızı önle. Yeniden kendimizi toparlayarak milletin önüne çıkalım' dediler. Ben 24 saat Atatürk'le yatıp kalkan biriyim. Bu adamın kurduğu partiyi perişan etmişler, bunu itiraf ediyorlar. Dini bilmeyince laikliği doğru dürüst anlamak mümkün değil. CHP'de Allah demeyi bile laikliğe aykırı diye düşünen adamlar var. CHP'deki bu adamlar bana musallat oldu. Deniz Baykal'dan lider falan olmaz, ben bu kanaatteyim.'

Baykal'ın siyasi üslubu bu

AK Parti Milletvekili Haluk Özdalga, CHP'nin laikliği kaygılarını dile getirerek başörtüsü yasağına karşı çıkması konusunda samimi olmadığını söyledi. Baykal'ın ilk günden bu yana siyaseti hep gerilim üzerinden yaptığını hatırlatan Özdalga, “1980 öncesinde CHP de rahmetli Bülent Ecevit'e karşı hiçbir fikri temele dayanmadan bir hareket yürüttü. 1980 sonrasında aynı sağlıksız kavgacı ve hizipçi anlayışını rahmetli Erdal İnönü karşısında yaptı. Şimdi aynı şeyi kavga ve yaratarak AK Partiye karşı yürütüyor. Seçim otobüslerinde başörtülü kadın resmi kullanır. Ama onların üniversiteye girmesine karşı çıkar.” diye konuştu.
Yeni Şafak

[img]http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=301505 [/img]


'ŞEYHÜLİSLAM BAYKAL EFENDİ'
Ahmet Taşgetiren, bugünkü yazısında Baykal'ın başörtüsü tutumunu değerlendirdi.
02.02.2008

Laik şeyhülislamlar

Bu yazıya "Şeyhülislam Baykal Efendi" diye başlık atmak da mümkündü. Ama sayın Baykal tek olmadığı için, çoğul bir başlık daha uygun düştü.

Falih Rıfkı Atay, Çankaya kitabında "Kemalizm bir din reformudur" diyordu. İş sonunda varıp oraya dayanıyor: İslam'a laik bir yorum getirmek. O zaman da herkes şeyhülislamlığa soyunuyor. Aslında şeyhülislamlıktan daha öteye, "Din kurucusu" olmaya da soyunuyor ama, hadi orayı es geçelim.

Laik bir düzende yolların din ile kesişmesi kaçınılmaz; çünkü sonuçta o alanla devletin alanını tanzim ediyorsunuz. Lozan'da İtilaf Devletleri gayrı müslim azınlık için dini özgürlük taleplerinde bulunurken "Laik devlet olarak bizim dini özgürlüklerimizi nasıl koruyacaksınız?" diye sormuşlardı. Bir de Türkiye'nin çoğunluğunun dini var. Laik düzen, dini referans olarak almayacağına, oysa Müslüman bir toplumda din, toplum hayatının farklı alanlarında referans alınarak geldiğine göre bu toplum - din ilişkisini nasıl tanzim edeceksiniz? Başörtüsü sorunu, işte bu sorunun bir parçası...

Bir kesim, çok biçici olmak istemiş. "Biz bildiğimizi okuyalım, demiş. Halk sonuçta boyun eğer. Kaldı ki bazı işler kansız olmaz." Bir kesim ise, dini laik devlet eksenine göre yorumlamayı tercih etmiş. İşte "Laik Şeyhülislamlar" bu cenahtan çıkıyor. Bunun son örneği sayın Baykal. "-Türkiye'de yükselen İslamiyet değildir. Bunun gelişiyle Türkiye'de yaygınlaşan İslamiyetin özü, değerleri, ahlakı, kuralları değildir. Kur'an'ın İslamiyeti değildir. Gelen başka bir şeydir. Din için gelmiyor, siyaset için geliyor.' "-Sizin bu uygulamalarınızın ne Hıristiyanlık'ta ne İslamiyet'te yeri var. Sizin sadece Batı'da değil Hz. Ömer'in nezdinde de yeriniz yok."

Yükselen İslamiyet, yaygınlaşan İslamiyet.

İslamiyet'in özü değerleri, ahlakı, kuralları...

Kur'an'ın İslamiyeti.

İslam'ın, Hıristiyanlığın onaylayacağı şey.

Hazreti Ömer'in onaylayacağı şey. Bunların hepsi dini referanslar. Demek sayın Baykal, bu dini referansları onaylıyor. Sayın Baykal'ın "Başörtüsünü kelime-i şehadetin önüne geçirdiler" sözü de, dini referanslardan yola çıkmış yaklaşımlardır. İnsan, olayı bu kadar dini referanslar ekseninde görünce, ya Şeyhülislamlığa soyunmalı, ya da "Bu işi Diyanet'e danışmalı" diyorsunuz. Diyelim "Kelime-i şehadet"le başörtüsü arasında bir ilişki var mı yok mu, bu soru, tamamen dini bir soru. Bu sorunun cevabını sayın Baykal verirse, doğrudan doğruya siyaset dine el atmış olur. Mesela kendisinin "Kur'an'ın İslamiyeti" sözünden yola çıkarak sorayım, şöyle bir soru üzerinde sayın Baykal düşünmüş müdür?

Kur'an'ın İslamiyeti, laik düzende nasıl bir konuma sahip olmalıdır? -Kur'an'ın İslamiyetini kim yorumlayacaktır? Aslında, başta da söylediğim gibi, laik bir düzenin dinin konumunu dikkate almaması mümkün değildir. Her sistem toplumla ilişkisini dikkate alır, din ise bir toplumun en hayati varoluş biçimlerinden biridir, onu ne yapacaksınız? Bu, "Toplumu ne yapacaksınız?" sorusu ile birebir bütünleşir. Yasalarda yer alan "Kutsal din duygularının siyasete alet edilmemesi" yaklaşımı bile, "dinin kutsallılığı"nın kabulünü içerir.

Ondan sonra o "kutsal alanı kısıtlama" eyleminin tartışılması kaçınılmazdır. Militan nitelikte "Din karşıtı" olanların radikal tutumlarını anlamak mümkün. Onlar için toplum - moplum hikayedir. Bu, toplumla her alanda çatışmak demektir ve ancak toplumu boğacak gücünüz varsa işlevsel bir anlamınız olacaktır. Değilse safra gibi atılırsınız. Toplumu önemsemeye başladığınızda karşınıza "Din ve İslam sorunu" çıkacaktır.

Türkiye'nin bulması gereken şey, laikliğin, toplum değerleriyle, bunun başında yer alan İslam'la barış ekseninde yorumlanabilmesidir. "Laiklik inanç özgürlüğüdür" deniyor ya... Ülkenin çoğunluk nüfusunun özgürlük sorunu yaşadığı bir ülkede, laikliğin bu tarz yorumu çökmüş oluyor. Başörtüsü alanında yaşanan sıkıntı, laikliğin bu alandaki sınavının iyi verilmediğinin küçük bir göstergesidir.
Bugün

Zaman CHP'yi Seçim Afişiyle Vurdu
21 Ocak 2008 17:18Muhafazakar kimliğiyle tanınan Zaman Gazetesi, türban tartışmalarının yoğunlaştığı bugünlerde CHP'yi kendi afişiyle vurdu.

Ekrem Dumanlı/Zaman

Müsait bir yerde inecek var!

Cumartesi nüshamızda bir fotoğraf dikkat çekiciydi. Gündem sayfamızda yer alan seçim otobüsü fotoğrafında CHP "El ele verelim, iktidara gidelim" diyordu.

"Güzel günler gelecek" sloganının da kullanıldığı otobüste her kesimden insanı temsil edecek bir kurgu gözetilmişti. Başörtülü bir bayanın varlığı dikkat çekiyordu o fotoğrafta. Doğru bir yaklaşım bu. Çünkü şu ana kadar yapılan bütün kamuoyu araştırmaları gösteriyor ki; halk arasında başı örtülüler-başı açıklar diye bir kavga yok. Ve halkın ezici bir çoğunluğu yasakçı tavırların devam etmesinden yana değil. Halk arasında sorun olmayan bir konu, niçin çeyrek asrı aşacak bir hadise haline geliyor? Ya da halkın desteği istenirken gözetilen nezaket, başörtüsüne çözüm aranırken niçin göz ardı ediliyor? Bu sağduyu otobüsü neden konaklayacak bir yer bulamıyor?..

Maalesef başörtüsü üzerinden herkes bir çeşit iktidar kavgası yapıyor. Sadece siyasî iktidar kavgası değil maksadım. Sınıf kavgası sayılabilecek derecede ilkel yaklaşımlar sergileniyor. Elitist yaklaşımların buyurgan cenderesi kime, nasıl giyinmesini adeta emrediyor. "Şöyle bağlarsan başörtüsü, böyle bağlarsan türban, şu şekilde düğümlersen eşarp, bu şekilde kıvırırsan bone..." Her şey tamam da kim, hangi hakla bir başkasının giyim kuşamına karışabiliyor? Diyelim ki karışma dirayeti ve salahiyeti birilerine verildi; o zaman "öteki" de kalkıp etek boyu ölçmeye yeltenirse bu işin sonu nereye varır? Sokakta var olmayan bir sorun niçin devlet nezdinde sürdürülüyor; bunu anlamak mümkün değil.

Başörtüsü dendi mi bir anda herkes kendini bir siperin arkasına atıveriyor. Siyasî partiler, devlet kurumları, sivil toplum örgütleri; hatta yargı! Tabii ki herkesin, her konuda fikri olabilir ve bunu kamuoyuyla paylaşma hakkına sahiptir; ancak karşı tarafı bir kerecik olsun dinlemeyen, dinlemek istemeyen ve "Ya benim dediğim gibi, yahut hiçbiri" diyerek kendi kafasındakini herkese dikte eden anlayış ne kadar çağdaş, ne kadar moderndir acaba?

Medya, başörtüsü üzerinden yapılan vahim bir cepheleşmenin neferi gibi görüyor kendini. Yazık! Hiç mi orta yolu yok bunun, hiç mi soğukkanlılıkla yaklaşılamayacak bu meseleye? Diyelim ki herkes sağduyusunu yitirdi, özgürlüğün kalesi sayılan, çok sesliliğin yılmaz savunucusu addedilen basına ne oluyor ki yasakçılar safında kendine yer arıyor? Medya, buradaki mağduriyeti ısrarla görmezden geliyor. İnsanların eğitim hakkı engelleniyor. Meselenin en çarpıcı, en tartışılmaz ve en acı gerçeği budur. İnsanların feryadına kulak tıkayarak gazetecilik yapılmaz ki!

Niyet sorgulamaya bayılıyor medya. Birileri de kalkıp medyanın niyetini sorgulayınca asabı bozuluyor bazı meslektaşlarımızın. Sinir bozucu bir durum olduğunda şüphe yok; çünkü niyetinizin sorgulanması, sürekli zan altında tutulmak demektir. Sadece başörtüsü için söylemiyorum bunu. Her konuya semboller üzerinden yaklaşanlar var. Geçenlerde Ahmet Hakan, 'Paranoya sevgilim' başlığıyla bir yazı kaleme aldı. Lüküs Hayat adlı oyunda eteğin boylarının uzadığını düşünen bir adamın "AKP iktidarı geldi de o yüzden mi etekler uzadı?" diye serzenişini anlattı. Olayın aslına bakıyorsunuz; oyun aynı oyun, kostüm aynı kostüm... Ortada paranoyaya dönüşen bir şüphecilik var. Yakında masa örtüsüne bile itirazlar yükselecek, "örtü istemezük" diye feryat edilecek.

Merkez Bankası taşınacak; rejim krizi. Başörtüsü ile ilgili AK Parti ve MHP arasında uzlaşma aranıyor, rejim krizi... Türkiye yoruldu, bu saçma sapan kavgalar yüzünden. Sosyal gerçekliği olmayan endişeleri köpürte köpürte korku tellalı haline gelmiş siyasetçiler, son seçimlerde "bindirilmiş kıtalar"ın demokraside çok büyük bir anlam ifade etmediğini gördü. Şimdi "Yüzde 47'ye mi güveniyorsunuz?" deyip efelenmek kolay geliyor onlara.

Seçim sonucu sadece bir göstergedir; ma'şerî vicdanın temayüllerini ortaya koyar. Ve son gösterge diyor ki; "Rejim krizi ile beni korkutma, suni gündemlerle beni oyalama, yasakçı zihniyetle beni sindirme..."

Hakkını teslim etmeliyim ki siyasetçiler bu mesajın önemini anladı. O yüzden bugün Mehmet Ağar siyaset sahnesinden çekildi, Erkan Mumcu ortalıkta gözükmüyor, CHP'nin sivri söylemini marjinal vekiller üstlendi, MHP yapıcı, tamir edici hamleler peşinde. AK Parti, muhtemel bir şımarıklığı önleme gayretinde. O yüzden valiler davet ediliyor, "Halkın arasına karışın" deniyor, "Pprotokol valisi olmayın" deniyor ve parti yetkilileri seçim bölgelerine sevk ediliyor. Çünkü halkın son iradesi hem iktidara hem muhalefete şunu söyledi: Artık sembolik dalaşmalardan yoruldum, hizmet ve icraat istiyorum. Muhalefet de semboller üzerinden prim yapma yerine icraat denetimine dönmek zorunda.

Peki ya medya! Sosyal değişim rüzgârını karşısına alarak toplumsal taleplere kulak tıkayarak; daha ötesi vatandaşla inatlaşarak gazetecilik yapıl(a)maz. Halk özgürlük istiyor, medya yasakçılık peşinde, halk istikrar ve huzur istiyor, medya kışkırtıcılık sevdasında, halk dünyayla entegre olmak istiyor, medya Türkiye'yi içine kapamak derdinde... Böyle bir şey düşünülebilir mi?
aktifhaber

CHP'li Arıtman Meclis Kuaförünü Bastı
15 Ocak 2008
İlginç çıkışlarıyla nam salan CHP'li Canan Arıtman bu kez de Meclis Kuaförünü bastı. Arıtman kuaförde türbanlı bayanları aradı.


CHP İzmir Milletvekili Arıtman, Meclis'te açılan ikinci bayan kuaförüne baskın düzenleyerek, burada sadece başörtülü kadınlara hizmet verildiğini ileri sürdü. Arıtman, yeni salonda saçına fön çektirdi.
CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Meclis'te yeni açılan kinci kadın kuaför salonuna baskın düzenleyerek, söz konusu salonunu sadece başörtülü kadınlara hizmet vereceğini iddia etti. Meclis Halkla lişkiler Binası'nda yer alan erkek kuaför salonu, bu dönem kadın milletvekili sayısı nedeniyle, kadın kuaför salonuna dönüştürüldü. Dün ilk kez hizmet vermeye başlayan yeni salona giden Arıtman, ikinci kuaförün sadece başörtülü milletvekili eşlerine hizmet vereceğini iddia etti. Arıtman, diğer salonun baş olmasına rağmen, ısrarla yeni salına giderek, saçlarına fön çektirdiği öğrenildi.
ONLAR DA KUAFÖRE GİDEBİLİR
Eski kuaför salonunun döküldüğünü ileri sürün Arıtman, “Başörtülü kadınlara birinci sınıf, açıklara ikinci, üçüncü sınıf kuaför mü layık görülüyor?” dedi. Türbanlı bir kadının elbette kuaföre gidebileceğini, ancak bu tür bir uygulamanın hele hele Meclis'te kabul edilemez olduğunu ifade eden Arıtman, “Türkiye, Malezya olur mu? diye tartışmamız yersiz. Türkiye adım adım İran, Suudi Arabistan oluyor. ” şeklinde konuştu.
KENDİNİ YALANLADI
Eski salonunu döküldüğünü ileri süren Arıtman Meclis Başkanı Köksal Toptan'a yazdığı açık mektupta kuaför hizmeti ve çalışanları için teşekkür etti. Arıtman mektubunda, “Mevcut iki kadın kuaförü hizmet alanlar açısından yeterlidir. Hiçbir hizmet eksikliği, herhangi bir memnuniyetsizliğimiz yoktur” diye yazdı.
aktihaber


CHP ilçe kongresinde yumruklar konuştu
CHP yönetimindeki karışıklık teşkilatlara da yansıyor. CHP'nin Gaziantep Şehitkamil ilçe kongresinde olaylar çıktı.

Cebbar Çeliktürk ile Ali Şimşek'in yarıştığı kongrede yumruklar konuştu. Şehitkamil Belediye Meclisi CHP Grup Başkan Vekili Reis Reisoğlu, gözüne aldığı darbelerle yaralandı. Duru Düğün Salonu'nda önceki gün gerçekleştirilen kongre, gergin bir atmosferde geçti. Adayların kürsüde konuşmaları sırasında salonda bulunanlar sık sık sözlü tartışmaya girdi. Divan Başkanı CHP Hatay Milletvekili Gökhan Durgun, partilileri sürekli uyardı. Durgun'un, tartışmanın bitmemesi halinde salonu boşaltacağını söylemesine rağmen zaman zaman fizikî müdahaleler yaşandı. Bu sırada Şehitkamil Belediye Meclisi CHP Grup Başkan Vekili Reis Reisoğlu, gözüne aldığı darbelerle yaralandı. Polisin müdahale etmediği kavga, CHP Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz'ün araya girmesiyle yatıştırıldı. Reis Reisoğlu ile kendisine yumruk atan genç partili daha sonra barıştı.
furkanhaber

CHP'DE EŞREF ERDEM DEPREMİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı Eşref Erdem görevinden istifa etti

CHP Genel Başkan Yardımcısı Eşref Erdem, parti yönetimindeki tüm görevlerinden istifa etti.
Erdem,Parti Meclisi ve Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Üyeliği de dahil olmak üzere partideki görevlerinden istifa ettiğini açıkladı.
CHP'nin iki gün önce yapılan MYK toplantısında Erdem ile genel sekreter Önder Sav arasında, görevden alınan Çankaya İlçe Başkanı Mustafa Yıldırım'ın itirazının görüşülmesi sırasında tartışma yaşanmıştı.
Görevden almaya karşı çıkan Erdem, tartışmanın ardından toplantıdan ayrılmış, yapılan oylamada ise Yıldırım'ın itirazı reddedilmişti. Erdem, bir süre önce de TBMM Genel Kurulu'nda sınır ötesi operasyona konusunda Hükümet'e yetki verilmesine ilişkin tezkere oylamasında, partisinden farklı bir yaklaşım sergileyerek ''ret'' oyu kullanmıştı
kanala

Baykal'ın son tangosu
ÖZAY ŞENDİR
22 / 04 / 2008
Türkiye'de bir siyasi partinin Meclis'e girebilmesi için yüzde 10'luk ülke barajını aşması gerekir.
CHP'de bir partilinin başkanlığa aday olması için aşması gereken baraj yüzde 20.
Baykal ve arkadaşları genel başkanlık yarışına katılabilmek için delegelerden 5'te birinin imzasını almayı şart koşuyor.

Üstelik delegeler imzayı Divan Başkanlığı'nın önünde atmak zorunda.
Türkiye'de demokrasinin güvencesi olduğunu söyleyenlerin kafa yapısı bu.
İmam-cemaat hikayesini bilirsiniz.
Bu kafa yapısındaki adamların, adamlarının yaptıklarına bakın.

Genel Başkan Aday Adayı Haluk Koç Tekirdağ il binasına sokulmuyordu.
Partinin çaycısı, "Böyle CHP'lilik olmaz" dedi de Koç binaya girebildi.
CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş, Haluk Koç'un il merkezini ziyaret talebini geri çevirdi.
Bu yetmiyormuş gibi Koç'un delegelerle, il binasında buluşmasına da izin vermedi.
O binayı babasının ya da Baykal'ın malı zanneden bir il başkanı ile CHP nereye gidebilir?
Haluk Koç Grup Başkanvekili olduğu zaman önünde ceket ilikleyen adamlar şimdi onu parti binasına sokmuyorlar.
Dün Haluk Koç binaya sokulmadı tahminen bugün de diğer aday Umut Oran aynı sorunla karşılaşacak.
Böyle bir demokrasi anlayışı dünyanın neresinde var.
Yangından mal kaçırır gibi delegeleri başkan adaylarından kaçıran bir İzmir İl Başkanı ile CHP nereye gider?

Deniz Baykal kürsüye çıktığında çoğunluk diktasından dem vurup, Erdoğan'ı eleştiriyor.
Kendi yaptığını görmezden gelen bu adama, Türkiye daha ne kadar katlanacak?
Hoş artık son tango dönemindeyiz.
Biliyorum, bu delege yapısı ve bu tüzükle Baykal bu Kurultay'ı da kazanacak.
Yerel seçim Baykal 72 yaşındayken yapılacak, bir daha ki Olağan Kurul'da 73, bir daha ki genel seçimse 74 yaşındayken.
İnsanların yaşları üzerinden siyaset yapılmasından nefret ederim ama Baykal'ın gitmesi için yaşından başka bir umut kalmadı.
Bugün Haluk Koç'u parti binasına sokmayan il başkanları yeni genel başkan önünde ceket iliklerken mutlaka Baykal dönemini de eleştireceklerdir.
CHP bana iki dedemden de miras kalmış bir partiydi, kayyum mirası yedi bitirdi.
Afiyet olsun diyemiyorum çünkü harcanan hepimizin geleceği...
Habertürk

İyice Battı, Atatürk'e Sığındı!
Dersimlileri terörist yapan CHP'li Öymen, savunma yaparken iyice battı. Geri adım atmayan Öymen Atatürk'e sığındı. 'Cesareti olan Atatürk'e itiraz etsin' dedi.
13 Kasım 2009
Meclis’teki demokratik açılım görüşmelerinde yaptığı konuşmada “Atatürk terörle böyle mi mücadele etti” diyerek, Dersim olaylarını örnek gösteren, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, tepki çeken konuşması ile ilgili Bugün’ün sorularını yanıtladı.

Konuşmamı iyi okuyun

Öymen “Atatürk’ün partisine mensup birisi olarak Atatürk’ün yaptıklarından utanç mı duyacağım” diyerek başladı. Atatürk, devlete karşı silah çekenlerle mücadele etti. AKP gibi dağa silahla çıkanlarla, devlete silah çekenlerle müzakere etmedi. Benim konuşmamın iyi okunması lazım. Ben Atatürk’ün devlete silah çekenlerle nasıl mücadele ettiğini anlattım. İtiraz edenler bana niye itiraz ediyor. Atatürk’ün yaptıklarını anlattım. Cesareti olan Atatürk’e itiraz etsin, Atatürk hata yaptı desin, Atatürk bile bile yanlış yaptı deyin. Atatürk müzakere etti diyen varsa, buyursun desin" dedi.

Operasyon yapılmayacak mı?

Devletin sonuna kadar terörle mücadele etmesi gerektiğini de vurgulayan CHP Genel Başkan Yardımcısı ”Aslında sıkıntı, hükümetin açmazlarını ortaya koymamız. Hangi hükümet analar ağlamasın diye devletini koruyacak operasyondan çekindi. Ecevit analar ağlamasın dese Kıbrıs’a girilmese ne olacaktı? 500 şehit verdik orada. Analar ağlamadı mı? Devlete yönelik silahlı saldırıda onu yapmak zorundasın" diye konuştu.

Her dönemde acı yaşanır

Öymen, Dersim olaylarının yaşandığı dönemde halka yönelik bazı uygulamaların eleştirildiğinin anımsatılması üzerine, “Her dönem eleştirilen şeyler var. Silahlı mücadelelerde sıkıntılar olur. Acı olaylar yaşanır. Acı olayların sorumlusu devlet mi, devlete silahla başkaldıranlar mı? Kaç tane ayaklanma oldu Türkiye’de. Atatürk bu ayaklanmaları bastırırken yanlış mı yaptı” dedi.

Müzakere mi etti, mücadele mi?

11Kasım'da Onur Öymen'in Meclis'teki “Dersim” konuşması tutanaklara şöyle geçti: "Siz bu tarihi Atatürk'ün yaptığının tam tersini yapmakta olduğunuzu ilan etmek için seçiyorsunuz. Atatürk terörle böyle mi mücadele etti? Atatürk terörle müzakere mi etti? Atatürk Şeyh Sait ile müzakere mi etti? Dersim İsyanı’nı yapanlarla müzakere mi etti, mücadele mi etti? Hem 'Atatürkçüyüm' diyeceksiniz, hem Atatürk'ün yaptığının tam tersini yapacaksınız, bunu da millete kabul ettirmek için Atatürk'ün öldüğü günü tercih edeceksiniz, o günü seçeceksiniz. Bu kadara olamaz."

BUNLARA KARNIMIZ TOK!

CHP’li Öymen kendisini eleştirenlere ise, “Dersim olaylarının yaşandığı dönemde Atatürk Cumhurbaşkanı, İnönü Başbakan, Fevzi Çakmak Genelkurmay Başkanı. Bunların hepsi yanlış mı yaptı?” sorusuyla cevap verdi. Öymen konuşmasını şöyle sürdürdü: “O dönemdeki uygulamaları hatırlattım sadece. Hatırlatanı niye eleştiriyorlar. Herkes oturup okusun. Atatürk’ün dediklerini, Meclis tutanaklarına baksın. Çakmak’a gönderdiği telgrafa baksın beni eleştirmeden önce" dedi. Öymen, kendisine yönelik faşist suçlamasını da “Bu eleştirilere karnımız tok" diyerek reddetti. Parti yönetiminden hiç tepki gelmediğini de ifade eden Öymen, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da kendisini tebrik ettiğini belirtti.

TUNCELi ÖRGÜTÜ KARIŞTI

Onur Öymen’in açıklamaları CHP Tunceli il örgütünü de sıkıntıya soktu. Parti il örgütüne, Tuncelili vatandaşlardan tepki yağdı. Ankara’ya gelen İl Başkanı Hüseyin Güneş, tepkileri genel merkeze ileterek, düzeltilmesini istedi.
aktifhaber

Dersim gibi katliam telkin eden Öymen'e tepki!

17:40 - CHP'li Onur Öymen'in açıklamalarını "insanlık ayıbı" olarak değerlendiren; İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Kemal Mutlu, "Bu ülkede toplumsal sorunların çözümüne ilişkin kendini 'sol' olarak nitelendiren bir partinin genel başkan yardımcısının, yıllardır akan kanın durdurulması ve sorunların akıl yolu ile çözülmeye çalışması için insanların verdiği çabayı görmezden gelerek, tarihi gerçekleri çarpıtarak değerlendirmesi, katliamları meşru bir zemine oturtma çabası insanlık dışıdır." dedi. 14.11.2009 İZMİR netgazete

Atatürk kalkanı
Derya Sazak
Milliyet Gazetesi
19 Kasım 2009
Dersim meselesinde “Gandi Kemal, Öymen savaşı”nı Meclis Grubu’na CHP lideri Baykal ile gelen ve “Partimizde Atatürk’e sahip çıkmak gibi bir suç yok. Biz o defteri kapattık” diyen Onur Öymen’in kazandığı anlaşılıyor.
CHP yönetimi, katliamı öven Öymen’in arkasında durduğuna göre, “gereğini yapmak” Kemal Kılıçdaroğlu’na düşecek! Aslında bu tercihte çok da şaşılacak bir durum yok. CHP’de eksen kayması, “sözde değil özde” bir sorun.
27 Mayıs 1960 ihtilalinden bu yana parti elli yıldır, 1930’ların Kemalist çizgisi ile 1965 seçim yenilgisinin ardından Ecevit’in partiye kazandırmaya çalıştığı “sosyal demokrat” kimlik ve ideolojisi arasındaki sancıları yaşıyor. Kadro ve program tercihleri arasında bocalıyor.
2002 seçimleriyle Türkiye’nin bir İslamcı rejime sürükleneceğinden kaygı duyan ordunun, 28 Şubat sürecinin aksine bu kez sivil toplum örgütleri, üniversiteler, medya ve partiler üzerinden başlattığı muhalefetin taşıyıcı gücü CHP oldu. Meclis’e “iki parti” girmişti. AKP yıprandıkça doğal olarak CHP yükselecekti. Bu süreçte “yasaklı olan” Tayyip Erdoğan dışarıda kalmasın diye CHP’nin desteğiyle anayasa değişikliği yapıldı. Erdoğan, Baykal’ın desteğiyle başbakan oldu!
AKP’nin ağır ekonomik ve sosyal sorunların altında ezileceği, ABD’nin Irak’ı işgal planı, Kıbrıs, AB gibi dış politika tercihlerinde boğulacağı ve 2007 seçimlerinde iktidarı kaybedeceği düşünülüyordu. 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi de önemli bir “kriz” noktasıydı. Ancak bu hesaplar tutmadı.
1 Mart tezkeresi TBMM’den geçmeyince Batı’da ABD’nin “Truva atı” gibi görülen Türkiye’ye AB yolu açıldı, Kıbrıs üzerinden yeni bir müdahaleye-muhtıraya zemin hazırlamaya çalışan generallerin 2003-2004’teki Ayışığı, Sarıkız gibi planları tutmadı. Erdoğan ya da Gül dışında, -Vecdi Gönül formülü- bir ismin Çankaya’ya çıkarılması için verilen “e-muhtıra” ve 367 krizi de tutmayınca seçime gidildi. Cumhuriyet mitingleriyle CHP’nin MHP ile birlikte iktidara geleceği umulurken AKP oyları yüzde 47’ye çıktı.
Öymen, “Biz o defteri kapattık” derken haklı. CHP bugün Ecevit’in 12 Mart’a 12 Eylül’e karşı çıkan “sosyal demokrat” partisi değil. Daha çok 27 Mayısçı, 28 Şubatçı bir parti. “Ergenekoncu”ların etkisinde.
Genelkurmay “andıç”larına baktığımızda nelerin hayata geçtiğini görebiliyoruz. Sadece Kuzey Irak’a müdahale politikası yeterli kanıttır! Ancak bu kadronun Atatürk’ü “kalkan” yapmasına gerek yok.
Dersim katliamını öven Öymen’in işlediği suçun “Atatürk’ü sahiplenmekle” ilgisi yok. Bir insanlık suçundan, ırkçı ve faşizan bir yaklaşımdan söz ediyoruz ki, CHP tüzüğü bunu “suç saymasa” bile CHP’nin üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal’de şiddet ve nefret söylemi suçtur! Çağdaş demokrasilerde bunlar savunulamaz.

CHP'nin Çifte Standardı
Buca Belediyesi'nde çalışan yaklaşık 100 temizlik işçisi, 1 Ocak 2010'da işten atıldı.
05 Ocak 2010
Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı'nın, "Biz atmadık, taşeron firma atmış." açıklaması ise kendi partisinin üyelerini bile tatmin etmedi. CHP'li Buca Belediye Meclisi Üyesi Adnan Öztekin, "Mağdur ettiğimiz işçilerin mağduriyetini giderelim." çağrısında bulundu. AK Parti İzmir İl Başkanı Ömür Kabak ise CHP'nin, Karşıyaka Belediyesi'nde Kent AŞ işçilerinin çıkarılmasıyla başlayan ve son olarak Buca'da devam eden sürecini görmezden geldiğini söyleyerek tepki gösterdi.

Konunun gündeme geldiği Buca Belediye Meclisi toplantısında atılmaları soran AK Parti Grup Başkan Vekili Necati Bahçeci, sözkonusu işçilerin akibetini sordu. Başkan Tatı ise çalışanlar arasında ayrım yapılmadığını, partizanlık diye bir şeyin kesinlikle sözkonusu olamayacağını söyledi. Tatı, taşeron firmanın ihale şartında 365 kişinin çalışacağının yazdığını, kendisi göreve geldiğinde 335 kişi çalıştığını, bunun üzerine 30 kişi daha aldıklarını söyledi. Tatı, "Taşeron firma fazlalıkları çıkarırken bir kişiyi bile belediyeden veya benden sorma şansı yoktu." dedi.

Kent AŞ ve Tekel işçileri konusunda CHP'nin çifte standart uyguladığına dikkat çeken AK Parti İl Başkanı Kabak, bu süreçte Kent AŞ işçilerine AK Partili damgası vurulmaması için çok da yanlarında bulunmamayı ve tartışmalardan uzak kalmayı tercih ettiklerini vurguladı. Ömür Kabak, "Önce partizanca söz verdiler, işe aldılar. Seçim sonrası ise işlerinden ettiler. Bu, CHP'nin her zamanki geleneksel, partizanca zihniyetidir. Daha sonraki süreçte İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'na rica edildi fakat hiçbir olumlu sonuç alınmadı.'' şeklinde konuştu. Aynı partizanlığın şimdi de Buca Belediyesi'nde yaşandığını belirten İl Başkanı Kabak, ''Önce 100 kişinin işine son verildiği açıklandı. Aynı gün kendi partilerinden 20-25, iki gün sonra yine 20-25 kişiyi işe aldılar. Sonuç olarak 50-60 civarı işçi, sadece AK Partili olması sebebiyle işten çıkarıldı. Buca ve İzmir Büyükşehir belediyelerinin, ekmeklerinden olan işçilerimize el uzatmasını bekliyoruz.'' dedi. CHP'nin kendi belediyelerindeki işçi çıkarmalara göz yumup işçilerin eylemlerini görmezden gelmeye devam ederken Tekel işçilerine gösterdiği yakın ilginin çelişki oluşturduğunu ifade eden AK Parti İl Başkanı, şunları söyledi: "Tekel'in özelleştirilmesi, AK Parti hükümetinden çok önce başlayan bir süreçti. Tekel işçileri işsiz kalmıyor, 4-C'li olarak işlerine devam ediyor. Hattâ 4-C'de yapılan düzenlemeyle iyileştirme de sağlandı. Ayrıca kıdem tazminatı alıyorlar ama CHP'nin her zamanki partizanca tutumunu burada da görüyoruz. CHP, her şeye partizanca rant kazanma açısından bakıyor."

CHP'li Belediye Meclis Üyesi Adnan Öztekin de yaptığı açıklamada, kamu vicdanı adına konuştuğunu dile getirerek, "Öncelikle biz kimiz ve nerede durmalıyız sorularının cevaplarını hatırlamalıyız. Biz CHP'liyiz, sosyal demokratız. Biz emek ve emekçinin partisiyiz. Arkadaşlar, başkalarını kınamak kolaydır. Özeleştiri yapmaksa zordur. Hepinizi aynaya bakmaya davet ediyorum." diye konuştu. "Solcu musunuz? Emeğin ve emekçinin yanında mısınız? Eğer öyleyseniz, bu işçilerin çıkarılması sizi de en az benim kadar yaralamıştır." diyen Öztekin, bütün CHP'li arkadaşlarına seslendiğini belirterek şunları söyledi: "Lütfen partimizin gereklerini yerine getirelim, seçim sözlerimizi tutalım. Yaralanan kamu vicdanını yeniden tesis edelim. Genel Başkanımız'ın davranışları ve bu konudaki tutumu bize yol göstermektedir. Lütfen onu izleyelim. Mağdur ettiğimiz işçilerin mağduriyetlerini giderelim. Bize yakışan budur."

Buca Belediyesi'nden atılan F.T. isimli bir işçi ise, "Tekel işçilerinin eylemlerini destekleyen CHP'nin Buca'ya gelmesi gerekiyor." diyerek tepki gösterdi.
aktifhaber

Tuzla'daki CHP kongresinde yumruklar konuştu
Cumhuriyet Halk Partisi Tuzla İlçe Teşkilatı'nın 8. olağan genel kurul toplantısında, Cemil Ekşi ve Ali Çelik yarıştı. Kongrede, her iki adayın destekçileri kürsüde birbirlerini suçlayıcı konuşunca kavga çıktı. İki adayın tarafları tekme tokat birbirlerine girdi. Yumrukların konuştuğu, sandalyelerin havada uçuştuğu kavgada taraflar partililerce güçlükle ayrılabildi. Seçim neticesinde Mustafa Ekşi ilçe başkanı oldu. 06.01.2010 KOCAELİ netgazete

Baykal'dan İşçi Ayrımı
Her fırsatta tekel işçilerine destek veren CHP lideri Baykal, CHP'li Karşıyaka Belediyesi'nin işten çıkardığı işçiler için bunları söyledi..
20 Ocak 2010
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP'li Karşıyaka Belediyesi'nin 29 Nisan 2009'da işten çıkardığı Kent A.Ş. işçilerinin muhatabının CHP olmadığını ifade ederek, "Bizim o belediyelere resmen talimat vermeye, bu işçileri mutlaka alacaksınız demeye yetkimiz de yok, imkanımız da yok. Bu işçileri istihdam edecek bir olanağımız da yok" dedi.
aktifhaber

CHP milletin değerlerine Fransız Kaldı
TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Haluk Özdalga, Deniz Baykal'ın sadece milletle kavgalı değil, milletin değerlerine de Fransız olduğunu söyledi.
10 Şubat 2010
Özdalga, Baykal'ı yıllar önceki bir dedikoduyu tekrarlayacak kadar niteliksiz düzeyde siyaset yaptığını ve bir yerlere mesaj vermeye çalıştığını ifade etti.

Özdalga, Cihan Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, Baykal'ın partisini grup toplantısında, Chirac'ın cumhurbaşkanı olduğu dönemde ülkesini ziyaret edecek Başbakan Erdoğan'a başörtüsü yüzünde 'eşini getirme' dediğini yönündeki sözlerini eleştirdi.

Özdalga, Baykal'ın yıllar önceki bir dedikoduyu tekrarlayacak kadar niteliksiz düzeyde siyaset yaptığına işaret ederek, "Şimdi niye açıyorsun bu dedikodu defterini tekrar Sayın Baykal? Neden Sayın Başbakan'ın eşi üzerinden, kılık kıyafeti üzerinden bu iğrenç siyaseti yürütüyorsun? Çünkü, istismarla belki siyasi netice alırım diye, mübah görmediğin şey yok senin. Görülüyor ki içine sindiremeyeceğin ahlak dışı siyaset tarzı yok. Yıllarca önceki belli çevreler tarafından kamuoyunda dolaştırılmış bir dedikoduyu gündeme getirerek, Türkiye'de bir yerlere mesaj gönderiyor. Demeğe getiriyor ki, bakınız, Fransızlar da böyle yaptı, sizin yaptığınızda da aslında yanlış bir şey yoktur. Sayın Baykal bu milletin değerleriyle işte böyle kavga ediyor." diye konuştu.

Baykal'ın ve CHP'nin demokrasi karşıtı duruşunu her geçen gün daha katılaştığını vurgulayan Özdalga, halkın ve milletin değerlerine ne kadar yabancı ve uzak olduğunun her geçen gün ortaya çıktığına işaret etti.

"HALKIN DEĞERLERİNE FRANSIZLAR"

Özdalga, Baykal'ın milletle sadece kavgalı değil, değerlerine de Fransız olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: "Sayın Baykal ve CHP bu milletle sadece kavgalı değil, aynı zamanda onun değerlerine tamamen yabancı, yani Fransızlar. Kısa süre önce açıkladılar, artık halka ineceklermiş. Kendilerini halkın ne kadar dışında ve üstünde gördükleri kullandıkları ifadeden belli oluyor. Sayın Baykal aynen şunları söylüyor. 'Nasıl geçiniyorlar, hangi koşullarda yaşıyorlar, her kapıyı çalarak bunu öğreneceğiz. Dileniyorlar mı?' Sayın Baykal'ın milletimizden ne kadar uzak olduğu, kullandığı onur kırıcı dilden, milletimizi küçük düşürücü dilden belli. Yoksul olsa da, bizim milletimiz dilenmez. Dilenmeyi onur kırıcı kabul eder. En ağır ekonomik krizlerin olduğu yıllarda bile, dilenenler çok sınırlı sayıda kaldı hep. Ama CHP hem zihniyetiyle hem diliyle işte böyle, bizim halkımızın değerlerine yabancı."
aktifhaber

İndirimli kart isteyen başını açsın
29 Mart 2010
İZMİR- İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, öğrencilere toplu taşıma indirim kar


En son admin tarafından Cmt May 15, 2010 8:52 pm tarihinde değiştirildi, toplam 2 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 834
Konum: Belarus

MesajTarih: Prş May 01, 2008 9:28 pm    Mesaj konusu: CHP'li Baskan'dan 'Peygamber' GafI Alıntıyla Cevap Gönder

Üniversitede İçki İçilmeyecek De Nerede İçilecek
Uludağ Üniversitesi Görükle Kampüsü'nde yeralan tenis kortlarında belediye meclisi kararıyla alkollü içki servisi yapılacak
09 Temmuz 2010
Nilüfer Belediye Meclisi'nin temmuz ayı olağan toplantısı Belediye Başkanı Mustafa Bozbey başkanlığında Konak Kültür Evi'nde yapıldı. Bozbey, toplantının açılışında, son bir aydaki çalışmaları hakkında bilgi verdi. Ardından gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi.

Görükle Kampüsündeki Rektörlük Kapalı Spor Salonu ve Tenis Kortları Sosyal Tesisleri'nin içkili yerler bölgesine alınmasıyla ilgili talep, üyeler arasında tartışmaya sebep oldu. CHP'li üyeler, ilgili yerin içkili yerler bölgesine dahil edilmesini isterken, AK Partili üyeler buna karşı çıktı. Yapılan oylamada, CHP'li üyelerin oylarıyla üniversite içinde alkollü içecek satılması ruhsata bağlandı.

AK Partili üyelerin üniversite içinde içkili mekanlar bulunması maddesine red oy vermesi CHP'liler tarafından eleştirildi. CHP'li bir meclis üyesinin söylediği, ''Üniversitede içki içilmeyecek de nerede içki içilecek?' şeklindeki sözleri toplantıda gerginliğe yolaçtı. AK Partili üyeler, bu çıkış karşısında sessiz kalmayı tercih etti.

AK Parti Nilüfer İlçe Başkan Vekili ve Nilüfer Belediye Meclis üyesi Ahmet Sarı, hükümet olarak gençleri içki ve sigaradan uzak tutmak için çalıştıklarını hatırlattı. Nilüfer Belediye Meclisi'nin, Uludağ Üniversitesi'ni içkili yerler bölgesine dahil etmesini tarihi bir ayıp olarak nitelendiren Sarı, bu işin vebalinin CHP'nin boynuna kalacağını söyledi.

CHP'li meclis üyelerinin kabul oyuyla çıkan kararla üniversitenin tam ortasına içkili mekan açılmasına izin verilmesinin kabul edilemez olduğuna vurgu yapan Sarı, her meclis toplantısında mutlaka 2-3 mekana içki ruhsatı verildiğini söyledi.

AK Partili Meclis üyesi İbrahim Sincanlı da üniversite yerleşkesinde içkili bölge oluşturulması önerisinin, sayıca fazla olan CHP'li üyelerin oylarıyla kabul edildiğini kaydetti. Kararın tarihi bir hata olarak nitelendiren Sincanlı, "Hatta bazı CHP'li üyelerden 'üniversitede içki içilmeyecek de nerede içilecek' şeklinde garip tepkiler de oldu. Bunu anlamakta zorlandık." şeklinde konuştu.

AK Parti olarak Nilüfer Belediyesi'nde 10 kişi olduklarının altını çizen Sincanlı, "O gün bazı arkadaşlarımızın mazeretleri olduğu için meclis toplantısına 6 kişi katılmıştık. Toplantıya gelen 6 kişi de red oyu verdi. Ancak mecliste 21 kişi olan CHP'li üyelerden yalnızca 2 kişi gelmemişti. Bunun sonucunda da 6 red oyuna karşı 19 kabul oyu ile grup kararı ile bu içki kararı geçti." diye konuştu. Sincanlı, spor yapılacak alında içki izni verilmesini kabul edilemez bir durum olarak değerlendirdi.

AK Partili Meclis üyesi İsmail Hakkı Kavurmacı da şunları söyledi: "CHP'li arkadaşlar teklifin üniversiteden geldiğini söyledi. 'Üniversitede içki içilmesinde ne mahsur olabilir ki' dediler. Bizim grubumuz bununla ilgili toplu olarak red oyu kullandı. Böyle bir karar çıktı ama kamuoyunda ne kadar kabul görecek ayrı bir konu."

Nilüfer Belediyesi'nin CHP'li Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ise toplantıda olduğu gerekçesiyle konuya ilişkin açıklama yapmadı aktifhaber

Kılıçdaroğlu Katliamı Savundu
Öymen'i skandal konuşması sırasında alkışlayan Kılıçdaroğlu'nun Dersim katliamıyla ilgili sözleri şok etti: "O dönemde devrim koşulları vardı"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öymen’in Dersim katliamı sözlerini değerlendiren Kılıçdaroğlu, “O dönem devrim koşulları vardı. Sadece bize özgü değil dünyada çok benzeri var’ diyerek savundu
aktifhaber

17 Şubat 2010
Alevilerden Korktular.....
CHP'nin pazar günü yapılan İstanbul İl Kongresi'ne "Alevi" korkusu damgasını vurdu!

Sabah'tan Sevilay Yükselir'in yazısının ilgili bölümü...

Sanırım bugüne kadar izlediğim 10'uncu kongre filandı, geçen pazar gerçekleşen CHP İstanbul İl Kongresi.
Son derece tatsız ve sönük geçen bu kongreyle ilgili tuttuğum çok not var elimde ama ben sadece sizlere bir tanesinden bahsedebileceğim...

Belki yazıldı, belki yazılmadı bilmiyorum ama bence kongrenin en mühim ayrıntısı Onur Öymen'in kongre salonuna giremeyişiydi.

Peki, hem Milletvekili, hem MYK üyesi, hem de Genel Başkan Yardımcısı olan Öymen neden CHP için son derece önemli olan bu kongrede yer alamamıştı?

Cevabı gayet basit bu sorunun.

Yarısından fazlası Alevi olan İstanbullu partililerin gırtlağına çöküp, "Neden terör meselesinin çözümüne Dersim'de yapılan katliamı örnek gösterdin e be zalim?" diyerek hesap sormalarından tırstı da ondan...

Tek tırsan Onur Öymen miydi peki?

Ne münasebet! Deniz Baykal'ından, İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'e kadar hepsi teyakkuzdaydı.

O nedenle de, "Kökeninden protest bu adamların gönlünü okşamaz isek, kongreyi savaş alanına çevirirler" düşüncesiyle sürekli Alevilikten dem vurdular. Başlama gongu çalar çalmaz barkovizyona verilen görüntülerde durup durup Kemal Kılıçdaroğlu'nu gösterdiler, yetmedi, Anadolu Ateşi'ne semah döndürüp, "Haydar haydar" türküsü eşliğinde, "Biz sizi çokkk seviyoruz..." mesajı vermeye çalıştılar Alevilere.

Peki Aleviler bütün bu kompozisyonları yedi mi? Sanmıyorum!
aktifhaber

19 Kasım 2009
Emre Aköz
Bu şartlarda CHP'nin arka bahçesi olmaya devam edilebilir mi?

Dünkü yazının son cümlesinde "Bir şey sorabilir miyim" demiştim, "Dersim harekâtını Atatürk'ün bizzat yönettiği söyleniyor. Doğru mu bu?"
Bazı okurlarımız, sağ olsunlar, benim beceriksizce yapılmış 'tecahül-ü arifane'me cevap vermiş.
Yine de binlerce teşekkür. Burada birlikte bir şeyleri öğreniyor ve paylaşıyoruz. Çok mutlu oluyorum.
Önce sorunun cevabına değinelim. Daha sonra büyük resme bakarız...
***
Dersim (Tunceli) harekâtını o sırada Başbakan olan Celal Bayar şöyle anlatıyor:
"Mareşal, Erkân-ı Harbiye Reisi, ben başbakanım. Atatürk malum... Üçümüz Dersim'de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek üzereyiz.
Üçümüz bir arada 'Ordunun emniyeti bakımından strateji ne olmalıdır', onu görüşüyoruz. İkisi de Birinci Cihan Harbi'nde muharebe etmişler.
Ben daha çok izleyiciyim. Malumatları geniş... Oradaki her şeyi biliyorlar. Hatta şahsen casusları bile biliyorlar. Dersim'in o halde kalırsa her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını görüşüyorlardı...
O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan üç-dört tanesini bastıkları haberi geldi. Atatürk'le göz göze geldik.
Birbirimizi anlıyorduk. Atatürk benim yüzüme baktı. 'Ne olacak' dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek. Ne olursa olsun bana hitap edecekler. Hükümet reisi benim. 'Anlıyorum efendim, bana hitap edişinizin manasını' dedim. Atatürk: 'Sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim'i' dedi ve vurduk..."
Yani işin başında Cumhurbaşkanı Atatürk ve GK Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak var. Sivil kökenli Başbakan Bayar da "üstüne düşeni" yapıyor.
Haritayı da unutmayalım: Harekâtta yapılanları Atatürk'ün kendi eliyle işaretleyerek gösterdiği harita, Trabzon'daki müzede durmakta... 'Buradan girdik, şuradan vurduk' diye anlatmış.
***
Bayar ve Çağlayangil'in anılarını yan yana getirdiğinizde (daha niceleri var) manzara ortaya çıkıyor:
Operasyonu Atatürk ve Çakmak yürütüyor. En tepede onlar var. Diğerleri emirleri uyguluyor.
Ama emri verenin de, uygulayanın da vicdan azabı çektiğini, pişmanlık duyduğunu gösteren işaret pek yok:
Zehirli gaz da kullanarak, suçlu/suçsuz ayrımı yapmadan, kadın/çocuk demeden, toptan yok etmeyi, doğru ve meşru bir eylem olarak görüyorlar.
***
Bu ve benzeri olaylardan çıkan bazı sonuçlar şunlar:
* Şimdiye kadar okullarda okutulan cumhuriyet tarihi koca bir yalandır. Her şey çarpıtılmış ve sansürlenmiştir.
* "O vakit öyle düşünülmüş, öyle yapılmış" diyerek 'geçmişi' mazur gösterenler, o dönemi 'bugün' niye savunduklarını anlatsınlar da öğrenelim. İnsanlık suçuna niye sahip çıkıyorlar?
* Şimdi de aynı şeyi mi yapmak istiyorlar? Evet, istiyorlar. CHP'li Onur Öymen tam da bunu dedi.
* Gerçeklerin ortaya çıkması için 'Atatürk'ü Koruma Kanunu'nun da kaldırılması gerekir.
* "Bazı" Alevilere sormak gerek: Madem Dersim'de yapılanları biliyordunuz... Niye 2006'da bin köye, bin Atatürk büstü dağıttınız? Kemalist darbecilerin organize ettiği Cumhuriyet mitinglerini niye desteklediniz? Ve niye, Reha Çamuroğlu'nun ifadesiyle, CHP'nin arka bahçesi oldunuz? Peki, olmaya devam edecek misiniz?

Sabah



27 Eylül 2009
Son Dönemin En Büyük Uyuşturucu Operasyonunda CHP'li Okay'ın Kardeşi DE Aranıyor

Deprem etkisi yaratan uyuşturucu operasyonu CHP Grup Başkanvekili Okay'ın kardeşi M. Fehmi Okay'a uzandı. Polis kayıplara karışan Okay'ı her yerde arıyor...

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan ile iki emniyet müdürünün de tutuklandığı son dönemin en büyük uyuşturucu operasyonunda şok bir ismin daha arandığı ortaya çıktı.

CHP Grup Başkan Vekili Hakkı Suha Okay'ın kardeşi Mustafa Fehmi Okay captagon baronu Habib Kanat'ın sağ kolu ve imalathanenin yöneticisi olmakla suçlanıyor. Polis, Okay'ın hassas burun olarak bilinen kimyager Hüseyin Fehmi Işık ve imalathanedeki işçilerle yaptığı görüşmeleri tek tek kayda aldı. Telefonda "Kazanlar hazır", "Kazanlar ısındı" şeklinde görüşmeleri saptanan Fehmi Okay, soruşturma kapsamında her yerde aranıyor.

İstanbul'da 2 milyar liralık uyuşturucu operasyonunun perde arkası şaşırtmaya devam ediyor. Şebekeyle bağlantılı olduğu iddia edilen polis müdürleri tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ancak firarda oldukça ilginç isimlerin bulunduğu ortaya çıktı. CHP'li Okay'ın kardeşi Mustafa Fehmi Okay ile H. Otobüs Firması'nın sahipleri firari sanık sıfatıyla her yerde aranıyor. Polis zanlıları yakalamak amacıyla İstanbul ve Gaziantep'in de aralarında bulunduğu çok sayıda ilde operasyonlar düzenledi.

200 milyon captagon imal edilebilecek uyuşturucu maddenin yakalandığı operasyonda telefon takibine alınanlar arasında Mustafa Fehmi Okay da yer aldı. Okay'ın özellikle Tuzla ve Pendik'teki uyuşturucu imalathanesinde kimyager Hüseyin Fehmi Işık ile işçilere talimatlar verdiği öne sürülüyor. Okay'ın talimatları bir buçuk yıl süren takip boyunca tek tek kayda alındı. Şebekenin şemasını çıkaran polis, captagon baronu Habib Kanat'tan sonra örgütte ikinci isim olarak Mustafa Fehmi Okay'ı gösterdi.

Habib Kanat ile Hüseyin Fehmi Işık'ın gözaltına alındığı operasyonda Okay için de yakalama kararı çıkartıldı. Ancak, Okay operasyonun başlamasıyla birlikte sır oldu. Polis, Okay'ı bulmak için İstanbul ve Ankara başta olmak üzere 6 ayrı adrese baskın düzenledi. Yapılan tüm aramalara karşın zanlı Okay bulunamadı. Okay'ın yurtdışına kaçacağı duyumu üzerine de harekete geçildi. Emniyet, bu çerçevede başta bütün havalimanları ile sınır kapılarına Okay'ın resminin de bulunduğu yazılı uyarı gönderdi.

Sevkiyatı turizm şirketi üstlenmiş

Bu arada, Tuzla ve Pendik'teki imalathanede ele geçirilen 'amfetamin' maddesi ile imal edilecek captagonun Ortadoğu ülkelerine sevk edileceği değerlendiriliyor. Uyuşturucuyu Ortadoğu'ya bir turizm şirketinin ulaştıracağı saptandı. H. Turizm'in sahipleri Ş.H., Ş.H. ve İ.H.'nin operasyon başlamasıyla birlikte tıpkı Mustafa Fehmi Okay gibi kayıplara karıştığı belirlendi. Firma sahipleri ile Okay'a operasyon bilgisini kimin sızdırdığı incelemeye alındı. Dinlemelerde, İstanbul'da yaşayan Ş.H.'nin babası ile kardeşini arayarak, "Acilen geziye çıkın. Uzun bir gezi olsun. Para bulunca ben de gelicem. İstanbul'da deprem var." dediği belirlendi.

"Senin ne iş yaptığını biliyorum"

Teşekkül oluşturarak uyuşturucu kaçırmak, uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı yapmak, uyuşturucu imal etmek iddialarıyla suçlanan çetenin gece hayatı da savcılık oluruyla dinlenen telefon kayıtlarına yansıdı. Zanlılardan bazılarının kamuoyunun yakından tanıdığı mankenlerle ilişkide olduğu anlaşıldı. Y.E., T.Ö., A.C., P.E., E.G., B.D. ve A.K. adlı mankenler ile yapılan görüşmeler kayda alındı. Hüseyin Fehmi Işık'ın bu isimlerle Çırağan Sarayı'nda bir araya geldiği belirtiliyor. Y.E.'nin bir görüşmesinde Işık'a, "Senin ne iş yaptığını çok iyi biliyorum. Bak beni kızdırma açıklarım haa." dediği belirlendi. Soruşturmanın ilerleyen safhalarında savcılığın özellikle Işık'a yakınlığıyla bilinen Y.E.'nin ifadesini alacağı bildirildi.

--------------------------------------------------------------------------------

Tutuklanan emniyetçi Emin Arslan, Susurluk'ta da ifade vermiş

Geçtiğimiz gün iki emniyet müdürü ile birlikte İstanbul Adliyesi'ne getirilerek burada tutuklanan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan'ın, daha önce de TBMM Susurluk Komisyonu tarafından bilgisine başvurulduğu anlaşıldı. Komisyon raporlarında, Arslan'a uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanan Yaşar Öz'le ilgili bilgisinin sorulduğu, Emin Arslan da, amirlerinden aldığı talimat gereği Öz'ün pasaport işlemlerinin çabuklaştırılmasına yardımcı olduğunu söylediği görülüyor. Emin Arslan'ın ifade verdiği bir başka soruşturma ise Korkmaz Yiğit'in Yüce Divan'a sevk edilmesinden sonra, Alaattin Çakıcı ile ilişkisinin sorgulanması sırasında yaşanmış. Arslan'a, Çakıcı'nın bilgilerinin neden geç ulaştırıldığına dair soru yöneltilmiş. Arslan'ın ismi, Yargıtay üyesi Osman Paksüt'ün aracının takip edildiği iddiası sırasında da gündeme gelmişti. Paksüt, ailece görüştüğünü ifade ettiği Emin Arslan'ın ekibini arayıp özür dilemişti. Son olarak Danıştay saldırganı Alpaslan Arslan'ın silahının teslim edildiği emniyet görevlisi olarak gündeme gelen Emin Arslan, bu konudaki iddiaları yalanlamıştı.
Aktifhaber

Serdar Turgut/Akşam
CHP'ye düşen görev

CHP’nin ‘dinleniyoruz’ iddiaları ile tırmanan gerilim dün çok tuhaf bir sonuca bağlanmaya başlandı.

Absürd bir durum söz konusuydu. Koparılan onca yaygaradan sonra ortada koskocaman bir hiçlik olduğu şüphesi doğdu.

Dinlendiği söylenen kişinin, yanlışlıkla telefonunu açık bırakması gibi bir şey olabilir miydi? Tabii ki; neden olmasın...

Bu benim neredeyse daima yaptığım bir kazadır ve bazı durumlarda bu vahim sonuçlara da yol açabilir. (Bu konuda 5. sayfaya bakılabilir).

Böyle bir şey yaşandığı zamanlarda dinlemeyi yapanın da yanlış yaptığını söylemek kolay değildir. Çünkü gizliliği seyretme ve dinleme, insanoğlunun vazgeçemediği günahlardan veya keyiflerden bir tanesidir.

O durumda, dinlemeyi yapan kişinin kazayla da olsa duyduklarını yazmasının etik olduğunu söylemek pek mümkün değil. Ama bu konuda kimseye etik dersi vermeye de girişmeyeceğiz.

Çünkü malumunuz biz başkalarının işine burun sokmaktan ibaret olan sevimsiz bir meslek dalındayız maalesef ve geçmişte Bakanlar Kurulu salonuna dinleme böceği koyup da sonra duyduklarını haber yapan gazeteciler de tanımışlığımız vardır.

İşte bu nedenlerle kimseye ‘şöyle davranmalısınız’ diye ders vermeye girişmeyeceğiz.

Dünkü ‘Gündem’ yazısında absürd sonuca varmaya başlasa da ortada bir büyük skandal olduğunu ve eğer muhalefet partisi dinlendiyse iktidar partisinin, dinleme yoksa da boş yere fırtınalar koparan muhalefet partisinin başının belaya girmesinin kaçınılmaz olduğunu söylemiştik.

Dahası birinci olasılık geçerli olsaydı Başbakan Erdoğan’ın, eğer ikincisi doğru çıksaydı Baykal’ın istifa etmesi gerektiğini yazacaktık.

Görünen o ki; ortada bir dinleme olayı yok. Sadece CHP’nin kriz çıkarmaya yönelik saldırgan tavrı var.

Eğer ortaya çıkmaya başlayan tablo gerçekten doğruysa, ortada sadece bir kazadan ibaret dinlenme meselesi varsa, o zaman CHP lideri de, genel sekreteri de hemen istifa etmeli. Bu yaşananların bedelini ağır bir şekilde ödemek zorundalar.

Çünkü eğer denilenler doğruysa:

1- CHP tüm inandırıcılığını yitirmiş olacak.

2- CHP Lideri Baykal bir liderde olması gereken tüm özellikleri kaybetmiş bir insan olarak ortada çırılçıplak kalacak (‘kral çıplak’ anlamında).

3- Çok ağır suçlamaları hiç araştırmadan ortaya atabilen bir parti, halk nezdinde kalan son meşruiyetini de kaybedecek.

4- Memleket çok ihtiyaç duyduğu muhalefetten yoksun kalacak.

5- Ülkede üzerine gidilmesi gereken birçok sorun var. Bunlar arasında yasadışı dinleme olayları da mutlaka vardır. Bundan sonra bu tür olayların rasyonel bir biçimde soruşturulması imkansız hale getirildi.

6- CHP bu son fiyaskodan sonra dikkatini çekmekte olduğu tehlikelere ülkeyi kendi eliyle teslim etmiş oldu. AKP, tek başına başaramadığını CHP’nin yardımıyla başardı.

Eh, bütün bunların ülkeye vereceği zararın bedelini de herhalde birileri ödemeli tabii ki.

Dinleme gerçekten olmuş olsaydı, AKP aleyhine de bazı maddeler sıralayıp onların da bedelini Erdoğan’ın ödemesi gerektiğini yazmayı planlıyorduk.

Şimdi CHP’den gelecek haberi bekliyoruz.

CHP'li Başkan'dan 'Peygamber' Gafı
01 Mayıs 2008 15:31

CHP Denizli İl Başkanı Ali Kavak, CNNTürk'te "Hz. Muhammed"e yönelik tartışılacak yorumlar yaptı. Ahmet Hakan kapatmaya çalıştıysa da daha beter oldu..

Başörtüsünü "Hitler'in faşist gömleği ile karşılaştıran" CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'den sonra skandal bir kıyas da CHP Denizli il başkanından geldi.

CNN Türk'te yayınlanan Tarafsız Bölge programına katılan İl Başkanı Ali Kavak, Denizli'nin gittikçe muhafazakârlaştığını iddia etti. Vali yardımcısını eleştiren Kavak, "Dünya Hz. Muhammed gibi bir lideri bekliyor, şeklinde konuşuyor vali yardımcısı. Yani Atatürk gibi bir lideri bırakıyoruz biz Denizli'de. Tabii Hz. Muhammed dinî liderdir. Yeni baştan şeye getiriyoruz." dedi.

Bu sözler stüdyodaki herkesi şoke ederken, duruma müdahale eden program sunucusu Ahmet Hakan, "Hz. Muhammed'le Atatürk'ü karşı karşıya getirmeyelim. O çok yanlış olur. Bir kısa ara verelim en iyisi." uyarısını yaptı.

Katılımcıların "CHP'ye de haksızlık olur." demesi üzerine Hakan, "Evet, bu CHP'ye de haksızlık olur. Başkana da haksızlık olmasın, öyle demek istemedi, yanlış anlaşılabilir. Bir düşünsün, belki onu da düzeltme imkânı olabilir." ifadesini kullandı.

Verilen aradan sonra tekrar söz alan CHP il başkanı, skandal sözleri düzeltmeye çalışırken yeni bir gaf yaptı. Kavak, bu kez de Hz. Muhammed'e "İslam'ın kurucusu" nitelendirmesinde bulundu: "Hz. Muhammed, İslam'ın ilk kurucusu ve peygamberidir. Mustafa Kemal de laik Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusudur. Vali yardımcısının görevi burada tesettürlü ilkokul öğrencilerinin başında durmak değil, ilkokul öğrencilerine tesettürü giydirenlere ve ilahi söyletenlere, kamu binası önünde ilahi söyletenlere karşı soruşturma açmak olmalıdır laik Türkiye Cumhuriyeti'nde. Ben bunu söylemeye çalıştım. Yoksa kesinlikle bir karşılaştırma söz konusu değil."

CHP'li Ali Kavak, gelen tepkiler üzerine ise suçu reklamlara attı. Reklâmlar araya girince cümlesinin tamamlanmadığını belirten Kavak, "Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran bir liderdir. Hz. Muhammed de bizim dinimizin lideridir dedik. İlk cümle kaldı, sonraki cümle de var arada dikkat ederseniz. Hiçbir zaman Atatürk'ü Peygamber'in yerine, Peygamber'i Atatürk'ün yerine koymamız söz konusu olmaz. Reklâmların girmesini teknik bir hata olarak görüyorum. Peygamber'i siyasi liderle, Atatürk'le karşılaştırmayız." savunmasını yaptı.

aktifhaber

Tamer Korkmaz
Dallas tişörtü giymiş Erol Taş

Deniz Baykal'ın bayram tatilinde giydiği Dallas Mavericks tişörtü için “Aslında tam 12'den vurdu” gibi ince eleştiriler yapanlar oldu.

NBA'de oynayan Dallas Mavericks'in “tarihinde tek bir şampiyonluğun dahi bulunmaması” ile Baykal'ın hiçbir genel seçim kazanamadığı siyasi hayatı arasında paralellik kuruldu:

Dallas tişörtü ile CHP liderinin birbirini tamamladığından dem vuruldu.

Doğrusu manidar bir espriydi bu ama Dallas tişörtünde çok daha ilginç bir metafor var…

Dallas denildiğinde, basketbol takımıyla kıyaslanamayacak düzeyde -bir dönem sadece ABD'de değil dünyanın dört bir yanında büyük ilgiyle izlenmiş- ünlü dizi akla geliyor.

Dallas -aynı zamanda Kennedy'nin suikasta kurban gittiği kent olarak; adı o fevkalade çürütücü dizi sayesinde “entrika” ile özdeşleşmişti.

Larry Hagman'ın canlandırdığı dizinin kötü adamı J.R karakteri “kötü adam”lığın zirvesi olarak hafızalara kazınmıştı.

1978-91 yılları arasında yayınlanan Dallas dizisi vaktiyle Türkiye'de de çok tutulmuştu:

Gerçek hayattaki siyasi dizimizde ise çok geçmeden Dallas'takileri bile gölgede bırakan entrikaları, J.R'a birkaç tur bindiren politik karakterleri izler olmuştuk.

Dallas dizisi çok gerilerde kalmışken; yıllar sonra bir bayram sabahında Deniz Bey, Dallas Mavericks tişörtüyle çıka geldi!

*

Bu sütunda CHP liderini kimi zaman Erol Taş metaforu üzerinden anlattığımı hatırlayacaksınız.

Deniz Bey, fazla açık verip “Erol Taş Tişörtü” giyecek değildi ya!

Ziyanı yok, Dallas metaforuyla maksat hasıl oldu.

Erol Taş, Yeşilçam'ın en iyi kötü adamıydı:

Uzun yıllar önce Anadolu'nun bir ilçesine film çekmeye gittiklerinde, sanatçı arkadaşları büyük ilgi görürken; kahramanımız, kötü adam rollerini çok iyi oynayan bir aktör olmanın “ceza”sını çekmiş; “tepkili” kasaba halkı ellerine geçirdikleri ne varsa Erol Taş'ın üzerine fırlatmışlardı.

Boşuna “Baykal, bir nevi Erol Taş'tır” demiyorum.

*

CHP'nin bu gidişle iktidarı görmesi hayal de, bir an için kazara olduklarını varsayalım; Başbakanlık koltuğundaki Baykal “rejim krizi”ne oynayamadığı için herhalde bunalım geçirir.

Beş yıl önce 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi esnasında henüz Erol Taş kıyafetini giymemişti, Baykal; o yılın 23 Nisan'ından itibaren provalara başlamıştı:

Gösterime giremeyen “Sarıkız-Ayışığı” filminin gizli çekimleri esnasındaysa setlere dönmüştü!

Oradan “Ergenekon'un Avukatıyım” noktasına kadar geldi.

Dallas Mavericks bile bir gün gelir NBA'de şampiyon olabilir; ya Baykal'ın CHP'si?

tkorkmaz@yenisafak.com.tr

BAYKAL AĞZINDAN KAÇIRDI
21 Nisan 2009 14:38

Ergenekon savcı ve hakimiyle ilgili yaptığı hamleleri ağzından kaçırdı.

İlk olarak Sabih Kanadoğlu'nun ortaya attığı, YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun iyice gündeme soktuğu; "Ergenekon Davası'na yeni savcılar atansın" LOBİ'sinin içinde, CHP Lideri Baykal'ın da olduğu kendi ifadeleriyle ortaya çıktı.

Fikret Bila, Murat Yetkin ve Enis Berberoğlu'yla hemen her sabah uzun değerlendirmeler yaptığını bildiğimiz Baykal, Ergenekon konusunda konuşurken, "yeni savcı" formülünün içinde olduğunu ağzından kaçırdı. Bu aynı zamanda Baykal'ın, bir yargı işi olan Ergenekon Davası'nda yargılamayı yapanlara karşı hamleler yürütmekte olduğunu itirafıydı.

Hatırlayacağınız gibi yürütülen yoğun baskı sonucunda Ergenekon Davası'na yeni savcılar atanmıştı.

Ancak, yeni savcılar da önlerine çıkan deliller ışığında Ergenekon Davası'nda hukuk çerçevesinde ilerlemişlerdi.

Savcı sayısı artırılsın formülü tutmayınca şimdi "hakim" formülü devreye sokulmuş gözüküyor. Üstelik işaret fişeğini Sabih Kanadoğlu değil, Baykal çaktı bu sefer.

Baykal, Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu'na verdiği demeçte, hem "savcı hamlesini" itiraf etti, hem de hakimlere yönelik yeni statejisini..

" Baykal: Bu dava böyle gitmez. Bak daha önce sanıyorduk ki ortaya çıkan hukuksuzluklar 2-3 savcıdan kaynaklanıyor, genişletelim, daha angaje olmayan bir savcı kadrosu koyalım, beş yeni savcı önerelim iş belki toparlanır zannediliyordu. Şimdi bunun işlemediği anlaşıldı. Savcılar değişirse bu davanın seyri daha çok hukuka çevrilir diye düşünülüyordu öyle değil mi?

Berberoğlu: Evet.

Baykal: Tam tersi oldu. Demek ki işin daha temel zafiyeti var. Nedir o temel zafiyet? Kardeşim bu davanın kurgusu emniyet kurgusudur. Bilinen kimliği ile emniyet bu davayı götürüyor. Savcı var, ama bu böyle gidiyor. Şimdi benim umudum hákimlerde."

"Savcı sayısının artırılmasıyla bir siyasetçinin ne işi olabilir. Yargıya müdahale denilen şey bu değil midir?" soruları ne ifade eder bilmiyorum.

Baykal hızını savcı ve hakimler üzerinden yürüttüğü hemlelerle de alamıyor çünkü. Ergenekon'la birleştirilen Danıştay Davası'nda, Veli Küçük ve Muzaffer Tekin'le bağlarını itiraf eden sanığa "sahtekar" diyor.

Gördüğünüz gibi Baykal burada hakim rolünde. İfadenin sahibine hükmü yapıştırdı bile.

Bu kadar mı?

Değil.... Baykal, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nı bu davaya destek oldukları için suçlarken daha da ileri gidiyor ve kamuoyunu da suçluyor.

Bir hukukçu olan Baykal'ın, siyasi kimliğiyle savcı sayısının artırılması noktasına kadar Ergenekon Davası'na direkt müdahil olması; kamuoyunu davaya destek oldukları için suçlayacak duruma gelmesi ilginç bir nokta.

İnsanın Baykal'la ilgili Ergenekon'un elinde malzeme var dedikodusuna inanası geliyor.

Cevheri Güven/Aktifhaber

22 Kasım 2009 17:10
Kılıçdaroğlu'na 2. Protesto Şoku
CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kemal Kılıçdaroğlu, Avusturya'nın başkenti Viyana'da Alevilerin yoğun protestosuyla karşılaştı.

Viyana Alevi Birlikleri'nin toplantısına katılmak üzere Avusturya'nın başkenti Viyana'ya gelen CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kemal Kılıçdaroğlu, Alevilerin yoğun protestosuyla karşılaştı. Kürsüye davet edilen Kılıçdaroğlu, yoğun protesto sonucu konuşmadan inmek zorunda kaldı.

Kontrolü sağlamakta zorlanan dernek görevlileri polis çağırmak zorunda kaldı.Protestocular, salonda "Faşist CHP" diye slogan attı.

Kemal Kılıçdaroğlu, dün de Almanya'da protesto edilmişti. Kılıçdaroğlu, Alevi Kültür Merkezi'nin davetlisi olarak katıldığı Münih'te katıldığı bir toplantıda Onur Öymen'i savununca salon karışmıştı. Avrupa Alevi Federasyonu yönetiminden Mahmut Akgül, "Öymen'in açıklamalarını şiddetle kınıyoruz. Dersim katliamını öven sözlere göz yummak ilkesizliktir. Kendisine Aleviyim, devrimciyim, demokratım diyenlerin CHP'de, durmaları ilkesizliktir. Protesto ediyor, toplantıyı terk ediyoruz." diyerek, Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını bölmüştü.
aktifhaber

Etiketler: chp içki laiklik yolsuzluk deniz baykal ihale Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Cumhuriyet Gazetesi darbe yolsuzluk silah zina fuhuş kumar ezan kur'an din türban uyuşturucu operasyon aranıyor

CHP'de sular durulmayacak
Mahmut ÖVÜR
18 Haziran 2010
Sabah

Kurultay'dan sonra CHP'de neler olup bittiğini anlayan var mı acaba? İstanbul il başkanlığı ekseninde çıkan kavga neredeyse "değişim rüzgârını" bile gölgede bıraktı.
Ama bu kavganın boşuna yapılmadığı çok açık...
22 gün direnen Gürsel Tekin sonunda İstanbul'a veda etmek zorunda kaldı ama kişisel hanesine de artılar yazdırdı.
Ama asıl kazanan yine Önder Sav oldu.
Bir süreliğine de olsa CHP'nin kavgalı parti görüntüsü vermesine yol açtı ama İstanbul gibi bir ili elde ederek de önemli bir hamleye imza attı.
Hem de büyük medya desteğine rağmen...
İşin ilginç tarafı şu: Sanki bu oyun, çok daha önce, yani kurultay sürecinde kurgulanmış, sonra da adım adım hayata geçirilmişti.
Çünkü İstanbul'un, hem Türkiye'yi etkilemek açısından elde tutulması gerekirdi, hem de Tekin'i bir kez daha güçlü kılmamak için önemliydi.
Ortaya çıkan sonuca bir bakın; CHP tarihinde başka bir örneği var mı bilmiyorum; Berhan Şimşek önce MYK'ya seçiliyor sonra da İstanbul'a İl Başkanı olarak atanıyor.
Ve insanın aklına şu soru takılıyor: Acaba CHP'de başka adam yok mu?
Kuşkusuz bu soru Berhan Şimşek'in kişiliği ve siyasi kimliğiyle ilgili değil. Ortada izleyenlerin anlayamadığı garip bir durum olduğu içindir.
Günlerce İstanbul İl Başkanı eksenli tartışmaya rağmen bir adım atılmıyor, kavga yükseltiliyor ve bir an geliyor Sav devreye girip sorunu çözüyor.
"Kemal Bey, o arkadaşımız MYK üyesi olmak istemiyor mu? Onu buraya alalım Berhan'ı oraya atayalım."
Olay bir dakikada çözülüyor.
Peki, neden bu noktaya kadar beklendi?
İşte "kurt politikacı" olmak böyle bir şey. Bu hamleyle hem İstanbul il, sorunsuz biçimde, olağanüstü kongreye gitme riskine girmeden el değiştirmiş, hem de Gürsel Tekin kâğıt üstünde zafer kazanmış gibi gösterilerek etkisiz hale getirilmişti. Eğer, Tekin devreden çıkartılmasaydı İstanbul ilin olağanüstü kongreye gitmesi engellenemezdi. Şimdi Berhan Şimşek rahat bir şekilde yeni bir yönetim oluşturacak. Bu arada merak ediyorum; acaba İstanbul il yönetiminden istifa ederek "yol açan" 8 eski il yöneticisi nasıl mükâfatlandırılacak?
Tekin'in yukarıda ne yapacağına gelince... İşi zor. Öncelikle şu merak ediliyor: Madem MYK üyesi olacaktı o zaman neden ilk Parti Meclisi toplantısında seçilmedi?
Daha ilginç bir kaygıyı, Sav'a yakınlığıyla bilinen Ali Topuz, www.hurhaber.com'a verdiği demeçte dile getiriyor:
"Gürsel Tekin için mahkeme kararı var. 2.5 yıl hapis cezası kesinleşmiş ve 2.5 yıl kamu görevinden yasaklanmış birisi. Şimdi diyelim ki böyle biri geldi ve genel başkan yardımcısı oldu. Bir müddet sonra da davası Yargıtay'da onaylandı. Kelepçeyi taktılar, götürdüler. Bu parti için olacak şey mi?"
Sahi ne olacak o zaman? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çıkıp ne diyecek?
Peki, Tekin ne diyor?
Onun cevabı parti içinde bu kavganın bitmediğini gösteriyor: "İktidarın bile cesaret edemediği şeyleri benim arkadaşlarım bana yaptı. İstanbul lobisidir. Bu lobi ile mücadeleyi tek başıma vereceğim. Bu partide kirli ilişkiler olmayacak."

40 gün önce 40 gün sonra
Bu noktada ilginç bir hazırlığı da dikkatle izliyorum, Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, "Yargılanıyorum partime zarar vermemek için istifa ediyorum" diyor. Adapazarı CHP il başkanı da benzer bir açıklama yapıyor. Bunların altında hem kamuoyuna hem de bazı partililere ince bir mesaj var.
Bu arada Tekin'in MYK'ya ne zaman seçileceği de önemli. İki ayda bir toplanan MYK, olağanüstü toplanmazsa sanıyorum ikinci toplantısını 40 gün sonra yapacak.
Geçen 40 günde neler olduğuna bakınca gelecek 40 günün neler getireceğini kestirmek pek kolay değil.
Hâlâ masamda CHP'nin 33'üncü Olağan Kurultayı'yla ilgili Parti Meclisi Çalışma Raporu, Kutlu Doğum Haftası'yla ilgili Baykal'ın konuşmasının yer aldığı broşür ve diğer kitapçıklar duruyor. O günlerde her şey Baykal etrafında dönüyordu, bugün ise adını bile anan yok.
Kim bilir önümüzdeki 40 günde daha neler göreceğiz...

Kılıçdaroğlu'ndan Başörtü Yalanlaması

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'ndan ' Kızlar üniversiteye türbanla girecek' haberlerine yalanlama geldi.
'Öyle bir ifadem yok'
Kılıçdaroğlu: Açıklamamda 'Kızlar türbanla okuyacak' ifadesi yok'

Kılıçdaroğlu'nun tepki gösterdiği haber şöyle;

Kılıçdaroğlu 'Kürt sorununu da üniversitelilerin türban sorununu da CHP iktidarının çözeceğini savundu. Kılıçdaroğlu, “Başörtülüler üniversiteye gidebilecekler mi?” sorusuna, “Herkesin okumasına olanak sağlayacağız. Bu konuda kimsenin endişesi olmasın. Biz bu sorunu çözeceğiz” yanıtını verdi.

Toplumsal desteği sağlayacağız. Herkesin okumasına olanak sağlayacağız. Kimsenin endişesi olmasın. Biz bu sorunu çözeceğiz. aktifhaber

'CHP SAĞLIĞA DA KARŞI'

17 Temmuz 2010 23:00
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Anayasa Mahkemesi'nin Tam Gün Yasası ile ilgili kısmi iptal kararı konusunda, 'CHP bugün muayenehanesi olan 4 bin 500 tuzu kuru doktorun yanında duruyor. Vatandaşın burada ne çile çektiğinin ana muhalefet partisi CHP için belli ki hiç bir kıymeti yok' dedi.
Akdağ, kısmi iptalin Sağlık Bakanlığı'ndaki doktorları kapsamadığını, aksine hareket edenlerin "çok ciddi zarar görebileceği" uyarısını da dile getirdi.

Anayasa Mahkemesi'nin Tam Gün Yasası ile ilgili kısmi iptal kararını CNN Türk televizyonunda değerlendiren Akdağ, söz konusu karara göre Sağlık Bakanlığında çalışan hekimlerin, doğrudan işyeri hekimliği yapamayacaklarını belirtti.

"Karar sonrası döner sermaye ödemeleri ile ilgili yeni düzenlemenin ne olacağı?" sorusuna karşılık da Akdağ, "CHP'nin Türk Tabipleri Birliği ile maksadı, Türkiye'de kurulmuş olan ve vatandaşın son derece memnun olduğu sistemi ortadan kaldırmaktı, sistemin ortasına getirip bir patlayıcı koymaktı. TTB de CHP de bunu açıkça ifade ediyor" dedi.

CHP'nin, vatandaşın sağlık konusunda 8 sene boyunca, geçmişte çektiği çileleri çekmemesinden rahatsızlık duyduğunu ifade eden Akdağ, bunun AK Parti açısından olumlu bir durum olduğunu ve partisinin oylarına da yansıdığını ifade etti.

CHP'nin bunu istemediğini, dolayısıyla sistemi tamamen yok edebilecek bir iptal isteminde bulunduğunu kaydeden Akdağ, Anayasa Mahkemesi'nin performans ödemeleriyle ilgili de bir iptal kararı verdiğini, ancak bunun için süre tanıdığını, gerekçe ortaya çıkınca yeni bir düzenlemeye gideceklerini bildirdi.

"Sizce ana muhalefet partisi oy için sağlığı böyle bir riske atmış olabilir mi?" şeklindeki bir soruya da Akdağ, "Elbette, hiç bir kuşkum yok" yanıtını verdi.

Bunun ip uçlarının geçmişte de görüldüğünü, CHP'nin hastanelerin birleştirilmesi ve doktorların zorunlu hizmetine yönelik düzenlemeleri de Anayasa Mahkemesine götürdüğünü hatırlatan Akdağ, "CHP, sağlıkta hangi olumlu adımları atarak vatandaşın işini kolaylaştırmışsak onun karşısına çıktı " şeklinde konuştu.

Döner sermaye ödemeleri ile ilgili yeni bir düzenleme için Yüksek Mahkemenin 9 aylık süre tanıdığını hatırlatan Akdağ, "Gerekçeyi görmemiz lazım, ancak bu sistem devam edecek, bu sistemin devam etmesi çok elzem. Anayasa Mahkemesi 'devam etmesin' deseydi zaten süre vermezdi. O halde detaylarla ilgili bize gerekçelerini söyleyecek, biz de gerekçelere göre o uygulamaları yeniden kanun maddesi haline getireceğiz" diye konuştu.

"Kararın Sağlıkta Dönüşüm Programını nasıl etkileyeceği?" sorusu üzerine de Akdağ, 21 maddeli Tam Gün Yasası'nda vatandaşı ilgilendiren 3 hüküm bulunduğuna dikkati çekti. Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Birincisi, Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki doktorların muayenehane çalıştırmamasıydı, bu gerçekleşti. İptallerden sonra da bu yine gerçekleşmiş durumda. İkincisi, üniversite hastanelerinde çalışan öğretim üyelerinin öğleden sonra özel muayene, özel ameliyat adı altında vatandaşlardan hoca parası alarak onların işini görme durumuydu, bu da ortadan kalktı. Eski sistemden kalan ise üniversite öğretim üyelerinin muayenehane açmaları. O da öğleden sonra olabiliyordu, şimdi akşam mesai bitiminden sonra olabilecek. Yasayla yüzde 100'lük bir iyileştirme tasarlamıştık, bu iptallerden sonra yüzde 80'lik bir iyileştirmeye düştü."

"Türk Tabipleri Birliği'nin kamu hastanelerindeki hekimler için de aynı yola başvuracağı" açıklamasının hatırlatılması üzerine de Akdağ, "Hukuk yolunu devam ettirecektir, ama Türk vatandaşlar birliği ne diyor ona bakmak lazım" dedi.

Türkiye'de 26 bini Sağlık Bakanlığında, 9 bini de üniversite hastanelerinde olmak üzere kamuda 35 bin hekimin bulunduğunu, bunlardan 4 bin 500'ünün muayenehanesi olduğunu, bunların da toplamın yüzde 12'sini oluşturduğunu anlatan Akdağ, "Bütün gürültüyü CHP ve TTB bu yüzde 12'inin ü zerinde koparıyor" şeklinde konuştu.

"Tuzu kuru, (ben çok fazla para kazanacağım)" arzusunda olan bir hekim grubu bulunduğunu, diğer hekimlerin sesinin çıkmadığını kaydeden Akdağ, vatandaşın sesini duyurmak zorunda olduklarına işaret etti.

Akdağ, şöyle konuştu:

"Bir ana muhalefet partisi, bizim duyurduğumuzdan daha fazla duyurmak durumunda. Ama CHP bugün muayenehanesi olan 4 bin 500 tuzu kuru doktorun yanında duruyor. Vatandaşın burada ne çile çektiğinin ana muhalefet partisi CHP için belli ki hiç bir kıymeti yok. Çıkar çevreleri ile oturup kalkıyorlar. CHP içinde hiç bir milletvekili yok mudur, halkın hukukunu koruyacak çok merak ediyorum. 'Arkadaş biz ne yapıyoruz, yarın halkın karşısına çıkıp ne yü zle (sizi muayenehanelere gitmek zorunda bırakan kanun değiştirildiğinde biz Anayasa Mahkemesine gittik iptal ettirdik), nasıl diyeceğiz bunu, gelin bununla ilgili bir şey yapalım' diyen bir Allah'ın kulu çıkmayacak mı, merak ediyorum. Bunlar yarın halkın karşısına çıkıp oy istemeyecekler mi?"

Bir başka soru üzerine Akdağ, yasanın imkanı olanların kamuyla ilişkisi olmayan hekimlerin muayenehanelerine gitmelerinin önünde engel teşkil etmediğini, kamu kaynaklarının özel muayenehaneler yoluyla çıkar için kullanılmasını engellediğini söyledi.

Özel muayenehanelere gidildiğinde bir tetkik ya da ameliyat için daha erkene gün alınabildiğini ifade eden Akdağ, "Bu muayenehanecilik sistemi, kamuyla, üniversiteyle birlikte devam ederse o üniversite ya da kamu hastanesindeki kliniğin doğru dürüst çalışmayacağı açık. Doğru dürüst çalışsa muayenehaneye niye taşınalım, para vermeye çok mu meraklıyız?" şeklinde konuştu.

Varlıklı kişilerin özel muayenehanelerden yararlamalarının önünde bir engel bulunmadığını vurgulayan Akdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Neden bir üniversite öğretim üyesi, bir ana bilim dalı başkanı , hem ana bilim dalı başkanı olacak hem de 'muayenehanem olacak' der. Bunun sebebi çok açık. O ana bilim dalı başkanlığını muayenehanesi için bir şekilde kullan ıyor da ondan. Ama şunu da çok açık söyleyeyim, bugüne kadar bu muayenehane, hastane yoluyla devam eden suiistimallerin bundan sonra çok daha üstüne gideceğiz. Biz vatandaşımızı korumaya kararlıyız."

Akdağ, "Muayenehanelerde çalışanların işsiz kalmakla karşı karşıya bulunduklarına" ilişkin iddiaların hatırlatılması üzerine de, buralarda en fazla 7 bin dolayında kişinin çalışmasının söz konusu olabileceğini belirterek, "Bu 7 bin kişiyi koruyalım derken 73 milyon kişiyi sıkıntıya düşürüyoruz, böyle bir şey olmaz" dedi.

Akdağ, canlı yayına verilen arada Başbakan Erdoğan ile telefonla gö rüştü. Bakan Akdağ, daha sonra canlı yayında Başbakan Erdoğan'ın konuyla ilgili mesajlarını da iletti.

İşin önemli tarafının halkın alacağı hizmet olduğunu kaydeden Akdağ, "Başbakanımız da bu anlamda biraz damdan düşmüş bir kişi. Bu işlerin siyasetinin konuşulduğu, lobiciliğinin yapıldığı Ankara, bu siyaseti konuşanların ve lobiciliği yapan kişilerin bir kısmı itibariyle milletin, halkın derdinden haberdar değil. Çok açık söylüyorum, 'halkçıyım' demekle filan halkçı olunmuyor. Halkın tarafında duran politikaları takip edeceksiniz, halkın yanında olacaksınız" şeklinde konuştu.

"Doktorlara muayenehane müjdesi" şeklindeki başlıkları eleştiren Akda ğ, "Peki doktora muayenehane müjdesi de, vatandaşa muayenehane çilesi mi? Anayasa Mahkemesi'nin aldığı son karar, aslında 'Üniversite çalışan öğretim üyeleri açısından, üniversite hastanelerinde vatandaşa muayenehane çilesine devam kararı verildi' diye atılmalıdır" ifadesini kullandı.

Ülkede "Muayenehanelere gidip rahatça para öderiz" diyebileceklerin oranının düşük olduğunu ifade eden Akdağ, "Politikaları, Ankara'da TBMM çatısı altına gelen bir takım muayenehaneci doktorların lobileriyle yürütmeye çalışanlar çok yanılıyor. Millet onlara iyi bir ders verecek, bundan eminim" sözlerini kullandı.

Başbakan Erdoğan'ın kendisinden iletmesini istediği diğer husus ile ilgili bir soru üzerine Akdağ, "Hukukun yanında duracaklarını" ifade ederek, şunlara dikkati çekti:

"TTB'nin teşvik ya da provoke ettiği gibi hekimlerimizi, 'gidin muayenehane açın, sonra mahkemeye verirsiniz'... Bu arada o hekimlerimiz çok ciddi zarar görürler. Kendileri idari cezalar alacaklardır, memuriyetten çıkarılmaya kadar bu iş gidebilecektir. O bakımdan bütün hekimlerimizi ben buradan dikkatli olmaları konusunda uyarıyorum, bu çeşit provokasyonlara aman kanmasınlar, hukuk neyse o yerine getirilir. Üniversiteler açısından bunun açık tutulmasına bir şey diyemiyoruz. Tamam Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verdi, bana göre yanlış, sübjektif, ama ne yapabilirim, yapabileceğim şey hukuka uymaktır. Öte yandan Sağlık Bakanlığında çalışan değerli meslektaşlarım da hukuka uyacaklardır."

Bir başka soru üzerine, Tam Gün Yasasındaki radyoloji çalışanlar ının çalışma saatleri ile ilgili hükmün iptal edilmediğini hatırlatan Akdağ, bu personelin bir yıllık ışın dozlarının uluslararası kurullara göre belirlendiğini, bu hususta herhangi bir risk bulunmadığını söyledi.

Akdağ, "Burada önemli olan, uluslararası kurallara uygun biçimde doz aşımı yapılmayacak tedbirlerin alınmış olmasıdır" dedi.

"Tomografi çekimiyle ilgili yeni bir düzenleme olup olmayacağı" sorusu üzerine ise Akdağ, tomografinin bir tarama vasıtası olamayacağını, ama hastalıkların teşhisi için önem taşıdığını belirtti. Akdağ, hekimlerin gereksiz tomografiye yönelmemelerinin önem taşıdığını, bu konuda eğitim çalışmalarına başladıklarını bildirdi.

Mecburi hizmete giden doktorların batı bölgelerine tayinleri ile ilgili bir soruya karşılık da Akdağ, tayin taleplerinin puanlama sistemine göre yapıldığını, bunun çalışma süresi ve çalışılan yerin zorluk derecesiyle bağlantılı olduğuna işaret etti.

Akdağ, "Biz burada adil bir sistem ortaya koymuş durumdayız. Hizmet puanlarıyla tamamen şeffaf bir biçimde noter huzurunda kura yapılıyor" şeklinde konuştu.

19 Temmuzda birinci yılını dolduracak kahvehane ve cafe gibi yerlerdeki sigara yasağına ilişkin bir soru üzerine de Akdağ, "ikram sektörü" denilen kahvehane ve bar gibi yerlerde ödenen KDV miktarının bir yıl içinde arttığını belirtti.

Bu sürede yeni açılan kahvehane sayısının da yükseldiğine işaret eden Akdağ, anketlere göre vatandaşların da bu yerlere daha sık gitmeye başladığını anlattı.

Akdağ, "Bunları yan yana getirdiğinizde ikram sektörüyle ilgili sıkıntı olmadığı açık. Hiç bir aile eskiden çocuğuyla oralara gidemiyordu. Vatandaşın yüzde 90-95'i 'bu kısıtlamalar devam etsin, biz çok rahatız' diyor" görüşünü dile getirdi.

Bu konuda cezalardan ziyade toplumun yasakları benimsemesinin önem taşıdığını kaydeden Akdağ, "Sadece cezalarla filan bunu yenemezsiniz, ama gelin görün ki bunu da mahkemeye götürüyor" diye konuştu.
haber10


Haşmet Babaoğlu
Diyanet meselesi: Ezberler ve gerçekler

Bizde hep böyledir... İslamcı, İslam'ı bilip öğrenmekten kaçınır.

Sosyalist, sabah akşam kapitalizmi analiz eder ama sosyalizmin eleştirel analizinden fena halde sıkılır.

Kemalist, Mustafa Kemal'i ve çağındaki uygulamaları merak edip öğrenmek yerine beşinci sınıf kaynaklardan toparlanmış üç beş ezberle idare eder.

Liberal, sosyal ve ekonomik alanlarda serbest rekabeti değil, iş hayatını ve kartelci işadamlarını sever.

Laiklik meselesinde de durum aynıdır.

Ezberlenmiş yanlışlar, peşin yargılar basit fakat gerçek bilgiden daha üstün tutulur.

***

Geçen hafta Diyanet İşleri Başkanı'nın Kuran okuma tavsiyesini yanlış ve laikliğe aykırı bulanlara karşı "bundan daha normal ne olabilir, kaldı ki bu tür tavsiyeler bana göre Diyanet'e yasa yoluyla verilen görevlerdendir" dedim ve 1965 tarihli yasanın ilk maddesini hatırlattım ya...

Gelen okur mektuplarından bazıları çok ilginçti.

Şaşkındılar.

"Bir laik devletin yasasında İslam dinine böyle vurgu yapılmaması gerekir, yanlış yazmış olabilir misiniz?" diye soran bile vardı.

Bilmiyorlardı.

Çünkü gerçekte ne laikliği, ne de Cumhuriyet'in kuruluşunu öğrenmeye niyetleri yoktu!

Öyle olsalar "Diyanet ateistlerin de, Hıristiyanların da Diyanetidir" gibi garip tezler öne süreceklerine, "laik bir düzende Diyanet'e ne gerek var" demeleri gerekirdi.

Gülünç biçimde "dinsiz Diyanet" isteyeceklerine "Diyanet'siz rejim" talep etmeleri daha doğru olurdu.

Ama dertleri başka! Beğenmediklerini tepelemek için kullandıkları birkaç sopadan biri "laiklik", o kadar!

***

Bir okurum da "Büyük Atatürk'ün Diyanet'i böyle değildi" demiş. "O Diyanet Kuran okunmasını tavsiye etmezdi" imasıyla tabii...

Belli ki, ilk Diyanet yasasını ve 1925'te TBMM'nin Kuran tefsiri ve hadis tercümeleri için ödenek ayırıp Diyanet İşleri Reisliği'ne bu görevi verdiğini bilmiyor. "Hak Dini, Kuran Dili" ve "Sahih-i Buhari" tercümesinin hazırlanması ve 1927'de Türkçe bir hutbe mecmuasının basılıp dağıtılması sürecini öğrenmek zor geliyor.

Bizim "laikçi"lerin hesaplaşmaktan kaçındığı tarihi gerçek açıktır: Cumhuriyet laikliği bir rejim olarak uygulamaktan çok ideoloji olarak benimsemiştir.

Devlet, dinin kendi üzerindeki etkisine önlem alırken, din üzerinde özellikle etkili olmayı hedeflemiştir.

Problemin de, çözümün de kaynağı tam bu noktadır.

Sabah

Kaseti Baykalcılar Mı Sızdırdı?
10 Ağustos 2010

CHP'de yeni bir kaset skandalı patlak verdi. Baykal'ı CHP liderliğinden eden 'skandal kaset'ten sonra çıkan yeni kaset CHP'de şok etkisi yaptı.
CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın kaset skandalının ardından CHP'de ikinci kaset skandalı ortaya çıktı. CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi'nin "yatak" sahnelerinin olduğu kaset internet sitelerine düştü. Hamzaçebi ile ilgili kasetin Baykal kanadı tarafından internete servis edildiği iddia ediliyor.

CHP'li Hamzaçebi ile ilgili kaset "yourfilelink.com" adlı video paylaşım sitesinden alınarak "habervaktim.com" isimli internet sitesinde yayınlandı. Baykal ile ilgili kaset de ilk olarak "habervaktim.com" isimli sitede yayınlanmıştı.

CHP'li Hamzaçebi ile ilgili internete sızdırılan kasette yatak görüntülerinin olduğu belirtiliyor. Hamzaçebi'yle bir kadının olduğu videonun görüntüleri internet siteleri tarafından yayınlanamadı.

BAYKALCILAR MI SIZDIRDI?

Hamzaçebi ile ilgili kasetin yayınlandığı sitede "Ülkeye asıl büyük zararı hainler (brütüsler) verirler. İhanet ihanetin kardeşidir. Siyasette veya yatakta olması fark etmez.Bu görüntüler ne komplo kurbanlarına aittir ve ne de montaj eseridir. Gerçektir. Brütüslerin ihanet maceraları -1-" şeklinde anons yapıldı. Görüntülerin sonunda ise "Kendini nasıl hissediyorsun küçük brütüs? Hançerlenmek nasıl bir duygu" ifadesi yer alıyor.

İnternette yer alan kasetle ilgili görüntülerde "bu görüntüler ne komplo kurbanlarına aittir ve ne de montajdır" ifadelerinin kullanılması da dikkat çekti. Bu ifadeler ile Deniz Baykal ile ilgili ortaya çıkan kasetin montaj olduğu imasında bulunulduğu belirtiliyor.

KILIÇDAROĞLU'NUN ADAMI

CHP Grup Başkanvekili ve Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi'nin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yakın isimlerden olduğuna dikkat çekiliyor. Hamzaçebi, Kılıçdaroğlu'nun genel başkan seçilmesinin ardından CHP Grup Başkanvekili oldu. Hamzaçebi, Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile birlikte Grup Başkanvekili olmuştu.

CHP'DE KILIÇLAR ÇEKİLDİ

Hamzaçebi ile ilgili kasetin internete sızdırılması CHP'de parti içi kavganın ürünü olarak gösteriliyor. Kılıçdaroğlu ve ekibinin Hamzaçebi ile ilgili kasetin "Baykal'ın ekibi" tarafından internete sızdırıldığını düşündükleri öğrenildi. CHP içinde kasetin kim veya kimler tarafından sızdırıldığına ilişkin araştırma yapılması kararı verildi.

BAŞKA KASETLER DE VAR

İnternete sızan kaset skandalının ardından CHP Grup Başkanvekili Hamzaçebi'nin Grup Başkanvekilliği görevinden istifa edebileceği konuşuluyor. CHP'deki parti içi mücadelede başka kasetlerin de ortaya saçılabileceği belirtiliyor. Hamzaçebi'nin dışında bir başka CHP grup başkanvekili ile ilgili de kasetin yakında ortaya çıkacağı iddia edildi.

BAYKAL'I İSTİFA ETTİRDİ

12 Eylül'de referanduma götürülecek olan Anayasa değişiklik paketinin Meclis Genel Kurulu'nda görüşmelerinin sürdüğü 8 Mayıs 2010 tarihinde gece yarısı internet sitelerini şok bir kaset düşmüştü. Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok'a ait olduğu iddia edilen kasetin yayınını Başbakan Erdoğan, hemen o gece ilgili bakanlarına talimat vererek durdurmuştu. Görüntülerin ardından 3 gün sessizliğini koruyan Baykal, 11 Mayıs günü düzenlediği basın toplantısında CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa ettiğini açıklamıştı. "Bu kara kampanyaya teslim olmayacağım. Bu hukuksuz ve ahlaksız komplo nedeniyle kimsenin beni sorgulamasına izin vermeyeceğim" diyen Baykal'ın “Yıllardır bekletilen bir kaset yoktur. Bir kaset ele geçirilmiş değildir. Bir komplo imal edilmiştir" demişti.

“Bu komplonun hedefi sadece ben değilim, aynı zamanda CHP'dir" diyen Baykal'ın "CHP de bu kirli tezgahlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım, hem Türkiye siyasetini hem CHP'yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkan tanıyacak hem de CHP'ye bu komplo ile hesaplaşma fırsatı verecektir” sözleri manidar bulunmuştu.
aktifhaber

Baykal'ın dediği çıktı


10.08.2010
"Sadece genel başkan elinden geleni yapıyor" diyerek CHP yönetimini eleştiren Deniz Baykal'ın sözlerinden sonra bugün basına CHP'li Çetin Soysal'ın Bodrum'da güneşlenirken çekilen fotoğraflarının yansıması tartışmayı alevlendirdi...

CHP'nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın dediği doğru çıktı. Geçtiğimiz hafta sonu Baykal'ın, "CHP'de sadece genel başkanın elinden geleni yapıyor" sözlerinden sonra bugün CHP'li Çetin Soysal'ın Bodrum'da yaptığı tatilin görüntülerinin ortaya çıkması yeni bir tartışma başlattı.
CHP lideri referandumda "hayır" için il il Türkiye'yi gezerken, CHP'li Çetin Soysal'ın bir kadınla Bodrum'da güneşlenirken çekilen fotoğrafları basına yansıdı.
Habertürk'te yer alan habere göre, evli ve bir çocuk babası olan Çetin Soysal, fotoğraflar için “Yok öyle bir şey, ben kimseyle güneşlenmedim” dedi.
BAYKAL: "SADECE GENEL BAŞKAN ELİNDEN GELENİ YAPIYOR"
ŞEZLONGDA UYUDULAR
Gümbet'te otelde bir kadınla birlikte kalan Soysal, gün boyu arkadaşıyla havuz başında güneşlendi. Konuyla ilgili soruları yanıtlayan Çetin Soysal, "Bir hanım arkadaşınızla tatildeymişsiniz, öyle mi efendim?" sorusuna, "Olur mu Allah aşkına ya! Nereden çıktı?" diye cevap verip ekledi:
TATİLDE ÇAYIMI İÇMİŞTİR
“Nerede, hangi otelde görmüşler? Ben kimseyle güneşlenmedim. Rica ederim, benim yüzlerce insanla resmim var. O kadın hiçbir şeyim olmuyor. Yanıma gelmişse, sohbet etmişsem olamaz mı? Tanıdığım biri de olabilir, beni ziyarete gelemez mi? Yeğenim de kuzenim de olabilir. Tatile gelmiştir, çayımı içmiştir. Beni hedef mi yapmaya çalışıyorsunuz? Gizli kapaklı iş yapmıyorum. O zaman oraya gitmem. Oturmam ayrı bir şey; ne diye oturmayayım, Allah aşkına..."
10 AYDA 47 KiLO VERDİ
TEKEL işçilerine destek için bir günlük açlık grevi yapmasıyla gündeme gelen 47 yaşındaki Çetin Soysal, sıkı bir diyetle 10 ayda tam 47 kilo vermişti. Evli ve bir çocuk babası olan CHP İstanbul Milletvekili Soysal, kiloları verdikten sonra üzerine bir durgunluk çöktüğünü, yakınlarının da zayıflamasına karşı çıktığını söylemişti. Çetin Bey, önceki gün kadın arkadaşıyla havuz başında karpuz, peynir gibi hafif şeyler yedi. gazeteport

KILIÇDAROĞLU'NUN SSK KARNESİ

11 Ağustos 2010
Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürlüğü döneminde kurumun ilk kez zarara geçtiği ortaya çıktı.
CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürlüğü döneminde, bir önceki yıl kar açıklayan kurumun ilk kez zarara geçtiği ve Kılıçdaroğlu’nun görevden ayrıldığı 1999 yılında da rekor zarara ulaştığı belirlendi.

Hükümetin ekonomik politikalarına ağır eleştiriler yönelten CHPlideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun,SSK Genel Müdürlüğü döneminde kurumun kar eden kuruluştan Türkiye’nin en çok zarar eden kurumuna döndüğü ortaya çıktı. Star'ın haberine göre, refarandum mitinglerinde ekonomiyi bildiğini iddia eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 128 bin lira kar ile devraldığı kurumu 1 milyar 111 milyon lira zararla devrettiği saptandı.

REKOR ZARARLA KAPATTI 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, SSK Genel Müdürlüğü yaptığı 1992-1999 döneminin ayrıntıları netleşti. SSK’nın verilerine göre, 19991 yılında, yani Kılıçdaroğlu SSK Genel Müdürü olmadan önce kurum 128 bin lira kar açıkladı. SSK’nın başına, 1992 yılında Kılıçdaroğlu atandı. 1992 yılından itibaren de kurum zarar etmeye başladı. Bu çerçevede 1992 yılında kurum 2 milyon 556 bin lira zarar açıkladı. Kılıçdaroğlu, 1999 yılında ise başarısız bulunarak dönemin hükümeti tarafından görevden alındı. Kılıçdaroğlu’nun görevini devrettiği 1999 yılında ise kurumun zararı 1 milyar 111 milyon liraya ulaşarak, Türkiye’nin en çok zarar eden kurumu haline geldi.

TAHSİL EDİLMEYEN PRİMLER

Yine Kemal Kılıçdaroğu’nun SSK döneminde, tahsil edilemeyen primlerin tutarında da rekor artışlar yaşandı. Buna göre, Kılıçdaroğlu’nun koltuğa oturduğu 1992 yılında SSK’nın 8.7 milyon liralık prim alacağı bulunurken, bu rakam 1999 yılında 220 milyon liraya ulaştı.

BASİRETSİZ YÖNETTİ İDDİASI

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, SSK’ya zarara uğrattığı devletin resim yazışma ve raporlarına da girdi. Kılıçdaroğlu, 1999 yılında görevden alınmasının ardından Danıştay’da dava açtı.Danıştay5. Dairesi’ne, Çalışma Bakanlığı’ndan gönderilen yazıda Kılıçdaroğlu’nun SSK’yı basiretsiz yönettiği için görevden alındığına ilişkin değerlendirmelere yer verildi.

KILIÇDAROĞLU’NUN SSK KARNESİ: (TL)

1991 128.000 KAR ZİYA YALÇIN SAYIN

1992 2.556.000 ZARAR KEMAL KILIÇDAROĞLU

1993 8.084.000 ZARAR KEMAL KILIÇDAROĞLU

1994 19.399.000 ZARAR KEMAL KILIÇDAROĞLU

1995 81.335.000 ZARAR KEMAL KILIÇDAROĞLU

1996 144.383.000 ZARAR KEMAL KILIÇDAROĞLU

1997 336.000.000 ZARAR KEMAL KILIÇDAROĞLU

1998 447.000. 000 ZARAR KEMAL KILIÇDAROĞLU

1999 1.111.000.000 ZARAR KEMAL KILIÇDAROĞLU

BAKANLIK RAPORU DA SUÇLADI 

Çalışma Bakanlığı’ndan Danıştay’a gönderilen yazıda yer alanKemal Kılıçdaroğluile ilgili bazı değerlendirmeler şöyle:

SSK’nın gelir-gider durumu artı verirken 1992 yılında SSK Genel Müdürlük görevine Kılıçdaroğlu’nun atanmasıyla, kurumun gelir gider durumu ilk defa kırmızı bakiye verdi.

SSK, 1994 yılında 15 milyon lira, 1995 yılında 60 milyon lira, 1996 yılında ise 90 milyon lira Hazine’den yardım almak zorunda kaldı.

SSK, Kılıçdaroğlu’nun Genel Müdürlüğü döneminde ilk defa değeri 5 milyon lirayı aşan gayrimenkullerini satmak zorunda kaldı.

Bugün

CHP'li Hamzaçebi, kaset için konuşmaktan vazgeçti
13:20 - CHP Grup Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, bugün öğleden sonra TBMM'de düzenleyeceği basın toplantısıyla hakkındaki kaset iddialarına yanıt verecekti, ancak son anda konuşmaktan vazgeçti. 11.08.2010 ANKARA netgazete

Kılıçdaroğlu'ndan Emir: Kaybol
13 Ağustos 2010
Kılıçdaroğlu’nun sağ kolu, sıkı Baykal Muhalifi Hamzaçebi’nin bir kadınla kaseti çıktı, Kılıçdaroğlu anında emir verdi.
Deniz Baykal’ı CHP liderliğinden eden görüntülerle ilgili 4 aydır kimse suç duyurusunda bulunmayınca soruşturma da tıkandı

CHP, Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi’nin seks kasetiyle çalkalanırken, ilk kasetin aktörleri Deniz Baykal ve Nesrin Baytok’un 4 aydır ifadeye gitmedikleri öğrenildi. Savcılık yalnızca, ‘özel hayatın gizliliği ihlal’ ile ‘kişisel verilen hukuka aykırı ele geçirilmesi ve ifşa edilmesi’ suçları yönünden soruşturmayı yürütüyor. TCK’da ‘şikayete bağlı suçlar’ kapsamında yer alan olayla ilgili olarak mağdur tarafların ifade vermeye gitmedikleri için soruşturmanın başlatılamadığı öğrenildi.

ORTALARDAN KAYBOL

Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasından sonra Grup Başkanvekilliği’ne getirilen Hamzaçebi de kaset konusunda sessiz. Hamzaçebi’ye Kılıçdaroğlu tarafından, Referandum süreci bitinceye kadar, ortadan kaybolması talimatı verildiği öğrenildi.

Hamzaçebi, internete düşen kasetinde “brütüs” olarak niteleniyor ve S.K. isimli bir kadınla cinsel ilişki görüntüleri yeralıyordu.

Kaynak: Star

CHP´den 30 Vekil DSP´ye Geçebilir
CHP´de Baykalcı vekilleri seçimde bir daha seçilmeme korkusu sardı. Referandumda çıkacak Evet sonrası CHP´de taşlar yerinden oynayabilir.
CHP'de Baykalcı vekilleri seçimde bir daha seçilmeme korkusu sardı. Referandumda çıkacak Evet sonrası CHP'de taşlar yerinden oynayabilir. 30 vekil DSP'ye geçip grup kurulabilir. Anamuhalefetlik ünvanı da gidebilir.


Sabah gazetesi yazarı Mahmut Övür, kulislerde konuşulan CHP'yi bölecek senaryoyu köşesine taşıdı.


Baykalcılar DSP'ye geçerse

CHP'nin başına Kılıçdaroğlu'nun gelmesi eski merkez sağı da, MHP'yi de etkiledi ama en fazla "sol" çevreleri etkiledi. Uzun yıllardır "iktidar" özlemi içinde olanlar, CHP küskünleri, CHP'ye dönmeye, destek olmaya ve umutlanmaya başladılar. Aynı şey DSP'den ve çevresinden de beklendi. Ama Genel Başkanı Masum Türker daha başından itibaren kendi çizgisinden hiç taviz vermedi. Farklı parti olduklarını ve Ecevit'in yolundan gideceklerini söyledi.

Şimdi siyaset kulislerinde yeni bir CHP-DSP ilişkisinden söz ediliyor. Ancak ne var ki bu ilişki öyle bir araya gelme türünden bir ilişki değil. Bu kez iki parti arasında bir araya gelme değil "ayrılık" çanları çalıyor. Nedeni de CHP içindeki Baykalcıların rahatsızlığı. Referandumda görev verilse de verilmese de Baykal'a yakın milletvekillerinin bir daha seçilemeyeceği biliniyor.

İşte bu nedenle referandum sonrası az farkla "evet"in önde çıkması durumunda CHP'de taşların yerinden oynayacağı söyleniyor. Yaklaşık 30 milletvekilinin rahatsızlıkları nedeniyle DSP'ye geçip grup kurması kimseyi şaşırtmasın.

Bu olasılığı Türker'e iletiyorum. Sadece eleştiren değil, doğru zamanda doğru eksende bir muhalefet yaptıklarını söyleyen Türker şöyle diyor:

"Siyasette doğru şeyler söylemek her zaman etkili olmanıza yol açmıyor. Olanaklar da önemli. DSP'nin bir grup kurması durumunda çok etkili olacağını biliyorum. Referandum sonrası çok şey değişecek."
anayurthaber

CHP başörtüsü için 'ulema'ya gidiyor
24 Ağustos 2010, 14:09Anadolu Haber
Kılıçdaroğlu türban raporu hazırlanması talimatını verdi. Çalışmayı yürüten CHP PM üyesi Ayata, AİHMin türban konusunda verdiği kararı inceliyoruz. Din adamlarıyla da toplantı yapacağız dedi.

Genel Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra “türban” konusundaki söylemleri nedeniyle eleştirilen Kemal Kılıçdaroğlu, “türban raporu” hazırlanması talimatı verdi. Çalışmayı CHP PM üyesi ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Sencer Ayata’nın yürüttüğü öğrenildi.

Ayata, “Uzlaşmaya dayalı, hiçbir kesimi rahatsız etmeden, hiçbir kesimin de zafere ulaştıgını düşündürtmeden uzlaşma mümkün mu bunun yanıtını arıyoruz” dedi.

Ayata, yaptığı açıklamada, Türkiye’de özellikle bazı konuların analiz etmeden uzak tartışmalar olduğunu belirterek, türban konusuna hassasiyetle yaklaştıklarını vurguladı. “Türban” konusuna çok taraflı bakmak istediklerini kaydeden Ayata, bu çerçevede yapılanları şöyle özetledi: “Bu çalışma uzun süredir devam eden ama araya referandum çalışmalarının girmesi nedeniyle durakladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin türban konusunda verdiği karar incelendi. Yine Türkiye’de türbana ilişkin kararlar.. Referandum süreci nedeniyle ertelendi. Ancak hedefimizde din adamları ile bir toplantı yapmak da var. Din adamlarının türban konusundaki görüşlerine de başvurmak istiyoruz. Uzlaşmaya dayalı, hiçbir kesimi rahatsız etmeden, hiçbir kesimin de zafere ulaştıgını düşündürtmeden uzlaşma mümkün mu bunun yanıtını arıyoruz.”

Ayata, çalışmanın uzun soluklu bir çalışma olduğunu ve referandum sürecinin ardından hız verileceğini belirterek, “Türban konusu her yönden inceleyip, analiz edeceğiz daha sonra MYK’ya sunacağız” dedi.

Sencer Ayata raporu hazırlıyor

CHP’nin türban raporunu hazırlayan Sencer Ayata, eski Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Prof. Ayşe Güneş Ayata’nın eşi. ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Ayata, CHP’nin 2010 yılındaki 33. Olağan Kongresi’nde en yüksek ikinci oyu olarak Parti Meclisi’ne seçildi.
vatan

Bir Avuç İsrailli İçin Neler Dedi..

İsrail basınına konuşan CHP'li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, Erdoğan'ı kınadı, İsrail'i savundu...
Yedioth Ahronoth gazetesine açıklama yapan CHP'li Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, “İsrail bizim dostumuz. Aramızı bozan Erdoğan'ı kınıyorum” dedi. “Belediye Başkanı'ndan İsrail'e mesaj: Erdoğan'ı kınıyorum” başlığıyla yayınlanan haberde Akaydın, bir avuç İsrailli turistin Antalya'nın en önemli gelir kaynağı olduğunu iddia etti.

Türkiye'nin başta Gazze olmak üzere Filistin'in tamamında uygulanan İsrail zulmüne karşı takındığı tavır dünya kamuoyu tarafından takdirle karşılanırken içimizdeki İsrail hayranlarının hiç de öyle düşünmediği ortaya çıktı. CHP'li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın'ın İsrail basınına adeta Siyonist ağzı ile demeçler verdiği ve Türkiye'nin takındığı tavrı eleştirdiği belirlendi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Gazze'deki drama seyirci kalınmayacağını vurgulaması ve Mavi Marmara gemisine yapılan alçak saldırıda 9 Türk'ün şehit edilmesi sonrası iyice bozulan İsrail Türkiye ilişkileri ile ilgili İsrailli muhafazakarların çıkardığı Yedioth Ahronoth gazetesine açıklama yapan CHP'li Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, “İsrail bizim dostumuz. Aramızı bozan Erdoğan'ı kınıyorum” dedi. “Belediye Başkanı'ndan İsrail'e mesaj: Erdoğan'ı kınıyorum” başlığıyla yayınlanan haberde Akaydın, bir avuç İsrailli turistin Antalya'nın en önemli gelir kaynağı olduğunu iddia etti. “İsrailli turistlerden vazgeçmiyorum” şeklinde konuşup Erdoğan'ın siyasetine karşı olduğunu, ve Türk insanının İsraillileri güler yüzle karşılayacağını taahhüt eden CHP'li Akaydın “Antalya'nın ticareti turizme bağlıdır, özellikle de İsraillilere. Ancak İstanbul ve Ankara'da da İsraillilerin dönüşlerinin beklendiğine inanıyorum” dedi.

ŞEHİTLERLE İLGİLİ TEK KELİME YOK, DERDİ TURİSTLER
Akaydın, “Benim daha okul yıllarından ve gençliğimden bu yana birçok Yahudi arkadaşım olmuştur. Yüzbinlercesini ağırlamaktan onur duydum. Ne yazık ki bu rakamlar 2008'de düşmeye başladı. 2009 yazı daha da düşüktü. En büyük düşüş de bu yıl oldu. Türklerin İsraillileri iyi karşılamayacağı düşüncesi çok yanlıştır. Çünkü Antalya'nın ekonomisi turizme ve özellikle İsraillilere bağlıdır. Geleneklerimizi araştırırsanız, birçok müşterek değere rastlarsınız” diye konuştu.

“BEN ERDOĞAN'IN TAVRINI KINIYORUM”
“CHP adayı olarak katıldığı son yerel seçimlerde Erdoğan'ın adayından daha fazla oy alarak seçilen Belediye Başkanı makam odasına Atatürk'ün büyük bir resmini asmış” denilen İsrailli gazetenin haberinde Akaydın'ın “Ben Erdoğan'ın siyasetini kınıyorum. İnanıyorum ki İstanbul ve Ankara halkı da İsrailli turistlere aynı duyguları besliyor. İsraillilerin parası bizim için iki milletin dostluğundan daha önemli değildir. İki ülkenin ilişkilerinden şahsen çok endişeliyim. Ortadoğu'nun en güçlü ekonomilerine sahip iki ülkeyiz. İlişkilerimizin iyi olması tüm bölge için bir denge unsurudur” sözlerine de yer verildi.

Kaynak: Vakit

İzmir'de başörtüsü yasağına ve CHP'ye protesto

15:20 - Özgür Düşünce Derneği ve Eğitim Hakları Derneği (ÖZGÜR-DER) İzmir Şubesi üyeleri, İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "Başörtüsü sorununu çözeceğiz" açıklamalarını ve İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin başörtülü öğrencilere indirimli kart vermemesini protesto etti. 28.08.2010 İZMİR netgazete

02 Eylül 2010
Bir 'Çözeceğiz' Diyor Bir 'Aşağılıyor'


Çarşaf açılımıyla gündeme gelen ve şimdi de sorunu ben çözerim diyen Kılıçdaroğlu'nun liderliğindeki CHP, referandum için İstanbul'da astığı afişlerde Müslüman kadınların tesettür, rahibe kıyafetine benzetildi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Başörtüsünü biz çözeriz." şeklindeki sözlerinin ardından CHP'nin 12 Eylül'deki halkoylamasına yönelik billboardlara astığı afişler, vatandaşların tepkisini çekti.
"AKP'nin Hazırladığ


En son admin tarafından Cum Ekm 03, 2008 8:13 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
admin
Site Admin


Kayıt: 31 Arl 2006
Mesajlar: 834
Konum: Belarus

MesajTarih: Cum Hzr 27, 2008 9:37 pm    Mesaj konusu: CHP'de topun agzIndaki siyasetçiler Alıntıyla Cevap Gönder

Engin Ardıç

Kuş mu konduracak?

Deniz Baykal, belediye başkanlığına İstanbul'da Kemal Kılıçdaroğlu'nu aday gösteriyor.

Bu kararda ne kadar kendi tercihi, ne kadar "gaz veren CHP medyası" etken olmuştur, bilemeyiz tabii.

Bir anket yayınladılar, buna göre CHP herhangi birini aday gösterirse İstanbul'da AKP kazanırmış ama Kılıçdaroğlu'nu gösterirse CHP kazanırmış...

Önceki yıl tanık olduğumuz rezilliklerden sonra, hele bu yayınları yapanların "cibilliyetini" de bildiğimize göre, Tarhan Erdem'den başka hiçkimsenin yaptığı hiçbir anketi ciddiye almayız ama gene de avukat ağzıyla konuşalım ve "bir an için" öyle olduğunu kabul edelim...

Fakat aynı CHP medyası, belediyeyle yetinmedi, Kılıçdaroğlu'nu "Baykal'ın yerinde, partinin başında" görmek istediğini de belirtti.

Dolayısıyla ortaya şu sorular çıktı:

Acaba Baykal, Kılıçdaroğlu'yla belediyeyi kazanacağına gerçekten inanıyor mu?

Yoksa, Kılıçdaroğlu'nun kaybedeceğini sezerek onu ateşe atmak ve "en tehlikeli rakibinin gücünü" bu şekilde kırmak, onu "pasifize" etmek gibi bir hesabın mı peşinde?

Televizyonda Melih Gökçek'in "tozunu atan" adamı niçin Ankara'dan aday yapmamış, doğrudan Gökçek'in karşısına getirmemiştir? Diye de sorarlar hani...

Her neyse, gene avukat ağzıyla konuşalım ve bir an için Kılıçdaroğlu'nun İstanbul belediye başkanı olduğunu düşünelim...

Tipik bir Ankara çocuğu, halim selim bir memur emeklisi, elhak namuslu ve temiz bir adam da olan Kılıçdaroğlu, bu cehennemde ne yapacaktır?

Bu korkunç ahtapotun hangi kolunu tutup da bükecektir?

Kılıçdaroğlu'nu İstanbul'un bir köşesine bıraksak, yolu bulup da Taksim'e çıkabilir mi acaba?

Belediyeciliğin b'si hakkında en küçük bir deneyimi, bu alanda herhangi bir "pilanı, porocesi ve poroğramı" var mıdır?

Yoksa bütün İttihatçılar gibi "hele bir iktidara gelelim, gerisi Allah kerim" kafasında mıdır?

Elhak "yemeyecek ve yedirmeyecek" olan Kılıçdaroğlu'nun dönemi, kendine sosyaldemokrat süsü vermiş bir başka başkan gibi, Nurettin Sözen dönemi gibi "fiyaskoyla sonuçlanmaya" mahkûm mudur yoksa? Yani ne yapacaktır Sayın Kılıçdaroğlu, kuş mu konduracaktır? Yoksa İstanbul kendisine sekiz numara büyük mü gelecektir?

Onu bırakın, partisinin İstanbul'a yönelik herhangi bir politikası, İstanbul'u bırakın Türkiye hakkında bir öngörüsü, bir hazırlığı, bir iddiası var mıdır acaba?

Ama mesele yalnızca "İstanbul'u Tayyip'in elinden almak" gibi bir basitlik ve ucuzluktan ibaretse, lafımız kalmaz.

Tabii "gazcıların" doğru söylediklerini, İstanbul'u CHP'nin kazandığını varsayarak yazdık bütün bunları.

Göreceğiz bakalım. Biz o gazcıların "vallahi billahi bundan sonra yalan yazmayacağız" diye manşet atmış olduklarını da hatırlarız, çok şükür henüz bunamadık. Hani şu "ne gazeteciliği kardeşim, biz burada dükkân açtık para kazanıyoruz" diyen takım canım!..

Burunları uzar mı uzamaz mı, iki ay sonra görürüz.

SABAH

Asker Kırmızı Kitap'ı Yeniliyor
22 Aralık 2008 13:39"

CHP çarşaf açılımını orduya rağmen yapmış olamaz. Muhtemelen devletin kırmızı kitabını değiştiriyorlar”

Siyaset Bilimci Prof. Fatmagül Berktay’a göre CHP “çarşaf açılımı”nı orduya rağmen yapmış olamaz. Berktay “Muhtemelen devletin kırmızı kitabını değiştiriyorlar” diyor.

Eğer böyle olduysa daha kötü
Prof. Berktay CHP’nin çarşaf açılımını inandırıcı ve ilkeli bulmadığını söyledi: Hele bazı yorumcuların dediği gibi CHP bu adımı ordudan aldığı bir sinyal üzerine attıysa böylesi daha da kötü.

Siyaset dışını meşrulaştırır
Böyle atılmış bir adımın siyaseti demokratikleştirmeyeceğini söyleyen Fatmagül Berktay’a göre yapılan şey siyaset değil ve sadece siyaset dışı unsurların meşrulaştırılmasına hizmet eder.

Askerin açılımı da bu olabilir
Berktay “Orduda farklı görüş ve yönelimler var. Ordu da bu tür bir açılım yapmak istemiş olabilir. Eğer böyleyse kapalı kapılar ardında devletin kırmızı kitabı değişiyor muhtemelen” dedi.

“CHP kıyafet ve inanç özgürlüğüne saygılı olsaydı, üniversitede türban yasağından vazgeçerdi. O zaman çarşaf açılımı gerçek bir açılım olurdu. Türbandaki yasakla yüzleşmeden çarşaf açılımı inandırıcı değil.”

“Üniversitede biz, öğrencilerin annesi türbanlı olabilir diye mezuniyet töreni yapamıyoruz. Diplomaları belediyenin veya valiliğin bir yerinde dağıtıyoruz. Türbanlı anneler de üniversite kapısından giremiyor.”

İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi siyaset bilimci Prof. Fatmagül Berktay’la, Taraf Gazetesi'nden Neşe Düzel konuştu:

NEŞE DÜZEL: CHP çok şaşırtıcı bir açılım yaptı ve çarşaflı kadınları partiye üye yazmaya başladı. Siz CHP’nin bu son çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. FATMAGÜL BERKTAY: İnandırıcı ve ilkeli bulmuyorum.

CHP’nin ve Deniz Baykal’ın bu davranışı, inanç ve kıyafet özgürlüğüne bir saygı gösterisi mi yoksa yerel seçimler için bir yatırım mı?

Eğer seçimler öncesinde olmasaydık bu çarşaf ‘açılımıyla’ karşılaşacak mıydık? Bence karşılaşmayacaktık. Eğer çarşaf ‘açılımı’, CHP’nin kıyafet ve inanç özgürlüğüne bir saygı gösterisi olsaydı, bu parti önce türban konusundaki yasakçı tutumundan vazgeçerdi. Türban yasağını savunmanın yanlış olduğunu açıklardı. CHP ancak, türban yasağından vazgeçtikten sonra böyle bir çarşaf açılımını yapabilirdi. Ama CHP daima kadın meselesine araçsal olarak baktı.

CHP’nin kadın meselesine bakışı nedir?

Bakın... 12 Eylül Anayasası siyasi partilerin toplumsal sınıflarla bağlarını kesti. CHP’nin zaten toplumsal sınıflarla bağı çok zayıftı, 12 Eylül’den sonra daha da koptu. CHP’nin kendine yeni bir toplumsal zemin yaratabilmesi için kadınlar çok önemliydi. Ama CHP bunu da kavramadı. Kadın konusu, CHP’de sadece siyasette bir kota meselesi olarak yer aldı. CHP, Türkiye’nin demokratikleşmesinde kadın meselesinin nasıl bir anlamı var üzerinde hiç durmadı. Çarşaf ‘açılımı’nı da, kadın meselesini düşünerek yapmadı.

Türbanın üniversiteye girmesini bir ‘laiklik’ sorunu olarak gören CHP, türbanın partiye girmesini nasıl bir laiklik sorunu olarak görmüyor sizce?

Zaten mesele de bu ya... CHP türban konusunda en yanlış tavrı alıyor. Üniversitede türbanla eğitim hakkını reddediyor. Sosyolojik, kültürel ve hatta dinsel bir konuyu yasakçılıkla çözmeye çalışıyor. Dolayısıyla da çözemiyor. Öte yandan partiye çarşaflı üye kabul ediyor. Yani çarşaf ‘açılımı!’ yapıyor. Eğer CHP türban yasağını savunmaktan vazgeçtiğini, üniversitede türban yasağının yanlış olduğunu söyleseydi...

Ne olurdu?

Son çarşaf çıkışı bir açılım olabilirdi. Çünkü bu tavrıyla Türkiye’de çok kutuplaşmış olan bir konuyu biraz yumuşatırdı ve örtünme konusunu toplumda tartıştırırdı. Ama CHP böyle yapmıyor. Kendi türban yasağını hiç eleştirmiyor. Türban yasağıyla yüzleşmeden ve hesaplaşmadan çarşaf ‘açılımı’ yapmak samimi ve inandırıcı değildir. Bu adım her zamanki gibi biçimseldir.

CHP, laikliğin içini nasıl dolduruyor peki? Onun laiklik tanımı ne?

CHP gerçek laikliği savunan bir parti değil. Demokrat olmadığı gibi gerçek bir laiklik de değil onunki. CHP, laikliğin özünü ve içeriğini düşünmeden yaklaşıyor laikliğe. Çünkü CHP ‘düşünmeyen’ bir siyaset yapıyor. Mesela CHP milletvekili Canan Arıtman’ın açıklamaları CHP’nin ‘düşünmeyen’ siyasetinin ve laiklik anlayışının tipik bir örneğidir.

Nasıl bir örnek?

Bu hanım, laikliğin en büyük savunucusu olarak zuhur ediyor. Ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün etnik kökeninden söz ediyor. Laiklik nedir? Laikliğin en önemli vaadi, insanların aidiyetlerinden, kökenlerinden, dinî mensubiyetlerinden, inançlarından bağımsız bir var oluş imkânına sahip olmalarıdır. Laik bir insanın ırkçılık yapması mümkün değildir. Ama bizde laiklik diye bağıranlar, düpedüz ırkçılık yapabiliyorlar, insanların büyükannelerinin kökenini sorabiliyorlar. Oysa laikliğin özü bunların sorulmadığı bir ortamdır.

Cumhurbaşkanı’nın eşi türbanlı diye Köşk’e çıkmayan CHP bundan sonra ne yapacak sizce?

CHP, üniversitelerde türban yasağından vazgeçmeden ve bu yasakçılıkla yüzleşmeden örtünme konusunda hep şekilci kalacak.

CHP, türbanın üniversiteye girmesini de savunur mu daha sonra?

Sanmıyorum. Çünkü CHP bu ‘düşünmeyen’ siyasetiyle ve şekilciliğiyle seçimlerden sonra da pekala bambaşka bir açılım da yapabilir. Hatta çarşaflı üyeyi bile reddedebilir. CHP çok rahat ‘dün dündür, bugün bugündür’ diyen bir politika yürütüyor. Tutarlılık kaygısı taşımıyor, geçmişteki hiçbir hatasıyla yüzleşmiyor. Hiçbir konuyu tartışmıyor, sorunsallaştırmıyor. Baykal şimdi çarşaf için ne diyor? “Örtünme, insanların kendi hayat tarzıdır” diyor. Yani “çarşaf, toplumdaki kültürün bir parçasıdır, biz buna saygı gösteririz, karışmayız” diyor.

Söyledikleri yanlış mı?

“Saygı gösteririm” derken, bu kültürü sorunsallaştırmamış oluyor ama... Yani örtünme kültürünü eleştirmiyor ve sorun haline getirmiyor.Ama Baykal ne yapıyor? Bir yandan türbanda, bir sosyal demokrat hareketin en yapamayacağı bir yasakçılığı yapıyor. Diğer yandan da çarşafı dokunulmazlaştırıyor.

Baykal çarşafı dokunulmaz hale nasıl getiriyor?

Örtünmek bireysel hak ve özgürlük konusudur, yasaklanması yanlıştır ama...Bir sosyal demokrat partinin ilkeleri vardır. Örtünmeyi sadece hayat tarzı olarak açıklayamaz. Eğer böyle açıklarsa, o sosyal demokrat parti sağlam bir kadın politikası üretemez.

Niye?

Size bir örnek vereyim. Hollanda’da bir mahkeme kız kardeşini namus meselesi yüzünden öldüren bir erkeğe bir sene gibi çok hafif bir ceza verdi. Çünkü mahkeme Türk gencinin cinayeti için, “onların kültürleri böyle. Biz karışamayız” dedi. Bütün dünyada böyledir. Kadınlar örtünüp örtünmemeye kendileri karar vermeliler.

CHP’nin türbanlıları üye olarak kabul etmesinden sonra siyaset sahnesinde ‘türbanı bir laiklik sorunu’ olarak gören kimse kalmadı. Bu durum, ‘laiklik konusunda çok hassas olduğunu’ söyleyen ordunun siyasi pozisyonunu nasıl etkileyecek?

Ordu içinde farklı görüşler ve yönelimler var. Ordu da bu konuda bir açılım yapmak istiyor olabilir.

Daha net sorayım. Sizce Baykal bu açılımı devlete ve orduya rağmen mi yaptı yoksa orduyla birlikte mi yapıyor bunu?

Bence Baykal bu açılımı orduya rağmen yapmadı. Bazı yorumcuların dediği gibi CHP’nin çarşaf ‘açılımı’ ordunun da bir adımı olabilir. Ama demokratik siyaset açısından bu da çok yanlıştır. Kapalı kapılar ardında devletin kırmızı kitabı değişiyor muhtemelen.

Ali Bulaç, bu çarşaf açılımından sonra Baykal’ın Türkiye’nin Gorbaçov’u olabileceğini söyledi. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Katılmıyorum. Eğer CHP ordudan aldığı bir sinyal üzerine bu adımı attıysa, bu kötü bir şey. Çünkü gerçek açılımlar, egemen iktidar odaklarının uzlaşmasıyla olmaz. Bu, siyaset değildir. Bu, kapalı kapılar ardında yapılan saray politikasıdır. Ve bu yöntem, siyasetin demokratikleşmesine değil, sadece siyaset dışı unsurların meşrulaşmasına yol açar. Bütün bunlar açık ve demokratik politika değil.

CHP’nin oyları bu yeni politikayla birlikte artar mı?

Hiç sanmıyorum. Türkiye’de aklıselim sahibi bir seçmen var.

Baykal, tek parti politikalarını da eleştiren konuşmalar yaptı. “Biz Atatürk’ün partisiyiz” diyen bir partinin tek parti yönetimini eleştirmesini nasıl değerlendirmek lazım?

CHP iki yıl önce Cumhuriyet mitingleri sırasında, “İnsanlar tek parti döneminde sokakta rahat dolaşamıyordu” der miydi? Demezdi. Çünkü CHP hep konjonktüre uygun şeyler söylüyor. O dönemde laik-anti laik kutuplaşması vardı. CHP o konjonktürde Ergenekoncu-laikçi kesimin güçlü olduğunu düşünüyordu ve oradan nemalanmak için ona uygun bir söz söylüyordu. Şimdi ortam değişti, yerel seçimler yaklaşıyor. CHP seçmen tabanını genişletmeye çalışıyor ve bugünkü konjonktüre uygun şeyler söylüyor.

CHP, tek parti yönetimini eleştirerek yakın tarihle hesaplaşmak üzere bir kapı açmıyor mu sizce?

Bir kapı açabilmesi için Milli Şef dönemini ve CHP’nin kabahatlerini gündeme getirmesi gerekir. Tek Parti dönemi, ırkçı politikaların cirit attığı otoriter bir dönemdi.

CHP, yaptığı son çıkışlarla demokrasiye açılmıyor mu?

Hayır açılmıyor. CHP’nin yaptığı eleştiri gerçek ve bütüncül bir hesaplaşma değil. Eğer siz hâlâ CHP’nin tek parti dönemindeki kabahatleriyle yüzleşmiyorsanız, Varlık Vergisi’ni bir sorun olarak görmüyorsanız, hatta savunuyorsanız, ırkçılık yapan üyeleriniz hakkında disiplin soruşturması açmıyorsanız, Kürt sorunuyla ve Ermeni meselesiyle ilgili açılımlara set çekiyorsanız, açılım yapmak isteyenleri de vatana ihanetle suçluyorsanız, tek parti dönemini birkaç sözle eleştirmek gerçek bir eleştiri değildir. Bu çıkışlar içi doldurulmamış, tartışılmamış birer cümledir, o kadar.

CHP, Kürt sorununda da türban sorunundaki gibi beklenmedik bir gelişme gösterebilir mi?

Olabilir. Ama o da biçimsel olur. Bu, düşünen, etkin, demokratik bir siyaset değil. Çünkü bütün bu çıkışlar, ordunun tavrının değiştiğinin, Türkiye’deki başka karar alma mekanizmalarının ülkedeki konjonktürü değiştirdiklerinin bir göstergesi olabilir.

CHP’nin Kemalist yandaşları çarşaf açılımından sonra başka partilere kayar mı?

MHP’ye kayabilirler.

Peki, türbanlı kadınlar CHP’ni yeni politikasını nasıl değerlendiriyor sizce?

Araştırmadım. Ama şunu söyleyebilirim. . CHP gerçek bir açılım yapmak istiyorsa, önce üniversitelerdeki türban yasağını kaldırarak kutuplaşmayı çözmeli. Bunu yapmadan çarşaf açılımı yapması inandırıcı olmaz. Bu yüzden de CHP’nin ‘çarşaf’ açılımı çok sorunlu. Çarşaflı kadınları partiye üye yaparak kadınları özgürleştiremezsiniz.

Kadın nasıl özgürleştirilebilir?

CHP bir kadın politikası belirlemek zorunda. Ama CHP’nin kadını bireysel olarak güçlendirmek diye bir sorunu yok. O da aynen AKP gibi kadın üzerinden siyaset yapıyor. Oysa gerçek bir sosyal demokrat bir parti, kadınları eğitim, ekonomik olarak toplum içinde güçlendirmek ve birey olmalarına yardımcı olmak, siyasi karar mekanizmalarına dahil etmek zorundadır. CHP, kadına siyasette yüzde 20 kotayı bile şekilsel olarak koyuyor. Zira seçimlerde kadınları listelerin en altına yerleştiriyor.

CHP’nin bu yeni politikasından sonra türban sorunu ne durumda şimdi?

Olduğu yerde duruyor. Türbanlı kız öğrenciler üniversiteye giremiyor. İstanbul Üniversitesi’nde biz, çocukların anneleri türbanlı olabilir diye mezuniyet töreni yapamıyoruz. Mezuniyet törenlerini dışarıda, belediyenin veya valiliğin bir merkezinde yapıyoruz. Yani sadece türbanlı öğrenci değil, türbanlı anne de üniversite kapısından içeri giremiyor.

Ama gene de devletin tabu olarak kabul ettiği bütün konular yavaş yavaş halkın tartışma gündemine giriyor. Bunu özgürlüklerin genişlemesi olarak görebilir miyiz?

Görürüz tabii. CHP gibi eski geleneksel partiler duruma ayak uyduramıyorlar ama Türkiye’de bir şeyler değişiyor. Aslında CHP’nin insanı korkutan tarafı, değişememesi değil. CHP kendi içinden de umut verici yeni bir oluşum çıkaramıyor. Bu korkutucu bir şey.

Türkiye’nin muhafazakâr kesimi, CHP’nin türbanlı üyeler kabul etmesini, AKP’ye bir alternatif çıktığını düşünecek kadar önemser mi?

Sanmıyorum.

Yaklaşan yerel seçimlerin en önemli konusu ne olacak sizce?

Ekonomi olacak. CHP’nin çarşaf açılımıyla oy almasını hiç beklemiyorum. Alırsa çok şaşırırım.



ALEVİLERE TEMEL SORULAR

19 Kasım 2008 09:37
gerek miting gerekse seslendirilen istekler, Alevilik konusundaki temel sorulara cevap vermekten uzak kaldı - Avni Özgürel'in yazısı
CHP, değişim ve Alevi meselesi

Geçtiğimiz hafta bir grup başörtülü, çarşaflı hanımın Deniz Baykal’ın da iştirak ettiği törenle CHP’ye üye kaydedilmesi, ifade ettiği mana bakımından hak ettiği oranda irdelenmedi.

Elbette üç-beş farklı sosyal kesimden insanın katılmasına bakıp hükme varmanın ve ‘CHP değişti’ demenin mümkün olmadığının farkındayım. Ama bu katılım İstanbul gibi Türkiye’nin barometresi/aynası olan bir kentte partinin il yönetimine hâkim zihniyetin işaretlerini taşıyorsa ve Genel Başkan Deniz Baykal tarafından reddedilmeyip aksine sahipleniliyorsa önemsemek gerektiğini düşünüyorum.

Şaşırdım mı? Evet! İnançlı bir kişi olduğunu bildiğim Deniz Baykal’ın şahsı değil, siyasi parti olarak CHP söz konusu olduğu için şaşırdım... Dün denecek kadar yakın zaman önce Hz. Muhammed hakkında nezaket dışı sözler kullandığı kamuoyuna yansıyan kişilerin yönetim mevkiindeki konumlarını korudukları bir parti söz konusu olduğu için şaşırdım.

Bu süreç nerede ve nasıl noktalanır, onu bilemem... Ama bu yaklaşım yaklaşan yerel seçimler öncesi şıklık olsun diye yapılmamışsa ve bir anlayış değişikliğini yansıtıyorsa, söz konusu fotoğraf CHP’nin parti programına yansıyana kadar herhalde fazla iddialı laflar etmemek gerekir.

Geçmişte bir vesileyle yazdım; Türkiye’nin sinir düğümü meselelerine CHP’nin çözüm üretmesi zor; lakin bunları CHP’siz çözmek ondan da zor..

CHP din ya da demokrasi söz konusu olduğunda donup kalan, biraz üstüne gidildiğinde insiyaklarıyla tepki veren bir parti. Bu manada kendini Atatürk’e nisbetiyle ifade ediyor olmasının fazla bir anlamı yok. Zihniyet dokusunun özü belli: Adına Kemalizm denilen İnönücülük!

Değişir mi bu parti; Baykal bu değişimi gerçekleştirebilir mi derseniz, itiraf edeyim ki zor.. Zira CHP insanı bildiğinden soğutan, değişim ümidini yok eden, bu iddiayla geleni pes ettirip kaçırtan, gitmeyeni kendine benzetmeye programlanmış bir parti. Bülent Ecevit’li yılları hatırlamak dahi bu hükme varmak için yeter. Karaoğlan CHP’nin zorlamaya gelmeyen zihniyet yapısına yedi yıl zor dayanmış, sonunda 12 Eylül darbesinin diğerleriyle birlikte CHP’yi de kapatmasına şükredecek hale gelmişti. Baykal ise hem genel başkan olarak alternatifsiz hem basit çekişmeler dışında iç kavgadan uzaklaşmış bir partiyi yönetiyor.. Ve şüpheniz olmasın ki, o ne yapsa, ne dese CHP kabullenmek, ayak uydurmak zorunda... Baykal’ın geçen hafta çarşaflı, örtülü hanımların partiye üye kaydedildiği toplantıda yaptığı konuşmaya göz atın, görürsünüz.. İsmet İnönü ya da Bülent Ecevit bunları söylese CHP ne milli şefliği ne Karaoğlanlığı dinler dünyayı başlarına yıkardı...

Bana kalırsa Baykal tavrının göstermelik olmadığını kanıtlamak için vakit geçirmeden bir adım daha atmalı... Başı örtülü genç kızların üniversiteye devamının önündeki engeli kaldırmak için bir kanun teklifi hazırlayıp TBMM’ne sunmalı..

Böyle bir çıkış CHP’den oy kaçışına yol açar mı? Hayır. Olsa olsa laiklik konusunda fazla hassas kitlelerde burukluğa yol açar, belki sandığa gitmede biraz hevessizlik doğurur, o kadar. Ancak siyaset bilimci Baykal’ın göz önüne alacağı farklı göstergeler de olmalı diye düşünürüm.

***

Malum miting ve seslendirilen talepler dolayısıyla Alevilik meselesi bir kere daha gündeme geldi. Gazete yazısı hacminin sınırlı olması sebebiyle lafı uzatmadan hemen ifade edeyim ki, gerek miting gerekse seslendirilen istekler, Alevilik konusundaki temel sorulara cevap vermekten uzak kaldı.

Cevap bekleyen birinci soru şu: Alevilik ne? İslam’dan ayrı bir din mi, İslam bünyesinde mezhep mi, İslami bir tarikat mı, yoksa herkesin kendi meşrebince içini dolduracağı, sahnede, miting meydanlarında sergilenebilir foklorik nitelikte semahtan ibaret bir kabının adı mı? İkinci soru: Alevilik denildiğinde ‘inanç’ sözcüğü kullanıldığına göre, üzerinde Alevilerin ittifak ettiği bir ilmihal kitabı var mı? Yoksa neden yok?

Üçüncü soru: Aleviliğin Hz. Ali’yle bir münasebeti var mı? Varsa Hz. Ali’nin iman, ibadet ve İslam anlayışı Alevilerce makbul mü? Şayet Hz. Ali’yle bir münasebeti yok ise, Ayin-i Cem’in şartlarına dahil olduğunu bildiğimiz Hz. Ali ve Ehlibeyt’e ilişkin hususların manası ne?

Avni Özgürel - Radikal

İşte İki MİT'çi Gazeteci
02 Aralık 2008 14:34Taha Kıvanç isim vermiyor ama Ali Atıf Bir, isim vererek MİT'çi olan üstelik MİT'ten zarfla para alan iki gazeteciyi açıkladı.

Ali Atıf Bir/Bugün


"Gazeteci- MİT Ajanı" utancını TBMM Bitirmeli...

Geçtiğimiz cumartesi günü Taha Kıvanç (kusura bakmayın ama takma adla yazmayı şu yüzyılda gazetecilik adına saçma sapan bir şey olarak görüyorum ve her seferinde Taha Kıvanç'ın Fehmi Koru olduğunu bir kez dada vurguluyorum, vurguladım) bir kez daha Türk basınındaki 23 MİT ajanından söz etti...

Yani ana işi devleti de eleştirmek olan gazetelerde devlete çalışan 23 gazeteci... Yanlış duymuyorsunuz... Gazetecilik ve devlet adına ajanlık aynı kefede... Bu iddia yeni değil...

2000'li yıllardan bu yana konuşuluyor. Önce Taha Kıvanç'ın yazısının ilgili bölümü bir hatırlayalım: "Şimdilerde yeni bir gazete çıkarma hazırlığı içerisinde bir grubun bu işle görevlendirdiği yazarın her hafta MİT'e uğrayıp zarf aldığını açıklamıştı Mehmet Eymür. Kod adı 'Siyah' imiş... Hakkını yemeyeyim; aynı kişinin MİT'e çalıştığını ilk açıklayan Eymür değildi.

O ifşaatı ilk yapan, kendisi de MİT'le irtibatlı olduğu ithamına maruz MİT'in en kapsamlı tarihini yazmış olan bir başka 'gazeteci' kılıklı kişiydi." İnternet sitelerine de düştüğü gibi Taha Kıvanç'ın adını zikrettiği kişilerin Fatih Altaylı ve Tuncay Özkan olma olasılığı yüksek. Çünkü tanımlara "cuk" oturuyorlar gibi. Altaylı Türkiye'yi etkilemek (!) Doğan ve Çalık medya gruplarının canına ot tıkamak için her gece ekranlarda demediğini bırakmıyor ve ulusal bir gazete hazırlığı içinde...

Tuncay Özkan ise MİT'in kapsamlı tarihini yazan gazeteci! Temelde bir devlet ajanının ve gazetecinin yaptığı iş aynı. Her ikisi de bilgi peşinde koşar. Ancak hizmet ettikleri kişiler farklı! Demokratik bir toplumda gazetecilerin görevi devlete hizmet etmek değil devleti eleştirmek!.

Bir gazetecinin ajan olarak çalışması demokratik bir toplumda kabul edilemez. Bu nedenle MİT'in gazetecileri bilgi toplama aracı olarak kullanımı yasayla bitirilmeli. TBMM soruşturma açarak MİT'in kullandığı gazetecileri deşifre etmeli, sonra da çıkardığı yasayla Türkiye'yi daha demokratik bir ülke kılmalı...

CIA 1996 yılına kadar 400 gazeteciyi ajan olarak saflarına katınca 1996 yılında ABD Kongresi yasa çıkardı ve CIA'in gazeteci kullanımına yasak getirdi. Türkiye ajan-gazeteci dönemini bitirmek için sayının 400'e ulaşmasını beklemek zorunda mı? Türkiye'nin hak ettiği demokrasi bu mu? Milletvekillerimiz bir gün de demokrasi için kendi başlarına bir şey yapamazlar mı?

aktifhaber

CHP'de topun ağzındaki siyasetçiler

28 Haziran 2008 00:11
CHP’nin 4 ayrı hesapında usulsüzlük tespit edilmesi parti yönetiminde çatlağa neden oldu. Başta Sav olmak üzere bazı isimlerin CHP ile ilişkisinin kesilmesi gündemde.
Anayasa Mahkemesi, CHP’nin hesaplarıyla ilgili yaptığı denetimlerde 4 ayrı hesapta usulsüzlük tespit ederek, parti yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.

Anayasa Mahkemesi, CHP'nin 1998, 2004, 2005 ve 2006 yılı hesaplarında "usulsüzlük yapıldığını" tespit etti. Yüksek mahkeme, evrakta tahrifat yapan, mükerrer ödemeye sebep olan, muhasebe kayıtlarını usulüne uygun tutmayan, yevmiye defterlerini zamanında tasdik ettirmeyen parti yöneticileri hakkında da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Anayasa Mahkemesi. "1998 yılı hesaplarında 35 milyar 386 milyon 533 bin 328 Lira, 2004 yılı hesaplarında 267 bin 860 YTL 57 YKr, 2005 yılı hesabında 161 bin 620 YTL 2 YKr, 2006 yılı hesaplarında ise 465 bin 660 YTL 10 YKr usulsüz yapılmış gider" belirledi. Mahkeme, bu miktar karşılığı parti mal varlığının Hazine'ye gelir kaydedilmesine karar verdi.

Resmi evrakta tahrifat

Anayasa Mahkemesi'nden yapılan açıklamada, 1998 yılı hesaplarında resmi belge niteliğindeki posta işletmesi alındıları üzerinde tahrifat yaparak, partiyi zarara uğratan sorumlular hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına ve usulsüz bulunan 35 milyar 386 milyon 533 bin 328 lira gider karşılığı parti mal varlığının Hazine'ye gelir kaydedilmesine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi, CHP'nin 2004 yılı mali denetiminde, partiye iade edilen Rüzgarlı Sokak'taki Halk İş Hanı ile Çevre Sokak'taki eski genel merkez binasının demirbaşlar hesabına kaydının yapılması, verilen bütün avansların muhasebeleştirilmesi ve denetime elverişli şekilde sunulması gerektiğinin partiye bildirilmesini kararlaştırdı. Yüksek Mahkeme, mükerrer ödemeye sebep olan, muhasebe kayıtlarını usulüne uygun tutmayan, yevmiye defterlerini zamanında tasdik ettirmeyen, defter-i kebirine sayfa numarası vermeyen ve hiç tasdik ettirmeyen parti sorumluları hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmaya da karar verdi.

CHP: Karara saygılıyız

CHP Genel Saymanı Mustafa Özyürek yaptığı yazılı açıklamada "Ayrıntılı karar açıklandığında kamuoyuna gerekli bilgi verilecektir" açıklaması yaptı. CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu da, "Yargı incelemiştir, kendi takdirleridir. Yasalara göre denetim yapmışlardır. Eğer bir usulsüzlük varsa o usulsüzlük düzeltilecektir. Karara saygılıyız" diye konuştu.

Kayıp trilyona gönderme

Bu arada AK Parti Grup Başkanvekili Nihat Ergün, Anayasa Mahkemesi’nin kararını değerlendirirken, kayıp trilyon davasına göndermede bulundu. Ergün, ''Bu, üstü örtülemeyen boyutudur hadisenin. Ama bir de kılıfına uydurulan boyutunun olduğu da anlaşılıyor. Ortaya çıkacak tablo, CHP açısından bir trilyon davasını gündeme getirecek olan bir tablodur. Yani geçmiş yıllarda trilyon davasının sonuçlarının nasıl olduğunu hepimiz görmüştük. CHP herhalde bu konuyla ciddi bir düşünce içinde olacaktır'' dedi.

SAV TOPUN AĞZINDA

Anayasa Mahkemesi'nin sorumlular hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına karar vermesi ile gözler o dönemin CHP yöneticilerine çevrildi. CHP'de 1998’de Genel Sekreterlik görevini Adnan Keskin, Genel Saymanlık görevini ise İsmet Atalay yürütüyordu. 2000-2008 yılları arasında Genel Sekreterlik görevini yürüten Önder Sav ile Genel Sayman Mahmut Yıldız'ın da hakkında suç duyurusunda bulunulan isimler arasında yer almasına kesin gözüyle bakılıyor.

Hakkında suç duyurusunda bulunulması beklenen isimlerden Keskin ile Atalay, artık milletvekili değil. Kesin ile Atalay CHP lideri Deniz Baykal tarafından CHP kontenjanından İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliğine atanmışlardı. Ancak, her iki ismin de dokunulmazlıkları bulunmuyor. CHP'de 2000-2008 yılları arasında Genel Saymanlık görevini yürüten Mahmut Yıldız da artık milletvekili değil. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dava açması halinde Keskin, Atalay ve Yıldız yargılanabilecekler. Sav halen milletvekili olduğu için milletvekili dokunulmazlığından yararlanabilecek. Dava açılması halinde Sav TBMM’de dokunulmazlığının kaldırılması halinde yargılanabilecek.

BUGÜN

İsmet Berkan

Çarşaf tartışmasında bir ben eksiktim

Herkesin hedefinde yerel seçim var.

Cumhuriyet Halk Partisi açısından yerel seçim, siyasette büyük bir dönüşümüm başlangıcını oluşturacak bir ivmelenmeyi temsil etmiyor. Tam tersine, CHP sanki bulunduğu durumdan memnunmuş gibi bir hava içinde, en büyük derdi beş yıl önce aldığı yüzde 18’i geçmek.

Geçer mi? Bilmiyorum, geçebilir, hatta geçecekmiş gibi duruyor ama seçime daha

çok vakit var, o arada da köprülerin altından daha çok sular akacaktır.

‘Çarşaf açılımı’ gibi şeyleri şimdilik ciddiye almaya imkân yok. Deniz Baykal’ın kendisi de zaten bunun bir ‘açılım’ olmadığını söylüyor, ‘Kapımıza gelen, sizin ilkelerinizi benimsedim diyen vatandaşı sırf kılık kıyafeti yüzünden dışlayamayız, onu içeri almak bizim ahlaki yükümlülüğümüz’ diyor.

Bunlar belki güzel sözler ama eksik.

CHP’yi neredeyse ‘din düşmanı’ siyaset gütmekten, dini bir türlü yerli yerine oturtamamaktan alıkoyacak siyasi bir program ortada yok. Bu olmadığı için de, bugün

Baykal’ı eleştirmek de desteklemek de çok anlamlı değil. Çünkü ne destekleyenler neyi desteklediklerini tam olarak biliyorlar ne de eleştirenler neyi eleştirdiklerini...

Bana göre medyada ‘Çarşaf açılımı’ diye adlandırılan şey, Deniz Baykal’ın her seçim

öncesi yapmayı alışkanlık haline getirdiği, hatta siyasi ayakta kalma projesinin ayrılmaz bir parçası yaptığı şapkadan tavşan çıkarma hamlelerinin en sonuncusu.

Ama bu kadarının bile CHP içinde dışında bu kadar tepki çekmesi, ‘Çarşaf gericiliktir, CHP’de işi yoktur’ denmesi, bu parti içindeki tutuculuğun ve ortodoksluğun en açık kanıtı olsa gerek.

Parti kendi içindeki bu tutucu kanadı, tutucu çelik çekirdeği bir biçimde yumuşatmadan bugünkü oy potansiyelinin üzerine çıkamaz.

O yüzden de, şu basit üç-beş çarşaflı insanın CHP’ye üye olması hadisesi bence

partinin sorunlarının ne kadar derin olduğunu göstermesi bakımından anlamlı. Başka herhangi bir sebeple değil.

Deniz Baykal, muhafazakâr, hatta dinci özellikleri bilinen kimi belde ve ilçelerde

buralara uygun aday arayışında ve partisinde böyle bir tartışma çıkmasını göze alıyor.

Hoş almayıp da ne yapacak, parti içinde onu bu sebeple devirecek veya zora sokacak herhangi bir güç de yok zaten.

Burada önemli olan, Baykal’ın bu girişiminin başarılı olup olmayacağı. Yani, eski bir cami imamını bir yere belediye başkanı adayı yapmak yetmez, onun seçilmesi de gerekir. Diyelim ki seçildi, o zaman bu eski imamın kendi görüşleriyle CHP içinde varolabilmesi de gerekir. Üç ay sonra partiden ayrılacak veya atılacaksa, seçilmesi ne kadar anlamlıdır?

Benim anladığım CHP İstanbul’un ilçelerine bu seçimde asılacak. Tabii bazı ilçelere asılmak çok anlamlı değil ama mesela Sarıyer gibi, Büyükçekmece gibi, Tuzla gibi, Maltepe gibi ilçeleri kazanmak CHP’ye ve lideri Deniz Baykal’a aradığı can suyunu verebilir, seçimden başarılı çıkılmış izlenimi yaratabilir.

Ama unutmayın, CHP’nin bir de Şişli belası var İstanbul’da. DSP’ye geçen Mustafa Sarıgül’ün nereden aday olacağını henüz bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şu: Eğer Şişli’den

aday olursa muhtemelen kazanacaktır ve onun kazancı da CHP’nin hanesine ciddi bir oy

eksilişi olarak yazılacaktır.

CHP aynı şekilde Ankara’da da zorluklarla karşı karşıya. Büyükşehirde Murat Karayalçın belki de mevcut başkan Melih Gökçek’i zorlayabilecek ama kazanabilecek mi? Burası meçhul. İlçelerde de CHP’nin Çankaya’yı kaybetmeye tahammülü olmasa gerek ama aday hâlâ belli değil.

Acaba çarşaf tartışmaları İstanbul’un belli beldeleri dışındaki yerleri nasıl etkiliyor,

etkiliyor mu?

Radikal

Berhan Şimşek’e Yumurtalı Protesto
12 Ağustos 2010
Berhan Şimşek'e Maltepe'de bir grup tarafından yumurtalı ve taşlı saldırıya uğradı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek, Maltepe'de katıldığı mitingde, 50 kişilik bir grup tarafından yumurtalı ve taşlı saldırıya uğradı.

YUMURTALI TAŞLI SALDIRI

CHP Maltepe İlçe Başkanı Atagün Duygulu, "Böyle gerginliklerin yaşanması normaldir. Vatandaş yaşadığı sıkıntıların tepkisini CHP'ye gösterdi" dedi. CHP Maltepe İlçe Başkanlığı tarafından Gülsuyu'nda yapılan "Referandumda Hayır" mitingi, yumurtalı ve taşlı saldırıya sahne oldu. Bugün saat 19.00 sıralarında başlayan miting için Maltepe Meydanı'ndan Gülsuyu'na otobüsler kaldırıldı. Otobüslerle miting alanına gelen partililer, halay ve alkış eşliğinde CHP İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek'in alana gelmesini bekledi. Şimşek'in girişiyle birlikte gerginlik başladı. Eyleme başlayan yaklaşık 50 kişilik grup, ilk olarak sloganlarla Şimşek'in konuşmasını bölmeye çalıştı. Ardından fiili müdahaleye geçen grup, partililerin üzerine yürüdü. Gergin kalabalık, Gülsuyu halkı tarafından durdurulmaya çalışıldı. Gerginliği devam ettiren kalabalık, Şimşek'e sloganlar eşliğinde yumurta fırlattı.

CHP MİNİBÜSÜNÜN CAMLARINI KIRDI

Miting alanının dışında beklemede olan bir başka kalabalık da miting esnasında, park halindeki CHP minibüsünün camlarını kırdı. Daha sonra minibüs olay yerinden uzaklaştırıldı. Gerginlik nedeniyle CHP İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek, konuşmasını uzatmadı ve mitinge noktayı koydu. Şimşek'in alandan çıkışı sırasında herhangi bir gerginlik yaşanmazken, evlerine dağılmak üzere olan partililer aynı grup tarafından sözlü saldırıya uğradı. Olayın, geçtiğimiz günlerde Maltepe Belediyesi önünde yapılan tapu eylemiyle bağlantılı olduğu iddia edildi.
aktifhaber

Kılıçdaroğlu'nu 'Rahşan Affı' kurtarmış

Eski Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, 1999’da ortaya çıkartılan 5 milyar dolarlık SSK yolsuzluğu için DGM’de ifade veren Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ‘Rahşan Affı’ ile kurtulduğunu iddia etti

Hüseyin Özay'ın haberi
18 Ağustos 2010
Anayasa değişikliği paketine ‘evet’ oyu vermenin yolsuzluğa evet anlamına geldiğini öne süren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 5 milyar dolarlık yolsuzluk olayında yargılanmaktan “Rahşan Affı” ile kurtulduğu ileri sürüldü. Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı Yaşar Okuyan, “Soruşturmayı yürüten DGM savcısı, soruşturma kapsamında Kılıçdaroğlu’nun görüşünü aldı. Kılıçdaroğlu ve diğer SSK yöneticileri yargılanmaktan Raffan affı sayesinde kurtuldu” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürlüğü görevini yürüttüğü 1992-1999 yılları arasında sarf malzemelerinde yapılan usulsüzlüklü ilgili ilginç iddialar gündeme geldi. Söz konusu dönemi inceleten 55. Hükümet döneminin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, SSK başta olmak üzere, sosyal güvenlik kurumlarında tespit edilen “sarf malzemeleri” yolsuzluğunun ayrıntılarını star’a anlattı. Okuyan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in ve CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları ile yeniden gündeme gelen “sarf malzemesi vurgunu”nun temelinin 1992 yılına dayandığını ileri sürdü.

İHALESİZ SARF MALZEMESİ ALINDI

Okuyan, “Sarf malzemesi alımı, yani ameliyatlarda ve diğer tedavilerde kullanılan ürünlerin alımına ilişkin usulsüzlük, SSK’nın 1992 yılında ilaç şirketleri ile yaptığı protokol ile başlamış. Protokole göre, sarf malzemeleri ihalesiz olarak firmalardan alınıyordu. Bu uygulama ilk olarak SSK’da başladı. Ardından diğer sosyal güvenlik kurumlarına da yayıldı. Uygulama 2001 yılına kadar sürdü” diye konuştu. Sosyal güvenlik kurumlarına ihalesiz olarak sarf malzemesi alımları ile ilgili inceleme yapılması talimatı verdiğini anlatan Okuyan, inceleme sonucunda kurumlada toplam 5 milyar dolarlık vurgun yapıldığının ortaya çıktığını iddia etti. Soruşturma sonucunda DGM savcılığının vurgunla ilgili dava açtığını ifade eden Okuyan, dava sürecinin zorlu geçtiğini söyledi. Soruşturmayı engellemek isteyenlerin olduğunu ifade eden Okuyan şöyle devam etti:

29 FİRMA YÖNETİCİSİ MAHKUM OLDU

“Soruşturma kapsamında 60’a yakın firma yöneticisi hakkında dava açıldı. Bunların 29’u mahkum oldu. Mahkum olanların 9’u da 4.5 yıl yatıp çıktı. Bir kısmının cezaları da ertelendi. Yani dosya kapanmış oldu” dedi. Zararın gerçekleştiği yıllarda SSK’da ve diğer sosyal güvenlik kurumlarında görevli olan bürokratlar hakkında dava açılamadığını ifade eden Okuyan, “55. hükümet döneminde geriye dönük af çıktı. Rahşan affı olarak bilinen af. Bu af nedeniyle SSK yöneticileri soruşturma konusu yapılmadı. 1992-1999 yılları arasında SSK Genel Müdürlüğü görevini yürüten Kılıçdaroğlu da bu bürokratlar arasında bulunuyor. Savcı, Kılıçdaroğlu’nu soruşturma kapsamında çağırmış. Yolsuzluklarla ilgili bilgi almış. Af nedeniyle, Kılıçdaroğlu sanık yapılmadı. Dosyada Kılıçdaroğlu’nun anlatımları ‘ifade sahibi’ olarak yer aldı.”

İlaç şirketleri ile ihalesiz alım protokolü

• Yaşar Okuyan, Sosyal Güvenlik Kurumlarının o dönem ihalesiz mal alımı için ilaç şirketleri ile protokol imzaladığını anlatarak “22 dolardan ithal edilen bir stent devlete 2 bin 450 dolara satılmış. Bunun gibi birçok ürün, fahiş fiyatlarla ihalesiz devlete satılmış” iddiasında bulundu. Okuyan, bakanlık müfettişlerinin incelemelerinin ardından SSK ve diğer sosyal güvenlik kurumlarındaki vurgunla ilgili DGM Savcılığı’na suç duyurusu yapıldığını kaydetti. Eski Bakan Okuyan DGM savcısının iddialarla ilgili yaptığı soruşturma sonucunda, sarf malzemelerine ilişkin vurgunun boyutunun 5 milyar dolara ulaştığının tespit edildiğini ileri sürdü.

Bir stentte 1000 kat artış olur mu?

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürü ortaya çıkan ‘Stent Yolsuzluğu’ iddiaları ilk olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek tarafından ortaya atılmıştı. CHP liderenin ‘Havuzlu villasını da ortaya çıkaran Gökçek, Kılıçdaroğlu ile ilgili şu iddialara yanıt aramıştı:

• Kalp rahatsızlıklarında kullanılan damarlara takılan ve Türkiye’ye girişi o tarihte 25 dolar olan stentin tanesi 2450 dolara satın alındı. Bunu Devlet Güvenlik Mahkemesindeki hakimler tespit etti.

• 5 Ekim 1993’te 300 MA’lık rontgen cihazlarının tanesi 350 milyon TL’ye aldı. 25 Mayıs 95’te ise aynı makineyi 1 milyar 450 milyona aldı.

• Bir hastanenin 2 yılda bitirilebileceğini iddia etti. Ama kendisi bırakın bir hastane yapmayı, Diyarbakır ve Aydın Hastanesi onarım işini 6 yılda bitirdi.

STAR

02 Eylül 2010
Bir 'Çözeceğiz' Diyor Bir 'Aşağılıyor'


Çarşaf açılımıyla gündeme gelen ve şimdi de sorunu ben çözerim diyen Kılıçdaroğlu'nun liderliğindeki CHP, referandum için İstanbul'da astığı afişlerde Müslüman kadınların tesettür, rahibe kıyafetine benzetildi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Başörtüsünü biz çözeriz." şeklindeki sözlerinin ardından CHP'nin 12 Eylül'deki halkoylamasına yönelik billboardlara astığı afişler, vatandaşların tepkisini çekti.
"AKP'nin Hazırladığı Anayasa Paketine Neden Evet" başlıklı bölümde tepki çeken ifadelerden bazıları şöyle:

"Müslüman kadınların rahibe gibi örtünmesi için Evet…

Ulu önderimiz Mustafa Kemal'i tarihten silmek için Evet…

Yetim hakkı yemekten dosyaları bulunan Recep beyi kurtarmak için Evet…

Bebek katilini kurtarmak için Evet…

Parçalanacak topraklarımızda Kürdistan'ın kurulması için Evet…"

Afişteki ifadelere tepki gösteren çevre esnafından Mehmet Bakan, çarşaf açılımı yapan CHP'nin Müslüman kadını rahibeye çevirdiğini söyledi.

CHP'yi şiddetle protesto ettiğini belirten Bakan, "Bir süre önce çarşaf açılımı yapan CHP, şu an Müslüman kadınları rahibeye çevirmiş. Anayasa oylamasında örtü ile alakalı bizim bilmediğimiz bir madde varsa bize izah etmesini istiyorum. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun başörtüsü olayının çözeceği doğrudur. Baş ile başörtüsünü ayırarak başörtüsü olayını çözer. Ama başörtüsünü baş üzerindeyken çözemez. Sadece başörtüsünü baştan çıkararak çözer. Buna inanıyorum. Anne ve bacımın başörtüsüne rahibe kıyafeti diyen birini şiddetle protesto ediyorum." şeklinde konuştu.

Halkın billboarddaki ifadelere bakıp Kılıçdaroğlu'nun gerçek yüzünü görmesi gerektiği dile getiren Avcılar esnafından Recep Ekingen de, "Kılıçdaroğlun'a göre 'evet' dersek, Müslüman kadınlarımız rahibe gibi örtünecekmiş. Ne kadınlarımız ne de Türk milleti aptal değil, kimseyi aptal yerine koymasın. Anayasa Mahkemesi'ne gidip başörtüsü için itiraz ediyor. Sonra da kalkıp 'ben başörtüsünü halledeceğim' diyorsa kusura bakmasın insanlarımızı kandıramaz. İnsanlarımız bunları görsün buna göre hareket etsinler." ifadelerini kullandı.

Mahalle sakinlerinden Şüheda Şark da, "Lütfen bizim başörtümüzden ellerinizi çekin! " diyerek siyasilere seslendi. Başörtüsü taktığından dolayı üniversite mağduru olduğunu dile getiren Şark, "Zaten CHP, daha önce başı açmayı öne sürdü. Yarım açma-yarım kapama şöyle böyle dedi. Lütfen bizim başörtümüzden ellerini çeksinler. Biz başörtülerimizi hiç kimseye, hiçbir siyasi partiye mal etmek istemiyoruz. Üniversite okuyamıyoruz, ben bir üniversite mağduruyum. Başörtümüzü siyasi işlerine alet etmesinler. Kendi alanlarında kozlarını paylaşsınlar. Başörtümü bana bıraksınlar ben özgür yaşamak istiyorum, özgür okumak istiyorum. Bütün siyasi partileri uyarıyorum bizim başörtümüzden ellerini çeksinler. Okuma hakkımızı bize teslim etsinler. O pankartı da kim asmışsa zaten düşüncesini de ortaya koyuyor demektir. Bizde onları protesto ediyoruz." diye konuştu.

Bu arada, çekim yapıldığının görülmesi üzerine apar topar afişler kaldırıldı. Billboarddan sökülen afişleri kamyonete koyan görevliler, basın mensuplarının ve çevre esnafının soruları karşısında susmayı tercih etti. aktifhaber
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Oca 07, 2009 10:57 pm    Mesaj konusu: Nur Serter'den, ba$örtülüye rozet Alıntıyla Cevap Gönder

Bu CHP Gazze’yi de, Hamas’ı da anlamaz
Nasuhi Güngör

Gazze ateş altındayken gerçekten inanılmaz gelişmelere tanık olduk. Türkiye kelimenin tam anlamıyla ayaktaydı.

Protestolar, yardım kampanyaları, dökülen gözyaşları, bir telefonla ‘Ene min Turkiya’ diyerek mazlumlara ‘Yanınızdayız’ mesajı vermeye çabalayan bir Türkiye.

Bu ne muhteşem bir duyarlılık ki, insanlarımız dilini hiç bilmediği bir yere telefon edip bir cümleyle de olsa onlara desteğini ifade etmeye çalışıyor.

‘Ene min Turkıya’

Yani, Ben Türkiye’denim.

Bu sözün artık sözler içinde bir yeri var.

Kim ne derse desin, jeopolitik ya da stratejik açıdan hangi dengelere karşılık gelirse gelsin, bu sözün artık bu coğrafyada bir karşılığı var.

Var olmasına var da, işte bunu anlamamakta ısrar eden, direnen birileri de var.

* * *

Ana muhalefet liderinin önceki gün parlamentoda yaptığı konuşmaya bakın:

‘Başbakan’ın dün Brüksel’de yaptığı konuşmadan öğreniyoruz ki Hamas ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasındaki çatışmada da Hamas’ın temsilcisi haline gelmişiz. Başbakan, Mahmud Abbas’ı suçluyor. Bu suçlama haklı mıdır, değil midir? O suçlamalara girmeye başlarsak, Filistin Kurtuluş Örgütü ile Hamas arasındaki çatışmada, taraf olmayı içimize sindirirsek çok yanlış iş yapmış oluruz. Bizim işimiz mi? Bizim işimiz, 70 milyonu, Türkiye’yi düşünmek. Türkiye, duygusal davranma hakkına sahip değildir. Soğukkanlı olmak durumdayız. Kendimizi oradaki tartışmaların tarafı haline dönüştürmemeliyiz.’

Aslında en az bunun kadar ilginç başka bir yaklaşımı daha var Deniz Baykal’ın.

Gazze saldırılarına gösterdiği duyarsızlıkla öne çıkan Mısır’ın duruşunu takdir ederek ‘Mısır bu sorunun çözümünde anahtar ülke haline gelmiştir’ diyor.

* * *

Esasen kabul etmek lazım ki Deniz Baykal’ın söyledikleri kendi içinde tutarlı.

Çünkü Deniz Baykal’ın Mısır’ı takdir etmesi, aslında hangi anlayışın parantezinde olduğunun ifadesidir.

Çünkü bu CHP ancak ve ancak Hüsnü Mübarek rejimini anlayabilir ve takdir edebilir.

Onun varlığıyla kendi varlığını, onun devamıyla kendi geleceğini bir arada görebilir.

Mübarek’le Baykal aynı zihindir, aynı algıdır, aynı dünyadır.

* * *

Bu CHP ne Gazze’yi, ne de Hamas’ı anlayabilir.

Her dönemde siyasetin rayından çıkmasına en hafif ifadeyle göz yuman ya da çanak tutan, millet iradesi karşısında akla gelmedik tezlerin savunucusu olan bir anlayıştan daha fazlası da beklenemez zaten.

Gazze’de verilen mücadeleyi ancak bu toprakların kurtuluşu için destansı bir mücadele veren insanlar anlayabilirdi.

Ama kendisini kurucu iradenin devamı, mirasçısı sayan bugünkü CHP’nin böyle bir şansı yok.

Varlığını devam ettirebilmek için hukuk dışı yapılanmaları savunma batağına saplanan bir siyasetin, nasıl böyle bir şansı olabilir ki.

* * *

Dün Ankara’da muhteşem bir program izledik.

Yenimahalle Belediyesi tarafından düzenlenen ‘İstiklal Marşı’nı Okuma Yarışması’, gerçekten görmeye değerdi. Başkan Ahmet Duyar’ı candan tebrik ediyoruz.

Minicik çocukların İstiklal Marşı’nı nasıl bir coşkuyla okuduklarını görmeliydiniz.

‘Bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmayacağız’ diye haykıran yürekleri görmeliydiniz.

İşte bu yüzden ancak bir Kurtuluş Savaşı verenler ve onun ruhunu taşıyanlar Gazze’yi anlayabilir.

İşte bu yüzden CHP, ne Gazze’yi, ne de Hamas’ı anlayabilir.

Hüsnü Mübarek’in yanı kendilerine mübarek olsun.



CHP'LİLER YOLSUZLUK YAPMAZ MI?

8 Ocak 2009 08:53
Bunlar, kendine solcu süsü veren "malum ve mahut" partinin adamları. - Engin Ardıç'ın yazısı...
Eski defterler

Çok genç olmayanlar bilirler, bir zamanlar İstanbul'da bir "İSKİ rezilliği" patlak vermişti.

Su müdürü, iş yaptırdığı müteahhitlerden para topluyor, bu paranın bir kısmını partisine bağış olarak aktarıyor, bir kısmını cebellezi ediyordu.

"Azgın kart teke sendromuna" kapılıp yanında çalışan çocuğu yaşında bir kıza tutuldu, eşini boşamaya kalktı, aldığı rüşvetin bir kısmını nafaka yapmak istedi, eşi de rezilliği medyaya açık ediverdi.

Paralara el koydular, su müdürünü içeri tıktılar.

İçeride baldırına bir de bıçak yedi su müdürü, görünürde "sıradan bir vatandaşın öfkesi" nedeniyle, aslında "konuşmaması" için...

O da mesajı aldı, sustu, konuşmadı ama bu arada kız da başkasına kaçtı! Ne hikmetse, mahkemede tanıklıklarına başvurulan bütün müteahhitler de bağışları "gönüllü" olarak yaptıklarını, hiçbir zorlama altında kalmadıklarını söyleyivermişlerdi... Maşallah İstanbul'un bütün kapitalistleri gizli solcuydu, iktidar koalisyonunun ortağı sosyaldemokrat partiyi destekliyorlardı da bizim bundan haberimiz yoktu!

Hepimiz kıçımızla gülüyorduk tabii.

İSKİ skandalı, partiyi de yedi belediyeyi de.

Kendilerine solcu süsü veren hokkabazlar, İstanbul'u bir daha geri gelmemek üzere yitirdiler. Onlara destek olmak amacıyla adaylıklarını koyan şarkıcılar türkücüler bile işe yaramadılar.

Parti de tarihe karıştı. Gitti, kendine solcu süsü veren daha eski bir partiye eklemlendi.

Onlar da bir daha, bırakın iktidarı, küçük ortaklık yüzü bile göremediler. Hatta bir dönem meclis dışı bile kaldılar.

Belediye reisi de o partiden milletvekili oldu ve bir daha da sesi soluğu çıkmadı, on beş yıldır "low profile" gösteriyor. Eh, "high profile" gösterecek yüzü yok.

İsim vermedim, çünkü su müdürü diyetini ödedi, cezasını çekti, bitti gitti. Kendisiyle televizyonda en çok "uğraşan" bendim o sıralar, hem onun müdürlüğü hem de benim televizyon yorumculuğum tarih oldu.

"Müteveffa" parti de bana beş yüzü aşkın dava açmıştı, kaç milyar ödediğimi bilmiyorum, eski patronuma sorunuz çünkü onun cebinden çıktı.

Adnan Menderes'in son sözlerini tekrarlamama izin verirseniz, "kat'iyyen muğber değilim, hiçbir iğbirar duymuyorum" ... Onlar duyuyorlarsa onu bilemem, kendi küçüklükleri olur. (Muğber, gücenmiş, küskün demek. Merhum Menderes Osmanlıca konuşurdu, ben de severim.)

Bütün bu eski defterleri neden açtım?

İzmir'de bir "operasyon" yapılmış, iki belediye reisiyle birlikte tam yüz yirmi kişi gözaltına alınmış. İmar kanununa muhalefet, ihaleye fesat karıştırma, suç işleme amacıyla örgüt kurma, falan filan. Bildik yolsuzluk türleri.

Ankara'da bir ilçede de buna benzer bir rezillik yaşanmıştı yakın zamanda...

Bunlar, kendine solcu süsü veren "malum ve mahut" partinin adamları.

Eski defterleri neden açtım? Son zamanlarda, özellikle belli bir yayın grubunun da desteğiyle, "belediye yolsuzluklarını AKP yapar, ötekiler sütten çıkmış ak kaşıktır" gibilerden bir puşt tezgâhı döndürülüyor da, bazı şeyleri yaşlılar unutmasınlar, gençler de öğrensinler diye...

Engin Ardıç - Sabah

Üniversitede kızların türbanını çıkartmak için 'ikna odası' kurmuştu! Nur Serter, başörtülüye rozet taktı


05 Ocak 2009 Cumhuriyet Mitingleri’ni düzenleyen komitede yer alan CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, partiye yeni katılanlara rozet taktı.
CHP İstanbul’da Sultanbeyli ilçesinden sonra, Tuzla ilçesinde de adayını açıkladı. CHP’nin Tuzla Belediye Başkan adayı, Anavatan Partisi’nden CHP’ye geçen Orhanlı Belde Belediye Başkanı Cemil Ekşi oldu. Tuzla’da bir lokantada düzenlenen törende ‘Kahrolsun İsrail’ sloganları yükseldi.
Törende CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen, Tuzla Belediye Başkan adayı olarak, Orhanlı Belde Belediye Başkanı Cemil Ekşi’yi açıkladı. DYP, Anavatan ve AKP’den katılanlara da rozetleri takıldı. AKP’nin Aydıntepe Mahallesi temsilcilerinin CHP’ye geçerken bazı türbanlı kadınlara rozetlerini CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Nur Serter taktı.

netgazete

CHP'nin Filistin mitinginde tekbir sesleri

CHP, İsrail'in Filistin'e yaptığı saldırıları İstanbul'da protesto etti. Gösteride Türk ve Filistin bayrakları açıldı, tekbir getirildi.18 Ocak 2009 19:55


Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Zeytinburnu Adliye Meydanı'nda, İsrail'in Filistin saldırısını protesto etti. Ellerinde Türk ve Filistin bayraklarını taşıyan kalabalık Gazze katliamı nedeniyle İsrail'i kınadı. Eyleme katılanlar tekbir getirdi, İsrail aleyhinde slogan attı. Protesto için çok sayıda çocuk da meydana geldi.

Zeytinburnu Adliye Meydanı'nda toplanan yaklaşık grup "Filistin halkının yanındayız", "Her yer Filistin, hepimiz Filistinliyiz " pankart açtı. Türk ve Filistin bayrakları taşıyan vatandaşlar, "Kahrolsun İsrail" şeklinde slogan attı.

İsrail'in saldırısını protesto etmek için eyleme katılan CHP İl Başkanı Gürsel Tekin, İsrail'in tek taraflı ateşkes ilan etmesinin yeterli olmayacağını söyledi. Tekin, "Filistin topraklarını terk edecekler" dedi. CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal, "İsrail ile olan tüm ilişkiler durdurulmalı" diye konuştu.

İlçe Başkanı Doğan, protesto gelen vatandaşlara seslenerek, "Filistin dünyada özgür Müslüman devleti olana kadar takipçisi olacağız, söz vererek ayrılalım" şeklinde konuştu.

CHP'li il meclis üyesinin sır intiharı

CHP Denizli İl Genel Meclisi üyesi Mehmet Harmanda, sahibi olduğu iş yerinde kendini asarak intihar etti.03 Şubat 2009 18:08


Alınan bilgiye göre, Sarayköy ilçesinde serbest muhasebecilik ve mali müşavirlik yapan Mehmet Harmanda (58), sabah saatlerinde iş yerinin kapısını kilitledikten sonra merdiven boşluğundaki demire kendisini asarak yaşamına son verdi.

Harmanda'nın cesedini personeli buldu.

Polis ekiplerinin incelemesinin ardından Harmanda'nın cenazesi otopsi için Sarayköy Devlet Hastanesine götürüldü.

Olay yerine gelen CHP Denizli İl Başkanı Ali Kavak ve partililer, Mehmet Harmanda'nın yakınlarına başsağlığı diledi.

Mehmet Harmanda'nın intiharında maddi sorunlarının etkili olduğu savunuldu
haber7

CHP FAZLA AÇILINCA BOĞULDU

4 Şubat 2009 18:55
Çarşaflı akrabalarıyla CHP'ye katılarak günlerce 'Çarşaf açılımı' diyerek gündemi işgal eden Eyüp Belediye Başkan Aday Adayı Emin Atmaca, CHP'den ayrıldığını açıkladı. İşte nedeni.
Çarşaflı akrabalarıyla CHP'ye katılarak günlerce "Çarşaf açılımı" sloganıyla gündemi işgal eden Eyüp Belediye Başkan Aday Adayı Emin Atmaca CHP'den ayrıldığını açıkladı. Atmaca CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen'in kendisine etik olmayan bazı tekliflerde bulunduğunu iddia etti.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın katıldığı ve ailesindeki çarşaflı bayanlara rozet takılan töreni organize eden Eyüp Belediye Başkan Aday Adayı Emin Atmaca, bu kez de rozet çıkarmak için basın karşısına geçti. Eyüp'teki Atmaca Düğün Salonu'nda ailesi ve destekçileri ile birlikte bir basın toplantısı düzenleyen Atmaca, kendisine Mehmet Sevigen tarafından belediye başkan adaylığının teklif edildiğini belirterek, "Sayın Sevigen bana "Genel merkezle konuştum, adaylığın tamam" demiştir. Partiye katılım törenini birlikte organize ettiğimizi söylemişti. Sayın Genel Başkan Baykal bana ve akrabalarımıza rozet takmıştı. Ancak daha sonra Mehmet Sevigen benden kabul edemeyeceğim etik olmayan isteklerde bulunmuştur. Sayın Sevigen'den bu tavrı görmem beni yaraladı ve 19 Ocak 2009'dan itibaren belediye başkan aday adaylık sürecim sone erdi. Ben ve CHP'ye katılan 7 bin dostumuzun da Sevigen ve onun gibilere desteğimizi çektiğimizi belirtmek isterim" dedi.

Basın toplantısında Emin Atmaca'nın Hukuk Müşaviri Selami Kurt ise hazırlanan basın açıklamasını okudu. Atmaca'nın imzasını taşıyan açıklamada Mehmet Sevigen ağır bir dille eleştirilerek, "Mehmet Sevigen yapılacak partiye katılım töreninin kalabalık olması gerektiğini, özellikle türbanlı kadınları organize etmemi istemiştir. 7 bin Erzurum ve çevre illerdeki akrabalarla birlikte CHP'ye katıldım. Sayın Baykal'da bu törende salonda bulunan 15 bin kişinin Eyüp Belediye Başkan adaylığımın hayırlı olmasını diledi. Hatta bu tören kamuoyunda CHP'nin çarşaf açılımı olarak yer buldu. Ancak Mehmet Sevigen bu aşamadan sonra farklı zamanlarda çeşitli yerlere bağış yapmamı istemiş ve nerelere bağış yapacağımı adres vererek bizzat yönlendirmiştir. Mehmet Sevigen'in tavır ve davranışlarında anlayamadığım değişimler olmuştur. Her şey ile ilgilenen Mehmet Sevigen gitmiş sadece etik olmayan ucuz hesapların peşinde koşan bir Mehmet Sevigen gelmiştir." şeklinde konuştu.

Basın toplantısı sırasında sık sık Mehmet Sevigen aleyhine sloganlar atılırken, toplantının sonunda Atmaca, türbanlı yakınları ve destekçileri parti rozetlerini çıkardı.

Milli Gazete

Karayalçın ve Kocaoğlu Çekilebilir
05 Şubat 2009 16:35

Baykal'ın başı CHP'nin kalesi sayılan Ankara ve İzmir'de büyük dertte. Karayalçın ve Kocaoğlu'nun adaylıktan çekilebileceği konuşuluyor...

(Balçiçek Pamir / Habertürk)

Nasıl olur demeyin! Olur mu olur.
Şimdi gelelim konunun detaylarına.
Gerçekten de Murat Karayalçın'ın ve Aziz Kocaoğlu'nun CHP Ankara ve İzmir adaylığından çekilmeleri gündemde. Karayalçın ile başlayalım.
Kulislerde konuşulan dedikodulara göre Karayalçın parti yönetimiyle ilgili büyük sorunlar yaşıyormuş. Bu durum CHP’nin Çankaya adayının belirlenmesinde doruğa çıkmış. Biliyorsunuz CHP’nin hala Çankaya adayı belli değil. Karayalçın Mehmet Moğultay ve Doğan Taşdelen isimlerinin üzerinde duruyor “Ya olacak ya olacak” diyormuş. Bu isteğini Baykal’a da iletmiş ve baykal’dan bu arkadaşlarla çalışmayı düşünmüyoruz yanıtı almış.
Öte yandan CHP genel merkezinden bazı isimler, şimdi Karayalçın'ın seçim bürosu olarak kullanılan Çevre sokaktaki eski genel merkezdeki makam odasının Deniz Baykal için geldiğinde kullanması amacıyla yeniden hazırlanması teklifine Baykal'ın sıcak bakmadığını söylüyorlar. Aynı isimlerin, binanın dışında sadece Karayalçın'ın posterinin asılı olmasının enteresan olduğunu, oda hazırlamadan önce binaya Deniz Baykal'ın posterinin asılmasının gerektiğini söyledikleri de kulaktan kulağa fısıldananlar arasında.
Tabii bunlar sadece suyun üzerinde görünenler. Esas meselenin daha derinlerde yattığını bilenler CHP ile Karayalçın arasındaki iplerin her an kopabileceğini söylüyorlar.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na gelince...
Kocaoğlu'nun da uzun süredir ciddi biçimde gerginlik yaşadığı İzmir'in eski il Başkanı Kemal Karataş'ın Konak'ta belediye başkan adayı yapılmasına içerlediği ileri sürülüyor. Adaylığının açıklanması süreci de yılan hikayesine dönen Kocaoğlu bugünlerde partisiyle yine gergin günler yaşıyor ve onun da her an adaylıktan çekilebileceği söylentileri ayyuka çıkmış durumda.
Ancak bu arada bir sürü aracı da devrede, aday ilanının son günü olan 17 şubata kadar pürüzleri gidermeye, ilişkileri düzeltmeye çalışıyorlar. Özellikle genel merkez cephesinin konuyla ilgili olarak pek endişeli olmadığı, olaya "siyasette olur böyle şeyler, kol kırılır yen içinde kalır. zaten kol da kırılmadı sadece biraz incinmiş olabilir" mantığıyla yaklaştığı söyleniyor.
Bitirmeden….
Peki bu işi toparlama görevi kime verilmiş dersiniz?
Tabii ki Mehmet Sevigen.
Son günlerde adını bolca duymaya alıştığımız çarşaf açılımının arkasında yer alan isim, İstanbul milletvekili Mehmet Sevigen, şimdi de küskünleri teselli turlarına başlamış.
Kanımca eğer CHP Kocaoğlu ve Karayalçın’dan vazgeçerse büyük yara alır.
İzleyip hep beraber göreceğiz.
aktifhaber

Flaş! Cumhuriyet CHP'ye Yüklendi
05 Şubat 2009 07:46

Baykal'ın Org. Büyükanıt'la yaşadığı polemik CHP-TSK arasında bir ilk olmuştu. Şimdi de Cumhuriyet Gazetesi CHP'ye yüklendi. Bu da bir ilk.. Olay şöyle...

Cumhuriyet yazarı Deniz Som ile CHP'li Sirmen canlı yayında fena kapıştı

Habertürk TV'de Erdoğan Aktaş yönetimindeki "Kim Haklı?" programında CHP'nin Kocaeli adayı Sefa Sirmen'in "mahalle evleri" projesi kapsamında kamuoyuna duyurduğu ve CHP lideri Deniz Baykal'ın da destek verdiği "her mahalleye Kuran kursu açılımı" Sefa Sirmen ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Deniz Som tarafından tartışıldı.

Sirmen çalışmalarının seçim yatırımı olmadığını laiklikten asla vazgeçmeyeceğini savunurken Deniz Som bu yapılanların ihanet olarak tarihe geçeceğini öne sürdü.

SİYASİ MALZEME OLARAK DÜŞÜNMEDİK

Sefa Sirmen projeyle ilgili olarak, "Bu asla seçim yatırımı değil. Mahalle evi projesi içinde bir bölüm. Bunu siyasi malzeme olarak kullanmak aklımızın ucundan geçmedi. Bazı gerçekler var. Mesela Konya'da bina çökmesiyle 16 yavrumuzun öldüğünü biliyoruz. Sağlıksız koşullarda Kuran kursu verildiğini biliyoruz. Biz de seçimlere hazırlanırken bu konuyu düşündük. Her mahalleye bir mahalle evi... Muhtarlığın, lisan kursunun, üniversite hazırlık kurslarının da içinde olduğu Mahalle Evi olarak adlandırdığımız bir proje. Tatil zamanlarında müftülük denetiminde Kuran eğitimi verileceğini de duyurduk. Esas proje her türlü ihtiyacı karşılayacak olması. " dedi.

DİNİ RANT OLARAK GÖRMEDİM

Oy hesabı ile hareket etmediğini söyleyen Sirmen şöyle devam etti: "Ben ilk defa başkan adayı olmadım. 3 dönem başkanlık yaptım. Dinimizi bir rant olarak hiçbir zaman görmedim. 89'da başkan olduğumuz zaman sabah camiye giden cemaate de hiznet vermek gerektiğinden ısıtma sistemini başlatan adamım. Müslüman bir ülkedeyiz. Aileleler kendi çocuklarının Kuran öğrenmesini istiyor. Biz de çocukluk yaşlarımızda gittik. Şimdi aileler istese de gönderemiyor, endişeli oldukları için. Devlet yönetiminde verilen bir eğitimi elbette memnuniyetle karşılacaklardır. Bu çalışma 6 aydır devam ediyor. Bunu halkın talepleri doğrultusunda yaptık."

ILIMLI İSLAM CUMHURİYETİNE SU TAŞINIYOR

Sirmen'in projesini eleştiren Cumhuriyet yazarı Deniz Som ise şöyle konuştu: "Sayın Sirmen haklı! Son yıllarda ABD'nin planladığı şekilde Büyük Ortadoğu Projesi uygulanıyor. Türkiye Cumhuriyeti'ne de biçilen ılımlı İslam modeli var. Bu o kadar güzel uygulanıyor ki. Toplum dönüştürülüyor. Sefa Bey de bu dönüşüme ayak uydurmuş. İstanbul'da da çarşaflı kadınları parti üyesi yaparak yöneticilik basamağına götürülek istenmişti. Sefa Bey de ılımlı İslam Cumhuriyetine su taşıyor. Türkiye ılımlı İslam Cumhuriyerine sürüklenmiyor olsaydı, Atatürk'ün ilkeleri yürüyor olsaydı Sefa Bey'le öncelik bale kurslarına mı opera kurslarına mı verilmeliydi. Onu tartışacaktık."

ŞERİATA DA MI 'HALKIN TALEBİ' DİYECECEKSİNİZ?

Som şöyle devam etti: "Yetişkine götüreceğiniz hizmet başka, çocuklara götürecek hizmet başka. Sizden Kuran kursu istiyorlar, halkın talebi. O zaman şeriat istediklerinde de halkın talebi mi diyeceksiniz? İzmit sınırları içinde Diyanet'in açtığı Kuran kursları yok mu, var. O zaman size ne! Kaçak Kuran kursları açılıyorsa, size ne. Bu emniyetin görevi. Diyanetin yasal kursları var. Kimi derneklerin yasal kursları var. Kimi cemaatin de yasa dışı Kuran kursları var. Bunlarla mücadele etmek belediyenin görevi değil. Tespit ettiğiniz zaman emniyete başvurursunuz. Kaldı ki Kuran kursları ilköğretim çağındaki çocuklara da yasak. Yani her şey birbirine karışmış. "
aktifhaber

Kılıçdaroğlu'na ŞOK Dava
05 Şubat 2009 10:27

CHP'nin İstanbul adayı Kılıçdaroğlu hakkında, PKK'ya yataklık yapmak, darbe ve komplo düzenlemek gibi suçlardan Cumhuriyet Savcılığı tarafından dava açıldı.

Kılıçdaroğlu hakkında "Bölücü terör örgütü PKK ile Almanya'da işbirliğine gitme ve onlara yataklık yapma, AK Parti hükümeti ve Başbakan'a komplo düzenlemek, hükümeti bir sivil darbeyle devirmek" suçlaması yapılıyor. Kemal Kılıçdaroğlu'nun milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis Başkanlığı'na gönderilmek üzere fezleke hazırlandı.

Bir dönem Alman Emniyeti'nde görev yapan araştırmacı-yazar Talip Doğan Karlıbel, CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. 4 Şubat 2009 tarihinde yapılan başvurudaki iddiaları yerinde gören Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı, CHP'li Kılıçdaroğlu hakkında '2009/2232' dosya numarası vererek dava açtı. Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı'nın Kılıçdaroğlu'nun dokunulmazlığının kaldırılması için hazırladığı fezlekeyi Meclis Başkanlığı'na göndermesi bekleniyor.

CHP'nin Alman Ebert Vakfı'ndan para aldığı iddialarını gündeme taşıyan Karlıbel, Kılıçdaroğlu hakkında "Asılsız iftira ve şahsıma yönelik tv kanalları, yazılı basın ve internet basınında suçlama. Üsküdar Adliyesi'nde bulunan (2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/118 Esas, 2005/279 nolu kararı) dosyamın içinden alınan evrak üzerinde oynama yapılıp olayı saptırarak uyuşturucu sattığımı ifade etmektedir. Ayrıca basın kuruluşlarına bu evrakın sızdırılması. Bölücü terör örgütü PKK ile Almanya'da işbirliğine gitme ve onlara yataklık yapma. Türkiye'nin üniter yapısını bozmak isteyen Alman siyasi vakfı Friedrich Ebert Vakfı ile proje çalışması adı altında (Yeni Türkiye Projesi) üzerinden Türkiye'yi bölmek. AK Parti hükümeti ve Başbakan'a komplo düzenlemek ve hükümeti bir sivil darbeyle devirmek." suçlamalarını yaptı.

CHP'nin Ebert Vakfı'ndan yardım aldığını Alman kaynaklarından aldığı belgelerle ispatladığını dile getiren araştırmacı-yazar Talip Doğan Karlıbel, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Mahir Kara'nın soruşturma başlattıktan sonra CHP'lilerin kendisine olan tavırlarının değiştiğini belirtti. Savcılığın şikayetini yerinde görerek dava açtığını dile getiren Karlıbel, son sözü yargının söyleyeceğini ifade etti.

Doğrular ortaya çıkınca şahsına çamur atmaya başladıklarını anlatan Karlıbel, "Oysa 2006 yılında CHP milletvekilleri 05.10.2006 tarihinde girişimlerim neticesinde Necip Hablemitoğlu cinayeti hakkında Meclis soruşturma açılması için imza topladılar ve soruşturma başlatıldı. CHP milletvekilleri, Meclis soruşturma yazısında hakkımda araştırmacı yazar olduğumu kabul etmişlerdir. Şimdi ise basın yoluyla şahsıma yönelik asılsız iftira ve suçlamalar yapılıyor. Suç duyurumu CHP milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve yandaşları bölücü terör örgütü PKK ile ilişkileri olduğunu, ayrıca Türkiye'nin üniter yapısını bozmaya çalışan Friedrich Ebert Vakfı'nın üyesi olduklarını ve bu vakıf üzerinden Almanya'da Türkiye aleyhine propaganda yapmaları hakkındadır. Sanığın eylemlerinin Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddelerinin ihlal niteliklerinin ve sonucundan cezalandırılmasını istiyorum." dedi.

Üsküdar Adliyesi'nde bulunan ve arşive kaldırılmış dosyasının bir milletvekili tarafından dışarı çıkarıldığını ileri süren Karlıbel, bu durumun "İnsan haklarına aykırı, Türk hukuk devleti ilkelerini saymamak ve çiğnemek." olduğunu belirtti. Dosyayı kimin çıkardığını da bildiğini anlatan Karlıbel, olayın peşini bırakmayacağını söyledi.

Talip Doğan Karlıbel, daha önce de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın CHP hakkında başlattığı 'yardım' incelemesiyle ilgili muhatap bulamayınca elindeki belgeleri posta yoluyla Başsavcılığa göndermişti.
aktifhaber
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cmt Şub 07, 2009 5:59 pm    Mesaj konusu: CHP’nin fes açIlImI Alıntıyla Cevap Gönder

Fehmi KORU
Yeni Şafak
CHP için kırılma noktası
10 Temmuz 2009

CHP lideri Deniz Baykal partisinin ilgili kurullarını yeni durumu görüşmek üzere pazartesi günü için toplantıya çağırmış. İyi de yapmış. Umarım yalnız Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onanarak yürürlüğe giren askeri yargının yetki alanını kısıtlayıcı iki yasa maddesini görüşmekle yetinmezler.

CHP'nin, şu aşamada, siyasetteki kendi yerini boylu boyunca masaya yatırması gerekiyor.

'Sosyal demokrat' partilerle buluştuğu her uluslararası zeminde CHP'liler yadırgandıklarını epeydir fark ediyorlar. 'Sosyalist Enternasyonal' üyeliği devam ediyor CHP'nin, ama sosyalistleri tard kararı almaktan alıkoyan şey, kopuşuyla daha da çizgi dışına kayabileceği endişesi... Avrupa Parlamentosu'ndaki çalışmalara katılan, Avrupa Parlamenterler Meclisi'nde üye olan CHP milletvekilleri bu durumun fena halde farkındalar.

Yapılan son kamuoyu araştırmalarının daha da keskin biçimde ortaya koyduğu gibi, kendisine en yakın olması gereken toplum katmanları da CHP'yi ciddiye almamaya başlamış görünüyor; solda durup “Yeni bir partiye ihtiyaç var” diyenlerin oranı CHP'de alarm zilleri çaldıracak kadar yüksek. Bütün sol partiler aydınlardan beslenirken 'solcu' aydınların büyük bölümü CHP ile kanlı bıçaklı. 'Solcu' olduğu halde 'reformist' bulduğu için Ak Parti'yi desteklediğini açıklamak eskiden sorunluydu; şimdilerde kendi kamuoylarından destek görüyor bu yolda itirafta bulunanlar...

'Reform' bu konuda sihirli sözcük... Ak Parti iktidarı altı yıl içerisinde Türkiye'nin demokrasi standardını istikrarlı bir biçimde yukarılara taşıdı; tıkanık görünen kanalları zorlayarak demokrasi ve özgürlüklerin önünü büyük çapta açtı. Çoğunda CHP'nin engellemelerine rağmen... Destek verse kendisi de gelişmelerden hissesine düşecek olumlu payı alabilecek iken, engelleyici davranarak oy verebilecek kitleleri kendisinden uzaklaştırmayı becerdi CHP...

Meclis'in tatile girdiği akşam çıkan, Cumhurbaşkanı Gül tarafından da onanan iki yasa maddesi CHP için gerçek bir kırılma noktası haline dönüşebilir. O iki maddeyle, Meclis, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verirken, devlete ve hükümete karşı kalkışma eylemine ve yüz kızartıcı suçlara karışmış askerlerin sivil mahkemeler tarafından yargılanmasını da sağlamış oldu.

Oylama sırasında kendi milletvekillerinin de parmak kaldırdığı bu iki madde için Anayasa Mahkemesi'nin kapısını çalmayı düşünüyor CHP. 29 Mart seçimi öncesinden yakınlaştığı MHP'nin de destek vermesiyle istediği sayıda imzayı bulabilir elbette ve bu tür başvurularda nasıl davrandığı iyi bilinen Anayasa Mahkemesi'nden istediği 'iptal' kararını çıkartabilir de...

Yalnız bunu yapmadan önce kimliği ve varoluş sebebi üzerinde bir daha düşünse iyi olur. Her kritik dönemde stratejik yanlışlar yaptı CHP; bazısı görmezden gelindi, bazısı unutuldu o yanlışların... Ancak iki maddenin iptali -olursa- unutulacak gibi değil...

Unutulmayacak olması, CHP'nin bu konudaki tavrının parti literatürüne geçmesinden kaynaklanıyor. CHP tarafından daha 1990'larda hazırlanmış anayasa tekliflerinde askeri yargıya vücut veren anayasanın 145. maddesinin bütünüyle kaldırılması öngörülüyor. Geçmişte sivillerin askeri mahkemelerde yargılandığı dönemlerde CHP'lilerin itiraz sesleri de duyulmuştu. CHP'nin bugünkü yönetici kadrosunda darbeler sonrasında askeri mahkemelerde yargılanmış, ya da yargılananlara hukuki destek vermiş insanlar var.

Sözünü ettiğimiz geçmiş, o kadar da uzak sayılacak bir geçmiş değil; kolayca nasıl unutulsun?

Pazartesi buluşmalarında kendi kendilerini ciddi biçimde sorgulamalı CHP kadroları...

Fehmi Koru - Yeni Şafak
f.koru@yenisafak.com.tr


Zülfü Livaneli/Vatan

CHP’nin fes açılımı

Önümüzdeki günlerde İstanbul’da CHP’nin fes açılımı yapacağını söylediler. Eskiden olsa şaka diye gülerdim ama artık şaka mı ciddi mi bilemiyorum.

***

Kaç gündür basında “Erdoğan niye Kılıçdaroğlu’na yükleniyor?” sorusu sorulmakta.

Kimi korktu diyor, kimi İstanbul’un rantından söz ediyor.

Oysa bu strateji, yedi yıldır sürdürülenle aynı.

Yani oyları konsolide etmek, iki partili bir sistemin varlığını sürdürmek, araya kimseyi sokmamak.

2002 seçimlerinden beri Türkiye’de

bu sistem uygulanıyor.

Erdoğan’la Baykal’ın bir öğleden sonra gizlice buluşup, baş başa konuştukları Beylerbeyi zirvesinde karar altına alınan temel politika budur.

İki partinin egemenliği.

“Sen laik oyların patronu ol, ben öteki kesimin. Araya kimseyi sokmayalım. Böylece götürelim” kararı.

Biliyorsunuz, son yazdığım tahmin değil bilgidir.

Dikkat edin her seçimden önce, Erdoğan çıkıp laiklerin kanını tepesine sıçratacak sözler söyler: CHP’ye dönerek “sizin kökünüz çürük!” der. Başka bir seçimde yurdu demir ağlarla örme projesinin fiyaskosundan bahseder.

Baykal da çıkıp AKP’lileri kızdıracak

bir iki laf eder.

Ve böylece palamut sürüleri hop diye iki ayrı yöne akmaya başlar.

Nüanslar kaybolur.

Şimdi de oynanan oyun aynı.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nu hedefe koyuyor ki muhalif oylar onun çevresinde toplansın, Saadet Partisi’nin adayına falan kaymasın.

Çünkü Kılıçdaroğlu’na gidecek oylar AKP’den gitmeyecek. Onlar zaten muhalif.

Ama Mehmet Bekâroğlu’na giden her oy kendi canını yakacak.

Erdoğan’la Baykal yedi yıldır bu oyunu başarıyla yürütüyorlar. Dikkat ederseniz araya başka parti de sokmuyorlar. İstanbul, Ankara yerel seçimleri de CHP mi AKP mi çizgisinde ilerliyor.

Diğer partilerin patinaj yaptığı nokta burası.


***


Eskiden köy kahvelerine DP’li ve CHP’li siyasetçiler gider ve birbirlerine hakaret ederlermiş.

Heyecanlanan halk da taraf tutmaya başlar, birbiriyle dövüşür ve oyunu bu iki partiden birine verirmiş.

İki aday daha sonra şehre gider, masa başında halkla kafa bulurlarmış.

Şu anda da değişen bir şey yok.

İki genel başkanın gizli anlaşması, halk kitlelerini örsle çekiç arasına sıkıştırmaya devam ediyor.

Atılgan Bayar
atilgan.bayar@aksam.com.tr
'AK Parti'ye karşı diye 'Büfeci Laiklik'e göz yumulamaz

Şimdi hesabı kapatma zamanı... Üç aydır yazdığım 'CHP yazıları' yüzünden bana sabah akşam küfür edenleri...
Beni CHP düşmanı olmakla suçlayanları sigaya çekme vakti...
Söyleyin bakalım; ben müneccim miydim de, iki ay önce 'Belediye Başkan Adayları ve Meclis Üyeleri konusunda Sevigen rahatsızlığı var,' diye yazabildim?
Söyleyin bakalım, hakikaten müneccim miydim de, o küfürleri göze alıp 'Gürsel Tekin'i yemeye çalışacaklar,' dedim?
Siz bana yakası açılmadık küfürler ettiniz...
Siz beni, ulaşabildiğiniz herkese şikayet ettiniz... İftira attınız...
Şimdi ne oldu?
Artık sol seçmen, Türkiye'nin öncelikli sorununun AK Parti iktidarı değil, CHP nomenklatura'sı olduğunu düşünüyor.
CHP aparatçikleri tasfiye edilmeden, CHP'nin iktidar ihtimalinin bile bulunmadığı anlaşıldı.
Utanan, utandı...
Utanmayana da son sözüm şudur:
Rahmetli Ufuk Güldemir'in kavramsallaştırmasıyla, 'Büfeci İslam' ile mücadele ediyorsunuz diye, yerine 'Büfeci Laiklik,' 'Müteahhit Laiklik' tesis etmenize izin verilemez.
CHP için ok yaydan çıkmıştır ve değişimin kaçınılmazlığının karinesi Kılıçdaroğlu-Tekin ikilisini etkisiz kılma girişiminin başarısız olmasıdır.
Kılıçdaroğlu ve Tekin ikilisinin, seçimde başarılı olmaktan çok daha büyük bir hizmeti bu ülkeye şimdiden yaptıklarını söyleyebiliriz.
CHP'de değişim ve umudun kapısı açıldı...
Cin şişeden çıktı.
Artık Deniz Baykal'ın Kılıçdaroğlu ve Tekin'in arkasında bir an bile durmamak gibi bir lüksü yok... Durmazsa...
Genel Başkan olarak katıldığı son seçimin, bu seçim olarak tarihe geçmesi kuvvetle muhtemeldir.

Topbaş yönetiminin CHP'li meclis üyeleri
CHP İstanbul'un şöyle bir gidip gelmesinin, Gürsel Tekin'in isyanının tüm ayrıntıları net bir şekilde bilinemiyor...
Ama İstanbul siyasetinin derin kulislerinde konuşulan bir iddia oldukça ilginç...
Bu iddiaya göre, Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin, Kadir Topbaş dönemindeki CHP'li Belediye Meclis Üyeleri'nin bazılarını tekrar listeye koymak istemiyor!
Bu isimlerin Mehmet Sevigen ve Mustafa Özyürek ile ilişkili olduklarını düşünüyorlar.
Hatta öyle ki, iddiaya göre, Kılıçdaroğlu bizzat Baykal'a bu konudaki sıkıntılarını anlatıyor.
Buna rağmen listelerde Kadir Topbaş döneminin CHP Meclis Üyeleri'nden dördünü gören Kılıçdaroğlu ve Tekin ikilisi çileden çıkıyor.
Tekin de, isyan bayrağını bu yüzden çekiyor.
Akşam

Kanadoğlu CHP'ye Ateş Püskürdü
07 Şubat 2009 08:19

CHP'nin önce çarşaf, sonra Kur'an Kursu açılımı Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ve Vural Savaş'ı çileden çıkardı. İşte ikilinin CHP'ye ilk sert sözleri.

Köşk seçimleri sürecinde birlikte hareket eden Yargıtay Eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ile CHP'nin arasına 'demokratik açılımlar' girdi. Kanadoğlu, siyasi partilerin 'oy getiriyor' diye dini siyasete alet etme yarışına girdiğini iddia etti.

Kanadoğlu, CHP'yi kastederek, "Bugün belirli misyonuna karşı çıkarak, bu misyonun yarattığı görevi yerine getirmekten çekinerek, oy kazanma çabasında bu misyondan sıyrılmaya çalışanları tarih affetmeyecektir. Sanırım sizler de affetmeyeceksiniz." dedi.

Sabih Kanadoğlu, 16 Mayıs Ulusal Hukuk ve Tavır Dergisi'nin düzenlediği 'Cumhuriyet'in neresindeyiz?' konulu panelde ilginç yorumlar yaptı. Kanadoğlu, laikliğin evrensel bir tanım taşımadığını, her ülkenin yapısına, sosyal durumuna, mensup olduğu dinin özelliklerine göre şekil aldığını öne sürdü. Ardından 'Türk laikliğini' tarif etti: "Türk laikliğinde devlet dinin işine karışacaktır ancak, din devletin işine karışmayacaktır." Daha sonra AK Parti davasına atıfta bulunan Kanadoğlu, Türkiye'nin, 'laik cumhuriyetin ilkelerine aykırı hareket ettiği Anayasa Mahkemesi tarafından tescil edilmiş bir siyasi parti' tarafından yönetildiğini savundu. Bu durumun siyasi partilere "İktidarı elde edebilmek için laiklik ilkesine karşıt eylemlerin bir propaganda aracı yapılmasında sakınca yoktur" mesajı verdiğini iddia etti. Kanadoğlu, şöyle konuştu: "Bugün gördüğümüz de budur. 'Mademki oy getiriyor' düşüncesi siyasi partilere egemen olmuştur, o halde bir yarış başlamıştır. Bu yarış ülkeyi nereye götürür? Bu sorunun hepimiz tarafından düşünülmesi gerekir."

Savaş'tan 'vatan haini' suçlaması

Aynı panele katılan Yargıtay Onursal Başsavcısı Vural Savaş da gazetecilerin soruları üzerine CHP'ye sert eleştirilerde bulundu. Her partinin dini siyasete alet ettiğini öne süren Savaş, "Atatürk dini siyasete alet edenleri çıkardığı kanunla, buna siyasi partiler de dahil, vatan haini ilan etmiştir. Vatan hainliğini suç olmaktan çıkardılar, ama biz Atatürkçüler dini siyasete alet edenleri vatan haini olarak kabul ediyoruz. Hangi partiden olursa olsun." ifadelerini kullandı.

Tuncer Paşa Da Oradaydı

Panele katılan MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç ise, "Güzel, anlamlı bir mekanda panel izledik. Bu panelden memnun olduk." dedi. Kılınç, Ergenekon kapsamında tutuksuz yargılanıyor.

aktifhaber

CHP'li Belediye Başkanı 'türbe' açtı

21:00 - CHP'nin çarşaf ve Kur'an kursu açılımından sonra Burhaniye'de de CHP'li Belediye Başkanı Fikret Akova türbe restore ettirdi. Türbenin açılışında yapılan duanın ardından konuşan Belediye Başkanı Fikret Akova, "Bu manevi şahsiyeti Burhaniyelilerle tanıştırmak bize kısmet oldu. Hocamız türbenin çevresinin açılması halinde ilçenin de bahtının açılacağını söyledi'' dedi. Daha sonra törene katılanlar türbeyi ziyaret etti. Türbe ziyaretinin ardından halka pilav ve ayran ikram edildi. 27.02.2009 BALIKESİR netgazete


CHP'den Başörtülü Aday
20 Şubat 2009 14:13

CHP, "Çarşaf", "Kur'an Kursu", "Tarikat" ve "Türbe ziyareti" açılımından sonra şimdi de "başörtülü aday" açılımı yaptı. İşte CHP'nin başörtülü adayı...

Çarşaf, Kur'an kursu, tarikat, türbe açılımlarıyla dikkat çeken CHP, bu kez de başörtülü Meryem Bıçkıcı’yı Ankara’nın Nallıhan ilçesinde başkan adayı olarak gösterdi. Bıçkıcı, halen Nallıhan’da belediye meclis üyesi olarak görev yapıyor.

46 BÖLGEDE KADIN ADAY
CHP, yerel seçimler için 8’i il olmak üzere 46 seçim çevresinde kadın aday gösterdi. Aydın’da Özlem Çerçioğlu’nu, Balıkesir’de Nedret Can’ı, Bursa’da Sena Kaleli’yi, Erzincan’da Nuran Uygun’u, Hatay’da İris Şentürk’ü, Isparta’da Aysel Erdoğan’ı, Kastamonu’da Müjgan Alagöz’ü ve Şanlıurfa’da da Nazan Odabaşı’nı belediye başkan adayı yapan CHP, bu illerin dışında 38 seçim çevresinde daha kadın aday gösterdi.

Kadın adaylar arasında, Nallıhan Belediyesi’nin 11 Belediye Meclis Üyesi’nden biri olan Meryem Bıçkıcı dikkat çekti. MHP’li Sefa Gür’ün başkanlık yaptığı Başkent’in merkeze en uzak ilçelerinden Nallıhan’da Bıçkıcı, başörtülü olarak Belediye Meclisi’nde görev yapıyor. Bir başka kadın belediye meclis üyesi AKP’li Hayriye Çakmak ise başı açık olarak çalışmalarını sürdürüyor.

"KILIK KIYAFET ÖNEMLİ DEĞİL"
Önceki yıl, Meclis’te “Başörtüsü eşlerin ayıbını örtmez” diyerek büyük tartışma yaratan Baykal’ı CHP Genel Merkezi’nde ziyaret eden kadın grubu arasında da yer alan Bıçkıcı, “İnsanlarımızın kılık kıyafeti şöyle olsun, böyle olsun önemli değil. Bunun böyle gündeme getirilmesi yanlıştır” değerlendirmesinde bulunmuştu.
aktifhaber

Samandağ Belediye Başkanı gözaltında

Hatay'ın Samandağ ilçesinin CHP'li Belediye Başkanı Ali Terzi ile oğlu, fen işleri müdürü ve bir müteahhit "rüşvet ve görevi kötüye kullandıkları" iddiasıyla gözaltına alındı.

HATAY - Edinilen bilgiye göre, Samandağ Belediyesi'nin içme suyu ihalesini kazanan müteahhit Ömer Gazel'den yaptığı işinden alacağı 70 bin TL'yi tahsil edebilmesi için para istendiği iddia edildi. Ömer Gazel, kendisinden istenen parayı vermek üzere Samandağ Belediye Başkanı Ali Terzi'nin makamına gitti.

RÜŞVET İDDİASINA SUÇÜSTÜ YAPILDI
Müteahhidin, seri numaraları alınmış 20 bin TL'yi belediye başkanına verdiği sırada, savcılık talimatıyla belediyeye operasyon düzenleyen polis ekipleri Belediye Başkanı Ali Terzi, oğlu Bülent Terzi, müteahhit Ömer Gazel ile Fen İşleri Müdürlüğü görevlisi Ramazan Ç.'yi "rüşvet ve görevi kötüye kullandıkları" gerekçesiyle gözaltına aldı. Zanlıların Emniyet Müdürlüğü'ndeki sorgulamalarının sürdüğü bildirildi.
akşam

Bu da CHP'nin türbe açılımı

ÇARŞAF ve Kuran kursu açılımıyla büyük tartışma başlatan CHP'nin, Kastamonu belediye başkan adayı da seçim yarışına türbeden başladı.

Başkan adayı Müjgan Alagöz, CHP Kastamonu eski Milletvekili Mehmet Yıldırım ve partililerle dün sabah ilk olarak Atatürk ve Şehit Şerife Bacı Anıtı'na çelenk koyup, saygı duruşunda bulundu. CHP heyeti daha sonra Şeyh Şaban-ı Veli Türbesi ve Külliyesi'ne giderek kurban kesti, dua etti. Eski Milletvekili Yıldırım, burada partililere ''Biz iki Mustafa tanırız. Birisi Mustafa Kemal Atatürk, diğeri ise Hazreti Muhammed Mustafa'dır' diye seslendi.
Akşam
Çarşaf Açılımına En Ağır Tepkiler
07 Şubat 2009 09:45

CHP’nin çarşaf ve Kur’an kursu açılımları parti içini ve siyaseti karıştırdı ancak en sert tepki gazete köşelerinden geldi.

CHP’NİN yerel seçimler öncesinde başlattığı çarşaf ve Kur’an Kursu açılımları, CHP ve Deniz Baykal’a sert eleştiriler yöneltilmesine neden oldu. Eleştirilerin ortak noktası, CHP’nin ‘Laikliğe ihanet ettiği’ ve Baykal’ın istifası yönünde olması dikkat çekti. İşte o tepkiler:

Oktay Ekşi (Hürriyet)

‘Laikliğe ihanet’ başlıklı yazısında, CHP’nin çarşaf açılımından sonra Kur’an Kursu açma çalışmalarını sert bir dille eleştirdi. Ekşi, belediyelerin yasal olarak Kur’an kursu açamayacaklarını vurguladığı yazısında ‘Belli ki bu görevin Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait olduğunu da, belediyelerin bu işlere bulaşmasının Danıştay kararıyla yasak olduğunu bilmiyorlar. İhtimal bilmiyor ama ‘bir çaresini bulur, onu da yok sayarız’ diyorlar’’ ifadelerine yer verdi.

Mehmet Yılmaz (Hürriyet)

‘CHP’ye yeni bir ‘açılım’ önerisi’ başlıklı yazısında ‘Öyle görünüyor ki CHP bu ‘açılımları’ yerel seçimlerde oy toplayabilmek için yapıyor. Eğer bu önerim doğruysa CHP’ye oy patlaması yaptırabilecek bir ‘açılım’ önerim var. Buna kısaca ‘genel başkan açılımı’ adını veriyorum. CHP’ye Deniz Baykal yerine yeni bir genel başkan gerekli’ dedi.

Murat Yetkin (Radikal)

‘Baykal’ı kızdıran soru: Kur’an eğitimi din istismarı mı?’ başlıklı yazısında, şunları yazdı: ‘CHP, belediyelerin Kuran kursu açabileceği çıkışıyla bir tutarsızlığa düşeceğini düşünmüyor muydu? Baykal’ın çarşaf açılımı ardından Kuran öğretimi Türk iç politikasındaki alışılmış dengeleri değiştiriyor.

Melih Aşık (Milliyet)

‘Çabuk Çarşafladı’ başlıklı yazısında ‘Çarşaflılar rozetlerini attılar, partiyi ‘Hırsız Sevigen’ tezahüratlarıyla terk ettiler. Bu arada çarşafı iyi kullandılar. AKP’ye küstükleri için, çarşafı kullanarak CHP’ye gelmişlerdi. Giderken de CHP’yi aşağılayıp gittiler. Peki bu olay CHP’ye ders oldu mu? Ne gezer? Şimdi de her mahallede Kur’an Kursu açılımı başladı’ diye yazdı.

Güneri Civaoğlu (Milliyet)

‘Çakma AKP’ başlıklı yazısında Civaoğlu şu görüşlere yer verdi: ‘Sahicisi varken taklidine neden oy verilsin? Tam seçim öncesi ‘birkaç çarşaflı ve türbanlı kadına Deniz Baykal rozet takıp onları CHP’ye kaydettirdi’ diye örtünen nüfus oyları AKP’den kopacak mıdır? Seçimlere sadece birkaç ay kala CHP o pencereyi açarsa, inandırıcı olmaz. Daha önceleri nerelerdeydiniz dedirtir’

Candaş Tolga Işık (Posta)

‘Öküz Öldü’ başlıklı yazısında ‘İddiaya göre Mehmet Sevigen ‘Adaylık için pamuk eller cebe’ deyince ‘Çarşaflı Hareket’in öncüsü arkadaşımız bu ahlaksız teklifi kabul etmemiş ve istifayı basmıştı. ‘Açılım yapacağım’ diye önüne gelen çarşaflıya rozet takmanın... ‘Neden CHP’ diye sormadan ‘Ne olursan ol. Yeter ki çarşaflıol’ demenin bedeli bu. Mecbur ödeyeceksin’ diye yazdı. HABER MERKEZİ

CHP’de istifa gerginliği

ÇARŞAF ve Kur’an kursu açılımı yüzünden sıkıntılı günler geçiren CHP’de bir de istifa restleşmesi yaşandı. CHP Tokat Milletvekili Orhan Ziya Diren, seçim bölgesindeki bir ilçede kendi adayı listeye konulmayınca istifa resti çekti. Ancak Genel Merkez’in sorunu çözme sözü vermesi üzerine şimdilik istifadan vazgeçti. star’a konuşan Diren, istifanın söz konusu olmadığını iddia etti. Diren, ‘İstifa etsem doğrudan ederdim. Böyle bir şey söz konusu değil’ dedi. Adaylık nedeniyle parti yönetimiyle karşılıklı sertleşme yaşandığını kaydeden Diren, ‘Ama şimdi sorun yok. Çözümleyecekler’ diye konuştu. NEŞE SARIDOĞAN

Kur’an eğitimi önemli konu

CHP lideri Baykal, ‘Din eğitiminin olması gerektiği gibi verilmesini talep etmek, dini siyasete alet etmek değildir’ dedi. Kur’an eğitiminin önemli ve temel bir konu olduğuna işaret eden Baykal, laiklikte herkesin dini öğrenme özgürlüğü olduğunu söyledi. Çarşaflıların rozetlerini iade etmeleri ile ilgili ise ‘Ciddi bir tavır değil’ dedi ve CHP’nin ‘Çarşaflılar laiklik düşmanıdır’ anlayışını yıktığını söyledi.

Türk laikliğini çiğneyeni tarih de affetmeyecektir

YARGITAY Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, isim vermeden CHP’nin Kur’an kursu açılımını eleştirdi. Kanadoğlu, ‘Bugün belirli misyonuna karşı çıkarak, bu misyonun yarattığı görevi yerine getirmekten çekinerek, oy kazanma çabasında bu misyondan sıyrılmaya çalışanları tarih affetmeyecektir’ ifadesini kullandı. Kanadoğlu bir panelde yaptığı konuşmada her ülkenin kendi yapısına göre bir laiklik anlayışı olduğunu savunarak ‘Hiç kuşku yoktur ki bir Türk laikliği vardır. Türk laikliğinde devlet dinin işine karışacaktır ancak, din devletin işine karışmayacaktır’ diye konuştu.

Arıtman: Dini eğitim insani bir ihtiyaç

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, dini eğitimin insani bir ihtiyaç olduğunu belirtti. Sakarya’da gazetecilerin sorularını cevaplayan Arıtman, böyle bir ihtiyaç varsa belediyelerin bunu tespit etmesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kontrolünde bu hizmetin verilmesi gerektiğini ifade etti. Arıtman, ‘Belediye dini eğitimin sağlıklı verilmesini sağlayacaktır’ dedi.

Rüşveti ispatlasınlar hemen istifa edeyim


CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen, kendisiyle ilgili iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu bildirerek, var olduğu öne sürülen ses bandının hiç vakit kaybetmeden ortaya çıkarılmasını istedi. İddialar konusunda yaptığı yazılı açıklamasına, ‘Benimle ilgili olarak rüşvet iddiasında bulunanların alnını karışlarım’ sözleriyle başlayan Sevigen, ‘Bantta benim rüşvet talep ettiğim kayıtlı ise siyasi hayatımı hemen bitiririm. Ama iddia doğru değilse yargıda bunun hesabını sonuna kadar sorarım’’ dedi.

aktifhaber

CHP'DE SEVİGEN KRİZİ BÜYÜYOR

7 Şubat 2009 10:40
CHP'de Sevigen krizi büyüyor. Rüşvet karşılığı adaylık iddiası ortalığı karıştırırken, Sevigen'in İstanbul'da başka adayları da kişisel hesapları nedeniyle elediği ortaya çıktı
CHP'de belediye başkan adaylarıyla ilgili kriz genişleyerek büyüyor. 'Çarşaf açılımının' mimarı Emin Atmaca'nın Eyüp Belediye Başkanlığı adaylığının iptalinden sonra ortaya attığı iddia, yeni adaylık krizlerini de ortaya çıkardı. Atmaca'nın CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen'in adaylığı karşısında kendisinden 600 bin dolar istediğini öne sürmesiyle başlayan "Sevigen krizi" CHP yönetimini de zora sokuyor.

HER YERİ KARIŞTIRDI

Sevigen, CHP'nin Kağıthâne belediye başkan adayı olarak belirlediği Gültekin Salter'i de Emin Atmaca'ya yaptığı gibi "kişisel" hesaplar nedeniyle adaylıktan çıkardı. Sevigen mağdurlarından Gültekin Salter, yaşadıklarını "Sevigen her tarafı karıştırdığı gibi burayı da karıştırdı" sözleriyle anlatıyor.

Yeni Şafak'a konuşan Salter, adaylık sürecini şöyle anlattı:

"Adaylığım ilan edilmişti, ilçe başkanlığı da genel merkez de kabul etmişti. Fakat Sevigen aleyhimde çalıştı. Bana dört beş kişinin olduğu bir ortamda 'benim seninle bir problemim yok, ama falancaya kızdığım için ben kendi adayımı çıkaracağım' dedi.

BİAT ETMEDİM BÖYLE OLDU

Bu durum Kağıthane'de tam bir rezalet olarak görüldü. İnsanlar infial halinde. Biz seçimi alma iddiasındaydık. Ama Sevigen her tarafı karıştırdığı gibi burayı da karıştırdı. Ona biat etmediğimiz için bu oldu herhalde."

Gültekin Salter, Sevigen'le aralarında Emin Atmaca'da olduğu gibi parayla ilgili bir anlaşmazlığın olup olmadığıyla ilgili soruyu ise "bu konuda yorum yapmayacağım" diyerek yanıtsız bıraktı.

'600 bin dolar' iddiasını yalanladı

Emin Atmaca, Mehmet Sevigen'in aday olmasına karşılık kendisinden önce 600 bin dolar, daha sonra da Göktürk'teki kendisine ait evlerden birini istediğini iddia etmiş, "Ev olayı da olmayınca, o güne kadar beni aday göstereceklerini söyleyen Sevigen vazgeçti" iddialarında bulunmuştu.

Mehmet Sevigen ise dün bir açıklama yaparak hakkındaki iddiaları yalanladı. Sevigen şunları söyledi: "Ben ne 600 bin dolar, ne de iddia edildiği gibi ev istedim. 'Gezdi, gördü' dedikleri inşaatların yerini bile bilemem. İddia sahibi ile hiç baş başa kalmadım ve görüşmedim. Öte yandan kendisine aday olmayacağını 20'ye yakın dernek başkanı önünde söyledim. Hiçbir dernek, vakıf veya kuruluşa bağış yapması için de yönlendirmedim."

Kılıçdaroğlu Sevigen'den kaçıyor

CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu Sevigen'le aynı karede yer almak istemediği için dünkü programını değiştirdi. Dün Sevigen'in de katılımıyla Gaziosmanpaşa'da yapılması kararlaştırılan törene Kılıçdaroğlu, başka bir programı olduğu gerekçesiyle katılmadı. CHP İstanbul İl başkanı Gürsel Tekin de, Sevigen'in İstanbul'da bazı ilçelerden aday çıkarılamadığı ve bazı isimlerin Sevigen'in kendi parasıyla aday yapılabiliğine yönelik iddialarına yanıt vermeme kararı aldı. Tekin, partide ortaya çıkan "Sevigen krizi" hakkında da bir açıklama yapmayı kabul etmedi.

Yenişafak

'CHP Kur'an'ı Yeni Keşfetti'
08 Şubat 2009 15:03
DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, CHP'nin Kur'an açılımını eleştirdi..

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, CHP'nin Kur'an'ı yeni keşfettiğini belirterek, "DSP'nin öncülüğünde 1997 yılında din eğitimi ve Kur'an öğretimiyle ilgili yasaya en sert eleştiriyi yapan ve maddeyi Meclis'ten geçirmeyen CHP, bugün din sömürüsü yapıyor." dedi.

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Konya'da DSP İl Teşkilatı tarafından düzenlenen toplantıya katıldı. Rixos Otel'de partililerle buluşan Seki Sezer, CHP'ye ve AK Partiye yüklendi.

Türkiye'nin, sorunlarının sonlandırılması, gerginliğin giderilmesine ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Din ve inanç üzerinden siyaset yapanları eleştiren Sezer, "Mevlana şehri Konya'dayız. Bize kimse dinimizi, inancımızı öğretmeye kalkamaz. Biz dinimizi de inancımızı biliriz, hem de çok iyi biliriz. Şimdi siyasetçiler sorunların çözümünü bulamayınca, bu değerler üzerinden pirim yapmaya, oy toplamaya çalışıyorlar. Ne büyük haksızlık, aslında ayrımcılık inanç sömürüsü budur. CHP Kur'an'ı yeni keşfetti. DSP öncülüğünde 1997 yılında 8 yıllık kesintisiz eğitim yasası çerçevesinde o yasaya koyduğumuz din eğitimi ve Kur'an öğretimi ile ilgili maddeye en sert eleştiriyi yapan ve maddeyi Meclis'ten geçirmeyen sözüm ona Ana Muhalefet Partisi bana göre ebedi muhalefet partisi CHP de din sömürüsü yapıyor." diye konuştu.
aktifhaber

"Çarşaf ve Kuran kursu" açılımına, suç duyurusu
17:30 - CHP'nin "çarşaf ve Kuran kursu" açılımlarıyla ilgili Genel Başkan Deniz Baykal ve parti yöneticileri hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu. Mahir Akkar adlı vatandaş, Baykal, CHP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeleri ve Kocaeli Belediye Başkan Adayı Sefa Sirmen hakkında ve "Partinin kapatılması talebi"ni de içeren suç duyurusu dilekçesini Başsavcılığa verdi. Akkar, CHP Genel Başkanı Baykal'ın, parti kuruluş ilkelerine ihanet içinde olduğunu ve takiyye yaptığını ileri sürdü. 10.02.2009 ANKARA
netgazete

CHP'nin ağır topu Topuz: Sevigen istifa ettirilmeli
11:40 - CHP İstanbul Milletvekili Ali Topuz, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in istifa ettirilmesini istedi. Hakkındaki iddiaların Sevigen tarafından yalanlanmadığını belirten Topuz “Partimize sürülen leke mutlaka temizlenmelidir. Partimizin Genel Sekreteri Önder Sav, yardımcısı ile ilgili ne düşündüğünü cesaretle açıklamalıdır. Genel Başkanımız bu olaya el koyarak gereğini yapmalıdır” diye konuştu. 19.02.2009 İSTANBUL netgazete

Belediye başkanı ve oğlu tutuklandı

Hatay'ın Samandağ İlçesi CHP'li Belediye Başkanı Ali Terzi ve oğlu Bülent Terzi hakkında tutuklama kararı çıkartıldı.20 Şubat 2009 19:50


Hasan Yetmez'in haberi

Hatay, Samandağ İlçe Belediye Başkanı 74 yaşındaki CHP’li Ali Terzi ile oğlunun da aralarında bulunduğu 4 kişi, rüşvet ve irtikâp iddiasıyla gözaltına alınmış ve çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere dün serbest bırakılmışlardı.

Edinilen bilgiye göre Bugün Samandağ Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine Asliye Ceza Mahkemesinin aldığı karar doğrultusunda Samandağ Belediye Başkanı Ali Terzi ve oğlu Bülent Terzi haklarında tutuklama kararı çıkarıldı. Bunun üzerine Samandağ ilçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı ekipler Başkan Ali Terzi’nin oğlu Bülent Terzi’yi tutukladı. Samandağ Belediye Başkanı Ali Terzi’nin kayıp olduğu ve aramasına devam edildiği öğrenildi.

Bilindiği üzere Belediyenin içme suyu ihalesini kazanan müteahhidin yaptığı işinden alacağı 70 bin TL'yi tahsil edebilmesi için para istendiği iddia edilmiş, Ömer G. parayı vermek üzere ilçe belediye başkanının makamına gitmişti.

Seri numaraları alınmış 20 bin TL'nin belediye başkanına verdiği sırada düzenlenen operasyonda, Belediye Başkanı Ali Terzi ile oğlu Bülent ve CHP Hatay Milletvekili Fuat Çay’ın amcasıoğlu Belediye görevlisi Recai Çay ile müteahhit Ömer G. gözaltına alınmıştı.

haber7

Alevi dedelerinin Kılıçdaroğlu ile fotoğraf yarışı

16 Ağustos 2010

Hacı Bektaşi Veli anısına bu yıl 47.'si kez düzenlenen Hacı Bektaşi Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, başladı.
Nevşehir'in Hacı Bektaş ilçesi Cumhuriyet Meydanı'nda gerçekleştirilen törenlere, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Faruk Çelik, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Sekreteri Önder Sav, DSP Genel Başkanı Masum Türker, Nevşehir Valisi Hasan Ünver, çok sayıda milletvekili ve yurt içi ve dışından gelen on binlerce davetli katıldı.
Tören alanına ilk gelen siyasi olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, büyük bir coşkuyla karşılandı. "Başbakan Kemal" sloganları ile karşılanan Kılıçdaroğlu, Alevi dedeleriyle de fotoğraf çektirdi. netgazete


En son Ekim tarafından Cum Tem 10, 2009 11:20 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Pzr Mar 01, 2009 9:52 pm    Mesaj konusu: Yutuyor muyuz? Alıntıyla Cevap Gönder

Mustafa YÜREKLİ
Kılıçdaroğlu ''Alevi Filmi''nin jönü mü?
11 Mart 2009
Her seçimde kendi adaylarını görmek isteyen Alevi kuruluşları özellikle Çankaya gibi Alevilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde, Alevi aday beklentisi içine giriyorlar. 29 Mart 2009 yerel seçimi için de Alevi kuruluşları, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’la görüşerek, taleplerini iletmiş olmalılar.

Partilerde aday arayışlarının sürdüğü günlerde Alevilerin yoğunlukta yaşadığı Çankaya için Alevi örgütleri de nabız yoklayıp belli isimleri gündeme getirdikleri ve aday olmaları için çaba gösterdikleri medyaya da yansımıştı.

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Ali Balkız “Alevi örgütleri Çankaya’da Alevi bir aday istiyorlar. Alevi, ilerici ve solcu. Çankaya’da yaşayan, Çankayalıları iyi tanıyan, Çankaya’nın sorunlarını bilen, Çankayalılarla birlikte proje üreten, Çankaya’da yaşayan yurttaşlar arasında (…) halkın dilini anlayan, halkın diliyle konuşan, devrimci, demokrat, laik bir belediye başkanı olmalı. Bu görevi görebilecek çok sayıda donanımlı Alevi kültüründen insanlarımız göreve hazır bekliyorlar. Böyle bir aday ancak CHP’den olur ve kazanabilir.” diyerek CHP içinde siyaset yaptıklarını açıkça ifade etmişti.
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Fevzi Gümüş de yerel seçimlerde özellikle Alevilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde Alevi adaylara şans verilmesi gerektiğini söyledi. Gümüş, “Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde Alevi adaylara şans verilmesi gerekir. Adayların da Alevi toplumunun örgütlenme sürecinde yer almaş ama bu arada da partilerde çalışmalarını sürdürmüş kişilerden seçilmesi faydalı olur.” dedi.

(..)

EMPERYALİZMİN İSTANBUL SENARYOSU

29 Mart 2009 yerel seçiminde, CHP Genel Başkanı Yardımcısı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'daki Alevi Bektaşi derneklerinin adayı olduğu biliniyor.

Nuriye Akman, Zaman’da yayınlanan röportajında Kemal Kılıçdaroğlu'na “Soyunuzda Alevi dedeliği var, değil mi?” diye sormuştu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun cevabı ilginçti: “Ben dede soyundan gelmekle beraber dedelik yapmadım. Dedelikte kendinizi o yola adamanız lazım. O zaman bürokrasiyi bırakmanız lazım. Dedelikte içinizde olağanüstü bir sevgi olmalı. Kesinlikle kin tutmamalısınız.”

Akman, “Öyle olmadığınız için mi dede olmadınız?” diye sorarak konuyu açmak itiyor. Kemal Kılıçdaroğlu'nun “Hayır, ben öyleyim. Kimseye beddua etmiş değilim. Eğer bir yerde bir yanlışlık varsa önce kendimde kusur ve eksik aramaya çalışırım.” diyerek verdiği cevap, bir dedede olması gereken özellikleri taşıdığı iddia iddiasıdır elbette.

Alevi örgütleri, geleneksel olarak CHP içinde politika yaptılar. Aleviler, bugüne kadar CHP genel merkezinde ve örgütlerinde çeşitli kademelerde görev aldılar. Fakat Aleviler, artık Avrupa’da ve Türkiye’de daha sıkı örgütlüler ve uluslar arası güçlerle de temas halindeler. Örgütler arasındaki ihtilafları asgariye indirme çabasındalar. Aleviler, Avrupa Birliği kapısında bekleyen günümüz Türkiye’sinde bir an önce büyük Alevi birliğini gerçekleştirmek ve partileşmek istiyorlar.

Alevi birliğini gerçekleştirmede de İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’ni ele geçirmek ve böylece Kemal Kılıçdaroğlu’nun çevresinde kenetlenmek çok önemli bir stratejik hedef.

Dolayısıyla Aleviler, Kemal Kılıçdaroğlu'nun İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkanlığı’nı kazanmasına çok önem veriyorlar, bütün güçlerini İstanbul’da yoğunlaştırmış durumdalar ve canla başla çalışıyorlar. Kemal Kılıçdaroğlu seçimi kazanırsa, hem Alevi birliğini gerçekleştirecek, hem de partileşme sürecini hızlandıracak. Görünen o ki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, kazanmayı ümit etmediği İstanbul’a Kemal Kılıçdaroğlu’nu aday koyarak Alevileri çalıştırma ve başarılarıyla bu seçimi kazasız belasız atlatma hesabı yapmıştır.

Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu’nu İstanbul’a aday koyarak emperyalizmin “Alevi Filmi”ne yapımcı olmuştur.

Aslında Diyarbakır’da Osman Baydemir’in rolü neyse, İstanbul’da Kemal Kılıçdaroğlu’nun da rolü o olacaktır. Nasıl ayrılıkçı ve bölücü Kürtçü hareket Güneydoğu’da belediyeleri kazanarak elde ettiği bütçeyle ve insan kaynaklarıyla partileşmişse, Aleviler de aynı yoldan partileştirilmek istenmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkanlığı’nı kazanması, Alevi politikasında bir dönüm noktası olacaktır. Kemal Kılıçdaroğlu, Alevi sol partinin kurucu genel başkanlığına hazırlanmaktadır.

Medyaya da yansıyan Avrupa’daki karanlık ilişkileriyle Kemal Kılıçdaroğlu belli ki emperyalizmin “Alevi Filmi”nin jönüdür ve bugüne kadar senaryoya bağlı kalarak rolünü başarıyla oynamıştır.


ALEVİLER BU FİLMDE FİGÜRAN OLMAMALILAR

Dünya güçlerinin Ortadoğu’ya konuşlanmasının, Irak ve Afganistan işgalinin temel hedeflerinden birisi, bu coğrafyada kalıcı husumetler oluşturmak ve etnik, dini farklılıkları körükleyerek İslam coğrafyasını kontrol altında tutmaktır. Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da, Sudan’da bu ortamı oluşturdular. Etnik ve mezhepsel düşmanlıkları ateşlediler.

Dünya güçleri Türkiye’de Türk-Kürt “husumeti” üzerine epeyce yol aldılar. Ancak asıl tehlikeli ve tehdit edici kartın “Alevi kartı” olduğu ve bunun çok yakında güçlü bir şekilde devreye sokulacağı yönünde duyumlar alıyorum. Dünya güçleri ve onların içerideki işbirlikçileri Alevi kartını ve mezhep üzerine kurgulanmış senaryoları devreye sokmaya çalışıyorlar. Son zamanlarda Avrupa’dan destek alan pek çok Alevi dernek ve örgütte hummalı bir hareketlilik gözlemleniyordu.

Şu sıralar “Kürt kalkışması”na ilaveten, “mağduriyetler” ve “verilmeyen haklar” vs. üzerine bina edilecek bir “Alevi kalkışması” hedeflenmektedir. Bu doğrultuda gizliden gizliye ince planlamalar, örtülü çalışmalar yapılmaktadır. Dünya güçleri, Alevi odaklı yeni senaryolara psikolojik zemin hazırlamak, Alevileri ve Kürtleri tahrik etmek, ayrılıkçı oluşumları ve hareketleri güçlendirmek amacındalar.
Dünya güçlerinin yazdığı senaryoya göre, Türkiye’de Kürt/Türk, Alevi/Sünni, Laik/Laikçi kutuplaşmaları ve çatışmaları daha ileri boyutlara taşınmakta ve taraflar partileştirilerek aralarındaki hüsumet kalıcı hale getirilmek istenmektedir.

Türkiye’de laiklerin değil, laikçilerin hâkimiyeti söz konusudur. Sünnilerin sadece adı vardır. Kendi çocuklarına dinlerini öğretme hakkına bile sahip değillerdir. Sünni kesimin dini duygularını kontrol altında tutmak için oluşturulmuş Diyanet Teşkilatı Sünni hâkimiyetinin gerekçesi olarak gösterilmektedir. Türkiye’de 1908’den bu tarafa “Türk” kavramı Anadolu insanı değil, sinir sistemlerimize kadar her yeri ele geçirmiş ayrıcalıklı seçkinler (gayri Müslimler, dönmeler ve masonlar) kastedilerek kullanılmaktadır.

Toplumun her kesimi, ama özellikle gerçek Aleviler bizi birbirimize kırdırmayı ve ayrıştırmayı hedefleyen çalışmalara karşı uyanık olmalılar. İçimize sızmış, toplumsal kesimleri provoke eden, yönlendiren emperyalizmin işbirlikçilerine karşı uyanık olmalıyız.

Kürtler gibi, Aleviler de bizim parçamız, canımız, kardeşimiz; ama birileri Aleviler üzerinden başka filimler çeviriyor sanki….

Mustafa YÜREKLİ / Haber 7
mustafayurekli@gmail.com

CHP'nin Pendik Belediye başkan adayı Mehmet Salih Usta, başörtüsünden sonra camide kandil simidi dağıttı


10 Mart 2009 CHP, yerel seçim yaklaştıkça dini açılımlara hız verdi. Çarşaf ve Kur'an kursu açılımının ardından imam ve başörtülü belediye başkan adayı gösterildi; tarikatçılara rozet takıldı, halka başörtüsü dağıtıldı. CHP önceki gün idrak edilen Mevlid Kandili'ni de ihmal etmedi. Pendik belediye başkan adayı Mehmet Salih Usta, kandil sebebiyle vatandaşlara simit dağıttı. Zaman gazetesinin haberine göre; Pendik Merkez Camii'nde dağıtılan kutunun üzerinde, Usta'nın fotoğrafı ve telefon numarasıyla birlikte, 'Sevgimiz İnsan, Sevdamız Pendik' ile 'Gülümse Pendik' sloganları yer alıyor. Arkasında ise, "Mevlid Kandili'miz mübarek olsun" ibaresi bulunuyor.

"GELENEĞİMİZDE VAR"
Usta, kandillerde simit dağıtmanın Türk toplumunun gelenekleri arasında yer aldığını söylüyor. "Ben her kandilde bunu yaparım, ben bir cemaatin mensubuyum. Ailem de öyle. Her kandilde, her bayramda yaparım bunu" diyor. Ramazan ve Kurban bayramlarında da değişen şartlara göre hediyeler dağıttığını aktarıyor. 10 senedir her bayram sokaklarda 300 kilo lokum dağıttığını dile getiriyor. CHP'li aday, "İnançlarımız ve geleneğimiz bizim kutsalımızdır. Bunları yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyoruz." şeklinde konuşuyor. Pendik'in küçük bir Anadolu köyü gibi olduğuna dikkat çeken Usta, şöyle devam ediyor: "Pendik, bir başka ilçe gibi değil, 81 ilimizden insan yaşıyor. Biz bunların hepsiyle örtüşmek istiyoruz. Mini bir Türkiye burası. Pendik'i kucaklayan kadrolar, Türkiye'yi kucaklamış olur. Biz sevgisi, sempatisi ve her türlü maddi ve manevi desteği olan insanlarız. Annem hacı, babam hacı, eşim hacı. Ben de olduğu gibi görünen bir insanım. Bizim inancımız bu. Gençlerimize sahip çıkmalıyız. İnançlarımızı, geleneklerimizi nasıl taşıyacağız bunları yapmazsak?..."

netgazete
Yutuyor muyuz?
MUSTAFA ARMAĞAN

Çarşaf açılımı, Kur'an kursu açılımı derken, Cumhuriyet Halk Partisi kaybedeceği besbelli olan bir seçim öncesinde bol keseden vaadlerde bulunuyor. Yutuyor muyuz? Yutmuyoruz elbette ama bir siyasi kanadın iflasını ibret ve hayretle seyrediyoruz.

CHP seçim kaybetmeye alışıktır, hatta mahkûmdur. 1950'den önce yapılmış tek 'serbest' seçim olan 1930 mahalli ara seçimlerinde Serbest Fırka'dan yediği darbeye karşı Menemen dahil neler tezgâhladığını henüz unutmuş değiliz. Nitekim yakın tarihe eğildiğimizde seçim kaybetmemek için CHP'nin nasıl kendi sözümona "ilkeler"ine ihanet ettiğinin misallerini bol bol görmekteyiz. Bu yüzden çarşafa rozet takan Deniz Baykal'a da, Kur'an kursları açmayı vaat eden Sefa Sirmen'e de şaşırmıyoruz, çünkü bunlar hiç taze numaralar değil.

Öyleyse 61 yıl öncesine gidelim ve tarihin nasıl tekerrür ettiğini gözlerimizle görelim:

Türkiye İkinci Dünya Savaşı'nın ardından İngiltere ekseninden ABD eksenine geçmek zorunda kaldı. ABD kendi 'Yeni Dünya Düzeni'ni kuruyor, her bakımdan iflas eden İngiltere'nin dünya düzenini devralıyor, kendi saflarına (Hür Dünya) katılacak ülkelere demokratik açılımı şart koşuyordu. Çok partili hayata geçilecek, serbest seçimler olacak, sivil toplum güçlendirilecek şu bu. Türkiye tehdidi görüyor ve tercihini yapıyordu ama bir türlü kendini beğendiremiyordu, zira rejimin adı Cumhuriyet olsa bile totaliter bir devlet görüntüsü arz ediyordu.

İşte 1946 Ocak'ında kurulan Demokrat Parti'ye ses çıkarılamamasının sebebi buydu. Ardından Türkiye hızla bir seçim "sath-ı mail"ine girdi. Şaibeli temmuz seçimleri aynı yıl gerçekleşti ama ne hakim teminatı vardı, ne de baskıdan azade bir seçim. Ardından muhalefet şiddetlendi. Halkın CHP'den sıtkı sıyrılmıştı. Seçim yapılmıştı ama onda bile halkın iradesinin sandığa yansıması engellenmişti. Yoksa bu kâbus hiç bitmeyecek miydi?

Artık biraz serbestlik gelmiş olan basında 1948 yılı itibarıyla ilginç bir tartışma başlamıştı. Bursa'da Kazım Baykal adında bir kahraman çıkmış, türbelerin kapatılmasını emreden kanuna rağmen "Mevlid" şairimiz Süleyman Çelebi'nin türbesini aşkla yeniden yaptırıyordu. Bir grup gönüllünün kurduğu Eski Eserleri Sevenler Kurumu'nun bu çabası kimilerince irtica'nın başkaldırısı olarak değerlendiriliyordu. Ancak onu savunan namuslu kalemler de yok değildi. Mesela Tahsin Aydemir gibi.

Beyazıt'taki Büyük Reşid Paşa türbesinin açılış töreni doğumunun 150. yıldönümüne denk getirilmişti.

1948'de kendi çıkardığı "Türkiye" gazetesinde bir dizi yazı kaleme alan Demiray, Bursa'daki girişimi destekler, kurumun "kutlu bir işe giriş"tiğini yazar. Ancak 30 Kasım 1925 tarihli ve 677 numaralı kanunun buna engel olduğunu söyler. Bu kanun, mevcut türbeleri kapatmakla yetinmiyor, aynı zamanda yeni türbe yapılmasını da yasaklıyordu. İlk defa bir "inkılap kanunu" tartışmaya açılıyordu.

Demiray'a göre bu kanun 1925'in özel şartlarında (Şeyh Said isyanı bastırıldıktan sonra ve Takrir-i Sükûn Kanunu yürürlükteyken) apar topar çıkarılmış, metni maksadını aşacak şekilde yazılmıştı. Halbuki bir Gazi Osman Paşa'nın, bir Barbaros Hayreddin Paşa'nın, yüzlerce komutanımızın, devlet ve ilim adamımızın, şairimizin... türbeleri neden kapalı olsun? Hadi diyelim şeyhlerin türbeleri kapatıldı, Fatih'in, Kanuni'nin türbeleri neden kapalıdır? Devlette devamlılık esas değil midir? Üstelik de aradan geçen çeyrek asırda şartlar çok değişmiştir. Kanunun mutlaka değiştirilmesi gerekir.

Tahsin Demiray büyük kozunu en sona saklamıştır. Anıtkabir inşa halindedir ve Atatürk'ün naaşı Etnoğrafya Müzesi'nde ziyaret edilmektedir. Halbuki kanuna göre Atatürk'ün geçici kabrini ziyaret edenler açıkça suç işlemektedirler. Üstelik bu suçun 3 aydan hafif olmamak üzere hapis ve 50 liradan aşağı olmamak üzere para cezası vardır. Darbeli matkap faaliyetine devam eder:

"Anıt Kabir veya Muvakkat Kabir, bir binadır ve adı değişik olmakla beraber olduğu gibi bir türbedir. Biz, bilmeyerek yeniden bir türbe açmış bulunuyoruz ve bilmeden bir türbeyi ziyaret ediyoruz. Bu suretle orada yatanın imzasını taşıyan bir kanuna karşı gelmiş bulunuyoruz."


Henüz CHP iktidarında ve 1948'de yayınlandığını unutmadan tekrar okuyun yukarıdaki satırları. O yıllarda, sadece o yıllarda mı, bugün de yazılması cesaret isteyen sözlerdir bunlar. (Diğer yazılarını merak edenler yazarın "Anıt-Kabir ve Türbeler Meselesi" (1950) başlıklı broşürünü veya "Küçük İşaret Taşları" (1955) adlı kitabını okuyabilirler.)

Demiray'ın yazısını bir yıl sonra Peyami Safa'nın "Türbeler fobisi" yazısı, onu da 12 Ocak 1950'de "Son Saat"te çıkan Cihad Baban'ın "Atatürk'ün kabrini ziyaret suç mu?" yazısı takip edecek, fikir giderek daha fazla kulağa seslenecekti. Bu son yazı üzerine CHP hükümetinin Milli Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu harekete geçecek, vaktiyle Demiray'ın köşesinde yapmış olduğu kanun değişikliği teklifini Meclis'e getirecek ve beş on muhalif oya karşılık geniş bir mutabakatla teklif kanunlaşacaktı. Bu, bizzat CHP eliyle gerçekleşen ilk inkılap kanunu değişikliği olacaktır.

Bundan sonra neler oldu?

Türbeler peş peşe açılmaya başlandı. Tespit edebildiğim kadarıyla Bakanlar Kurulu tarafından ilk ağızda İstanbul'da 8 türbenin açılması kararlaştırılmıştı. Büyük Reşid Paşa, Gazi Osman Paşa, Mimar Sinan, Barbaros Hayreddin Paşa, Kanuni ve Yavuz'unkiler açılmış, Fatih ve (içinde Abdülaziz ve II. Abdülhamid'in de yatmakta oldukları) Çemberlitaş'taki II. Mahmud türbesinin tamir edildikten sonra açılmasına karar verilmişti.

Anadolu'da açılacak türbeler ise şunlardır: Ankara'da Hacı Bayram, Söğüt'te Ertuğrul Gazi, Göynük'te Akşemseddin, Bursa'da Osman ve Orhan Gaziler ile Yeşil Türbe, Bolayır'da Gazi Süleyman Paşa, Kırşehir'de Âşık Paşa, Konya'da Selçuklu sultanları, Akşehir'de Nasreddin Hoca türbeleri...

Bu türbelerin ilk partisi, tam 59 yıl önce, 5 Mart 1950'de açılmıştı. Bu sırada genel seçimlere 2 ay, 9 gün vardı. Türkiye hızla seçime gidiyor, kasları kireçlenmiş CHP iktidarı, türbe açılımıyla halktan oy olacağını sanıyordu. Alabildi mi? Ne gezer! Peki bugün alabilir mi? Göreceğiz.

Keşke tarihten ibret alınsaydı da bize ihtiyaç kalmasaydı.

Abdülhamid'in cenazesi Türkiye'ye ne zaman gelir?

Geçen haftaki yazımı "Abdülhamid'in cenazesi de bir gün törenle "Türkiye"ye getirilir mi acaba?" cümlesiyle noktalamıştım. Arif olanlar meramımı anladı gerçi ama en yakın dostlarımdan bile bazı sitemler aldığımı itiraf edeyim. Nasıl olur da Abdülhamid'in Çemberlitaş'taki koca türbede yattığını bilmezmişim! Bu "vahim hatamı" düzeltenler mi ararsınız, özür dilememi isteyenler mi? Sevgili kardeşlerim, ille de o cümleyi düzünden yazmamı istiyorsanız öz olarak meramım şudur:

Bir cumhurbaşkanı ve başbakan ölüm yıldönümünde türbesine geldiği gün, Abdülhamid'in cenazesi de Türkiye'ye gelmiş olacaktır.

ZAMAN PAZAR

CHP'li Aday Ayasofya'yı Açacak
08 Mart 2009 12:45

CHP'nin imam adayı Nuri Bedir, partisinin 'dini açılımları'nı genişletti. Tek parti döneminde ibadete kapatılarak müze yapılan Ayasofya'yı tekrar açacak..

CHP'nin İstanbul Sultanbeyli'den aday gösterdiği Sultanahmet Camii eski imamı Osman Nuri Bedir, partisinin 'din açılımları'nı daha da genişletti. Türkiye'nin 'din'le ilgili problemlerin çözüm merkezi olarak CHP'yi gören Bedir, iktidara geldiklerinde üniversitelerdeki başörtüsü sorununu çözeceklerini, imam hatip liselerinin önünü açacaklarını, hafızlık müessesesini bitiren zorunlu eğitimi kaldıracaklarını belirtiyor.

Bedir'in açılımları bununla da kalmıyor: "Ayasofya'yı biz açacağız, ilk namazı da ben kıldırmak isterim." CHP'nin dinî açılımlarının kapatılma sebebi olmayacağını ancak AK Parti yapsaydı kapatılabileceğini söyleyen Bedir, "Çünkü bizim şoför sağlam, ehliyeti var, bir yere çarpmaz diye düşünüyorlardır herhalde."diyor.

----------------------------------------------------------------------------

Röportaj: H. Salih Zengin/Zaman

Osman Nuri Bedir nasıl bir insandır?

Kötü bir insandır. (Gülüyor) Hocaefendi şunu der: 'Eller yahşi, biz yaman.' 1966'da Erzurum Oltu'da dünyaya geldim. Babam imamdı; hep hocaefendilerle, cami-cemaatle hemhal olduk. Kur'an-ı Kerim'e altı yaşında başladım. Camiye babamdan önce gider, sobayı yakar, minareye çıkar, boyum şerefeye yetişmediği için taburenin üzerine çıkar ezanı okurdum. Annem vefat edince üvey ana sendromu yaşadım. Heybeliada'da hafızlığa başladım. Orada Erdal İnönü ile tanıştım. Kur'an kursuna bağış yapardı. Fahri imamlıklardan sonra Sultanahmet Camii'ne sekiz sene hizmet ettim. Askerlik sonrasında ticari işler yaptım abimle, imamlığa ara verdim, sonra tekrar imamlık. Çok siyasetçiyle görüştük o sıra. İsmail Cem, dışişleri bakanı iken yurtdışından gelen herkesi camiye getirirdi. Halkta bir anlayış var. Sultanahmet Erbakan Hoca'nın, Süleymaniye Turgut Özal'ın, Dolmabahçe Demirel'in camisi diye. Tayyip Erdoğan her yere gidiyor. Tayyip Bey'le hiçbir sorunum yok. Caminin birtakım hizmetlerini onun sayesinde gördüm.

Bütün bu tanışıklıklar mı sizi siyasete itti?

Hayır hayır! Hakkımda açılan soruşturmalardan dolayı beş kere davayı kazanıp göreve geldiğimde dönemin idarecileriyle çalışamayacak duruma gelmiştim. Mutlu olmadığım bir hizmeti ifa edemeyeceğimi gördüm. Ayasofya'dan sonra Sultanahmet gelir. Sultanahmet'in mihrabını hiçbir siyasi statü ile değişmem. Orada Kur'an okurken aldığım hazzı hiçbir şeyle değişmem. Akif Gülle, genel seçimlerde Erzurum'dan AK Parti milletvekili adayı olmamı önermişti. Çok düşündüm ve vazgeçtim. Allah bana 'Bu mihrabı neden bıraktın?' diye sorar dedim. Tıkandığım noktada imamlığımı bıraktım. Dinime ve devletime hizmet edebilmenin en doğru adresinin burası olduğunu gördüğüm için geldim.

Bir imam olarak CHP'nin mi size, sizin mi CHP'ye ihtiyacınız vardı?

CHP'nin bana niye ihtiyacı olsun? CHP din olayına uzak değil. CHP'nin ilk Ankara il başkanı müderris ve müftü olan Mehmet Rıfat Börekçi'dir. CHP, halka maksatlı ve yanlış pompalandı.

CHP de buna çanak tutmadı mı yani?

Yanlışlar oldu tabii, çanak tuttu. Genel başkanımız da bunu söylüyor zaten. Şu an halkın talep ve beklentilerini karşılayan bir parti oldu artık CHP. Dine dair problemlerin çözüm merkezi CHP'dir, başka hiçbirisi çözemez.

Neden çözmüyor o zaman? Üniversitede okuyan başörtülü öğrencilerin eğitim hakkına CHP karşı çıkmadı mı?

Toplumsal beklenti var ama %100'ü bu anlayışta mı? Değil. %40'ı da bunun karşısında. CHP devlet kuran bir partidir, yanlış yapmaz. Usulüne göre, konjonktürü oluşturarak bu olayı çözecek. Samimiyet testine ihtiyacımız yok. Bizi bir dönem seçer halk, çözülüyor mu çözülmüyor mu görürler. Diğerleri yanlış yapıyor, her defasında arabayı tosluyorlar. Baykal sık sık görüştüğüm bir insan. Gerçekten yüreğinde bu sorunları yaşayıp hissettiğini ve çözüm üretilmesi gerektiğine inandığını biliyorum. Niye çözülmedi o zaman 50 yıldır bu sorun? Her dönem siyasi argüman olarak kullanmak için mi çözülmedi?

Tayyip Erdoğan da mı samimi değil bu konuda?

Böyledir diyemem. Bu yasanın oradan döneceği belliydi. Evvela zeminde bir konsensüs sağlanır, ondan sonra harekete geçilir. Biz bunların hepsini halledeceğiz. Bizi izlemeye devam edin. (Gülüyor)

Deniz Baykal düne kadar "Türban Kur'an'ın emri değil, 1400 yıllık İslam tarihinde türbanın yeri yok, dışarıdan ithal forma." diyordu. Bir imam olarak siz ne diyorsunuz?

Doğru. 'Kur'an'da türban diye bir şey yoktur.' diyor.

Başörtüsü var yani. Pekala bir imam olarak türban ve başörtüsünü nasıl ayırıyorsunuz ki?

Ben türban filan diye değil, tesettür diye alırım onu. Tesettürün amacı kadınlar Allah'ın ayrıcalıklı bir sanatı olduğu için, hanımefendileri birçok kirlilikten korumaya yönelik fanustur. Başı örter, altınıza kot pantolon, daracık kıyafetler giyerseniz bu İslam'ın öngördüğü kıyafetler değildir. Mesela çarşaf, Hz. Hüseyin'den sonra yas elbisesi olarak kullanılmaya başlanmış, pratik bir giyim biçimi olduğu için tercih edilir. Herkes istediği gibi örtünmekte veya açılmakta özgürdür. Herkes başını nasıl bağlarsa bağlar sana ne ya?

Diyelim tarif ettiğiniz tesettüre riayet ederek üniversiteye girmek mümkün mü? Boğaziçi Üniversitesi şapka taktıkları için bile almıyor?

O da yanlış, şapkanın ne işi var ki? Düzensiz, kuralsız toplumlar ayakta kalamaz. Özgürlük de belli yerlerde sınırlanmalı, yoksa kaos olur. Lise öğrencilerinin nasıl bir forması varsa her üniversitenin kendine özgü giysisi olsun. Daha yüzü gözü belirgin olsun. İfrat ve tefritten, haddi aşmaktan, abartmaktan dolayı uyarır Allah.

Çarşaf giymek haddi aşmak oluyor bu durumda?

Ya bırak Anadolu'daki kadın bırak ne giyerse giysin, ona bir şey demiyoruz ki? Benim çevremde de var. Toplumumuzda erkeğimiz bile kamuya ait bir yere girdiğinde şapkasını çıkarır. Saygının ifadesi bu belkide.

Yani kız öğrenciler saygılı olsun, başörtüsü takmasınlar!

Hayır ya, onu mu demek istedim ben? Başı kapalı olarak üniversiteyi okusun, bundan yanayım. Temel insan hakkı bu. Mini etekle girilmesine de karşıyım. Dört sene diyelim başı kapalı okudular, sonra kamuda çalışacaklar. Bu ne? Çözmek isteyenlere bunu soralım.

Siz iktidar olursanız bunu da mı çözeceksiniz?

Üniversitenin dışında ileri giderek genel politika hakkında konuşmam doğru olmaz. Ben genel başkan değilim ki! O beni aşar. Yönetmelikler neyi gerektiriyorsa o olur. Bir siyasetçi olarak Ecevit'in Merve Kavakçı'ya gösterdiği tepkiyi göstermezdim. O çıkışı doğru bulmuyorum.

Tesettürlü bir belediye başkanı olabilir mi?

(Düşünüyor) Böyle bir soru sormamış olun ya?

Sorunun cevabını CHP verdi zaten. Ankara Nallıhan belediye başkan adayınız başörtülü.

İlk sizden duydum. Usulüne uygun... Ya bu saçın çok fazla esprisi yok. Faiz nasıl haramsa ve buna rağmen bu yapılıyorsa, başörtüsü hassasiyetine takılıp kalmak da doğru değildir.

Faizi de mi kaldıracaksınız?

O beni aşar. Türban için elimden gelen katkıyı sunarım. Faiz haramdır derim. Deniz Baykal da biliyor bunu. Benim kadar Kur'an okuyan bir insan. Okurken gördüm, dedesi de imam. Yıllarca Tayyip Bey'le birlikte 'Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın.' diye bağırdık.

Hâlâ aynı fikirde misiniz?

Ayasofya kesin açılmalı, biz açacağız. İlk namazı ben kıldırmak isterim.

Deniz Baykal kıldırsa? (Gülüşmeler)

Yok genel başkanım tevazu gösterir, bize verir.

CHP'nin yaptığı Kur'an kursu, çarşaf, imam, tarikat açılımlarına ne diyorsunuz?

Bu açılım değil ki katılım! Açılım parti kurulurken yapılmış. İHL'leri, ilahiyatları açan, Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirlerini bastırıp dağıtan bu partinin yöneticileri.

Peki CHP milletvekillerinden Canan Arıtman "Sümerlerde fahişeler örtünüyordu.", Nur Serter "İkinci sınıf bir giyim tarzıdır.", Nesrin Baytok "Başörtüsüne özgürlük kadına baskıyı artırır." dedi. Hangisine inanalım?

Partideki büyüklerin görüşleri beni bağlamaz, fevri çıkışlardır ama tasvip etmiyorum. Asr-ı Saadet'ten önce kimi fahişeler halkı tahrik etmesin diye kapatılmıştır. Herkes tek tip olacak anlayışını nasıl savunursunuz, bunu anlamak mümkün değil. Beni bağlayan genel başkandır.

Peki Bağcılar'da seçim otobüsüne binen çarşaflı CHP'linin tartaklanması?

Bilinçli olarak çarşaf giymiş, provokatörlük yapıyor. Ama o yaşlı kadının tartaklanması, ona küfür edilmesi de daha çirkin bir olay.

Diyelim Sultanbeyli'de belediye başkanı oldunuz. Ama eşiniz türbanlı. Resmî törenlere birlikte mi katılacaksınız?

Türbanlı değil başörtülü. (Gülüşmeler) Vallahi türban değil, başörtülü! Eşim nerede nasıl hareket edeceğini daha iyi bilir.

Yani başörtüsünü çıkarabilir gerektiğinde?

Hayır, açmaz. Açmasına ben izin vermem. Çocukları var, onlarla ilgileniyor. Katılmak istemez zaten. Sosyal faaliyetlerle ilgilenir, kadının böyle sepet gibi sürekli kolda taşınmasını doğru bulmuyorum. Eşimle değil, işimle ilgilensinler.




AK Parti'nin kapatılma davası için hazırlanan iddianamede geçen bütün 'suçları' şimdi CHP işliyor. Cumhuriyet savcılığının CHP'ye hiçbir şey yapmaması çelişki değil mi?

Niye çelişki olsun? Direksiyonun başındaki şoför sağlam, ehliyeti var, bir yere çarpmaz diye düşünüyorlardır herhalde.

28 Şubat süreci, Başbakan Erbakan, sizin kanaat önderi dediğiniz 'tarikat şeyhlerine' yemek verdi diye başlamadı mı?

Kanaat önderlerine yemek verilmesi kadar doğal bir şey olamaz. Onlar da vergi veriyor, bu ülkenin yurttaşı. Üç-dört ay önce Yeşilköy Havalimanı'nda, Museviler boynuzla boru öttürdüler. Kimse kıyamet koparmadı. Ama insanlar orada namaz kılsa bir sürü yaygara kopardı. Bunda medyanın da kabahati var. Çifte standarda her zaman karşıyım. Niye kanaat önderleri şimdi toprağından evinden, sevenlerinden uzak niye başka ülkelerde kalsın ki? Bunlar sorunları bu şekliyle çözemeyenlerin cevap vermesi gereken sualler. CHP iktidarında eğer bu sorunlar yaşanırsa o zaman gelir sorarsınız.

Seçmen sandığa gittiğinde size 'Burada zaten su var, teyemmüme gerek yok.' derse?

Su burada, teyemmüm onlar. (Gülüşmeler) Su 1919'da, 1923'te vardı. Su, cuma namazı kılarak dua ile Meclis'i açmıştır, su Kur'an-ı Kerim tefsiri bastırıp dağıtmıştır, su İHL, Kur'an kursu açmıştır. Tahkik biziz, taklit onlar.

Yani bugüne kadar su deyip aldığımız abdestler güme gitti?

Ara sıra sular kesildi, teyemmüm işbaşına geldi. (Gülüşmeler) Münferit beceriksizlikleri tamama şamil kılmak doğru değil. Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığındaki başarısını kim inkâr edebilir ki? Veysel Eroğlu'nun çalışma biçimini, ürettiklerini inkâr edemem.

Sultanbeyli'de şansınız ne?

Ben şansa inanmam, çalışma vardır. Halk inanırsa verir. Arsa ve ev sahiplerinin ciddi bir tapu sorunu var. Bunu çözeceğiz.

Sizin davanızla CHP'nin davası aynı mı?

Aynı olmasa beni içlerine almazlardı. (Gülüşmeler) Hiçbir beklentim yok. Beni Cenab-ı Hakk'ın ödüllendireceğine inanıyorum. Hz. Peygamber'in metotlarını uyguluyor, 'Emri bi'l maruf, nehyi anil münker' yapıyorum.


Sarıklıya da rozet takarım
Kadiri tarikatından olduğu söylenen Abdul Hafız Aydın, CHP'ye katıldı. Ama Kadirilerin önde gelen isimleri bu kişiyi tanımadığını söylediler. Siz nereden tanıyorsunuz bu kişiyi?

Bu kardeşlerimiz yıllar önce Siirt'te çalışmış insanlar. Bunun dayısı Meclis'te vurulan DYP milletvekili Abdürrezzak Efendi'dir. Bu kişilerin söylemleri kendilerini bağlar. 30 bin kişi olup olmadıklarını bilemem. Bize katılmak istediğini beyan etti aracı bir arkadaşla. Biz de onu meclis üyesine aday gösterdik. Listemizde Alevi dedeler de var. Bayram Meral'in dedesi şeyhtir mesela. İnsanlar bu partilerde olunca caiz, CHP'ye gelirse caiz değil. Böyle bir mantık olur mu ya? Adı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi'yiz.

Artık Cumhuriyet Hak Partisi oldu? (Gülüşmeler)

Benim sloganım da "Hakk'a ve halka hizmet"tir. Bunu benden başka kullanan CHP'li yok ama onlar da alışırlar alışırlar...

'Ey oy sen nelere Kadiri'sin' diyorsunuz yani?

Hımmm. (Gülüşmeler) Samimi olarak şöyle diyorum: Ben insanların mutlu, huzur içinde yaşamasından yanayım. Diğerleri beni bağlamaz.

Çarşaflılara rozet taktınız, sarıklı birisine takar mısınız?

Niye takmayalım? Mevlânâ gibi 'Gel ne olursan gel.' diyoruz.

Pendik adayınız Mehmet Salih Usta, kadınlara başörtüsü dağıttı. Sizin böyle bir düşünceniz var mı? Mesela çarşaf dağıtmak gibi?

Hayır, paramız yok. Eğer çarşafım yok, bana alın derlerse alırız, ama şu an paramız yok. Seçim için 100 bin lira harcarız sanırım.

***


Hafızlık müessesesi 8 yıllık eğitimle katledildi
Mustafa Kemal Atatürk benim fahri hemşehrimdir. Onun kadar İslam'ı bilen, İslam inancına, İslam eğitimine, İslam terbiyesine, İslam kültürüne sahip bir tane adam bana gösterebilir misiniz? Mustafa Kemal'i terbiye eden, rahle-i tedrisatından geçiren Osmanlı'dır. Kur'an dinlemeyi çok seven bir insan, öte tarafları beni enterese etmez.

İmam hatip liselerinin kapatılıp yeniden şekillendirilmesi lazım. Diyanet'in uhdesinde daha donanımlı hale getirilmeli, imam ve hatip, müftü, vaiz yetiştirmeli. Liselerde de seçmeli olarak Kur'an ve hadis dersleri verilmeli. Dinini öğrenmeli her genç. İHL mezunlarının önünün kapatılması çok iğrenç bir şey. İHL'liler en az buna karşı çıkan insanlar kadar vatanını, devletini, milletini seven insanlardır. Kimse burada artistlik yapmasın. Bunlar öcü değil. Sen kimsin kardeşim, o zaman sen gitme oraya!..

Polis okulları ve akademileri Emniyet'e bağlı, niye Diyanet'e bağlı olmasın? Daha donanımlı, daha liyakatli olsunlar.

Cemevleri amacına uygun şekilde düzenlenmeli, asli fonksiyonunu icra edemiyorlar, ettirilmeli.

Ben CHP'li oldum diye dinden mi çıktım, ateist mi oldum? Niye bunlar yazılıp çiziliyor? Bühtan ve iftira yakışıyor mu Müslüman'a? Yanlış tek taraflı değil ki! Herkes yapıyor, filler tepişiyor, altta çimler eziliyor.

Kur'an eğitiminin yaşı olmaz. Ama hafızlık hariç. Hafızlık 10 yaşından 14 yaşında kadar sürer. Ondan sonra yapılan ezber, su üzerine yazılan yazıya benzer. Hafızlık müessesesi 8 yıllık zorunlu eğitimle katledilmiştir. İlkokul beşten sonra dileyen hafızlığa, dileyen okuluna gider. Bunun için elimden gelen bireysel mücadelemi vereceğim.

CHP benim mücadeleme karşı çıkan bir tutum izlerse, icabına bakarız. Yapılması gereken şeyi yaparım. Benim tanıdığım CHP'nin ileri gelenlerinde bu anlamda sıkıntı yok.

Sosyal demokrasinin kaynağı Kur'an-ı Kerim, ilk uygulayıcısı Hazreti Peygamber'dir.

Deniz Baykal'ın dinî konularda bana danışmasına gerek yok, benden daha iyi biliyor.

Başkan Eryılmaz'ın "yamyamları doyuramıyorum" dediği CHP'li Çankaya Belediyesi, ölülere bayrak dağıtmış


12 Mart 2009 Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz'ın "Yamyamları doyuramıyorum" isyanını yansıttığı ses kaydı üzerine İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerinin başlattığı incelemeden, "bayrak vurgunu" çıktı. Sabah gazetesinin haberine göre, CHP'li Çankaya Belediyesi 2005 yılında 1.7 milyon lira mal olan 300 bin bayrak alımı için ihale açtı. İhale ilanı ile teknik şartname birbirinden farklı yazılarak adeta adrese teslim yapılıp, belirli bir firmaya verilen ihalede bayrakların fahiş fiyatla alındığı ve 905 bin lira fazla ödeme yapıldığı saptandı. Dağıtıldığı belirtilen bayrakların çoğu ya sahte isimlere ya da ölülere teslim edilmiş gibi gösterildi. Müfettişler raporu "ihaleye fesat karıştırmak" suçlamasıyla savcılığa gönderdi. Eğer dava açılırsa Eryılmaz ve 15 kişi TCK'nın 235'inci maddesi uyarınca 5 yıldan 12 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.

ADIM ADIM VURGUN
Mülkiye Müfettişleri Ferda İleri, Dr. İbrahim Avcı ve Dr. Mehmet Tanışır'ın 27 Ocak 2009'da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği raporda ihale süreciyle ilgili şu tespitler yapıldı:

* Çankaya Belediyesi Eğitim Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü, 2005 yılında terör olayları ve Mersin'de Türk bayrağının yırtılması nedeniyle Çankaya'daki evlere dağıtılmak üzere 300 bin Türk Bayrağı alımı için ihaleye çıktı.

* İhalenin yaklaşık bedeli 1 milyon 740 bin YTL olarak tespit edildi.

* 07 Nisan 2005 tarihli başkanlık oluru ile yapılan ihalede, komisyon üyelerinin en az ikisinin işin uzmanı olması şartına uymadığı belirlendi. nİhale ilanı ile teknik şartnamesinde alımı yapılacak bayrakların türleri farklı yazıldı. İlan metninde bayrakların Alpaka Yünlü Kumaş üzerine yapılacağı belirtilirken, şartnamede % 100 polyester olacağı kaydedildi. Ayrıca, teknik incelemede Alpaka Yünlü Kumaş diye bir yünlü kumaş olmadığı ortaya çıktı. Böylece bazı firmaların teklif vermesi örtülü biçimde engellendi.

* 24.5.2005'te yapılan ihaleye Kafkas Ticaret, Aydoğan Kardeşler Ltd Şti ve Esen Bayrak Ltd. Şti. katıldı. Ancak iki firma "uygun olmayan belge verildiği" gerekçesiyle ihale dışı bırakıldı.

* İhale, 24.06.2005 tarihli ihale komisyon kararı ile 1 milyon 485 bin YTL teklif veren Aydoğan Kardeşler Ltd Şti'nde kaldı. Firma ile 08.07.2005 tarihinde sözleşme yapıldı.

BELGE SAHTE Mİ?
* Firma, iş deneyimini ispatlamak için CHP Genel Saymanlığı'nca düzenlenen 20.05.2005 tarihli ve 1 milyon 100 bin YTL tutarındaki İş Bitirme Belgesi'ni ihale komisyonuna sundu. Komisyon, söz konusu işin yapıldığına dayanak olan faturayı araştırmadan, belgeyi kabul etti. - Müfettişler, kuşkulandıkları iş bitirme belgesinin gerçekliğini araştırmak üzere Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı'na yazı yazdı. Yapılan incelemede, Aydoğan Kardeşler firmasının, Vergi Dairesi'ne herhangi bir beyanının bulunmadığı, iş bitirme belgesinin düzenlenmesine esas teşkil eden 19.11.2004-08.03.2005 döneminde KDV matrahlarının sıfır (0) olduğu, yani ticari bir işleminin bulunmadığı anlaşıldı.

* Bu durum, iş bitirme belgesinin sahte olabileceğine ilişkin "ciddi bir karine" teşkil etti. Belgeyi veren Muhasebe Müdürü E. K., CHP yönetimi tarafından görevinden alındı.

* Yüklenici Aydoğan Kardeşler firmasının ihale tarihinde sosyal sigorta prim borcu bulunduğu ve ihaleyi almaması gerektiği belirlendi. Ancak firma, sözleşme imzalanmadan bir gün önce borcunu kapattı.

* Çankaya Belediyesi, aynı yıl (2005) bir başka ihaleyle 10 bin bayrağı tanesi 2,39 YTL'den temin etti. 300 binlik ihalede ise bayrakların tanesi 4,95 YTL'ye mal oldu. Toplamda 2,39 x 300.000=717.000,00 YTL'den alınabilecek bayraklar, 4,95 x 300.000 = 1.485.000,00 (artı KDV) üzerinden alındı. Böylece KDV ile birlikte 905.940,00 YTL belediyenin kasasından fazladan çıktı.

* Yüklenici firma, 02.08.2005 tarihinde malın kabulünü istedi, aynı gün başkanlık onayı ile bayrakları kabul edecek personel belirlendi. Bayrakların tamamı görülmeden, örnek bir koli içindeki bayraklara bakıldı. Tüm bayraklar teslim alınmış gibi tutanak hazırlandı.

* Aydoğan Kardeşler, 300 bin bayrağın Aycan İnşaat ve Zümre İnşaat adlı firmalardan alındığına ilişkin faturaları ihale komisyonuna sundu. Ancak, bu firmaların verdiği faturaların sahte olduğu tespit edildi.

* Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 20.01.2009 tarihli yazısıyla, yüklenici firmanın bilinen adreslerinde bulunmadığı anlaşıldı. Şirketin işlemlerini takip eden Muharrem Aydoğan, "Resmi ortağı olmadığını, şirketin kapandığını; şirket sahibi olan ağabeyinin iletişim bilgisinin kendisinde olmadığını" söyledi.

112 BİN KİŞİYE BAYRAK
* İhale şartnamesinde, "300 bin adet bayrağın Çankaya'daki evlere yüklenici tarafından dağıtılacağı" hükmü yer alıyordu. Aydoğan Kardeşler Ltd Şti., 112 bin kişiye 280 bin bayrağın dağıtıldığına ilişkin adres bilgileri ve imzaları belediyeye verdi. Müfettişler, listelere çıplak gözle bakıldığında bile bazı imzaların aynı kişi tarafından atılmış olduğunu belirledi.

* Emniyetin araştırmasında, bayrak verildiği belirtilen bazı isimlerin mahalle kayıtlarına rastlanmadı. Bazı isimler ise yıllar önce ölmüştü. Çok sayıda kişi de hiç bayrak almadıklarını beyan etti.

* Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yapacağı soruşturma sonunda dava açılırsa, Eryılmaz ve 15 kişi 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak.

netgazete

BU DA DOĞRUYSA YUH ARTIK KILIÇDAROĞLU

12 Mart 2009 10:53
14 yaşındaki oğlunun okurken aynı anda çalışıp sigortalı olduğu ortaya çıkan Kılıçdaroğlu'nun 18 aylık torunu da 2 günlük SSK'lı çıktı. İşte Vakit'in şok iddiası
CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 18 aylık torunu 10 aylıkken sigortalı yapılmış. İşte Vakit'in gündem sarsacak iddiası...

Daha önce, Çalışma Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı yaptığı dönemde; 14 yaşındaki ortaokul öğrencisi oğlu Kerem Kılıçdaroğlu’nu usûlsüz şekilde sigortalattığı belirlenen Kemal Kılıçdaroğlu’nun torununun da 10 aylıkken sigortalı yapıldığı ortaya çıktı.

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun torunu da oğlu gibi sigorta konusunda marifetli çıktı. SGK kayıtlarına göre Kılıçdaroğlu’nun, Çalışma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde 14 yaşındaki oğlu Kerem Kılıçdaroğlu, ortaokul 3. sınıf öğrencisi olduğu dönemde hem okula gittiği, hem de Ekinciler Holding isimli firmada tam gün olarak çalıştığı kayıtlıydı. Bu olayı kamuoyuna Vakit duyurmuş ve günlerce tartışılmıştı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun hem tam gün okula giden, hem de aynı anda bir işyerinde çalışan marifetli oğlundan sonra, şimdi de torunu bu konuda marifetli çıktı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de yaşayan büyük kızı Azime Aslı Kılıçdaroğlu Nadir’in çocuğu Duru Nadir’in, SGK kayıtlarında henüz 10 aylıkken bir firmada 2 gün çalıştığı ve 40 TL para kazandığı görülüyor.

İzmir Konak’ta 4 Haziran 2007 Pazartesi günü doğan Kemal Kılıçdaroğlu’nun torunu Duru Nadir, henüz 10 aylık bir bebekken SGK kayıtlarında 29 Nisan 2008 Salı günü bir şirkete işe girerek çalıştığı görülüyor. 30 Nisan Çarşamba günü de dahil olmak üzere 2 gün çalışan torun Nadir, bu çalışmanın bedeli olarak 40 TL para kazanıyor. 10 aylık Duru Nadir’in bu yaşında 40 TL kazanması şaşırtıcı bulundu. Duru bebeğin sigorta girişinin 30 Nisan 2008’de yürürlüğe giren yeni SGK yasasından sadece 1 gün önce yapılması ve 1 gün sonra da işten çıkarılmış gösterilmesi dikkat çekti.

ANNE AZİME ASLI KILIÇDAROĞLU NADİR KONUŞMADI

Konuyla ilgili ulaştığımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun kızı Azime Aslı Kılıçdaroğlu Nadir, sorularımızı cevaplayamadı. Azime Kılıçdaroğlu, “Çocuğunuzun 10 aylıkken sigortalı olarak çalıştığı görülüyor. Hangi firmada çalıştı?” sorumuza karşılık, cevap vermeyeceğini söyleyerek telefonu kapatmak zorunda kaldı.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yaş geçiş süreci konusunda erken emekli olmak için çocukların sigortalı yapılması, 30 Nisan 2008 tarihinde yürürlüğe giren yasayla sona ermişti. Yasadan 1 gün önce Kılıçdaroğlu’nun, torunu Nadir’in sigortalı yapılması ve bunun sonucunda da Duru bebeğin daha erken emekli olma şansı yakalaması, çıkar ilişkisi olarak yorumlandı.

YASAYA GÖRE SAHTE SİGORTA SUÇ

Yasalarımızda hayali çalışma ve sahte sigortalılık suç teşkil ediyor. Çocukların ‘fiilen çalışan’ olmadığının tespiti halinde işveren ve çocukların aileleri hakkında ‘sahtecilik’ suçlarından savcılığa suç duyurusunda bulunma prosedürü işletiliyor. Sahte sigortalılık, SSK’ya bildirilen kişinin işyerinde gerçekten çalışmıyor olması olarak biliniyor. Muvazaa anlaşması ise tarafların aralarında, bu işten bir tarafın veya her iki tarafın da menfaati amacıyla SSK’yı aldatarak anlaşmaya varmaları olarak tarif ediliyor.

SAHTE SİGORTALI BİLDİRİMİNİN SONUÇLARI

Sahte sigortalı bildirimi tespiti halinde başta gerçek dışı olarak bildirilen sigortalı olmak üzere, işverenleri çok zor durumlara düşürecek sonuçlar doğuruyor.

Sahte sigortalı açısından durum değerlendirilecek olursa, çalışmaları fiili olmadığı halde SSK’ya bildirilen kimsenin çalışmaları tespit halinde iptal ediliyor. Eğer kişi ilk defa kuruma tescil ettirilmişse, sigorta sicil numarası da iptal ediliyor. Çalışmaları gerçek dışı olarak SSK’ya bildirilen sigortalıya kısa vadeli sigorta kollarından (iş kazası, meslek hastalığı, hastalık, analık) yapılan tüm masraflar 506 Sayılı Kanun’un 90. maddesi uyarınca sahte sigortalıyı bildiren işverenden talep ediliyor.

İşverenin işyeri kayıtları, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 21. maddesi uyarınca kayıtlar geçersiz sayılıyor. Bu nedenle işverene 506 Sayılı Kanun’un 140. maddesi gereğince ayrıca idari para cezaları uygulanıyor.

Ayrıca sahte sigortalıyı SSK’ya bildiren işveren hakkında da TCK md. 343 uyarınca Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuluyor.

haber10

TOPBAŞ'TAN 'ORGANİZE DÜRÜSTLERE' SORU

14 Mart 2009
Topbaş, 'İller Bankası'ndaki payımız Sözen döneminde yüzde 7 iken bu dönemde yüzde 4'lerin altına düşmesine rağmen 25 milyarlık yatırım yapabiliyorsak, geçmişte bu paralar nereye gidiyordu? dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, ''İller Bankası'ndaki payımız Sözen döneminde yüzde 7 iken bu dönemde yüzde 4'lerin altına düşmesine rağmen 25 milyarlık yatırım yapabiliyorsak, geçmişte bu paralar nereye gidiyordu? Bir sorun bakalım organize dürüstlere'' dedi.

haber10

17 Mart 2009 .
Erhan Başyurt/Bugün
MİT'e göre Baykal Ergenekon yöneticisi...

İşçi Partisi, eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun hakkında suç duyurusunda bulundu.

MİT 2003'te, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in de aralarında bulunduğu 69 kişinin yer aldığı bir "Ergenekon kurucu ve yönetici şeması" oluşturmuş.

Sürmekte olan Ergenekon davasında savcı ve hâkimler, bu listeyi temel alıyor.

Davanın görüldüğü Silivri'de 13. Ağır Ceza Mahkemesi, '1 Numara'nın da yer aldığı şemayı deliller arasına aldı.

Ancak, listede üzeri kapalı henüz haklarında işlem yapılmamış isimlerin açıklanmaması kararı verdi.

İşçi Partisi'nin suç duyurusu dün Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin manşetiydi.

Her iki gazete de, CHP lideri Deniz Baykal'ın da Ergenekon'un "siyasi ayağı" olarak şemada yer aldığı bilgisine yer verdi.

Daha doğrusu, İşçi Partisi'nin şikâyet başvurusu dilekçesinde Baykal'ın adı da yer alıyormuş.

Baykal, ana muhalefet partisinin lideri olarak Ergenekon terör örgütü içerisindeyse, durum çok vahim demektir.

"Kurucu-yönetici" ise, terör örgütü hakkında yaptığı bütün ateşli açıklamalar, "davayı sulandırmak ve yargıya baskı yapmak" anlamına gelir.

Yani Baykal, "Ben Ergenekon'un avukatıyım" derken, aslında bir avukat olarak kendisini savunuyormuş!

Adının yer aldığı iddiası için Baykal dün herhangi bir açıklama yapmadı.

Ergenekon'u AK Parti'nin siyasi hamlesi olarak addedenler, MİT'in listesinin AK Parti göreve gelmeden oluştuğunu gözden kaçırıyorlar.

Baykal, şayet listede yer alıyorsa, CHP'li vekillerin gözaltı operasyonlarında sanıklara yönelik "destek" gösterileri de şaibeli hale gelir.

Aslında Taraf gazetesi de, 11 Temmuz 2008'de, "Ergenekon'da Baykal da var" iddiasını manşetine taşımıştı.

Ancak, bilginin doğruluğu olay mahkemeye intikal edene kadar teyit edilmemişti.

CHP lideri Deniz Baykal, şemada yer alıp almadığını açıklamalı.

Yer alıyorsa, MİT'in hangi bilgiye istinaden kendisini "siyasi ayak" ilan ettiğini izah etmeli.

Baykal, yerel seçim öncesi, kendisini aklamalı.

Aksi halde, kendisine oy vereceklerin sandık başında "Ergenekon" ile "özgürlük ve demokrasi" arasında zorlu bir vicdan muhasebesi yaşamalarına neden olur.

Baykal hakkındaki "Ergenekon terör örgütü üyesi" iddiası, yerel seçimde lideri olduğu CHP'yi oldukça fazla yaralar.


En son Ekim tarafından Sal Mar 17, 2009 11:17 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Sal Mar 17, 2009 11:16 pm    Mesaj konusu: KILIÇDAROGLU NE YAPACAK Alıntıyla Cevap Gönder

CHP Kütahya İl Başkanı eşini öldürüp intihar etti
22:45 - Hediye Uçar (53) ile aralarında uzun süredir geçimsizlik bulunan ve ayrı yaşayan CHP İl Başkanı Sebahattin Uçar (60), 75. Yıl Mahallesi Anıl Sokak'taki evlerine gelen eşini 2 el ateş ederek öldürdü. Ardından kafasına ateş ederek intihar ettiği öne sürülen Uçar, olay yerinde hayatını kaybetti. Hediye Uçar'ın Sebahattin Uçar'a boşanma davası açtığı bildirilirken, çiftin 2 çocuğunun bulunduğu öğrenildi. 08.05.2009 netgazete

Seçim öncesi çarşaflıya rozet takan Baykal'ı üzdüler! Başörtülü Meclis üyesi, CHP itiraz edince istifa etti

19:35 - İznik Belediyesi'nde geçtiğimiz günlerde yapılan meclis toplantısında, CHP'li üyeler, Zeliha Peşte hakkında, "kamusal alanda türbanla oturduğu" gerekçesiyle soru önergesi vermişti. Bunun üzerine Peşte, "Gerekirse meclis üyeliğinden istifa ederim. Ben hukuk fakültesini de bu yüzden bıraktım" demişti. Ancak bu tartışmalar üzerine, bakanlığın görüşü gelmeden Peşte'nin istifası geldi. Peşte'nin beklenmedik istifasının ardından yerine AK Partili yedek üye Ali Ok göreve başladı. İznik Belediye Meclisi'nde MHP'nin 7, AK Parti'nin 5, CHP'nin 3 üyesi bulunuyor. 08.05.2009 BURSA netgazete

İntihar eden CHP'li Başkan ve eşi toprağa verildi!

23:10 - Eşini öldürdükten sonra intihar eden CHP Kütahya İl Başkanı Sabahattin Uçar ile eşinin cenazeleri, toprağa verildi. Ulu Cami'nin bahçesinde taziyeleri kabul eden çiftin oğlu Serhat ve kızı Emek Uçar ile kardeşleri Selahattin Uçar ve Şükriye Soyutemiz'in güçlükle ayakta durdukları gözlendi. Tabutların cami bahçesinden araçlara taşınması sırasında çiftin kızı ile Sabahattin Uçar'ın kızkardeşi fenalık geçirdi. 09.05.2009 KÜTAHYA netgazete

CHP'li Sarıyer Belediye Başkanı türbanlıları işten attı
17:55 - Sarıyer Belediyesi'nde çalışırken işten çıkarılan, aralarında türbanlılarında bulunduğu bir grup belediye önünde eylem yaptı. Sarıyer'in CHP'li Belediye Başkanı Şükrü Genç ise: "Çıkan haberler tamamen bir kişinin yorumudur. Türbanlılar çalışmalarına devam ediyor." dedi. Genç, işten çıkarılanların sözleşmesi biten taşeron firmanın elemanları olduğunu savundu. AK Parti İlçe Başkanı Hüseyin Özdemir de işten çıkartılanlara destek verdi. Özdemir, "Belediye Başkanı geldiği ilk günden beri çalışan hiçbir personeli işten çıkarmayacağını söylüyordu. Geçen Cuma 18 işçinin görevine son verildi. Bu olay etik ve ahlaki değildir." dedi. 11.05.2009 İSTANBUL netgazete
Nazlı Ilıcak

CHP + Ordu

Mustafa Balbay'ın günlükleri, Deniz Baykal'ı da zora soktu. AK Parti iktidarı gelir gelmez, Meclis Başkanı seçilen Bülent Arınç'ın başörtülü eşiyle birlikte, havaalanında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i uğurlaması nasıl büyük bir mesele yapılmıştı! 23 Nisan 2003'teki resepsiyon davetiyesinde Arınç ve eşinin ismi vardı ama, baskılar yüzünden Münevver Hanım davete katılmadı; Arınç, onun katılmayacağını önceden açıkladı fakat, gene de, kuvvet komutanlarıyla, ana muhalefet lideri Baykal, Meclis'teki toplantıyı boykot ettiler. Meğer o boykotun bir de perde arkası varmış.

Balbay'ın notlarına göre: Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, Baykal'a telefon ediyor; ulaşamıyor. Ardından Baykal, cevaben arıyor. Eruygur'a, "Sizde bir sarsılma var" diyor. Eruygur, "Yok" cevabını verdikten sonra, "Olur mu canım Atatürk'ün partisi... Sen oraya nasıl gidersin?" diye sürdürüyor sözlerini.

Biz bu konuşmayı, Eruygur'un Mustafa Balbay'a anlattıklarından öğreniyoruz.

CHP'nin bir türlü büyüyememesi, "rejim tehlikede" söylemi üzerinden yürüttüğü, askerle aynı çizgideki ayıplı siyasetten kaynaklanıyor. Konu, sadece, Bülent Arınç'ın verdiği resepsiyonu boykot etmekle bitmedi ki! AK Parti iktidarı süresince, "CHP+Ordu" formülü geçerliliğini korudu.

* 367 tezini birlikte savundular.

* Cumhurbaşkanının seçileceği Genel Kurul'u, tıpkı DYP ve ANAP gibi, o irade doğrultusunda boykot ettiler.

* Çankaya resepsiyonlarına hem komutanlar, hem CHP'liler, gitmemekte direniyor.

* Darbenin zeminini hazırladığı ortaya çıkan cumhuriyet mitinglerinde, "laiklik elden gidiyor" diye en yüksek sesle onlar bağırdılar.

* Başörtülü kızların üniversiteye girmesine hep bir ağızdan itiraz ettiler.

Kısacası beraber yürüdüler bu yollarda. En azından aralarında hep bir dirsek teması vardı.

Baykal, askeri yedeğinde tuttuğu için, CHP'nin halk kitlelerine açılmasının önünü kesti. Balbay'ın günlükleri, bu gerçeğin ortaya çıkması açısından önemlidir.
Sabah

TOLON&MENGÜ KONUŞMASI
29 Mart 2009 08:07

Ergenekon sanığı Org. Tolon ile CHP'li Şahin Mengü'nün şok telefon konuşması...

Ergenekon terör örgütü (ETÖ) soruşturmasında gözaltına alınan şüphelilerin ilk aradığı isim olan CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü'nün ilginç bağlantıları ortaya çıktı. Mengü ile ETÖ sanığı Hurşit Tolon arasındaki telefon konuşması teknik takibe takıldı.

İkinci iddianameye giren kayıtlara göre Meclis Anayasa Komisyonu Üyesi Mengü'nün Tolon'a, Meclis'teki belgelerden haberdar etme sözü verdiği belirlendi. 30 Mayıs 2008'de yapılan telefon konuşmasında Mengü, şu ifadeleri kullanıyor: "Bak paşam, bazı konularda Parlamento'da ordu ile ilgili kanunlar geldiği zaman ben yapacağımı sana söyleyeyim. Defteri kalemi toplayıp senin önüne geleceğim... Sen bana ders vereceksin, ben çıkıp orada söyleyeceğim." Yapılan görüşmede Şahin Mengü'nün, "Paşam emredin." şeklinde selamladığı Tolon, Mengü ve arkadaşlarından beklentilerini ise şu sözlerle ortaya koyuyor: "Siz bizi hep mutlu edeceksiniz inşallah... Şey de edeceksiniz inşallah zannediyorum o sevgili arkadaşımız da onların belini bükecek... Herhalde gerekli işlemi yapıyordur o. Bana ne tereddüp ediyorsa hazırım biliyorsun." ETÖ operasyonu sırasında gözaltına alınan Hurşit Tolon, ilk olarak CHP Milletvekili Mengü'yü aramıştı. Ayrıca aynı soruşturmada gözaltına alınan Tuncay Özkan da Mengü'den yardım istemişti. CHP'li Mengü, ETÖ soruşturmasını yürüten savcılardan Zekeriya Öz hakkında Meclis'e soru önergesi vermişti.

Ancak söz konusu konuşmada Tolon'un 'o' diye bahsettiği ve kendisinden talimat aldığını vurguladığı şahsın ismi geçmiyor.

Ergenekon silahlı terör örgütü soruşturması kapsamında düzenlenen operasyonda gözaltına alınan emekli Orgeneral Hurşit Tolon, polisleri karşısında görünce telefona sarılmış ve ilk olarak CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü'yü aramıştı. Söz konusu telefon görüşmesi Mengü'ye soruldu. Milletvekili, geçmişte Hurşit Tolon'a avukatlık yaptığını ve kendisini bu sebeple aramış olabileceğini söylemiş, Tolon'a teslim olması gerektiğini söylediğini anlatmıştı. Ergenekon terör örgütünün tutuklu sanıklarından medya patronu Tuncay Özkan'ın da gözaltına alınırken Mengü'yü aradığı anlaşıldı. Mengü, daha önce basına yansıyan açıklamasında bu telefon trafiğini de, "Çok doğal bir şeydir. Allah'tan Türk ordusunun şerefli bir orgeneralinin avukatlığını yaptım. Allah'tan Tuncay Özkan gibi çok namuslu, Türkiye'de çok önemli haberlerin altına imzasını atmış bir gazetecinin avukatlığını yaptım. Tuncay Özkan, bana sadece, 'Abi beni gözaltına alıyorlar.' dedi. Peki dedim. Telefonu kapattım." şeklinde izah etmeye çalıştı. Mengü'nün ismi operasyonun ilerleyen günlerinde de gündeme geldi. Soruşturmayı eleştiren açıklamalar yaptı.

Ergenekon savcılarından Zekeriya Öz hakkında Meclis'e soru önergesi veren Mengü, iddianamede örgütün medya ayağı olarak geçen Ulusal Kanal'ın dayanışma yemeği için de devreye girmişti. Mengü, Cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 şartı gerektiği görüşünü ilk kez kendisinin ortaya attığını söylemiş ve şöyle demişti: "Bu da benim çocuklarıma bırakacağım en büyük miras."

Mengü: Paşam, bana ders vereceksin

İddianamede yer alan Hurşit Tolon'un Şahin Mengü ile yaptığı görüşme şöyle:

Hurşit Tolon: Sayın vekilim... Efendim hürmetler ediyorum, günaydın.

Şahin Mengü: Paşam emredin.

Tolon: Manisa çok müspet. İki taraflı hem sizin, benden beklediğiniz hem de yakası değişik olan, ben iki taraftan ayrı ayrı talep ettim.

Mengü: Tamam paşam, çok sevindim, buna nasıl mutlu ettiniz beni çok teşekkür ederim.

Tolon: Siz bizi hep Türkiye'yi mutlu edeceksiniz inşallah. Şey de edeceksiniz, inşallah zannediyorum o sevgili arkadaşımız da onların belini bükecek. Herhalde gerekli işlemi yapıyordur, o bana ne tereddüp ediyorsa hazırım biliyorsun.

Mengü: Bak paşam, bazı konularda Parlamento'da ordu ile ilgili kanunlar geldiği zaman ben yapacağımı sana söyleyeyim, defteri kalemi toplayıp senin önüne geleceğim. Önüne geleceğim, sen bana ders vereceksin, ben çıkıp orada söyleyeceğim.
aktifhaber

Kılıçdaroğlu'nun dokunmadığı 3 dosya

"Bana gelip de işlem yapmadığım bir dosya varsa çekilirim’ diyen Kılıçdaroğlu’na kötü haber. İşte Kılıçdaroğlu’nun yok dediği üç dosya...18 Mart 2009 00:30


SSK Genel Müdürlüğü dönemiyle ilgili yolsuzluk ve usulsüzlük iddaları karşısında söylediği ‘Bana şikayet gelip de işleme koymadığım bir yolsuzluk dosyası varsa, söz veriyorum bu yarışı hemen bırakacağım’ diyen Kemal Kılıçdaroğlu’na kötü haber. star, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kılıçdaroğlu’nun önüne gelen üç dosyayı işleme almadığını ispatlayan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporuna ulaştı.

YDK raporlarında Kılıçdaroğlu’nun yolsuzluk suçlamaları nedeniyle hakkında müfettiş raporu olan ve görevden alınması istenen bir daire başkanını görevden almadığı ve usulsüzlük yaptıkları gerekçesiyle yargılanan iki personeli görevden almak yerine daire başkanlığına atadığı yer aldı.

KILIÇDAROĞLU NE YAPACAK

HATTA Kılıçdaroğlu’nun bu personellerden birini de soruşturmanın yürütüldüğü daireye başkan yapmasına dikkat çekildi. ‘İşlem yapmadığım yolsuzluk dosyası varsa yarışı hemen bırakacağım’ diyen Kılıçdaroğlu’nun ‘tam söylediği gibi bir uygulamasını’ ortaya çıkaran YDK’nın 1997’de hazırladığı yolsuzluk yapan personelle ilgili işlem yapmadığına dair rapor karşısında ne yapacağı merak ediliyor.

YDK’nın 1997’deki SSK raporunda SSK Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurum teftiş kurulunca haklarında yolsuzluk tespit edilen ve görevden alınması istenen daire başkanını görevden almadığı belirtiliyor. 06.12.1996 tarih ve 2 sayılı soruşturma raporu ve makam onayında, kurum zararına sebebiyet verdiği belirtilen bir daire başkanı hakkında görevi ihmal ve görevi kötüye kullanmak suçlarından savcılığa suç duyurusunda bulunulması, kurumun zararının istirdadı (geri alınması), ‘aylık kesme’ disiplin cezası ile tecziyesi, daire başkanlığı görevinden alınması gerekli görüldüğü belirtildi.

BİR DE TERFİ ETTİRMİŞ

YDK raporunda şöyle dendi: ‘Disiplin kurulu kararı ile verilen aylıktan kesme cezasına ilişkin olarak ilgili tarafından kurum aleyhine açılan davada mahkemece 13.11.1997 tarihli iptal kararı verilmekle birlikte davanın temyizde devam ettiği, suç duyurusu sonucu Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan kamu davası ile kurum zararının tahsili için Ankara 1. Asliye Ticaret ve 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davaların derdest olduğu, görevden alınma önerisinin 28.10.1997 ve 02.04.1998 tarihli SSK Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu kararıyla kabul edilmediği ve anılan personelin daire başkanlığı görevine devam ettiği belirlenmiştir.’

İnsan kaynağı tek mezkezden!

Kılıçdaroğlu’nun 1992 ile 1999 yılları arasında SSK Genel Müdürlüğü yaptığı döneme ait yanıt bekleyen sorular:

1-) SSK telsizleri PKK’da çıktı

G. A. YÖK tarafından aşırı sol kuruluşlara üye olduğu yazısına rağme 1300 yataklı ve uzman hekim yetiştiren SSK Ankara Eğitim Hastanesi’ne Kemal Kılıçdaroğlu tarafından başhekim olarak atandı. G. A. döneminde hastaneden çalınan 10 telsiz bir yıl sonra polis tarafından bölücü örgüt mensuplarında ele geçirildi. G. A’ya Kılıçdaroğlu tarafından başarı ödülü verildi.

2-) Valilik talebine hülle yaptı

Kılıçdaroğlu Van Valiliği’nin bölücü örgüte para yardımı yaptığı, örgüt mensuplarını evinde barındırdığını bildirdiği ve başka bir ile atanmasını istediği baştabip M. I.’yı ‘ona ihtiyacımız var’ diyerek atamasını üç ay oyaladı. Valiliğin ısrarı üzerine M. I., Manisa’ya atanmış gibi işlem yapılarak birkaç ay sonra Kars Hastanesi Baştabibi yapıldı.

3-) Başhekim atadı, tutuklandı

Kılıçdaroğlu, valilikçe ideolojik amaçla yürüş yaptığı, bildiri dağıttığı, kanunsuz toplantı yaptığı, ırkçılık ve bölücülük yaptığı bildirilen S. K. adlı hekimi SSK Bölge Hastanesi’ne baştabip yaptı. S. K.’nın baştabiplik yaptığı sırada evi aranmış, yasadışı bölücü örgüte ait dökümanlar, değişik çap ve markada silah, patlayıcı maddeler ele geçmiş ve tutuklandı.

4-) Örgüt kuryesi müdür oldu

Kılıçdaroğlu, İçişleri Emniyet Genel Müdürlüğü’nce verilen Dev-Yol Örgütü ile ilişkisinin olduğu ve bu örgüte kuryelik yaptığı, askeri mahkemece tutuklandığı, gizlilik dereceli işlerde çalıştırılmaması gerektiği bildirilen M. G.’yi SSK bölge müdürü yaptı.

‘Organize dürüstlük’ hakkındaki iddialar

Kılıçdaroğlu bölücü örgütle işbirliğinden yargılanan bir memuru, sınavsız olarak Personel Daire Başkanlığı Şube Müdürlüğü’ne atadı. Sicil dosyaları ve gizli yazışmalar bu kişiye teslim edildi.

Kılıçdaroğlu eski hükümlü kadrolarına neden sadece bölücü örgüt mensuplarını atadı? Kader kurbanı olup taksirli suçlara mahkum olmuş eski hükümlüleri hiç bir şekilde göreve atamadı.

Kılıçdaroğlu, başka kuruluşlarda memur olarak çalışan, çalıştıkları yerlerde anarşik olaylara karışan, yargılanan, çeşitli disiplin cezaları alan kişilerden bazılarını SSK’ya alarak 2-3 ay içinde sınavsız olarak müdür kadrosuna atadı.

Kılıçdaroğlu, SSK Kartal Hastanesi’ne 1993 yılında 17 hemşerisini işe aldı. Tüm Türkiye geneline bakıldığında ise Kılıçdaroğlu’nun bini aşkın hemşerisini işe aldığı ortaya çıktı.

SSK Genel Müdürlük müfettişlerinin gizli tezkiyelerini Teftiş Kurulu Başkanı İsmail Hakkı Kaderli’nin eşine yazdırdığı gerekçesiyle Ankara 8. Ağır Ceza Mahmesi’nde yargılandı. Milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle dava dosyası TBMM’ye gönderildi.

SSK Bomonti’deki ilaç fabrikasına 1992 yılında 10 hemşerisini işe aldı.

Kılıçdaroğlu, 4 yıl önce yapılan bir sınavı esas alarak 37 kişiyi hastane müdürlüğüne atadı.

1998 yılında sınavsız olarak 444 kişiyi açıktan atadı.

Kılıçdaroğlu, 1992 yılında göreve başlar başlamaz kurumun Finansman Dairesi Başkanlığı’nın olmadığını söyleyerek daire başkanlığını 1993 yılında kurdu. Memuru dahi olmayan Finansman Dairesi’ne emekliliğine kısa bir süre kalan hemşerisini başkan olarak atayarak yüksek maaşla emekli olmasını sağladı.

1998 yılında ÖSYM ve Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptırılan sınavlarda ne gibi yolsuzluklar yaptı.

Müfettiş soruşturma raporlarında yolsuzlukları tespit edilen daire başkanlarını görevden almadı. Usülsüzlük ve ihmal suçlarından yargılanan iki personeli ise daire başkanlığı görevine atadı.

Kılıçdaroğlu, SSK’da göreve başladığında işveren prim borçları 8.76 trilyon TL iken görevden ayrıldığı 1999 yılında 25 kat artarak 220 trilyon TL’ye ulaştı.

Kılıçdaroğlu bir yıl süreli olarak devlet tarafından görevli gönderildiği Fransa’da yasadışı örgüte ait olan bir enstitüye gittiği iddia edildi.

SSK Kartal Hastanesi onarımı ihalesi yolsuzluk yaparak hemşerisi Şahin Güven’in hastane onarımında bir deneyimi olmayan şirketine verdiği iddiası.

CHP’den önce DSP’den aday olan Kılıçdaroğlu eski bakan Nami Çağan’ın milletvekili adayı ilan etmesine rağmen listeye alınmadı. Bunda dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in en çok hassasiyet gösterdiği konuların neden olduğu iddia edildi.

Kendisini soruşturan daireye başkan atandı

BAŞBAKANLIK YDK’nın SSK raporunda yine görevi suistimal ve ihmal suçlamasıyla yargılanan iki personelin Kılıçdaroğlu tarafından görevden almak yerine daire başkanlığına atandıkları belirtildi. Soruşturma yapılan bir personelinde hakkındaki soruşturmayı yürüten daireye başkan atanması dikkat çekiyor. YDK raporunda Kılıçdaroğlu’nun işleme almadığı iki ‘dosya’ için şunları kaydedildi:

‘Bakanlık Teftiş Kurulu’nun 04.04.1997 tarihli ve 1 sayılı kurum teftiş kurulunun da 09.05.1997 tarih ve 4 sayılı soruşturma raporunda haklarında görevi ihmal ve görevi suistimal suçlarından savcılıklara suç duyurusunda bulunulan ve yargılanmaları devam eden personelden biri soruşturma ve dava konusu olan işlemlerin yürütüldüğü daire başkanlığına 20.08.1997 tarih ve 13.11.1997 tarihli, bir diğeri başka bir daire başkanlığına 04.09.1997 ve 22.01.1998 tarihli SSK Yönetim Kurulu kararı ile önce vekil daha sonra asil olarak atanmıştır.’

Raporda ayrıca ‘Kurumda daire başkanlığı ve şube müdürlüğü gibi üst görevlere asaleten ya da vekaleten atanacakların, haklarında disiplin kurullarınca veya yargı mercilerince soruşturma yapılmakta olmayan ve olumlu sicil almış bulunan kişiler arasından seçilmelerine özellikle önem ve özen gösterilmesi temenni olunur’ dendi.

Star Gazete

Seçim otobüsünün üstünde Kemal Kılıçdaroğlu ile halkı selamlayan Tuğba Özay, trafik ışıklarına çarptı


30 Mart 2009 CHP Gençlik Kolları üyesi ünlü manken Tuğba Özay, partisinin cumartesi günü Kadıköy'de düzenlediği mitingde geçirdiği kaza sonucu ölümden döndü. Sabah gazetesinin haberine göre; CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile seçim otobüsünün üzerinde halkı selamlayan Özay, Suadiye geçidindeki trafik ışıklarına çarptı. Çarpmanın etkisiyle otobüsün üstünde 20 dakika baygın kalan Özay'ın gözü şişti.

netgazete

CHP'li adayı, ''Bizi MHP'ye sattın'' diye dövdüler

14:15 - Osmaniye'de, evinden iş yerine gitmek için çıkan CHP Osmaniye belediye başkan adayı Haydar Aktürk, kapının önünde otomobiliyle bekleyen Eren Ü. (35) ile karşılaştı. Eren Ü'nün "Bizi MHP'ye sattın. Senin yüzünden seçimi kaybettik. Bizi rezil ettin" diyerek Aktürk'ü darbettiği bildirildi. Haydar Aktürk'ü, eşi Zahide Hanım yalnız bırakmadı. 31.03.2009 OSMANİYE netgazete

CHP'li başkan mevlit okutarak göreve başladı

Hatay'ın Karlısu Belde Belediye Başkanı Cemil Dokuzoğlu mevlid-i şerif okutup halka yemek ikram ederek kazandığı başkanlığı kutladı.05 Nisan 2009 19:12 haber7

Kürsüde şiir okuyan CHP'li, kalp krizi geçirip öldü
16:10 - CHP İznik teşkilatının dün akşam Çamlık Restoran'da düzenlediği dayanışma gecesi trajik bir ölüme sahne oldu. Bursa ve çevre ilçelerden gelen partililerin katıldığı program, yemek ve müzik eşliğinde devam ederken, CHP Nilüfer ilçe teşkilatı yöneticilerinden Osman Aykut (54), şiir okumak için kürsüye geldi. Yusuf Hayaloğlu'nun 'Ah Ulan Rıza' şiirini okuyan Aykut, aniden kalp krizi geçirerek yere düştü. Parti mensuplarının müdahalelerine rağmen kurtarılamayan Aykut'un cansız bedeni ambulansla İznik Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. 16.05.2009 BURSA netgazete

Canan Arıtman ABD'de Açıldı
03 Haziran 2009 08:18

CHP'li Arıtman, AKP'nin kuyumcularda altın bırakmadığından israil katliamına yapılan tepkilere kadar New York'ta çok tartışılacak sözler sarfetti...

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yararına yapılacak yardım organizasyonu için ABD'ye gelen Arıtman, bir grup Türk vatandaşıyla bir araya geldi.

Arıtman, burada 'Türkiye'yi milli duyarlılıkları olmayan bir partinin yönettiğini' ileri sürdü. AK Parti'nin 22 Temmuz seçimlerinde para ve altın dağıttığını iddia ederek şunları kaydetti: "Gözümle gördüm. İzmir'de para dağıttılar. Düğününe gittiğimiz insanlara takacak çeyrek altın bulamadık. Kuyumcular, 'AK Partililer topladı.' dedi." Arıtman, İsrail'in Gazze katliamına tepki olarak düzenlenen mitingleri de ağır bir dille eleştirdi. Bu mitingleri, 'korkunç' olarak tanımlayan CHP'li vekil, "Orada Yahudi bir vatandaşımız olsaydı paramparça ederlerdi. İlkokul çocuklarından zorla Filistin için yardım parası topladılar." diye konuştu.

AK Parti'nin Yahudi düşmanlığı yaptığını savunurken, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın şehit cenazelerinde gözyaşı dökmediğini ancak Filistin için hüngür hüngür ağladığını ileri sürdü. Ardından Hamas politikası sebebiyle Türkiye'yi ABD'ye şikâyet etti: "BM, Hamas'ı terör örgütü olarak kabul ediyor. Biz de BM'nin üyesiyiz. Hamas'ı Türkiye'ye getiren bugünkü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'dur. Amerikalılara bunları hatırlatmak lazım. Dikkat etmelerini söylemek gerekiyor."
aktifhaber

Sövgülü Sohbet RTÜK'ü Karıştı
17 Haziran 2009 17:59Daha önce Ukraynalı kadına yatak açtırıp parasını RTÜK'e ödetti. Şimdi de Tuncay Özkan'la Ergenekon sohbeti yaptı. Dadak RTÜK'ü karıştırdı. Konu görüşülecek.
İlgili Haberler
RTÜK Üyesinin Ergenekon Kaydı Ukraynalı Kadını Böyle Açıkladı RTÜK'te Fuhuş Kesinleşti Gibi RTÜK'teki Sekste Skandal Karar
İlişkili HaberlerTüm Haberler
RTÜK Üyesinin Ergenekon KaydıFenerbahçeliler Topuz'a IsınıyorYenilenecek RTÜK Üyeleri BelirlendiAğar Yine Duruşmaya GelmediKartal Çok Öfkeli

CHP kontenjanından RTÜK üyeliğine seçilen Mehmet Dadak'ın Ergenekon sanığı Tuncay Özkan'la yaptığı telefon görüşmesi kurumu karıştırdı. Yarınki RTÜK toplantısında konu görüşülecek. RTÜK'ten açıklama var...

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi Mehmet Dadak'ın, ''Ergenekon'' sanıklarından bir kişiyle yaptığı belirtilen telefon görüşmesinde kullandığı iddia edilen ifadelerinin, yarınki RTÜK toplantısında ele alınacağı bildirildi.

RTÜK'ten yapılan yazılı açıklamada, dün ve bugün bazı basın yayın organlarında yer alan haberlerde Mehmet Dadak'ın, ''Ergenekon'' davasının ikinci iddianamesinin delil klasörlerinde yer alan bir belgede, tutuklu sanıklardan biriyle yapmış olduğu telefon görüşmesi kayıtlarına yer verildiği ifade edildi. Açıklamada şöyle denildi:

''Sayın Dadak'ın, söz konusu belgede, tutuklu sanıkla 12 Nisan 2008 tarihinde yaptığı telefon görüşmesi esnasında, hem Kurul toplantısında görüşülenleri dışarı sızdırmış olduğu hem de kendisi dışındaki RTÜK Üyeleri ve bir daire başkanı hakkında ayrı ayrı kişilik haklarını zedeleyecek ağır hakaretlerde bulunduğu, bunun yanı sıra Sayın Dadak'ın, telefonla görüştüğü tutuklu sanığın o dönemde bir medya kuruluşu mensubu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, adı geçen şahsa hitaben '...alnından, ellerinden öpecektim' gibi ifadeleri kullanmasının bir RTÜK üyesinin tarafsızlığına gölge düşürdüğü düşünülmektedir.

Küfür ve hakaret içeren bu ifadelere muhatap olan Üst Kurul üyeleri, konuyu Üst Kurulun manevi şahsiyetini de gözeterek yarın yapılacak Üst Kurul toplantısında gündeme alarak görüşeceklerdir.''

RTÜK Üyesinin Ergenekon Kaydı
17 Haziran 2009 08:30Ukraynalı kadına yatak açtırıp parasını RTÜK'e ödettiği ortaya çıkan RTÜK üyesi Mehmet Dadak'ın Ergenekon, Tuncay Özkan, STV sohbeti ortalığı karıştırdı.



CHP kontenjanından RTÜK üyeliğine seçilen Mehmet Dadak'ın, Ergenekon Terör Örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan Ahmet Tuncay Özkan'a müthiş övgülerde bulunurken, birlikte çalıştığı RTÜK üyelerine de ağır hakaretlerde bulunduğu ortaya çıktı.

Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin delil klasörlerinde yer alan belgede, RTÜK üyesi Mehmet Dadak'ın, 12 Nisan 2008 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilen Cumhuriyet mitinginin yapıldığı gün Tuncay Özkan'ı aradığı ve Tuncay Özkan'a, “Bayrağımsın, sancağımsın” derken, RTÜK üyesi arkadaşlarına “İtler, köpekler, şerefsiz” diye hakaret etmiş!

RTÜK ÜYELERİNE “İT, KÖPEK, ŞEREFSİZ”

Mehmet Dadak'ın, 12 Nisan 2008 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilen Cumhuriyet mitinginin yapıldığı gün Ahmet Tuncay Özkan'ı aradığı ve Tuncay Özkan'a, “Bayrağım… Tuncayım bayrağım… Gelemedim, yoksa gelip alnından, elinden öpecektim...

Meydanlar nasıl 'Tuncay' diye bağırdı duydum.. Bayrağımsın, sancağımsın” dediği belirlendi. Mehmet Dadak, konuşmasının devamında, Tuncay Özkan'a, RTÜK üyeleri ile yaptığı toplantıdan bahsediyor ve istediği kararın çıkmadığını hatırlatarak, RTÜK üyelerine “İtler”, “Köpekler” ve “Şerefsiz” diye hakaret ediyor. Mehmet Dadak, Tuncay Özkan'ın, “Ben sizin intikamınızı alacam. Bunların yanına bırakmayacam abicim göreceksiniz” sözlerine, “Beraber alacaz, beraber alacaz” demesi dikkat çekiyor.

Mehmet Dadak'ın, skandal konuşmaları Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamenin delil klasörlerinde yer alıyor. Dadak, 13 Temmuz 2005 tarihinde TBMM tarafından RTÜK üyeliğine seçildi.

İŞTE O KONUŞMA

Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında hazırlanan ikinci iddianamede, RTÜK üyesi Mehmet Dadak'ın, 12 Nisan 2008 tarihinde Ahmet Tuncay Özkan ile yaptığı görüşme şöyle yer alıyor:

MEHMET DADAK: Bayrağım… Tuncayım bayrağım...

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Abicim nasılsınız?..

MEHMET DADAK: Kaç gündür seni arıyorum, ulaşamıyorum.

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Canım abim. Yozgat, Nevşehir, Kırşehir, Kayseri şimdi de şeye geldim, mitingden yeni çıkabildik abi..

MEHMET DADAK: Seyrettim, seyrettim, mitingleri seyrettim, ben nerdeydim biliyor musun?..

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Nerdesiniz abi?

MEHMET DADAK: Bu itlerle Çarşamba günü vuruştuk, vuruştuk, vuruştuk tek tek başıma yedi saat, ondan sonra hastanelik oldum. (…) Kalp spazmı geçirdim.

“BU İTLERLE TEK BAŞIMA...”

(…)

MEHMET DADAK: Gelemedim.. (Ankara'da gerçekleştirilen Cumhuriyet mitingini kastediyor) Yoksa gelip alnından, elinden öpecektim.

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Canımsınız abim benim ya..

MEHMET DADAK: Canım bu itlerle tek başıma bizim öbür arkadaşlarda...

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Abi sizi tek başına bıraktılar tabiî, ben biliyorum onu..

MEHMET DADAK: Hayır yurtdışındalardı onlar da.

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Ay..

MEHMET DADAK: Bu Samanyolu'nda Büyük Buluşma vardı ya; bi film var ya...

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Evet

(…)

MEHMET DADAK: O film, o film için kavga ettik. O filme B bendinden 1 ay kapatma istemişti uzmanlar; fakat o Nurullah Öztürk şerefsizi 'Hayatınızın en ağır bedelini ödersiniz.

Bunu B değil, D olarak değiştirin' diye çocuklara baskı yapmış. İki aydır da bendeydi. Bu gizlice o gün açtık Çarşamba günü 6'sı birden köpekler gibi saldırdı...

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Saldırmışlar tabi..

MEHMET DADAK: Tek tek koro halinde ama amaçları beni ordan kaçırtıp oy birliğiyle..

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Tabiî.

MEHMET DADAK: Karar alacaklardı vuruşa vuruşa vuruşa yedi saat kadar direndim. Yediden sonra eve geldim.

Biraz muhalefet cari biraz yazı yazdım filan derken, baktım tansiyonum fırladı. Şey oldu. Zor attım kendimi.

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Abim senin intikamını almazsam ben bunlardan abi..

MEHMET DADAK: Canım..

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Senin intikamını almazsam abi.

MEHMET DADAK: Bi tanem senin intikamını da ben almazsam namerdim, bu ülkenin intikamını, Atatürk'ün intikamını almazsam namerdim...

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Ah abi ah, ah abim ah..

MEHMET DADAK: Meydanlar nasıl Tuncay diye bağırdı duydum bitanem canım, kusura bakma çok…

“BAYRAĞIMSIN, SANCAĞIMSIN”

(…)

MEHMET DADAK: Canım çok öpüyorum seni. Başarılar diliyorum.

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Ben de abi. Sağol abicim.

MEHMET DADAK: Bayrağımsın, sancağımsın...

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Sağol abim benim, siz benim canımsınız...

MEHMET DADAK: Çok öpüyorum. Bütün kalbimle başarılar diliyorum.

AHMET TUNCAY ÖZKAN: Ben sizin intikamınızı alacam. Bunların yanına bırakmayacam abicim, göreceksiniz...

MEHMET DADAK: Beraber alacaz, beraber alacaz.

Kaynak: Vakit

CHP'li Tacidar Seyhan, böbrek nakli ameliyatı oldu
14:00 - Kronik böbrek yetmezliği olduğu öğrenilen CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan'a, Antalya Medicalpark Hastanesinde bir yakınından alınan böbrek nakledildi. Seyhan'ın 20 yıldır böbrek hastası olduğu, bir yıldır diyalize girdiği bildirildi. Astım ve şeker hastası da olan Seyhan'ın sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi. 18.06.2009 ANTALYA netgazete

Kovulan işçiler, belediye başkanına saldırdı

14:45 - Samsun'un Atakum İlçe Belediyesi'nde 5 yıl aradan sonra yeniden başkan seçilen CHP'li Metin Burma, belediyede yeni düzenlemeye gitti. Belediyede 5 yıldır çalışan kadrolu işçiler İshak Uzun, Osman Yıldırım, Ufuk Sevim ve Ayhan Altan'ın yeniden yapılanma gerekçesiyle iş akitlerine son verildi. Atakum Belediyesi Eğitim ve Eğlence Merkezi önünde toplanan işçiler, başkanın gelmesiyle birlikte alkışlarla tempo tutup, pankart açarak protestoda bulundu. Burma'nın bina içerisine girişini engellemek isteyen işçiler ve yakınları, Burma'ya fiziki müdahalede bulundu. 29.06.2009 SAMSUN netgazete

Mahmut ÖVÜR
Sabah
CHP Parti Meclisi'nde 'mayın krizi'
30 Haziran 2009

Suriye sınırını "mayın"dan temizlemek için başlatılan tartışmalar neredeyse siyaset alanını da "mayın"ladı.
Tartışma, AK Parti iktidarının sınırdaki mayınlı arazileri ekonomiye kazandırmak istemesiyle başlamıştı.
Muhalefet, arazinin "İsrail'e peşkeş çekileceğini" iddia edince de tartışma alevlenmiş hatta gerilmişti.
Günlerce Türkiye bu konuyu konuştu.
Bu tartışma sırasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, aslında arazinin kime verilmesi gerektiğini de söylemişti:
"En doğrusu mayınlı araziyi bölge halkına vermek..."
Baykal'ın bu önerisine kamuoyu karşı çıkmadı ama pek de tartışmadı. Ama kendi partisi içinde hem tartışıldı hem de ciddi gerginlik yarattı. Nasıl olduğunu kısaca anlatalım.
Tartışmanın en yoğunlaştığı günlerde CHP bu konuyu ele almak için Parti Meclisi'ni topladı. Basına kapalı Parti Meclisi toplantısında kürsüye çıkan İstanbul Milletvekili Birgen Keleş'in konuşması herkesi şaşırtmıştı:
Siyaset kulislerine yansıdığı kadarıyla Keleş kürsüden şöyle diyordu:
"Bu arazilerin bölge halkına verilmesi doğru değil. Eninde sonunda bu araziler PKK'nın eline geçecek."
O ana kadar Keleş'i pek dinlemeyenler, birden pür dikkat izlemeye başlamışlardı. Acaba Keleş bu sözleri nereye bağlayacaktı?
Merak edenlerden biri de Deniz Baykal'dı. Ve Birgen Keleş sözlerine devam etti: "Benzer bir şey Yunanistan'da da yapıldı. Orada alınan karara göre Yunanistan vatandaşı dahi olsa Helen soyundan gelmeyenlere verilmedi... Biz de aynısını yapmalıyız."
Bu inanılmaz konuşma salonda buz gibi bir havanın esmesine yol açtı. Parti Meclisi üyeleri Mahmut Duyan ve Sırrı Özbek sert tepki gösterince devreye Deniz Baykal girdi.
"Lütfen Sayın Keleş, konuya böyle yaklaşmayın ve bu konuyu kapatın... Bizim politikamız doğrudur. Oradaki halka güvenmemiz gerekiyor. Ve arazileri gerçek sahiplerine vereceğiz."
Bir anlamda CHP içinde ikinci Canan Arıtman olayı yaşanıyordu.

Talihsiz bir konuşma
Eski Mardin Milletvekili, Parti Meclisi üyesi Mahmut Duyan, o güne ilişkin şöyle diyordu:
"Birgen Hanım, bölgeyi bilmiyor. Talihsiz bir konuşma yaptı. O bölgenin çoğu Arap'tır. Kürt de var ama Arap bölgesidir. Yani Birgen Hanım'ın yaşına hürmetim var ama yaptığı çok tahlisiz bir konuşmaydı. Zaten genel başkan da onu kabul etmedi."
Nasıl tepki verdi Genel Başkan?
"Konuşmaya müdahale ederek, 'Bunu kapatın lütfen böyle konuşma yapmayın' dedi."
Peki, siz nasıl buldunuz? Size göre de ırkçı bir yaklaşım mıydı?
"Evet öyleydi. Hoş değildi tabii..."
CHP Parti Meclisi'nde partinin yıllanmış isimlerinden Milletvekili Birgen Keleş'in mayından temizlenmiş arazilerin o bölgedeki köylülere verilmesinin "tehlikeli" olabileceğini söylemesi, sonra da Yunanistan örneğini vererek "Helen ırkı"na atıf yapması gerçekten ürkütücüydü. Bunun Türkçesi şuydu:
"O arazileri Kürtlere değil, Türk ırkından gelenlere verelim..."
CHP Parti Meclisi, milletvekillerinin deyimiyle 2009'da, 1935'leri aratmayan bir "anlayışa" sahne olmuştu.
Bir milletvekili mayınlı arazilerin yerel halka, yani Kürtlere verilmesine karşı çıkıyor ve bunu da "Zamanla PKK'lıların eline geçer" gibi bir "tereddüde" bağlıyordu.
Bu konuşmaya en sert tepki Parti Meclisi üyesi Sırrı Özbek'ten geldi.
Özbek, bu yaklaşımın Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi'ne, Anayasa'ya, sosyal demokrasinin özüne, CHP'nin temel ilkelerine aykırı olduğunu, Genel Başkan Deniz Baykal'ın "Türkiye bir kan, ırk ve din devleti değildir" yaklaşımına da uymadığını söylüyordu.
Anlaşılan, mayın tartışması sadece partiler arasında değil, CHP içinde de derin bir çatlağa yol açtı. Türkiye temel sorunlarıyla yüzleştikçe daha neler çıkacak göreceğiz.

Mahmut Övür - SABAH
mahmut.ovur@sabah.com

Dosyaları Ergenekon Servis Etmiş
10 Ağustos 2009 16:00

CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu'nun, Melih Gökçek hakkında ortaya çıkardığını iddia ettiği dosyaların kaynağı bulundu. İşte şok konuşmalar...
İlişkili HaberlerTüm HaberlerKılıçdaroğlu Arınç'ı İstifaya Davet EttiCHP'den Mahkeme SinyaliCHP Büyükanıt'ın Peşini BırakmıyorKılıçdaroğlu 3. İddianamedeKılıçdaroğlu: Arınç İstifa Etmeli

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hakkında ortaya çıkardığını iddia ettiği dosyaların Ergenekoncular tarafından servis edildiği ortaya çıktı.

Ergenekon'un 3. iddianamesinde, 7 Aralık 2008 tarihinde Ergenekon sanığı Ünal İnanç ile Mustafa G.D. arasında geçen telefon görüşmesine göre, Gökçek ile Kılıçdaroğlu'nun televizyonda yapacağı tartışma öncesinde Gökçek aleyhine dosyaların Kılıçdaroğlu'na ulaştırılması konuşuluyor.

Buna göre Mustafa G.D., Ünal İnanç'a, “Şimdi Kılıçdaroğlu'na bir dosya iletmemiz gerekiyor bir belge” ve “Şeyle alakalı ııııı Belko ile Gökçek'le alakalı” dediği, İnanç'ın ise “Tamam hemen gönderin bana bi şekilde veya birisini göndereyim alsın senden” diye yanıtlıyor.

Kılıçdaroğlu ile Gökçek, 17 Aralık 2008'de saat 19.00'da gazeteci Uğur Dündar'ın sunduğu haber bülteni programında karşı karşıya gelmiş ve Kılıçdaroğlu, Belko şirketi ve doğalgaz sayaçlarıyla ilgili iddiaları belgeleriyle gündeme getirmişti.

“KILIÇDAROĞLU'NA BİR DOSYA İLETMEMİZ GEREKİYOR”

7 Aralık 2008 tarihinde saat 12.07 sıralarında Ünal İnanç ile Mustafa G.D. arasında geçen görüşme şöyle:

Ünal İnanç: “Buyur hayatım”

Mustafa: “Abi”

Ünal İnanç: “Hı”

Mustafa: “Şimdi Kılıçdaroğlu'na bir dosya iletmemiz gerekiyor, bir belge”

Ünal İnanç: “Olur, olur”

“BELKO'YLA, GÖKÇEK'LE ALAKALI”

Mustafa: “Bu şeyle alakalı, BELKO'yla, GÖKÇEK'le alakalı”

Ünal İnanç: “Tamam hemen gönderin bana bi şekilde veya birisini göndereyim alsın senden”

Mustafa: “Ha şimdi hadise şu, hadise şu, bu Belko ile ilgili 2. Ağır Ceza'da açılmış nitelikli dolandırıcılığa ilişkin bir dava, bu iddianame iddianame”

Ünal İnanç: “Anladım”

“DÜELLOYA ÇIKACAKLAR YA ÇOK ÖNEMLİ”

Mustafa: “Ve burada malum şimdi düelloya çıkacaklar ya”

Ünal İnanç: “Anladım”

Mustafa: “Şimdi televizyon düellosuna çıkacaklar ya, çok önemli bir”

Ünal İnanç: “Malum malum”

Mustafa: “Çok önemli yani”

Ünal İnanç: “Oldu hayatım”

Mustafa: “Tamam abi”

Ünal İnanç: “Şık olur”

Aktifhaber

CHP'de Toplu İstifa
10 Ağustos 2009 13:59

CHP'nin Devrek İlçe Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri topluca partilerinden istifa etti.

Cumhuriyet Halk Partisi Devrek İlçe Başkanı Murat Altunok, 7 yıldır yürüttüğü görevinden , yönetim kurulu üyeleriyle birlikte istifa ettiklerini açıkladı.

İstifa kararı ile ilgili bir açıklama yapan Altunok, "Yaklaşık yedi yıldan bu yana büyük bir onur ve özveri ile sürdürdüğümüz Cumhuriyet Halk Partisi Devrek İlçe Başkanlığı ve Yönetim Kurulu Üyeliklerinden değerli dava arkadaşlarımla beraber topluca istifa etmiş bulunuyoruz. Göreve geldiğimiz ilk günden istifa ettiğimiz son ana kadar birlik, bütünlük ve güzel bir uyum içerisinde çalıştığımız yönetim kurulu arkadaşlarım başta olmak üzere, tam üç kongredir bizlere güvenip yetki veren CHP kongre delege ve üyelerine yürekten teşekkür ediyorum." dedi.
aktifhaber

CHP'Yİ BAŞSAVCININ KIYAĞI KURTARDI
11 Ağustos 2009 09:37

Almanya'dan para yardımı aldığı belgelenen ve kesin kapatmayı gerektiren suçu, Yargıtay Başsavcısı böyle kapattı...
İlişkili HaberlerTüm HaberlerBaykal'dan Dokunulmazlık GarantisiCHP'nin Dilekçesindeki SkandalBaykal'a Gece Yarısı TelefonuBaykal'dan Ağır SuçlamaBaykal'dan 'Tuzak' Suçlaması


Müthiş iddia: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Almanya'dan para yardımı aldığı belgelenen CHP ile ilgili usül hatası yaptı.

Alman Dışişleri Bakanlığı'nın Friedrich Ebert Vakfı aracılığıyla Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) yaptığı 85 bin euroluk yardım hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan incelemede şok bir iddia daha gündeme geldi.

Alman makamları, incelemeyi yürüten ve belgenin gerçek olup olmadığını soran Türkiye'nin istinabe (hukuki yardım) talebini geri çevirdi. İki ülke arasındaki sözleşmelere rağmen Almanya'nın Türkiye'nin talebini reddetmesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yaptığı usul hatasının etkili olduğu ifade edildi.

Hukuki mi ticari mi belirsizliği

Almanya Dışişleri Bakanlığı'nın 3 Aralık 2005 tarihli yardım yazısına istinaden başlatılan incelemede, Başsavcılık tarafından söz konusu inceleme ceza davası niteliğinde olmasına rağmen hukuki ve ticari bir dava gibi değerlendirilerek hukuki ve ticari konularda adli yardımlaşmayı düzenleyen ilgili sözleşme hükümlerine göre adli yardım talebi hazırladığı belirtildi. Talebe olumsuz yanıt veren Alman makamlarının ilişkilendirilen konunun hukuki ve ticari konu olmayıp kamu hukukundan doğan bir ilişki olduğunu ifade ederek, talebin yerine getirilemeyeceğini bildirdi.

“Kabul edilir bir durum değil”

Boğaziçi Avukatlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Hakan Çırak, "Böyle bir usul hatası kabul edilebilir şey değil. 'Savcı, kasten böyle bir hata yapmamıştır' demek çok güç" ifadesini kullandı. Alman Dışişleri Bakanlığı, Friedrich Ebert Vakfı üzerinden CHP'ye 2005 yılında 85 bin euroluk para transferi yapmıştı.

Türkiye'nin Anayasası'na aykırı bu aktarım üzerine 2008 yılında harekete geçen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Alman Dışişleri Bakanlığı'na, Türk Dışişleri Bakanlığı yoluyla bir başvuruda bulundu ve para transferini açık eden belgenin gerçek olup olmadığının araştırılmasını istedi.

Belgeler yeniden istenebilir

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın usul hatası yaparak Alman makamlara başvuruda bulunması, CHP'nin kasasına giren para hakkında açılan tahkikatı akim bıraktı. Başsavcılığın talebinin 'Cezai Konularda Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi' hükümlerine uygun hazırlanacak cezai bir talep olarak gitmesi gerektiği vurgulandı.

Ancak, gayriresmi olarak gerçekliği ispatlanan belgenin sahih olduğu resmen doğrulanırsa, CHP'nin kapatılması yeniden gündeme gelecek. Öte yandan Alman merciilerden istenen bilgi ve belgelere ret kararı çıkmasının üstünden 4 ay geçmesine rağmen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı usuldeki hatayı gidererek yeni bir talepte bulunmadığı bildirildi.

Cezası kesin kapatma

Anayasa'nın 69. maddesinin 10. fıkrası ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 101. maddesinin 1 fıkrasının (c) bendine göre, Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli kapatılır" şeklinde net bir ifade yer alıyor. Siyasi partilere kapatma davası açma yetkisi, usul hatasına imza atan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nda bulunuyor.

Yargıtay Savcısı Ahmet Gündel, bu konuda Ankara Cumhuriyet Savcılığı'nın da bir ceza soruşturması başlatabileceğini vurguladı.

"Ankara Cumhuriyet Savcılığı'nda soruşturma yoksa, Maliye Bakanlığı bu konuya araştırması için Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunabilir" diyen Gündel, "Belgenin Almanya'dan istenmesi işini Ankara Cumhuriyet Savcılığı da gerçekleştirebilir" görüşünü dile getirdi.

İşte reddetme gerekçesi

Parayı CHP'ye gönderen kişilerin belirlenmesi amacıyla Alman makamlara istinabe talebinde bulunan savcılık, Lahey Sözleşmesi'nin ilgili maddeleriyle Türkiye ile Almanya arasında özel hukuk kapsamında imzalanan ticaret ve medeni hukuk anlaşmalarına istinaden hukuki yardım talebinde bulunduğunu ifade etti. Ancak Alman Dışişleri Bakanlığı talebi reddetti ve bu kararına şunu gerekçe gösterdi:

"Berlin Eyaleti Adalet Bakanlığı'nca siyasi parti yasaklama davasıyla ilgili incelemelerin konu teşkil ettiği, böyle bir konuda vaki adli yardım talebinin 28 Mayıs 1929 tarihli iki ülke arasında hukuki ve ticari mevaddı adliyeye müteallik münasebatı mütekabiliyeye dair mukavelename ve 1970 tarihli Lahey Sözleşmesi çerçevesinde yerine getirilemeyeceği belirtilerek, adli yardım talebi reddedildi."

Kasıt yok demek çok zor

Mart 2009'da çıkan ret gerekçesini değerlendiren avukat Hakan Çırak, Alman makamlarından konuyla ilgili yardım talebinde bulunulurken skandal bir usul hatası yapıldığını söyledi. Almanya ve Türkiye arasında tesis edilen 'Özel Hukuk' sözleşmelerinin ticari ve medeni meseleleri kapsadığını anlatan avukat Çırak, şunları söyledi:

“Belgeler gönderilmedi”

"Almanya'yla aramızdaki sözleşmeler ticari ve medeni meseleleri kapsayan özel hukuk anlaşmalarıdır. Oysa parti kapatma davasıyla ilgili herhangi bir ülkeden yardım talep ediliyorsa, burada özel hukuk değil, uluslararası hukuk kuralları ve sözleşmeleri nazara verilmelidir. O nedenle konuyla ilgili belgeler Türkiye'ye gönderilmedi. Bu hataya mesleğe yeni adım atmış bir savcı düşse, belki anlaşılabilirdi. Ancak vahim usul hatasını yapan kişi, bir savcının gelebileceği en üst merciinin başında bulunuyor.”

“Bilerek yapmış olabilir”

“Bu nedenle bu hata kabul edilebilir, anlaşılabilir bir şey değil” diyen Çırak, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın bu hatayı bilerek yaptığı akla gelebilir. Zaten kasten yapılmamış demek bu durumda çok güç" diye konuştu.

Kaynak:Bugün

Zülfü Livaneli/Vatan
Fikir mi önemli, kimin söylediği mi?

Bu ülke hakkında hiçbir şey bilmeyen ve kendini aniden İstanbul’da bulan bir yabancının sorularını cevapladığınızı düşünün.

Ve bu meraklı yabancıyla aranızda şöyle bir konuşma geçtiğini hayal edin.

Yabancı: Türkiye’de siyasal hayat nasıl?

Siz: Demokratik rejimle yönetiliyoruz. Meclis’te partilerimiz var.

Yabancı: Bu partilerin eğilimleri ne?

Siz: Sağcı parti de var, solcu parti de. Avrupa’da olduğu gibi.

Yabancı: Peki insan hakları, kültürel haklar, Avrupa Birliği gibi konularda sağcı partiler ne düşünüyor?

Siz: Sağcı parti Kürt sorununa evrensel insan hakları düzleminde bir çözüm geliştirmeye çalışıyor. Kan dursun diyor.

Yabancı: Ya solcu parti?

Siz: O daha milliyetçi bir söylemi benimsiyor ve bu açılımın Türkiye’yi böleceğinden korkuyor.

Yabancı: Peki milliyetçi parti?

Siz: O da aynı şeyi söylüyor.

Yabancı: Avrupa Birliği konusunda durum ne?

Siz: Orada da durum üç aşağı beş yukarı aynı. Sağcı ve din ağırlıklı parti AB üyeliğini savunuyor, sol ve milliyetçi partiler buna kuşkuyla bakıyor.

Yabancı: Ya azınlıklar meselesi.

Siz: Sağcı Başbakan “Azınlıkları Türkiye’den kovmanın faşizm olduğunu” söylüyor. Ruhban okulunun ve Ermenistan sınır kapısının açılmasını istiyor. Sol ve milliyetçi partiler bu girişimleri ağır bir dille mahkûm ediyor.

Ayrıca iktidar Türkiye’deki yer isimleri konusunda ırkçılığa gerek olmadığını söylüyor, muhalefete “Siz Ermenice, Rumca, Latince şehir isimlerini koruyan Alpaslan’dan, Orhan Gazi’den, Mustafa Kemal’den daha mı milliyetçisiniz?” diye soruyor.

***

Bu konuşma sonunda o yabancının tepkisi ne olurdu acaba?

“Kusura bakmayın ama siz sağınızla solunuzu karıştırmışsınız. Çağdaşlık, demokrasi, AB, insan hakları, azınlıklar, kültürel haklar gibi solun savunduğu değerleri öne çıkaranı sağcı; milliyetçi refleksleri öne çıkaranları solcu ilan ediyorsunuz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir gariplik yok. Önce terminolojinizi düzeltseniz” demez miydi?

***

Bugün Türkiye “fikir mi önemli, yoksa söyleyen mi” sorusuna cevap vermeye uğraşıyor.

Yıllardır savunduğunuz fikirleri bir gün karşıtınız söylediğinde ne yapacaksınız.

Temel fikirlerinizden vazgeçecek misiniz? Yoksa karşıtınıza bu söylediklerin doğru mu diyeceksiniz.

Gerçek solun bu ülkede yıllardır savunduğu, uğruna bedel ödediği kavramları bugünün iktidarı dile getirdiğinde onlara karşı mı çıkılır, yoksa o kavramları dile getiren tutum desteklenir mi?

Esas soru bu.

Omurgalı bir insan olmanın gereği nedir?

Kimin söylediğine bakmadan doğru açılımları desteklemek mi yoksa giderek dünyaya kapanan, Mustafa Kemal’in devrimciliğinden ve “evrenselleşme” idealinden ayrılıp garip bir tutuculuk içinde kıvranan eski takımlara “bizdendir!” diye göz yummak mı?

AKP’nin karşı çıktığımız ve çıkmaya devam edeceğimiz birçok temel politikası var ama bu durum, her söylediğine gözü kapalı itiraz etmeyi gerektirir mi?

Siyah-beyaz bir dünyada mücadele kolay ama bu karmaşık durumda gelecek kuşaklar için doğru tavır almak epey zor değil mi?

367 KRİZİ BÖYLE PLANLANMIŞ
18 Ağustos 2009 06:23

ANAP'lı vekillere hangi CHP'li vekil meclise gitmemeleri için e-mail gönderdi? İşte haberin detayları...

Ergenekon sanığı emekli Albay Hüseyin Vural'dan ele geçirilen bir elektronik posta, cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki 367 krizinin nasıl büyütüldüğünü ortaya çıkardı.

Vural'a gönderilen postada, Doğru Yol ve Anavatan Partisi milletvekillerinin cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmaması isteniyor. E-mail'in kaynağı ise kamuoyunun çok yakından tanıdığı CHP'li bir milletvekili.

Ergenekon Davası'nın 3. İddianamesi 367 krizinin nasıl derinleştirildiğini ve bu krizde kimlerin ne tür görevler üstlendiğini ortaya koydu.

2007 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Sabih Kanadoğlu'nun 367 şartı ile krize dönüştürülmüştü. O gün meclisteki seçim oturumuna 367 vekilin katılmaması halinde Cumhurbaşkanı seçilemeyeceği iddiası en büyük desteği de CHP'den görüyordu.

SEÇİMLERE KATILMAYIN UYARISI

Ancak tek başına CHP'nin meclise girmemesi de Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığını engellemeye yetmiyordu. İşte 3. İddianame'deki belgeler o gün kimlerin meclisin 367 rakamına ulaşmaması için ne tür oyunlar oynadığını gözler önüne serdi.

DYP VE ANAP'A ACİL ÇAĞRI

O dönemde kamuoyunu hayal kırıklığına uğratan gelişme Doğru Yol Partisi ile ANAVATAN'ın meclise girmemesiydi. Ağar ve Mumcu'nun kimlerden telkin aldığı sonraki dönemde ortaya çıktı. Ancak bu süreçte CHP İstanbul Milletvekili Necla Arat'ın da diğer muhalefet partilerine baskı yapılması konusunda Ergenekon sanığından destek istediği 3. İddianameyle anlaşıldı.

CHP Milletvekili Arat'tan Emekli asker ve Ergenekon sanığı Hüseyin Vural Vural'a gönderildiği iddia edilen elektronik postada, Doğru Yol ve Anavatan milletvekillerinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmamaları isteniyordu.

28 Ocak 2008 tarihinde Vural'dan Necla Arat'a gönderildiği ileri sürülen bir başka elektronik postada ise Ergenekon sanığı Vural'ın CHP'li Arat ile sürekli iletişim halinde olduğu anlaşılıyor. Vural, açık açık CHP'yi yönlendirmeye çalışıyor ve yeni organizasyonlar beklediğini dile getiriyor.

Cumhuriyet mitinglerinde de boy gösteren Necla arat ismi, Ergenekon'un mali kaynağı olduğu iddia edilen Mustafa Özbek'in telefon görüşmelerinde de yer alıyor. Söz konusu görüşmede Arat için, Ergenekon medyası olduğu ileri sürülen bazı televizyon kanallarında aranan bir isim olarak geçiyor.

CHP'li Başkana 355 Yıl İsteniyor
25 Ağustos 2009 21:51
CHP'li eski Güzelbahçe Belediye Başkanı Avkıran hakkında 355 yıl isteniyor.

İzmir'de geçen ocak ayında düzenlenen "Sarmaşık" operasyonuyla ilgili iddianame, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

CHP'li eski Güzelbahçe Belediye Başkanı Ertan Avkıran hakkında 355 yıl hapis cezasının talep edildiği iddianamede, ayrıca belediye bürokratları ve müteahhitlerin de aralarında bulunduğu 66 sanık için çeşitli cezalar talep ediliyor.

Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa İnce suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak ve görevi kötüye kullanmak, eski Değirmendere Belediye Başkanı Necati Şemsettin Eren suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak ve rüşvet almakla suçlanıyor.

Ertan Avkıran'ın ise, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek, görevi kötüye kullanmak, göreve ilişkin sırrı açıklamak, 5 defa ihalelere fesat karıştırmak, 6 defa nitelikli dolandırıcılık, 2 defa rüşvet, 12 defa resmî belgede sahtecilik, kamu görevlisi sıfatıyla 7 defa resmî belgede sahtecilik ve zincirleme akaryakıt hırsızlığı suçlarını işlediği iddia ediliyor.

OLAYIN GEÇMİŞİ

Görevden alınmadan önce 'çete avcısı' ve 'süper savcı' olarak bilinen özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Murat Gök'ün talimatıyla düzenlenen operasyonda, dönemin Güzelbahçe Belediye Başkanı Ertan Avkıran, dönemin belediye meclis üyesi, halen Güzelbahçe Belediye Başkanı olan Mustafa İnce, Değirmendere Belediye Başkanı Necati Şemsettin Eren, bazı belediye meclis ve encümen üyeleriyle belediye çalışanlarının da aralarında bulunduğu 74 kişi gözaltına alınmıştı.

İhaleye fesat karıştırmak, İmar Kanunu'na muhalefet, rüşvet alıp vermek, görevi kötüye kullanmak, görevi ihmal etmek, irtikap ve devleti zarara uğratmak iddialarıyla adliyeye sevk edilen zanlılardan aralarında Avkıran'ın da bulunduğu 39 kişi tutuklanmış, 16'sının ise tahliye talebi kabul edilmişti.

Savcı Murat Gök, soruşturma kapsamında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş'ın da ifadelerine başvurmuştu. Soruşturma dosyası, Gök'ün duruşma savcısı olarak görevlendirilmesiyle kendisinden alınıp Savcı Sait Demiröz'e verilmişti.
aktifhaber

CHP MYK üyesi: Gürsel Tekin, medya maymunu
18:13 - CHP MYK üyesi Mahmut Duyan, Parti Meclisi üyesi Gürsel Tekin'e zehir zemberek açıklamalarda bulundu. "Ben böyle adamlara 'medya maymunu' derim" diyen Mahmut Duyan, "Partide çok tepki var. Ben oy vermeyeceğim. Bana uygun, sevecen birine oy vereceğim. Seçimi kaybeder" dedi. 03.08.2010 ANKARA netgazete

Kumar masasında telefonunu açık unutan CHP'li vekil Kılıçdaroğlu ile nasıl dalga geçiyor

12 Ağustos 2010
CHP'de Önder Sav'dan sonra bir 'Yes/No' skandalı daha yaşandı. Kumar masasında telefonunu açık unutan bir milletvekilinin, 40 derece sıcaklıkta referandum mitingi yapan Kılıçdaroğlu ile alay ettiği duyuldu.

Her gün yeni bir tartışmaya sahne olan CHP'de ikinci kaset skandalının ardından, şimdi de ikinci 'açık telefon' skandalı patladı. CHP'li bir İstanbul Milletvekili, gazeteci Hadi Özışık ile yaptığı görüşmeden sonra telefonunu kapatmayı unutunca kumar masasında olduğu ortaya çıktı. İlginç diyalogların yaşandığı masada bir arkadaşı milletvekiline, "Kılıçdaroğlu garibim Konya'da 40 derece sıcağın altında ter dökerken, sen de burada para kazanırken terliyorsun; Allah'a reva mı?" diye seslendi. Ardından kahkahaların atıldığı duyuldu. Olay, Özışık'ın sahibi olduğu internethaber.com sitesinde de isimsiz olarak haberleştirildi. Bu milletvekilinin Bayram Meral olduğu öğrenildi. Skandalın faili olduğu ileri sürülen Bayram Meral, dün gün boyu telefonlarına cevap vermedi. Önceki gün Gazeteci Hadi Özışık'ın radyo programına telefonla bağlanan Meral, görüşme sonrası telefonunu kapatmayı unuttu. Bunun üzerine, telefondaki kişinin bulunduğu mekandan gelen sesler işitilmeye devam edildi. Alınan bilgilere göre, "Kim oynuyor, sıra kimde?.." diye başlayan diyaloglar şöyle devam etti:

-Bir dakika bu telefona cevap vermem gerekiyor..

- Sen telefona bakarken ben kağıtları sayayım..

- Hayır, güvenmiyorum size.. Ben sayarım..

- Allah senin cezanı versin.. Ver de zaman kaybetmeyelim..

Telefon konuşmasından sonra...

- Benim el tamam. Alayım....

- Bakayım.. İyi bakın ben buna güvenmiyorum..

- Allah cezanı versin senin..

- Koyun 500'ü ortaya, al tamam..

(Kahkahalar...)

- Kılıçdaroğlu garibim Konya'da 40 derece sıcağın altında ter dökerken, sen de burada para kazanırken terliyorsun Allah'a reva mı?..

(Kahkahalar...)

Olayı dün Best FM'deki Konuşan Türkiye programında isim vermeden gündeme getiren Hadi Özışık, "İlginç bir olay yaşadım. Tıpkı Önder Sav vakası gibi. CHP'li bir milletvekili ile konuştum. Konuşma bittikten sonra telefonu kapatacağım ama arkadan sesler gelmeye başladı." diye anlattı.

CHP'de daha önce de Genel Sekreter Önder Sav'ın, açık kalan telefonu dinlenmişti. Eski Bolu Valisi Ali Serindağ ile partideki odasında görüşen Sav, konuşma içeriğinin medyaya yansıması üzerine hükümetin kendisini dinlettirdiğini ileri sürmüştü. Ancak daha sonra dinlemenin Sav'ın 'yes' yerine 'no' tuşuna bastığı için açık kalan telefonundan yapıldığı ortaya çıkmıştı.


Kılıçdaroğlu meydanlarda, CHP'li vekiller eğlencede

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu referandum için yürütülen 'hayır' kampanyası çerçevesinde aşırı sıcağa rağmen günde 5-6 miting yaparken, milletvekillerinin birbiri ardına çeşitli skandallarla gündeme gelmesi dikkat çekiyor. Son bir hafta içerisinde CHP Grup Başkan Vekili Akif Hamzaçebi internete düşen uygunsuz görüntü kasetiyle, İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ise Bodrum'da birlikte görüntülendiği bir kadınla gündeme gelmişti. Katıldığı bir televizyon programında, Kılıçdaroğlu'nun neredeyse tek başına çalıştığını belirten CHP'nin eski lideri Deniz Baykal ise sık sık tatil yörelerinde denize girerken görüntüleniyor.

Kaynak: Zaman

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, E-muhtıra olduğu zaman bazı arkadaşlarımız 'Oh olsun' dedi.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce,CHPolarak ''Türkiye laiktir laik kalacak'' sloganının ötesine geçmeleri gerektiğini belirterek, ''30 yıldır aynı nakaratı söyleyemeyiz'' dedi.

Çiğli Belediyesinde düzenlenen ''Demokrasi ve Anayasa'' konulu toplantıya katılan İnce, anayasa paketinin değişiklik getirmediğini savunarak, hükümeti eleştirdi.

Anayasanın özgürlük getirmediğini, 12 Eylülcülerle hesaplaşma olayının olmadığını ve hükümetin söylediğinin aksine, bazı kazanımların da kaybedildiğini ileri süren İnce, ''Bana elle tutulur12 Eylülile hesaplaşma, özgürlüklerle ilgili bir tane madde göstersinler, ben de 'evet' diyeceğim'' dedi.

Hükümetin 12 Eylülcülerden farkı olmadığını, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün YÖK'ün kurucularından olduğunu, kabinedeki bazı bakanların da 12 Eylül yönetimi tarafından görevlendirildiğini öne süren İnce, ''Bunlar 12 Eylülcüleri yargılayamaz. Çünkü bunların kendisi 12 Eylülcü'' diye konuştu.

Hükümetin kendilerini, sürekli Anayasa Mahkemesine gitmekle suçladığını dile getiren İnce, ''Evet 8 yılda 160 kez Anayasa Mahkemesine gittik. 75'inde mahkeme bizi haklı gördü, 45'inde haksız buldu'' dedi.
-ESKİ GENELKURMAY BAŞKANI BÜYÜKANIT'A TEPKİ-

Partililere, ''Halkı cahil görmeyin'' diyen İnce, şöyle konuştu:

''(Ordu göreve) pankartları açıldı. Ordu göreve yok, sen göreve geleceksin. Askerden medet uman, şeriatçılardan daha tehlikelidir. Büyükanıt'ın yaptığını bu ülkeye şeriatçılar yapmamıştır. Sana kim e-muhtıra yap dedi? Hükümet Büyükanıt'a bir zırhlı araç aldı, bir de şeref madalyası verdi. CHP 2011'de iktidara gelirse şeref madalyası takılı yakasına, mahkeme celbini takacağız. E-muhtıra olduğu zaman bazı arkadaşlarımız 'Oh olsun' dedi. Ama buna halk tepki gösterdi. 'Türkiye laiktir laik kalacak' sloganının ötesine geçmeliyiz. Aynı nakaratı 30 yıldır söyleyemeyiz.''

-TÜRBANLI KADINLARA HAKARETE KADINLARDAN TEPKİ-

Avukat Rıfat Özer'in yönettiği toplantıda konuşan araştırmacı yazar Vecihi Timuroğlu da anayasa paketini ağır dille eleştirdi.

Timuroğlu'nun, kadınlara yönelik hakaret içerikli sözlerine salondan bazı dinleyiciler tepki gösterdi.

Aralarında başörtülülerin de bulunduğu kadınların salonu terk etmesi üzerine sözlü sataşma yaşandı. Kadınların, ''Biz buraya fikirlerinizi dinlemeye geldik. Siz hakaret ediyorsunuz. Ayıp ettiniz. Bunlar ne biçim sözler?'' demesi üzerine, salondan ''Türkiye laiktir laik kalacak'' sloganı atıldı.

Olay üzerine söz alan CHP Grup Başkanvekili İnce, ''Katı anlayış içinde olup insanları incitirseniz, taraftar kazanmaz, kaybedersiniz. Yanlış bir olay oldu. Slogan atmaya gerek yok. Bence bayanlar incindiler. Konuya dahil olmamama rağmen onlardan özür diliyorum'' dedi.
aktifhaber
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cum Ağu 28, 2009 11:27 pm    Mesaj konusu: Belediye işçileri ve aileleri Baykal'ın otobüsüne saldırdı. Alıntıyla Cevap Gönder

29 Eylül 2009
'Hassas Burun' operasyonunda gözaltına alınan CHP'li Okay'ın kardeşi Mustafa Fehmi Okay çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

İstanbul'daki uyuşturucu operasyonu kapsamında gözaltına alınan Mustafa Fehmi Okay, çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Mustafa Fehmi Okay, Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesinde, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Mehmet Berk tarafından yaklaşık 3 saat süreyle sorgulandı.

Savcı Mehmet Berk, sorgulamanın ardından Mustafa Fehmi Okay'ı, tutuklanması istemiyle İstanbul Nöbetçi 14. Ağır Ceza Mahkemesine sevk etti. Mahkme Okay'ın tutuklanmasına karar verdi.

Soruşturma kapsamında, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arsan ve 4. Sınıf Emniyet Müdürleri Murat Nemutlu ile Mustafa Aral'ın da aralarında bulunduğu 12 kişi tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
aktifhaber

CHPli belediye başörtülüye nikah kıymadı

05 Ekim 2009, 11:38 Anadolu Haber

Seçim döneminde çarşaf açılımı yapana CHP, seçim sonrası ele geçirdiği belediyelere evlenmek için başvuran başörtülü vatandaşların nikâhlarını dahi kıymadığı öğrenildi.

Avustralya’da yaşayan ve evlenmek üzere ailesiyle birlikte memleketi Denizli’ye giden gurbetçi Ramazan Acar ve nişanlısı Cennet Güngör, 24 Eylül’de nikâh randevusu almak için gerekli evrakları ve istenen 6’şar adet resmi hazırlayarak Gürpınar Belediyesi’ne başvurdu.

İddiaya göre 24 Eylül günü evrakları teslim alan Mehmet Eryılmaz isimli nikâh memuru, Ramazan Acar’ın nişanlısının getirdiği vesikalık fotoğrafların nikâh için uygun olmadığını, Cennet Güngör’ün saçlarının kapalı olduğu gerekçesi ile nikâh işlemlerine başlayamayacağını söyledi.

BAŞÖRTÜSÜ, BELEDİYELERİNİN YÖNETMELİĞİNE UYGUN DEĞİLMİŞ

Ramazan Acar’ın sinirlenip “Böyle insanlık dışı bir uygulama olur mu” demesi üzerine odaya giren belediye muhasebecisi ve aynı zamanda belediyenin eski nikâh memuru olduğu belirtilen Ramazan Ceren isimli şahıs, nikâh memurunun haklı olduğunu ve belediyelerinin başı açık resim getirmeyen kişilerin nikâhını kıymadığını söyledi.

‘SİZE GÖRE AÇIK OLABİLİR FAKAT BANA GÖRE YETERİNCE AÇIK DEĞİL’

Damat Ramazan Acar’ın babası Özkan Acar’ın devreye girerek yasakçı tavra müdahale etmesi üzerine ortalık daha da karıştı. Belediyenin Muhasebe Müdürü Ramazan Ceren, baba Özkan Acar’ı da tersleyip “Size göre fotoğraflar yeterince açık olabilir fakat, bana göre yeterince açık değil” dedi.
Skandal, CHP’li belediyenin başörtülü başvurulara nikah kıyılamayacağı yönünde antetli bir yazı hazırlaması ile katmerlendi.

Nikah memuru Mehmet Eryılmaz tarafından hazırlanan yazıda örtülü fotoğraf verildiği için nikahın kıyılamayacağı yazıldı. Yazı ellerine tutuşturulan aile adeta kapı dışarı edildi.

Vakit’e konuşan Ramazan Acar, “Mehmet Eryılmaz nişanlımın resimlerinin başörtülü olması sebebi ile nikah işlemini yapmayacağını söyledi. Gidip başı açık resim çekmemiz halinde randevu işlemini 5 dakikada halledeceklerini söylemesi üzerine sinirlendim. ‘Amirini görmek istiyorum’ deyince Ramazan Ceren odaya girip resimlere baktı ve belediyelerinin evlenme yönetmeliğinde kurallara uymayan bir resim olduğunu ve eşimin fotoğrafının başı açık olması gerektiğini söyledi. Biz diretip ‘Hakkımızı arayacağız’ deyince de elimize Gürpınar Belediye Başkanlığı ibaresiyle başlayan ilgili yazıyı tutuşturup bizi kapı dışarı etti” şeklinde konuştu.

KOMŞU BELEDİYE HERHANGİ BİR SIKINTI ÇIKARMADAN NİKAHI KIYDI

Bunun üzerine komşu belediye olan 10 km ötedeki Uşak’ın Ağaçbeyli Belediyesi’ne gittiklerini belirten Acar, burada hiçbir sıkıntı çekmeden nikâhlarının kıyıldığını ve kimsenin kendilerine ne eşinin başörtüsü ile, ne de bonesinin rengi ile ilgili saçma sapan sorular sormadığını belirtti. Acar, Türkiye’de başlarına gelen bu olayın başka bir ülkede yaşanması halinde, önce belediye başkanının, ardından kendilerine bu zulmü çektiren personelinin sokağa çıkmaya yüzlerinin kalmayacağını, hepsinin anında görevlerinden alınacağını dile getirdi.

BİR DE TEHDİT ETTİ

Bu arada, Gürpınar’ın Cumhuriyet Halk Partili Belediye Başkanı Halil Arıkan, ısrarlı aramalarımıza rağmen telefonlarımıza çıkmazken, ulaştığımız işgüzar belediye çalışanı Ramazan Ceren ise iddiaları kabul ederek, Ramazan Acar’ın eşinin başörtü bağlama şeklini beğenmediğini, bone taktığını ve bu durumun Gürpınar Belediyesi’nin yönetmeliklerine aykırı olduğunu iddia etti. sergiledikleri tavrı haberleştirmemiz halinde, yargıya başvuracağını belirtmekten de geri durmayan Ceren, “Haberi yaparsanız eğer, mahkemede hesaplaşırız. Vakit’e dava açarım” şeklinde tehditler savurdu. Komşu belediyenin kıydığı nikâhla dünya evine giren çifti de tehdit etmekten geri durmayan Ramazan Ceren, “Onları da gerekli yerlere şikayet ederim” şeklinde konuştu.

BAŞÖRTÜSÜNÜ BAĞLAMA ŞEKLİNİ BEĞENMEMİŞ!

Cumhuriyet Halk Parti’li Denizli Gürpınar Belediyesi, Cennet Güngör ve Ramazan Acar çiftinin nikahlarını Cennet Güngör nikah işlemi için kapalı fotoğraf verdiği gerekçesiyle kıymadı. Çift, nikâh memurunun ‘Kapalı fotoğraf olmaz, başı açık fotoğraf getir’ şeklindeki sözleriyle şok oldu. 24 Eylül günü yaşanan skandal, çifte Gürpınar Belediyesi antetli bir evrakla başörtülü fotoğrafla nikah kıyılamayacağı yazılı bir evrak verilerek katmerlendi. Akıl almaz olay sonrası Gürpınar Belediye Başkanı Halil Arıkan telefonlarımıza çıkmazken, Belediye Muhasebe Müdürü Ramazan Ceren muhabirimize “Evet ben izin vermedim, başörtüsünü bağlama şeklini beğenmedim. Yasalar böyle nikah kıymamıza izin vermiyor. Haberi yaparsanız eğer mahkemede hesaplaşırız, Vakit’e dava açarım” şeklinde tehditler savurdu. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise seçimler öncesinde ‘Çarşaf Açılımı’ yapmış, partisine katılan tesettürlü bayanlara rozet takmıştı.

Kaynak: Vakit

28 Ağustos 2009 15:56
CHP'li Karşıyaka Belediyesi'nin işlerine son verdiği işçi ve aileleri Baykal'ın otobüsüne saldırdı. Baykal endişeli gözlerle olanları izledi...



Çeşitli açılışlara katılmak üzere İzmir'e gelen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal, havalimanında büyük protestolarla karşılaştı.

CHP'li Karşıyaka Belediyesi'ne ait Kent A.Ş.'den işlerine son verilen 130 kadar işçi ailesiyle birlikte Baykal'ı protesto etti. Polisle eylemciler arasında arbede yaşandı.

Baykal'ın parti otobüsüne binmesiyle otobüse saldıran eylemciler, otobüsün camlarına ve kasasına tekme tokat vurdu. Çevik kuvvet polisleri eylemci vatandaşlara gaz kullanarak müdahale etti.

Bu sırada bazı eylemciler de otobüsün önünde oturma eylemi yaparak geçişine engel olmak istedi. Çevik kuvvet polisleri güç de olsa oturma eylem yapan vatandaşları kaldırarak otobüsün geçişini sağladı.

Eylem sırasında Deniz Baykal'ın endişeli gözlerle yaklaşık 20 dakika süren protestoyu izlediği görüldü.
aktifhaber

Yaşa varol İnönü!
Engin Ardıç

Başlığa bakıp da "herif kafayı yedi" ya da "küfürlere dayanamayıp döndü" diye düşünmeyiniz... Çünkü bu bir "alıntıdır", ben yazmadım, zikrettim.

Bu bir "mahya"... Ramazan mahyası... Dinle imanla ilgisi olmayan, "bu yıl hac mevsimi Kurban Bayramı'na denk geldi" diye düşünebilen "alakasız" vatandaşlar için açıklayayım: Hani şu Ramazan aylarında bir minareden öbür minareye uzatılan çeşitli yazılar... Hani iftar vaktinde, ezan okununca ışıkları yanar... Saati olmayan, ezanı duymayan bile ışıkları görünce "iftar topunun atıldığını" anlar hani... (Minare nedir diye soracaksanız, müezzinin "şarkı söylediği" yerdir diyebilen şaşkınlar da yaşıyor bu ülkede!)

Mahya, başka bir Müslüman ülkesinde yok, bir tek bize özgü... Eskiden yağ kandilleriyle yapılırdı bu ışıklandırma işi, günümüzde elbette elektrik ampulleriyle yapılıyor.

Bir tür televizyon haber bülteni, bir tür pano gibi, diyebilirsiniz. O çağın kitle haberleşme aracı.

Günümüzde, artık gereksiz, fakat "şirin" bir uygulama, hoş bir gelenek, "couleur locale"...

Artık hiçbir işlevi kalmamış Ramazan davulcusu gibi bir şey.

Fakat ne yazılır bu mahyalarda? "Hoş geldin ey on bir ayın sultanı" gibi şeyler... "Bismillah, maşallah" gibi kelimeler...

Yani dini içeriği olan, "İslami" mesajlar verilir. Bu da çok doğaldır. Hiçkimse Selimiye'ye "Jesus Christ" yazacak değildir ya...

Ama "Kızılay'ı unutma" yazılmıştır bir zamanlar.

Peki, biz şimdi bir imamla anlaşsak, ya da Diyanet İşleri Başkanı'nı, müftü efendileri ikna etsek, diyelim Süleymaniye minarelerine reklam versek... Yarın akşam ezan okununca siz de denizin ortasından bile şakır şakır şu cümleyi görseniz: "Ey iman edenler, SABAH Gazetesi okuyunuz!"... Böylece "camilerarası" çekişme de başlasa... Fatih Camii de "Hürriyet ekibi Mekke'yi keşfetti" mahyasını patlatsa... Derken Sultanahmet minarelerinde "şampiyon Cimbom", Beyazıt'ta "bastır Kanarya" mahyaları belirse... Sinan Paşa Camii'nde de "çarşı her şeye karşı" mahyasını okusak tabii.

Böyle rezillik olur mu? Olmaz.

Ama bir zamanlar, cumhuriyetin şu anlı şanlı "ilk döneminde" mahyalara neler yazılmış neler...

En çarpıcı olanı "VAR OL İNÖNÜ"...

Yarın bir imam aşka gelip "yaşa Recep Tayyip" yazdırsa, tozunu atarlar tozunu, kemiklerini sıyırırlar...

Ama bakın "şanlı ordu" yazarsanız kimse ağzını açmayacaktır.

Daha başka sloganlar da atılmış otuzlu ve kırklı yılların mahyalarında: "Para biriktir", "yerli malı kullan" gibi şeyler.

"Tayyare" bile çizilmiş ayyıldız içine... Türk Hava Kurumu, ya da "Türkkuşu" reklamı...

Hiçkimse ağzını açamamış, çünkü ağzını açmak yasakmış.

Fakat "karşıdevrimciler" bu mahya "platformunu" kendilerine yontmamışlar. Hiçbir caminin hiçbir minaresinin hiçbir mahyasında "varol Celal Bayar" ya da "kurtar bizi Menderes" gibi bir slogan görülmemiş.

İsteseler yapamazlar mıydı? "Devletin sürekliliğini" halka göstermek için canım, hani İnönü'nün paralardan Atatürk'ü kaldırıp kendi resmini koydurması gibi?... Bu, devletin sürekliliğini gösterirmiş, İnönü şakşakçıları öyle diyorlar.

Yapmadılar. "Dini" mesajlara, mahyanın asıl amacına geri döndüler, "hoş geldin ey mübarek Ramazan", falan filan.

Onun için de uğramadıkları hakaret kalmamıştır o günden bugüne...

Halkın niçin CHP'ye oy vermediğini hâlâ merak ediyor musunuz? Etmeye devam ediniz.

Sabah

16 Eylül 2009 12:33
İzmir'de Ezan Sesine Kısıtlama
İzmir'in Selçuk ilçesinde, ezanın daha iyi duyulması için vatandaşların talebiyle yerleştirilen hoparlörler zabıta ekipleri tarafından söküldü..

İzmir'in Selçuk ilçesinde, bazı mahallelerde ezanın daha iyi duyulması için vatandaşların talebiyle yerleştirilen hoparlörler söküldü.

Ezan sesinden rahatsız olan kişilerin şikayet dilekçesi verdiği iddia edilen belediye zabıta ekipleri, 14 Mayıs ve Cumhuriyet mahallelerinin, bir elektrik direğindeki ortak hoparlörünü aldı. Zabıtalar, Zafer Mahallesi'ndeki hoparlörü ise bir evin çatısında bulunması sebebiyle sökemedi.

Özellikle ramazanda iftar ve sahur vakitlerinde önemli bir ihtiyacı gideren hoparlörler sökülerek mahallelerinin ezan sesinden mahrum bırakılmasından rahatsız olan vatandaşlar ise uygulamanın devam etmesi için imza kampanyası başlattı. Şimdiden binin üzerinde imza toplandı. Bir yıl önce vatandaşların talebiyle müftülük tarafından takılan ezan hoparlörlerinin çoğunluk tarafından memnuniyetle karşılandığını ifade eden mahalle sakinleri, yetkili makamlardan konuya duyarlılık göstermelerini istedi.

14 Mayıs Mahallesi Muhtarı Niyazi Bakıcı, müftülüğün müsaadesiyle yerleştirilen telsiz bağlantılı ses düzeninin, belediyenin izni olmadığı gerekçesiyle zabıta tarafından söküldüğünü belirtti. Muhtar Bakıcı, bölgede ezan sesi duyulmasını isteyen bin 400 kişinin imzaladığı dilekçeyi de kaymakamlığa gönderdiklerini kaydetti. aktifhaber

17 Eylül 2009
Kılıçdaroğlu Fena Çuvalladı

CHP, İstanbul'daki afet nedeniyle Silivri’de Halk Ekmek Fabrikası’nın yerle bir olduğunu iddia etmişti. Ancak Silivri'de ekmek fabrikasının olmadığı ortaya çıktı

İstanbul’da 31 kişinin can verdiği sel baskını için Meclis Başkanlığı’na genel görüşme önergesi veren CHP, afet nedeniyle Silivri’de Halk Ekmek Fabrikası’nın yerle bir olduğunu iddia etti, ancak burada belediyenin ekmek fabrikası olmadığı ortaya çıktı.

SADECE ÜÇ FABRİKAMIZ VAR

CHP Grup Başkanvekilleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Hakkı Süha Okay’ın imzasıyla verilen ve 8-9 Eylül tarihlerinde İstanbul’da aşırı yağışlar sonucu meydana gelen sel felaketine ilişkin önergede, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Silivri Halk Ekmek Fabrikası dere yatağına yapıldığı için yerle bir oldu” ifadesi kullanıldı. Ancak Halk Ekmek’in Silivri’de fabrikası olmadığı belirtildi. İstanbul Halk Ekmek Genel Müdürü Salih Bekaroğlu, Halk Ekmek AŞ.’nin Sultangazi, Edirnekapı ve Kartal’da olmak üzere sadece 3 fabrikasının bulunduğunu belirterek, “Silivri ilçesinde kesinlikle İstanbul Halk Ekmek AŞ.’ye ait bir fabrika bulunmamaktadır” dedi. İstanbul Halk Ekmek AŞ.’nin hiçbir fabrikasının dere yatağında olmadığını belirten Bekaroğlu, ekledi: “17 milyona yakın nüfusu barındıran İstanbul’un yüzde 10’unu doyuran Halk Ekmek AŞ’nin politik mülahazalarla istismar edilmesi bizi derinden üzmüştür.”
aktifhaberr

İzmir'de belediye işçilerinden bayram günü eylem
15:10 - İzmir Büyükşehir Belediyesine ait İZBETON şirketinde çalışan işçiler, "toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde sonuç alınamaması nedeniyle", İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde oturma eylemi yaptı. Greve çıkmaları durumunda hem İZBETON şirketinin, hem de İzmir halkının mağdur olacağını, kendilerinin de bunu arzu etmediğini belirten Güntay, "Gelin bu işi masada bitirelim, bizi meydanlara indirmeyin" diye konuştu. İşçiler "Çifte standart istemiyoruz"" diye slogan atarak aileleri ile belediye önünde oturma eylemi yaptı. 20.09.2009 İZMİR netgazete

Vatandaş yorumu:
yüzsüzlük
KÜBYAR
CHP kadar yüzsüz bir parti görmedim.işine gelince şak şak işine gelmeyince ordu işini yapsın pişkinliğinde bu kadarına pes.
23 Eylül 2009 Çarşamba 16:34

dadaşdadaş
BUNLARIN İŞİ BU İŞNE GELDİĞİ ZAMAN TSK YA KULAK VER DİYOR İŞİNE GELMEDİĞİ ZAMAN TSK SİYASETE GİRMEMELİ NEDE OLSA BAYKAL
23 Eylül 2009 Çarşamba 16:37

hakkın var artık demeyeceğimherşey yapmayaneden sertlik yolunu seçiyorsun filan diye....neden kırmızılar yandı diye....ben ne yaptığımı nelere yol açtığımı bunun karşılığının ne olması gerektiğini bilen bir insanım....zaten en büyük sorunda burada zaten....bu kadar bilinçle bunlar yapılmışsa artık bu insan herşeyi haketmiş demektir....bu ben veya bir başkası hiç farketmez....başkalarına fatura keserken neler söylediğimi çok iyi biliyorsun....bu konuda kendimi iltimaslı tutamayacağım....sonuçta ben de bir bireyim nasıl bir başkasına geli
23 Eylül 2009 Çarşamba 16:38

SORU İŞARETİERSAN27 NİSANDA NEREDEYDİNİZ?
23 Eylül 2009 Çarşamba 17:01
neee...?refikCHP:Tsk Güncel Siyasetin İçinde Yer Almamalı demiş...şimdiye kadar yer almıyordu değil mi? 27 nisan e-posta bildirisi olduğunda siyasetçi olarak TBMY müdahele var diye itiraz edeceğinize zil takıp oynadınız.samimiyetsiz ve seviyesiz siyasetçilerden nefret ediyorum.zaten sandıkta yeterince cevabınızı alamadınız galiba? hadi be ordan derler bizim köyde..!
23 Eylül 2009 Çarşamba 17:03

...vATANDAŞORDU GÖREVE!!!
23 Eylül 2009 Çarşamba 17:24
BİZ FIRILDAK DEĞİLİZ.KADRİbu tür fırıldaklıkları bu partinin bünyesi kaldırır mı bilmiyorum. Ama, Demirel den ders aldıkları da muhakkak, ne diyor büyük düşünür. "DÜN DÜNDÜR BUGÜN BUGÜNDÜR" BATTIKÇA BATIYORSUN chp VE mhp YAZIK SİZE...hAA AKLIMA GELDİ. ABDURRAHMAN BOZTAŞ DİYE BİR ADAY VARDI. O GELDİ AKLIMA...

23 Eylül 2009 Çarşamba 17:35
cehape,deakyüzgerçekten çok ayıp etmiş...Ordu,ya karşı böyle bir çıkış yapılırmı yani?ayıp etmiş ler...bak hakkı suha efendi akıllı ol... Orduyu yıpratıyorsun bu söylemlerinle... olurmu öyle şey...yani...CEHAPE derhal o malum baronlarıyla gen.kur.bşk.na gidip paşaların postallarını yalayıp özür dile meliler...yaa...işte böyle...postal yala kaları...demekki ordu yeri geldiğinde el eştirilmez değilmiş....değilmi????
23 Eylül 2009 Çarşamba 18:20
demirulaşchp nin artık bence mhp le birleşmesi lazım bu ülkedeki solcuları istismardan vazgeçmesi lazım şu anda meclisteki en sağcı (ırkçı totaliter nasyonalist) chp dir. bozkurlarla birleşsin
23 Eylül 2009 Çarşamba 18:24
KışlaMustafa BaklavaAdamdaki (başbuğ) cürrete bak neyi izleyip neyi izlemeyeceğimizi emir buyuruyor. Bu adamlar Türkiye'yi koca bir kışla zannediyor. Demokratik açılım tartışmaları izlenmeyecek ! İzleme. Emekli olunca bu da anlayacak dışarda kendini takmayan koca bir dünya olduğunu. Ondan sonra (başbuğ) eşşekten düşmüş karpuza dönecek.
23 Eylül 2009 Çarşamba 18:34
CHPKARAMURATKUZEY IRAK A ASKER GİRDİ ÇIKTI,CHP HABİRE AKP YE SALDIRIYOR ABD DEN EMİR ALDI DİYE...TSK ÇIKTI TAMAMEN ASKERİ NEDENLERLE ÇIKTIK DEDİ ,Kİ DOĞRU OLANI YAPTI...ÇÜNKÜ TÜRK MİLLETİNE VE TSK YADA BİR UCU DOKUNUYORDU.....ŞİMDİ TSK AÇILIM SÜRECİNİN ARKASINDAYIZ MESAJI VERİYOR,SADECE AKP PROJESİ BU DİYORDU CHP,ÖYLE OLMADIĞI ORTAYA ÇIKTI..YANİ BU DEVLET PROJESİ...CHP BU KADAR ÖNEMLİ KONULARDA SİYASET YAPMAK İSTEDİĞİNİ,DOĞRULARIN ORTAYA ÇIKMAMASINI İSTİYOR..BUNU GÖRMÜYORMUSUNUZ...BİTMEDİ DEVAMI VAR...
23 Eylül 2009 Çarşamba 18:37
CHPKARAMURATŞİMDİ DİYORUM Kİ,BU CHP HANGİ ÜLKENİN PARTİSİ..BU PARTİ BU MİLLETE DÜŞMANMI?DESİNFORMASYONU ANCAK DÜŞMAN YAPAR...CHP NE AYAKSIN SEN..TABİİKİ SÖZ BİTMEZ,EVİRİR ÇEVİRİR KONUŞURSUN,BİR KISIMDA YUTAR,ÇÜNKÜ ANALİTİK GEÇİŞ YOK.....KOMUTAN DİYOR Kİ:TV LARA BİLE İTİBAR ETMEYİN....EY TÜRK MİLLETİ,KOMUTANIN DİYOR Kİ,UFAK ÇAPLI BİR SAVAŞ(???)VAR DESİNFORME OLMA DİYOR,SEN DAHA NEYİ ELEŞTİRİYORSUN...SEN SAVAŞA GİRSEN DEMEK YİNE DESİNFORME OLACAN...NE HALE GELDİK BİZ..BİTMEDİ..
23 Eylül 2009 Çarşamba 18:42
CHPKARAMURATHİLMİ ÖZKÖK Ü BEĞENMEDİNİZ,BÜYÜKANIT ÖYLE,BAŞBUĞ UDA ELEŞTİRİYOSUNUZ...SİZ NE BİÇİM TÜRKSÜNÜZ...DEMEK BİR SAVAŞA GİRSEK,BAŞBAKANI BEĞENMEDİĞİNİZ İÇİN ONDAN BİLE İMTİNA EDECEKSİNİZ..(fATİH TERİM E GICIK OLANLARIN MİLLİ TAKIMIN BAŞARISIZLIĞINI İSTEYENLER GİBİ BİRŞEY BU..VE O KADAR ÇOKLAR Kİ...BENDE HAZZETMEM AMA MİLLİ TAKIM O)..BU NE BİÇİM MEMLEKET..KOMUTANA BİLE LAF TETİŞTİRİYORSUNUZ..BENİM BİLDİĞİM KOMUTAN KOMUTANDIR.TÜRK MİLLETİ ADINA GÖREV YAPAR..GECE 03 TE KALK DER,SENDE KALKARSIN BE...
23 Eylül 2009 Çarşamba 18:50
....KARAMURATBU MEMLEKETTE SİYASETTEN GÖZÜ DÖNÜPTE,DEVLET SIRRI MI OLURMUŞ DİYEN GAFİLLER VAR...
23 Eylül 2009 Çarşamba 18:52
askergünaydınasker güncel siyasetin içinde olmamalıymışmış. günaydın 60da 70 de 80 de yıllarında darbe yaparken şak şak şimdi itiraz bu ne iş chp??? sen bu memleket için siyaset yap başka devletler için değil???utanmaz ikiyüzlü sosyal demokratmısın..yoksa çakmamısıın..faşist misin ne sin bir kara verde bizde bilelim ne oluduğu??
23 Eylül 2009 Çarşamba 19:49
chp+mhpeserchp+mhp birleşimi artık yapılmalıdır,zamanı gelmiştir.çok geç olmadan birleşiiin birleşiiin.Bu birleşiiin birleşiiin bağırtılarını ben bir yerlerden hatırlıyorum ya.dsp+chp yi izmirde cumh.mitinglerine davet etmişlerdi orda böğürüyorlardı birleşiin birleşiiin diye,birleşti amcalarımız birleşti de gene aynı gene aynı,sizi toplasan çıkarsan çarpsan topunuz o kadar işte,siz gene de mhp+chp birleeşiiinnn..
23 Eylül 2009 Çarşamba 20:15
Günaydın CHP..salihTSK bu sefer beylerle aynı dili konuşmayınca CHP nin aklına hemen demokrasi geldi..Ordu siyasete karışmamalı teranelerini söylemeye başladılar..Bizde yedik..!
23 Eylül 2009 Çarşamba 21:07
bu chp miismail gökçekşaşırıyorum zannettim ama şaşırmadıgımı sonra anladım çünkü chp eger iktidara askerden bi muhtıra gelseydi koşup postallarını öperdi fakat tsk nındahi olsa demokratik sözü geçiyorsa bundan chp rahatsızlık duyar o yüzden şaşırmadım çünkü adamlar demokrasi sözünden hep rahatsızlık duyarlar allah islah etsin
23 Eylül 2009 Çarşamba 21:16
Ucube Parti:CHPuygarNe biçim partisin sen Ey siyaset garabesi parti.Nesin,necisin,neyi savunuyorsun belli değil.İlke yok,prensip yok,gelenek yok,demokrasi hiç yok.Sem tam bir ucube partisin.İşine geldimi askerin görüş belirtmesi son derece doğal,işine gelmedimi siyasete karışma gibi sözde demokratik bir çıkış.Aklın neredey di 28 şubattai27 nisan e-muhtırasında,başbuğun devlet başkanı gibi yaptığı basın toplantılarında.Sen tam bir skandal partisin.Başındaki adam tam bir ergenekoncu.Sıra sizde ey CHP.
23 Eylül 2009 Çarşamba 21:44
Aleviler Bırakın Chp yiuygarMilliyetçilik batağına saplanmış iki faşist parti Chp ve Mhp.Allahın izniyle ikiside bu ırkçı faşist bataklığında yok olup marjinalleşecekler.Ey aleviler görün oy verdiğiniz Chp yi.Siz aleviler ki insan sevgisini şiar edinmiş bir İslam anlayış ve Kültürüne sahipsiniz.Her ne ararsan ara kendinde ara,eline,beline,diline sahip ol düsturuna sahip bir muazzam kültürsünüz.Sosyal demokrat Chp nin haline bakın.Tam bir faşist parti oldu.Bu partiyi bırakın lütfen.Bırakın ki baraj altı olsun.Akıllansın
23 Eylül 2009 Çarşamba 21:50

http://www.aktifhaber.com/news_view_comment.php?id=246348

CHP'nin Adayı Bir Mason Üstadı
CHP'li Kılıçdaroğlu'nun listesinde yer alan Parvus Efendi'nin kim olduğun öğrenince çok şaşıracaksınız. Bilgiler mason üstadlığıyla sınırlı değil...

Atılgan Bayar/Akşam

CHP'nin Parvus Efendi'sinin gerçek adı Alexander Israel'dir ve...

Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Tayyip Erdoğan'a nispet yaptığı açılım listesindeki bir ismi görünce gözlerim yerinden oynadı:
Parvus Efendi!
Kim yahu bu, diyeceksiniz... Anlatayım...
Bu adamın gerçek adı, Alexander Israel Helphand.
Adından da anlayacağınız gibi, bir Yahudi. Ama bu Alman/Rus vatandaşının Yahudi kimliğinden çok daha farklı vasıfları var.
Bir kere Alman, Rus ve Osmanlı ihtilallerinde bu ülkelerde bulunuyor ve ihtilalleri kışkırtıyor.
Aktif bir Bolşevik teoriysen.
Ve fakat, 2. Meşruiyet'ten sonra Osmanlı'da, hem ülkeyi bölünmeye götüren İttihat ve Terakki'yi; hem de daha sonra Türk Milliyetçiliği'nin kurucularını doktrine ediyor.
Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Tekin Alp (Moiz Kohen)'e teorik ağabeylik yapıyor. Milliyetçi yayınlarda, yazılar yayınlıyor.
İttihat ve Terakki üzerindeki etkisiyle, Osmanlı'nın Almanya'nın yanında 1.Dünya Savaşı'na girmesini kışkırtıyor.
Savaş süresince silah ticareti yapıyor, dünyanın sayılı zenginlerinden biri oluyor ve Lenin devrimini finanse ediyor.
Lenin ise, devrimden sonra, ortalığı karıştırabileceği endişesiyle onu ülkeye kabul etmiyor.
1924 yılında, dünyanın en zengin adamlarından biri olarak ölüyor.
Buraya kadar okuduklarınız gözünüzün önüne bir profil getirmiştir.
Şimdi daha ileri gidelim ve Kılıçdaroğlu'nun açılım listesindeki Parvus Efendi, yani Alexandre Israel Helpland hakkında İLK KEZ BU SÜTUNDA OKUYACAĞINIZ BİLGİLERE GEÇELİM:
Parvus Efendi aynı zamanda büyük bir Mason üstadıydı. Ama o devirdeki Masonluğu bugünkülerle karıştırmayın. Dönemin Mason localarında gizli ama doğrudan siyaset planlaması yapılıyordu.
Moskova'daki Uranis locasına üyeydi.
Türkiye'de Abdülhamit'in devrilmesinde büyük rol oynayan ve merkezi Rusya'da olan Astrea locasını, Abdülhamit'in burnunun dibinde oluşturmuştu.
Keza, kendi yetiştirmesi Jalobinsky, ilk Siyonist örgüt olan Meskala'yı İstanbul'da kurmuştu.
Tarihte şöyle bir baktığımızda; Osmanlı'yı Filistin'i kaybedeceği bir savaşa girmesi konusunda teşvik eden bu adamın, tesadüf bu ya, o topraklarda yeni bir devlet kurulmasının teorik altyapısına da aynı zamanda katkıda bulunmuş olduğunu görüyoruz.
Türk sosyalistleri ve milliyetçileri ise Parvus Efendi'yi çok sevmişti. Değil mi ki, hem bolşevikti hem de Türk Milliyetçiliği'ne teorik katkılarda bulunuyordu... O vakit Lenin ona kapıları kapatsa da, iyiydi... Parvus Efendi onlara 'anti-emperyalist' yüzünü göstermişti sadece...
Peki CHP'nin açılım listesinde hangi niteliğiyle yer alıyor Parvus Efendi?
Bu soruya da, Kılıçdaroğlu cevap versin, zahmet olmazsa...

Parvus Efendi
Engin Ardıç
Sabah

Başbakan partisinin kongresinde bir konuşma yaptı, "sahip çıkılması gereken değerli kişiler" listesi verdi, muhalif basın üç gündür tartışıyor... Başbakan'a uyuzluk olsun da torba dolsun...
Nasreddin Hoca'nın "şuna değdi, buna değmedi" hesabı gibi, "şu var da bu neden yok" geyiği ayyuka çıktı.
Başbakan'ın listesini, Kemal Kılıçdaroğlu da beğenmemiş. Beğenmesi beklenemezdi.
Ancak Sayın Kılıçdaroğlu, bu gibi durumlarda hemen akla gelen Yaşar Kemal, Aziz Nesin "harcıalem" isimleri saydıktan sonra, bu listede "Parvus Efendi"yi de görmek istediğini belirtmiş.
Kılıçdaroğlu, Parvus Efendi'yi, Tatyos Efendi, ya da Yorgo Bacanos gibi birisi sanıyor olmalı!...
Üstelik Parvus "Efendi" ha... "İttihatçı ağzıyla" söylenişi... Liman von Sanders "Paşa", Von der Goltz "Paşa", Yarbay Lange "Bey" gibi bir şey...
Bu adamın asıl adı, Alexander Helphand.
Türk olmadığı gibi, "Osmanlı tebaı" falan da değildir.
Kendisi bir Alman ajanıdır.
Aynı zamanda silah taciridir.
O dönemin Alman gizli servisi tarafından "sosyalist rolü oynamakla" görevlendirilmiştir, hani bizim Mahir Kaynak gibi...
Nitekim, 1917 yılında Rusya'nın daha da karıştırılması, büsbütün çökertilmesi ve savaştan çekilmesi için Lenin ve arkadaşlarını Zürih'ten hani o ünlü "mühürlü trenle" Almanya'yı dikine geçerek İskandinavya üzerinden Petersburg'a gönderen de bu adamdır! Pazarlığı o yürütmüştür.
Düşman topraklarından düşmanla anlaşarak rahatça geçen, "Alman smokiniyle devrim gerdeğine giren" Lenin'i eleştirmek doksan yıldır hiçbir komünistin aklına gelmemiştir, işin o yanını geçelim şimdi...
Parvus "namıyla maruf" Helphand, İstanbul'da uzun süre bulundu.
Görevi, Almanya'ya domalmış İttihat ve Terakki büyüklerine akıl öğretmekti.
Savaşı kazanırsak bir Alman sömürgesi haline gelecek olan Türkiye'yi buna hazırlamak... Özellikle, İttihatçılar'ın "Turancılık" ideolojisini iyice körüklemek... (Rus İmparatorluğu parçalanıp Enver Kafkasya'ya dalsın ki Bakû petrolleri Almanlar'a kalsın!)
İttihatçılar bu adama "izzet ve itibar" ettiler, el üstünde taşıdılar. Ağzının içine baktılar. Şimdi de, İttihat ve Terakki'nin mirasçısı olan Cumhuriyet Halk Partisi mi bakacak yani?
Meraklısı bilecektir: Parvus, Kemal Tahir'in romanlarında, özellikle Yorgun Savaşçı'da da "Carlos Çorbacı" olarak geçer...
Buraya kadarını Google'a bakmadan, bu adamın dilimize de tercüme edilmiş biyografisine yeniden şöylesine bile bir göz atmadan, hafızamdan, kafadan yazdım sevgili dostlar... Bir densiz işgüzar çıkıp da "araklıyor" demesin diye... Merak eden açar bakar, okur. Doğum tarihini, ölüm tarihini falan da öğrenir. Burası ansiklopedi sayfası değildir. Bize düşen, değinmektir.
Fakat Kılıçdaroğlu bu potu cahilliğinden kırdıysa kötü... Bilerek konuştuysa, o daha da kötü...
Benim söyleyeceğim şudur: Parvus'u "kültür mozaiğimiz" içinde kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu'na, değil oy vermek, günahımı bile vermem

CHP'DE DEPREM!

22 Ekim 2009 22:24
CHP Genel Merkezi, Tunceli il başkanı, il yönetim kurulu üyeleri ile Nazimiye ilçe teşkilatını görevden aldı
CHP Genel Merkezi Tunceli İl Başkanı Cemal Özaslan, 11 il yöneticisi, Nazimiye İlçe Başkanı Aydın Kandil ve 11 ilçe yöneticisini görevden aldı. Görevden alınan CHP Tunceli İl Başkanı Cemal Özarslan, Türkiye gündemindeki `demokratik açılım' konusunda, Genel Sekreter Önder Sav'ın kendilerinden bir rapor istemesi üzerine bunu hazırlayarak genel merkeze sunduklarını söyledi. Özaslan, bu raporda CHP'nin Kürt açılımı konusunda çok pasif kaldığını, çözüm konusunda daha cesur adımlar atılabileceğini belirttiklerini, bu nedenle Genel Sekreter Önder Sav ile ters düştükleri için görevden alındıklarını öne sürdü.CHP'ye yakın kaynaklar, Tunceli il yönetiminin yerel seçimlerde alınan başarısız sonuçlardan dolayı görevden alındığını öne sürdü. Özellikle beyaz eşya dağıtımı sırasında il teşkilatı tarafından gerekli önlemlerin ortaya konulmadığını ve seçimlerde başka partilere bazı il yöneticilerin çalışma yaptıklarının tespit edildiği belirtildi.

vatan

CHP'Lİ BAŞKAN KAYMAKAMLA TARTIŞTI
28 Ekim 2009 21:10

Marmaris'te Kaymakam Serdar Polat ve CHP İlçe Başkanı Yamaç Kaya arasında sert tartışma yaşandı
MUĞLA'nın Marmaris İlçesi'ndeki Cumhuriyet Bayramı etkinleri kapsamında düzenlenen çelenk koyma töreni sırasında, Kaymakam Serdar Polat ve CHP İlçe Başkanı Yamaç Kaya arasında sert tartışma yaşandı.

Cumhuriyet Yürüyüşü'nün iptal edilmesine öfkelenen CHP'li Kaya, Kaymakam Polat'a tepki gösterdi, olayın büyümesini Marmaris Belediye Başkanı CHP'li Ali Acar ve Aksaz Deniz Üssü Komutanı Tümamiral Yalçın Kavukcuoğlu önledi.Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında, Kordon Caddesi'nde bulunan Atatürk Anıtı önünde tören düzenlendi. Anıta kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütü ve siyasi partilerin çelenkleri bırakıldı. Tören sonunda birbirleriyle tokalaşan protokol üyeleri arasında yer alan Marmaris CHP İlçe Başkanı Yamaç Kaya, Kaymakam Serdar Polat'a her yıl yapılan Cumhuriyet Yürüyüşü'nün bu yıl neden iptal edildiğini sordu.

Marmaris'te Cumhuriyet Yürüyüşü krizi

Foto galeri için tıklayın

Kaymakam Polat'ın "Meteoroloji yetkilileri verilerine göre hava muhalefeti ve domuz gribi nedeniyle okullar bir hafta tatil, bu nedenle iptal etme kararı aldık" yanıtına kızan CHP'li Kaya, "Şimdiye kadar Marmaris'te bu yürüyüş hiç iptal olmamıştı. Nasıl iptal edersiniz" dedi. Ses tonunu yükselten CHP'li Kaya, Kaymakam Polat'a doğru yürüdü. Kaya'yı Kaymakam Polat'ın korumaları uyardı. Ancak tansiyonun iyice yükselmesi ve tartışmanın büyümesi üzerine devreye Marmaris Belediye Başkanı CHP'li Ali Acar ve Aksaz Deniz Üssü Komutanı Tümamiral Yalçın Kavukcuoğlu girdi. İkili, CHP İlçe Başkanı Yamaç Kaya'yı alandan uzaklaştırdı. Kaymakam Serdar Polat ise Kaya'nın konuşma üslubunun terbiye sınırlarını aştığını ve hakarete vardığını söyleyerek alanı terk etti.

YÜRÜYÜŞE DAVET ETTİ

Ortam sakinleştikten sonra etrafında toplanan kalabalık gruba seslenen CHP'li Kaya, herkesi 29 Ekim günü Atatürk Caddesi'nde toplanıp yürüyüşe katılmaya ve Kaymakamlığın iptal kararını protesto etmeye davet etti.Atatürkçü Düşünçe Derneği (ADD) Marmaris Şube Başkanı Mukbil Gökbakan da "Her yıl ilçemizde Cumhuriyet yürüyüşü yapılıyordu. Şu anda ülkemiz üzerinde ciddi oyunlar oynanıyor. Böyle bir yürüyüşün hava muhalefeti ile iptal edilmesi anlamsız" diyerek CHP'li Kaya'ya destek verdi.Atatürk Anıtı önündeki törende, Demokratik Toplum Partisi (DTP) ilçe teşkilatının yine çelenk bırakmadığı görüldü.

vatan

13 Kasım 2009 16:57
CHP'li Öymen'e Siyah Çelenk...
CHP Genel Başkan Yardımcısı Öymen'in Dersimlileri terörist gibi göstermesine tepkiler giderek büyüyor. Aleviler TBMM ve CHP önüne siyah çelenk bıraktı...



CHP'li Öymen'in Dersimlileri terörist gibi göstermesi protesto edildi.

Öğle saatlerinde Alevi vatandaşlar, Meclis'in Dikmen kapısı önüne siyah çelenk koyarak Öymen'in Dersim'le ilgili sözlerini protesto etmişti. Ankara Tuncelililer Derneği üyesi bir grup da CHP Genel Merkezi önünde protesto gösterisinde bulundu.

Ankara Tuncelililer Derneği üyesi bir grup, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in TBMM'deki konuşmasını protesto etmek amacıyla CHP Genel Merkezine siyah çelenk bıraktı.

CHP Genel Merkezi önünde toplanan grup, burada zılgıt çekerek "Dersim Onurdur, Onuruna Sahip Çık", "Yaşasın Barış, Yaşasın Kardeşlik", "Dersim'e Uzanan Eller Kırılsın" şeklinde sloganlar attı.

Ankara Tuncelililer Derneği Başkanı Bülent Akdağ, yaptığı açıklamada Öymen'in "Türkiye'de ayrımcılığı körüklediğini" iddia etti. Kendilerinin barıştan yana olduğunu ifade eden Akdağ, "CHP de böylece barış ve kardeşlikten yana olmadığını ortaya koymuştur. Onur Öymen'in Dersimlilerden alması gereken ders insan sevgisidir" dedi.

Seçimlerde CHP'ye kendi illerinden oy verilmemesi çağrısında bulunan Akdağ, CHP'deki Tuncelilileri de istifa etmeye davet etti. Akdağ, ayrıca Munzur Vadisi'nde yapılması planlanan baraj projesinin de yanlış olduğunu, burada doğaya karşı suç işlenmesinin önüne geçilmesi gerektiğini söyledi.

"Dersim Onurumuzdur, Onurumuza Sahip Çıkalım" yazılı dövizler taşıyan grup, daha sonra, zılgıt ve alkışlar eşliğinde siyah çelengi CHP önüne bıraktı. Grup, burada çeşitli Kürtçe sloganlar da attı.
aktifhaber

dersimlilerealkan unalarkadaşlar, siden özür diliyorum ama söylemek zorundayım: kerizleniyorsunuz. şimdi özür dileyecekler, biz öyle demedik aslında diyecekler. siz de seçimde yine gidip chp ye oy vereceksiniz. bu kerizlenmek diyorum ben. değil diyorsanız adını siz koyun.
13 Kasım 2009 Cuma 17:06
KANI BOZUK FASO CHPcheALEVILER FASO CHP DEN ARTIK ISTIFA EDIN YOKSA SIZLER BIRDAHA BIRTANE OY BILE ALAMZSINIZ BIZ ALEVILER ARTIK CHP DE BIRTANE ALEVI INSAN GÖRMEK ISTEMIYORUZ EYER O PARTIDE KALIRSANIZ ALLAH SAYIDIM OLSUNKI AKLI BAINDA BIRTANE ALEVININ OYUNU ALAMAZSINIZ
13 Kasım 2009 Cuma 17:07
CHP den Alevilere satışZafer DemirKörü körüne sadakat Alevileri fena cuvalladı.yıllarca CHP sırf Ortak İnançlarımız laikliktir desturudur diyen şimdi gerçek yüzleri ortaya çıkmıştır.bir birlerinin boğazına sarılıyorlar.ALLAH ıslah etsin sol görşte faşizim olmaz ama DKPC MKP bunlar yapar halkı haraça keser derği gazete satar sıkıysa alma ilk eylemde araban veya dükkanın yanar.Devlet sarığazide gaziosmanpaşada yok bunlar var devetin güçü yetmez geptoları durdurmaya
13 Kasım 2009 Cuma 17:08
Anlaşıldı artık.Sameto cenabet oylarınız CHP nin kişiliğine hiç uymuyordu zaten.Alın gidin.Allahını vatanını bayrağını seven milyonlarca oy CHP ye yeter.
13 Kasım 2009 Cuma 17:14
Samet EfendiMehmet AktasCenabetlikden ancak islamin sarti olan gusul ile kurtulursun Efendi, Simdi soruyorum sana !!! Alevilere cenabet diyonda, Alni bir kere secdeye gelmeyen, her firsatda Islamiyete saldiran bir CHP ye ne diyorsun merak ettim heri :-)) Külli cenabet ? Bence öyle :)))
13 Kasım 2009 Cuma 20:21
CHPTUNCAYBUYRUN SİZE CHP 1. SÜNNİ TÜRK DÜŞMANI 2.SÜNNİ KÜRT DÜŞMANI 3.ALEVİ TÜRK DÜŞMANI 4.ALEVİ KÜRT DÜŞMANI 5.DEMOKRASİ VE BARIŞ DÜŞMANI 6. İNSANLIK DÜŞMANI ARTIK BU ÜLKEDE CHP Yİ TANIMAYACAK KADAR HAYVAN OLAN HİÇBİR KESİM KALMADI
13 Kasım 2009 Cuma 20:24
sabetayist imamın takkesi düştüOzan MazlumAtatürk'e Büyük İftira!!!!! Bakın Asıl Faturayı Kime Kesti; ATATÜRK'ü de KATİAMCI, SOYKIRIMCI Gösterdi: CHP'nin Beyni Onur Öymen; iddialarında hala ısrarlı: Ben değil; Atatürk katliam yaptı !..Meclis’teki demokratik açılım görüşmelerinde yaptığı konuşmada “Atatürk terörle böyle mi mücadele etti” diyerek, Dersim olaylarını örnek gösteren, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, tepki çeken konuşması ile ilgili Bugün’ün sorularını yanıtladı....
13 Kasım 2009 Cuma 20:32
Alevilere Gunaydin!AleviGunaydin! Bu zamana kadar daha kimleri desteklediginizi bilmiyor muydunuz?
13 Kasım 2009 Cuma 20:40
alevilerzardersim katliamını atatürk e rağmen inönü yapmıştır ve baltayı taşa vuran chp ye bundan böyle oyum yoktur ne chp ne k.kılıçdaroğlu na bitti, böylelikle chp nin oyu önümüzde ki günlerde anketlerde de görülecek ki % 12 lerde olursa şaşırmasınlar tabii ki baraj altında da kalabilirler ümidim bir alevi partisi kurulur yok sa bu ülkede faşit partilere verecek oyumuz yoktur mecburiyetten chp ken şimdi ne chp ne de diğer partilerdir bu ülkeyade alevi partisi gerektir faşist zihniyetlerle bir yere var...
13 Kasım 2009 Cuma 20:53
sametzarcanın okurum senin sülalen cenabettir faşizmle nereye varacağınızı sanıyorsunuz alevi düşmanı ortalık karıştığında senin gibilerine aman verirse namerdim...
13 Kasım 2009 Cuma 20:56
Mesut DeğereDiyarbakırlı RemziDiyarbakırlı Mesut Değer CHP de daha ne kadar kalmaya devam edecek merak ediyorum. Mesut istifa edip Diyarbakır a onurlu bir mesaj vermese bir daha sakın Diyarbakırlıların önüne çıkmasın tükürüğe boğarız...
13 Kasım 2009 Cuma 21:45
http://www.aktifhaber.com/news_view_comment.php?id=255264

ALEVİLER TEKİN'E PATLADI
14 Kasım 2009

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in açılımı eleştirirken Dersim İsyanı'nı örnek göstermesine Alevi derneklerinin tepkisi sürüyor. CHP İstanbul Başkanı Gürsel Tekin, il binası önünde yuhalandı. Tekin'in kalabalığı teskin etmek için verdiği karanfiller de geri atıldı.
Tunceli Dernekleri Federasyonu ile Alevi Bektaşi Federasyonu üyeleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in 10 Kasım'da TBMM'de yaptığı konuşmayı protesto için CHP İstanbul İl Başkanlığı önüne siyah çelenk bıraktı. Kalabalığı, cadde girişinde karşılamak isteyen CHP İl Başkanı Gürsel Tekin ve beraberindekiler yuhalandı. Tekin'in verdiği karanfilleri geri atan kalabalık, CHP'lilerin üzerine yürüdü. Gerginlik, partililerin uzaklaşması ile sona erdi. Grup, 'CHP Munzur'da boğulacak', 'Irkçı CHP-Irkçı Öymen', 'Faşit CHP Dersim'den defol', 'Irkçı Öymen hesap verecek' şeklinde sloganlar attı.

SUÇ DUYURUSU

Ankara Tuncelililer Derneği üyesi bir grup da Ankara'da CHP Genel Merkezi'ne siyah çelenk bıraktı. İnsan Hakları Derneği Tunceli Temsilcisi Barış Yıldırım, Öymen hakkında suç duyurusunda bulundu. Öymen ve CHP, İstanbul ve Ankara dışında da birçok yerde protesto edidi.

Bu sözleri unutmayız

Öymen'i sert şekilde eleştiren Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, “CHP katliamların mı yanında? Bilmek istiyoruz” dedi. Balkız, bu sözleri hiç unutmayacaklarını söyledi.
haber10

"Dersim isyanında ordu, zehirli gaz kullandı" diyen eski bakanlardan İhsan Sabri Çağlayangil, bu itirafı CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu'na yapmış


14 Kasım 2009 - CHP Genel Başkan Yardımcısı Milletvekili Onur Öymen'in 10 Kasım'da Meclis'te görüşülen Kürt açılımına karşı çıkarak Dersim olaylarını kastedip “Atatürk müzakere etmedi, gereğini yaptı” sözleri üzerine dönemin Malatya Emniyet Müdürlüğü'nde görevli olan eski bakanlardan İhsan Sabri Çağlayangil'in verdiği bir röportajda “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi” şeklindeki sözleri yeniden gündeme geldi.

Röportajın ses kaydının bir bölümü çeşitli internet sitelerinde yayımlandı. Çağlayangil ile bu röportajı yapan ise tanıdık bir isim çıktı. İddiaya göre, röportajı kendisi de Tuncelili olan CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu yaptı. İddianın sahibi olan Tunceli eski Baro Başkanı avukatı Hüseyin Aygün Taraf gazetesine konuştu.

SUSUNCA KONUŞTUM

Bu bilgiyi bizzat bir yıl önce Tunceli'ye gelen Kılıçdaroğlu'ndan duyduğunu söyleyen Aygün, “Kılıçdaroğlu Tunceli merkezde bulunan akrabalarının evine gelmişti. Orada sohbet ediyorduk. Dersim tarihiyle ilgili konuşmaya başladık. Bu konuda yazdığım kitaplarımı biliyordu. Kılıçdaroğlu'nun Dersim'e duyarlı biri olduğunu biliyorum. Bana, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in aracılığıyla, eski bakanlardan Çağlayangil ile 1987 yılında Bursa'daki evinde bir röportaj yaptığını anlattı. Ben de merak ettim. Kendisine sordum. Yaptığı röportajı uzun uzun anlattı. Ses kaydı internet sitesine de düşen röportajın bir bölümünde geçenleri bana anlattı. Zaten ses kaydını dikkatle dinlerseniz soru soran kişinin Kılıçdaroğlu olduğu anlaşılır” dedi.

Öymen'in Dersim'e ilişkin sözlerine rağmen Kılıçdaroğlu'nun sessiz kalması ve hiçbir tepki vermemesinden dolayı bu bilgiyi kamuoyu ile paylaşmaya karar verdiğinin söyleyen Aygün, “Bu çok önemli gerçeği ortaya çıkaran Kılıçdaroğlu gibi yakından tanıdığımız bir siyasetçinin Öymen'e büyük bir tepki göstermesi gerekiyordu. Öymen'i eleştirmemesi bizi çok üzdü. Çünkü Kılıçdaroğlu Dersim'de devletin bize ne yaptığını iyi biliyor. Bu konudaki sessizliğe üzüldüğümüz için bunları anlatma gereği duydum”dedi. Aygün, “38 Dersim”in kendileri için hala kanayan bir yara olduğunu söyledi.

netgazete

15 Kasım 2009 15:53
Aleviler Öymen'e Karşı Ayaklandı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmaya tepkiler büyüyor. Yurdun değişik yerlerinde CHP ve Öymen protesto edildi.

BEYOĞLU'NDA CHP VE ÖYMEN PROTESTOSU

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma bir grup Tunceli ve Alevi dernekleri tarafından Beyoğlu'nda protesto edildi. Galatasaray Meydanı'nda toplana yaklaşık 500 kişi, Taksim'e kadar sloganlar atarak yürüdü. CHP Beyoğlu ilçe binası önünde bir süre oturma eylemi yapan grup ,Taksim Meydanı'nda basın açıklaması yaparak olaysız bir şekilde dağıldı.

Tunceli Dernekleri Federasyonu ile çeşitli Alevi derneklerinden oluşan yaklaşık 500 kişilik grup, CHP ve Onur Öymen'i protesto etmek için Galatasaray Meydanı'nda toplandı. 'Arşivler açılsın 37-38 Dersim katliamının hesabı verilsin', 'Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yeri açıklansın', 'Açalım kızıl sancağı, gitsin zulmedenin çağı, elimizde dost bıçağı, görelim bakalım nic'olursa olsun', 'Dersim isyanının bastırılma yönetimini savunuyor ve övünüyorsun. Bak Onur Öymen bak biz ölmedik buradayız. Adolf Hitler. (Onur Öymen)' yazılı pankartlar taşıyan grup, İstiklal Caddesi'nden Taksim'e doğru yürüyüşe geçti. 'Irkçı Öymen Irkçı CHP', 'Gün gelecek devran dönecek CHP halka hesap verecek', 'Katil devlet hesap verecek', 'Dersim onurdur onuruna sahip çık' şeklinde sloganlar atan grup, cadde üzerinde bulunan CHP Beyoğlu ilçe binası önünde bir süre oturma eylemi yaptı. Polis, ilçe binası önünde güvenlik önlemi aldı. Grup burada 'İşte burası faşist yuvası', 'Onur Öymen nalet şero to' şeklinde slogan attı. Grup daha sonra tekrar yürüyüşe geçerek Taksim Meydanı'na geldi.

Grup adına açıklama yapan Avukat Ali Rıza Aydın, 72 yıl önce Tunceli bölgesinde yaşanan olayların tarihçesini anlattı. Dersim bölgesinde 10 bilerce insanın öldürüldüğünü ve insanların başka bölgelere sürgüne gönderildiğini belirten Aydın, "O günkü yaşanan bir katliamın bugün faşist CHP tarafından çözüm önerisi olarak sunulması resmi ideolojinin tekerrürüdür. Dersimliler bu utanç önerisini asla unutmayacaklarıdır." şeklinde konuştu. Grup basın açıklamasının ardından dağıldı. (CİHAN)

DİYARBAKIR'DA LASTİK AYAKKABILI PROTESTO

Diyarbakır'daki 25 sivil toplum kuruluşu, Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in 'Dersim isyanı' ile ilgi sözleri nedeniyle CHP'yi protesto etti.

İl Teşkilatı önüne siyah lastik ayakkabılı siyah çelenk bırakan kalabalık, CHP aleyhine slogan atarak, il yönetimini istifaya çağırdı.

Sivil toplum kuruluşları adına açıklama yapan İnsani Hak ve Hürriyetler Derneği Sözcüsü İbrahim Gökdemir, CHP'nin insanlık ve hukuk dışı uygulamaların kaynağı haline geldiğini söyledi.

CHP'yi geçmişi ve gerçeklerle yüzleşmeye çağıran Gökdemir, Çanakkale Savaşı ile Kürt isyanlarının aynı kefeyi koymanın "düşmanı ve kendi halkını aynı görmek" olduğunu savundu.

Öymen'in sözlerinin "imha et, inkar et, asimile et" anlamına geldiğini ileri süren Gökdemir, şöyle devam etti: "CHP zihniyeti halkın haklı ve meşru taleplerini inkar et, karşı çıkanları öldür, geride kalanları sustur, sindir ve asimile et. Bu CHP'nin özetidir. Çok partili sisteme geçildiği zaman halk, onları bir daha iktidar yapmadığı için CHP şu an halktan intikam almaya çalışıyor. CHP yönetimi geçmişte halka yaşattıklarından ve Öymen'in sözlerinden dolayı tüm halkımızdan özür dilemelidir."

Diyarbakır halkı ve STK'ları adına CHP il yönetimine de seslenen Gökdemir, "Onurlu bir duruş göstererek istifa edin. Diyarbakır halkının CHP'yi sandığa gömdüğü gibi, sizden de CHP amblemini Fiskaya'dan tarihin çöplüğüne atmanızı bekliyoruz." çağrısını yaptı.

Açıklamanın ardından kalabalık olaysız bir şekilde dağıldı.

CHP ADANA İL BAŞKANLIĞI BİNASINA SİYAH ÇELENK

Adana'da siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan bir grup, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in ''demokratik açılım'' konusunda TBMM'de yapılan ön görüşmelerdeki sözlerine tepki göstererek, CHP il binası önüne siyah çelenk bıraktı.

Aralarında Tunceliler Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu Adana Bileşenleri, Demokratik Toplum Partisi (DTP) il başkanlığı ile bazı sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin bulunduğu grup, İnönü Parkı'nda toplandı.

Burada grup adına açıklama yapan Tunceliler Derneği Adana Şubesi Başkanı Kafi Doğdu, TBMM genel kurulunda toplumsal barışın oluşmasına katkı sunacağını umut ettikleri bir görüşme sırasında, tam tersi gelişmelerin yaşanmasının kendilerini son derece üzdüğünü söyledi.

Doğdu, ''CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in söz konusu yılları konuşmalarına referans yapması, fiziki imha anlamına gelen bir tarihi desteklemesi ve savunması utanç vericidir'' dedi.

Grup, daha sonra İnönü Caddesi üzerinden yürüyüşe geçti ve çeşitli sloganlar ile taşıdıkları dövizlerle CHP il binası önüne geldi.

Bina girişine siyah çelenk bırakan grup, daha sonra olaysız şekilde dağıldı.

CHP MERSİN İL BAŞKANLIĞI BİNASINA SİYAH ÇELENK

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in, Meclis'teki demokratik açılım ön görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada Dersim katliamını savunmasına Mersin'de de sert tepki gösterildi.

Öymen'e tepki göstermek için Tunceliler Derneği Federasyonu, Mersin Özgür Demokratik Alevi Hareketi İnsiyatifi ve Demokratik Toplum Partililer ayrı ayrı yürüyüş yaparak, CHP İl Başkanlığı önüne siyah çelenk bıraktı.

Çankaya Mahallesi'ndeki 111. Cadde üzerinde toplanan DTP'liler, Öymen'i protesto eden sloganlar atarak yürüyüşe geçti. Öymen'i Hitler'e benzeten posterler açan kalabalık, ellerindeki siyah çelengi CHP İl Başkanlığı önüne bıraktı.

Burada açıklama yapan DTP İl Başkanı Serhat Ölmez, Türkiye'nin son derece önemli bir süreçten geçtiğini, bu süreçte 'Demokratik Açılım' çalışmalarının herkes tarafından tartışıldığını ve çözüm arayışlarının güçlendiğini belirtti.

TBMM Genel Kurulundaki 'Demokratik Açılım' çalışmaları sırasında CHP meclis grubu adına söz alan Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in, Dersim'de yaşananları meşru göstermeye yönelik bir takım açıklamalar yaptığını ifade eden Ölmez, ''Söz konusu açıklamalar imha ve inkar politikaları hakkında CHP'nin tutumunu açıkça ortaya koymuştur" diye konuştu.

Tunceli Dernekleri Federasyonu üyeleri ise dernek binasından başlayarak, CHP il binasına yürüyüp siyah çelenk bıraktı. Grup, daha sonra Dersim olaylarında hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Federasyonun Mersin Şube Saymanı Binali Akgönül, Dersimlileri CHP'den istifa etmeye çağırdı.

Mersin Özgür Demokratik Alevi Hareketi İnsiyatifi üyeleri ise İnsan Hakları Derneği şube binası önünde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını okuyan Ali Tanrıverdi, yıllardır baskı ve katliamlara maruz kalan herkesin artık demokratik ve barışçıl bir ülkede yaşamak istediğini vurguladı.

ALEVİLER ONUR ÖYMEN'İ İSTİFAYA ÇAĞIRDI

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in, Meclis'teki demokratik açılım ön görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada Dersim katliamını savunmasına tepkiler çığ gibi büyüyor. Alevi kesimin temsilcileri, Öymen'in, "Dersim isyanında analar ağlamadı mı?" sözüne tepki göstermek için İzmir, Konak eski Sümerbank önünde toplanarak basın açıklaması yaptı. "CHP Munzur'da boğulacak", "Irkçı Öymen hesap verecek" yazılı pankartlar taşıyan grup üyeleri, Onur Öymen'i istifaya davet etti.

Tunceli Dernekleri Federasyonu adına bir açıklama yapan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Öymen'e tepki için yürüdü. Basın açıklamasını yapan Dernek Başkanı Kemal Mutlu, Öymen'in demokratik açılım çerçevesinde son dönemde yaşanan olayları teröre taviz vermek olarak değerlendirdiğini, müzakerelere ilişkin verdiği örnekle Dersim katliamını meşru göstermeye çalışmasının utanç verici olduğunu belirtti. Mutlu, "Dersim'de yaşananları savunmak tam bir ahmaklıktır." dedi. Kendini sol ve sosyal demokrat olarak nitelendiren bir partinin genel başkan yardımcısının, ülkede akan kanın durdurulması ve problemlerin akıl yoluyla çözülmeye çalışılması için insanların verdiği çabayı görmezden gelmek istediğini belirten Kemal Mutlu, "Öymen'in tarihî gerçekleri çarpıtarak değerlendirmesi, katliamları meşru bir zemine oturtma çabası insanlık dışıdır." şeklinde konuştu. Öymen gibi bir siyasetçinin, kendini "sol" olarak adlandıran bir partinin üst düzey yöneticilerinden olmasının düşündürücü olduğunun da altını çizdi. Mutlu, CHP çatısı altında siyaset yapan insanların onurlu bir duruş sergileyerek Öymen'le ilgili gereğini yapmasını istedi.

Onur Öymen'e bir tepki de Diyarbakır'dan geldi. Diyarbakır'da 43 sivil toplum kuruluşu, Öymen'in Dersim konulu açıklamasının Meclis tarihine 'kara bir leke' olarak geçtiğini kaydetti. Şiddeti ve savaşı dayatanların, tarihin karanlık sayfasında insanlık ailesi tarafından 'lanetlenmiş kişilikler' olarak yer aldığı belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi: "CHP sözcülerine hatırlatmak gerekir ki, annelerin evlat acısının, akan kardeş kanının üzerinden statükolarını ve iktidarlarını sürdüren hiçbir siyasal anlayış varlığını sürdürememiştir. Meclis'te yaptığı açıklamayla şiddet ve çatışma ortamını körükleyerek, daha fazla evlat acısının yaşanmasını isteyen, vicdani duygulardan yoksun Onur Öymen'i ve onu alkışlayan zihniyeti kınıyoruz. Başta CHP'nin bölge örgütleri olmak üzere, sosyal demokratları CHP'den istifaya çağırıyoruz."
aktifhaber

Aleviler CHP'yi Yumurta Yağmuruna Tuttu!

15 Kasım 2009, 17:55 Anadolu Haber

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'e yönelik tepkiler devam ediyor. Sancaktepe'te bakın neler oldu;

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'e yönelik tepkiler devam ediyor. İstanbul'da CHP Sancaktepe İlçe binası, Onur Öymen'in açıklamalarını protesto etmek isteyen kişilerce yumurta yağmuruna tutuldu.

Sloganlar atarak CHP Sancaktepe İlçe Başkanlığı önüne gelen yaklaşık 200 kişilik grup, CHP'yi protesto etti. Kendilerini Sancantepe Halk İnisiyatifi olarak tanıtan grup, basın açıklaması yaparak Onur Öymen'i ve CHP'yi protesto etti.

"Katliamcılar unutmayın Dersim'e sefer olur zafer olmaz" yazılı pankart açan grup, 'Bizimdir ferman, sizinse Dersim', 'CHP Munzur'da boğulacak' sloganları attı.

Öymen'in 10 Kasım'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) yaptığı konuşmasını kınayan grup, açıklamanın ardından CHP ilçe binasını yumurta yağmuruna tuttu. Grup, üzerinde ' CHP - lanet Şero - To Domane - Sarıgazi' yazı siyah çelengi ilçe binası önüne bıraktıktan sonra dağıldı.

Ya Kılıçdaroğlu ya da Öymen gidecek!

17 Kasım 2009 Kendisinden istifa etmesini isteyen Kılıçdaroğlu'na sert cevap veren Onur Öymen, Alevileri ayağa kaldıran sözlerinden sonra en çok alkışlayanlardan birinin de Kılıçdaroğlu olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu'nun cevabı da gecikmedi.
CHP Başkanvekili Onur Öymen, TBMM'de yaptığı konuşmada 'Dersim İsyanı'yla ilgili sarf ettiği sözlere Kılıçdaroğlu'ndan gelen eleştiriye sert cevap verdi. Fatih Çekirge'ye konuşan Öymen, "Konuşmadan sonra en çok alkışlayanlardan biriydi şimdi niye istifaya çağırdı anlayamadım" diye tepki gösterdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Hurriyet.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Fatih Çekirge’ye konuştu. Dersim tartışmalarıyla ilgili CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’in istifa çağrısına yanıt verdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, istifa etmeyi düşünmediğini ve Kılıçdaroğlu’nun kendisini istifaya davet etmesini anlayamadığını belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben bu konuşmamı bitirdiğimde dikkat ettim, en hararetli alkışlardan bir tanesi de Kılıçdaroğlu’ndan geliyordu. Konuşmayı alkışladıktan sonra beni istifaya çağıran bir konuşma yaptı, anlayamadım”

Fatih Çekirge’nin, Onur Öymen’e “Deniz Baykal’ın bu konuya nasıl baktı? Size sitem etti mi” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Evet ben Deniz Bey ile konuştum. O bana bir sitem iletmedi. Hatta geçmişi bırakalım diyerek bu tartışmanın uzamasını engellemek istedi”
haber7

17 Kasım 2009 15:47
Alevi Vatandaşı Dövdüler!
Baykal'ın kürsüde konuştuğu sırada Alevi bir vatandaşın yönelttiği soru olay çıkardı. Soruyu soran kişi tartaklanarak dışarı çıkarıldı...

CHP Meclis Grup toplantısında Onur Öymen’in açıklamalarına yönelik Dersim protestosu yaşandı.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Meclis’te partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmayı bitirmeye hazırlanırken, partili olduğu belirtilen bir vatandaş ayağa kalkarak, “Ben bir Alevi vatandaşıyım. Sayın Genel Başbakan, bu Onur Öymen’in söyledikleri ile ilgili hiç bir söylemeyecek misiniz?” tepki gösterdi.

Salonda kısa bir şaşkınlığın yaşanmasının ardından, Meclis görevlileri partili kişinin ağzını kapatmaya çalıştılar. Bunun üzerine Baykal, kürsüde, “Bırakın kapatmayın ağzını. Bırakın konuşsun. Biz o konu ile ilgili söyleyeceğimizi söyledik. Konuyu kapattık” dedi.
Bunun üzerine bazı partililer, Öymen’i protesto eden kişiyi tartaklamaya başladılar. Kısa arbedenin ardından partili vatandaşı görevliler dışarıya çıkardılar.

Onur Öymen ise Baykal’ın sözlerine benzer sözleri söylerken, Atatürk’e sahip çıktığına yönelik sözlerini tekrar ederek, “Partiye ve Atatürk’e sahip çıkmak suç değil” dedi.

aktifhaber

CHP'DE DERSİM DEPREMİ!
:
17 Kasım 2009 09:52
CHP'de Genel Merkez ile İstanbul kanadı arasındaki çatlak, Dersim krizi ile yeniden su üstüne çıktı. Daha önce Önder Sav'ı hedef alan Kılıçdaroğlu ve Tekin bu kez 'CHP'yi bitiriyorlar' diyerek Önder Sav'ın istifasını istedi. Öymen ise 'Beni en çok Kılıçdaroğlu alkışladı' diyerek kendini savundu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur öymen'in Meclis kürsüsünden Dersim'e yönelik sözleri Alevi vatandaşlar arasında büyük tepkiye neden olurken, tartışma parti içindeki çatlağı yeniden gün yüzüne çıkardı. CHP'nin İstanbul kanadı olarak bilinen ve genel merkezde değişiklikten yana tavır koyan Kemal Kılıçdaroğlu ile İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, Dersim krizi nedeniyle Onur Öymen'in istifa etmesi gerektiğini söylediler. Kılıçdaroğlu, öymen'in kürsüdeki ifadelerinin alevi vatandaşlar arasında büyük rahatsızlığa neden olduğunu belirterek, “Tepkileri dikkate alması gereken sayın Onur Öymen'dir ve gereğini yapmak zorundadır. Gereğini yaptığı zaman hem CHP'yi, hem CHP'deki parlamenterleri ve CHP'lileri rahatlatmış olacaktır' diye konuştu.

DERSİM ALEVİ İSYANI DEĞİL

Tekin ise bu açıklamaların CHP'ye yakışmadığını dile getirerek, partiye büyük zarar verdiğini savundu.

Onur Öymen, Meclis'te yaptığı konuşma ile ilgili olarak Alevileri kesinlikle kastetmediğini sadece Atatürk'ün yaptıklarını savunduğunu söyledi.

Öymen, “Yapmasalar mıydı? Ayaklanmaya karşı koymasalar mıydı?” diye sorarak kendisinin sadece Atatürk'ün yaptıklarını savunduğunu açıkladı.

Dersim'de sivillerin de zarar gördüğü ve bazı aşırılıklar yaşandığının belirtilmesi üzerine ise Öymen, “Dersim Alevi isyanı mı? Atatürk Alevilere karşı mı savaştı” diyerek sözlerini savundu.

BAYKAL'IN SİTEMİ OLMADI

Öymen, “Deniz Baykal'ın bu konuya nasıl baktı? Size sitem etti mi” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Evet ben Deniz Bey ile konuştum. O bana bir sitem iletmedi. Hatta geçmişi bırakalım diyerek bu tartışmanın uzamasını engellemek istedi.”

CHP SANDIKTA HESAP VERİR

CHP eski Genel Sekreteri, KONDA Araştırma'nın sahibi Tarhan Erdem, Onur Öymen'in Dersim olaylarıyla ilgili tepki toplayan sözleri nedeniyle istifa etmemesi durumunda partinin oy kaybedeceğini söyledi. CHP'nin Kürt 'Demokratik Açılıma' karşı tavrı nedeniyle bazı çevrelerden oy kaybettiğini hatırlatan Erdem “Öymen'in sözleri, yeni oy kayıplarını ifade eder” dedi. Genel seçimlere 16-17 ay kaldığını hatırlatan Erdem, “Bu süreçte, hiçbir milletvekili ya da milletvekili olmak isteyen Baykal'a karşı çıkmaz” dedi.
Yeni Şafak

Etiketler: chp içki laiklik yolsuzluk deniz baykal ihale Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Cumhuriyet Gazetesi darbe yolsuzluk silah zina fuhuş kumar ezan kur'an din türban cemevi alevi deniz baykal CHP Grup Başkanvekilleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Hakkı Süha Okay Carlos Çorbacı Parvus efendi Turancılık dersim
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Ksm 18, 2009 9:48 pm    Mesaj konusu: Öymen Ve CHP'yi Bombaladı Alıntıyla Cevap Gönder

Dersim: “Evlâd-ı Kerbelâyımi, be günayımi, ayıbo, zulimo, cinayeta”
Oğuz Gürses



[Olay Genelkurmay belgelerinde de “Dersim tedip ve tenkil harekatı” olarak adlandırılır. Dersim katliamı 1935’de, memleketimizin adının “Tunç Eli” olarak değiştirildiği “Tunceli Kanunu” ile başlamıştır. O dönemde hazırlanan tüm raporlarda Dersim “çıbanbaşı” olarak adlandırılmış, nasıl yok edileceğine dair her biri diğerinden korkunç, tüyler ürperten önermeler yapılmıştır. Sonuçta, bir tür “sömürge valisi” sıfatıyla, Kürt, Ermeni ve Alevi düşmanı olarak nam salmış Sakallı Nurettin Paşa’nın damadı General Abdullah Alpdoğan 4. Umumi Müfettiş olarak 1937’de bölgeye atandı ve katliam başladı. Aynı yılda Dersim’in inanç önderlerinden başta Seyit Rıza olmak üzere 8 kişi Elazığ’da, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir yargılama sonucunda idam edildi. Şu kadarını söyleyeyim; Seyit Rıza’nın 18 yaşından küçük hasta oğlu Resik Hüseyin, babasına seyrettirilerek asılmıştır. Köyler yakılıp yıkılmış, kadın, çocuk ve yaşlıların da olduğu binlerce insan toplu katliama maruz kalmıştır. İhsan Sabri Çağlayangil’e ait olan ve yalanlanmayan ses kaydına göre, mağaralara doldurulan insanlar “kimyasal gaz” kullanılarak, Çağlayangil’in ifadesiyle “fare gibi” öldürülmüşlerdir.] (*)

Dersim katliamı baştan sona bir CHP operasyonudur...

Operasyon, başından sonuna kadar CHP’nin bütün kurucu kadrosuun içinde bulunduğu bir ekip tarafından planlanmış yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır...

Yakın tarihimizdeki “Olağanüstü hal Valiliği” ve buna bağlı olarak yapılan (yargısız infazlar, işkenceler, gözaltına alındaıktan sonra buharlaşıveren insanlar... Yakılan köyler... Göçe zorlanan insanlar... vb..) ahlâk dışı, hukuk dışı, insaf dışı ve insanlık dışı uygulamaların tümü CHP’nin “Dersim Modeli”nin devamıdır...

Cafer Solgun haklı...

CHP durup dururken mutad uygulamalarının bile çok ötesine geçerek “Tunceli Kanunu”nu çıkarmış ve bu Kanun çerçevesinde bölgeye bir “olağanüstü/sınırsız yetkileri” olan vali tayiniyle işe başlamıştır...

Olgun’un “sömürge valisi” tabiri de yanlış değil; bilakis bu tabir, bu valiliğin hem kuruluş gayesini hem de sınırsız yetkilerini gayet iyi anlatıyor...

Aktüel dergisinin şu satırları bu sınırsız yetkilerin nasıl bir vahşet doğurduğunu belgeliyor:

[Albay Hulusi Yahyagil, Dersim İsyanı sırasında Elazığ'daydı. Birliği isyanı bastırmak için Tunceli'ye gitmişti. Yahyagil çatışmalara katılmasa da kendilerine verilen emri net bir şekilde hatırlıyor; Dersimlilerin topyekûn imhası. Arkadaşı "Yüzbaşı Şevki"nin hatıralarında ise yakılan, yok edilen köyler, süngülenen bebekler var. (..)Yahyagil de Elazığ'da görev yapıyordu. Gelen emre göre de taburuyla birlikte Dersim İsyanı'nı bastıracak birliklerin arasında yer alacaktı; "Ben Elaziz (Elazığ)'de tabur komutanlığı yapıyordum. 1938 Dersim İsyanı'nın sebep olduğu facia hadisesi neticelenmek üzere idi. Bizi de Dersim İsyanı'nı önlemeye ve bastırmaya memur ettiler. İsyan dedikleri şey de, bazı dağ köylerinin o yıl vergi vermeme meselesi idi. Aslında hadise basitti. Fakat nedense onu büyüttüler ve umumileştirdiler." Çok basit önlemlerle, belki hiç can kaybı yaşanmadan çözülecek bir olay kısa sürede bölgeyi etkisi altına aldı. Dersim yani Tunceli ve çevresi alev alev yanıyordu. Yahyagil'e göre bu sırada gelen emir netti: Abdülkadir Badıllı, (..)Malatyalı emekli yüzbaşı Şevki Bey'in söylediklerini naklediyor (..)"Dersim İsyanı'nda isyan eden bazı insanlarla askerler harp ederken, isyancılar yavaş yavaş çekilip dağın zirvesine doğru gitmişler. Bizim askerler onlara ulaşamıyor ve bir şey yapamıyorlardı. Bu defa herhalde gelen emirler mucibince, Hulusi Bey'e de verilen emir gibi, geri dönüp masum çoluk-çocuk, ihtiyar demeden katletmeye başlamışlar. Hatta hınçlarını alamayarak, bazı taburlar topladıkları çoluk-çocuk, kadın ihtiyar, bünah masumları büyük avlulu surlu bir evin içine doldurmuşlar ve birçok teneke gazyağı döküp bunları ateşe vermişlerdi. Bu ateş içinde yükselen feryatlar ve çığlıklar ortasından, bir kadın kucağındaki bebeğini ateşte yanmaması için surun üstünden dışarıya fırlatmış. Fakat bir yüzbaşı o bebeği süngüleyerek, süngü ile tekrar surun üstünden ateşin ortasına atmıştı. Gözümle gördüm."
Kitabın yazarı Abdülkadir Badıllı, dipnotta anlattığı bu acı hatıranın yanına, bu olayın Necip Fazıl Kısakürek'in çıkardığı Büyük Doğu dergisinde 1951 yılında yayımlandığını da belirtmiş.]


Merhum Üstad Necip Fazıl Kısakürek, “Son Devrin Din Mazlumlar”ı isimli eserinde şunları söylüyor:

[En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.

Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi... Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşı -sında sigara içilmesi... Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı... Annesinin karnından sivri uçlu âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve
hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk... Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum... Ve buna benzer daha neler, daha neler!..
Cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam karari verecektir?
Elâzığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk... Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat'a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar. Hozat yakınlanndaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf Cemil'in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlama ya başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:
"-Sizi de onun yanına götüreceğiz!"
Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületiliyorlar. Böylece babalarnin yanına gönderilmişlerdir.
Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor:
"Durun, ben köy ahalisinden değilim! Muallimim! Müsaade edin, kendimi size isbat edeyim!"
Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması oluyor. Adam, evvelâ göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken, çalı yığınlari gerisinde âmir, zevk ve istihza ile sigarasını içmektedir. (Bu vak'a, bana, 1944 yılında, Eğridir'de askerliğimi yaparken, resmî şahıslar huzurunda, yanan adama karşı sigarasını zevkle içtiğini söyleyen Amirden bizzat dinleyenlerce anlatılmıştır.)
Yusuf Cemil'in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elâzığ'da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüvviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla berabır, kurşunlanıyor.
Hozat'ın Karaca köyünden Cafer oğlu Kasım... Bu adam, o tarihten 30 sene kadar evvel Amerika'ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para kazanmış ve sonra köyüne dönmüştür. Kasım, Amerika dönüşünde, Birinci Dünya Harbinde Kafkas cephesi Köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi Yüzbaşı Şükrü'nün iki çocuklu karısı Şirin Hatun'la evlenmiş, Hozata gelip yerleşmiş, orada bir mağaza açmış ve ticarete başlamıştır. Hükûmetle de bazı taahhüt işlerine girişmektedir. Dersim hareketi esnasında, işbu Cafer oğlu Kasım, taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere Ovacık Kaymakamlığına müracaat ediyor. Muamelesini tekemmül ettirip parayı kendisine veriyorlar.
Muamele biter bitmez "Seni Hozat'tan çağırıyorlar!" diyerek,onu, mahfuzen yola çıkariyorlar. Cafer oğlu Kasım, kasabadan ayrıldıktan bir saat sonra jandarmalara öldürtülüyor. Koynundaki 6.000 lira da, iki alâkalı idare âmiri arasında taksim ediliyor.
Zavallının zevcesi Şirin Hatun, o esnada, dört çocuğuyla birlikte, komşularına oturmaya gitmiştir. Kadın, evine döndüğü zaman bir de görüyor ki, kapısı kırılmiş ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır. Haykırmaya başlıyor:
"-Yetişin, evimize eşkiya girdi!.."
Bu feryadına karşılık olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyla beraber öldürülüyor ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma ediliyor.
Bu arada Hozat'ın Zımbık köyünde (Şekspir)in hayaline bile taş çıkartacak, bir vak'a cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyle doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu âletle (süngü) öldürülüyor. Ölüurülen kadinlar arasinda biri doğurmak üzere bir gebedir. Bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sağ olduğunu dehşetler içinde görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden çocuğu alıyorlar, emzirtip büyütüyorlar ve ona "Besi" adını koyuyorlar. Bu kız bugün hâlâ aynı köyde ve hayattadır. Sivri uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hâlâ bu yarayı topuğunda taşımaktadır.

(24 yıl evvelki Büyük Doğu'lardan)

Hozat'ın Dolantanır köyünden Veli isminde bir genç, Elâzığ Muallim Mektebinde okuduktan sonra öğretmen olarak Trakya'ya gönderilmiş, orada evlenmiş, 3 çocuk sahibi olmuş ve tam da Dersim hareketi başlamak üzereyken, karısı ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne gitmiştir. Genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve ihtiyarlı doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı âkıbete mahkûm edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.
Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta... Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır. Vazivet birden haber alInIyor.
Çocuklarin öldürülmeleri emri veriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur edemiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor. Nihayet en kara yüzlü çingenelerden daha karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun işi bitiriliyor.
Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmuştur.
Celâl Bayar'ın Başvekil ve Mareşal Fevzi Çakmak'in Genelkurmay Başkanı bulunduğu 1938 yılında cereyan eden Dersim faciası, bütünleştirilmesini okuyucularımızın hayaline ve istikbâldeki tarihçinin kalemine bıraktığımız birkaç teferruat çizgisi halinde budur! Dayandığı tek sebep de birtakım âsâyişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu'yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan koyu İslâmi rengidir.
Bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangınının kömürleştirilmiş 50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din mazlumluğuınun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz.]


Dersim işte budur...

Bu vahşetin sorumlusu da o günkü CHP yöneticileri ki; bunlar aynı zamanda CHP’nin kurucu kadrolarıdır...

Bugünkü CHP’nin zihniyet olarak 70 yıl önceki yerde durduğunu ise CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen bakın nasıl ikrar ve itiraf ediyor: “Atatürk’ün partisine mensup birisi olarak Atatürk’ün yaptıklarından utanç mı duyacağım? Atatürk, devlete karşı silah çekenlerle mücadele etti.. Ben Atatürk’ün devlete silah çekenlerle nasıl mücadele ettiğini anlattım. İtiraz edenler bana niye itiraz ediyor? Atatürk’ün yaptıklarını anlattım. Cesareti olan Atatürk’e itiraz etsin, Atatürk hata yaptı desin, Atatürk bile bile yanlış yaptı deyin.." (13 Kasım 2009 gazeteler)
50 bin’den fazla sivil insan en vahşi usuller kullanılarak katledilmiş...
Bunda ne gibi bir hata olabilir ki (!)

Monşer Öymen bunu anlayamıyor...

Çünkü “bunu Atatürk yaptı, Atatürk’ün yaptığı bir şeye nasıl yanlış diyebilirsiniz ki?” diye düşünüyor...

“Cesareti olan Atatürk’e itiraz etsin, Atatürk hata yaptı desin, Atatürk bile bile yanlış yaptı deyin.” Diye meydan da okuyor...

“Yanlış” ve “doğru” yapana göre muhtevası değişen kavramlar mıdır? Onların “yapan”dan bağımsız muhtevaları olması gerekmez mi?

Yahu bu CHP’liler ve onların TSK, yargı ve bürokrasi içindeki uzantıları “Atatürk” denilince; “benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak” diyen bir “ölümlü”den değil de “her şeye kaadir olan ancak benim” diyen bir tanrıdan sözettiklerini ne zaman anlayacak?

Atatürk böyle saçma bir iddiada bulundu mu? Bulunduysa böyle bir iddiayı ne zaman ve nerede yaptı? Yapmadıysa böyle saçma bir iddiayı ona atfetmek, hem haksızlık hem de iftira değil midir?

Onun “yanlış yapması mümkün olmayan bir bir tanrı” değil de Her an yanlış da doğru da yapması mümkün olan bir “insan” olduğunu anlamak bu kadar mı zor?

Bu ne kadar vahim, ne kadar perişan, ne kadar zavallı bir zihniyettir böyle?

Normal bir toplumda bir insana tanrılık atfeden insanların yeri; siyasetin, bürokrasinin medyanın veya sivil toplum örgütlerinin üst makamları mıdır, yoksa tımarhaneler mi?

Ama Dersim mevzuunda tuhaflık bu kadar değil ki?

Alevîlere bakın...

Dersimde vahşice katledilen 50 bin insanın çoğunluğu Alevîdir...

Gelin görün ki Sivas’ta Aziz Nesin’e karşı girişilen bir toplumsal protesto eyleminde, Alevî oldukları için değil, o sırada Aziz Nesin’le aynı otelde kaldıkları için; çıkan yangında ölen 33 kişi için “Sivas Katliamı” diye yeri göğü inleten alevî örgütleri...

Sıra dünya tarihinin gördüğü en vahşî katliamlarından birinin yaşandığı Dersim’e geldiğinde derin bir suskunluğa gömülüyorlar...

Sadece suskunluğa gömülmekle kalmıyorlar, bir de gidip o katliamın mimarı ve uygulayıcısı CHP’ye oy veriyorlar... Destek oluyorlar...

Cemevlerinde Hz. Ali’nin resimlerinin yanıbaşına aynı büyüklükte Mustafa kemal’in resimlerini de asıyorlar...

Dersimdeki katliamı “Laik CHP”nin hükûmeti” planlayıp uygulamamış gibi “Laikliklik mitingleri"nde CHP zihniyetine kendilerini dolgu malzemesi olarak kullandırtıyorlar?

Mazlum Seyit Rıza’nın 70 yıl önce ölüm karşısındaki şu dik duruşu bugünün Alevîlerine hiç mi bir şey söylemiyor:

[Fındık Hafiz'ın idamı bitti. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi, sessizliğe ve boşluğa hitabetti.

- “Evlad-ı Kerbelâyımi, be gunayımi, ayibo zulimo, cinayeta. (Evlad-ı Kerbelâyız, gunahsızız, ayıptır, zulümdur, cinayettir.)” dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap - rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu. İnfazı yaptı.]
(Dönemin Emniyet Müdürü Şükrü Sökmensüer)

Alevîlerin bu CHP aşkı; “celladına aşık olmak” gibi sapkın ve problemli bir sevgi değilse nedir?

Kaynak: Baran dergisi

18 Kasım 2009
Öymen Ve CHP'yi Bombaladı
Avrupa'daki Alevi kuruluşları, Dersim katliamıyla ilgili skandal sözler sarfeden Onur Öymen ve ona sahip çıkan CHP'ye ağır bir dille yüklendi...

Avrupa'daki Alevi kuruluşları, Dersim katliamını normal gösteren CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'e ateş püskürerek, Öymen'in aslında partisinin görüşlerini dile getirdiğini bildirdi.

"CHP'yi demokratikleşmenin önünde engel olarak görüyoruz" diyen kurumların yöneticileri, CHP'nin Sosyalist Enternasyonal'dan ihracı için çalışacaklarını açıkladı.

Avrupalı Aleviler, Dersim katliamını savunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ve onun arkasında duruyor görüntüsü veren CHP lideri Deniz Baykal'a ateş püskürdü. Avrupa'daki en büyük Alevi organizasyonu olan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu (FDG) ve Avrupa Koçgirliler Birliği (AKB), Köln'de bulunan AABF Genel Merkezi'nde ortak bir basın toplantısı düzenleyerek Onur Öymen ve CHP'si sert şekilde eleştirdi.

AABF İkinci Başkanı Ali Ertan Toprak, Genel Sekreter Hüseyin Mat, FDG Genel Başkanı Yaşar Kaya ve AKB Başkanı Kudrettin Çimen'in katıldığı basın toplantısında önce ortak basın bildirisi okundu. Genel Sekreter Hüseyin Mat'ın okuduğu basın bildirisinde, gelen tepkiler üzerine Onur Öymen'in "yarım ağızla" bir özür dilediği, bu özrün samimiyetsiz bir özür olduğunun ikinci konuşmasında ortaya çıktığı vurgulandı.

CHP'nin de sert şekilde eleştirildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi: "CHP yönetimi yıllarca Alevileri yalnızca oy deposu olarak görmüş ve onların haklı taleplerini karşılamak için hiç bir girişimde bulunmamıştır. Onur Öymen, Koçgiri katliamını yapan Sakallı Nurettin Paşa, Dersim katliamını yapan Sakallı'nın damadı Abdullah Alpdoğan geleneğinin günümüzdeki temsilcisidir. Dersim katliamını öven Onur Öymen milletvekilliğinden derhal istifa etmelidir. Öymen yalnızca Dersim halkına ve Alevilere değil, insanlığa karşı suç işlemiştir. Dünyanın hiç bir ülkesinde katliamları açıktan savunan bir kişi milletvekili olarak görev yapamaz. CHP, Dersim halkından ve tüm Alevi/Kızılbaşlardan hem 1938'deki katliam, hem de Öymen'in açıklamaları için özür dilemelidir. Biz Avrupa kurumları olarak CHP ve Onur Öymen'in açıklamaları hakkında başta Avrupa Birliği (AB), Sosyalist Enternasyonal ve ülke parlamentoları nezdinde girişimlerde bulunacağız."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a da çağrıda bulunulan açıklamada, şöyle devam edildi: "Başbakan Erdoğan 'Dersim katliamını savunanlar insanlıktan nasibini almamıştır' dedi. Sözlerinde samimi ise 72 yıl önce idam edilen Dersim Seyitleri'nin mezarlarının yerini açıklamalı, döneme dair arşivler açılmalıdır. 1938'de evlatlık veya Çocuk Esirgeme Kurumları'na teslim edilen Dersimli yetim çocukların tam listesini açıklamalıdır."

"ÖYMEN, CHP'NİN ASIL YÜZÜNÜN ORTAYA ÇIKMASINI SAĞLADI

Daha sonra gazetecilerin sorularını cevaplayan Avrupalı Alevi örgütleri yöneticilerinden AABF İkinci Başkanı Ali Ertan Toprak, "Bu ifadeler yanlışlıkla söylenmiş ifadeler değildir. Onur Öymen kendi başına bu konuşmayı yapmamış, CHP adına açıklamalar yapmıştır. Öymen CHP'nin makyajını silerek asıl yüzünün ortaya çıkmasını sağlamış, bu yapılan CHP'nin gerçek zihniyetini ortaya çıkarmıştır. Biz CHP'yi demokratikleşmenin önünde bir engel olarak görüyoruz." dedi.

CHP'nin solculukla ilgisinin olmadığını belirten Toprak, "CHP'nin Sosyalist Enternasyonal'dan atılmasını talep edeceğiz. Bunun için görüşmelere başladık. Almanya'da SPD ile iletişime geçeceğiz. Bundan sonraki hiç bir etkinliğe CHP temsilcilerini davet etmeyeceğiz. Onur Öymen istifa etmezse Alevi ve Kürt kökenli milletvekilleri CHP'den istifa etmeli. Aleviler yıllardır tek yanlı bir aşk ve umutla CHP'ye oy verdi. Ancak CHP'nin hiç bir zaman demokratik ve sol bir parti olmadığı umarım şimdi Alevilerin kafasına dank eder." diye konuştu.

Öymen'in Atatürk'ün arkasına sığındığını söyleyen Toprak, "Atatürk sonuçta bir insandı. Onun her yaptığı doğrudur anlayışı çağdışı bir anlayıştır. CHP çağdışı bir anlaşın temsilcisidir." dedi.

CHP'deki Alevi milletvekillerine de görevler düştüğünü bildiren Genel Sekreter Mat ise, "Dersim milletvekilleri kendi ataları Seyit Rıza gibi mi tavır alacaklar yoksa yeniden seçimle kaygısıyla mı hareket edecekler bunu göreceğiz. Alevi seçmeni bu milletvekillerinin tavrına göre gelecek dönemde onlara oy verecektir." dedi.

aktifhaber

18 Kasım 2009 15:37
İşciler CHP Binasını İşgal Etti
Karşıyaka Belediyesi'nden çıkarılan Kent AŞ işçileri, işlerine geri dönebilmek için aileleriyle birlikte CHP İzmir İl Başkanlığı binasını işgal etti.

İzmir'den yola çıkarak 650 kilometre yürüyüp Ankara'da CHP Genel Merkezi'nin önüne kadar giden ancak hiçbir sonuç olamayan işçiler, saat 10.00 sıralarında bu defa İzmir İl Başkanlığı'na yürüdü.

Parti yetkililerinden randevu almadan içeriye giren yaklaşık 50 işçi ve aileleri, kendilerine iş sözü verilmeden binayı terk etmeyeceklerini söyledi.

CHP'ye üye olduklarını söyleyerek parti kartlarını gösteren işçiler, Karşıyaka Belediye Başkanı Cevat Durak ve mensubu oldukları sendikaya tepki gösterdi. İşçilerden Serkan Çankır, belediyenin kendilerini işten çıkardığını, yerlerine taşeron aldığını belirterek, tek isteklerinin iş olduğunu söyledi.

Kent AŞ'de 27 yaşındayken çalışmaya başladığını, şu anda 40 yaşında olduğunu belirten Ali Gültekin, "Biz iş istiyoruz. Ankara'ya kadar 600 kilometreden fazla yol teptik ancak kaale alan yok. Bu yaştan sonra bize kim iş verecek?" dedi.

Ercan Çalık ise üyesi olduklarını sendikadan da darbe yediklerini, kendilerine sahip çıkılmadığını ifade etti.

İşçilerin eşleri ve çocukları da CHP il binasına girerek eyleme katıldı.

Parti binasında, "Güzel günler göreceğiz" yazılı tabelanın önünde yere oturan eşlerden Halime Kaya, sonuna kadar bekleyeceklerini kaydederek, "Karşıyaka Belediyesi sancının bittiğini söylüyor ama bitmedi. Bu meseleyi çözecekler, çözmeden buradan gitmeyiz." şeklinde konuştu.

Nihal Temur da, "CHP'nin sosyal belediyecilik anlayışı bu mu?" diyerek, sonuna kadar oturacaklarını söyledi.

CHP İzmir İl Başkanı Rıfat Nalbantoğlu'nun şehir dışında olduğu öğrenilirken işçiler arasından seçilen temsilciler, İl Başkan Yardımcısı Hüseyin Mutlu Akpınar ve İl Eğitim Sekreteri Mustafa Özuslu ile görüştü.
aktifhaber

A. Turan Alkan
Deniz dursun; Kemâl, Onur'uyla gitsin!

Onur Öymen, siyasi kariyeri bakımından ömrünün en zor günlerini geçiriyor. Anasından dünyaya beyaz doğmuş bir "Beyaz Türk"ün, vaktiyle medya infazına uğrayan kader kurbanlarını anlayıp empati yapması için değerli bir fırsattır fakat, fakat "oh olsun" demenin civanmerdlikte yeri yoktur.

Onur Öymen sürç-i lisan filan etmedi, bugüne kadar söylenmesinde mahzur görülmeyen şeyleri, -üstelik grubum beni alkışlar düşüncesiyle- konuştu; grubu Öymen'i alkışladı; hatta Kılıçdaroğlu bile alkışladı Öymen'i. Her şey mûtadı üzereydi; Öymen'i kâküllü Hitler'e benzeten Avrupa mahreçli o poster CHP'nin kimyasını bozdu.

Onur Öymen kendince haklı. "Atatürk'ün Dersim'de yaptıklarını anlatırken bize faşist diyorlar. Ben faşistsem isyanı bastıranlar neydi?" cümlesi ise kendince haklılığın ama hakikat ve tarih karşısında şaşkınlığa düşmenin ifadesidir; devam ediyor: "Benim bir ayaklanmayı Atatürk'ün mücadele yöntemiyle çözülmesini istemem niye Alevileri rahatsız etti, anlamış değilim."

Aslında anlaşılması hiç de zor değil fakat, fikrî birikimini Atatürk döneminde yapılanları dünyanın en doğru, en mâkul, en isabetli şeyi sayan bir zihniyet için anlamak neredeyse imkânsız. O devri sadece "Nutuk"tan okuyup yazılan her şeyi "nass", yazarını ise "hakikatin biricik aktarıcısı" kabul edenler için bu retoriğe aykırı her fikir veya tez zındıklık, irticâ gibi görünecektir. Onur Öymen'in şaşkınlığını anlıyor fakat anlayışla karşılamıyoruz. Bu talihsiz konuşma ve o konuşmanın ikinci kere savunulması için sarf edilen sözler, ülkemizde Atatürkçülüğün ve Atatürk'ün ne kadar sathî ve yetersiz kavranıldığını göstermesi bakımından çok dikkat çekicidir.

Onur Öymen ve onun gibi düşünen az sayıda anakronik zihniyetlinin dışında bugün kimse, Dersim Harekâtı esnasında ordunun "ölçüsüz şiddet" kullanmış olduğu gerçeğini alkışlamıyor; vicdan sahibi herkes bugün, Öymen'e tepki gösteren Tuncelililerin ve Alevilerin yanında saf tutmayı insâfın emri sayıyor. Kemal Kılıçdaroğlu ise, rüzgârın âniden ve şaşırtıcı bir tarzda yön değiştirmesiyle siyasi oportünizmden örnekler sunarak itibarını korumak derdindedir fakat onun için de "deniz tükenmiş gibi" görünüyor. Mahalli seçimlerden beri, sarf ettiği her lâfın mâlum gazeteci takımı tarafından, "Bir ok attınız Sayın Kılıçdaroğlu, ânında kebab oluverdi" edâsıyla süslenip püslenmesine alışan Kılıçdaroğlu, lüzumundan fazla şişkin özgüven hissiyle bir süre önce Bakan Mehmet Şimşek'in ailesiyle ilgili çirkin bir imâda bulununca hiç alışık olmadığı bir ayıplamalar zinciriyle karşılaşmış ve sendelemişti. Şimdilerde ise Onur Öymen'i konuşması esnasında alkışlamasının vebalini, koyu bir Tuncelilik gösterisine sığınarak telafi etmeye kalkışıyor ama nâfile. Kılıçdaroğlu, belirli bir zaman dilimi içinde medya için hayli elverişli bir yüz olarak kamuoyunda yükseltildi; şimdi iniştedir.

Asıl konuya geleyim: CHP için ciddi ciddi endişeleniyorum. Baykal'ın oturduğu tahtı güçlendirmesi gereken bütün isimler sırayla tökezliyor; ikinci adam seçiminde bu derece meşakkate düşen bir liderin tahtını koruması zor görünüyor, oysa ki Türkiye'nin Sayın Baykal'a çok ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyoruz. Bunu duyunca belki biraz üzülecek ama söylemek zorundayım; bugün pek çok vatandaşımız, Baykal'ın gösterdiği tavrın zıddına yoğunlaşmak suretiyle meseleler hakkında esaslı bir fikir sahibi olmaktadır. Ee, kabul edelim ki bu da bir hizmettir!

Zaman

19 Kasım 2009 22:47
Uras Baykal'ı Çok Kızdıracak
İstanbul bağımsız Milletvekili Ufuk Uras'tan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı çok kızdıracak benzetme..

İstanbul bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, "Türkiye'de (CHP Genel Başkanı Deniz) Baykal hattı ve Avrupa'da (Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas) Sarkozy ve (Almanya Başbakanı Angela) Merkel hattı, çeşitliliği tektipleştirmeye çalışmalarıyla benzeşiyor" dedi.

Avrupa Parlamentosu'nda (AP) Avrupa Birleşik Sol/İskandinav Yeşil Sol konfederal grubunun ev sahipliğinde düzenlenen "Dersim 1937/1938 - Aleviler ve Devletin Rolü" konferansında konuşan Uras, "Çok kültürlü, çok kimlikli ve çok inançlı Avrupa mücadelesi ile Türkiye mücadelesi eşgüdümünün önemli olduğunu düşünüyorum.

O yüzden bu çeşitliliği tektipleştirmeye çalışan Sarkozy ve Merkel hattına eleştirel bakıyoruz. Türkiye'de de Baykal hattı böyle. Yani Türkiye'nin o çok kültürlü, çok kimlikli yapısını tektipleştirmeye çalışan ve 21'inci yüzyılda sorunları medeni yöntemlerle değil, tek parti döneminin katliam politikalarıyla çözümünü savunmanın bir karşılığı yok" ifadesini kullandı.

"Ben, bunların (savaş suçlusu eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan) Miloşeviç politikaları olduğunu düşünüyorum. Miloşeviç'i, Miloşeviç yapan, Yugoslavya'nın o çeşitliliğini tektipleştirmeye çalışmak oldu" diyen Uras, "Tek parti döneminin politikalarını savunması CHP'nin nasıl bir yaratıcılığa sahip olduğunu gösteriyor. Cumhuriyet'in kuruluşunun üzerinden 86 yıl geçmiş. Bu yöntemler çözüm olsaydı biz bugün bunları tartışıyor olmazdık" şeklinde konuştu.

Uras, CHP'nin üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonel'i de "CHP'nin ayıplarına ortak olmakla" itham etti.

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun "kendilerine tuzak kurulmak istendiği" yönündeki açıklamalarını hatırlatan Uras, "Halka tuzak kurmak istediğiniz için kendiniz tuzağa düşüyorsunuz. Kimsenin kimseye tuzak kurduğu yok ama belden aşağı yöntemleri hala çözüm olarak sunabilmek içler acısı bir durum" dedi.

Ufuk Uras, "Bu süreçte gerçek sol, Ergenekon soldan koparak gerçekleşecek. Başta Alevi yurttaşlarımız olmak üzere toplum kesimleri gerçek bir sol siyasetten yana tutum almaya yönelecekler. Bu ayrışma zaten başlamıştı, daha da hızlanacak.

Ergenekon solunun, solla alakası yok. Bunlar bildiğiniz nasyonel sosyalistler. Hitler Almanya'sından sonra nasyonel sosyalizmin en güçlü olduğu yer Türkiye. Nasyonel sosyalizmin, solun temel değerleriyle ilgisinin olmadığını ve katliam politikasını savunmanın utanç verici olduğunu anlatmamız gerekiyor.

Sosyalist Enternasyonel de bu politikalara destek vererek bu ayıbın bir parçası oluyor. Bu yüzden AP'de Avrupalı dostları eleştirmeye geldim. Muhtemelen Türkiye'de, JİTEM'ci ve Ergenekoncu köşe yazarları 'Bizi şikayet ediyor' diyebilirler ama ben buraya daha çok Avrupa'daki siyasetçileri eleştirmeye geldim" diye konuştu.

Konferansta söz alan gazeteci Oral Çalışlar, "Türkiye'de derin devletin, Kürtler, Aleviler ve Sünniler gibi mağdurlar yaratarak bunları birbirine düşürmekte usta davrandığını", son dönemde yaşanan gelişmelerin bu kısır döngünün kırılacağı konusunda iyimserlik yarattığını ifade etti.

Hükümetin demokratik açılım konusundaki çabalarıyla "geçer notu hakettiğini" kaydeden Çalışlar, "İyiye gidiyoruz ama en büyük eksiklik, bu sürece katkıda bulunacak gerçek sol partinin olmayışı" dedi.

Gazeteci Derya Sazak da "Türkiye'nin 12 Eylül darbesiyle hesaplaşması ve darbe anayasasının değiştirmesi gerektiğini" söyledi.

"CHP'de orduyu darbeye davet eden bir anlayışın hala mevcut olduğunu" savunan Sazak, şöyle devam etti:

"Son dönemde ortaya çıkan askeri müdahale planları başarılı olsaydı bugün 28 Şubatçı bir yapı altında olurduk. Bu başarılamadığı için şimdi ne yazık ki yer yer yargı üzerinden sistemi zorlayarak demokrasi dışı bir çaba gözüküyor. Ama Onur Öymen meselesinin ciddi bir kırılma yaratacağını düşünüyorum. CHP bir yol ayrımında. Hadi Kürt sorununu, (Nasıl olsa batıdan oy alıyoruz) diye fazla sahiplenmiyorlar. Ama bu Dersim katliamı büyük gafıyla siz Alevileri de yani batıdaki laik, ilerici, Cumhuriyet tarihi boyunca katliamlar, suikastler gibi bu kadar anormallik yaşanmasına rağmen CHP'den kopmayan kitleyi de kaybettiğiniz zaman nasıl demokratik yollardan bu parti iktidar olacak?"

Konferansa katılan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç ve diğer Alevi örgütlerin temsilcileri, Alevilerin CHP'ye bakışında yaşanan değişimin sonuçlarının önümüzdeki günlerde ortaya çıkacağını belirttiler.

Konferansın ardından yayımlanan sonuç bildirgesinde, "Dersim katliamının tanınması, devletin özür dilemesi, Seyit Rıza'nın mezarının bulunması ve CHP'nin Sosyalist Enternasyonal'den ihraç edilmesi" talepleri yer aldı.
aktifhaber

19 Kasım 2009
Baykal'a Kelle Aldıracak Anket!
Onur Öymen'in Dersim'le ilgili skandal sözlerinden sonra Alevi vatandaşlarla yapılan ankette CHP'ye şok var...
Strateji Geliştirme ve Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin (Andy-Ar) 8 ilde 2 bin 440 Alevi vatandaş ile yaptığı ankete katılanların yüzde 81,6'sı, terörle mücadele konusunda Dersim isyanını örnek veren CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in istifasını istiyor.

CHP'ye oy vereceklerini söyleyenlerin oranı ise AK Parti'nin gerisinde kaldı. "Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?" sorusuna ankete katılanların yüzde 6,3'ü CHP, 24,6'sı ise AK Parti diyor. Mustafa Sarıgül'ün liderliğindeki Türkiye Değişim Hareketi'ne oy vereceklerini söyleyenlerin oranı ise yüzde 33,7.

Andy-Ar'ın Tunceli, Elazığ, Tokat, Sivas, Erzincan, Çorum, Malatya ve Amasya'da 2 bin 440 Alevi vatandaşla yaptığı anketin sonuçları yayınlandı. Yüz yüze gerçekleştirilen ankette "CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in TBMM Genel Kurulu'nda Dersim olayları hakkında yaptığı konuşmadan dolayı CHP'den istifasını istiyor musunuz?" sorusuna; yüzde 81,6 oranında "Evet" oyu çıktı. Deneklerin yüzde 5,3'ü "Hayır", yüzde 13,1'de "Beni ilgilendirmez" cevabını verdi. "Öymen'in yaptığı konuşma parti tercihinizde CHP'ye karşı tutumunuzda olumsuz bir etki oluşturdu mu?" sorusuna yüzde 57,4 "Evet", yüzde 20,3 de "Hayır" oyu çıktı. Bu soruya "Fikrim yok" diyenlerin oranı ise yüzde 22,3'te kaldı.

Ankete katılan Aleviler, kendilerini temsil eden bir partinin olmadığı görüşünde. "Size göre Türkiye'de Alevileri temsil eden bir siyasi parti var mı?" sorusuna yüzde 17,6'sı "Evet", yüzde 65,9'u da "Hayır" cevabını veriyor.

Alevilerin seçimle ilgili verdiği cevaplar şöyle:

"Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?"

PARTİ YÜZDE (%)

TDH: 33,7
AK Parti 24,6
CHP 6,3
DTP 5,7
MHP 2,7
Kararsız 13,4
aktifhaber

19 Kasım 2009 15:48
DTP'den Kılıçdaroğlu'na Yanıt
DTP, Dersim isyanı tartışmalarıyla ilgili kendilerini AKP'yle işbirliği yapmakla suçlayan Kılıçdaroğlu'na sert cevap verdi...

DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamada DTP’yi AKP’yle işbirliği yapmakla suçlamasına tepki gösterdi. Demirtaş, “CHP, suçüstü yakalanmış olmanın yarattığı telaşla DTP’yi suçlayıp ‘katliam savunuculuğundan’ sıyrılma taktiğini devreye koymuştur. Sayın Kılıçdaroğlu’na düşen şey, partimizi değil, bu katliamcı zihniyeti mahkum etmektir“ dedi.

Demirtaş yaptığı yazılı açıklama ile CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’na yanıt verdi.

‘Dersim katliamı’ konusunda bugüne kadar tek kelime etmeyen Kılıçdaroğlu’nun DTP’yi suçlayarak katliam konusunda bir kez daha sessiz kalmayı tercih ettiğini belirten Demirtaş şunları söyledi:

“CHP, suçüstü yakalanmış olmanın yarattığı telaşla DTP’yi suçlayıp ‘katliam savunuculuğundan’ sıyrılma taktiğini devreye koymuştur. Sayın Kılıçdaroğlu’na düşen şey, partimizi değil, bu katliamcı zihniyeti mahkum etmektir. Partimizi AKP ile ittifak içindeymiş gibi göstermek, herhalde Alevileri ve Kürtleri Dersim katliamı konusunda ikna edecek cümleler değildir. Partimiz DTP, hiçbir iktidarla ittifak içinde olmadı olmayacak. AKP ve CHP’nin aynı resmi ideolojiden beslendiği, birbirinin karşıtı değil besleyeni olduğu halkımızca iyi biliniyor. AKP’yi de CHP’yi de izlemiş oldukları politikalarıyla birlikte mahkum edeceğimizden kimsenin kuşkusu olmamalıdır.“

-“DERSİM KATLİAMI MAĞDURU DERSİMLİ”-

Demirtaş, ‘Dersim katliamı’ mantığının günümüzde bile sürdüğünü savundu. Kılıçdaroğlu ve CHP’nin katliamları savunma ve uygulama konusunda yalnız olmadıklarını söyleyen Demirtaş, “Bu gün bu politikalar bizzat AKP eliyle yürütülmektedir. Gösterilerde öldürülen sivil vatandaşlar, kadınlar ve çocuklar bunun en açık göstergesidir. Sayın Kılıçdaoroğlu ve CHP’nin, partimize yönelik haksız ithamlarını yadırgadığımızı belirtiyor, Dersim katliamı dosyasının bir kez daha kapatılmaya çalışılmasını ve bunun bizzat bir Dersim katliamı mağduru Dersimli eliyle yapılmasını tarihe geçecek bir trajedi olarak niteliyoruz. Dersim katliamı ile yüzleşmeye başlayan toplumun, geleceğe daha iyi bakabilmesi için Şeyh Sait İsyanında yaşananları da Ağrı-Zilan katliamlarında yaşananları da öğrenmesini artık engelleyemeyeceksiniz. Bu acıları toplumumuza yaşatan zihniyet bizatihi CHP zihniyetidir, AKP iktidarı da bunun takipçisidir. Biz de bu katliamcı zihniyetin teşhirinin takipçisi olmaya devam edeceğiz“ dedi.

aktifhaber

21 Kasım 2009 11:14
Kılıçdaroğlu'nun Alkış Yeteneği!
Kılıçdaroğlu Dersim konusunda kıvırdıkça kıvırıyor. Almanya'da protesto şoku yaşayan Kılıçdaroğlu'nun 'alkış' savunması hayret ettirdi...

CHP İstanbul Milletvekili ve Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'na Almanya'da protesto

Kılıçdaroğlu, Münih;te Neufahrn Alevi Kültür Merkezi ve Türk Alman Dostluk Federasyonu'nun düzenlediği "Siyasette Dönüşüm" konulu panele katıldı.

-AVRUPA ALEVİ FEDERASYONU'NDAN PROTESTO-

Avrupa Alevi Federasyonu yönetiminden Mahmut Akgül'ün konuşmasında, "Öymen'in Dersim olaylarıyla ilgili sözlerini protesto ediyor ve toplantıyı terkediyoruz." şeklindeki müdahalesiyle pankart açan ve slogan atan bir grup dinleyici toplantıya 15 dakika ara verilmesine neden oldu.

-BAYKAL'A GURBETÇİ TEPKİSİ-

Panelde söz alan Avrupa Türk Transportçular Derneği Başkanı Halis Ateş,meclisteki konuşmasından dolayı derneğin onursal üyesi Onur Öymen;in ihraç kararı için savunmasını istediklerini söyledi.

Panelin soru ve eleştiri bölümünde söz alan vatandaşlar, "İktidara gelmek istemeyen Baykal'dan kurtulmak istiyoruz. Gittiğimiz geminin kaptanıyla hedefe varamayacağız. Baykal, sosyal demokrat bir partinin genel başkanı olamaz." sözleriyle görüşlerini dile getirdiler.
aktifhaber

Kürşat Bumin
Yeni Şafak Gazetesi
Kılıçdaroğlu niçin bu tavizi verdi?
21 Kasım 2009

Geçen gün bir televizyon programında da anlatmaya çalıştım.

“Soğuk ideoloji”nin “soğuk ideologu” olarak nitelediğim Onur Öymen'in malum sözleri etmesinin ardından Kemal Kılıçdaroğlu'nu izlemeye başlamıştık. CHP Grup Başkanvekili, Öymen'in sözlerine karşı yükselen büyük tepkiyi paylaşır göründü ilk gün. Bu çerçevede -sözcüğü telaffuz etmese de- CHP Genel Başkan Yardımcısını “istifa”ya çağırdığına da şahit olduk.

Ancak bildiğiniz gibi bunun arkası gelmedi. Hatta Kılıçdaroğlu'nun, bırakın başlattığı işin arkasını getirmeyi, attığı bu küçük adımlardan süratle çark ettiğini gözledik. Bu öyle bir çark edişti ki, işi Ak Parti ve DTP'den “ırk ve din siyasetine odaklı partiler” olarak söz etmeye kadar vardırdı. Tamam, Ak Parti söz konusu olduğunda ifade edilen “din siyasetine odaklı” nitelemesi bir yenilik değildi; ama doğrusu –hatırladığım kadarıyla söylüyorum- CHP yöneticilerinin (Öymen de dahil!) bugüne kadar, DTP'den doğrudan “ırk siyasetine odaklı parti” olarak söz etmesiyle ilk kez karşılaşıyorduk. Demek kısmet bugüne imiş…

Kılıçdaroğlu'dan söz edince, CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'i hatırlamadan olmaz. Çünkü biliyorsunuz, bu ikili son yerel seçimlerde CHP'nin İstanbul'da oy oranını yüzde 10 artırabilme başarısının altında imzası olanların başında geliyor. Müthiş bir başarıydı doğrusu; İstanbul gibi seçim sonuçlarının çok şey ifade ettiği bir şehirde yüzde 10'luk bir artış mucize gibi bir şeydi.

Peki o zaman soralım: CHP'nin İstanbul'daki bu büyük başarısı genel merkezin (dolayısıyla “politbüro”nun!) zihnini ne kadar zaman ve ne ölçüde meşgul etti?

Bu konuda ortada hiçbir belirti olmadığı için bir ölçü verebilmek imkansız. Ama bu suskunluk ve kayıtsızlıktan kalkarak şöyle bir tahminde bulunabiliriz belki: İstanbul başarısı (unutmayalım: %10'luk bir artış) belki de genel merkezi rahatsız etti! “Nasıl olur, bir genel merkez ülkenin en kalabalık şehrinde yakaladığı bu skordan nasıl rahatsız olur?” diyenler, Türkiye eğer siyasi partilerin olması gerektiği gibi roller üstlendiği bir ülke olsa idi tamamen haklı çıkarlardı. Ancak biliyoruz ki, bizde işler böyle yürümüyor. Bizde siyasi hayat-siyasi partiler de tamamen “oligarşik” bir yapılanma içinde olduklarından, bir büyük siyasi başarı partinin “merkez”i tarafından, sırf onun doğrudan kendi eseri olmadığı için sırasında adam yerine koyulmayabiliyor.

İstanbul başarısının CHP Genel Merkezi tarafından böyle değerlendirildiğini tahmin ediyorum ben. Böyle olmalı, yoksa “normal” bir parti işleyişi olsa, söz konusu başarının genel merkez tarafından şimdiye kadar yüz kere “masaya yatırılmış” olması gerekirdi. Şu soruya cevap aramak için tabii ki: İstanbul'da yakalanan bu skor hangi farklı siyasetin ürünüdür; bunun nedenlerini açık seçik olarak tespit edelim ki, bu skorların arkası gelebilsin…

Ben bu çerçevede CHP'ye yakın birkaç kişiden dinlediğim şu yorumu da ciddiye almıştım: Söz konusu başarının (İstanbul başarısı) altında imzası olanlar, CHP'nin “Baykal sonrası” –böyle diyorlardı, çünkü “Baykal dönemi”nin aklı çalışanları elimine etmek yönündeki gayreti çerçevesinde “öncesi”nde bu yönde en ufak bir umudun olmadığını hatırlatıyorlardı- dönemi için hazırlanıyorlar. Doğrusu, bu yorumları da memnuniyetle karşılamıştım. CHP'nin bir gün iktidar olmasını temenni ettiğim için değil tabii ki; sadece ve sadece, ülkenin daha ciddi ve güçlü muhalefet partilerine ihtiyacının had sayfada olduğunu düşündüğüm için.

Ama görüyorsunuz, bu “hayal” de büyük bir hayal kırıklığı ile son bulmuş görünüyor. Kılıçdaroğlu, sanılanın aksine genel merkeze “biat etti.” Gürsel Tekin deseniz, o da, son olarak Tuncelililer Dernekleri Federasyonu yöneticileriyle bir araya geldiği toplantıda söylediği gibi, “CHP'nin kurumsal kimliğini” genel başkanın temsil ettiğini söyleyerek, tartışmayı uzatmak istemediğini hissettirdi.

Kimsenin hakkını yememek için şu hususu da bir soru olarak ifade edelim:

Acaba, Kılıçdaroğlu ve CHP İstanbul örgütü, Öymen'in açıklamaları karşısında sergilemeye başladıkları ilk günkü tepkilerinde ısrar etseler –ve hatta bunu bir kaldıraç gibi kullansalar- sonuç ne olurdu? Genel merkezin gazabına uğramak da var bu işin içinde tabii ki… Ama unutmayalım ki siyasetçinin de farklı bir şeyler yapabilmesi, farklı iddialar taşıyabilmesi için belli riskleri göze alabilmesi gerekiyor.

21 Kasım 2009 14:42
CHP'yi Karıştıran Hile
Kongre sürecinde bulunan CHP'nin delege seçimlerine hile karıştı.

İzmir'in Balçova ilçesindeki seçimde, yoğun bakımda yatan bir kişi adına oy kullanıldığı öne sürülüyor.

Mahalle Yeni Asır Gazetesi'nin haberine göre kendi spor yazarlarından, geçen hafta suni kalp takılan ve şu anda yoğun bakımda bulunan Çağatay Çağlar adına oy verildi. Bunu üzerine CHP ilçe yöneticilerinin bir kısmı duruma itiraz ederek, seçimlerin iptalini istedi. CHP Balçova İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Elif Sönmez, "Bu kadar tanınan bir kişi adına bile bu yapıldı. Seçimin adil ve haklı olduğunu kim iddia edebilir? Bu seçimlerin bir an önce iptal edilerek yenilenmesi gerekiyor." dedi.

Hülya Çağlar da eşinin yoğun bakımda olduğunu doğrulayarak, doktorların yanına girilmesine bile yasak koyduğunu aktardı. Bunun yanında Rıza Bayat isimli bir CHP'li de Balçova İlçe Başkanlığı'na müracaat ederek, sahte imzayla kendi adına oy kullanıldığını söyledi. Sandık kurulu başkanlığına verilen başka bir dilekçede ise imzalarla oy pusulası sayısının birbirini tutmadığı iddia edildi. Boş zarfların yeniden sayılması istenmesine rağmen kabel edilmediği belirtilerek, seçimin iptal edilmesi gerektiği vurgulandı.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir CHP ilçe yöneticisi de delege seçimlerini geçen hafta yapacaklarını fakat İzmir İl Başkanlığı'ndan gelen talimatla ertelediklerini açıkladı. Seçime ortak listeyle gittikleri halde hile karıştığını ifade etti.
aktifhaber

23 Kasım 2009 22:33
CHP Yeni Başkanı İhraç Ediyor

İzmir'in Çiğli İlçesi'nde Ensari Bulut'un ölümü ardından boşalan Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan CHP'li Metin Solak, CHP yönetimini kızdırdı.. Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

CHP'de Çiğli depremi. İzmir'in Çiğli İlçesi'nde Ensari Bulut'un ölümü ardından boşalan Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan CHP'li Metin Solak, CHP yönetimini kızdırdı.

CHP Yönetimi usullere aykırı olmasına rağmen belediye başkanı seçiminde grup kararı almasına rağmen Metin Solak seçimi kazanmıştı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu ve CHP İzmir İl Başkanı Rifat Nalbantoğlu'nu çok kızdıran Solak'a tepki gecikmedi.

CHP İzmir İl Başkanı Rifat Nalbantoğlu, bugün Çiğli Belediye Başkanlığına seçilen Metin Solak'ın partiden ihraç istemiyle Merkez Yürütme Kurulu'na sevk edildiğini, Solak'ı destekleyen 4 CHP'li belediye meclisi üyesinin de İl Disiplin Kuruluna gönderildiğini söyledi.
aktifhaber

Dersim yüzünden, CHP'de çözülme devam ediyor

23 Kasım 2009 Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in 'Dersim' olaylarıyla ilgili konuşmasının ardından partinin Tunceli teşkilatında istifalar başladı. Partisinden istifa eden Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, "Onbinlerce insanın öldürüldüğü ve başka bölgelere gönderildiği, sürgün edildiği Dersim halkının yarası, mensubu bulunduğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in 10 Kasım'da Meclis'teki konuşma ile kanamıştır'' dedi.
CHP eski Milletvekili Hasan Güyüldar, CHP'den seçilen Pülümür Belediye Başkanı Mesut Çoşkun, Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ve Nazımiye Belediye Başkanı Cafer Kırmızıçiçek, Pülümür İlçe Başkanı Hasan Hayri Keskin ve yaklaşık 300 üye partilerinden istifa etti.
CHP'den istifa eden Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Belediye Yeraltı Çarşısı üzerinde bir araya gelen yaklaşık 500 kişiye hitaben istifa edenler adına bir açıklama yaptı. Sarıgül, "Onbinlerce insanın öldürüldüğü ve başka bölgelere gönderildiği, sürgün edildiği Dersim halkının yarası, mensubu bulunduğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in 10 Kasım'da Meclis'teki (TBMM) konuşma ile kanamıştır. Öymen'in bu tavrı sorunları çözmede şiddet yönteminin benimsendiği anlayışını ortaya koymuştur.
Acılarını yüreğine gömerek kin ve nefret gütmeyen ırkı, dili ve dinine bakmaksızın bütün insanları aynı gören Yunus gönlü ile Mevlana aşkı ile gören tüm Alevilik'in orijini sayılan Dersim'e ve Dersim halkına düşman gözüyle bakmak TBMM kürsüsünde gözümüzün içine baka baka atalarımıza yaşatılan kıyımları günümüzde çözüm olarak önümüze sunmak, bununla övünmek, bunu da sosyal haklar ve barış adına yapıyorum demek insanlık ayıbıdır. İnsanları kandırmaktır. Bu anlayışa sahip sözleri sarf edenden hesap sormayan
bir anlayışın içinde bir Dersimli olarak yer almamız ve üyeliğimizi devam ettirmemiz kendi halkımıza karşı bizler adına untanç verici olacaktır. 1937-1938 yıllarında masum insanların öldürülmesini meşrulaştırmaya çalışan bir anlayış ile aynı çizgide olmamız imkansız olduğu için mensubu bulunduğumuz CHP'den istifa ediyoruz" diye konuştu.

netgazete

Nihal Kemaloğlu
nihal.kemaloglu@aksam.com.tr
Dersim 2009

Tarihle aramızdaki marazi ilişki hazırlıksız bir anda nüks etti.
Siyasi dil sürçmesini aşan densizlik, bizi 1938'in itinayla saklanan loşluğuna savurdu.
Toplumsal uzlaşmayla neredeyse bir giz gibi, "mırıldanarak anlatılan Dersim" hayatımıza sökün etti.
71 yıldır evlerde dahi konuşulamayan, dedelerle, amcalarla ilgili akıbet yazılmaya başlandı.
Mühürlenmiş zamanın Dersim üzerindeki hükmü çözüldü.
Ketumiyet yükünü atıyor "Dersim hakikatinin" örtüsü açıldı.
2009'a kadar resmi tarihin gölgelediği Dersim bütün suretleri ve insan hikayeleriyle
sessizliği bozdu..
Soy kütüğünü sakıncalı bir künye gibi yaşayan herkesin "üveyliği" bitiyor.
Suskunluğun sardığı 71 yıllık giderilmeyen öksüzlük ve yetimlik biraz teskin oldu.
Kayıp mezar sahibi büyükler bugünün vefasıyla en azından hatırlandı ve anıldı.
Resmi tarihin kişisel tarihlerimize uyumsuzluğu bilinse de hayatı kesen zulmün bugün bile inkarı
insan haysiyetinin de inkarı. olmuyor mu?.. .
Dersimli üç neslin ruhlarına açılmış derin uçurumdan aşağıya şimdi siyasiler düşüyor.
Dersim olaylarını 2009 yılında bile telaffuz edemeyen siyasi körlük ve hafıza yetmezliği başta Dersimliler'i yok saydı.
Savaş eskizlerine yaslanan siyasi taassup, tahripkar imalarından ödün vermedi..
Kaba ve şematik tarih söyleminin fanatikleri için "Dersim'i" anlamak ve kavramak mümkün değil.
Kimse kutsal tarih mitosunun sarsılmasını istemiyor, çocuksu zihniyet kıyımlara gerekçe icat ediyor.
Oysa yüceltilmiş rasyonel ve uygar aklın bulanık suları çekildikçe, insanlık enkazları görünür.
"Uygarlaştırma şiddeti",her zaman serinkanlı siyasi bir mantıktır.
Bu siyasi mantık "kendini ilahlaştırdıkça" meşruluğunu sağlamlaştırır.
Tarihi ilerleyen bir düz çizgi addeden "insansız kronoloji", bugüne yetemiyor, mitoslar pul pul dökülüyor.
Dersimliler'in hiçbir zaman "hınca" "sürüklenmemiş ahlaki duruşlarının yanında, siyasilerin bağnazlığı hepimize ağır bir uyarı!
Irkçı-milliyetçi kaskatı zihin hala insan kıyım cenderesi rolünü bırakmadı.
71 yıl sonra bile üretilen otoriter-statükocu dili her dem adaletsiz.
Ahlaki sorumluluğunu unutan "kibirli duygusuzluk" diretiyor.
Dersim insanının kin ve kan davasını reddeden tevekküllü tutumu da bu ülkeye başka bir ders.
Bu derste, mazlumluk ve kurbanlık psikolojisinin kavramlarına aktarılamayan kadim ve bilge vicdanın insanı kutsayan, yaşamı evetleyen geleneği var..
Kin tohumları atmadan, nefret söylemleri kurmadan bugünlere gelen Dersimliler'i toptancı şıhlık, şeyhlik modelleriyle değil, içlerinde yeşerttikleri kadim değerlerle anlayabiliriz.
Başka insanlardaki "insanlığı"öldürmenin insanlığa yapılmış zulüm olduğuna inanırlar.
Onlar bugünlerde sadakat ve bağlılıkla destekledikleri "siyasetçileri" acı acı seyrediyorlar.
İnsan acılarını tartmayan siyaset terazisine bu defa arkalarını dönmeye niyetliler.

Akşam

Dersim protestosu için CHP'ye yumurta attılar
14:30 - TKP, EMEP ve ÖDP'lilerden oluşan yaklaşık 50 kişilik grup, bugün öğle saatlerinde Delikliçınar Meydanı'nda kamu emekçileri tarafından düzenlenen eyleme katıldıktan sonra Çaybaşı Mahallesi'nde bulunan CHP Denizli İl Teşkilatı'na doğru yürüyüşe geçti. Yürürken CHP Genel Başkan Yardımcıları Onur Öymen ve Kemal Kılıçdaroğlu'nu protesto eden grup, CHP Denizli İl Teşkilatı önünde CHP aleyhine de sloganlar attıktan sonra binaya yumurta atmaya başladı. 25.11.2009 DENİZLİ netgazete

26 Kasım 2009 16:33
Kılıçdaroğlu'na Sanal Protesto
Kılıçdaroğlu Dersim konusundaki tavrı nedeniyle internetteki hayranlarının hışmına uğradı.

Türkiye ve Avrupa'da çeşitli şekillerde protesto edilen Kılıçdaroğlu'na bu kez sanal protesto uygulandı.

'Dersim' konusunda tavrını partisinden yana koyduğu için Avrupa'daki çeşitli Alevi derneklerinde protesto edilen CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu, internetteki hayranlarının da hışmına uğradı...

Zaman Gazetesi'nin haberine göre, Kılıçdaroğlu'nu CHP'nin başına getirme amacıyla internet sitesi 'facebook'ta kurulan 190 bin üyeli 'Kemal Kılıçdaroğlu Grubu', bunların başında geliyor. Bazı üyeler, "Kılıçdaroğlu gereğini yapmalı" derken bazıları CHP Grup Başkan Vekili'nin 'dürüst imajına' atıf yaparak, "Nerede kaldı bunun doğruluğu?" tepkisini gösterdi.

Grup üyeleri, Kılıçdaroğlu'na 10 Kasım'da Meclis'te yaptığı konuşma nedeniyle, "Öymen'in istifasını iste" baskısı yapmıştı. 16 Kasım'da bu yönde yapılan açıklamayla rahatlayan hayranlar, Kılıçdaroğlu'nun 48 saat sonra yaptığı "Bu iş bitti" cümlesiyle hayal kırıklığı yaşadı. Henüz tepkiler dinmeden Kılıçdaroğlu'nun önceki gün TBMM grup toplantısı sonrası Öymen'le tokalaşıp 'dayanışma' pozu vermesi ve "Aranızdaki buzlar eridi mi?" sorusuna, "Zaten buz yoktu ki" şeklinde cevap vermesi hayranlarının isyan etmesine neden oldu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Neşe Aygül isimli hayranı, tepkisini "Onur(suz) Öymen'in elini sıkmaya devam et Kılıçdaroğlu! Bir de Dersim'li olacaksın. Yazık ki özünü kaybetmişsin. Şimdiye kadar Dersimlilerden aldığı oyların hiçbirisini alamayacaktır artık CHP." diye dile getirdi.

LİDER OLAMAYACAĞINI ORTAYA KOYDU

Kılıçdaroğlu'nun hayranlarından gelen tepki mesajlarından bazıları şöyle:

Cenk Gürbüz: "'Onur Öymen gereğini yapmalı' diyen Kılıçdaroğlu, gereğini yapmayan Öymen'le poz verdi. Nerede kaldı bunun doğruluğu?"

Serhat Gül: Bir zamanlar tek umudum olduğunu sandığım Kılıçdaroğlu, asla bir lider olamayacağını ortaya çıkardı. Yazık oldu.

Erkan Kılagöz: Hey gidi Kılıçdaroğlu! Sen Dersim'in içinden gel, Munzur'un suyunu iç, bir 'onursuz Onur' için, bir CHP için halkının nefret kustuğu onursuz Onur'un elini sık.

Erhan Kürekçi: Bence Kılıçdaroğlu gereğini yapmalı.
aktifhaber

‘BU ÖFKE İKTİDARA KÜRTLERE DEĞİL!’

1 Aralık 2009 08:01
ESKİ TKP’li, daha da eski İzmirli Güner?Eliçin, 'Göçle gelenlerin işlerini ellerinden aldığını düşünüyorlar.?AKP’ye olan öfkelerini Kürtlere yöneltiyorlar' diyor...
İZMİR Gönüllü Kadınlar Hareketi içinde olan Ayla Karadeniz de, Kürt-Türk diye bir gerilimin olduğunu düşünmüyor. Kürtlere taş atanların AKP’ye kızgın olduklarını söylüyor...

Boyoz paketlerinin çay tıkırtısıyla açıldığı deniz kenarı kahveleri çoğalırken limanda, İzmir ‘Sol’un kalesi’ olmaktan sadece ‘CHP’nin kalesi’ olmaya doğru evriliyordu. İsimlerini İzmirlilerin bile bilmediği tepelerdeki gecekondular çoğaldıkça da solculuk ‘Atatürkçülüğe’ dönüşüyor, kendilerini ‘ilerici’ olarak tarif edenler onlardan niye öfkeyle ‘statükocu elit’ diye bahsedildiğini anlayamıyordu. ‘Temiz, modern, çağdaş İzmir’ giderek bir siyasi fırtına içinde ‘denize dökülmekten’ korkmaya başlıyordu.

Sağ muhafazakâr, ama her nasılsa sol söylem parçalarını da kullanan bir siyasi hareket Türkiye’yi değiştirirken kendini ülkenin ‘yol göstericileri’ olarak görenler birden ‘eski rejimin kalıntılarına’ dönüşür gibiydi. Tıpkı Sovyetler yıkıldıktan sonra pazarlarda 5 kuruşa satılan Lenin rozetlerini hâlâ inanarak taşıyan ihtiyar sosyalistler gibi... Daha olup biten anlaşılmadan bir de ‘faşist’, ‘darbeci’, ‘orducu’ damgası yiyorlardı. Yeni politika onlara yabancıydı ve tepkilerini nerede, nasıl dile getireceklerini de artık kestiremiyorlardı.

Senatörle buluşma

İşte bütün bunlar olup biterken CHP Senatörü Şeref Bakşık, Kurban Bayramı’nın ikinci günü lacivert takım elbisesini giyiyor, kravatını bağlıyor, beyaz saçlarını tarıyor ve ‘demokrat İzmir’in Kürtlere neden taş attığını nasıl anlatacağını düşünüyordu. Tarihin tuhaf bir oyunu olarak, onun da oturduğu İnönü Caddesi’nde olmuştu olaylar ve Senatör Bakşık siyasete İsmet İnönü ile başlamıştı...

“Doğrusu bu saldırıyı Ülkü Ocakları’nın yaptığını sanmıştım. Ama gördük ki öyle değil. Meşru bir partiye sopa, küfür ile saldırmak kaba, yavan, sakil bir hareket. Ama kışkırtma da olmuş. Yine de İzmir’e faşist damgası yakışmaz.”

Salondaki büyük kütüphanede bir senatörün kitaplığı... Kalburabastıyı Bakşık’ın kızı yapmış olsa da, burası herhangi bir kiralık (!), orta halli ev olsa da herhalde şu anda hâkim siyasi kültürün ‘elitist’ demeye can atacağı bir figür Bakşık. Bunu soruyorum ona; tarih derslerimizde öğretilen ‘azınlıkları denize dökme’ söyleminin, Cumhuriyet kuşağının halkı bilinçlendirme kibrinin hiç mi payı yok olup bitenlerde?

Atatürk ırkçı mıydı?

“Onlar Kurtuluş Savaşı heyecanı içinde söylenmiş sözlerdir. Fakat elitizme gelince... Biz halkımızı içtenlikle sevdik ama halk dalkavukluğu yapmadık.”

Ya CHP? Onur Öymen’in söyledikleri? Taş atanların ‘Atatürkçüyüz’ demesi?

“Ne demek istediğini söylemiş, ne demek istemediğini söylememiştir. Fakat CHP’yi hep eleştiriyoruz. Partinin içi 12 Eylül Konseyi gibi! 4-5 genel başkan yardımcısı bütün partiyi belirliyor. CHP’nin ön seçimleri iptal edilebilmeli. Öte yandan, Ahmet Türk’le aynı dönemde parlamentodaydık. Zarif, alçakgönüllü bir insandır. Fakat bir lider sürüklenmez, sürükler. Her iki taraf da hatalıdır bu olayda. Atatürkçülük bu değildir. Çanakkale’de ölen düşman askerlerinin annelerine ‘Sizin çocuklarınız bizim topraklarımızda öldüğüne göre bizim çocuklarımızdır’ demiş bir lider ırkçı olamaz.”

‘Biz halktan hep korktuk’

“Hayır, hayır! Öyle değil. Biz hepimiz öyle ya da böyle Kemalisttik ve Kemalizm gizli faşizmdir!”

Güner Eliçin, eski TKP’li ve daha eski İzmirli. Şimdi, eski solcu arkadaşlarındansa ‘dindarlarla’ daha iyi anlaştığını söylüyor, onların kafalarının daha açık olduğunu. İzmir’in politik olarak nasıl gericileştiğini anlatırken şu tahlili yapıyor:

“Ekonomik umutları bitince İzmir umutsuz bir kent haline geldi. Ne turizm, ne sanayi, ne tarım, ne kültür şehri olamadı. Geleceğe umutla bakamayınca terk ve tecrit edildi. Bu küskünlüğün üzerine göç geldi. AKP’den de umutları yok. İzmirlilerin psikolojileri bozuk şu anda. Göçle gelenlerin işlerini ellerinden aldığını düşünüyorlar. AKP’ye olan öfkelerini Kürtlere yöneltiyorlar.”

Peki İzmir’in meşhur Sol’u ne yapıyor bu konuda?

“Biz en başından beri halktan korktuk.”

Güner Bey ve eşi İlknur Hanım’la namlı İzmir balkonlarından birine çıkıyoruz. Devasa bir bayrak dalgalanıyor geride, Güner bey o kadar kızmış ki olanlara ve CHP’ye, ‘Artık Kürtlere oy vereceğim!’ diyor.

Dikili’nin Chavez’i

Halktan hiç de korkmayan ama bedava su, ekmek, ulaşım sağladığı için bazılarını epey ‘korkutan’ Dikili’nin ünlü CHP’li Belediye Başkanı Osman Özgüven’le Pasaport kahvesinde oturuyoruz. Ona Dikili’nin Chavez’i diyorlar ama bakla falı bakan kadın, Özgüven’in eski moda bıyığından olacak, “İmparator gibisin maşallah!” diyor. Falımıza bakabilmek için beni de ‘Türkan Şoray’ olmakla taltif ediyor. Biz kendi falımıza kendimiz bakıyoruz:

“Açılımı, Ege’den mi başlatmak lazımdı acaba? Buraların daha çok ihtiyacı var belki.”

Ege milliyetçiliğinden nasibini alan Özgüven, Yunan-Türk dostluğu için verilen Abdi İpekçi Ödülü’nü 1990’da Midilli adasında aldıktan sonra ‘vatan haini’ damgası yedi, 1988’de de CHP’nin Kürt raporlarından birini hazırlamış, eleştirilmişti. Her ne kadar şimdi “Faşist damgası İzmir’e yakışmaz” dese de dünkü Kürt çocuklarının “İzmir’de öğrendik Kürt olduğumuzu” sözü için şöyle diyor:

“Kürt çocuklarını bu kadar sertleştiren bizleriz. Adi kavgalar bile Türk-Kürt kavgasına dönüşüyor. İzmir’de olanlar Türkiye’nin başka yerlerinde bu dönemde olabileceklerden çok daha yumuşaktır yine de. Ama bizim bir şeyler yapmamız lazım. Bu iş böyle gitmez.”

Taşıma bilinçle değirmen dönmez

Ayla Karadeniz, ‘bir şeyler yapan’ biri. Bakıp bakıp kederlenmektense çalışan. TSİP geleneğinden geliyor ve şimdi CHP’li. İzmir Gönüllü Kadınlar Hareketi içinde. Son seçimler öncesinde eski solcu kadınların şehrin varoşlarına gitmesi ile başlattığı bir hareket var. ‘Sadaka değil, dayanışma; üstten davranmak değil tam eşitlik’, buna inanıyor. Eşit bir ilişki içinde paylaşmak, göçle gelenleri şehre ‘entegre’ etmek değil, ortak bir kültür yaratmak, derdi bu. 150 kadınla başlayan, giderek çoğalan bir hareket bu. Ayla Hanım, emekli Türkçe öğretmeni.

Peki bunca yıl şehrin varoşlarından uzak kalan solcu kadınlar ne yaşadılar oralarda?

“Kafamıza dank etti! Orada insanların bakışlarında hissettim. Öfke ve kırgınlık, yalnız bırakılmışlık. O zaman bunca zamandır yanlış yaptığımızı hissettim. 12 Eylül’ün de payı var, sırf bizim günahımız değil. Örgütsüz kaldık. Tek başına nasıl gideceksin? Kendi insanımıza gidemedik. Ama artık oraya ‘bilinç götürmüyoruz’, onlarla birlikte arayış içindeyiz.”

‘Günahımızı ödeyelim’

Ya İzmir’in ‘ilerici’ kadınları? Onlar neler gördüler Kürtlere, varoşlara, ‘geriye’ bakınca?

“Başlangıçta ‘Biz oraya gitsek bir şey değiştirebilir miyiz?’ diyorlardı. Ben de dedim ki ’30 yıldır gitmemişsiniz. 1 yıl gideceksiniz, her şeyin değişmesini mi istiyorsunuz? Biz hiç değilse günahlarımızı ödemeye başlayalım.”

Ayla Hanım, Kürt-Türk diye bir gerilimin olduğunu düşünmüyor İzmir’de. Kürtlere taş atanların AKP’ye kızgın olduklarını söylüyor. “DTP ile bayramlaşmaya gitmeyen bir partinin barış projesine inanmıyor İzmirliler. Bu şehir, din ve dil arasında çekiştirilip duruyor. Bu öfke, çekiştirilmekten. Başbakan kardeşlikten söz ediyor ama İzmir’le kardeş olamıyor. Nasıl inanalım!”

‘Taş atanlar’ niye attıklarını anlatıyorlar gazetelerde. Öfkeliler. O taşın niye atıldığını atmayanlar daha iyi anlatıyor. İzmir, görüldüğü gibi, yolunu arıyor. Çekiştirilirken, suçlanırken, tecrit edilirken... Peki benim gibiler... Eski arkadaşlar?

‘Hatırladın mı burayı?’

Şimdi konservatuvarda hoca olan Cenk, ofisinin olduğu yeni binayı gösterip benim şaşkın etrafa bakınmamı izlerken gülmeye başlıyor:

“Kızım bizim sigara içtiğimiz yıkıntı! Restore ettiler!”

Anadolu Lisesi’nin arkasında, bizim okuldan kaçtığımız yolun sonundaki bina, şimdi sevgili dostum Cenk’in ‘hocalık’ ettiği yer:

“Kadere bak!”

Sadece okulu kırıp peşimizden koşan muavinlerden kaçmak için kullandığımız yolda yürüyoruz. Cenk, kendine Polat Alemdar’ı örnek alan öğrencilerini anlatıyor, yeni İzmir’i.

“Seni beni şaşırtacak insanlar tuhaf tepkiler veriyor. Biz lisedeyken Bornova’nın nüfusu 50 bindi, şimdi 500 bin. Biz mülkiyet duygusu bilmezdik. Bana ne, tabii gelecek insanlar İzmir’e. Ama öyle değil. Benim arkadaşlarım bile gecekonduları gösterip ‘Bak bu adamlar iki yıla ev sahibi olur, biz yine evsiz kalırız’ diye bakıyor olaya. Kızgın yani.”

Ya faşizm suçlaması?

“Hakikaten öyle bir bölüm var İzmir’de. Ama şimdi benim bile adını bilmediğim 25 mahalle var şehirde. Otobüslerin üzerine bakıyorum, ‘Neresi ya Limontepe?’ diyorum mesela. Bu karmaşa da basit kimlikler üretiyor. ‘İzmirliyim’ ben diyor mesela, ‘Milliyetçiyim’ diyor. Ama mezun olunca ne olacağını bilmiyor. Geçmiş olsun!”

Öğrencileri nasıl?

“Onların bizim gibi abileri, ablaları yok. Cafeleri ve dizileri var. Biz nelerden konuşurduk, onlar Aşk-ı Memnu dizisinden konuşuyor. Delirirsin duysan. Ama herkes gitti buradan. Terk edildi İzmir. Mesele biraz da bundan çıkıyor.”

Biz Bakunin’den söz ederdik ama Fuzuli’yi de bilirdik. Şarap içerdik, ama 1 Mayıs’a topluca giderdik. Okuldan kaçardık ama hepimiz ne olacağımızı bilirdik. Okula otostopla gider ve her şeyi komün olarak tüketirdik. Bakıyorum yola. Belli ki artık çocuklar okuldan hiç kaçmıyor!

Belli ki artık çocuklar okuldan kaçmıyor

Cenk, şimdi bir konservatuvarda hoca... Bizim sigara içtiğimiz yıkıntıyı restore etmişler. Orayı gösteriyor... Yeni öğrencileri şöyle anlatıyor Cenk:?“Onların bizim gibi abileri, ablaları yok.?Cafeleri ve dizileri var.?Biz nelerden konuşurduk, onlar Aşk-ı Memnu dizisinden konuşuyor.

Ece Temelkuran - İzmir'deki Türklerin ve Kürtlerin hikayesi
Milliyet

Muharrem İnce Türban Tartışmasından Kaçtı

Kılıçdaroğlu'nun "Türban sorununu çözeceğiz" vaadi NTV'de tartışıldı. Ama bir eksikle. CHP adına konuşacak olan Muharrem İnce telefona çıkmayınca, 'yakınları duyuyorsa anonsu' yapıldı.

CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun mitinglerde "Türban sorununu çözeceğiz" söylemiyle gündemde yeniden üst sıralara tırmanan konu, Başbakan Erdoğan'ın yanıtıyla yeni bir boyuta taşındı. MHP ile birlikte geçmişte türban konusunda yasa değişikliği yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, şöyle konuştu: "CHP ve MHP çözümden yanaysa referandumdan sonra türban sorununu çözebiliriz. Bizim türban konusundaki tavrımız belli, sanırım MHP de tavrını değiştirmez. CHP de çözümden yanaysa beklemeye gerek yok, 12 Eylül'den sonra adım atabiliriz."

CHP'Lİ İNCE YAYINA ÇIKMADI

Bu açıklamaları ve CHP'nin yaklaşımını parti temsilcileriyle gazeteciler NTV canlı yayınında değerlendirdi. MHP adına MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, AK Parti adına ise Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ konuştu. CHP adına NTV'ye daha önceden bağlanma sözü veren Grup Başkanvekili Muharrem İnce'ye ise program devam ederken ulaşılamadı. Programın sunucusu Oğuz Haksever, Muharrem İnce'ye ulaşamadıklarını duyururken "Arkadaşlarımız Sayın Muharrem İnce'nin önceden arayıp mutabık kaldığımız ve anlaştığımız telefon numarasını halen arıyorlar. Eğer bir yakını duyarsa bu yayını telefonu açmasını rica ediyoruz. Bu yayına katılmaları için" çağrısında da bulundu. aktifhaber


En son Ekim tarafından Cum Mar 12, 2010 1:53 am tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Çrş Arl 02, 2009 9:24 pm    Mesaj konusu: CHP''i Ateş Partisini Ele Verdi! Alıntıyla Cevap Gönder

03 Mart 2010 16:29
Mersin'de CHP'li kadınlar halifeliğin kaldırılışının 86. yıldönümünde kara çarşafları yırtarak kutladı...

İşte o kutlamalardan görüntüler:











CHP bir önceki seçimde İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin öncülüğünde çarşaf açılımı yapmış ve bu açılım kamuoyunda çok tartışılmıştı. CHP Lideri Deniz Baykal da, Tekin'in bu açılımına destek vererek bizzat çarşaflı üyelere rozetini takmıştı.

MERSİNLİ CHP'Lİ KADINLAR ÇARŞAF YIRTTI

CHP Mersin Teşkilatı'nın kadın üyeleri halifeliğin kaldırılmasının 86. yıldönümünü kara çarşaf yırtarak kutladılar. Genel Merkez'in Mersinli kadın üyelere vereceği tepki şimdiden merak konusu...


27 Şubat 2010 16:54
CHP Kongresinde Kavga
CHP 33. Olağan İzmir İl Kongresi sakin başladı, kavgayla son buldu.Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Polisler, divan kurulunun oturduğu platformun önünde set oluşturdu.

Kongre öncesinde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın desteklediği 78 yaşındaki Ekrem Bulgun ile Gaziemir İlçe Başkanı Yüksel Demirsoy adaylıklarını açıkladı. Demirsoy, aday olabilmek için yeterli imza toplayamayınca seçime, "Ekrem Abi" olarak isimlendirilen Bulgun'un listesiyle gidildi. Böylece Bulgun, CHP'de il başkanlığı koltuğuna sekizinci defa oturdu.

"İktidara Yürüyüş" adı verilen İzmir il kongresi, ilçe kongreleri gibi gergin geçti. Kavga geleneği burada da bozulmadı. Sakin başlayan kongrede, milletvekilleri ve parti yöneticilerinin konuşmalarından sonra söz delegelere gelince bazıları, CHP Genel Merkezi'nin seçimlere müdahale etmesini eleştirdi. Bunun üzerine konuşmalar için "yeterlilik" önergesi verildi. Adaylardan Demirsoy başta olmak üzere bazı delegelerin itirazına rağmen Divan Başkanı Kemal Anadol, önergeyi çok hızlı bir şekilde, "Kabul edenler, etmeyenler" diyerek oyladı ve kabul edildiğini bildirdi.

Son yerel seçimde İzmir'de yüzde 50'ye yakın oy alan CHP'nin il kongresi, partililerden beklenen ilgiyi görmedi. Salonun büyük bölümü boş kaldı. İlgi olmaması, genel merkezin seçime müdahalesi olarak değerlendirildi. Bu durum, gerginliğin de sebebi oldu. Yeterlilik önergesi verilmesinden sonra adaylardan Yüksel Demirsoy ve arkadaşları, konuşmaların devam etmesini istedi. Divan Başkanı Kemal Anadol söz vermeyince tartışma çıktı. Bazı delegeler, divanın bulunduğu platforma çıkarak konuşmak istedi. Kargaşa yaşanması üzerine Anadol, bir lehte ve bir de aleyhte söz hakkı vereceğini belirtti. Ayrıca delege olmayanların salondan çıkarılmasını istedi. Özel güvenlik ekiplerinin delege olmayanları çıkarmasından sonra Ali Yılmaz, yeterlik önergesinin aleyhinde söz aldı. Yılmaz, parti içi demokrasi olması ve herkese söz hakkı verilmesi gerektiğini ifade etti. Yılmaz, "Sizin içinizden geçen kişiyi ne aday gösterebiliyorsunuz ne de seçebiliyorsunuz. İçinizde gömülü kalıyor. Gelin özgürleşelim. Sizler özgürleşirseniz, Türkiye'de iktidara el koyacaksınız. Kapı kulluğunu bırakın. Ya sosyal demokratlar gibi davranın ya da kapı kulu olmaya devam edin." dedi. Lehte konuşan CHP Karşıyaka İlçe Başkanı Ertam Özen ise gösterilen tepkiler üzerine, "Beni susturamazsınız. Siz nasıl konuştuysanız, ben de burada konuşacağım." dedi.

aktifhaber

09 Mart 2010
Öğrencilere Prezervatif Servisi
CHP'li Kadıköy Belediyesi bünyesinde düzenlenen Liseler Arası Müzik Yarışması’na katılan 13-17 yaşları arasındaki öğrencilere prezervatif dağıtıldı.Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit

Kadıköy Belediyesi Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı’nın düzenlediği ve İstanbul’da özel ve devlet liseleri öğrencilerinin yarıştığı 13. Liselerarası Müzik Yarışması’nda bir skandala imza atıldı.

Yarışmaya katılan 115 liseden 13-17 yaş arasındaki 150 öğrenciye sponsor firma tarafından prezervatif dağıtıldığı ortaya çıktı.

Önceki günkü Kadıköy Bostancı Gösteri Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte dağıtılan promosyon hem öğrencilerde hem ailelerinde şok etkisi yaptı.

Yarışmayı izlemeye gelen aileler, öğrencilerin ellerinde paketlerinden çıkan prezervatifleri görünce büyük tepki gösterdi.

AİLELER TEPKİ GÖSTERİP SALONU TERK ETTİ

Küçük kızıyla yarışmayı izlemeye gelen bir anne, yapılan uygulamanın ahlaksızlık olduğunu söyledi. İsmini vermek istemeyen bir öğrenci velisi ise, “Çocukların ellerinde o şeyleri görünce şaşırdım. Böyle rezillik olmaz. Buradaki çocuklar daha 13-14 yaşlarında. Onları ne amaçla dağıttılar anlam veremiyorum” ifadelerini kullandı.

Müzik yarışmasında okuluna destek olmak için gelen B.T. adlı öğrenciyse giriş kapısında kendilerine uzatılan prezervatifleri görünce şaşkınlık yaşadığını söyledi.

B.T, “Herkese veriyorlardı, ben de aldım. Burası öğrencilerin katıldığı bir etkinlik. Burada bunların dağıtılması çok yanlış” dedi. Yarışmayı izlemeye gelen ailelerin birçoğu rezaleti görünce salonu terk edip gitti.

SİLAN: SPONSOR FİRMA DAĞITTI

KASDAV Basın sorumlusu Bircan Silan ise sorularımıza verdiği cevapta eleştirilerin haksız olduğunu söz konusu prezervatiflerin sponsor firma tarafından Milli Eğitim Bakanlığından alınan izinden sonra dağıtıldığını iddia etti.

Eğitimciler de tepki gösterdi

Kadıköy Belediyesi Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı (KASDAV) tarafından 13.’sü düzenlenen Liselerarası Müzik Yarışması’na katılan öğrencilere prezervatif dağıtılmasına eğitim sendikasından tepki gecikmedi.

Kadıköy Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılan Liselerarası Müzik Yarışması’ndaki skandalla ilgili açıklama yapan Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Ali Yalçın, “Utandıran hediyeden utanması gerekenler; edepli, hayalı aileler ve çocuklarımız değil, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk ve KASDAV’ın sorumluluk makamında bulunan büyük(!)lerdir” dedi.

Yarışmayı izlemeye çocukları ile giden velilerin tepkisine neden olan “Utandıran Hediye” konusunda Kadıköy Belediye Başkanı ve KASDAV yetkililerine tepki gösteren Eğitim Bir Sen İstanbul 4 No’lu Şube Başkanı Ali Yalçın, “Yapılan densizlik cezasız kalmamalıdır.

KASDAV’ın öğrencilere yönelik faaliyetlerinde bu tutumlar göz önüne alınmalıdır” diye konuştu. Ali Yalçın, “Belediye öğrencilerden tam olarak ne yapmalarını istiyor? Neyi tetiklemeye çalışıyor, 4 yılda okullarda 169 cinsel saldırı, Belediye ve KASDAV tarafından az mı bulunmuştur” diye sordu. Yalçın; Belediye Başkanı Selami Öztürk ve KASDAV yetkililerini ailelerden ve kamuoyundan özür dilemeye davet etti.

Kaynak: Vakit


14 Aralık 2009
Halkı Düşündüşü İçin Zam Yaptı!
Suya ikinci kez zam yapan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, yapılan zam için şok ilginç bir açıklamada bulundu..

Antalya'da suya ikinci kez yüzde 10 zam yapıldı. Yapılan yüzde 10'luk zammı Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, vatandaşı düşündükleri için yaptıklarını ifade etti.

Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın başkanlığında toplanan Belediye Meclisi'nde, Antalya Su ve Atık Su İdaresi(ASAT)'nin 2010 mali yılı gelir tarifelerinde yüzde 10 artış yapılmasına ilişkin gündem görüşüldü.

Yapılan oylamada, AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)'nin su zammına ret oyuna karşın, CHP'nin oylarıyla suya 2010 yılında yüzde 10 zam yapılmasına karar verildi.

Meclis Başkanı Mustafa Akaydın, vatandaşı düşündükleri için zam yaptıklarını savundu. Akaydın, "Yapılan zamdan sonra da su maliyetinin yarısına satılacak. Biz ondan dolayı bu zamma halkçı zam diyoruz. Normal şartlar altında yapmamız gereken zam yüzde 100 ancak halkımızı düşündüğümüz için yüzde 10 zam yapıyoruz. Bu fedakarlığı halkımızdan bekliyoruz." dedi.

Yapılacak olan zammı eleştiren AK Parti Grup Sözcüsü Murtaza Tamyürek de yapılan zammın gereksiz olduğunu belirtti. Tamyürek, "Mayıs ayında yüzde 10 zam yapıldı. Şimdi ikincisi yapılacak. Bu kadar kısa sürede ne oldu da bu zamlar yapılıyor? Gerekçe olarak elektriğe gelen zamlar gösterildi. Ancak biz bunu incelediğimizde elektriğe gelen zam suyun maliyetini sadece binde 1 oranında etkiliyor. Bu yüzden biz bu zamma karşı çıkıyoruz." şeklinde konuştu.

MHP grubu adına görüşlerini belirten Mustafa Reşat Oktay da ASAT'ın su satışı dışında başka bir geliri bulunmadığını belirtti. ASAT'ın içme suyunu yeraltında temin ettiğini açıklayan Oktay, yapılacak olan zammın bir süre ertelenmesini istedi. Zammın 6 ay ertelenmesini isteyen Oktay, grup olarak ret oyu vereceklerini kaydetti.
aktifhaber

02 Aralık 2009 12:24
CHP'li Ateş Partisini Ele Verdi!
Son günlerde 33 köylünün ölüm emrini veren Mustafa Muğlalı'nın ismini ağzından düşürmeyen CHP'li Ateş, partisinin Muğlalı 'sevgisini' ortaya çıkarttı...



CHP'li Muğla Belediyesi'nin, Van'da hayvan kaçakçılığı yaptıkları iddiası ile 33 köylüyü, yargısız infazla kurşuna dizdiren dönemin 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın adını, bir iş hanına verdiği ortaya çıktı.

Orgeneral Mustafa Muğlalı ismi birkaç gün önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş tarafından gündeme getirilmişti. Tunceli doğumlu Yılmaz Ateş, Onur Öymen'in Dersim İsyanı ile ilgili sözlerinden sonra yapılan tartışmalara katılmış ve "Başbakan Tayip Erdoğan Dersim konusunda samimiyse önce Van'daki Mustafa Muğlalı Kışlası'nın adını değiştirmesi gerekir. Dersim olaylarını bastıran Abdullah Akdoğan Paşa'nın Elazığ'daki askeri kışladaki adını değiştirmesi lazım. Abdullah paşanın adı Elazığ'daki Alevilerin oturduğu mahalleye verilmiştir. Hükümet samimiyse bu ismi değiştirmesi lazım." şeklindeki açıklamalarda bulunmuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş'in isminin değiştirilmesini istediği Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın adının 'Muğla'nın yetiştirdiği önemli kişilerin isminin yaşatılması' amacıyla 1986 yılında yine dönemin CHP'li Muğla Belediye Başkanı Erman Şahin tarafından yaptırılan bir iş hanına verildiği de anlaşıldı. 30 yılı aşkın süredir CHP'li başkanlar tarafından yönetilen Muğla'da Orgeneral Mustafa Muğlalı ismini taşıyan iş hanında CHP'li belediyenin ortaklığı da bulunuyor. 28 işyerinin bulunduğu iş hanında dükkânların önemli bir kısmı geçtiğimiz yıllarda SSK borcundan dolayı Sosyal Güvenlik Kurumu'na devredildi, ancak belediyenin iş hanında hala 5 dükkânı var.


'BEN ANKARA MİLLETVEKİLİYİM MUĞLA'DAN NASIL HABERİM OLSUN'

Konu ile ilgili görüşünü sorduğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş, "Ben Ankara milletvekiliyim, benim Muğla'daki iş hanından nasıl haberim olabilir, rica ederim." diyerek konunun kendisine sorulmasına tepki gösterdi. Kendisinin Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın isminin Van'daki kışladan değiştirilmesini istemesine rağmen CHP'li bir belediyenin bu ismi bir iş hanına vermesinin tezat bir durum oluşturup oluşturmadığının sorulması üzerine sinirlenen Yılmaz Ateş, "Sevgili kardeşim hesap sorar gibi soru soruyorsun. Ben bunun hesabını sana mı vereceğim. Benim Muğla'daki iş hanından haberim yok. Ben Ankara milletvekiliyim." diye cevap verdi.

Muğla Belediyesi Basın Halkla İlişkiler Müdürü Hasan Önkaş da konu ile ilgili bir açıklama yaparak bu ismin 1986 yılında dönemin CHP'li Belediye Başkanı Erman Şahin tarafından belediye meclisi kararıyla verildiğini söyledi. Muğla'dan yetişen önemli isimlerin bu şekilde isminin yaşatıldığını savunan Önkaş, "Sadece Muğlalı'nın ismi verilmemiştir. Mesela Türkiye'de ilk çay üretimini sağlayan Zihni Derin de Muğlalıdır ve belediyemiz başka iş hanına da bu ismi vermiştir." açıklamasında bulundu.

Mustafa Muğlalı'nın Muğla vilayetinin yetiştirdiği önemli isimlerden biri mi olduğunun sorulması üzerine Hasan Önkaş bu konuda yorum yapamayacağını sözlerine ekledi.


MUĞLALI OLAYI

Tarihte 'Muğlalı Olayı' olarak bilinen hadise 1943 yılında Van'ın Özalp ilçesinde gerçekleşiyor. Olayda 33 Kürt köylüsü hayvan kaçakçılığı iddiası ile 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın emriyle Türkiye-İran sınırında yargısız infazla kurşuna diziliyor. Dönemin CHP hükümeti tarafından örtbas edilen olay ilk kez 1948'de DP tarafından gündeme getirilmiş ve 1949'da açılan soruşturma sonucu Orgeneral Mustafa Muğlalı yargılanmıştı. Yargılama sonrasında idama mahkûm edilen Muğlalı'nın cezası, yaş haddi dolayısıyla 20 yıla indirilmiş ve Muğlalı 1951 yılında cezaevinde vefat etmişti. Van'ın Özalp ilçesindeki jandarma sınır taburunun adı Mayıs 2004 tarihinde değiştirilerek Mustafa Muğlalı Kışlası yapıldı.

03 Aralık 2009 12:48
Sarıgül'den CHP'ye İstifa Darbesi
Türkiye Değişim Hareketi lideri Mustafa Sarıgül CHP'ye büyük bir darbe indirdi. CHP'den istifa eden 300 kişi Sarıgül'ün partisine katılıyor...

CHP'li Belde Belediye Başkanı, meclis üyeleri ve partililerden oluşan 300 kişi partisinden istifa etti.

Bursa'da Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin kalesi olarak bilinen Kurşunlu Belde Belediye Başkanı, meclis üyeleri ve partililerden oluşan 300 kişi partisinden istifa etti.

CHP'liler Mustafa Sarıgül'ün liderliğini yaptığı Türkiye Değişim Hareketi (TDH)'ne katılacak.

Bursa'nın İnegöl ilçesine bağlı Kurşunlu Belde Belediye Başkanı Erkan Dönmez CHP'den istifa etti. Noter kanalıyla parti merkezine gönderilen istifa dilekçesinde Dönmez ile birlikte Kurşunlu Belde Başkanı Tuncay Satılmış ve 9 kişi de yer aldı. Kurşunlu Belediye Meclisi'nin CHP'li 5 üyesi de istifa edenler arasında.

CHP'den istifa nedeni hakkında Cihan Haber Ajansı'na açıklamalarda bulunan Belediye Başkanı Erkan Dönmez, uzun zamandır Mustafa Sarıgül ile çalışma arkadaşlığı yürüttüklerini söyledi.

İki belediye arasında kardeş belediye denebilecek bir bağ bulunduğunu ve bunun sonucunda Sarıgül'ün kendilerini partisine davet ettiğini belirten Dönmez şöyle konuştu: "Sarıgül'ün daveti üzerine Kurşunlu'da arkadaşlarımızla toplantı yaptık ve harekete katılma kararı çıktı. Kurşunlu ve İnegöl'den CHP'li 300 kişilik bir ekiple TDH'ya katılıyoruz. 5 Aralık'tan sonra 300 kişiyle basın toplantısı yapıp açılımı gerçekleştireceğiz."

Dönmez, Bursa'da CHP'li diğer ilçe ve il belediyelerinden de istifaların olacağını ancak onların da uygun zamanı beklediğini ifade etti.

Öte yandan Cem Uzan'ın Genç Partisi'nden de istifalar bekleniyor. Genç Parti'nin Nilüfer ilçe Başkanı Kemal Pehlivan ve parti üyelerinin partilerinden ayrılarak TDH'ye katılacağı bildirildi. Demokrat Parti (DP)'nin Bursa il ve ilçe örgütlerinde görev yapan 400 yönetici dün TDH'ya katılmak üzere partilerinden istifa etmişti.

Türkiye Değişim Hareketi adıyla partileşme çalışmalarını sürdüren Mustafa Sarıgül, 5 Aralık Cumartesi günü Bursa'da il merkezi açılışı yapacak. İstanbul ve çevre illerden de araç konvoylarının katılacağı açılışta Sarıgül, Bursa Şehreküstü Meydanı'nda partilileri hitap edecek.
aktifhaber

08 Aralık 2009 19:30
CHP'de Yine İstifa Depremi
Aralarında eski ilçe başkanları ve milletvekili adaylarının da bulunduğu 22 kişi, Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa etti.

Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti'nde düzenlenen basın toplantısında, istifa edenler adına açıklama yapan CHP Eski İl Sekreteri ve Milletvekili Adayı Eczacı İrfan Kaplan, Deniz Baykal ve arkadaşlarının partinin başına geçtikten itibaren sol ilkelerin hepsinin birer birer rafa kaldırıldığını savundu.

"Parti içinde demokrasi rafa kaldırılmıştır" diyen Kaplan, "Bir çok yerde olmazsa olmazımız olan ön seçimler kaldırılıp, yerine antidemokratik uygulamalar başlatıldı.

Seçimle gelen yönetimler sırf Baykal'a yakın olmadıklarından dolayı görevlerinden alındı. Partinin esas tabanını oluşturan işçi ve memurlarımızın sorunlarına sırt çevrildi.

Alevi ve Kürtlere adeta inkar politikaları uygulandı. Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in 'Dersim' ile ilgili açıklamalarına sahip çıkan bir mantık sosyal demokrasi ilkelerine terstir. Parti halkçı bir parti olmaktan çok, şovmen ve aşırı milliyetçi bir partiye dönüştü" şeklinde konuştu.

CHP Eski Şehitkamil İlçe Başkanı ve 2007 yılı Milletvekili adayı Avukat Müslüm Uzun ise, parti içi demokrasinin tamamen sıfır olduğuğu ileri sürdü. İlçelerde delege tespitinde tamamen tüzüğe ayrıkı olarak hareket edildiğini anlatan Uzun, "Yönetimleri kendi isteğine göre, o mahallede oturmayan hatta partiye kayıtlı olmayan kişiler mahalle ve köylerin delegesi yapılmaktadır.

Genel merkez de ilçe başkanlarından ve il başkanlarından kendilerine oy verecek kurultay delegeleri karşılığında her usulsüzlüğe destek vermektedir. Partide herkesin siyasi geleceği genel başkan ve arkadaşlarının iki dudağı arasındadır. Bu durum karşısında bu partiye üye olarak kalıp, yanlışlıklarına ortak olmak istemiyoruz" dedi.
aktifhaber

09 Aralık 2009 21:50
Canan Arıtman'a İzmir'de Şok
CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, 'Savaştan, kandan beslenen CHP İzmir'e yakışmıyor" diyen kadınların protestosuna uğradı.

Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Konak Belediyesi'nin düzenlediği "Çocuk Kadınlar" adlı panelde konuşma yapacağı sırada Sosyalist Demokrasi Partisi'ne (SDP) mensup kadınlar tarafından protesto edildi. SDP'liler, "Savaştan, kandan beslenen CHP İzmir'e yakışmıyor" dedi. Bazı CHP'liler, kadınların üzerine yürüdü.

Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi'nde düzenlenen panelde, CHP'li Arıtman sözlerine başladığı sırada eylemci kadınlar ayağa kalkarak, "Faşist Arıtman kadın haklarını savunamaz", "Faşist CHP" şeklinde sloganlar attı. Kadınlar ayrıca "Kadınlar barış istiyor", "Dev-Lis" yazılı dövizler açtı. Arıtman'ın konuşmasına kısa bir süre izin vermeyerek slogan atan eylemciler, CHP'liler tarafından dışarı çıkartıldı.

Eylemciler, burada da slogan atmaya devam etti. Bu sırada bazı CHP'lilerin kadınların üzerine yürüdüğü görüldü. Dışarı çıkan ve burada basın mensuplarının sorularını yanıtlayan SDP'liler, "DTP'ye İzmir'de yapılan saldırı sonrası Canan Arıtman'ın bir tek sözü yoktur. Gelipte burada kadın haklarını savunması ona kalmadı. Kadın hakları savunuculuğunu barış isteyen kadınlar yapar. Savaştan, kandan beslenen CHP İzmir'e yakışmıyor." dedi.
aktifhaber

10 Aralık 2009 14:27
Mevlit Basan CHP'li Başkana Ağır Ceza
Mevlit okutulan evi belediye işçileriyle basan ve "Evinizi taşlattırıp, sizi linç ettireyim mi?" diyen CHP'li Belediye Başkanı Ölmez hapis cezasına çarptırıldı...

Afyonkarahisar'da, mevlit okutan vatandaşları taciz ettiği, belediye araçlarını koydurduğu sokaklardaki vatandaşlara "Evinizi taşlattırıp, sizi linç ettireyim mi" şeklinde tehditte bulunduğu öne sürülen Sultandağı ilçesine bağlı Yeşilçiftlik beldesinin CHP'li Belediye Başkanı Zekeriya Ölmez, 13 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Sultandağı Asliye Hukuk Mahkemesi, makam ve belediye araçlarıyla evin bulunduğu sokağın girişlerini kapatıp, vatandaşların çıkışlarını engellediği ileri sürülen Ölmez'e yardım eden 5 belediye işçisine de "tehdit, cebir veya hile ile kişiyi hürriyetten yoksun bırakma, suçta kamu aracını kullanma, kişinin malını kullanmasını engelleme ve kamu görevini usulsüz üstlenilmesi" suçundan 2 yıl 6'şar ay ile 2 yıl 9 ay 10 gün arasında değişen hapis cezası verdi.
aktifhaber

BAYKAL'IN AŞURE PLANI TERS TEPTİ

30 Aralık 2009 10:09
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Alevileri rencide eden Dersim katliamı yorumunun ardından, Alevilerle arayı düzeltmek isteyen Genel Başkan Deniz Baykal’ın 256 Alevi temsilcisine gönderdiği aşure daveti ters tepti.
Baykal’ın aşure davetine partiye yakın birkaç Alevi temsilcisi dışında katılan olmadı. Onur Öymen’e önce “sert” sonra “sahip” çıkan Kemal Kılıçdaroğlu da katılmadı. Alevi ve Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız davete icabet etmediklerini, federasyon adına hiç kimsenin katılmadığını belirterek “Bu işin siyasallaştırılmasına karşıyız” dedi. STAR
haber7

CHP'Lİ VEKİLİN 30 YILLIK AYIBI

Karakter boyutu :
6 Şubat 2010 21:10
Denizli CHP'de bazı muhalif partililer, milletvekili Ali Rıza Ertemür'ün, 1980'deki üniversite sınavında yerine başkasını soktuğu ve bu yüzden hapis cezası aldığına dair bir mahkeme kararını ortaya çıkararak dağıtmaya başladı.
Dağıtılan mahkeme ilamı ve bilgi notunda, Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada 1 yıl 8 ay ceza aldığı, 37 gün cezaevinde kaldıktan sonra geri kalan kısmın paraya çevrildiği bilgisi yer alıyor.

Konuyla ilgili iddiaları cevaplayan CHP Denizli Milletvekili Ertemür ise şunlar söyledi: "30 yıl önceki olayı, kongre sürecinde sözde siyaset yapma adına dağıtmışlar. Kongre süreci içinde olduğumuz için parti içinde kendine yer bulamayan insanlar, böyle bir sığ politika yapıyor. Sadece gülüyorum. 32 yıl geçmiş, 17 yaşındayken yaşanmış. Üzülüyorum. Bunun altında siyasi rant elde etme çabalarını görüyoruz. Siciller zaten temizlenmiş, yoksa nasıl siyaset yapabilirsiniz?"

CHP'Lİ VEKİLİN 30 YILLIK AYIBI

6 Şubat 2010 21:10
Denizli CHP'de bazı muhalif partililer, milletvekili Ali Rıza Ertemür'ün, 1980'deki üniversite sınavında yerine başkasını soktuğu ve bu yüzden hapis cezası aldığına dair bir mahkeme kararını ortaya çıkararak dağıtmaya başladı.
Dağıtılan mahkeme ilamı ve bilgi notunda, Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada 1 yıl 8 ay ceza aldığı, 37 gün cezaevinde kaldıktan sonra geri kalan kısmın paraya çevrildiği bilgisi yer alıyor.

Konuyla ilgili iddiaları cevaplayan CHP Denizli Milletvekili Ertemür ise şunlar söyledi: "30 yıl önceki olayı, kongre sürecinde sözde siyaset yapma adına dağıtmışlar. Kongre süreci içinde olduğumuz için parti içinde kendine yer bulamayan insanlar, böyle bir sığ politika yapıyor. Sadece gülüyorum. 32 yıl geçmiş, 17 yaşındayken yaşanmış. Üzülüyorum. Bunun altında siyasi rant elde etme çabalarını görüyoruz. Siciller zaten temizlenmiş, yoksa nasıl siyaset yapabilirsiniz?"
haber10

02 Mart 2010 22:01
CHP Ezine Eski İlçe Başkanı Öldürülmüş
Çanakkale'nin Ezine ilçesinde, kendisinden bir süredir haber alınamayan eski CHP ilçe başkanı Yahya Arabacıoğlu'nun (50) cesedi bulundu.

Alınan bilgiye göre, şoförlük de yaptığı bildirilen Arabacıoğlu'na ulaşamayan yakınları, durumu polise bildirdi.

Yapılan araştırmalar sonucu, dört gündür kayıp olan Arabacıoğlu'nun tüfekle vurularak öldürüldüğü ve Çanakkale yolunda bulunan, kendisine ait ağıldaki gübreler arasına gömüldüğü belirlendi.

Olayla ilgili olarak, Arabacıoğlu'nun yanında çalışan iki kardeş gözaltına alındı.

Şüphelilerden birinin cinayeti işlediğini itiraf ettiği belirtildi.
aktifhaber

03 MART 2010, ÇARŞAMBA
CHP'li Edirne Belediye Başkanı'na 8 yıl 4 ay hapis

CHP'liEdirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, şehir içi içme suyu şebekesi imtiyaz ihalesi ve ihaleye danışman alınmasına ait iki ayrı suçlamadan toplam 8 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sedefçi daha önce de belediye spor sahası ihalesine fesat karıştırmaktan 4 yıl 2 ay ceza almıştı. haber101

06 Mart 2010
CHP-RADİKAL- MUNZUR KOLKOLA
Gizli Tanık Munzur’un CHP milletvekili Radikal Gazetesi muhabiriyle çok gizli temasının şok fotoğrafları…

Sonsayfa gazetelerin yapamadığını başardı...

Gizli Tanık, Munzur ve iki akrabasının 4 Mart’ta Ankara’ya getirilip bazı temaslarda bulunacakları yönündeki haberler doğrulandı.

CHP Milletvekili Erol Tınaztepe, Gizli Tanıklarla Ankara’da görüştüğünü Radikal Gazetesi’nden Mesut Hasan Benli’ye doğruladı.

CHP’li Tınaztepe, “gizli tanıklar Ankara’ya gezmeye gelmiş ben de öyle görüştüm” gibi bir açıklama yapsa da olayın boyutları oldukça farklı görünüyor. CHP’li Ahmet Ersin de gizli tanıklarla Erzincan’daki görüşmesini, önce gizlemiş, arkasından reddetmiş ve en son “eşinden boşanacakmış onu görüştük” gibi benzer bir gerekçeyle açıklamaya çalışmıştı.

GÖRÜŞMELERİ CHP AYARLIYOR

Gizli Tanıkların Ankara’da üst düzey yargı mensupları ve gazetecilerle görüşmelerini, Erzincan/Ankara hattında adeta mekik dokuyan CHP’li Vekillerin organize ettiği iddia edildi.

Bugün Radikal Gazetesi’nde Mesut Hasan Benli imzalı bir haber yayınlandı. “Gizli Tanıklar İfadelerini Değiştirecek” başlığıyla verilen haberde gizli tanıklarla ilgili önemli ayrıntılar vardı. Haberdeki, “Cihaner’in yakını olduğu öne süren bir kişi tarafından Ankara’ya getirilen gizli tanıklar arasında ‘Munzur’ kodlu kişi de var.” Cümlesi oldukça dikkat çekici.

Radikal Muhabiri Benli, Ankara’ya getirilen gizli tanıkların Cihaner’in bir yakını tarafından getirildiğini iddia ediyor. Ancak haberinde gizli tanıklarla ilgili “ifadelerini değiştirecekler” cümlelerini ise CHP’li Tınaztepe’ye dayandırıyor. Haberi Tınaztepe’nin gizli tanıklarla görüşmeleriyle ilgili bilgi almış gibi yazan muhabir, sık sık Tınaztepe’ye atıfta bulunuyor.

RADİKAL MUHABİRİ BİZZAT GÖRÜŞTÜ

Ancak olayın böyle olmadığı ortaya çıktı. CHP’li vekillerin koordine ettiği gizli tanıkların ziyaret trafiğinde Radikal Gazetesi Muhabiri de yüz yüze görüştürüldü. Üstelik casus filmlerini aratmayacak mekanlar ve yöntemler seçildi.

Radikal Gazetesi Muhabiri, haberinde “Cihaner’in yakını” olarak belirttiği Davut Konıg’le görüştü. Görüşme Ankara Şehirler Terminali (AŞTİ)’ndeki kuytu bir bölümde gerçekleşti. Daha çok evsiz ve yolda kalmış insanların uyumak için kullandığı bölümde Radikal Muhabiri ile “gizli” görüşme ayarlandı.

AŞTİ’ye Davut Konıg ve gizli tanık Munzur beraber gelirken, daha sonra ayrıldılar. Radikal Muhabiri ile Konıg sözkonusu kuytuda bir araya geldi. Konıg, Munzur ile muhabir arasında adeta mekik dokudu. Munzur’un muhabirin sorularına direkt cevap vermesi engellenirken, Konıg kontrolünde kontrollü cevaplar verildi.

Radikal muhabirinin gerçekleştirdiği görüşme sonrası yazdığı haberi bizzat aldığı bu ayrıntılara dayandırmayıp CHP’li vekile dayandırması daha da ilginç bulundu.

RADİKAL EN BAŞINDAN İŞİN İÇİNDE

Radikal Gazetesi en başından beri Erzincan olayının göbeğinde yer alıyor. Radikal Ankara Temsilcisi Murat Yetkin, uzun süre Erzincan’da kurumlar arası çatışma tezini işlemiş ve olayın içine MİT’i de sokmaya çalışmıştı. O günlerde anlaşılamayan bu tutum, çok sonra soruşturmaya Org. Saldıray Berk’in de adı karışınca anlaşılır hale gelmiş ve Murat Yetkin’in Karargah’ın istediği doğrultusunda Erzincan olayına böylesine ısrarla yönlendiği iddia edilmişti.

Radikal aynı zamanda hem manşetinden hem de İsmet Berkan’ın köşesinden olayı sıcak tutmuş ve Erzincan konusunda gerçek dava yani ERGENEKON-BERK-CİHANER bağlantısı ortaya çıkmadan “İsmailağa Cemaatine dokunan yandı” önkabulü oluşturmaya çalışmıştı.

Radikal’in ısrarlı yayınlarına rağmen MİT olayın içine girmemiş ve sözkonusu personelinin hukuk önüne çıkmasını yasal çerçevede izlemişti. Ancak Berk konusunda askeri konvoy yürütmeye varan tepkiler ve Org. Başbuğ’un savaş gemisi üzerinde meydan okuması gibi olaylar yaşanmış ve Berk defalarca çağrılmasına rağmen ifadeye gitmemişti.

Tüm bu olaylarda medyayı belli biçimde yönlendiren Radikal Gazetesi Ankara Bürosu sonunda direkt olarak Gizli Tanıklar boyutunda olaya girdi. Radikal Muhabiri Mesut Hasan Benli’nin casus filmlerindeki gibi kuytuda gizli tanıkları kaçıran ve Ankara’ya getiren Pavyoncu Davut Konıg’le temasları oldukça tartışılacağa benziyor.

Davut Konıg’ın, CHP'li Ersin'le Erzincan'da gizli tanıkların buluşturulması olayını ayarlayan Paradise Pastanesi sahipleri Erdoğan kardeşlerle geçmişten beri beraber çalıştıkları belirtiliyor.

Davut KONIG, Erzincan'da Paradise Pastanesi karşısında bulunan "Atlantik Restoran", Erzincan terminalindeki "Uğurcan Petrol İstasyonu" ve Jandarma bölgesinde yer alan Işıkpınar Köyünde bulunan Kervansaray Gazinosu'nun sahibi ve çevresinde “Pavyoncu Davut” diye biliniyor.

Davut KONIG'ın, çevresinde "Tarkan" olarak bilinen ve Erdoğan kardeşlerin çevresinden Ayhan Akgün isimli mekan sahibi kişinin adamı olarak nam yaptığı Erzincan'da yaygın olarak biliniyor. Davut Konıg'ın hırsızlık, adam öldürmeye teşebbüs, çıkar amaçlı suçlardan sabıkası bulunuyor.

Gizli Tanıkları ifadelerini değiştirmeleri konusunda yönlendirdiği iddia edilen Paradise Pastanesi Sahibi Abdullah ve Erdal Erdoğan kardeşlerin yönlendirmesiyle manipülatif haberler yaptığı konusunda çeşitli gazeteciler daha önce de eleştirilmişlerdi.

Gizli tanıklardan birinin kendisine önerilen 80 bin TL rüşveti anlattığı hem iddianameye hem de gazetelere yansımıştı. Gizli tanıkların Ankara’ya getirilmesinde peşin 50 bin TL ödendiği, CHP’li vekiller aracılığıyla, bazı YARSAV üyeleri, yüksek yargı mensupları ve Ankara – İstanbul hattında bazı medya haber müdürleri ile görüştürülmeye çalışıldıkları iddialar arasında iken, bahse konu gizli görüşmeler ve bugüne kadar Radikal Gazetesinin davaya ilişkin haber ve köşe yazılarında izlediği çizgi bunları doğruluyor.

İŞTE GİZLİ TANIK MUNZUR VE DAVUT KONIG İLE RADİKAL MUHABİRİNİN FOTOĞRAFLARI


Üçü bir karede muhteşem kumpas!!!!

Kaynak Sonsayfa

14 Mart 2010 21:32
Birbirlerini Yalanladılar
Gizli tanıkla buluşma deşifre olunca CHP'li Ahmet Ersin ve İlhan Cihaner'in avukatı Hamit Sekman yollarını ayırdı.

Biri CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin. Diğeri Erzincan Ergenekon'unun 2 numaralı tutuklu sanığı İlhan Cihaner'in avukatı Hamit Sekman. İkisi de skandal görüşmenin yapıldığı mekanda görüntülendiler. Ama ikisi de farklı şeyler anlatıyor.

CHP İzmir Milletvekili Ersin, gizli tanıkla buluşması deşifre olunca kendini böyle savundu. Oysa kamera kayıtlarına göre sonradan gelen gizli tanık değil, içinde 80 bin lira olduğu iddia edilen çantayla Ersin geliyor. Ve gizli tanık Munzur'la tanışıyor. Yani söylenenler daha başından tutarlı değil.


GİZLİ TANIK OLDUĞUNU BİLMİYORDUM...

Ahmet Ersin başka bir açıklamasında "Gizli tanık olduğunu bilmiyordum" diyordu. Ancak o toplantıda Cihaner'in avukatı, gazeteciler ve terör polisinin bastığı pastanenin sahibi de vardı. Ersin'in dediği gibi o görüntü bir rastlantıdan öte, randevulu bir buuluşmayı hatırlatıyordu. Zaten Sekman da "Ben değil Ersin görüştü" diyordu.

Ersin buluşmayı normal bir vaka gibi sunarken Hamit Sekman, bu iş yargıya müdahaledir dedi.

Avukatın son sözleri daha da vahimdi. Sekman, CHP'nin tutumu "kaygı verici" dedi.
aktifhaber

Erhan Afyoncu
Bugün Gazetesi
Camileri parti binası bile yapmışlardı
09 Mayıs 2010

Camiler, tek parti döneminde kapatılmış, depo yapılmış, yıkılmış, kiraya verilmiş, parti binası ve spor kulübü lokali bile yapılmıştı

Başbakanımızın İnönü döneminde camilerle ilgili sözleri bana eski bir tartışmayı hatırlattı. 1966 yılında, İsmet Paşa muhalefet lideriyken, kendi döneminde camilerin kapatılmadığını iddia edince, dönemin önde gelen gazetecilerinden Mehmed Şevket Eygi, Yeni İstiklal Gazetesi'nde vatandaşlara bir çağrıda bulunarak "CHP döneminde yıkılan, satılan, kiraya verilen, depo ve müze yapılan camiler hakkında resim, yazı ve bilgi" göndermelerini istemişti. Gelen yazı ve resimlerin bir kısmı Yeni İstiklal Gazetesi'nde yayınlandı. 2003 yılında ise bu mesele Mehmed Şevket Eygi tarafından "Yakın Tarihimizde Câmi Kıyımı" adıyla kitaplaştırıldı. Kitabın başlığının altında ise "Kapatılan, satılan, yıkılan, kiraya verilen, depo yapılan, CHP ocağı, saz ve içki evi, spor kulübü lokali haline getirilen, müzeye dönüştürülen binlerce mâbedin hazin hikayesi" şeklinde bir ibare vardır. Bu kitap, Türk tarihinin bu en acı hadisesini teferruatlı olarak anlatır.

CAMİ KAPATMAK İÇİN KANUN

15 Kasım 1935'te "Cami ve mescitlerin tasnifine ve tasnif harici kalacak cami ve mescit hademesine verilecek muhasasat (maaş, ödenek) hakkında" bir kanun çıkarıldı. 2845 numaralı kanunda "Tasnif harici tutulan cami ve mescitler usul ve mevzuata göre kendilerinden başkaca istifade edilmek üzere kapatılır" hükmü vardı. Bu tarihten sonra yüzlerce cami kapatıldı, depo yapıldı, satıldı, yıktırıldı, parti binası bile yapıldı.

Anadolu'nun birçok yerinde yüreği parçalanan vatandaşlarımız birleşerek yapılış amacı dışında kullanılan cami ve mescitleri satın alıp, tekrar ibadethaneye dönüştürmeye çalıştılar. Tokat'ta Kâbe Mescit isimli ibadethane 1940'lı yıllarda kiraya verilerek, tuz deposuna dönüştürülmüştü. 1949'da satışa çıkarılınca dört Tokatlı burayı satın alıp, tekrar ibadethaneye dönüştürdü. 4 Ocak 1967 tarihinde Yeni İstiklal Gazetesi'ne gönderilen bir mektupta Tokat'ta 33 cami ve mescitin yıktırıldığı ve bir kısmının arsasının satıldığı ifade edilmişti.

MESCİT PARTİ BİNASI OLDU

Anadolu Hisarı Barutçular Sokak'ta bulunan Göksu Mesciti (Mihrişah Valide Mesciti) Mihri Şah Sultan tarafından yaptırılmış, İkinci Mahmud tarafından yenilenmişti. Göksu Mesciti ibadethanelikten çıkarılarak, CHP Ocağı yapıldığı gibi, üzerine de partinin simgesi altı ok konulmuştu. Çok partili dönemde Göksu Mesciti tekrar ibadethaneye dönüştürüldü.

KONYA'DA DEPO YAPILAN CAMİLER

Şevket Eygi'ye mektup gönderen Mevlüt Çınar, Konya'daki durumu şöyle ifade etmişti:

İnönü istibdadı zamanında Konya'daki ibadethanelerin durumu şöyledir:

1- Sultan Alaaaddin Camii: Depo oldu; 2- İplikçi Camii: Müze oldu; 3- Kışla Camii: Depo oldu; 4- Battallar Camii: Depo oldu; 5- Paşa Camii: Depo oldu; 6- Cıvıllıoğlu Camii: Depo oldu; 7- Kapu Camii: Depo oldu; 8- Sultan Selim Camii: Depo oldu; 9- Sahibata Camii: Depo oldu; 10- Sadreddin Konevi Camii: Depo oldu; 11- İnce Minareli Camii: Depo ve Müze oldu; 12- Havacı Camii: Depo oldu; 13- Karadayı Camii: Depo oldu.

Mehmed Şevket Eygi, Câmi Kıyımı, s. 38-39.


En son Ekim tarafından Pzr Mar 14, 2010 10:24 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cum Mar 12, 2010 1:54 am    Mesaj konusu: 'BU KADAR HIZLI ÇARK EDEN GÖRÜLMEDİ... ' Alıntıyla Cevap Gönder

Emre Aköz
Sabah Gazetesi
Yeniçeri vesayeti bitmeden, CHP gerçek bir parti olamaz
05 Mayıs 2010
Bir ara kafayı 1945-1950 dönemine takmıştım. Bildiğiniz gibi tek partiden çok partiye, şeflik rejiminden demokrasiye geçiş yıllarıdır.
Çok acayip olaylar meydana gelmiştir; kimi komik, kimi trajikomik, kimi trajik...

Sorunların temel nedeni... 1923'ten beri ülkeyi hesap vermeden yönetmeye alışmış CHP'lilerin... Tek parti iktidarlarının avantajlarından vazgeçmeye yanaşmamasıdır.

Kolay değil tabii:

Osmanlı hanedanını kovmuşsun... Halifeliği kaldırmışsın... Kürtleri ve Alevileri kesmişsin... İşçileri ezmişsin... İttihatçıları darağacına göndermişsin... Kurtuluş Savaşı'nı yürüten komutanları ve aydınları ya evine kapatmışsın ya da yurt dışına kaçırmışsın... Komünistleri, Türkçüleri, liberalleri, dindarları, feministleri sindirmişsin... Partileri, dernekleri kapatmışsın...

Ordu senin... Polis senin... Yargı senin... Her türlü muhalefetin canına okumuşsun. Ama sonra...

***

Milli Şefin, kalkmış, "dünyada demokrasi rüzgârları esiyor, Batı âlemiyle birlikte hareket etmeliyiz, çok partili rejime geçiyoruz" sinyalini vermiş.
Bunun üzerine kendi partinin içinden çıkan milletvekilleri, senin karşına dikilip, iktidara aday olmuş.

Al başına belayı!

O günlere ilişkin sürüyle hatıra ve inceleme okudum. En çok güldüğün olay 1945'teki San Francisco Konferansı'na giden Türk heyetinin yaptığıdır.

46 ülke, faşizmi yenenlerin öncülüğünde, 25 Nisan ile 26 Mayıs arasında bir araya gelerek Birleşmiş Milletler teşkilatının kurulmasını konuşuyor. Herkes demokrasiden, özgürlükten, barıştan söz ediyor.
Biz ise savaş boyunca Almanya'ya göz kırmış, Churchill'in cephe davetine ayak diremiş bir yarı-diktatörlükten başka bir şey değiliz.

Son anda usulen Almanya'ya savaş ilan ederek, kapağı Batı'ya atmaya çalışıyoruz.

Türk heyeti oraya "Valla biz de demokrasiye geçeceğiz" sözünü vermek üzere gitmiş.

Bir şeyler yapmalı. Ama ne?

Derken parlak fikir bulunuyor. Türk heyeti konferans başkanlığına bir öneri götürüyor. Diyorlar ki:

"Bu muhteşem konferansa ev sahipliği yapan kentin adı, 'GÜZEL San Francisco' olarak değiştirilsin."

Kimse takmıyor tabii.

Şehrin adı olduğu gibi kalıyor.

Aklıma geldikçe gülerim.

***

Evet. Akademik çalışma yapmadım ama o dönem hakkında epey okudum.
Ama nedense Başbakan Erdoğan'ın Aziz Nesin'den alıntıladığı o muhteşem metni atlamışım.

Meğer Aziz Nesin, Zincirli Hürriyet dergisinin 5 Şubat 1948 tarihli ilk sayısında Gençliğe Hitabe'yi dönemin faşistlerine uyarlamış.

"Ey Türk faşisti, birinci vazifen, Türk matbaalarını yıkmak, makineleri ısırmak, demirleri dişleyip duvarlara asmaktır..." diye söze başlıyor Aziz Nesin...

Hitabını, "Ey faşist yumurcakları, işte bu ahval ve şerait içinde dahi bütün bu yapılanları kafi görmeden, vazifen matbaaları yıkmak, makineleri ısırmak, namuslu vatanperverleri parçalamaktır. Muhtaç olduğun kazma, balta Halk Partisi'nin ambarlarında mevcuttur..." diye de bitiriyor.

***

Bazen bana, "tek parti dönemiyle niye uğraşıyorsun" diyorlar. Niye uğraşmayayım? Tüm siyasi sıkıntılarımızın temeli o zaman atıldı.
1925'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası kapatıldığında dönemin CHP'lileri alkış tuttu mu? Tuttu!

Bugün AKP kapatılsa aynısını yaparlar mı? Yaparlar.
Ee, daha ne konuşuyorsunuz?

Tekrarlıyorum: Yeniçerilerin vesayeti son bulmadığı sürece, CHP de gerçek bir parti olamaz.

'BU KADAR HIZLI ÇARK EDEN GÖRÜLMEDİ... '

11 Mart 2010
Zaman Gazetesi Yazarı Hüseyin Gülerce bugünkü köşe yazısında İstanbul milletvekili ve CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu'nu kaleme aldı.
İŞTE GÜLERCE'NİN YAZISI:

Kılıçdaroğlu kadar hızlı çark eden görülmedi...

İstanbul milletvekili ve CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu, siyasette en hızlı çark eden politikacı unvanını çoktan hak etti... Evet siyasette, "dün dündür" diyen üstatlar gördük. Ama böylesine, genel başkan terslediğinde, dakikasında çark edeni, şahsen ben 40 yıldır görmedim.

Sayın Kılıçdaroğlu, partisinin Batman il kongresinde yaptığı konuşmada aynen şöyle söyledi: "Toplumsal barışın bir parçası olacaksa, biz genel affa 'evet' deriz." Genel af ne demek? PKK liderinin de affı demek. CHP, birden telaşlandı. Önce Sayın Baykal'ın yakın çevresi Kılıçdaroğlu'nu payladı. Sonra da Baykal konuştu: "Bu sözler yanlış sözler. Bunu gündeme getirmek, taşımak ve buradan bir arayışa girmek kesinlikle doğru değildir." Sayın Kılıçdaroğlu, CHP Elazığ il binasındaki basın toplantısında, "Genel Başkan'ımızdan öğreneceğimiz daha çok şey var." dedikten sonra NTV'ye konuştu: "Ben, 'genel af olsun' diye bir laf etmedim..." Artık bu kadarına bir yorum yapılamaz.

Sayın Kılıçdaroğlu, bundan önce de çark etmiş ve kendisini bitirmişti. Hatırlarsanız, geçtiğimiz 10 Kasım'da Meclis'te, terör konuşulurken, CHP sözcüsü Onur Öymen, AK Parti'nin "artık analar ağlamasın" söylemine cevap olarak; "Dersim'de analar ağlamadı mı?" deyivermişti. Yani terörle mücadele için Dersim örneğini hatırlatmıştı. Birden Türkiye'nin gündemine 1937-1938'de Dersim'de ne olduğu gelmişti. Ergenekon tertiplerinin kökünü hatırlatan olaylarda, bugün Tunceli'nin de içinde bulunduğu bölgede kendi insanımız, üç uçak filosu tarafından bombalanmıştı. İsyanı bastırıyoruz diye 40 bin civarında çoluk çocuk demeden insanlarımız katledildi. Sabiha Gökçen'e, en alçaktan ve en çok bomba atan kadın pilot olarak altın madalya takılmıştı. Öymen sayesinde, bir anda resmî tarihin yalanları, yeni kuşakların gözünü faltaşı gibi açtı. Kılıçdaroğlu da o bölgenin insanıydı. CHP gerçeğini unutup, anında konuşuverdi: "Öymen, gereğini yapmak zorundadır."

Söylediği doğruydu, Öymen istifa ederse, CHP içine düştüğü çukurdan çıkabilirdi. Çünkü ilk defa Alevi seçmen, CHP ile ilgili büyük dehşeti yaşadı. Ergenekon davası zaten gözlerini açmıştı. Sivas'ı, Gazi olaylarını, Alevilere yönelik provokasyonları ve cinayetleri, artık hakikatin ışığında yeniden değerlendiriyorlardı. Bir an Kılıçdaroğlu da vicdanını konuşturdu, Öymen'in istifasını istedi. Ama Kılıçdaroğlu'nunki gerçekten bir saflıktı. CHP, kökü derinlerde olan bir devlet partisiydi ve Cumhuriyetin elitleri tarafından yönetiliyordu. Onlar, "Beyaz Türkler"di. Kılıçdaroğlu, asla o çevrenin insanı değildi, olamazdı da. Sadece, halka yakın olmak için vitrine konulacak isimlerdendi. Fakat Kılıçdaroğlu bunun hâlâ farkında değil.

Baykal, Kılıçdaroğlu'nun "gereği yapılsın" çağrısına anında cevap verdi. CHP grup toplantısına Onur Öymen ile birlikte girdi. O gün Kılıçdaroğlu'na, partisinin grup toplantısı bile dar geldi, salona giremedi.

Aslında, Kılıçdaroğlu, dersini almış olmalıydı. Demek ki kendisini tutamıyor. Yine de yaklaşan CHP kurultayı Baykal için de Kılıçdaroğlu için de sıkıntılı geçecektir. Zira Alevi seçmen, Dersim gerçeğinin, yeni nesiller tarafından bu kadar yalın öğrenilmesinden sonra CHP'ye destek veremez. CHP değişmeyeceğine göre, bu CHP'de Kılıçdaroğlu'na, vitrin dışında bir yer yoktur ve olamaz.

CHP'li Ersin: Erzincan'a genel merkez emri ile gittim
16:00 - CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin, "Erzincan'daki silahlı terör örgütü davasının gizli tanığı ile görüştüğü yönündeki iddialara" ilişkin, "Haber yapan televizyonlara, gazetelere dava açacağım. Vekalet verdim, kanıtları, haberleri topluyorum. Beni ve ailemi çok üzdüler" dedi. 21.03.2010 İZMİR netgazete

CHP-Anayasa Mahkemesi dosya taşıma yarışması
15:00 - CHP Genel Merkezi önünde toplanan ve kendilerini 'Genç Siviller' olarak nitelendiren grup, CHP'yi protesto etti. Grup adına okunan açıklamada, her Anayasa değişikliğinden sonra Anayasa Mahkemesi'ne koşan CHP'yi yoğun günlerin beklediği belirtildi. CHP'ye kalifiye eleman kazandırmak amacıyla 1. Geleneksel CHP-Anayasa Mahkemesi Dosya Taşıma Yarışması düzenlendiği kaydedilen açıklamada, yarışmanın Anayasa Mahkemesi önünde son bulacağı vurgulandı. 28.03.2010 netgazete

30 Mart 2010
İzmir İtfaiyesinde Skandal İddia !
AK Parti İzmir İl Başkanı Ömür Kabak, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı ile ilgili şok iddiada bulundu..

AK Parti İzmir İl Başkanı Ömür Kabak, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı'nda çalışan 250 kişi olduğunu; ancak 400 kişiye maaş verildiğini iddia etti.

Kabak, belediyenin geçen bir yılını değerlendirdiği toplantıda çarpıcı iddialarda bulundu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin mali kaynaklarını verimsiz ve partizanca kullandığını öne süren Kabak, buna örnek olarak itfaiyeyi gösterdi. Ömür Kabak, 2006 yılından bu yana her ay hizmet alımı yoluyla ve bir belediye şirketi olan İZELMAN kanalıyla 400 ve üstünde elemanın itfaiye hizmetleri için istihdam edildiğini söyledi. Kabak'ın verdiği bilgiye göre bunların sadece 250'si gerçekten orada çalışıyor. Geri kalan yaklaşık 160 kişi ise itfaiyenin diğer personeli tarafından tanınmamasına rağmen kurumdan düzenli maaş alıyor.

Kabak ayrıca kadrolu itfaiyeci olarak işe alınanlardan iki kişinin, CHP'li bir ilçe belediye başkanı ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nda görevli üst düzey bir bürokratın birinci dereceden akrabası olduğunu iddia etti. Bu kişilerin nasıl işe alındığının açıklanmasını isteyen Kabak, "Daha vahimi ise bu iki kişi, itfaiyeci kadrosundan işe alınmalarına rağmen partizanca bir tutumla hiçbir zaman itfaiyeci olarak çalıştırılmadı. Belediye sarayında, büro işlerinde istihdam ediliyorlar." dedi.

İtfaiyeye alınan sekiz adet aracın merdiven ekipmanlarının çalışmadığını da öne süren AK Parti İl Başkanı, bu sebeple araçların işe çıkarılmamak ve gözden uzak tutulmak üzere Foça, Urla, Bayındır, Torbalı, Menemen, Aliağa ve Kemalpaşa gibi ilçelere gönderildiğini söyledi.

Her birinin değeri 810 bin ile 822 bin lira arasında olan bu araçları Büyükşehir Belediyesi'ne satan firmanın ihaleden beş ay sonra kapandığını ve kayıplara karıştığını da kaydeden Ömür Kabak, "Garanti süresi içinde olmasına rağmen muhatap bulunamadığından tamirleri yapılamamaktadır. Bu araçlar, âtıl vaziyette tutulmaktadır." şeklinde konuştu
aktifhaber

Kılıçdaroğlu CHP'den istifa etti!
Kemal Kılıçdaroğlu'nun ikiz kardeşi DP'ye geçti
31 Mart 2010

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun Kocaeli'nde yaşayan ve Seka'dan emekli olan ikiz kardeşi Adil Kılıçdaroğlu, partisi CHP'den istifa ederek DP'ye üye oldu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun istifaya nasıl tepki vereceği henüz bilinmiyor. Adil Kılıçdaroğlu, 17 Aralık 1948'de kendisinden sadece 2 saat önce dünyaya gelen Kemal Kılıçdaroğlu'na "ağabey" diye hitap ediyor.
habertürk

Deniz Baykal'ın otobüsüne yumurta attılar
14:55 - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin İl Başkanlığı Genel Kurul toplantısına katılmak için geldiği Van'da bir gurup vatandaş tarafından protesto edildi. Toplantıya ayrılan binanın çevresinde toplanan kalabalık, Baykal'ı protesto etti. Bazı vatandaşlar parti otosüsüne yumurta fırlatırken, kalabalık çeşitli sloganlarla Baykal'ı protesto etti. Polis bina çevresinde geniş güvenlik tedbiri aldı, Baykal ise protestolar arasında kongrenin toplanacağı binaya girdi. 02.04.2010 VAN
netgazete

07 Mayıs 2010
CHP'deki Skandalın Özel Şifreleri

CHP'deki gizli kayıt depremi üzerine Turktime.com'un 'Ankara kulisi'nde yazdığı çok iddialı yorumlar ortalığı iyice karıştıracak...


“Nesrin Baytok’u CHP’liler yakından tanır. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın özel kalem müdürüyken, Hikmet Çetin, Erol Tuncer, Celal Doğan, Gülsüm Bilgehan gibi isimleri bir çırpıda geride bırakıp Ankara birinci bölgeden parti büyükleri Önder Sav ve Eşref Erdem’in ardından listeye girip milletvekili seçilmişti. Görev yaptığı sırada birçok milletvekili ve partili tarafından, “İstediğini genel başkanla görüştürür istediğini görüştürmez” şeklindeki çalışma biçimiyle eleştiri odağı olmuş ancak yine de ipi önde göğüslemişti. Baykal’ın sırdaşı ve çok yakını olan Baytok sonunda parti grubundaki işleyişe de müdahaleye başladı. “

Yukarıdaki satırlar 11 Ağustos 2007’de yayınlanan ve CHP’de deprem etkisi yaratan Turktime’ın özel haberine ait…

Haberde, milletvekilleri yemin kuyruğundaydı. CHP’den Kayseri’den tek milletvekili seçilen işadamı Mehmet Şevki Kulkuloğlu törene Sami Kumser’le birlikte gelmesine Nesrin Baytok’un gösterdiği tepki sonrası gelişen olaylar anlatılıyordu.

“NESRİN HANIMIN TALİMATI…”

Milletvekili Kulkuloğlu’na daha yemin sırası gelmemişken yanına CHP grubunda “kemik Baykalcı” bir isim olarak tanınan Çanakkale milletvekili Ahmet Küçük yaklaştı ve kulağına eğilerek, “Sayın vekilim. Nesrin hanımın talimatı var. Sami Kumser’i hemen kulisin dışına çıkarın ve yanınızda bir daha getirmeyin” sözlerini fısıldadı. Buna Kulkuloğlu ve Kumser büyük tepki gösterdi.

Tepki o kadar büyümüştü ki sonunda Kumser Baykal’ı aramış ve Nesrin Baytok’u şikayet etmişti. Ancak Baykal Baytok’u savunmuştu.

Haberimizin son cümlesinde Kulkuloğlu’nun dilinden dökülen: ““Partinin gerçek genel başkanı Nesrin Baytok’muş herhalde…!” cümlesine yer vermiştik.

Olayın baş aktörlerinden biri de Önder Sav’dı olayda Önder Sav da etkin rol almıştı. Hatta Sav’ın bazı sözlerini Sami Kumser, Baykal’a söylemiş ve sıkıntı çıkmıştı. O diyaloğu da sayfalarımıza taşımıştık.

Haberimiz o dönemde ses getirirken, CHP içindeki Nesrin Baytok faktörü giderek büyüdü. Bilinen telefon kaydı ve Peygambere hakaret sözleri sonrasında Baykal Önder Sav’ı ikinci plana attı ve CHP’de dengeleri değiştiren bir yol izledi.

Sonraki süreçlerde her kongre öncesi benzer ses kayıtları ve belgeler ortaya çıkarken, Baykal’ın yeni ekibi hep güçlendi ve eski ekip giderek silikleşti. Bu durum hep Nesrin Baytok’un değirmenine su taşıdı.

Baytok partide inanılmaz biçimde güçlendi.

Ve sonunda olanlar oldu. Bütün dengeleri değiştirecek çirkin bir kaset ortaya çıktı. Ve ne hikmetse yine bir kongre öncesi.

CHP’nin kongresi iki hafta sonra 22-23 Mayıs’ta yapılacak. Dün akşam yaşanan kaset hassas dengeler içeriyor.

İPİN DİĞER UCUNDA İSE SARIGÜL VAR

İpin diğer ucunda ise Mustafa Sarıgül yeralıyor. Yine bir arşiv taramasıyla hatırlayalım…

Baytok ailesi Baykal ve Sarıgül arasındaki gerilimi ilk olarak Mustafa Mutlu Vatan Gazetesi’ndeki köşesine taşımıştı. Mutlu, Baytok ailesinin Baykal’ı kullanarak CHP’li Belediyelerden ihale aldığını iddia ettiği yazısına şöyle girmişti:

“Cumhuriyet Halk Partisi'nin son kurultayında genel başkanlığa aday olan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'e, "CHP İstanbul İl Başkanı Şinasi Öktem'in aile şirketine, Deniz Baykal'ın Özel Kalem Müdiresi Nesrin Baytok'un eşi Can Baytok'un Genel Müdürü ve hissedarı olduğu Odesa Bilişim adlı firmaya hiç iş verdiniz mi?" diye sormuştum”

Daha sonra Baytok’ların ve CHP Genel Merkezi’nin açıklamalarını koyan Mustafa Mutlu ikna olmamış ve konuyu Mustafa Sarıgül’e sormuştu.

Sarıgül’ün yanıtı çok çarpıcıydı. Mustafa Mutlu şöyle yazmıştı:

“Sarıgül: Baykal, Baytok için 'Destekleyelim' dedi

Dün bu açıklamaları Mustafa Sarıgül'e sordum…. ‘Can Bey, devamlı Sayın Baykal'ın yanındadır. Baykal bize her defasında 'Can Bey'e sahip çıkalım, destekleyelim' demiştir. Can Bey de ihalelerimize girmiş ve kazanmıştır.’ “

Mustafa Mutlu yazısını: “Keşke Sayın Baykal da konuşsaydı ve "Hayır... CHP yönetimi hiçbir belediyeye siyasi baskı yapmamıştır" deseydi... Ama olmadı” şeklinde bitirmişti.

ATEŞ GİBİ KONGRE

Evet, CHP çok kongre gördü, çok kavgalar çok gerilimler yaşandı. Ama bu kongre hiçbirisine benzemeyecek. Ankara’yı ateş gibi bir kongre bekliyor… Parçaları sanırım birleştirdiniz!

Kaynak:Turktime.com

Baykal Görüntülerine Dair Teknik Bir Ayrıntı
Açık İstihbarat
01.03.2010

Görüntüler bir kaç saat içinde çalı ateşi gibi yayıldı. Sansür çabaları her zamanki gibi yaramadı, işe yaramayacak. Kimileri zevksiz, kimileri esprili, kimileri politik, kimileri taktik yorumlar yapıldı. Sarıgül'den girildi; AKP'den çıkıldı.

Tahmin ettiğiniz gibi Deniz Baykal'ın bir bayan milletvekili ile "özel" görüntülerinden söz ediyoruz.

Bu olayı "bir liderin özel hayatı kimseyi ilgilendirmez" çizgisinde değerlendirmek mümkün olmadığı gibi, bu olaya karşı en büyük hassasiyeti gösterenlerden birinin Tayyip Erdoğan olmasının arkasındaki psikolojik etmenlerin de incelenmesi gerektiğini düşünenlerdeniz.

"Baykal'ın tek farkı ; bu tarz görüntülerin sızmasını önceden önleyebilecek bir şebekeye sahip olmaması mı?"

sorusunu sorular silsilemize ekliyoruz.

Bu yorumlar silsilesine katkıda bulunmak değil amacımız.

Trajedi ile komedi arasında bu kadar hızlı ve sık salınan bir ülkenin vatandaşları olarak kütüphaneler dolusu sessizlik birikiyor toplumda ve sonra kulakları sağır eden bir gürültü ile üzerimize yıkılıyor bütün biriken bu sessiz yığınlar.

Açık İstihbarat olarak; sessizlik biriktirmeyi bu ülkenin geleceği için yıkıcı buluyoruz. Gürültücü kalabalığın tefini çalmayı ise zul sayıyoruz.

O yüzden bir yerden bulup buluşturup izlediğinizi düşündüğümüz (ne de olsa You Tube yasaklarını delmeyi teşvik eden demokrat bir Başbakanımız var) bu video ile ilgili farklı bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyoruz

Görüntülerdeki kaymalar ve cızırtıların işaret ettiği bir ayrıntı.

Sözkonusu görsel kayma ve cızırtıların üç mantıklı açıklaması var:

1) Kamera görüntülerini kayıt eden cihazın donanımı veya yazılımı ile ilgili bir sorun
2) Çok eski kayıtlarda oluşabilecek görüntü bozulmaları
3) Kamera ile kamera kayıt cihazının aynı yerde olmayıp, görüntülerin kablosuz olarak görüntü kayıt cihazına aktarılmış olması

"Cemaat korumacılığı" refleksine (Bkz : Benimki açıksa sansürle, seninki açıksa yay!) sahip olmadığımız için, kimse kusura kalmasın, montaj olasılığını dördüncü olasılık olarak değerlendirmiyoruz. Gerçekten uzaklaşma pahasına sarınılan bu tarz refleksleri değerli refiklerimize bırakıyoruz.

Eğer görüntü kayıt cihazı ile kamera aynı mekanda/bütünleşik olsaydı; bu iki cihaz arasında veri iletişimi bu kadar kayıplı olmaz ve bu kadar görüntü kayması ve cızırtısına rastlanamazdı. Ayrıca ; kamera ile kayıt ayağını birleştiren bir cihazın yakalanma olasılığı boyutları nedeni ile daha fazla olurdu.

Türk siyasi tarihine geçecek bu tarz bir çalışmayı yapanların; sözkonusu mekana arızalı bir donanım/kamera yerleştirme ihtimali ise çok düşük. Bu birinci maddenin olasılığını da azaltıyor.

Kayıtlardaki cızırtıların görüntülerin eski olmasından kaynaklanması da sözkonusu değil . Çünkü görüntülerdeki bayan milletvekilinin saçlarını milletvekili olduktan sonra o kadar kısa kestirdiği ve daha yeni milletvekili olduğu gözönüne alınırsa; sözkonusu zaman diliminde dijital görüntülerin bu kadar bozulması çok olası değil.

Üçüncü olasılık en yüksek olasılık.

Kamerayı yerleştirenler ; kablosuz iletişim yeteneğine sahip bir kamerayı yerleştirdiler ve kaydı canlı olarak uzaktan yaptılar. Bu arada kablosuz iletişimden kaynaklanan "iletişim cızırtıları" görüntü de kalite kaybına neden oldu.

Sözkonusu kablosuz iletişim yapan kameraları yandaki bir daireden de, sokaktaki bir araçtan da izleyebilirsiniz. Elinizdeki teknik ekipmanın gücüne bağlı olarak mesafe değişebilir.

CHP'nin zamanında gündeme getirdiği ve sonradan peşini bıraktığı, resmi kayıtlara girmeyen özel takip/dinleme araçları bu tarz bir kayıt için ideal platformları oluşturabilir. Yan odadan basit bir cihazla da bu görüntüler kaydedilebilir.

CHP'nin yine benzer bir olayda, genel merkezindeki bir telekulak vakasının üzerine gitmediğini hatırlayalım. Cep telefonunu açık unuttuğu için kendini muhabire dinleten Önder Sav'ın vakasını ise telekulak olarak değerlendirmemiz mümkün değil. O bir tele....k vakası.

Sanırız kişisel , toplumsal ve siyasi olarak geldiğimiz noktayı bütün çıplaklığı ile ortaya koyan bu görüntüler CHP'nin üzerine gitmeyeceği son uzaktan dinleme/görüntüleme vakası olacak.

Yine uzak bir zamanda patlamak üzere içimizde sessizlikler birikecek; videoyu izlerken yaptığımız bütün gürültücü şakalara ve yorumlara rağmen.

Açık İstihbarat

08 Mayıs 2010
İstifa Etmek Zorunda Kalabilir
Başkent kulislerinde şok bir iddia kulaktan kulağa yayılıyor. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın her an istifa edebileceği konuşuluyor...

Başkent kulislerinde şok bir iddia kulaktan kulağa yayılıyor. Hem de partisinde milletvekili olan evli bir bayanla ilişki kaseti internet sitelerine düşen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın her an istifa edebileceği konuşuluyor.

İSTİFA ÇAĞRILARI

TÜRENÇ: İSTİFA EDİP, POLİTİKADAN ÇEKİLMELİ

Hürriyet'ten Tufan Türenç bugün, diğer yazarların aksine “Bir parti lideri 18 yıllık sekreteri ile ilişkiye girerse ve onu milletvekili yaparsa bunun ortaya çıkmasından sonra yapılacak bir tek davranış olabilir. İstifa edip politikadan çekilmek” diye yazdı.

ÇEKİRGE: BAYKAL TAM BİR YOL AYRIMINDA

Fatih Çekirge de şunları yazdı: “Daha olay çok sıcak. Belki acımasız da gelebilir. Ama şair dostum Akif Kurtuluş'un dediği gibi: “Kimse kimsenin yarasında mola vermiyor”. Bu yüzden kulisler azgın bir sürü gibi bu sorunun peşine düşüyor: “Baykal ne yapacak? Bırakacak mı?” Benim gördüğüm şu:

- Deniz Bey, şu anda tam bir yol ayrımında...

- Çekilmekle kalmak arasında... “

GÜNGÖR MENGİ: AHLAKİ ZAAF GÖSTERGESİ

Vatan gazetesinden Güngör Mengi:"Gizli kameralarla özel hayatların mahremiyetine tecavüz elbette alçaklıktır. Ama bu aşağılık iş savunulması mümkün olamayacak bir ahlakî zaafı ve ağır bir görev ve takdir kusurunu açığa vuruyorsa onu da görmezlikten gelemeyiz."

ALTAYLI: BÖYLE BİR OLAY DÜNYANIN HER YERİNDE HABERDİR

Habertürk'ten Fatih Altaylı: "... Böyle bir olay, dünyanın her yerinde haberdir. İstesek de, istemesek de. Muhalefet partisi liderinin, o partinin milletvekili kadınla ilişkisine kim “Haber değil” diyebilir. Elbette siyasi fanatizm gözleri kör ederse, bunu söyleyen de olacaktır. O zaman onlara sorarım: “Peki ya rakip siyasi partinin lideri bunu yapsa ve bu yayınlanmasa o zaman ne derdiniz?” Basını suçlamaz mıydınız, “Baskıdan korktunuz” diye. Bence bu olayın tek bir çözümü vardır. Deniz Baykal hemen istifa etmelidir. ..."

MUSTAFA MUTLU: HEMEN İSTİFA ETMELİLER

Vatan'dan Mustafa Mutlu: "...Olay gerçekten iğrenç...O görüntüleri peşin peşin doğru kabul etmek ne kadar yanlışsa, yok saymak da mümkün değil. Çünkü dün sabahtan akşama kadar yüz binlerce kişiye ulaştı; üzerine milyonlarca yorum yapıldı.Şu saatte yapılması gereken tek şey var: O da Deniz Baykal'ın ve Nesrin Baytok'un bu görüntülerin düzmece olduğu kanıtlanıncaya kadar hemen tüm görevlerinden ve milletvekilliğinden istifa etmeleri...Aksi halde bu görüntüler CHP'nin referandum ve seçim sürecinde büyük yara almasına neden olur! "
aktifhaber

'DENİZ BAYKAL HEMEN İSTİFA ETMELİDİR'

8 Mayıs 2010 11:32
Haber Türk Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Fatih Altaylı bugünkü yazısında Baykal'ı istifaya çağırdı. Altaylı: 'Çok başarılı olmasa da son güne kadar 'temiz' götürdüğü bir siyasi hayatı, 'insani bir zaafla kirlettiği' için CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etmelidir.'
Baykal’a komplo ama

DENİZ Baykal’ın yaptığı hiçbirimizi ilgilendirmez aslına bakarsanız.

Hesabını eşine verir.

Olcay Hanım’a.

Ama ne yazık ki, siyasetin zirvelerinde olunca, hesaplar halka veriliyor.

Deniz Bey’in de öyle yapması gerekecek.

“Bu olay bir komplodur” diyorlar.

Doğru, bu bir komplodur.

Yoksa kim, niye böyle bir ilişkiyi kayıt altına alsın. Kim, niye bunu gece vakti karanlık internet sitelerinde yayınlasın.

Açık bir komplo var. Zaten komplolar olmasa, böyle olaylar nasıl açığa çıkar ki!

Ama komplonun malzemesini verenin hiç mi suçu yok.

Böyle bir olay, dünyanın her yerinde haberdir.

İstesek de, istemesek de.

Muhalefet partisi liderinin, o partinin milletvekili kadınla ilişkisine kim “Haber değil” diyebilir.

Elbette siyasi fanatizm gözleri kör ederse, bunu söyleyen de olacaktır.

O zaman onlara sorarım: “Peki ya rakip siyasi partinin lideri bunu yapsa ve bu yayınlanmasa o zaman ne derdiniz?”

Basını suçlamaz mıydınız, “Baskıdan korktunuz” diye.

Bence bu olayın tek bir çözümü vardır.

Deniz Baykal hemen istifa etmelidir.

Çok başarılı olmasa da son güne kadar “temiz” götürdüğü bir siyasi hayatı, “insani bir zaafla kirlettiği” için CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etmelidir.

Aynen yıllar önce Hasan Fehmi Güneş’in Aynur Aydan’ın kapısı önünde fotoğrafı çekildiği için istifa ettiği gibi.

Görüntüler montajlı

DENİZ Baykal’a yönelik bu komplonun muhalif işi olma olasılığını düşük gördüğümü söylemeliyim.

Bence komplocuyu yakınlarında bir yerde aramalı.

Zaten bu bir muhalif komplo olsa, o görüntüler bugün değil, seçimlere bir ay kala yayınlanırdı.

Şimdi o görüntüler incelenecek. Davalar açılacak.

Bizim gördüğümüz, yayınlanan görüntüler farklı zamanlarda çekilmiş ve peş peşe eklenmiş.

İnandırıcılığı artırmaya ve görüntülerdeki kişilerin kimliğini daha net vurgulamaya yönelik bazı işlemler yapılmış.

Ama bütün bunlar sonucu değiştirmiyor.

Deniz Baykal siyasi bir kimlik olmasa, halktan oy istemek zorunda olmasa bu konu kimseyi ilgilendirmezdi.

Ama durum bu değil.

Ortada büyük bir rezalet var.

Ve her şeyin bir bedeli.

Kaydeden önemli

BAYKAL’a yönelik komploda üzerinde durulması gereken bir şey var.

“Bu görüntüleri kim kaydetti?”

Bu görüntüleri eğer devletin bir güvenlik kuruluşu,MİT, Emniyet veya herhangi bir resmi birim kaydettiyse bu olayın seyri farklı bir yöne gider.

Bunun dışında kim kaydettiyse, bu içeriden veya dışarıdan bir siyasi muhalif, olayın içinde bulunanlardan biriyse o zaman bu görüntülerin ortaya çıkmasında hiçbir sorun yoktur.

Şu andan itibaren üzerinde durulması gereken nokta, bu görüntülerin “devlet gücü ve otoritesi kullanılarak elde edilip edilmediğidir”.

Bizim gazetecilik ilkesi olarak benimsediğimiz ise şudur:

Bu görüntüler şöyle veya böyle illegal yöntemlerle taraflardan en az birinin bilgisi dışında elde edildiği için, biz bu görüntüleri yayınlamayız.

Habertürk

Mahmut Övür
CHP'de 'kaset, suikast ve komplo' üçgeni

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın kaset olayı Ankara'ya bomba gibi düştü. O saatte Meclis'te anayasa paketi oylaması sürüyordu ve bir anda gazeteciler arasında bir fısıldaşma başladı.

Duyduğumda inanamadım. Bu, siyasete büyük bir komplo diye düşündüm. Amaçları da oylamanın son gününde Meclis'i karıştırmak... Tam o sırada Başbakan Erdoğan da Meclis Genel Kurulu'ndan çıkmış, kuliste gençlerle sohbet ediyordu. Dikkatle Başbakan Erdoğan'ı izledim.

Acaba Başbakan'a bu haber iletilecek mi?

Bir süre sonra Ömer Çelik başbakanın kulağına eğildi ve bir şeyler söyledi. Başbakan renk vermedi ama salonda esen kaygı rüzgârının farkındaydı.

Bir AK Parti milletvekiline sordum: "Duydun mu haberi..."

"İğrenç bir şey... Görüntüde ne olduğu değil, ne hedeflendiği önemli. Dilerim montaj çıkar."

Bir siyasi liderin bu tür görüntülerinin bir tehdit unsuru ya da yıpratma amacıyla yayınlanması elbette kabul edilemez ve gazetecilikle bağdaşmaz. Habercilik açısından sadece çirkin değil aynı zamanda da tehlikeli.

İşin bir yüzü bu... Bir de öteki yüzü var.

Bu skandal ne kadar kabul edilemezse bu skandalın yarattığı siyasi deprem de o kadar görmezlikten gelinemez. CHP daha şimdiden derin sarsıntı yaşıyor. Önce Ankara'da, ardından İstanbul'da çok sayıda CHP'li ile görüştüm. Doğrusu CHP'lilerin konuşacak halleri bile yok. Bir araya geldiklerinde veya daha önceden düzenlenen toplantılarda hiçbir şey yokmuş gibi davransalar da kulaktan kulağa "Ne olacak?" demeden de edemiyorlar.

Gerçekten de her CHP'li hatta her vatandaş, "Şimdi CHP'de ne olacak?" sorusunun cevabını merak ediyor. Zaten Kurultay'a gitmek üzere olan ve ciddi sıkıntılarla boğuşan bir CHP var. Türkiye'nin 30'u aşkın ilinde milletvekili çıkaramayan, kurultay sürecinde bile kâğıt üstünde onlarca kongre yapan bir CHP...

Beklentinin çok, umudun az olduğu bir dönemden geçiliyor. İşte herkesi sarsan skandal da bu süreçte patlıyor. Bu nedenle skandal kaseti devreye sokanların hedefi çok önemli...

Sadece CHP düşmanlarının değil, "dostları"nın da harekete geçmiş olabileceğinden söz ediliyor. Bu bilgiler ışığında "CHP'de ne olacak?" sorusunu, Baykal'ın yakın arkadaşı iki milletvekiline sordum, düşünceleri ortaktı:

"Çok çirkin bir olay... Ama değişen bir şey olmaz. Deniz Bey üç gün bekler, sonra da çıkıp bir açıklama yapar ve yoluna devam eder." '

Bu da nereden çıktı?'

Doğrusu skandalın boyutu milletvekillerinin söylediğinin çok daha ötesinde. Bu nedenle üç gün beklenecek gibi görünmüyor. Öyle de oldu zaten.

Dün CHP Genel Sekreteri Önder Sav ortayı çıktı ve tam da "Bu da nereden çıktı" denebilecek bir açıklama yaptı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gelen bir ihbardan söz edip şöyle dedi: "Mustafa Sarıgül, Deniz Baykal'ı vur emri verdi. Baykal'ın her iki dizinden vurulması için emir verilmiş ve 750 bin dolara anlaşma sağlanmıştır."

Skandal üstüne skandal... Merkez solun hali pür melali ortadayken bu iddiayla durum daha da vahim bir hal aldı. Eski sekreterle ilişki tartışılırken, Emniyet'e daha önce yansıyan bir ihbarın bununla ne ilişkisi olabilir?

Büyük olasılıkla Sav, hemen ortaya çıkarak Baykal sonrası yaşanacak post kavgasının işaretini verdi.

Ama Sav'ın bu çıkışı, asıl tartışılması gerekeni gölgeleyemeyecek.

Çünkü ortada o çirkin görüntülerin gündeme taşıdığı sorular var.

Bir siyasi parti lideri 18 yıllık sekreteriyle ilişkiye giriyorsa ve onu milletvekili yapıyorsa, milletvekilleri listelerini ona düzenletiyorsa, Bilim Platformu Başkanı yapıyorsa hatta "Onun için tüzük değişti" iddiaları seslendiriliyorsa bunların cevaplanması gerekiyor.

Etkili bir partili şöyle diyor:

"Vakti geldiğinde gitmeyenlere verilen bir mesaj bu. Bunun altından kimse kalkamaz. İSKİ'den daha ağır bir darbe oldu. 20 yıldır İSKİ'yi üstümüzden atamadık, bunu hiç atamayız."

Herkes derin bir şaşkınlık yaşıyor. Deneyimli CHP'lilere göre en güçlü olasılık, Baykal'ın istifa etmeyeceği ve ekibiyle birlikte göreve devam edeceği doğrultusunda...

Oysa kulislerde bu operasyonun CHP'yi bir türlü büyütemeyen Baykal ve ekibinin değişmesi için bizzat "derin yapı" tarafından yapıldığı konuşuluyor.

Bu fikri ileri sürenlere göre, operasyon CHP'de yeni bir süreç başlatabilir. Üç olasılıktan söz ediliyor.

Bir: Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin'in önünü açmak.

İki: Bir süredir CHP için hazırlık yaptığı bilinen Süheyl Batum'u ortaya çıkarmak.

Üç: Zayıf bir CHP ile Mustafa Sarıgül'e yol vermek.

Bu iddiaları seslendirmek kuşkusuz bu isimlerle, komplo arasında bir bağ olduğu anlamına gelmiyor.

Son sözü çok daha vahim bir gelecek öngörüsünde bulunan bir CHP'li söylüyor:

"Bu CHP'yi tamamen bitirme operasyonudur. Kimsenin toparlama şansı da yok."

Sabah

Sevilay Yükselir/Sabah
Bu kaseti kim, neden çekti?
09 Mayıs 2010

Tevatür çok bu konuda CHP'de! Partinin yetkilileri tarafından dışarıya, "Bu kaset CHP'nin iktidar yürüyüşünün önünü kesmek isteyenlerin pis bir oyunu!" açıklamaları yapılsa da içeride konuşulanlar bu değil! Hemen hemen bütün CHP Genel Merkezi ve üst düzey siyasiler aslında bu kasetin parti içi bir hesaplaşmanın ürünü, 22 Mayıs'taki büyük kurultaya bir ön hazırlık olduğundan yüzde yüz eminler sevgili okurlarım! Kimine göre bu kaset Baykal'ın küskün olan eski ve çok yakın arkadaşlarının bir tuzağı (Örneklersek... Eşref Erdem, Şinasi Öktem, Bülent Tanla, Haluk Koç gibi siyasilerin)! Kimine göre ise bir dönem can yoldaşı, kara kutusu, sağ kolu olan ancak son dönemde genel merkez tarafından uzaklaştırılan Mehmet Sevigen'in, kimine göre ise ezelden beri hasmı olan yeni bir parti kurma çabasındaki Mustafa Sarıgül'ün. Kimine göre ise bir bilişim uzmanı olan, evvelden CHP'li belediyelere verdiği bilişim ve güvenlik sistemleri hizmetinden dolayı yerden yere vurulan Nesrin Baytok'un eşi Can Baytok'un. (Önemle altını çizmek istiyorum. Kasetin en başında alakasız bir biçimde Baykal ve Nesrin Baytok'un olduğu bir ortamda Can Baytok görülüyor. Baykal'a konuşurken bir şey uzatıyor; ki öğrendiğim kadarıyla bu bir dergi. Yani kaseti hazırlayan her kimse, bir kurguyla aslında olayı Can Baytok'un üzerine yıkmak istiyor. Ve kulislerde Can Baytok'un bir bilişim uzmanı olduğu, evvelden de Odesa adını verdiği şirketi üzerinden aralarında Şişli Belediyesi'nin olduğu birçok CHP'li belediyelere güvenlik sistemleri konusunda hizmet verdiği söylentileri kasıtlı olarak yayılıyor. Ancak en inandırıcı bulmadığım senaryonun bu olduğunu belirtmeliyim. Çünkü hiçbir erkeğin ama hiçbir erkeğin, karısının yani çocuklarının annesinin o haldeki görüntülerinin kamuoyuna yansımasına gönlü razı olmaz. Zannımca, hiçbir erkek bu söylentilerdeki kadar aşağılık olamaz!)
Bir tevatür daha var ki, akıllara ziyan! Güya bu kaseti, 2007 seçimleri öncesi, vekil sözünü alan ancak, "İleride ne olur, ne olmaz!" düşüncesiyle eski sekreter Nesrin Baytok kaydetmiş! Hani sonradan lazım olursa diye kullanmak üzere! Ve güya Baytok'un kişisel bilgisayarına kaydettiği bu görüntüleri bozulan bilgisayarında unuttuğu ve tamirciye verince de görüntülerin söz konusu tamirci tarafından şantaj amacıyla kullanıldığı, tamircinin epeyce bir para sızdırdığı ama bununla yetinmeyip, sonrasında biraz daha para kazanmak için Baykal muhaliflerine kaseti teslim ettiği ileri sürülüyor.
Hülasa... CHP kulisleri kaynıyor. Görüntülerin çekildiği mekânın Ankara Etlik'te Baykal ve birkaç yakın arkadaşının sadece özel görüşmeler için kullandığı sıradan bir ev olduğundan tutun da, o evin eşi İstanbul'da yaşayan bir milletvekilinin Ankara'da Oran'daki kiralık evi olduğuna dair söylentiler yayıldıkça yayılıyor parti içinde. Her neyse. Bekleyip göreceğiz. Göreceğiz ve maalesef yazıp, çizmeye, anlatmaya ve tartışmaya devam edeceğiz.

Zülfü Livaneli/Vatan
O kaset 8 yıllık
09 Mayıs 2010

"Bugün Veda filmiyle ilgili teşekkürlerime devam edecektim ama ortaya çıkan kaset ve bunun yarattığı siyasi deprem, bu konudan söz etmemi zorunlu kıldı.
Duygularım bu işin komplo yönüne isyan ediyor.
Sekiz yıl önce gizli eller, bir odaya kamera yerleştiriyor, insanların en mahrem anlarını videoya çekiyor.
Sonra bu kaseti sekiz yıl boyunca saklıyor; belki şantaj için kullanıyor ve zamanının geldiğine karar vererek piyasaya sürüyor.
Bundan daha aşağılık bir siyasi mücadele şekli olamaz.
***
İkinci konu bu işi kimin yaptığı.
Mantığım bana bu işi AKP’nin ya da ona yakın çevrelerin yapmadığını söylüyor.
Çünkü seçim öncesinde değiliz.
Ayrıca Tayyip Erdoğan’ın bu yayına tepki göstererek sitelerden kaldırtması, Gül’ün üzüntülerini belirtmesi, RTÜK’ün ve yargının acele biçimde yayın yasağı getirmesi bunu açıkça ortaya koymakta.
Geriye kalıyor iki seçenek: Ya CHP’ye yakın bazı çevreler sızdırdı bu kaseti ya da CHP’de değişim isteyen bazı uluslararası güçler.
Çünkü önümüzde kurultay var.
Kasetin zamanlaması 14 ay sonraki seçimle değil, bu ay içindeki kurultayla ilgili.
Belki de Baykal’ı istifaya zorlayarak CHP’nin başına yeni bir kişiyi geçirme niyetinin başlangıç hamlesidir bu.
Böylece önümüzdeki seçimlerde CHP’yi iktidara getirme hesapları yapılıyor olabilir.
Uluslararası bazı çevreler de yapıyor olabilir bu hesabı.
Yani İran’la yakınlaşan ve İsrail’e kafa tutan Erdoğan’ı tasfiye edebilmek için önce Baykal’ı ortadan kaldırmaya yönelik bir satranç oyunun ilk hamleleri.
Uluslararası siyasetin bir satranç gibi yürütüldüğünden kimsenin kuşkusu yoktur herhalde. Bunlar ilk hamleler. Bakalım daha neler göreceğiz.
***
Siyasi analizler bir yana işin insani yönü çok ama çok çirkin.
Kişisel sorumlulukları ve işin ahlaki boyutu ne olursa olsun Baykal’a ve Baytok’a bir insan hakları ihlali uygulanmıştır.
Hem de en ağırından.

Güngör Mengi/ Vatan
Haydi Baykal düşünme!

Deniz Baykal dün de sustu. Kurultaya iki hafta, referanduma iki ay kaldı. O koltukta iki gün bile oturması ziyandır!

Ana muhalefet partisi liderliği koltuğu yaşadığımız tehlikeleri farkedenlerin gözünde kurtarıcının adresidir.

Bu rol, akıllı, erdemli, deneyimli, hitabet yeteneği yüksek ve tertemiz bir insan talep ediyor. Baykal, eksiklerini komplekse kapılmaksızın gidererek bu rolün ideal aktörü konumuna geliyordu.

Ama bildiğimiz felâkete uğradı.

Yapılan, özel hayatına, mahremiyetine alçakça bir tecavüzdü.

Ama ne yazık ki bu aşağılık tuzak ve görüntülenen kadının kimliği, onun milletvekilliği postunu pek sorumsuzca kullanıp dağıttığını ortaya koydu.

Baykal boşuna zaman kaybediyor.

Ne yaparsa yapsın o artık Türkiye’nin içinde bulunduğu tarihi geçidi aşmakta hizmetinden yararlanacağı müstakbel kurtarıcı değildir.

Willy Brandt Alman sosyal demokrasisinin yıldızı idi. Yakınındaki adamın karıştığı casusluk skandalı yüzünden sorumluluğu üstlenip istifa etti.

Bu yüzden küçülmedi, kişisel şanssızlığını partisinin kaderi haline getirmediği için yüceldi bile.

Halka hakaret gibi

Baykal kalitesinde bir lidere yakışan, iki hafta sonraki Kurultay’da aday olmayacağını açıklaması, partinin yeni liderini bulmaya yönelik arayışlara, ilerde “onursal başkan” diye anılmayı hak edecek katkılar sağlamasıdır.

Bu tercihi bekleyerek çürütmemelidir.

Ama ne yazık ki manzara iyimser bekleyişler uyandırmıyor.

Baykal’ın hiç bir şey olmamış gibi kalmasının yararını savunan bir lobi faaliyeti gece gündüz sürüyor.

Buna dün, halkın zekâsını hakaret ölçeğinde hafife alan bir suikast iddiası eklendi.

Baykal’ı iki dizinden vurmak üzere tutulmuş bir tetikçinin ülkeye giriş yaparken yakalandığına dair haber CHP Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı ile duyuruldu.

Parti kurma hazırlığı içindeki Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün azmettirici rolde yer aldığına dair iddiaya kim sözcülük yaptı biliyor musunuz?

Dindarları rencide eden bir sözünden sonra halka sempatik görünmediği için lider tarafından aylardan beri vitrin gerisinde tutulan parti Genel Sekreteri Önder Sav!

15 Nisan tarihli suikast ihbarını halka duyurmak için neden o rezalet kasetinin internette yayınlanmasını beklemişler?


Şövalye mi, rehin mi?

Genel Sekreter Sav, Deniz Baykal’a yönelik komplonun, çamur atmaktan kurşun sıkmaya kadar gözü kara alternatifler içerdiğini anlatarak CHP liderine bir merhamet ve mağduriyet dokunulmazlığı yaratmak isteyebilir.

Ama herkes bilmeli ki hiç bir inandırıcılığı yoktur bu oyunların.

Kurnazlıkların çözüm getirmek yerine çirkinlikleri arttırdığı bir aşamaya geldik.

Rezalet görüntülerinin 7-8 yıl önce çekilmiş olduğuna dair iddialar ve tahminler dolaşıyor.

“Artık muhtar bile olamaz denilen Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldıran, onun için ara seçim icat ederek önce meclise sonra hükümetin başına taşıyan çabalara o günlerde Deniz Baykal’ın cansiperane katılımı ne anlama geliyor?”

Buna benzer soruları Zülfü Livaneli yıllardan beri soruyordu.

Eğer görüntüler eskiyse Tayyip Erdoğan’ı kurtaran Deniz Baykal bir demokrasi şövalyesi değil, zavallı bir rehinmiş.

Öyle veya böyle.. Görüntüler eski veya yeni.. Hiç farketmez.

Baykal, Türkiye’nin muhtaç olduğu alternatif başbakan değildir artık.

Ama kişisel kaybını partisi ve ülke için kazanca dönüştürme şansı vardır. Bu da bir şey. Dileriz kullanır...


Haşmet Babaoğlu
Sabah Gazetesi
Baykal komplosu ve üç soru!
10 Mayıs 2010

Birinci soru...

Komplo alçaklıktır. Komploya direnmek alçaklığa direnmektir! O halde en Baykalcı, en CHP'li görünen medyacılar neden bir gün bile beklemeden "Baykal istifa" diye bağırmaya başladılar?

Dikkat!

Sakın bu isimler 2001'de Ecevit elden ayaktan düşünce hemen "Ecevit istifa" diye bağıranlar olmasınlar!..

Tam da bu nedenle "Baykal istifa" çığlıklarında samimi bir "temiz siyaset ve ahlak" arayışından çok bir "toplum mühendisliği" operasyonunun izleri görünüyor.

İkinci soru şu...

Böyle olaylarda "görüntülerin teknik tahlili yapılmadan bir şey söylemek yanlış olur" demesini beklediğimiz kesimler, "imza ıslak mı, kuru mu?" sorularını pek sevenler neden hiç beklemeden tepki gösterdiler?

Görüntülerin net olmaması ve kasette epeyce montaj yapılmasına karşın Baykal'ı nasıl tanıyıverdiler? Bu da bayağı ilginç bir nokta!

Üçüncü soruya gelince...

Önder Sav'ın alttan alta "kasetin şifresi" hakkında adres göstermek üzere yaptığı suikast açıklaması CHP önderliğindeki bozgun havasını mı gösteriyor, yoksa çarpışma kararlılığını mı?

Hepsi bir yana 15 Nisan'a ait bir e-mail ihbarını konu alan bu garip "açıklama" aslında CHP'nin yıllardır ne kadar kötü bir ekip tarafından yönetildiğini göstermiyor mu? Bizim koyu CHPli medya kalemlerimiz şimdi Sav'la dalga geçiyorlar. Merak ediyorum akılları bugüne kadar neredeydi?

Sabah

-''(AŞK GEMİSİ GİBİ BU NE BÖYLE HER GÜN VİDEO KAYDI YAYINLANIYOR) DEMEZLER Mİ?''-
12 Ağustos 2010
Arınç, siyasetçilerin de özel hayatlarına biraz dikkat etmesi gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

''Bir genel başkanı götüren, hatta ayakta duramaz hale getiren bir kaset, bir başkası hakkında olunca, 'Ya siyasetçi sen de kendine bir çeki düzen ver kardeşim. Aşk gemisi gibi bu ne böyle her gün video kaydı yayınlanıyor. Sizin aileniz yok mu, aile hayatınız yok mu' demezler mi? Şimdi bugün açık bırakılan bir telefonda, '40 derece sıcaklıkta o koşarken biz de kumar masasının başındayız' diyen bir başka vekilin sözleri yayınlanıyor. Bunlar hoş şeyler değil. Bu tarafta olduğu zaman, 'Vay hainler bak nelerle meşguller'. Bu tarafta olduğu zaman, 'Özel hayatla siyaseti birbirinden ayrı tutalım'. Amenna, tutalım ama her siyasetçinin de kendi özel hayatına da iş hayatına da, siyaset hayatına da dikkat etmesi gerekir. Hem de başkalarından daha fazla.''
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2377
Konum: Avustralya

MesajTarih: Sal May 11, 2010 3:50 am    Mesaj konusu: AHLÂK, HUKUK, SİYASET VE BAYKAL Alıntıyla Cevap Gönder

AHLÂK, HUKUK, SİYASET VE BAYKAL

Alihaydar Can

“Ele, bele, dile, ihanet olmaz
Keserler fermani imanım kıyarlar cane.”
Akıncı türküsü’nden




Ahlâkın bir toplumun “iyi-güzel-doğru”larını belirleyen temel değerler sistemi olduğundan yola çıkarsak; ferdî alandan sosyal/içtimaî alana kadar bu alanları belirleyen ne kadar disiplin (hukuk, iktisat siyaset, sanat, estetik vb.) varsa...

Ahlâkın, bu disiplinleri temellendiren, şekillendiren ( yapılandıran/müesseleştiren/kurumlaştıran) prensip/ kanun/ kural/kaidelerin dayanağı olan “üstsistem”in ismi olduğunu kolayca anlarız...

Böyle bir ahlâkın bugün, bu toplum ve bu devlet için sözkonusu olup olmadığı bir yana...

Böyle bir “üstdeğerler sistemi”ne dayanılmadan ne doğru bir devlet yapılanması, ne de iyi bir toplumsal dokunun teşekkülü ne de güzel insanların varlık sebebleri söz konusu olamaz...

“İyi-güzel-doğru”yu belirleyen temel değerler sistemine (ahlâka) sahip olmayan devletler ve toplumlarda genel bir “kötü-çirkin-yanlış” algılaması da tabiî olarak oluşamaz...

Ne ne ye göre "iyi-doğru-güzel", ne neye göre “kötü-çirkin-yanlış”?

Bunun “bana göre-sana göre-ona göre”si olmaz; ancak “bize göre”si olabilir. Bu da ancak “bana göre, sana göre, ona göre”ye müştereklik sağlayacak “üsttdeğerler sistemi” olan bir ahlâkı benimsemekle mümkün olur...

“Ben güzel Ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim” diyen bir Peygambere 1000 küsur yıl ümmetlik ettikten sonra sen tut bunu “gericilik/irtica” olarak nitele ve yerine de hiç bir şey koyma...

Doğru veya yanlış hiç bir ahlâkı yok CHP’nin...

Allah Resulü’mün yukarıdaki Hadisi “Güzel Ahlâk”ın yanında “Güzel olmayan/ çirkin ahlâklar" olduğunu da işaret etmiyor mu?

CHP’nin güzel veya çirkin hiçbir ahlâkla hiçbir bağı veya bağlamtısı olduğunu duyup işiten var mı?

Varsa yoksa laiklik...

Başka da bir şey yok...

CHP, TC’yi kuran parti...

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hem ferdî hem içtimaî alanda bir çok hukukî, iktisadî, siyasî, sosyal değişim dönüşüm (adına devrim de denilen) gerçekleştirildi. Bunlara dayalı olarak bir çok yapı ve müsesseler oluşturuldu. Yasalar çıkarıldı, kararname, tüzük, yönetmelikler yapıldı, kararlar alındı, emirler verildi...

Bütün bunlar yapılırken “ahlâkî” bir tercih/ihtiyaç belirten bir tek yetkili-etkili şahısı hatırlayan var mı?

Matbuat Umum Müdürlüğü’nün bütün gazete ve dergilere yolladığı “Bundan böyle her türlü neşriyatta Allah ve ahlâktan bahsetmek yasaktır.”(1) emri ise tek başına ne demek istediğimizi açıkça anlatıyor...

Kuruluş döneminde ahlâk bir ihtiyaç olarak değil, acilen kurtulunması gereken bir yük olarak görülmüştür.

Osmanlı’dan devraldığımız “İslâm ahlâkı”nın değerler sistemi ile CHP ileri gelenlerinin gerçekleştirmek istedikleri devlet ve toplumu kurmaları mümkün müydü?...

Bakınız bu Konuda Prof. Dr. Şerif Mardin ne diyor:

[Prof. Dr. Şerif Mardin, (..), Osmanlı'da mahallenin gerçek bir bilim olduğunu ve toplumu temsil ettiğini hatırlattı. Mahalleyi oluşturan unsurların başında camilerin geldiğini anlatan Şerif Mardin, Cumhuriyet'le birlikte caminin yerini alan okulların iyiye, güzele ve doğruya yönelik derinlemesine felsefeler üretemediğine dikkat çekti. Mardin, "Avrupa'da insanlar dindar olsun olmasın, iyiye, güzele ve doğruya dair felsefe üretmişlerdir. Binlerce sayfa yazı üretmişlerdir. Bizim Cumhuriyet öğretimizde iyi, doğru ve güzeli derinlemesine araştıralım diye bir şey yok. Orada binlerce sayfa tartışma bulamazsınız. (..)" açıklamasında bulundu. (..) 'Yurtta Sulh Cihanda Sulh' sözlerinin derinlikli bir felsefenin ürünü olmadığını aktaran Şerif Mardin, Kemalizmi kuru bir ideoloji şeklinde tanımladı. Kavramın Türkiye'de tartışılmasının bugüne kadar mümkün olmadığını belirten Mardin, tartışan kişinin hayatının kalan günlerini hapishanede geçireceğini iddia etti: "Kemalizm hakkında uzun çalışınca ne kadar kuru bir ideoloji olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Bu ideoloji topluma iyi, güzel ve doğru hakkında hiçbir şey verememiştir." (..) Prof. Dr. Mardin, Laikliği tartışmaktan korkuyoruz. Yani laikliği tartışırsanız günlerinizi hapiste geçirebilirsiniz.'' Dedi.] (2)

Bir uzman olarak Şerif Mardin Hoca, CHP’nin ideolojisi olan Kemalizmin “topluma iyi, güzel ve doğru hakkında hiçbir şey vereme”diğini çok açık ve net olarak ifade ediyor...

Buna göre partisine mensup evli bir kadın milletvekiliyle zina ettiği belgelenen CHP genel Başkanı’nın Partiden niçin bir kahraman gibi uğurlandığını, istifasının niçin “onurlu bir davranış" olarak değerlendirildiğini rahatlıkla anlayabiliriz...

Çünkü bir siyasi parti olan CHP’nin bağlı olduğu herhangi bir ahlâkî sistem yok...

CHP’nin ahlâk hakkında en belirhgin görüşü “İslâm ahlâkı”nın “gericilik/irtica” ve bu ahlâka bağlılı olan(müslüman)ların da“gerici-mürteci” olduğudur.

Başka da bir şey yok...

“Çağdaşlık, ilericilik, laiklik” gibi içi boş üç beş kelime...

Öyle de olunca bütün semavî dinlerin müştereken yasakladığı zina fiili hakkında CHP’lilerin niçin olumsuz bir tavır al(a)madıkları ortaya çıkıyor:

“İyi-Güzel-Doğru”n olmayınca “kötü-çirkin-yanlış”ın da olmuyor...

Geriye kaba bir hedonizm kalıyor:

Haz veren herşey meşru(iyi-güzel-doğru)dur....

***
Bu komploymuş...

Olabilir...

De...

Senin Genel Başkanınla Milletvekilini zinaya zorlayan bir dış tehdit (silah zoru, şantaj vb.) var mı?

Yok...

İlaçla, uyuşturucu ile veya zorla içki içirilerek iradeleri zaafa uğratıldı mı?

Yok...

Bu iki kişi yatağa kendi rızalarıyla girip zina etmeselerdi böyle bir kaset ortaya çıkabilir miydi?

Yok...

Peki kardeş...

Bu görüntüleri alanlar iyiniyetli değiller; eyvallah da...

Güle oynaya yatağa girenlerin bu “komplo”ya hiç mi katkıları yok?

Bizi bu gibi durumlarda tuzağa düşmememiz için “Hırsızın hiç mi kabahati yok” diye uyaran Nasreddin Hoca’yı da mı hatırlayanınız yok?..

***

Başa dönecek olursak....

İster devlet kuralım... İster bakkal dükkanı açalım... İster kanun yapalım... İster eğitim sistemi dizayn edelim... İster siyasî parti kuralım... İsterse başka herhangibir şey yapalım...

Bunun “İyi güzel doğrusu”nun NASIL yapılacağını bize gösterecek olan şey ahlâktır...

Böyle bir ahlâk yoksa...

Ne yapılırsa yapılsın yapılan şey keyfî/ilkesizdir.

Genel bir geçerliiliği/meşruiyeti yoktur...

İktidar olursun...

AKP gibi...

İlk yaptığın icraatlardan biri “Zinayı suç olmaktan çıkarmak” olur...

Sonra da zina yaparken cürm-ü meşhut/suçüstü yakalanan Ana Muhalefet Partisi Liderinin bu durumuma ne diyeceğini bilemezsin...

Yalandan “Üzüldük müzüldük” gibi bir şeyler gevelersin ve içinden bildiğin bütün duaları okursun ki; bir densiz gazeteci çıkıp su soruyu sormasın:

-Hangisine efendim? Baykal’ın Partili bir milletvekiliyle zina yapmasına mı? Yoksa Zina yaptıklarının ortaya çıkmasına mı?

Zina suç değilse neyine üzülüyorsun?

Üzülünecek birşeyse, suç olmaktan niye çıkardın?..

Veya ana muhalefet partisi lideri olursun...

Oy depolarından biri olan Alevî-Bektaşîleri kafaya almak için her yıl Hacı Bektaş Şenlikleri’ni kaçırmayıp Hünkâr’ın huzurunda el bağlarsın?

Ama onun “eline, beline, diline hakim olmak” tarzında formüle ettiği İslâm ahlâkına tam zıd bir fiili işlerken kameralara yakalanırsın...

“Yahu şeytana uyup ettik bir halt. Özür dilerim..”. demek yerine “Bu bir komplodur” demeyi tercih ecderek sadece “BELİNE” değil, aynı zamanda “DİLİNE” de hakim olamadığını açık etmiş olursun...

Şu işe bak ki...

Partidaşların olan “Alevî-Bektaşî”ler de Hünkâr Hazretleri'nin bu formülünü nedense o an hatırlayamaz ve seni alkışlarla, gözyaşlarıyla ve “inadına Baykal” sloganlarıyla uğurlarlar...

Zinaya alkış tutan ve zinakârın arkasından gözyaşı dökenleri Hünkâr Hazretleri görseydi acep ne derdi?


Dipnotlar:
1- CHP'li Şükrü Saraçoğlu imzasıyla basına "Allah ve ahlâktan bahsetmek yasaktır!" tamimi gelir. Bu tamimi bir Fransız görür ve şöyle der: «Yeryüzünde hiçbir hükümet, hiçbir rejim bu kadar alçalmamıştır!» Hasan Ali Yücel Merhum Üstad'a "Akademideki hocalığınızla Büyük Doğu'dan birini seçmenizi ihtar ederim!" fermanını o sıralarda yazar ve Üstaddan:"Elli kişilik bir sınıftansa bütün vatana hitap edici kürsüyü, yani Büyük Doğu'yu seçtiğimi ihtarınıza karşı ihtar ederim!" cevabını alır. Bunun üzerine Üstad o sıralarda ders verdiği Akademiden kovulur. Ve kanunsuz olarak askere alınır. Yıl 1943-1944... Kaynak: Necip Fazıl Kısakürek’in " Hesaplaşma" isimli konferansı.

2- Zaman gazetesi, 24 Mayıs 2008.


Kasedi çıkan Amerikalı milletvekillikten istifa etti
23:54 - ABD Kongresi Indiana eyaleti milletvekili Mark Souder, 18 mayısta kendi sekreteriyle ilişkisi olduğuna dair seks kaseti ortaya çıktı. Mark Souder, gelen tepkiler üzerine yaptığı basın toplantısında, "30 yıllık eşimi aldattım, Amerika halkını aldattım. 20 Mayısta (bugün) milletvekillikten istifa edeceğim"dedi. 19.05.2010 WASHINGTON

Fatih Altaylı
Giderayak viraj almak
11 Mayıs 2010

DENİZ Baykal, isteneni ama beklenmeyeni yaptı.

İstifa etti.

Dürüstçe götürülmüş bir siyasi kariyeri, bir anda berbat etti ama noktalarken de “doğru” davrandı.

“Hakkınızı helal edin” dedi ayrılırken.

Varsa bir hakkım, helal olsun.

Gerekeni, son rezalet dışında o kariyere yakışanı yaptığı için.

Ayrılırken verdiği mesajlar ilginçti, önemliydi.

Türkiye’nin siyaseten yeni bir döneme geçişini işaret ediyordu.

CHP tarihinde ilk kez “Fethullah Gülen’i referans” gösterdi. Göstermekle kalmadı. Güvenilir bulduğunu söyledi.

Bu kritik bir gelişmedir. CHP’nin yeni dönem politikalarının nasıl gelişeceğine dair bir veridir.

CHP’nin cemaatleri dışlamadan yeni bir politika üreteceğine ve Ecevit’in izinden gideceğine, Gülen cemaati açısından bakıldığında da “Size karşı ve size uzak değiliz” mesajına işaret eder Baykal’ın veda sözleri ve referansı.

Bu CHP açısından önemli bir virajdır. Baykal giderayak bu virajı almıştır.

CHP bundan böyle farklı bir siyasete gebedir. Türk siyaseti farklı bir CHP’ye gebedir.

Bu farklı siyaset, Deniz Baykal’ın “Pensilvanya” olarak tanımladığı kimliğin yeni tercihlerini de anlatmaktadır.

10 Mayıs, Türk siyaseti açısından herhangi bir gün değildir.

Önemli bir gündür.

Deniz Baykal’ın istifasından daha farklı ve daha büyük bir öneme, bir dönüşe işaret etmektedir.

İki günde hedef niye değişti
DENİZ Baykal, Pensilvanya ile yaptığı görüşmeden sonra farklı bir açıklamayla genel başkanlıktan ayrıldı.

İki gün önce olan bitenden “Mustafa Sarıgül’ü sorumlu tutan” CHP ve lideri, dün ani bir fikir değişikliği ile oklarını iktidara yöneltti.

Acaba Deniz Baykal’ı bu farklı açıklamaya ve iktidarı hedef almaya yönlendiren unsur neydi?

Pazar günü hangi yeni bilgi geldi de komplonun arkasından Sarıgül’ü aldılar ve iktidarı oraya oturttular.

Ve tabii daha önemlisi, bu yeni bilginin kaynağı kim, neresi?

Çünkü normal şartlarda, başından beri bu konunun üzerine gidilmemesini söyleyen ve kendine yakın medyada bu konuyugündeme taşımayan, Bülent Arınç dışında tüm AKP’lilerin sustuğu bir dönemde Deniz Baykal’ın istifasını açıklarken Başbakan’a teşekkür etmesi beklenirdi.

Ama o öyle yapmadı.

Son 2 gün içinde öğrendiği veya kendisine ulaştırılan bir bilgiyle iktidarı suçlamayı tercih etti.

Bunun nedenini çözen, önümüzdeki dönemin siyaset denklemini de çözer

Ne demek ‘aday olmam’

CHP’de aşırı duygusal bir hava var.

Ben buna anlam veremiyorum.

Deniz Baykal, kişisel bir hatası nedeniyle istifa etmek zorunda kaldı.

Olan biteni zaten yalanlamıyor.

CHP’deki duygusallığı anlamak mümkün değil.

“Deniz Baykal CHP demek” diyorlar.

CHP ille bir şey demekse kurucusu Atatürk’tür, Atatürk demektir.

Hadi Atatürk partiler üstü.

O zaman İnönü demektir.

Ama başkası değil.

Ne olmuş ayrılmışsa.

Bu partide İnönü devrildi, ne oldu!

İlk seçimde iktidar oldu.

Şimdi parti içinde, Kurultayda aday olan haindir” lafları dolaşıyor.

Niye?

Genel Başkan skandalla gitmiş. Partililerin, genel başkan adaylarının suçu ne?

Gereksiz bir duygusallık.

Partiye zarar verecek bir yaklaşım.

Kemal Kılıçdaroğlu bile bu söylemin etkisinde kalmış, “Ben aday değilim” diyor.

Olacak iş mi?
.
(..)
faltayli@htgazete.com.tr





12 Mayıs 2010
CHP'den Şampanyalı Kutlama!
Star yazarı Şamil Tayyar, Baykal videosunun ortaya çıktığı süreçten sonraki gelişmelerle ilgili çarpıcı iddialar ortaya attı.

Şamil Tayyar, Baykal videosunun ortaya çıktığı süreçten sonraki gelişmelerle ilgili çarpıcı iddialar ortaya attı.

Bugün TV'de yayınlanan Temsilciler Meclisi programında Baykal'a ait olduğu iddia edilen seks kaseti ve beraberinde yaşanan gelişmeler masaya yatırıldı.

CHP'liler şampanyalı kutlama yaptı

Programa, Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar'ın yapmış olduğu açıklamalar damga vurdu. CHP'li bir başkan yardımcısının gazetelerin yayın yönetmenlerini arayıp olayın gazetelerin manşetten büyük vermesini ve Türkiye'nin gündemine düşmesini istediği yönünde şahitlerin olduğuna vurgu yapan Tayyar: ''Pelit Kafe'de CHP'li ünlü bir ismin bu kaset olayının ardından 'artık önümüz açıldı diyerek şampanya ile kutlama yaptı'' sözleriyle yeni bir tartışmayı gündeme getiridi aktifhaber

Sevilay Yükselir / Sabah
Eyyy CHP'liler! Uyanın artık! Çünkü kral çıplak!

Yazdım daha evvel değil mi? "Yatak odaları odaların içerisinde en mahrem olan alanlardır. Bu nedenle bu odaları kah dürbünle, kah anahtar deliğinden izlemek büyük alçaklıktır! Hele de insanları donlu veya donsuz gizli kameralara çekip seyretmek ya da seyrettirmek şerefsizliktir! Günahtır! Adiliktir!" diye.

Son birkaç günde yazılanlara, konuşulanlara, yorumlara bakınca da, bütün toplumun bu konuda hemfikir olduğundan yana zerre kadar şüphem de kalmadı artık.

Tabii ki hepimiz çok üzüldük, Deniz Baykal'ın siyasi kariyerinin böyle alçakca bir tuzak ve saldırı ile sonlandırmış olmasına.

Ancakkkk...

"Keşke daha dikkatli olsaydı. Keşke böyle bir zafiyetin içerisine düşmemiş olsaydı. Keşke o görüntülerdeki kadın TBMM'ye taşıdığı 19 yıllık özel kalemi, sekreteri Nesrin Baytok değil de, Ornella Mutti ya da Sophia Loren olsaydı..." dedik mi, demedik mi eyyy sevgili CHP'liler?

Dedik!

Pekiiii... Bunun yanı sıra, "Bu skandal, CHP'de yıllardır siyaset yapan ancak rozet taşımaktan, pankart sallamaktan, slogan attırılıp meydanlarda yürütülmekten başka bir iş yaptırılmayan CHP'nin onurlu, şerefli, haysiyetli kadınlarının hakkının yendiğini gün gibi ortaya çıkarmıştır!" tartışmasını yaptık mı, yapmadık mı?

Dahası, "Baytok milletvekili olmadan evvel, burnundan kıl aldırmayan, yeri geldiğinde asan, kesen, her seçim öncesi aday adaylarının Baykal ile görüşme taleplerinde kendi önceliklerini ortaya koyan, gözüne kestirdiğini isterse milletvekili, isterse belediye başkanı adayı yaptıran ve hatta Baykal'ın hangi partili ile ilişkiye gireceğine, hangisini seveceğine, sevmeyeceğine karar veren, canını sıkanın ipini çektiren, onu ciddiye almayan adamın anasını belleyen, burnundan fitil fitil getiren, özel kalem müdiresi olmaktan çok Genel Başkan'ın ruh ikizi gibi davranan Nesrin Baytok çok siyasinin ahını almıştır. Çok can yakmıştır geçmişte. Acaba bütün bu yaşadıkları ilahi adaletin bir tecellisi midir?" diyerek sorgulamadık mı kendi aramızda?

Allah aşkınıza doğruyu söyleyin. Zamanında, kocası Can Baytok'un Odesa adlı bilişim şirketine aralarında Şişli'nin de olduğu CHP'li belediyelerden verilen milyon dolarlık ihaleleri öğrenince öfkelenmedik mi?

Baykal ve Baytok arasındaki yasak ilişkiye dair dedikodularımız kulisleri çalkalamadı mı?

Onu 2007 seçimlerinde milletin vekili olarak Meclis'e taşıdığında, "Ohaaaa! Bu kadarı da fazla! Millet yıllarca çalışıp didinsin bu parti için bir halt olamasın. Baytok ise Baykal'la kurduğu özel ilişki sayesinde tereyağından kıl çeker gibi Meclis'te koltuk kapsın! Olmaz böyle rezalet! Olmaz böyle adaletsizlik!" diyerek isyan etmedik mi?

Sevgili CHP'liler. Kaçınız, "Baykal'a kendini kabul ettirmenin yolu Nesrin'den geçer" deyip, genel merkeze gidince ilk onun kapısını çalmadınız? El etek önünde durup, "Nesrin Hanım bugün yine çok güzelsiniz! Harikasınız! Memleketten size bal, tereyağı, kayısı kurusu, tarla domatesi, kendi üretimimiz olan ayakkabılardan getirdim" demediniz? Onun gazabına uğrayıp, "siyasi hayatım kararmasın" düşüncesiyle kaçınız Baytok'un odasına girerken besmele çekmediniz?

Ayrıca birçok defalar, birçoğunuz kendinizi yerden yere atıp, "Bu kadın eni sonu Genel Başkanımızın başını yiyecek! Bir an evvel genel merkezden uzaklaştırılmalı!" demediniz mi birbirinize? Şimdi ne oldu peki?

Hakikaten dediğiniz oldu! Nesrin, Erdal İnönü, Aydın Güven Gürkan, İsmail Cem, Ertuğrul Günay, Hikmet Çetin, Erol Tuncer, Hasan Fehmi Güneş, Bedri Baykam, Mehmet Moğultay, Erol Çevikce, Tarhan Erdem, Murat Karayalçın, Gürbüz Çapan, Mustafa Sarıgül, Adnan Keskin, Seyfi Oktay, Celal Doğan, Onur Kumbaracıbaşı, Hurşit Güneş ve Ercan Karakaş gibi kurt siyasetçilerin bile yıllarca uğraşıp, didinip yiyemedikleri genel başkanınızı topu topu 5 dakikalık bir filmle yedi! Ve bitirdi! Hepinize geçmiş olsun...

Şimdi size yakışan, o gidince kaybedecekleri mevki ve koltukların derdine düşen Baykal yandaşı adamların gazına gelip, "Geri dön... Geri dön..." şarkısının ritmine ayak uydurmak değildir. Sizden beklenen, Türkiye solu adına önünüze bakıp, evrensel sol değerlere sahip çıkan, genç, dinamik ve uzun yol adamı olan bir genel başkan için çalışmaktır.

Çünkü eski kral artık çıplak yakalanmıştır! Yeniden giydirseniz bile, halk nezdinde o çıplak silüeti asla ama asla unutulmayacaktır!

Fatih Altaylı/Habertürk
KOCANIZ VE KARINIZ OLSAYDI DA BÖYLE Mİ DÜŞÜNÜRDÜNÜZ?

BURASI gerçekten acayip bir ülke oldu ve ben bu ülkeyi, bu ülke halkını anlamakta ciddi biçimde zorluk çekiyorum.

Tamam, kabul ediyorum Deniz Baykal’a yapılan bir komplodur.

Gizli kapaklı yürütülen bir ilişkinin bir şekilde kayda alınıp yayınlanması büyük ayıptır. Rezalettir. Ancak tartışmalar ve yorumlar artık bunun ötesine kaydı.

Bazı yazarlar ve o yazılara yorum yapanlar işin cılkını çıkardılar.

Mesela dün bir yazı ve yorum okudum. Nesrin Baytok’un bir fotoğrafı altında şöyle diyor: “Yalnız ve mağrur kadının halini düşünen yok” ve altında bu mealde yorumlar. Eh be kardeşim.

Tamam partizanlık gözleri kör etmiş ama bu kadar mı?

Peki aynı hanımefendi, bu yorumları yapan hanımefendinin eşiyle bir ilişki yürütmüş olsaydı ya da bu yorumları yazan beyefendinin eşi olsaydı aynı yorum yazılacak mıydı?

Hep ifratla tefrit arasında gidip geliyoruz. Bu ilişki hiçbirimizi ilgilendirmezdi. Ahlak bekçisi falan da değiliz ama ortada onurlu ve masum bir durum da yok doğrusu.

Bazıları da ısrarla görüntülerin montaj olduğunu vurguluyor.

Yahu olayın başaktörü ilişkinin varlığını kabul ediyor ve “Görüntüler eski değil yeni” diyor. Size ne oluyor.

Üstelik başaktör çok da düzgün bir davranışla istifasını veriyor.

Ne yapmamız bekleniyor?

Bu ilişkiyi alkışlamamız mı?

Diyorum hep, ahlak bekçisi falan değilim.

İsteyen istediği ilişkiyi yaşar.

Ama bu ilişki, ortaya çıktığı zaman bir bedel ödenmesi gereken türden bir ilişkiyse o bedeli öder. Bir siyasetçiyse halka da öder, siyasetçi değil sıradan bir vatandaşsa eşine, ailesine, yakın çevresine öder.

Bir bedel ödenmesi istenmiyor ve durum aynen kabulleniliyorsa da ödemez.

Ama kimse bizden böyle bir ilişkiyi ve ilişkinin aktör ile aktrisini alkışlamamızı beklemesin.

Kusura bakmayın!

Günay'dan "kaset, parti içinden sızdı" iddiası
13 Mayıs 2010


Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, kaset skandalı sonucu istifa etmek zorunda kalan Deniz Baykal'la ilgili şok açıklamalarda bulundu. Baykal'ın istemesine rağmen CHP liderliğine "dönemeyeceğini" iddia eden Günay, kaseti parti içerisinden birilerinin sızdırdığını ima etti: "Siz insanların demokratik yollarını tıkamışsanız başka yollardan sizden bunun öcünü alırlar. Öyle kıyımlar olmuştur ki, O kıyımlar da böyle saygısız ve acımasız misillemelere insanları götürmüş olabilir."

CHP'de bir dönem Genel Sekreter olarak Deniz Baykal'la yakın çalışma arkadaşlığı yapan Ertuğrul Günay, Gazeteci Ömer Şahin'in sunduğu Kanal A'da Görüş Farkı programında eski partisinde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Baykal'ın sonunun bu şekilde olmasına üzüldüğünü söyleyen Günay, Baykal'ın yeniden dönüp dönmeyeceğine ilişkin soruya, "Dönmek istediğini hissediyorum ama dönemez. Baykalın siyaset anlayışından arınmış bir CHP'nin yeniden parti olma şansı vardır. Parti bunu bir miktar hissedecektir ve artık dönmesine izin vermeyecektir." cevabını verdi.

Ertuğrul Günay, Baykal'ın "komplo" iddialarına yanıt verirken olayın Hükümet'le ilgisi olmadığını, "Böyle bir şey olabilir mi? Bu işin nerelerden kaynaklandığına dair kamuoyunda herkes herşeyi konuşuyor ve biliyor. Bizimle hiç ilgisi yok, herkes Allah'tan korksun" sözleriyle açıkladı.

Kasetin CHP içerisinden sızdırıldığını iddia eden Günay şöyle devam etti: "Siz insanların demokratik yollarını tıkamışsanız başka yollardan sizden bunun öcünü alırlar. Bu hesaplaşmanın nerden kaynaklandığı nerden topluma verildiği herkes bunu biliyor yani. Bence bunu kaşıyarak başka şeyler söylemek zorunda kimseyi bırakmasınlar. Siz insanların demokratik söz söyleme hakkını insanlara kapatırsanız insanların hak-hukunu çiğner ve olmayacak birtakım mekanizmalar kurarsanız sizi de böyle acımasızca çıkar birileri böyle hesaplaşır. Öyle kıyımlar olmuştur ki, O kıyımlar da böyle saygısız ve acımasız misillemelere insanları götürmüş olabilir. Öyle insanlar çizilmiş,haksızlıklar yapılmıştır ki Size de men Dakka dukka."

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yıllar önce dile getirdiği "CHP kapatılsın, Vakıf olsun" görüşünü de yineledi. İş Bankası'ndan aldığı parayla birlikte CHP'nin Cumhuriyet tarihini araştırma merkezine dönüştürülmesinin daha saygılı bir davranış olacağını söyleyen Günay, "Çok ağır tepkiler almıştım ama doğru bir öneriymiş. CHP müze olmasın; Kültür Bakanı olduğum için bana bulaşır. Vakıf olabilir." dedi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İsmet İnönü'nün Atatürk'ün ölümünden bir gün sonra Cumhurbaşkanlığı'na askeri darbeyle seçildiğini öne sürdü. Günay, "11 Kasım 1938'de askeri müdahale ile İsmet Paşa işbaşına gelmiştir. Parlamentoya kalsa İsmet Paşa gelemiyordu. Atatürk'ün dışladığı bir isimdi." diye konuştu.

Başbakan Erdoğan ile Deniz Baykal arasında yaşanan İnönü-Hitler polemiğine de değinen Günay, İsmet İnönü'nün tek parti diktatörlüğüne gitmesinde dönemin şartlarının etkili olduğunun altını çizdi. Günay, tek parti dönemini övenlere hatırlatmalarda bulunan "Sol'un fetiş haline getirdiği Nazım Hikmet, İsmet İnönü'nün işbaşında olduğu dönemi hapiste geçirmiştir. Menderes'in affıyla dışarı çıkmıştır." hatırlatmasında bulundu.
habertaraf

Murat Bardakçı
Lidere ağıt mı, yoksa Kerbelâ töreni mi?
12 Mayıs 2010

CHP’de Deniz Baykal’ın istifasından sonra ağlamalar, sızlamalar, gözyaşları ile dolu feryadlar devam ederken şimdi de açlık grevleri başladı.

Maltepe CHP Gençlik Kolları’nın bazı üyeleri, Baykal’ın genel başkanlığa dönmesi için çadır kurup açlık grevine gitmişler, Maltepe’nin CHP’li Belediye Başkanı Mustafa Zengin de çadıra girip greve katılmış.

İş nerede ise, İran’ın doğusundaki Meşhed’de her 10 Muharrem’de yapılan Aşurâ Günü merasimlerinde Kerbelâ şehidlerini anmaya benzemek üzere... “Meded yâââ İmâm!” yerine “Yetiş yâââ Baykal” deyip ellerindeki zincirlerle sırtlarını kan içerisinde bırakıncaya kadar dövünecekler, hattâ bazıları İmam’a kavuşmak için kendi kendilerini hançerlemeye bile teşebbüs edecek... Deniz Bey bütün bunlara rağmen dönmeye yine de ikna edilemezse, yapılacak herhalde tek bir iş kalıyor: Budist rahiplerin bir zamanlar çok moda olan protesto biçimleri örnek alınacak, “Bizi bırakmaaaa!” diye haykırıp, meydanlarda üzerlerine benzin döküp intihara kalkışacaklar.

TAYİN Mİ, SEÇİM Mİ?

Şaka bir tarafa, CHP’de üç günden buyana tuhaf bir ruh hali hâkim. Bazı partililer CHP’nin siyasi bir parti olduğunu unutmuşlar, önderliğini bir gurunun yaptığı modern bir tarikatin yahut bir meditasyon grubunun mensubu imiş gibi davranıyorlar. Üstelik sadece sıradan partililer değil, bazı yöneticiler de aynını yapıyorlar. Bir il başkanı, Deniz Bey’in istifasını açıklamasından sonra televizyona çıkmış, gözyaşları içerisinde “Ben herşeyimi ona borçluyum, beni bu koltuğa o oturtmuştu” diye feryad ediyor. Ama, karşısındaki gazetecinin aklına “Sizi delegeler mi seçti, yoksa Deniz Bey mi tayin etti? İl kongrelerinizde yapılan seçimler göstermelik mi” diye sormak, her nedense gelmiyor.

Bütün bunlar, “Türkiye’yi demokrasiye kavuşturan” ve “gerçek demokrat” olduğunu söyleyen CHP’de yaşanıyor. Ağlayan, gözyaşı döken ve ağıtlar yakan partililer, yönetici kadroyu hıçkırıkların değil, kurultaylardaki sandıklardan çıkacak oyların belirleyeceğini hatırlamıyor, pembe dizi modeli, dram tarafı ağır basan bir romantizmden medet umuyorlar. Oynanan dram demokrasinin gereklerine öylesine baskın çıkıyor ki, senelerden buyana genel başkanlık koltuğu hayalleri kuranların hiçbiri bugün “Kurultayda aday olacağım” deme cesaretini gösteremiyor!

KUZEY KORE’DE DEĞİLİZ

Unutmayalım: Deniz Baykal’ın istifasının sebebi partisinin dertleriyle uğraşmaktan bıkması veya siyasette geçirdiği bu kadar sene sonra hissettiği bir dinlenme ihtiyacı yahut yerini gençlere bırakma âlicenaplığı değil, sadece ve sadece bırakmaktan başka bir çözümün olmamasıdır. Baykal’ın istifasına sebep olan hadise pis, hem de çok pis bir tezgâhtır, ama iddia yalanlanmadığına göre maalesef doğrudur ve Deniz Bey medenî demokrasilerin gerektirdiği şekilde istifasını verip gitmiştir.

Yerleşmiş demokrasilerde böyle bir durumda çözüm aslında iki taraflıdır, yani skandalın diğer tarafının da bırakıp gitmesini gerektirir ya, neyse...

Ağlayan, sızlayan ve hattâ açlık grevi yapan CHP’li beyler ve hanımlar lutfen hatırlasınlar: Günümüzün dünyasında bu gibi toplu hüzün gösterilerine artık sadece Kuzey Kore’de rastlanıyor. CHP ise Kuzey Kore’nin değil, Türkiye’nin siyasi partisidir; müstafi genel başkanın ismi de Kim İl Sung falan değil, Deniz Baykal’dır!

Gözyaşının ve hıçkırığın Türk siyasi hayatında hâlâ ne kadar etkili olduğunu, birkaç hafta sonra yapılacak kurultayda hep beraber göreceğiz.
habertürk

14 Mayıs 2010
Baykal Genel Başkan Belirleyemez
CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin: Deniz Baykal, Genel Başkan belirleyecek durumda değil.

Tekin, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, CHP Genel Başkanlığından istifa eden Deniz Baykal'ın ''Genel Başkanlık için aday belirleme durumunda olmadığını'' söyledi.

Tekin, daha önce katıldığı bir televizyon programında da, Deniz Baykal'ın istifasını canlı yayında izlemiş; istifa üzerine ilk cümlesi ''Genel Başkanlığı bıraktı ama biz kendisinden ağabeylik yapmasını istiyoruz'' sözleriyle değerlendirmişti. Tekin'in bu açıklamaları, Baykal'ın yeniden Genel Başkanlık koltuğuna oturmasına sıcak bakmadığı şeklinde yorumlamıştı.

Tekin, Deniz Baykal'ı Angora Evleri'ndeki konutunda ziyaret etti. Tekin, ziyaretinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, İstanbul İl Başkanı olarak, iki gün önce İstanbul ilçe başkanları ve belediye başkanları ile yaptığı toplantının sonucunu Baykal'a aktardığını ifade ederek, şunları söyledi:

''Bu çerçevede konuşmalarımız oldu. Örgütlerimizin Baykal'ın tekrar görevine dönmesi ve kurultayda aday olması talebini ilettik. Bu talebi ilettiğimizde genel başkanımız, daha önce olduğu gibi 'yeni bir arayışa ben de katkı sunmak istiyorum' dedi. Konuşmalarımız bu çerçevede oldu.'

Gazetecilerin ''Aday ismi gündeme geldi mi?'' sorusu üzerine Tekin, ''Bir aday tartışması olmadı. Elbette kurullar kendi içinde bu konuşmaları yapacak. Ancak, aday arayışındansa İstanbul İl Başkanı olarak örgütümüzün talebini Baykal'a aktardım'' dedi.

Tekin, Baykal'ın, genel başkan adaylığı için grup başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ismine nasıl baktığının sorulması üzerine, ''Baykal'ın kafasında herhangi bir isim söz konusu değildir. Arkadaşlarımıza, 'Kendi aranızda bir uzlaşma sağlayın' talimatı var. Baykal, 'şu aday olsun, bu aday olsun' diyecek durumda değil. Kurullarımız, parti üst düzey yöneticileri bu çerçevede bir çalışma yapacak. Sayın Genel Başkanımız bu konuda 'her türlü katkıyı sunmaya hazırım' dedi'' diye konuştu.

-CHP GENEL BAŞKANSIZ KALMAZ-

''Kılıçdaroğlu ismi üzerinde uzlaşma sağlanabilir mi'' sorusu üzerine Tekin, ''Ben, örgütümün talebini biraz önce size aktardım. Örgütün talebi Deniz Baykal'ın tekrar aday olması yolunda. Böyle bir talep olmasaydı aday arayışıyla ilgili görüşlerimi söylerdim'' dedi.

Gürsel Tekin, gazetecilerin, ''Baykal genel başkan adayı olmazsa'' sözlerine, ''Olmazsa, CHP genel başkansız kalmaz. Merak etmeyin, 86 yıllık partiyiz'' karşılığını verdi.

Tekin, ''Sizin isminiz gündeme getirildi. Bu yönde bir görüşmeniz oldu mu'' sorusunu, ''İstanbul İl Başkanı'yım. Partide en önemli görevdeyim, yerimden de çok memnunum'' diye yanıtladı. aktifhaber

14 Mayıs 2010 23:13
Yayınlarsanız Bitiririm!
Başbakanlık eski Basın Müşaviri Ahmet Tezcan'dan ilginç iddia...
Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit


Erdoğan’ın 4 yıl önce Baykal’la ilgili bir belgeyi yayınlamak isteyen dergicilere “Yayınlarsanız sizi bitiririm” dediği ileri sürüldü. Başbakanın eski Danışmanı Ahmet Tezcan iddiayı doğruladı...


Nihal Bengisu Karaca, üç gün önce TV’deki açık oturumda, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’la ilgili bilinmeyen bir belge olduğunu iddia etti. Karaca, TV’de “Baykal’a ait bir belgeyi ele geçirenler, danışmanı aracığıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a bu bilgiyi ulaştırdı. Başbakan da onlara, ’Bu yayınlanırsa, destek olmayı bırakın, sizi bitirmek için herşeyi yaparım ’mesajı iletmiş” dedi.

Tezcan olayı anlattı

Başbakanlık eski Basın Müşaviri Ahmet Tezcan dün bu iddiayı doğruladı. Habertürk TV’de yayınlanan ’İkide Bir’ adlı programı Nihal Bengisu Karaca ile sunan Tezcan, 4 yıl önceki olayla ilgili şunları söyledi:

“Nihal Bengisu Karaca, geçenlerde bir başka programda önemli bir bilgi verdi. ’Ben Başbakan’ın bir yakınından biliyorum ki’ diye başlayan bir sözü vardı. Bengisu’nun bahsettiği Başbakan’ın yakını, danışmanı bendim. Bunu açıklamak zorundayım. 4 yıl önce Sayın Baykal ile ilgili sol bir dergide yayınlanmak üzere gazeteci bir arkadaşımdan bir bilgi geldi. Sadece ’Eğer başımıza bir şey gelirse hukuksal destek verir misiniz’ diye de ben Sayın Başbakan’a bunu ilettim. Erdoğan, ’Bize yakışmaz’ dedi ve ekledi: ’Eğer arkadaşın üzerinde bir etkin varsa, bunun yayınlanmasına da engel ol. Çünkü biz kavgamızı ancak siyasette yaparız, başka alanlarda değil.’ Başbakan’ın sözleri üzerine dergi de zaten yayınlayamadı. Başbakan isteseydi Sayın Baykal’ın siyasi hayatı 4 yıl önceden biterdi. Ben Erdoğan’ı suçlamak yerine ona dua etmesi gerekir diye düşünüyorum.”

Tezcan, “O bilginin içeriği benimle mezara gidecek. Ama son kasetle alakası yok. O dergi de hala çıkıyor mu bilmiyorum” dedi. aktifhaber

aktifhaber okuyucu yorumlarından

CHP; Tuncelililer partisi mi olacak
Orhan A. Tatar
CHP'de mezhepçiler çok hırslı...Ancak Rumelililer, Arnavutlar, Abhazlar, Çerkesler, Gürcüler, Lazlar, Sünni Yörükler; mezhepçilere karşı müthiş öfkeli..Kemal Kılıçdaroğlu, Yılmaz Ateş, Gürsel Tekin, Ali Topuz vs. adeta Baykal'ı ablukaya aldılar...Baykal ise CHP'nin başına mezhepçilerin geçmesi durumunda partinin dörde bölüneceğini düşünüyor..Bu nedenle yeniden CHP'ye dönecek..Ancak ALDATMA Olayı; bu defa aile çevresinde ciddi sorun olmaya başlayacak gibi..Hem Baykal, hem de Baytok ailesinde.
14 Mayıs 2010 Cuma 23:13
evvel zaman içinde
dermani2
jön onu öldüreceği zaman.itiraf eder af dilenirdi.sen almışsın evli kadını yanına sekreter yapmışsın.ola bilir beraber bir aşkta yaşamışsınız oda ola bilir,alıp liste başına koydurtup ankara halkını keriz abdülaziz moduna getirmişsin hadi oda olabilir yahu insaf et.bide günlerdir türkiyenin tüm gündemini allak bulak ettin.tuturmuşsun bir komplo teranesi.nasılki türkiyeyi avrupa insan hakları mahkemesine verip tazminatta istemiyorsun.yanii o kadar diyorum.madem dürüstün madem bir komploya maruz
14 Mayıs 2010 Cuma 23:08

Artık CHP den kadın milletvekili çıkar mı?
Çetin ÇELİK
Hoşunuza gitmeyecek biliyorum ama etrafım da yapılan espirileri sizinle paylaşayım.1-Mustafa SARIGÜL CHP den neden kovulmuştur.?Cevap:Baykalla yatmadığı için.2-İki kadın konuşuyormuş.Biri demişki-CHP den milletvekili olacağım.Diğeri hemen yapıştırmış-Ay şekerim valla işin zor Baykal da istifa etti kime verecen ki....Nasıl?!!Kötü değil mi?
14 Mayıs 2010 Cuma 22:08

Konuşuyor
Telekulak
Bence bayan o filmde daha iyi. Cannes film festivaline katılmalıdır. Hele hem yatağı düzeltip hemde erkek oyuncuya kızması varya .. Acayip doğaçlama yapıyor. Ayrıca sanat için soyunulur. erkek oyuncu ortada şortla dolaşıyor. Sanat adına Bayan filme gereken önemi vermiştir. Lütfen burada sinema eleştirmeni var. bu yorumu dikkate alalım.
14 Mayıs 2010 Cuma 22:27

tabi ki metres denir
aklı selim
bizim toplumumuzda bu durumun karşılığı ve sözlük anlamıyla adı metrestir. inanmayanlar açsın sözlüğü baksın.
14 Mayıs 2010 Cuma 22:29

Bakmayın
Metin Kaya
siz şu andaki görüntülere. Herkesin bir beklentisi var. Beklentisi olanlar hayal kırıklığına uğrayınca önümüzdeki günlerde neler olacak neler bir bilseniz. Herkes eteğindekini dökecek, birbirini satacak, suçlayacak, daha ne kasetler çıkacak. Daha dahaaaa...
14 Mayıs 2010 Cuma 15:29

CHP baykalın çifliğimi
zonguldaklı
bu nasıl iştir Adamda ne yüz var Bir insanın başına gelebilecek en kötü şey Baykalın başına gelgi Ama adama bak hala Partisinden Eşinden Kamuoyundan özür dilecek zaman CHP ye Başkan atama peşinde Kardeşim CHP de bu işi kendi iradesi ile yapacak adam aday yokmu Herkes Baykalım mahkumumu CHP bu kadar güdükmü Byle bir durumda Geminin başına geçecek kaptan yokmu Siz milleti aptalmı sanıyrsunuz Baykal neden İpleri kendi elinde tutmak istiyor Adaylar nedenbaykaldan rıza istiyor Madem Geri gelsin
14 Mayıs 2010 Cuma 17:08

Sevilay Yükselir
Sabah Gazetesi
Hepimiz Nesrin Baytok'uz!
14 Mayıs 2010

Kural hiç değişmiyor. Ne zaman, içinde aşk, ihanet, seks olan bir olay patlak verse, derhal bizim mahallenin kadın hakları savunucusu kalemler başkaldırıyor ve ilerisini gerisini tartmadan, düşünmeden o olayın kahramanı kadını dosdoğru mağdur ilan ediyor!

Türkiye'nin günlerdir tartıştığı bu son skandalda da maalesef durum değişmedi yine!

"Nesrin Baytok mağdurdur ve maçoluğa kurban gitmiştir" diyerek, Baytok için bir mağduriyet kampanyası başlatan bu arkadaşlara, izninizle bir hemcinsleri olarak seslenmek istiyorum bu köşeden;
Sevgili Mutlu Tönbekici, sevgili Ayşe Arman, çok sevgili Balçiçek, Rahşancım, Yazgülü Hanım. Bakın. Bir kere en başından söyleyeyim size, derdim sizlerle polemiğe filan girmek değil bu konuda. Derdim, aslında perde arkasında neler olup bittiğini bilmeden yazdığınız bu konuda sizleri enine, boyuna aydınlatmak! Arkadaşlar yanılıyorsunuz! Hem de fena halde yanılıyorsunuz! Tabii böyle olması da gayet normal. Çünkü çalışmıyorsunuz! Kusura bakmayın ama sizler, geride kalan çocukları düşünmeden tenceredeki çorbayı bol kepçeden dağıtan karavanacılara benziyorsunuz! Amiyane tabirle oturduğunuz yerden üfürüyorsunuz! Olayı, sıradan bir vatandaş gibi blackberry ya da iPhone'larınızdan okuyup ya da evdeki dev ekran tv'lerinizden izleyip, her zamanki lügatinizden parçalıyorsunuz! Oysa ben ve benim gibi hâlâ muhabir ruhuyla gazetecilik yaparak yazı yazan kalemler ne yapıyor biliyor musunuz? Bu skandalın adeta travma yarattığı Türkiye'nin ana muhalefet partisi CHP'de neler olup bittiğini bizzat yakından izliyor. Hem de yıllardır yapıyoruz bunu. Onların kurultaylarını, kongrelerini, panellerini, yemeklerini, mitinglerini ve aklınıza gelebilecek her türlü organizasyonlarını asla kaçırmıyoruz. Nabız tutuyoruz ve bire bir gözlemliyoruz. Mesela çok isterdim daha birkaç ay evvel yapılan İstanbul İl Kongresi'ndeki 640 delegenin sadece ve sadece 39'unun kadın olduğu o korkunç manzarayı kendi gözlerinizle görmenizi. Ya da söz konusu kaset skandalının patladığı cumartesi gecesi İstanbul İl Başkanlığı'nın düzenlediği gecedeki o berbat atmosferi! Partinin emektar kadınlarının tuvaletlerde neler konuştuğunu, 52 yaşındaki kadın avukatın nasıl öfke kustuğunu... Onun, "Hukuk Fakültesi'nde öğrenciyken sol adına çarpıştım. Bedel ödedim, hapis yattım. Sonrasında sendikalarda mücadele ettim. Belki bu tecrübelerimden faydalanırlar dedim CHP'ye üye oldum. Biliyorsun tam 12 yıldır bu partideyim ve milletvekili adayı olmak için yüz kere gittim genel merkeze. Yalvardım kaç defa Nesrin Baytok'a, 'Bir dakikalığına da olsa beni Baykal'la görüştürsün' diye. Görüştürmedi. Sahip çıkmadı. Aksine hep önümü kesti. 2007'de o milletvekili adayı yapılınca kahroldum. Kızdım kendime. Küfrettim. Kocam ve çocuklarım, 'Boşuna tırmalıyorsun. Senden bir halt olmaz!' dediler. Ama yılmadım. Devam ettim. Ancak bugün skandal patlayınca anladım ki biz boşuna çabalayıp durmuşuz! Boşuna emek vermişiz bu partiye!" diyerek söylenmesini...

Keşke, yıllardır, "İnadına sol, inadına CHP" diye slogan attırılan o kadınların çığlıklarını, haykırışlarını kendi kulaklarınızla duysaydınız.
Ve keşke, kendisine, "Milletvekilliğinden istifa edecek misiniz?" diye soranlara, "Asla! Ben bu işe 20 yıl emek verdim" diyen Nesrin Baytok'un yaşanan skandala rağmen, onurunun, şerefinin filan derdinde olmadığının, tek derdinin emekli olunca sahip olacağı milletvekilliği hakları olduğunun farkına varabilseydiniz!

Ve keşke, adeta, "Hepimiz Nesrin Baytok'uz" demeden evvel aslında haysiyeti ile siyaset yapmaya çalışan binlerce kadının hakkını nasıl gasp ettiğinizin farkına varsaydınız!
Keşke!

15 Mayıs 2010
CHP'de 'Geri Dön' Fiyaskosu
Deniz Baykal'ın yeniden CHP'nin başına dönmesi için bugün 100 bin kişilik gövde gösterisine hazırlanan partinin iki kurmayı Mehmet Sevigen ve Yılmaz Ateş büyük bir hayal kırıklığına uğradı

Deniz Baykal'ın yeniden CHP'nin başına dönmesi için bugün 100 bin kişilik gövde gösterisine hazırlanan partinin iki kurmayı Mehmet Sevigen ve Yılmaz Ateş büyük bir hayal kırıklığına uğradı.
Kılıçdaroğlu'ndan Salı gününe dikkat
Deniz Baykal ile Nesrin Baytok'a ait olduğu iddia edilen kaset skandalının ardından deprem yaşayan CHP bugün bir artçı depreme daha sarsıldı. Baykal'ı yeniden göreve getirmek için kolları sıvayan Mehmet Sevigen ile Yılmaz Ateş, bugün Deniz Baykal'ın evinin bulunduğu Angora Evleri'nin önüne 100 bin kişiyi toplamayı hedefledi.

SADECE BİN 200 KİŞİ GELDİ

Baykal'ın ikamet ettiği Angora Evleri'nin önünü miting alanına çevirmek isteyen Mehmet Sevigen ve Yılmaz Ateş mevcut tablo karşısında hayal kırıklığına uğradı. Baykal'ın gözde kurmayları arasında yer alan bu ikili hafta ortasından bu yana CHP'li belediye başkanlarını tek tek arayarak Ankara'ya otobüs kaldırmasını istedi. Ancak ortaya çıkan tablo tam bir soğuk duş etkisi yaptı. Ankara'ya hedeflenen 100 bin kişi yerine ancak 1200 kişi gelebildi.

OTOBÜSLERİN YARISI BOŞ

Edinilen bilgilere göre CHP eski lideri Baykal'ın evinin önüne İstanbul'dan 14, İzmir'den 14 ve Ankara'dan 11 otobüs geldi. Mevcut durum karşısında tam bir fiyaskoya uğrayan Mehmet Sevigen ve Yılmaz Ateş son çare olarak ilçe yöneticileri ve gençlik kollarına talimat üzerine talimat yağdırsalar da bu çaba boş çıktı.

HALK TV KAMEREMANINA FIRÇA!

Öte yandan CHP'nin kanalı olarak bilinen Halk TV gün boyunca Angora Evleri'nin önünde canlı yayın yaptı. Olaya tanıklık eden bir gazete muhabiri, Mehmet Sevigen'in otobüsleri görüntülemek isteyen Halk TV kameramanına 'Niye boş otobüsleri çekiyorsun?" diye çok sert bir çıkış yaptığını anlattı.

TÜM HESAPLAR ALTÜST OLDU

Mehmet Sevigen ve Yılmaz Ateş'in CHP İl Başkanları yerine belediye başkanlarıyla temas ederek Angora Evleri'nin önüne 100 bin kişiyi toplayıp Deniz Baykal'ın yediden genel başkanlığa döndürme operasyonu başarısızlıkla sonuçlandı. CHP ve Deniz Baykal cephesinde bu fiyaskonun nasıl değerlendirileceği merak konusu

Kaynak:İnternethaber

CHP'Lİ NESRİN BAYTOK KONUŞTU

15 Mayıs 2010 19:41
CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok, Deniz Baykal ile görüntülerinin yer aldığı iddia edilen kaset olayıyla ilgili kamuoyuna açıklama yapıp yapmayacağına ilişkin bir soru üzerine, "Geleceğe yönelik hiçbir planım yok dedi..
Baytok: Zor bir süreç yaşıyorum. Kendime o süreci yaşamak için izin verdim" dedi. Baytok, zaman zaman Baykal ile görüştüğünü ve destek aldığını da kaydetti.

SHOW TV'ye konuşan Baytok, "Nasılsınız" sorusuna, "İyiyim. Bir sınavdan geçiyoruz" yanıtını verdi. "CHP'de yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Baytok, "Yakından izliyorum. Ama bunları haberlerden, medyadan takip ediyorum" diye konuştu.

Zor bir süreç yaşıyorum "Kamuoyuna çıkıp açıklama yapmak istiyor musunuz?" sorusuna ise Baytok, "Geleceğe yönelik hiçbir planım yok. Zor bir süreç yaşıyorum. Kendime o süreci yaşamak için izin verdim" yanıtını verdi. Eşi ve kızının yanında olduğunu ve hiç dışarı çıkmadığını belirten Baytok, kendisine destek verenlere teşekkür ederek, "Bu destekle kendimi büyük bir ailenin parçası gibi hissettim" dedi. "İstifa edecek misiniz?" sorusu üzerine ise Baytok, "Bunların hepsi sonraki konular" dedi. Baytok, zaman zaman Baykal ile görüştüğünü ve destek aldığını da kaydetti. haber10

SARIGÜL NEYİ BEKLİYOR

15.05.2010 16:06

CHP’nin Kurultayina bir haftadan az bir zaman kala Baykal’ın geri dönme ihtimali üzerine en az Önder Sav kadar cok sevinen bir isim daha var:

Mustafa Sarıgül...

Odatv.com’un eline ulasan bilgilere göre, Sarıgul Kurultay’dan sonraki hafta, ağırlığı İngiltere olan bir dizi yabancı gazeteci ve parlamenteri İstanbul’a davet etti. 25 Mayıs’ta yapılacak bu toplantının ne ifade edecegini CHP kulisleri belirleyecek. Sarıgül’ün Baykal’ın geri dönmesi halinde bu toplantıyı “Uluslararası Lansman Toplantısı”na dönüştürebileceği konuşuluyor.

Bu toplantıya katılacak isimler arasında şu anda Financial Times gazetesi editorleri, Avrupa Parlamentosu yetkilileri göze çarpan isimler.

Baykal’ın kaybettiği 1994 Kurultayının ardından yaşandığı gibi olası bir bölünme hareketi için bu kez Mustafa Sarıgül kenarda bekliyor.

BATI BAŞKENTLERİ KILIÇDAROĞLU İLE TEMAS İCİN SIRADA

Bu arada CHP’nin bu gençleşme fırsatını yitirmemesi ve Kılıçdaroğlu ile hızla seçim hazırlıklarına başlaması gerektiğini düşünen bazı Batı Başkentleri de Ankara’da nabız yoklamaya başladılar.

Kılıçdaroğlu’nu iki yıldır yakın olarak takip eden merkezlerden biri Washington’daki Johns Hopkins Universitesi ile ortaklaşa İsveç sosyal demokratlarının desteklediği Orta Asya ve Kafkasya Enstitüsü İpek Yolu Araştırmaları Merkezi bunlardan biri. Merkezin uzmanları arasında Liberal basının Ergenekon tezlerini bir bir çürüten Gareth Jenkins de bulunuyor.

ABD Soruyor: Baykal dönecek mi?

ABD’deki pekçok düşünce kuruluşu ve ABD Dışişleri’ne rapor yazan etkili isimler de bu aralar kendileri için en kötü senaryo olarak “Baykal’ın dönmesini” not ediyorlar.

Odatv.com

Gürsel Tekin kimin hayır duasını aldı
14 Mayıs 2010 Cuma 00:45
Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ardından bu kez de Gürsel Tekin'e randevu verdi.

Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ardından bu kez de CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'e randevu verdi. Tekin ile görüşme Kemal Kılıçdaroğlu'nun ardından Baykal'ın evinde gerçekleşecek.

Gürsel Tekin, İl Başkanlığı’na geldiği günden beri dikkat çekici işler yaptı. Açılımları, çıkışları, seçim kampanyaları hep yankı buldu.

Hürriyet gazetesine verdiği bir söyleşide Gürsel tekin, babasının Din alimi olduğuna açıklamıştı:

“Ardahan’ın bir köyünde doğdum. Kaderine terk edilmiş, susuz, yolsuz bir köy... Ailemiz çiftçiydi. Tek anneden 12 kardeşmişiz ama dördü ölmüş. Annem 90 yaşında şimdi, çok da sağlıklı. Babam ilkokul üçe kadar okumuş ama aydın bir insandı. Aynı zamanda iyi bir din alimiydi.

Denk düşerse Cuma namazı kılarım. En kötü alışkanlığım sigara. Bırakacağım, genel başkan da kızıyor zaten. Fıkra anlatmayı severim. Dostlarla sohbet ortamı olursa bir iki bardak şarap içerim. Rakı nedir bilmedim. En büyük hobim siyaset. Son 2.5 yılda üç gün tatil yaptım.”

Ablam da başörtülü

Kemalizmle sosyal demokrasi aynı şey değil. Birbirine engel de değil. Köklerimize saygı duymalıyız. Ortak noktamız sosyal demokratlığımız. Kimsenin Türklüğü, Aleviliği ya da Kürtlüğü’nün önemi yok. Eskiden önemliydi. Çok sayıda Ermeni, gayrimüslim de var partimizde. ’de kırılması gereken çok şey var. Slogan atıyor: “Bilmem neyin imamı kaça sattın vatanı?” Ötekileştirerek nereye varacaksın? Mersin’de çarşaf yırtılması da yanlış oldu. Bu coğrafyada üç bin yıldır çarşaf var. Yaşam biçimlerine saygı duyacağız. Çarşaf açılımı başarılı olmuştu. Rozet takılanlar istifa etmedi. Sadece Eyüp’te aday olamayan biri tepki gösterdi. Ablam da başörtülü. Kadıköy Belediyesi’nde tek türbanlı vardı, benim yanımdaydı. 10 yıl çalıştı. Onlar türbanı siyasallaştırılınca bizimkiler de siyaseti onun üzerine kurdu. O da yanlış, bu da.” avaztürk

16 Mayıs 2010
Perinçek'ten Baykal'a Mektup!
İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Baykal'ın 'Pensilvanya' cümlesini kullanmasıyla istifa konuşmasının bütününü geçersiz kıldığını iddia etti.

Ergenekon'un tutuklu sanıklarından İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, CHP Genel Başkanlığından istifa eden Deniz Baykal'ın 'gizli kamera komplosu'yla ilgili yaptığı açıklamasında yaptığı 'Pensilvanya' vurgusundan rahatsız oldu. Cezaevinden Baykal'a bir mektup gönderen Perinçek, Baykal'ın 'Pensilvanya' cümlesini kullanmasıyla istifa konuşmasının bütününü geçersiz kıldığını iddia etti. Perinçek, Baykal'ın yarım asırlık arkadaşı olduğu için mektup gönderdiğini belirtti.

Baykal, istifasını açıkladığı konuşmasında "Bu çerçevede başka bir sorumlu arayanlar için yola çıkanlara yardımcı olmak üzere, Amerika Birleşik Devletlerinden, Pensilvanya'dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da söylemek isterim." ifadelerini kullanmıştı. İP Genel Merkezi'nde konuya ilişkin bir basın toplantısı düzenleyen Genel Sekreter Hasan Basri Özbey, Perinçek'in Baykal'a gönderdiği mektubu okudu. Özbey, mektubun Baykal'ın özel kalemine teslim edildiğini söyledi.

Perinçek mektubunda Baykal'ın 'Pensilvanya' vurgusunu eleştirdi. Baykal'ı hedef alan operasyonun başarıya ulaştığını ileri süren Perinçek, bunun nedenini ise "Pensilvanya'dan aldığı mesajın samimiyetine inandığını" söylemesine bağladı. Meydan okumaların hepsinin içinin boşaldığını ileri süren Perinçek, Baykal'ın hayatında yaptığı en etkili ve içerikli konuşmanın o anda bir biat ilanına dönüştüğünü savundu.

Devlet adamlarının şifrelerle açıklama yapılamayacağını dile getiren Perinçek, Baykal'ın Pensilvanya açıklamasını da kuşkusuz tartarak yazdığını savundu. Basın toplantısının CHP tarihinde bir leke olarak kalacağını iddia eden Perinçek, Türkiye'de AK Parti'nin zorbalık ve şiddetinin Mustafa Kemal Paşa'nın kelleyi koltuğa alan devrimciliğiyle alaşağı edilebileceğini ileri sürdü. aktifhaber

16 Mayıs 2010
Ne Korkaklığı Kaldı Ne Sünepeliği
Köşe yazarları Baykal'ın istifasından sonra aday olamayan Kılıçdaroğlu'nu kılıçtan geçirdi. Kılıçdaroğlu'nun ne sünepeliği kaldı ne korkaklığı...

MEDYADAKİ OPERASYON AYYUKA ÇIKTI

CHP lideri Deniz Baykal'ın Nesrin Batok'la olduğu iddia edilen görüntülerin ortaya çıkmasından sonra Baykal'ı isitfaya davet eden basının hedefinde bu kez de Kemal Kılıçdaroğlu var.

Baykal'a "istifa et" çağrısında bulunan yazarlar bu kez de adaylığını açıklayamayan Kılıçdaroğlu'na sert çıkmaya başladı. Kılıçdaroğlu'nun durumu değerlendirilirken, "süt dökmüş kedi", “düşük ve silik profil”, “Sünepe”, “Risk almaktan bile aciz", "Korkak", “Çakma Gandi”, "Bütün görevlerine "atamayla" gelen bürokrat..." gibi yorumlar havada uçuştu.

İşte yazarların Kılıçdaroğlu'nu hedef alan o sert yazılarından bölümler:

Mustafa Mutlu
CHP çok kötü bir sınav veriyor!

Baykal'ın istifasının üzerinden altı gün geçti... Bunca patırtının gürültünün ardından, elimizde ne kaldı? Bu soruya ben kendi yanıtımı vereyim:
Eski genel başkanlarının ağzının içine bakan binlerce siyasetçi!

CHP seçmeninin söz birliği etmişçesine “tek aday” olarak gördüğü ve gösterdiği Kemal Kılıçdaroğlu bile, arkasındaki bu gücü önemsemeden, Deniz Baykal'ın icazeti, onayı, takdiri, emri ve işareti olmadan adaylığını açıklamaya cesaret edemedi!

Yolsuzlukların, hırsızlıkların, çirkefin, bataklığın üzerine kararlılıkla yürüyen o cesur adam bile; sıra parti içi görev üstlenmeye geldiğinde, süt dökmüş kediye döndü!

Tamam; bir haftadır yazdıklarımın, söylediklerimin arkasında duruyorum ve hala büyük bir kararlılıkla “Baykal dönmemeli” diyorum...
Ama...
Yürekten desteklediğim Kemal Kılıçdaroğlu dahil CHP'li yöneticilerin şu bir haftada sergiledikleri “düşük ve silik profil”in de CHP'yi bir yerlere taşıyacağına inanmakta ne yazık ki güçlük çekiyorum!
Klişe bir söz vardır; “İstifa tek yanlı bir müessesedir” diye...
Baykal da içine düştüğü durumu sessiz kaldığı dört gün boyunca değerlendirdi ve kararını verdi; istifanın hem kendisi, hem de partisi için en hayırlı yol olduğunu gördü...
Bu saatten sonra onu döndürmeye çalışmak “sadakat”in değil, olsa olsa “acizliğin” ifadesidir!
Bu; “Bizi senden başka kimse bir arada tutamaz, dağılır gideriz. Biz kendimizi yönetmekten aciziz; gel bizi başsız bırakma” demektir!
Siyaset böyle yapılmaz...
Böyle siyaset yaparak, ülkeye hizmet edilmez...
Bu anlayış sadece “Gitme, bu çark bozulmasın, keyfimize bakalım” anlayışıdır!
Aradan geçen altı günde; her ne gerekçeyle olursa olsun CHP'yi bu kadar “güçsüz ve çaresiz” gösteren herkes, büyük bir ayıbın ortağı olmuştur...
Bu tablo; ne 86 yıllık parti geçmişine ne de CHP'nin “demokrasi” anlayışına yakıştı...
Bu görüntünün verilmesinde payı olan herkesi kınıyorum!

GÜNÜN SORUSU
Kurultaya bir hafta kaldı; CHP'de hala kimse başkanlığa talip olamadı...
Acaba CHP de yönetici seçemeyen apartmanlar gibi, “dışarıdan profesyonel yönetici” mi tutacak?

Ahmet Hakan
Ey Gandi Kemal

Deniz Baykal'ın gönlünü alarak yürüyüşe başlamak istiyorsun. Yakışır.
Aç kurtlar gibi koltuğa saldırmak istemiyorsun. Müthiş.
Fırsatı ganimet bilenlerden olmak istemiyorsun. Muhteşem.
Alçakların sunduğu malzemenin üstüne basarak yükselmek istemiyorsun. Süper.
Ve fakat...
Ey Gandi Kemal!
Unutma ki:
Bunların hepsinin bir sınırı, bir kıvamı, bir ölçüsü vardır.
Eğer “Deniz Baykal'ın gönlünü almalıyım” diye kapı aşındırmaya devam edersen, “İcazetle lider mi olunurmuş” derler.
Eğer “Aç kurtlar gibi koltuğa saldırmamalıyım” diye işi uzatırsan, “Sünepe” derler.
Eğer “Fırsatı ganimet bilmemeliyim” derken kıvamı kaçırırsan, “Risk almaktan bile aciz” derler.
Eğer “Alçakların sunduğu malzemenin üstüne basarak yükselmek istemem” diye yürüyüşü başlatmayı ertelersen, “Bu adam düpedüz korkuyor” derler.
Demem o ki ey Gandi Kemal...
Çok az vaktin kaldı...
Kıvamı tuttur, ölçüyü ayarla, sınırı kolla ve bir yürüyüş eyle...
Yoksa...
Bir de bakmışsın ki, “Gandi” iken, “yandaş medya”nın deyişiyle “Çakma Gandi” oluvermişsin.
aktifhaber


Aziz Üstel
Star Gazetesi
Asıl mağdur olan Baykal’a oy verenler!
16 Mayıs 2010 Pazar 11:48
İhanet eden, gerçekten ihanet etmişse, mağdur olabilir mi arkadaş?

İster komplo de, ister tezgah de, ister ona buna çamur atıp aradan sıyrılmaya çalış, mağdur olamazsın!

Burada asıl mağdur sana inanıp da analarının ak sütü gibi helal oylarını sana verenlerdir!

Onlar mağdurdur çünkü şu anda kendilerini aldatılmış hissediyorlar!

Onlar mağdurdur çünkü, “özü sözü birdir bunun” diyerek sandığa koşmuşlardır.

Onlar mağdurdur çünkü, yarınlarını teslim etmek için kuyruğa girmişlerdir.

Eğer doğruysa görüntüler, montaj yoksa, o zaman mağduru oynamayacaksın!

Ona buna kara çalmayacaksın!

Önünde iki seçenek var:

Diyeceksin ki: “Benim özelimdir bu. Yaptıklarım kimseyi ilgilendirmez”

Bunu beğenmedin mi?

O zaman: “Herkesten özür dilerim. Hatasız kul olmaz!”

Bu kadar! Başka söze gerek yok!

Ona buna sallamaya da!

Hem ayrıca iki saniye salim kafayla düşünürsen, iktidar seninle niye bu biçimde uğraşsın ki? Sen lokum gibi bi rakipsin. Sen orada oturduğun sürece partinin bırak iktidar olmasını, yakında ana muhalefet partisi bile olamayacağı günler yakındır.

Mağduru oynamak yerine, yıllarca yanıbaşında durmuş, her dönemeçte sana omuz vermiş Ali Topuz’u bi dinle:

“Baykal’ın geriye dönmemesi gerekir. Yapay şeylerle, zorlamalarla olmuyor. Ortada bir durum var, kendi yolunda gitmeli. Ambargo koymak, yasaklamak, icazet almak...hoş şeyler değil bunlar...Deniz Bey istifa etmiştir. Yeni Genel Başkanı’mızı seçeceğiz. Önümüze bakmamız gerek. Hiç kimsenin yeri doldurulamaz diye birşey yoktur.”

16 Mayıs 2010
'Eline Diline Beline Sahip Ol...'
Başbakan Erdoğan CHP eski Genel Başkanı Baykal’ın kendi üzerinden siyaset yapmasını çok sert şekilde eleştirdi ve tarihi ziyaret sonrası değerlendirmede bulundu.

Toplumun midesi bu kadar geniş mi
Kaset skandalından mağduriyet çıkarmaya çabalayan eski CHP lideri Deniz Baykal ile CHP yöneticileri için Başbakan Erdoğan'dan zehir zemberek açıklamalar geldi. "Baykal'ın istifası CHP'ye oy kazandırdı' iddiasına sert çıkan Erdoğan, "Türk toplumunun midesi bunları kaldıracak kadar geniş değil. Ahlak değerleriyle oynayanlara prim vermez" dedi
Baykal debelendikçe batıyor

Başbakan Erdoğan CHP eski Genel Başkanı Baykal’ın kendi üzerinden siyaset yapmasını sert şekilde eleştirdi: “Pisliğe battı, debelendikçe batıyor. Buna destek verenleri de kınıyorum. Partimde böyle birşey olsaydı derhal ihraç ederdim.”

Yunanistan’a tarih bir ziyaret gerçekleştiren Başbakan Erdoğan dönüş yolunda gündemle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın internete düşen görüntüleri için “Konu savcıda” diyen Erdoğan, Atina dönüşü uçakta gazetecilere şu mesajları verdi: “Aldatan mağdur değildir” derken bunu hem erkek hem kadın için söylüyorum. Ben talimatları verdim. Kurumlara “incelensin” dedim. Ankara Başsavcısı soruşturma başlattı. Bundan sonra benim yapabileceğim bir şey yok.”

PİSLİĞE BATTI, DEBELENDİKÇE BATIYOR

“Beyefendi Genel Kurul için bizim üzerimizden siyaset yapmasın. Önce adama sorarlar “Bu odaya girdin mi? Girmedin mi? Bu ne kadar ahlaki değilse, daha sonra yaptığın da ahlaki değil. Pisliğin içinde debeleniyor. Debelendikçe batıyor.”

DESTEK VERENLERİ ŞİDDETLE KINIYORUM

“Bazı medya da ona destek veriyor. Baykal’ın istifası CHP’ye oy kazandırmış. Yahu bu toplum ahlaki değerlerinden bu kadar yoksun mu? Midesi bu kadar geniş mi? O zaman oyunu artırmak isteyen her parti, bu ahlaksızlık zinciri içinde yer alsın. Yarım saat bir saat sonra istifa etsin... Bu millet, ahlak değerleriyle oynayanlara prim vermez.”

ELİNE BELİNE DİLİNE SAHİP OLAMAYAN...

“İsmini anmak istemiyorum, o istifa edene parti yönetimi kadroları hala ah vah deyip sahip çıkıyorsa, kınıyorum. Partimin içinde de böyle bir şey olsa, derhal ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk ederim. Tahammülü mümkün değil. Bizim kitabımızda bir kelime var; Edep... Eline, diline, beline sahip olmayanla yola çıkılmaz.”

KENDİ EVİ OLSA ÖNCE BEN SAVAŞ AÇARIM

Bu özel hayat değil. Genel Başkanın kendi yatak odası olsa ilk savaş açan ben olurum. Ama ev kendi evi değil. Daha detaylara beni sokmayın.

MİLLETVEKİLLİĞİNDEN NEDEN İSTİFA ETMEDİ

Beyefendi çok cesur davrandı ama milletvekilliğinden istifa etmedi. (İstifa eder de Meclis onayına sunulursa) Tavrımın ne olacağını şimdiye kadarki açıklamalarımdan anlarsınız. aktifhaber

16 AĞUSTOS 2010, PAZARTESİ
Devlet özür dilesin, CHP tarihiyle yüzleşsin

Başbakan Erdoğan'ın, 'Dersim'i CHP'nin bombaladı' şeklindeki sözleriyle başlayan tartışmaya Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu da (FDG) katıldı. Hem hükümete hem de CHP'ye seslenen Başkan Yaşar Kaya, 'istismar etmeyin' mesajı verdi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, Tunceli ziyaretinde 'Dersim Raporu' sunan Kaya, 'Sayın Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu, Dersim'i politik çekişmelerin aracı olarak değil, barış içinde bir gelecek inşa etmenin bir vesilesi yapalım' dedi.
AKŞAM'a konuşan Kaya, şunları söyledi:
- Sayın Başbakan'ın açıklamalarını Dersim'e yapılmış soykırıma varan vahşetin bir itirafı olarak kabul etmek gerekir. Biz 1937-38'de katledilenlerin çocukları olarak sayın Erdoğan'ın samimiyetine inanmak istiyoruz. Dersim halkı, 72 yıldır devletten bir özür bekliyor. 4 Mayıs'ı resmen Dersim'in acılarını paylaşma günü ilan edin. 15 Kasım 1937'de Elazığ Buğday Meydanı'nda idam edilen Dersim'in önderlerinden Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerini açıklayın. Çocuk esirgeme yurtlarına verilen Dersimli yetim çocukların tam listesini açıklayın.
- Dersim'de yapılan katliamın planlayıcısı ve uygulayıcısı hiç kuşku yok ki CHP'dir. CHP katliamdaki rolünü kabul etmeli ve Dersim halkından resmen özür dilemelidir. Onur Öymen gibi kafatasçıları partiden ihraç etmelidir. Parti ve devlet politikalarıyla cesurca yüzleşmelidir. Dersim 1938 Katliamını Araştırma ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulmalı, tarihi haksızlığın giderilmesine yardımcı olmalı ve TBMM'de konu hakkında yapılacak yasal çalışmalara destek vermelidir. Sayın Kılıçdaroğlu, 1938'de Düzgün Baba eteklerinde katledilen akrabalarınızın çığlıklarına kulaklarınızı tıkamayın. Mağdur ve mazlum bir halkın ferdi olarak, bir Dersimli olarak atalarınızın çığlığını duyun.

Kadir MERKİT / TUNCELİ
Akşam

Kemal Kılıçdaroğlu
Hayrullah MAHMUD

Kemal Kılıçdaroğlu’nu neden korumuyorsun diyenler var

Acı acı gülerim!

Atatürk Türkiyesi’ni Kılıçdaroğlu’ndan (Truva atı) kim koruyacak!?

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1020726&title=genel-affa-ilk-ben-karsi-cikarim

http://haber.gazetevatan.com/genel-af-cikarsa-imrali-da-yararlanir/325496/9/Manset

Benim tanıdığım Kılıçdaroğlu, Show Tv’de Ali Kırca’nın karşısında konuştuğu gibi aklı başında, efendi, ne dediğini bilen bir adamdı.

Şimdi meydanlarda turlayan ise bir başı bozuk!

Erdoğan’ın dublörü ve suflörü!

AKP, Habur bozgunu sonrası üzerinde biriken ne kadar negatif elektrik var ise hepsini Kılıçdaroğlu üzerinden CHP’ye aktardı.

Kılıçdaroğlu, çıraklığını yapmadığı bir işte ustalığa soyununca akibeti ortada!

Kılıçdaroğlu kafası ile yani kahvehane düzeyinde siyaset yapan herkes zannediyor ki, iki nutuk attın mı işlem tamam.

AKP çaldı çırptı, herkes mutsuz, yürü meydanlar da iktidar da senin!

Acaba öyle mi?!
Bir kez AKP, devlet içinde devlet olmuş.

İstihbarat elinde!

CHP’yi de AKP MİT, Emniyet ve asker içindeki uzantıları üzerinden yönlendiriyor ve/veya zehirliyor.

AKP’nin içine aynı zamanda, Doğu Alman, Rus, İran, Çin sermayesi, istihbaratı girmiş.

İngiliz, Yahudi, ABD arka planı da diğer yanda!

Yani AKP bir kukla!

Yeldeğirmenlerine kılıç çeken kime kılıç çektiğini bilmiyor, bu bir.

Büyük resmi doğru okumadan oyuna balıklama atlar isen çırak çıkmaya mahkumsun!

Sözün özü:

Kılıçdaroğlu, Baykal’a komplo CD kaset operasyonu yaptığında, gerdeğe girmeye hazırlanan damat gibi sabırsızlanmayacaktı.

Kılıçdaroğlu’nun hemen her yerde bu işi ben daha iyi yaparım dediğini bildiği için medya desteği üzerinden CHP genel başkanlığına iteklenmesi zor olmadı.

Kendi genel başkanına düzenlenen komployu kim ya da kimlerin düzenlediğini merak etmeyen bir faniden genel başkan olur mu olmaz mı, onu zaman gösterecek ama adam olmayacağı ortada!

Hülasa, Kılıçdaroğlu’nun misyonu, laik cenahı, Turkuaz darbe süreci için etkisizleştirmek! CHP’yi parçalamak. Erdoğan’ın üzerinden ağırlık almak, vs vs vs… Filhakika, Atatürk Türkiyesi’ne gönülden bağlı olmak başka şey, partizan olmak başka! Benim nazarımda, CHP’li bir partizanın AKP’li bir partizandan hiçbir farkı yoktur. Biri “Cumhuriyet’i bilerek ve isteyerek yıkmak için ter akıtıyor diğeri ise bilmeden, kurtarıyorum zannederken boğuyor.

Ezcümle, aptal dostun/müttefikin olacağına akıllı düşmanın olsun!

Nokta!

Askerhaber.com
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Pzr Ağu 29, 2010 8:14 pm tarihinde değiştirildi, toplam 3 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Pts May 17, 2010 12:08 am    Mesaj konusu: Bu CHP'de Bir İç Darbe Midir? Alıntıyla Cevap Gönder

Fatih Altaylı
16 Mayıs 2010
ÇOK KÖTÜ YANILMIŞIM

VAZGEÇTİM.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesi yolundaki önerimden, fikrimden vazgeçtim.

Şaka yapmıyorum. Ciddiyim.

İsterlerse Deniz Baykal’ı geri getirsinler, isterlerse Önder Sav’ı genel başkan yapsınlar.
(Tabii telefonunu elinden alsınlar önce.)

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan ümidimi ve umudumu kestiğim için vazgeçtim.

Şimdiye kadar “Kılıçdaroğlu’ndan lider olmaz” diyenlere “Niye olmasın” yanıtını veriyordum hep.

Ben pes ettim.

Haklılarmış.

Kılıçdaroğlu’ndan “lider” olmazmış, göründü. Hem de net bir biçimde.

Lider olacak adam böyle mi olur?

“Adaylığı düşünmüyorum” deyip duruyor.

Peki Kemal Bey, sen düşünmüyorsan, başkası seni niye düşünsün.

Gerçekten böyle lider, böyle lider adayı olmaz.

Lider dediğin çıkar ortaya, kim ne derse desin dinlemez, yürür gider.

Peşinden gelen olursa olur, olmazsa yine gider.

Bakın bütün liderler böyle çıkmış.

Türkiye’de de dünyada da.

Atatürk’ten başlayalım.

Birisi çıkıp ona icazet mi vermiş, “Memleketi kurtar, Cumhuriyet’i kur” diye.

Kelle koltukta çıkmış yola. Başarmış.

Bana göre Menderes lider falan değil ama Celal Bayar lider.

O da “Milli Şef”e, yol arkadaşına karşı çıkmış yola. Başarmış. Yassıada’da bile “dik” duran ender Demokrat Partililerden.

Ya Ecevit.

Partiyle adı özdeşleşmiş, kurucularından İnönü’ye bayrak açmış. Sadece ona mı, 1971
Muhtırası’na kızıp genel sekreterlikten istifa etmiş önce. “Baskıya boyun eğmem” deyip. Sonra da İnönü’yü devirmiş.

Keza Özal. Darbeciler Sunalp’ı desteklerken çıkmış yürümüş. Almış seçimi. Türkiye’yi
değiştirmiş. dönüştürmüş. Kâh iyiye, kâh kötüye.

Ve son örnek Tayyip Erdoğan. O da siyasi hayatını ve siyasetini borçlu olduğu adamlarla yolunu ayırmış. Lider olmuş.

Ya Kılıçdaroğlu.

Neredeyse saklanacak, elinden gelse kaçacak.

“Aday değilim, dilekçe bile vermeyeceğim.”

Peki Kemal Bey.

Vermeyin.

Buysa kendinize güveniniz, buysa memleket sevginiz, vermeyin.

Zaten bu tavırla, sizi partinin başına geçirseler bile bir şey değişmez.

“Ondan lider olmaz” diyenler haklıymış.

Ben yanılmışım.
habertürk

17 Mayıs 2010 21:30
Bu CHP'de Bir İç Darbe Midir?
Kılıçdaroğlu'nun Başkan adaylığını açıklamasıyla birlikte CHP ikiye bölündü. Bir taraf bu bir iç darbedir derken; diğer tarafa ise genel kurula bakalım dedi...

Aktifhaber

CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığına aday olmasını çok sert bir dille eleştirerer, bunun CHP'yi sırtından hançerlemek olduğunu iddia etti.

Ateş, Kılıçdaroğlu'nun adaylığını açıklamasını yalnızca CHP'ye değil tüm Türkiye'ye karşı düzenlenen bir komplo olduğunu söyleyerek çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Yılmaz Ateş, Kılıçdaroğlu'nun sadece Önder Sav'ın dedikleriyle hareket ettiğini bu yüzden de MYK'nın iradesini yok saydığını söyleyerek bunun bir iç darbe olduğunu ve sırtlarından hançerlendiklerini sözlerine ekledi.

Kılıçdaroğlu tarafından olan Hakkı Süha Okay ise Yılmaz Ateş'in yaptığı açıklamalar için hayret ve ibretle izledim yanıtını verdi...


CHP Genel Sekreteri Önder Sav, ''Deniz Baykal'la siyaseten yolumuz ayrıldı.'' açıklamasını yaptı...

MYK Üyeleri Sav'ı İstifaya Çağırdı

CHP Genel Sekreteri Önder Sav, CHP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısını terk etti. CHP MYK Üyeleri, Önder Sav'ı istifa etmeye çağırdı.

Saat 13.00'te toplanan CHP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri son süreci masaya yatırdı.

CHP MYK Üyesi Savcı Sayan, Genel Sekreter Önder Sav'a tepki gösterdi. Sayan, Önder Sav'ı "CIA ajanı olmakla" suçladı. Sav bu sözlere çok ağır karşılık verdi. Genel Başkan Vekili Cevdet Selvi de Savcı Sayan'ı üslubu konusunda uyardı. Sav, toplantıyı terk ederken, "Tek başıma kalsam da Kemal'i destekleyeceğim. Parti sahipsiz değil" dedi.

CHP Genel Saymanı ve Parti Sözcüsü Mustafa Özyürek, "Sayın Baykal'ın engin deneyimlerine içinde bulunduğumuz bu süreçte ihtiyaç duyulmaktadır." açıklamasında bulundu ve "Genel Sekreter Önder Sav'ı görevden çekilmeye çağırıyoruz" dedi.

İl Başkanlarından Büyük Destek

Kılıçdaroğlu'nun adaylığını açıklamasının ardından bazı il başkanları desteklerini açıkladı. Hangi il başkanı Kılıçdaroğlu için ne dedi...

CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay, ''65 civarında il başkanı, Kılıçdaroğlu'na destek veriyor'' dedi. CHP Kurultayı öncesinde, il başkanları toplantısı yarın parti merkezinde gerçekleşecek. Bazı il başkanları Kılıçdaroğlu'na desteklerini bugünden açıkladı. İşte il başkanlarının görüşleri:

CHP Kocaeli İl Başkanı Ferhan Şensoy: ''Kemal Kılıçdaroğlu partimizde, sevilen sayılan biridir. Genel başkan adaylığına sıcak bakıyoruz'' dedi.

CHP Kayseri İl Başkanı Enver Özdemir: "Sayın Deniz Baykal'ın alçakça bir komplonun ardından istifa etmesinden büyük üzüntü duyduk. Partimizin iktidar hedefine yürüdüğü bir süreçte gerçekleşecek kongremizde tüm örgütler ve kurultay delegeleri olarak duygusallığı bir kenara bırakarak, kamuoyunun ve aklın sesine kulak vererek, genel başkan adaylığını açıklayan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekleme kararı aldık."

CHP Denizli İl Başkanı Av. Zafer Gönenç: "Olumlu karşıladık. CHP köklü bir parti. Cumhuriyetimizin tarihine kadar uzanıyor. Başkansız kalmaz. Kemal Bey'in adaylığını açıklamasını biz faydalı bulduk ve olumlu karşıladık. Bunu il başkanları toplantısı öncesi açıklaması da il başkanlarına düşünme fırsatı da vermiştir. Biz merkez ve ilçe örgütlerimizle konuştuk. Genel olarak olumlu bulduk. Görüşlerimizi de kendisine bizzat aktaracağız."

CHP Muğla İl Başkanı Süleyman Uslu: "Sayın Kılıçdaroğlu'nun adaylığını olumlu karşılıyorum. Zaten kendisinin uzun süreden bu yana toplum üzerinde olumlu bir sinerji yarattı. Yarattığı bu sinerji partimizin daha da güçlenmesini sağlayacaktır. Kılıçdaroğlu'nun bu sinerjisi ile iktidara yürüyeceğimize inanıyorum."

CHP Balıkesir İl Başkanı İrfan Barış: "Kurultayda başka adayın çıkıp çıkmayacağını bilmiyorum. Tek adaylı kurultay olmasını bekliyoruz. Kılıçdaroğlu'nun adaylığının CHP ve ülke için iyi olacağını düşünüyorum."

CHP Aydın İl Başkanı Tunç Aytur: "Akşam Kurultay delegeleriyle bir araya geleceğiz. Çıkacak karar doğrultusunda izleyeceğimiz yol haritasını çizeceğiz. Şimdilik Kılıçdaroğlu'nun adaylığı konusunda bir şey demek istemiyorum"

CHP Manisa İl Başkanı Cahit Kaplan: "Bizim CHP Genel Başkanı'mız Deniz Baykal hakkında düşüncelerimiz ve görüşlerimiz nettir. Kendisinin hukuksal yönde verdiği onurlu mücadelesinde yalnız bırakacak değiliz. Fakat CHP'nin geleceğini de gözardı etmemiz mümkün değildir. Bu nedenle teşkilatımızın büyük bir bölümünün gücünü arkasına Kemal Kılıçdaroğlu'nun kurultay öncesinde genel başkan adaylığında var olduğunu açıklamasını destekliyoruz. Manisa teşkilatı olarak Kılıçdaroğlu'nun kendisine gerekli telkinleri ve teklifleri yapmıştık. Kaldı ki böylesi bir partinin genel başkanlığına aday olup onun misyonuna sahip çıkma girişiminden dolayı Kılıçdaroğlu'nu yürekten kutluyorum. Bu yolda kendisine vereceğimiz destek sürecektir."

Dersim'in rövanşı..ve dış destek
Bora E. Erman
kemal, chp'nin çok başını ağrıtır..medyatik efsane Kılıçdaroğlu, medyatik star bugün.Ancak CHP’de Rumelililer, Arnavutlar, Çerkesler,Gürcüler, Lazlar, Sünni Türkmenler,Yörük infial içinde.CHP; Tuncelililer Partisi oluyor! Mezhep partisi oluyor! Batı, Nato’cular Kılıçdaroğlu’nu istiyor! Dümbüllü Kemal’in SSK kadrolaşmasına bakın!
17 Mayıs 2010 Pazartesi 20:46
Tuluatımız bir de GANDİ kazandıAyhan
Mali hesap uzmanı Kılıçdaroğlu, 2002 yılında siyasete girdi; CHP'den milletvekili oldu..Daha 8 yıllık tecrübesi var..CHP'de 40, 50, 60 yıllık siyaset tecrübesi olan, CHP'nin kahrını çekmiş, bakanlık, yöneticilik yapmış insanlar var..Kılıçdaroğlu; fazlaca cesur ve aşırı hırslı...Acele etmeseydi keşke..Bir de aşırı medyatik takıntılar büyük risk..Medya önce vezir eder, sonra rezil eder..Kılıçdaroğlu; Aydın Doğan medyasına çok güveniyor..Bir de Kılıçdaroğlu; iyi bir DERSİM sınavı vermedi...
17 Mayıs 2010 Pazartesi 20:33

Buyur Burdan Yak
Komandaturacı
AB'nin en büyüğünün bu operasyonu tutar mı bilinmez ama oyun kurucular bir hata yapıyor gibiler.Oyun kurucuların yerli yandaşları VEZİR'i veriyorlar ama.Satranç'da kuraldır;oyun bittiğinde Şah'da Vezir'de Piyon'da aynı kutuya girer(İtalyan Atasözü)Kutunun önemi yok satranç tahtasında ve üstünde kimin ne olduğu önemli..Majestelerinin imparatorluğu da kendi oyununu kurma derdinde..Hamle üzerine hamle mi gelecek.YSK kararı üzerine ARINÇ ne dedi?
17 Mayıs 2010 Pazartesi 20:23

İlahi Adalet
Kemal
Allah böyle yapar işte. Beter olun. Zamanında hacca gidecek adamla uğraşıp peygamber efendimizi alaya aldığında hiçbi şey yok gibi davrandınız. Şimdi Sav çıkarlarınıza dokunmaya başladığından istifasını istiyorsunuz.
17 Mayıs 2010 Pazartesi 20:21

LK SİNYALLER!
YANYATAN GENERAL
CHP de yaşanacak parçalanmanın ilk sinyalleri gelmeye başlamıştır.
17 Mayıs 2010 Pazartesi 15:48

Gitmek mi zor,kalmak mı?
metin kockurt
Baykal ve CHP için zor bir dönemeç.Baykal dönmek ister; ah şu ikinci kaset olmasa... Dönmese, zaten zor ayakta duran parti çatısı çökecek. Parti Çakma alevi ve çakma Kürt'e teslim edilmesi ayrıca CHP nin ulusalcılığına aykırı. Dersim (Tunçeli)fatihi İsmet İnönü'nün de kemikleri sızlayacak. Etme bulma dünyası; Ülkede kaos çıkartmaya çalışanlar şimdi kendi içlerindeki kaosla karşı karşıya kaldılar. Allah'ın hesabını yapmadan hesap yapanlar yanılırlar.
17 Mayıs 2010 Pazartesi 16:23

ah gandi ah
forsa
daha bir kaç saat önce yazdım seni yerler yerler ham yaparlar seni diye değil mi.. bak sav'ın desteğini aldın. ama sav'ın hamlesi sana karşı yapılmış bir hamleydi.bir taş yuvarladılar önünden peşinden kim gidiyor diye baktılar.. şimdi sana destek verenler harcanacak pek tabii ki.. sav'a gelince baykal onu çoktan çizmişti seni harcamakta kullandı. şimdi ikinizde atık oldunuz.. bye-kal kaldı bye-gandi gitti..
17 Mayıs 2010 Pazartesi 16:47

dersim isyanı
ali
chp içinde (gazlanan vilayet) dersim isyanı başladı! karşılarında atatürkün takipçisi beyaz türkler var!
17 Mayıs 2010 Pazartesi 16:50

İstifanın anlamı nedir?
adalet
Görevi bırakmak ve çekilmektir, gölge etmemektir istifa. Ancak CHP'de istifa anlayışı farklıymış. İstifa edip göreve kimse gelmesin diye hakaretler, karalamalar yapılarak istifa edeni tek seçenek, vazgeçilmez gösterme zihniyeti varmış. Bu da CHP'nin kavramlarla, hukuki konularla nasıl dalga geçebildiğinin bir göstergesi oldu. Baykal ve Baytok ilişkilerini yalanlamıyorlarsa Milletvekillikleri düşmesi gerekir, Namus ve şeref üzerine yapılan yemin düştüyse eğer.
17 Mayıs 2010 Pazartesi 16:53

herkes gözünü açsın
demir
herkes gözünü açsın, birileri son 1 yıldır siyasi geçmişinde hiçbçr başarısı olamayan bir kişiyi kahraman ilan etti ve büyüttü, sonra bir kasetle yılların baykalı harcandı ve belkide ikinci kaset korkusu ile tekrar dönmeye korkuyor, herkeste biliyorki bu kompla chp nin kendi içinden çıkmıştır, herkes gözünü açsın çünkü atatürkün partisi karanlık güçlerce şantaj yolu ile istila edilmeye çalışılıyor
17 Mayıs 2010 Pazartesi 17:31

Sav'ın gitsin
efe mert
Chp de parti içi Kılıçlar çekildi SAV ılacaklar savı lacak yeni bir çocuk doğacak! ama bu çocuk kimin bilen yok.!
17 Mayıs 2010 Pazartesi 17:33

koplo moplovadandaş
komplo moplo ama baykal malı götürmüş, kimseye suç atmanın anlamı yok, görüntüyü veren bir başını bir sonunu göstermiş, bunun ortası da var ha haberin olsun baykal diyor. baykal da mesajı alıyor kirli çamışırlarını toployor kaçıyor. HİÇ SÖYLEYEN VARMI BU ZİNA OLAYI OLMADI diye. yok kim çekti kim yaptı. yapanın suçu yokmu...
17 Mayıs 2010 Pazartesi 17:30
aktifhaber

17 Mayıs 2010 07:36
"Açıklarsam Yer Yerinden Oynar"
Deniz Baykal'ın Pensilvanya açıklamasından sonra gözler Gülen cemaatine çevrildi. Gülen'in en yakınındaki Hüseyin Gülerce'den ilginç Baykal yorumu...

Röportaj: Deniz Güçer / Vatan

Gülen Cemaati'nin önde gelen ismi, Zaman gazetesi yazarı Gülerce ile 'kaset' olayı üzerine konuştuk

Gülerce, Ak Parti’nin iktidara gelmesinin ardından Baykal’la yaşadıkları olayı ancak birkaç yıl sonra açıklayabileceğini söyledi ve ekledi: “Şimdi açıklarsam yer yerinden oynar. Bazı şeyleri zamanlama itibariyle tarihe bırakmak lazım. Her şeye rağmen Baykal’la ilgili kahramanlık duygusu bende değişmez”

Deniz Baykal’ın istifasını açıkladığı toplantıda, “Pensilvanya’dan gelen mesajı samimi buluyorum” sözleri, CHP tabanında şok etkisi yaratırken, Fethullah Gülen cemaati üyelerini de şaşırttı. Gülen mesajı doğruladı ancak perde arkasındaki isimler açığa çıkmadı... Cemaatin önde gelen isimlerinden, Zaman Gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, Yalova’daki evinin kapılarını ilk defa VATAN’a açtı ve uzun süre tartışılacak açıklamalarda bulundu.

Baykal iyi tanıyor...

Deniz Baykal’ın “Pensilvanya” mesajı herkesi şaşırttı. Olayın aslı nedir ve herkesin merak ettiği, mesajı ileten o isim kim?

Elbette biliyorum ama söylemeye yetkili değilim. ABD’ye telefon açıp işin aslını o gün öğrendim. Hoca Efendi kendisi bizzat konuşmadı. Yanında bulunan ve kendisini Türkiye’den ziyarete gitmiş bir kişi aracılığıyla oldu.

Cübbeli Ahmet Hoca ile görüşmeyi sağlayan Mahmut Koçak geliyor akıllara?

Değil. Ama sesinden tanıyacak kadar yakın diyebilirim. Zaten Sayın Baykal ile o kişinin konuşması için aralarında bir hukuk olması, Baykal’ın onu tanıyor olması, sempatiyle bakması lazım. Bir CHP milletvekili hoş bir şey söyledi. ”Özel Kalem Müdürü aramış“ dedi. Bizi böyle tanıyorlar (gülüyor). Hiç Hoca Efendinin özel kalem müdürü olur mu? Ben, Hoca Efendinin, Erbakan’la ilgili hassasiyetine bizzat şahit oldum. Baykal ile ilgili haberleri dinlerkenki hissiyatını tahmin ediyorum.

Kahvaltı ediyorduk...

Aynı hassasiyeti mi gösterdi size göre?

Evet. Ama bir de bu işin evveliyatı var. Herkes zannediyor ki bir diyalogsuzluk vardı. Ben Samanyolu’nda 9 yıl program yaptım. Senede en az iki defa Baykal’ı Pazar sohbetine çağırırdım. Bir seferinde ”Hüseyin Bey, en çok sizin programınızda rahat ediyorum. Bilmiyorum ki beni köşeye sıkıştıracak, sorgulayacak şekilde davranmıyorsunuz. Kendimi ifade etme adına sorular soruyorsunuz “ dedi.

Kahvaltılar yapıyormuşsunuz. Hiç bir araya geldiler mi?

O kahvaltılarda buluşmadılar. Program öncesi buluşup kahvaltı ediyorduk. Mesela Mehmet Sevigen de katılırdı bu programlara.

İnsanlar kaldıramaz...

”Bize karşı Baykal’ın önyargısı yoktur“ diyorsunuz?

Öyle olsa böyle buluşmalar olabilir mi? Ben tam tersine, Sayın Baykal’ın bu harekete o dönemde olumsuz bakmadığına, Türkiye için faydalı bir hareket gördüğüne dair, belki birkaç sene sonra açıklayabileceğim çok somut davranışlarını bilen bir insanım.

Nasıl bir davranış?

Bunu şimdi söylersem yer yerinden oynar. Bazı şeyleri zamanlama itibariyle tarihe bırakmak lazım. Erken söylediğiniz zaman insanlar bunu kaldıramıyor. Ben bir programımda, ”Sayın Baykal’ı çok seviyorum“ diyerek ipucu verdim. O somut şeyi düşünerek Baykal’ı sevdiğimi söyledim.

Hangi tarih aralıklarında yaşanıyor bu olay?

AK Parti iktidar olduktan sonraki dönemden söz ediyorum.

En azından ipucu verseniz?

Türkiye’de yer yerinden oynar dedim ya. Bu somutluğun içinde görüşme var tabii. Ahlaki yanlışlıklar hariç Sayın Baykal siyaseten ne yanlış yaparsa yapsın bendeki o kahramanlık duygusu değişmez.

Kasetle ilgili düşüncelerinizi de merak ediyorum?

Bugün bir görüntü olayı var. Başına bir iş gelmiştir. İnsan olan herkesi üzen bir şeydir. ” Oh olsun “ diyenler bana göre seviye kaybetmiş insanlardır. Dini inancınızı da bırakınız, insanın ayağa kayabilir, başına bir şey gelebilir. Bunlar başkalarını sevindirecek değil, üzecek olaylardır.

Selamlarını iletti...

Sayın Gülen ile Baykal’ın geçmişine dönersek?

2004-2006 yıllarında Baykal ile görüşmelerimiz oluyordu. Genel Merkez’de iki defa ziyaret ettik. Baş başa sohbetlerimiz oldu. Bunların hepsinde ben ABD’den Sayın Gülen’in saygılarını illetim, Deniz Bey de ”Sağlığı nasıl? Selamlarımı iletin” dedi. Baykal’ın son bir yıldır söyleminden dolayı -F tipi diye bir şey kaçırdı ağzından- zannediliyor ki, hiçbir diyalog yok. Ama onlar iki samimi dostmuş gibi biz birinin selamını diğerine söylüyorduk. Hoca Efendi’nin hissiyatını tahmin ediyorum Baykal’la ilgili. Demiştir ki, ”Ben bu olaya çok üzüldüm. Sayın Baykal şöyle bir insandır“, o hissiyatı yanındaki arkadaş alınca aramıştır.

O kişi izinsiz aramaz

İzinsiz arayabilir mi?

Tabii ki Hoca Efendi’den izinsiz o telefonu açamaz. ”Bunu paylaşabilir miyim?“ diye sormuştur. Sayın Gülen de, ”Paylaşabilirsin“ demiştir. Arada diyalog olmasa, kopukluk olsa ”Pensilvanya’dan gelen mesajların samimiyetine inandım“ demez.

Ama aynı konuşmada Baykal suçu hükümete attı?

Orada Baykal bizi çok zor durumda bıraktı. Bunlar ayrı ayrı söylenseydi sıkıntı yaşamayacaktık. Ama ”Samimiyete inandım“ dediği bir konuşmada elinde belge, somut bir bilgi olmadan hükümeti çok ağır eleştirmesi, Türkiye’deki fitne merkezlerini harekete geçirdi. Baykal bir taşla iki kuş vuruyor, Gülen cemaatine sempati gösterirken, hükümete ver yansın ediyor. ”CHP ile Gülen cemaatinin arası düzelecek, AK Parti ile arası bozulacak“ dediler.

CHP’nin Beyaz Türkleri Kılıçdaroğlu’nu kabul etmez

Rotayı değiştirip CHP’ye mi yükleniyorlar? Beklenti ne olabilir?

CHP’nin başında Baykal durduğu sürece CHP sıçrayamıyor, yüzde 20 bandında dönüp duruyor. Dediler ki “CHP’yi yüzde 30 yapabilirsek, MHP yüzde 20’ye yaklaşırsa, bir CHP- MHP koalisyonu kurabiliriz.” Bence düşünce bu.

Gerçekleşir mi?

Hayır. Baykal dönemez. Çünkü Baykal dışında CHP’yi bu şekilde tutacak karizmatik başka insan yok.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu taban seviyor ama?

Kılıçdaroğlu, Beyaz Türkler’in yönetimde olduğu bir CHP’ye asla yönetici yapılamaz. CHP’nin Beyaz Türkleri Kılıçdaroğlu’nu asla kabul etmez.

Kimleri kast ediyorsunuz?

Onur Öymen, Önder Sav... Dersim olayıyla ilgili laf ettiğinde Kılıçdaroğlu nerede bulunduğunu unutarak, “Öymen’in gereğini yapması lazım” dedi. Ama Salı günü Baykal, Öymen’i yanına aldı, CHP grubuna öyle girdi. Kılıçdaroğlu, Türk siyasi tarihine, “lafını en hızlı yutan siyasetçi” olarak kaydoldu.

CHP yüzde 20 bandının altına da düşecek size göre?

Tahminim o. Bundan sonra siyasi hayatımız CHP kavgalarının bol yer aldığı bir döneme giriyor.

Lider kim olacak peki?

Bence genç birini bulacaklar. Statüko güçleri hepten dinazorlardan oluşmuyor. Bu sürpriz bir isim ve kurultaya kadar kamuoyunu böyle oyalayacaklar.

‘İnkar etmedi, komplo dedi, dönemez’

Yazılarınızda açıkça “Baykal dönemez” diyorsunuz?

Baykal bu görüntü olayını inkar etmedi. “Bu bir komplodur” dedi ve bunu tarif etti. Bir insan bir şeyi yapmayınca tepkilerinden belli olur bence. Allah korusun yapmamış birinin başına gelse ilk dakikadan itibaren “Arkadaş ben buradayım” diye ortaya çıkardı. Bayan da ortaya çıkardı. “Bizim çoluk çocuğumuz eşlerimiz var. Yapanlar ispat etsinler” derdi. Baykal’dan 3 gün, bayandan 5 gün tepki gelmedi. Herkes onlara, “Bu olay var mı yok mu?” dedi, ama “yok” denmedi. Ama ben “var” demiyorum.

İnandırıcı bulmadınız galiba açıklamaları?

Baykal basın toplantısında, “Meskene girilmiş, duvarlara, eşyalara kamera yerleştirilmiş” diye izah etti. Ama, “Hiç alakası olmayan görüntülerimiz ayrı yerlerde çekilip, bir araya getirilmiş” demiyor. “Dönemez” i buna dayanarak söylüyorum. Baykal ilk günden “Böyle bir olay kesinlikle olmamıştır. Ben yine de gerçeğin ortaya çıkması için istifa ediyorum” deseydi, bana göre dönerdi. Ama o görüntüler orada duruyor ve arkasında “varan 2” diyorlar.

Varan 2’yi bir duyuma dayanak mı söylüyorsunuz?

O görüntüler bittikten sonra “varan 2” yazıyor. Bu yalanlanmadığına göre o odadaki her şey internet ortamına atılmamış demektir. Baykal’a bir mesaj var.

Tehdit var aslında?

Bir şantaj ve tehdit var. Şunu diyorlar; Biz bu tertibi senin CHP’nin başından gitmen için yaptık arkadaş, direnirsen, tekrar dönersen bunun devamını da internet ortamına Kanada’dan atarız.

Bu ima Deniz Beyin elini kolunu bağlayacak mı?

Böyle bir bagajla nasıl dönecek, dönemez. Bagaj adım atmasını engelliyor. Yarın ikinci bir görüntü çıkarsa, toplulukların içine giremez hale getirirler. Laf atarlar her yerden.

Kim bu insanlar?

Büyük oynayan insanlar bana göre. İş neticesiyle belli olur. Netice CHP’nin başından gitmesi, hayal bile edilemeyecek Baykal gitti. İş budur.

Baykal’ın hükümete yönelik suçlamalarına katılıyor musunuz?

Hükümet böyle bir şeyi yapmaz. Bu suçlama haksız. Çünkü bu eninde sonunda ortaya çıkacak bir şey. Ayrıca Baykal’ın CHP’nin başından gitmesi hükümetin çok mu işine gelir? Bence gelmez. Daha önce 8 defa güreşmişsiniz tekrar güreşe çıkıyorsunuz. Ama hiç bilmediğiniz biri geliyor. Onunla güreş tutmak mı rizikoludur, yoksa tanıdığınızla mı?

Baykal’ın suçlamasının ardından Başbakan’ın karşı yaptığı konuşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yapmasaydı iyi olurdu. Üslubu yumuşatmadan yanayım her zaman.

Siz kimden şüpheleniyorsunuz?

Türkiye’deki mücadele bir yere dayandı. Eskiden sağcı solcu vardı şimdi bana göre tek birşey var: Bir tarafta statüko, bir tarafta demokratikleşmeyi isteyenler. İkisi arasında bir mücadele var.

Hangisi peki size göre?

Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyenlerin yapma ihtimalleri zayıf. Sayın Baykal “Ben Ergenekonun avukatıyım” dedi ve şimdiye kadar bütün ağırlığını statükodan yana kullandı aslında.

Siz bunu statükonun yaptığını düşünüyorsunuz?

Bence statüko Baykal’ı tasfiye ediyor. Bakın şu ana kadar başaramadıkları tek şey Ak Parti’yi içten bölmek. İlk Ak Parti parlamento grubuna Sarı Kız, Ay Işığı ile çok yüklendiler. O zaman 70-80 milletvekili ile bir hareket yapacaklarını düşünüyorlardı. Ak Parti’li hiçbir milletvekilini töhmet altına almak istemem ama bunu Erdoğan fark etti. İkinci dönem için milletvekili seçiminde ince eleyip sık dokudular. 8. maddede “Ergenekoncular var” falan dendi. Erdoğan büyük bir liderlik sergiledi ve atlattılar. Geçmiş döneme bakın, DYP’yi böldüler ve Mesut Yılmaz başbakan oldu. Böyle bir operasyon şimdi Ak Parti’ye yapılamıyor.

Gülen Erdoğan’ı sildi mi?

Uzun zamandır bu dedikodu var. Gülen, Başbakan’la iddia edildiği gibi ipleri kopardı mı?

Hoca Efendi kimseyle ipleri koparmaz. Bir olay anlatayım: Birisi Hoca Efendi başta olmak üzere, bu hareketteki insanları çok üzdü. Hoca Efendi, ‘Sakın cehenneme gitsin’ demeyin. Aleyhimizde ağır yazıları yazanların bile cehenmeme gitmesini istemem. Cehennem çok kötü yerdir” dedi. Bunları silmemiş Gülen’in, hiçbir zararı olmamış Başbakan’ı sildiği iddiaları doğru değil.

Bir kopuş yaşanmıyor yani?

Gülen ABD’ye gitmeden önce siyasilerle görüşmüştür. Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, rahmetli Bülent Ecevit, Süleyman Demirel... Böyle din hizmeti yapan insanlar hükümetleri hiçbir zaman karşılarına almak istemezler. Çünkü sizin hükümetinizdir, icrai yetkileri vardır. Siz ‘eğitim’ diyorsunuz. Sizin yüzünüzden bu tür hizmetlere zarar gelmesini ister misiniz? Bizim hiçbir zaman Başbakan’la problemimiz olmadı.

ASIL MAĞDUR OLCAY HANIM

17 Mayıs 2010 10:59
Başbakan'ın, 'Eşini aldatan mağdur olamaz' açıklaması skandalın ahlaki boyutunu yeniden gündeme getirdi.
Kadın örgütleri temsilcileri asıl mağdurun Baykal'ın aldattığı eşi Olcay Hanım olduğuna dikkat çekerken kadınların yok sayılmasını ise eleştirdi.

Başbakan Erdoğan, skandal kasetin hükümet komplosu olduğunu ileri süren eski CHP lideri Deniz Baykal'a cevap verirken "Eşlerine ihanet edenleri biz hiçbir zaman bu toplumun içinde kalkıp da mağdur olarak göremeyiz" demişti. Kadın örgütleri temsilcileri de Baykal'ın ahlakı siyasete değişmesini eleştirirken, asıl mağdurun eşi Olcay Baykal olduğuna dikkat çektiler.

TAVRI ÇOK UTANÇ VERİCİ

İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Derneği Arzu Özyol, skandal kaset kadar, kamuoyunda Baykal'ın tek mağdurmuş gibi gösterilmesinin utanç verici olduğunu söyledi. Özyol, Baykal'ın eşi Olcay Baykal ile milletvekili Nesrin Baytok'u kastederek, "Neden hiç kimse kadınların mağduriyetinden bahsetmiyor. Erkek egemen Meclis'in üyeleri, niçin kadının mağduriyeti konusunda sessiz kalmayı yeğlemektedirler?" dedi.

AĞZINA BİLE ALMADI

KADER Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Aydın da skandal kasetin ortaya çıkmasından sonra kadınların yok sayılmasını eleştirdi. Aydın şöyle konuştu: "Baykal skandalla ilgili açıklamasında eşi dahil olaydan zarar gören kadınları ağzına bile almadı. Nesrin Boytak'tan bile 'o kişi' diye bahsetti. Baykal'ın kullandığı dil gerçekten çok acı. Bizi görüntülerin içeriği ilgilendirmiyor. Ancak üslup ve bakış açısı asıl mağdurların kadınlar olduğunu gösterdi."

Eşini yok sayıyor

Ayrımcılğa Karşı Kadın Derneği Genel Sekreteri Neslihan Akbulut, Baykal'ın Baytok'tan 'o kişi' şeklinde bahsetmesinin vahim olduğunu belirterek, "Bundan daha da vahimi Baykal'ın eşinin asıl mağdur olmasıdır" dedi. Akbulut, Nesrin Baytok'un eşinin de mağduriyetten nasibini aldığını söyledi. Akbulut "Baykal skandalı siyasi bir ayak oyunu olarak gösteriyor. Ahlaki yanına hiç değinmi-yor. Ortaya çıkan ilişkisi kadar bu durum da eşini mağdur etmektedir" diye konuştu.

Dördü de psikolojik destek almalı

Skandal kasetin ortaya çıkmasından sonra Baykal'ın ortaya koyduğu tavrı değerlendiren Psikiyatrist Prof. Nevzat Tarhan Baykal için "Duruşunda samimiyet yok. Hem suçlu hem güçlü gibi davranıyor" ifadesini kullandı. İnsanların hata yapabileceğini ancak hatayı savunmanın hatadan büyük bir yanılgı olduğunu anlatan Tarhan, "Eşini aldatan siyasetçi toplumu da ülkeyi de aldatmış olur. Siyasette insan ilişkilerinde güven en önemli unsurdur. Başbakanın etik olarak bu konuda açıkça uyarması önemlidir" diye konuştu. Baykal'ın eşinden hiç söz etmeyerek, Nesrin Baytok'tan da 'o kişi' diye bahsetmesinin "Bastırılmış, ezilmiş bir kişilik" belirtisi olduğunu söyleyen Tarhan "Olcay Hanım'ın sessizliğini korumasının iki sebebi olduğunu düşünüyorum. Ya çok seviyor ya da ciddi bir baskı hissediyor" değerlendirmesini yaptı. Tarhan, skandalda ismi geçen dört kişinin de toplum içinde başı dik dolaşabilmesi için psikolojik yardım alması gerektiğine dikkat çekti.

'Ben yaparım olur' anlayışı

Benzer bir olayda mağdur olan eski CHP milletvekili ve HYP Genel Başkanı Yaşar Nuri Öztürk'ün eşi Canan Öztürk de Başbakan Erdoğan'ın gerçek mağdurlara dikkat çekmesinin önemli olduğunu söyledi. Bir televizyonun canlı yayınına katılan Öztürk, "Son yıllarda ailelerde şöyle bir anlayış yaygınlaşmaya başladı, ben bunu bir virüs gibi görüyorum, 'ben yaparım olur' karşı taraf ya kabul eder ya da çeker gider. Bu mantık çok ağır ve yanlış bir mantık. Bu mantık toplumda çok büyük bir kara delik oluşturuyor ve buraya çocuklarımız atılıyor. Aile bağları gevşedikçe toplumun bağları da gevşiyor" dedi.

Yenisafak

'KEŞKE KONUŞMALARI AÇIKLAYABİLSEK'

19 Mayıs 2010
CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Savcı Sayan, Deniz Baykal'ın CHP Genel Başkanlığından istifa etmesinin ardından toplanan MYK toplantısında konuşulanların açıklanabilmesi halinde, herkesin nasıl durduğu ve nasıl yön değiştirdiğinin ortaya çıkacağını söyledi.
Sayan, CHP Genel Merkezi'nden ayrılırken gazetecilerin kendisine yönelik bir komplo kurulduğu iddialarının sorulması üzerine, "Bu özel bir şeydir, o yüzden kamuoyu ile paylaşamam" yanıtını verdi.

Bir gazetecinin, "Dünkü il başkanları toplantısında sayın Önder Sav'ın 'yeni bir kaset daha ortaya çıkabilir' diyerek onları ikna ettiği yönünde iddialar var, doğru mu?" sorusunu da Sayan, "Ben duymadım öyle bir şey, yani Önder Beyin ilk başkanlarına 'böyle bir kaset daha var', 'ortaya çıkacak' diye ikna etmesi... Duymadım, iftiranın bir anlamı yok" diye yanıtladı.

Sayan, Deniz Baykal'ın geri dönmesi için imza toplanıp, toplanmadığının sorulması üzerine de "Bütün imzalar Sayın Baykal için toplanmıştı, il başkanları ve delegelerden ama birden bire böyle yön değiştirdi, ama ben şahıs olarak dik durdum, dik durmaya da devam edeceğim" dedi.

Önder Sav ile ilgili bir soruya da Sayan, "Onu Sayın Baykal ve Önder Sav'a sormak lazım, çünkü ikisi 53 yıllık arkadaştırlar...

Daha önemli şeyler var, Genel Başkan Baykal evine giderken istifasını verdikten sonra biz MYK olarak 18-19 arkadaşımızın bir sözü vardı, kendi aramızda sözleştiğimiz bir nokta vardı. Ben bir genç kardeşleri olarak o sözümde hala duruyorsam, büyüklerimizin de o sözünde durmasını beklerdim. Keşke onu da açıklayabilsek, keşke MYK'daki konuşmaları da açıklayabilsek. O zaman herkesin nasıl durduğu, nasıl yön değiştirdiği apaçık ortaya çıkacaktır. Sayın Önder Sav'ın çok yetkili olduğu bir durumda bizim orada almış olduğumuz bir karar vardı, asıl beni ilgilendiren o dur. Hala o noktadayım. Keşke orada konuşulanları medya duyabilse. O zaman daha sağlıklı bir yorum yapmış olabiliriz" yanıtını verdi. haber10

İki CHP'li canlı yayında karşı karşıya!

Balçiçek Pamir'le Karşıt Görüş'te bu hafta CHP'nin geleceği masaya yatırıldı. Süheyl Batum, Mümtaz Soysal, Şahin Mengü ve Savcı Sayan'ın konuk olduğu programda iki CHP'linin tartışması dikkat çekti
20 Mayıs 2010

Baykal'ın istifasını açıkladığı basın toplantısında göz yaşlarını tutamayan CHP MYK Üyesi Savcı Sayan ile Baykal'ın uzun süre avukatlığını da yapan CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü karşı karşıya geldi.

İşte o tartışma

"ÖNDER BEY BİZİ UYUTTU"
İki CHP'liyi karşı karşıya getiren konu da Kılıçdaroğlu'nun adaylığı. Sayan, hâlâ Baykal'ın geri dönmesi gerektiğini savunurken Mengü, Kılıçdaroğlu'nu adaylığını açıkladığı ilk günden beri destekliyor. Kılıçdaroğlu'na desteğini açıklayan Genel Sekreter Önder Sav'ı Sayan, "Önder Bey bizi 10 gün uyuttu. Bizi saat 4'te toplayıp 'Biz genel başkanımızı geri getireceğiz' demeyecekti" sözleriyle eleştirdi. Mengü ise "Önder Bey sizinle hareket etmeye mecbur mu?" sözleriyle Sayan'a karşı çıktı.

Sayan'ın eleştirileri bununla da sınırlı değil. 53 yıl Baykal'la hareket eden Sav'ın bugün Baykal'la yollarını ayırmış olması da Sayan'ın tepkisini çeken bir başka konu. Sayan, Sav'ın çalışmadığından da şikayetçi. Kendilerinin il il gezdiğini ancak Sav'ın Ankara'dan ayrılmadığını öne süren Sayan'a Mengü, "Herkesin kendi görevi var. Sayın Sav günde 14 saat çalışıyor" şeklinde karşılık verdi.

KILIÇDAROĞLU RÜZGÂRI
Mengü, Kılıçdaroğlu'nun adaylığı için de şunları söyledi: "Kılıçdaroğlu'nun lehine bir rüzgar var. Aynı Ecevit'te olduğu gibi... Keşke Sayın Baykal böyle bir olayla gitmeseydi. Baykal, 'Ben bu işte yokum' demesine rağmen şu an taraf olmadığı bir yarışta yarıştırılmaya çalışılıyor"

Sayan, CHP'de eleştirilen parti içi demokrasi konusunda Kılıçdaroğlu'nun Baykal döneminden farklı bir tutum sergileyemeceğini öne sürdü.

HABERTURK.COM

Sokaktaki CHP'linin halini soran var mı?
Haşmet BABAOĞLU

Bizim ana akım medyanın siyasete ilgisi ahbap çavuş ilişkisidir!
Gerisi hikâyedir!
Siyaset konu olduğunda bizim medya sokağı unutur. Ta ki seçim günü akşamı tokadı yiyinceye kadar!
Yoksa "halk" dedikleri kendi okur kitleleri ve patronun, yöneticilerin, yazarların yaşadıkları mahallelerin genel atmosferidir.
Dikkat edin, göreceksiniz...
Çok partili demokratik hayata geçişimizden beri siyasetin her kesimi sandıktan ders aldı, ders çıkardı, bir tek medya buna direniyor.
Nedir o ders?
Siyasetçiler ve partiler var. Var ama bir de seçmen var! Yani siyasetin "aktörleri" olduğu gibi bir de sürekli "seyirci" olarak kalmayan; oyunu zorlayan, değiştiren, belirleyen bir sosyolojik zemin var!
***

Şimdi CHP için de aynı şey oluyor!
CHP'ye oy veren kitlelerin günlerdir neler yaşadığını iki satır olsun değerlendirmeye almıyor medya!
Medyanın birdenbire ortaya çıkan koyu CHP'lilerine göre Kılıçdaroğlu'nun aday olmasıyla her şey hale yola koyuldu.
Delegeler şöyleymiş, il başkanları böyleymiş, MYK'da şöyle olmuş, "Kılıçdaroğlu'na Gandi demek yakışırmış" falan...
Hepsi yazılıyor, sabahlara kadar tartışılıyor da...
Sade CHP'liye ne oldu, soran var mı?
CHP'li falan olmayan; sokaktaki insanın ideolojisini gözlemleyip analiz etmekten öte siyasete epeydir bir yakınlık duymayan ben söyleyeyim mi?..
Deniz Gezmiş'le Deniz Baykal'ı yan yana getirecek aymazlıktaki "bindirilmiş kıtaları" bir yana bırakın! Ama gerçek şu...
Sokaktaki CHP'liler şoktalar!
***

Kaset komplosundan başlamadı bu şok hali! Hayır!
Baykal'ın Pensilvanya mesajıyla başladı.
Hafiften sıkılsalar bile Baykal'a hep bağlı kalan; hoşlarına gitmeyen her gelişmeyi "cemaat"e bağlayan; kabul günlerinde bile "Sarıgül'ün arkasında F-tipi destek varmış" dedikodusu yapanlar bir anda dağıldılar.
Kılıçdaroğlu'nun çıkışı bu "dağılma"yı sona erdirdi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
O günden beri de bu ruh hali yeni darbelerin etkisiyle derinleşiyor. İzmir'e bakalım!
Hani demokrasi tarihimiz boyunca "liberal merkez"in kalesi gibi görünen ama sekiz yıldır nerdeyse tümüyle CHP'lileşen İzmir'e ve İzmirlilere bakalım...
CHP bunalımdan kendini kurtardı ama acaba İzmir kurtarabilir mi?
Kafalarında kurup yıllar içinde pekiştirdikleri ve içinde güvenli hissettikleri "Türkiye, siyaset ve CHP" üzerine analizleri bir anda paramparça oldu.
Kendilerini hiç iyi hissetmiyorlar! Ama bu gerçek Gandi Kemalci medyanın umurunda değil!
Anlatacak daha çok şey var ama bu yazıdaki son sözüm şu olsun...
Eğer ortanın solundaki seçmen için yeni bir dünya kurulacaksa, o dünya sokakta, evde, işte, hayatın içinde kurulacak! Bundan adım gibi eminim.

20 Mayıs 2010 Sabah

20 Mayıs 2010 15:01
Avukatları Çürüten Açıklama
Adli Bilimler uzmanı Prof. Dr Sevil Atasoy'un açıklamaları Baykal'ın avukatlarının yaptığı basın toplantısını resmen çürüttü.

Baykal'ın olduğu iddia edilen seks kasedi görüntüleri hakkında bilirkişlerin ve avukatların yaptığı açıklamları değerlendiren Adli Bilimler Uzmanı Prof:Dr. Sevil Atasoy "Konunun ne olduğu beni hiç ilgilendirmiyor. Ben işin teknik boyutuna bilimle alakalı kısmına bakarım ve bütün olayları bu şekilde değerlendiririm. Bu açıdan olaya bakıldığı zaman her türlü datanın ancak orjinalinin üzerinde inceleme yapılabileceğini söylemek isterim. Bunun dışındaki bir görüntü üzerindeki inceleme delil teşkil etmez. Bunun aslının mutlaka görülmesi gerekir. Aslı üzerinde inceleme yapılmayan hiç bir görüntü kayıt ses ve imzanın hakkında kesin hüküm verilemez. El yazısının incelenmesinde o tarihe yakın örnekler topluyorsak, bu örnekler elinizde yok ise karşılaştırılma yapılamaz kesin kanaat verilemez. işte bu görüntülerin de yakın zaman görüntülerle karşılaştırılması gerekiyor. Burada da neyle neyin karşılaştırıldığını söylemek mümkün değil" dedi.

Prof. Dr. Atasoy " Görüntüler uzmanların söylediği gibi de çıkabilir ya da çıkmayabilir. Bunu bilemem.Ben bahse konu görüntüler hakkında bir açıklamada bulunmuyorum. Benim için esas olan bilimdir ve bu doğrultuda yapılması gereken görüntülerin aslının incelenmesidir" şeklinde konuştu.

Atasoy'un; "Bunun gerçek ya da sahte olduğunu söyleyebilmenin tek yolu bunun aslının incelenmesidir. Aslı olmadan bu sahtedir ya da gerçektir demenin imkanı yoktur" şeklindeki tespiti Baykal'ın avukatları ve Ulusal Kriminal Büro uzmanının iddialarını çürütmüş oldu.

Kaynak: sonsayfa.com

21 Mayıs 2010
BAYTOK HERŞEYİ ANLATIYOR
Ortaya çıkan bu ses kaydı eğer doğruysa, Baykal-Baytok ikilisinin yatak odası görüntülerinin bizzat Baytok çifti tarafından teyit edildiği ortaya çıkaracak...

Deniz Baykal'a ait olduğu iddia edilen seks görüntüleriyle ilgili dün Ulusal Kriminal Büro'nun yaptığı açıklamanın ardından, karşı hamle dün gece geldi. Dosya paylaşım sitelerine düşen bir ses kaydında bir erkek ve kadın kayıt hakkında yorumda bulunuyor. Erkeğin Can Baytok, bayanın ise Nesrin Baytok olduğu iddia ediliyor. Konuşmalar eğer gerçekse, buradan, Baykal-Baytok ikilisinin yatak odası görüntülerinin bizzat Baytok çifti tarafından teyit edildiği anlaşılıyor.

BÜTÜN MANZARAYI ÇEKMİŞLER
Görüntüler üzerinde yorumlarda bulunan erkek, görüntülerin nasıl çekildiği ve sızdırıldığı üzerine kafa yorarken şu cümleler dikkat çekiyor, “Diyorum sana insanlar inanmak istemeyecek ama görüntüler o kadar güzel ve açık ki. Arkası dönük bir adam, arkası dönük bir kadın çekiliyor. Yapacak bir şey yok. Yanı açık konuşuyorum. Bütün manzarayı çekmişler.”

BAYTOK ÇİFTİ İDDİASI
Bu sözleri sarf edenin Nesrin Baytok'un eşi Can Baytok olduğu iddia ediliyor. Konuşmalarda geçen bayan sesinin sahibinin ise Nesrin Baytok olduğu ileri sürülüyor.

"ORJİNAL GÖRÜNTÜDEN BİR KESİT"
Dün yapılan ‘görüntüler montaj' açıklamasının ardından ortaya atılan bu ses kaydı, karşı atak olarak değerlendirilirken, uzmanların dile getirdiği ‘görüntülerin orijinali incelenmeden kaset üzerinde yorum yapılamaz' savına karşılık mailde görüntülerin orijinal halinin bulunduğu bir dosya paylaşım sitesinin linki de yer alıyor.

BU SEFER FARKLI BİR SİTE ÜZERİNDEN

motionbox.com adlı sitede yayınlanan ses kaydının linkinin ve deşifresinin yer aldığı maili gönderen adres ise şöyle: deniz_deniz@europe.com

Bu şok iddialar içeren ses kaydıyla ilgili haber haber7'de şu şekilde yayına konuldu:

İŞTE KAYITTTAKİ KONUŞMALAR
Erkek : bir anlamda ben olanları unutuyorum. Şunu anlamaya çalışıyorum. Kardeşim! Kısa mesafe, kısa zaman, küçük bir şey koyarsın çıkarsın. Ne zaman geldi, ne zaman gitti??? !!! Ne zaman topladığını tahmin edebiliyoruz.
-Şimdi ne zaman topladığını tahmin edebiliyoruz, tamam mı?
-Yani Cuma günü çekimi yaptı, işi bitti. Ondan sonra pil bitse de olur, ama ben görmeden biz görmeden alması lazım.
-Alamadığını görüyorum, bunu alamadığını görüyorum.
-Ne zaman koydu peki, çünkü; bizim göremeyeceğimiz kadar portatif bir şeyin pili küçücüktür. Yarım gündür, bir gündür, 3 saattir, 5 saattir. Hemen önce koydu, ne zaman koyduğu için...
Uğraşıyorum, düşünüyorum, taşınıyorum ne zaman diye, ya uzun süre uzun süre olması lazım.
-Çekim, gelen açı, dikkatli bakıyorum...
-Profesyonel, çok profesyonel. Belki bu cihazların kaynağını bulup bunu kamuoyuna ne bileyım basına şuna buna açıklamadan çok, kimmiş? Daha sonra başka bir şekilde bunları biz de bir gün belki başka bir şekilde buldurturuz.
-Diyorum sana insanlar inanmak istemeyecek ama görüntüler o kadar güzel ve açık ki. Arkası dönük bir adam, arkası dönük bir kadın çekiliyor. Yapacak bir şey yok. Yanı açık konuşuyorum. Bütün manzarayı çekmişler.
-Üstüne çıkmışsın bir an.

Kadın : O bir hareketti yani!
Erkek : -Tamam bir şey demiyorum da açı şu..
-Kesinlikle sırt, arka, yüz, kafa çıkmış mıdır?
Kadın : Muhakkak !
O kadar çıkmıştır. Bir ara otururken bile yandan görünüyorum. Şimdi yani bize yalanlamaya yer bırakmayacak kadar Beniz beyi de beni de.
Erkek : -Gerçi ses kaydı yok. Ses kaydı yok. Ses olsaydı kötü olurdu.

Kaynak: Habervaktim

21 Mayıs 2010 08:51
BAYKAL'A KOMPLO PARTİ İÇİNDEN
Baykal'ın siyasi hayatının son bulmasına neden olan kasetin partideki muhalifleri tarafından sızdırıldığı artık gün gibi ortada...

Baykal'ın siyasi hayatının son bulmasına neden olan kasetin partideki muhalifleri tarafından sızdırıldığı öne sürülüyor. Gizli kamera kayıtlarının içeriden birileri tarafından çekildiğini düşünen milletvekilleri aralarındaki çürük halkayı bulmaya çalışıyor.

CHP'nin eski lideri Deniz Baykal'ın siyasi hayatının son bulmasına neden olan kasetin partideki muhalifleri tarafından sızdırıldığı öne sürülüyor. Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın desteği ile genel başkanlığa adaylığını açıklaması ile gizli görüntülerin kaynağının hükümet olduğunu düşünen Baykal ve ona yakın isimler komplocuyu partide aramaya başladı. Baykal'ın istifa ettiği pazartesi günkü açıklamasında komplonun kaynağı olarak gösterdiği AK Parti hükümetinin yerini şimdi partideki muhalifler aldı. Yıllardan beri Baykal'a gizli veya açıktan muhalefet eden isimlerin Kemal Kılıçdaroğlu'na destek vermesi ve etrafında halkalanması Baykal ve ekibi tarafından yakından takip ediliyor.
İÇERİDEN SIZDIRILDI

Başbakan Erdoğan'ın gizli görüntüleri çeken ve servis edeni bulup ortaya çıkarmasını bekleyen milletvekilleri, suçluyu uzakta değil, partinin içinde arıyor. Bir milletvekili yaşadıkları şüpheyi "Keşke görüntüleri servis eden AK Parti çıksa da rahatlasak" sözleri ile dile getirirken, şüpheli listesinin başında yıllardır Baykal'a yakın olan ve anında yanından ayrılan ve muhaliflerin safına geçen isimlere yöneltiyor. İsminin yazılmaması kaydıyla konuşan CHP'li bir milletvekili ise "Kimsenin günahını da almak istemeyiz ama komployu yapanların kim olduğu belli oluyor" dedi.

İPLER KOPTU

Baykal'ın Kılıçdaroğlu'nun ismine ve adaylığına hiçbir şekilde itirazı bulunmadığı yaptığı açıklamalarla ortaya çıkarken, adaylığını ilan ederken yapılan "arsızlık"lar kırgınlığa dönüştü. "Kılıçdaroğlu'nun adaylığı benden gizlendi. Saklayarak kaçırarak bu iş yapıldı" diyen Baykal, partinin başına geçmesi kuvvetle muhtemel olan Kılıçdaroğlu'nun yakın çalışma ekibinin yıllardır kendisine karşı olanlardan oluşmasına da dikkat çekiyor.

KAYNAK ARAŞTIRILIYOR

Edinilen bilgilere göre Baykal, Ulusal Kriminal Büro tarafından kasetin montaj olduğuna dair verilen raporun yanısıra görüntülerin kaynağının araştırılması için bir grup kurdurdu. Görüntüleri servis edenlerle hesaplaşmak için kaynak araştırmasını savcılığın yanısıra yapan grup, bilgi ve belge derliyor. Deniz Baykal, Ulusal Kriminal Büro'nun görüntülerin montaj olduğu yönündeki raporunun ardından yazılı bir açıklama yaparak adaylığının söz konusu olmadığını bildirdi. Baykal, gazetecilerin "Bu açıklamalardan sonra aday olacak mısınız" sorusuna "Bu noktada aday olmam gibi bir şey sözkonusu değildir" dedi.

GÜRSEL TEKİN DIŞLANIYOR

CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'in Kılıçdaroğlu'nun yanında yer alan isimler tarafından dışlandığı öğrenildi. Yerel seçimlerde Kılıçdaroğlu ile birlikte seçim çalışması yapan ve oyların artmasında büyük emeği bulunan Gürsel Tekin'in Topuz, Sav ve Koç üçlüsü tarafından dışlanması dikkat çekti. aktifhaber

21 Mayıs 2010
SAV'IN ÇARK ETMESİNİN PERDE ARKASI
Baykal'ın istifasının ardından MYK'yı toplayarak "Genel Başkanımızı getirmek hepimizin namus borcudur" diyen Önder Sav, birden neden "U" dönüşü yaptı?..

CHP'de, adaylık tartışmasının yanı sıra Genel Sekreter Önder Sav'ın takındığı tavır da sorgulanıyor. Baykal'ın istifasından sonra "Kimse avucunu ovuşturmasın." diyen Sav'ın, Kılıçdaroğlu'na verdiği büyük destek özellikle Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyelerini şaşırttı.

Alınan bilgilere göre, istifanın hemen ardından MYK'yı toplayan Sav, Baykal'ın yeniden partinin başına gelmesi gerektiğini vurgulayarak, "Genel Başkan'ımızı yeniden göreve getirmeliyiz. Bu, hepimizin namus ve şeref borcudur. Mesaj alınmıştır, bununla ilgili çalışma başlatalım." ifadesini kullandı.

CHP'de kurultay öncesi hazırlıklar büyük oranda tamamlanırken, Deniz Baykal'ın istifası sonrasında Genel Sekreter Önder Sav'ın takındığı tavır tartışılmaya devam ediyor. Sav, Baykal'ın istifasının ardından yaptığı açıklamada "Kimse avucunu ovuşturmasın." diyerek aday olmak isteyenlerin heveslenmemesini istemişti. İstifanın hemen ardından MYK'yı toplayan Önder Sav'ın Baykal'ın yeniden partinin başına gelmesi gerektiğini vurgulayarak, "Genel Başkan'ımızı yeniden göreve getirmeliyiz. Bu hepimizin namus ve şeref borcudur. Mesaj alınmıştır, bununla ilgili çalışma başlatalım." dediği de öğrenildi. Bu talimat üzerine çalışma başlatan MYK üyeleri, ilk etapta 81 il başkanı ve yüzlerce delegeden 'Baykal geri dönsün' talebi içeren imza topladı. Faks yoluyla genel merkeze iletilen imzalar, salı günü yapılan il başkanları toplantısı öncesinde Baykal'a sunulacaktı. Ancak Sav'ın, bu toplantının bir gün öncesinde Kılıçdaroğlu'nu desteklemesi, MYK üyelerini şoke etti. Üyeler, Kılıçdaroğlu'nun adaylığının açıklanmasından sonra yapılan toplantıda Sav'a eski sözlerini hatırlatarak yüklendi.

Baykal'a yakın kaynaklar, il başkanlarının tamamına yakınının Kılıçdaroğ-lu'ndan yana tavır takınmasında da Önder Sav'ın yönlendirmesinin etkili olduğu görüşünde. İddialara göre Sav, Kılıçdaroğlu'nun adaylığında karar kıldıktan sonra il başkanlarıyla dar kapsamlı toplantılar yaparak "Kasetin ikincisi de çıkabilir." dedi ve Baykal'ın dönmesinin partiyi daha da zora sokacağı iddiasıyla onları ikna etti. Öte yandan Baykal, önceki gün kendisine yakın vekillere yaptığı değerlendirmede Sav'ın kendisine ihanet ettiğini belirterek, "Önder, '53 yıllık dostuydum' diyor. Bırak 53 yılı, 1 yıllık dostun bile yapacağı iş değildi. Ben senin nelerini kapattım, seni korumak için neler yapmadım?" ifadelerini kullandı. Baykal'ın kastettiği olaylardan biri Sav'ın 2008 yılında Hazreti Muhammed'e (sas) yönelik hakaret içerikli ifadeleriydi. Sav, kamuoyundan gelen büyük tepkiler karşısında bile özür dilememişti. Baykal, bu konularda hassas olmasına rağmen genel sekreterini korumuştu. Sav, cep telefonunu açık bırakması sonucu bir eski valiyle konuşmalarının medyaya yansıması üzerine de CHP'yi zor durumda bıraktı. Baykal, Sav'ın iddiaları doğrultusunda hükümeti sert ifadelerle suçladı. Gerçeğin ortaya çıkması üzerine de Sav'a yönelik hiçbir işlem yapmadı. aktifhaber

BU İKİ İSİM CHP'Yİ KARIŞTIRIR

21.05.2010
CHP'de genel başkanlık sorunu ortadan kalktı.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkan olmasına kesin gözüyle bakılıyor.
Gözler, kulaklar 80 kişilik Parti Meclisi seçimiyle ilgili.
Ankara'nın hemen her köşesinde Parti Meclisi'ne kimlerin girebileceği konuşuluyor. Herkes lobi yapıyor.
Kılıçdaroğlu bu konuda hiçbir ipucu vermiyor.
Evet, herkes yenileneceği iddia edilen CHP'nin Parti Meclisi'ne kimlerin gireceğini merak ediyor.
Herkes bazı isimler üzerinde duruyor.
Bunlardan ikisi CHP'yi karıştıracak gibi görünüyor.
Her iki isim de diplomat:
-Uğur Ziyal
-Nabi Şensoy
Diyeceksiniz ki "her ikisi de Dışişlerinin yetişmiş en iyi diplomatları, neden CHP'yi karıştırsın?"
Her iki diplomatı birleştiren en önemli özellik; her ikisinin de Washington nezdinde en güvenilir Türk diplomatları olması.
Ziyal ve Şensoy'un nelerde görev yaptığı ve bu güvenirliği nasıl sağladıkları konusuna girmeyeceğiz.
Odatv'nin nitelikli okurları bunu bilmektedir diye düşünüyoruz.
Şimdi gelelim bu iki diplomatın CHP'yi nasıl karıştıracağı meselesine...
Bunun iki nedeni var.
Birincisi; CHP'nin yeni genel başkanı ve yönetimiyle nasıl bir dış politika takip edeceği konusudur.
Washington nezdinde en güvenilir iki diplomatı CHP'ye transfer ederek mi, anti-emperyalist, bağımsızlıkçı bir siyaset takip edeceklerdir?
İkincisi; Baykal'a kaset komplosunu düzenleyenlerle Ergenekon, Kafes, Balyoz "operasyonlarını" yapanların aynı olduğunun tartışıldığı bir havada bu iki diplomatın CHP'ye getirilmesini nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Uzatmayalım.
Odatv.com sadece kulislerdeki haberleri okuyucularına aktarıyor.
Bu arada...
Her iki diplomatın, CHP'ye üye olmadıkları için PM'ye aday olamayacağı biliniyor.
Mesele bu değildir.
Bürokratik işlemler halledilir.
Önemli olan bu iki ismin telaffuz edilmesidir.
"Birileri" CHP'ye el atmıştır.
Onur Öymen’in tasfiye edilip yerine Ziyal ve Şensoy’un getirilmek istenmesi manidardır.
CHP'lilerin bu oyuna gelip gelmeyeceğini zaman gösterecek...

Odatv.com

Medya'nın Unutulmaz katkılarıyla Kılıçdaroğlu Genel Başkan



22 Mayıs 2010 CHP 33. Olağan Kurultayı'nda genel başkanlık seçimi için oy verme işleminin ardından oy sayım işlemi de tamamlandı.. Genel Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu 1189 oyla partinin yeni genel başkanı oldu..
http://img-haber7.mncdn.net/haber/haber7/photos/2010/218520100522063202347.jpg
KILIÇDAROĞLU GENEL BAŞKAN

CHP 33. Olağan Kurultayı'nda İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığına seçildi.

Kılıçdaroğlu, Atatürk Spor Salonu'nda yapılan kurultayda, geçerli bin 189 oyun tamamını alarak, CHP'nin 7. Genel Başkanı oldu.

Kurultayda, 8 oy da geçersiz sayıldı.

ÖZGEÇMİŞİ

Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık 1948'de Tunceli Nazimiye'de doğdu. Ekonomist ve Maliyeci olan Kılıçdaroğlu, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ni bitirdi. Kılıçdaroğlu, Maliye Bakanlığı'nda Hesap Uzmanı, Gelirler Genel Müdürlüğü Daire Başkanı ve Genel Müdür Yardımcısı, Bağ-Kur Genel Müdürü, SSK Genel Müdürü olarak görev yaptı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevini de yürüten Kılıçdaroğlu, Hacettepe Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi olarak ders verdi.

İş Bankası Yönetim Kurulu Üyeliği de yapan Kılıçdaroğlu'nun, değişik gazete ve dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesinin yanı sıra ayrıca üç kitabı var. Ekonomik Trend Dergisi'nce verilen ''Yılın Bürokratı'' ödülününe de sahip olan Kılıçdaroğlu, evli ve 3 çocuk babası.

Kılıçdaroğlu'nun metni Tekin'i şoke etti
22 Mayıs 2010

Siyaset41 yorum18,938 okunmaAAAAAABu haberi yazdırFavorilerine Ekle Kemal Kılıçdaroğlu'nun direk Başbakan Erdoğan'ı hedef alan kurultay konuşması en yakınındaki isim olan Gürsel Tekin'i şoke etti. Ekip olarak hazırlanan metne operasyon yapıldığını söyleyen Tekin'in sözleri şöyle:


Ersin Çelik'in haberi

CHP Kurultayını takip eden Star Gazetesi yazarı Elif Çakır, kurultay esnasında Radisson Otel’de yemek yerken yanına gelen CHP istanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’le görüştüğünü ve Tekin’in, Genel Başkan seçilen Kemal Kılıçdaroğlu’na, polemik içermeyen, iktidara muhalefet etmeyen bir konuşma metni hazırladıklarını ama bunun gece yarısı operasyonuyla değiştirildiğini söylediğini kaydetti.

"METİNDEN HABERİM YOK"

Kurultay esnasında 24 TV’ye telefonla bağlanan Elif Çakır, Gürsel Tekin’in “CHP olarak bizim bu halka ne yapacağımızı anlatmamız gerekiyor. Şu anda bütün Türkiye bizi izliyor. Genel başkan olarak CHP’deki değişimi anlatması gerekiyordu.” dediğini ve Kılıçdaroğlu’nun Kurultayda yaptığı konuşma metninden haberi olmadığını kaydettiğini aktardı.

"MEDYA YANLIŞ YÖNLENDİRİYOR"

Tekin’in Kılıçdaroğlu’nun yaptığı konuşmadan kesinlikle memnun olmadığını belirterek, “Biz böyle bir konuşma beklemiyorduk. Kesinlikle polemik ve iktidara muhalefet olmayacaktı. İstediğimiz ve ekip olarak hazırladığımız metin tamamen CHP’deki değişimi, yeni vizyonunu anlatan bir metindi. Ben de ilk defa şimdi dinliyorum.” dediğini ifade eden Çakır, CHP İstanbul İl Başkanı Tekin’in “Medya Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanlış yönlendiriyor” serzenişinde bulunduğunu da ifade etti.

TÜRENÇ AYAKTA ALKIŞLADI

Kurultay salonundan izlenimler de aktaran Elif Çakır, Kemal Kılıçdaroğlu salona girerken Hürriyet Gazetesi’nin haber müdürü ve yazarı Tufan Türenç’in ayağa kalkarak Kılıçdaroğlu’nu uzun süre alkışladığını da söyledi.

Haber 7

25 Mayıs 2010
HalkTV: Zina Boşanma Sebebidir

Düne kadar Baykal'ın yanında yer alan ve yayınlarında Baykal'ın tüm konuşmaları veren Halk TV, şimdilerde sadece Kılıçdaroğlu haberleri veren CHP endeksli kanal haline geldi.

Sav kasetin devamı gelir diyerek Baykal'ın siyasete dönüşünün önünü tıkarken Halk TV'de zina konusunu bir programında gündeme getirdi. "Cumhuriyet Kadınları" isimli programda zinanın boşanma nedeni olduğu belirtilerek Olcay Hanıma üstü kapalı göndermelerde bulunuldu.

TV haber101


En son Ekim tarafından Sal May 25, 2010 9:41 pm tarihinde değiştirildi, toplam 6 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cum May 21, 2010 6:13 pm    Mesaj konusu: AHLÂK, HUKUK, SİYASET VE BAYKAL-2- Alıntıyla Cevap Gönder

AHLÂK, HUKUK, SİYASET VE BAYKAL-2-

Alihaydar Can

“Kedi fareyi tutarken arslan gibidir ama kaplanla karşılaşınca fareye döner.”
Şeyh Sadi




Henüz olayın dumanları tüterken kaleme aldığımız yazının birinci bölümünde hadisenin köpürtülen magazin ve küçük siyasî hesaplar tarafına hiç bakmadan doğrudan doğruya ahlâkî temelden yola çıkarak yorum yapmayı tercih ettik...

İyiki öyle yapmışız...

Yoksa gündem, işin köpürtülen magazin ve küçük siyasî hesaplar yanıyla meşgul edilip işin bir facia olan “ahklâkî” yanı gürültüye getirilecekti...

RTE=AKP bile, bizim yazıdan kaç gün sonra uyanıp, “üzüldük müzüldük” gibi timsah gözyaşı dökmekten kurtuldu da adam gibi konuşmaya başladı...

***

Yine aynı çizgide olayı yorumlamaya devam edelim...

Bu olayda tek ahlâksızlık evli bir adamla, evli bir kadının zina etmesi değildir...

Bu hadisenin bir yönü...

Hadise içiçe/zincirleme ahlâksızlıklardan oluşuyor...

Hadiseden sonra medyaya dökülenlerden öğrendiğimize göre...

Bu iş Baykal’ın dediği gibi “Bir haftalık” bir mevzu değil...

Zülfü Livanelli “Kasetin 8 yıllık” olduğunu söylüyor (3)...

Yine CHP çevrelerinden medyaya sızan/sızdırılan bilgilere göre CHP’de bu “iş”den haberdar olmayan kimse yok gibi...

Kadın, Kitap pazarlamacısı olarak girdiği CHP binasında sadece kitap satmakla kalmıyor... Hemen bir sekreterlik işi ayarlıyor... Ardından Baykal’ın özel kadem müdireliği gibi çok stratejik bir makama yükseliyor... Orada ali kıran başkesen kesiliyor ve onun istemediği hiçbir partili Baykal’la görüşemez hale geliyor...

“Ben milletvekili olmak istiyorum” diye tutturunca Baykal, Sav’a “Nesrin’i seçilebilecek bir yerden listeye koy” emri veriyor. Yıllarını partiye vermiş o kadar kıdemli üye, aday adayı bile olamazken; Önder Sav Mersin’den seçilebilecek bir yer ayarlıyor... Baytok “Hayır” diyor, “Ben Ankara’dan aday olmak istiyorum”... Sav herhalde içinden koca bir “ohaaa” çektikten sonra Baykal’a "Ankara’nın mümkün olmayacağını” anlatmaya çalışıyor... Ama nafile...

Baykal “Nesrin’i Ankara’dan seçilebilecek yere koy, gerisine karışmayacağım Ankara listelerini sen hazırla” diyor...

Bunları magazincilik yapmak için anlatmıyorum...

Bunlar zaten o amaçla yazıldı çizildi anlatıldı...

Göstermek istediğim şey burada ahlâka aykırı olan tek fiilin “zina” olmadığı...

Başka ne mi var?

Sevilay Yükselir çok açık anlatıyor:

[(..)Pekiiii... Bunun yanı sıra, "Bu skandal, CHP'de yıllardır siyaset yapan ancak rozet taşımaktan, pankart sallamaktan, slogan attırılıp meydanlarda yürütülmekten başka bir iş yaptırılmayan CHP'nin onurlu, şerefli, haysiyetli kadınlarının hakkının yendiğini gün gibi ortaya çıkarmıştır!" tartışmasını yaptık mı, yapmadık mı?
Dahası, "Baytok milletvekili olmadan evvel, burnundan kıl aldırmayan, yeri geldiğinde asan, kesen, her seçim öncesi aday adaylarının Baykal ile görüşme taleplerinde kendi önceliklerini ortaya koyan, gözüne kestirdiğini isterse milletvekili, isterse belediye başkanı adayı yaptıran ve hatta Baykal'ın hangi partili ile ilişkiye gireceğine, hangisini seveceğine, sevmeyeceğine karar veren, canını sıkanın ipini çektiren, onu ciddiye almayan adamın anasını belleyen, burnundan fitil fitil getiren, özel kalem müdiresi olmaktan çok Genel Başkan'ın ruh ikizi gibi davranan Nesrin Baytok çok siyasinin ahını almıştır. Çok can yakmıştır geçmişte. Acaba bütün bu yaşadıkları ilahi adaletin bir tecellisi midir?" diyerek sorgulamadık mı kendi aramızda?
Allah aşkınıza doğruyu söyleyin. Zamanında, kocası Can Baytok'un Odesa adlı bilişim şirketine aralarında Şişli'nin de olduğu CHP'li belediyelerden verilen milyon dolarlık ihaleleri öğrenince öfkelenmedik mi?
Baykal ve Baytok arasındaki yasak ilişkiye dair dedikodularımız kulisleri çalkalamadı mı?
Onu 2007 seçimlerinde milletin vekili olarak Meclis'e taşıdığında, "Ohaaaa! Bu kadarı da fazla! Millet yıllarca çalışıp didinsin bu parti için bir halt olamasın. Baytok ise Baykal'la kurduğu özel ilişki sayesinde tereyağından kıl çeker gibi Meclis'te koltuk kapsın! Olmaz böyle rezalet! Olmaz böyle adaletsizlik!" diyerek isyan etmedik mi?
Sevgili CHP'liler. Kaçınız, "Baykal'a kendini kabul ettirmenin yolu Nesrin'den geçer" deyip, genel merkeze gidince ilk onun kapısını çalmadınız? El etek önünde durup, "Nesrin Hanım bugün yine çok güzelsiniz! Harikasınız! Memleketten size bal, tereyağı, kayısı kurusu, tarla domatesi, kendi üretimimiz olan ayakkabılardan getirdim" demediniz? Onun gazabına uğrayıp, "siyasi hayatım kararmasın" düşüncesiyle kaçınız Baytok'un odasına girerken besmele çekmediniz?
Ayrıca birçok defalar, birçoğunuz kendinizi yerden yere atıp, "Bu kadın eni sonu Genel Başkanımızın başını yiyecek! Bir an evvel genel merkezden uzaklaştırılmalı!" demediniz mi birbirinize? Şimdi ne oldu peki?
Hakikaten dediğiniz oldu! Nesrin, Erdal İnönü, Aydın Güven Gürkan, İsmail Cem, Ertuğrul Günay, Hikmet Çetin, Erol Tuncer, Hasan Fehmi Güneş, Bedri Baykam, Mehmet Moğultay, Erol Çevikce, Tarhan Erdem, Murat Karayalçın, Gürbüz Çapan, Mustafa Sarıgül, Adnan Keskin, Seyfi Oktay, Celal Doğan, Onur Kumbaracıbaşı, Hurşit Güneş ve Ercan Karakaş gibi kurt siyasetçilerin bile yıllarca uğraşıp, didinip yiyemedikleri genel başkanınızı topu topu 5 dakikalık bir filmle yedi! Ve bitirdi! Hepinize geçmiş olsun...]
(4)

Yukarıda kısaca değindiğimiz ama günlerdir medyanın her türlüsünde binbir çeşidini okuduğunuz, izlediğiniz, dinlediğiniz ayrıntılara bakıldığında...

Bu zinanın kadın tarafının siyasette füze hızıyla yükselişine dair ipuçları vermiyor mu?

Bu nedir?

Buna “Bedenini rüşvet olarak ikram etmek/rüşvet olarak almak” olarak niteliyor Açık İstihbarat yorumcusu: “Bir siyasi liderle, o siyasi liderin verdiği kararla milletvekili olan bir kadının arasındaki cinsel ilişkinin görüntüleri seks değil, rüşvet görüntüleridir.Baykal'ı bir odada rüşvet alırken gösteren bir görüntü olsaydı nasıl buna"özel parasal hayatı" kılıfı takılamayacaksa; rüşvetin tenle ödenen versiyonuna da "özel cinsel hayatı" bahanesi uydurulamazdı.” (5)

Haksız mı?

Rüşveti veren de... Alan da...

Bu rüşvet her ne olursa olsun yerleşik ahlâk ve hukuk kurallarını ihlal etmiş olmuyor mu?

Hadi rüşveti veren kendi “bedeni”nden verdi...

Peki bu rüşveti alan karşılığında ne verdi?

Partinin statejik bir makamı olan özel kalem müdüreliğinden sonra Ankara Milletvekilliği...
Biri partinin öbürü partililerin kesesinden...

Rüşvet almak bir ahlâksızlık mı?
Evet...
Perki aldığın rüşvetin karşılığını bari kendi cebinden ödesen?
Yok...
Partinin ve partililerin kesesinden ödüyorsun...

Bu nedir?

"Bu skandal, CHP'de yıllardır siyaset yapan ancak rozet taşımaktan, pankart sallamaktan, slogan attırılıp meydanlarda yürütülmekten başka bir iş yaptırılmayan CHP'nin onurlu, şerefli, haysiyetli kadınlarının hakkının yendiğini gün gibi ortaya çıkarmıştır!" diyor ya Sevilay yükselir...

Haksız mı?

Haklıysa...

“CHP'nin onurlu, şerefli, haysiyetli kadınlarının hakkının yendi” ise...

Bu hak yenmesi olayı zinadan ayrı bir haksızlık/ahlâksızlık değil mi?

Bu Zinanın birinci dereceden mağdurları olan eşlerin, çocukların, torunların, ailelerin, hısım ve akrabaların yaşadıkları acılar, üzüntüler nasıl telefi edilecek?

Buna bakan bile yok...

Varsa yoksa CHP genel başkanlık koltuğuna kim oturacak?

Baykal geri dönsün diyenlerle, Kılıçdaroğlu gelsin diyenler boğazboğaza dövüşüyor...

CHP’nin ahlâkî bir problematiği asla yok...

“Kaseti o mu sızdırdı bu mu sızdırdı?” kısır döngüsündre tartışılıyor her şey...

Halbuki basında yazılanlardan görüyoruz ki bu kasetin içeriğinden neredeyse bütün CHP yöneticileri ve delegeleri haberdar...

Öyle ki 32 dakikalık bir kaset olduğunu bile biliyorlar...

Yani kaset ortaya çıkmasaydı, içeriği/muhtevası “no problem”...

İşte anlatmaya çalıştığımız şey bu...

Zinadan da, rüşvetten de, bir kötülüğe siyasi ikbal veya rant için katlanmaktan da beter olan şey bu: Ahlâkın ferdi ve toplumsal/içtimaî hayatın olmazsa olamaz/temel unsuru oluşundan bile habersiz olan insanların bu ülkenin yönetiminde 86 yıl boyunca iktidar veya muhalefet olarak söz sahibi olmaları....

Ahlâk bizi insan yapan... Bizi hayvanlardan, bitkilerden ve cansız objelerden ayıran en önemli unsur...

Ferdî ve içtimaî/toplumsal hayatın temeli/yapıtaşı...

Onsuz ne insan olur, ne toplum ne de devlet ne de “insanca hakça bir düzen”...

O olmazsa pis bir oportünizm/fırsatçılık kalır ortada ki, bununla kurulsa kurulsa bugünkü gibi bir “kapkaç düzeni” kurulur...

Bu yüzdende en azından Hıristiyan ahlâkının genel kabul gördüğü ABD’de aynı türde bir skandal ortaya çıktığında bakın ne oluyor:

[ABD Kongresi Indiana eyaleti milletvekili Mark Souder, 18 mayısta kendi sekreteriyle ilişkisi olduğuna dair seks kaseti ortaya çıktı. Mark Souder, gelen tepkiler üzerine yaptığı basın toplantısında, "30 yıllık eşimi aldattım, Amerika halkını aldattım. 20 Mayısta (bugün) milletvekillikten istifa edeceğim"dedi.
Souder, açıklamalarında ilişki içinde olduğu kişinin adını ve detaylarını vermedi. Eşinin ve ailesinin kendisiyle birlikte basın mensuplarının karşısına çıkmak istediğini söyleyen Souder, ancak hatanın kendisinde olduğu ve bu sorumluluğu tek başına taşımak istediği için basının karşısına yalnız çıktığını söyledi. Souder, "Sevdiklerimi incittiğim için çok utanıyorum. Birçok dostumu ve benim için çalışan insanları hayal kırıklığına uğrattığım için çok üzgünüm" dedi. Souder'in ilişki içinde bulunduğu kişinin ise Tracy Jackson olduğu ABD basınında yer alıyor. 2004 yılında yarı zamanlı olarak Souder'in Indiana'daki bölge ofisinde çalışmaya başlayan Jackson'ın daha sonraki yıllarda Souder'in yanında çeşitli görevlerde bulunduğu bildirildi.]
(6)

ABD Kongresi Indiana eyaleti milletvekili Mark Souder, kendi sekreteriyle ilişkisi olduğuna dair seks kaseti ortaya çıktıktan iki gün sonra “30 yıllık eşimi aldattım, Amerika halkını aldattım” diyerek istifa ediyor...

Bizimklerin erkek olanı Parti genel başkanlığından istifa ettiğini açıkladıktan hemen sonra geri dönüş için kolları sıvayıp çalışmaya başlıyor...

CHP tabanının bu ahlâksızlığı içine sindiremeyeceği anlaşılıp da yeni bir genel başkan adayı ortaya çıkıncada “kaderine küsüyor”...

Her ikisi de halen Milletvekili maaşı dahil milletvekilliğinin bütün imkânlarını kullanıyor...

“Ne eşimi aldattım” diyen var, ne “Türkiye halkını aldattım” diyen...

Kızarma özelliğini kaybetmiş bir yüzle ne anlam yükledikleri belirsiz bir “komplo” teranesi tuutturmuşlar bununla aklanabileceklerini zannediyorlar......

Tam bir oportünizm/fırsatçılık örneği...

Buradan da anlıyoruz ki; ortada bir komplo varsa; o, internete düşen görüntüler değil, CHP’nin kendisidir...

Haa bir de CHP’ye umut bağlayan gariban takımı var ki onların halini de Haşmet Babaoğlu bakın nasıl anlatıyor:

[(..) Siyaset konu olduğunda bizim medya sokağı unutur. Ta ki seçim günü akşamı tokadı yiyinceye kadar!
Yoksa "halk" dedikleri kendi okur kitleleri ve patronun, yöneticilerin, yazarların yaşadıkları mahallelerin genel atmosferidir.
(..)
***

Şimdi CHP için de aynı şey oluyor!
CHP'ye oy veren kitlelerin günlerdir neler yaşadığını iki satır olsun değerlendirmeye almıyor medya!
Medyanın birdenbire ortaya çıkan koyu CHP'lilerine göre Kılıçdaroğlu'nun aday olmasıyla her şey hale yola koyuldu.
Delegeler şöyleymiş, il başkanları böyleymiş, MYK'da şöyle olmuş, "Kılıçdaroğlu'na Gandi demek yakışırmış" falan...
Hepsi yazılıyor, sabahlara kadar tartışılıyor da...
Sade CHP'liye ne oldu, soran var mı?
CHP'li falan olmayan; sokaktaki insanın ideolojisini gözlemleyip analiz etmekten öte siyasete epeydir bir yakınlık duymayan ben söyleyeyim mi?..
Deniz Gezmiş'le Deniz Baykal'ı yan yana getirecek aymazlıktaki "bindirilmiş kıtaları" bir yana bırakın! Ama gerçek şu...
Sokaktaki CHP'liler şoktalar!
***

Kaset komplosundan başlamadı bu şok hali! Hayır!
Baykal'ın Pensilvanya mesajıyla başladı.
Hafiften sıkılsalar bile Baykal'a hep bağlı kalan; hoşlarına gitmeyen her gelişmeyi "cemaat"e bağlayan; kabul günlerinde bile "Sarıgül'ün arkasında F-tipi destek varmış" dedikodusu yapanlar bir anda dağıldılar.
Kılıçdaroğlu'nun çıkışı bu "dağılma"yı sona erdirdi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
(..)
Kafalarında kurup yıllar içinde pekiştirdikleri ve içinde güvenli hissettikleri "Türkiye, siyaset ve CHP" üzerine analizleri bir anda paramparça oldu.
Kendilerini hiç iyi hissetmiyorlar! Ama bu gerçek Gandi Kemalci medyanın umurunda değil!
(..)]
(7)

Yazıya noktayı koymadan bir gıdımda günübirlik siyasete girelim:

Babaoğlu haklı... Bu Pensilvanya meselesi CHP tabanını gerçekten şoka soktu...

Düğün değil, bayram değilken Baykal Pensilvanyalı Hocasına ne diye selâm çaktı?

Pensilvanyalı Hoca’nın Türkiye distribütörü Hüseyin Gülerc,e Baykal Pensilvanyalı muhabbetinin yeni olmadığını gizliden gizliye uzun yıllardır devam etiğini Vatan Gazetesinde yayınlanan röportajında açıkladı...

Ne iş?

Gariban CHP’liye “F tipi aşağı, F_tipi yukarı" muhabbetti yaparken gizliden gizliye Pensilvanyalı ile öpüşüp koklaş?

Kasetle beraber de bu gizliliği açık et...

Ya kasetin 32 dakikalık tekmili birden orijinali Pensilvanyalıda veya o kaseti elinde tutanlarla Pensilvanyalı arasında bir bağ var ki...

Baykal alenen selâm çakıyor...

Bu selâmla...

“Sen şu kaset mevzuunu bağla... Ben de senin her istediğini yapayın” demek mi istiyor?

Bilmiyoruz...

Ama o kadar kıdemli gazeteci kuyrukta beklerken... AB-D’nin fırlama tetikçisi Rasim Ozan Kütahylı’ya verilen randevyu da, Pensilvanyalı Hoca mevzuuna iliştirirseniz...

Kasetin orijinalinin Okyanus ötesindeki bir emperyalist ülkede olduğunu ve onlar tarafından servis edildiğini, içeriğinin de yüzdeyüz gerçek olduğunu, bu yüzden de Baykal’ın Varan-2’nin yayınlanmaması konusunda girişimler yaptığını da düşünebilirsiniz...

“Kasetin devamını yayınlamayın da ne isretseniz harfiyyen yapayım..” mesajı göndermeye çalışırken zart diye Kılıçdaroğlu’nun ortaya çıkarılması karşısında ise üzerinin çizildiğini anlayarak “kaderine küstüğünü” de düşünebilirsiniz...

Siz ne düşünürseniz düşünün plan yürürlüğe konmuştur...

Baykal’la başlayan tasfiye, CHP ve Kemalizmle onu koruyup kollayan asker ve sivil bütün unsurları da kapsayarak sürecek gibi görünüyor...

Bu iyi bir şey midir?

O “iyilik”ten ne anladığınıza bağlı...

Yani doğrudan ahlâkınızla ilgili..

Şeyh Sadi’nin sözünü bu yüzdenen başa aldık...

Gariban halka “gericiler yobazlar cumhuriyet ve Atatürk düşmanları” diye üst perdeden Arslanlar gibi kükreyen kedilerin, Pensilvanya Kaplanı karşında fareler gibi kem küm edişlerini ıskaladık sanmasınlar diye...

Hele sık kullandıkları bir sözleri var ki:

“Ne yani sen cumhuriyete, onun kurucu değerlerine(yani bize-CHP’ye demek istiyor) meydan mı okuyorsun?”

“Evet meydan okuyorum. Sence bir sakıncası mı var” diye bir karşılık almayacağıdan emin olarak yapılan bu küstahlığın sahiplerine soruyorum:

“Dersim İsyanı”nı CHP kanla bastırmadı mı?

Dersim halkının çoğunluğu Zaza kökenli Alevîlerden oluşmuyor muydu?

Katliamdan kurtulan Dersimlileri kitleler halinde batıya sürgün eden de CHP değil miydi?

Peki Şimdi CHP’nin başına kim geliyor?

Zaza kökenli Dersimli bir Alevî dedesi...

Bu, “Cumhuriyete ve onun kurucu değerlerine(yani CHP’ye) açık bir meydan okuma” değise nedir?

Burada meydan okuyan kimdir ki; sizler kaplanla karşılaşmış zavallı bir kedi gibi tir tir titriyorsunuz?

Dipnotlar:
3- Zülfü Livaneli, “O kaset 8 yıllık”, 09 Mayıs 2010 , Vatan.
4- Sevilay Yükselir, “Eyyy CHP'liler! Uyanın artık! Çünkü kral çıplak!” , Sabah
5- Bkz: http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8846
6- “Kasedi çıkan Amerikalı milletvekillikten istifa etti”, 19.05.2010, Netgazete

7- Haşmet babaoğlu, “Sokaktaki CHP'linin halini soran var mı?”, 20 Mayıs 2010, Sabah


8 Mayıs 2010 22:10
Gandi Dede Soyundan Geliyormuş
Kaset skandalının ardından CHP'nin başına geçen Kemal Kılıçdaroğlu'nun Alevilikte “önder” kabul edilen “Dede soyundan” geldiği söyledi.

CHP'nin yeni Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun en kurultay sırasında ve sonrasında en büyük heyecan dalgasını memleketinde yaşattığı belirtiliyor. Öte yandan kaset skandalının ardından CHP'nin başına geçen Kemal Kılıçdaroğlu'nun Alevilikte “önder” kabul edilen “Dede soyundan” geldiği ve kendisiyle yapılan bir röportajda, “Alevi dedesiyim ama bu makamı hiçbir zaman kullanmadım. Sakinliğim buradan aldığım terbiyeden kaynaklanıyor” dediği ortaya çıktı.

DEDELİK MESELESİ
Kılıçdaroğlu'nun 29 Mart yerel seçimleri öncesinde bir gazeteciye yazılmamak şartıyla söylediği bu sözler, o dönem kısa süre içinde basın camiasında duyulunca, benzer bir soruyu Zaman'dan Nuriye Akman da sordu. Kılıçdaroğlu ona da, “Ben dede soyundan gelmekle beraber dedelik yapmadım. Dedelikte kendinizi o yola adamanız lazım. O zaman bürokrasiyi bırakmanız lazım. Dedelikte içinizde olağanüstü bir sevgi olmalı. Kesinlikle kin tutmamalısınız” diye cevap verdi. Akman'ın, “Öyle olmadığınız için mi dede olmadınız?” sorusuna ise Kılıçdaroğlu, “Hayır, ben öyleyim. Kimseye beddua etmiş değilim. Eğer bir yerde bir yanlışlık varsa önce kendimde kusur ve eksik aramaya çalışırım” dedi.

DERSİM KÖKENLİ ALEVİ KURULUŞLAR DA HEYECANA KATILDI
Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına geçmesi, memleketi Tunceli'de büyük sevinçle karşılanırken, Tunceli kökenli Alevi kuruluşlar, yayın organları ve internet sitelerinde de bir heyecan dalgası meydana getirdi. Alevi camiada en önemli tartışma konusunun Kemal Kılıçdaroğlu olduğu belirtiliyor.

MEHDİ BEKLİYORDUK GANDİ GELDİ
Bağımsız iletişim ağı Bianet ile Kurdistan-aktuel.com'da yayımlanan Alevi yazar Hüseyin Aygün'un yazısında, şu ifadeler dikkat çekti: “Amerikalılar ‘we can' demişlerdi. Dersimliler şaşkın, umutsuz, cesur ve temkinli. Yüzyıllardır Mehdi yi bekliyorlar, ‘Mehdi gelecek, bizi kurtaracak'. Şimdilerde Mehdileri Gandi Kemal gibi. Mustafa Kemal in koltuğuna bir Alevi, hem de Kızılbaş Dersimli oturacak! Buna inanmıyorlar. ‘Baykal da oyun çok'. Kurban kesenler, dua edenler, mum yakanlar, adak adayanlar, ‘Alevi Vali yok, CHP'yi Alevilere vermezler' diyenler, ‘Dersimli hem de Pir geleneğinden' diyenler, ‘CHP'yi ancak hemşerimiz diriltir' lafları ve daha pek çok şey.”

“GANDİ KEMAL'DEN BEKLENTİLERİMİZ VE DERSİM'DEN SORULAR”
Hüseyin Aygün, yazısında, Kılıçdaroğlu'ndan beklentilerinin olduğunu ve ona Dersimlilerin soracağı sorular olduğunu dile getirerek, şunları belirtiyor: “1938 felaketinde ailesini kurşun ve sürgünlere veren Nazmiyeli Karabulut ailesinin oğlu Kemal Kılıçdaroğlu, Dersimlilere ne söyleyecek? Devlet adına -hadi devlet değil!-, CHP adına bir özür dileyecek mi? Buzdan adam Öymen CHP vitrininde bir ad olacak mı?Yıllarca ‘Ben Elazığlıyım', ‘Ben Erzincanlıyım' diyen Dersimliler ‘Ben Dersimliyim' diyebilecek mi? Ana dilleri olan Zazaca ve Kürtçe de isterlerse eğitim alabilecekler mi? Cemlerini-cemaatlerini ‘devlet korkusu' olmadan yapacaklar mı? Yüzyıllardır ‘Biz de İslamız, biz de Müslümanız' diyen Kızılbaşlar ‘Biz Kızılbaşız' diyerek dolaşabilecek mi? ‘Tuncelili', ‘Kızılbaş' diye -üstelik mahkeme kararına rağmen- hakim yapılmayan Tuncelili Mahir'in derdine deva bulacak mı? Ordudaki, emniyetteki, bürokrasideki Alevi karşıtlarını terbiye edecek mi?”

***

DEDELİK NEDİR?
Uluslararası Alevi kuruluşu Hakder'in “dedelik” kurumuyla ilgili görüşü şöyle: Sünniler ve Şiilerin camilerde Hocası veya İmamı, Hıristiyanların da kiliselerde papazları olduğu gibi, Alevi toplumunun da Dedeleri vardır. Dede Cem törenlerine önderlik eder, diğer bazı dinsel törenlerde görev yapar. Toplum tarafından saygı görür, birçok konuda ona danışılır. Yani Dede Alevi toplumunun sosyal ve manevi lideridir. Alevilikle ilgili bilgiler bugüne kadar dedelerle, babadan oğula (bazen kızına) aktarılarak ulaşmıştır. Devlet tarafından otoriteye karşı bir tehdit olarak görüldüğü veya aşırı dinci gruplarca dinsizlik sayıldığı için Alevilik eskiden gizli tutulurdu. Son birkaç yıldan beri birçok Alevi dernek ve kurumlarının kurulmasıyla birlikte, Alevilikle ilgili bilgilerin Dedelere, Dede çocuklarına ve yeni nesillere aktarılmasına çaba sarf edilmektedir. Alevi toplumu ve kurumları günümüzde Dedelik yapacak kişilerin kaliteli ve bilgili olmaları koşulunu öne sürmektedirler. Dedelik soydan sürmesi kuralı vardır. Yani babadan oğula geçmektedir.”

Kaynak:Habervaktim

Ahmet Altan/Taraf
Zavallı Kemal Bey
23 Mayıs 2010

Deniz Baykal’ın özel hayatına ait bir kasetin rezilce bir komployla medyaya sızmasından sonra birden “yenilik ve değişimi” çılgınca arzulayan bir CHP ile karşılaştık.

Bu baskıcı sistemin ve Ergenekon’un en sağlam savunucusu olan partideki bu “değişim” isteği gerçekten şaşırtıcı ve umut vericiydi.

Ama “nasıl değişecekler” sorusu da akla takılıyordu.

Cumhuriyet tarihinin en ciddi “rejim tartışmasının” yaşandığı, muhafazakârların, Kürtlerin, solcuların, Alevilerin devletten haklarını istedikleri bu dönemde, “Kemalist sistemin” partisi, nasıl bir parti olmak istiyordu?

Mütevazı, sakin, çelebi görüntüsüyle bir anda bütün ülkenin ilgi odağı olan Kemal Kılıçdaroğlu, Doğan Medyası’nı sevinçten hoplatan “rüzgârıyla” CHP’yi nereye götürecekti?

Özü, varlığı, temeli bu “sisteme” bağlı olan CHP’nin, “artık bu sistemi değiştirelim, daha demokratik bir ülkede, herkesin eşit olduğu bir düzende, özgürce yaşayalım” demesi, sistemi değiştirecek adımları desteklemesi, dahası o adımlara öncülük etmesi Türkiye’yi uçurup götürür, kısa zamanda büyük yol alınmasını sağlardı.

CHP’nin böyle bir parti olması çok zor da olsa, “umut etmek” her zaman iyiydi.

Üstünde kuşku bulutları uçuşan bir umutla bekledi herkes.

Sonra Kılıçdaroğlu konuşmaya başladı.

Televizyon konuşmalarında ilk işaretleri verdi.

Kurultay konuşmasında da partisinin ve kendisinin ana hedefini ortaya koydu.

Söylediği basitti.

Doğrudan yoksullara hitap ediyordu:

“Size biraz ekmek, biraz para verelim, siz bu sistemi değiştirmekten vazgeçin.”

Baykal’ın CHP’si, “yoksulun ekmeğiyle, parasıyla” ilgilenmeden, yoksula bir şey vaat etmeden, ordunun ve yargının gücüyle sistemi savunmaya çalışıyordu.

Kılıçdaroğlu, özgürlüğü verilmeyecek kitlelere, “esaret karşılığı” biraz ekmek sunma yüce gönüllülüğü gösteriyordu.

Kürtlere “iş bulunacak, Et ve Balık kombinaları” açılacak, Kürtler de buna karşılık “etnik kimliklerinden” vazgeçecekler, “ben Kürdüm, Kürt olmak istiyorum, eşit olmak istiyorum,” demeyeceklerdi.

Varoşlarda oturan “muhafazakârlar”, kendilerine bulunacak iş karşılığında kızlarının “başörtüsünü” sorun etmekten vazgeçeceklerdi.

Anayasa değişimine aynı Baykal gibi karşı çıkılacaktı.

Kemalist sistemle halk arasındaki büyük kavga, “Recep Bey” itişmesine indirgenecekti.

Ergenekon savunulacak, HSYK savunulacak, ordu ve yargı vesayeti savunulacaktı.

Kemal Bey, halka “dağıtacağı” işle parayı nereden bulacak tam bilemiyorum, ciddi bir kaynak açıklamıyor ama bu halk “biraz ekmek” rüşvetiyle bu sistem kavgasından caymaz.

Konuşmasında “Kürt” kelimesini bile kullanamayan Dersimli Kemal Bey, ülkenin nasıl bir mücadelenin içinde olduğunu sanırım pek fark etmiyor.

Türkiye, “ekonomik sistemini” seçme kavgasını Turgut Özal zamanında verdi ve “serbest piyasa ekonomisini” seçti.

O tercihi yaptığından bu yana milli gelirini de, ihracatını da arttırdı.

Bugün, “gelirini” daha da arttırmak için ekonomi tartışmasına girecekse, öncelikle “savunma giderlerini” gündeme getirerek girecek.

Ordu harcamalarını, silaha dökülen paraları tartışmadan, “ekonomiyi” tartışmak pek büyük bir anlam taşımaz artık, paralarımızın çoğu oraya gidiyor çünkü.

İşsizlik sorununu çözmek için de yatırımları “verimsiz alanlardan” verimli alanlara çekecek büyük sektörel değişimlerin projelerini hazırlamak gerekiyor.

Ekonomik sorunlar, “biraz para, biraz ekmek” çizgisinin çok ötesinde.

Ve, rejim mücadelesinin tam göbeğinde, köklü ekonomik projeler ortaya koymadan yapılacak “ekmek” konuşmaları, insanların dikkatini “tartışma konusundan” saptıramaz.

CHP, Kılıçdaroğlu’dan bir imkânsızı istiyor.

“Halkı kandır da şu sistem tartışmasından vazgeçsin, bugünkü sistemi devam ettirmemiz için bize oy versin.”

Zavallı Kemal Bey, nasıl çaresiz olduğunu yakında görecek.

Bilmiyorum, belki de şimdiden görüyor.

Onun en çekici yanı olan “politikacıya benzemeyen politikacı” duruşundan, ucuz bir polemikçiliğe kayan “politikacı kimliğine” dönmesi belki de bunu görmesinden.

Dürüstlüğü, “havuzlu evde oturmamak” düzeyine indirmesi ise iyice acıklı; dürüstlük iyidir ama dürüstlüğün ölçüsünü de “havuza” kadar düşürmemek gerekir.

Keşke Kemal Bey havuzlu villada otursa da bu ülkenin ezilen, kimlikleri, inançları inkâr edilen insanlarına sahip çıksa, daha dürüstçe bir davranış olur.

CHP’nin asıl sahibi gibi gözüken Önder Sav ve ekibi, eski düzenlerini sürdürmek için Kılıçdaroğlu’yu bir maske gibi kullanma eğiliminde anlaşılan.

Kılıçdaroğlu, 2010 Türkiyesi’nde rejimle hesaplaşmadan, darbecilerle dövüşmeden, tam aksine rejime ve Ergenekon’a sahip çıkarak lider olamaz.

Olsa olsa rejim muhafızlarının yüzünde bir maske olur.

23 Mayıs 2010
Kılıçdaroğlu Hakkında Şok Detay
Çiçeği burnunda Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun dünkü CHP kongresinde yaptığı konuşmaya "operasyon" iması..

"... Kılıçdaroğlu kurultay salonunda konuşmasını yaparken, salonun tam karşısındaki Radisson SAS Otel'in lobisinde karşılaştığımız İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin ilginç ve beni çok şaşırtan bir yorumda bulundu. "Kötüydü! Çok kötüydü hem de! Çünkü bu konuşma metnini ben kaleme almadım. Benim hazırladığım konuşma metni dün gece yarısı operasyonu ile değiştirilmiş birileri tarafından. Benim hazırladığım metinde iktidarı hedef alan konuşmalar ve Başbakan'ı hedef alan polemikler yoktu! Muhalefetin m'si yoktu! CHP'nin değişen vizyonunu, bundan sonra yapacaklarımızı anlatan konular vardı sadece. Üzgünüm ama ben de sizlerle birlikte ilk kez dinliyorum bu konuşmayı. Şaşkınlık içindeyim. Ne yazık ki kötü bir metin" deyip, sonuna da,

"Ne yazık ki medya Kılıçdaroğlu'nu yanlış yönlendirdi!" dipnotunu ekleyince bu sohbete tanık olan Milliyet Yazarı Serpil Yılmaz, Taraf'tan Star Gazetesi'ne henüz transfer olan Elif Çakır'la hep beraber atladık üzerine... "Ne demek medya yanlış yönlendirdi Gürsel Bey? Nasıl yani, bu konuşmanın metnini medyadan birileri mi hazırladı yoksa?" deyip, son cümlesinin kodlarını çözmeye çalıştık ama maalesef pek bir bozuk ve mutsuz hal içinde olduğunu hissettiğimiz Tekin, tüm ısrarımıza rağmen sorularımız cevapsız bırakıp ortamdan kaçmayı yeğledi..."

SEVİLAY YÜKSELİR - SABAH


Emre Aköz
Sabah Gazetesi
Kemal Bey hakkında iddialı analiz ve siyaset kuklacıları
22 Mayıs 2010

Geçen gün sormuştum: "Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'ye başkan olur da, lider olabilir mi?" Benzeri bir biçimde, okurumuz Zeynep Şahin Çay da, "Kılıçdaroğlu başbakan olur mu" diye sormuş perşembe günkü mesajında.
"Olmaz, olamaz" diye cevap verdikten sonra da nedenini de şöyle anlatmış:
"1) Kılıçdaroğlu, memurluk yapmış, memur zihniyetinde bir kişidir. Bu tip bir insan, önceden konulmuş kurallar çerçevesinde çok iyi yönetici olabilir ama kural koyamaz. Bulunduğu kurumu disiplin içinde yönetebilir ama kanunlarda bir boşluk olduğunda, çözüm getirmekte aciz kalır. İnisiyatif alamaz. Emir almaya yatkındır. Hesap verebilir ama hesap soramaz.
Eğer başbakanlık yapmak nasip olursa, Bülent Ecevit'in başbakanlığı gibi olur; dünyayı Türkiye'den ibaret sanarak ülke yönetmeye kalkışır.
Uluslararası strateji belirleyemez.
2) Bu tip bir insan, büyük mücadelelerden korkar. Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin genel başkanlığına soyunması da, verdiği büyük mücadeleler sonucu olmamıştır.
Sessiz, tutuk, büyük çatışmalara girmeden, büyük yıkımlar yaşamadan, tesadüfen veya elinden birisinin tutması halinde bir yerlere gelen insan tipidir bu.
Bugüne kadar Deniz Baykal'ın yanında, emir verenin çizdiği çizgiden bir adım olsun ayrılmadığından, Baykal'a rakip olamayacağı için kalmıştır. Birileri kaset olayı ile elinden tutmuştur. Onu genel başkan yapacaktır. Gene halka rağmen elinden tutulup başbakan yapılmaya çalışılacaktır. Neden o? Çünkü derin eller, emre itaat eden bu adamı istemektedir."
Not: Okurumuz haklı mı, değil mi, önümüzdeki aylarda göreceğiz. Ancak bu iddialı analizinde temel bir eksik var: Okurumuz "kuklacıların" siyasi operasyon ve arkadan ittirmece kapasitesini göz ardı etmiş.
Tansu Çiller'i hiç yoktan nasıl getirdiklerini, nasıl kullandıklarını ve nasıl gönderdiklerini unutmayalım.

İşte Kılıçdaroğlu'nun kurultay konuşması
"İktidara yürüyeceğiz"
22 Mayıs 2010 Cumartesi, 11:41:37

Kılıçdaroğlu, yoğun kalabalık içerisinde zorlukla kürsüye ilerledi. Partililerin coşkulu sloganları altında konuşmasına başladı:

"Geliyorum, iktidara geliyoruz. Yolsullların, ezilenlerin haklarını korumak için geliyoruz. Mustafa Kemal'den İnönü'ye Ecevit'ten Baykal'a kadar bize bırakılan görkemli tarihin altında iktidara geleceğiz. Hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU: "KESİN HESAP KOMİSYONU KURACAĞIZ"

KILIÇDAROĞLU VAATLERİNİ ANLATIYOR VİDEO

İki olay yüreğimizi burktu. Baykal'a yapılanların failleri bulunmadı, faiileri bulunması, boynumuzun borcudur. Hükümete düşen eğer içinde değilse failleri bulmaktır. Yoksa biz iktidara gelince hesabı soracağız.

İkincisi Zonguldak'taki acıdır. Recep Bey ölüm bu mesleğin kaderidir diyor. Başka yerde kader olmayan Zonguldak'ta kader oluyor.

TAŞERONU KALDIRACAĞIZ

Onların kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. İş güvenliği nedir biz onlara öğreteceğiz. Bu işçilerimizin bir sorunu daha var. Bu işçilerin tamamı taşeron işçisi. Taşeronu ortadan kaldıracağız. Kamuda çalışan hiçbir işçi yaşamı boyunca asgari ücrete mahkum olmayacak.

Zonguldaklılara sesleniyorum. Kurultaydan sonra ilk Zonguldak'a gideceğim. Başbakan her geçen gün ülkede yönetmekte zorlanıyor. Kasımpaşalı dedikoduyla uğraşmaz. Belaltı vurmazlar. Kasımpaşa ünvanını geri almak da Kasımpaşalılara düşüyor.

YATAĞA AÇ ÇOCUK GİRMEYECEK

Birileri talimat veriyor bunlar yapıyor. Taşeron iktidara izin yok. Halk için halkla mücadele edeceğiz.

Yatağa aç çocuk girmeyecek. Yolsullluğun, rüşvetin sonunu getirmek bize nasip olacak. Demokrasi çıtasını yükselteceğiz.

DGM'leri kaldırdılar, özel mahkemelerde aynılarını yaptılar. Özel yetkili mahkemelere son vermek bize düşüyor.

Dubaiye gidip 1 milyar dolara ülkenin onurunu masaya sürdüler. Kurultaydaki bBütün kongre üyeleri düğmeye basıyor. Uzun yürüyüşümüzü başlatıyoruz. Yürüyüş değil iktidara koşuyoryuz.

Mustafa Kemal ve arkadaşları önce halk dediler. İlk sözümüz halk olacak halkla birlikte yürüyeceğiz.

CHP Kuvai Milliye demektir. Müdafayi Hukuk demektir. Anafartalar'dır, Conk Bayırı'dır, İzmir'de Hasan Tahsin, Lozan'da İnönü'dür, tuttuğunu koparır. Erzurum'da Nene Hatun, Antep'te Sütçü İmam'dır. Genlerinde bu vardır.

Değişimcidir ve devrimcidir. Değişimin ve devrimin sonuna kadar gideceğiz. Korku imparatorluğu değil sevgiyi egemen kılacağız. Kardeşçe beraber olacağız.

Düşmanınız kindir diyen felsefeyi sonuna kadar götüreceğiz. Kardeşçe yaşayacağız.

AKP'yi istediği ekonomik politikaya bakın. Üretmeyin diyorlar, fabrikalar çalışmayın diyorlar. Yeniden üreten Türkiye'yi kuracağız.

YATILI MESLEK LİSELERİ KURACAĞIZ

Çağdaşlığın gereği neyse gerekeni yapacağız. Sanayici artık bu ülkenin kamu görevlisidir. Onun önünü biz açacağız. Bütün bürokratik engelleri biz açacağız. Organize sanayi bölgelerinde yatılı meslek liselerini kuracağız. Mezun olduğunda işi hazır olacak.

Bu ülkede önce kendi sanayicinizi destekleyeceksiniz. Neden dışarıdan daha pahalı otobüs alıyorsunuz. Ortadoğuyu besleyecek ovalarımız var. Bütün Türkiye'nin bu gerçeği bilmesi lazım.

Üreticinin ödüllendirildiği düzeni getireceğiz. Türkiye'nin en büyük sorunu nedir? İşsizlik. Üniversite mezunları arasında işsizlik yüzde 30'lara çıktı. İşsizlik sorunu çözüldü mü? Recep Bey'in çözümü var. Herkes bir işçi alsa sorun çözülür. Çünkü ekonomi nedir bilmiyor. Ekonomi bilmeyen birinin ülkeyi yönetmesine razı mısınız? O zaman bunları alaşağı etmeliyiz.

Her üniversite bitiren iş bulacak diye bir şey yok diyor Recep Bey. Fakir fukaranın gemileri mi var? Verdiği sözü tutmayan yiğit değildir.

30 bin insanımız canını yitirdi. İşçileri özelleştirdiğimiz fabrikalarda kapının önüne koyduk. Güneydoğu'da istihdam yaratacağız. Özel sektör fabrika kuracaksa sıfır faizle kredi vereceğiz. Mayınlı arazileri topraksız köylüye vereceğiz.

Recep Bey, işsizlik fonundan aldığın paranın ne kadarını GAP'a harcadın? Siyasetin odağına etnik kimliği ve inançları koyan siyaset bizim dostumuz değildir. Biz ayrışmanın değil beraber olmanın yanındayız.

Her etnik kimlikten vatandaşımızın başımızın üzerinde yeri var. Yurttaşlarımıza sesleniyorum, inançlarınızı sömürüp havuzlu villalarda oturuyorlar.

İnsan inançlarıyla ve etnik kimliğiyle baştacı edeceğiz. Refah devletini tabana yayacağız.


KEMAL KILIÇDAROĞLU: " EMEKLİLERİ 2. SINIF İNSAN YAPTILAR"

Emekliler ilk seçimlerde iktidarı malulen emekli etmek zorundadırlar. Bir yasa çıkardılar, emeklilere milli gelir artışından para verilmez. Emekliler yeniden birinci sınıf vatandaş olacak. CHP iktidarında intibak yasasını mutlaka çıkaracağız. Şikayet ediyorsunuz geçinemiyoruz diye niye gidip AKP'ye oy veriyorsun. Senin haklarını ben savunuyorum. Emeklilere diyoruz ki; senin istediğin değişiklikler CHP iktidarından geçer.

2 milyon esnaf can çekişiyor. Esnaf özü itibariyle sosyal demokattır. Esnaftan oy istiyorum. Senin sonunu getirene ben dur diyeceğim. Recep Bey, küçük bakkalların tamamı birleşsin süpermarket kursun diyor. CHP iktidarında ekonomi neymiş görecek.

Bunlar sosyal devleti unuttular. Halkın devrimcisi olacağız. Yoksulluğu toprağa gömmek bizim boynumuzun borcudur. Sosyal devletin yerine sadaka devletini getiriyorlar.

Kesinlikle AKP halka ikna edecek. Deniz Feneri örneği göz önündedir. Sonuna kadar gideceğiz. Kaçtıkları yere kadar gideceğiz.

Yoksulluğu çözmenin yolu aile sigortasıdır. Her ailenin sigortası olacak. Kadının banka hesabına yatıracağız parayı, çoluğunu çocuğunu doyuracak.

YÜZDE 10 BARAJINI İNDİRECEĞİZ

Bunlar son seçimde yüzde 47 aldılar. Yüzde 47 oy alıyor Meclis'te yüzde 60 oy alıyor. Yüzde 10 barajını aşağıya çekeceğiz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU: " İKTİDAR İÇİN GELİYORUZ"

AKP ne diyorsa karşısı oluyor. Anayasa değişikliği kendi korku imparatorluğunun hukuksal temellerini atıyorlar. Herkes konuşmaktan korkuyor. Sokaktaki sade vatandaş bile telefonla konuşmaktan korkuyor dinleniyormuyum diye.

Demokrasi çıtasını yükselteceğiz. Hukuku yüreklendirmemiz lazım. Kimse korkudan Recep Bey'i eleştiremiyor. İktidarlar eleştirilir, kimse korkudan eleştiremiyor.

TAYYİP RADYO TELEVİZYONU

Medya halkın gözü kulağıdır. Halkın sözü medyada yansır. AKP'den önce yandaş medya kavramı çıktı. Yandaş medya sevgili Recep'in sesi. Besleme medya bitecek. Sizin her yaktığınız elektrikten TRT'ye pay gider. TRT'nin yeni adı Tayyip Radyo Televizyonu. Benim vergimle oturuyorsun haber vermiyorsun. Bunları yeniden kurmak bize nasip olacak.

KEMAL KILIÇDAROĞLU: "AKP HALKA HESAP VERECEK"

İstanbul'un merdiven altı atölyelerinde binlerce başörtülü genç kız kayıt dışı çalışıyor. Bu başörtülü kızlara gideceğiz ben seni sigortalı yapacağım diyeceğiz. Bu bana oy vermez demeyeceğiz. Biz onların rantına değil sorunlarına talibiz.


KEMAL KILIÇDAROĞLU: "RECEP BEYİ KİMSE ELEŞTİRMİYOR"

Anayasa değişikliğinin temeli yargıyı ele geçirmek. Vatandaş sanmasın sorunlarım çözülecek. Yandaş medyadan sonra yandaş yargıyı oluşturmak. CHP iktidarında kesinlikle çağdaş Batı standartlarına uygun bizim insanımıza uygun Anayasa yapacağız.

Atatürk'ün vasiyeti 12 Eylül'de ciğnendi. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu eski yerine gelecek.

KEMAL KILIÇDAROĞLU: "DOKUNULMAZLIKLARI MUTLAKA KALDIRACAĞIZ"

Dokunulmazlık için halka gidelim. Referandumda vatandaşa soralım. Dokunulmazlıkları CHP iktidarında kaldıracağız.

Biz Fransa Anayasa Mahkemesi'ne mi başvurduk? Biz Anayasa'nın değişmez ilkelerine göre değişiklik yapılıyorsa mahkemeye gideceğiz. Halkın çıkarları için mücadele ediyoruz, Recep Bey'in değil. Ortada hukuk cinayeti var.

Recep Bey'in yalan düzenine karşı mücadele ettiğimiz için korkuyor, korkamaya devam etsin çünkü CHP iktidarı geliyor artık.

CHP iktidarında ilk yapılacak işlerden biri siyasi ahlak yasasını çıkaracağız. Dolandırıcının, kalpazanın yeri yok. Artık bu ülkede naylon faturacıdan maliye bakanı, Ali Dibo'cudan adalet bakanı, kalpazandan başbakan olmasın.

Hesap vermekten kimse korkmamalıdır. Birileri vatandaşı dolandırıp, cebini dolduruyorsa hesap verecek.

Parlamentoda kesin hesap komisyonu kuracağız. Başkanı da anamuhalefet lideri olacak. Bizi sorgulayacak.

Mağdur edebiyatıdır gidiyor. Ne biçim mağdurluk? Yedi yıldızlı otellerde tatil yaparsın, mağdur. Çin Seddi gibi çift duvarlı, beş villayı alırsın, yenında helikopter pisti, mağdur. Bir uçak yetmez, ikincisini alıyor Recep Bey, mağdur.

AKP iktidarında doğru eğri oldu, eğri de doğru, bunu değiştirecek.

Dış politikaya satranç ustalığıyla yaklaşacaksın. Oldu bitti ile yönetilemez. Ben gidip imza atayım çözeyim deseniz, çözülmez. Kıbrıs'ta olmadı. Kıbrıs halkı AKP'nin getirdiği sandığı attı.

Dubai'de 1 milyar dolara Türkiye'nin onurunu masaya yatıracaksın. Bunun adı vatana ihanettir.

AB'NİN ÇİFTE STANDARDINI KABUL EDEMEYİZ

AB çok önemli. Bize uygulanan çifte standardı kabul etmiyoruz. Ya adam gibi tarih verirsiniz, yoksa biz yolumuza bakarız.

Bu ülkeye demokrasiyi getirdik parti içi demokrasiyi de getireceğiz.Gençlik ve kadın kollarımız daha güçlü olacak. Tüzüğü de değiştireceğiz.

Ben yok biz varız. Tarlalarda, fabrikalarda biz varız artık. Beraber kazanıp hakça bölüşeceğiz. Biz zengin olmayacağız, yakınlarımız zengin olmayacağız.

İktidar koşusuna hazır mısınız? Siz hazırsanız ben de hazırım, hep beraber gideceğiz.

Doğuda batıda kuzeyde güneyde tek sloganla yola çıkacağız: Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine birlikte yürüyeceğiz.

Kemal Kılıçdaroğlu, kürsüden inerken Bülent Ecevit gibi kasket taktı.
habertürk

Yiğit Bulut Kemal Kılıçdaroğlu ve listesini yorumluyor
"Konuşma zayıf, isimler yetersiz"
23 Mayıs 2010

HABERTÜRK TV Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut, CHP'de Kemal Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkan seçilmesiyle sonuçlanan süreci değerlendirdi:

"Şunu söylemek istiyorum özellikle Habertürk ekranlarında Türkiye Kılıçdaroğlu'nun genel başkanlığı tartışılıyor. Kılıçdaroğlu genel başkan seçilene kadar hem bir köşe yazarı hem de bir vatandaş olarak elimden gelen desteği gösterdim. Ama artık genel başkan olduğuna göre gerçekleri söyleme zamanının geldiğini düşünüyorum. Yeni listeyi gördük. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında ortaya koyduğu sert şekilde ortaya koyduğu ama çözümlerini sölemediği ekonomiden siyasete birçok dinamiğin çözümlerini gerçekleştirecek isimleri içermiyor. Ekonomide çok sert eleştiri yapıyorsun 1978 senesine dönüyorsun ama bu yeni listede aş ve iş noktasını Türkiye'nin önüne bir çözüm olarak koyacak bir isim göremiyoruz. Türkiye'nin temel paradokslarıyla ilgili alanında uzmanlaşmış, alanında tez koyabilecek isimleri içermiyor. Gazetecilerle ülke yönetilmez. İnsan gazetecidir ya da siyasetçidir. Sayın Öymen de bir gazeteci genel başkanlıkta yaptı Türkiye'nin en değerli isimlerinden biridir. Parti yönetimi alanında uzmanlaşmak ayrı bir şeydir.

Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkanlık manifestosu yayınlamalıdır. Genel başkanlık manifestosu büyün konuşarın ele alındığı ve bütün konular hakkında ince mesajların verildiği konuşmadır. Bu başkanın ilk açılımıdır. Dün yaptığı konuşmayı çok düşük bir Recep Bey polemiği ile başladı ve bitirdi. Recep Bey polemiği bir kahvede oturuken yapılsa güzel bir polemiktir. Ama bir genel başkanın manifestosunu yapacağı konuşmada Recep Bey polemiği çok düşük kalmıştır. Bir genel başkanının manifestosunu ortaya koyacağı gün böyle konuşma yapılmaz.

Bir iktidar partisi için Türkiye'nin küresel vizyonu, atılan adımlar, ekonomide, sivil-asker ilişkilerinde, yeni dış politikalarında, Türkiye'nin uranyum takasında parti meclisinde bunları ortaya koyabilecek bir isim görmedim. Artık başkan olduğuna göre genel başkanlık manifestosunu Recep Bey polemiğinden kurtularak ortaya koyması gerekiyor."
habertürk

DEMİRTAŞ:CHP'DE ZİHNİYETLER DEĞİŞMEZ
23 Mayıs 2010
BURSA - Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 'Biz biliyoruz ki, CHP'de Ali'nin Veli'nin değişmesiyle, zihniyetler değişmez' dedi.
CHP ve uyguladığı politikayı eleştiren Demirtaş, şunları söyledi:

''Kılıçdaroğlu'nun yaptığı ilk açıklamalarda bunun sinyallerini veriyor. Klasik CHP politikasının şaşmayacağının işaretlerini veriyor. Ne diyor Kılıçdaroğlu, 'Kürt sorunu yoktur' diyor. 'Güneydoğu sorunu vardır. O da yoksulluk sorunudur' diyor. Şimdi bunun tecrümesi şudur; 'O insanlara iş verirsek, o insanlara para verirsek, o insanlar dilinden, kimliğinden vazgeçer. Bu klasik CHP politikasıdır. Bunda bir değişiklik olmayacağının sinyallerini vermiştir CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu. Eğer CHP bu ülkenin demokratik ilerlemesine bir katkı sunmak istiyorsa, kendini düzeltmeye buradan başlaması lazım. Bu halkın para karşılığında dilinden, kültüründen vaz geçeçeğini söylemek hakarettir. Bu halk bu hakarete tahammül etmez. Tahammül etmediğini, CHP'yi o coğrafyadan silerek göstermiştir. Ben sayın Kılıçdaroğlu'na daha iyi bir teklif yapıyorum. Evet bizim halkımız yoksul bir halktır, ama buna rağmen biz aramızdan para toplayıp, 2 katını sana vereceğiz, yeter ki bize bulaşma. Bu halk, bu politikaları çok gördü. Kılıçdaroğlu'nun haberi yok.'' haber10

Milay Köktürk
Kemal “Başkan” CHP “İktidar” (mı?)

Büyük bir yönlendirmeye tanık olduk ve oluyoruz. Kaset olayından beri CHP ile yatıp CHP ile kalkıyoruz. Hatta öyle yorumlar izledik ki, Baykal’a acıyasımız geldi. Hemen arkasından bir “siyasal mehdi” kampanyası başlatıldı. Yeni bir kurtarıcı doğuyor: Kemal…

Geçen haftadan beri adaylık, kongre, listeler, tasfiyeler, yorumlar, kasket giydirmeler, kravat takmamalar ile meşgul olduk. Sahi, Kemal kürsüye kravatsız çıkmakla ne demek istedi? Bir de “Recep Bey” deyişi vardı ki, telaffuzdan hikmet fışkırıyordu. Hımmm, üzerinde düşünülmesi lazım. Derin şeyler var bu imgelerde.

Güldürmeyin adamı necip basın ahalisi! CHP’ye genel başkan değil de sanki memlekete başbakan seçiliyor! CHP’nin parti meclisi üyeleri değil de sanki hükümet erkânı belirleniyor. Dengelermiş, Baykalcılarmış, Süheylmiş, Aliymiş; çok önemli mi sanıyorsunuz? Öyle ya, biz yurdum insanları cahiliz, siz ne söylerseniz inanacağız! Geçiniz efendim; o günler geride kalalı çok oldu.

***

Bir Kemal destanıdır çalınıp söyleniyor. Galiba Kılıçdaroğlu da Keşanlı Ali gibi “destanları yalancı çıkarmak olmaz!” dedi ve sahaya daldı.

Bir de necip basınızda Kemal’e Gandi lakabı layık görüldü. Necip milletim meraktan çatlıyor. “Gandi olmak demek ne ola ki! Yoksa yanlış mı anladık; dandi mi dedilerdi?” diye.

Şayet Gandi’nin hayatını ve liderlik hikâyesini bilmesek, inanacağız. Gandi ilkeleri uğruna tüm dünya hazlarından vazgeçmişti. O, Hint halkının yanındaydı; şaşkın ve kararsız, ürkek duruşlu değildi. Sivil itaatsizliğin eylemcisiydi. O, kimseye selam çakmamıştı.

***

SSK’yı bile idare edemeyen bir zat-ı muhterem memleketi nasıl idare edecek?

Şimdi kimse bunu sormuyor. Daha doğrusu sordurmuyorlar. Memleket basınında solun egemenliği neymiş, bir kez daha görüyoruz.

SSK’da, bir zamanlar basında da haber konusu olan PKK’lı ve Dev-Yol’cu yapılanmanın mimarı olarak, Kılıçdaroğlu gösterilmemiş miydi?

***

CHP nasıl iktidar olur?

Tüm sol oyları toplasa, % 30 eder. Ya gerisi!

Geriye tek seçenek kalıyor: Rüzgârı estir, CHP’nin oylarını limitine kadar yükselt; ardından MHP rüzgarı da estir. Böylece onların oy oranlarını yükselt! Ardından iki partinin koalisyonunun erdemlerinden söz et. Böylece AKP’ye alternatif iktidar çıkar….

Galiba proje bu! Bekleyelim bakalım…

Şayet bu futurist yargılarım doğruysa, yakında seçim olacak demektir. Anayasa değişiklikleri iptal edilirse, AKP seçime gider. Bu işi planlayanlar bunu da düşünmüştür. Çünkü bu rüzgâr gelecek yıla kadar esmez. Daha doğrusu 74’lü yıllarda estirilen Karaoğlan rüzgârı gibi bir rüzgâr estirilemez. Her ne kadar kasketinden yoksulluk söylemine kadar, 74’ün taklidi çabaları dikkati çekse de, hesap tutmaz. Çünkü Ecevit’in hem milli şefe karşı bir başarısı vardı, hem de sendikal hareketin mimarıydı. Rüzgârın etkili olmasına bir de Kıbrıs harekâtı ve fanatik taraftarlık eğilimi yardım etti. (Ama bu rüzgâr, bırakın memleketi kurtarmayı, Ecevit’in ülkeyi batırmasına engel olmadı.) Bir de Ecevit’in karizmasını hesaba katmak lazım.

Kemal’de karizma yerlerde sürünüyor diyeceğim de, öyle değil; hiç yok. Dinamizm hiç yok. Hele geçen mahalli seçim öncesinde Melih-Kemal tartışmasını izledikten sonra, solun haline üzüldüm.

Gökçek’in karşısına, çıka çıka Kemal çıktı. Her türlü karizmadan yoksun, liderlik bilgi ve vukufiyeti olduğuna dair hiçbir izlenim edinemediğimiz, karşısındakinin ne söylediğini dinleyip anlamadan sadece kendi zihninde kurduklarını habire tekrarlayan bir sosyal demokrat savaşçı!

Tartışmada Melih Gökçek bile şaşırdı Kemal’in bakış açısına ve söylemine! Şaşkınlığından, onun hesabını bile anlayamadı. Çok basit çelişkileri bile fark edemedi. Çünkü Melih, dişli rakiplere alışmıştı. Gazeteciler Melih’i mağlup ilan ettiler ama gerçek hiç de öyle değildi.

***

Bu Gandi reklamı tutardı. Hangi şartlarda? Şayet millet eskisi gibi olsaydı! Bir de medya çoksesli olmasaydı. Ama şimdi tutmaz. Kemal, kendine çok yakışacağını tahmin ettiğimiz emekli bürokrat hayatına geri döner ve dönmeli. Sabah kalkmalı, traşını olmalı, kravatını takmalı, takım elbisesini giymeli, çıkıp caddeyi boydan boya yürümeli, geçerken esnafla selamlaşmalı, gazetesini alıp koltuğuna sıkıştırmalı ve mahallenin kahvesinde biraz oturmalı. Mahalle eşrafına bildik nutuklar çekmeli, sonra evine dönmeli ve balkonunda gazetesiyle haşır neşir olmalı. Yeniden şekillenen dünyada, çalkantılı arenada Türkiye’yi yönetmek Kemal’in başarabileceği bir şey değil.

Hem zaten yakında gündem değişir. Yeni bir “bomba/skandal” patlar, “flaş flaş flaş” olur.

Toplum ve siyaset mühendisliği artık bu ülkede işlemez. Olsa olsa CHP’ye kızgın küskün olan solcular partilerine geri döner.

***

Geçen haftalarda iki önemli olay oldu: Biri İran ile imzalanan uranyum anlaşması, diğeri Rusya ile imzalanan nükleer santral anlaşması yanında birçok anlaşma… Bunlar ABD ve Avrupa’nın, bir de İsrail’in hoşuna gitmez. Kaset olayını bunlardan ayrı düşünmemek gerek!

Merhum Menderes’in ipini çeken, Rusya ile yakınlaşması değil miydi? Şimdi de galiba aynı oyun oynanmak isteniyor. Ama elli yıl öncesine göre büyük farklılıklar var. Çoğu kimse gerçeği görüyor.

İç politikaya pek kafa yormamak lazım. Recep bey gider, Gandi bey gelir. O düşer öbürü kalkar… Bir oyundur sürer gider. Kemal’den de lider mider olmaz. Onu, Ergenekon zanlıları ve taraftarları dışında önemseyen hiç kimse yok zaten. Bu ülke Kemal adında tek lider tanıdı, onun bir de Mustafa’sı vardı ve Cumhuriyeti kurdu. Kılıçdaroğlu’na “Kemal Kemal” diye tempo tutmakla millet onu lider olarak kabul etmez.

Ben Davutoğlu’nu izliyorum. Çünkü geleceğin taşlarını döşeyen, Davutoğlu! Onun başına bir hal gelmemesi için dua ediyorum.

milaykokturk@gmail.com
haber10

İbrahim Kiras
CHP’liler duymaktan hoşlanmıyor, ama...

Şunu söyleyen birine rastladınız mı: “Ben daha önce başka partilere oy veriyordum, ama Kılıçdaroğlu başa geçince CHP’ye oy vermeye karar verdim.” İnsanlara bunu söyletebiliyorsan “yeni liderin rüzgârı”ndan bahsedebiliriz.

Yoksa “Gandi’nin adaylığının açıklandığı gün yapılan ankette CHP oyları yüzde 40 civarında çıktı” haberleriyle yaratılan rüzgâr en iyi ihtimalle seçim günü diner.

Ona bakarsanız aynı gazeteler on yıl önce aynı rüzgârı İsmail Cem’in partisi için de estirmişlerdi. Partinin anketlerde “yüzde altmışı” bulduğu açıklanan oyu seçim günü “yüzde bir” olarak tezahür etti. O kadar rüzgâr da olmasa kim bilir ne oy alacaklardı!

***

Haddizatında Gandi Kemal’e şans verenler arasında CHP’li olmayanlar da vardı. Bu harici gözlemcilerden Kılıçdaroğlu’nun CHP oylarını artıracağını düşünenler Kurultay konuşmasından sonra fikirlerini değiştirdiler. Çünkü dışa açılan bir partinin değil, içine kapanan ideolojik bir hareketin vizyonunu dile getirdi Kemal Bey. Bugüne kadar CHP’ye oy vermiş olan yüzde yirmi oranındaki toplum kesiminin dışında kalanlara bir vaadi olmadı.

(İki istisna dışında: Biri -üniversite kapısındakilere olmasa da- merdiven altı atölyelerde çalışan “başörtülü genç kızlara” iş güvencesi istemesiydi. Diğeri de emeklilere hitaben söyledikleriydi: “Madem halinizden memnun değilsiniz, neden AKP’ye oy veriyorsunuz!”)

Demek ki yüzde yirminin dışında kalan toplum kesimlerinin Gandi Kemal’in partisine teveccühünü gerektirecek bir siyasal/sosyal ortam oluşmuş değil, oluşacak gibi de değil.

Bu durumda “CHP arkasına rüzgârı aldı, iktidara yürüyor” demek için ya fazla saf olmak lazım, ya da medya düzenbazı.

Gerçi medya rüzgârı toplumdaki algıyı etkiliyor; onun için kahve sohbetleri bugünlerde Gandi aşağı, Kılıçdaroğlu yukarı bu mevzu üzerinde dönüyor. Ama insanlarla birebir konuştuğunuz zaman şunu görüyorsunuz: CHP’liler çok memnun, diğerlerinin umurunda değil. Mesela “Kılıçdaroğlu partinin oylarını artırır” diye konuşan bir vatandaşa “peki, sen oy verecek misin” diye sorduğunuzda “benim solla işim olmaz, onu sola oy vereceklere soracaksın” şeklinde bir cevap alabilirsiniz.

Öyleyse, CHP’lilerin kendileri dışındakileri cezbetmeyen bir “değişim”den dolayı çok fazla ümide kapılmaları doğru mu?

***

CHP’liler duymaktan hoşlanmıyorlar ama olan şey şudur: Partilerinin genel başkanlık koltuğunda oturan kişi değişti sadece. Dolayısıyla şimdiye kadar CHP’ye oy verenlerin yine CHP’ye oy vermeye devam edeceklerini söyleyebiliriz; ama daha önce bu partiye oy vermeyen kişilerin fikir değiştirip bu sefer evet mührünü altı okun altına basacaklarını söylemek için elle tutulur bir sebep yok.

Hiç mi mümkün değil? Teorik olarak mümkün elbette. Bunun için önümüzdeki dönemde Tayyip Erdoğan’ın bir dizi konuda yanlış yapması, CHP’nin de bir dizi doğru politikayı hayata geçirmesi gerekiyor.

Star

"Yeni orta sınıf" neyin nesidir?
Haşmet BABAOĞLU

Dünden beri, nereye gitsem Prof. Sencer Ayata'nın "CHP zaten desteğini aldığı yeni orta sınıf ile varoşlara gidip ittifak kuracak" şeklindeki sözleri konuşuluyor.
Prof. Ayata bir toplumbilimci...
Artık CHP Parti Meclisi üyesi de...
Belli ki, partinin "gelecekteki Türkiye" vizyonu ve seçim propagandasının oluşturulmasında da Prof. Ayata'nın önemli bir rolü olacak.
CHP'nin nihayet bürokratik tören jargonunu bırakıp sosyolojik bir dille konuşmaya başlaması güzel!
Bütün bunların bir hafta içinde oluvermesi biraz tuhaf tabii ama olsun!
Konuştuklarımıza baksanıza...
Yoksulluk iktisadı, varoşların siyasetteki belirleyiciliği, yeni orta sınıf, vb.
Hiç yoktan iyidir!
***

O halde...
Gelin, "Gandi Kemal'den bir şey olmaz, çok şey olur" veya "yandaşsın, hayır yoldaşsın" patırtısından uzak biçimde bu tartışmaya bir giriş yapalım.
Soru şu...
Yeni orta sınıf nedir; böyle bir sınıf var mı; varsa CHP'nin doğal destekçisi midir?
Bir kere (epistemolojik açıdan) şunu söylemek gerekir: Sınıf kavramı bir toplumsal kesimin üretim ilişkileri içindeki yerini anlatıyorsa eğer..
Orta sınıf denen şey "ortada" kalanların adıdır!
Aslına bakarsanız bu sınıfın "okumuş çocuklar" olmak ve hizmet üretmekten başka bir belirleyici özelliği yoktur.
Prof. Ayata, Milliyet'ten Devrim Sevimay'a demiş ki...
"Yeni orta sınıf mühendisler, öğretmenler, araştırmacılar, reklamcılar; finans ve iletişim sektöründe çalışanlar, tasarımcılar, mimarlar, sekreterler, satış elemanları ve genel olarak bütün beyaz yakalılardır. CHP bu kesimin desteğini zaten alıyordu."
***

Ne yalan söyleyeyim...
Homojen, tercihleri kalın hatlarla belirlenmiş ve "yeni" bir orta sınıfın var olup olmadığını anlamak için öyle uzun boylu okuyup araştırmak gerekmeyebilir.
Sokağa çıkıp bakmak bile yeter!
Düşünün...
Ne hizmet ve yaşam biçimleri, ne geçim dertleri, ne de dünyaya bakışları açısından öğretmenlerle reklamcıları yan yana getirebilirsiniz, değil mi?
O da bir yana...
Tasaları ve sevinçleriyle bile öğretmenler hâlâ ne kadar "eski" ve nasıl bütün özellikleriyle "memur"larsa, reklamcılar da o kadar "yeni" ve bireyciler!
O halde reklamcılarla öğretmenleri aynı partiye oy atmaya iten şey "sınıfsal bir dinamik" falan değil, basbayağı kültürel kaygılardır.
Mühendisleri ise hiç açmayalım!
Çünkü bu ülkede 1960'ların ikinci yarısından beri mühendislerin önemli bir kesimi çok ciddi bir sağ muhafazakâr çizgiye kan veriyor.
***

Milliyet'teki söyleşide şöyle bir not da var: Prof. Sencer Ayata "Yeni orta sınıf" denilince pratikte "Cumhuriyet Mitingleri'ne katılıp hem sağı hem solu hizaya çeken insanları" anlıyormuş.
Sol eğer gerçekten solsa, "hiza"ya gelmez!
Resmi ideolojik söylem veya sopayla "hiza" ya gelen fikre de sol denmez!
Bu gerçeği bir kenara yazalım önce...
Sonra da şu "yeni orta sınıfın ittifak yapmak üzere varoşlara gitmesi" konusuna kısaca göz atalım.
Fakat bir dakika...
Yerim bitmiş!
Yarına artık!

26 Mayıs 2010

Sabah

Serdar Akinan

Mahalle şenlendi
Eskiden beri AKP'lilere yönelik bu sütundan yaptığım eleştirilere belli bir cenahtan öfke dolu yanıtlar gelirdi.

Gazeteciliğin doğasında bu vardır. Eleştirilmeyi göze alarak eleştireceksin.
Tam da bu saikle son yazımda Kılıçdaroğlu'nu eleştirdim... Alelacele yaptığı listenin kalibre sorununa vurgu yaptım.

Ne yalan söyleyeyim bu kadarını ben bile tahmin edemezdim. Başta twitter nasıl bir tahammülsüzlük ve nasıl hakaretlere muhatap oldum anlatamam.
Söylediğim ne?

Ortada zaman ayarlı bir suikast var. Baykal'a yapıldı...Ve gene bu köşede, Sayın Baykal'a oldukça ağır eleştiriler yönelten biri olarak, bu komplonun Türkiye'nin siyaset haritasını kökünden değiştirecek bir kurgu olduğunu yazdım.

Evet, Türkiye o kadar gerilmiş ki Kılıçdaroğlu, muazzam bir rüzgar yarattı. Bunu da teslim ettim. Kurduğu ekip tertemiz ve dürüst insanlardan oluşabilir. 'Kılıçdaroğlu'nun böylesi hayati ve tarihsel bir kavşakta AKP gibi bir yapının karşısına çıkamayacağı daha ilk günden belli oldu' tespitim belli ki birilerini öfkelendirmiş.

'Umudumuzu kırma' diyorlar. Kurak bir siyasi coğrafyaya gömülü umutlar, bu yağmur ile yeşerecek ve ben de buna set çekiyorsam çekebiliyorsam helal olsun bana.

Oysa şunu görmeniz gerek. Görmemiz gerek... Bizler haymatlos vicdanlara sahip gazetecileriz. Benden ne AKP'li ne de CHP'li olur.
Ne yandaş, ne candaş medya olamam. Olmak istemem. Daha öncede yazdım.

Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, medyanın sermaye yapısı değişmeden bu ülkede kim lider olursa olsun bu ülkenin kaderi değişmez.
Ne oldu? Bir gecede bir odada oturup kafasına göre bir liste yaptı... Eline tutuşturulan bir metni okudu...

Yarın milletvekili seçimlerinde adayları neye göre seçecek?
Sistem bu olduğu müddetçe benim için ne Gandi olması, ne Etro gömlek giymesi, ne Baykal olması ne Erdoğan olması bir şey değiştirmiyor.
Bana ne isimlerden, sıfatlardan...
Görmediğimiz bu...
Daha çok yazıp çizeceğiz.

Ama bugünden gördüğümü söyleyeyim. Kılıçdaroğlu bu rüzgarla Türkiye'nin gergin sokağının gazını aldı. Allah sadece bu nedenle bile ondan razı olsun.
Ama ilk günden gördük ki... Baykal bekleyecek ve kesinlikle bu işin rövanşını alacak.
AKP'liler ise şimdilik ürkmekle beraber 'yeni' rakibin yeni vitrinin çapını kısa sürede görüp sakinleşecektir.
Elbette bazı kalemlerin artık obsesyon haline getirdikleri AKP olgusuna yönelik bir tehdidin onlarda nasıl hezeyanlara yol açtığını görmek çok eğlendiriyor.

Acıklı haldeler...
Mahallemiz şenlendi... Ve ak ile kara ayrışmaya başladı.
Gazeteci hancıdır... Siyasetçi yolcu...
Bunun keyfini inanın hiçbir şeye değişmem.
http://www.aksam.com.tr/2010/05/26/yazar/17583/serdar_akinan/mahalle_senlendi.html


Mehmet Ali BAHÇE
mehmetalibahce@aktifhaber.com
Cehaletini Efendilikle Örten Kılıçdaroğlu
26 Mayıs 2010

Kemal Kılıçdaroğlu

10 Mayıs’ta:

Bir gazetecinin ''Genel başkanlığa aday mısınız?'' sorusuna, ''Hayır hayır, öyle bir şey söz konusu değil. Kesinlikle öyle bir şey yok'' yanıtını verdi.

14 Mayıs’ta:

“Aklım netleşti. Baykal’ın döneceğine inanıyorum. Aday olmayacağım.” dedi

16 Mayıs’ta:

“Baştan beri aynı şeyi söylüyorum. Ben aday değilim. Gidip başvuru için dilekçe de vermem” dedi

Bu arada ne oldu? Partinin gerçek sahibi Önder Sav’ın Deniz Baykal’a “ye san ya ben” dediği konuşuldu. Ardandan basın toplantısında “Kimse avucunu ovuşturmasın, ona tüm Türkiye sahip çıkacak” dedi ve Baykal’a iltifatlar sıraladı.

Devran döndü, istediklerini elde edemeyen Sav, Kılıçdaroğlu’nu çağırıp “aday ol arkandayım” dedi.

Ve Kılıçdaroğlu 17 Mayıs’ta CHP Genel Başkanlığına aday oldu.

Gelelim kurultay’a. Kılıçdaroğlu, Baykal için;

“Bizi kutladı. Bize bazı önerileri oldu. O önerileri de tabii dikkate alacağız. Baykal’a “sık sık gelebilir miyim, başvurabilir miyim?” diye sordum, Baykal’ın da “Bundan onur duyarım” diyerek karşılık verdi” dedi.

Kurultaya kravatsız gömlekle çıktı. Bir gazetecinin "neden kravat takmıyorsunuz" sorusuna, "Burası resmi yer değil. Ben kendimi halka yakın hissediyorum. Bundan sonra da böyle olacağım" cevabını verdi.

Gömleğinin fiyatının ortaya çıkması üzerine de:

Kurultaya spor kıyafetle çıkmam uygun görüldü, biz de spor kıyafet alalım dedik. Oradaki görevliler de ’Şu gömlek daha iyi olur’ dediler, ben de o gömleği aldım. Spor kıyafet giymemi de arkadaşlar önerdi. Daha sempatik bulunacağını söylediler, ben de kabul ettim.” Cevabını verdi.

Ya Gürsel Tekin?

Kılıçdaroğlu’nun konuşma metni için bir gazeteciye "Kötüydü! Çok kötüydü! Çünkü bu konuşma metnini ben kaleme almadım. Benim hazırladığım konuşma metni dün gece yarısı operasyonu ile değiştirilmiş birileri tarafından.” dedi.

Kimse bu metni Kılıçdaroğlu’nun değiştirmiş olabileceğini düşünmedi ve herkes şu soruyu sordu: “Konuşma metnine kim müdahale etti?”

Ardından şu söylendi: "Ne yazık ki medya Kılıçdaroğlu'nu yanlış yönlendirdi”

CHP parti meclisi için ne dendi? Ya Önder Sav’in Ya Gürsel Tekin’in ekibi…

Biz de soralım Sayın Kılıçdaroğlu’na:

O gömleği kravatsız halka yakın hissettiğin için mi giydin, yoksa sana “böyle yaparsan imaj olur” dedikleri için mi?

Bu süreçte herhangi bir kararı sadece kendine sorarak aldın mı?

Gerçekten bir Genel Başkan olduğunu düşünüyor musun?

Amacın CHP’yi ve ülkeyi yönetmek mi yoksa o koltuğa oturmak mı?

Alacağı gömlekten, konuşma metnine kadar bu kadar edilgen bir adam, ancak kullanılacağı zaman Genel Başkan yapılır. Gerçek sahip Sav’ın, Kılıçdaroğu’nun bir maske, bir şapka gibi kullandığına hiç şüphe yok…

Şu sıralar köşe yazarlarına bakarsanız da hiçbirisinin Kılıçdaroğlu’nun yeteneklerine güvenmediğini ve hemen hepsinin Kılıçdaroğlu’na tavsiyeler sıraladığını da görürsünüz.

Danışmak, efendi olmak, söz sahibiyken ve gerçek bir liderken güzel iştir ama söyleyecek sözün yokken sadece cahilliğini kapatır.

Gazetelere yansıyan aile fotoğraflarına da bakarsanız evinde bile sözü, ancak 3. 4. sırada geçtiği belli olan bir Genel Başkan, CHP’yi nasıl yönetecek
aktifhaber

Fehmi Koru
Yenişafak Gazetesi
Bilgilerinizi bir kez daha gözden geçirin diye...
27 Mayıs 2010

Acaba Kemal Kılıçdaroğlu Ak Parti için Deniz Baykal'dan daha zor bir rakip mi?

Hemen başka yazıya geçmeyin; ben de herkesin aklına bu soruyu getirmeyecek kadar önyargılı olduğunun ve böyle bir soruyla karşılaştığınızda "Elbette daha zor bir rakip Kılıçdaroğlu" cevabını vereceğinizin farkındayım. Ak Parti'nin karşısında rakip olarak bir 'kaset' ile devrilen Deniz Baykal'ı tercih edeceğine de neredeyse herkes inanıyor.

Yine de önümüze sunulan her yemeğe kaşık sallamayalım derim ben...

Deniz Baykal kolay üstesinden gelinir bir politikacı, bir siyasi rakip değildi. Hukuk eğitimi almış, siyaset bilimi dalında ihtisas yapmış, 40 yıla yakın siyasetin içinde yoğrulmuş deneyim sahibi bir siyasetçiydi; bu özellikleri kişiliğinde barındıran fazla siyasetçi yok ülkemizde. Hitabeti yerinde, gerektiğinde bir sözle karşısındakini önüne baktırabilecek kadar söz sanatına vakıf biriydi Baykal...

Sekiz yıl boyunca az çekmedi Ak Parti (hatta ülke) Baykal'ın sert muhalefetinden: Çok sayıda yasa ve anayasa değişikliği onun yüzünden Meclis'ten geçmedi, geçenlerin pek çoğunu Anayasa Mahkemesi'nden geri döndürdü. Nice siyasi tavra, politikaya, zamanı gelmiş değişikliğe takoz koyabildiyse CHP, bunların çoğu Baykal'ın direnişi yüzündendir.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun Deniz Baykal ile mukayese edildiğinde daha önde göründüğü ne var dersiniz? Yeni bir yüz ve bilinmezlerle dolu bir kimlik olma dışında?

Baykal'ın 'kaset' ile düştüğü durum, lider kumaşından olan partililer için kolay bulunmaz bir fırsattı; siyaset bir yönüyle de fırsatları değerlendirme sanatıdır. Kılıçdaroğlu kendiliğinden gelen bu fırsatı bile değerlendirmekte çok çaresiz göründü; 'Baykalcı' bilinen, hayatının bütününde eski genel başkan ile kader birliği etmiş CHP büyükleri 'ihaneti' göze almasaydı ortaya çıkar mıydı Kılıçdaroğlu?

Oysa Tayyip Erdoğan ve arkadaşları bir tarafa, Deniz Baykal bile, liderliği bileğinin hakkıyla kazanmıştı; gerektiğinde liderle yollarını ayırmayı göze alarak...

Her 'yeni' politikacının 'bilinmezleri' onun için olumlu bir gelecek vaadeder; Kemal Kılıçdaroğlu hakkında öğrenilen her yeni bilgi, 'bilinmezleri' sayılan özelliklerinden bilgimiz dahiline girenler, onun yaldızından bir parçayı daha götürüyor. Hep başkalarının telkinlerine açık tutuyor kendini Kılıçdaroğlu: "Kasket giy" diyorlar, "40 yıl aradan sonra ayıp kaçar" karşılığını veremiyor... "Kravatını çıkarırsan halka yakın olursun" diyorlar, "Salondaki herkes kravatlı olacak; o kadar kişi arasında bir ben kalırsam, sırıtır" gerekçesiyle karşı çıkamıyor...

Kurultay elbisesi aldığı tezgâhtara kendisini teslim ettiği için 500 TL'lik gömleği sırtına geçirerek salona geldiğini ve bunun kürsüde söylediği her şeyi tekzip ettiğini göremiyor bile... Tezgâhtara "Hayır" diyemeyen genel başkan neden iktidar partisi için çetin ceviz olsun?

"Soyadını sonradan değiştirmiş" diyorlar... Hımmm... "İkizi varmış, Kurultay'dan genel başkan çıkana kadar DP'de politika yapıyormuş" diyorlar. Hımmm... "Erken emekli olabilsin diye, yasa çıkmadan önce ve henüz on aylık bebek iken torununu sosyal sigortalı yaptırmış" iddiası seslendiriliyor. Hımmm... "Havuzlu evde oturanlar ülkeye hizmet edemez" çıkışından sonra "İzmir/Seferihisar'da havuzlu bir villa yaptırıyormuşsunuz" sorusuna, "Öyle bir villa mı yaptırıyormuşum?" cevabını veriyor. Hımmm...

Bu kadar
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Ekim



Kayıt: 21 Arl 2007
Mesajlar: 2642
Konum: Kanada

MesajTarih: Cum May 28, 2010 9:41 pm    Mesaj konusu: Kılıçdaroğlu'nu Gizli Bir El Getirdi Alıntıyla Cevap Gönder

“Ahmet Altan'ı çileden çıkaran tercih: Boykot!”

Murad Salih



Başlık internette rastladığım bir haberden...

Haber şöyle:

[12 Eylül'deki referandumda boykot kararı alan BDP'ye en sert tepki Taraf gazetesinden geldi. Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, boykot kararına öyle gıcık olmuş ki; bugünkü köşesinde BDP'ye giydiriyor... Boykot'un da "demokratik bir hak" olduğuna aldırmadan, Genel yayın yönetmenliği yetkilerini kullanarak, başka bir despotluk yapıyor. Bundan sonra gazetede BDP'nin demeçlerine yer vermeyeceğini açıklıyor. İşte o yazının ilgili bölümü:

(...) Kürt halkının büyük çoğunluğuyla ters düşen, Kürt sivil toplum kuruluşlarıyla çelişen, 12 Eylül hukukuyla hesaplaşmak isteyen Kürtlerin sandık başına gitmesini istemeyen BDP'li politikacıların manevraları bana fazla kıvrak geliyor son zamanlarda.

ONLARDAN DEMEÇ İSTEMİYORUM

Bu yüzden saygısızlaşıp kabalaştıklarını düşünüyorum. Ben BDP'li politikacılardan da, hoyratlıklarından da sıkıldım, çocuğum yaşındaki birinden hakaretler işitmek de hoşuma gitmiyor, yazıişlerindeki arkadaşlarımın neredeyse tümü karşı çıktı ama ben bundan sonra BDP yönetiminden demeç istemiyorum.

TİRAJ UMURUMDA DEĞİL

Biliyorum bu gazeteciliğe aykırı, bu yüzden tiraj da kaybedebiliriz ama ben o kadar da iyi bir gazeteci değilim, iş hakarete geldiğinde tiraj falan da umurumda değil. BDP, maksatlı olmayan, 12 Eylül anayasasının değişmesini istemeyen gazetelerle konuşsun. Yolları açık olsun. ]
(1)

Ahmet Altan malûmunuz...

Taraf gazetesi genel yayın müdürü ve başyazarı...

Taraf gazetesi de malûm AB-D emperyalizminin ülkemizdeki “yarı resmî” gazetesi...

AB-D emperyalizmi de malûmunuz; bütün dünyaya “demokrasi” götürmek istiyor...

Bu yüzden de Taraf gazetesinde yayınlanan her haber, her yorum bir şekilde, AB-D emperyalizminin ülkemize dayattığı bu “demokrasi”nin faziletleriyle başlayıp, onun ne bulunmaz bir nimet olduğunu “şu cahil halkın” kafasına vura vura anlatmaya ayarlanmış...

Ahmet Altan’ın yazıları da öyle...

Tabiî, demokrasi var...

Bir de demokrasi var...

Kitapların yazdığı "teorik demokrasi" başka...

Vietnam, Irak, Afganistan, Filistin, Türkiye halkına dayatılan "pratik demokrasi" başka...

Kitaplar ne yazarsa yazsın...

Biz olana bitene bakarız...

Vietnam’da, Irak’ta, Afganistan’da kaç milyon yaşlı çocuk, ihtiyar, kadın bu “demokrasi getirme operasyonu”n da katledi, sakatlandı, işkencenin en berbat şekillerine maruz kaldı, evleri başlarına yıkıldı, işyerleri talan edildi, paraları gasp edildi?

Ebugureybler....

Guantanomalar...

Gizli toplama ve işkence kampları...

İşkence için özel dizayn edilmiş CIA uçakları-gemileri...

İşgal ve talan edilen ülkeler...

Geldi mi bari?

Tabii ki gelmedi...

Çünkü dünyada kitapların yazdığı gibi bir demokrasi hiç olmadı ve olması da mümkün değil...

Ama dehşetli bir propaganda makinesi...

Medya yoluyla yürütülen toplu zihin kontrol faaliyetleri...

Bir gün mutlaka bizim ülkemizi de şendireceğini/şereflendireceğini müjdeliyor ve bizi bu “müjdeli habere” iman etmeye zorluyor...

Kısaca...

Ab-D tarafından oluşturularak dayatılan bir illizyonun adıdır demokrasi...

Hiçbir gerçekliği yok...

Tam bir kumpas...

Adi bir tiyatro...

Çünkü...

Kitaplarda yazan demokrasiye göre son karar halka aittir...

Yönetimde halk ne derse o olur...

Halkın iradesini belirtmesi, tercihini göstermesi için...

Seçim diye bir şey yapılır...

Halk bu seçimlere katılarak kendisini yönetecek genel veya yerel/mahallî yönetici adayları arasından seçimini yaparak bazılarına vekâlet verir...

Veya referandum yoluyla kendisine sorulan sorular için tercihini belirtir...

Yine kitaplara göre, bu seçim veya referandumların meşru olabilmesinin asgarî şartları vardır...

Bunlar...

Adaylıkta ve oy vermede “serbest”lik olacak... Yani adaylara ve oy verenlerin önüne engelerl konulmayacak...

Aday olanlar veya oy verenlerin “hür iradeleri” ile, hiçbir baskı, zorlama, tehdit ve şantaja maruz kalmadan bu işi yapmalarının sağlanacak...

Her türlü hile ve yanıltmalardan uzak “dürüst” bir seçim...

Gizli oy...

Açık tasnif...

Falan filan...

Bugün sadece medya etrafında, doğrudan insan iradesini esir alan olağanüstü tekniklerin geliştirilerek kullanılıyor olması ve bu yolla insanların zihinlerinin kolayca kontrol altına alınabiliyor olmasını dikkate alınarak...

Ne demokrasinin fiiilen uygulandığı iddia edilen AB-D ülkelerinde, ne de AB-D emperyalizmi tarafından demokrasinin zorla dayatıldığı ülkelerde hür, serbest, dürüst bir seçimden sözetmek mümkün mü?

Irak, Afganistan, Pakistan gibi kendilerine zorla demokrasi dayatılan ülkelerin başına seçim yoluyla gelen şu ipten kazıktan kurtulma, kaatil, işkenceci, ırz düşmanı, hırsız, uğursuz, yağmacı, ahlâksız takımının bu halkların hür iradeleriyle serbest ve dürüst bir seçimle işbaşına geldiğini, içinde hasarlı da olsa bir vicdan kırıntısı taşıyan hangi entellektüel/aydın iddia edebilir...

Bizdeki AB-D muhibleri, ne bunu iddia edebiliyorlar, ne de bu kepazelik konusunda tek kelime edebiliyorlar...

Ama “demokrasi” denildi mi, onun faziletleri konusunda saatlerce martaval atabiliyorlar...

Neyse sadede gelelim...

Demokrasi hakkında yukarıda yazdığım gerçeklerin hiçbirini -tıpkı bizim dermokratlar gibi- nazara almadan, görmemezlikten gelerek, yok farzederek/varsayarak...

12 Eylül’de yapılacak denokrasinin kitaplara yazılan teorik demokrasiye birebir uygun hilesiz hurdasız, hür ve serbest bir seçim olduğunu düşünelim...

Bu zor bir şey ama...

Deneyelim...

Bir referandumda halk, iradesini kaç şekilde beyan edebilir?

A-) “Evet” diyerek (AB-D’nin en istediği ve en çok sevineceği durum)...

B-) “Hayır” diyerek (AB-D’nin beğenmese bile içine sindirebileceği durum)...

C-) “Boykot” ederek veya “geçersiz oy” kullanarak (AB-D’nin en istemediği, en çok kızacağı durum)...

AB-D medyasının “evetçi” ve “hayırcı” kesiminin ortak dayatmasına göre, halk bu referandumda üç değil iki şıklı bir tercihi kullanacak...

Üçüncü şık olan “Boykot” veya “geçersiz oy”un hafızalardan özenle silinmeye çalışıldığını herhalde farketmişsinizdir..

Bu tavrı dillendiren BDP işi bozduğu için Kürtlere başka Türklere başka bir metod uygulanıyor...

Kürtlere BDP’nin “hayır” diyeceği her haberin/yorumun içinde, bir iki cümle ile zihinlere sinsice sokuşturulurken...

Türklere de “PKK’lı teröristler’in seçimi boykot edecekleri” telkin edilerek “boykotçu”ların PKK ile ittifak içinde gösterilebileceği şantajı yapılıyor...

İşte Ahmet Altan’ın demokrasiyi de, tiraj kaygısını da bir kenara koyarak; Kürtlere, “ya, ‘evet’ veya ‘hayır’ diyerek bu demokrasi müsameresine katılırsınız! Ya da ‘boykot’ gibi, bu müsamereyi bozucu bir tutumda ısrar ederseniz gazetemde sizden, sizin parti ve örgütlerinizden, sizin hak ve hukukunuzdan tek kelime bile yayılamam!” anlamına gelen yukarıdaki -içinden buram buram “totaliterlik/otoriterlik/baskıcılık/vesayetçilik” tüten- yazısı bu yüzden...

Türkiyede’ki seçim sonuçlarına baktığınızda yüzde 20 ile 30 arasındaki bir seçmen kitlesi (ki bu aşağı yukarı Türkiyede tek başına iktidar olma oranı), Ya sandığa gitmiyor veya cezadan kaçmak için sandığa gidiyor ama geçersiz oy kullanıyor...

CHP ve MHP, AB-D’nin referandum dayatmasını gerçekten boşluğa düşürmek isteselerdi; boykot tavrı alarak yüzde 20-30’luk boykotçu kitlenin üzerine yüzde 35-40 civarında kendi oylarını ilave ederek bunu rahatlıkla yapabilirlerdi...

Hesap ortada...

Toplam seçmenlerin yüzde 20-30'luk kesin kararlı, demokrasiye red/boykot cephesi...

Yüzde 35-40'lık CHP-MHP oyu...

Yüzde 5’lik BDP oyları toplandığında...

Yüzde 60-75’lik bir seçmen kitlesinin sandık başına gitmediği veya gidip de geçersiz oy kullandığı...

Yani sadece AKP ve AB-D’nin arkasında durdıuğu bir referandumun meşruiyetini hiç kimse iddia edemezdi....

Haydi, CHP’nin bu kayıkçı kavgasındaki “kötü adam/tecavüzcü Coşkun rolü” malûm ve CHP’nin eli bu sebeple “hayır”a mahkûm...

Peki MHP’ye ne oluyor?

Haaaa....

Bu sadece bir anayasa referandumu değil...

Malûmunuz AB-D emperyalizminin arkasındaki “Yahudi aklı”, az para-maliyet ile çok iş çıkarma üzerinde çok marifetlidir...

Referandumdan “evet” sonucu çıkarsa ki; öyle veya böyle çıkacaktır...

Bu sonuçla sadece Anayasa’nın bir kaç maddesi değişmeyecek, bu sonuçlar özellikle CHP ve MHP’de ve “boykot” kararının arkasında kararlılıkla duramazsa BDP ve PKK’da çok önemli çatlaklar, bölünmeler ve tasfiyeler yaşanmasına da sebep olacak gibi görünmektedir...

Bunun emareleri hem MHP’de, hem de CHP’de açıkça görülmeye başlandı bile...

Sonuç olarak...

Ahmet Altan apırsa da köpürse de; ben bu “demokrasi müsameresi”ni boykot etmekte kararlıyım...

Kimse bana PKK’lı filan da diyemez...

Çünkü Müslümanım ve Türk’üm...


Dipnotlar:

1- “Ahmet Altan'ı çileden çıkaran tercih: Boykot!” , 24 Ağustos 2010, Bkz: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=2937


Prof. Dr. Hacı Duran
Günahların İktidarları

Ana Muhalefet Partisi’nin genel başkanı sayın Baykal’ın istifası ile sonuçlanan ve bu partide taşların yerinde oynamasına yol açan hadise, birçok yönden önemli bazı konuları yeniden tartışmaya açtı. Baykal’ın kendisi bu hadiseyi bir komplo olarak değerlendirdi. Bu komplonun siyasi olduğunu, siyasi hesaplar uğruna iffet, hayâ ve ahlak ilkelerinin çiğnendiğini söyledi. Komplo teknikleri ile yürütülen siyasetin, yasal düzeni içinden çıkılmaz hale getirdiğini belirtti. İktidar partisini suçladı ve uzun süredir genel başkanlığını yaptığı CHP’nin başkanlığından istifa etti.

CHP’nin genel başkan yardımcısı Yılmaz Ateş ise, malum kasetle gösterime konan gayrı ahlaki görüntüleri ve CHP’nin kurultayını aynı bağlama oturttu. CHP kurultayının alçakça bir ortamda gerçekleştiğini söyledi. Malum olduğu üzere kurultay kaset görüntülerinin aktörü olan Baykal ve yandaşlarının tasfiyesi ile sonuçlandı. Ateş’in açıklamalarından, Baykal’ın tersine konudan sorumlu olanların hükümet değil, kurultayı Baykal’ı devirme hareketine dönüştüren parti içi örgütlü güçler olduğu anlaşılmaktadır.

Kasetteki görüntüler hakkında siyasi yorumlar fazlasıyla yapıldı. Başbakan sayın Erdoğan ise görüntüleri eşlere ihanet ve saygısızlık olarak değerlendirdi. Kadın hakları savunucuları ise konuya bu bağlamda yaklaştı. Böylece konunun ahlaki ve dini yönü seküler bir değere dönüştü. Konu iki kişi arasında geçen gayrı meşru bir cinsel ilişki olmaktan çıktı. Türk siyasetinin belirleyicisi oldu.

Kayıtlı gayrı meşru cinsel ilişkilerin gösteriminden, CHP’nin genel başkanı olarak çıkan Kılaçdaroğlu’nun çevresinde inşa edilen söyleme ve oluşturulan imaja bakıldığında, bambaşka bir manzara ile karşılaşmaktayız. Sanki kaset komplosu, CHP için yeni bir soluğa dönüşmüş, AK Parti iktidarına karşı onlara taze bir kan vermiş. Komplonun komplosu dene bilecek iddiaların arkası da kesilmiyor. Öte taraftan bazı yazar ve televizyon konuşmacıları ise, iğrenç görüntülerin iktidar partisini devirmek için gündeme getirildiğini söylemeye başladı. Kılıçdaroğlu’nun ekibi ile birlikte CHP’nin başına getirilmesi ve Baykal’ın tasfiyesi için düzenlenmiş olan bu kurgu, ilerde mevcut iktidar partisini de tasfiye edecekmiş.

Yukarıda anlatılanların hepsi, iki kişi arasında geçtiği anlaşılan gayrı meşru bir cinsel münasebetin, medyatik gösterime konması ile başlamıştır. Gayrı meşru cinsel münasebetin gösterimi, yukarıda söylenenleri özetlersek, Ana muhalefet partisi genel başkanı ve yönetiminin değişmesi ile sonuçlanmıştır. Beklendiği söylenen değişmeler ise bu yeni yönetimin CHP’yi iktidara taşıyacağı yolundaki umutlardır. Gandi ve Ecevit kasketi benzetmeleri ise tarihi metaforları, sembolleri ve nostaljileri cinsel gösterimle inşa edilen bu yeni iktidar arayışlarını temellendirme çabalarıdır.

Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu, mahrem ve gayrı meşru bir cinsel durumun, gösterimi ve dolaşımının bir ülkenin iktidar ilişkilerini etkilediğini ve belirlediğini ortaya koymaktır. Ulrich Beck, Siyasallığın İcadı adlı eserinde, imgelerin ve metaforların iktidar sağladığından ve halkı yönetme fırsatları yarattığından bahseder. İktidar ilişkileri, siyasi çatışmalar ve mevki elde etme savaşları, düşman imgeler üzerinden yürütülür. Düşman gerçekten nesnel olarak var değildir. Kurgulanmıştır, muhayyeldir. Ancak medyatik gösterim ve propaganda aracılığı ile bilinçlerde somutlaşma etkisi gösterir. Don Kişot’un muhayyel düşmanlara saldırması kurgusu burada gerçek ve saldırılacak somut bir gruba dönüşmüştür.

Malum görüntüleri, karşılıklı suçlamaları, koltuk değişikliklerini ve yeni iktidar arayışlarını bu bağlamda değerlendirdiğimizde ilginç bir manzara ile karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkmaktadır.

Olup bitenler, geleneksel dil ile ifade edilecek olursa, ortada işlenen bir cinsel günah vardır. Bu günahı işleyenlerin kim oldukları malum görüntülerle yeterince açıktır. Ancak geleneksel değerlere göre günah olan bir davranış, modern değerlere göre bilindiği gibi her zaman suç değildir. Hatta Türk Ceza Kanununa göre zinanın suç olmadığı da açıktır. Bu durumda laik olduklarını, modern olduklarını ve pozitif yasaların üstünlüğüne inandıklarını her zeminde savunan CHP’nin seçkinleri, genel başkanlarını geleneğe ve dini inançlara göre günah olan bir davranıştan dolayı cezalandırmış oluyorlar. Bu da onların laik ve çağdaş diye bilinen değerleri henüz tam olarak özümsemediklerine işaret etmektedir. Çünkü kanuna göre suç olmayan bir davranıştan dolayı bir insanı cezalandırmak ve linç etmek de suçtur. CHP delegeleri töreye göre genel başkanlarını ve ekibini linç etmişlerdir. Partiden tasfiye etmekle cezalandırmışlardır. Siyasi retoriklere göre kurgulanmış bir töre cinayeti işlemişlerdir.

Öte taraftan geleneğe göre cinsel günahların ifşası, gösterime konması ve açıkça konuşulması da günahtır. Bir mümin cinsel bir günah işlese bile bunu saklamalıdır. İfşa etmemelidir. Başka insanlar da insanların bu tür günahlarını araştırmamalıdır, konuşmamalıdır. Çünkü cinsel kabahatlerin açıklanması, iffetsizliktir, hayâsızlıktır. Zina kendi başına bir suç olmakla birlikte, zinanın ifşası ve gösterime konması daha büyük bir suçtur. Dolayısı ile genel başkanlarının cinsel bir kabahatini kayıt altına alarak gösterime koyan ve bu gösterimi kendi iktidarları için araçsal bir değere dönüştüren gruplar, iktidarlarını başkalarının günahlarına bağlı olarak inşa etmiş oluyorlar. Baykal olup biteni iffetsizlik ve hayâsızlık olarak tanımlamakla kendisine atfedilen kabahati saklamaya ve örtmeye çalışıyor. Onun bu tutumu İmam-ı Gazzali’nin haya ile ilgili olarak yazdıklarına da uygundur.

Ancak Baykal’ın işlediği günahı gösterime koyarak parti içi dengeleri değiştirenler ve iktidar hazırlığı yaptıklarını söyleyenler, geleneğe göre iffetsizliği ve hayâsızlığı kendileri için bir umuda dönüştürmüş oluyorlar. Yılmaz Ateş, CHP kurultayının alçakça kurgulanmış bir ortamda gerçekleştiğini söylemekle bu duruma işaret etmiş olmaktadır.

Cinsel bir günahın, bir partinin yapısını bu kadar etkilemesi, beraberinde başka sorunları da gündeme getirmektedir. Bilindiği gibi, cinsel günahlar yapıları itibarıyla bireyseldir. Günahı işleyen iki karşı cinsle ilintilidir. Bu durum en azında geleneksel toplumlarda ve adaletin kişisel sorumluluklara bağlı olarak uygulandığı zihniyet dünyasında böyledir. Fakat son zamanlarda medyatik gösterime konan cinsel günahların kamuoyunca, tamamen siyasal ve ideolojik bağlamlarla ele alındıklarını ve konuşulduklarını müşahede etmekteyiz. Bundan dolayı bireysel günahlar, siyasal birer değere dönüşmektedir. Araçsallaşmaktadır. CHP’nin bir cinsel günahın gösteriminden dolayı bu kadar çok değişmesi, yeni sloganlarla kendini ifade etmesi ve Ecevit’in şapkası gibi tarihi metaforları propaganda malzemesi yapması bu etkinin boyutlarını gösteren somut örneklerdir.

Geleneksel değerler, yani cinsel günahlar, bir taraftan çağdışı olarak görülürken, diğer taraftan çağın siyasal ilişkilerini belirleyen aktörlere dönüşmektedir. Cinsel özgürlükleri savunanlar ve cinsel gösterimleri kendileri için kazanç kapısı olarak gören kapitalist medya patronları da ilginçtir, bu kayıtlı görüntüleri dolaşımda tutmaktan hoşlanıyorlar. Bu görüntüleri onlarda kendileri için bir kazanç kapısı olarak görebiliyorlar. Cinsel günah birileri için, medyatik ve siyasi linç olurken, birileri için iktidar kapılarının açılması açısından önemli olmaktadır. Öte taraftan pornografi sektörü için şehvetin yayılması ve azamileştirilmesi işlevi görmektedir.

Cinsel günahların iffet ve hayâ bağlamında ele alınmasının önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü cinsel günahların aleniyet kazanması, onları siyasallaştırmaktadır, meşrulaştırmaktadır, araçsallaştırmaktadır. Birilerine yeni iktidar kapıları açarken, birilerini iktidardan etmektedir.

duranhaci@gmail.com
haber10

28 Mayıs 2010 09:35
Kılıçdaroğlu'nu Gizli Bir El Getirdi
CHP Ankara milletvekili Yılmaz Ateş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu gizli bir elin partinin başına getirdiğini iddia etti...

CHP Ankara milletvekili Yılmaz Ateş, Deniz Baykal'a yapılanları "darbe" olarak nitelendirdi. Ateş, Kılıçdaroğlu'nun adaylığı için ise "Aday değilim diye açıklama yapmıştı. Sonra ne oldu? Hangi gizli el devreye girdi?" eleştirilerini yöneltti.
Gazeteci Ömer Şahin'in Kanala'daki "Görüş Farkı" programına katılan Yılmaz Ateş, Baykal'a haber bile vermeden Kemal Kılıçdaroğlu'nu aday olarak çıkaran Önder Sav ve arkadaşlarına ağır eleştirilerde bulundu. Ateş, "Ben öyle bir oluşumun içinde olsaydım aynaya, çocuklarımın, eşimin yüzüne bakamazdım. Toplum içine çıkamazdım" dedi.

CHP'nin eski lideri Deniz Baykal'ın en yakınındaki isimlerden biri olan Yılmaz Ateş, kaset olayının komplo olduğunu ve birilerinin bundan nemalanmaya çalıştığını iddia etti.

Yılmaz Ateş, Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığı'na aday olma sürecini anlatırken "Gizli El" ibaresini kullandı. Kılıçdaroğlu'nun birkaç kez "aday değilim" demesine rağmen adaylığını açıkladığını hatırlatan Ateş, "Hangi gizli el devreye girdi" diye sordu. aktifhaber

04 Haziran 2010 19:56
Kendini Yabancılara Beğendirecek!
CHP iktidar olması halinde uygulayacağı ekonomi politikalarını uluslararası finans ve ekonomi çevrelerine anlatmak için uluslararası roadshow’a çıkıyor

Edinilen bilgilere göre CHP önümüzdeki günlerde uluslararası yatırımcılar, yatırım fonları ve bankalarına iktidara gelmeleri halinde uygulayacakları ekonomi politikalarını anlatmak için roadshow’a (tanıtım turu) çıkacak. Edinilen bilgilere göre roadshow isteği uluslararası yatırım fonlarından geldi. Bu isteği şimdi CHP yönetimi değerlendirecek ve hangi ülkelerde roadshow yapacağını kararlaştıracak. CHP yetkilileri uluslarası yatırımcılardan gelen bu isteği “CHP’nin yakaladığı rüzgârı uluslararası yatırımcılar da ciddiye aldı. Türkiye’nin gelecekteki ekonomi politikalarını öğrenmek istiyorlar” şeklinde yorumladı.

AKP DE YAPMIŞTI

Genellikle şirketlerin ve ülke hazinelerinin uyguladığı bu yöntemi ilk kez uygulayan siyasi parti AKP olmuştu. Daha sonraki yıllarda da özelleştirme ihalelerinde ve Hazine’nin politikalarını anlatmak için bu yöntem sık sık kullanılmıştı. aktifhaber

07 Haziran 2010
Baykal'ın Kasetine Şok Yorum
Balçiçek Pamir’le Söz Sende’nin bugünkü konuğu CHP Genel Sekreter Yardımcısı Gülsün Bilgehan’dı

Bilgehan programda 2007 seçimlerinde kendi yerine Nesrin Baytok’un aday gösterilerek milletvekili seçilmesi ve kendisinin alt sıralara konulduğu için seçilememesi ve Baykal’ın istifasından sonra şimdi üst yönetimde görev almasını ilginç bir cümleyle yorumladı.

Balçiçek Pamir’in “2007 yılında seçim bölgeniz değiştirildi. Yerinize Nesrin Baytok konuldu. Ardından siz ikinci bölgede alt sıralara yerleştirildiniz ve sonrasında da seçilemediniz. Biliyorsunuz Deniz Baykal ve Nesrin Baytok’la alakalı tatsız da bir olay yaşandı. Sonrasında genel başkan değişti ve siz şimdi partide yönetimdesiniz. Nasıl yorumluyorsunuz, buna ne diyorsunuz?” sorusuna Gülsün Bilgehan tek cümleyle cevap verdi: “Kaderin garip bir cilvesi diyorum. Hatta bazen neler oldu, nasıl oldu diye de düşünüyorum.” aktifhaber

Kasırga CHP'li belediyeyi içine alıyor

CHP'li Buca Belediyesi'ni sarsan kasırga operasyonu derinleşiyor.

Antalya merkezli yürütülen ihale soruşturması İzmir'de CHP'li Buca Belediyesi'ni de sarsıyor.

Pazartesi günü yapılan Kasırga 1 operasyonunda, aralarında Buca Belediye Başkan Yardımcısı H. K., belediye şirketi Bucamar Genel Müdürü F.K. ve Temizlik İşleri Müdürü A.Y.'nin de yer aldığı operasyon derinleşiyor. Operasyon kapsamında, İzmir'de gözaltına alınanlar Antalya'ya gönderildi.

Antalya'nın bazı ilçe belediyeleri ile Buca Belediyesi'nin temizlik işlerini yapan firmaya yönelik operasyonda gözaltına alınan 64 kişiden üçü serbest bırakıldı. Zanlılar, 12 Aralık 2009'da yapılan ve Antalya merkezli bir firmanın kazandığı temizlik işleri ihalesine fesat karıştırmakla suçlanıyor. Bir önceki dönemde 565 bin TL'ye verilen ihale, CHP'li Ercan Tatı döneminde 995 bin TL'ye sözkonusu firmaya verildi.

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekiplerince, önceki gün sabaha karşı gözaltına alınan Buca Belediye Başkan Yardımcısı H.K., Bucamar Genel Müdürü F.K., Temizlik İşleri Müdürü A.Y. ve Antalya'daki temizlik firmasının genel müdürü D.A.Y.'nin de aralarında bulunduğu sanıkların soruşturması, gizlilik kapsamında yürütülüyor.

Cumhuriyet savcılığına intikal eden soruşturmada, Antalya'da Muratpaşa Belediyesi'nin açtığı ihalelere fesat karıştırdığı iddia edilen şirketin, İzmir'de Bucaspor'a 500 bin lira gönderildiğinin araştırıldığı iddia edildi. Sözkonusu paranın, Bucaspor'un kasasına girmediği ve hangi noktalara dağıtıldığının soruşturulduğu da bilgiler arasında.

Bir başka iddiaya göre de Buca Belediyesi'nden sözkonusu temizlik şirketinin aldığı ihalede 'usülsüzlük' tespit edildi. Buca Belediyesi görevlilerinin, bu nedenle gözaltına alındıkları öğrenildi. Hatırlanacağı üzere, bir önceki dönemde 565 bin lira bedelle verilen temizlik ihalesinin Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı döneminde yıllık 996 bin liraya ihale edilmesi, belediye meclisinde de tartışılmıştı.

Bazı meclis üyeleri, "Son çöp ihalesi 996 bin liraya verildi. Eleman sayısı ve araç sayısı aynı. Ama fiyat farklı. Birileri buradan çok büyük kazanç sağladı. Bu ihaleyi defalarca gündeme getirdik. Ancak inceleyen olmadı." dedi.

Yine Buca Belediyesi'nde 2 ay önce Park ve Bahçeler için yapılan 2 milyon liralık "hizmet alımı" işinin, ihaleye çıkılmadan, Buca'nın çöpünü toplayan Antalyalı şirkete verildiği, bazı internet sitelerinde yer almıştı. İddialara göre, Buca Belediyesi'nin Park ve Bahçeler Müdürlüğü'nün kasasındaki 2 milyon TL Başkanlık önergesiyle Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Usulü Yönetmeliği'nin 36. maddesi gereği Temizlik İşleri Müdürlüğü'nün Hizmet Alımları Gider Tertibine aktarıldı. Bu paranın, temizlik firmasına ihalesiz olarak verildiği iddiaları gündeme gelmişti.

Antalya Cumhuriyet Savcılığının koordinasyonuyla, önceki gün başlatılan operasyonda gözaltına alınan 38 belediye yöneticisi ve personeli ile şirketin sahibi ve çalışanlarının aralarında bulunduğu 64 zanlının ifadesi alınarak savcılığa sevkedildi.

Gözaltına alınan zanlıların ifadeleri doğrultusunda araştırmanın derinleştirildiği belirtiliyor. İlk incelemelere göre, A.Y'nin lideri olduğu iddia edilen suç örgütünce temizlik ihalelerine müdahale edilerek, devletin 15 milyon TL zarara uğratıldığı ileri sürülüyor. A.Y.'nin 2003 yılında Antalya'ya geldiği, Antalya Muratpaşa Belediyesi başta olmak üzere birçok belediyeden ihale almaya başladığı belirtiliyor. A.Y.'nin 7 yılda 100 araçlık filoya sahip olduğu ve 8 şirketle kurum ihalelerine girdiği belirlendi. habertaraf

Serdar Akinan

Umut hırsızları
CHP'nin yeni Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dün kürsüde konuşuyor.
Emeklilere sesleniyor... İzleyici sıralarında onu dikkatle dinleyen bir isim oturuyor... Deniz Baykal...

Bu fotoğraf karesine nasıl gelindi? Ne oldu da bu kansız suikast Türkiye'nin kaderini etkiledi?

Bu suikastı dahiyane bir şekilde planlayan zeka bence CHP'nin DNA'sını, toplumun o konjonktürdeki reflekslerini, Kılıçdaroğlu'nun meziyetlerinin sınırlarını ve adına kısaca 'politbüro' denen o 'derin CHP'nin nasıl bir umut hırsızı çete olduğunu çok iyi biliyordu.
Bu çete Türkiye'nin geleceğini çalıyor.

Kılıçdaroğlu dünyanın en saf, en iyi, en efendi, en dürüst siyasetçisi olabilir. Saygı duyulacak bir şahsiyettir. Ancak...

CHP Genel Başkanlığı gibi görevi götüremeyeceği gün gibi ortada.
Çok net ve içten bir soru soracağım size... Dün kendisini izlerken Baykal'ın koltuğunu doldurduğu ve gerçek bir muhalif ses olduğu izlenimine kapıldınız mı?

İktidar veya iktidara ortak olmak isteyen bir partinin liderinin ağzından duymamız gereken kelimeler bundan mı ibarettir?
Deniz Baykal'ın Kutlu Doğum Haftası'nda yaptığı o tarihi konuşmanın ruhuna yaklaşacak vizyon var mıdır?

Ki o konuşmada saklı olan vizyon, AKP'nin tek başına iktidarına son verecek bir vicdan fermanı gibiydi.

Tek eksiği Kürt meselesinde de benzeş bir adım atacak cesareti göstermemesiydi.

'Kürt sorunu' diyemeyen, 'Başörtüsü sorunu vardır ve çözeceğiz' diyemeyen bir CHP sandıkta ne ifade eder?

Türkiye 'Mavi Marmara' ile sembolleşen süreçte muhalif sesleri 'İsrail yanlısı' olarak susturan otokratik bir rejime doğru hızla savruluyor.
Dikkat edin 'eksen kayması' demiyorum. Ama 'Acaba bir eksen kayması var mıdır?' sorusunun dahi sorulmasının imkansızlaştığı, haysiyet cellatlarının ortada fiyakayla dolaştığı bir ülke siyasetinde en çok ihtiyaç duyulan şey nedir?

Bu ülkeyi çatışan tüm unsurlarıyla bir arada tutacak bir vizyonu sergileyecek iktidara talip sahici bir muhalefet.

Baykal'a düzenlenen kaset suikastıyla bu imkan iptal edildi.
Tablo gittikçe daha da netleşiyor.

Yoksulluk ve yolsuzluk üzerine inşa edilecek bir muhalefet sandıkta Türkiye'nin sahillerini almaya mahkumdur.
Güneydoğu kaybediliyor.
Ne AKP'nin ne de CHP'nin olmadığı koskoca bir coğrafi parçanın kaybı, etnik anlamından ötürü Türkiye'nin bölünmesidir.
PKK şiddeti tırmandırıyor ve bu yaza dair stratejisini açık açık ortaya seriyor: 'Akdeniz'de ve Ege'deyiz...'

Bu ne demek düşünebiliyor musunuz?
CHP içine çöreklenmiş bu çetenin adına ister 'politbüro' deyin ister 'derin CHP' bu ülkenin geleceğini karartıyor.
Tek umudumuz Müslüman değerlere saygılı, Kürt sorununu çözme konusunda yapıcı adımlar atacak, yoksulluk ve yolsuzluk adına somut konuşan bir sol muhalefetti.
Ki sandıktaki anlamı CHP-AKP koalisyonuyla dengelenebilecek makul bir Türkiye fotoğrafı olabilirdi.
Bu umut iptal edilmiştir.
Asıl eksen şimdi içeride kaydı.
Merak edenler için... Baykal'ın Kutlu Doğum Haftası konuşmasının linki:
http://www.chp.org.tr/HaberDetayi.aspx?NewsID=941

CHP'DE YENİ KRİZ ÇIKTI

25 Haziran 2010 10:29
CHP'de İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin krizi henüz zihinlerdeki tazeliğini korurken yeni bir kriz partinin kapısını çaldı.
CHP'nin lideri olduktan sonra Kemal Kılıçdaroğlu'nun ilk icraatı yeni makam aracı siparişi vermek oldu. Kılıçdaroğlu, eski Genel Başkan Deniz Baykal'ın Mercedes S500 model makam aracını istemeyince, Audi A4 Diesel marka araç sipariş edildi. Ancak Kılıçdaroğlu için verilen Audi siparişinin yanı sıra parti yönetiminin, her birinin fiyatı yaklaşık 70 bin euro olan 6 makam aracı daha sipariş ettiği ortaya çıktı. Bunlardan üçünün Audi, diğer üçünün de Passat TDI marka olduğu öğrenildi.

Audi'lerin, Kılıçdaroğlu, Genel Sekreter Önder Sav ve Genel Sayman Faik Öztrak'ın yanı sıra Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay'a tahsis edileceği belirtildi. Bu durumun ise diğer parti yöneticilerinde sıkıntıya neden olduğu kaydedildi.

DÖNÜŞÜMLÜ KULLANACAKLAR

Diğer genel başkan yardımcıları Haluk Koç, Gaye Erbatur ve Umut Oran ile genel sekreter yardımcıları ve Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyelerinin, yeni Passat'lar ve eski makam araçlarını dönüşümlü olarak kullanacakları ifade edildi. Harcamalar konusundaki titizliği ile bilinen Kılıçdaroğlu'nun yeni siparişlerle ilgili nasıl bir tutum izleyeceği merak konusu oldu. Baykal'ın kullandığı Mercedes'in de satılmak üzere genel merkezden gönderildiği belirtildi.

Bugün

CHP'Lİ BAŞKAN İSRAİL'İ ÖVDÜ

3 Ağustos 2010 09:33
İsrail'deki Türkiye kökenli siyonist yahudilerin sitesi hasturk.com'a açıklama yapan CHP'li Antalya belediye başkanı Mustafa Akaydın, israil bizim dostumuz, aramızı bozan Erdoğan'ı kınıyorum' dedi.
İşte CHP'li başkan'ın israil sevdasının dozunu kaçırdığı açıklamanın hasturk.com isimli siyonist sitedeki haberi:
Belediye Başkanı'ndan İsraile mesaj: Erdoğan'ı kınıyorum

Belediye Başkanı "İsrailli turistlerden vazgeçmiyorum" diyerek Erdoğan'ın siyasetine karşı olduğunu, ve Türk insanının İsraillileri güler yüzle karşılayacağını taahhüt etti.

"Antalya'nın ticareti turizme baglıdır, özellikle de İsraillilere. Ancak İstanbul ve Ankara'da da İsraillilerin dönüşlerinin beklendiğine inanıyorum"

Yoav Ziton 02 Agustos 2010 - Ynet

Antalya'ya dönün size ihtiyacımız var.

Antalka belediye başkanı, İsrail "Türkiye'ye seyahat tehlikeli" uyarısını kaldırmasından sonra İsrailli turistlere "geri dönün" çağrısı yaparak, tatillerini ülkelerinde geçirmeye davet etti. Türkiye'de, İsrailli gazeteciler önünde yaptığı konuşmasında Antalya Belediye Başkanı, İsraillilerin Antalya'ya dönüp sokaklarını, pazarlarını ve otellerini doldurmaları çağrısı yaparak, Erdoğan'ı kınadığını anacak eleştirmek istemediğini belirtti.

Mavi Marmara olayından bu yana, uzun yıllar İsraillerin için en popüler turizm merkezi olmasına rağmen İsrailli turistler Türkiye haritasından neredeyse kayboldular. Bu günlerde İsrailliler için Yunanistan, biraz da İtalya Türkiye'ye alternatif ülkeler arasında. Ancak Türkler İsraillilerden vazgeçmeyi kesinlikle reddediyorlar.

Antalya Belediye Başkanı Pr. Mustafa Akaydın İsrailli gazetecilere hitaben yaptığı konuşmada, Türklerin İsrailli turistlerin dönüşünü beklediklerini belirtti. "Benim daha okul yıllarından ve gençliğimden bu yana birçok Yahudi arkadaşım olmuştur. Yüzbinlercenizi ağırlamaktan onur duydum. Ne yazık ki bu rakkamlar 2008 de düşmeye başladı. 2009 yazı daha da düşüktü. En büyük düşüş de bu yıl oldu. Türklerin İsraillileri iyi karşılamayacağı düşüncesi çok yanlıştır. Çünkü Antalya'nın ekonomisi turizme ve özellikle İsraillilere bağlıdır. Geleneklerimizi araştırırsanız, birçok müşterek değere rastlarsınız" dedi.

Filo olayından sonra İsrail'den Türkiye'ye yapılan tüm charter seferleri tamamen kesilmedi. Yolcuların çoğu Yahudi İsraillilerin yerine İsrailli Arap aileler.

CHP adayı olarak katıldığı son yerel seçimlerde Erdoğan'ın adayındandaha fazla oy alarak seçilen Belediye Başkanı makam odasına Atatürk'ün büyük bir resmini asmış. "Ben Erdoğan'ın siyasetini kınıyorum. Bunu siyasi bir muhalifi olarak da söylüyorum. Ancak eleştirmek istemiyorum. İnanıyorum ki İstanbul ve Ankara halkı da İsrailli turistlerie aynı duyguları besliyor. İsraillilerin parası bizim için iki milletin dostluğundan daha önemli değildir. İki ülkenin ilişkilerinden şahsen çok endişeliyim. Ortadoğu'nun en güçlü ekonomilerine sahip iki ülkeyiz. İlişkilerimizi iyi olması tüm bölge için bir denge unsurudur".

"Antalya İsrailliler için güvenli bir kenttir. Bunu salt ben söylemiyorum, sokaktaki insan da söylüyor. Antalya İsrailliler için Türkiye'deki tüm kentlerden ve limanlardan çok daha güvenilirdir. Hükümetinin politikası başka, Türk halkının size davranışı başkadır. Türkiye İslam ülkeleri içinde demokrat ve ılımlı olan tek ülkedir. Antalyalılar İsraillerler dostturlar ve dost kalacaklardır" diye sözlerine son vermiştir.

Tercüme
Menteş Azuz - Hastürk
haber10

Kılıçdaroğlu'nun Havuzlu Villası mı Varmış
10 Ağustos 2010
Başbakan Erdoğan'ı havuzlu villada oturmakla suçlayan Kılıçdaroğlu'nun da havuzlu villası ortaya çıktı. İddia ise Melih Gökçek'den geldi. İşte Kılıçdaroğlu'nu terletecek iddialar
Melih Gökçek'ten Kılıçdaroğlu ile ilgili yeni belgeler... Gökçek, 'sahtecilik'le suçladığı Kılıçdaroğlu'nun havuzlu villası olduğunu ima etti. Gökçek, 'Kılıçdaroğlu'nun avukatlığına soyunan' kadın gazetecilerle de tartıştı:

Uzun bir süredir televizyon ekranlarına çıkmayan Ak Partili Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Beyaz TV'de Sedat Yazıcıoğlu'nun yönettiği Deniz Güçer, Nuriye Atabey ve Fikri Akyüz'ün de gazeteci olarak katıldığı Basın Kulisi programına konuk oldu.

"Ben CHP uzmanıyım" diyen Gökçek, stüdyodaki kadın gazetecilerin Kılıçdaroğlu'nu savunmasına tepki gösterdi.

"SAYIN KILIÇDAROĞLU, HAVUZLU VİLLAN VAR MI YOK MU? A-ÇIK-LAAA!"

Yanında getirdiği ve masanın üzerini dolduran belgeleri tek tek açıklayan Gökçek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun havuzlu bir villası olduğunu ima etti.

Gökçek, "Sayın Kılıçdaroğlu'nun havuzlu villası var mı yok mu?" diye sordu.

" Kooperatiflerde oluyor öyle havuzlar" diyen Kadın gazetecilere tepki gösteren Gökçek, "Başbakan'ın ki kooperatifte olunca oluyor havuzlu villa; Kılıçdaroğlu'nun ki kooperatif olunca, "a, ya olur yani".

Bu kadar ön yargılı olunmaz. Ben sizin demokrasi anlayışınıza hayret ediyorum. İkinizin de iki bayanın. Kılıçdaroğlu'nun avukatlığına soyunuyorsunuz.

Eğer Kılıçdaroğlu'nun kooperatif evinde havuzlu villası varsa normal diyor. Eğer Başbakan'ın çocuğu bir kooperatif evinde oturursa olmaaaz diyor!

Sabahtan akşama kadar laf eden Kılıçdaroğlu'na buradan soruyorum. Onun bir tabiri var. Aynen soruyorum. havuzlu villan var mı yok mu a-çık-laaaa!

Cevap versin ondan sonra ben açıklayacağım. Mal beyanında dairesi var kooperatif evleri var. Havuzlu mu değil mi yazmıyor.

Kadın gazeteciler Güçer ve Atabey'in ısrarlı Kılıçdaroğlu'nu aklama çabalarına çıkışan Gökçek, "Siz mecbursunuz Kılıçdaroğlu'nun avukatlığını yapmaya...

Yoksa gazetede size fırça atarlar. Hemen çatarlar niye müdafaa etmediniz diye... Gidip bu soruyu Kılıçdaroğlu'na da soramazsınız. Hemen dışarı atarlar sizi.

Var mı! Kaç tane gazeteciyi dışarı attılar. Onlar Ak Partili mi? Hemen müsaade etmezler. " dedi.

KILIÇDAROĞLU'NUN TABLOLARI NE KADAR?

Kılıçdaroğlu'nun servet beyanındaki tablolarına da değinen Gökçek, "Bir de Kılıçdaroğlu servet beyanında ne demiş? Benim tabloların var demiş.

Tablo aldım sağdan soldan. Mesela bir tablo almış Nuri Abaş'tan 6 liraya... Bir tane tablo almış 8 liraya... Toplam olarak da 8 tane tablo var." dedi.

Güçer'in "6 lira, 8 lira? Bin değil yani! şeklindeki sorusunu doğrulayan Gökçek, "8 liracık" diye karşılık verdi. Tabloların alındığı tarihi 1996 yılı olduğunu da sözlerine ekledi.

Gökçek eleştirilerini, "Gittim internetten merak ettim Nuri Abaş'ın tabloları kaç liradan başlıyor diye... En ucuz tablonun satışı 70 bin lira... Peki zenginler niye tablo alırlar?

Aldığınız zaman tabloları fiyat belli olmadığı için kaça satabilirseniz satarsınız. " sürdürdü.

KILIÇDAROĞLU'NA "SAHTECİLİK" SUÇLAMALARI

"Kılçdaroğlu'nun dürüstlük imajı" ile ilgili salvolarını sürdüren Gökçek, "Kılıçdaroğlu'nun 1997'de SSK müsteşar yardımcısı olduğu dönemde oğlu Kerem'i 14 yaşındayken okulda okurken 61 gün sigortalı yaptırdığını belgeleriyle açıkladı.

Sigortalı olan kişi 61 gün boyunca çalıştı gözüküyor. Aynı dönemde okullar açık okula gidiyor.

Siz okula giden çocuğunuza sahte evrak düzenlettirip de arlkasından buna sigortalı derseniz sahteci olmaz mısınız? Yani sen dürüstlük abidesi sevgili Kılıçdaroğlu!" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu'nun kongrede yaptığı konuşmadan alıntılar yapan Gökçek, "Hem bunları diyeceksin, hem bunları yapacaksın. Bunun neresi dürüstlük.

Nasıl alın teri bu. Hem sen sahtecilik yaparak git çocuğunun erkek emekli olması için avantaj sağla, yetimin hakkını ye, kulun hakkını ye, ondan sonra gel bana dürüstlük tasla! Var mı böyle bir hayat." diye sordu.

Olayın sadece bununla kalmadığını 'Kılıçdaroğlu ailesinin bu olayı meslek haline getirdiğini' savunan Gökçek, ailesi İzmir'de yaşayan Kılıçdaroğlu'nun torunu Duru'nun da benzer bir şekilde 2007 yılında sigortalı yapıldığını da açıkladı.

Güçer ve Atabey'in Kılıçdaroğlu'nun bu olaylardan dolayı özür dilediğini hatırlatması üzerine yüklenmeye devam eden Gökçek, "Hırsızlık yapın özür dileyin, sahtecilik yapın özür dileyin, yakalandım özür dilerim. Kendine olunca özür. Başkasına olunca özür olmaz.

Olur mu böyle bir şey? Herkes yapsa da kalkıp Türkiye'yi yönetmeye, başbakanlık yapmaya talip olan bir kişinin sahtecilik yapmaya yaptırmaya hakkı yok. Kendisi örnek olacak" şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu'nun kızını Vakıflar Bankası'na hiç bir sınava tabi tutulmadan işe aldırdığını da açıklayan, Gökçek, Kılıçdaroğlu'nun SSK Genel Müdürü iken 77 akrabasını işe aldırdığını soyadlarını belgeleyerek ortaya koydu.

Gökçek ayrıca Kılıçdaroğlu'nun memuriyet döneminde çalıştığı kurumları nasıl zarara uğrattığını yine belgeleriyle sıraladı.

Gökçek ayrıca CHP'nin neden referandumda 'Hayır' dediğini eski CHP'li Bakan Mehmet Moğoltay'ın kadrolaşma ile ilgili sözlerini konu alan görüntüleri izlettirerek cevap verdi.

MHP tabanının referandumda 'Evet' diyeceğine emin olduğunu söyleyen Gökçek, MHP'nin merhum lideri Alparslan Türkeş'in bir dönem yaptığı konuşmanın da video kayıtlarını yayınlayan Gökçek, Türkeş'in 9 Işık kitabından pasajlar okuyarak ülkücü camiaya 'Evet' demeye çağırdı.

CHP'DE YAŞANAN GELİŞMELER

Gökçek, CHP'nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal'ın kaset komplosuyla gidişiyle ilgili soruları da yanıtladı.

Kılıçdaroğlu'nun bir piyon olduğunu ve CHP Genel Başkanlığı için yeterli görmediğini, CHP yönetiminin başka isimlerin elinde olduğunu savunan Gökçek, Kılıçdaroğlu'na bu referandumdan sonra ya da en geç önümüzdeki seçimlerden sonra "Bay bay" denileceğini iddia etti.

Önder Sav'ın partide çok önemli bir etkisi olduğunu belirten Gökçek, eğer Hakkı Süha Okay'ın uyşturucu operasyonunda gözaltına alınan ve halen tutuklu bulunan kardeşi Mustafa Fehmi Okay'ın davası çözülürse Sav'ın da desteğiyle Hakkı Süha Okay'ın yeni genel başkan olabileceğini savundu.

Buna karşın Kılıçdaroğlu'nun kendisini Önder Sav'dan kurtarmak için yanına Gürsel Tekin'i aldığını ifade eden Gökçek, "Benim bildiğim Güsel Tekin, Önder Sav'ı harcar" diye konuştu. aktifhaber

Kılıçdaroğlu tuzağa düşüyor

Ruşen ÇAKIR
rcakir@gazetevatan.com

Kimi meslektaşlarım “günümüzde artık bir anlamı kalmadı” dese de bir gazeteci olarak seçim mitinglerini çok severim. Mitinglerin bize hâlâ çok değerli gözlem olanakları sunduğunu düşünür ve bilirim. Maalesef bu referandum öncesi ortopedik bir rahatsızlık nedeniyle hiçbir miting izleme şansım olmadı, bundan sonra da olacağa benzemiyor. Bu yüzden liderlerin mitinglerini medyadan izleyip referandumun nabzını böyle tutmaya çalışıyorum. Fakat yazılısı, sözlüsü ve görseliyle medyamızın mitingleri derinlikli bir şekilde izliyor olduğu söylenemez. Öncelikle miting alanlarından, magazin dışı, analitik izlenimlerle pek karşılaşmıyoruz. Bir de tabii liderlerin birbirleri hakkında söyledikleri bazı sözler öne çıkarılıyor. Referandumun konusu olan anayasa değişikliği paketi etrafındaki tartışmalardansa pek eser yok.

Medyanın hakkını çok da yememek lazım. Liderlerin de aslında paketin kendisini çok fazla öne çıkarttıkları da söylenemez. Başbakan Erdoğan’ın (ve “evet” yanlılarının) stratejisi çok basit: Bir yandan 12 Eylül günü 12 Eylül 1980 askeri rejimiyle hesaplaşılacağını söylerken diğer yandan CHP, MHP ve BDP’nin aynı çizgide birleştiklerini ileri sürüp her üç parti tabanında rahatsızlık ve kopmalar yaratmaya çalışıyorlar.

Büyük aldatmaca

Bu referandumun 12 Eylül cuntasıyla hesaplaşma gibi bir “temel amacı”nın olmadığını daha önce de defalarca yazdım. Özellikle 12 Eylül rejimine ve onun anayasasına karşı çıkmamış, hatta daha ötesi, kayıtsız şartsız destek vermiş bazı kişi ve çevrelerin bugün, arada asla özeleştiri yapmadan, 12 Eylül’den hesap sormaya soyunmalarındaki samimiyetsizliğin altını birçok kez çizdim, bu ısrarımı daha da sürdürmeyi düşünüyorum.

Gelelim üç partinin aynı cephede toplandığı önermesine. Bu kesinlikle doğru değil. Her şeyden önce BDP “hayır” değil “boykot” çağrısı yapıyor. Hatta “boykot”un “evet” yanlılarının işine geldiğini düşünen bazı “hayırcılar”, BDP’nin bu yolla AKP’ye destek verdiğini bile ileri sürüyorlar. Aslına bakılacak olursa bu referandumun kilit partisinin BDP olduğu söylenebilir. Abdullah Öcalan şu noktada haklı gözüküyor: BDP’nin “boykot”tan vazgeçip “evet” ya da “hayır”dan yana tavır alması referandumun kaderini değiştirebilir.

AKP (ve onunla birlikte hareket edenlerin bir bölümü) bu çarpıtmaya fazlasıyla bel bağlamış durumdalar. Ama bu yaptıklarının “demokratik açılım”ı muhalefetin, özellikle de MHP’nin “AKP-PKK işbirliğinin ürünü” olarak sunmaktan pek bir farkı yok. Daha önce de defalarca şahit olduğumuz gibi ülkemizde siyasi partilerin hemen tümü, rakiplerini BDP (ve dolayısıyla PKK) ile birlikte hareket ediyor göstermenin pirim yapacağını sanıyorlar.

Tıpkı Baykallı günler gibi

Referandum kampanyasında CHP’nin kampanyasının da beni fazlasıyla şaşırttığını söylemeliyim. CHP pekala, Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı düzeltmelerden sonra, bunları gerekçe gösterip daha alt düzeyde bir kampanya yürütebilir ve AKP’nin referandum üzerinden iktidarını daha da sağlamlaştırma stratejisini boşa çıkarabilirdi. Fakat Kılıçdaroğlu esas enerjisini ve imkanlarını bir yıl içinde yapılacak genel seçimlere saklamak yerine kucağında bulduğu bu referandumu kendi liderliğinin sınanması için bir fırsat olarak görmüşe benziyor. Ben yanılıyor olabilirim ama bugüne kadar yürüttüğü kampanya, böyle bir fırsat varsa Kılıçdaroğlu tarafından tam olarak kullanılamadığını bana düşündürtüyor.

CHP Lideri, iktidar partisini yolsuzluk, yoksunluk ve yoksulluk temelinde sıkıştırma çizgisini öne çıkartarak epey etkili olmuştu, daha da olacağa benzer. Ama bu referandum kampanyasını da esas olarak “Recep Bey” söylemi ekseninde yürüterek fazlasıyla tekrara düşüyor. Tekrarın ötesinde AKP’nin tuzağına düşmekte olduğu bile söylenebilir.

Zira son günlerdeki Erdoğan-Kılıçdaroğlu polemikleri yakın geçmişteki Erdoğan-Baykal atışmalarına fazlasıyla benzer bir hal almaya başladı. Geçmişte bu tür didişmelerden esas olarak Erdoğan avantajlı çıkmıştı, eğer tarih tekerrür ederse iktidar partisi ana muhalefetin enerfisini polemik bataklığında yeniden tüketmesine neden olabilir.

12 Ağustos 2010 Vatan

CHP''liler Başörtülü Eşime Saldırdılar
AK Parti Kırklareli Milletvekili Gökhan Sarıçam dün akşam Ramazan yardımı dağıtan eşinin, alkollü CHP'li grubun sözlü ve fiziki saldırısına uğradığını iddia etti.

Partisinin Kırklareli il binasında basın toplantısı düzenleyen Ak Parti Milletvekili Gökhan Sarıçam, partiden hariç kendisi ve eşi adına hazırladıkları 1000 koli Ramazanyardımının dağıtımı için Emniyet Müdürlüğü karşısında boş bir dükkan kiralıklarını söyledi. Dün akşam iftar sonrası eşi Nihal Sarıçam'ım yanında bir grup akrabası kadınla bu dükkana gittiğinde sözlü ve fiziki saldırınıng erçekleştiğini ileri süren Sarıçam, şunları söyledi:

"Eşim Nihal ve yanındaki akrabaları yardım dağıtmak için kiraladığımız dükkana gidiyor. 'Ak Parti adına yardım dağıtıyorlar' diye bizleri şikayet ettiğini duyduğumuzda CHP İl Başkanı Vecdi Gündoğdu, Merkez İlçe Başkanı ve 10 kişiden oluşan alkollü genç geliyor. Gençler bayanları fotoğraflamaya çalışıyor ve alkollü gençler ağza alınmayacak hakaretlerde bulunuyor. Bu olaylar Kırklareli Emniyet Müdürlüğü'nün karşısında yaşanıyor. Araçların içini açarak içindeki yardım paketlerini yerlere boşaltıp içlerinde parti amblemi ve broşür arıyorlar. Başörtülü kadınlardan birinin eşi Nihal Sarıçam olduğunu fark edince kaçıyorlar. O esnada emniyet görevlileri geliyor. Eşim olaydan sonra ciddi anlamda fiziki ve psikolojik bir sıkıntı yaşıyor. Haplarla tansiyonu düşürülmeye çalışan eşim gece doktor raporu almak için Devlet Hastanesi'ne gidiyor. Emniyete ifadesini verdikten sonra şikayette bulunuyor."

Savcının olayla ilgili işlem başlatmadığını ileri süren Gökpan Sarıçam, "Savcılığın dün gece saat 02.00'de hastaneye gidip rapor alan ve suç duyurusunda bulunan vatandaşının milletvekili eşi olmasını bir tarafa bırakıyorum şikayetini hali hazır niye hala dikkate alıp gerekli işlemleri soruşturmayı ve ifade almayı başlatmadığı bence burada tereddütlere sebep olmaktadır" dedi
aktifhaber

CHP'DE YOLSUZLUK DEPREMİ

27 Ağustos 2010
CHP lideri Kılıçdaroğlu yolsuzluklardan demvura dursun partisindeki yolsuzluk iddialarının ardı arkası kesilmek bilmiyor.
CHP Merkez Yürütme Kurulu, Antalya Cumhuriyet Savcılığı tarafından yapılan ihale yolsuzluğu soruşturmasında ismi geçen İzmir'in Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı'yı, kesin ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu (YDK)'na sevk etti. Karar oybirliğiyle alınırken Tatı'nın akıbeti, 15 Eylül'de belirlenecek.

Tedbirli olarak YDK'ya sevk edilen Başkan Tatı'nın, karar kesinleşinceye kadar parti etkinliklerine ve grup toplantılarına katılması, parti içinde alınacak kararlarda oy kullanma hakkı durduruldu. Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, son İzmir ziyaretinde Tatı'nın oğlunun düğününe katılarak nikah şahitliği yapmıştı. Baykal'ı karşılamaya giden ve Çeşme'de kaldığı otelde ziyaret eden CHP İzmir Kadın Kolları Başkanı Gülşen Koşanoğlu ve Gençlik Kolları Başkanı Derya Kuşdemir görevden alınmıştı. Ercan Tatı, Antalya'da yürütülen soruşturma kapsamında ifade vermiş, hakkında yurt dışına çıkma yasağı konulmuştu. Belediye Başkan Yardımcısı Hüsnü Kaya ve Bucamar Genel Müdürü Fatih Kara da aynı soruşturma kapsamında tutuklanmıştı. haber10

Gandi Kemal'den Ümidini Kesen Yazarlar
25 Ağustos 2010
Van mitinginde büyük hüsrana uğrayan CHP'nin yardımına köşe yazarları yetişmeye çalışıyor. 200 kişilik miting, köşelerde meydanlara sığdırılamadı...
Aktifhaber

Referandum mitingleri çerçevesinde, Deniz Baykal’ın yumurtalı saldırıya uğradığı Van’a giden Kılıçdaroğlu, büyük bir şok yaşadı. Deniz Baykal’ı yumurtayla protesto eden Van halkı, Kılıçdaroğlu’nu yumurtalı saldırıdan da beter etti.

Van halkını referandumda ‘hayır’ oyu kullanmak için ikna etmeye çalışan Kılıçdaroğlu’nun mintingine rağbet olmayınca, alana ancak 200 kişi toplanabildi. CHP’ye ilginin bu kadar az olması Kılıçdaroğlu’nu rahatsız etti ve özeleştiride bulunarak, bu tablonun sorumlusunun Van halkının değil, kendilerinin olduğunu söyledi. Ve kısa bir konuşmanın ardından Van’dan ayrılmak zorunda kaldı.

Kılıçdaroğlu’nun kendisinin bile kabul ettiği, planladığı konuşmanın yarısını bile yapamadan ayrıldığı Van mitingini bazı yandaş gazeteciler bakın nasıl verdi.
Haber Türk yazarı Muharrem Sarıkaya, bugünkü köşesine Kılıçdaroğlu’nun Van mitingini taşıdı. Sarıkaya, yaklaşık 200 kişinin katıldığı mitingi yere göğe sığdıramadı.

SARIKAYA’NIN YAZISININ İLGİLİ BÖLÜMÜ

Deniz Baykal'ın olaylı gezisinden beş ay sonra bu kez yeni Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile Van'dayız...
Meydandaki kalabalık, CHP'nin yerel seçimde aldığı oyun iki katı."

ÖZGÜR-DER: CHP başörtüsünü istismar ediyor

15:15 - Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (ÖZGÜR-DER), CHP'yi başörtüsünü istismar etmekle suçladı. Kışlahan Çarşısı önünde toplanan dernek üyeleri, üniversite ve resmî dairelerdeki başörtüsü yasağını protesto etti. Grup adına basın açıklamasını okuyan dernek üyesi Gülendal Pektaş, başta başörtüsü olmak üzere, Türkiye'de inanca ve özgürlüklere yönelik baskı ve dayatmaların devam ettiğini söyledi. 05.09.2010 ANTALYA netgazete


İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde 'Yolsuzluk' depremi; "yolsuzluk var" dedi, açığa alındı
7 Eylül 2010

CHP'li İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde, Genel Sekreter Ersu Hızır, depremi yaşanıyor. 2007 yılından beri bu görevi yürüten Hızır, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun talimatıyla açığa alındı. Hızır'ın görevden alınma sebebinin, bir gazeteciye "Büyükşehir'de her şey karman çorman.Yolsuzlukvar." demesi olduğu belirtiliyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, yolsuzluk iddialarıyla çalkalanıyor. Belediyenin ikinci koltuğunda oturan Genel Sekreter Ersu Hızır'ın bir gazeteciye yemekte verdiği bilgiler, görevden alınmasına yol açtı. Beraber yedikleri yemekte Gazeteci Süleyman Gençel'e, belediyenin birçok şirketinde yolsuzluklar yapıldığını belirterek isimlerini de verdi. Bilgi ve belgeleri kendisinin vermeyeceğini, alabileceği kişilere yönlendireceğini belirterek, bütün bu yolsuzlukların Başkan Kocaoğlu'nun bilgisi dışında olamayacağını da ima etti. Hızır'ın bahsettiği kişiler konuşmayınca, Gençel de kendisine verilen söz tutulmadığı için gizli yemeği ve orada geçen konuları açıkladı: "Belediyede her şey karman çorman… Son müfettiş soruşturmalarının birinde bir belge eksik… Her tarafa bakıldı. Belge bulunamıyor. Neyse ki altına imza attığım bütün belgelerin fotokopisini alıyorum. O nedenle odamda 8-9 klasör belge var. Ben belge vermeyeceğim ancak seni belge bulacağın kişilere yönlendireceğim. Bakacağın alanlar; İZSU, İZFAŞ, İZULAŞ, ESHOT ve imar…"

Ersu Hızır'ın işaret ettiği ve belgeleri vereceklerini belirttiği İZSU, İZFAŞ, İZULAŞ ve ESHOT genel müdürleriyle Belediye İmar Müdürlüğü yetkililerinin sessiz kalıp kalmayacağı merakla bekleniyor. Gazeteci Gençel, bu kurumlarla ilgili belgeler de olduğunu ima etti. Hızır'ın sözünü ettiği iddialardan bir kısmına. yazısında da yer verdi. Hızır'ın kendisine, "Metro yakın zamanda bitecek. Ondan sonra İzmir'in küçük otobüslere ihtiyacı var. Neden hâlâ körüklü otobüs alınıyor? Bu konuda niçin soru sorulmuyor? ESHOT'un mal ve hizmet alımları neden Bursa ve çevresine kaydırıldı? İzmirli firmalar devrede olunca, alınan komisyonların kokusu çabuk mu yayılıyor?" dediğini de aktardı. haber10




Şirnak'taki Referandum Kavgasinin Görüntüleri Ortaya Çikti
13 Eylül 2010
ŞIRNAK merkeze bağlı Kumçatı Beldesi'nde dün referandum sandığı başında çıkan ve 11 kişinin yaralandığı kavgaya karıştıkları belirtilen 4 geçici köy k...
ŞIRNAK merkeze bağlı Kumçatı Beldesi'nde dün referandum sandığı başında çıkan ve 11 kişinin yaralandığı kavgaya karıştıkları belirtilen 4 geçici köy korucusunun ifadesi alındı. Korucular daha sonra serbest bırakıldı. Bu arada kavgayla ilgili bugün yeni fotoğraf ve görüntüler ortaya çıktı.

Şırnak'ın Kumtaçı Beldesi'nde, dünkü halk oylaması sırasında geçici köy korucuları ile BDP'liler arasında başlayan tartışma, taş, sopa ve bıçakların kullanıldığı kavgaya dönüştü, olayda 11 kişi yaralandı. Dünkü kavgaya karıştıkları iddia edilen 4 geçici köy korucusu bu sabah erken saatlerde jandarma tarafından yapılan baskınlarla gözaltına alındı. İfadeleri alınan köy korucuları daha sonra serbest bırakıldı. aktifhaber

Oyun Faturası Sav'a Kesildi
15 Eylül 2010
CHP'de Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun oy kullanamamasının depremi artarak devam ediyor. Kılıçdaroğlu’nun atamadığı oyun sorumlusu olarak Sav gösterildi
Kılıçdaroğlu’nun atamadığı oyun sorumlusu olarak Sav gösterildi. CHP’li Sayan, “Delegelerin oturduğu yeri bilenlerin Kılıçdaroğlu’nun oy kullanacağı yeri bilmemesi manidar” dedi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun referandumda oy kullanamaması, parti içinde tartışmaya yol açtı. Kılıçdaroğlu, oy vermeye gidemeyerek tarihe geçerken parti yöneticileri tarafından yapılan ‘İhmal’ açıklamaları bazı CHP milletvekillerini tatmin etmemiş görünüyor. Parti yönetiminin bu yöndeki açıklamalarını yeterli bulmayan CHP’li Canan Arıtman konuyla ilgili, “Kimsenin CHP Genel Başkanını oy kullanamaz durumda bırakmaya hakkı yok. Kimin ihmali varsa bedelini ödemeli” dedi. Baykal döneminin MYK üyesi Savcı Sayan da, hatanın CHP Genel Sekreteri Önder Sav’dan kaynaklandığını ima eden açıklamalarda bulundu.

YAPAN BEDELİNİ ÖDEMELİ

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman star’a yaptığı açıklamada, Kılıçdaroğlu’nun o yoğunlukta oy işleriyle uğraşmasının mümkün olmadığını belirterek, “Yakın çevresinde partide görevli onlarca insan var. Onların dikkatli olması gerekirdi. Herkes bir ‘hayır’ için yoğun çaba içindeydi, ne yazık ki bu atlanmış. Hepimiz son derece üzüldük” diye konuştu.

HALKA NASIL SAHİP ÇIKACAĞIZ?

CHP eski MYK Üyesi Savcı Sayan ise konuyla ilgili isim vermeden Genel Sekreter Önder Sav’ı eleştirdi. Sayan, “Her delegenin nerede oturduğunu bilenlerin, Kılıçdaroğlu’nun nerede oy kullanacağını bilmemesi çok manidardır. Delege için verilen mücadele Kılıçdaroğlu için de verilmeli. Kendi genel başkanımızın oyuna sahip çıkamıyorsak, oyunun yerini bilemiyorsak halkın sorunlarına nasıl sahip çıkacağız?” dedi. aktifhaber

Kemal Bey; Ağzından Çıkanı Kulağın Duyuyor mu?
Açık İstihbarat
01.03.2011

Kemal Kılıçdaroğlu İngiltere turunda yine bir dizi inci döktürmüş. Bu sözler CHP'ye mevcut iktidara karşı bir alternatif oluşturması yönünde ümit bağlayanların gözlerini faltaşı gibi açacak cinsten.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun , Tayyip Erdoğan'ın soldan rektifiye edilmiş bir versiyonu olma yolunda bir hedefi mi var diye düşünmeden edemiyor insan. Anlaşılan, Kılıçdaroğlu bu sözlerin karşısına nasıl çıkacağını kestiremiyor.

Libya'da yaşananlara NATO'nun müdahil olma olasılığı ile ilgili Tayyip Erdoğan'ın "NATO'nun ne işi var orada?" sözleri Tayyip Erdoğan'ın ağzından çıkmasa bir anlam ifade edebilirdi.

Erdoğan'ın ağzından çıkan her söz gibi ilkesel bir duruş değil konjonktürel bir pozisyon alışı temsil ettiği için, Kıbrıs'a AB'nin her türlü müdahalesine izin veren, Türkiye'yi ABD üssüne çevirecek tezkere için canla başla çalışan bir Başbakanın bu sözlerini ciddiye almıyoruz.PKK ile kendisi başedemediğini itiraf edercesine, Kandil'de NATO ile işbirliğine yaptığı göndermeleri de unutmuyoruz.

Kemal Kılıçdaroğlu'nu ise bütün hayalkırıklıklarına rağmen ciddiye almak istiyoruz fakat kendisi her geçen gün bu çabayı zorlaştırıyor.

Libya ile ilgili Tayyip Erdoğan'a verdiği cevap yeni bir hayal kırıklığı.

Bakın Kılıçdaroğlu hiç bir ülkeye dışarıdan bir müdahaleyi doğru bulmadıklarını belirttikten sonra "ama"sını nasıl ortaya koyuyor :

''Ama uluslararası camianın duyarlılıklarıyla, olayların çıktığı ülkedeki halkın talepleri örtüşürse yeni gelişmeleri beklemek doğaldır. İnsanların öldürülmesine 21. yüzyılda insanlar seyirci kalmazlar, baskıcı rejimler olmamalıdır. Demokrasi, insan hakları özgürlükler herkesin hakkıdır. Yoksa gidilip müdahale edilsin ya da edilmesin, bu konuda görüş bildirmek için çok erken.''

Kılıçdaroğlu'nun bu sözleri, Batı tarafından Türkiye'nin boynuna dolanan ve her an çekilmesi muhtemel İkiz Yasalar ilmiğinden haberdar olmadığını gösteriyor. Hani şu "halklara kendi kaderlerini belirleme hakkını" veren ve DSP-ANAP-MHP koalisyonu sırasında hazırlıkları yapılan ve AKP hükümeti tarafından onaylanan uluslararası yasaları kastediyoruz.

(İkiz yasalarla ilgili Prof. Dr. Çetin Yetkin'in "Hukuk Planında Türk Devleti'nin Tasfiyesi" başlıklı yazısını okuyabilirsiniz)

İkiz yasaların, "Ekonomik , Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme" başlıklı olanının 1. maddesi şöyle der :

“Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler. Bu hak gereğince halklar, kendi siyasal statülerini özgürce kararlaştırırlar….”

Kemal Bey diyor ki...

"Halkın talepleri ile uluslararası camianın duyarlılıkların"

kesiştiği noktada "yeni gelişmeleri" beklemenin doğal olduğunu vurguluyor.

Kemal Bey'in söylediklerini kulağı duyuyor mu?

"Uluslararası kamuoyu" olarak pazarlanan Batının egemen güçleri ile, "Kürt Halkı" olarak pazarlanan ayrılıkçı teröristlerin duyarlılıkları ve çıkarları yıllardır kesişiyor.

Batı bir gün güneydoğudaki ortamı Libya'da karıştırdığı gibi karıştırırsa bu sözleri Kemal Bey'in önüne koyarsa ne diyecek.

"Siz halkların taleplerinin yerine getirilmesinden sözetmiştiniz. Hatta bu noktada NATO'nun müdahale etmesine karşıyım diyemeyeceğinizi belirtmiştiniz"

derlerse Kemal Bey ne cevap verecek?

CHP başkanı seçildiği gün çıkan gömlek polemiğinde olduğu gibi

"Arkadaşlar benim için o gömleği seçmişler, farkında değildim"

mi diyeceksiniz Kemal Bey.

Sürekli başkalarının seçtiği gömlekle siyaset bir noktaya kadar.

Batıya "onu sevme beni sev" diyerek nereye kadar?

Açık İstihbarat

CHP’nin Nazi geçmişi
D. Barış Abbasoğlu
Şubat 04, 2011



İkinci Dünya Savaşının ilk dönemleri. Finlandiya bataklıklarında Gustaf Emil Mannerheim’in komutasındaki Fin ordusu kendisinin üç katı büyüklüğündeki Sovyet ordusuna karşı savaşıyor. Fin ordusunun pek fazla işe yaramayan 32 tankına karşı Sovyetler 3 bini aşkın tankla ülkeyi işgal peşinde. Fin ordusu kağıt üzerinde öyle acınacak durumda. Fin askerlerinin çoğu temel donanımlardan yoksun.

Dev Sovyet ordusuna karşı Fin ordusu gerilla taktiklerine başvuruyor. Rus mevzilerine sızarak yaptıkları saldırılarda yokluğunu en çok hissettiği donanım tabii ki el bombaları.

Sovyet-Fin savaşından altı ay önce sona eren İspanya İç Savaşı sırasında Cumhuriyetçilerin elindeki T-26 tanklarına karşı Franco birlikleri son derece etkili bir silah geliştirmişti. Bu silah ağzına bir çaput sıkıştırılmış içi benzin dolu bir cam şişeden ibaretti. Çaput ateşlenip tankın paletlerine atıldığı zaman, kauçuk olan T-26 paletleri işlemez hale geliyordu.

Bu basit silahı el bombaları olmayan Fin askerleri de Sovyet ordusuna karşı kullandı. Ve Sovyet ordusuna Finlandiya’ya saldırı emrini veren dönemin Sovyetler Birliği Başbakanı (Sovyetçe Halk Komiserleri Konseyinin Başkanı) Vaclashev Molotov’a atfen, “Molotov Kokteyli” adını verdi. Bir nevi Finlilerin Molotov’a ikramı.

Molotov kokteylini son derece etkili olarak kullanan Fin ordusu Sovyet ordusunu geri püskürtmeyi başardı ve 30 Kasım 1939′da başlayan savaş 1940 yılının Mart ayında barış anlaşmasıyla sona erdi.

Vaclashev Molotov 1941 yılına kadar Sovyetler Birliği’nin Başbakanlığını yürüttü. Aynı zamanda ülkenin Dışişleri Bakanıydı. Josef Stalin’in en güvendiği adamlarından biri olan Molotov, Sovyetlerin savaş dönemindeki diplomasisinin beyniydi.

Molotov’un uzun kariyeri boyunca sinirlerini en çok bozan meslektaşı Türkiye Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’ydu. Hani şu Fenerbahçe futbol takımının stadyumuna adını veren CHP’nin has adamı Şükrü Saraçoğlu.



İkisinin ortak noktası Naziler ile oturup kalkmışlıklarının çok olması. İkisini ayıran nokta ise birinin Nazilerin can düşmanı haline gelmesi, diğerininse Nazi Almanyasının teslim olmasının ardından koltuğundan olması.

Ne zaman CHP demokrasiden, insan haklarından, halkçılıktan bahsetse aklıma ne hikmetse Şükrü Saraçoğlu gelir. Ve onun dünya demokrasi tarihine kazandırdığı “açık oy gizli sayım” ilkesi.

1942′de Başbakanlığa getirilen Şükrü Saraçoğlu’nun yaptığı ilk iş onyıllardır Türkiye’de süren CHP sultasını bir seçimle halka onaylatarak meşruiyetini pekiştirmekti. Ama hiç şüphesiz devlet idaresi “cahil” halkın tercihlerine bırakılamayacak kadar ciddi bir işti. Bu nedenle Saraçoğlu hazırladığı seçim kanununa “açık oy, gizli sayım” ilkesini koydurttu. Yani her seçmenin hangi partiye oy verdiği görülebilecek, oyların sayımı ise gizli yapılacaktı. 1946′da yapılan seçimlerde gizli sayımı yapan CHP seçimleri kazandığını duyurdu. 1946 seçimleri CHP’nin tek başına iktidar olarak kazandığı son seçimdi. (Bu büyük zaferi benim ailemde sadece anneannem hatırlıyor)

Bir Nazi Almanya’sı hayranı olan Saraçoğlu’nun ırkçı Varlık Vergisi kanunu başka bir hikayedir zaten. Bu yasaya göre Türkiye’de yaşayan Müslümanlar kazançlarının sekizde birini, dönmeler (yani sonradan Müslüman olanlar) dörtte birini, gayrımüslimler ise yarısını vergi olarak vermekle yükümlüydü. Saraçoğlu bu yasayı uygularken hangi ülkeyi model almıştı dersiniz? Tahmin etmek zor değil herhalde: Nazi Almanya’sı…

Saraçoğlu’nun Molotov’un sinirlerini bozan özelliği de Nazi hayranlığıydı işte. Saraçoğlu döneminde İngiltere ve Sovyetlerin tüm baskılarına rağmen Türkiye, Almanya’ya çeliğin hammaddesi olan krom satışını durdurmadı. Alman silah sanayisi için hayati önemde olan krom ihtiyacının büyük bölümü Türkiye’den sağlanıyordu. Bu şekilde üretilen silahlarla neler yapıldığını anlatmama gerek yok herhalde.

Bununla da kalınmadı. Kafkaslar ve Kırım’da Sovyet ordularına karşı savaşan Nazi ordularını gözlemlemek üzere Türk subayları gönderildi. Bu subaylar Nazi harekatlarına “gözlemci” sıfatıyla katıldı.

Ha bir de aynı dönemde Turancıların Sovyet ordularına karşı Nazi saflarında yer aldığını ve Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan ve diğer Türki cumhuriyetlerden askerler toplanarak Alman üniformasıyla savaştırıldıklarını da unutmadan ekleyelim. Acaba Türk subaylarıyla Turancı bölüklerin aynı dönemde aynı cephede olmaları bir tesadüf müydü?

Bu dönemde memleketin başında “Milli Şef” CHP’nin iftihar kaynağı İsmet İnönü vardı. İnönü Saraçoğlu’nun bu faaliyetlerine karşı ne yapıyordu peki. Herhalde duymamazlıktan geliyordu. Yoksa onaylıyor muydu?

Savaşın sonunda Nazi Almanya’sının yenilmesinin ardından Saraçoğlu Başbakanlıktan ayrıldı ve 1950′de milletvekili seçilemeyince siyasetten çekildi, 1953 yılında da öldü. Geride utançla anılacak bir miras bırakarak.

Bizim memleketinin şimdiki “solcusunun” geçmişi de böyledir. Bununla hesaplaşmadan kitleleri sokağa döküp, iktidarı sallayıp “devrim” yapmak mı? Geçiniz bu bahsi efendiler, geçiniz.

Kaynak: http://www.devrimciproletarya.com/?p=4360

Tags: CHP, Nazi

CHP'li Mengü: “Her yerde Alevi adaylar öne çıkarıldı, CHP mezhep partisine dönüştü”
[img]http://www.aktifhaber.com/sahin-mengu-chp-manisa-milletvekili-gursel-tekin-224448h.jpg [/img]
06 Nisan 2011

Önseçimlerde listeye giremeyen CHP'li milletvekilleri yönetime adeta ateş püskürdü. CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü: Her yerde Alevi adaylar öne çıkarıldı, CHP mezhep partisine dönüştü” dedi.
29 İlde yapılan önseçimde listeye giremeyen CHP’li vekiller yönetime ateş püskürürken, CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü; “Her yerde Alevi adaylar öne çıkarıldı, CHP mezhep partisine dönüştü” dedi.

“CHP, MEZHEP PARTİSİ HALİNE GETİRİLDİ”

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü, önseçimle parti içerisindeki vatansever isimlerin tasfiye edildiğini belirterek, “Parti, mezhep partisi haline getirildi. Manisa’da birinci sıradaki aday dışında 9 tane Alevi aday var. Manisa’da 60-70 bin Alevi seçmen var, 850-900 bin Sünni seçmen var. C
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2377
Konum: Avustralya

MesajTarih: Sal Eyl 14, 2010 1:10 am    Mesaj konusu: "12 Eylül Referandumu"nda Sandıktan “Evet” mi Çıkt Alıntıyla Cevap Gönder

CHP’NİN ALKOLLÜ LAİKLİĞİ

Oğuz Gürses



Laiklik siyasî bir kavram...

Alkol ise kimyevî bir madde...

Laiklikle alkolün ne gibi bir ilgisi olabilir?

-Türkiye’deki tuhaf durumu saymazsak- Hiçbir ilgisi yok...

Türkiye’de ise...

CHP’yi kuran kadrodan başlayarak (1)......

Bir alâmet-i farika/bir şeyi benzerlerinden ayıran şey...

Marka...

Logo gibi bir şey...



Laikliği dinin yerine ikame etmeye çalışmak gibi olmayacak bir işe soyunan bu kadro...

Adına “modernleşme/Avrupaîlik/Batılılaşma/laiklik” de dedikleri bu sun’i/yapay/uydurma yeni dinin...

İmanının şartlarından en birincisi:

“Eski kafalılık”tan kurtulmak istiyorsan önce kafayı çekecen”...



Matiz olacan...

Bunu bütün dünya görecek...

Ve...



“Afferim şu Türklere sonunda hidayete erdiler... Hak yolunu buldular... Ne mutlu onlara aynı bizim gibi oldular” diye takdirlerini belirtecekler...

Yoksa...

Yani içmezsen bu mereti...

Ağzına bile sürmezsen...

Sen orta çağın karanlıklarından arta kalan iflah olmaz bir gerici/mürteci/irticacı şeriatçısındır ki...

Senin bu topraklarda değil öğrenim görmen, iş bulman, iş kurman, terfi etmen, makam mevki sahibi olman...

Yaşaman bile haramdır haram...

***

Tam olarak böyle başlamıştı bizim batılılaşma maceramız...

Bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse ne olursa öyle oldu?

Sonunda alkol gibi kimyevî bir madde Laiklik gibi siyasî bir kavramın ayrılmaz bir parçası haline geldi...

Bu uyduruk dinin “Laiklik adam olmak demektir”le başlayan en abuk zikirleri, dönüp dolaşıp günde kaç kadeh içtiğine, bir “büyük” devirip devirmediğine gelip dayanıyor ve siyasette, idarî, adlî, askerî bürokraside yükselmenin en birinci kriterini bu sihirli kimyevî maddeye olan bağımlılının derecesi oluşturuyordu...

Çok az içiyorsan, “şüpheli şahıs”sın..

Orta derece bağımlıysan “eh”...

İleri derece bağımlıysan...

“Açıl susam açıl” misâli önünde bütün kapılar açılıyordu...

Ahlâk, fazilet/erdem, irfan, kültür, zekâ, ehliyet, dirayet, kabiliyet/yetenek...

Gibi gerici vasıflar ise çöp sepetine atılıyordu...

İsterse dünyanın en Ahlâklı, faziletli/erdemli, irfanlı, kültürlü, zekî, ehliyetli, dirayetli, kabiliyetli/yetenekli insanı ol...

İçmiyorsan hiçbir şansın yok...

“Haydi şerefe”...

“Haydi yarasın”...

***

Dünya değişiyor...

Ama mutluluğu “rakı şişesinde bir balık” olarak yaşamaktan ibaret sayan CHP zihniyeti milim değişmiyordu...

Bakın, üniversite rektörlüğü yapan bir kişiyi Antalya belediye başkanı yaptılar...

Rektörlüğünü yaptığı üniversitede, rektörlüğü boyunca hiçbir ulusal veya uluslarası hiç bir bilimsel başarıya imza atmamış bu kişi, niçin belediye başkanı yapıldı?..

Çünkü alkolle arası gayet iyi idi...

Yemişim bilimsel başarıyı...

Rektörlüğü boyunca Üniversiteye türbanlı bir tek öğrenci veya öğrenci yakınını ayak bastırmadı...

Binlerce müslüman öğrencinin okuduğu üniversite de namaz kılmak için bir küçük odacık bile tahsis ettirmedi...

Bol bol laiklik nutukları attı, bol bol bu millete gericiler, geri kafalılar diye hakaretler savundu...

Milletin dinine imanına hakaret edilen ne kadar toplantı, gösteri, panel seminer varsa hepsine en önde katıldı...

En önemlisi de üniversite bütçesinden bol alkollü ziyafetler, toplantılar davetler tertib etti...

Bütün marifeti bundan mı ibaret?..

Adam sapına kadar/körkütük laik...

Yani CHP kriterlerine göre süpermen...

Daha ne olsun?

Belediye Başkanı olduğundan beri tek göze görünen icratı ise...

Oktoberfest...

Anlamadım...

Ne fest ne fest?

"Oktoberfest"...

?

[Octoberfest ya da Türkçe çevirisi ile Ekim festivali, Almanya'nın Bavyera eyaletinin Münih kentinde her yıl Eylül ayının son günleri ve Ekim ayının ilk günlerinde düzenlenegelen 2 hafta süren bir festivaldir. Her yıl yaklaşık 6 milyon kişinin katıldığı bu festival Münih şehrindeki en ünlü olaydır.

Festival, geleneksel olarak, Ekim ayının ilk Pazar gününü de içine alacak şekilde 16 gün sürer. Almanyaların birleşmesinden sonra festivalin programı değiştirilmiş ve eğer Ekim ayının ilk Pazarı ayın 1'ine ya da 2'sine denk geliyorsa festivalin süresi ayın 3'üne yani Almanya Birleşme Günü kutlamalarına uzatılmaktadır. Festival, genellikle Almanlarca kısaca “d’ Wiesn” ya da “d'Waasn” olarak söylenen Theresienwiese ( Therese Alanı) isimli yerde yapılmaktadır. Festivalin en önemli özelliği biradır ve her sene festival kutlaması, Münih Belediye Başkanının büyük bir ahşap bira fıçısına çeşme çakması töreni ile başlar, Almanlar bu eylemi “O'zapft is!” (Bavyeraca: “Çeşmelendi!”) biçiminde seslendirirler. Bu kutlamalar için özel olarak bir Oktoberfest birası mayalanır ki bu bira hem tat hem de alkol bakımından biraz koyu renkli ve serttir. Bu bira Maß denen bir litrelik özel bardaklarda sunulur ve ilk mass Bavyera Başkanına ikram edilir. Sadece Münih'li bira üreticilerinin bu özel birayı sunmalarına izin verilir ve bu sunum adı Bierzelt olan binlerce kişinin sığabileceği devasa çadırlarda yapılır.]
(2)

Yahu bu Belediye başkanı çok içti de Antalya’yı Alamanya ile mi karıştırdı?..

Kafası dumanlanınca kendini Münih Belediye Başkanı filan mı sanıyor da; böyle bir kepazeliğe imza atıyor?

Onu bilmem...

Bilemem...

Ama Antalya’dan gelen haberler şöyle diyor:

[CHP'li Başkan'dan Bira Festivali

24 Eylül 2010
CHP'li Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği Bira Festivali (Oktoberfest) başladı.

Oktoberfest'i Türkiye'ye getirdiği için eleştirilen Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, Türkiye'ye örnek olmasını istediği festivali düzenlediği için çok memnun olduğunu, geri kalanın kendisini hiç ilgilendirmediğini söyledi.

Geçen yıl ilk kez yapılan ve bu yıl ikincisi düzenlenen festivalin açılışını Başkan Akaydın, büyük bir ahşap bira fıçısına çeşme çakarak yaptı. Fıçının önündeki çeşmeye tahta balyozla vuran Akaydın, bira festivalinin açılışını gerçekleştirdi.]
(3)

Haberin fotoğraflarına bakılırsa kafada Alaman şapkası, elde litrelik bira bardağı, yanında Alaman veya Alaman kıyafeti giydirilmiş göğüs dekolteleri derin sabi sübyan kızlarların arasında mayışmış bir başkan...

Tipik bir CHP’li...

Kendi halkının bütün inançlarına kültürüne, geleneğine göreneğine, giyim kuşamına kısaca hayat tarzına ölümüne düşman...

Evropalıların içkisinden, sıçkısına, zinasından fuhuşuna, kumarından uyuşturucusuna, her türlü sapıklığından azgınlığna yani bütün pisliğine ölümüne hayran...

Bir “halkçı”(!) ...

Hangi halkın “halkçısı” olduğu fotoğraflarda ayna gibi görülmüyor mu?

Sonra da..

Uzmanları toplayıp "biz niçin iktidar olamıyoruz" diye sormaları yok mu?

Bunlar öldürür insanı gülmekten...

Yahu uzmana ne hacet?..

Bak şu başkanının fotoğraflarına...

Gör halini de...

İstikbalini de...

Hadi şerefe...

Ben sizi tutmiiim...

Biranızın yanında ziftleneceğiniz... Kraeutersteak ve bratwurstlarınız (4) soğumasın ...

Son olarak AKP’lilere bir kıyak:

CHP’li başkanın bu festival fotoğraflarını afiş haline getirin ve şu yazıyı yazın: “Yöneticilerinizin bu fotoğraftaki CHP’li belediye başkanı gibi olmasını istiyorsanız oyunuzu AKP’ye değil CHP’ye verin”...

Türkiye’nin bütün bilboardlarını bu afişlerle donatın...

Sonra da yan gelin yatın...

Kafadan oyların yüzde 50’si sizin...


Dipnotlar:

1- [Salih Bozok’un anlattığına göre; alevler ‘Gavur İzmir’i’ bir kül yığınına dönüştürürken, Uşakizadelerin Göztepe’deki köşkünde bir ziyafet verilmektedir. “Fevzi Paşa Hazretlerinden başka herkes önündeki kadehleri zevkle doldurdu. Mezeler çeşitli ve nefisti. Fevzi Paşa içki içmediği halde kalamar tavadan tabağına öbek öbek alıyor ‘Bu İzmir’in kalamarı da pek başka oluyor, aman pek özlemişim diye afiyetle yiyordu. Velhasıl herkes son kertesine kadar sofradan ve başlayan geceden memnundu…”] (Mustafa Kemal’in yaveri Salih Bozok’tan nakleden İsmet Bozdağ, Latife ve Fikriye, İki Aşk Arasında, Truva Yayınları, s. 81-82)

2_ Bkz: http://www.incefikir.com/sor/oktoberfest+nedir
Uludağ sözlükte ise şunlar yazıyor bu festival hakkında: [oktoberfest
almanya'da düzenlenen ve bu yıl 173. sü yapılan dünyanın en büyük bira festivali. turizme katkısı açısından önemli bir yeri olmakla birlikte suç oranlarını artırması yönünden soğuk bakılan olay.
kendine özgü giysileri ve eğlenceleriyle dünyanın pek çok yerinden turist akınına uğrayan, biraların ise su gibi içildiği almanya nın ünü festivali.
ekim festivali diye dilimize cevrilebilir. güney almanya da, münih merkezli gerceklestirilir.
hansların gratellerin über über dolandıkları bir festival. biralar çok sağlam fakat fiyatı kol kadar. (bkz: über alles)
hürriyet'in bira ve göğüs festivali diye adlandırdığı festival. ilgi çekm ek için cinselliğin kullanılmasında son nokta. *
bu arada haberde ne alaka tam olarak bilmiyorum ama araya festivlain açılışına mustafa sarıgül'ün de katıldığını sıkıştırmışlar. burdan benim anladığım ya sarıgül bira içicisi ya da göğüs fetişisti. karısından da ayrıldığını hesaba katarsak aslında iki ihtimalin bir arada olma olasılığı çok daha yüksek.
iç eğlen uyuş-seviş örneği bir festival.
bu yıl 176. sı yapılan dünyanın en büyük bira ve bunun yanında göğüs sergileme festivali. 4 ekimde sona erecektir. bira yanında kraeutersteak veya bratwurst yenilir.
alkol, fuhuş, zina ve ahlaksızlık festivali.] http://www.uludagsozluk.com/k/oktoberfest/

3-) Aktifhaber .

4- Baharatlı domuz bifeği ve domuz sosisi



"12 Eylül Referandumu"nda Sandıktan “Evet” mi Çıktı?

Murad Salih



Referandumdan önceki yazımızda şöyle demiştik:

[Bir referandumda halk, iradesini kaç şekilde beyan edebilir?

A-) “Evet” diyerek (AB-D’nin en istediği ve en çok sevineceği durum)...

B-) “Hayır” diyerek (AB-D’nin beğenmese bile içine sindirebileceği durum)...

C-) “Boykot” ederek veya “geçersiz oy” kullanarak (AB-D’nin en istemediği, en çok kızacağı durum)...

AB-D medyasının “evetçi” ve “hayırcı” kesiminin ortak dayatmasına göre, halk bu referandumda üç değil iki şıklı bir tercihi kullanacak...

Üçüncü şık olan “boykot” veya “geçersiz oy”un hafızalardan özenle silinmeye çalışıldığını herhalde farketmişsinizdir..

Bu tavrı dillendiren BDP işi bozduğu için Kürtlere başka Türklere başka bir metod uygulanıyor...

Kürtlere BDP’nin “hayır” diyeceği her haberin/yorumun içinde, bir iki cümle ile zihinlere sinsice sokuşturulurken...

Türklere de “PKK’lı teröristler’in seçimi boykot edecekleri” telkin edilerek “boykotçu”ların PKK ile ittifak içinde gösterilebileceği şantajı yapılıyor... ]
(1)

Buna göre seçim sonuçlarına bakalım:

49 buçuk milyon seçmenin 38 milyon 300 bini sandık başına gitti.

Katılım oranı yaklaşık yüzde 77...

Yaklaşık 11 milyon seçmen, yani toplam seçmen sayısının yüzde 23’ü sandık başına gitmedi ...

Sandıkbaşına giden 38 milyon 300 bin seçmenin kullandığı oylardan 37 milyon 541 bin 793’ü geçerli sayıldı.

760 bin seçmen (Sandık başına gidenlerin yüzde 2’si) “geçersiz oy” kullandı...

Geçerli oyların yüzde 58’i “evet”, yüzde 42’si “hayır” dedi...

Görüldüğü gibi buradaki “evet” ve "hayır" oranlarının açıklamasında apaçık bir yanıltma var...

Toplam seçmen sayısının (49 milyon 500 bin) yüzde 58-42’si değil...

Sandıkbaşına gidenlerin (38 milyon 300 bin) yüzde 58-42’si de değil...

Yalnızca geçerli oyların (37 milyon 541 bin 793) yüzde 58-42’si...

Şöyle...

Toplam seçmen sayısı kaçtı?

49 milyon 500 bin...

Bunlardan kaçı “evet” oyu kullandı?

21,874,192’si...

Toplam seçmen sayısına oranı nedir bu “evet”lerin?

Yüzde 44.1...

Bu oran aynı zamanda AKP+SP+BBP’nin toplam oyuna tekabül ediyor... Ve dikkat edilirsse toplam seçmen sayısının azınlığını temsil ediyor...

Buna rağmen referandum sonucu halkın Anayasa değişikliğini kabul ettiği Başbakan tarafından açıklanıyor...

Üstüne üstlük...

Daha YSK tarafından resmî sonuçlar dahi açıkşlanmamışken; Obama, "eşbaşkanı" Erdoğan’ı telefonla arayarak tebrik ediyor...

Keza aynı saatlerde AB’den de sevinç çığlıkları yüklü tebrik mesajları yağıyor...

Erdoğan da sonuçları açıkladığı konuşmasında “Atlantik ötesi”ne ilginç bir selâm yolluyor: “Dünya’nın dört bir yanından Okyanus ötesinden bu sürece destek veren tüm kardeşlerimi kutluyorum. Ne yapayım buradan Okyanus ötesine mesajlar olduğuna göre bizim de bu mesaja bir karşılığımız olması lazım.”

Bu okyanus ötesindeki "kardeşleri" kimlerse artık...

Eşbaşkanı Obama mıdır?

Kendisine ödül veren siyonist örgütler midir?..

Hem Obama, hem de bu siyonist örgütlerle her daim “hoşgörü ve diyalog” içinde çalışan ve onları itatı farz olan “otorite/ulul ül emr/Müm’minlerin emiri/halife” kabul eden “Pensilvanya imamı” mıdır?

Hepsi birden midir?

Bilmiyoruz, günahını almayalım...

Biz yine konumuza dönelim...


Seçmenlerin Kaçı “hayır” oyu kullandı?

15,878,206’sı...

Toplam seçmen sayısına oranı nedir bu “hayır”ların?


Yüzde 32...

Bu da; yüzde 20 CHP+Yüzde 15 MHP =yüzde 35 oyu nazara alınırsa... CHP+MHP oylarının yaklaşık yüzde 3’ünün “boykot”u tercih ettiklerini gösteriyor...

Yüzde 44 + yüzde 32=Yüzde 76...

Bu referandumu (sandık başına gitmeyerek veya geçersiz oy kullanarak boykot edenlerin toplam seçmen sayısına oranı ise 100-76= yüzde 24...

Halkın “boykot” iradesini kırmak için yapılan olağünüstü baskı, tehdit ve şantajara rağmen...

Toplam seçmen sayısının yaklaşık 4’de biri (yüzde 24) bu demokrasi müasameresine katılmayı reddediyor...

Ama...

Her ne hikmetse, halkın bu “irade beyanı” hesap dışı tutuluyor...

İşte “Halkın iradesi”nin sandıklar (seçim-referandum) yoluyla belirlendiğini iddia eden “demokrasi” böyle bir şey...

Şakirtlerin “Büyük Allah’ım ne güzel artık bizim ülkemize de demokrasi güneşi nihayet doğuyor” diyerek uzun uzun şükür secdelerine kapandıktan sonra, meydanlara çıkıp sabahlara kadar göbekler atıp, kolbastı oynadıkları referandum sonuçlarının hilesiz hurdasız açıklaması bu iken...

Bize gerçekmiş gibi açıklanan sonuçlar ne?

“Evet”ler yüzde 58...

“Hayır”lar yüzde 42...

“Boykot” yüzde 24...

Toplayın bakalım bu üç rakamı: Yüzde 124...

Bu hesapta bir yanlışlık yok mu?

Sonuç olarak...

AB-D medyasının “evetçi” ve “hayırcı” kesiminin ortak dayatmasıyla, bir medya terörü halinde, halka bu referandumda üç değil iki şıklı bir tercihi kullanacağı empoze edilmişken...

Toplam seçmen sayısının yüzde 25’i bu “toplu zihin kontrolü” uygluamalarına direnerek Üçüncü şık olan “Boykot” veya “geçersiz oy” şıkkını tercih ederek... Hem AB-D emperyalizmine hemde onun yerli işbirlikçilerine açıkça meydan okumuştur...

Bu çok önemli bir direniş oranıdır...

“Antiemperyalist cephe”nin bu dirençli kitle tabanın dayanarak üzerinden geçirililebileceğinin de göstergesidir...

Bu yüzde 25, sanıldığı/zihinlere dayatıldığı gibi PKK/BDP’den ibaret değildir...

Çünkü Türkiyedeki Kürtlerin toplam nüfusa oranı yüzde 8-9 civarındadır (2)...

Bu kürtlerin yaklaşık yüzde 3-4’ü Barzani-Talabani etkisyle AKP’yi desteklemektedir...

Yani...

Kürtler içinde PKK-BDP’yi destekleyen kesim (BDP’nin potansiyel oyuna göre), toplam nüfusunun yüzde 5’i civarındadır.

Dolayısıyle...

Yüzde 25’lik boykot oranı içindeki PKK-BDP etkisi ancak yüzde 5’lik bir dilime tekabül etmektedir... Kürtlerin Yüzde 3-4’ü ise Barzani-Talabani etkisiyle “evet” oyu vermişlerdir...

Sizce, kalan yüzde 20’lik “boykotçu” dilimin etnik kimliği ne olabilir?

Dipnotlar:
1-Bkz: Murad Salih, “Ahmet Altan'ı çileden çıkaran tercih: Boykot!” http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=2937

2- Bkz: Ali Haydar Can, “TÜRKİYE’NİN DEMOGRAFİK TAHLİLLERİNDEKİ İKİ VAHİM YANLIŞ-2-“, http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=712&sid=3e7b2adc73a72b676f7d0c857a02f407


Kaynak: http://millibirlikruhu.blogspot.com/

Kusturica'ya Evet, Başörtüsüne Hayır
09 Ekim 2010
CHP'li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koydu.

İslam'a ve Türklere hakaret eden, Sırpların Bosnalı kadınlara tecavüzünü hoşgören Boşnak asıllı Sırp yönetmen Emir Kusturica'nın Altın Portakal Film Festivali'nde jüri üyeliğinde diretirken, diğer taraftan başörtüsü yasağını savundu.

KUSTURİCA'YA EVET

CHP'li Akaydın geri adım atmayacağını ifade ederek, Kusturica'ya yönelik tepkileri “kışkırtma”, “kalkışma” gibi ifadelerle hedef aldı. Akaydın, halkın tepkisine kulak vererek Kusturica'yı kendisinin de protesto ettiğini açıklayan ve festivale gitmeme kararı alan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ı da “siyasi baskı altında olmakla” suçladı.

Katıldığı bir televizyon programında Akaydın “Şunu çok iyi biliyorum ki kendisi de sanata, sanatçıya çok büyük önem veren birisi. Geçtiğimiz günlerde kendisini ziyaret ettim. Ziyarette bu konuda olumsuz bir şey söylemedi. Bundan kısa bir süre sonra çıkıp böyle bir açıklama yapması, festivale katılmayacağını söylemesi üst makamlardan siyasi baskı gördüğü izlenimi uyandırdı bende” diye konuştu.

BAŞÖRTÜSÜNE İSE HAYIR

Akdeniz Üniversitesi eski Rektörü olan Mustafa Akaydın, başörtüsü yasağının kaldırılması konusunda da “Rektörlük dönemindeki duruşumu koruyorum” mesajı verdi. Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı da yapan Akaydın, Anayasa Mahkemesi'nin AİHM'in bu konuda kararları olduğunu ifade ederek “Bu kararlara rağmen adım atılmaya çalışılması hukuksuzluktur. YÖK'ün bu konuda bir üniversiteye yazı göndermesi de hukuka aykırıdır” iddiasında bulundu.
kaynak:Habervaktim

Benden söylemesi (dört)
Yılmaz ÖZDİL
yozdil@hurriyet.com.tr

Evet’in milyonlarca tarihi sonucu olacak, yıllarca yazacağız... Ancak tarihe geçen ilk sonucu, kendine hayır’ı olmayan Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Bi anlık gaflet değildir.
Bi buçuk senelik gaflettir.

Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, silsile halinde, diğerleri de yanlış gider çünkü.

İlk düğme...
Ankara’dan belediye başkan adayı olması bekleniyordu, Melih Gökçek’i kıstırmıştı, ekran düellolarından galip çıkmıştı... O da ne? O güne kadar kendisiyle ilgili satır yazmayan medyacı arkadaşlar, aniden, İstanbul’dan aday olursa patlayacağını, İstanbul’daki anketlerden açık ara Kılıçdaroğlu isminin çıktığını pompalamaya başladılar. Hobaraa, İstanbul adayı oldu.

(Kılıçdaroğlu İstanbul’a gelince, Melih Gökçek’e piyango vurmuş gibi oldu, apar topar karşısına çıkarılan Murat Karayalçın’ı daha önce iki defa ayıklamıştı, gene ayıkladı... Böylece, CHP Ankara’yı kazanabilecekken, medya gazına inandı, kaybetti, tarih başka türlü aktı.)
¡
İkinci düğme...
Kılıçdaroğlu, İstanbul’dan aday oldu ama, İstanbul’da oturmuyordu, kanuna aykırıydı. Telaşla ikinci düğme iliklendi, Kağıthane Şelale Evleri’nde bi adres gösterildi, orada oturuyor dendi. Yandaş medya susup, seçimden sonra patlatacağına, hayatının kıyağını yaptı, orada oturmadığını, o adreste CHP’li meclis üyesinin oturduğunu belgeledi... 2 milyon 750 bin adet konut bulunan koskoca İstanbul’da ev kalmamış gibi, gidip, çakma adres göstermişlerdi yani.

Üçüncü düğme...
Çakma adres ortaya çıkınca, telaşla üçüncü düğme iliklendi, Kağıthane Gürsel Mahallesi’nde ev kiralandı, aha burda oturuyor dendi... Bu sefer de, orada değil, TBMM’nin Beşiktaş’taki misafirhanesinde kaldığı ortaya çıktı iyi mi... Villaları millaları götürenler kabak gibi ortadayken, memleketin en namuslu insanlarından biri, dandik ev yüzünden madara edildi.

(Neticede, Ankara’dan aday olmak için ha bire Gökçek’e vururken, kılına bile dokunmadığı Kadir Topbaş sildi süpürdü; Ankara gibi İstanbul da kaybedildi, Kağıthane de.)

Dördüncü düğme...
Yerel seçimden sonra Kılıçdaroğlu unutuldu, hakkında tek satır yazılmadı, bi ara Dersim meselesinde CHP’ye geçirince ne kadar şahane geçirdiği yazıldı, sonra gene unutuldu, kaset işi patladı... O da ne? O güne kadar kendisiyle ilgili satır yazmayan medyacı arkadaşlar, aniden, CHP’nin başına geçerse patlayacağını, anketlerden açık ara Kılıçdaroğlu isminin çıktığını, rahat yüzde 50 alır’ı pompalamaya başladılar. Hobaraa, CHP genel başkanı oldu.

Beşinci düğme...
Omuzlara alıp Ankara’ya oturttular, otobüse bindirip 70 tane şehir gezdirdiler, artık gerek kalmadığı için İstanbul’daki evin kirasını ödemediler; ev sahibi de başkasına kiraya verdi... E başkasına kiraya verilince, adrese dayalı kayıt yapıldığı için, o evde kim oturuyorsa seçim belgesi de ona gitti. Ayazda kaldı. Yandaş medya, ikinci kıyağını yaptı, taaa bir ay önce oy kullanamayabilir diye haber yaptı; muhtar telefon edip, uyardı. Yok canııım, milletvekilisin sen, istediğin yerde oy kullanırsın dediler, hayırlara vesile olalım derken, rezalete vesile oldular.

(Hadisenin ekstra hazin tarafı, Kılıçdaroğlu’nun 4 tane evi var, biri zaten İstanbul İçerenköy’de birader... Saçma sapan atraksiyonlar yapılacağına, ev mev kiralanacağına, İçerenköy’deki kiracısı çıkarılıp boş tutulsa bile, bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.)

Ve, altıncı düğme...

Yapmayın etmeyin diye yazdığımızda bize küfür edip, şahane oluyor, muhteşem oluyor diye goygoylayan Truva atlarına inananlar... Bu işin Etro giydirmekle olmadığını, gerekirse fanilayla gezen ama işini iyi yapan kadrolarla başarılabileceğini öğrenmiştir umarım.

14 Eylül 2010 Hürriyet

Kılıçdaroğlu’na suç duyurusu
ADALET Platformu Başkanı Adem Çevik, referandum oylamasında oy kullanamayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında yasal işlem yapılması amacıyla savcılığa suç duyurusunda bulundu
15 Eylül 2010

Üsküdar Adliyesi önünde saat 10.30’da basın açıklaması yapan Adem Çevik dünyada ilk kez bir liderin oy kullanmadığını ileri sürdü. Adem Çevik, “Aslında kayıtlara göre Kemal Kılıçdaroğlu diye biri yok. Kılıçdaroğlu bir suç işlese UYAP’ta herhangi bir kaydı yok. Nüfus Hizmetleri Kanunu’na göre gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar altı aydan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Kemal Kılıçdaroğlu hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuyoruz” diye konuştu. Milliyet

14 Eylül 2010
CHP'de Neler Dönüyor?..
Kılıçdaroğlu'nun oy kullanamayacağını partinin ağır abileri Önder Sav, Hakkı Süha Okay gibi ismler biliyordu. Peki bu isimler neden birşey yapmadı...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun oy kullanamayacağı partinin ağır abilerine bildirildi. Ancak "Biz hallederiz" deyip kimse kılını kıpırdatmadı. Olayı 2 gün önce öğrenen Genel Başkan'ın sorumlularla hesaplaşması bekleniyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun referandumda oy kullanamaması parti içinde ciddi bir gerilime neden oldu. Partililerin, sorunu 40 gündür bildikleri halde birbirlerine havale ederek çözmediği, Kemal Kılıçdaroğlu'na da oylamaya 2 gün kala bilgi verdiği iddiası ortalığı karıştırdı. Kemal Kılıçdaroğlu, 2009'daki yerel seçimlerde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday olunca, Kağıthane'de bir ev kiraladı. Seçmen kaydını da buraya aldırdı. Ancak referandum öncesinde, burada oturmadığı tespit edilince kaydı silindi. Yaklaşık 70 il, 200 ilçeyi dolaşarak, 'Hayır' oyu isteyen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da oy kullanamadı.

"HALLEDERİZ" DEDİLER AMA

Skandalın ardından, CHP içinden bazı grupların Kemal Kılıçdaroğlu'na "komplo" kurduğu iddiası ortaya atıldı. Bu iddiaya göre, olay şöyle gelişti: Kılıçdaroğlu'nun kaydının Kağıthane'den silindiği yaklaşık 40 gün önce tespit edildi. Durum, CHP Genel Sekreteri Önder Sav, MYK Üyesi ve Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay ile partinin hukukçu milletvekili Şahin Mengü'ye aktarıldı. Kılıçdaroğlu'nun TBMM'deki sekreteri Şükran Kütükçü de, referandum çalışmaları başladığı sırada, CHP Genel Merkezi'ni uyardı. Kılıçdaroğlu'nun yeni sekreteri ile danışmanlarına da bilgi verdi. Partinin ağır topları da, "Biz bu işi hallederiz" dedi.

SORUMLULARLA HESAPLAŞMA

Ancak kimse kılını kıpırdatmadı. CHP'nin İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek'e de, referanduma 20 gün kala haber verildi. Şimşek, partililere "Ben hallederim" sözünü verdi. Ancak kimse sorunu çözemedi. Durumdan habersiz Türkiye yollarını arşınlayan Kılıçdaroğlu ise, oy kullanamayacağını 2 gün önce öğrendi. Büyük bir şok yaşayan Kılıçdaroğlu'nun yakın çevresine, "Bu skandalın sorumlularıyla referandumdan sonra hesaplaşacağım. 2011'de yapılacak seçimlere kendi ekibimi oluşturarak gideceğim" dediği öne sürüldü.

'SAV SABOTE ETTİ' İDDİASI

Böylece CHP'de, "yeni dönem, yeni kadro" tartışmaları başladı. Üst düzey bir partili, delege konusunda bir sıkıntı olmayacağının altını çizerek, "Kılıçdaroğlu'nun irade koyması yeterli olacaktır" dedi ve bu sürecin işaret fişeğini yaktı. Bir partili de; "50 yıllık arkadaşı Baykal'ı, bir gecede silen Önder Sav, Kılıçdaroğlu'nu da sabote etti" dedi. Bir başka partili ise, "Yerel seçimlerden önce son dakikada adaylığı netleşen Kemal Kılıçdaroğlu'nun oy kullanabilmesi için İstanbul'da 6 ay ikamet etme zorunluluğu vardı. Bu sorun bir şekilde halledilmişti. Şimdi bu skandala imza atan; genel merkezdeki ve İstanbul İl Başkanlığı'ndaki yetkililer, hem Kılıçdaroğlu'ndan, hem CHP seçmeninden, hem de tüm Türkiye'den özür dilemeli" diye konuştu.

Kaynak: Sabah

CHP'li Ateş'ten Bomba İddia!
18 Eylül 2010
CHP'de tüzük tartışması alevlenirken, CHP Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş skandal bir iddiayı gündeme getirdi.
Star'a konuşan Ateş, tüzüğün ertelenmesinin yasa dışı olduğunu iddia etti. Tüzüğün ertelenmiş olmasının eski tüzük maddelerini canlandırmayacağını savunan Ateş, “Şu anda genel merkezdeki yapı hukuksuz, yani Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı incelerse, bizim genel merkezin yasal olmadığı ortaya çıkacak” dedi. Referandum sonuçlarını da değerlendiren Ateş, “Yüzde 42 mi, yüzde 58 mi büyük ortada bir gerçek var. Yüzde 42'lik payda diğer partilerin de katkısı oldu” dedi.

Niteliksiz yapılar CHP'yi bitiriyor

“CHP'de hala komitacı anlayış hakim” diyerek yeni bir tartışma başlatan Konya milletvekili Atilla Kart sözlerinin arkasında olduğunu söyledi. Kart, CHP'nin temel yanlışının; nitelikli olmayan örgüt yapılarına sahip çıkmak ve ‘'bana yakın olsun da kim olursa olsun'' anlayışı olduğunu belirtti. Hiçbir grubun ve kişinin adamı olmadığını kaydeden Kart, ‘'Hiç kimseyi hedef almadan söylüyorum. ‘Komitacı'yı partinin seçim organlarını tüm partililere açmamak, kadroculuk anlamında söylüyorum” diye konuştu. aktifhaber

Neo-Osmanlıcının Karşısına Neo-Kemalist Çıkarılıyor
Açık İstihbarat
22.09.2010

Biz AB-D'ye AKP'yi desteklediği , ona her türlü operasyonel desteği verdiği için değil prensipte karşıyız. AB-D'nin kapısında beklerken Tayyip Erdoğan'ı eleştiren biz, o kapıda Kılıçdaroğlu beklerken de susmayız. Bu nedenle; AKP'yi şekillendiren güçlerin ilgi odaklarını MHP ve CHP üzerine yönelttiği noktada Tayyip Erdoğan'ın hakettiği eleştirileri "anti-AKP" cephesindekilere yöneltmekten çekinmeyiz.

Bu uzun girizgahın sebebi Rıza Zelyut. Ulusalcı, Kemalist cephenin yakından takip ettiği bu isim aşağıda okuyacağınız öyle bir yazıya imza attı ki; "Damat Ferit'lerimiz sürüsüyle vardı şimdi bir de Halide Edip Adıvar'ımız ortaya çıktı" hissine kapıldık. Ülkenin selameti için boyunduruk altına girmeyi savunan "iyiniyetli mandacılar"ın anti-AKP cephesinden çıkarılacağı anlaşılıyor.

Zelyut'un yazısını ilginç kılan ; Cumhuriyet'te yayınlanan İsrail lobisine yakın bir isim olan Soner Çağaptay 'ın "Yeni Kemalizm" yazısı ile neredeyse birebir aynı olması. Zelyut aynı Çağaptay gibi Kemalizm'in "Batı ile barıştrılması" gerektiğini savunuyor ve şu tarz inciler saçıyor ortalığa :

"Şimdi, ABD'yi ve AB'yi suçlayarak ve kendimize o güçleri düşman sayarak Türkiye'yi düzlüğe çıkarmamız mümkün gözükmemektedir."

Bu tez aynı zamanda Hanefi Avcı'nın "Haliçte'te Yaşayan Simonlar" kitabının da tezi. Avcı , kitapta , ABD'nin PKK'ya destek verdiği gerçeğini, "ABD destek vermiş olsaydı, PKK'ya stinger füzeleri satardı, o zaman nice olurdu halimiz" mealinde okuyucusuna saygısız bir çizgide çürütmeye perdelemeye çalışıyor.

Kılıçdaroğlu AB kapısında Avrupa'ya "AKP gerçeğini" anlatıyor....

(AB'nin AKP'yi tanımadığı için desteklediği tezi, AKP'nin kurucu ortaklarından birinin AB olduğundan bihaber olduğunuzu dosta düşmana ilan etmekten başka bir şey şey değildir)

Cumhuriyet, Türk medya tarihinin en ilginç ve riyakar dönüşümlerinden birini yaşıyor...

Rıza Zelyut gibi isimler, AB-D kapısında mandacılığı savunmaya başlıyor...

Neo-Osmanlı tayfasının karşısına bir Neo-Kemalizm tayfası çıkartılıyor.

Kendinize gelin beyler.

Uyuşturucu ile mücadele eden polislerin zamanla uyuşturucu kullanmaya başlaması gibi; emperyalizmle mücadele edenlerin de kanına zamanla emperyalizmin uyuşturucu etkisi sızmaya başlıyor anlaşılan. Bu ülkeye bir tane Tayyip Erdoğan yetiyor da artıyor bile; sizler gibi kötü kopyalara hiç ihtiyacımız yok.


Açık İstihbarat

---Rıza Zelyut'un ibretlik , "Kemalizm, AB ile Buluşturulmalı" Başlıklı Yazısı ----------

Kemalizm, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran ideolojinin (fikirler ve eylemler bütününün) genel adıdır. 1919'da, Türkiye'nin parçalanıp işgal edildiği süreçte; Anadolu'da başlayan direniş hareketine İngilizlerin verdiği bir adlandırmadır Kemalizm. Mustafa Kemal isminden türetilen bu akımın ilk devresini Milli Kurtuluş Mücadelesi; ikinci devresini Atatürk devrimleri dediğimiz yeni bir toplum yaratma dönemi oluşturur.
Kemalizmin asıl özelliğini de işte bu ikinci devrede şekillenen modern dünyaya uyum yapmış yeni bir toplum yaratmak fikri ve eylemleri oluşturmuştur.
Kemal Atatürk; Batı'nın sömürgeci tavrına karşı askeri mücadele ile karşı çıkmıştır ama, o, Batı dünyasındaki bilimi, sanatı, teknolojiyi, sivil toplum ilişkilerini, kadın-erkek eşitliğini, sivil hukuku olduğu gibi almış ve bunda da hiç komplekse kapılmamıştır. Böylece, geri kalmış bir toplumu, 15 yılda, dünyanın en saygın toplum/devletinden birisi haline getirmiştir.
Ne yazık ki Kemalizm, zamanla askeri elite ve bürokrasiye dayalı biçimciliğe çevrildi. Akılcı-aydınlanmacı sivil hayat tarzına ve sivil hukuka dayalı Kemalizm gitti, yerine Türkçü görüntülü ama özü itibariyle din istismarcısı bir Kemalizm getirildi. 12 Eylül darbecilerinin dayattığı Kemalizm'e Türk-İslam Sentezi demek son derece aldatıcıdır. Çünkü; burada Türk'ün sadece adı bulunmaktadır ve o da Araplaştırılmış bir Türk tipidir.

AKP, AB'Yİ DE ABD'Yİ DE KANDIRDI
Bulunduğumuz noktada hem Avrupa'da hem Türkiye'de Kemalizme karşı bir mücadele yürütülüyor. Bu mücadele; aslında darbecilerin şekillendirdiği sahte Kemalizme karşı değil, 1923 ruhunu yansıtan ve sivil devrimci Kemalizme karşıdır.
Kemalizmle mücadelenin Türkiye'deki örgütü AKP; kendisini, 'sivil, demokrat, AB yanlısı, darbe karşıtı, küresel ekonomiden yana' göstererek Avrupa'dan destek aldı. AKP; medyayı ve bazı yazarları da Fethullah Gülen aracılığı ile elde ederek, Avrupa'ya karşı bu isimleri teminat gibi gösterdi. Böylece; Avrupa'nın Türkiye'deki ortağı AKP gibi gözüktü. Halen bu durum sürüyor.
Öbür taraftan, (aralarında benim de bulunduğum) Kemalistler; Birleşik Amerika ile mücadele etmeyi her sorunu çözecek bir anahtar gibi gördüler. Böylece; içerideki beceriksizliğimizin suçunu ABD'ye yıktık. Amerikan tarafı; Türkiye'de bir müttefik aradığında, AKP kurucuları buna zaten hazırdılar. Böylece hem ABD hem AB kendisine dinci-cemaatçi bir partiyi ortak aldı.
Şimdi, ABD'yi ve AB'yi suçlayarak ve kendimize o güçleri düşman sayarak Türkiye'yi düzlüğe çıkarmamız mümkün gözükmemektedir.

CHP'ye DÜŞEN GÖREV
Daha devletimizin kuruluş aşamasında Kemalizmin siyasal örgütü CHP olmuştur. Kemalizmin gerileyişi ile CHP'nin gerileyişi de parelel görünmektedir.
Eğer Türkiye bugün kıstırıldığı noktadan kurtarılacak ise; bu büyük görev öncelikle CHP'ye düşmektedir. Bu parti; kendisini oluşturan sivil ve ilerici Kemalist ideolojiye yeniden yönelmek ve bunu hem Avrupa'ya hem de Amerika'ya doğru ve çok yönlü biçimde anlatmak zorundadır. AKP'nin başarıları da göstermiştir ki, küreselleşen şu dünyada, içerideki siyasal mücadeleye dışarıdan ortak bulmadan başarıya ulaşmak mümkün gözükmemektedir.
Yine Amerikan yönetimi ile ilişkilerde duygularla değil akılla hareket etmek şarttır. Kemalistler; güçlerini ABD ile dövüşmeye harcamak yerine, o güçten faydalanmayı artık kesinlikle gündemlerine almalıdırlar. Bu konuda AKP'nin elde ettiği başarı hep akılda tutulmalıdır.

AB, ARABİSTAN'LA KOMŞU OLACAK
CHP şunu belirtmelidir: Avrupalının yaşam tarzı ile bir Kemalist Türk'ün veya Kürd'ün yaşam tarzı aynıdır. Lakin; 2002'den sonra Türkiye'ye giydirilen hayat tarzı; hiç de böyle değildir. Şimdilerde; Türkiye'de Kemalist hayat tarzına ters biçimde tutucu, dinci bir hayat tarzı hızla yaygınlaştırılmaktadır. Türk toplumu; bir süre sonra Suudi Arabistan veya İran toplumuna dönecektir. AB yöneticilerine ve Amerikalılara; İstanbul'un varoşlarını, oralardaki milyonların davranış biçimlerini incelemelerini öneriyorum. Bu gözlem bile, Avrupalının yakında Suudi Arabistan benzeri bir Türkiye ile karşı karşıya kalacaklarını gösterecektir. Referandima evet diyenlerin gerçek demokratlar değil işte bu kitle olduğunu AB kurmayları ne zaman kabul edeceklerdir, merak ediyorum.
Kamuoyu araştırmaları beni doğruluyor. Bugün; 5 yıl öncesine göre, AB'yi destekleyen insanların sayısı yarıya yarıdan fazla azalmıştır. Amerikan karşıtlığı ise yüzde 90'ın bile üstündedir. Yani; Türkiye'de hızla fanatikleşen tehlikeli bir yapı ortaya çıkıyor.
Bu nedenle, 'Sivil Kemalizm'in yeniden Türkiye'de birinci güç haline getirilmesi; Avrupa için yaşamsal, Amerika için de stratejik bir ihtiyaçtır.

(Güneş)

CHP'li Başkan'dan Bira Festivali

24 Eylül 2010
CHP'li Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği Bira Festivali (Oktoberfest) başladı.

Oktoberfest'i Türkiye'ye getirdiği için eleştirilen Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, Türkiye'ye örnek olmasını istediği festivali düzenlediği için çok memnun olduğunu, geri kalanın kendisini hiç ilgilendirmediğini söyledi.

Geçen yıl ilk kez yapılan ve bu yıl ikincisi düzenlenen festivalin açılışını Başkan Akaydın, büyük bir ahşap bira fıçısına çeşme çakarak yaptı. Fıçının önündeki çeşmeye tahta balyozla vuran Akaydın, bira festivalinin açılışını gerçekleştirdi.
aktifhaber

Antalya'daki Bira Partisine Tepki Yağıyor
25 Eylül 2010

CHP'li Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği Bira Festivali (Oktoberfest)'ne tepkiler sürüyor.
Antalya Şehit Aileleri ve Gazileri Derneği Başkanı Cengiz Nizam, bira festivalini düzenleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın'a tepki göstererek, bu festivalin yerine şehirde yaşayan şehit ailelerine iş imkanı bulmasını, Pakistan'da sel sularına kapılarak kimsesiz kalan çocuklara yardım yapması gerektiğine dikkat çekti.

Kimse Yok Mu Derneği Antalya Bölge Müdürü Tolga Dur da Oktoberfest'e tepki göstererek, Akaydın'ı kınadıklarını, dünyada çok sayıda aç insanın yaşadığını dile getirdi.

Antalya'da dün başlayan ve 26 Eylül tarihinde sona erecek olan Oktoberfest'in açılışını CHP'li Mustafa Akaydın gerçekleştirdi. Geçen yıl ilk kez yapılan ve bu yıl ikincisi düzenlenen bira festivaline, şehirde yaşayan Almanlar da tepki göstererek, Oktoberfest'in Türk kültürüne yakışmadığını dile getirmişti. Festivalin açılışını yapan ve tepkilere aldırış etmeyen Akaydın ise bira festivalinin tüm Türkiye'ye yayılması gerektiğini savundu.

ŞEHİT AİLELERİ OKTOBERFEST'E TEPKİLİ: PAKİSTAN'A YARDIM YAPILSAYDI

Hakkari'nin Çukurca ilçesinde 1995 yılında şehit olan Ergün Bilgiç'in annesi Fatma Bilgiç, Oktoberfest'in geçen sene de yapıldığını bildiğini, Antalya gibi bir yerde bira festivali yapılmasının çok yanlış bir davranış olduğunu dile getirdi.

CHP'li Akaydın'a seslenen şehit annesi Bilgiç, bira festivali yerine şehit ailelerinin çocuklarına iş imkanı sunulmasını istedi. Belediyenin, söz konusu festival için harcadığı paralarla Pakistan'da sel mağdurlarına da yardım yapabileceğini ifade eden Bilgiç, "Şehit annesi olarak ben Başkanımız Akaydın'ı hiç tasvip etmiyorum. Başkanımızdan, daha örnek alınacak davranışlar yapmasını istiyorum." diye konuştu.

Elazığ'da, 1997 yılında şehit olan Aşkın Çağlayan'ın annesi Gülsen Karakaya ise bira festivalinin Türk ve Müslüman geleneğine aykırı olduğunu düşündüğünü, Mustafa Akaydın'ın neden bunu yaptığını da bir türlü anlayamadığını dile getirdi.

Antalya Şehit Aileleri ve Gazileri Derneği Başkanı Cengiz Nizam da Antalya'da bira festivali düzenlendiğini duyduğu zaman çok şaşırdığını ifade etti. Müslüman bir ülkede bira festivalinin çok abes olacağını vurgulayan Nizam, "Festivalin Antalya'da yapıldığını duyduğumda yanlış mı duydum diye de düşündüm." dedi

Pakistan'ın açlıkla boğuştuğunu, o bölgelere yardımların götürülebileceğini söyleyen Nizam, Antalya'da da birçok aç insanın olduğunu, bunlara yardım yapılabileceğini aktardı.


KİMSE YOK MU'DAN AKAYDIN'A TEPKİ

Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal sorumluluk projeleri kapsamında Oktoberfest adlı alkol festivali yaptığını belirten Kimse Yok Mu Derneği Antalya Bölge Müdürü Tolga Dur, yapılan etkinliği şiddetle kınadıklarını dile getirdi.

Kendisinin, Haiti depremi ve Pakistan'daki selde mağdur olanların durumlarını gördüğünü ifade eden Dur, bu dönemde 240 bin insanın depremde öldüğü, 20 milyon insanın sel suları altında kaldığı, Antalya'da binlerce kişinin açlıktan kırılma noktasında olduğunu hatırlattı.

Antalya'da 4 bin ailenin yardım için belediyeye başvurduğunu ileten Tolga Dur, Akaydın'a şöyle seslendi: "Büyükşehir Belediyesi kendisine oy veren bu insanların gözlerinin içine baka baka nasıl oluyor da her yeri israf kokan bir 'bira festivali' düzenliyor?"


"AKAYDIN, MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE SALYANGOZ SATMAYA ÇALIŞIYOR"

Antalya Büyükşehir Belediyesi AK Partili Meclis Üyesi Yaşar Tabur ise Oktoberfest'in geçen sene ilk yapıldığı için çok duyulmadığını, fakat bu yıl bu olayın çok ses getirdiğini söyledi. Avrupalı insanların taklitlere ihtiyacı olmadığını ifade eden Tabur, Avrupalıların farklı kültürleri görmek için Türkiye'ye geldiğini ifade etti. Alkol reklamının yapılmasının yasak olduğunu, devletin de bu konuda ciddi çalışmaları olduğunu söyleyen AK Partili Tabur, "Devlet buna önlemler alırken Akaydın, Müslüman Mahallesi'nde salyangoz satmaya devam ediyor." dedi.

Tabur, Akaydın'ın, babasının görevi vesilesiyle yurt dışında bir Ermeni okulunda okuduğunu hatırlatarak, "Zannediyorum bu okulda Türk kültürüyle alakalı bir şey öğrenmemiş. Bu yüzden yabancı kültürlere özenti içerisinde. Ama şehrimizin imitasyona ihtiyacı yok." diye konuştu.

Tahsin ÖZKAN
25 Eylül 2010 Cumartesi 21:23
Antalya'ya yakışan bir başkan
Antalyalı seçtiği belediye başkanını kutlamalı ve kucaklamalı sanırım. Bu milletin değerleriyle alay edip, müslümanlığı ile de dalga geçer gibi bira partisi kutlamasını kınıyorum. Bu milletin çok daha önemli öncelikleri var ama CHP maalesef Türk halkının yanında olamadığı için, dini ve milli değerleriyle dalga geçip alay ettiği için şu an bu haldedir ve böyle halkın değerleriyle dalga geçmeye devam ettiği sürecede Türk halkından hiçbir zaman vize alamıyacaktır.


Beğendim Beğenmedim
ferid
25 Eylül 2010 Cumartesi 21:05
domuz
oktober kutlamasi dir bunu adi almanyada sade bira icmezler kusana kader yaninda domuz da yerler
antalya tam cadas olmak icin yaninda domuz kizartmasida eksik etmesin


Beğendim Beğenmedim
mahir
25 Eylül 2010 Cumartesi 21:05
chp'nin işi bu
sahil şehirlerinde neden hayır oyu daha fazla çıktı diye düşünenler alın size cevabı....sözde kültür seviyeleri yüksek öylemi ??? bunlar insanlığın yüz karası...bunlar gibi kültürlü olacağıma cahil kalmayı seçerim.....

Er
25 Eylül 2010 Cumartesi 20:49

% 100 Beğendi
Alkolik Başkan
Antalyaya çok yazık olmuş.

musa
25 Eylül 2010 Cumartesi 20:37
mmmm
antalyalılara müstehak demek damarlarında var bu adama oy verdiklerine göre gerçek türkleri ve müslümanları tenzih ederim
Süleyman Akgün
25 Eylül 2010 Cumartesi 20:34
Baskaniniz calisiyor!
Başinda Bavyera eyaleti bayrakli alman fötrü, elinde "mass bira" bardagi ve gözü de alman kizinin dekoltesinde. Iste cagdas Türkiye! Iste Antalya'ya yakisan baskan!
noyan
25 Eylül 2010 Cumartesi 20:34
???
bu adamın anladığı bişey yokki almanlar bile karşı çıkıyor ama bu adam alman olmaya çalışıyor

cesur pankart
25 Eylül 2010 Cumartesi 20:28
Kapkaranlık
Akaydın değil Kapkaranlıktır.Bütün antalyanın sorunlarını halettide sıra bira festivalinemi geldi? O gün kaç çocuk kaç kadın kaç yaşlı aç yatağa girmiştir antalyada haberi varmı?

dervişşenel
25 Eylül 2010 Cumartesi 20:16
bilim adamı
chp zihniyetinin bilim adamı bu, profluk yapiyor yeni nesil insanlar yetiştiriyor. CHP zihniyetini tasvip eden tüm insanların bu soytarılığı iyice incelemesi lazım.
bu bir profesor ve bunun fikrinden olan hepsi böyle....

sker
25 Eylül 2010 Cumartesi 18:51
Yorum
Alkol uzmanı bunlar Ayığını zor bulursun . Bunların düşünmek için Alkol aldığı ve içip dünayayı kurtardığını biliriz.
adsız
25 Eylül 2010 Cumartesi 18:47
layık
antalyalı layık olduğu adamı bulmuş.
Kerem
25 Eylül 2010 Cumartesi 18:43
sayın antalyalılar
Görmeyen gözler artık görün, duymayan kulaklar artık duyun, inanmak istemeyenler inanın artık, bu insana insanlara yavrularımızı teslim ettik ilim ögretsinler diye hallerine bakın sayın antalyalılar bir çivi çaktı mı bu adam Antalya da yandaş çevresiyle krallık sürüyor Antalyalı yı düşünen kim, seçim zamanı shovla kandırırm diyor iki fakire yardım ederim yandaş medya ordusuyla alırım oyları diyor herhalde ondan sonra gelsin biralar

Damlalar
25 Eylül 2010 Cumartesi 18:18
Gorgusuzluk!!
Gormemisin biri belediye baskani olmus.......................

MÜSELMAN
25 Eylül 2010 Cumartesi 17:09
bunlar tıynetleri gereği yapıyor
Ya başbakanın kandil gecesi ingiliz başbakanına verdiği yemekte içilen içkilere ne diyeceksiniz? Hem de kandil gecesi!!!! hiç medyaya bile yansıtmadan gizli kapaklı yenen bir yemek ve kandilde içilen içkiler. İşte böyle at gözlüklü biladerler.

sıradan
25 Eylül 2010 Cumartesi 16:52
mhp ye
işte peşinden gittiğiniz parti.

Ersin AYYAŞ
25 Eylül 2010 Cumartesi 16:30
Birama laf söyletmem
Lütfen beyler laik bir ülkede yaşıyoruz. Laikliğin ve ilerlemenin gereği ve şartı olan içkimize ve sarhoşluğumuza karışmayın. Gerçek laik olmak sosyal demokrat olmak içki içmekle olur. Eğer bir insan laikim sosyaldemokratım diyor ve içki içmiyorsa blin ki o sahtekardır. Doldur doldur iç sayın başkanım sarhoş olana kadar iç seni kim tutar, sana zaten bu yakışır, laiklik düşmanları çatlasın.
aktifhaber

'Oktoberfest'e Katılan Gençlerin Alkol Partisi Ölümle Bitti

25 Eylül 2010
ANTALYA'da düzenlenen Almanların ünlü Hasat Bayramı 'Oktoberfest'e katılan üniversite öğrencisi 4 genç alkol aldı.
ANTALYA'da düzenlenen Almanların ünlü Hasat Bayramı 'Oktoberfest'e katılan üniversite öğrencisi 4 genç alkol aldı. Eğlenceyi gençlerden birinin Meltem Mahallesi'ndeki evinde sürdüren üniversitelilerden 23 yaşındaki Ahmet Anıl Durmaz sabah ölü olarak bulundu. Gencin geçen yıl emekli olan hakim babası Fikri Durmaz, oğlunun öldüğü eve gelerek inceleme yaptı.

Olay sabah saatlerinde, gece birlikte alkol alan gençlerin sağlık ekiplerine ve polise haber vermesiyle ortaya çıktı. İddiaya göre ABD'de üniversite eğitimi alan Ahmet Anıl Durmaz, tatil için ailesinin yanına geldi. Dün akşam başlayan Oktoberfest'e katılmak için evden ayrılan Durmaz, akşam saatlerinde festival alanında kendisi gibi üniversite öğrencisi olan Abdurrahman Yaşar Namlı, Umut Ayhan ve Servet Erkmen ile buluştu. Bira içip eğlenen gençler Athena konserini de izledi.

Partinin sonunda birlikte festival alanından ayrılan üniversite öğrencileri, Abdurrahman Yaşar Namlı'nın Meltem Mahallesi Kepez Elektrik Sitesi 1'nci Blok 9'uncu katta bulunan evine gelerek alkol almaya burada da devam etti. Aşırı derece alkol alan üniversite öğrencileri sabaha karşı sızdı. Sabah uyanan ev sahibi Namlı diğer arkadaşlarını uyandırmak istedi. Ancak Ahmet Anıl Durmaz'ın yüzünün ve sırtının morardığını ve nefes almadığını farkeden Namlı, polise haber verdi. 112 Acil Servis görevlileri eve geldiklerinde Durmaz'ın çoktan öldüğünü belirledi. aktifhaber

Yörükler'den Akaydın'a:" Yayık Ayranı İç"

26 Eylül 2010
CHP'li Antalya Büyükşehir Belediye'nin, Almanların geleneksel bira bayramı Oktoberfest'e sponsor olmasına Yörükler de tepki gösterdi. Toros Yörükleri...
CHP'li Antalya Büyükşehir Belediye'nin, Almanların geleneksel bira bayramı Oktoberfest'e sponsor olmasına Yörükler de tepki gösterdi. Toros Yörükleri Kültür ve Diyalog Derneği(TOYÖKÜD) Genel Sekreteri avukat Mücahit Gündoğdu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın'ı elinde bir bardağıyla alkollü içecek reklamı yapmasından ötürü kınadıklarını söyledi.

Gündoğdu, yaptığı açıklamada turizmi, narenciye ve örtüaltı sebzecilikte dünyada marka olmuş bir şehri 'bira alemcisi bir il gibi' göstermeye kimsenin hakkı olmadığını kaydetti. Akaydın'ın elinde bira şişesiyle alkollü içecek reklamı yapmasının yasal suç olduğunu belirten Gündoğdu, cumhuriyet savcılarını göreve davet etti. Gündoğdu, açıklamasında şöyle dedi: "Toplum önünde bulunan kişilerin görüntülerine dikkat etmesi gerekir. Akaydın, aynı festivali Almanya veya başka bir Avrupa ülkesinde olsa idi 18 yaşından küçüklere alkollü içecek reklamı yapmaktan hakkında yüzlerce dava açılırdı. Akaydın illa da bir içeceğin tanıtımını yapacaksa Yörüklerin yayık ayranı ve yoğurdunu yapsın. Akaydın'ı bir Yörük çadırında yayık ayranı içerken de görmek istiyoruz. Bir tıp profesörüne alkollü içecek reklamı yapmasını yakıştıramıyoruz. İnsanlar özel hayatlarıyla üzerinde bulunduğu makamın ne anlam ifade ettiğini bilmesi gerekir."
aktifhaber

İlhan Kesici CHP'den istifa etti

CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici partisinden istifa etti

Kesici, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, ''Bu toplantı itibariyle 22 Mayıs 2007 tarihinde üye olduğum Cumhuriyet Halk Partisi'nden istifa etmiş bulunuyorum. Cumhuriyet Halk Partisi ve yeni parti yönetimine yüksek başarılar diliyorum'' dedi.

İlhan Kesici, ''istifasının başka bir partinin genel başkanı olmak gibi niyet ve düşünceyle ilgisi bulunmadığını'' söyledi.

Gazetecilerin sorularını cevaplayan Kesici, istifa etmeden önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istediğini ancak bunun bir türlü gerçekleşmediğini ifade etti. Kesici, yeni istifaların olup olmayacağı ile ilgili görüşünün sorulması üzerine ise "Böyle bir şey hissetmedim." demekle yetindi. Kesici, istifa edeceğini CHP eski lideri Deniz Baykal ile paylaştığını da söyledi.

Öte yandan İlhan Kesici'nin istifasıyla CHP'nin Meclis'teki milletvekili sayısı 101'e düşerken, bağımsızların sayısı ise 7'ye yükseldi.

TBMM'deki sandalye tablosu ise şöyle oluştu:

AK Parti :336

CHP :101

MHP :70

BDP :20

Bağımsız:7

DSP :6

DP :1

TP :1

Boş :8

28 Eylül 2010 habertaraf

Kılıçdaroğlu çözüm için yeni adresi buldu: İRAN!
3 Ekim 2010

KILIÇDAROĞLU’NUN BAŞÖRTÜSÜ ÇÖZÜMÜNE CHP İÇİNDEN VE SİVİL TOPLUMDAN TEPKİ GECİKMEDİ

“Başörtüsü ve türban farklı” diyen Kılıçdaroğlu son olarak da, sorunun çözümü için İran ve Pakistan’daki gibi “Bir tutam saç görülmeli” formülünü önerdi. Tek destek Silivri Cezaevi’nden geldi

EBRU BARAN İSTANBUL

CHP Bilim Yönetim ve Kültür Platformu Başkanı Sencer Ayata’nın başörtüsü sorununa ilişkin bulduğu ‘saçın tamamen kapanması şart değil’ çözümüne destek veren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “bir tutam saç görülmeli” şartının ardından bu kez de başörtüsü konusunda Pakistan ve İran’ın örnek alınması gerektiğini söyledi.

Hürriyet’e verdiği röportajda başörtü ve türban arasındaki farkı detaylı bir şekilde anlatan Kılıçdaroğlu “Başörtüsü başı örtüyor ancak saçları tamamen kapatmıyor. Türban ise saçı tamamen kapatmak için kullanılıyor” dedi. Kılıçdaroğlu ardından Türkiye’deki başörtülü kadınlara Benazir Butto örneğini vererek örtünme konusunda Pakistan ve İran’ı model almalarını istedi.

BUTTO ÖRNEĞİ VERDİ

Kılıçdaroğlu’nun model olarak verdiği “Pakistan’ın resmi adı Pakistan İslam Cumhuriyeti. Adında bile islam olan ülkenin eski başbakanı Benazir Butto’nun örttüğü türban değil başörtüsü. Saçlarının bir kısma gözüküyordu. İran da İslam Cumhuriyeti. Orada da kadınlar saçlarının bazı bölümlerini gösteren başörtüsü takıyor” sözlerine sivil toplum kuruluşları, CHP’li Milletvekilleri ve başörtü yasağı savunucularından büyük tepki geldi.

GURUR KIRICI BİR ÇIKIŞ YAPTI

• Prof. Ömer Çaha: Halk, Kılıçdaroğlu’ndan başörtüsü sorunun çözmesini beklerken, o genç kızların başındaki başörtüsünü açmayı hedefliyor. Türkiye’ye karşı bir saygısızlıktır bu. Çok gurur kırıcı bir çıkış. İran’da devlet zorla örtüyor. Bizdeki geleneksel örtüde de başın bir bölümünü açık bırakma şekli yok. İran’da geleneksel olarak başın ön tarafı açık olacak şekilde örtünüyor. İran herkesin başı bütünüyle kapatacak bir örtüden yana.Pakistan’da zorla bir uygulama yok. Onların içerisinden birini çekip bir model olarak göstermek yanlış. Türk halkının geçmişi ile dalga geçmek olarak nitelendiriyorum. Stargazetesi

03 EKİM 2010, PAZAR
CHP, artık yüzüncü yıl marşını bestelemelidir

CHP'nin yeni yüzü yazar Enver Aysever ile röportaj yaptıktan sonra manşete karar vermekte zorlandım. Çünkü Aysever aslında CHP'de değişimi simgeleyen pek çok başlık verdi. 'Rakel Dink özgür değilse biz de özgür değiliz' diye ezber bozmakla kalmadı, sabahları okullarda ant içtirmeye karşı olduğunu da söyledi. Aysever, milliyetçilikten uzaklaştıkça büyüyeceğini düşündüğü CHP'nin yoluna 10'uncu değil 100'üncü yıl marşını besteleyerek devam etmesi gerektiği görüşünde.

Yıllardır kitaplar yazıyor. Edebiyat ödülleri alıyor, televizyonda tartışma programlarına imza atıyor Enver Aysever. Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu'yla birlikte yürüyor. Ona inanıyor, kendi kafasındaki 'enternasyonal sol'un Türkiye'de Kılıçdaroğlu'yla hayata geçirileceğini düşünüyor. CHP Parti Meclisi üyesi Aysever, röportajında CHP'lilerden duymaya alışık olmadığımız cümleler kurdu. Aysever'le CHP'ye katılma nedenlerini, nasıl bir CHP düşlediğini konuştuk.
- Önce Türkiye'de merkez sağ ve merkez sol konuşulmaya başlandı. 'Sol' kısmını konuşalım istiyorum...
Sol üçe ayrıldı. Biri, dünyadaki iktisadi saldırı karşısında milliyetçileşti ve bunun adı ulusalcılık oldu.
- Bunun Türkiye'deki karşılığı kim?
Sosyal Demokrat Halkçı Parti'den sonra Cumhuriyet Halk Partisi. Ama CHP, yine de kitle partisi olması nedeniyle farklılıkları içinde barındırdı. İdeolojik ve üst yönetim olarak, yani Deniz Baykal, Onur Öymen, Mustafa Özyürek çizgisi Türk-laik ve homojen bir yapıyı tarif etti. Bunun da her seçimde yüzde 20'yi geçemeyeceği görüldü. Bence burada ciddi bir ideolojik sorun var. İkinci grup, 'liberal sol' denen aslında basbayağı soldan vazgeçip, küreselleşmeyle savrulanlar. Üçüncüsü ise benim kendimi içinde saydığım halen Türkiye'de karşılığı neredeyse hiç olmamış olan 'enternasyonal sol.' Bu üçe bölünmüşlük aslında Türkiye'nin zihin haritasının entelijansiyasını kurdu. AKP'yi, bu soldan devşirme liberaller dilsizlikten bir dile taşıdı.

CHP, MÜZAKERECİ KİMLİK KAZANMALI
- Kılıçdaroğlu'ndan ne bekliyorsunuz?
Bence şunu yapmalı. En azından ben şunun için buradayım. Kılıçdaroğlu'ndan beklediğimiz cumhuriyetçi partiden sosyal demokrat partiye dönüşmüş CHP'yi Batı tipi özgürlük talep eden bir sosyal demokrat parti yapması. Yani sadece sınıfsal değil, bireyin de ön planda olduğu dil, din, inanç özgürlüklerini de savunan, anayasal dengeye bağlayan, yerel yönetimleri güçlendiren, örgütlü toplumu talep eden bir CHP...
- Başbakan ve Kılıçdaroğlu çok özlenen bir fotoğraf verdi. Artık CHP eskisi gibi hırçın muhalefet yapmayacak diyebilir miyiz? Yani taşın altına elini koyan bir parti olacak mı?
CHP'nin artık onuncu yıl marşıyla alabileceği bir yol yoktur. CHP, Kemal Bey'in kişiliğinde yüzüncü yıl marşını bestelemeye talip olmalıdır. Oradaki yeni toplumsal armoniyi gören bir parti olmalıdır.
- Yüzüncü yıl marşında ne olmalı?
Bir kere CHP'nin hiçbir müzakereden kaçmayan, yani hem AB ile hem Erdoğan'la, hem BDP ile her alanda müzakere eden, masada olan, olduğunda da kendi fikirlerini ısrarla savunan, ama hak verdiği yerde, 'Haklısınız, biz de elimizi taşın altına koyuyoruz' diyebilecek gerçek Batı tipi bir müzakereci kimlik kazanmalıdır. Hep ben haklı olamam, siyaset böyle bir şey değil. Haklılığınızı savunan ama ikna olmaya hazır bir duruş sergilemelisiniz. Bu müzakereye açık yapı, zaten Kılıçdaroğlu'nun kimliğinde var.

KALEMLE SİLAH ARASINDA KALEMİN TARAFINDAYIM
- Yakın geçmişe bakarsak, CHP nerede yanlış yaptı?
Eğer Hrant Dink özgür değilse, Türkiye'de hiç kimse özgür değildir. CHP, artık bunu savunmalıdır. Ben isterdim ki Deniz Baykal, 'Hepimiz Ermeniyiz' diyen grubun en önünde yürüyen kişi olsaydı. Rakel Dink onun koluna girseydi, sistemin değil, demokrasinin teminatı olarak onu görseydi. Elif Şafak ile Orhan Pamuk'a 301. maddeden dolayı yumurta atanların tarafında duran CHP'nin aslında Türkiye'de olmasının da bir anlamı yoktur. Elif Şafak ve Orhan Pamuk'a göğsünü siper eden bir CHP'ye ihtiyaç vardır. Benim gibi düşünmesine gerek yok. Ama kalemle silah arasındaki ilişkide ben kalemin tarafındayım. Yani ben Kemal Kerinçsiz'in temsil ettiği hukuk değerlerinin yanında değilim. CHP'nin de bu tarifi yapması lazım. CHP, milliyetçilikten uzaklaştıkça büyür.
- Bu süreçte Kemal Kılıçdaroğlu olsaydı, CHP bu duruşu sergilemez miydi? Sonuçta bir de etkin kadrolar var ki, hala CHP içinde hakimiyetini sürdürüyor...
Böyle olmazdı. Algı yönetimi diye bir şey var. Nihayetinde algı yönetimi genel başkanın tutumuyla şekillenir. Genel başkanın yaptığı, kamuoyunu dönüştürecek bir tutum olarak algılanır. Bakın başka bir sorun daha var. 'Ne mutlu Türküm diyene' meselesi... Mustafa Kemal'in bunu dile getirdiği dönemde devrimci bir söylemdi. Çünkü dünyada ırkçılığın yürüdüğü bir ortamda 'Ne mutlu Türk doğana' diyebilirdi. Öyle demedi, 'Ne mutlu Türküm diyene' diyerek buradan bir millet yarattı. Bunu ilerici bir adım olarak görmek gerekir. Ve o güne aittir. 21. yüzyıla geldiğimiz zaman Büyükanıt'ın 'Sözde değil özde demokrasi' sözünün arkasından 'Ne mutlu Türküm diyene' gibi otoriter bir anlayışın dillenmiş olması talihsizliktir. Biz 'Ne mutlu Türküm' söyleminin ötesinde bir adım atmalıyız. Ayrışmayı değil, birleşmeyi sağlayan bir tutum takınmalıyız. 'Türküm, doğruyum, çalışkanım' diye başlayan meselenin de artık çocukları okul bahçesinde toplayıp, askeri bir nizam içerisinde bütün bir toplumu kışlaya benzeterek uygulanması doğru değildir.
- Sabahları 'ant okutulmamalı mı?
Kız çocuklarını bile böyle bir baskı altında tutan zihniyetin tarafında olamaz CHP ve sosyal demokrat zihniyet. Gelişmiş birey zaten kendi etik ölçülerini ortaya koyar. Bir ant gereksinimi cumhuriyetin kuruluşunda yurttaşlık bilinci yaratmak için gerekli olabilir ama bugün internetin, cep telefonlarındaki iletişim organizasyonunun geldiği boyutlara baktığınız zaman zaten toplumda bir ahlaki çözülme varsa bunu sabahları çocukları tıkıştırıp, askeri bir nizam içerisinde tüm Türkiye'yi garnizona dönüştürerek yapamazsınız. Orada bir ileri adım atmamız gerekir. Demokrasiyi bütün kurumlarıyla işler hale getirmek için bir başka dile ihtiyaç var ve işte o dil Kemal Kılıçdaroğlu'nun bugün temsil etmesi beklenen dildir. Andımız yerine Rakel Dink'in 'sevgilim' diyen mektubunu okutmalıyız belki de. Bir bebekten katil yaratan düzeni sorgulatacak bir metindir o.

DÜŞÜNCELERİMİ CHP'DEN KAÇ KİŞİ DESTEKLİYOR BİLMİYORUM
- Bu röportajdan sonra ne tepki alacağınızı benimle paylaşırsanız sevinirim, merak ediyorum gerçekten. Siz böyle düşünen kaç kişisiniz?
Bilmiyorum. Ben bu röportajda kendini yazar olarak ifade etmiş biri olarak CHP'ye katılma gerekçelerim ve beklentilerimi dillendiriyorum. Bunu sadece size değil, Kılıçdaroğlu'na da dillendiriyorum. CHP'den kaç kişi tarafından bu düşüncelerin desteklendiğini bilmiyorum ama toplumdan gelen ilgi ve onay beni heyecanlandırıyor.
- Hiç umutsuzluğa düştüğünüz bir dönem oldu mu CHP'ye girdiğinizden beri? Çünkü CHP'nin ezberini bozan cümleler bunlar... Üstelik parti içinden belki de tepki göreceksiniz bunları söylediğiniz için, değil mi?
Evet, belki de birilerinden tepki görebilirim. Ama ben bunları söylemek ve böyle olacağına inandığım için Kılıçdaroğlu'nun yanındayım. O yoksa ben de yokum, bunu rahatlıkla söyleyebilirim.
- Kadrolar yeniden şekillense, kimler olmalıdır yeni CHP'de?
Bence yeni CHP şöyle olmalı. Sezgin Tanrıkulu CHP'nin milletvekili ya da Diyarbakır'ın Belediye Başkanı olmalı. Mehmet Bekaroğlu, CHP'de siyaset yapabilip, muhafazakarların da vicdanını temsil edebilmeli. Aysel Çelikel, laiklerin yeni dünya görüşünün temsili olarak burada olmalı. Süleyman Çelebi mutlaka bulunmalı. Sosyalist solun önemli isimleri mutlaka Meclis'e taşınmalı.
- Hiç Ahmet Altan'ları, Mehmet Altan'ları saymıyorsunuz ama?
Bizim ideolojik zeminimiz çok şükür sağlam. Ben herkes olsun demedim dikkat ederseniz. Solcu olması gerekmiyor ama solun vicdanını taşıyacak, birlikte yaşama kültürünü savunacak kişiler bizimle olmalı.
- İlhan Kesici istifa etti. Bir kaynama var mı partide? Devamı gelir mi istifaların?
Hiç sanmıyorum, kişisel bir karar.

Türbanlı kadın rol modelimiz değil ama...
- Türban meselesine gelmek istiyorum, o konuda da görüşlerinizi merak ediyorum. Kılıçdaroğlu, bu meseleyi de Başbakan'la birlikte çözmek için girişimde bulundu. Ancak daha önce CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne itirazında kendisinin de imzası olması bir güven problemi olarak şekil buluyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Dün Anayasa Mahkemesi'ne götürerek sandıkta yenilgiye uğradıysak, bugün çözümü getiriyoruz. Türban meselesini biz neo-liberal politikalar üreten, liberal siyasetçilerin ya da Tayyip Erdoğan'ın diliyle tartışmayacağız. Biz türbanlı kadınlarımızı rol model olarak topluma önermiyoruz. Bunun altını çiziyorum. 'İnsanların giyim kuşamına karışmak ayıptır' diyoruz. Arada fark var. Biz böyle bir cumhuriyet kadını tipi hayal etmiyoruz. Ama kendini böyle konumlandıran insanları da reddetmiyoruz.
- Nasıl çözeceksiniz?
Benim kanaatim türban sorununun çözümü gayet basittir. YÖK'ün ortadan kalkmasıyla başlayacaktır. YÖK ortadan kalkacak, üniversiteler, öğretim üyeleri ve öğrencilerin önüne sandık koyacak, kendi rektörlerini kendileri seçecekler. Mütevelli heyetler kurulacak. Eğer o okulda ibadethaneye ihtiyaç varsa, mütevelli heyet bunu çözer. Eğer cemevi, kilise ihtiyacı varsa onu da tespit ederler. Düşünce özgürlüğünün önündeki engeli de kaldırmakla yükümlü olurlar. Hemen bugün yapalım, ne türban sorunu kalır ne özgürlük sorunu... Anayasada bağlama tarifi yaparak bunu çözemezsiniz.

CHP, Başbakan'ı işgal kuvvetleri komutanı olarak görmekten vazgeçmeli
- Endişeler de değişti. Baykal dönemine baktığımızda endişenin adı laiklikti. Kılıçdaroğlu, geçen hafta Berlin yolunda gazetecilere 'Laiklik ile ilgili bir endişemiz yok' dedi. Yeni endişenin adı ne?
Laiklikle ilgili bir endişemiz yok ama otoriterlikle ilgili bir endişemiz var. CHP, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı işgal kuvvetleri komutanı olarak görmekten vazgeçmeli. Bence Kılıçdaroğlu'nun topluma verdiği en önemli mesaj bu. Recep Tayyip Erdoğan, Anadolu coğrafyasının yetiştirdiği bir siyasetçi. Biz onu dindar olduğu, muhafazakar siyaset yaptığı için değil, biz onu otoriter bir dil kullandığı için eleştiriyoruz. Mağdurken, zalim olduğu için eleştiriyoruz.

İPEK ÖZBEY
ipek.ozbey@aksam.com.tr

Erdoğan Kılıçdaroğlu'nu Fena Yakaladı
03 Ekim 2010
Başbakan Erdoğan, CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu'nun başörtü sorunu ile ilgili önerdiği İran modeli çözümüne sert cevap verdi.
AK Parti Genişletilmiş İl Divan Toplantısı'nda konuşan AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Yıllarca, toplumu kışkırtmak için, ayrıştırmak için, sanal korkularla toplumu tehdit etmek için, 'Türkiyeİran oluyor' korkusunu pompalayan CHP, bugün döndü dolaştı, Türkiye'nin başörtülü kızlarına İran modeli örtünmeyi tavsiye eder hale geldi'' şeklinde konuştu.

Ak Parti İl Danışma Meclisi toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu'nun başörtü sorunu ile ilgili önerdiği İran modeline verdiği cevap şöyleydi:

"Önceleri İran'ı molla rejimiyle eleştiren daha sonrada Türkiye'nin İran olacağı korkusunu pompalayan CHP'yi, şimdi de başörtüsünü İran modeliyle çözen CHP'yi gördük. Herşeyi kahkul ve perçeme indirgediler tek dertleri buymuş. Bir özgürlük meselesini, bir perçem, bir zülüf meselesine dönüştürenler üniversite eğitimi için bekleyen genç kızlarla istihza etmek, alay etmek değildir de nedir. Bu ülkeninDiyanetİşleri Başkanlığı var.

Örtü üzerinden siz bir dayatma yapamazsınız. Bunu görüştüğüm zaman kendilerine de söyledim.

İnanç özgürlüğü, eğitim özgürlüğü... Bu meseleyi çözmek kadar doğal ne olabilir? Ama çarkedecekseniz, yine genç kızların umuduyla oynayacaksanız lütfen bu meseleye girmeyin. aktifhaber

İster türban de ister başörtüsü
Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr

İŞTE sonunda CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da bu geyiğe katıldı.

O da “türban” ile “başörtüsü” ayrımı yapmış...

Kemal Bey ve onun gibi düşünenlere göre...
“Başörtüsü” ile “türban” arasında şu türden farklar var:
“Başörtüsü” saçın bir kısmını açık bırakır ama “türban” tamamını örter.
“Başörtüsü” anneannelerimizin örtüsüdür ama “türban” sonradan ortaya çıkmıştır.
“Başörtüsü” yerlidir ama “türban” yabancı...
* * *
Diyelim ki öyle... Diyelim ki bunların hepsi doğru...
O zaman bunları söyleyenlerin...
Kılık kıyafet konusunda “ille de yerli olsun” diye tutturmaları...
Anneanneleri ya da dedeleri gibi giyinmeleri...
Ve de nerelerin nerelere kadar örtüneceğine karışabileceğine ses etmemeleri...
Gerekmez mi?
Aslında ortada bir isimlendirme sorunu falan yok...
Adına ister türban diyelim, ister başörtüsü, hiç önemli değil...
Önemli olan şu:
Sen üniversite çağına gelmiş bir genç kızın kılık kıyafetine karışmaya kendinde hak görüyor musun, görmüyor musun?
* * *
Biraz kışkırtıcı olacak ama ben şu “başörtüsü / türban ayrımı geyiği”nin saçmalığıyla ilgili şunu söyleyeceğim:
“Ben başörtüsüne karşı değilim, türbana karşıyım” demek i
_________________
Bir varmış bir yokmuş...


En son Alemdar tarafından Cmt Ekm 09, 2010 7:41 pm tarihinde değiştirildi, toplam 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et AIM Adresi
Alemdar
Site Admin


Kayıt: 14 Oca 2008
Mesajlar: 2377
Konum: Avustralya

MesajTarih: Sal Ekm 05, 2010 9:53 pm    Mesaj konusu: Önderimiz Önder baba Alıntıyla Cevap Gönder

Devlet Bahçeli,
Başörtüsü Yasağının -Üniversiteler Haricinde- Devamını Niçin İstiyor?


Murad Salih



MHP, “Türk Milliyetçiliği” temelinde yükselen bir parti...

Milliyetçiliğin psikoloji mi yoksa ideoloji mi olduğu tartışmasını atlayarak söyleyecek olursak...

İdeolojisinin “Türk Milliyetçiliği” olduğunu açıkça beyan eden bir parti...

Türkiye’de resmî nüfus sayımlarında “anadil”ini “Türkçe olarak beyan edenlerin oranı yüzde 93... (1)

Yani Türkiye’de yaşayan nüfusun yüzde 90’dan fazlasının etnik kökeni Türk...

Yine Türkiye nüfusunun en az yüzde 91’i Sünnî Müslüman (Hanefî ve Şafiî)... (2)

Sünnî Türklerin tamamı Hanefî mezhebine bağlı...

Araştırma verilerine göre, Alevî-Bektaşî-Şiî inancında olanların Alevî-Bektaşî-Şiî inancında olanların toplam nüfusa oaranı yüzde 2-3 civarında... (3)

Alevî-Bektaşî-Şiî inancında olanların etnik kökeni ise, -içlerine sızmış kripto Ermeni ve kripto Yahudi (sabetaycı)ları saymazsak- yüzde seksenden fazlası Türk kalanı Kürt ve Zaza...

Alevî-Bektaşî inancında olan Türk kökenlilerin büyük çoğunluğu seçimlerde CHP’yi destekliyor...

Bu kesimden MHP’ye oy veren yok gibi...

Kars ve Iğdır ile İstanbul Halkalı civarında yaşayan Şiî Türkler ise, bir kaç seçimdir ekseriyetle AKPye oy veriyor...

Bu ne demek?

Şu demek:

- MHP’ye sadece Türkler oy veriyor ve MHP’ye oy veren kitlenin tamamına yakını Sünnî (Hanefî)...

Bunu teknik olarak şöyle ifade edebiliriz:

- MHP’nin dayandığı (oy aldığı) kitlenin tamamı etnik olarak Türk ve tamamına yakını dinî olarak Sünnî (MHP içinde yüzde, binde oranlarıyla ifade edilemeyecek kadar küçük bir Şamanist grubun olduğunu varolduğunu biliyoruz. Küçük bir Şiî grub da MHP’ye oy veriyor olabilir) dir...

Peki...

Türban veya başörtüsü yasağı bu ülkede kimlere karşı alındı?..

Etnik kökeni her ne olursa olsun bu ülkede yaşayan Sünnî hanımlara karşı...

“Sünnî hanımlar” derken bu ülkenin kadın nüfusunun en az yüzde 91’inden sözediyoruz...

Gözükara bir azınlık...

Bu ülkenin kadınlarının yüzde 91’inin uyması gereken dinî bir kurala uymasını yasaklıyor... (4)

Uyarlarsa hiçbir okula alınmayarak öğrenim haklarından...

Hiçbir resmî kurumda çalıştırılmayarak çalışma haklarından mahrum bırakılarak “cehalete ve açlığa terkedilme cezası”na çarptırılıyorlar...

Hem de tam bir yargısız infazla...

Kaç türlü haksızlık ve hukuksuzluk içiiçe...

Ceza hukukunun temel prensiplerinden biri nedir?

“Kanunsuz suç ve ceza olmaz”...

TC’nin ceza kanunlarında kadınlar için “Tesettür” yasağı ve bunun için öngörülmüş herhangi bir ceza var mı?

Yok...

Peki bu ülke kadınlarının en az yüzde 91’ini mağdur eden bu yasağı ve cezayı hangi şerefsizler icadetti...

28 Şubat’ı yapan NATOCU darbeciler ile onlara yardım ve yataklık eden sivil siyasetçi ve bürokratlar...

Şimdi mevsim değişti...

AB-D’nin Ortadoğuda yürüttüğü sinsi işgal ve yağma politikalarının aksamadan yürümesi için, Türkiye nüfusunun etnik ve dinî çoğunluğunun ağızlarına bir parmak -içine uyuşturucu katılmış- bal çalınması gereği doğdu...

YÖK’ün türban konusundaki hamaratlığı bu yüzden...

CHP’nin yeni genel başkanı Kılıçdarağlu’nun Brüksel’de ince ayara tabi tutulmasından sonraki ikircikli tavırları da bununla bağlantılı...

O sebepten bu sebepten...

Bu ülke kadınlarına uygulanan haksız bir yasak ve buna bağlı vahşî cezaların en azından üniversitelerde kalkıyor olması bile iyi bir gelişme...

Çünkü bu gelişme...

En temel hakları bile göz göre göre gaspedilen kızlarımızın buna karşı yıllardır kırılamayan direniş iradelerinin bir sonucu...

Onlara analarının ak sütü kadar helâl (Türkiye’deki Sünnî erkeklerin bu konuda -başörtü takmak ve balon uçurup kıytırık bir iki slogan atmak gibi- şaklabanlık düzeyini aşmayan eylemleriyle iyi bir sınav vermedikleri gün gibi ortada)...

***

Şimdi CHP’yi aldı bir telaş: Bu iş burada kalmaz!

Ya?..

İlköğretimden başlayarak çalışma hakkını elde etmeyi de kapsar...

Kapsasın...

Öğrenim ve çalışma hakları en temel ve en genel haklardan değil midir?

Siz neden korkuyorsunuz?

Diyeceğiz...

Ama...

CHP’nin ıkınıp sıkınıp söyleyemediklerinin tamamını MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli bakın nasıl açık açık söylüyor:

- “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, üniversite öğrencilerinin kılık kıyafet nedeniyle eğitimden mahrum bırakılmasının düşünülemeyeceğini,AK Parti ve CHP'nin samimi olmaları durumunda bu sorunun kalıcı çözüme kavuşturulması için geniş tabanlı mutabakat zemini oluşturulması çabalarına partisinin tam destek ve katkı vermeye hazır olduğunu belirtti. Sadece üniversitelerde başörtüsü özgürlüğüne destek vereceklerini ifade etti.” (5)

Burada anahtar cümle şu: “Sadece üniversitelerde başörtüsü özgürlüğüne destek vereceklerini ifade etti.”

“Sadece Üniversitlerde”...

Ya gerisi?

Haksızlığa, hukuksuzluğa, zulme devam...

Sünnî (Hanefî) hanımlar büluğ çağından itibaren evleri dışnda “tesettür” ölçülerine uymak zorundalar...

Bu Sünnî (Hanefî) hanımlar için dini bir vecibe/gereklilik...

Yani mesele yalnızca “öğrenim hakkı”, “çalışma hakkı” değil; aynı zamanda “din ve vicdan özgürlüğü” meselesi...

Bu konuda CHP’nin karın ağrısını anlamak kolay...

Neticede onlar da oylarının çoğunu Sünnî kökenli insanlardan alıyorlarsa da; CHP’ye oy veren bu kitlenin Sünnîliği “köken”den ibaret kalmış vaziyette...

Bu kitleye, 86 yıldır süren İngiliz patentli “devşirme” projesininin başarılı sonuçları da diyebiliriz...

Sam Amca’nın kendine benzettiği siyahî Tom Amca’lar gibi...

Peki MHP’ye ne oluyor?..

“Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanım” diyen bir gelenekten gelen MHP, bu konuda Türklüğünden de Müslüman geçmişinden de utanan/nefret eden monşerleşmişlerin partsi CHP’den de daha ileri niçin gidebiliyor?

Nüfusunun yüz’de 91’inin Türk olduğu bir ülkede yüzde 15’ler civarında oy almaktan sıkıldı da...

Harakiri mi yapmaya karar verdi?

Yukarıda tablosunu verdiğimiz Türkiye nüfusunun etnik ve dinî yapısı ve bu yapı içinde MHP’nin dayandığı kitlenin etnik ve dinî kökenlerine bakılırsa...

Evet..

MHP Lideri sayın Bahçeli’nin , siyaseten intihara karar veren bir partinin lideri gibi konuştuğu açık...

Dipnotlar:

1-) “TÜRKİYE’NİN DEMOGRAFİK TAHLİLLERİNDEKİ İKİ VAHİM YANLIŞ-2-“ , Ali Haydar Can, Bkz:
http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=712

2-) “TÜRKİYE’NİN DEMOGRAFİK TAHLİLLERİNDEKİ İKİ VAHİM YANLIŞ-3-“, Ali Haydar Can, Bkz: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=712

3-) Agm.

4-) Bu Konuda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görüşü şöyle: “Cahiliye devrinde başını örten kadınlar, başörtülerini enselerine bağlar veya arkalarına salıverirlerdi. Allah Teâlâ, bu ayetle, İslâm’dan önceki bu adeti kesinlikle yasaklayarak mü’min kadınların -kendiliğinden görünen hariç- zinetlerini, zinet yerlerini açmamalarını ve başörtülerini; saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun, gerdan ve göğüslerini iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmalarını emretmiştir. (..).5 3- ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLMAYAN KISIMLAR (..) “Yüz ve bileklere kadar eller” olarak tefsir edilmiştir.6 4- ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLAN KISIMLAR (..) kadınların, istisna dışında kalan zinetlerini ve zinet yerleri olan saç, baş, boyun, kulak, gerdan, göğüs, kol ve bacakların örtülmesi olarak anlamışlar ve bunlardan herhangi birini açmalarının caiz olmadığı hükmünde ittifak etmişlerdir.” Fetvanın tamamı için Bkz: http://entellektuel.s4.bizhat.com/viewtopic.php?t=175

5-) “MHP'den Başörtüsüne Şartlı Destek”, 09 Ekim 2010, Aktifhaber.


Türban CHP'de tarihi bir kırılma yaratabilir
Gülay GÖKTÜRK
gokturkgulay@yahoo.com
8 Ekim 2010

Olayın hukuki boyutu konusunda iddialar muhtelif.

Bir kısım hukukçu YÖK'ün o ilk yasak kararını kaldırmasıyla türban yasağının kendiliğinden kalkacağını çünkü gerek Anayasa Mahkemesi'nin gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yasağı destekleyen kararlarının YÖK'ün aldığı o ilk karara bağlı olduğunu söylüyor. Yani, YÖK eski kararından vazgeçtiği anda yasak da kendiliğinden kalkacak. Bir kısım hukukçu ise bu işin sadece YÖK'ün bir kararıyla çözülemeyeceği, yasal değişiklik yapılması gerektiği görüşünde. Hatta BDP bu konuda harekete geçti bile.

Ama ister YÖK kararı, ister yasal çözüm söz konusu olsun, işin püf noktasının CHP'nin tutumu olduğu belli: Eğer CHP konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürmezse 30 yıldır cebelleştiğimiz türban yasağının bir çırpıda halledilmesi işten bile değil.

İşin güzeli, bu konuda Kılıçdaroğlu'ndan olumlu sinyaller geliyor. Milliyet'ten Fikret Bila'nın şu satırları sorunun çözümüne hiç de uzak olmadığımızı gösteriyor: "Kılıçdaroğlu, türban konusunda CHP'nin çizgisini tamamen değiştirmiş görünüyor. Türbanın Anayasa Mahkemesi kararıyla engellendiğini anımsattığımızda, 'Anayasa'da veya YÖK Yasası'nda yasaklayıcı bir hüküm yok. Konu, Anayasa Mahkemesi'ne götürüldüğü için bu karar çıktı' değerlendirmesini yaptı. Bu yaklaşım Kılıçdaroğlu'nun bu yöndeki düzenlemeleri Anayasa Mahkemesi'ne götüren eski CHP çizgisini benimsemediğini, onaylamadığını gösteriyor..."

Zaten, Kılıçdaroğlu'nun Bila'ya yaptığı bu açıklamanın hemen ertesinde CHP'den yapılan açıklamada da, "CHP'nin, YÖK tarafından İstanbul Üniversitesi'ne gönderilen ve kız öğrencilerin türbanlı olsa bile derslere girebilmesinin önünü açan yazısına karşı bir adım atmayacağı ve sessizlik politikası izleyeceği" belirtiliyor.

Tamam, bu yöntem türban sorununu çözer. Ama acaba CHP'nin sorununu çözer mi?

Açıkçası ben bu "sessizlik politikası" denen şeyin CHP açısından ne akıllıca olduğunu düşünüyorum ne de uzun zaman sürdürülebileceğini...

"Sessizlik politikası", CHP'nin türban konusunda aktif karşıtlık politikasından pasif destek politikasına geçmesi anlamı taşıyor. Peki Kılıçdaroğlu yönetimi, kendisine geniş kitleler nezdinde büyük puan kazandırabilecek bir konuda, neden aktif tutum almak yerine pasif destekle yetiniyor? Elbette ki kendi içindeki "aktif karşıtları" azdırmamak için... Ama "sessizlik politikası"nın bu konuda hiçbir işe yaramayacağını çok kısa bir sürede görecekler. Yarın öbür gün, Arıtman-Serter-Arat Grubu'nun verilen pasif desteği de CHP'nin tarihi misyonuna ihanet olarak nitelediğini göreceğiz. İşte o zaman Kılıçdaroğlu ekibi "Ne İsa'ya ne Musa'ya yaranamamak" gibi bir durumla karşı karşıya kalmaktansa bir seçim yapmaya zorlanacak:

Ya parti içindeki "yeminli türban düşmanlarına" karşı açıktan mücadele etme ve türban yasağının kaldırılması konusunda aktif tutum alma (hatta öncülük etme) çizgisine geçecek ve böylece yaptığı siyaset değişikliğinin meyvelerini seçim sandığında tam olarak toplama imkanına kavuşacak ya da yeminli türban düşmanlarıyla siyasi hesaplaşmayı göze alamayıp "sessizlik politikası" denilen pasif destek çizgisinden de vazgeçerek eski pozisyonuna geri dönecek.

Kılıçdaroğlu'nun bu kritik noktada hangi yolu seçeceği ise bir hesap kitap işi...

Fanatik türban karşıtlarının hem parti teşkilatındaki güçlerinin hem de CHP'nin geleneksel seçmen kitlesi içindeki ağırlıklarının doğru hesaplanmasına dayanıyor.

Hesabın ikinci kısmı daha kolay; zira CHP seçmeni de bu toplumun bir parçası; bu toplumdaki hakim atmosferden etkileniyor ve halkın yüzde 70'inin baş örtüsü yasağına karşı olduğu bir ortamda, CHP seçmeninin çoğunluğunun baş örtülü genç kızları on yıllardır inleten bu zalim yasağın yanında yer alacak kadar taş kalpli olduğu düşünülemez.

Dolayısıyla, yeni CHP yönetimi için asıl kritik mesele, parti teşkilatı içindeki güçler dengesinin gerçekçi bir değerlendirmesini yapmaktır. Malum, hele hele CHP gibi bir partide teşkilatı kaybetmek, her şeyi kaybetmektir; yani göze alınamaz bir risktir. Eğer yeni yönetim, Arat-Arıtman-Serter çizgisinin parti teşkilatına hakim olan esas çizgi olduğu tespitini yaparsa farklı davranacak; bu fanatik çizginin -sesi çok çıkmakla birlikte- aslında sanıldığından daha zayıf olduğu tespitini yaparsa daha cesur davranacak.

Benim Kılıçdaroğlu'na tavsiyem, bu hesabı yaparken kendisini parti yönetimine taşıyan dalgayı iyi değerlendirmesidir. Parti içindeki statüko bir kez sarsıldığında, parti teşkilatına yüzde yüz hakim zannedilen Baykalcılar'ın nasıl küçük bir azınlık olarak kaldıklarını hatırlaması, başkanlık için aldığı büyük desteğin parti içindeki değişim talebinin yansıması olduğunu görmesidir.

Özetle, türban konusu CHP içinde tarihi bir kırılma yaratabilir. Ve bu kırılma, CHP'nin anakronik Kemalist çizgisiyle esaslı bir hesaplaşma sürecinin başlangıcına dönüşebilir.

Eğer gelişme böyle olursa, ortaya çıkan fayda türban sorununun çözülmesinden çok daha büyük bir faydaya dönüşmüş demektir, bu da işin bir başka boyutu...

Bugün
_________________

CHP'li Arısoy'dan Ezber Bozan Çıkış
07 Ekim 2010
CHP'li İzmir İl Genel Meclisi Üyesi Mehmet Arısoy, partisine yönelik demokrasi manifestosu gibi çıkış yaptı.
CHP'li İzmir İl Genel Meclisi Üyesi Mehmet Arısoy, partisine yönelik demokrasi manifestosu gibi çıkış yaptı. Daha önce de şehirdeki temizlik hizmetlerini eleştirdiği için parti içindeki okları üzerine çeken Arısoy, başörtüsü yasağı konusunda değişimi savundu. Türkiye'nin artık eskisi gibi yönetilemeyeceğini belirterek, baskı rejimlerinin tarihe karıştığını vurgulayan İl Genel Meclisi Arısoy, önümüzdeki günlerde değişim sürecinin hızlanacağını ve kimsenin mani olamayacağını dile getirdi. Yeni bir toplumsal anlaşmanın oluştuğunu kaydeden Arısoy, "Herkes savaş istese de savaş bitecek. Türkiye'de barış şartları oluştu, onun gerekleri yerine getirilecek. Kürtçe konuşmayı yasaklamaya kalktılar, oldu mu? Olmadı. Anadilde öğrenim yasağı da olmayacak. Başörtülü kızlar üniversitelere girecek. Aleviler, çocuklarını istedikleri gibi eğitecek. İbadethaneleri kabul görecek, düşünce ve inanç özgürlüğü gelecek." dedi.

Değişime ayak uyduranların, sağlıklı bir şekilde büyüyebileceğini kaydeden Mehmet Arısoy, 12 Eylül darbesinden sonra kurulan Anavatan Partisi'ni örnek gösterdi. Partinin, bir dönem değişimle birlikte geliştiğini, sonra çöktüğünü hatırlatan Arısoy, aynı akıbetin CHP için de geçerli olduğunu belirtti. Değişimin toplum tarafından yapılabileceğini kaydeden Arısoy, Avrupa Birliği'ne üyeliğe hazırlanan Türkiye'de değişimin önüne geçilemeyeceğini şu sözlerle ifade etti. "Bazı siyasetçiler değişim istiyor da Türkiye ondan değişiyor, istemezlerse değişmezmiş gibi bir anlayışın tartışılıp durduğunu görüyoruz. Şu anda var olan bütün siyasi partiler toplanıp anlaşsa ve, 'Biz değişim istemiyoruz!' diye bağırsa, hepsi birden batar."

"Sıcaklığı 100 dereceye çıkmış suyun kaynamasını önleyebilir misiniz?" diyerek Türkiye'nin değişim sürecini anlatan CHP'li Mehmet Arısoy, kendi sorusunu şu sözlerle cevapladı: "Eğer Türkiye'nin nüfusunu yeniden 15 milyona indirir, ihracaatını 2 milyar dolara çeker, adam başına geliri 500 dolara düşürür, cep telefonlarını, interneti ve televizyonları iptal eder, fabrikaları yakar, yabancı yatırımcıları kovar, turistlere kapıları kapatır, Avrupa'dan ve dünyadan çekilirseniz belki değişimi durdurursunuz."
aktifhaber

Önderimiz Önder baba
Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com
5 Ekim 2010

Barış Yarkadaş diye bir arkadaş var... İsmine, arada sırada, internet sitelerinde tesadüf ediyorum... Bir internet sitesinin de sahibi yahut üst düzey yöneticisi.

İşbu Yarkadaş, Kılıçdaroğlu’na yakın bir arkadaşımızdır.

Düzeyini, çapını, derinliğini bilmem ama sıkı ve sahih bir CHP’lidir. Gürsel Tekin’le de “kankalık” durumları vardır. Gürsel Tekin, yakın bir zamana kadar düşüncelerini, pardon sövgülerini, bu arkadaşın sitesinde yayınlardı; anakronik solcuların bile tükettiği kavramlarla “emek, barış, sosyal devlet” edebiyatı yapardı. Parti içinde etkin bir konuma yükselince yazarlığa ara verdi, hepimizi kurtardı.

Barış Yarkadaş’ın bir hususiyeti de şu:

Doğrucu bir arkadaş...

Lafını hiç sakınmıyor... “Kankalık ilişkileri” mucibince ağzına geleni söylüyor ve bilmediğimiz hususlarda bizleri aydınlatıyor.

Parti içinde olup bitenleri merak edenler Barış Yarkadaş arkadaşın yazıp çizdiklerine bakabilirler.

Ben baktım, aydınlandım... “İyi ki böyle açık sözlü arkadaşlar var” dedim.

Hem de kafam karıştı.

Kafa karışıklığı şu:

Barış Yarkadaş arkadaşımız, Baykal’ın “kongre” isteğiyle patlak veren parti içi çekişmelerle ilgili uzunca bir yazı yazmış. Özetleyecek değilim... Tüzük meselesiyle ilgili bir kavga yaşanıyormuş şu sırada partide; gizli toplantılar, adam ayartmalar, el altından yollanan ültimatomlar, genel başkanın bilgisi haricinde il başkanlarından alınan imzalar, kulisler, tezviratlar...

Fakat, bu kavgada kim kimin rakibi, kim kimin taraftarı, onu çözemedim.

Kılıçdaroğlu kim?

Önder Sav nerede duruyor?

Gürsel Tekin kime trampa yapacak?

Baykal’ın kongre isteği ne anlama geliyor?

Başlangıçta, Baykal’ın, istikbaldeki genel başkanlığının altyapısını oluşturmak için “kurultay” önerisini ortaya attığını düşünüyordum. Meğer yeni tüzüğün uygulanmamasından kaynaklanan bir sıkıntıyı dile getiriyormuş. Bir derdi de, Önder Sav’ı yemekmiş... Belki de Kılıçdaroğlu’nun “kolay lokma” olduğunu, Önder Sav unsurunu bertaraf ettikten sonra işlerin daha kolaylaşacağını düşünüyordur, bilemiyorum. Günahını almayalım yine de...

Bitti mi?

Hayır.

Partiye, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Kongrenizde tüzüğü uygulamaya koymayacağınıza dair bir gündem maddesi yok, ama buna rağmen gündeme almadan iptal kararı vermişsiniz” mealinde bir uyarı yazısı gelmiş. Ama Önder Sav, bunu Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’ndan gizlemiş. Durum Baykal’ın ihbarıyla ortaya çıkmış, filan...

Kafamı karıştıran husus şu:

Koskoca CHP tüzüksüz mü yönetiliyor?

Peki, bu nasıl olabiliyor?

Barış Yarkadaş arkadaşın yazısı sadece “kafa karıştırıcı” değil; aynı zamanda aydınlatıcı.

Bakın ne yapmış Önder Sav!

Kılıçdaroğlu’nun il başkanları toplantısından bir gün önce, bazı il başkanlarını 14. kattaki odasında gizlice toplamış, bir güzel el öptürmüş, sonra da “Cumartesi günü bildiri yayımlayacak ve kurultay istemiyoruz diyeceksiniz” diye ültimatom vermiş.

Diyor ki Barış Yarkadaş: “Parti biat kültürüne mahkûm ediliyor. CHP’de el öpme geleneği ve biat kültürü var mı?”

Ben de diyorum ki, “Olmaz mı? Biat kültürünün kralı CHP’de var...”

Hadi, Milli Şef’in önündeki el öpme kuyruğunu saymayalım... Bazı eskimiş değerlere biat CHP’nin varoluş gerekçesidir. “Laik teokratik devlete ve tek parti umdelerine biat...”

El öpenleri çok olsun, “Önder baba” da bir geleneği yaşatıyor ve bence çok iyi ediyor.

Türban dönemecinde Kılıçdaroğlu ve CHP politbürosu
Oral ÇALIŞLAR
oralcalislar@gmail.com

Referandum kampanyası boyunca, “Türbanı biz çözeriz” diyen (ama somut bir çözüm projesi ortaya koymayan) CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hâlâ, parti politbürosunun ve bugüne kadar katılaştırılmış laiklik taraftarlarının baskısı altında. Parti politbürosunun “Türban tek başına olmaz, bunu bir paket halinde çözeceğiz” söylemi, geleneksel ve tipik bir CHP politbürosu söylemi, yani tipik bir çözümsüzlük söylemi.
Kılıçdaroğlu’nun zaman zaman çözüme yönelik olarak kendine göre bazı çekingen adımlar atmayı deneyip sonra birden suskunluğa yönelen davranış çizgisini bu çerçeve içinde anlamaya çalışmakta yarar bulunuyor.
***
Dün başörtüsü açısından yine hareketli bir gündü. İstanbul Üniversitesi’nde şapkayla derse giren bir kız öğrencinin dersten zorla çıkarılması üzerine YÖK Başkanlığı’na verdiği dilekçe yeni bir uygulamaya neden oldu. YÖK Başkanlığı üniversite yönetimine başörtülü öğrencilerin derslerden çıkarılamayacağı anlamına gelen bir genelge gönderdi.
CHP’nin YÖK yönetiminin genelgesi karşısında sessiz kaldığını ve sürecin yargıya taşınmadığını gördük. (Baykal CHP’si böyle durumlarda son derece ‘atak’ davranışlar sergilerdi.) Milliyet gazetesinden Fikret Bila, CHP’nin bu tutumunu Kılıçdaroğlu’nun, “Anayasa ve YÖK yasasında başörtüsünü yasaklayan bir hüküm yok” sözlerine bağladı.
CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay konuya itiraz etmediklerini doğrularken, konunun yasal alandaki çözümünde yine eski anlayışı sürdüren bir yaklaşım ortaya koydu. Okay, başörtüsünü, dokunulmazlık ve YÖK gibi konularla bir paket halinde ele almak istediklerini ifade etti. Benzer bir açıklamayı bundan kısa süre önce Kılıçdaroğlu’nun “sorunu çözeriz” açıklamasının ardından Kemal Anadol da yapmıştı.
Kılıçdaroğlu’nun süreci okuma biçimiyle CHP politbürosunun açıklamaları arasındaki farklılık, (bazı kesimler bu farklılığı önemsemese de) dikkat çekecek bir hale geliyor. Ne olursa olsun, CHP’nin içinde başörtüsü yasağının çözümüne direnmeye niyetli ciddi bir odağın var olduğu kesin.
***
Bir önceki yazımda, Canan Arıtman, Nur Serter ve Necla Arat’ın başörtüsü konusundaki son tepkilerini ve değerlendirmelerini aktardım. Başörtüsü konusundaki direncin sembol isimleri konumunda olan bu üç ismin tepkilerinin ve psikolojilerinin incelemeye değer olduğunu söyledim.
Benim, üçü de kadın olan bu milletvekillerine gönderme yaparak başörtüsü konusunu aktarmama CHP’li veya CHP çizgisine yakın olduğunu düşündüğüm bazı okurlarımdan tepkiler geldi.
Özel bir kastım yoktu. Gazeteciler onlarla konuşmuştu. Doğru da yapmışlardı. Sonuçta bu üç isim sorunun doğrudan muhatabı olacak kadar etkili bir geçmişe sahip.
Neyse mesele zaten yalnızca onlarla sınırlı değil. Üniversite kapılarında başı örtülü kız öğrencilerin uğradıkları aşağılanmanın birinci dereceden sorumlusu o dönemdeki YÖK elitiydi. Üniversiteye egemen olan darbeci, militarist,
aşırı milliyetçi, otoriter unsurlar, Kürt çocuklarını “anadil seçmeli olsun” dedikleri için üniversiteden kovup polise teslim ederken, başörtülü kızları
da kapıdan kovuyorlar, dışlıyorlar ve aşağılıyorlardı. Bütün bunları da, bir ‘ideolojik mücadele’, hatta ‘kutsal bir dava’ havası içinde yapıyorlardı.
İnsan haklarına aykırı, dışlayıcı bir anlayışın bu kadar uzun bir süre boyunca “kadın özgürlüğü” ambalajı içinde sunulmuş, birçok kadın ve erkeğin ikna edilmiş olması, bir “başarı öyküsü” olarak değerlendirilebilir. Binlerce, onbinlerce insan bunların gerçekten “modern Türkiye” için
yapıldığına inanarak bu yasakçı ortaçağ zihniyetine yıllarca destek çıktı.
Ama haksız ve otoriter bir zihniyeti temsil eden bu çizginin toplumun sağduyusu karşısında yenilgiye uğraması kaçınılmazdı... Bu zihniyetin yenildiğini onu savunanların enerjisinin tükenmesinden de görebiliyoruz... Mesela geçenlerde bir TV kanalında bir eski ‘YÖK Başkanı’nı dinledim. Hiçbir inandırıcılığının, hiçbir enerjisinin kalmadığı ve tam bir yenilmişlik psikolojisi içinde olduğu, net bir şekilde görülüyordu.
***
Türkiye’deki değişim karşısında yenilmişlik psikolojisi içinde olan kitlenin en büyük yığınak merkezi CHP’ydi.
Bu kitlenin yakın geçmişte neler yaptığını kısaca hatırlayalım: Baykal önderliğinde Anayasa Mahkemesi kapısında nöbet tuttular.
Anayasa Mahkemesi’ni Meclis’ten çıkan kanunları engelleme merkezi haline getirdiler.
Her türlü değişim ve demokrasi talebinin tutarlı bir şekilde karşısında durdular.
Baykal’ın sorunları taşlaştırma üzerine kurulu siyaset algısının tasfiyesi kaçınılmazdı.
Yani, Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına gelişi, ir ‘yenilgi’nin ürünüydü. Ama CHP’de derinlikli bir değişimin gerçekleşmesi için gereken zamanı küçümseyemeyiz.
***
Başörtüsü yasağının gerçekten çözüme doğru gittiği bu dönemde, CHP’nin çözümün parçası olmayı mı tercih edeceğini, yoksa Baykal’dan miras kalan ‘taşlaştırma siyaseti’nin mi daha ağır basacağını hep birlikte göreceğiz.
İlginç bir aşamadan geçtiğimizi söyleyebiliriz.

8 Ekim 2010 Radikal

CHP seçime giremeyebilir!
10 Ekim 2010
CHP milletvekillerinin Abant'ta yaptığı toplantıya Yargıtay'dan gelen uyarı yazısı damgasını vurdu.

Toplantının birinci gününde "uyarı yazısı"nı milletvekilleriyle paylaşan Konya milletvekili Atilla Kart, "Partimiz Yargıtay'daki hukuki belirsizlik ortadan kaldırılamazsa bu yüzden seçime giremeyebilir" dedi.

PARTİ SEÇİME GİREMEYECEK Mİ?

Kart'ın sözleri sonrası şoka uğrayan CHP'li vekiller kamp boyunca 'olası' gelişmeler üzerine kafa yordu.AnkaraMilletvekili Yılmaz Ateş, “Şu anda MYK fiilen yasadışı. Yeni tüzüğün yürürlükte olması gerekiyor. Ancak parti eski tüzüğe göre yönetiliyor" dedi. Yazının ciddiye alınması gerektiğini kaydeden Ateş, "Aceleyle yapılan yeni tüzüğü ortadan kaldırma girişimi, partimizi sıkıntıya soktu" dedi.

SAV KABUL ETMEDİ

Gerçek Gündem'in haberine göre Yargıtay'dan gelen yazının "uyarı yazısı" olmadığını öne süren Önder Sav, "Yazışmalarımız sürüyor. 7 Ekim günü bir yazı daha geldi. Ona da cevap veriyoruz. Kurultayımızda hukuki bir problem yok" iddiasında bulundu.

'SAKLAMADIM, TATİLDEYDİM'

"Yargıtay'dan gelen yazı Genel Başkan Kılıçdaroğlu'ndan saklandı" yorumuna da gönderme yapan Sav, "Yazı 22 Eylül'de geldi. O zaman tatildeydim. Bu yüzden yazıyı paylaşamadım. Saklama iddiası gerçeği yansıtmıyor" ifadesini kullandı. Ancak yapılan araştırma, Sav'ın "tatil tarihi" konusunda gerçeği söylemediğini ortaya çıkardı.

TARİHLERİ KARIŞTIRIYOR!

22 Eylül'de gelen "uyarı yazısı"nı Kılıçdaroğlu'na haber veren ilk kişi Deniz Baykal. Baykal, Kılıçdaroğlu ile 29 Eylül günü TBMM'de görüştü. Görüşme yapılırken, Sav Ankara'daCHPGenel Merkezi'ndeydi. Tatilden 26 Eylül'de dönmüştü. Ve yazı Kılıçdaroğlu'na hala gösterilmemişti. Ayrıca Sav o tarihte tatilde de olabilir. Yazıyla partideki herhangi bir hukukçu da ilgilenebilir, genel başkana bilgi verebilirdi. Bunun yapılmadığı da ortaya çıktı.

YAZIDA NE VAR?

Söz konusu yazının medyaya yansımasını da eleştiren Sav, "Biz bunları kimin sızdırdığını biliyoruz, kimlerin koridorları aşındırdığını biliyoruz" dedi.YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı'nın Siyasi Partiler Yasası'nın 10. maddesi gereği kurultayla ilgili bazı evrakları istediğini doğrulayan Sav, "Gerekli yazışmalar yapılıyor" diye konuştu.

'HALEP ORADAYSA...'

Parti içinde yeniden 'kurultay' tartışması başladığına dikkat çeken Sav, "Varsa yürekleri, kurultaysa kurultay. Halep oradaysa arşın da burada" dedi. Partide kurultaya gerek olmadığını belirten Sav sözlerini şöyle sürdürdü: "Genel başkan iradesini koydu. İl başkanları iradesini ortaya koydu. Kurultay ihtiyacının olmadığı ortaya çıktı. Tartışma böyle giderse, bunu isteyenler istedikleri yolu izleyebilirler. Ancak tartışma uzarsa parti zarar görür."

Samanyolu

Kılıçdaroğlu'na 'Yeni Çelme'
15 Ekim 2010

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “başarısını engellemek” için peş peşe tezgahlar düzenleniyor.
12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak referandum öncesi İstanbul Avcılar’da yaşanan “rahibe afişi skandalı’’na ilişkin kaleme aldığım yazıda bir tespitte bulunmuş ve ‘’Kılıçdaroğlu’na çelme takılıyor” demiştim. Yakın tarihe “rahibe afişi skandalı’’ olarak geçen gelişmenin detaylarını anlatırken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “başarısını engellemek” için peş peşe tezgahlar düzenlendiğini söylemiştim.

O tezgahlar ne yazık ki bitmedi. Kılıçdaroğlu’nu ‘itibarsızlaştırma’ operasyonu tüm hızıyla sürüyor. Bu operasyon bazı CHP’lilerce yürütülüyor. Kılıçdaroğlu’nu genel başkanlık koltuğundan indirmek isteyenler, “Seninle artık işimiz bitti” mesajı vermeye çalışıyor. Sahaya ise yeni isimler sürülüyor. 2011 Genel Seçimleri’nde milletvekili listesini “tek başlarına hazırlamak isteyenler” Kılıçdaroğlu’nu genel başkanlıktan indirme planlarını “ideolojik kılıf” altına gizlemeye çalışıyor.

Dün CHP’de yaşanan skandal, kimin hangi planlar içinde olduğunu açıkça gösteriyor.

Kılıçdaroğlu’nu ‘ilk günden beri hazmedemeyenler’ 29 Ekim Resepsiyonu’nu gerekçe göstererek, CHP Genel Başkanı’nı açıkça tehdit ediyor. CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, ortada bir ‘parti kararı’ yokken, Genel Sekreter Önder Sav’dan aldığı talimat doğrultusunda ortaya çıkıyor ve “Resepsiyona katılmayacağız” diyor. Ankara’da oturduğu halde, Sav’ın isteği üzerine yolunu dahi bilmediği Manisa’dan aday gösterilen ve üst üste iki kez milletvekili seçilen (bu da CHP’nin ayıbı) Şahin Mengü, talimatla hareket ederek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gönderdiği davetiyeyi ‘geri yolluyor.’

Cumhurbaşkanı tarafından tam 14 kez ‘şikayet edilmiş’ davalık olmuş, hapsi istenmiş ve soruşturmaya uğramış bir gazeteci olarak söylüyorum: Davetiyeyi geri yollamak, siyasi bir tavır değildir. Asgari nezaket ölçüleri içinde değerlendirilemez. En hafif deyimle ayıptır. Bu tavır, CHP’yi büyütmez.

Şahin Mengü ile Muharrem İnce’nin dün ortaya koyduğu tavır, CHP’nin nasıl bir ‘akıl tutulması’ içinde olduğunu göstermesi açısından da önem taşıyor. Gül’ün davetiyesini geri gönderen, resepsiyona katılmayacağını açıklayan iki vekil, o halde neden daha üç gün önce Gül salona girerken TBMM’de ayağa kalktı? Üç gün içinde ne değişti de Gül’ün resepsiyonuna gidilmemesi gerektiğini ‘düşündüler.’ Abdullah Gül, üç gün içinde mi değişti? Gül’ün cumhuriyetin değerleriyle problemi olduğu yeni mi fark edildi?

Bu düşüncenin sebebi, sakın Önder Sav’ın odasında ÇARŞAMBA GÜNÜ YAPILAN GİZLİ TOPLANTI olmasın… Sav, Çarşamba günü Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası, Kemal Anadol, Hakkı Suha Okay ve Muharrem İnce’yi odasına çağırarak ne yapmaları gerektiğini açık açık anlattı. ‘Görev bölüşümü’nü yaptıktan sonra, her zamanki gibi ‘geri çekildi.’ Kılıçdaroğlu’nu itibarsızlaştırma operasyonu için ‘siyaseten üstü olan’ Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay’a da talimat yağdırdı. İlk görev ise Mengü’ye verildi. Davetiyeyi geri yollayacağını açıklayan Mengü’den hemen sonra bu kez devreye Muharrem İnce girdi. İnce, Kılıçdaroğlu’nun gazetecilerle yapacağı toplantı öncesi basın mensuplarına “Resepsiyona katılmıyoruz” dedi.

Bu tavır, Kılıçdaroğlu’nun toplantısını ‘sabote’ etmeye yönelikti. Çünkü; Kılıçdaroğlu, Radisson Otel’de düzenlenen toplantıda, gündem değiştirecek açıklamalar yapacak ve ‘iktidar hedefi’nin yol haritasını açıklayacaktı. Ancak öyle olmadı. Sav’ın talimatıyla konuşan İnce, Kılıçdaroğlu’na, daha doğrusu CHP’ye ‘büyük bir çelme’ taktı.

Peki ne uğruna?

Tabii ki; ‘önemsemiyorum’ dediği koltuk uğruna… Çünkü; Muharrem İnce, Hakkı Suha Okay, Kemal Anadol ve ÖNDER SAV, Kılıçdaroğlu’nun ‘milletvekilliği listelerini ön seçimle belirleyeceğim’ açıklamasının hemen ardından büyük bir panik yaşamaya başladı. Saydığım isimlerin tamamı, kesinlikle ve kesinlikle bir ‘ön seçim’ istemiyor. ‘Ön seçim’ yapıldığı taktirde, listelerden çıkamayacaklarını düşünüyorlar. ‘’Yaklaşan tehlike’’yi görenler, Kılıçdaroğlu’na ‘fren yaptırmak’ için “ideolojik kavga veriyorlar” görüntüsüne girmeye çalışıyor. Koltuk sevdası, CHP’yi büyük bir krize sürüklüyor. Bir daha milletvekili olamayacakları korkusunu yaşayan Sav ve ekibi, “Cumhuriyet’in ve CHP’nin sahibi pozları’’na giriyor. Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının “İkinci Cumhuriyetçi” olduğu yalanı el altından piyasaya sürülüyor. Sav ise, “CHP’nin hafızası - büyük hukuk adamı’’ olarak takdim ediliyor.

Peki hiç sormazlar mı? Kılıçdaroğlu sizin iddia ettiğiniz üzere, ‘‘İkinci Cumhuriyetçi” ise, ‘CHP’nin hafızası’ Önder Sav, bunu bilmiyor muydu? Bunu hiç biriniz mi fark etmediniz? Yoksa, her zaman yaptığınız gibi ‘’Canım koltuğa oturalım da gerisi fark etmez” mi dediniz?

Bir kere şunu söylemek gerekiyor: Kılıçdaroğlu, Sav ve çevresinin iddia ettiği gibi, İkinci Cumhuriyetçi değil… Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet’in değerlerine bağlı bir isim. Bunu konuşmaya dahi gerek yok. Sav ve arkadaşları, ‘türban’ üzerinden bir tartışma yaratıp Kılıçdaroğlu’nu ‘teslim almak’ istiyor. Muharrem İnce ve Şahin Mengü de bu operasyonda rol üstleniyor. Parti tabanının desteğinin alınabilmesi için de “Bakın biz cumhuriyet değerlerini savunuyoruz” deniliyor.

Eğer Sav ve arkadaşları cumhuriyet değerlerini savunuyorsa, bunun yolu o değerleri yaşatmak için iktidar olmayı gerektirir. İktidar olabilmenin temel yollarından biri de “parti içi demokrasi” ve “ön seçim’’dir. Sav ve arkadaşları, neden ‘ön seçim’den kaçıyor. Önder Sav, Abant’ta neden “Ön seçim olmaz’’ diyor? Bunun anlamı, CHP’yi, delegesine dahi güvenmeyen bir grubun yönettiğidir.

Eğer Sav ile arkadaşları, kendilerine çok güveniyor ve “CHP’nin sahibi biziz” diyorsa, neden kurultaya gitme cesaretinden yoksunlar? Bakın, günlerdir yazıyorum. CHP önümüzdeki günlerde büyük bir krizle karşı karşıya kalacak. Yargıtay’ın başlattığı soruşturma tamamlandığında, CHP belki de ‘kapatma davası’na muhatap olacak. 23 Mayıs’taki kurultayda, ‘Yeni tüzük’ü erteletmek için Siyasi Partiler Yasası’na aykırı bir değişiklik yaptırtan Önder Sav, ‘hiçbir şey yokmuş’ gibi davranarak, CHP’yi bir felakete sürüklüyor. Genel Sekreterlik makamını kaybetmemek adına, Yargıtay’ın soruşturmasını Kılıçdaroğlu’ndan saklayan Sav, hukuki açıdan sıkıştığını hissedince, yeni planlar devreye sokuyor. Çünkü; belki de kısa bir süre sonra, CHP’nin, ‘’kurultayını dahi yapamayan’’ bir parti olduğu açığa çıkacak.

Bugüne kadar –Deniz Baykal’ın da katkılarıyla- CHP tabanını susturan, baskı altına alan, konuşturtmayan Sav, artık siyaseten yolun sonuna geldiğini görüyor. Kurultayda yaptırttığı hatanın, affedilemez ve kabul edilemez olduğunu biliyor. Bu yüzden, hem koltuğunu kaybetmemek, hem de Kılıçdaroğlu’nu rahat yönetebilmek adına, aba altından sopa gösteriyor. Muharrem İnce gibi milletvekilleri, TV’de Kılıçdaroğlu’nu tehdit ediyor.

Mesele aslında çok açık:

CHP’de yaşanan bir ‘’ideolojik kavga değildir.” Sav, ‘ön seçim’de kararlı olan Kılıçdaroğlu’nu ‘zaptu rapt’ altına almaya çalışıyor. Bunu da ‘cumhuriyetçilik’ kılıfıyla örtmeye çabalıyor. Yargıtay’ın soruşturmasını gizleyen ve partisinin başını belaya soktuğunu fark eden CHP Genel Sekreteri, “kavga ortamı’’ yaratarak, olan – biteni saklamaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu’nun genel başkan adaylığına ilk günden beri itiraz eden, Baykal’a “Kemal’den genel başkan mı olur?” dedikten sonra kendisinin genel başkan olmak istediğini deklare eden Önder Sav, hayaline kavuşmak için ‘vaktin geldiği’ni düşünüyor. Sav’ın planına göre, önce Kemal Kılıçdaroğlu koltuktan indirilecek. Yerine ise Hakkı Suha Okay ya da Muharrem İnce getirilecek. (Haluk Koç da bu plana dahildi, devre dışı bırakıldı) Bir sonraki aşamada ise, koşullara bakılacak. Koşullar uygunsa, Sav Cumhurbaşkanı adayı olacak. Yok eğer koşullar uygun değilse, Önder Sav, CHP Genel Başkanlığı ile yetinecek.

Ancak tüm bunların olabilmesi için, Kılıçdaroğlu faktörünün ortadan kaldırılması, itibarsızlaştırılması, hakkında şaibe yaratılması gerekiyor. Hakkında “Kukla Genel Başkan” görüntüsü yaratılmaya çalışılan Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin’i yardımcısı yaparak, bu tezgahın bir ayağını boşa çıkardı.

Ancak kavga henüz bitmedi…

Kaynak:Gerçekgündem

"Yıllarca 'babam hafız' demeye utandım"
17 Ekim 2010



"‘Babam hafızdı’ demeye utanırdım” diyen en önemli yazarlarımızdan Adalet Ağaoğlu'dan çarpıcı itiraflar: Elinde tespih olanı küçümsüyordum. Cumhuriyetin ilk kuşağı olarak böyle düşünmem gerektiğini sanıyordum

Erdinç Akkoyunlu'nun haberi

İslam’ın cumhuriyetten beri küçümsendiğini belirten Adalet Ağaoğlu, babasının hafız olduğunu söylemeye utandığı dönemleri anlattı.

BÖYLE DÜŞÜNMEM GEREK SANIYORDUM

‘Başörtülüler kamuya giremez’ ve ‘Cumhurbaşkanı’nın eşi türbanlı, oraya gitmem’ sözlerini sakıncalı bulan ünlü edebiyatçı, “İslam cumhuriyetten beri küçümseniyor. ‘Babam hafızdı’ demeye utanıyordum. Eli tespihli adam gördüğüm zaman, onu küçük görüyordum. Oralardan geliyorum. Cumhuriyetin ilk kuşağı olarak böyle düşünüyordum. Böyle düşünmem gerektiğini sanıyordum. 1960’ta da ‘Ordu millet el ele’ diyenlerdendim. Fakat darbeden sonra; darbecilerin yaptıklarını görünce iğrendim ve ürktüm. Annem de başörtülü bir insandı. Hatta ben okula başlayacağım zaman annem teyzeme ‘Nallıhan’a giderken bu kızın başını örtecek miyiz’ diye sormuştur” diye konuştu.

DÜN BAŞKA BUGÜN BAŞKA SÖYLÜYOR

Anayasa referandumuna ‘evet’ diyen aydınların başında yer alan Ağaoğlu ‘başörtüsü ve çözüme yönelik siyasilerin açıklamalarıyla ilgili de şunları söyledi: “Yıllardır sorun haline gelen türban meselesinde, yasağa karşıyım. ‘Başörtülüler kamuya giremez’ ve ‘Cumhurbaşkanı’nın karısı türbanlı, oraya gitmem’ denmesini çok sakıncalı buluyorum. Başörtülüler kendi haline bırakılsa, küçük görülmedikleri ve itilip kakılmadıkları için daha sağlıklı bir yol arayacaklardı. Boğaziçi’nde herkes girdi çıktı, kıyamet mi koptu? ‘Başları örtülü mü değil mi’ diye bakmasızın onları okula almak lazım. Öyle bir sistem kurulsun istiyorum. Kılıçdaroğlu ‘Biz çarşafı çözceğiz’ dedi. Buyur çöz bakalım. Bugün böyle söylüyor başka gün başka türlü söylüyor.”

Adalet Ağaoğlu, "bu memleket benim. Kendi dilimde yazıyorum. Anadilimde daha iyi yazıyorum. İngilizce yazıp da, başka dile çevrilmeyi bilmiyorum. Kendi anadilimde yazabiliyorum. Ekmek param da burada, her şeyim burada.” diye konuştu.

CHP ülkedeki değişime ayak uyduramadı

CHP’nin kendisini topluma tümüyle mal edemediğini belirten Ağaoğlu, “Türkiye’nin toplumunun değişimine ayak uyduramadı. Hep kendini üstün ve en üstte görüyor. Kuruluşu neyse aynen öyle gidiyor. Hep yanlış karta oynuyor. Bütün mesele, değişimi iktidar partisinin yaratması. İktidar partisinin yaptığı her şey, onlara göre kötü. İktidar olsa, CHP o zaman ne yapacak? Kapıdan emir mi verecek yine. CHP, iktidar olamama telaşı ile yanlış karta oynuyor. CHP, Cumhuriyet resepsiyonu hakkında bile bir görüş oluşturamıyor. Gideriz, gitmeyiz diyorlar. Önce iç meseleleri halletsinler. Kendileri doğru dürüst yolları seçsinler. Başörtüsü konusu da dahil eskiye yaranacağız yeniye yaranacağız diyerek bu iş olmaz” dedi.

Boğaziçi’nde herkes girdi kıyamet mi koptu

Genç kızların iki türlü baskı altında olduğunu söyleyen Ağaoğlu, “Hem aile baskısı, hem de toplum baskısı var. ‘Okula başörtüsü ile git’ diyen var, ‘gitme’ diyen var. En yakın arkadaşı başı açık giriyor, başörtülü kız üzülüyor. Başı açık giren de, arkadaşı giremiyor diye üzülüyor. İnsan onuruna ne aykırıysa o kalksın ortandan. Serbest bırakılsın. Boğaziçi’nde herkes girdi çıktı, kıyamet mi koptu?. Bu anayasa meselesidir. Darbe anayasası değişsin. 1982 Anayasası’nda herkes emir kulu. Bu böyle olmaz. Anayasayı değiştirmeyi, bunun için istiyoruz. Anayasa değişmezse neler olabileceğinin romanını yazabilirim” dedi.

Star gazetesi

BU SANCIYLA CHP, EN AZ "ÜÇÜZ" DOĞURUR. YAKINDA DOĞACAK "ÜÇÜZLER"E / SAV, BAYKAL VE KILIÇDAROĞLU CHP’SİNE HAZIR OL ASLAN SOSYAL DEMOKRAT!
15 EKIM 2010
Nicedir söylüyoruz, artık rüzgâr (bu Kılıçdaroğlu'nun kongre ve sonrası estirdiği rüzgâr değil) tersten esiyor. Siz konjonktür deyin, başkaları mukadderat desin farketmez.
.
CHP, ne yapıp edip -Kılıçdaroğlu'nun yapamadığı ama yapmaya çalıştığı gibi- değişirse zaten "politbüronun CHP'si" olmaktan çıkıp (örneğin "Avrupa tipi sol" olmak yolunda) bambaşka bir şey olacak! Ancak olsa da, ol-a-masa da farketmiyor. Zira mutlaka ve muhakkak bölünecek! Bölünmesini de "MHP'ye operasyon yapılıyor, tasfiye edilecek" şeklinde bir operasyon olarak algılamamak gerek. Operasyonu konjonktür/mukadderat yapacak!

Baykal, (elbette bizce) sonuçları itibariyle "yeni devlet" (dolayısıyla AKP) lehine zamanı gelince -ki zamanı gelmek üzere- CHP'yi karıştıracak. Önder Sav, zaten kendisine biat etmiş teşkilatlarla partiyi parmağında oynatıyor. Kılıçdaroğlu ise bu iki blok dışında "hariciler"e dönen partiden kopuk ama dönüp dolaşıp çaresizlikten oyveren kısmi "taban" desteğiyle üçüncü bir grup.

CHP, değişse de, değişmese de; 10. yıl marşındaki "asr-ı saadet"e yapışıp kalsa da, kalmayıp yeni bir sol anlayış ortaya koyarak yükselişe geçse de fark etmez. CHP küçülmeye, bölünmeye, etkisizleşmeye ve mümkünse yok olmaya -malesef- mahkûmdur. Zira bu haliyle taş çatlasa, % 20 ila 25'tir, ki bu oran hiç bir oyunu kurmaya yetmiyor. Bir de ikiye, üçe bölünürse herkesin tuttuğu elinde kalacak demektir.

Ya da şöyle söyleyelim: Herhalde dünya siyaset tarihinde bir ilk nevinden "genel başkanın açıklaması partiyi bağlamaz" diye açıklama yapan milletvekilleri, genel başkanına -farklı niyetle/saikle gerçekleşmişse bile- "dur lan önce ben inecem!" dercesine hareket yapan genel başkan yardımcıları, "en son kemal bey duyar" dedirten açıklamalar yapan grup başkan vekilleri, hele de "herkesi ters köşeye yatıran" (!) böyle bir genel sekreteri oldukça CHP, "küçülmeye, yok olmaya" zaten mahkûmdur.

(..)
http://odatvninatladigihaberler.blogspot.com/2010/10/bu-sanciyla-chp-en-az-ucuz-dogurur.html

CHP'NİN UMUDU BU MU
Mehmet Ali Güller
17.10.2010



CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kemal Derviş’le iki saatlik özel bir görüşme yapması herkesi şaşırttı! Derviş’in “Bize destek olmanızı bekliyoruz” diyen Kılıçdaroğlu’na “Ne isterseniz emrinizdeyim” dediği kamuoyuna yansıdı. (Milliyet, 16 Ekim 2010)

Aslında Kılıçdaroğlu’nun Derviş’le buluşmasından şaşırılacak bir şey yok. Çünkü Derviş, CHP’de yeni dönemde etkin pozisyonlara getirilen ekip üyeleri nedeniyle, zaten CHP’nin en tepesinde!

DERVİŞ EKONOMİYİ ÇÖKERTTİ

Atlantik merkezli 2001 krizinin sözde çözüm mimarı olarak ABD’nin ülkemize ihraç ettiği Derviş, anımsanacağı gibi “en yetkili bakan” olarak Türkiye’yi serbest piyasa ekonomisiyle bütünleştirmek adına kamu ekonomisini ortadan kaldırdı! Bununla yetinmeyen Derviş, önce DSP’yi böldü, ardından da AKP’yi iktidara getiren 3 Kasım 2002 seçimlerinin önünü açtı. Bu arada altını çizmekte yarar var; Derviş DSP’yi bölerken birlikte parti kurma sözü verdiği ekibi de yüzüstü bıraktı ve CHP’ye geçti!

Derviş bir dönem milletvekilliği yaptıktan sonra, Türkiye’den ayrıldı ve BM Kalkınma Programı’nın başkanlığına getirildi. Derviş şu anda, ABD’de, Demokrat Parti’nin kontrolü altındaki Brooking Enstitüsü’nün “küresel ekonomi ve kalkınmadan sorumlu” genel başkan yardımcılığını yapıyor.

Derviş’in 2001 krizi sonrası ekonominin başına geçtiğinde kurduğu ekibin önemli isimleri, Kılıçdaroğlu döneminde CHP’de etkili pozisyonlara getirildiler.

DERVİŞ’İN HAZİNE MÜSTEŞARI: FAİK ÖZTRAK

Örneğin Faik Öztrak! CHP İstanbul Milletvekili Faik Öztrak, 22 Temmuz 2007 genel seçimleri öncesinde milletvekili adayı olurken bile CHP tabanında ciddi soru işaretleri taşıyan bir isimdi. Derviş’in “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” çerçevesinde birlikte çalıştığı isimlerden biri olan Faik Öztrak o dönemde Hazine Müsteşarı olarak atanmıştı.

Öztrak bu görevinin ardından TÜSİAD-Koç Üniversitesi Ekonomik Araştırma Forumu direktörlüğü yaptı. Öztrak’ın dikkat çeken bir diğer çalışması da Avrupa Politikaları Çalışmaları Merkezi için yazdığı Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğini savunduğu makalelerdi…

Kılıçdaroğlu’nun Kurultay konuşmasında AB üyeliğini bir çağdaşlaşma projesi olarak savunmasında Öztrak’ın büyük rolü var.

Öztrak’ın AB savunuculuğunun temelini aslında dünya sermaye piyasalarıyla bütünleşme çizgisi oluşturuyor. Bakınız Faik Öztrak 2004 İktisat Kongresi’nde ne diyor: “Türkiye’nin uluslararası sermayenin alıştığı boyutta bir oyun alanına kavuşacağının en önemli teminatlarından bir tanesidir Avrupa Birliği üyesi olmasıdır”.

Acaba diğer teminatlar neler?

Bu konuda bir ipucu Öztrak’ın, CHP’nin AKP dönemi en önemli başarısı sayılan 1 Mart tezkeresine bakış açısı olabilir mi acaba? Öztrak 12 Eylül 2006 tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde “1 Mart dersleri” başlıklı makalesinde tezkerenin reddini her iki ülkenin, Türkiye ve ABD yetkililerinin hatalarına bağlıyor!

Aslında Öztrak’ın ekonomik duruşunu anlamamızı sağlayacak en önemli özelliği, 2008 yılında Mustafa Koç, Ferit Şahenk ve Zeynep Göğüş’le birlikte Bildergberg toplantısına katılmış olmasıdır…

İşte bu özelliklere sahip Faik Öztrak, Kılıçdaroğlu’nun yeni CHP’sinde önce PM üyesi, sonra MYK üyesi ve Genel Saymanı oldu!

DERVİŞ’İN DÜŞÜNSEL TAKIMINDAN HURŞİT GÜNEŞ

Derviş’in ekibinde yer alan ikinci önemli isim de Hurşit Güneş’tir.

İktisatçı Hurşit Güneş, CHP’nin Altı Ok’u reddeden 70’lerdeki ideologlarından Turan Güneş’in oğludur. Güneş, Kemal Derviş’in Asaf Savaş Akat, Deniz Gökçe, Taner Berksoy’la birlikte “düşünsel takım”ında yer almaktadır.

Hurşit Güneş sonuna kadar serbest piyasacıdır! 19 Eylül 2008 tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde, üstelik serbest piyasacılı